Yok. – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Sun, 21 Jul 2024 21:21:43 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: Savaş AKP-MHP iktidarının savaşıdır, Türkiye halklarının savaşı değil https://www.haber60.com.tr/dem-parti-es-genel-baskani-tuncer-bakirhan-savas-akp-mhp-iktidarinin-savasidir-turkiye-halklarinin-savasi-degil/ https://www.haber60.com.tr/dem-parti-es-genel-baskani-tuncer-bakirhan-savas-akp-mhp-iktidarinin-savasidir-turkiye-halklarinin-savasi-degil/#respond Sun, 21 Jul 2024 21:21:43 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=41243 (ANKARA) – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Halk açlık ve sefalet içinde. Emekliler geçim derdindeyken, ülkede büyük bir yoksulluk yaşanırken iktidar dün Rojava’da bugün Federe Kürdistan Bölgesi’nde bir çatışma ve bir savaş peşinde koşuyor. Buna itiraz ediyoruz, kabul etmiyoruz. Bu savaş ve çatışmalı anlayışa muhalefetin de destek olmaması ve bu oyuna gelmemesi gerektiğini buradan belirtmek istiyorum. Çünkü savaş AKP- MHP iktidarının savaşıdır, Türkiye halklarının savaşı değil” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Parti Meclisi (PM) toplantısı öncesi gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmasına  9 yıl önce Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde İŞİD’in bombalı saldırısında hayatını kaybeden 33 kişiyi anarak başlayan Bakırhan, “33 düş yolcusunu saygı ve minnetle anıyorum. Onların halklar arasında kurmaya çalıştığı barış, demokrasi, özgürlük ve dayanışma köprüsünü büyüterek devam ettireceğimizin sözünü arkadaşlarımıza veriyoruz. Bu katliamı yapanlar, katliamın alt yapısını oluşturanları da buradan kınadığımızı belirtmek istiyorum” dedi. Bakırhan, özetle şöyle konuştu:

“Savaşı iktidarlar istiyor”

“Dünyada çatışmalar, savaşlar derinleşerek devam ediyor. Bir türlü de çözüme kavuşturulmuyor. Çünkü savaş bölgelerinde dünyanın hegemonik güçleri var. Yine dünyanın birçok ülkesinde seçimler oldu, yönetimler değişiyor. Yönetimler yenileniyor. Çok sıcak bir gündem var. Fransa, İngiltere, İran’daki seçimleri hep birlikte izledik. Dünyada ve bölgemizde iki temel başlık göze çarpıyor. Bir savaş başlığı, bir de siyasi karmaşa. Bu siyasi boşluğu, kapitalist neoliberal politikalarla doldurmaya çalışan otoriter iktidarlar var. Bizim örgütlü olmadığımız, halkların örgütsüz olduğu ve güçlü bir mücadele yürütmediği yerlerdeki boşluğu hegemonik güçler doldurmaya çalışıyorlar.

Bu savaşların derinleşmemesi için halkların iradesi ile çözülmesi için mücadeleye devam ediyoruz. Bu savaşları isteyenler Suriye’deki, Irak’taki, Ukrayna’daki, Lübnan’daki halklar değil. Savaşı iktidarlar istiyor. Savaşı, iktidarlarda bulunun otoriter mantığa sahip bireyler istiyor. İktidarlarını korumak için Afrin’in demografik yapısını değiştirmeyi göze alıyorlar. İnsanların perişan olmasını, katledilmesini, oranın kültürünün ve doğasının talan edilmesini çok rahatlıkla isteyebiliyorlar. Dolayısıyla bu savaş isteyen halklar değil, emekçiler ve kadınlar değil. Biz hiç değiliz.

Türkiye’de 2015 sonrası siyaset tekrar güncellendi. İktidar her kaybettiğinde, kaybedeceğini anladığında başta içte olmak üzere coğrafyamızda savaş ve çatışma peşinde koşuyor. Tam da 2015’ten sonra yaşanan durumla karşı karşıyayız. Üçüncü dünya savaşı diyorlar, güvenlik meselesi diyorlar, Rojava’da kendi halinde halkların demokratik bir şekilde yaşamasını tehdit olarak görüyorlar. Ne alakaları ne işleri varsa Federe Kürdistan Bölgesi’nde, Amediye’deki dağlarda, kırlarda, ovalarda üsler ve kalekollar kurmaya devam ediyorlar. Belli ki bunu belli bir süre daha devam ettirmeye çalışacak bu iktidar.

Halk açlık ve sefalet içinde. Emekliler geçim derdindeyken, ülkede büyük bir yoksulluk yaşanırken iktidar dün Rojava’da bugün Federe Kürdistan Bölgesi’nde bir çatışma ve bir savaş peşinde koşuyor. Buna itiraz ediyoruz, kabul etmiyoruz. Bu savaş ve çatışmalı anlayışa muhalefetin de destek olmaması ve bu oyuna gelmemesi gerektiğini buradan belirtmek istiyorum. Çünkü savaş AKP-MHP iktidarının savaşıdır. Türkiye halklarının savaşı değil. Kürtler tehdit değil, Federe Kürdistan Bölgesi’nde yaşayan insanlar Türkiye’nin güvenliği için tehdit değil. Sadece bir şey var. İktidarın kendi yaşamını devam ettirmesi için orada bir düşman yaratmaya ve orayı bir savaş alanı haline getirmesi var. Dolayısıyla biz, bizim olmayan bu savaş karşısında dün olduğu gibi bugün de karşı durmaya devam edeceğiz.

“Esmanur’un katili bu iktidardır”

Derin bir yoksulluk var. Ama Türkiye’nin ana gündemi savaş ve çatışmadır. Siz de dün izlediniz. Aslında cumhuriyet tarihinde olmadığı kadar büyük bir yoksulluk, derin bir kriz var. Darbe dönemlerinde bile böylesine derin bir ekonomik kriz yaşanmamıştır. İnsanlar, topraklarını ekemedikleri ve biçemedikleri için mevsimlik işçi olup yollara düşüyorlar. En son dün Viranşehir’den Bursa’ya giden tarım işçilerinin traktörü devrildi. Traktörün altında 15 yaşındaki Esmanur ve ablası kaldı. Lanet olsun işte bu savaş ve çatışmayı isteyenlere. Türkiye’nin ekonomisini, Kürtler demokratik özgürlüklerine ve statüye kavuşmasın diye Rojava ve Federe Kürdistan Bölgesi’ne döken bu iktidar Esmanur’un katilidir.

Bu iktidarın tek bir derdi var; Türkiye halklarını aç bırakmak, yoksul bırakmak, sermayeyi daha fazla güçlendirmek ve sermayenin karını arşa çıkarmaktır. Artık bu çok iyi biliniyor. Bu iktidar bütün gözünü Kürt kazanımlarına dikmiş durumdadır. Kürt anasını görmesin diye yapmadıkları şey yok. Söylemedikleri bir şey yok. Emin olun üçüncü dünya savaşı 10 defa da çıksa bu iktidarın tüfeği Kürtlere dönük, elleri emekçilerin ve yoksulların cebinde olmaya devam edecektir. Bunların amacı da siyaseti de budur.

“Çözüm niye Kürtler için yok”

Dün birlikte izledik. Erdoğan, Kıbrıs’ta bir konuşmada ‘Müzakereye, görüşmeye Kıbrıs’ta kalıcı barışı ve çözümü sağlamaya hazırız’ diyor. ‘Çözüm yolunda uzatılan hiçbir eli bugüne kadar boş çevirmedik’ diyor. Peki Şam’a, Irak’a, İran’a, Yunanistan’a çözüm eli… Olsun tabi her yerde olsun ama Kürt’e gelince Federe Kürdistan Bölgesi’nde, Rojava’da olduğu gibi tank top niye? Çözüm niye Kürtler için yok. Uzatılan çözüm eli neden Kürtlerin elini tutmuyor. Kürtler o kadar mı düşman? Malazgirt’ten bugüne kadar ortak bir kader birliği yapmış, en zor günlerde birlikte durmuş, yüz yıllardır birlikte yaşayan Kürtlere çözüm eli yok. Müzakere yok. El uzatmak yok, elini tutmak yok. Dünyanın her yerindeki kendisine karşıt belirlediği güçlerle çözüm arayan bu mantığı biz eleştiriyoruz. Bu mantık bir yere gitmez.

Bu politikayı teşhir etmek lazım. Esad’la barışabilirsiniz, çözüm eli uzatabilirsiniz. Ama Afrin’deki Kürt’ün ne suçu var? Amediye’de yaşayanların ne suçu var? Daha bir kaç gün önce İsrail’in Gazze’ye attığı bombaların on misli büyüklüğündeki bombalar Amediye köylerinin ve çevresine düştü. Ormanlar yakılıyor. Doğa tahrip ediliyor. İnsanlar katlediliyor. 90’larda olduğu gibi Kürdistan’da boşaltılan köylerin aynısı bugün Federe Kürdistan Bölgesi’nde yapılıyor. Sen kimsin ne arıyorsun hangi hakla? Senin sınırların içinde olmayan bir coğrafyada Kürt köylerini boşaltmaya, orada kalekol yapma hakkını sana kim verdi?

“Örgütlememizi büyütmeliyiz”

Bu zorba düzeni bir gün mutlaka yenilgiye uğratacağız. 31 Mart’ta bu zorbalığa karşı Türkiye halkları çok önemli bir cevap verdi. İşte tam da bu süreçte bu zorba, zulüm, sömürü, zam düzenine karşı iradesini ortaya koyan halklarla buluşma ve onları örgütleme, iktidarı gönderme gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Örgütlememizi yeniden gözden geçirmeliyiz. Örgütlememizi büyütmeliyiz. Örgütlenme yoksa mücadele de yok. Örgütlenme yoksa bu zorba düzen karşısında başarıya ulaşma da yok. Önümüzdeki temel  görevlerden biri de örgütlenmedir. Eğitim yoksa bir parti yok. Bir partinin paradigmasının, bir partinin mücadelesinin başarıya ulaşmasının en önemli eğitimdir. Örgütlenme gibi önümüzdeki dönem eğitime de çok büyük bir önem vereceğiz. Toplumu savunmak için demokratik ittifakları büyüteceğiz, toplumu savunmak için mücadele ortaklığını büyüteceğiz, sahada hiçbir dönem olmadığı kadar mücadele edeceğiz.”

]]> https://www.haber60.com.tr/dem-parti-es-genel-baskani-tuncer-bakirhan-savas-akp-mhp-iktidarinin-savasidir-turkiye-halklarinin-savasi-degil/feed/ 0 DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: Ekmek yok, adalet yok https://www.haber60.com.tr/dem-parti-es-genel-baskani-tuncer-bakirhan-ekmek-yok-adalet-yok/ https://www.haber60.com.tr/dem-parti-es-genel-baskani-tuncer-bakirhan-ekmek-yok-adalet-yok/#respond Fri, 19 Jul 2024 23:51:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=41038 (MARDİN) – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisince Mardin’in Kızıltepe ilçesinde düzenlenen Tarım Mitingi’nde, adalet ve ekmek sorunlarını dile getirerek, ” “Ekmek yok, adalet yok. Beyefendiler Türkiye’yi mutlu bir ülke olarak anlatmaya çalışıyorlar. Adalet yok, ekmek yok ama diyorlar ki buna şükredin. Türkiye’de tarım alanında büyük bir kriz var. Bunun aktörü AKP ve MHP iktidarıdır” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) tarafından Mardin’in Kızıltepe ilçesinde ‘Ekmek ve Adalet Buluşmaları’ kapsamında Tarım Mitingi düzenlendi. Kızıltepe Otogar Meydanı’ndaki mitingde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye’deki adalet ve ekonomi sorunlarına değindi. “AKP ve MHP iktidarı Türkiye’yi her anlamada uçurumun kenarına getirdi” diyen Bakırhan, “Ekonomi desen yok. Türkiye’de çok ciddi geçim sıkıntısı var. Emekçiler geçinemiyor, asgari ücretle çalışanlar kirasını dahi ödeyemiyor. Bir taraftan büyük bir işsizlik var. İnsanlar doğru düzgün beslenemiyor. Demokrasi desen yok. Kürdün diline, kültürüne düşmanlık halen devam ediyor. Konuştuğumuz Kürtçeye halen bilinmeyen bir dil diyorlar. Özgürlük deseniz hiç yok. Sizin irade olarak belirlediğiniz yüzlerce yoldaşımız Selahattin Demirtaşlar, Figen Yüksekdağlar ve yüzlerce canımız şu an cezaevinde” diye konuştu.

‘Ekmeğimizin karşılığını almak için mücadele edeceğiz’

22 yılda Türkiye’nin kısa bir özetini yapan Bakırhan, şunları söyledi:

“Ekmek yok, iş yok, demokrasi yok. Peki bu tablonun sebebi kimdir. AKP ve MHP iktidarıdır. 31 Mart’ta başta Kızıltepe, Mardin, Kürt ve Türk halkları aslında bu ülkeyi yoksullaştıran, özgürlüklerimizi demokrasiyi yok sayan anlayışa büyük bir cevap verdi sandıklarda. O büyük cevapta ders almamışlar, halen zamma, zulme, baskıya devam ediyorlar. O zaman biz ne yapacağız onlara daha büyük bir ders vermek için örgütleneceğiz, güçleneceğiz, büyüyeceğiz, hakkımızı arayacağız. Emeğimizin karşılığını almak için mücadele edeceğiz. Cezaevindeki arkadaşlarımızı özgürleştirmek, dilimizi özgürce konuşmak, Türkiye’deki halklarla birlikte demokratik bir Türkiye’de yaşamanın mücadelesini vereceğiz. Bugün ekmek ve adaleti konuşacağız. Türkiye’de olmayan iki temel mesele. Neden ekmek dedik? Milyonlarca emeklimiz geçinemiyor. Milyonlarca asgari ücretle çalışan insanlarımız, çocuklarını okutamıyor, doğru düzgün beslenemiyor. Milyonlarca insanımız işsiz. Binlerce insanımız KHK’lı. Milyonlarca gencimiz iş ve AŞ bulamadıkları için göç yollarında ya canlarını yitiriyorlar ya da aile ekonomilerine katkı sunmak için çok düşük ücretle çalışmak zorunda kalıyorlar. Bizim ekmeğimizi düşünen yok. Aksine bizim soframızda ekmeğimizi daha da küçültmek için, sermayeye daha büyük rantlar kazandırmak için  AKP ve MHP iktidarı sermayeye rant kazandırıyorlar. Bunlar bizim ekmeğimizi çalanlar ve düşmanlarıdır” diye konuştu.

