Von der Leyen, ziyaret öncesi Lübnan’a yönelik 1 milyar euroluk bir yardım paketi açıkladı.
AB yönetimi, 2024-27 yıllarını kapsayan mali yardım paketiyle, mültecilerin Lübnan’da tutulmasını istiyor.
Lübnan yönetimi ise Suriye’de bazı bölgelerin güvenli olduğunu belirterek, mültecilerin ülkelerine geri dönmesi konusunda AB’yi ikna etmeye çalışıyor.
Von der Leyen ve Christodoulides’in ziyareti, Lübnan’dan Kıbrıs’a yönelik sığınmacı geçişini önlemeyi amaçlıyor.
Ziyaretin bir başka amacı da, yeni göç anlaşmasıyla, yaklaşan Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi, göç sorununu kullanan aşırı sağa yönelik bir mesaj vermek.
Tahminlere göre yaklaşık 1,5 milyon Suriyeli sığınmacının bulunduğu Lübnan’dan Kıbrıs’a geçen yılın ilk çeyreğinde 78 kişi yasa dışı yollarla geçerken, bu yıl aynı dönemde bu sayı 2.000’i geçti.
Kıbrıs hükümeti, kaçak yolla gelen sığınmacı sayısının artmasını önlemek için Brüksel yönetiminden yardım istedi.
AB Konseyi’nin 17-18 Nisan tarihlerinde yaptığı özel toplantının ardından, mali destek karşılığı Lübnan ile yeni bir anlaşma yapılması benimsendi.
Toplantıda, AB yönetiminin, “mülteciler, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler ve ev sahibi topluluklar da dahil olmak üzere Lübnan’daki en savunmasız insanları desteklemesi” kararlaştırıldı.
AB Komisyonu toplantısında, Suriyeli mültecilerin “güvenli, gönüllü ve onurlu geri dönüşlerine” yönelik koşulların sağlanması ihtiyacının da altı çizildi.
Çarşamba günü Lefkoşa’yı ziyaret eden AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bugün Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides ile birlikte Beyrut’a haraket etti.
Von der Leyen, uçuş öncesi, AB’nin Lübnan’a 2024-27 yılları arasında 1 milyar euroluk yeni mali yardım paketi planını açıkladı ve bu desteğin Lübnan halkına yönelik eğitim, sosyal koruma ve sağlık gibi temel hizmetleri güçlendireceğini söyledi.
Lübnan ordusu ve diğer güvenlik güçlerine sınır yönetimi ve insan kaçakçılığıyla mücadele konularında ekipman ve eğitim desteği de sağlanacak.
AB Komisyonu, 2011 yılından bu yana, Lübnan’a 3 milyar eurodan fazla mali destek sağladı. Bunun yaklaşık 2,6 milyar eurosu Suriyeli mültecilerin yanı sıra Lübnan’daki ev sahibi toplulukları desteklemek için kullanıldı.
Lübnan ne istiyor?
Ancak Lübnan hükümeti, sadece mali destek değil, Suriyeli sığınmacıların güvenli bir şekilde ülkelerine geri gönderilmesini de istiyor.
Lübnanlı yetkililerin, Suriye’de birçok kentin artık güvenli durumda olduğunu ve sığınmacıların buralara yerleştirilebileceği konusunda Von der Leyen’i ikna etmeye çalışacakları belirtiliyor.
Daha önce Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a konuşan Lübnan Sosyal İşler Bakanı Hector Hajjar, “Birleşmiş Milletler (BM) tarafından mülteci olarak kabul edilen çok sayıda insanın Suriye’ye gidip geldiğini biliyoruz ve kaydediyoruz” dedi.
Ülkedeki Suriyelilerin sayısının Lübnan nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturduğunu belirten Hajjar, bu nedenle Lübnan’daki kimliğin, geleneklerin ve yaşam biçiminin ortadan kaybolduğunu söyledi.
NOS’a konuşan Hollanda’daki Leiden Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sarah Wolff’a göre, Lübnan’la yapılacak anlaşma, AB’nin daha önce Tunus, Moritanya ve Mısır ile imzaladığı anlaşmaların bir benzeri olacak.
