İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından düzenlenen ve zeytin, zeytinyağını ana ürün grubu olarak bünyesinde barındıran Türkiye’deki tek uluslararası ihtisas fuarı olan 11. OLIVTECH – Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı, 23 – 25 Mayıs tarihlerinde Fuar İzmir’de düzenlendi. Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin (UZZK) desteğiyle gerçekleştirilen fuarı, Türkiye’nin 33 şehrinden 6 bin 923 yerli ve Amerika Birleşik Devletleri’nden Belçika’ya, İtalya’dan Fas’a dünyanın dört yanındaki 57 ülkeden bin 624’ü yabancı olmak üzere 8 bin 547 kişi ziyaret etti. OLIVTECH Fuarı’nda; üretici, ithalatçı, distribütör, gıda sektörü firmaları, şişe ve ambalaj üreticileri ve makine üreticileri başta olmak üzere 11 ilden katılımcı yer aldı. Fuar kapsamında Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Kuzey Afrika’dan Türk devletlerine kadar birçok ülkeden, toplam 210 profesyonel yabancı ziyaretçi de düzenlenen B2B programı ile katılımcılarla ticari görüşmeler yaptı. Sofralık zeytinden dolum tesislerine ve paslanmaz çelik depolara kadar birçok alanda dünyada söz sahibi olan makine üreticileri, fuarda birçok iş birliği anlaşmasına ve satışa imza attı. İlk iki gün yalnızca sektör profesyonellerine açıkken son gün halka da açılan fuarda; akademisyenler, uzmanlar, şefler, sanatçılar ve sektörün önde gelen isimlerinin katılımıyla birçok söyleşi de düzenlendi. Ziyaretçiler, tadım etkinliğinde zeytinyağı ile ilgili doğru bilgileri edinme fırsatı buldu.
İzmir Kahve Fuarı binlerce ziyaretçi ağırladı
100 yılı aşkın süredir kahve ticaretine ve kahve kavurma makinesi üreticilerine ev sahipliği yapan İzmir, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TACTFAIR iş birliği ile 23-26 Mayıs 2024 tarihleri arasında düzenlenen İzmir Kahve Fuarı – Kahve, Kahve Ekipmanları ve Sarf Malzemeleri Fuarı ile sektördeki konumunu pekiştirdi. İzmir Kahve Fuarı hem sektör profesyonellerine hem de kahve tutkunlarına sunduğu yenilikçi çözümler ve etkinliklerle, kahve sektörünün geleceğine ışık tuttu. Fuarın ilk iki günü yalnızca sektör profesyonellerine ayrıldı. Profesyoneller, kahve makinalarından yeşil çekirdeğe, sütten şuruba, mobilyadan danışmanlık hizmetlerine kadar geniş bir yelpazede ürün ve hizmet sunan katılımcılarla buluşma fırsatı yakaladı. Sektör temsilcileri, hem yurt içi hem de yurt dışından iş bağlantıları kurarak yeni iş birliklerine imza attı. Fuarın son iki gününde kapılarını kahve meraklılarına açan etkinlik, büyük ilgi gördü. Fuar, ikinci yılında 42 ilden ve 27 ülkeden toplam 9 bin 365 kişi ziyaret etti. Profesyonel ziyaretçiler ve kahve severlerin fuara olan ilgisi, İzmir Kahve Fuarı’nın önemini bir kez daha ortaya koydu.
Sektörün önde gelen isimleri Şerif Başaran, Sam Çeviköz, Atilla Narin, Orkun Üstel, Aykut Yaşar, Atahan Kaygusuz, İsmail Gökcan, Serkan Özkan ve Funda Açıkgöz bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Fuar, kahve ve kahve ekipmanları sektörünün gelişimine yönelik çözümler sunarak, özellikle ekipman anlamında güçlü olan Türkiye’nin ihracatçı sektör paydaşlarına yeni pazarlar bulma fırsatı sundu. Fuara katılan firmalar, uluslararası alanda iş bağlantıları kurarak ihracat potansiyellerini artırma imkanı da buldu. Fuar katılımcıları ve sektör profesyonelleri, fuarın, gelecek yıllarda daha büyük katılımlarla sektöre olan katkısını artırarak devam ettireceğini dile getirdi. – İZMİR
]]>Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen Türkiye ve AB Arasında Şehir Eşleştirme-II: Yeşil Bir Gelecek İçin Eşleştirme Hibe Programı dahilinde İspanya’nın Selva (Mayorka) Belediye Başkanı Juan Rotger Segui, Selva Belediyesi Meclis Üyeleri Manuel Jose Barredo Enrique, Ana Maria Rotger Mestre, Beatriz Lechuga Tortella, Proje Koordinatör Yardımcısı Esperença Devis, Selva Belediyesi Tarım Müdürü Joan Toni Gual Mir, zeytin ve zeytinyağı üreticisi Jose Rotger Garau, Ziraat ve Orman Mühendisi Bernat Barcello Perello, İletişim Şefi Julia Frau Martorell ve Avrupa Konseyi Zeytin Ağacı Kültür Rotası Temsilcisi Konstantinos Kaisaris’ten oluşan heyet, Edremit Ticaret Odası’nı ziyaret etti. Meclis salonundaki sunumların ardından heyet, Zeytinyağı Duyusal Analiz Tadım Laboratuvarı’na geçti. İspanyol ve Yunan zeytinciler, burada Duyusal Panel Test Lideri Zülal Taçar’ın sunumuyla bölgenin zeytinyağları ile tadım yaptılar. Bölgenin çeşidinin karakteristik özellikleri ve üretim proseslerinin tanıtıldığı tadım programında, coğrafi işaretli ürünlerin ayırt edici özellikleri de tanıtılarak tadım yaptırıldı.
Selva Belediye Başkanı Juan Rotger Segui, “Zeytinyağının üretimiyle ilgili o çok yüksek kalitede ürünler olduğunu burada gözlemleyebilme şansına sahip olduk. Edremit bölgesinin bu ürünlerini görme şansına sahip olduk. Gerçekten burada çok misafirperverlikle çok iyi bir şekilde karşılandık. Çok da mutluyuz buraya gelmiş olmaktan” dedi.
Kaliteli Türk zeytinyağlarını deneyimleme fırsatı bulduklarını ifade eden Segui, “Tadım sonucu olarak biz çok meyvemsi, çok yüksek kaliteli aromalara sahip zeytinyağına şahit olduk. Bizim İspanya’daki zeytinyağımız da benzer şekilde bu seviyelerdeki aromalara, meyvemsi tatlara ve kalitelere sahiptir. İyi zeytinyağı üretimiyle ilgili olarak yerel yönetimin, Edremit Belediyesi’nin gerek üretim tesisleri gerek diğer bütün tesisleri ve kadrolarıyla birlikte çok başarılı bir iş ortaya koyduğunu gözlemleme şansına sahip olduk” dedi.
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin, “Bugün Edremit Belediyesi’ne misafir olan İspanya Mallorca Adası’ndan Selva Belediye Başkanı ve yanındaki ekibi ağırladık. 10 kişilik bir ekip. İçerisinde belde belediye başkanları da var, üreticiler de var ve belediye çalışanları da var. Öncelikle Edremit Ticaret Odası’nı kendilerine tanıttık. Arkasından bizim coğrafya işaretli ürünlerimizin tanıtımı oldu. Odamızda Balıkesir Üniversitesi’nden, Edremit Zeytincilik Yüksekokulu’ndan Tuğba Abacigil de bölge hakkında kendilerine bilgi verdiler. Daha sonra Türkiye’deki 9 duyusal analiz laboratuvarından bir tanesi olan Edremit Ticaret Odası Etolab Duyusal Analiz Laboratuvarı’na geldik ve burada bir tadım paneli gerçekleştirdik. Bölgemizin kaliteli zeytinyağlarından kendilerine tadım imkanı sağladık ve oldukça keyifli bir tadım panelinden sonra güzel hatıralarla kendilerini buradan uğurladık” dedi. – BALIKESİR
]]>Aydın’ın önemli tarım ürünlerinden olan ve ‘sarı altın’ olarak bilinen zeytinyağındaki ihracat yasağın kaldırılması için 20 oda ve borsanın temsilcileri ortak bildiri yayınladı. 1 Ağustos 2023 tarihinde dökme ve varilli zeytinyağı ihracatına getirilen yasağın 10 aydır kaldırılmamasının Türk zeytinyağı sektörünü olumsuz etkilediğine dikkat çekilen bildiride dökme ve varilli zeytinyağı ihracatındaki yasağın hemen kaldırılması talep edilirken Ege İhracatçı Birlikleri’nde (EİB) zeytin ve zeytinyağı sektöründeki sorunların değerlendirilmesi, üretim ve ihracatın önündeki engellerin azaltılması yönelik görüşlerin değerlendirildiği toplantıya katılan Aydın Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Maraş, zeytinyağı ihracatının önünün açılması gerektiğini vurguladı. Aydın Sanayi Odası, Aydın Ticaret Borsası ve Aydın Ticaret Odası’nın da imzalarının yer aldığı ortak bildiri sonrasında değerlendirmelerde bulunan Başkan Maraş; “Zeytinyağı sektör temsilcilerinin değerlendirmeleri kapsamında, önümüzdeki sezona 200 bin ton zeytinyağı stoğu devredilecektir. Bu miktar, iç piyasanın talebini rahatlıkla karşılayacağı gibi, zeytinyağı ihracatının da önünü açacak kapasitededir” dedi.
“Kısıtlamalar sebebiyle vakit kaybediliyor”
Dünyadaki zeytin üreticisi ülkelerde yaşanan rekolte kayıplarının Türkiye adına önemli bir fırsat olduğuna dikkat çeken Maraş; “İspanya ve diğer üretici ülkelerde yaşanan rekolte kayıplarına karşı, ülkemizdeki üretim artışının ihracat için önemli bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, zeytinyağının 10 Avro seviyesindeki dünya fiyatları üzerinden ihracatının yapılabilmesi mümkün iken, zeytinyağının ihracatındaki kısıtlamalar sebebiyle vakit kaybedilmektedir. Geçen zaman içinde depolanan zeytinyağının uygun şartlarda saklanması zorunluluğu ile beraber yaşanan kalite kaybının 400 milyon avro olduğu belirtilmektedir. İhracat yapılacakken, bu fırsatı kaçırmak, milli servet olarak gördüğümüz zeytinyağında telafisi çok zor olacak kayıplara sebep olacaktır. İhracatta, tedbir kararı nedeniyle zarar gören sadece ihracatçı olmadı. Üretici de, ürünlerini ihracatçılara satamadığı için, ihraç pazarlarında itibar kaybetti. Türkiye’de, 2024/25 sezonunda 400 bin tonun üstünde bir rekolte beklenmektedir. Bu rakama bu sezon devreden 200 bin ton stok da eklendiğinde, ihracat yolları da kapalı olduğundan, depolanamayan binlerce ton sızma zeytinyağlarımızın kalitesi düşeceğinden, en sonunda rafine yağa dönüşecektir” şeklinde konuştu.