‘Beyefendiler Türkiye’yi mutlu bir ülke olarak anlatmaya çalışıyorlar’

Türkiye’de yaşanan sorunlara rağmen, iktidarın Türkiye’yi mutlu bir ülke olarak anlatmaya çalışmasına tepki gösteren Bakırhan, şunları kaydetti:

“Kürtler on yıllardır adalet arıyor. Aleviler on yıllardır eşit yurttaş olmak için mücadele ediyorlar. Türkiye’deki demokratik güçler, özgür demokratik bir ülke için yapmış oldukları mücadelelerinin karşılığında cezaevi, dipçik, kelepçeyle susturulmaya çalışılıyor. Her gün onlarca kadın katlediliyor. Ekmek yok, adalet yok. Beyefendiler Türkiye’yi mutlu bir ülke olarak anlatmaya çalışıyorlar. Adalet yok, ekmek yok ama diyorlar ki buna şükredin. Türkiye’de tarım alanında büyük bir kriz var. Bu krizin ana aktörü kimdir. AKP ve MHP iktidarıdır. Onların programlarında üretici, çiftçi, esnaf yok. Onların programında savaşa, saraya ve sermayeye rant yaratmak var. Bu ülkenin ekonomisinin büyük bölümü savaşa gidiyor. Bu ülkede tarım ve çiftçiye desteklemek yok. Bu ülkenin tek programı var, Kürdü yok saymak, yok etmek. Kürdün diline, kültürüne düşman etmek, Kürdü aç ve yoksul bırakmaktır. Bizler tam da buna itiraz ediyoruz. Siz çiftçinin ve üreticinin iktidarı değilsiniz. Siz bu ülkenin kaynağını bir avuç sermayeye peşkeş çeken bir iktidarsınız. Bunlar çiftçi ve üretenlerin düşmanıdır. Bunlar istiyorlar ki, Kürt bu coğrafyada ekmesin, biçmesin, geçinmezsin. Toprağını, coğrafyasını terk etsin, metropollerde ucuz iş gücü olsun, mevsimlik işçi olsun, yollarda kazalarda ölsün. Böyle bir zulüm olabilir mi? Bizler ekmeğimize sahip çıkmadığımız müddetçe, bizler bu adaletsizlik karşısında bir arada, omuz omuza direnmediğimiz müddetçe bunlar buğdayın, mısırın taban fiyatını daha da düşük belirleyerek, bizi köleleştirmeye, aç bırakmaya, sefil bırakmaya çalışacaklar. Biz buna itiraz ediyoruz. “

]]>
https://www.haber60.com.tr/dem-parti-es-genel-baskani-tuncer-bakirhan-ekmek-yok-adalet-yok/feed/ 0
Bahçelievler Belediye Başkanı Bahadır: “80 yapımı binaya 1994 yılında 3 kat kaçak eklenmiş” https://www.haber60.com.tr/bahcelievler-belediye-baskani-bahadir-80-yapimi-binaya-1994-yilinda-3-kat-kacak-eklenmis/ https://www.haber60.com.tr/bahcelievler-belediye-baskani-bahadir-80-yapimi-binaya-1994-yilinda-3-kat-kacak-eklenmis/#respond Thu, 27 Jun 2024 21:18:16 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=36149 Bahçelievler Belediye Başkanı Bahadır: “80 yapımı binaya 1994 yılında 3 kat kaçak eklenmiş”

“4 apartmanımızı boşalttık. Komşularımızı otellerde misafir edeceğiz”

“Depremin siyaseti olmaz; herkesin bir an önce kentsel dönüşüme girmesi lazım, çünkü İstanbul depremi çok önemli”

İSTANBUL – Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır, çöken binanın 1980 yapımı olduğunu ve 4 katlı olarak yapıldığını belirterek, “94 yılında 3 kat kaçak eklenmiş. Toplam 4 apartmanımızı boşalttık. Komşularımızı otellerde misafir edeceğiz” dedi.

Bahçelievler Zafer Mahallesi Yadigar Sokak’ta bulunan 7 katlı bina, sabaha karşı büyük bir gürültüyle kısmen çökmüştü. Çöken binanın resmi kayıtlarda 4 katlı olduğu, 1994 yılında kaçak 3 kat çıkıldığı ortaya çıkmıştı. Binanın bir kısmının toprağa gömüldüğü olayın ardından Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır olay yerine geldi. Binada ve olay yerinde incelemelerde bulunan Bahadır, basın mensuplarına açıklama yaptı. Binanın 1980 yapımı olduğunu ve 4 katlı olarak yapıldığını söyleyen Bahadır, “94 yılında 3 kat kaçak eklenmiş. 9 daire var, yaklaşık 40 kişi yaşadığını biliyoruz. Geceleyin sarsıntı oluyor. Çökme gibi bir ses geliyor. Tüm komşularımız dışarı çıkıyor. Ondan sonra binanın 1, 2, 3. katı aşağı doğru dikey toprağa doğru çöküyor. Şu anda gözüken yukarıda toprağın üzerinde olanlar 4, 5, 6, 7. katlar. Arkasında iki apartman var. O apartmanlara da tuğlalarına zarar vermiş. Kolon kirişleri sağlam, onları da boşalttık. Yanında bir bina var, onda bir zarar yok. O da 90 yılı yapımı. 4 binamız sıkıntılı. Aşağısında bir bina var. O yeni olduğu için onda bir sıkıntı yok. Yani birisi tam hasarlı çökmüş durumda üç katı. Toplam 4 apartmanımızı boşalttık. Komşularımızı otellerde misafir edeceğiz. Bahçelievler Belediyesi’nin arama kurtarma ekipleri, AFAD’ımız haber geldikten ilk saniyesinden beri burada dinleme, arama yaptılar. İçeri girdiler. Tek tesellimiz bir yaralı ve ölünün olmaması. Yaşanılan bir bina. Bize bir karot alınsın diye başvuruda bulunulmamış. Şikayet yok. Yıkımı bekleyen bir bina değil ama bina zaten eski. Yıkılması gereken bir binaymış” dedi.

“99 depremi öncesi yapılan tüm binalar çürüktür”

Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Bahadır, aşağıda çalışan iş makinesinin binaya bir zararının olmayacağını söyledi. Belediyeye ulaşan bir şikayetin de olmadığını ifade eden Başkan Bahadır, “Bize ulaşan bir şikayet yok. Bize bildirseler biz karot aldırırız. Zabıta ve polis eşliğinde karot aldırıyoruz. Belediyeye ulaşmış bir şey yok. 1999 yılı deprem yönetmeliği öncesi yapıldığı için çürük. Biz bunu söylüyoruz komşularımıza. 99 depremi öncesi yapılan tüm binalar çürüktür. Binanın o zamanki yapımı doğrudur ama şimdi farklı malzemeler kullanılıyor. İlave yapılan katlar da etkiliyor. 4 katlı binaya siz 3 kat ekliyorsunuz. Neredeyse yüzde 70 bina eklemişler. Buna benzer çok fazla bina yok. Bize gelmiş yok. Karot alınmış, boşaltılması gereken böyle bina yok. Bizde sadece 165 tane bina var kentsel dönüşüme uğrayacak. Komşularım müteahhit arkadaşlarla anlaşmışlar. Normal yıkılacak yani acil durumda olmayan 165 bina yıkacağız biz. Bize ulaşmış böyle acil durumda bir bina yok” ifadelerini kullandı.

“Herkesin bir an önce kentsel dönüşüme girmesi lazım, çünkü İstanbul depremi çok önemli”

6 Şubat depreminin ardından belediyeye 4 bin tane şikayet geldiğini ifade eden Bahadır, “4 bin apartmana mühendis ve teknikerler arkadaşlar gittiler ve karot hariç röntgen cihazıyla fiziki olarak baktılar. Bahçelievler’in yapısı çok çok iyidir diyemiyorum. Sahil bandından biraz uzak olduğumuz için orta seviyedeyiz. Kimsenin kalbine su serpiyorum. Ama buradan şunu söylüyorum. Lütfen 99 yönetmeliği öncesi tüm binaları yenileyelim. Kentsel dönüşümde dört parametre var. Bir tanesi devletin yapması gereken. Onu da yarısı bizden kampanyasıyla bir buçuk ödeme Türkiye’de ilk defa Bahçelievler’de başladı. Ödendi, yani başladı. Müteahhitimiz parayı aldı, sonra biz 6 tane plan lotu çıkardık. Çatı katlarını, çatı piyeslerini tama çevirdik. Kat artışı verdik. Burada 3. parametre komşumuz, 4. parametre müteahhit. Müteahhit arkadaşlar da ticaret yapıyorlar. Ama onlar da sürümden kazansınlar. Komşularımdan da birleşmelerini istiyorum. Bizim hedefimiz ada bazlı dönüşüm. Olmadı parsel bazlı, apartman bazlı dönüşüm. Ama komşularımız kendi aralarında birleşmiyor. Şu apartman dönüşmüş olsaydı bugün bu sıkıntı yaşanmazdı. Ben en çok maddi durumu iyi olan sevgili komşularımda sıkıntı yaşıyorum. Maddi durumu iyi olmayan komşularım daha uyumlu, anlaşıyorlar. Burada olay aslında teknik değil, olay sosyolojik. Aynı apartmanda akrabalar birleşmiyor. Burada insanı yaşatmak önemli. İstanbul’daki kentsel dönüşümü biz çözmeye gayret ediyoruz. Ama bu 60 yıllık sorun. Çarpık kentleşme burada 60 yıldır olmuş. Burada şunu da söyleyeyim. Burada hiçbir parti siyasi bir bakış getirmesin. Komşuları olarak söylüyorum. Siyasi bir bakışla bakmasınlar. Depremin siyaseti olmaz. Burada birliktelik önemli. Herkesin bir an önce kentsel dönüşüme girmesi lazım. Çünkü İstanbul depremi çok önemli. Türkiye’nin geleceğiyle ilgili çok önemli” ifadelerini kullandı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/bahcelievler-belediye-baskani-bahadir-80-yapimi-binaya-1994-yilinda-3-kat-kacak-eklenmis/feed/ 0
İzmir Bakkallar ve Bayiler Odası Başkanı Emin Bağcı: “Ülkemizdeki Ekonomik Krizin En Çok Etkilediği Sektör Bakkallar” https://www.haber60.com.tr/izmir-bakkallar-ve-bayiler-odasi-baskani-emin-bagci-ulkemizdeki-ekonomik-krizin-en-cok-etkiledigi-sektor-bakkallar/ https://www.haber60.com.tr/izmir-bakkallar-ve-bayiler-odasi-baskani-emin-bagci-ulkemizdeki-ekonomik-krizin-en-cok-etkiledigi-sektor-bakkallar/#respond Wed, 29 May 2024 21:13:19 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33661 HABER: FATİH ÖZKILINÇ KAMERA: ÖZGÜR ŞENGÜL

(İZMİR)- Son yıllarda AVM’lerin ve zincir marketlerin sayısının her geçen gün artması ve hayat pahalılığının vatandaşların alım gücünü düşürmesi bakkal esnafını olumsuz etkiliyor. İzmir Bakkallar ve Bayiler Odası Başkanı Emin Bağcı, ekonomik krizin en çok etkilediği sektörün bakkalar olduğunu belirterek, “Bakkallar, gittikçe sermayesi küçülerek dükkanını kapatmak zorunda kalıyorlar” dedi. İzmir’in Konak ilçesinde 30 yıldan bu yana bakkallık yapan İbrahim Yılmaz ise veresiyelerin Ramazan ayında ancak hayırseverler tarafından kapatılabildiğini ve baba mesleğini 5 yıl daha sürdüremeyeceğini söyledi.

İzmir Bakkallar ve Bayiler Odası Başkanı Emin Bağcı, ANKA Haber Ajansı’na hayat pahalılığı başta olmak üzere bakkalların yaşadıkları sorunları anlattı. Ülkedeki ekonomik krizin en çok bakkalları etkilediği belirten Bağcı, şöyle konuştu:

“Ülkemizdeki ekonomik krizin en çok etkilediği sektör bakkallar. Perakende sektöründe en küçük birimi bakkallardır. Kriz bakkallardan başlayarak yukarıya doğru taşınıyor. Bu yüzden kriz olduğu zaman ilk etkilenen sektör bakkallarımız oluyor. Bakkallarımızın etkilenmesinin sebebi de bireysel olması. İşletmeler bireysel. Günlük satışlar yapılıyor. Toptan alış kuvveti yok. Perakende sektöründe fiyat artışları devamlı artıyor. Bakkallar sattığı ürünü aynı fiyata yerine koyamıyor. Dolayısıyla sattığı üründe esnafın da gözü kalıyor. Tüketici de haklı. Tüketici de pahalı alıyor. Ama aldığı ürünü bir daha aynı fiyata alma şansı zor. Bunun sebebi bakkallar değil üreticiler veya tedarikçiler. Türkiye’de en çok açılan ve kapanan meslek dalı bakkallardır. Ama şimdi tersine döndü. Şimdi açanlardan fazla kapatanlar, devredenler var. Bu yıl sonuna kadar daha çok artacak. Bakkal, bir birime sattığı malı aynı fiyattan alıp rafına koyamıyor. Dolayısıyla devamlı sermaye takviye etmesi gerekiyor. Kazanmadan da nereden kredi bulup sermayesini takviye edecek. Bakkallar, gittikçe sermayesi küçülerek dükkanını kapatmak zorunda kalıyorlar” dedi.

Bakkallar kazandığıyla elektrik, su parasını ödeyemiyor

Kira ve fatura giderlerinin de bakkal esnafını olumsuz etkilediğini ifade eden Bağcı, şöyle devam etti:

“Son dönemde elektrik faturası ve kiraların anormal artması yıllardır aynı binada bakkallık yapan bir insanın kirası yüzde elli, yüzde 100’e yakın bir şekilde arttı. Çünkü ticarette sınır yok. Kirayı istediğiniz kadar arttırabiliyorsunuz. Böyle olunca müracaat edeceğiniz bir merci de yok. Uzlaşmaya gidip anlaşıyorsunuz. Ama kiraların yüzde 50, yüzde 100 arttığı bir ortamda elektrik ve su paraları da buna koyduğunuz zaman kazandığıyla elektrik, su parasını ödeyemiyor. Kaldı ki bir de bakkal yanında kimseyi çalıştıramıyor. İşini büyütme şansı da yok. Tek başına çalışıyor. Yanına alacağı bir çırağa bile en az 17 bin lira para ödemesi gerekiyor. Bunun maliyeti 35 bin lira. Bunu yapan bir işletme nasıl kar edecek?

“Enflasyonist ortam sürekli fiyat artışlarını destekliyor”

Bakkallar veresiye vermemeye çalışıyorlar ama mahallede oldukları için, tanıdık insanlar bakkallardan sürekli alışveriş ediyor. Bir sefer vermezse ikinci sefer vermek zorunda kalıyor. Parası olmayan tüketici de kredi kartı varsa, kredi kartıyla çekse bu sefer bakkal yüzde 4-5 kredi komisyonu ödemek zorunda kalıyor. Zaten çok cüzi karlarla çalışıyorlar. Kredi kartı kullananlar da bakkalları değil büyük marketleri tercih ediyor. Ancak bakkallara borcu olanlar, parası olmayanlara geliyor. Bakkallar da mümkün olduğu kadar borç veriyorlar. Bu da işin içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Çünkü enflasyonist ortam sürekli fiyat artışlarını destekliyor.

“Herkesin aklını başına alması lazım”

Vallahi herkesin aklını başına alması lazım. Daha sağlıklı, daha iyi şey olarak. Çünkü iyi temennilerle bu iş yürümüyor. Zaten esnafımız için finansmana ulaşmak çok zor. Ulaşanların da üstüne artı bir yük sanki inadına yapılıyormuş gibi sosyal güvencesi olan bakkalların 5-6 bin lira Bağ-Kur ödemesi var aylık. Bunun üzerine sağlık hizmetini öderseniz alıyorsunuz, ödemezseniz hizmet almıyorsunuz. Sosyal devlet olarak biz dükkanlarımızı kapatırsak nerede iş bulacağız? İş bulamayacağız, bu gidişle işsizlik artacak.

