TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Ankara’da ziyaret ettiği 100. Yıl Pazarı’nda yurttaşlarla pazarcı esnafının sorunlarını dinledi, partisinin politikalarını anlattı.
“Tepedeki oturanlar, görüyorlar, biliyorlar da sabrımızı sınıyorlar”
Çocuklarını okutmak için pazarda gözleme yapıp satan bir vatandaş, tezgahının başında Erkan Baş’a şöyle dert yandı. “Bakın bugün pazarın haline, bomboş” diye söze başlayan vatandaş, “Ben 60 küsur yaşındayım. Bugün pazarda gözleme yapıyorum. Çocuk okutuyorum, evim kira. Bize verdiği 2 bin 500. Benim hakkım daha fazlası ama benim bu yaşta bu şekilde çalışmam doğru değil. Memleket her şey çok güzel diyorlar. Herkesin mutlu, zenginleştiği böyle anlatıyorlar. Zengin bir memleket göremiyorum. Bizim kalbimiz zengin ama sosyal ekonomik durumlarımız berbat. Yerlerde sürünüyor. Bakın bugün pazarın haline, bomboş. Şuradaki evin kirası 25 bin lira. Asgari ücrete 2 bin 500. Tepedeki var ya hani kaçak sarayda yaşayan, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret eden, işte orada oturanlar gelsin görsün buranın halini. Görüyorlar, biliyorlar da sabrımızı sınıyorlar bence. Meşhur çetelerimiz var. Onlara vergi indirimi borçlarımı silmeye, artık benim de vergi borcum var. Ödemeyi de düşünmüyorum. Zaten ödeyecek gücüm de yok” dedi.
“Adam kiraz abi kayısı alıyor, karpuz alamıyor”
Baş’a dert yanan pazarcılar, “Adam kiraz alıyor, kayısı alamıyor. Kayısı alıyor, karpuz alamıyor. Gerçekten bağıracağız hep beraber daha çok hakkımız olanı istiyoruz. Gece saat ikide kalkıp gidiyoruz Hal’e, kazandığım 500 yüz TL. 500 lira için o yataktan kalkmam ama açız işte.
“Onların derdi, bir avuç insanı daha da zengin etmek
İş yapamıyoruz. Alacak durum yok. Üretici kazanamıyor. Elli lira dediğimiz zaman şikayetçi oluyor, almıyor. Yüz lira, yarım kilo almıyor. Vatandaşı düşünüyorsan önce yoksulun hakkını vereceksin. Önce emekçinin hakkını vereceksin. Ama onların derdi ne? Bir avuç zengini daha zengin etmek.”
“Avrupa bizi kıskanıyordu. Açlığımızı kıskanıyor”
Bir yurttaş da “Her şey çok pahalı. Maliyet yüksek. Millet üretmekten vazgeçti zaten. Uğraşıyoruz. Asgari ücretine zam lazım. Emekliye zam lazım. Vatandaş iyi değil. Vatandaş karanlık bir gelecek görüyor. Başka bir şey yok. Avrupa bizi kıskanıyordu. Açlığımızı kıskanıyor. Açlığımızı sarayda gönderelim biraz orada takılsın” dedi.
“Pazarda şu anda alışveriş yapmaya gelen insan sayısı pazar esnafından daha az”
Pazar ziyareti sonrası açıklama yapan Baş, şunları söyledi:
“Üzülerek ifade edeceğim, son bir aydır gezdiğimiz bütün pazarlarda her seferinde başka gerekçeler yanına eklenebiliyor. Pazarda şu anda alışveriş yapmaya gelen insan sayısı pazar esnafından daha az. Geldiklerinde öfkeleri artıyor. Emin olun her gelen yurttaş gelirken düşündüğünün yarı bile alamadan pazardan ayrılmak zorunda kalıyor. Şimdi ülkenin ekonomik durumunu, çeşitli rakamlar söyleyerek, çeşitli tablolar açıklayarak, çeşitli manipülasyonlarla iyiye gidiyor diye göstermeye çalışan iktidara verebileceğimiz en net yanıt, bu memlekette çarşının, pazarın halidir. Pazar tezgahının başındaki arkadaşlarımız da fiyatların pahalılığından şikayet ediyor. Ama o da diyor ki üretici, ürettiğinin karşılığını alamıyor ki şimdi Türkiye’nin neresinde pazara giderseniz gidin tablo aynı.”
“Türkiye, dünyada zenginlerin servetinin artış oranında dünya birincisi olmuş durumda
Geçen gün açıklanan rakamlar bize çok acı bir gerçeği gösteriyor. Türkiye, dünyada zenginlerin servetinin artış oranında dünya birincisi olmuş durumda. Bizim yoksulluğumuzun nedeni hırsızlıklardır, yolsuzluklardır. Bizim yoksulluğumuzun nedeni zenginlerin doymak bilmeyen hırsıdır. Türkiye’de artık gerçek anlamıyla bir açlık tehlikesi vardır. Yıllarca çalışmış, didinmiş, devlete vergisini ödemiş, sigorta primlerini ödemiş 60-65 yaşında. İnsanlar o verilen emekli maaşıyla geçinemeyecekleri için çalışmak zorunda.”
“Hepimiz düne göre daha kötü yaşıyoruz”
Ekonomik sıkıntılardan dolayı artık uykusuz kalmayı kabul etmiyoruz diyen Baş, şöyle devam etti:
“Ülkenin dört bir yanında, emeğiyle, alın teriyle yaşayan bütün insanların ortak bir özelliği var. Hepimiz düne göre daha çok çalışıyoruz. Hepimiz düne göre daha kötü yaşıyoruz. Bizim sırtımızdan, bizim emeğimizden, bizim alın terimizden, birilerinin zenginleşmesini ama bizlerin çocuğumuzu okula nasıl göndereceğiz diye kaygıdan uykusuz kalmayı kabul etmiyoruz.
“Bu ülkede bizi çeşitli biçimlerde birbirimize düşman etmeye çalışan bir iktidar var
Bu ülkede bizi çeşitli biçimlerde birbirimize düşman etmeye çalışan bir iktidar var. Bu bizi birbirimize düşürerek, bizi birbirimizle kavga ettirerek, bizi birbirimize rakip yaparak, bizi birbirimizle düşmanlaştırarak kendi iktidarını sürdürmek istiyor. Ben tüm yurttaşlardan bir tek şey istiyorum. Hepimizin çeşitli farklılıkları olabilir. Rengimiz farklı, inancı farklı kültürümüz farklı. Dinimiz farklı olabilir. Ama unutmayalım arkadaşlar. Dünyada iki şeyin rengi yoktur. Bunlardan bir tanesi alın teridir. Diğeri de gözyaşıdır. Alın teriyle gözyaşıyla birleşmemiz gerekiyor. Biz açlığa mahkum değiliz.”
]]>
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Baş, en düşük emekli maaşının 12 bin 500 TL olarak açıklanmasına tepki göstererek şöyle konuştu:
“Aslında iktidarın nasıl bir karaktere sahip olduğunu gösteren günlerden geçiyoruz diyerek başlayayım. Bu yasama yılında neredeyse halkın gerçek gündemini içeren hiçbir kanun maddesini Meclis’in gündemine taşımayan iktidar şimdi yasama yılı son bulurken Meclis Anayasaya göre tatile girmesi gerekirken Meclis çalışmalarını uzatmaya karar verdi. ve tam anlamıyla kendi karakterini yansıtan yasaları apar topar halkın gözünden kaçırarak çıkartmanın arayışı içerisinde. Buraya gelmeden önce Tarım Komisyonu’nda Hayvan Hakları Yasası’nın görüşmeleri başladı. En tipik örneklerinden bir tanesi. Konuyla ilgili yıllardır çalışan, emek veren, düşünen, pratik olarak sahada çalışmalar sürdüren kitle örgütlerinin temsilcilerini bile dinleme ihtiyacı hissetmeyen, onların bu komisyonunu izlemesini, söz söylemesini en doğal biçimde talep eden, muhalefete sırt çeviren apar topar meseleyi üzerini örterek kapatıp yangından mal kaçırır gibi kanunu çıkartmaya çalışan bir anlayış. Ama şöyle bir hepsine birden bakalım. Yani Meclis kapanacak mı kapanmayacak mı, neler konuşuluyor Meclis’te diye baktığımızda iktidarın emekçi, yoksul, halk düşmanı karakterini gösteren bir sözde tasarruf paketiyle karşı karşıyayız. Vergilerde halktan yeterince çalamadıklarını düşünüyor olmalılar ki yeni artışlara gidecekler. Fatura yurttaşa bindirilecek.
Hayvan düşmanı karakterlerini gösteriyorlar. Öğretmen düşmanı karakterlerini gösteriyorlar. Kadın düşmanı karakterleri 9. Yargı Paketi’ne dahil olmuş durumda. Ama öbür tarafta sokakta yaşayan yurttaşın fabrikadaki, atölyedeki, işçinin, emekçinin plazadaki, hastanedeki, okuldaki emekçinin, emeklinin hiçbir derdi bu iktidarın gündeminde değil.
“Mehmet Şimşek’in açıklamalarına yalan sözcüğü yetersiz kalıyor”
Biz yalnızca isimleri, şahısları değiştirmek için mücadele etmiyoruz. Bizim esas mücadelemiz işte bu siyaset anlayışının, bu siyaset ikliminin köklü olarak değişmesidir. Bu düzenin değişmesi için mücadele ediyoruz. Çünkü bu düzen değişmedikçe isimler değişse de aslında hiçbir şeyin değişmeyeceğini deneyimle yaşadık, görüyoruz ve biliyoruz. Günlerdir iktidarıyla ve maalesef muhalefetiyle halkımız biraz da bu çarpık zihniyete ikna edilmek isteniyor. İktidar çıkıyor ekonomik kriz var diye bir yalanı sürdürüyorlar. Muhalefet de çıkıyor ‘para yok. Kasa tam takır. O yüzden emekliye, emekçiye zam yapamıyorlar. Yönetemiyorlar’ diyor. Biz de şunun altını çiziyoruz; ortada bir ekonomik kriz falan yok. Ortada bir yönetemiyorlar denilecek durum yok. Burada amaçladıkları bir şey var. Bu ekonomik yıkımın faturasını emekçiye, yoksula yıkmak istiyorlar. Yurttaşı sindirmek istiyorlar. Bu vahşetin normalleştirilmesi için bir çaba içerisindeler. O yüzden tam da istedikleri gibi yönetiyorlar. Mesela ne diyor Mehmet Şimşek o vergi paketinde, ‘çok kazanandan çok az kazanandan az vergi alınması ilkesiyle hazırlanmış bir paket.’ Yalan sözcüğü yetersiz kalıyor. Buradan dil bilimcilere çağrı yapıyorum; Adalet ve Kalkınma Partisi’nin insanların gözünün içine baka baka sistematik bir biçimde gerçek olmayan verileri paylaşıyor olması artık biz yalan dediğimizde bu hafifliyor. Yani sözlüğe baktık yalan gerçek olmayan ifade demek. Burada gerçek olmayan ifadenin çok ötesinde bir şey sistematik bir biçimde devam ediyor. Şimdi ne diyor mesela? Pakette dar gelirli vatandaşlarımıza yönelik bir hüküm yer almıyor. Bakın o kadar acayip bir cümle ki bu. Zaten memlekette sorun, dar gelirlinin sorunu değil mi? Yoksulun, emekçinin sorunu değil mi? Sen onun hayatını düzeltmekle yükümlü değil misin? Ama sanki onlara yeni bir vergi verilmiyormuş, vergi yüklenmiyormuş gibi bunu da bir övgü vesilesi, bunu da bir kendisine alkış bekleyen bir biçimde anlatan bir anlayışa sadece yalancı demekle yetinemiyorum.