“Tedbir kararı bugün kaldırılmalıdır”
Türkiye’nin zeytin ağacı varlığını yapılan iyileştirmeler ve yatırımlarla 200 milyona çıkardığını hatırlatan Maraş; “Ağaçlar tam verime geçtiğinde 600 bin ton üzerinde zeytinyağı ve 1 milyon 200 bin ton sofralık zeytin rekoltesi öngörülmektedir. Bu rekoltenin katma değere dönüşmesi için ihracatçılarımız ve üreticilerimizin teşvik edilmesi büyük önem ve öncelik taşımaktadır. 2024/25 sezonunda, dünyada üretim rekoltesi üretimin 3,5 milyon ton olacağı öngörülmektedir. 2024/25 sezonunda rekolte dünya genelinde de yüksek olacağı öngörülmektedir. Bu yüzden ihracat fiyatlarının da düşmesi ile beraber, tedbir kararı devam ettiği takdirde sektörün tüm paydaşları ve ülkemiz kaybedecektir. Bu nedenlerle dökme ve varilli zeytinyağı ihracatındaki tedbir kararı yarına bırakılmadan bugün kaldırılmalıdır. Zeytinyağı başta olmak üzere birçok tarım ürününde fiyat istikrarı ihracat sayesinde sağlanmaktadır, üreticinin sigortası elinden alınmamalıdır” dedi. – AYDIN
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından 23-25 Mayıs tarihlerinde düzenlenen 11. OLIVTECH- Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı ile 23-26 Mayıs tarihlerinde yapılan 2. İzmir Kahve Fuarı-Kahve, Kahve Ekipmanları ve Sarf Malzemeleri Fuarı; sektör profesyonelleri, üreticiler, tüketiciler ve meraklıları için önemli bir buluşma noktası oldu. OLIVTECH Fuarı kapsamında; Ticaret Bakanlığı, Uluslararası Zeytin Konseyi ve Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi tarafından düzenlenen söyleşide, “Dünyada ve Türkiye’de zeytinciliğin güncel durumu ve gelecek öngörüleri” konuşuldu. Uluslararası Zeytin Konseyi İcra Direktörü Jaime Lillo ve Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Tan’ın konuşmacı olarak katıldığı etkinliğin moderatörlüğü, Ticaret Bakanlığından Yönetim Hizmetleri Daire Başkanı Çilem Çatalbaş ve Ticaret Uzmanı Didem Baykara tarafından gerçekleştirildi. Çatalbaş, “Markalaşma ve uzun dönem sürdürülebilir ihracat hedefleri içinde hem ülkemizin hem sektörümüzün, yüksek kazanca, kaliteye ve teknolojiye ulaşmasını hedefliyor ve bu konuda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Türk markalarının daha çok tanındığı, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Japonya gibi yüksek gelir grubundaki ithalatçı ülkelerde lider ihracatçı ve markalaşmış ülkelerin rakibi olan bir sektör olmayı hedefliyoruz” dedi.
“Son 10 yılda dünyada ilk defa iki sene üst üste üretimde azalma görülmekte”
Toplantıya çevrimiçi olarak katılan Uluslararası Zeytin Konseyi İcra Direktörü Jaime Lillo, “Şuanda dört kıtadan 20’ye yakın ülke üyemiz var. Türkiye’nin de üye olduğu konseyimiz; ayrıca gözlemci ülke niteliğinde olan Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Brezilya gibi ülkelerle de iş birliği yapmakta. Bunun yanında özel sektörle düzenli bir diyalog yürütmek amacıyla kurulan bir danışma komitemiz de bulunmakta. Son 30 yıldır dünyada zeytin ve zeytinyağı üretimi ikiye katlanmış durumda. Dünyadaki en büyük beş tüketici ve beş üretici ülkeden biri Türkiye. Son 10 yılda ise dünyada ilk defa iki sene üst üste üretimde azalma görülmekte. İklim değişikliğinin zeytinyağı üretimi üzerindeki etkisine şimdiden tanık oluyoruz. Özellikle Akdeniz bölgesinde bu eğilimi görüyoruz. Öngörülemeyen hava şartlarıyla başa çıkmak ve üretim ve tüketim dengesini kurmak için Konseyimizin standardizasyon ve araştırmaya yönelik uzun süredir devam eden çalışmaları var. Zeytin ağacının beşiği olan Akdeniz havzası dışındaki coğrafyalarda da zeytin ve zeytinyağı üretimindeki büyümeyi desteklemek için çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
Zeytin ağacı sayısı 202 milyona ulaştı
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Tan da, “Ülke olarak bir miras üzerinde oturuyoruz. Türkiye, zeytin ağacının ana vatanıdır. Bunu bilerek üretimimizi, tüketimimizi, ihracatımızı arttırmalıyız. 2007 yılında kurulan Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi, Türkiye’de ilk kurulan konseydir. Uluslararası Zeytin Konseyi neyse Türkiye’de de Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi odur. Sektörün bileşenlerinin içinde olduğu, ortak akılda buluştuğu çatı kuruluştur. Hedef çok önemlidir. Hedef başarının kutup yıldızıdır. 2007 yılında bir hedef koyduk. Zeytin alanını 660 bin hektardan 1 milyon hektara, zeytin ağacı sayısını 144 milyondan, 180 milyona çıkarmayı hedefledik. 2023 Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılında, zeytin ağacı sayımıza baktığımız zaman şu anda 202 milyon. Zeytinyağı üretimi ise 115 bin tonlardayken geçtiğimiz yıl 421 bin tonla dünya hedefi ikinciliğe ulaştık. Bizim Konsey olarak en onurlu hedefimiz, zeytin ağacını ana vatanında layık olduğu yere getirmektir. Gelecek öngörümüz dünyada birinci ülke olmak. Binlerce yıllık kültür birikimi, müthiş bir iklim ve toprak şartlarına sahibiz. Zeytinyağı ihracatımız, 70 bin tondan 150 bin tona çıktı. Ülkemizde, resmi ağaç sayımızın üstüne her yıl ilave olarak 5 milyon zeytin fidanı dikilmekte. Güneydoğu Bölgemizde özellikle Güneydoğu Anadolu Projesi’nde öyle arazilerimiz var ki dünyaya yetecek kadar zeytinyağı üretebiliriz. Türkiye sofralık zeytinde dünya birincisidir. Kaliteli üretim bizim şiarımızdır” diye konuştu.
Türk kahvesinin inceliklerini anlattı
İzmir Kahve Fuarı kapsamında gerçekleştirilen söyleşiler de ziyaretçilerden büyük ilgi görüyor. Türk kahvesi ile ilgili çalışmalarıyla tanınan kahve yazarı ve eğitmen Atilla Narin, “Türk kahvesinin 500 yıllık öyküsü ve yeni nesil yapım teknikleri” başlıklı oturumda konuştu. Atilla Narin, Türk kahvesinin dünyanın ilk nitelikli kahvesi olduğunu belirterek, “Kahve, 500 yıldır Türklerin hayatında önemli bir yere sahip. Türk kahvesinin tarihine baktığımızda kökleri Etiyopya’ya, dalları bir Arap Yarımadası ülkesi olan Yemen’e kadar uzansa da Osmanlı coğrafyasında kimliğini kazanan kahvenin Avrupa’ya tanıtılması Türkler aracılığıyla olmuştur. Kahvenin Türkiye’ye girdiği 16. yüzyılın ortalarından itibaren kahve ile Türkler arasında tutkulu bir ilişki kuruldu. Kahve bitkisinin Türkiye’de yetiştirilmesi ne kadar imkansız olsa da kahve çekirdeklerini kavurmaktan başlayıp fincana dökene kadar olan süreçte Türkler tarafından geliştirilen hazırlama yöntemi Türk kahvesi olarak bilinir” dedi.
Türk kahvesi nasıl hazırlanmalı
İyi bir Türk kahvesinin nasıl yapılması gerektiğini de anlatan Atilla Narin, “Suyun sıcaklık derecesi, kahve yapısı, kahvenin yapılacağı cezve, içine konulacağı fincanın yapısı ve kahvenin sunumu çok önemli. Türk kahvesi pişirilirken köpük rengi, dolgunluğu ve yapısı dikkate alınır, kremamsı kıvam aranılan özelliklerdir. Büyük hava kabarcıkları olmaması gerekmektedir. Telvenin içerken dipte kalıp ağza gelmemesi önem taşır. Öncelikle iyi bir çekirdek, doğru kavrularak, doğru biçimde taze olarak öğütülmeli. Bir fincan için yedi gram kahve kullanın, kahveyi kalın bakır cezve içerisine boşaltın, üzerine kullandığınız fincanın hacmi ki yaklaşık 70 mililitre kadar suyu gezdirerek boşaltın. Fazla acılaşmayı engellemek için oda sıcaklığında ılık su kullanın, kullanılan su arıtma suyu ve temiz bir su olmasına özen gösterin, musluk suyu kullanmayın, tüm kahvenin suyla teması için 8-10 tur karıştırın, orta derece ateşte pişirin ve demlenme esnasında kesinlikle karıştırmayın. İki-iki buçuk dakika demlenme süresinde kaynamadan ocaktan alın ve altı geniş, üst kısmı ise dar olan fincan tercih edin. Kahveyi içmeden önce de tepkimenin sona ermesi için bir dakika bekleyin. Biraz su ile damağınızı temizledikten sonra kahvemizi afiyetle içebilirsiniz” diye konuştu. – İZMİR
]]>(İZMİR)- TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Toprak, gıda enflasyonunun taklit ve tağşiş ürünleri artırdığını belirterek, alım gücü düşen vatandaşın ucuz ürünlere yönelmesi nedeniyle taklit ve tağşiş ürünlerin üretilmeye devam ettiğine dikkat çekti. Toprak,”Gıda enflasyonu düştüğü zaman da taklit ve tağşişle mücadele edilmiş olacak. Gıda denetimlerinin de artırılması gerekir. Bunun için de gıda mühendisi istihdamı artırılmalı” dedi.
ANKA Haber Ajansına konuşan TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Toprak, iki yıldır taklit ve tağşiş listelerinin açıklamadığını belirterek “Tarım ve Orman Bakanlığı aslında belli aralıklarla taklit tağşiş yani ifşa listesi diye bilinen listeleri yayınlıyordu ama en son bu liste 2022 yılının Mart ayında yayınlandı. Yani 26 -27 ay oldu. İki seneyi geçmesine rağmen bununla ilgili herhangi bir yayımlama yapmıyor. Tabii ki her şey aslında Bakanlığın taklit tağşiş yayınlamasıyla çözülmüyor. Ama bu önemli bir kriter. En azından yurttaşın şeffaflık açısından neyin ne olduğunu bilmesi açısından ve doğru bilgiye ulaşması açısından önemli” dedi.
Yurttaşların etiket okuma alışkanlığı artmalı
Yurttaşların hileli ürünleri gözle anlayamayacağına söyleyen Uğur Toprak, “Taklit, tağşişin birçok sebebi var. Ne yazık ki baktığımız zaman duyusal olarak veya tadına bakarak veya görüntüsünde fiziki olarak da hileli olduğunu ne yazık ki anlayamayız. Ancak bunun için mikrobiyolojik ve diğer analizlerinin bir laboratuvarda yapılması gerekiyor. Bildiğimiz ürünleri mümkün olduğunca tüketmek gerekiyor. Gıda okur yazarlığını oluşturmamız ve etiket okumamız gerekiyor. Etiketin üzerindeki mutlaka ve mutlaka ürünü aldığımız zaman üzerinde Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilmiş işletme kayıt ya da onay numarası var mı yok mu ona bakmamız gerekiyor. Eğer yoksa alo 177’yi arayıp şikayette bulunmamız gerekiyor. İçindekiler kısmına bakmamız lazım. O ürünün gerçekten bir gıda mı olduğu, yoksa aşırı işlenmiş bir ürün mü olduğunu ancak buradan anlayabiliriz” dedi.
En çok hile zeytin ve zeytin yağında yapılıyor
Bakanlığın daha önce hazırladığı taklit tağşiş listelerine göre en çok zeytin ve zeytinyağında hile yapıldığını belirten Toprak, “Bunun dışında taklitli tahşiş ürünler bakanlığın açıkladığı listeleri baz alırsak en çok zeytin ve zeytinyağında görülüyor. Bu da kaliteli bir zeytinyağına daha ucuz, daha kalitesiz bir zeytinyağının karıştırılması ya da zeytinyağının içerisine diğer tohum yağlarının ayçiçek başta olmak üzere karıştırılmasıyla zeytinyağında bir tahşiş yapılmış oluyor. Daha sonra süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri ve bal olarak bu liste giderek maalesef ki uzuyor” diye konuştu.