“Küçük esnafın yok edilmesi toplumda toplumsal patlamalara neden olur”

Piyasada nakitin dönmemesi halinde kredi kartıyla alışverişler arttı. Tüketicilerimizde de kredi kartıyla alışveriş yapıyor. Ancak bakkalın kullandığı kredi kartı, bankaya dönüşte yüzde 4-5 gibi komisyon ücreti alınıyor. Zaten çok cüzi karla çalışan bakkallar bu kazandığının büyük bir kısmını da bankaya ödemek zorunda kalıyor. Finansman kuruluşları parayı kazanıyor. Toplumda böyle bir düzen bozukluğu var. Yani bu işi yapan değil, parayı veren kazanıyor. Bakkalların ayakta kalması çok zorlaşıyor. Hükümetin acil olarak bu kredi kartı komisyonlarına veya kredi kullanan esnafa yardımcı olmaları gerekiyor. Devletin görevi; küçük esnafına sahip çıkmak, onları korumak. Ama bizdeki devlet tam bunun aksini yapıyor. Küçük esnafın yok edilmesi toplumsal patlamalara neden olur. Bunun da bir an önce önüne geçilmesi gerekir.”

Yılmaz: “Mahallenin her köşesine bakkaldan çok zincir mağazaları soktular”

Konak ilçesinde 30 yıldan bu yana baba mesleği bakkallığa devam eden İbrahim Yılmaz da her geçen giderek artan zincir marketlere dikkat çekerek “En büyük sıkıntılarımızdan biri zincir mağazalar. Zincir mağazaların her adım başı bakkal gibi artması her mahallede köşe başlarına girmeleri bizleri otomatikman etkiliyor. Parası olan insanlar öncelikle onları tercih ediyorlar. Parası olmadığı zamanlar direkt bizlere geliyorlar. Normal işlerimiz bundan 5-10 sene öncesine kadar haldır haldır ilerlerken şu an tedarikçi değil de insanların böyle unuttuğu şeyleri daha çok insanlara tavsiye eden, veren insanlar modundayız. Doksanlı yıllarda odalar sisteme siyasilere baskı yapıyorlardı. Şehrin dışına bütün zincir mağazaları atalım diye yasa çıkartayım diye uğraşırken çok manidar bir şey oldu. Şehrin dışına zincir mağazaları almayı beklerken mahallenin her köşesine bakkaldan çok zincir mağazaları soktular. O konuda siyasileri tebrik etmek lazım. Bizim en büyük sıkıntılarımızdan biri mal tedariki. Toptancılara gittiğimiz zaman bizlere 1 lira fiyat uygularken zincirlere iskontolar uygulamaları. Onların bizim karşılarımıza bizim aldığımız fiyatlarla çıkmaları otomatikman rekabeti sıfır hale getiriyor. Mesela odaların bu konuda bizlere karşı hiç destek vermediğini görüyoruz. Çoğunlukla baktığımız zaman bu sefer biz insanların karşısına çıktığında mahcup durumda düşüyoruz” dedi.

“Veresiyeler çatır çatır patlıyor, insanlar ödeyemiyor”

“Veresiyemiz çok fazla. Yani eğer veresiye olmazsa yapamayız. Bizim işimizin kültürü bu. Bunu zaten severek yapıyoruz ama artık gücümüz kalmadı” diyerek sözlerini sürdüren Yılmaz, şunları kaydetti:

“Bu bir sermaye meselesi. İnsanlara destek olabilmemiz için kendi cebimizde bir şeylerin olması lazım ki biz insanları bir ay bekleyelim, iki ay bekleyelim. Ama son 2-3 yıldır özellikle koronadan sonra veresiyeler çatır çatır patlıyor, insanlar ödeyemiyor. Biz çoğunlukla Ramazan ayında hayırseverlerle beraber insanların veresiyelerini kapatıyoruz. Her sene bu böyle devam ediyor. Ama bu sene mesela en büyük yaşadığımız şeylerden biri rakam çok büyük olması bize de ulaşılamayacak boyutlara gelmeye başladı. Biz de otomatikman sınırlı insana yardım etmek zorunda kalıyoruz. Bir mahallede normalde 100-200 kişiye yardım ederken o sayıyı mümkün olduğu kadar düşürmeye çalışıyoruz.

“Küçük esnaf kalmadı”

Şu an en büyük sıkıntılarımızdan birisi mesela küçük esnafın kalmaması. Normalde bulunduğumuz yerlerde 1980’lerden bu yana çarşı gibiydik. Aklınıza gelebilecek kunduracısından, tamircisinden, terziye, manavına, kasabına, tavukçusuna kadar. Ama şu an sadece kalan iki tane esnafız büyük meydanda. Yani baktığım zaman etrafa bir; geçmişe dair bir özlemimiz var, arkadaşlıklarımız bitti. İkincisi; tek kalmanın verdiği bir eziklik de var. Benim tahminim herhalde bakkal mesleği olarak konuşuyorum. Çocukluğumdan beri bu işi yapıyorum. Babadan oğula geçen bir iş. Herhalde bizim de götürebileceğimiz gücümüzü herhalde 5 seneyi geçeceğini de fazla zannetmiyorum. Çünkü sermayemiz yok. Yeni neslin tercihleri değişti. İnsanlar daha çok ürün görmek için mi, ne amaçlı zincir mağazaları daha çok tercih ediyorlar bilmiyorum. Öncelikle aslında biz de güven diye bir şey var. Ben kendi yemeyeceğim veya evimde kullanmayacağım hiçbir malzemeyi dükkanıma sokmuyorum. Ama bunu insanlara nasıl anlatırız bilmiyorum. Çok da yormuyorum işin gerçeği. Ben babadan oğula geçen bir işi yapıyorum. Ama ben kendi çocuklarımın bu işi yapmasını istemiyorum. Oğluma söylediğim de bir şey var; ben artık ‘babanla beraber bu iş kapanacak’ diyorum. Çünkü şartlarımız çok zor. Sabah 07: 00’da güne başlıyoruz. Gece 24: 00 ile günden çıkıyoruz. Bizlerin bayramı, tatili, hastalığı yok. veya bir cenazemiz, bir düğünümüz söz konusu değil. Sosyal hayatımız hiç yok. En büyük sıkıntılarımızdan birisi.

“Sattığım paraya ben ürün alamıyorum”

Son bir senedir yaşadığımız şeylerden birisi ben müşteriye 1 liraya mal veriyorum. Bundan da otomatikman kazandığım 10-15 kuruş gibi bir rakam. Bakkallar süper para kazanmıyor. Kimse aklından öyle bir şey geçirmesin. Ama ben müşteriye verdiğim zaman bana geri dönüşleri bir ay sonra normalde olur standart gereği değil mi? Ben bir ay sonra o ürünü almak istediğimde sattığım paraya ben ürün alamıyorum. Bizim en büyük sıkıntımız o. Bunu müşteriye anlatamıyoruz. Başka yerlerde vade farkı veya başka şeyler uygulanabilir ama bakkalın öyle bir lüksü yok ki. Biz kalem olarak yazmıyoruz bile. İnsanlara verdiğimiz tek şey; rakam olarak yazmak. ‘Bana bin lira borcun var, bin lirayı 1 ay sonra rica edeyim.’ Yapacak hiçbir şey yok. Bu bizi bitiriyor. Bitireceğiz böyle devam ederse. Çünkü ben insanlara kalkıp da ‘kardeşim ben şu parayı aldım, şu parayı sattım, yerine bu paraya koyamıyorum’ diyemiyorum. Vicdanımıza el vermiyor. O yüzden 5 sene daha gitmez, göremeyiz.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/izmir-bakkallar-ve-bayiler-odasi-baskani-emin-bagci-ulkemizdeki-ekonomik-krizin-en-cok-etkiledigi-sektor-bakkallar/feed/ 0
İzmir’de kiraz üreticileri maliyetler ve fiyat farkından şikayetçi https://www.haber60.com.tr/izmirde-kiraz-ureticileri-maliyetler-ve-fiyat-farkindan-sikayetci/ https://www.haber60.com.tr/izmirde-kiraz-ureticileri-maliyetler-ve-fiyat-farkindan-sikayetci/#respond Sat, 04 May 2024 07:30:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=30332 HABER: FATİH ÖZKILINÇ KAMERA: ÖZGÜR ŞENGÜL

(İZMİR) – İzmir’in kiraz üretim merkezlerinden olan Kemalpaşa ilçesinde Ziraat Odası Başkanı Bülent Oray ile üreticiler sorunlarını ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Artan maliyetlerin ve bahçe ile market arasındaki fiyat farkının üreticiyi olumsuz etkilediğini belirten Kemalpaşa Ziraat Odası Başkanı Bülent Oray, “Bugün bir toplama maliyeti 30-35 lira kiloda. Pazara götürdüğünüzde en iyi kirazı 50 liraya satarsanız en düşük, kiraz 20 lira olursa bu işin içinden nasıl çıkılır? Yani bu insanlar ne yapacak? Bu sene 70, 80 liranın altında kiraz satılırsa üretici bu işin altından kalkamaz. Biz bundan sonraki nesillere artık bu kirazı belki fotoğraflarda gösterecek seviyelere geleceğiz. 5-10 seneye kalmaz kirazı da yurt dışından ithal edersek şaşırmam” dedi.

Üreticinin sesinin duyulmadığını belirten Kemalpaşa Ziraat Odası Başkanı Bülent Oray, kiraz fiyatlarının düşüklüğünden yakındı. “Bugün baktığımızda ürünlerimizde bir zirai kalıntı yok. Pazarımızı etkileyecek olumsuzluklar yok. Bu işi ticaretine yapanlar yurt içinde hadi ekonomiye bağlıyor ama yurt dışında dolarla satıldığı için dolar çok yüksek. Niye hala bu fiyatlar yerlerde? Biz anlamış değiliz, anlam vermiş değiliz. Dilimizin döndüğünce yıllardır bunun mücadelesini veririz. Bunun söylemlerini söylüyoruz ama üreticinin sesini duyan yok. Ama bu vurdum duymazlık Kemalpaşa’daki üreticilerimizin kiraz üretiminin sonu olacaktır” diye konuştu.

TARLADA 70, MARKETTE 1200 LİRA

“Biz bundan sonraki nesillere artık bu kirazı belki fotoğraflarda gösterecek seviyelere geleceğiz” diyerek açıklamalarını sürdüren Oray, şunları ifade etti:

“Üretici gerçekten çok haklı. Daldaki kiraz el ile oraya konulmuyor. Bir emek sarf ediliyor, bir alın teri dökülüyor. Yani bugün bir toplama maliyeti 30-35 lira kiloda. Pazara götürdüğünüzde en iyi kirazı 50 liraya satarsanız en düşük kiraz 20 lira olursa bu işin içinden nasıl çıkılır? Yani bu insanlar ne yapacak? Yani tabii ki haklı olarak biz üreticinin temsilcisiyim ve dilimin döndüğü kadar bunları anlatmak için mücadele veriyorum ama belli yerlerden de belli tepkileri de alıyoruz. Bir kıyaslama yapmak lazım. Yani bunu ben vekillerimize söyledim. Marketteki raftaki fiyattan geriye doğru bir bakılsın. Yani bu işin ticaretini, nakliyesini, ambalaj işini yapan ve üretici ayağına kadar gelsin bu. O aradaki makasta para dağılımına bir bakalım. 10 kilometre ilerimizde büyük bir market var. 250 gram kiraz 295 lira. Bunun kilograma vurduğunuzda 1200 lira. Ama üreticinin cebine giren o kirazın parası 70 lira. Anlam verecek bir durum yok. Yani bunu siz birebir maliyette yapıyorsunuz. Masraf koysanız kar koysanız, döküldüğünü koysanız o rakamlara ulaşamaz. Yazık günahtır yani bu üreticilerin yani bu şekilde bir durumun içine sokulması.

“ÇİFTÇİLER ÜRETMEZSE BU İNSANLAR NE YİYECEK?”

Bugün çiftçiler üretmezse bu insanlar ne yiyecek? Yani bugün bir ayakkabıyla idare edebiliriz ama yemek yemek zorundayız. Nasıl bir kiraz üreticisi böyleyse domates, biber de aynı şekilde. Sadece kirazın toplama maliyeti 35 lira. Bunun bir o kadar da yıl içindeki masrafları var. İlaç var, gübre var. Bugün bu bahçeyi nisan ayında başlıyoruz biz sulamaya. Yağmur yağana kadar. Ekim, kasım ayına kadar suluyoruz. Bugün bir saat suyun maliyeti 250 lira. Kirazı topladık mı bizim işimiz bitmiyor. Yıl boyunca biz bu mücadeleyi yine yapıyoruz. İlaçlama yine yapılıyor. Araziyi işlemek için mazot yine kullanılıyor. Bu sene 70, 80 liranın altında bu kiraz satılırsa üretici bu işin altından kalkamaz.”

“ÜRETENLE ÜRETMEYEN ARASINDA BİR FARK YOK”

Oray, tarımsal desteklerin üretene verilmesi gerektiğini de belirterek, “Devlet tarafından mazot, gübre desteği veriliyor. Üretene de aynı parayı alıyor, boş tarlası olan da. Yani üretenle üretmeyen arasında bir fark yok. Yani kayıt altına alınacaksa alsın. Bütün masrafları aynı bir esnaf gibi düşünülsün. Ne kadar masrafı varsa yazsın ondan sonra da karından sonra devlet vergi alsın. Şunu anladım; Kemalpaşa için ilerleyen yıllarda tarım düşünülmüyor. İşte imara açılsın, sanayi bölgesi olsun, liman yakın, İzmir yakın, potansiyel olarak rant güzel. Bunun savaşıyla işte insanlar bu fiyat dar boğazından dolayı bu üretimsel taraftan çıksın isteniyor” ifadelerini kullandı.

“ÜRETİCİ ÇILDIRMIŞ VAZİYETTE”

Kemalpaşa’da bir kiraz üreticisinin para etmediği gerekçesiyle kirazlarını hayvanların yemesi için boş araziye döktüğü sosyal medyadaki görüntülerle ilgili de açıklamalarda bulunan Oray, şunları kaydetti:

“Bununla ilgili tüketiciler tarafından da çok olumsuz bir şekilde tepki verildi ama ben orada üreticiyi haklı buluyorum. Yani tabiri caizse üretici çıldırmış vaziyette. Niye? Bir beklentisi var. Yılda bir sefer bu ürün alma şansı var. İyi bir şekilde değerlendirmek zorundasınız. Ona göre geçimini sağlıyor. Şark kurnazlığı yapıp buradan ucuza alıp da tüketiciye pahalı vermenin anlamı yok. O 20 lira olan kirazı bugün en yakınımızdaki İzmir’deki pazar yerlerine gittiğimizde 100 liradan aşağı bulamıyorsunuz. İşçilik diye bir şey yok. Sadece kasayla alıp götürüyor, kiloyla satıyor. Yani o bile aldığı maliyetin üzerine bir kar koyup da satıyor. Ama burada ‘üretici senin maliyeti kaç para?’ denilmiyor. Yani bu sene üretici yıl içinde yapmış olduğu masraflarını alabilse karlı. İmkanı yoksa, kredi çekemiyorsa ne yapacak? Borcu varsa nasıl ödeyecek? En kötü ihtimal buradaki araziler satılıp gidecek. Bugün nasıl uzak doğu meyveleri yurt dışından geliyorsa 5-10 seneye kalmaz kirazı da yurt dışından ithal edersek şaşırmam. O üreticinin veryansını, sıkıntısı bu.”