Yaklaşan Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi aşırı sağın anketlerde yükseldiğine işaret eden Wolff, AB yönetimin, Lübnan anlaşmasıyla yasa dışı göçün önlenmesine yönelik mesaj vermek istediğini belirtiyor.
]]>Laiklik Meclisi, “Laiklik ihlalleri ve bunlara meşruiyet katan faaliyetler nereden gelirse gelsin kabul edilemez” başlığıyla yazılı açıklama yaptı. Açıklama şöyle:
“SİYASİ İKTİDARIN LAİKLİĞE AYKIRI EYLEMLERİ HIZ KESMEDEN DEVAM ETMEKTEDİR”
“Ülkemizde laiklik ihlalleri her geçen gün artarak devam ederken, iktidarın ‘yeni anayasa’ zorlaması ile birlikte, halkın bu yöndeki endişe ve kaygıları, diğer etkenlerin yanı sıra, 31 Mart yerel seçim sonuçlarında önemli belirleyenlerden biri olmuştur.
Seçim sürecinde gerek siyasi iktidarın gerekse ana muhalefet partisi de dahil olmak üzere diğer siyasi partilerin birçoğu laikliğe aykırı fiil ve söylemlerle kampanyalarını sürdürmüşlerdir. Bunlar arasında mitinglerde Kur’an ayetleri okumak, tarikat-cemaat ziyareti, zikir-matik dağıtmak, seçim çalışmalarının iftar programlarıyla yapılması, aşiret ve cemaat destekleri gibi faaliyetler basına yansımış, Laiklik Meclisi İzleme Merkezi’nin Laiklik İhlalleri Raporlarında yer almıştır.
Siyasi iktidarın laikliğe aykırı eylemleri, başta Milli Eğitim olmak üzere, bakanlıklar ve resmi kurumlar bünyesinde önceden olduğu gibi hız kesmeden devam etmektedir.
Bunun yanı sıra belediyelerde sürdürülen laikliğe aykırı faaliyetler ne yazık ki siyasi iktidar ve onunla benzer çizgideki siyasi partilerle de sınırlı değildir. Ana muhalefet başta olmak üzere muhalif siyasi partilerin seçimle yönetimine geldiği birçok belediyede de laikliğe aykırı eylemlerde bulunulduğu basına yansımıştır. Bunlar arasında, görev değişimi sırasında, belediye başkanlığı makamında din adamları eşliğinde dualarla Kur’an öpülerek, görev devralınması gibi eylemler bulunmaktadır.
Seçim sonuçları da göz önünde bulundurulduğunda, özellikle ana muhalefet partisinin ve bu parti yönetimindeki belediyelerde laikliğin gereklerine uygun hareket edilmesi son derece büyük önem taşımaktadır.
“LAİKLİK İLKESİNİ ZEDELEYEN POLİTİKALAR…”
Ana muhalefet partisi, uzun zamandır laiklik konusundaki hassasiyetlerini yitirmiştir. Hatta laiklik ilkesini zedeleyen politikalar ile kendi kuruluş ilkelerine aykırı davranmaktadır. Ancak, laikliğin tehlikede olduğu endişe ve kaygısını taşıyan halkın oylarının, bu kaygıyı bir nebze olsun gidereceği umuduyla kendisine yöneldiğini görmeli ve buna göre hareket etmelidir.
Diğer taraftan, ana muhalefet partisi yönetimindeki belediyelerde önceki dönemden bu yana süregelen laikliğe aykırı uygulamalara bir son verilmeli yeni dönemde laikliğe aykırı iş ve işlemlere bundan böyle geçit verilmemelidir. Açık bir şekilde seçim sonuçlarına da yansıyan halkın laiklik konusundaki hassasiyetine ve anayasanın üstünlüğüne uygun hareket edilmelidir.
Muhalif belediyelerdeki laikliğe aykırı uygulamalar diğer belediyelerde laiklik ihlallerinin artarak devam etmesine yol açar, tarikat ve cemaatleri daha çok cesaretlendirirken; iktidarın da her alanda laikliğe yönelik saldırılarına meşruiyet katan ciddi bir dayanak olacaktır.