Şimdi iktidar böyle konuşunca TÜSİAD Başkanı da çıkmış geçen hafta diyor ki ‘biz de fakirleştik. Herkes fakirleşti.’ Buna yalan demek yalanı normalleştirir. Şimdi 2024 yılı küresel servet raporu var. Herkes ulaşabiliyor. Bakıyoruz. Türkiye bireysel servet artışında dünyada birinci. İkinci bile değil. Yani zenginlerin en zengin olduğu yer Türkiye. Hani ekonomik kriz? Hani hepimiz fakirleşmiştik? Ama zenginleştikçe zenginleşiyorlar. Aynı rapora göre milyoner sayısındaki artışla kaçıncı sıradayız? İkinci. Türkiye’de zenginler her gün zenginleşiyor. Ama ekonomik kriz var değil mi?
“Bizler hepimiz yoksullaşıyoruz. Patronlar kazanmaya devam ediyor”
Yurttaş beş parasız kaldı. Ev almak hayal artık. Hani patronlar da sıkıntıda ya gelin bakalım. Yurt dışında ev alan Türklerin sayısında bir patlama var. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yurt dışında evler alıyorlar. Bakın 2023 yılında Dubai’de satılan en pahalı evi de bir Türk almış. 130 milyon dolar. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yurt dışında ev alma oranı iki katından fazlaya çıkmış. Yurt dışında para saçma rekoru kırıyor zenginlerimiz. Bitti mi? Yok. Hani asgari ücrete neden zam yapmıyorlar? Patronlar zarara girer, fiyatlar artar, fiyatlar artınca da enflasyon çıkar değil mi? Çok basit yani böyle anlatıyorlar. Hepsi aynı cümleleri kuruyor. 2023 yılında en büyük 500 sanayi şirketinde maaş ödemelerinin ücret ödemelerinin satışlara oranına bakıyoruz. Yüzde 17’lerden yüzde 6’lara düşmüş. Ne oldu? En büyük şirketin satışlarına kıyasla maaşlarının oranı son 40 yılın en düşük seviyesine geldi. Ücretlerden eksilen pay yurttaşa mı yayıldı? Ücretlerden eksilen payların hepsi patronları daha zengin yapmaya gidiyor. Ücretler düştükçe patronlar daha fazla kazanır oldu. Başka hiçbir faydası yok. Toplumsal tek bir faydası yok. Bizler hepimiz yoksullaşıyoruz. Patronlar kazanmaya devam ediyor.
“Bütün yalanlarını suratlarına çarpmaya devam edeceğiz”
Bütün yalanlarını suratlarına çarpmaya devam edeceğiz. Çünkü külliyen yalan söylüyorlar. Bakın milli gelirde emeğin payını düşürmekte rekor kırdılar. Bu memlekette her şeyi alın teriyle üreten insanlar emekçiler, bizler ama milli gelirden aldığımız pay her gün düşüyor. Bu ülkede yaratılan beş liranın yalnızca bir tanesi emeğe düşüyor. Ama her nasılsa emeğe bir lira zam yapınca patronlarımız sıkıntıya giriyorlar. Daha az kar edecekler diye paniğe kapılıyorlar. Türkiye arkadaşlar Afrika’nın en geri rejimleriyle yarışır halde gelir dağılımındaki eşitsizlikle. Bu iktidar ne yaptı? Bizi dünyada gelir dağılımı eşitsizliğinde en dip noktalara taşıyan bir iktidar oldu. Alın teriyle yaşayan fakirleşti. Namuslu insanlar fakirleşti. Zenginler daha zengin oldu. Hırsızlar daha zengin oldu. Adını koyalım. ve bu bilmeden, istemeden, yok yönetemiyorlar falan değil, bilerek, isteyerek zenginleri daha zengin yapmak için çalışan, yoksulun tepesine binen bir iktidar var memlekette. İşte bu Mehmet Şimşek bu programın yürütülmesi aracısı.
“Azıcık pazarlayabilecekleri, parlatabilecekleri bir şey olsa Tayyip Erdoğan bunu başkasına duyurtur mu?”
Haftalardır, aylardır burada, sokakta bağırıyoruz, emekliler isyan ediyor 10 bin lira olmaz. 10 bin lira en düşük emekli maaşı olamaz diyoruz değil mi? Şimdi iktidar 15-20 gün önceye kadar konuyu görmemezlikten geliyor. Savunanlar var utanmazlar. Abartmayın diyenler var hiç yaşamadıkları için. Yani 10 bin lirayla ay sonunu getirmek ne demek bilmedikleri için. Şimdi sonra nihayetinde artık o yükselen tepkiyi, öfkeyi, hayatın gerçeğini herhalde sarayın duvarlarına da çarpmaya başlayınca gördüler. Hesap yapıyoruz, çalışma yapıyoruz, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz. Ondan sonra dediler ki ‘evet bir zam olacak galiba. Bu zammı Grup Başkanı Abdullah Güler açıklayacak’ dediler. Şimdi bu bizimle dalga geçmek değil mi? Tırnak içinde söylüyorum. Bir müjde olsa ortada. Azıcık olsa pazarlayabilecekleri, parlatabilecekleri, süsleyebilecekleri bir şey olsa Tayyip Erdoğan bunu başkasına duyurtur mu? Bütün televizyonları çağırırlar değil mi? Tayyip Erdoğan toplar bütün basını gümbür gümbür bunu anlatır. Zaten Abdullah Güler’e anlattırdıkları anda şunu görüyorsunuz; kendileri de verdiklerinin hiçbir işe yaramayacağını biliyor. Bunun beklentileri asla karşılamayacağını biliyor. Bunun hiçbir anlamı olmayacağını biliyor. 2 bin 500 liralık bir zam açıklanıyor. Bakın net söylüyorum; bu memlekette vahşetin, emekçi düşmanlığının, alın teri düşmanlığının fotoğrafını çekmek istiyorsanız işte o 2 bin 500 lira zammı açıklayan fotoğraf hepimize yeter.”
]]>Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Delegasyonu Başkanı ve AKP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Avrupa Konseyi’nde de tartışmalara yol açan Gezi davası tutuklusu Osman Kavala’nın durumuna ilişkin konuştu. MHP kurucusu Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş, Gazete Duvar’dan Can Bursalı’ya verdiği röportajda, Gezi davası tutuklusu iş insanı Osman Kavala’yı cezaevinde ziyaret edeceğini açıkladı.
Türkeş, Kavala’yı ziyaret etmek için Adalet Bakanı’ndan izin istediğini açıkladı
Avrupa Konseyi Türkiye Raportörü Stefan Schennach’ın Kavala ve HDP’nin tutuklu eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ziyaretlerinde aracı olduğunu söyleyen Türkeş, kendisinin de Kavala’yı ziyaret edeceğini, ziyaret için Adalet Bakanı’ndan izin istediğini şöyle açıkladı:
“Bakanımız Yılmaz Tunç’tan rica ettim. Uygun bir zamanda görüşmek için izin istedim. Bir ara ziyaret edeceğim. Osman Kavala’yı ilk kez o ziyarette görmüş olacağım. İşte gerçek millilik, yurtseverlik bu. Bana öğretilen milliyetçilik bu. Türkiye için en iyi şartlarda kaynak bulmak gerekir. Ayrıca, ben hayatının 7 yılını, ömrünün 10’da 1’ini cezaevinde geçirmiş bir babanın çocuğuyum.”
Türkeş, isim vermeden Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanı Mehmet Uçum’un “milli yargı” tarifini “Ülkenin yararına bir şey yapıyor musun yapmıyor musun, millilik böyle ölçülür. Türkiye çok önemli bir coğrafyadadır, bir devlet geleneği vardır” diyerek eleştirdi.
“Hilal Zengin benim arkadaşım olan Mürteza Zengin’in yeğeni. Böyle olmasa ben ilgilenmeyecek miydim?”
Türkeş, eski dostu AKP Milletvekili Mürteza Zengin’in yeğeni Hilal Zengin’in Osman Kavala’nın avukatlığını üstlendiği için davayla ilgilendiği iddialarına ise şöyle yanıt verdi:
“Sosyal medyada, ‘Tuğrul Türkeş’in bu davayla niye ilgilendiği belli oldu’ diyenler var. Hilal Zengin benim arkadaşım olan Mürteza Zengin’in yeğeni. Böyle olmasa ben ilgilenmeyecek miydim? Kafaya bak sen. Adama kızıl milyarder diyorlar. Milyarder olmanın Türk Ceza Kanunu’nda bir yeri mi var? Açık yeşil milyarder, turuncu milyarder mi diyeceğiz? Kaldı ki iddialar doğruysa Osman Kavala bir turuncu milyarder.”
“Yarım saat içinde karar veriyorsanız, dosyanın 30 klasörüne hakimsiniz demek ki”
Türkeş, Osman Kavala’nın yeniden yargılama talepli başvurusunun reddedilmesine ilişkin “Heyet oluşturulduktan yarım saat sonra ret kararı verdi. Ben buna ‘manidar’ derim. 16 sayfalık bir dilekçeyi ben yaklaşık bir saatte okudum. Hukukçu değilim ama iyi kötü anlarım bu işlerden. O yarım saat içinde savcıdan da mütaala almışlar. Muhakkak ki çok etkin ve dehşetli çalışıyorlar. Ama yarım saat içinde karar veriyorsanız, dosyanın 30 klasörüne hakimsiniz demek ki. Halbuki adam 7 senedir içeride, 7 gün daha beklerdi. Allah razı olsun, mevzu bahis uzun tutuklama süresi olunca hassasiyet göstermişler anlaşılan” ifadelerini kullandı.
]]>(İSTANBUL) – Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, İstanbul Bahçelievler’deki bir pazar yerinde yaptığı konuşmada, “Asgari ücretliye 3 lira zam yapmamak için 40 takla atıyor. Emekliye 5 lira daha vermeyelim diye söylemedikleri yalan kalmıyor ama bütün milletvekillerine otomatik zam yapılıyor. Cumhurbaşkanının maaşına otomatik olarak zam yapılıyor. Hem emekli maaşı alıyor hem Cumhurbaşkanı maaşı alıyor, 100 binlerce lira para alıyor. Şurada emekli bir kilo domates alamıyor. Lanet olsun böyle düzene” dedi.
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, İstanbul’un Bahçelievler ilçesindeki bir pazar yerini ziyaret etti. Yurttaşlarla ve pazarcı esnafıyla bir süre sohbet eden Baş, pazar yerini gezdikten sonra açıklama yaptı.
“Türkiye’de artık vatandaşın sesini duyurma imkanı kalmadığı için ülkeyi bir yangın yerine çevirmiş olan iktidar; vatandaşın biriken tepkisi, öfkesi, diğer yurttaşlarla buluşup bunların iktidarını tehdit etmesin diye her yeri kapattı” diyen Baş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Televizyonlar, gazeteler ülke gerçeklerinden bahsetmiyor. Bu sorunları çözmesi gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi, yani milletin seçip vekillerini gönderdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi de adeta sarayın noterine çevrilmiş durumda. Hiçbir gerçek sorunu, halkın ihtiyaç duyduğu çözümleri gündemine almıyor. Biz Türkiye İşçi Partisi olarak durum ne olursa olsun, bu iktidarın halkı ezen, halkı susturan, halkı açlığa, yoksulluğa, sefalete mahküm eden politikalarına karşı sesimizi yükseltmeye devam etmekte kararlıyız. Her ne olursa olsun alışmayacağız, susmayacağız, yılmayacağız, teslim olmayacağız bu iktidara. Bunun yollarını aramaya devam ediyoruz. Eğer Meclis’te bizi konuşturmuyorlarsa, televizyonlarında konuşturmuyorlarsa, gazetelerinde konuşturmuyorlarsa biz de gerekirse kapı kapı gezeriz, gerekirse atölye atölye gezeriz, gerekirse pazara markete tek tek gider, bütün yurttaşlarla onların elimizden geldiğince derdine ortak olmaya çalışız, elimizden geldiğince sözünü yükseltmeye, onun öfkesini, yüreğinden çıkan sesi başka yurttaşlarla buluşturmaya çalışırız.