“BÖYLE GİDERSE KÜÇÜK ÇİFTÇİ KALMAZ”

Maliyetlerin çok ağır olduğunu dile getiren kiraz üreticisi Hasan Ali Oray ise “Masraflarımız ağır, gübre pahalı, elektrikli pahalı. Devlet Su İşleri’nin kuyuları var. Oradan sulama yapıyoruz. Elektrik zamlandığı zaman bu sefer sulama maliyetleri de artıyor. Kiraz bitince bizim işimiz bitmiyor. Mücadelemiz yine devam ediyor. İlaçlamasıdır, sulamasıdır, gübrelemesidir. Yani düşündürüyor. Bugün kızımı okula göndermedim, kova çekiyor bugün burada. Yani biraz maliyetleri düşürebilir miyiz? Eşim, annem seçiyor. Yani zararın neresinden dönersek kardır gibi düşünüyoruz. Böyle giderse benim 50-60 dönüm arazim var. 5 dönüm yerimi satarım. İki, üç sene daha gider ama çocuklarım için çok zor yani. Bu işi yapamazlar böyle giderse. Küçük çiftçi kalmaz. Bu sene adamın sade kirazı varsa ne düğün yapabilir, ne o çocuğunu okula gönderebilir, ne doğru düzgün harcama yapabilir. Hiç bir şey yapamaz. Şu andaki amacımız şimdiye kadar bahçenin içine döktüğümüz masrafı almak. Başka bir şey düşünmüyoruz” diye konuştu.

“KENDİ BAHÇEMİZİN İÇERİSİNDE İŞÇİDEN DAHA AZ PARA KAZANIYORUZ”

Kiraz üreticisi Mehmet Murat Akgün de “Bu sene kirazda rekoltemiz çok düşük. Benim üç tane çocuğum var. Birisi liseye gidiyor. Bulunduğumuz bölgede lise yok. Ben çocuğumu nasıl liseye göndereceğim onu düşünüyorum. Buradan artık siz pay biçin. İnsanlarımız pay biçsin. Rekoltemiz çok düşük. İşçi maliyetlerimiz yarı yarıya. Ben üç, dört günden bu yana kiraz topluyorum. Topladığım kirazın ücretinin yarısını işçiye veriyorum, yarısını da kendim alıyorum. Kendi bahçemizin içerisinde işçiden daha az para kazanıyoruz şu an için. Sulama maliyetleri bir dahaki dönemdeki hastalık maliyetleri bunlar hariç. İşimiz bu sene çok zor. Yetkililerden beklediğimiz işte kredilerdir. Faiz ertelemesidir. ‘Ben yılı nasıl tamamlayacağım?’ onun düşüncesindeyim. Tek sıkıntım bu” dedi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/izmirde-kiraz-ureticileri-maliyetler-ve-fiyat-farkindan-sikayetci/feed/ 0
Emre Belözoğlu: Türk futbolunun düzelmesi için 25-30 seneye ihtiyacı var https://www.haber60.com.tr/emre-belozoglu-turk-futbolunun-duzelmesi-icin-25-30-seneye-ihtiyaci-var/ https://www.haber60.com.tr/emre-belozoglu-turk-futbolunun-duzelmesi-icin-25-30-seneye-ihtiyaci-var/#respond Sat, 20 Apr 2024 23:12:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=28525 MKE Ankaragücü Teknik Direktörü Emre Belözoğlu, Türk futbolun geleceğinden umutsuz olduğunu belirterek, “Türk futbolunun düzelmesi için 25-30 seneye ihtiyacı var.” dedi.

Belözoğlu, Boğaziçi Üniversitesi Spor Zirvesi’nde katıldığı oturumda öğrencilerin sorularını yanıtladı.

Türk futbolunun son dönemde sıkıntılı bir süreçten geçtiğini belirten Emre Belözoğlu, “Sosyokültürel bir problem var. Bunu gençler düzeltecek. Türk futbolunun şu anki mevcut düzende değişmesi, güneşin buz tutmasıyla bir. Türk futbolunun düzelmesi için 25-30 seneye ihtiyacı var. Söylediklerimizin bir karşılığı yok. Türk futbolunun ameliyat masasında olduğunu düşünmüyorum. Selası okunmak üzere. Çok ümitvar değilim.” ifadelerini kullandı.

Toplum olarak sahanın içinde kalmayı beceremediklerini aktaran Belözoğlu, “Türk futbolunda idealist tipler var. O insanların önünün açılacağı bir yapının inşa edilmesi lazım. Futbol delisi bir adamım. Daha sistemsel ve felsefi değişimler yapmak lazım. Her sene yeni kural olmaz. 8 milyon nüfusa sahip Hırvatistan, tüm branşlarda şampiyonlar yetiştiriyorsa biz bir şeyleri yanlış yapıyoruz. Futbol ikliminin düzelmesi gerekiyor. Bunun için yöneticiler sorumluluk hissetmeli. Şu an bunu becerebilecek bir potansiyel yok. Değişmesi gereken çok şey var. İnşallah bunu yapabilecek yönetici profilleri oluşur.” diye görüş belirtti.

” Beşiktaş’ın işi kolay değil”

Emre Belözoğlu, Türkiye Kupası yarı finalinde Beşiktaş ile yapacakları maçlar hakkında da görüşlerini paylaştı.

Oyun olarak istediklerini yaptıklarını ancak bunu skora yansıtamadıklarını vurgulayan 43 yaşındaki teknik adam, “Bu kulüplerle mücadele etmek kolay değil. Tur ortada. Beşiktaş’ın işi kolay değil. Kupa beyi Ankaragücü’nü temsil ediyoruz. Finale çıkmak ve kupayı kazanmak istiyoruz. İnşallah bunu camiamıza yaşatabiliriz. İyi işler yaptık. MKE Ankaragücü’nü Avrupa’ya götürecek bilgi ve becerimizin olduğunu düşünüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

MKE Ankaragücü’nde olmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Belözoğlu, “Skorlar bizim oyunumuzu destekler nitelikte gitmiyor ama daha iyi yerlere gelebileceğimizi düşünüyorum. MKE Ankaragücü’nü Avrupa’ya taşıyabilecek bir mantalite oluşturmaya başladım. Kupayı kazanırsak MKE Ankaragücü’ne bir ilki yaşatırız. İki sene daha mukavelem var. Ankara’yı da çok sevdim. İyi dostluklarım var. Çok memnunum. İnşallah sonu da iyi olur.” şeklinde konuştu.

Avrupa’nın çok önemli takımlarında görev yapabileceğine inanıyor

Emre Belözoğlu, Avrupa’da çok önemli takımlarda görev yapacağına inandığını söyledi.

Belözoğlu, kariyer hedefiyle ilgili bir soru üzerine, “Bir gün Avrupa’da çok önemli takımlarda çalışabilecek bir teknik adam olabileceğime inanıyorum. Oyunun nereye gittiğini takip etmeye çalışıyorum. Yabancı dile çok önem veriyorum. İtalyancam ve İngilizcem gayet iyi. Dil olmazsa aktarım olmaz. Tercümanlar üzerinden bunu oyuncuya aktaramıyorsunuz. Her insana dokunmanız gerekiyor. Bu anlamda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Oyuncularla irtibatım çok yüksek.” ifadelerini kullandı.

” Fenerbahçe’ye karşı hiçbir hatam yok”

Emre Belözoğlu, Fenerbahçe’yi kupada eledikleri maçın ardından sarı-lacivertli bazı taraftarların kendisine yönelik gösterdikleri tepki hakkındaki bir soru üzerine şu değerlendirmede bulundu:

“Bir teknik adamın geçmişte oynadığı takıma karşı maç kazandığında eleştiriler ve ağır hakaretler alması gerektiğine inanan herkesin çok fazla futbol bilgisi olduğunu düşünmüyorum. Bunun hakkaniyetle alakası yok. Fenerbahçe’ye karşı hiçbir hatam yok. Fenerbahçe’de formamın sonuna kadar hakkını verdim. İspatlayacağım hiçbir şey yok. Bu eleştirileri Fenerbahçeli olduğum için sineye çekiyorum.”

Belözoğlu, son olarak VAR’da yabancı hakemlerin görev yapmasının Türk hakemlerini olumsuz etkileyeceğini düşündüğünü kaydetti.

]]>
https://www.haber60.com.tr/emre-belozoglu-turk-futbolunun-duzelmesi-icin-25-30-seneye-ihtiyaci-var/feed/ 0
Karacasu’da bayram pazarında yüksek fiyatlar ve düşen alım gücü https://www.haber60.com.tr/karacasuda-bayram-pazarinda-yuksek-fiyatlar-ve-dusen-alim-gucu/ https://www.haber60.com.tr/karacasuda-bayram-pazarinda-yuksek-fiyatlar-ve-dusen-alim-gucu/#respond Wed, 10 Apr 2024 00:21:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=26840

ÖZGÜR DEDEOLUK

Aydın Karacasu ilçesinde bayram pazarına dönüşen haftalık semt pazarında vatandaşlar yüksek meyve ve sebze fiyatlarına dikkat çekerken; pazar esnafı alım gücünün düşmesinden dert yandı. Sebze üretilip satan 60 yaşındaki Ganime Alkan: “5 lira maydanoz. Alan satan yok. 5 liraya maydanoz satıp ev geçindireceğiz. Çiftinin hayatı bu. Ben aşağı yukarı 40 yıldır pazarcılık yapıyorum. Emekliliğim yok. Çiftçilik yaparak geçinmeye çalışıyorum. Sadece eşimin emekliliği var. Yetmiyor. 10 bin lira maaş nereye yetecek ki” diye yakındı.

Aydın’ın Karacasu ilçesindeki semt pazarında bayram alışverişi yapan vatandaşlar fiyatların yüksek olduğunu söylerken, esnaf ise vatandaşın alım gücü düştüğü için eskisi kadar satış yapamadıklarını belirtti. Karacasulu vatandaşlar şunları söyledi:

“15-20 LİRA OLMASI GEREKEN BEZELYE 35 LİRA”

-Sebze üreticisi ve satıcısı Habil Karabıyık: “Bir bayram hareketliliği var. Satışlar iyi. Allah bereket versin. Fiyatlardan alıcılar dert yanıyor ama satıcılar da dert yanıyor. Ürün yetiştirmek, pazara getirmek zor. Üretici de alıcı da zorlanıyor. Sattıklarımın yarısını kendim üretiyorum. Üretmek de zor. Girdi maliyetlerinin yüksek olması zorluyor.”

-Pazarda alışveriş yapan Hüseyin Ördek: “Pazar belli. Aldı başını gidiyor, yön yukarı. Her şey pahalı. Zorluyor tabi. Mazot öyle, gübre öyle. Saymakla bitmez. Akşama kadar muhabbet etsek bitiremeyiz. Çiftçinin ana damarı mazot 25 lira olması lazım. Gübre, yem fiyatları düşmesi lazım. 15-20 lira olması gereken bezelyeyi 35 liraya aldım. Marul mesela 20 lira 10 liraya yememiz lazım. Tütün, arpa buğday üretiyorum, hayvancılık yapıyorum. Girdi pahalı. Hem satıcıya hem üreticiye zor. Nasıl yetecek.”

“BAYRAM HAREKETLİLİĞİ YOK”

-Giysi satıcısı Mehmet Kaplan: “Bayram hareketliliği yok. İnsan var ama kuru kalabalık. Alıcı yok, bekliyoruz. Müşteriye uygun pantolonlarımız var ama iş yok. Çok gevşek. Allah sonumuzu hayır etsin inşallah.”

-Burak Toran ise: “Bayram pazarı Allah bereket versin. Çok iyi. Çok şükür. Pijama, penye, kazak herşey var.”

-Ali Uzkuç: “Çocuk giyimi, çorap, çamaşır, bebek ürünleri satıyorum. Bayram pazarı güzel. Hareket var ama fiyatlar yüksek olduğu için insanların alım gücü zayıf. Çok fazla bir alışveriş yok yani. Bayram pazarı beklediğimiz gibi değil. Kalabalık var ama insanların alım gücü düşük.”

“6 AY ÖNCESİNİ BİLE ARIYORUZ”

-Ayakkabı satıcısı Adnan Yurt: “Bu sene bayram biraz durgun malesef. Fiyat artışlarından dolayı umduğumuzu değil, bulduğumuzu almaya gidiyoruz. A’dan Z’ye her şey arttı. Hammaddeden tutun poşete, mazota kadar her şey arttı. Artmayan hiçbir şey yok şu an. Bunun hepsi bize yansıdı, biz de zorlanıyoruz. Fiyatlar yüksek geliyor insanlara. Daha az ya da daha uygun fiyatlı almaya çalışıyor. Müşteri yeni model yerine eski model almaya çalışıyor. 500-600 liralık ayakkabı yerine 300 liralık eski model ayakkabı almaya çalışıyor. Geçmiş yıllara göre fazlasıyla kötü. Her yıl daha kötüye gidiyor. Yıl değil 6 ay öncesini bile arıyoruz. Artık yıl da yok. Yarın ne olacağını belli değil ülkede. Seçimden sonra zam gelecek zam gelecek dediler. Geldi. Şimdi bayramdan sonrası için de zamdan bahsediliyor. Hep zam var. 15 yıldır ayakkabıcılık yapıyorum. En kötüsü bu yıl. Dayanabildiğimiz yere kadar dayanacağız. Asgari ücretli işe girsem neye yetecek ki, 17 bin lira neye yeter şu an. Bir markete girdiğin zaman bin- iki bin lira para bırakıyorsun. Zor kardeşim. Allah herkesin yardımcısı olsun. 400-425 liraya aldığımız malı kazandırmayacak şekilde 500 liraya zor satıyoruz. Yine günü kurtarmaya çalışıyoruz.”

“YAŞIM 60 HER GÜN ÇALIŞIYORUM, ÇİFTİNİN HAYATI BU”

-Sebze üretilip satan 60 yaşındaki Ganime Alkan: “5 lira maydanoz. Alan satan yok. Bayram hareketliliği yok. Pazar kalabalık ama boşa kalabalık. 5 liraya maydanoz satıp ev geçindireceğiz. Çiftinin hayatı bu. Başka ne yapabiliriz. Ben aşağı yukarı 40 yıldır pazarcılık yapıyorum. Kendim üretiyorum. Her türlü sebzeyi yetiştiriyorum. Patlıcan, biber, yeşillik her şey var. Maliyetler arttı. Milletin aylıklarına zam, bakkal eşyalarına zam. Bizimkiler düşük. Emekliliğim yok. Sadece çiftçilik yaparak geçinmeye çalışıyorum. Çalışarak geçinmeye çalışıyoruz. Sadece eşimin emekliliği var. Yetmiyor. 10 bin lira maaş nereye yetecek ki. Sigarayla kahve parası. Yaşım 60. Hala çalışıyorum. Her gün çalışıyorum. 10 bin lira maaş yetmez. Allah ömrümüzü alana kadar çalışacağız. Hayat çok pahalı. Bir tatlı aldık. Bin lira. Maydonoz 5, marul, kereviz, soğan 10’ar lira.”

]]> https://www.haber60.com.tr/karacasuda-bayram-pazarinda-yuksek-fiyatlar-ve-dusen-alim-gucu/feed/ 0 KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, sahte üniversite diploması skandalıyla ilgili açıklama yaptı https://www.haber60.com.tr/kktc-cumhurbaskani-ersin-tatar-sahte-universite-diplomasi-skandaliyla-ilgili-aciklama-yapti/ https://www.haber60.com.tr/kktc-cumhurbaskani-ersin-tatar-sahte-universite-diplomasi-skandaliyla-ilgili-aciklama-yapti/#respond Wed, 27 Mar 2024 05:42:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=23887 MELİS YILDIRIM

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “sahte üniversite diploması” skandalıyla ilgili, “Çok iyi eğitim veren üniversitelerimiz var. Eğitim sektörümüzü korumamız lazım. Yükseköğretim Kurulu’ndan (YÖK) destek talep ettik. YÖK’ün Yükseköğretim Planlama, Denetleme ve Akreditasyon Kurumu (YÖDAK) ile çalışmasıyla sıkıntılar giderilecek. Gereği neyse yapılacak” dedi.

