Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bahar Çiftçi, Prof. Dr. Gülçin Avşar ve Doç. Dr. Arzu Sarıalioğlu ile Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Coşkunçay’ın desteğiyle 1 yıllık çalışmanın ardından, yoğun bakım hastalarının tedavi sürecine yardımcı olmak için el şeklindeki “Terapotik Dokunmatik” cihazını hayata geçirdi.
Çiftçi, üniversitenin Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü (BAP) birimince desteklenen ve ATA Teknokent’te geliştirilen cihaz hakkında hastanelerin yoğun bakım servislerinde görev yapan hemşirelerden de olumlu geri dönüş aldı.
İnsan eli hissiyatının yanında yoğun bakımda, yakınlarından uzakta tedavi süreçleri devam eden hastalara olumlu etki yaratması için hazırlanan cihaza hasta yakınlarının veya müzik, Kur’an-ı Kerim gibi istenilen sesler de ekleniyor.
Özel bir maddeden yapılan el şeklinde cihaz, yatan hastanın elinin üzerine konularak zaman zaman sıkma refleksleri gerçekleştiriyor.
Cihaz fikri Kovid-19 sürecinde çıktı
Doç. Dr. Çiftçi, AA muhabirine, cihazın çıkış fikrinin Kovid-19 döneminde alınan tedbirlerden kaynaklandığını söyledi.
Özellikle Kovid-19 sürecinde hasta yakınlarının, hastalarını enfeksiyon bulaşma ihtimali gibi nedenlerden dolayı ziyaret edemediğini dile getiren Çiftçi, “Uzakta olan bireylerin yakınlarına yardımcı olabilmek için onların seslerine hastamıza getirerek yanlarında oldukları hissini vermek için bunu geliştirdik. Özellikle yurt dışında yaşayanlar, hastasının yanına gelemiyor ve psikolojik olarak kendisini kötü hissediyor. Bu sebeple ‘annemim-babamın yanına gidemedim, en azından dokunma hissimizi hissettirelim ve sesimizi ulaştıralım’ düşüncelerinden bu yola çıktık.” dedi.
Yapılan bilimsel araştırmalarda, yoğun bakım hastalarının müzik ve dokunma ile tedavi süreçlerine katkılar sunulduğunu aktaran Çiftçi, bu çalışmada da dokunma ve müzik terapi yöntemlerinin birleştirildiğini kaydetti.
“Maketten ziyade bir insan eli formatına getirmeye çalıştık”
Cihazı insan eli dokusuna yakın oluşturulduğuna dikkati çeken Çiftçi, şöyle devam etti:
“Cihazın insan elini sıkabilme özelliği var. Aynı zamanda elin iç kısmında sıcaklık hissi de veriyor çünkü dokunulduğunda, maketten ziyade bir insan eli formatına getirmeye çalıştık. İnsanlar yoğun bakıma yakınlarını göremeye geldiği zaman ellerini yakınlarının elinin üzerine koyar ve ‘Anne ben geldim, baba ben geldim, iyileşeceksin’ gibi sözleriyle telkinlerde bulunurlar. Biz de o hissiyata ulaşmaya çalıştık.”
Çalışmanın hastalar üzerindeki etkisine ilişkin bilimsel çalışmalara başladıklarını anlatan Çiftçi, şunları kaydetti:
“Bilimsel çalışma aşmasına geçtik. Hastalar üzerinde, yaşam bulgularının etki etmesini bekliyoruz. Acaba hastalarımızın yakınlarının sesleri, doğa sesleri, dokunmalar, hastamızın nabzı yüksekse bunu düşürecek mi? Solunum yüksekse solunumu düşürebilecek mi? şeklinde bilimsel çalışmalara da deneme aşamasındayız.”