“Bütün pazarlar müzeye benziyor, insanlar uzaktan tezgaha bakıyor”
Biraz önce pazarı gezdik. Türkiye’deki bütün pazarlarda, gittiğimiz her yerde aynı şeyi görüyoruz. Bir kere pazar, artık alışveriş yapılabilen bir yer olmaktan çıkmış. Vatandaş pazara geliyor bir umut. Acaba evime biraz meyve sebze götürebilir miyim; bu akşam, yarın yiyebileceğimiz bir şeyleri alacak durumumuz var mıdır diye pazara geliyor. İstanbul’un bu belki de gezdiğim 8, 10, 15’inci pazarı. Bütün pazarlar, ayıptır söylemesi, müzeye benziyor. İnsanlar geliyor, uzaktan tezgaha bakıyor. Bütün pazarı geziyor, sonra bir daha geziyor. Sonra şu pazardan çıkan insanlara bakın. Çok büyük bir çoğunluğu eli ya boş gidiyor ya da sadece eli boş gitmesin diye bulduğu en ucuz şey neyse onu da yarım kilo, bir kilo alabiliyorsa alıp bu pazarı terk ediyor. Memleketin geldiği durumu anlamak istiyorsanız buradan bütün siyasetçilere, bütün araştırmacılara, bütün gazetecilere sesleniyorum. Memleketin geldiği durumu anlamak istiyorsanız şu pazarları bir gezin. Pazarda pazarcı esnafı kazanamıyor. Üreten köylü kazanamıyor. Şehirdeki işçi, emekli, memur o da alışveriş yapamıyor.
“6-7 yaşında kardeşlerimiz pazarda çalışmak durumunda kalmış”
Sonuçta gördüğümüz tablo şu; Türkiye’nin içinden geçtiği bu karanlık günlerde bir avuç azgın azınlık, bir avuç para babası zengin, her gün daha zengin olurken biz hepimiz yarın, bugünden daha yoksul olacağız. Bugün dünden daha yoksuluz. Elimizde, avucumuzda hiçbir imkanımız kalmamış durumda. Yaz ayları geldi. Ne olması lazım, çocukların tatil yapması lazım ama şurada pazar tezgahını gezin. Her tezgahta ilkokul öğrencisi, ortaokul öğrencisi, gencecik çocuklar… Normalde belki bir yaz okulunda, belki bir kreşte, belki bir parkta, bahçede, ormanda, tatilde olması gereken 6-7 yaşında kardeşlerimiz, 3 kuruş harçlık kazanalım, evimizin ekonomisine birazcık katkımız olsun diye pazar tezgahlarında çalışmak durumunda kalmışlar. Bu ülke 6-7 yaşındaki çocuklarına çocukluğunu yaşatamıyorsa daha neyi tartışıyoruz? Çocuklarımız çocukluğunu bile yaşayamıyorlarsa o ülkede insanların yaşamının nasıl olduğunu tartışmanın bile bir anlamı kalmamıştır. O yüzden açık ve net söylüyoruz. Türkiye’de iktidar tarafından bilinçli olarak sürdürülen bir ekonomik yıkım politikası vardır. Bu iktidarın, Tayyip Erdoğan’ın, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ve onların Bakanı Mehmet Şimşek’in uyguladığı ekonomi politikasının özü ve özeti; yoksuldan, emekçiden, halktan alan zenginlere, milyonerlere daha fazla para aktaran bir ekonomik sistemdir.
“Bu sefalet düzenine mahküm değiliz”
Eğer gerçekten çözüm arıyorsak, eğer gerçekten çare arıyorsak yapılması gereken şey; yoksul, emekçi halkın sırtına, boğazına basmak değil, bu ülkenin bütün zenginliklerini hak etmedikleri halde gasp eden zenginlerin artık bedel ödeme zamanı gelmiştir. Yani bu memlekette pandemi oluyor, siz daha zengin oluyorsunuz; ekonomik kriz oluyor, siz daha zengin oluyorsunuz. Milyonlarca insan işsiz kalıyor, siz daha zengin oluyorsunuz. Milyonlarca insan çoluğuna çocuğuna bir kuru ekmek alamayacak hale geliyor. Şurada 8 yaşında çocuklar pazarlarda çalışmak zorunda kalıyor. Şurada tezgah açmak zorunda kalacak. Ondan sonra bir avuç zengin, servetlerine servet katıp yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında bir hayatı devam ettirecekler. Bizim istirahat edemediğimiz yerde zenginler de rahat edemeyecek. Biz dinlenemiyorsak zenginler de evlerinde rahat rahat dinlenemeyecekler. Yani bu adaletsizlik, bu haksızlıkları, bu yolsuzlukları, bu hırsızlıkları artık boğazımıza kadar geldi demiyorum, boyumuzu açtı. Biz bu sefalet düzenine mahküm değiliz. Günde şu pazarda alışveriş yapmaya çalışan, bir kilo domates alırken kırk kere düşünmek zorunda kalan Ahmet abi günde 10-12 saat fabrikada ömür çürütüyor.
“Sadaka değil, hakkımızı istiyoruz”
İnsanlar 10, 20, 30 yıl çalışıyorlar. Devlete vergilerini, sigorta primlerini ödüyorlar. Ondan sonra yaşları geliyor, sağlıkları el vermiyor. Artık çalışamayacak hale geliyorlar. İnsanları 10 bin liraya mahküm eden utanmazlar yönetiyor bu ülkeyi. Biz buna izin vermeyeceğiz. Her yerde herkesin gözünün içine bakarak söylüyorum. Asgari ücretliye 3 lira zam yapmamak için 40 takla atıyor. Emekliye 5 lira daha vermeyelim diye söylemedikleri yalan kalmıyor ama bütün milletvekillerine otomatik zam maaşı yapılıyor. Bütün bakanlara maaşına zam yapılıyor. Cumhurbaşkanının maaşına otomatik olarak zam yapılıyor. Hem emekli maaşı alıyor hem Cumhurbaşkanı maaşı alıyor, 100 binlerce lira para alıyor. Şurada emekli bir kilo domates alamıyor. Lanet olsun böyle düzene. Bizim bu gerçekleri yurttaşlarla buluşturmamıza, bizim bu gerçekleri her yerde anlatmamıza, bizim çoluğumuzun çocuğumuzun geleceğini bu haramilere yedirmeme mücadelemize tüm yurttaşlarımızın desteğini bekliyorum. Emekliler, asgari ücretliler, alın teriyle yaşayan herkes için söylüyorum. Biz kimseden sadaka istemiyoruz. Biz hakkımız olanı istiyoruz. Hakkımız olanı da söke söke almasını biliriz.
“Kısa çöp, uzun çöpten hakkını alacak”
Yeter artık. Sanki vatandaşa babasının tarlasından getirdiğini verecekmiş gibi muamele ediyor. Bugün iktidarda olan parti daha kurulmadan önce bu pazarda şimdi iki kilo meyve sebze almak için 1,5 saat gezen amcam fabrikada çalışıyordu, alın teri döküyordu, emek veriyordu, devlete vergisini veriyordu. Bu insanlar yıllarca belki çocuklarından, sevdiklerinden vakit ayırarak fazla mesailer yaptılar. Gündüz, daha güneş doğmadan işine gitti; gece, güneş battıktan sonra evine geldi. Gün yüzü görmeden çalışan insanlardan bahsediyoruz ama bugün bu yaşadığımız, bu bize yaşatılmak istenen hak ettiğimiz değil. O yüzden de söylüyorum. Diyorum ki artık kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak. Biz bu yağma düzenine, bu talan düzenine, bu hırsız düzenine, bu haramilerin düzenine son vermeye geldik. İnanıyorum, hep beraber, el ele, kol kola, omuz omuza, yürek yüreğe duracağız ve bu hırsızların saltanatına son vereceğiz. Artık emekçinin, artık halkın yöneteceği günler gelecek. Ne yaparlarsa yapsınlar biz bu mücadelede kararlıyız. Biz bu mücadelede inatçıyız. Sonuna kadar gideceğiz. Görelim bakalım el mi yaman bey mi yaman? Hep beraber göreceğiz.”
]]>Olay, 19 Nisan’da saat 00.30 sıralarında Sağlık Mahallesi Songül Sokak’ta meydana geldi. Bolu’da bir fabrikada işçi olarak çalışan 2 çocuk annesi Meltem Zengin ile 16 yıldır evli olduğu Serkan Zengin arasında ‘kıskançlık’ nedeniyle sorunlar başladı. Genç kadının eşiyle yaşadığı anlaşmazlıkları ailesine anlatması üzerine babası Turgut Doğanyiğit, çalıştığı fabrikanın gece vardiyasından çıkan kızını alarak evine götürdü. Serkan Zengin de eşi ve onun ailesi ile konuşmak için gece saatlerinde kayınpederinin evine gitti. Serkan Zengin, burada boşanmak istediğini söyleyen eşiyle tartıştı. İkili arasında yaşanan tartışmanın kavgaya dönüşmesinin ardından Serkan Zengin, Meltem Zengin ile kayınpederi Turgut Doğanyiğit’i bıçaklayarak öldürürken, kayınvalidesi Emine Doğanyiğit’i de kolundan bıçakladı. Olay yerinden kaçan şüpheli, polis ekipleri tarafından yakalandı. Zengin’in olayda kullandığı yaklaşık 40 santim uzunluğundaki bıçak ise cinayetin işlendiği binanın yaklaşık 100 metre uzağındaki bir binanın arka bahçesinde bulundu. Şüpheli, emniyetteki sorgusu sonrası tutuklandı. Serkan Zengin hakkında eşi Meltem Zengin’e yönelik, ‘Eşi kasten öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, kayınpederi Turgut Doğanyiğit’e yönelik ‘Kasten öldürme’ suçundan müebbet ve kayınvalidesi Emine Doğanyiğit’e yönelik ise ‘Kadına karşı silahla yaralama’ suçundan 3 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı. İddianame Bolu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
‘ANNE BENİ KURTARIN’
Gözü önünde eşi ve kızı öldürülen Emine Doğanyiğit’in olay anını anlattığı ifadesi, iddianamede yer aldı. Doğanyiğit, kızının Serkan Zengin’e boşanmak istediğini söylediğini belirterek, “Meltem’in boşanmak istediğini tekrar söylemesi üzerine Serkan üzerindeki siyah montun koluna sakladığı siyah saplı büyük bıçağı çıkardı, ‘5 kişiyi temizleyeceğim’ dedi. Sonra direkt olarak birkaç kere Meltem’e bıçağı soktu. Serkan, kızımı bıçakladığı sırada eşim kendini siper edip, kızıma sarıldı. Bu sırada sırtından bıçaklanarak öldü. Meltem, ‘Anne beni kurtarın’ diyerek koridora doğru koşmaya başladı, bu sırada evin giriş kapısının arkasında yere yığıldı. Eşim de giriş kapısının sol tarafındaki salon kapısının önüne doğru yığıldı. Serkan sonra evden kaçtı. ‘5 kişiyi temizleyeceğim’ demesi üzerine iki torunuma da zarar vereceğini düşündüm ve hemen torunlarımı aradım. ‘Babanız gelirse kapıyı açmayın, hemen bize gelin. Alt sokaktan gelin, üst sokağı kullanmayın’ dedim. Sonra torunlarım geldi” dedi.