“Yurttaş ucuz ve hileli ürün tercih etmek zorunda kalıyor”
Taklit ve tağşişi önlemenin yollarını da açıklayan Toprak şunları söyledi:
“Bu taklit ve tağşişleri önlemenin iki yolu var. Bir tanesi gıda enflasyonunu düşürmemiz gerekiyor. Yani yurttaşın alım gücünü arttırmamız lazım. Çünkü son zamanlarda kira başta olmak üzere elektrik, ulaşım gibi birçok şeye zam geldi. Fakat asgari ücret aynı oranda. Dolayısıyla da yurttaşın kısabileceği tek şey burada gıda gibi görüyor. TÜRK-İŞ’in son ay verilerine baktığımız zaman açlık sınırı yaklaşık 17 bin 700 lira. Yani asgari ücret açlık sınırının altında kaldı. Yoksulluk sınırı şu anda 58 bin liraya dayandı. Yani her dört kişilik aileden üç kişi asgari ücretle çalışsa dahi yoksul diyoruz. Bu da ne yapıyor? Yurttaşı daha ucuz yani hileli ürünlere yöneltiyor. Diğer taraftan da bu insanlar da ucuz bir ürüne ulaşma isteği olduğu için de bu ürünler üretilmeye devam ediyor. Dolayısıyla halkın alım gücünü arttırdığımız zaman yurttaş bu ürünleri tercih etmeyecek. Gıda enflasyonu düştüğü zaman da taklit ve tağşişle mücadele edilmiş olacak. Tabii ki bununla paralel olarak gitmesi gereken yöntem de gıda denetimleri. Bakanlığın denetimlerini mutlaka artırması gerekiyor ama bu sadece sayısal olarak değil. Çünkü 2023 verilerine bakıldığı zaman 710 binin üzerinde işletmeye 7 bin 522 kişiyle yaklaşık bir milyon 300 yüz binin üzerinde denetim yaptık deniyor. Bu Türkiye’deki işletmeleri incelediğimiz zaman bir işletme yılda iki kez bile denetlenmemiş oluyor. Dolayısıyla siz yılda bir kez yaptığınız denetimle gıda güvenliğini ve halk sağlığını sağlayamazsınız. Başta gıda mühendisi olmak üzere istihdam arttırılıp denetimlerinde etkin bir şekilde sağlamanız lazım. Bunlar yapılmadığı sürece ne yazık ki taklit ve tağşişle yüz yüze kalacağız.”
]]>Üzümün başkenti olarak bilinen Alaşehir’de zeytin üretimi her geçen yıl artıyor. Dünyaca ünlü Sultaniye üzüme alternatif ürün arayışı içinde olan Alaşehirli çiftçiler, son yıllarda zeytin üretimine yöneldi. Üzüme göre işçilik, zirai ilaç ve gübre gibi girdi maliyetlerinin daha düşük olması çiftçileri zeytine yönlendirdi. Maliyetlerin daha düşük olması nedeniyle hızla artan zeytin üretimi alanı 80 bin dekara ulaştı.
‘Tarımsal alanların her noktasında boş yer kalmasın’ parolasıyla çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Alaşehir Ziraat Odası Danışmanı Ziraat Mühendisi Dündar Yalçın, “Alaşehir, Sultaniye üzümün en çok üretiminin yapıldığı yerlerden biri. Üzüm ihracatında tek başına Manisa’nın yüzde 40’nı karşılayabilmektedir. Ancak son yıllarda üzüm üretiminde maliyetler çok arttı. Bölgemizde üzüme alternatif olarak, zeytin üretimi de hızla artmaya başladı. 80 bin dekarı aşan zeytin alanımız oluştu. Bu zeytinler hem sofralık hem de yağlık olarak tarım gelirlerimize katkı sağlıyor. Zeytinciliğin Alaşehir’de gelişmiş olması, tarıma katkı sağlaması ve ek gelir olması, bizi sevindiriyor. Her sene zeytin dikim alanlarımız yüzde 10 civarında artış gösterirken, bu yıl bu rakam daha da artacaktır” dedi.
Gemlik Trilye zeytin fidanının Alaşehir’e çok iyi uyum sağladığını, 800 rakımda bile güzel sonuçlar alınabildiğini belirten Yalçın, bu çeşitle beraber, dölleyici aynı zamanda yemeklik çeşit olan ‘Domat’, ‘Kalamata’ cinsi gibi zeytin fidanlarına da talep çok fazla olduğunu kaydetti.
Bu yıl dünya çapında yaşanan ‘Mildiyö’ hastalığının Alaşehir’de de üzüm bağlarını olumsuz yönde etkilediğine dikkati çeken Yalçın, “Birçok üreticimizin bağında yüzde 100’lere varan zarar meydana geldi. Dünya çapında yaşanan iklim değişikliği, bölgemizde yaşanan yer altı sularındaki bor miktarının artması, bağların bakımındaki zorluk ve maliyetlerinin artması, üzüm üreticilerini daha az maliyetli olan zeytin üretimine yönlendirdi. Özellikle bu yıl zeytin yağı fiyatlarının artması, zeytinin dane olarak yüksek fiyatlara satılması, zeytinin borlu suları sevmesi nedeniyle çiftçiler üzüm bağlarını sökerek, zeytin dikmeye başladı. Kurum olarak güvenli ve daha ekonomik zeytin fidanı temin ederek, çiftçilerimize destek oluyoruz. Bu yıl güvenli ve sağlıklı yaklaşık 80 bin zeytin fidanını üreticilerimize ulaştırdık” dedi.
Avrupa ve ABD’den talepler arttı
Son yıllarda bağcılıkta işçilik, gübre, zirai ilaç maliyetlerinin çok yükselmesinden dolayı zeytine doğru bir yönelim olduğunu ifade eden Yalçın, “Özellikle Gemlik, Trilye olarak hitap ettiğimiz çeşit öne çıktı. Gemlik çeşidimiz hem yağlık, hem de sofralık çeşit olmasından dolayı özellikle son yıllarda Avrupa ve Amerika’daki taleplerin yüksek seviyelerde olmasından dolayı ilaç, gübre, işçi maliyetlerinin yüksek olmasından dolayı bir nebzede üretici sağlıklı, rahat yapmak için zeytine yönelmiş. Son yıllarda kurumumuz öncülüğünde 1 ve 2 yaşında sağlıklı ve güvenli Gemlik türü zeytin fidanlarını üreticilerimize sunduk. 2024 sezonu için totalde 80 bin adet fidanı üreticilerimize temin ettik. Hem sofralık ve hem yağda üretici kazancı gördüğü zaman biraz da rahatımızı düşündüğümüz için bu yönde zeytine kayma oldu. Bu da devam edecektir. Ziraat odası olarak üretici ve tarım alanları olarak bir parolamız var ‘Birim alandan daha çok kazanmak ve boş yer kalmasın’ parolasıyla bu yola çıktık. Alaşehir’de zeytin alanı her yıl varlığının yüzde 10 artarak devam etmektedir” şeklinde konuştu.
Alaşehirli çiftçi Rasim Bahçalı ise “Üzüm bağına göre zeytinde işçilik ve ürün maliyeti daha az. Bu yüzden bazı üreticilerimiz bağları sökerek, yerine fidanları dikiyor. Bağların bakımları ve masrafları, işçiliği maliyetli geldiğinden bağları kazıp, yerine sofralık ve yağlık zeytin dikiyoruz” diye konuştu. – MANİSA
]]>6 Şubat depremlerinde büyük yıkıma uğrayan Hatay’da, yeni mezar yerlerine ihtiyaç duyulması sebebiyle depremin ilk günlerinde haber verilmeden Yılmaz ailesinin Samandağ’daki kiralık arazisine 1000 civarında mezar kazıldı ve yüzlerce zeytin ağacı söküldü. Yılmaz ailesi konuyu mahkemeye taşıdı. Hatay Büyükşehir Belediyesi, sorumluluğun İçişleri Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve AFAD’ta olduğunu savunurken; Samandağ Kaymakamlığı da “Biz yapmadık” dedi.
6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremlerde büyük bir yıkıma uğrayan Hatay’da binlerce insanın hayatını kaybetmesi nedeniyle yeni mezar yerlerine ihtiyaç duyuldu.
1000 CİVARINDA MEZAR KAZILDI, YÜZLERCE ZEYTİN AĞACI SÖKÜLDÜ
Depremin ilk haftasında Yılmaz ailesinin kiracı olarak kullandığı zeytinlik arazisine de aileye bilgilendirme yapılamadan resmi görevlilerce 1000 civarında boş mezar kazıldı. Mezar kazılması esnasında araziye 1972 yılında dikilen ve ortalama 50 yaşında olan yüzlerce verimli zeytin ağacı söküldü.
MEZARLAR KULLANILMADI
Ancak zeytin ağaçlarının hangi kurumun talimatıyla söküldüğü ise öğrenilemedi. Bu sürede kazılan mezarların birkaçı dışında neredeyse tamamı boş kaldı ve kimse defnedilmedi. Depremin üzerinden geçen 1 yılı aşkın zaman geçmesine rağmen Yılmaz ailesi hala zeytin ağaçlarının kim tarafından kesildiğini bilmiyor.
YILMAZ AİLESİ KAYMAKAMLIĞA VE BELEDİYEYE BAŞVURDU
Yüsra Yılmaz ve ailesinin avukatı tarafından Hatay Büyükşehir Belediyesi, Samandağ Kaymakamlığı Milli Emlak Şefliği ve Samandağ Belediye Başkanlığı’na yapılan başvuruda, “3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun Uyarınca zeytinlik sahalarının daraltılamayacağının açıkça düzenlendiği, 1593 sayılı Kanun uyarınca mezarlıklar dışına defin işleminin yasak olduğu da dikkate alındığında idarenin hukuksuz eylem veya işlemi nedeniyle müvekkilin uğradığı zararın giderilmesi gerektiği açıktır” denilerek şu taleplerde bulunuldu:
“1. Müvekkillerin kiracısı bulunduğu hazineye ait tarım arazilerinin mülkiyetinin Samandağ Belediyesi’ne devredilip devredilmediği,
2. Müvekkillere ait arazilerin mezarlık yapılması konusunda bir parselasyon planına dahil olmadığı bilindiği halde neden mezarlık vasfında bulunmayan bu alanda mezar açıldığı ve defin gerçekleştirildiği,
3. Kiralanan arazilerde depremin ilk haftasında yapılan mezar kazma işleminin hangi resmi kurumun talimatıyla yapıldığı konularında idarenizden bilgi ve belge talebimiz bulunmaktadır.”
SAMANDAĞ BELEDİYESİ ‘SÖKÜMÜ BİZ YAPMADIK, VALİLİK VE KAYMAKAMLIK YAPTI’ DEDİ
Hatay Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı İhsan Çakar’ın başvuruya verdiği yanıtta, zeytinlik alanının sökümünün taraflarınca gerçekleştirilmediği ve bölgeden sorumlu Koordinasyon Valisi ve Samandağ Kaymakamı tarafından yapıldığı belirtilerek şöyle dendi:
“Mülkiyeti hazineye ait İlimiz Samandağ İlçesi Vakıflı Curet Bağdasar mevkii 907 parsel nolu taşınmaz Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nün 22.12.2022 tarih ve 5324553 sayılı yazısı ile mezarlık olarak kullanılmak üzere tarafımıza ön tahsisi yapılmıştır.
06.02.2022 tarihinde Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen depremler sonrasında olağanüstü hal döneminde bölgeden sorumlu Koordinasyon Valisi ve Samandag Kaymakamı tarafından bahse konu taşınmazda bulunan ağaçların söküm işlemleri yaptırılmış olup, 2000 mezarlık alanı hazır hale getirilmiştir.
Müvekkillerinize ait kira sözleşmesinin tarafı Samandağ Kaymakamlığı Milli Emlak Şefliği olmakla birlikte, ağaç sökümleri de tarafımızca yapılmamıştır.”
“MEZARLIKLARA İLİŞKİN İŞLEMLER BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ YETKİSİNDE”
Samandağ Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü ise mezarlıklara ilişkin iş ve işlemlerin Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin yetki ve sorumluluğunda olduğunu belirtti.