Bütün bunların yanı sıra, siyasi iktidar, laiklik ilkesinin yer almadığı 1921 Anayasasına işaret ederek ‘yeni anayasa’ gündemi konusunda girişimlerini hızlandırmıştır. 1921 Anayasasına sığınarak ‘yeni anayasa’ hamlesinin müzakereye açık olduğu izlenimini veren siyasi yaklaşımlar ve açıklamalar esasen karşı devrim sürecini meşrulaştırma girişimidir ve kabul edilemez!
Yukarıdaki açıklamalarımız ışığında tespit, görüş ve kaygılarımızı doğrudan kendilerine aktarmak ve karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak üzere, ana muhalefet partisinin Genel Merkez Yönetimi ve Genel Başkanı’ndan Laiklik Meclisi adına randevu talebinde bulunulmuştur.”
]]>
Kesin olmayan sonuçlara göre, 2024 Mahalli İdareler seçimini kazanan Cumhuriyet Halk Partisi Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, basın toplantısı düzenledi. Seçim dönemine dair açıklamalarda bulunan Özcan, “9 ay önce Bolu’da Cumhurbaşkanına yüzde 65 oranında oy çıktı. Şimdi il genelinde birinciyiz. Bir önceki döneme göre oyumuzu artırmışız. Bolu halkı şunu söylüyor, herkes de buna saygılı olacak. ‘Ülke yönetimini Erdoğan’a teslim ettik, Bolu’nun yönetimini de Tanju Özcan’a teslim ediyoruz’ diyorlar. Bunu içlerine sindirecekler. ‘Hayırlı olsun’ diyecekler. Ondan sonra hep birlikte yolumuza devam edeceğiz”
“Bir kez daha ispat edeceğim”
Çalışmaya devam edeceğini söyleyen Özcan, “Kimseyi ayırmadan, kayırmadan, tüyü bitmemiş yetim hakkı yemeden, yedirmeden, israf etmeden, harama el uzatmadan yönetmeye devam edeceğim. Türkiye’deki meselelerle ilgili de düşüncelerimi net, açık, kıvırmadan, söyleyen bir belediye başkanı olacağım. ‘Her doğru her yerde söylenmez’ lafının, siyasetçiler için geçerli olmadığını bir kez daha ispat edeceğim” diye konuştu.
“Bu değişimin ateşini ilk yakan ben olduğum için kendimle gurur duyuyorum”
Başkan Tanju Özcan, seçim döneminde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in başarılı olup olmadığı sorusunu ise şu şekilde cevapladı:
“Sayın Genel Başkan Özgür Özel başarılı oldu mu? Elbette oldu. Sonuçta kazanınca başarılı oluyorsunuz. Genel merkez yönetimi başarılı oldu mu? Oldu. Şimdi ben geriye dönüp bakıyorum. ‘Su akar yolunu bulur’ diye bir atasözü var ya işte biz de doğruları söylediğimiz için partiden atıldık. Bugün ne kadar doğru söylediğimi daha iyi anlıyorum. Ankara’ya kadar 200 kilometre yol yürümemin ne kadar önemli ve değerli olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Bu değişimin ateşini ilk yakan ben olduğum için kendimle gurur duyuyorum”
“Onun bunun kuyruğuna takılmaya gerek yok”
Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, sözlerini şöyle noktaladı:
“Bakın biz kendimizi ifade ettiğimizde, özümüze döndüğümüzde, 6 oku anlata anlata yol yürüdüğümüzde, 6 okulun içinde milliyetçilik zaten en büyük ok. Cumhuriyetçilik, devletçilik gibi değerlerimizi anlattığımızda insanlar bize oy veriyor. Onun bunun kuyruğuna takılmaya gerek yok. Onun bunun desteğine falan da ihtiyaç yok. Biz kendimizi anlatalım, 6 okumuzu anlatalım, özümüze dönelim, doğru çizgimizde yürüyelim. Biz önceden seçimlere şöyle giriyorduk; ‘Ya acaba şunu söylersek İYİ Parti alınır mı? Şunu söylersek HDP alınır mı? HDP seçmenini küstürür müyüz? Şuranın seçmenini küstürür müyüz?’ Hayır kardeşim başkalarını taklit ederek bu işin olmayacağını yıllardır söyledim. Bu dönem ilk kez doğruları yapmaya başladık. Net bir zafer elde ettik” – BOLU
]]>ERDOĞAN: NETANYAHU YÖNETİMİYLE YAN YANA ANILMAK BİLE UTANILACAK BİR AYIPTIR
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında şunları söyledi: “Gazze’deki zulüm bırakınız kalple buğzetmeyi, dille değiştirme safhasını geride bırakmıştır. Artık İsrail’in soykırım politikasına karşı insanlığın yekpare eyleme geçmesi gerekiyor. İsrail’e destek ve cesaret veren Amerika ve Avrupa devletleri tarihe geçmişlerdir. Netanyahu yönetimiyle yan yana anılmak bile başlı başına ağır bir cezadır, utanılacak bir ayıptır. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi katildir. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi zalimdir.