‘SARHOŞLUĞUN ETKİSİYLE NE YAPTIĞIMI HATIRLAMIYORUM’
Serkan Zengin de iddianamede yer alan ifadesinde eşinin kendisini aldattığını öne sürerek, şunları anlattı:
“Ocak ayı içerisinde tartışma yaşandı ve birbirimizden şikayetçi olduk. Daha sonra da barışarak aynı evde yaşamaya devam ettik. Olaydan önce de bu durumu kayınpederimin evine giderek anlattım. Olay günü eve girdiğimizde giriş kapısının karşısında bulunan televizyonlu odadaki koltuğa oturdum. Olaylar nedeniyle tartışmaya devam ettik. Eşim oturduğu yerden sağ omzuma tekme attı sonra üzerime çullanarak, ‘Seni öldüreceğim’ diyerek tehditte bulundu. Mutfağa giderek alttan ikinci çekmecede bulunan siyah saplı olarak hatırladığım suç aleti bıçağı elime alarak korkutmak maksadıyla tekrar yanlarına gittim. Bıçak elinde bulunduğu sırada tekrar üzerime gelmeye devam ettiklerinde hatırlamadığım bir şekilde bıçağı sağa sola hedef gözetmeden salladım. Tarafları nasıl bıçakladığımı hatırlamıyorum. Olay günü akşam vakitlerinde değişik saatlerde toplam 6 adet bira içtim. Sarhoşluğun etkisiyle ne yaptığımı hatırlamıyorum.”
SANIKTA DARP VE CEBİR İZİ YOK
İddianamede ayrıca eşinin kendisine tekme attığını ve saldırdığı iddiasına ilişkin Serkan Zengin’in kati hekim raporunda vücudunda darp ve cebir izine rastlanmadığı vurgulandı. 19 Nisan’dan bu yana cezaevinde tutuklu bulunan sanık Zengin, ileriki günlerde Bolu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.
]]>(ANKARA)- TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’de; “Asgari ücrete temmuzda ara zam yapılması bir zorunluluktur. 10 bin lira emekli maaşı olmaz. Bu memlekette memurlar yoksulluk sınırının altında ücretlere mahkum ediliyorlar, bu kabul edilemez diyoruz. Bunu yapmayan beyefendiler bir de vergi bindirmek için kırk takla atıyorlar. Vatandaşı zaten toprağa gömmüşsünüz siz” dedi.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında; Orta Vadeli Program kapsamındaki vergi reformu hazırlığına tepki gösterdi. Baş, şunları söyledi:
“Çalışma Bakanı göstergelerin iyi gittiğini, olumlu olduğunu söylemiş. Bu nedenle de temmuzda binlerce çalışanın beklediği asgari ücrete ara zammın yapılmayacağını ifade etmiş. Gerçekten bu beyefendi hangi verilere bakıyor, hangi ülkede yaşıyor diye sormak zorunda hissediyorum kendimi. Açık söyleyeceğim ‘yalancı’ demeye bile dilim varmıyor çünkü yalanın bile en azından bir inandırıcılık iddiası olur. Şu ülkede yaşayan herhangi bir insanın bu söylenenleri ciddiye almasına imkan yok. Yalan söylemiyorlar baya vatandaşa küfrediyorlar, hakaret ediyorlar, aklıyla dalga geçiyorlar. Sokağa çıktığımızda gördüğümüz tek bir gerçek var; sokaktaki her bir vatandaşımız mevcut ekonomik gidişattan rahatsızlığını dile getiriyor. Yoksullaşmanın, fatura ödeyememenin, pazara, alışverişe çıkamamanın acısını yaşıyor. Ama iktidarın gündeminde bunların hiçbir yerinin olmadığını görüyoruz.
“Vatandaşın kursağındaki son lokmayı da alacaklar”
Günlerdir bir kanun hazırlığının sızdığı konuşuluyor, vergilerde düzenleme yapılacak. 85 milyon yurttaşı doğrudan ilgilendiren vergilerle ilgili bir düzenleme yapılacak biz bunu bir ‘sızma’ ile öğreniyoruz. Bu böyle mi olmalı? Eğer siz gerçekten vatandaşın hayrına bir şey yapmayı düşünüyorsanız bir kere konunun muhataplarını davet edersiniz. Bu bir açıdan bakarsak kamuoyunu hazırlamak olarak değerlendirilebilir ya da kamuoyuyla pazarlık yapmak olabilir ama nihayetinde akla aykırıdır. Kanun yapma yöntemine aykırıdır. 22 yıldır ülkeyi yönetiyorlar, 22 yıldır vergi reformu tartışmaları yapıyoruz, 22 yılın sonunda bu ekonomik krizden, yıkımdan bizi çıkartmak için bula bula buldukları çare vatandaşın kursağındaki son lokmayı da alacak yeni vergi düzenlemesi.
“Vatandaşı zaten toprağa gömmüşsünüz siz”
Türkiye’de bir tarafta bu iktidarın yandaşları ve zenginler var öbür tarafta hep beraber biz varız tablo bu. Ocak ayında siz bu maaşları belirlediğinizde daha ilk maaşı aldığımızda bunun açlık sınırının altında kalacağı belliydi. Her geçen gün hayatı zorlaşan milyonlarca asgari ücretli için bir çağrı yapıyoruz, bu yaşamak için zorunlu olduğumuz bir çağrı. Asgari ücrete temmuzda ara zam yapılması bir zorunluluktur. 10 bin lira emekli maaşı olmaz. Bu memlekette memurlar yoksulluk sınırının altında ücretlere mahkum ediliyorlar, bu kabul edilemez diyoruz. Bunu yapmayan beyefendiler bir de vergi bindirmek için kırk takla atıyorlar. Vatandaşı zaten toprağa gömmüşsünüz siz ya. Bir ülkede verginin kimden toplandığı, nasıl toplandığı ve nasıl harcandığı o ülkedeki iktidarın sınıfsal yapısını gösteren en net politik veridir. AKP zenginlerin partisidir, patronların partisidir.
“Zenginleri daha zengin yapalım diye ellerinden geleni yapıyorlar”
Sokağa çıkın, vatandaşın kemerinde delik kalmamış, iktidarın söylediği tek bir şey var; ‘kemer sıkmaya devam edeceğiz’. Beyefendiler aksırıncaya tıksırıncaya kadar yiyecekler, keyif sürecekler, sokaktaki yoksul vatandaş kemer sıkmak zorunda olacak. Bu ülkenin yüzde 99’unun tek bir mecburiyeti var; bu iktidardan kurtulmak zorundayız. 22 yıldır ülkeyi batırmış, biz daha çok çalışmak zorundayız. Onlar batıracak biz daha çok vergi ödemek zorunda kalacağız. ‘Ben ekonomistim’ diye sağda solda atıp tutanları unutmayacağız. Bu akıl yani ülkeyi şirket gibi yöneten akıl bugün ülkenin bu hale gelmesinin baş sorumlusudur. 17 bin lira kazanandan da 17 milyon lira kazanandan da aynı dolaylı vergileri alalım. Bu yüzde 1’i en zenginleri daha zengin yapalım diye ellerinden geleni yapıyorlar.”
]]>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, Turkuvaz Medya Merkezi’nde düzenlenen etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, alanında uzman birçok değerli ismi bir araya getiren organizasyona katılmaktan memnuniyet duyduğunu söyledi.
Son yıllarda turizm trendlerinde büyük bir değişim yaşandığını dile getiren Ersoy, “Geçmiş dönemlerdeki turizm algısıyla bugünkü turizm anlayışı arasında büyük farklar oluştuğunu görüyoruz. Bu açıdan bizler de uluslararası trendleri çok yakından takip ediyoruz. Bugün geldiğimiz noktada şunu çok açık bir şekilde söyleyebiliriz, dünyada yeni turizm perspektifini en iyi analiz eden ve bu yeni anlayışa uygun bir altyapı geliştirmeye çalışan ülkelerden biri Türkiye’dir.” dedi.
Bakanlık olarak geliştirdikleri yeni vizyonla turizmi bir bütün olarak değerlendirdiklerini, sahip olunan potansiyeli en doğru ve etkili şekilde kullanmak adına gereken adımları attıklarını ifade eden Ersoy, şunları kaydetti:
“Tüm bu çalışmalar sayesinde bugün Türkiye olarak dünya turizm sıralamasında ilk 5’in içinde yer almaya başladık. Bu başarıyı yakalamak, dünya turizminin en güçlü ülkelerinin önüne geçmek, onları geride bırakmak elbette kolay olmadı. Ama biz ülkemizi turizmde dünyanın süper ligine yükseltmek ve oradaki yerini, daima yükselen bir grafikle kalıcı hale getirmek için çok çalıştık ve çalışmaya devam edeceğiz. Bu süreçte üzerinde en fazla durduğumuz başlıkların biri de hiç şüphesiz gastronomi alanı oldu. Gastronomiyle turizm arasında son yıllarda daha da güçlenen bağ sayesinde gastronomi dünyasının temsilcileri, turizm pazarının gerçek aktörleri arasında yer almakta, turizmin gelişmesine büyük katkılar sağlamaktadır.”
“Türkiye’nin zengin bir gastronomi geçmişi var”
Bakan Ersoy, turizm hareketlerinde gastronominin belirleyiciliğinin arttığını vurgulayarak, “Bir ülkeye yapılacak seyahatte o ülkenin mutfak kültürünün, yaratıcı mutfak sanatının ne denli etkili olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Türkiye olarak bizim de çok zengin bir gastronomi geçmişimiz var ama bu zenginliğin uluslararası prestije sahip kurumlarca tescil edilmesi, apayrı bir önem arz ediyor.” değerlendirmesini yaptı.
Bu hedef doğrultusunda 6 yılda yapılması planlananları 2 yılda tamamladıklarının altını çizen Ersoy, 2022’de İstanbul’un, ardından da İzmir ve Bodrum’un Michelin Rehberi’ne girmesine öncülük ettiklerini aktardı.
Gerçekleştirilen çalışmalar ve tanıtım faaliyetleri sayesinde İstanbul, İzmir ve Bodrum gibi destinasyonların birer “Gastrocity” olarak öne çıktığının altını çizen Ersoy, “Ülkemizin turizm geliri 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 12 artarak yaklaşık 56 milyar dolar oldu. Toplam gelir içerisindeki yeme-içme harcaması ise yüzde 19 oranında artış gösterdi. Bu açıdan ülkemizin mutfak kültürü, gastronomi turizmi açısından bizlere büyük bir avantaj sağlıyor. Bu avantajı doğru bir şekilde kullanmak için zengin yeme-içme kültürünün dünyaya tanıtılması noktasında birlikte çalışmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.
Mehmet Ersoy, Türk mutfağının hem ekolojik hem de kültürel bağlamda sürdürülebilir bir mutfak olduğunu kaydederek, şu bilgileri verdi:
“Hiçbir şey gereksiz yere harcanmaz. Türk mutfağı kırsaldan saraya uzanan, ilk başlangıç noktasındaki yaratıcılığını hiçbir zaman kaybetmeden, yeni dokunuşlarla zenginleşen çok kültürlü yapıyla toplumun etnik yapısını da aynı potada birleştiren hoşgörülü bir sentez mutfağıdır. Bu farklılığın ve zenginliğin dünyaya doğru şekilde aktarılması adına, 10 yıldan beri New York’tan Dubai’ye Türkiye’nin gastronomi zenginliğini tanıtan Gastroshow’un gerçekleşmesine katkı sağlayan herkese teşekkürlerimi sunuyorum.”
Sektör paydaşlarının bir araya gelerek tecrübe aktarımında bulunması ve iş birliğini teşvik etmesinin yanında yeni fikirlerin gelişmesine zemin hazırlayan Gastroshow’un gastronominin 10. sanat olarak kabul edilmesi için de önemli çalışmalar gerçekleştirdiğini vurgulayan Ersoy, “Turkuvaz Medya grubu himayesinde UNESCO nezdinde yürütülen bu çalışmalar nedeniyle sizleri tebrik ediyor, başarılar diliyorum.” dedi.