KAYMAKAMLIK DA SÖZLEŞMEYİ FESHETTİ VE ‘BİZ YAPMADIK’ DEDİ
Samandağ Kaymakamlığı Milli Emlak Şefliği tarafından verilen yanıtta ise kira sözleşmesinin feshedildiği belirtilerek zeytinlik alana herhangi bir müdahalede bulunulmadığı kaydedildi. Söz konusu yanıtta, “Sözleşmeler Kaymakamlığımızın, 7426317 ve 7426274 sayılı Olurları ile fesh edilmiştir Parsel üzerinde idaremizce herhangi bir müdahale (zeytin sökme – mezar açma vb.) yapılmamıştır” ifadeleri kullanıldı.
DAVA AÇILDI, HATAY BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SORUMLU OLARAK BAKANLIKLARI VE AFAD’I GÖSTERDİ
Yapılan başvurulardan sonuç alınamaması ve zararın giderilmemesi üzerine Yılmaz ailesi, Hatay 3. İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Hatay Büyükşehir Belediyesi, mahkemeye gönderdiği yazıda “Dava dilekçesinde yazılı olduğu üzere deprem ve nihayetinde sonuçlarından yetkili Bakanlık ve bağlı kuruluşları ile birlikte sair kurumlar sorumlu olacaktır. Nitekim AFAD, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığının herhangi bir deprem öncesi ve sonrası bakımından gerekli iş ve işlemleri yapmaya ilişkin görev ve sorumlulukları bulunmaktadır” denildi.
“DAVANIN REDDİ” TALEBİ
Belediye, “Bir başka husus 6 Şubat depremleri çok yüksek derecede kuvvete ve yıkım şiddetine sahip olması ile Deprem Yönetmeliklerinde belirlenen öngörülerin/ tahminlerin de önüne geçmiştir. Bu durum da İdareye bir kusuru yükletilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Davaya konu nitelendirmenin bu husus da göz önüne alınarak yapılması ve davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir” talebinde bulundu.
KAYMAKAMLIK: “ARAZİ HAZİNEYE AİT”
Samandağ Kaymakamlığı Milli Emlak Şefliği ise Hatay 3. İdare Mahkemesi’ne gönderdiği yazıda, söz konusu arazinin Hazine’ye ait oluğunu bildirerek “Söz konusu davada idarenin hasım olarak gösterilmesinde isabet bulunmamaktadır” görüşünü bildirdi ve davanın esastan reddedilmesini istedi. Kaymakamlık ayrıca söz konusu taşınmazın 44 bin metrekarelik kısmının mezarlık olarak kullanılmak üzere Hatay Büyükşehir Belediyesi tarafından tahsisinin talep edildiğini ve Bakanlığın 22 Aralık 2022 tarihli 5324553 sayısı ile tahsis işlemini gerçekleştirdiği bilgisini verdi. Öte yandan Kaymakamlık yaptıkları fesih işlemlerinin ise usule uygun olarak yapıldığını iddia etti.
]]>
“Şehitler diyarı” Eceabat’taki 17 bin dekarlık alanda Ayvalık, Gemlik ve Arbequina çeşidinin üretildiği, Rumlardan kalma bir, iki asırlık olanların da bulunduğu 518 bin verimli zeytin ağacı bulunuyor. İlçede 6 kontinü (zeytinin yağ haline getirilmesi için sürecin başlatılmasından sonra otomatik olarak dönüştürülmesi) ve bir taş baskı olmak üzere 7 zeytin sıkım tesisi hizmet veriyor.
Bölgenin sahip olduğu ekolojik ve klimatolojik avantajlar nedeniyle üstün kalite özelliklerine sahip Eceabat zeytinyağı, aroması ve düşük asit oranıyla Uluslararası Zeytin Konseyinin lezzet kriterlerini taşıyor.
İlçenin önemli tarımsal ürünlerinden ve geçim kaynaklarından olan zeytinyağı için Eceabat Ziraat Odası öncülüğünde İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün desteğiyle başlatılan coğrafi tescil sürecinde sona yaklaşıldı.
Türk Patent ve Marka Kurumunca coğrafi işaretinin tescillenmesiyle Eceabat zeytinyağının üreticisine daha çok kazandırması, tanınırlığı ve pazar payının artması bekleniyor.
Eceabat Ziraat Odası Başkanı Bülent Topuz, AA muhabirine, Gelibolu Yarımadası’nda yılda 800 ila 1400 ton zeytinyağı üretildiğini söyledi.
Topuz, Eceabat zeytinyağının tat ve aroma bakımından eşsiz bir lezzete sahip olduğunu belirterek “Yöremizin turizm potansiyeli var. Üreticimizin de gelir kaynağını artırmamız gerekiyor. Bu nedenle üreticiye katkı sağlamak, ürünlerini pazarlamalarına imkan yaratmak amacıyla coğrafi tescil başvurusu yaptık.” dedi.
Eceabat Zeytin Üreticileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kurular da yarımadanın poyraz ve lodosunun zeytine, dolayısıyla zeytinyağına aroma kattığını vurguladı.
Son yıllarda üreticilerin daha çok zeytin fidanı dikmeye yöneldiğini anlatan Kurular, şöyle konuştu:
“Sıkıntılarımız var ama ideallerimiz ve hayallerimiz de çok. Üretici sayısı Balıkesir ve Aydın’daki gibi çok yoğun değil ama böyle bir potansiyeli niye açığa çıkarmayalım? Bu bilinci gelecek kuşaklara aktarabilirsek Eceabat zeytinyağını dünyada tanınır bir marka yapacağız. Gelibolu Yarımadası’nın büyük bir turizm potansiyeli var ancak ziyarete gelenlerin satın alabileceği özel bir ürünümüz yok. Pazar problemimiz var. Ürünü tanıtmamız lazım. Ürünümüzü tanıtabilirsek birkaç yıl sonra aranan bir ürün olacak.”
Rüzgarlı iklim hasatta avantaj sağlıyor
Zeytinyağı üreticisi Yusuf Çapan ise üç tarafı denizle çevrili Eceabat’ın konumu itibarıyla bol rüzgar aldığını, bu iklim koşullarının zeytin hasadında üreticiye avantaj sağladığını belirtti.
Eceabat zeytinyağının en büyük özelliklerinden birinin erken hasat döneminde elde edilen meyvemsi aroması olduğuna dikkati çeken Çapan, “Rengi yeşilimtırak oluyor. Erken hasat olduğundan polifenol değerleri yüksek, peroksit değeri daha düşük. Zeytinyağının en büyük özelliği asidinden ziyade içindeki polifenol değerinin ne kadar yüksek olduğundan kaynaklıdır.” ifadelerini kullandı.
Çapan, Rumlardan kalan ve yaşları 100’ü, 200’ü aşan ağaçların yanı sıra Ayvalık ve Gemlik tipi zeytin ağaçlarının bulunduğunu belirterek 3-4 yıldır İspanya’ya özgü Arbequina çeşidini yetiştirmeye başladıklarını dile getirdi.
Arbequina’nın asit değerinin düşük olduğu bilgisini veren Çapan, şöyle devam etti:
“Normal zeytin ektiğimizde ilk hasadı yaklaşık 6-8 yılda alıyoruz. Arbequina olduğunda bu süre 2,5-3 yıla düşüyor. Ancak biz normal şartlarda 4-5 kilogram zeytinyağı alırken bu oran Arbequina’da 2,5-3 kilograma kadar düşüyor. Erken hasat çok değerli. Verimden biraz kaybediyoruz ama o meyvemsi aroması, fenol değerlerin yüksek çıkması, peroksit değerinin düşük çıkması bizi diğer yörelerden ayıran en büyük özellik.”
Zeytinyağı tadımında doğru bilinen yanlışlar olduğunu anlatan Çapan, “En önemlisi gırtlağımızı yaktığı zaman insanlar bunu kötüye yoruyor. Aslında tam tersi. Eceabat zeytinyağı duyusal olarak hafif, genzimizde ve boğazımızda çok hafif bir acılık veriyor. Bu acılık, zeytinyağının kalitesini gösteren değerlerden biri.” diye konuştu.
Çapan, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ile Tarım ve Orman Bakanlığınca yapılan araştırmalarda Eceabat zeytinyağının Türk Gıda Kodeksi Zeytinyağı Tebliği’ne en uygun natürel sızma zeytinyağları arasında olduğunun tespit edildiğini sözlerine ekledi.
]]>ODTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra, 20 yıl kurumsal hayatta çalışan Alan, 2017 yılında zeytinyağı üretimine başladı. Alan, kolunda kötü huylu olduğundan şüphelenilen bir tümörün tespit edilmesinin ardından sağlıklı bir yaşam için harekete geçti ve zeytinyağı ile bu süreçte tanıştı.
Ayvalık’ta zeytin bahçesi alarak işe başlayan Alan, Amerika’ya hem tadım hem de zeytinyağı üretimi üzerine eğitim almaya gitti. Bu alanda çalışan danışmaları Türkiye’ye getiren Alan, üretim sürecinde onların desteğinden de yararlandı.
Nova Vera markasının kurucusu Bahar Alan, AA muhabirine, şu an 1600 dönümlük arazide bulunan toplam 55 bin zeytin ağacından elde edilen ürünler ile üretim yaptıklarını anlattı.
Üretime başladıkları günden bu yana birçok ödül aldıklarını dile getiren Alan, “Her yıl Türkiye’nin en çok ödül alan firması durumdayız. 5 yılda 350’den fazla altın madalya aldık. EVOO Dünya Sıralaması’nda son iki yıldır üst üste dünyanın en iyi 4’üncü zeytinyağı üreticisi konumundayız. Bu seneki hedefimiz, bunu birinciliğe taşımak. Bunun yanı sıra dünyanın en iyi jürilerinin tadım yaptığı yarışmalarda da çeşitli dönemlerde alınan ‘ülkenin en iyisi’, ‘sınıfının en iyisi’ ve ‘dünyanın en iyisi’ gibi ekstra ödüller aldık.” dedi.
İçilebilir kalitede zeytinyağı üretmeye çalıştıklarının da altını çizen Alan, özellikle çocuk zeytinyağı üretiminde Türkiye’nin sayılı firmalarından olduklarını söyledi. Alan “Çocukların beyin ve kemik gelişimleri için zeytinyağı önemli bir unsur. Bu nedenle çocuk zeytinyağını da çıkarttık.” ifadesini kullandı.
Hedef, Türkiye’nin en büyük koleksiyon bahçesini oluşturmak
Türk zeytinyağlarının kalitesinin, yurt dışında çok tanınmadığına işaret eden Alan, “Yurt dışında ‘ucuz zeytinyağı’ olarak biliniyor. Biz yaptığımız üretimle aslında Türkiye’den de çok iyi yağlar çıkabileceğini, farklı çeşitlerin güzel işlenebileceğini dünyaya gösteriyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Alan, ülkede birçok farklı zeytin çeşidinin olduğunu, bu bakımdan Türkiye’nin en büyük koleksiyon bahçesini oluşturma hedefinde olduğunu söyledi.
Bahçesine birçok zeytin çeşidini diktiklerini ifade eden Alan, “Tüm yerel zeytin çeşitlerinin bir arada olmasını, bu zeytin çeşitlerinin tek bir bahçe içerisinde hasadını yapmayı istiyoruz. Türkiye’nin yerel zeytin çeşitlerini en iyi işleyen firma olmak gibi bir niyetimiz var.” dedi.
“Küresel ısınma zeytinyağı fiyatını artırıyor”
Alan, son yıllarda zeytinyağında yaşanan fiyat artışlarında küresel ısınmanın büyük bir rolü olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Bu sene piyasada işlenmek üzere alınan zeytin maalesef dolar bazında arttı. Bunun sebebi küresel ısınma nedeniyle meydana gelen zamansız yağışlar ve kurak bir yaz geçirilmesi. Bunun sonucunda hasat miktarı düştü. Küresel ısınma devam ettikçe tüm tarım ürünlerinde olduğu gibi zeytin ve zeytinyağında da fiyat artışları ile karşılaşma durumu söz konusu olabilir. Bu nedenle bizlerin, üzerimize düşeni yapmamız lazım. Su kaynaklarını ve doğayı olabildiğince korumak gerekiyor.”