KKTC’nin Güzelyurt ilçesindeki Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi’nde başlayan “sahte diploma” krizi gündemdeki yerini koruyor. KKTC’de üniversiteleri denetlemekle sorumlu YÖDAK Başkanı Prof. Dr. Turgay Avcı ve yolsuzluğun yaşandığı dönemdeki Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Hasgüler ile çok sayıda üst düzey bürokrat ve yetkili bu kapsamda tutuklandı.

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Lefkoşa’da aralarında ANKA Haber Ajansı’nın da bulunduğu bir grup gazeteciye yaptığı değerlendirmede; “Bu skandala ilişkin KKTC’de bunun genel bir tecrübe olduğunu kabul edemem. Çok iyi eğitim veren üniversitelerimiz var. Eğitim sektörümüzü korumamız lazım. YÖK’ten destek talep ettik. YÖK’ün YÖDAK ile çalışmasıyla sıkıntılar giderilecek. Gereği neyse yapılacak. Yıpratıcı söylemler de sona erecek” ifadelerini kullandı.

ÖZERSAY: ÇÜRÜME SADECE SİYASAL BİR ÇÜRÜME DEĞİL

Ana muhalefet partilerinden Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay ise konuya ilişkin şunları kaydetti:

“Sadece bu diplomayı verenler açısından değil, yozlaşma toplumun her düzeyine sirayet etmiş durumda. Yani müdür, müsteşar, milletvekili, eski bakan, üniversitelerden sorumlu kurum başkanı, bu bir kategori. İkinci kategori öğretmen, polis, asker aldığı diplomayı da devlete verip kademe derece ilerlemesi, makam-mevki maaş artışı. Şimdi bütün bunları biz gördük şu ana kadar. Toplumdan bağımsız bir şey değil bu. Çürüme, sadece siyasal bir çürüme değil. Toplumun bazı kesimleri de buna ortak olmuş durumda. Bir şeye karar vermemiz lazım, bu sorunu nasıl çözeceğiz? YÖK heyeti geldi, YÖDAK ile birlikte çalışarak sorunu çözecek. Evet bunu konuşmamız lazım, doğrudur. Ama eğer biz mevcutların üzerini örterek ‘Yeni bir sistem yaratalım. Geçmişe bakmayalım’ dersek, bu çuval içerisinde kalan o çürümüş patatesler hepsini çürütecek ve bu koku gitmeyecek.”

SUCUOĞLU: EĞİTİMİ YARALARSANIZ BU İNANILMAZ EKONOMİK SIKINTILAR YARATACAKTIR

Bu durumun eğitime büyük zarar verdiğini kaydeden eski Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) Lefkoşa Milletvekili Faiz Sucuoğlu, “Çok fazla ve denetimsiz üniversite izni verildi ve bazıları tabela üniversitesi şeklinde kaldı. Bir nevi ticari açıdan olaya bakıldı” dedi. Sucuoğlu ayrıca, “Bu diplomayı kötü niyetle kullanan, terfi için kullananlar ayrı ama bir de hiç bir yerde kullanılmamış diplomalar için ayrı bir şey yapmak lazım. Çünkü iş farklı boyutlara gidecek gibi görünüyor ve bu büyük bir zarar verecektir. Kuzey Kıbrıs’ın iki önemli hususu var, biri turizm biri de eğitim. Siz eğitimi böyle yaralarsanız yarın öbür gün inanılmaz ekonomik sıkıntılar yaratacaktır” diye konuştu.

FEYZİOĞLU: 17 ÜNİVERSİTENİN YÖK AKREDİTASYONU VAR

25 Mart itibariyle KKTC talebiyle Ada’ya gelen YÖK heyetinin çalışmalarına başladığını söyleyen, Türkiye ve KKTC’den bir grup gazeteciyle bir araya gelen Lefkoşa Büyükelçisi Metin Feyzioğlu, KKTC’deki 17 üniversitenin YÖK’e akredite olduğunu, 5 üniversitenin olmadığını ifade etti. Akredite olan üniversitelerin tüm bölüm ve kontenjanlarıyla YÖK tarafından denkliklerinin kabul edildiği anlamına gelmediğinin altını çizen Feyzioğlu, “Türkiye’de ÖSYM kılavuzunda hangi üniversite ve bölümleri, kaç kontenjanla yer alıyorsa o sayıda bölüm ve öğrenci diploması denk kabul ediliyor. Örneğin A üniversitesinin hukuk fakültesinden 5 kontenjan ÖSYM kılavuzunda yer alıyorsa sadece o yıl, bu şekilde giren 5 öğrencinin diploması Türkiye’de geçerli oluyor. Oysa o üniversite ve o fakülte 90 öğrenciyi sınavsız, kapıdan aldıysa onların diplomaları denk kabul edilmeyen diğer 5 üniversite ile aynı muameleyi görüyor. Yani denk kabul edilmesi için onların da başka prosedürleri yerine getirmesi gerekiyor” diye konuştu. Feyzioğlu şunları kaydetti:

“Yaşananlar üzerine KKTC Başbakanı Türkiye’ye, Cumhurbaşkanımıza yazı yazdı ve YÖK’ün burada sistem kurmasını istedi. YÖK heyeti de görüşmek üzere buraya geldi. YÖK, YÖDAK’a bu sistemi kurduğunda tek bir ekrandan, her bir öğrencinin ders seçiminden derslere devam edip etmediğine; ödevden teze tüm bilgileri görülecek ve her bir diplomaya da barkod verilecek.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/kktc-cumhurbaskani-ersin-tatar-sahte-universite-diplomasi-skandaliyla-ilgili-aciklama-yapti/feed/ 0
Yeterli metal para bulamayan fırıncılar, dilencilerden bozukluk istemeye başladı https://www.haber60.com.tr/yeterli-metal-para-bulamayan-firincilar-dilencilerden-bozukluk-istemeye-basladi/ https://www.haber60.com.tr/yeterli-metal-para-bulamayan-firincilar-dilencilerden-bozukluk-istemeye-basladi/#respond Fri, 01 Mar 2024 01:28:13 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=13479 Eskişehir’de son birkaç aydır bozuk para bulmak konusunda sıkıntı yaşayan fırıncılar, dilencilerden para istemeye başladıklarını söyledi.

Fırıncılar, yaklaşık 6 aydır bozuk para bulmak konusunda sıkıntı yaşıyor. Son dönemlerde vatandaşların kullanımını azaltması nedeniyle bozuk para bulamayan işletmeler, diğer işletmelerden de aynı sorun sebebiyle bozuk para tedarik edemiyor. Merkez Bankasından yeterli tedarik yapamadıklarını ifade eden işletme sahipleri, ihtiyaçlarını spor salonu kantini, kahvehane ve dolmuşçu gibi küçük esnaftan yardım alarak karşılamaya çalışıyor. Bazen dilencilerden bile bozuk para istediğini aktaran esnaf, müşteriye para üstünü vermek konusunda sıkıntı yaşadığı zamanlarda zararına satışlar da gerçekleştiriyor. Fırıncılar, konuyla ilgili hem vatandaşlardan hem de yetkililerden yardım istiyor.

“BAZEN SOKAKLARDAKİ DİLENCİLERE ‘BOZUK PARANIZ VAR MI?’ DİYE SORUYORUM”

Eskişehir’de fırın işletmesi olan Oğuzkan Akbal, bozuk para sıkıntısının yerelle sınırlı kalmadığını belirtti. 1 liranın ve 50 kuruşun eskisi kadar değerli olmaması nedeniyle vatandaşların kullanımını azalttığını ve geri dolaşıma katmadığını dile getiren Akbal, “Dolaşımdaki bozuk parada sürekli bir düşüş oluyor. Merkez Bankası da bu sıralar sanırım daha az para basıyor ya da esnaftan ve ticaret yapanlardan talep geldiği için bozuk parayı kotalı veriyor. Dolayısıyla biraz elimiz kolumuz sıkışıyor. Bizim ekmeğimiz de şu an 7 lira. Vatandaşa 3 lira para üstü verirken bir bozuk para sıkıntısı yaşıyoruz. Müşterilerimizden o konuda destek istiyoruz. Sağ olsunlar onlar da bize evlerinde biriktirdikleri bozuk paraları getirip, bütünletiyorlar. Diğer türlü zaten şu an bozuk para bulmakta çok zorlanıyoruz. Ben bazen sokaklardaki dilencilere soruyorum, ‘Bozuk paranız varsa bütünleyelim’ diyorum. Ama onlarda da artık pek bozuk para bulunmuyor, kağıt paraya geçmişler. Biz bir ürüne 7-8 lira dediğimiz zaman o para üstünü vermekle yükümlüyüz, vermeme şansımız yok. Bozuk para bulamadığımız zaman bir yerden sonra 25 kuruşlara dönüyoruz. O da bitiyor, sonrasında ister istemez geriliyoruz. Çünkü bir insana ‘Para üstü yok, veremem. Bozuğum bulunmuyor’ diyemezsin. İster istemez ‘Nereden buluruz? Nasıl buluruz? Birisi getirir mi?’ diye içten içe telaş yapıyoruz.” dedi.

“BÜTÜN İMKANLARI ZORLUYORUZ AMA BOZUK PARA SIKINTISINI ÇÖZEMİYORUZ”

Kadın girişimci Hatice Hancı ise bankalardan bile bozuk para tedarik edemediklerini aktararak, “Spor salonu kantini ve kahvehaneler gibi küçük esnaftan para topluyoruz, rica ediyoruz. Dolmuşçulardan bozuk para istiyoruz. Müşteriye bazen paramız çıkmayabiliyor. Ne yapıyoruz? ‘Sonra getir’ diyoruz. Müşteriye karşı ne yapabiliriz? Yani onların da yapacağı bir şey yok. Bozuk parada 6-7 aydır sıkıntı var. Eskiden öyle bir sıkıntı yoktu. Küsuratlar vardı ama para da çoktu piyasada. Vatandaşta da vardı. Şu anda vatandaşta da yok. Metal para yok, küçük paralar yok. Bizim de bazen kaybımız büyük oluyor. Müşteride olmayınca ne yapacağım? Bizde de yok. Para üstü olarak poğaça da vermiyoruz. ‘Sonra getir’ diyoruz. Mesela diyelim ki müşterinin masrafı 52 lira tuttu, ‘3 lirayı sonra getirin, getiremezseniz de canınız sağ olsun’ diyoruz. Bizim orada bir kaybımız oluyor mu? Oluyor ama yapacak bir şey yok. Ne yapalım, bulamıyoruz. Bütün imkanları zorluyoruz ama bozuk para sıkıntısını çözemiyoruz.” şeklinde konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/yeterli-metal-para-bulamayan-firincilar-dilencilerden-bozukluk-istemeye-basladi/feed/ 0
Eskişehir’de Fırıncılar Bozuk Para Bulmakta Zorlanıyor https://www.haber60.com.tr/eskisehirde-firincilar-bozuk-para-bulmakta-zorlaniyor/ https://www.haber60.com.tr/eskisehirde-firincilar-bozuk-para-bulmakta-zorlaniyor/#respond Wed, 28 Feb 2024 07:45:50 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=13023 Eskişehir’de son birkaç aydır bozuk para bulmak konusunda sıkıntı yaşayan fırıncılar, dilencilerden para istemeye başladıklarını söyledi.

Fırıncılar, yaklaşık 6 aydır bozuk para bulmak konusunda sıkıntı yaşıyor. Son dönemlerde vatandaşların kullanımını azaltması nedeniyle bozuk para bulamayan işletmeler, diğer işletmelerden de aynı sorun sebebiyle bozuk para tedarik edemiyor. Merkez Bankasından yeterli tedarik yapamadıklarını ifade eden işletme sahipleri, ihtiyaçlarını spor salonu kantini, kahvehane ve dolmuşçu gibi küçük esnaftan yardım alarak karşılamaya çalışıyor. Bazen dilencilerden bile bozuk para istediğini aktaran esnaf, müşteriye para üstünü vermek konusunda sıkıntı yaşadığı zamanlarda zararına satışlar da gerçekleştiriyor. Fırıncılar, konuyla ilgili hem vatandaşlardan hem de yetkililerden yardım istiyor.

“Ben bazen sokaklardaki dilencilere ‘Bozuk paranız var mı’ diye soruyorum”

Eskişehir’de fırın işletmesi olan Oğuzkan Akbal, bozuk para sıkıntısının yerelle sınırlı kalmadığını belirtti. 1 liranın ve 50 kuruşun eskisi kadar değerli olmaması nedeniyle vatandaşların kullanımını azalttığını ve geri dolaşıma katmadığını dile getiren Akbal, “Dolaşımdaki bozuk parada sürekli bir düşüş oluyor. Merkez Bankası da bu sıralar sanırım daha az para basıyor ya da esnaftan ve ticaret yapanlardan talep geldiği için bozuk parayı kotalı veriyor. Dolayısıyla biraz elimiz kolumuz sıkışıyor. Bizim ekmeğimiz de şu an 7 lira. Vatandaşa 3 lira para üstü verirken bir bozuk para sıkıntısı yaşıyoruz. Müşterilerimizden o konuda destek istiyoruz. Sağ olsunlar onlar da bize evlerinde biriktirdikleri bozuk paraları getirip, bütünletiyorlar. Diğer türlü zaten şu an bozuk para bulmakta çok zorlanıyoruz. Ben bazen sokaklardaki dilencilere soruyorum, ‘Bozuk paranız varsa bütünleyelim’ diyorum. Ama onlarda da artık pek bozuk para bulunmuyor, kağıt paraya geçmişler. Biz bir ürüne 7-8 lira dediğimiz zaman o para üstünü vermekle yükümlüyüz, vermeme şansımız yok. Bozuk para bulamadığımız zaman bir yerden sonra 25 kuruşlara dönüyoruz. O da bitiyor, sonrasında ister istemez geriliyoruz. Çünkü bir insana ‘Para üstü yok, veremem. Bozuğum bulunmuyor’ diyemezsin. İster istemez ‘Nereden buluruz? Nasıl buluruz? Birisi getirir mi? diye içten içe telaş yapıyoruz” dedi.