“Gastronomi, turizmin geliştirilmesi açısından da önem taşıyor”
Turkuvaz Medya Yazılı Basın Reklam Genel Müdürü ve İcra Kurulu Üyesi Ceyda Uzman da Türkiye’nin zengin bir mutfak kültürüne sahip olduğunu belirterek, “Bu zengin mutfak kültürü sadece yemekle değil aynı zamanda kültürel zenginlik açısından da son derece özel bir yere sahip.” ifadelerini kullandı.
Etkinlik kapsamında mutfak kültürünün dünyaya katkılarının konuşulacağına işaret eden Uzman, “Gastronomi aynı zamanda doğal kaynakların verimli kullanımı ve turizmin geliştirilmesi açısından da büyük önem taşıyor.” diye konuştu.
Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı Gürkan Boztepe ise Anadolu’nun yemek ve lezzet kültürüne dikkati çekerek, “Buraya gelen her davetli bizim için çok kıymetli. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Turkuvaz Medya desteğiyle yapılan bu organizasyonun çok kıymetli olduğuna inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Programa dünyanın çeşitli yerlerinden katılan misafirlerin Türkiye’nin gastronomi turizmine büyük katkıda bulunduğunu ifade eden Boztepe, “Burada dikkat edilmesi gereken temel konu misafirlerimizin çoğunun Anadolu ile bağlantılı olması. Burası sadece fine dining şeflerinin olduğu bir yer değil aynı zamanda global olarak da kültürümüzü yaydığımız bir konumda bulunuyor.” dedi.
Topkapı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emre Alkin’ın yönettiği açılış paneline katılan Azerbaycan Gastronomi ve Aşçılar Federasyonu Başkanı Tahir Amiraslanov, Rusya Restoranlar ve Otelciler Federasyonu Başkanı İgor Bukharov ve Dünya Gastronomi Derneği Başkanı Erik Wolf, dünyadaki gastronomi turizmini ele aldı.
]]>Başkente yakın Lidingö Adası’nın kayalık tepeleri, kırmızı ve sarı renkte büyük ahşap villalar ve tavandan tabana pencereli beyaz minimalist konaklarla dolu.
Stockholm şehir merkezine yarım saat araba mesafesindeki bu bölge İsveç’in en zengin mahallelerinden biridir.
Burada evi olan girişimci Konrad Bergström, 3 bin şaraplık mahsenini gösterirken yüzüne parlak bir gülümseme geliyor, “Fransız Bordeaux’sunu seviyorum” diyor.
Ev sınırları içinde bir açık yüzme havuzu, ren geyiği derisi döşemeli aletlerden oluşan bir spor salonu ve ile gece kulübü olarak da hizmet verebilen bir çalışma alanı bulunuyor.
Bergström, “Çok sayıda müzisyen arkadaşım var ve dolayısıyla çok fazla müzik yapıyoruz” diye bu odayı anlatıyor.
Servetini, kulaklık ve bluetooth hoparlör üreten müzik teknolojileri şirketi üzerinden elde eden İsveçli iş insanının, İspanya ve ülkesinde benzer dört evi daha bulunuyor.
Bu başarılı bir girişimci için şaşırtıcı bir yaşam tarzı değil. Ancak İsveç’i izleyen birçokları için şaşırtıcı olan, uzun süredir sol siyasetin yönettiği bu ülkede nasıl bu kadar zengin ortaya çıktığı.
İsveç’te her ne kadar sağcı bir koalisyon şu anda iktidarda olsa da, ülke geçen yüzyılın büyük bir bölümünde Sosyal Demokrat hükümetler tarafından yönetildi.
Halka, gelir dağılımının eşit olacağı sözü verilirken, vergiler sosyal devleti finanse edecek şekilde planlandı.
Ancak İsveç son otuz yılda, süper zenginlerinin sayısında bir patlama yaşadı.
Veckans Affärer isimli eski bir ekonomi dergisinin 1996 tarihli listesinde, ülkede o yıl net serveti 100 milyon dolar civarında yalnızca 28 kişi vardı. Kron milyarderi listesindeki kişilerin çoğunun serveti aileden geliyordu.
İsveç’in en çok okunan gazetelerinden Aftonbladet gazetesinin 2021 yılına ait listesinde kron milyarderlerinin sayısı 542 olarak gösteriliyor.
Bu yeni zenginlerin servetleri, ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 70’ine karşılık geliyor.
‘Avrupa’nın Silikon Vadisi’
10 milyonluk nüfusuyla İsveç aynı zamanda “kişi başına düşen dolar milyarderi” oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri.
Forbes’un 2024 zenginler listesinde 1 milyar dolar veya daha fazla serveti olan İsveçli sayısı 43 olarak gösterildi.
Bu, milyon kişi başına yaklaşık 4 dolar milyarderi demek. ABD’de dolar milyarderi sayısı ise milyon kişide iki olarak görünüyor. 342 milyon kişinin yaşadığı Amerika’da 813 dolar milyarderi var.
İsveç’in süper zenginlerinin yükselişine odaklanan Greedy (Açgözlü) isimli kitabın yazarı Andreas Cervenka, bu zenginleşmenin gözlerden uzak yaşandığını söylüyor ve “Barizleşene kadar fark edilmedi” diyor.
Aftonbladet’te çalışan gazeteci, başkent Stockholm’de zenginle yoksul arasındaki farkın görünür olduğunun altını çiziyor.
İsveç’in yeni süper zenginlerinin sayısındaki artışın bir nedeni ülkenin başarılı teknoloji girişimleri.
Ülkede son yirmi yılda 40’tan fazla ‘unicorn’ olarak tanımlanan yani değeri milyar dolar ve üzeri start-up kuruldu. Bu nedenle ülke Avrupa’nın Silikon Vadisi olarak biliniyor.
Online video görüşme uygulaması Skype ile dünyanın en büyük online müzik ve podcast dinleme platformu Spotify İsveçli girişimciler tarafından kuruldu.
King ve Mojang gibi oyun devleri de burada yaratıldı. Daha yakın zamanda kurulan dikkat çekici girişimler arasında Visa’nın 2 milyar dolara satın aldığı finansal teknoloji start-up’ı Tink, elektrikli scooter şirketi Voi yer alıyor.
Deneyimli girişimci Ola Ahlvarsson, ülkenin teknoloji girişimlerindeki başarısını, 1990’larda kişisel bilgisayarların vergi indirimleriyle halka sağlanmasına bağlıyor.
Ahlvarsson, bu indirimler sayesinde teknoloji meraklılarının “diğer ülkelerden çok daha hızlı bir şekilde birbirine bağlandığını” söylüyor.
Birçok şirketin kurucu ortağı olan Ahlvarsson, bir dayanışma kültürünün varlığını da öne çıkarıyor. Başarılı girişimcilerin rol modeli olmanın yanında yeni nesil girişimcilere de yatırımcı olarak destek verdiğini anlatıyor.
Zenginler lehine neler değişti?
Ola Ahlvarsson, ülkenin çeşitli teknoloji ürünlerinin test edilebilmesi için de ideal bir büyüklüğünün olduğunu söylüyor:
“Daha büyük bir pazarda ürününüzün işe yarayıp yaramayacağını görmek istiyorsanız, sınırlı maliyetle, çok fazla risk almadan, burada bazı şeyleri deneyebilirsiniz”
Ancak gazeteci Cervenka, süper zenginlerin artışında başka nedenler olduğunu da savunuyor ve değişen para politikasını işaret ediyor.
İsveç’te 2010’lardan, birkaç yıl öncesine kadar faiz oranları çok düşük seyretti. Borçlanmayı ucuz olduğu bu düşük faiz ortamında birçok İsveçli parasını gayri menkulün yanında, çok değerlenecek teknoloji start-up’larına yatırmayı tercih etti.
Cervenka, “Milyarder sayısındaki bu büyük artışın ardındaki en büyük faktörlerden biri, varlıkların değerinde son yıllarda yaşanan büyük artış” diyor.
Ülkede en çok kazananların gelirlerinin yüzde 50’sinden fazlası vergilendirse de Cervenka’ya göre hem sağ hem de sol siyasetten hükümetler vergileri zenginlerin lehine olacak şekilde ayarlıyor.
İsveç 2000’li yıllarda veraset vergisini kaldırdı. Hisse senetlerinden elde edilen gelir ve şirket hissedarlarına yapılan ödemelerden alınan vergi, maaşlara uygulanan vergilerden çok daha düşük.
Kurumlar vergisi oranı da 1990’larda yaklaşık %30’dan %20 civarına düşürüldü. Bu Avrupa ortalamasının biraz altına karşılık geliyor.
Cervenka, “Bugün bir milyarderseniz İsveç’ten taşınmanıza gerek yok. Artık yabancı milyarderler buraya taşınıyor” diyor.
Lidingö Adası’ndaki evinde konuştuğumuz Konrad Bergström, İsveç’in girişimciler için uygun bir vergi sistemi olduğunu kabul ediyor.
Ancak elde ettiği servetin, topluma olumlu bir etkisi olduğunu, bu gelirle başkalarına istihdam sağlandığını savunuyor:
“Bir dadımız var, bir bahçıvanımız ve temizlikçimiz var… İş olanakları sağlıyoruz. Dolayısıyla topluma ne kadar katkı sağladığımızı es geçmemeliyiz”
Bergström, zengin İsveçli girişimcilerin, giderek daha fazla oranda çevre odaklı start-up’lara yatırım yaptığına dikkat çekiyor.
2023’te İsveç merkezli start-up’lara yapılan yatırımların yüzde 74’ünü çevre odaklı start-up’lar aldı.
Start-up’lara ilişkin yatırım verilerini takip eden Dealroom’a göre bu, yüzde 35’lik Avrupa ortalamasının çok üzerinde.
Ödeme platformu Klarna’nın kurucularından olan Niklas Adelberth, 2017’de servetinin 130 milyon dolarını, bu tür girişimcileri desteklemek için kurulan Norrsken Vakfı’na yatırdı.
Adelberth, yatların, özel jetlerin veya benzer lüksler gibi “milyarder alışkanlıkları” olmadığını söylüyor ve “Benim mutluluk reçetem bu yatırımlar” diyor.
Ancak diğerleri, girişimcilerin servetlerini nasıl harcadıklarına ilişkin iyi-kötü ikileminin ötesinde, İsveç’in milyarderlerin servetiyle ilgili incelikli bir kamusal tartışmayı kaçırdığını savunuyor.
Örebro Üniversitesi’nin son araştırması, İsveçli milyarderlerin medyadaki imajlarının genellikle olumlu olduğunu gösterdi.
Medya araştırmacısı Axel Vikström, “Süper zenginler, sıkı çalışma, risk alma ve girişimci ruhu gibi neoliberal idealleri temsil ettiği sürece bu zenginliğin ardındaki eşitsizlik sorgulanmıyor” diyor.
Gazeteci yazar Cervenka, İsveç’te süper zenginlerden alınacak vergilere ilişkin tartışmaların, ABD ve diğer birçok batı ülkesindeki kadar belirgin olmadığını savunuyor:
“Bu bir tür paradoks. Çünkü sosyalist bir ülke olarak algılanmamıza neden olan geçmişimiz göz önüne alındığında, ilk akla gelecek şey bu olması beklenir.
“Sanırım biz daha çok, kazanan her şeyi alır toplumuna dönüşüyoruz. ‘Eğer kartlarınızı doğru oynarsanız siz de milyarder olabilirsiniz.’ Bence bu, İsveçlilerin zihniyetinde oldukça önemli bir değişime işaret ediyor.”
İsveç’in zenginler listesi, ülkenin büyük göçmen nüfusuna ve onlarca yıldır toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan politikalarına rağmen, ülkenin zenginliğinin büyük ölçüde beyaz erkeklerin elinde yoğunlaştığını da ortaya koyuyor.
Nijeryalı-İsveçli romancı ve girişimci Lola Akinmade de bu noktaya dikkat çekiyor:
“Evet, burası insanların farklı alanlarda para yapabileceği, zenginleşebileceği bir yer ama kimin fon alacağı konusunda çifte standartlar halen var.