Olup bitenleri gördüğü halde kafasını çeviren, kalbi taşlaşmış herkes bu zulüm düzenine ortaktır. İsrail yönetimi hırsızdır. Filistin halkının binlerce yıldır sahip olduğu evleri, arazileri, tarlaları, mahsülleri ve ağaçlarıyla gasp etmektedir. Bu gasplar İsrail devletinin, polisinin gözetimi altında yürütülmektedir. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi yalancıdır. İsrail yönetimi ve yerleşimcisiyle her türlü melaneti işleyen yalancı, kibirli ve kirli bir zihniyetin hakimiyeti altındadır. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi faşisttir. Dün üstün ırk iddiasıyla yahudiler başta olmak üzere pekçok kesimi yok etmek isteyen Nazi kafası bugün İsrail yönetimdedir.

“İSRAİL YÖNETİMİ KORKAKTIR”
Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi tehdittir. İsrail yönetiminin pervasızca yürüttüğü cinayet, zulüm, hırsızlıkları giderek artmaktadır. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi korkaktır, tüm büyük zalimler gibi. Siyonizm adına çocuk ve kadın katliamı yapan İsrail yönetimi de korkaktır. Güçlü olduğunda ceberrut kesilen, korktuğunda hayvandan aşağı konuma inen bu güruh insanlığın kalbinde kendisi için varolan son merhamet kırıntıları da yok etme yolundadır.
Bu ülkede Hamas’a terör iftirası atan İsrail muhiplerine asla inanmayın. Bunlar kifayetsiz muhterislerdir. Pusulasını emperyalistlere çevirmiş, bunlar da yakında tarihin tozlu raflarında kaybolup gideceklerdir. Şayet Hamas terör örgütü olsaydı emin olun herkesten önce kendileri savunur, işbirliği yapar, muhabbet beslerdi. Hamas bunların dediği gibi bir örgüt olsaydı, milletvekilleri her yıl dönümünde ziyaret ederlerdi. Hamas’ın hamiliğini ve avukatlığını bunlar kimseye bırakmazdı.

“HAMAS BİR TERÖR ÖRGÜTÜ DEĞİLDİR”
Hamas bunların iddia ettiği gibi bir örgüt değildir; bilakis direniş hareketidir. Türkiye olarak hiçbir tehdide baskıya boyun eğmeden Gazze’de yaşanan katliamın, Filistin’de yaşayan zulmün sona ermesi için kalbimizle, dilimizle, elimizle her türlü çabayı gösteriyoruz. Dualarımızda hep Filistinli kardeşlerimizin özgürlüğe kavuşması yakarışı var. Mısır ve Ürdün üzerinden bölgeye yardım ulaştırmak için yoğun gayret gösteriyoruz. Bugüne kadar 37 bin tondan fazla insani yardım malzemesini uçak ve gemilerle bölgeye ulaştırdık. Kızılayımızın sivil yardım gemisi 3 bin tonluk malzemeyle dün yola çıktı. Gazze’nin Refah sınır kapısından her gün Kızılay TIR’ları Gazze’ye giriyor.
Osmanlı bölgeden çekildiğinden beri rahat, huzur, güvenlik yüzü görmeyen Ortadoğu coğrafyasına asla sırtımızı dönmeyecek hep kardeşlerimizin yanında olacağız. Nasıl Asya, Kafkasya, Balkanlar, Afrika’da kardeşliğimizi güçlendiriyorsak bu bölgeye sahip çıkmak insani sorumluluğumuzdur. Türkiye’nin en büyük gücü gerisinde böylesine geniş coğrafyaya yayılan dost ve kardeş dayanışması olmasıdır. İnşallah medeniyet, tarih ve kültür bilinciyle yetişen siz gençlerimiz ülkemiz üzerinde oynanan pekçok oyun gibi bu sinsi projeyi de çiğneyip geçeceksiniz.”