]]>Denizli Büyükşehir Belediyesi, atıl tarım alanlarında zeytin yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması ve üreticilere sertifikalı fidan kullanma alışkanlığının kazandırılması amacıyla bu yıl 14 ilçede 240 bin zeytin fidanını toprakla buluşturacağı destek projesi sürüyor. Denizli Büyükşehir Belediyesi ve Denizli Tarım ve Orman İl Müdürlüğü işbirliğinde hayata geçirilen proje kapsamında Merkezefendi ve Pamukkale ilçesindeki çiftçiler için zeytin fidanı dağıtım töreni yapıldı. Denizli Ticaret Borsası Hayvan Pazarı’nda düzenlenen programa, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, Merkezefendi Kaymakamı Abdullah Demir, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Serhat Akbulut, davetliler, üreticiler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Denizli Tarım ve Orman İl Müdür Yardımcısı Şehla Akpınar, projenin amacının atıl arazileri zeytin bahçelerine dönüştürerek ekonomiye katkı sağlayacak boyuta getirilmesi olduğunu belirterek, “Bu projeye ve bundan önceki onlarca projeye verdiği desteklerden dolayı Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Osman Zolan ve ekibine çok teşekkür ediyorum” dedi.
“Üreten insan en değerli insandır”
Başkan Osman Zolan ise, üretimin öneminden bahsederek, “En az, tükettiğimiz kadar mümkünse daha fazlasını üretmek durumundayız. Üreten insan en değerli insandır. Ülkemizin daha ileri gitmesi ve kendi kendine yetebilmesi için tarımsal üretimin ayrı bir değeri, ayrı bir önemi vardır. Çünkü tarımsal faaliyetler olmadığı zaman hayatımızı devam ettirmemiz, gıdaya ulaşmamız mümkün değil” dedi.
Bu kapsamda, Denizli Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile işbirliğinde 50’nin üzerinde projeyle tarım ve hayvancılığı desteklediklerini anlatan Başkan Zolan, “Çiftçimizin daha kaliteli ve fazla üretmesi, daha fazla para kazanması ve yaptığı işten mutlu olması için birçok destek verdik. Geçen yıl 45 bin zeytin fidanı desteği vermiştik bu yıl ise 240 bin zeytin fidanını toprakla buluşturacağız inşallah” diye konuştu.
600 yıl ürün verecek
Zeytinin kadim bir ağaç olduğunu belirterek ömrünün 600 yıla kadar uzayabileceğini anlatan Başkan Zolan, “Bir fidan düşünün 600 yıl ürün veriyor. İnşallah bu zeytinlerimiz 600 yıl boyunca ürün verecek. Zeytin üretimi anlamında Denizli’miz Türkiye’de 13’ncü sırada. Biz istiyoruz ki ilk etapta ilk 10’a girelim. İnşallah 240 bin fidanla Denizli’deki zeytin ağacımızı yüzde 10 artıracağız” diye konuştu. Ceviz fidanı destekleriyle de Denizli’nin bugün Türkiye’de ne fazla ceviz ağacı bulunan il konumuna geldiğini anlatan Başkan Zolan, “Üreten insan bizim başımızın tacıdır. Benim nazarımda üreten insan en değerli, en güzel inandır. Üretimin yanında olmayı ilk görevimiz olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı. Başkan Zolan konuşmanın ardından üreticilere zeytin fidanlarını teslim etti.
Yeni Zeytin Bahçesi Projesi
Denizli Büyükşehir Belediyesi, 14 ilçede atıl kalmış eğimli ve kıraç tarım alanlarında zeytin bahçesi tesis edilerek zeytin yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması ve üreticilere sertifikalı fidan kullanma alışkanlığının kazandırılması amacıyla 2024 yılında başlattığı Yeni Zeytin Bahçesi Projesi ile üreticilere 8 bin 570 dekar alan için 240 bin adet sertifikalı zeytin fidanı dağıtacak. Yüzde 50 hibeli olarak yapılan proje kapsamında Merkezefendi ve Pamukkale ilçesindeki 354 üreticiye 29 bin 100 adet zeytin fidanı desteği verilecek. – DENİZLİ
]]>Hatay Depremzede Derneği, Defne Hancağız Mahallesi’nde kamulaştırma kararı sonrası yaşanan zeytin kıyımına ilişkin basın açıklaması yaptı. Hatay Depremzede Derneği Hukuk Komisyonu üyesi avukat Fidel Doğru, “Hancağız köylüsü topraksızlaştırılmaktadır. Acele kamulaştırıldığı söylenen 600 dekarlık alanda takriben 30 bin fazla zeytin ağacımız bulunmaktadır. Elinde herhangi bir belgesi olup olmadığını bilmediğimiz kepçe dozer ve kamyonları ile zeytinliklerimizi sökmeye başlayan Binbay inşaatın herhangi bir resmi izni, belgesi iki satır yazısı var mıdır elinde? Son on yılda milyarlarca TL’nin üzerinde ihale alan, 2018 yılında AKP’den milletvekili aday adayı olan Bedrettin Binbay’ın şirketi Binbay yapı yine TOKİ ile anlaşma sağlayarak yeşilimizi griye, zeytinliklerimizi betona büründürüyor” diye konuştu.
Hatay’ın Defne ilçesinin Hancağız Mahallesi’ndeki kamulaştırma kararının ardından zeytin ağaçları kesildi. Hatay Depremzede Derneği, yaşanan zeytin kıyımına ilişkin Hancağız Zeytinliği’nde basın açıklaması yaptı. Hatay Depremzede Derneği Hukuk Komisyonu üyesi Avukat Fidel Doğru, şunları söyledi:
“Basın açıklamamıza Homeros’un İlyada Destanı’nda geçen bir sözüyle başlamak isteriz. ‘Ben herkese aitim ve kimseye ait değilim, sen gelmeden önce de buradaydım, sen gittikten sonra da burada olacağım.’ Homeros, zeytinin çığlığını insanlığa ulaştırıyor.
“ZEYTİNLİKLERİ ORTADAN KALDIRARAK HATAY YENİDEN İNŞA EDİLEMEZ, AYAĞA KALDIRILAMAZ”
2021 yılı zeytin üretim istatistiklerine göre Hatay, Türkiye’de üretilen toplam dane zeytinde yüzde 7’lik bir paya sahiptir. Hatay zeytinciliği, ülkemiz zeytin üretimindeki yerinin yanı sıra zeytinin anavatanı olarak kabul edilen bölge içerisinde yer alması ve bölgedeki zeytinciliğin çok eskiye dayanmasıyla da ayrı bir önem taşımaktadır. Zeytin ve zeytinlikler Hatay halkının ekonomik olduğu kadar sosyal ve kültürel hayatının da bir parçasıdır. Hatay halkı hep zeytinlerle, zeytinliklerle iç içe yaşam sürmüştür. Depremle kentsel yaşam ve tarihi kent merkezi ortadan kalksa da zeytinlikler Hatay kimliğinin, kadim-geleneksel yaşam biçiminin sürdürülmesine katkı sunmaya devam ediyor. Zeytinliksiz Hatay olmaz. Zeytinlikleri ortadan kaldırarak Hatay yeniden inşa edilemez, ayağa kaldırılamaz. Dahası zeytinlikleri ortadan kaldırarak Hatay’ı sosyal ekonomik kültürel olarak yaşanılabilir bir yer olmaktan uzaklaştırırsınız. Hatay halkı için zeytinin, zeytin ağacının, üretiminin, var oluşunun değerini anlatmak güç. Fakat yerinden acımasızca sökülen her ağaç yerinde bir kor bırakarak sökülüyor bizler için.
“ACELE KAMULAŞTIRMA KARARI İLE EL KONULAN ZEYTİNLİKLERİMİZ BİZLERİN GEÇİMİNE KATKI SUNAN YAŞAM KAYNAKLARIMIZDIR”
Dün Dikmece, Orhanlı, Gülderen. Bugün Hancağız. Yarın başka bir köy, başka bir mahalle… Bu kıyımı durdurmak için Hancağız’a sahip çıkmak, memleketimize sahip çıkmaktır. Üzerinde binlerce ağacın olduğu yüzlerce dönüm zeytinliğimiz, bini aşkın konutun inşa edileceği betona bürünecek. Toza bulanmış bu kentte en çok ihtiyaç duyduğumuz oksijenin de hayatımızdan çalınmasına neden olacak. Hancağız halkı yıllardır bu topraklarda atadan dededen kalma toprağını işler, zeytinine gözü gibi bakar. Acele kamulaştırma kararı ile el konulan zeytinliklerimiz bizlerin geçimine katkı sunan yaşam kaynaklarımızdır.
“DEFNE’NİN EN KÜÇÜK MAHALLESİNİN TARIM ARAZİLERİ VE ZEYTİNLİKLERİNİN ACELE KAMULAŞTIRILMASI ANLAŞILIR OLMAKTAN UZAKTIR”
Şubat Depremleri ile kaybettiklerimiz saymakla bitmez, Hancağız’da sadece bir ailenin onlarca kaybı var. Köyün yüzde doksanı yıkılmış durumda, barınma sorunları çözülmemiş, verilen sözler tutulmamış, insanlar hala çadırda veya konteynerde yaşamaktayken, sağlık, eğitim, ulaşım hizmeti almakta zorlanırken, bir gün topraklarımızın kamulaştırıldığı haberi ile karşılaşıyoruz. Ne bir tebligat ne bir askı süreci ne bir muhatap varken onlarca yıldır emek emek baktığımız zeytin ağaçlarımızın sökülmeye başlandığını görüyoruz. Onlarca canını, evini, işini kaybetmiş bir yılı aşkın süredir yaşam mücadelesi veren insanların elinden topraklarının habersiz, sorgusuz sualsiz alınması akıl alır gibi değildir. Hatay’da yüzlerce belki de binlerce dekar hazine arazisi varken Defne’nin en küçük mahallesinin tarım arazileri ve zeytinliklerinin acele kamulaştırılması anlaşılır olmaktan uzaktır.
“BAKANIN İŞGALCİ DİYE TANIMLADIĞI KÖYLÜLERİN ÇOĞUNLUĞU TAPU SAHİBİDİR. ASIL İŞGALCİ OLAN KİMDİR”
Hancağız köylüsü topraksızlaştırılmaktadır. Acele kamulaştırıldığı söylenen 600 dekarlık alanda takriben 30 binden fazla zeytin ağacımız bulunmaktadır. Atalarımızın zeytin ağacı ile ihya ettiği bu toprakların tapulu sahibi veya ecrimisilini ödeyen Hancağız köylüsü bu karardan sonra ne ekip ne biçecektir? Ne yiyip içecektir? Neyle geçinecektir? Elinde herhangi bir belgesi olup olmadığını bilmediğimiz kepçe dozer ve kamyonları ile zeytinliklerimizi sökmeye başlayan Binbay inşaatın herhangi bir resmi izni, belgesi iki satır yazısı var mıdır elinde? Son on yılda milyarlarca TL’nin üzerinde ihale alan, 2018 yılında AKP’den milletvekili aday adayı olan Bedrettin Binbay’ın şirketi Binbay yapı yine TOKİ ile anlaşma sağlayarak yeşilimizi griye, zeytinliklerimizi betona büründürüyor. Bakanın işgalci diye tanımladığı köylülerin çoğunluğu tapu sahibidir. Asıl işgalci olan kimdir? Hancağız halkı yasanın izin verdiği ölçüde hazine arazilerini zeytin ağaçları ile ihya etmiştir. Bahsi geçen alanın ne kadarı hazine arazisi, ne kadarı tapulu alandır?