“İsveç, birçok başlıkta dünya lideri olan inanılmaz bir ülke, ancak hâlâ sistemin dışında bırakılan birçok insan var.”
]]>Türk dünyasından 400’ü aşkın kadın girişimci ile Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Kadın Girişimciler Komitesi’ne üye 8 ülkenin temsilcilerinin bir araya geldiği “İş Forumu ve B2B Networking Etkinliği” TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç’in katılımıyla gerçekleştirildi.
İTO’da düzenlenen etkinlikte Hisarcıklıoğlu, Türk Devletleri Teşkilatını oluşturan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye ile gözlemci üyeler KKTC, Macaristan ve Türkmenistan’ın yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe, 1 trilyon dolarlık dış ticaret hacmine ve 185 milyonluk büyük bir nüfusa sahip olduğuna dikkati çekti.
Hisarcıklıoğlu, “Sadece bu rakamlar bile, bir araya geldiğimizde nasıl büyük bir küresel güce dönüşebileceğimizi göstermektedir.” dedi.
Türk Devletleri Teşkilatı üye ülkeleri arasındaki iktisadi entegrasyonun güçlendirilmesi gerektiğine işaret eden Hisarcıklıoğlu, “Zira bakın, Türk devletleri olarak aramızdaki ticaret hacmi sadece 42 milyar dolar. Toplam dış ticaretimiz içinde yüzde 10’u bile değil. Oysa Avrupa ülkelerinin kendi aralarındaki ticaretin payı yüzde 70’lerde. Yani birlikte ticaret yapıyor, birlikte büyüyor, birlikte zenginleşiyorlar.” diye konuştu.
Ülkeler arasındaki iktisadi bağları güçlendirdiklerini belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:
“Bu kapsamda kadın girişimciliğinin gelişmesine ayrı bir önem veriyoruz. Çünkü çağımızda ülkelerin zenginleşmesinin yolu, daha çok girişimciye sahip olmaktan geçiyor. Bugünün zengin ve güçlü ülkelerine bakın. Bunu girişimcileri sayesinde başardılar. Zira doğal kaynaklar milletleri zengin etmiyor, refahı toplumun geneline yayamıyor. Bunu sadece girişimciler başarıyor. Hem kendileri kazanıyor hem de milletlerine kazandırıyorlar.
Son 15 senede, tüm girişimciler içinde kadınların oranı 2 katına çıktı ve yüzde 6’dan yüzde 12’ye yükseldi. Şimdi bu oranı daha da yukarılara taşımayı hedefledik. Bizler, kadın girişimciliğinin geliştirilmesinde ve iş hayatında başarıya ulaşmada, networkün önemli bir faktör olduğuna inanıyoruz. Daha iyi bir gelecek umudumuzu hiç azaltmadan, omuz omuza çalışacağımız güzel günlerde yeniden buluşabilmeyi diliyorum.”
“Türk asrı hedefine, ancak ve ancak girişimci Türk kadınıyla birlikte ulaşacağız”
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç de İTO olarak, Asya ile Avrupa’nın kesiştiği İstanbul’da, Türk dünyasının güçlü temsilcilerini buluşturmanın büyük gururunu yaşadıklarını belirterek, Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Kadın Girişimciler Komitesi’nin iş forumunu gerçekleştirdiklerini ifade etti.
Avdagiç, “Orta Asya bozkırlarını, Maveraünnehir’i, Türkistan’ı, Horasan’ı ve Anadolu’yu Türklere il, yani devlet eden, Türk kadını ile erkeğinin savaşta, barışta, üretimde, işte, avda, özetle hayatın her safhasında bir ve beraber olmasıdır. Birlikte savaşması, birlikte üretmesi, birlikte ağlaması, birlikte gülmesidir.” diye konuştu.
Türk töresinin günümüzde de yaşatılmasının elzem olduğunu kaydeden Avdagiç, “Yenilikçilikte, üretimde, ileri teknolojiler geliştirmede, yeni buluşların mucidi olmada Türk kadını ve erkeği bir ve beraber olmalıdır. Bu birlik ve beraberliği, yeni bir ruhla ticari ve ekonomik alanda da hayata geçirmeliyiz.” görüşünü dile getirdi.
Avdagiç, Türkiye iş dünyası olarak, 21. Yüzyılın Türk asrı olması ülküsüyle çalıştıklarını dile getirerek, “Çok iyi biliyoruz ki Türk asrı hedefine ancak ve ancak girişimci Türk kadını ile birlikte ulaşacağız. Olmaz denen her şeyi, kadınlarımızla birlikte olur kılacağız. Bu yüzden Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği himayesinde Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Macaristan ve KKTC’nin iştirakiyle faaliyet gösteren ‘Kadın Girişimciler Komitesi’ne’ büyük görev düşüyor.” değerlendirmesini yaptı.
Türk kadınının geleneksel sektörlerin dışındaki üretimin ve ticaret alanlarında da öncü ve başarılı olmasına ihtiyaç olduğuna işaret eden Avdagiç, şunları aktardı:
“Türk devletlerinin, hem kendi aralarında ticari ve ekonomik işbirliklerini artırmak için hem de ulusal ekonomilerini geliştirmek için, kadının Türk toplumundaki eski gücüne kavuşmasına ihtiyacı var. İstanbul Ticaret Odası olarak, tıpkı Türk kadın girişimcilerine verdiğimiz destek gibi, Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Kadın Girişimciler Komitesi’ne de her türlü desteği vermeye hazırız. Biliniz ki bugün olduğu gibi her zaman girişimci Türk kadınlarının yanında olacağız. Bu düşüncelerle, 740 bin firmayı temsil eden İTO çatısı altında yer alan 110 bin 522 kadın girişimcinin de başkanı olarak, Türk dünyasının kadın girişimcilerine başarılar diliyorum.”
“Zengin kültürel miras kadınların sahip olduğu girişimcilik ruhu için güçlü bir temel oluşturuyor”
Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreter Yardımcısı Merey Mukazhan da Türk devletlerindeki kadın girişimcilerin ulusların geleceğini şekillendiren ve kültürel mirası zenginleştiren çok önemli bir rol oynadığını ifade etti.
Mukazhan, zengin kültürel mirasın kadınların sahip olduğu girişimcilik ruhu için güçlü bir temel oluşturduğuna dikkati çekerek, “Bu toplantı kadın girişimcileri harekete geçiren işbirliği, yenilikçilik, yatırım ve kardeşlik ruhunun güçlü bir kanıtıdır. Bu etkinliğin deneyimlerimizi paylaşmak, birbirimizden öğrenmek ve sınırların ötesindeki bağlarımızı güçlendirmek için harika bir fırsat diye düşünüyorum.” diye konuştu.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Deniz de kadın girişimcilerle birlikte olmak, düşünmek ve hareket etmenin kendilerinin en büyük güç kaynağı olduğunu belirtti.
Kadınların iş hayatında etkinlik kazanmasının sosyal projeler üreterek, projelerin yürütülmesini üstlenmelerinin kendilerini geleceğe taşıyacak en büyük potansiyel güç olduğunun altını çizen Deniz, “Kadınlarımızın siyasi hayattaki etkinliklerinin artması bu gidişatı güçlendirecek ve taçlandıracaktır. Kıbrıs Türk Ticaret Odası olarak kadınlarımızın yolunun açık olmasını diliyor. Bunun için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.” dedi.
Türk Yatırım Fonu Başkanı Baghdad Amreyev de kadın girişimcilerin ekonomilerin daha güçlü ve iyi hale gelmesinde büyük rol oynadığını dile getirerek, ülkelerin, uzun vadede büyümeye devam edilmesi için kadınların ekonomide aktif olarak yer almasının önemine işaret etti.
]]>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, İzmir Doğu ve Güneydoğu Anadolu Derneği’nin iftar programında; “Bu can bu bedende durdukça çocuklarınızın, torunlarınızın ayrıştırılmaması için, herkesin eşit yaşayacağı bir kenti, bir ülkeyi yaratmak için son nefesime kadar sizlerle beraber çalışmaya devam edeceğim” dedi. İzmir Doğu ve Güneydoğu Anadolu Derneği Başkanı Alaattin Epözdemir ise “İstiyoruz ki bu ülkede Tunç Soyerler çoğalsın. Bunun için İzmir’den Türkiye’nin geleceğine umutla bakıyoruz. Buna katkı koyan Tunç Soyer’e teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, İzmir Doğu ve Güneydoğu Anadolu Derneği’nin düzenlemiş olduğu iftar programında dernek üyeleri ile bir araya geldi. Tarihi Havagazı Fabrikası’ndaki buluşmada konuşan Başkan Tunç Soyer, çok sesliliğin önemine dikkat çekerek toplumun bölünmesine yol açanların refahın önüne geçtiğini ifade etti.
“BİZİ BİZ YAPAN BU RENKLİLİKTİR”
Başkan Soyer, “İşte o zaman bu topraklarda ortaya çıkan bereket, refah sadece birilerini zenginleştirir, geride kalan büyük çoğunluğu yoksullaştırır. Çok renk, çok ses, çok nefes farklılıkların bir zenginlik olduğunu ifade eder. Bizi birbirimizden ayıran şeylerin bizi zenginleştirdiğini anladığımız zaman o yukarıdakiler bizi o kadar kolay ayrıştıramazlar. Onun için eksik kalan sözcük dayanışmadır. Biz dayanışmayı başaramadığımız takdirde ayrışmaya devam ederiz, ayrıştıkça yoksullaşırız. Halbuki bizi biz yapan bu renkliliktir. Bu çok sesliliktir ” dedi.
“HEPİNİZİ ALLAH’A EMANET EDİYORUM”
Siyasetin hayatı iyileştirme sanatı olduğunu vurgulayan Başkan Soyer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fakat bunun böyle olabilmesi için siyasetin tok, vicdan sahibi, namuslu insanlar tarafından yapılması lazım. Eğer öyle olmazsa insanlığın bu kainatta geliştirdiği demokrasi bir tarafa bırakılır. Demokrasi olmadan da zenginleşme olur ama o zaman o toprağın ürettiği refah sadece birilerini zengin eder. Onun dışında büyük çoğunluk yoksullaşır. Bunu da nasıl yaparlar biliyor musunuz? Nefesleri, sesleri, renkleri birbirine düşman ederek. Sözlerimi şöyle tamamlayacağım. Türkiye’nin her yerinden, özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinden gelmişsiniz, İzmir’e yerleşmişsiniz, hoş gelmişsiniz. Dilerim bu bereketli, güzelim topraklarda çocuklarınız, torunlarınız huzurla, kardeşçe yaşamaya devam eder. Emin olun demokrasi en çok ayrıştırılanlara, ötekileştirilenlere, hakları gasp edilenlere lazım. Ama bunu mümkün kılmak için dayanışmayı büyütmek lazım. Çocuklarınız, torunlarınız bu topraklarda asla ayrıştırılmasın, asla ötekileştirilmesin. Bunu bütün kalbimle diliyorum. Çünkü bu kadim kültürün insanları olarak sizler İzmir’i zenginleştiriyorsunuz, çoğaltıyorsunuz, büyütüyorsunuz ve hak ettiğinizi alamıyorsunuz. Bu can bu bedende durdukça, çocuklarınızın, torunlarınızın ayrıştırılmaması için, herkesin eşit yaşayacağı bir kenti, bir ülkeyi yaratmak için son nefesime kadar sizlerle beraber çalışmaya devam edeceğim. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Tekrar teşekkür ediyorum. Dostluğunuz için, kardeşliğiniz için.”