“Arkadan gelen seslerde güzel bir hissiyat oluşturuyor”
Cihazı deneyimleme fırsatı bulan fakültenin 3. sınıf öğrencisi Hüseyin Can Torlak ise “Cihazın sıcaklığı insan eli hissiyatında. Biri elimi tutuyor gibi hissiyat yaşadım. Arkadan gelen sesler de güzel bir hissiyat oluşturuyor. Yoğun bakım hastalarımızda olumlu etki bırakmasını umut ediyorum.” diye konuştu.
]]>Organ nakli taahhüdü veren gönüllü sayısı 95 bine ulaşan ve ülke sıralamasında ilk sırada bulunan İzmir’de bağış sayısının artırılması için İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Organ Nakli ekipleri yoğun mücadele veriyor.
Beyin ölümü gerçekleşen hastaların daha hızlı saptanması için yoğun bakım servislerinde görevli hekimlerle sıkı bir işbirliği yürüten ekipler, nakil koordinatörlerine iletişim eğitimleri de veriyor.
İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Hüseyin Bozdemir, AA muhabirine, organ bağışı konusunda İzmir’in farkındalığı yüksek bir kent olduğunu, nakillerin artması için beyin ölümlerinin hızlı tespiti ve ailelerle doğru iletişimin çok önemli olduğunu anlattı.
Nakil ekiplerinin bu iki konuyla ilgili çalışmalara yoğunlaştığını, umut verici sonuçlar alındığını dile getiren Bozdemir, şu bilgileri verdi:
“Geçen sene 98 beyin ölümü tespiti yaptık. Bunların 15’ini donöre çevirdik. Her bir donör en az 8 kişiye hayat veriyor. Bu sene ilk 3 ayda 36 beyin ölüm tespiti yaptık, 11’i donör oldu. Geçen sene yüzde 20 olan aile onayı oranı, bu yılın 3 ayında yüzde 36’ya ulaştı. Ailelerle iletişim içinde olarak beyin ölümünü doğru anlatmaya çalışıyoruz. Yoğun bakım sürecinden itibaren hastayla ilgili bilgileri çok sıkı bir şekilde aktarıyoruz. Bu konuda nakil koordinatörlerine de eğitimler veriyoruz. Yoğun bakım çalışanlarımızla, hemşirelerimizle, yoğun bakım sorumlularımızla sürekli toplantılar yapıyoruz.”
Amaç ikna etmek değil bilgi vermek
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakil Koordinatörü Rahmi Baykan da yoğun bakımda yapılan testlerin ardından beyin ölümü gerçekleştiği belirlenen hastaların yakınlarıyla yarım saat içinde görüşme yaptıklarını söyledi.
Bu görüşmelerin ikna amaçlı olmadığını, hasta yakınlarına doğru bilgilerin aktarılmasını hedeflediklerini anlatan Baykan, kendilerini ailelerin yerine koyarak hareket ettiklerini belirtti.
Baykan, şunları kaydetti:
“Bu görüşmelerde ailelere beyin ölümü gerçekleşen kişinin iyiliksever birisi olduğunu da hatırlatarak, ‘Başka insanlara umut olarak son bir iyilik yapmayı düşünür müydü?’ diye soruyoruz. Bunu sorarken nakil işleminin Sağlık Bakanlığının kontrolündeki güvenilir bir sistemin içinde gerçekleştiğini ve gerçekten en uyumlu hastaya nakil yapılacağını anlatıyoruz.
Görüşme yaptığımız kişiler en çok ‘Yakınlarımızın vücudunu parçalayacak mısınız?’ gibi sorular soruyor. Biz vücudu parçalamıyoruz. Organlar bizim için çok değerli. O yüzden organ nakil ekipleri büyük bir titizlikle organları alıyor. Vücut bütünlüğünü koruyarak ertesi gün cenazeyi teslim ediyoruz.”
Beyin ölümü tespiti için hassas testler
Yoğun bakım uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Kamil Gönderen de beyin ölümünün beyin cerrahı veya nörologların da bulunduğu iki uzman hekim tarafından ileri görüntüleme teknikleri ve testler yardımıyla belirlendiğini ifade etti.