“KENTİMİZİN EKOLOJİK DENGESİ İÇİN BÜYÜK BİR ÖNEME SAHİP ZEYTİNLİKLERİMİZİN ELİMİZDEN ALINMASINI KABUL ETMİYORUZ”
Zeytin ağaçları, kökleri toprağa sıkıca tutunarak erozyonu önler. Zeytin bahçeleri, çok çeşitli bitki ve hayvan türlerine de ev sahipliği yapar. Bu alanlar, kuşlar, böcekler ve diğer canlıların yaşam alanıdır. Zeytin ağaçları, fotosentez sırasında karbondioksiti emer ve oksijen üretir. Bu nedenle, atmosferdeki oksijenin artmasına katkı sağlarlar. Ayrıca toprak altındaki suyun korunmasına yardımcı olur. Kökleri, yeraltı sularını besler ve bu su kaynaklarının sürdürülebilirliğine katkı sağlar. Zeytinler, zeytinyağı ve doğrudan tüketim için çok önemli bir gıda kaynağıdır. Bu, yerel ekonomilere katkı sağlar. Kentimizin ekolojik dengesi için büyük bir öneme sahip zeytinliklerimizin elimizden alınmasını kabul etmiyoruz. Zeytinlikler onu eken biçen köylüye aittir.
“ZEYTİNLİKLERİMİZİ, TOPRAĞIMIZI, KÜLTÜRÜMÜZÜ, SOFRAMIZI, GEÇİM KAYNAKLARIMIZI SAHİPSİZ BIRAKMAYACAĞIZ”
Hancağız’ın nüfusu bine ulaşmamışken burada köyün içinden binlerce insanın yerleşeceği kocaman bir şehir yaratılacak olması köylüyü düşündüren ve endişelendiren başka bir konu olarak karşımızda duruyor. Yüzyıllardır komşusuyla, akrabasıyla, kültürüyle birlikte yaşayan bu halk, TOKİ inşaatlarıyla birlikte yaşamsal sorunların yaşanabileceğini öngörüyor ve bu konuda yetkililerin nasıl bir planlama yaptıklarını merak ediyor. Bu kıyımları gerçekleştirenlere sesleniyoruz. Zeytinliklerimizi, toprağımızı, kültürümüzü, soframızı, geçim kaynaklarımızı sahipsiz bırakmayacağız. İş makinelerinizi acilen zeytinlik ve ormanlık vasfı taşımayan hazine arazilerine, halkın evlerini kendi yerinde inşa etmek istedikleri alanlara yöneltin ve bu halkın barınma hakkını acilen bedelsiz bir şekilde karşılayın. Her iki başlığın da bizler açısından hayati öneme sahip olduğu barınma hakkımızla zeytinliklerimizi karşı karşıya getirmenize izin vermeyeceğiz.”
]]>CHP Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Akın, plan ve projelerini ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Akın, “12 milyonun üzerinde zeytin ağacımız var ancak yaklaşık bunun yarısında bakımsız veya ortaklıklardan dolayı gerekli destek verilmemiş, terk edilmiş zeytin ağaçlarımız var. Biz bu zeytin ağaçlarını Büyükşehir Belediyesi olarak kontrol altına alacağız. Gerekli desteği vereceğiz ve bunlardan ürettiğimiz zeytinlerle yani dışarıda kalan artık üretim dışı bırakılmış olan zeytinliklerimizi hayata getireceğiz. ve bu vesileyle oradan gelen o zeytinin bereketiyle, zeytinyağıyla, zeytin tanesiyle 6 bin genç kardeşime burs vereceğim. Üniversiteye giden genç kardeşlerim yol masrafını düşünmeyecek. Orada büyükşehir belediyemiz bunları karşılayacak. Yurt sorunu diye bir şey Balıkesirimizde kalmayacak” dedi.
CHP Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Akın, hedefledikleri projeleri ve planları Balıkesir’de ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Akın şunları söyledi:
“BALIKESİRİMİZİ KALKINDIRMAK İÇİN BİR YOL HARİTASI ÇİZDİK. BUNU DA ‘5T VE 3 YENİ’ OLARAK BELİRLEDİK”
Balıkesir’in hakkını alması gerekiyor. Balıkesir maalesef Bursa, İstanbul ile İzmir arasında sıkışmış kalmış ve bir türlü istediği olması gereken gelişimi sağlayamamış, hakkını alamamış bir yer. Büyük bir kasaba gibi. Biz bunu gerçek anlamda bütün Türkiye’nin göz bebeği olan ve doğasıyla, insan kaynağıyla, güzellikleriyle ve sütüyle, hayvancılığıyla, tarımıyla büyük bir büyükşehir haline getireceğiz. ve iddia ediyorum; Eskişehir’den daha güzel bir yer olacak. Burada hakikaten yapılacak çok iş var. Biz Balıkesirimizi kalkındırmak için bir yol haritası çizdik. Bunu da 5T ve 3 Yeni olarak belirledik. Şehrin yeni bir vizyona, yönetime ve yeni bir anlayışa ihtiyacı var. Bunlarla birlikte ‘5T’ dediğimiz yani turizm, taşıma, tarım, tarih ve teknoloji ile birlikte düşünerek ilerlemeyi sağlayacağız. Bu yeni vizyonumuzda ortaya koyacağımız işlerin başında kalkınma geliyor. Kalkınmayı ikiye ayırmak lazım. Bir ekonomik olarak kalkınma, kırsal kalkınma ve en başta da planlama. Yapacağımız işlerin başında şu var; planlama. Balıkesir Planlama Ajansı’nı kuruyoruz. Bunu kurarak 5T’nin ayaklarını planlama ile çizeceğiz. Mesela turizmi çeşitlendireceğiz bu şekilde istihdam artacak. Taşıma ve lojistik merkezi olacağız. Konumumuz tam orta konumda ve bir lojistik üssü olmaya aday.
“MİLLİ MÜCADELE VE KUVA-YI MİLLİYE PARKI’NI HAYATA GEÇİRECEĞİZ”
Bakıyorum havalimanımız var değil mi? Ama uçağımız yok. Böyle bir şey olabilir mi? Adında fuar olan bir yerimiz var ama fuar yok. Bizim gerçek anlamda bir fuar merkezine ihtiyacımız var. Taşımayı, ulaştırmayı lojistik anlama getirecek bir yol haritasına ihtiyacımız var. Tarım ve hayvancılığın normalde başkenti olmamız lazım. Ama yıllar geçtikçe azalıyor. Azaldığı zaman ne oluyor? Burası sütün memleketi, etin memleketi ama maalesef süt hayvanları mezbaya gidiyor ve bunu mezbaya gönderen, hayvancılıkla uğraşan hemşerilerim de bunları ağlayarak gönderiyor. Çünkü çok büyük emek. Vatandaş tarımı, çiftçiliği terk ediyor. Bir kişi bu işi terk ettiği zaman tekrar bunu yapması zor. Çünkü kolay işler değil. Biz bunu canlandıracağız ve planlamayla desteklerimizi tam ihtiyaca göre tespit edip kendilerine vereceğiz.
Burası tarih, Kuva-yı Milliye’nin baş şehrindesiniz. Balıkesir’desiniz. Milli mücadele ve Kuva-yı Milliye Parkı’nı hayata geçireceğiz. Neden biliyor musunuz? Bu memleket nasıl kuruldu? Nasıl bu aşamalara geldik? Burası nasıl vatan toprağı olarak bize emanet edildi işte bunu evlatlarımıza anlatacağız. Bunun için büyük bir Kuvayı Milliye parkına ihtiyacımız var anlatmak için. Baktığınız zaman istiklal madalyası sahibi bir ailenin torunuyum ben. Dedemin adı Ahmet Akın, ben de Ahmet Akın istiklal madalyası sahibi ancak Balıkesir istiklal madalyasını hak ediyor. Bununla ilgili defalarca önergeler verdim. Ancak şu anda İçişleri komisyonda bekliyor. İşte bunun da en büyük mücadelesini halkımızla birlikte vereceğiz ve köklü tarihimizi Türkiye’ye ve bütün dünyaya tanıtacağız.
“12 MİLYONUN ÜZERİNDE TERK EDİLMİŞ ZEYTİN AĞACIMIZI KONTROL ALTINA ALACAĞIZ. ORADAN GELEN ZEYTİNİN BEREKETİYLE, ZEYTİNYAĞIYLA, ZEYTİN TANESİYLE 6 BİN KARDEŞİME BURS VERECEĞİM”
Balıkesir’i teknolojiyle kalkındıracağız. Balıkesir maalesef gençlerin göç ettiği bir yara haline gelmiş. Ben genç kardeşlerimin göç etmesini değil, burada yerleşip hizmet etmesini istiyorum ve bunun için de mücadele edeceğim gençlerle birlikte. Zaten Türkiye Cumhuriyeti de gençlere emanet edildi. Onları birlikte beraberce başkanlarıyla beraber bir kardeş bir abi ilişkisiyle çok daha yukarı noktaya taşıyacağız. Balıkesirimizi teknolojiyle kalkındıracağız. Mesela dijital ikiz ve yapay zekayla geleceğe taşıyacağız. Bu çok önemli. Şunu söylemek istiyorum; ben Balıkesir’de oyun oynayan, -oyun da oynayacak tabi ama- oynayan değil, oyunu kodlayan bir gençlik meydana gelecek. Burada üreten bir gençlik meydana gelecek. Üretirken teknolojik anlamda aynı zamanda da ülkesine, memleketine, Balıkesir’e hizmet eden ve Balıkesir’de yaşamak isteyen bir gençlik meydana gelecek. Fablab’ı Balıkesir’e getiriyoruz. Biliyorsunuz İstanbul’da ve İzmir’de var. Üçüncü şubesi Balıkesir’de açılacak. Aynı zamanda bu şekilde gençlerin göçü tersine dönecek.
Vizyonu planlamayı gençlerle birlikte tasarlayacağız ve gençler tekno girişimci olacak. Türkiye’de tekno girişimcilik nedir? Balıkesir’de gençlerimizle birlikte hayata geçireceğiz. Şunu da söylemek istiyorum, bizim Balıkesirimiz biliyorsun en iyi zeytinin olduğu yer. 12 milyonun üzerinde zeytin ağacımız var ancak yaklaşık bunun yarısında bakımsız veya ortaklıklardan dolayı gerekli destek verilmemiş, terk edilmiş zeytin ağaçlarımız var. Biz bu zeytin ağaçlarını Büyükşehir Belediyesi olarak kontrol altına alacağız. Gerekli desteği vereceğiz ve bunlardan ürettiğimiz zeytinlerle yani dışarıda kalan artık üretim dışı bırakılmış olan zeytinliklerimizi hayata getireceğiz. ve bu vesileyle oradan gelen o zeytinin bereketiyle, zeytinyağıyla, zeytin tanesiyle 6 bin genç kardeşime burs vereceğim.
“ÜNİVERSİTEYE GİDEN GENÇ KARDEŞLERİMİN YURT SORUNU DİYE BİR ŞEYİ KALMAYACAK”
Üniversiteye giden genç kardeşlerim yol masrafını düşünmeyecek. Orada Büyükşehir Belediyemiz bunları karşılayacak. Yurt sorunu diye bir şey Balıkesirimizde kalmayacak. Bunu üstüne basa basa söylüyorum, iki tane üniversitemiz var ve bu burada olan kardeşlerimizin yurt sorunlarını çözeceğiz.
“BİZİ GELECEĞE TAŞIYACAK ÇOCUKLARIMIZ İÇİN KREŞLER AÇACAĞIZ. ÇOCUK HASTANESİ KURACAĞIZ”
Çocuklarımız da unutmuyoruz. Bizi geleceğe taşıyacak çocuklarımız için kreşler açacağız. Kadınların iş hayatına girmesi, evinin ekonomisine destek vermesi için elimden ne geliyorsa yapacağım. Açık net söyleyeyim, kreş ihtiyacı olan her yerde kreş açılacak. İlk yıl içerisinde minimum yeni 20 kreşi inşa edeceğiz ve çocuk hastanesi kuracağız. Çocuk hastanesine ihtiyacımız var ve biz burada sütün memleketindeyiz. Ancak süt üretimimiz gün geçtikçe düşüyor. Her sabah çocuk çocuklarımıza ihtiyaç sahibi çocuklarımız başta olmak üzere günlük sütü ekiplerimiz evin kapısına bırakacak. Ben evlatlarımı Balıkesirli üreticinin ürettiğini sütle buluşturacağım.