“TUNÇ SOYERLER ÇOĞALSIN”
İzmir’in demokrasinin beşiği olduğunu ifade eden İzmir Doğu ve Güneydoğu Anadolu Derneği Başkanı Alaattin Epözdemir ise “Geçen beş yıl boyunca bu kentte belediye başkanlığı yapan Tunç Soyer bugün bizim onur konuğumuzdur. Biz Tunç Başkan’a bir teşekkürü borç bildik. Çünkü Tunç Başkan bu yola aşkla çıktı. Aşkla İzmir dedi. Bana kalırsa Türkiye’nin en önemli ihtiyaçlarının başında aşk yatıyor. Hele hele bu salonda bulunanlar için aşk daha kıymetlidir. Çünkü biz aşksız ve paramparça bir coğrafyadan savrulup buralara geldik. O açıdan biz Tunç Başkan’a çok teşekkür ediyoruz. İzmir demokrasinin eşiğidir ve beşiğidir. İlk adımların çoğu bu kentte atılmıştır. Onun için biz bu coğrafyayı çok önemsiyoruz. Bu aşkı dillendirdiği için ve İzmir’in geleceğini, belki yirmi yıllık geleceğini tasarlarken aşkı hiç dilinden düşürmediği için biz Tunç Soyer’e çok teşekkür ediyoruz. Tunç Soyer bizimle her zaman dayanışma içerisinde oldu. Biz istiyoruz ki bu ülkede Tunç Soyerler çoğalsın. Biz bunun için İzmir’den Türkiye’nin geleceğine umutla bakıyoruz. Buna katkı koyan Tunç Soyer’e teşekkür ediyoruz” dedi.
]]>Enstitü tarafından Türkiye’nin kültürel, sosyal ve sanatsal zenginliğini Fransız öğrencilerle buluşturmayı hedefleyen projeyle kenti gören misafirler, halkın yaklaşımı ve zengin Türk mutfağı karşısında büyülendiklerini dile getirerek, gezinin ön yargılarını değiştirdiğini kaydetti.
İstanbul’un kültürel zenginliğine hayran kalan Fransız öğrencilerin en çok şaşırdıkları kentteki kedi ve köpek sevgisi oldu.
Diplomat adayı Fransız öğrenciler yoğun turun ardından tecrübelerini ve duygularını AA muhabirine anlattı.
Öğrencilerden Raphael Bonnet Duprey de la Ruffiniere, İstanbul’a ilk defa geldiğini ve geziden çok memnun kaldığını söyledi.
Ruffiniere, Türkiye’nin kültürel dokusu hakkında çok fazla bir bilgisi olmadığını belirterek, “Buraya gelmeden önce açıkçası biraz ön yargılıydım. Buraya gelince toplumun çok canlı ve insanların çok iyiliksever olmasına aşırı derecede şaşırdım. Restoranlarda, kafelerde tanıştığım insanlar iletişime çok açıktı, kendinden bahsetmekten ve paylaşmaktan çekinmiyorlardı. Aynı dili konuşamasak da bizimle İngilizce konuşmaya çalışıyorlardı. Çok sempatiklerdi.” dedi.
Türkiye’nin tarihi zenginliğine ve hayvan sevgisine şahit olduklarını anlatan Ruffiniere, burasının Bizans, Roma ve Osmanlı tarihine sahip sıra dışı ve zengin bir kültürel yapısı olduğunu anlattı.
Ruffiniere, kentin çok büyük bir müze gibi olduğunu dile getirerek, “Çok mutluyum. Bu şehrin gerçek bir ruhu var. En çok şaşırdığım şeylerden birisi de sokaklarda gezen çok sayıda kedi ve köpe olması. Bu çok güzel, onları her zaman sevebiliriz, okşayabiliriz.” diye konuştu.
Türkiye’yi daha fazla keşfetmek istediğini kaydeden Ruffiniere, uluslararası alanda çalışan bir gazeteci olmak ve Anadolu’nun her tarafını gezmek istediğini belirtti.
“Kedi ve köpeklerin her yerde olması kesinlikle harika”
Uluslararası ilişkiler alanında eğitim alan Chloe Granger ise gezinin Türkiye ve İstanbul hakkındaki ön yargılarını değiştirdiğini söyledi.
Granger, kendisini şaşırtan gezi tecrübelerini şöyle anlattı:
“Orta Çağ’dan ya da Osmanlı’dan kalan binaların olduğu daha eski bir şehir hayal ediyordum. Aslında çok modern bir şehir olduğunu gördüm. Binalarının çoğunun yakın bir tarihte inşa edildiğini düşünüyorum. Harika bir şehir. Bir deniz var ve ben denizi çok seviyorum. Kültürel olarak zengin bir şehir. İnsanlar çok misafirperver, sevecen ve sıcakkanlı. Böyle olduğu için tekrar buraya gelmek istiyorum, belki üniversite eğitimi için.”
Türklerin hayvan sevgisinin de kendisini çok etkilediğine dikkati çeken Granger, “Kedi ve köpeklerin her yerde olması kesinlikle harika. İnsanların hayvanlara saygı göstermesi de çok güzel.” ifadelerini kullandı.
“Burada eğitim almak istedim”
Aurelio Bruno da İstanbul’un çok güzel bir şehir olduğunu söyledi.
Bu kenti çok sevdiğini dile getiren Bruno, “Çok fazla bir ön yargım yoktu fakat bazı düşüncelerim vardı. Arkadaşlarım gibi daha az modern olacağını düşünüyordum, çok şaşırdım. Beni çok iyi bir şekilde şaşırttı. Harika bir şehir. Burada eğitim almak istedim, belki yüksek lisans.” diye konuştu.
Bruno, İstanbul’da her yerde kebap restoranı göreceğini hayal ettiğini ancak hiç de öyle olmadığını belirtti.
Yemeklerin bu kadar çeşitli olacağını düşünmediğini vurgulayan Bruno, “Bunun yanında en çok şaşırtan her yerde gördüğümüz hayvanlar oldu. Bu da bizim için sıradan değil.” değerlendirmesini yaptı.
Zengin gezi rotası
Yaklaşık bir hafta boyunca İstanbul’da gezen öğrenciler, İstanbul Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi’nde öğrenci ve akademisyenlerle buluşup, kültür ve fikir alışverişinde bulundu, çeşitli aktivitelere katıldı.
Öğrenciler Marmara Üniversitesi’ni ziyaretinde Aile ve Sosyal Hizmet Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile de görüşüp sohbet etme imkanı buldu.
Program kapsamında Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, tarihi Yarımada, Yenikapı Mevlevihanesi, Fişekhane Müzesi ve Üsküdar’ın yanı sıra birçok turistik kültür rotasını keşfetme fırsatı bulan öğrenciler, İstanbul’un ardından Bursa’yı da gezdi.
Paris YEE Koordinatörü Dr. Celine Aydın öğrencilere gezi boyunca eşlik etti.
]]>AVUKATI ARACILIĞIYLA ŞİKAYETÇİ OLACAK
Heyecanla kargo paketini açan genç kadın, tablet yerine taş çıkınca hayatının şokunu yaşadı. Zengin, o anki şaşkınlığıyla tableti aldığı internet sitesini aradı. Siteden sorun olmadığı, kargo şubesinde sorun olabileceği cevabını aldı. Bunun üzerine kargo şubesine başvuran Sibel Zengin, buradan da karşılık alamayınca Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuru yaptı. Zengin, avukatı aracılığıyla da şikayetçi olacağını belirtti. Engelli kadın şimdi Tüketici Hakem Heyeti’nden çıkacak kararı bekliyor.

“TABLET BEKLERKEN TAŞ GELDİ”
Bedensel engelli Sibel Zengin, “2 Şubat Cuma günü bir teknolojik mağazadan tablet satın alımı gerçekleştirdik. Cuma günü aldığımız için araya hafta sonu girdi. 5 Şubat’ta biz kargomuzu almak üzere; ben engelli olduğum için evden bizzat aile büyüğümden birini gönderdim. Onlar da gidip alıp getirdi. ‘Hayırlı olsun’ diyerek açmak istedi dayım. Açınca içinde kare şeklinde bir taş gördük.” dedi.

“SATICI ‘BİZ DÜZGÜN ŞEKİLDE KARGOLADIK’ DEDİ”
Zengin, “Kutusu da büyük bir şekildeydi. Hani biz bunun üzerine her yere bildirdik. Mağaza ve kargo şubesini aradık. Mağaza kendisi kabul etmedi bunu. Aldığım mağaza, ‘Diğer satıcı mağazaya söyleyin’ dediler. Biz de satıcı mağazayı aradık. Bayağı bir onlar ilgilendiler, baktılar, incelediler. Bir süre haber gelmedi zaten. Dediler, ‘Kargoluktur sorun.’ Biz kargonun genel müdürlüğünü aradık. Genel müdürü de bütün kayıtları, transfer sürecini, hepsini incelediğini beyan etti. ‘Bu bizlik değil, satıcının suçu’ dediler. Biz de satıcıya tekrar döndük. Aradık, satıcı da ‘Biz düzgün bir şekilde kargoladık’ dedi.” ifadelerini kullandı.

“TAŞI GÖRÜNCE ŞOK OLDUM, 20 BİN LİRA VERDİM”
Dolandırıcı mağduru Zengin, “20 bin lira söz konusu ortada, iki tarafta suçu birbirine atıyor. 20 bin liralık bir tablet satın aldık. Satıcıyı aradığımızda, ‘Aldığınız internet sitesi üzerinden satıcıya iade edin, iade olursa ürününüz, paranızı alırsınız’ dediler. Biz iade ettik. İadeyi reddettiler, içinde taş olduğu için kabul etmediler. Tutanak gönderdiler iade olmadığına dair. Gelen taş da şu şekilde. Ben şikayetçiyim, böyle durumda şikayet edilmesi gerekiyor. Tüketici hakem heyetine de başvuru yaptık. Mağdur oldum, bu resmen insanları dolandırmak. Avukatımızla hukuki süreci başlatacağız. Yani taşı görünce şok oldum, 20 bin lira verdim. Birazcık zoruma gitti, üzüldüm. Ben para biriktirerek aldım o ürünü. Böyle bir taş geldi bize, şok olduk. Tablet beklerken taş geldi. Yani aldığımız tablet yok” diye konuştu.

“CEP TELEFONU YERİNE SALATALIK…”
Tüketici Konfederasyonu (TÜKONFED) Başkanı Aydın Ağaoğlu, “Bu internet üzerinden yapılan açık bir dolandırıcılık. Fakat tüketiciler artık bilinçlendi. Tanınmış internet satış portalları üzerinden alım yapıyorlar. Ucuz da bulsalar güvenmedikleri yerlere girmiyorlar. Şikayet sitelerinden sorguluyorlar. Tüketici bilinçlendi ama görülüyor ki güvenilir büyük internet satış portalları da bu tür sahtekarlara, dolandırıcılara, mağazalarına açıyor sayfalarını ve orada satış yapmalarına müsaade ediyor.” dedi. Ağaoğlu, “Burada taş gönderilmesinin sebebini de size söyleyeyim. Savcılık açısından soruşturulduğunda ‘Depocu karıştırmış bu bir dolandırıcılık değil’ demek için bazı açgözlü satıcılar cep telefonu yerine salatalık, tablet yerine de taş gönderebiliyor” ifadelerini kullandı.
]]>AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, teklifin ilk imza sahipleri AK Parti İstanbul Milletvekili Şengül Karslı ve AK Parti Karabük Milletvekili Cem Şahin ile Meclis’te gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Kanun teklifinin “8. Yargı Paketi” olarak değerlendirilebileceğini ve 43 maddeden oluştuğunu açıklayan Zengin, amaçlarının yargı hizmetlerinin daha etkin olarak sağlanması olduğunu söyledi.
Yargılamaya dair başvuru sürelerinde karmaşık bir yapılanma olduğunu ve kişilerin haklarıyla alakalı bu süreleri takip etmesinde zorluklar yaşadığını anlatan Zengin, “Bu sebeple, bundan sonraki düzenlemelerimizi ‘hafta’ ve ‘ay’ olarak ifade etmiş olacağız.” dedi.