]]>İstifasını bugün Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a sunduğunu söyleyen İştiyye, “Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılar ve Batı Şeria ile Kudüs’te tırmanan gerilim” ışığında “yeni siyasi önlemlere” ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Filistin resmi haber ajansı WAFA’ya göre bugün düzenlenen bir basın toplantısında istifa talebini duyuran İştiyye, “Bu karar, Gazze Şeridi’nde halkımıza yönelik saldırılarla ilgili siyasi, güvenlik ve ekonomik gelişmelerin ve Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria’da eşi benzeri görülmemiş gerilimin ışığında alındı” ifadelerini kullandı.
2019’da göreve gelen, akademisyen ve ekonomist olan İştiyye, “Bana göre bir sonraki aşama ve bu aşamanın zorlukları, Gazze Şeridi’ndeki yeni gerçekliği, ulusal birlik görüşmelerini ve ulusal temelde Filistinliler arası bir uzlaşıya duyulan acil ihtiyacı, geniş katılımı, safların birliğini ve Filistin toprakları üzerinde otorite birliğinin genişletilmesini dikkate alan yeni bir hükümeti ve siyasi düzenlemeleri gerektiriyor” diye konuştu.
AFP haber ajansına göre İştiyye, ” Hükümet, halkımızın ihtiyaçlarını karşılamak ve altyapı gibi hizmetleri sağlamak arasında bir denge kurmayı başardı. İşgalle yüzleşmeye ve Filistin toprakları üzerinde bir devlet kurmak için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın İştiyye’nin istifasını hemen kabul edip etmeyeceği, yeni bir başbakan atanana kadar bekleyip beklemeyeceği bilinmiyor.
Filistin basınında yer alan haberlere göre Abbas, iktidardaki El Fetih hareketinin hakim olduğu Filistin Kurtuluş Örgütü’nün yürütme kurulu üyesi Muhammed Mustafa’yı yeni kabinenin başına atayabilir.
Mustafa daha önce başbakan yardımcılığı ve Abbas’ın ekonomi konularında üst düzey danışmanlığı görevlerinde bulunmuştu.
Filistin Yönetimi’ne yönelik eleştiriler
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a yönelik öfke 7 Ekim’den bu yana artıyor ve pek çok kişi onu İsrail’in saldırılarını ve Batı Şeria’da artan şiddeti sert bir şekilde kınamamakla eleştiriyor.
Filistin’in yönetimi 2007’den bu yana Batı Şeria’da sınırlı bir güce sahip olan Mahmud Abbas’ın Filistin Yönetimi ile Gazze’yi yöneten Hamas arasında bölünmüş durumda.
Hamas, 2006 yılında yapılan seçimi kazanmasının ardından Filistin Yönetimi’ni Gazze’den uzaklaştırdı ve yönetimi ele geçirdi.
Filistin Yönetimi’nin aksine Hamas, İsrail’in tanınmasını gerektireceği için iki devletli bir çözüme inanmıyor.
Aralarında ABD’nin de bulunduğu çok sayıda ülke, Gazze’deki savaşın sona ermesinin ardından tüm Filistin topraklarının yönetimini üstlenecek bir siyasi yapı çağrısında bulunuyor.
Ülkeler bu yönde Filistin Yönetimi içinde reform ve demokratik hesap verebilirlik talep ediyor.
Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Mahmud Abbas yönetimindeki Filistin Yönetimi’nin bir Filistin devletinin kontrolünü ele geçirmesi ve Gazze’yi yönetmesi çağrılarını birçok kez reddetti.
Hamas yönetimindeki sağlık bakanlığının açıklamasına göre İsrail’in Gazze’ye saldırılarında şimdiye kadar 30 bine yakın kişi öldü.
7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’daki şiddetin de neredeyse 20 yıldır görülmemiş seviyelere ulaştığı bildiriliyor.
Ramallah’taki sağlık bakanlığına göre İsrail askerleri ve yerleşimciler, Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana Batı Şeria’da en az 400 Filistinliyi öldürdü.
]]>