“31 MART SONRASINDA HAYAL ETTİĞİM BİR BALIKESİR VAR. BİZİM VERDİĞİMİZ SÖZLER HAYAL SATMAK DEĞİL, GERÇEKLEŞTİRMEK ÜZERİNE KURULMUŞTUR”
Bakın 31 Mart sonrasında hayal ettiğim bir Balıkesir var. Gerçekten bunu yıllardır yılladır bunun üstüne basa basa söylüyorum 2019 yılında adaydım. O zaman da söylemiştim. Şimdi inşallah Allah’ın izniyle milletimizin taktiriyle bu hayallerimizi gerçekleştireceğiz. Ancak bunlar hayal olmaktan öteye geçmiştir. Hepsi planlanmıştır ve hepsi yapılacaktır. Onu da söyleyeyim. Çünkü bizim verdiğimiz sözler hayal satmak değil, gerçekleştirmek üzerine kurulmuştur. Verdiğimiz sözler, vaatler bizim namus, şeref borcumuzdur. Onun için vaat olsun diye değil, gerçek olsun diye bunu ortaya koyuyoruz. Mesela kasaba değil büyükşehir. Biz kasaba değiliz. Balıkesir cennet gibi bir bölge. İstanbul’un üç misli alanına sahip. Yani 15 bin kilometrekareye sahip bir alanımız var.
Adaletli bir belediye başkanı olmamız lazım. ve adaletli bir belediye başkanı olacağımın sözünün her yerde söylüyorum. Çünkü herkesin hakkının hukukunun korunduğu bir yer olması lazım buranın. Örnek olacak Türkiye’yi bunu göreceksiniz. Ayrımcılık son bulacak. Ayrımcılık 1 milyon 300 bin kişi için son bulacak. Baktığınız zaman sosyal yardımlarda bile bir adaletsizlik var. Yani hak eden hak ettiğini, ihtiyacı olan, ihtiyacını alacak ve bu sosyal yardımlar yapılırken sağ elin verdiğini sol el görmeyecek. Neden? Önce insan diyen bir anlayışa sahibiz. Onun için insan onuru her şeyin üstündedir. Siyaset değil, hizmet ve eser ortaya koyacağız. Şunu net olarak söyleyeyim, Balıkesir Büyükşehir Belediyemizde siyaset değil, hizmet olacak. Orada liyakatli kardeşlerimle, gençlerimle Balıkesirli evlatlarımızla, Balıkesirli insanlarımızla, Balıkesirimizi yöneteceğiz.
“KİŞİLER ÜZERİNDEN SİYASETE SON VERECEĞİZ”
İşçilerimiz var. Balıkesir’de emekçilerimiz var. Gerek taşeron efendim gerekse iyi kadrolu çalışıyor. Bu kardeşlerimiz içlerinden olmayacak alnının teriyle, liyakatle, öz güvenle çalışan ve hakkını veren bütün genç kardeşlerimle evlatlarımızla birlikte çalışacak ve maaşlarında da adalet olacak. Şu anda büyük adaletsizlikler var. Onun da altını çizmek istiyorum. Bakın oy vermeyenler iddia ediyorum, keşke oy verseydim diyecek. Ben her yerde söylüyorum, sizin aracılığınızla da söylüyorum, bütün Balıkesirli hemşerilerimin ayrım yapmadan bütün oylarına talibim. Çünkü ben yapacağım belediye başkanlığımda adaletli olacağım ve kimseyi ayırmayacağım. Balıkesir belediyesinde siyasete de izin vermeyeceğim. Orası hizmet yeri olacak ve milletimizin ayağına giderek her türlü hizmeti göstereceğiz. Hesap veren, şeffaf ve büyüdükçe küçülen bir anlayışı Balıkesirimizde inşa edeceğiz. Büyüdükçe küçülmek bir erdemdir.
Halka çıkacağız diye her yerde afişler yaptırdım. Neden? Halka çıkmamız gerekir. Ben yıllardır bütün siyaset hayatım boyunca halka çıkmaya mücadele ettim. Çünkü biz halkız, halka inmek diye bir söylem var. Ne demek o yani estağfurullah halka inmek ne demek? Bizler halka çıkıyoruz, halkımızla iç içeyiz, yan yanayız, kol kolayız ve birlikte mücadele edeceğiz. Kişiler üzerinden siyasete son vereceğiz. Kişilerin değil, ortak kolektif aklın önde olduğu bir Balıkesir’i göreceksiniz.
“10 NUMARA KARTI GETİRİYORUZ”
10 numara kartı getiriyoruz Balıkesir’e. 10 numara kart nedir biliyor musunuz? 10 numara kartla emeklilerimize maddi yardım yapacağız kış aylarında yakacak yardımı yapacağız. Aynı zamanda her ay ihtiyaç sahiplerimize sosyal yardımlar yapacağız. Bunları 10 numara kart adı altında gerçekleştireceğiz.
Bütün ayrımcılıkların son bulacağını söyledim. Ben Balıkesir’de siyasetime Balıkesir benim ailem diyerek başladım. Onun için Balıkesir ailesinin bir evladı olarak annelerimin, babalarımın, kardeşlerimle onların evladı gibi, abileri, kardeşleri gibi çalışmaya devam edeceğim.
“BALIKESİR’İN GELMİŞ GEÇMİŞ EN ÇALIŞKAN BELEDİYE BAŞKANI OLACAĞIM”
Hiçbir kimseye ‘Hangi partindensin?’ diye sormadım. Tek sorum şu oldu: ‘Size nasıl yardımcı olabilirim?’ Çünkü biz Kuva-yı Milliye’nin evlatlarıyız. Kuva-yı Milliye demek milli birlik beraberlik demektir. Bu milli ve beraberlikte bizler ayrımcılık yapamayız, herkesi kucaklarız. İddia ediyorum. Büyük bir özveriyle, büyük bir özgüvenle söylemek istiyorum. Balıkesir’in gelmiş geçmiş en çalışkan belediye başkanı olacağım. Aynı zamanda hiç kusura bakmasınlar. Bundan sonra Türkiye’de Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin adaletli hizmetleri ve vatandaşlara yakınlığı konuşulacak. Bunu bütün Türkiye’mize ispat edeceğiz. Balıkesir, hakkını alacak. Süt üreticimiz sütünü dökmeyecek.
Merkezde olan imkanların köylerimizde, yeni ismiyle mahallelerimizde var olması lazım. Bunun var olması için hizmetlerin gitmesi lazım. Şu an kırsal mahallelerimizde maalesef elektriklerimiz bile doğru düzgün yok. Yolumuz yok doğru dürüst. Ulaşım konusunda büyük sıkıntılarımız var. Topraklarımız ekilmiyor. Topraklar ekilecek. Satamadıkları ürünleri biz Büyükşehir Belediyesi olarak satın alacağız. Toprakta ürün kalmayacak.
Köy pazarlarında benim annelerimin, babalarımın emeklerle ürettiği bütün ürünler, satamadığı ürünleri satın alacak Büyükşehir Belediyemiz olacak. Çünkü bizim zaten sosyal yardımlarımız var. Bizim aşevlerimiz daha da çok artacak. Biz Balıkesirlilerin ürettiği ürünleri kullanacağız. Balıkesir menşeili ürünlerimizi kullanacağız. 10 Numara Kart’ta da kendi esnafımızdan, kendi bölgemizden yapacağımız ticarette geçerli olacak.
“42 BİN İŞSİZİMİZ VAR. KARİYER VE İSTİHDAM OFİSLERİ KURARAK, O KARDEŞLERİMİ İŞ SAHİBİ YAPACAĞIM”
Toprağından bereket saçan, altın sarısı o güzel zeytinyağının ve zeytincinin kazandığı, sütü ve etiyle Türkiye’yi doyuran, üreticisini zenginleştiren, kalkındıran ve etiyle de insanlarımıza büyük bir keyif veren Balıkesir’i Türkiye’nin bir numaralı markası yapıp, kalkınan Balıkesir’i inşa edeceğiz. Bunu inşa ederken Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nde yapılan bütün ihaleler şeffaf olacak, açık olacak, net olacak. İsrafa son vereceğiz. Arttırdığımız her kuruşu milletimize, evlatlarımıza, hemşerilerimize ve tarımımıza harcayacağız. Bizim etimiz Türkiye’de markadır. Ama marka demekle marka olunmuyor. Sürdürülebilir olması lazım. Bizim sütümüz markadır. Ama süt sağmakla bizim üreticimiz kazanamıyor. Onun için Et Entegre tesisi kuracağız. Süt tozu tesisi yapılmaya çalışılıyor birliklerle birlikte. Bu birliklerin bütün altyapısını sağlayacağız. Büyükbaş Organize Sanayi, Küçükbaş Organize Sanayi ve bizim en büyük gücümüz olan Tarıma Dayalı Sanayi ile alakalı Türkiye’de büyük bir atak yapacağız. 42 bin işsizimiz var. Kariyer ve İstihdam Ofisleri kurarak, o kardeşlerimi iş sahibi yapacağım. En büyük kötülükler işsizlikle geliyor. Onun için işsizlik, en büyük kötülüklerin anasıdır. İşsizlik olan bir evde huzur olmaz. Benim en büyük vaatlerimden bir tanesi de Balıkesir’e huzur gelecek.
“YAŞAM KÖYÜ PROJEMİZ VAR”
Balıkesir’de gençlik mutlu olacak. Engelliler, zor durumda olan insanlar, yaşlılarımız, yaş almışlarımız mücadele edecek. Yaşam Köyü projemiz var. Bakıma muhtaç olan kişilerimiz, evlatlarımız, büyüklerimiz, alzheimer hastalarımız, ihtiyaç sahibi kardeşlerimizi ve bunlara bakmakla hükümlü olan anneler, babalar, gençleri rahatlatmak için o engelleri kardeşlerimizi, alzheimer hastalarımızı Ahmet Akın kardeşlerine, evlatlarına emanet edecekler. Sabah onları evinden alacağım, akşam evlerine bırakacağım. Bırakırken yemek ve bütün ihtiyaçlarını kendileriyle birlikte teslim edeceğiz.
“BALIKESİR MOLASI PROJEMİZLE KADINLAR EV İŞLERİNİ, EMEKLERİNİ KOOPERATİFLER MODELİYLE ÜRETECEK”
İstiyorum ki kadınlar evdeki ev işlerini, emeklerini kooperatifler modeliyle üretsinler. Biz alalım, biz satalım. Balıkesir Molası adı altında projemiz var. Balıkesir’de üretilen el oyaları, iğne oyaları, el emekleri, kendi evlerinde ürettikleri o göz nuru olan imkanları veya etimizi, sütümüzden Balıkesir markasıyla üreteceğimiz birçok çeşit peynirimizi Balıkesir Molası adı altında kuracağımız tesislerde tanıtacağız, göstereceğiz, tattıracağız. Balıkesirli süt üreticimiz, et üreticimiz kalkınacak, kazanacak.
Tarım kalkınmadan kalkındıramayız. Köylüyü, milletin efendisi nasıl yapılır? Balıkesir’de ben bunu bütün Türkiye’ye göstereceğim. İnşallah bunların hepsini çok kısa bir sürede gerçekleştireceğiz. Yani o kadar çok projemiz var. Bakarsanız taşıma ulaşım yani merkezimizde trafik kitleniyor. Neden plansız, programsız bir ulaştırma, taşıma yol haritası var. Bunları da değiştiriyoruz.