Bu düzenlemelerin tamamını eşitleyerek “2 hafta” olarak belirlediklerini dile getiren Zengin, sürelerin tebliğle birlikte ve standart olarak 2 haftalık uygulamayla devam edeceğini, bu uygulamanın 1 Haziran’dan itibaren yürürlükte olacağını bildirdi.
AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, “Ceza yaptırımlarının etkinliğini artırmak amacıyla adli para cezalarında alt ve üst sınırları yeniden belirliyoruz. Buna göre bir günlük adli para cezasının alt sınırını 20 TL’den 100 TL’ye, üst sınırı ise 100 TL’den 500 TL’ye çıkarılmış olacak. Ayrıca ön ödeme miktarı hesaplanırken de bir gün karşılığı olarak 30 TL’den 100 TL’ye çıkmış olacak. 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren işlenecek olan suçlar için bunlar hayata geçmiş olacak.” bilgisini verdi.
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerine ilişkin önemli bir düzenlemeyi hayata geçirdiklerini söyleyen Zengin, konutu terk etmemek, bağımlılıklardan arınmak amacıyla hastanelerde tedavi altında bulundurmak için adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturulmaya yer olmadığına ya da beraatına karar verilenlerle ilgili olarak kendilerinin tazminat talep etme imkanı getirileceğini belirtti.
“Tazminat Komisyonuna yeni görevler vererek yeni bir tanımlamaya, yeni bir hüviyete kavuşturmuş oluyoruz.” diyen Zengin, Anayasa Mahkemesine uzun yargılamalarla ilgili olarak devam eden birçok bireysel başvuru olduğunu, buraya dair bir ara müessese olarak Adalet Bakanlığı’ndaki Tazminat Komisyonuna farklı görevler yükleneceğini dile getirdi.
Zengin, ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan manevi tazminat taleplerine ilişkin başvuruların bundan sonra Anayasa Mahkemesi yerine Tazminat Komisyonuna yapılacağını açıkladı.
Ceza Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde bazı koruma tedbirleri nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerinin ağır ceza mahkemeleri yerine, Komisyon tarafından karara bağlanacağını dile getiren Zengin, “Bireysel başvurulardaki yığılmalar artık olmayacak ve 5 heyet halinde Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışacak olan Tazminat Komisyonundaki hakimler bu dosyaları hızlıca eritmiş olacaklar. Hem mevcut olan Anayasa Mahkemesi’ndeki (AYM) dosyaları alarak sonuçlandıracaklar hem de yeni başvurular buraya yapılmış olacak. Bunlarla ilgili yine bireysel başvuru hakkını kullanmak mümkün olacak.” dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararları doğrultusunda yapılan düzenlemeler
Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararları doğrultusunda bazı düzenlemeler yaptıklarını anlatan Zengin, özgürlüğü bağlayıcı cezalar sebebiyle kısıtlanma kurumu değiştirilerek, ceza infaz kurumunda bulunma halinin doğrudan doğruya kısıtlama nedeni olmaktan çıkarıldığını söyledi. Zengin, ceza yaptırımı uygulanan kişiye otomatik olarak vasi atanması usulünden vazgeçildiğini söyledi.
Zengin, hekim ön raporu üzerine sağlık kuruluşuna yerleştirilen kişinin bu yerleştirme kararına karşı başvurabileceği bir itiraz mekanizması oluşturulduğunu anlatarak, “Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini dikkate almak suretiyle örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilini, müstakil bir suç olarak tanımlıyoruz, cezasını belirlemiş oluyoruz.” bilgisini verdi.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı da istinaf yoluna başvurulabilmesine imkan tanıdıklarını dile getiren Zengin, müsadere kararı verilmişse, müsadere kararını infaz ettiklerini söyledi. Zengin, buna dair uygulamaların da 1 Haziran’dan itibaren verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları için uygulanacağını dile getirdi.
Kişisel verilerin işlenme şartlarıyla ilgili düzenleme
Kişisel verilerin korunmasıyla alakalı kanunda bir düzenleme yaptıklarını anlatan Zengin, özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları ile kişisel verilerin yurt dışına aktarılması usulünde değişiklik yaparak bu düzenlemeyi Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü ile uyumlu hale getirdiklerini söyledi.
Özlem Zengin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyım olarak atanmasına imkan veren kanuni düzenlemenin süresini uzattıklarını belirtti.
Zengin, “Telifimizdeki maddelerden biri de emeklilerin Ramazan ve Kurban bayramlarında alacakları ödemelerle alakalı. Yüzde 50 oranında bir artış yaparak emeklilerimize verdiğimiz bayram ikramiyesini 2 bin TL’den 3 bin TL’ye çıkarmış oluyoruz.” diye konuştu.
Tazminat Komisyonunda görev yapacaklar hakimlerden oluşuyor
Tazminat Komisyonuna ilişkin bir soruya Zengin, “Anayasa Mahkemesinin iptal kararını okuyacak olursanız, Anayasa Mahkemesi, bu konularda birincil başvuru mercii olmak istemediğini söylüyor ve diyor ki ‘Bir ara kurum ihdas etmeniz gerekiyor.’ ya idari ya da adli başka bir kurum oluşturmamız gerektiğini bize tavsiye ediyor. Böyle bakıldığı zaman aslında bu tekrar bir yargılama değil.” yanıtını verdi.
Yapılmak istenen şeyin bu yargılamanın uzun sürmesiyle alakalı olarak sürecin gözden geçirilmesi olduğunu kaydeden Zengin, Komisyonda görev yapacakların da hakimlerden oluştuğunu açıkladı.
Zengin, bu kararlarla ilgili olarak tekrar Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru hakkını kullanabileceğini söyleyerek, Anayasa Mahkemesinden gelenlerle ilgili olarak 9 aylık bir süre içerisinde bu kararlar hızlıca toparlanacağını belirtti.
Tazminat Komisyonuna gelenin, makul sürede yargılanma hakkıyla alakalı bireysel başvurular olduğunu dile getiren Zengin, Komisyona AYM’den gelen başvurular için 9 ve 16 aylık iki süre belirlendiğini, yeni başvurular için bir düzenleme olmadığını söyledi.
Zengin, sorulması üzerine Anayasa Mahkemesinin görevlerinin yeniden düzenlenmesiyle ilgili bir düzenleme olmadığını bildirerek, “Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinde, son yaşanan olaylardan gördüğümüz genel anlamda bir fikir ayrılığı, çatışma var. Bize düşen şey TBMM olarak bu çatışmayı ortadan kaldırmak. Bunların bizim çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.
Teklifte bununla alakalı bir düzenleme olmadığını, Nisan ayında gelmesi beklenen teklifin içerisinde de olmayacağını dile getiren Zengin, daha sonra TBMM’nin bir sorumluluk alarak bunu yapabileceğini ya da yeni anayasada bu görev tanımlarını daha sarih bir hale getirilebileceğini söyledi.
]]>Zengin, İÇDAŞ Kara Yusuf Kongre Merkezi’nde partisinin ilçe ve belde belediye başkan adayları tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, Çanakkale’de insanı heyecanlandıran bir ruh olduğunu, “vatan” denilince akla Çanakkale’nin geldiğini söyledi.
Çanakkale’nin, sayının, silahın, gücün en az olduğu anda en büyüğünü başarmış, azmin, imanın simgesi, hakiki zaferin temsili bir şehir olduğunu belirten Zengin, “O yüzden bence Çanakkale’yi konuşurken, bu konular üzerine düşünürken tefekkür ederek, ne kadar maneviyatlı, dualı bir şehir olduğunu bir kez daha hatırlamamız lazım.” ifadesini kullandı.
Zengin, bir partinin mükemmel olabileceğini ancak o partinin mükemmelliği ile adayın ruhunun da örtüşmesi gerektiğini dile getirdi.
Yerel seçimlerin, bunların hepsinin bir araya geldiği, çok parametreli, son derece karmaşık yapıya sahip olduğunu söyleyen Zengin, “O yüzden yerel seçimlerdeki başarı çıtası daha zorlu bir çıta. O yüzden biz bu seçimlerde zorlu bir şeye talibiz. Çanakkale’de de yola çıkarken, Çanakkale ruhuyla her şeyi başarabileceğimizi düşünerek, sayılardan, rakamlardan, anketlerden, hepsinden azade olarak her şeyi başarabilecek bir gücümüz olduğunu tekrar hatırlayarak bu seçimlerin arkasında olmamız lazım.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı yerel seçim beyannamesine değinen Zengin, iş yaparken üretkenlik, adil, erişilebilir ve kapsayıcı olmayı ilke olarak önlerine koyacaklarını ifade etti.
Türkiye’de bir grup siyasetçinin asla icraattan bahsetmek istemediğine dikkati çeken Zengin, şöyle devam etti:
“Çünkü onlar bütün kurgularını kendi dar siyaset alanlarında yapmak istiyorlar. Bazen düşünüyorum, gerçekten kazanmaya talipler mi? Bizim yaptığımız işlerde ortaya koyduğumuz kapsayıcılık; dili, ırkı, geldiği yer, hepsinden bağımsız olarak herkesi kuşatan bir yaklaşım. Merkezi hükümette de böyle, Meclis’te de böyle ama en önemlisi şehirlerimizde de böyle olsun, kapsayıcı olsun. Vizyoner olsun, yeni olan her şey bu şehre gelsin. Herkesten önce gelsin, şehirlerimize. Şehirlerimiz arasında icraatta bir rekabet olsun.”
İstanbul Adliyesi’ndeki terör saldırısı
Özlem Zengin, İstanbul Adliyesi’ndeki terör saldırısında bir kadının hayatını kaybettiğini hatırlattı.
Bazı polislerin yaralandığını belirten Zengin, şunları kaydetti:
“İki terörist, orada bu eylemi yaparken durduruldular. Onlarla alakalı Meclis’te şimdiki adıyla DEM milletvekillerinin ortak defaatle açıklamaları var, eylemleri var. Onlar çok yeni hapisten çıkmışlar. Onların çıkması için tahliye edilmeleri için yaptıkları basın toplantıları var. Genel Kurulda yaptıkları konuşmalar var. Genel Kurula geldiklerinde ben size soruyorum; her defasında millete selam vermek yerine hapishaneye selam verenlerden vatanperver olur mu? Olamaz, asla olamaz. Onlara oy veren seçmenlerin de ben asla bunu istemediğine inanıyorum.”
Cumhur İttifakı’nın Çanakkale Belediye Başkan adayı Jülide İskenderoğlu’na ve partisinin diğer adaylarına başarılar dileyen Zengin, daha sonra ilçe ve belde belediye başkan adaylarını açıkladı.
AK Parti’nin belediye başkan adayları, ilçelerde Bozcaada’da Mustafa Mutay, Eceabat’ta Serkan Gündüz, Gökçeada’da Yıldıray Ölçek, Yenice’de Veysel Acar, Ayvacık’ta Ersan Sezer, Bayramiç’te Sadettin Arslan, Lapseki’de Eyüp Yılmaz, Ezine’de Güray Yüksel, Çan’da Ersin Çetin, Gelibolu’da Ali Kamil Soyuak, Biga’da Bülent Erdoğan, beldelerde ise Kepez’de Cüneyt Aksu, Kalkım’da İbrahim Taşkın, Küçükkuyu’da Halil Zahit Mert, Umurbey’de İlker Uzunçakır, Çardak’ta Recep Sezgin, Geyikli’de Mevlüt Oruçoğlu, Terzialan’da Tuncay Göymen, Kavakköy’de Mert Nizamoğlu, Evreşe’de Hakkı Uysal, Gümüşçay’da Adnan Pastırmacı, Karabiga’da Ahmet Elbi oldu.
Toplantıya, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Çanakkale İl Başkanı Naim Makas, Çanakkale Belediye Başkan adayı Jülide İskenderoğlu, ilçe ve beldelerin başkanları, başkan adayları ile partililer katıldı.
]]>