“Bütün imkanları zorluyoruz ama bozuk para sıkıntısını çözemiyoruz”

Kadın girişimci Hatice Hancı ise bankalardan bile bozuk para tedarik edemediklerini aktararak, “Spor salonu kantini ve kahvehaneler gibi küçük esnaftan para topluyoruz, rica ediyoruz. Dolmuşçulardan bozuk para istiyoruz. Müşteriye bazen paramız çıkmayabiliyor. Ne yapıyoruz? ‘Sonra getir’ diyoruz. Müşteriye karşı ne yapabiliriz? Yani onların da yapacağı bir şey yok. Bozuk parada 6-7 aydır sıkıntı var. Eskiden öyle bir sıkıntı yoktu. Küsuratlar vardı ama para da çoktu piyasada. Vatandaşta da vardı. Şu anda vatandaşta da yok. Metal para yok, küçük paralar yok. Bizim de bazen kaybımız büyük oluyor. Müşteride olmayınca ne yapacağım? Bizde de yok. Para üstü olarak poğaça da vermiyoruz. ‘Sonra getir’ diyoruz. Mesela diyelim ki müşterinin masrafı 52 lira tuttu, ‘3 lirayı sonra getirin, getiremezseniz de canınız sağ olsun’ diyoruz. Bizim orada bir kaybımız oluyor mu? Oluyor ama yapacak bir şey yok. Ne yapalım, bulamıyoruz. Bütün imkanları zorluyoruz ama bozuk para sıkıntısını çözemiyoruz” şeklinde konuştu. – ESKİŞEHİR

]]>
https://www.haber60.com.tr/eskisehirde-firincilar-bozuk-para-bulmakta-zorlaniyor/feed/ 0
İstanbul’da Pazarda Zam Şikayetleri https://www.haber60.com.tr/istanbulda-pazarda-zam-sikayetleri/ https://www.haber60.com.tr/istanbulda-pazarda-zam-sikayetleri/#respond Wed, 21 Feb 2024 07:27:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=10414 Haber: ÇAĞATAN AKYOL – Kamera: SADIK KARAKULOĞLU

İstanbul’un Kağıthane ilçesinde kurulan pazarda yurttaşlar, zamlardan dert yandı. Bir emekli, “Aşağı yukarı 2-3 senedir böyle. Bu sene tamamıyla patladı yani. Emekliyim. Zamlarla birlikte 9 bin 900 liraya oldu benim maaşım, 10 bini aşmadı. Bununla geçinirsen geçin. Allah’tan iyi ki oturacak bir evimiz var. Yoksa mahvolmuştuk. Sabır sabır ama nereye kadar sabır? İnsanlarda sabır taşı patladı diye bir nokta var” dedi.

İktidarın ekonomi politikalarının sonucunda yükselen enflasyon, yurttaşların yaşamını olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor. Alım gücünün en çok hissedildiği semt pazarlarında da fiyatlar her hafta zamlanmaya devam ediyor. İstanbul’un Kağıthane ilçesinde kurulan semt pazarına alışverişe gelen yurttaşlar ve pazar esnafı, sorunlarını ANKA Haber Ajansı’na anlattı.

“BİR PATATES 5 LİRA”

Patates satan tezgahtar, kilosunun halde 22-23 lira olduğunu, kendisinin 15-20 liraya sattığını belirterek kar etmediğini söyledi. Esnaf, “Soğan halde de 13-14 lira, burada 15 lira. 4-5 kişi çıkıyor öyle, taneyle satıyoruz. Kilosu kaç para bunun? Diyelim 25 lira. Tartıyla kaç para geliyor bir patates? Vurduğu zaman bir patates 5 lira. Bir kilo 20-25-30 lira. Böyle bir şey yoktu eskiden, 4-5 kilo patates alınırdı” dedi.

“GEÇEN HAFTA 20 LİRA OLAN BU HAFTA 35 OLMUŞ”

Alışverişe gelen bir emekli de “Hiç memnun değiliz. Çok pahalı. Geçen hafta 20 liraya aldığım bu hafta 35 olmuş. Daha yeni geldim ama fiyatlara bakıyorum. Çok pahalı. Eksik her şey var ama çok pahalı, alamıyoruz. Emekliyim ama yorumsuzum” dedi.

“FİYATLAR SÜREKLİ DEĞİŞİYOR, YETİŞEMİYORUZ”

Bütçe olarak pazara 300 lira ayırdığını belirten bir yurttaş ise “Çok bir şey alamayacağım zaten. Kiracıyım. O kadar zor yani. Her şeyden kısıtlıyorsun. Gezme tozma yok. Önceden tek kişi çalışıyordu, 10 kişiye bakıyordu; şimdi 10 kişi çalışıyor, bir kişiye bakamıyor. Kiram şu anki şartlara göre uygun, 6 bin lira. Daha ne alacağım? Zorluyoruz bütçeyi. Alacağım bir iki bir şeyler daha. Değişiyor sürekli fiyatlar, hiç aynı değil. Yetişemiyoruz yani, mümkün değil. Zaten sabretmesek bilmiyorum, daha neler olur yani? Allah korusun, şükrediyoruz her halimize ama zamlar çok yüksek gerçekten” diye konuştu.

“MEYVE ALAMADIK”

İki çocuğuyla birlikte gelen bir baba, “Çok pahalı. Yemeklik kalmaya geldik ama alamadık, bak. Her şey 70-80 liradan başlıyor. Hesapta uygun hiçbir şey yok. Uygun yok ki. Her şey pahalı. Meyve alamadım. Nasıl yapacağız? Sadece sebze aldık. Her şeyi de 15-20 liralık aldık. Başka yok. 4 tane aldım işte. Çalışıyoruz asgari ücretle. Ev kira. Geçinemiyoruz. Ek iş yapıyoruz” dedi.

“BİR BALIK 150-200 LİRA”

Emekli bir çift de balık fiyatlarından şöyle dert yandı:

“Şuradan bir balık alalım diyoruz. Balık almaya gücümüz yetmiyor. Şurada çupraya baktım. Tanesi 120, 150, 200 lira. Aşağı yukarı 2-3 senedir böyle. Bu sene tamamıyla patladı yani. Emekliyim. Zamlarla birlikte 9 bin 900 liraya oldu benim maaşım, 10 bini aşmadı. Bununla geçinirsen geçin. Allah’tan iyi ki oturacak bir evimiz var. Yoksa mahvolmuştuk. Sabır sabır ama nereye kadar sabır? İnsanlarda sabır taşı patladı diye bir nokta var, değil mi? 3 bin lirayla (bayramda verilecek emekli ikramiyesi) bir pazar görürsün, rahat güzel bir pazarlık alayım dersen. Anca bir pazar parası. Başka bir şey yok. Ne yapabiliriz? En azından çalışıyordum. Emekli maaşına kalmamıştık. Şimdi emekli maaşına kalınca her şey otomatikman durdu. Allah yardımcımız olsun diyorum, başka bir şey demiyorum.”

“DEVLETE ALLAH AKIL FİKİR VERSİN”

Başka bir yurttaş da “Fiyat aynı, değiştiği yok. 20, 30, 35… Yemesek nasıl alacağız? Yiyoruz ki alacağız. Yapacak bir şey yok. İdare ediyoruz. Artık devlete Allah akıl fikir versin. Bir şey diyemeyiz. Allah herkese akıl versin, devlete de akıl versin. Yapacak bir şeyimiz yok. Benim eşim var, bir de bekar oğlum var. Evlenmiyor işte bu hayatın zorluğundan. Evlen diyoruz da diyor ki, ev kirası mı vereceğim, evlenip çoluk çocuğa mı bakacağım diyor. Onun için de evlenmiyor işte. Eşim ek işte çalışıyor” dedi.

“NE ARABA NE EV ALABİLİRİM, GEÇTİ”

Bir pazarcı esnafı da 25 yıldır bu mesleği yaptığını belirterek “Eskiden çok güzeldi. Ne araba ne ev alabilirim, bu eskidendi. Şimdi geçti. Ancak ekmek bulacağım, başka bir şey yok. Eskiden çok şey alıyordum ben. 3 sene oldu, her şey pahalı oldu. Üç sene. Sigorta yatır, onu bunu yatır, az bir şey kalıyor. O mazot keşke biraz ucuz olsaydı herkes memnun olurdu. Mazot biraz pahalı. Eskiden pazar çok güzeldi. Artık marketler, herkes bu işi yapıyor. Biraz zayıfladı. Millet bazen köye kaçabiliyor. İş yok İstanbul’da” diye dert yandı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/istanbulda-pazarda-zam-sikayetleri/feed/ 0
Erzincan’daki maden faciası köylüleri tedirgin ediyor https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-maden-faciasi-koyluleri-tedirgin-ediyor/ https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-maden-faciasi-koyluleri-tedirgin-ediyor/#respond Mon, 19 Feb 2024 22:42:06 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=9876 Haber: DİLAN KUTLU/ Kamera: UĞUR DEMİRCİ

Erzincan İliç’te Anagold Madencilik’in işlettiği maden ocağında meydana gelen facianın üzerinden 7 gün geçti. Göçük altındaki 9 işçinin çıkarılması için bekleyiş sürerken;  bölgede “siyanür sızıntısı” iddiaları madenin yakınındaki köylüleri tedirgin etmeye devam ediyor. Maden alanına 11 km uzaklıkta hayvancılıkla geçinen Bağıştaş köylüleri, “siyanür tehlikesi” nedeniyle süt ve peynirlerini satamadıklarından yakındı. Kemal Yıldırım, “Ben süt satmayla geçinen bir insanım. Bu patlamadan sonra benden süt isteyen yok. Memuru, jandarması herkes benden süt alırdı şu anda yok. Burası vatanımız, göçecek yerimiz yok. Benim de oğlum Çiftay’da (taşeron maden şirketi) çalışıyor” dedi. Kayacık köyünden Ahmet Temel ise, ” Geçen gün bizim orada binlerce balık öldü. 50 metre baraja benim evim. Doğru dürüst meyve alamıyoruz. Dağdan gelen bir su ondan bile korkuyoruz” diye konuştu.

Çalık Holding’in ortağı olduğu Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çalık Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat saat 14.28’de madende kimyasal madde karışımlı liç yığınının kaymasıyla beraber 9 işçi göçük altında kaldı. Olayın üzerinden 7 gün geçti. Ailelerin toprak altında kalan yakınlarının çıkarılması için bekleyişi sürüyor.

Maden sahasına 9 km uzaklıktaki Bağıştaş köyü de madenden olumsuz etkilendi. Geçimini hayvancılıkla sağlayan köylüler, “siyanür tehlikesi” nedeniyle süt ve peynirlerini satamadıklarından yakınıyor. “Siyanür tehlikesi” iddiasıyla içme suyunu kullanamayan Bahçecik köyü de Bağıştaş köyünün mezrası, iki köy karşı karşıya. Bahçecik ve Bağıştaş köyleri meraları ortak kullanıyor. Maden şirketinin meraları madene açmasının ardından Bağıştaş’taki hayvancılık da etkileniyor.

BU PATLAMADAN SONRA BENDEN SÜT İSTEYEN YOK”

Bir köylü, “Mera mı kaldı, her yeri çepeçevre sardılar. Dağı taşı gördün. Madenden gelirimiz, torpilimiz yok. Millet parayı düşünüyor. ‘Para gelsin ne olursa olsun’ diyor. Orada 9 kişi yatıyor ne oldu? Para… para…” diye konuşurken Bağıştaş’ın mezrası olan Bahçecik köyünde yaşayan Kemal Yıldırım (60) ise, içme sularındaki siyanür tehlikesine karşı yetkililere ulaştıklarını belirterek, şunları söyledi:

“Şirketin insan kaynaklarıyla konuştum. ‘Bugün sizin depodan tahlil alınacak. Gerekirse İliç Belediyesi ile görüşülüp sizin depoya su pompalayacağız’ dediler. Suyumuzun yöreden geldiğini bize söylediler. Ben geçimimi büyükbaş hayvancılıktan sağlıyorum. Merayı gördünüz, bizim hayvanlarımız orada otluyordu. Gittik çevirdik durdurduk. Jandarma geldi muhtarla beni aldı gitti. Ben de muhtardan sonra birinci azayım burada. Bize dediler ki, ‘Bir daha engellerseniz tutuklarız’ Dava açmadık sadece gittik durdurduk ‘burada çalışma’ yapamazsınız diye. Orada tapulu arazilerimiz var. Kadastro geldikten sonra orayı Çöpler köyünün içine geçirmişler. Özel kadastro getirmişler. Ondan sonra sahayı genişlettiler yani. Ben süt satarak geçinen bir insanım. Bu patlamadan sonra benden süt isteyen yok. Memuru, jandarması herkes benden süt alırdı şu anda yok. Burası vatanımız, göçecek yerimiz yok. Benim de oğlum Çiftay’da (taşeron maden şirketi) çalışıyor.

“BÜTÜN BU ÇEVRE KÖYLER PEYNİRİNİ, HAYVANINI SATAMAYACAK”

Bağıştaşlı Soner Özmen ise, meralarının maden şirketine “peşkeş” çekildiğini belirterek ANKA’ya şunları söyledi:

“Bizim merayı peşkeş çekip Çöpler köyüne  verdiler. Biz avukat tuttuk, davacı olduk ama kaybettik. Tapulu arazilerimiz var. Kadastro getirmişler kendi kendine onaylamışlar. Maden sahası dediler, Çöplerin yeri dediler elimizden aldılar. Bütün bu çevre köyler hayvancılık yapanlar, şu anda öyle bir şey ki bundan sonraki dönemlerde kimse peynirini, koyununu satamayacak. Hep diyorlar ki, ‘Maden sahasında otluyor, zehirleneceğiz. Maden sahasında otluyor peynirini satamayacağız.’ Millete büyük bir sıkıntı var şu anda.”

“BİR BALİK TUTUP DA YİYEMİYORUZ, GEÇENLERDE BİNLERCE BALIK ÖLDÜ”

87 yaşındaki Ahmet Temel ise, Kayacık köyünde yaşıyor. Temel köylerinin Fırat’a 50 metre mesafede olduğunu belirterek, geçtiğimiz günlerde nehirde toplu balık ölümleri olduğunu söyledi. Temel, “Önceden bizde meyve de ceviz de olurdu. Bitkilerin bile menfaatini alamıyoruz. Madenden sonra biz mağdur duruma düştük. Zararı çok. Bir balık tutup da yiyemiyoruz. Neden? Tehlikeli diye. Korkuyoruz. Bu nedir nereye kadar gidecek bu iş. Tedbir de almıyorlar asla. Geçen gün bizim orada binlerce balık öldü. 50 metre baraja benim evim. Doğru dürüst meyve alamıyoruz. Doğru dürüst suyumuzu içemiyoruz. Dağdan gelen bir su ondan bile korkuyoruz. 50 sene gurbette kaldım buraya geldim huzurum kaçtı” dedi.

]]> https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-maden-faciasi-koyluleri-tedirgin-ediyor/feed/ 0 Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, yerel seçimlerdeki projelerini açıkladı https://www.haber60.com.tr/uskudar-belediye-baskani-hilmi-turkmen-yerel-secimlerdeki-projelerini-acikladi/ https://www.haber60.com.tr/uskudar-belediye-baskani-hilmi-turkmen-yerel-secimlerdeki-projelerini-acikladi/#respond Sat, 17 Feb 2024 03:00:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=9006 Üsküdar Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı’nın Belediye Başkan adayı Hilmi Türkmen, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere ilişkin projelerini anlattı.

Üsküdar’daki Çavuşdere Spor Sarayı’ndaki programda konuşan Türkmen, İstanbul denince akla gelen semtlerden ilkinin Üsküdar olduğunu söyledi.

İlçenin bir taraftan Anadolu, diğer yandan Avrupa olmak üzere geçmişle geleceği bağrında barındıran önemli bir merkez olduğunu kaydeden Türkmen, “Geçtiğimiz 20 yılda Üsküdar’a eğitimden kültüre, spordan sağlığa, altyapıdan üstyapıya olmak üzere devrim niteliğindeki hizmetler yaptık” dedi.

Türkmen, görev sürecince yaptığı çalışmaları anlatarak, “2014 yılında Üsküdar’ımızda ikili eğitim gören öğrenci oranımız yüzde 50’ydi. Bugün Üsküdar’ımızda ikili eğitim gören okulumuz da öğrencimiz de yok. 2014’te Üsküdar’da kişi başına düşen yeşil alan miktarı sadece 3,8 metrekareydi, kişi başına düşen yeşil alan miktarını 14,2 metrekareye çıkardık.” diye konuştu.

Üsküdar’daki 200 caminin 3’te 2’sinin restorasyonunu yaparak yenilediklerini aktaran Türkmen, yeni dönemlerinde de kalan camilerin tamamını yenileyeceklerini belirtti.