“TEMATİK PARKLAR YAPIYORUZ. SÜT NASIL ÜRETİLİR, HAYVANCILIK NASIL YAPILIYOR KÜÇÜK EVLATLARIMIZA GÖSTERECEĞİZ”
Müthiş bir doğamız var. Doğa sporlarını, Kapıdağ Yarımadamız var. İnsanların nefes alması için, bütün Türkiye’nin nefes alması için İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan Türkiye’nin her noktasından insanlar buraya gelecek. Tematik parklar yapıyoruz iki tane. Tematik parklarda süt nasıl üretebiliriz? Hayvancılık nasıl yapılıyor? Bu nasıl bir büyük bir emektir? Küçük evlatlarımıza, çocuklarımıza bunu özendirmek için, beyinlerinde o peyniri yerken bunu nasıl yapıldığını öğrenmeleri için ve bu işten zevk duyup, keyif alıp özenmeleri için küçük minyatür dünya misali bir sistemle öğreteceğiz, göstereceğiz. ve bunları yaparken de anneleri dinlendireceğiz. Balıkesirimizde sosyal yaşam alanları yeteri kadar yok. Bunları inşa etmemiz lazım. Şunu istiyorum, gençlerimiz kendi memleketimde kalsın, genç göçü dursun, tam tersine göç olsun, Balıkesir’e hizmet etsinler, sanayimiz büyüyecek, tarımımız büyüyecek, halkına büyüyen ve adaletle bütün yardımlardan tutun, da imar konularından tutun da şeffaf olan bir Balıkesir’i inşallah birlikte inşa edeceğiz.
“GEÇEN SEFERDE YARIM KALAN SEVDAMI, AŞKIMI, HASRETİMİ ÖNÜMÜZDEKİ 31 MART SEÇİMİNDE BİRLİKTE TAMAMLAYACAĞIZ”
Balıkesir’de nereye gitseniz, kiminle konuşsanız her mahallesinde, her ilçesinde şunu söylerler; Balıkesir halkına en yakın, bize en yakın Ahmet Akın derler. İşte ben onlara en yakınım. Onların evlatlarıyım ve onların her zaman yanındayım. 2019 yılında adaydım büyük bir mücadeleyle sevgiyle, coşkuyla beni vatandaşlarım bağrına bastı. O süreçte adaylığım biliyorsunuz, Millet İttifakı sürecinde İyi Parti’ye verildi. O süreçte büyük bir üzüntü yaşandı. İnşallah geçen seferde yarım kalan sevdamı, yarım kalan aşkımı, yarım kalan hasretimi ve Balıkesirli hemşerimin o güzel duygularını ve dualarını inşallah önümüzdeki 31 Mart seçiminde birlikte tamamlayacağız. Kaybedeni olmayan kazanan bir Balıkesir’i Kuva-yı Milliye’nin başşehrine yakışır bir anlayışla adaletli bir şekilde yönetip, herkesin yüzünün güldüğü bir Balıkesir’i inşa edeceğiz.
]]>Çoruh Vadisi’ndeki Yusufeli ilçesine bağlı Yağcılar köyü sakinlerinden Süleyman Küçükkoçak ve ailesi 4 kuşaktır geleneksel tarım yöntemleriyle zeytin yetiştiriyor.
Atalarından kalma zeytin bahçelerindeki ağaçların bakımını üstlenen Küçükkoçak, eşi, çocukları ve torunlarıyla her yıl kasım ve ocakta emeklerinin karşılığını almak için hasat yapıyor.
Yetiştirdikleri zeytinlerin bir kısmını kendilerine ayıran aile, kalan zeytinleri de satarak aile ekonomisine katkı sağlıyor.
Üretici Süleyman Küçükkoçak, AA muhabirine, coğrafi yapı dolayısıyla zeytinliklerin genellikle dik yamaçlarda ya da uçurumun kenarında olduğunu söyledi.
Bazıları 15 metreye ulaşan ağaçlara tırmanarak hasat yaptıklarını anlatan 66 yaşındaki Küçükkoçak, zeytinlerin tek tek elle toplandığını ifade etti.
Küçükkoçak, ailesinin asırlardır bu coğrafyada yaşadığını ve zeytin yetiştiriciliğinden asla vazgeçmediklerini belirterek, “Atalarım, dedem, babam vazgeçmemiş. Ben de onlardan aldığım mirası devam ettiriyorum. Ben çocuklarıma, onlar da kendi çocuklarına, torunlarına bırakacak. Ben 10 yaşından beri bu işle uğraşıyorum. Zeytinlik atalarımızdan, dedelerimizden bize kaldı. Bu iş nesilden nesle aktarılıyor. Ben de çocuklarıma, torunlarıma öğretiyorum ki bizden sonra onlar devam ettirsin.” dedi.
Yusufeli’nde zeytin sezonunun martta bakım ve temizlik işleriyle başladığına işaret eden Küçükkoçak, mayıs itibarıyla haftalık sulamayla devam ettiğini, kasım ve ocakta da hasatla sonlanan uzun bir süreci kapsadığını kaydetti.
Küçükkoçak, beklediklerinden daha verimli bir sezon geçirdiklerini, hasadın yüzlerini güldürdüğünü, emeklerinin karşılığını almaktan mutlu olduklarını aktardı.
Zeytin denilince akla Marmara ve Ege bölgesinin geldiğini ancak kendilerinin de Türkiye’nin farklı illerine zeytin ve zeytinyağı gönderdiklerini vurgulayan Küçükkoçak, “İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Eskişehir başta olmak üzere Türkiye’nin her vilayetine buradan zeytin gönderiyoruz. Yurt dışında da Almanya ve Fransa’ya gönderdiğimiz oldu.” diye konuştu.
“Zeytinliklerimize özenle bakıyoruz”
Süleyman Küçükkoçak’ın damadı 40 yaşındaki Vaiz Keleş de bereketli bir sezonun ardından zeytin hasadının bitmek üzere olduklarını söyledi.
Keleş, topladıkları zeytinleri tanelerinin büyüklüklerine göre yağlık ve sofralık olarak ayırdıklarını ifade ederek, “Yusufeli zeytininin asit oranı düşük, lezzetli ve nam salmış bir zeytin. Köyümüzün en önemli gelir kaynağı. Zeytinliklerimize özenle bakıyoruz.” dedi.
Zeytin toplama işine küçük yaşta başladığını dile getiren Keleş, “Ağaçların boyu çok yüksek. Tırmanarak çıkamadığımız ağaçlara merdivenlerle çıkıyoruz. Bu zeytinler ve elde ettiğimiz zeytin yağlarımız sofralarımızın baş tacı olarak her öğün soframızda yer alıyor.” ifadesini kullandı.
12 yaşındaki Sait Ensar Keleş ise iki yıldır zeytin hasat sezonunda babasına ve dedesine yardım ettiğini söyledi.
Zeytin toplamanın zor olduğunu anlatan Keleş, “Bir avuç zeytin için yeri geliyor bir sürü zaman harcıyoruz. Ağaçlar çok yüksek, toplaması da ağaca çıkması da çok zor. Ben marketlerden alınan zeytini sevmiyorum ama Yusufeli zeytinini çok seviyorum. Her kahvaltıda Yusufeli zeytini soframızda bulunur. İki yıldır geliyorum, anneme babama yardım ediyorum. Onlardan işi öğreniyorum.” dedi.
]]>Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nün ‘2022-2026 Üretim Planlaması’ kapsamında Samsun’un batı ilçelerinde sulama olmayan, insan yerleşiminden uzak, engebeli arazilerde zeytin yetiştirilmesine karar verildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Edoğan’ın “Ekilmemiş bir karış toprak kalmasın” direktifi çerçevesinde Samsun’da tarıma uygun olmayan susuz ve engebeli 1 dekar alanda Gemlik ve Ayvalık zeytin çeşitleri dikildi. 2026 yılına kadar daha bin dekar alana daha zeytin bahçeleri kurulup, 2-3 fabrikaya yetecek kadar zeytin üretilmesi hedefleniyor.
İl genelinde tarıma uygun olmayan 60 bin dekar alanı da ekonomiye kazandırmak için çeşitli projeler yürüttüklerinin altını çizen Samsun İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, “Bazı arazilerimiz hem yağış almıyor hem de engebesinden dolayı herhangi bir ürünün üretilemediği alanlar var. Bu alanlar 50-60 bin dekar alandan oluşuyor. Su olmadığı için bu alanlarda ceviz ve badem gibi ürünler yetiştiremiyoruz. 2022-2026 üretim planlaması kapsamında ‘ekilmemiş bir karış toprak kalmasın’ hedefi doğrultusunda Yakakent, Bafra, Alaçam, 19 Mayıs ve Vezirköprü’nün mikro klima olan yerlerde zeytin üretilebileceğini öngördük. Bugün itibarıyla bin dekar alanda zeytin üretiliyor. Yaklaşık 2 bin dönümü aştıktan sonra zeytinin sanayisi de ilimizde artacaktır” diye konuştu.
“Yüzde 85’i Gemlik, yüzde 15’i Ayvalık”
Dikilen zeytin çeşitlerinin Gemlik ve Ayvalık olduğunu, Samsun’a özel zeytin çeşitlerinin de çoğaltıldığını ifade eden Müdür İbrahim Sağlam, şöyle devam etti:
“Zeytincilik Araştırma Enstitüsü yetkilileri hangi zeytin çeşidini kullandığımızı sormuştu. Biz yüzde 85 Gemlik, yüzde 15 de dölleme için Ayvalık çeşidini kullandığımızı söylemiştik. İklim araştırmasına göre bu çeşitlerin Samsun’da yetişebileceğini araştırmıştık. Bizlere bu çeşitlerin Gemlik’ten daha iyi yetişeceği bir yer varsa onun da Samsun olduğunu söylediler. Bunların haricinde Samsun’un kendi çeşitlerinin olduğunu da söylediler. Samsun yağlık, Samsun salamura, Samsun tuzlusu gibi çeşitlerden fide gönderdiler. Biz de bu fideleri özel olarak arttırmaya yönelik çalışma başlattık. Samsun’da çok uzun yıllar önce de zeytin üretiliyormuş hatta bir mahalleye de ismi verilmiş. Zeytinciliğin gelişmesi için projelerimize önem veriyoruz.”
“2 bin dekar alandaki zeytin, 2-3 fabrikanın ihtiyacını karşılar”
Hedeflerinin tutması durumunda Samsun’da 2-3 fabrikaya yetecek kadar zeytin üretimi gerçekleştirebileceklerini kaydeden Sağlam, “Zeytinciliği geliştirirken bunu ovaya, yerleşime yakın olan yerlere ektirmiyoruz. Çünkü 3573 sayılı Zeytincilik Kanunu var. O kanun kapsamında ileride sıkıntı yaşanmamasını da düşünüyoruz. Bir yere zeytin diktiğinizde kanun kapsamında istediğiniz an sökemiyorsunuz. Bu nedenle zeytini çok marjinal, yerleşim yerlerinden uzak ve herhangi bir yapılaşmanın olmayacağı alanlara yapıyoruz. Sulu ve sulanabilir araziler içerisinde de zeytin yapmıyoruz. Çünkü sulanabilir arazilerde birçok çeşit üretebiliriz. Zeytincilik şu ana kadar istediğimiz düzeyde gitmiyor ama çiftçilerimizi yönlendirmeye devam ediyoruz. Hedefimiz 2026 yılına kadar 2 bin dekar alanda yaklaşık ağaç başı 20 kilo zeytinden bin 200 ton gibi bir rekolte elde ederiz. Bu ürettiğimiz zeytinlerle de rahatlıkla 2-3 adet hem salamura hem de yağlık fabrikanın açılacağını tahmin ediyorum. İnşallah üretimimiz hedefimizin de üstüne çıkar” şeklinde konuştu.
Zeytin ağaçları sökülemez, alanı küçültülemez
3573 sayılı Zeytincilik Kanunu’nda özetle şu ifadeler yer alıyor:
“Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri yapımı ve işletilmesi bakanlığın iznine bağlıdır. Zeytincilik sahaları daraltılamaz. Bu sahalardaki zeytin ağaçlarının sökülmesi bakanlığın fenni gerekçeye dayalı iznine tabidir. Bu iznin verilmesinde, bakanlığa bağlı araştırma enstitülerinin ve mahallinde varsa ziraat odasının uygun görüşü alınır. Bu halde dahi kesin zaruret görülmeyen zeytin ağacı kesilemez ve sökülemez. İzinsiz kesenler veya sökenlere ağaç başına idari para cezası verilir.” – SAMSUN
]]>