Hastalarda klinik olarak geri dönüşümsüz beyin hasarının olduğunu göstermek üzere testler yaptıklarını aktaran Gönderen, “Apne testi dediğimiz hastanın solunum durması var mı yok mu? Bu testi pozitif olan hastaları daha ince değerlendirmeye alarak anjiyo ve tomografide de beyindeki kan akımının durduğunu görmek istiyoruz. Yakınlarına hastanın geri dönüşünün olmadığını tüm bu test ve bulgularla aktarıyoruz.” diye konuştu.
Annesinin organlarını bağışlayan Yağmur Anık da yüksek tansiyon nedeniyle hastanede tedavi gören annesinin organlarını bağışladıklarını belirterek, “Organ nakil koordinatörü ve yoğun bakımdaki doktorlar bizi bu süreçte çok bilgilendirdi. Bazı insanlar organlar alındıktan sonra insanlara eziyet edildiğini düşünüyorlar. Aslında öyle değil. Bunu gördüm, özenle çalışıyorlar, vücudun bütünlüğünü bozmuyorlar. Empati kurmak önemli. Annemin bir böbreği 24 yaşındaki bir kadına nakledildi.” diye konuştu.
]]>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul’daki ziyaretleri kapsamında Bayrampaşa’da vatandaşlarla bir araya geldi. Bakan Koca, cuma namazını Yıldırım Mahallesi Barbaros Camii’nde kıldıktan sonra Ali Fuat Başgil Caddesi esnafı ile cuma pazarı esnafını ziyaret etti.
“Bayrampaşa’ya da 400 ile başlayıp 500 yataklı hastane yapacağız”
Giyim ürünleri satan bir esnaf, Bakan Koca’ya ziyareti sırasında Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde ameliyat geçirdiğini, ilgi, alaka ve hastane imkanlarından dolayı memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Koca, “Çam ve Sakura gibi hastanelerimizin sayısını artırmak lazım. Şimdi Sancaktepe’de daha büyüğü devam ediyor şehir hastanesi olarak. Bayrampaşa’ya da 400 ile başlayıp 500 yataklı hastane yapacağız” şeklinde konuştu.
“85 bin metrekare kapalı alanı olan 400 yataklı 100 yoğun bakım yatağı olan bir hastane olacak”
Bayrampaşa’da yapılacak hastaneyle ilgili bilgi veren Bakan Koca, “Bayrampaşa’da geciken bir sağlık hizmetimizin olduğunu söyleyebilirim. Şu an gördüğümüz hastane 13 bin metrekare kapalı alanı olan 100 yataklı bir hastane. Bayrampaşa’nın daha büyük bir ihtiyaca cevap verebileceği üçüncü basamak bir hastaneye ihtiyacı var. Bayrampaşa’ya yapılacak olan üçüncü basamak hastanenin ihalesi yapıldı, yer teslimi yapıldı. 2025 yılı aralık ayında bitmek üzere planlandı, ihalesi ona göre yapılmış oldu. Firma da belli olmuş oldu. Yapılacak olan hastanenin büyüklüğü proje değişikliği yapılarak 85 bin metrekare kapalı alanı olan 400 yataklı 100 yoğun bakım yatağı olan bir üçüncü basamak hastane olacak. Yani bütün birim, branşların yetkin olduğu bu anlamda hastanın bir başka hastaneye sevkinin olmadığı şeklinde planladığımız bir hastane inşa edilecek” dedi.