Belediyecilik anlayışlarının lafta belediyecilik olmadığını, eser belediyeciliği olduğunu vurgulayan Türkmen, “Gelecek dönem bir numaralı gündemimiz kesinlikle ve tartışmasız kentsel dönüşüm olacak. Depremi öteleme, erteleme imkanımız yok. Ama depreme hazırlıklı olma imkanımız var. Hazırlıklı olma mecburiyetimiz var.” ifadelerini kullandı.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerde 50 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ancak aynı ölçekte Japonya’da meydana gelen depremde 183 kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Türkmen, şöyle konuştu:

“Demek ki aslında öldüren yapı kalitesi. Son 10 yılda Üsküdar’da 30 bin bağımsız bölüm yeniledik. Önümüzdeki 5 yıl en az 50 bin bağımsız bölümü yenileme hedefiyle yola çıkıyoruz. 50 bin rakamı gözümüzde büyütülecek bir rakam değil. Üsküdar’da 200 bin konut var. Bunun 100 binine yakını 1999 depreminden sonra yapıldığını düşünürsek, 30 bin de yenilemişiz. 60-70 bin komple yenilersek güvenli bir Üsküdar hedefine ulaşmış olacağız.”

Kentsel dönüşüm çalışmalarını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığıyla birlikte yaptıklarını belirten Türkmen, “Büyükşehrimiz inşallah yeni dönemde… Yoksa bu dönemdeki anlayışla bir arpa boyu yol alamayız. Üsküdar’a mevcut İBB yönetimi kardeşlerim bir çivi dahi çakmadı. Hiçbir yeni projesi yok. Sosyal medyadaki o süslü cümlelere milletimizin artık karnı tok. Üsküdar’da İBB’nin geçtiğimiz 5 yılda bir çivisi daha yok. Haksızlık da etmeyelim birkaç tane kazık çaktı. Nereye? Mimar Sinan Çarşısı’nın hemen yanında 30-40 tane sütunlar var. Başka bir tane yeni eseri yok. Milletimiz artık her şeyi görüyor. Açıklayacağımız projelerimizi gerçekleştirmek için özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Üsküdar Belediyesi ve Bakanlığımız el ele vermek durumundayız. Aynı hedefe kilitlenmek durumundayız. Aynı havayı teneffüs etmek durumundayız. Aynı dert ile dertlenmek durumundayız.” ifadelerini kullandı.

Daha sonra Türkmen’in yeni döneme ilişkin gençlik kampı ve kültür merkezleri, çok amaçlı tesisler, parklar, yeni yeşil alanlar, hastane ve yaşam alanları, yurt projeleri ve sosyal projelerinin yer aldığı bir video izletildi.

Programa, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz, Gençlik ve Spor Bakanlığı Bakan Yardımcısı Enes Eminoğlu, AK Parti İstanbul Milletvekilleri Süleyman Soylu, Hasan Turan, Müşerref Pervin Tuba Durgut, MHP Üsküdar İlçe Başkanı Naim Özcetekin, AK Parti Üsküdar İlçe Başkanı Erdem Demir ile çok sayıda Üsküdarlı katıldı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/uskudar-belediye-baskani-hilmi-turkmen-yerel-secimlerdeki-projelerini-acikladi/feed/ 0
Mansur Yavaş: ‘Haymana’ya Minibüsle Geldim, Korumalarla Değil’ https://www.haber60.com.tr/mansur-yavas-haymanaya-minibusle-geldim-korumalarla-degil/ https://www.haber60.com.tr/mansur-yavas-haymanaya-minibusle-geldim-korumalarla-degil/#respond Sat, 17 Feb 2024 01:54:12 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=8932 Haber: İleyda Özmen Kamera: Dursun Alkaya

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Haymana’da Seçim Koordinasyon Merkezi (SKM) açılışında konuştu. Yavaş, “Afet oldu geldim, cenaze oldu geldim. Her şeyinizle bizzat ilgilendim. Gelirken de bir tane minibüs, bir tane şoför, bir tane korumayla geldim. Ne çakar, ne konvoy hiçbirisi yok. Çünkü ben Haymana’ya geliyorum, hemşerilerim yanına geliyorum. Hiçbirisini ayırmadım ki niye çekineyim? Niye korumalarla, konvoylarla geleceğim. Kardeşlerimin yanına övüne övüne, sevine sevine geldim. Bazı belediye başkanları ‘Oy vermezseniz hizmet gelmez’ diyor. Benden önceki de aynı şeyi söylüyordu. ‘Kim oy verirse ilk ondan başlarım’ diyordu. Öyle bir şey yok. Adaletli, merhametli, vicdanlı davranmak lazım. Nerenin acil sorunu varsa, oradan başlamak lazım. Haymana’da kanalizasyon sorunu varken, başka bir yer daha çok oy verdi diye oraya mı hizmet edeceğiz?” dedi.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, bugün Haymana Belediye Başkan Adayı Levent Koç, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşçıer, Ankara Milletvekili Yüksel Arslan ile birlikte Haymana SKM açılışı programına katıldı. Programda konuşan Yavaş, şunları söyledi:

“BENİM HALKIN PARASINI, ÇÖP PROJELERE GÖMECEK PARAM YOK”

“İnsan demek ki seçimde verdiği sözleri tutunca böyle karşılanıyormuş. Haymanalı alışkın değil. Büyükşehir belediye başkanı oyları alır, bir daha seçimden seçime gelir… Afet oldu geldim, cenaze oldu geldim. Her şeyinizle bizzat ilgilendim. Gelirken de bir tane minibüs, bir tane şoför, bir tane korumayla geldim. Ne çakar, ne konvoy hiçbirisi yok. Çünkü ben Haymana’ya geliyorum, hemşerilerim yanına geliyorum. Hiçbirisini ayırmadım ki niye çekineyim? Niye korumalarla, konvoylarla geleceğim. Kardeşlerimin yanına övüne övüne, sevine sevine geldim. Hiç unutmuyorum… Şurada meydanda konuşurken ‘Benim çılgın projem yok. Benim halkın parasını, çöp projelere gömecek param yok. Ben en büyük proje olarak, Ankara halkını zengin etmeyi ilan etmiştim. Ankara halkından alacağımı, Ankara halkına harcayacağım’ demiştim.

“ESNAFIMIZI DA BİR ŞEKİLDE AYAKTA TUTMANIN ÇARESİNİ ARIYORUZ”

Şu anda kırsal kalkınma desteklerini Polatlı ve Bala ilçeleriyle birlikte en çok alan ilçe Haymana oldu. Tam 9 bin çiftçiye 3 bin ton tohum desteğinde bulunduk. 4 bin 100 çiftçiye mazot desteğinde, bin 300 çiftçiye sıvı gübre desteğinde, 2 bin 200 çiftçimize sebze fidesi desteğinde, bin 100 adet oluk, 42 kilometre sulama borusu, 12 kilometre kapalı sulama sistemine geçiş hep bu dönemlerde oldu. Başkent Kart aracılığıyla Haymanada’da 4 bin aileye destekte bulunuyoruz. Bu 4 bin aile Haymana’daki esnaftan alışveriş yapıyor. Haymana’daki esnafımız da para kazanıyor. Kırtasiye, et yardımları yapıyoruz. Esnafımızı da bir şekilde ayakta tutmanın çaresini arıyoruz. Belediyecilik budur. ‘Proje yapıyorum’ diye halkın parasını çöp projelere gömüp, mala davara faydası olmayan işlere para yatırıyorlar. Ankara’nın girişindeki, çıkışındaki kapıların kime ne faydası var? Oraya harcanan parayla tek başına Haymana abat olurdu. Geldik geleli Haymana’da yapılmayan ASKİ yatırımlarını tek tek yaptık. Haymana’ya itfaiye binası yaptık. Haymana’da 27 mahallenin su sorunu giderildi. Evinizde su kesilse hemen ASKİ’yi ararsınız. Yıllardır suyu olmayan köylere neden yapmadınız? Pahalı pahalı Ankara’da suyu sattılar. Oyu aldıktan sonra Haymana’yı unuttular gittiler. Bu insanlar nasıl yaşar hiçbirisini görmediler.

“BAZI BELEDİYE BAŞKANLARI ‘OY VERMEZSENİZ HİZMET GELMEZ’ DİYOR. BENDEN ÖNCEKİ DE AYNI ŞEYİ SÖYLÜYORDU. ‘KİM OY VERİRSE İLK ONDAN BAŞLARIM’ DİYORDU. ÖYLE BİR ŞEY YOK. ADALETLİ, MERHAMETLİ, VİCDANLI DAVRANMAK LAZIM”

Televizyonlarda görüyorsunuz. Bazı belediye başkanları ‘Oy vermezseniz hizmet gelmez’ diyor. Benden önceki de aynı şeyi söylüyordu. ‘Kim oy verirse ilk ondan başlarım’ diyordu. Öyle bir şey yok. Adaletli, merhametli, vicdanlı davranmak lazım. Nerenin acil sorunu varsa, oradan başlamak lazım. Haymana’da kanalizasyon sorunu varken, başka bir yer daha çok oy verdi diye oraya mı hizmet edeceğiz? Öncelikle söz veriyorum. Ankara’da bütün köylerde açıktan akan kanal kalmayacak. Musluktan suyu akmayan köy kalmayacak. Haymana halkı kararını vermiş ben onu anladım. Geçen geldiğimizden daha kalabalık bir şekilde karşıladı. Çünkü herkesten vergi alıyoruz, herkese eşit hizmet ediyoruz. Levent Başkanımın arkasında ABB var. ABB için ‘yok’ diye bir kelime yok. Haymana’dan rekor oy bekliyorum.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/mansur-yavas-haymanaya-minibusle-geldim-korumalarla-degil/feed/ 0
Mansur Yavaş: Büyükşehir Belediyeleri İçinde Emekliye Destek Olan Yok https://www.haber60.com.tr/mansur-yavas-buyuksehir-belediyeleri-icinde-emekliye-destek-olan-yok/ https://www.haber60.com.tr/mansur-yavas-buyuksehir-belediyeleri-icinde-emekliye-destek-olan-yok/#respond Sun, 11 Feb 2024 16:33:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=7397 HABER: MERVE GÜVEN – KAMERA: DURSUN ALKAYA

Mansur Yavaş, “Bizim projelerimizin hepsinde insan var. İçinde insana yararlı olmayan hiçbir faaliyet yok. Çok uzatmayacağım, en son taklit ettiklerini söyleyeyim… ‘Emeklilere para vereceğiz’ diyorlar. İstanbul’da diyor ki ‘İki bin lira vereceğiz’, Ankara’daki diyor ki ‘Ben beş bin lira vereceğim’ Artırın, artırın belki hükümet duyar da onlar sizden fazla verir, hiç olmazsa emeklilerimiz rahat eder. Türkiye’de 30 tane büyükşehir belediyesi var. benden başka büyükşehir belediyelerinin içerisinde emekliye destek olan yok. Tam 31 bin emekliye, aldıkları bu insancıl olmayan maaşlarına, hiç olmazsa dertlerine çare olmaya çalışıyoruz. Biz de doğal gaz vereceğiz’ diyorlar. Türkiye’de benden başka üç yıldır üçer ay mühletli 200 bin aileye doğal gaz veren yok” dedi.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Batıkent Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılışında konuştu. Yavaş’a burada CHP milletvekilleri ve yeniden aday gösterilen Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yavaş eşlik etti.

Yavaş, açılışta yaptığı konuşmada, alanı dolduran Başkentlilere şöyle seslendi:

“DÜRÜST BELEDİYECİLİK YAPARSANIZ, VATANDAŞTAN YANA ÇALIŞIRSANIZ SANDIKTAN ÇIKARINIZ”

“Beş yıl geçti, hesap vermeye geldik. Hesap nasıl verilir, hesap sandıkta verilir. İnsanlar sizden memnun mu bunu sandık sonucuyla anlarsınız. Eğer hiç kimseyi ayırmazsanız, dürüst belediyecilik yaparsanız, vatandaştan yana çalışırsanız sandıktan çıkarsınız. Eğer böyle yapmazsanız sokakta dahi gezemezsiniz. Beş yıl boyunda hiçbir yerde bizim fotoğrafımızı görmediniz, hiçbir yerde reklamlarımızı görmediniz, çakarlı araçlarla gezdiğimizi görmediniz. Öyle mi? Çünkü biz hükmetmeye gelmedik, hizmet yapmaya geldik. Dolayısıyla biz Fethi başkanım gibi mütevazi bir şekilde kendimizi sadece başka bloklardan farkı atanmış olan bir il idare başkanı, bir sağlık müdürü, bir il müdürü nasılsa kendimizi öyle gördük. Sizlerin parasıyla maaşımızı alıyoruz. Sizlerden aldığımız vergilerle, paylarla sizlere hizmet ediyoruz. O zaman ne yapmamız lazım? Bize emanet edilen parayı düzgün kullanmamız lazım. Hangi yatırımları yapacağımızı kent konseyi kurmak suretiyle bin 800’den fazla bileşenle, sivil toplum kuruluşlarıyla, üniversitelerle, meslek odalarıyla görüşerek yatırımları yapmaya karar verdik. Peki bunu nasıl yaptık? Dört binin üzerinde ihaleyi canlı yayınlayarak yaptık. Her şeyimiz açık. Korkacak hiçbir şeyimiz yok. Web sayfamızda Sayıştay raporlarımıza kadar hangi harcamayı nereye yaptık kuruşuna kadar hepsini görebiliyorsunuz.

“BU DUALARIN HEPSİNE ORTAKSINIZ”

Sahte hiçbir şeyimiz yok. Dolayısıyla bazıları gibi ‘Biz hesabımızı öbür tarafta veririz’ demiyoruz. Hesabınızı önce parasını kullandığımız halkın önünde vereceğiz. Halkın önünde vereceğiz ki yarın öbür tarafa giderken alnımız açık gideceğiz. Sizler bütün kötü propagandalara rağmen, iftiralara rağmen bizlere güvendiniz ve görev verdiniz. Allah’a çok şükür beş yıl geçti, bugüne kadar sizlerin başını eğdirecek, utandıracak hiçbir işin içerisinde olmadık. Tam tersine, yaptığımız çalışmalarla sizler bize destek oldunuz ve binlerce insanın şu anda duasını alıyoruz. Bu duaların hepsine ortaksınız. İnşallah aynen devam edeceğiz. Ankara’ya dürüst, şeffaf bir şekilde hizmet etmeye devam edeceğiz. Beş yıl oldu, beş yılda önceki dönemler kadar kavşaklar yaptık. Önceki dönem kadar asfaltlar döktük. Hiçbirisine hayırlı olsun demedik. Zaten yapacağımız hizmeti başına kakar gibi hayırlı olsun diyerek pankartlarla duyurmadık. Oralara yaptığımız işlerin maliyetlerini astık. Sadece ve sadece ‘Bu kavşak hizmete açılmıştır, kullanabilirsiniz’ dedik. 25 yıl kadar yeşil alan yaptık. Bu yeşil alanların bir tanesi hemen şu Antares’in arka tarafında… 500 bin metrekare. Yenimahalle’nin bir parkı var, onunla birlikte tam 500 bin metrekare, 50 futbol sahası büyüklüğünde. Orayı park yapmak suretiyle betonlaşmaktan kurtarmış olduk. Biz Batıkent’teki parkta artık yeşille yarışıyoruz. Bütün dünya başketleriyle yarışıyoruz. Betonla işimiz yok. Bir tane Gölbaşı’nda yaptığımız Türkiye’nin en büyük tarım ve rekreasyon alanı var. Orayı da mutlaka görmenizi isteriz.

“İNSANLARIN BAŞINI EĞDİRME ÇOKTAN ORTADAN KALKTI”

‘İşçileri çıkaracak’ dediler. Fethi başkanım için de ilk göreve geldiğinde aynısını söylediler. Hiçbir işçiyi çıkartmadık. Bir tane işçiyi işten çıkartmadık. Alın teriyle çalışan herkes bizim mesai arkadaşımızdır dedik. Ancak kendileri ne kadar gariptir ki işbaşına gelir gelmez 2019 yılında, kendi partilileri dahi hepsini işten attılar. Şimdi diyorlar ki ‘İşçiye biz sahip çıkacağız’ Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin işçilerine sahip çıkacaklarmış. Sendikaları dahi yok. Sendikası olmayanların işçi haklarından bahsetmesi mümkün değildir. ‘Projesi yok’ deyip, bizim yaptıklarımızı taklit etmeye başladılar. Başkent Kart vereceklermiş, içine de para yükleyeceklermiş, esnaf para kazanacakmış… Yani merak ediyorum, nerede yaşıyorlar? Biz bunu üç yıldır uyguluyoruz. Kapı kapı paket dağıtma utancı ortadan kalktı. İnsanların başını eğdirme çoktan ortandan kalktı. İstanbul’daki adayları çorba dağıtacakmış. Mansur yavaş çorba dağıtıyor diye dalga geçiyorlardı. Diyorlar ki ‘Kadınlar otobüslerden istediği yerde inebilecekmiş’. Üç yıldır iniyor Ankara. ‘Mansuryavasneyaptı.com’, ‘Mansur Yavaş Ankara’ isimli bir de mobil uygulama var. Girin oraya, benim yaptıklarımı yapın öyle mi? Benim yaptıklarımı yapın yeter. Proje arıyorsanız orada fazlası var. Bizim projelerimizin hepsinde insan var. İçinde insana yararlı olmayan hiçbir faaliyet yok. Çok uzatmayacağım, en son taklit ettiklerini söyleyeyim… ‘Emeklilere para vereceğiz’ diyorlar. İstanbul’da diyor ki ‘İki bin lira vereceğiz’, Ankara’daki diyor ki ‘Ben beş bin lira vereceğim’ Artırın, artırın belki hükümet duyar da onlar sizden fazla verir, hiç olmazsa emeklilerimiz rahat eder.

“BENDEN BAŞKA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİNİN İÇERİSİNDE EMEKLİYE DESTEK OLAN YOK”

Türkiye’de 30 tane büyükşehir belediyesi var. Benden başka büyükşehir belediyelerinin içerisinde emekliye destek olan yok. Tam 31 bin emekliye aldıkları bu insancıl olmayan maaşlarına, hiç olmazsa dertlerine çare olmaya çalışıyoruz. ‘Biz de doğal gaz vereceğiz’ diyorlar. Türkiye’de benden başka üç yıldır üçer ay mühletli 200 bin aileye doğal gaz veren yok. Hadi onunla da yarışın da hükümet bir açıklama yapsın. ‘Biz daha çok doğal gaz vereceğiz’ desin de millet evinde rahatça ısınsın inşallah. Daha bizden çok şey öğrenecekler. Belediyecilik öğrenecekler. Ama en büyük özelliğimiz hiçbir Allah’ın kulunu ayırmamak. Cenab-ı Allah’ın yarattığı kutsal varlık olarak görüp, bir kişiyi ayırmadık. Ankara’da bir tane muhtar, bir tane insan ‘Verdiğim oydan dolayı ya da herhangi bir sebepten dolayı ayrıma uğradım’ diyemez. Herkesi Cenab-ı Allah’ın yarattığı şerefli bir varlık olarak görüyoruz. Herkesin vergisinden istifade ediyorsak, herkese eşit olarak hizmet etmek durumundayız. Bugün bir açıklama duyduk. ‘Cumhuriyet Halk Partili belediyeler kendinden olana hizmet etmez’ diye. Duymadık mı daha önceki yıllarda ‘En fazla oy verenlere hizmet yapacağız’ diyenleri. Duymadık mı? Bu anlayışın tümünü ortadan sildik. Dürüst çalışmak suretiyle çalışılabileceğini gösterdik. Başkanımın da benim de bugüne kadar hiçbir personelimiz savcılık yolu görmemiştir. İnsandan yana farklı bir belediyecilik yaptık. Bunun karşılığını her yerde alıyoruz. Rakiplerimizin mitinglerinde görüyoruz. Bizlerin açılışlarında görüyoruz. İnşallah beş yıldır Belediye Meclisi’nden çektiğimiz sıkıntıyı bu sefer ortadan kaldırıyoruz. Sadece üç belediye değil, çevredeki belediyeleri almak suretiyle belediye meclisindeki çoğunluğu bu sefer istiyoruz. Dünkü yayınlanan anketi görmüşsünüzdür. Fark şu anda yüzde 14. Yetmez, yetmez. Daha fazlasını istiyoruz. Mecliste vatandaşın lehine kararları çok daha rahat almak istiyoruz. Bunun üzerine diyorum ki, inşallah önümüzdeki seçimlerde bir şeyler değişecek. Belli oluyor. Artık halkı düşünen belediyeler, vatandaşı düşünen belediyeler işbaşına gelecek.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/mansur-yavas-buyuksehir-belediyeleri-icinde-emekliye-destek-olan-yok/feed/ 0
İstanbul Bağcılar Semt Pazarı’nda Vatandaşlar Zamlı Fiyatlardan Şikayet Ediyor https://www.haber60.com.tr/istanbul-bagcilar-semt-pazarinda-vatandaslar-zamli-fiyatlardan-sikayet-ediyor/ https://www.haber60.com.tr/istanbul-bagcilar-semt-pazarinda-vatandaslar-zamli-fiyatlardan-sikayet-ediyor/#respond Sat, 10 Feb 2024 08:03:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=6814 Haber: EDDA SÖNMEZ – Kamera: SADIK KARAKULOĞLU

ANKA Haber Ajansı, İstanbul Bağcılar’daki semt pazarında alışveriş yapan vatandaşlara mikrofon uzattı. Vatandaşlar, “İyice çöktük, bittik… Yetti artık!” sözleri ile durumu özetlerken, zamlı fiyatlar karşısında kendini tutamayan bir kadın “Ağlayarak gidiyorum pazardan ne alacağım. Evde durmuyorum yine bin lira doğalgaz parası geldi. Lahanaları dal aldım gidiyorum. Hiçbir şey alamadım. Tek başıma yaşıyorum. Bütün Lahanayı nasıl alayım. Tanesi 30 lira” dedi.

İstanbul Bağcılar Semt Pazarı’nda ANKA Haber Ajansı’na konuşan vatandaş da esnaf da artan fiyatlardan şikayet etti. Yurttaş, şunları söyledi:

“BU HAYAT ŞARTLARINDA HİÇBİR ŞEY ALAMIYORUZ. İYİCE ÇÖKTÜK, BİTTİK”

Emekli Turhan Doğan: “Hiçbir şey değişmedi. Bu hayat şartlarında hiçbir şey alamıyoruz. İyice çöktük, bittik. Bir kilo zeytin 250 lira olmuş. 40 liralık zeytin alıyorum. 50 liralık peynir alabiliyorum. Başka bir şey alamıyorum. Bu hayat şartlarında hükümetin bize vermiş olduğu zamla geçinmemizin mümkünü yok. Ne yapacağız bilmiyorum. Nerede ucuz ürün varsa ondan almaya çalışıyoruz. Hiçbir şey değişmedi. Bu hayat şartlarında hiçbir şey alamıyoruz. İyice çöktük, bittik. Başka bir şey alamıyorum. Bu hayat şartlarında hükümetin bize vermiş olduğu zamla geçinmemizin mümkünü yok. Ne yapacağız bilmiyorum. Nerede ucuz ürün varsa ondan almaya çalışıyoruz.”

“LAHANALARI DAL ALIYORUM”

Ağlayan Teyze: “Ağlayarak gidiyorum ne alacağım. Evde durmuyorum yine bin lira doğalgaz parası geldi. Allah yedirmesin. Lahanaları dal aldım gidiyorum. Hiçbir şey alamadım. Tek başıma yaşıyorum. Lahanayı nasıl alayım. Tanesi 30 lira.”

“MAAŞA ZAM YAPMADAN ALDILAR PARAYI ELİMİZDEN”

Vatandaş:  “Abla niye soruyorsun pahalılığı görmüyor musun sen? Yarımşar kilo zor alıyoruz. Biberin kilosu 50 lira, domates 50 lira olmuş. Daha bunun neyini anlatayım ki ben size. Her şey pahalı. Sarımsağın kilosu 180 lira. Maaşlara zam yapıyormuş. Ne zammı ya! Maaşa zam yapmadan aldılar parayı elimizden. Bırak abla söyletme beni 50 TL’den aşağıya bir şey yok.”

“BUNLAR ÜLKENİN BAŞINA GELDİ GELELİ BU ÜLKE HEP KÖTÜYE GİTTİ”

İbrahim Korkmaz: “Bunlar ülkenin başına geldi geleli bu ülke hep kötüye gitti. Hiçbir zaman doğru düzgün bir şey yaşamadık. AKP hükümeti geldiği sürece biz mahvolduk. Bunlar gitmediği sürece bizim düzelme şansımız yok. Düzelemiyoruz. Her şey pahalı. Bir kıvırcık 40 lira, limon 20 lira. Neyi sorarsan sor hepsi pahalı. Emekli maaşına verdiği zam 2 bin 500-3 bin lira. 2 bin 500 ne zammı veriyorsun. Bu ne ya! Bu ülke senin babanın malı değil.”

“SADECE BİZİ, ‘ŞÜKÜRLER OLSUN’LA KANDIRMAYA ÇALIŞIYOR”

Pazarcı Esnafı: Ben günlük yevmiyeciyim. Günlük bin lira para alıyorum, haftanın 5 günü çalışıyorum. 5 bin lira para yapıyor. Ayda 20 bin TL yapar. 16 bin TL kira ödüyorum. Bir sebze, bir meyve, bir patates, bir soğan bir insan ağız tadıyla alsın gelsin bakalım vereceği para 3 bin TL para. Ayda 12 bin lira eder. Aldığımız maaş 20 bin liraya denk bile gelmiyor. Sigortamız bile yatmıyor. Ama insanlara geliyorsun son kelimede her zaman ‘şükürler olsun, şükürler olsun’ Sadece bizi, ‘şükürler olsun’la kandırmaya çalışıyor. Ama bu nereye kadar gidecek. Allah sonumuzu hayır etsin.”

“NE YAPACAĞIZ”

Vatandaş: “Geçen ay 7 bin 500 lira aldık. 2 bin 500 lirayı sonradan verdi. 5 bin liraya kirada oturuyorum.  Geriye ne kalıyor? 5 bin lira kalsa ne olacak? Elektrik, doğalgaz, su var, pazar var, torunlar var. Ne yapacağız?”

“7 BİN 500 LİRA EMEKLİ MAAŞIYLA VATANDAŞ EV Mİ GEÇİNDİRSİN, DOĞALGAZ MI VERSİN, PAZARA MI ÇIKSIN”

Vatandaş: “Bakıp, bakıp geçiyoruz. Canımızın istediği oluyor, alamıyoruz çoğunu. Çok pahalı. Bu millet nasıl alacak, nasıl yiyecek? Maydanozu 1,5-2 liraya alıyorduk, şimdi 10 liradan aşağı yok. 7 bin 500 lira emekli maaşıyla vatandaş ev mi geçindirsin, doğalgaz mı versin, pazara mı çıksın. Pazarı altüst ettik daha bir şey alamadık.”

“SATIŞ YOK. AKŞAMA KADAR BÖYLE MİLLETİ BEKLİYORUZ”

Pazarcı Esnafı: “Müşteri alamıyor. Ben mahvoluyorum. Günlük 700-Bin lira zararım oluyor. Akşama kadar böyle bekliyoruz. Satış yok. Akşama kadar böyle milleti bekliyoruz.”

“ÇİLEK 120 LİRA NASIL ALACAK? ALLAH HERKESİN YARDIMCISI OLSUN”

Pazarcı Esnaf: “Çilek 120 lira az mı? Asgari ücret olmuş 17 bin lira, çilek 120 lira. Nasıl alacak? Allah herkesin yardımcısı olsun.”

“KIVIRCIK 40 LİRA, MAYDANOZ 10 LİRA, DEREOTU 20 LİRA YİNE KİMSE ALAMIYOR”

İdris Ağaç: “Maalesef kimse alamıyor. Ama yapacak da bir şey yok. Halk halinden memnun. Ne diyebiliriz ki. Kıvırcık 40 lira, maydanoz 10 lira, dereotu 20 lira yine kimse alamıyor. Müşteri yok. Yapacak bir şey yok.”

“KRİZ DESEN DİZ BOYU, YOLSUZLUK DESEN DİZ BOYU, HIRSIZLIK DESEN DİZ BOYU. MİLLET GEÇİM DERDİNDE”

Pazarcı Esnafı: “Her şey ucuz maşallah. Günden güne indirim oluyor. Zam olmuyor. Öyle diyorlar yani. Bir tane maydanoz olmuş 10 lira. 1 liraya bile satamıyorduk şimdi 10 lira. Mal bulunmuyor. Kriz desen diz boyu, yolsuzluk desen diz boyu, hırsızlık desen diz boyu. Millet geçim derdinde. Kira olmuş 15 bin lira. İşçi bulamıyoruz. Emekliyiz, 7-24 çalışıyoruz. Kendimizi zor idare ediyoruz.”

“SADECE SEÇİM ZAMANI GELİP BİZİM HALİMİZİ HATIRIMIZI SORUYORLAR, BAŞKA ZAMAN KİMSE UĞRAMIYOR”

Pazarcı esnafı: “2-3 haftadır işler durgun. Çünkü fiyatlar artınca vatandaşlar alamıyor. Yemesek de olur diyorlar. Yapacak bir şey yok. Onlar mağdur olunca biz de mağdur oluyoruz. Her şey almış başını gidiyor. Ekonominin sonu ne olacak bilmiyorum. İnşallah iyi olur. Hakkımızda hayırlısı ne ise o olsun. Sadece seçim zamanı gelip bizim halimizi hatırımızı soruyorlar, başka zaman kimse uğramıyor. Onu da geçtik, ekonomiyi düzeltsinler. Bari insanlar rahat yiyecek alabilsinler, rahat kirada oturabilsinler, kiralarını rahatça ödeyebilsinler. 10 bin lira emekli maaşıyla kim geçinecek? Kira olmuş 15 bin lira, emekli maaşı 10 bin lira. Eşim 10 bin lira alıyor, birlikte çalışıyoruz.”

“BİZ EMEKLİYİZ AMA PARA YOK. BANKADAN EVE GELENE KADAR PARA BİTİYOR”

Vatandaş: “Bakıyorum bu ülkenin haline satmadıkları yer yok, yemedikleri halt yok. Kazandıran bayanlardır. Erkekler değil. O partiyi kazandıran erkekler değil bayanlardır. Biz emekliyiz ama para yok. Bankadan eve gelene kadar para bitiyor. Nereye gittiğini de bilmiyorsun. Ev kiraları 15-20 bin lira.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/istanbul-bagcilar-semt-pazarinda-vatandaslar-zamli-fiyatlardan-sikayet-ediyor/feed/ 0