“Yapılacak olan hastane depreme dayanıklı 256 izolatörlü bir hastane olacak”
Hastanenin depreme dayanıklı olarak inşa edileceğini ifade eden Bakan Koca, “Burada özellikle bütün birimler olduğu gibi anjiyo ünitesi olarak bilinen yerde 4 anjiyo cihazı planlandı. Onkoloji ve diğer birimlerimizde burada olacak. Bayrampaşalı kardeşlerimizin bir başka ilçeye veya hastaneye sevkinin yapılmadan gelecek yıl sonu itibariyle üçüncü basamak hastaneye kavuşmuş olacak. Otopark sorununun olduğunu biliyoruz. Proje değişikliği yapılarak 400 araçlı otoparklıydı onu da 800 araçlı bir otoparka dönüştürdük. Yapılacak olan hastane depreme dayanıklı 256 izolatörlü bir hastane olacak. Bu anlamda da yeni nesil hastanelerimizden birisi olacak” ifadelerini kullandı.
“Şu an Türkiye’de toplam yoğun bakım doluluk oranı yüzde 69, İstanbul’da da yüzde 72”
Yoğun bakım oranları ile ilgili bilgi veren Bakan Koca, “Türkiye’de özellikle 2 ay öncesine kadar kısmen İstanbul’da biraz daha belirgin yoğun bakım sorunu yaşadığımızı biliyoruz. Şu an Türkiye’de toplam yoğun bakım doluluk oranı yüzde 69, İstanbul’da da yüzde 72. Servis yatak doluluk oranı Türkiye’de yüzde 60, İstanbul’da da yüzde 66 oranında. Bu anlamda yoğun bakım ve servislerde Türkiye’de olmadığı gibi İstanbul’da da 2 ay önceki yoğunluk söz konusu değil. Bu anlamda daha rahatız” cümlelerini kullandı.
“Vatandaşımızın da bize destek olmasını bekliyoruz”
Randevu ile ilgili sorunların çözümü için çalıştıklarını söyleyen Bakan Koca, “MHRS, randevuyla ilgili yer yer bir takım sorunları vatandaşımızın yaşadığını biliyoruz. Özellikle yan dal branşlarında bu sorunu yer yer yaşıyoruz. Bununla ilgili yoğun çalışmalarımızın olduğunu biliyorsunuz. Yan dal uzmanlık dahil olmak üzere kanun değişikliği yapılarak, en son geçen ay yapılan sınavın yüzde yüze yakın doluluğu söz konusu. Yaşadığımız sorunlarla birlikte vatandaşımızın da bize destek olmasını bekliyoruz. Bazı branşlarla ilgili bu sorunun daha belirgin olduğunu biliyoruz. Bunu aşmak için çaba gösteriyoruz. Vatandaşımızın da bu anlamda üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz” diye konuştu.
“Üzerimize bakanlık olarak düşeni, vatandaşımızın da üstüne düşeni yapmasını bekliyoruz”
Randevu sistemi ile ilgili sorunu çözmek için çalışma yaptıklarını söyleyen Bakan Koca, “Bayrampaşa’da geçen yıl bakılan toplam hasta sayısı 1 milyon 100 bin, randevuyla gelen hasta sayısı 400 bin. Randevusunu aldığı halde gelmeyen kişi sayısı 110 bin. Bu doğru bir şey değil. Ödeyemeyeceğimiz bir vatandaşın hakkını, sağlık hizmetini almak için engel olmamalıyız. Bu noktada hassasiyet göstermeliyiz. 400 bin randevu ile gelen ama 110 bin kişide randevusunu aldığı halde gelmeyen vatandaşımız var. 110 bin tedavi edilme imkanı olabilecek hastamızın hakkı alınmış olur. Hepimiz birlikte üzerimize bakanlık olarak düşeni, vatandaşımızın da üstüne düşeni yapmasını bekliyoruz. Gelecek aydan itibaren özellikle randevusunu alıp gelmeme durumuna karşı, bir takım çalışmalar yaptık. Bunu aşama olarak sorunu çözene kadar devam edeceğimizi söylemek istiyorum” cümlelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Kars’ın Selim ilçesinde yaşayan 72 yaşındaki Kronik Obstrüktif Akciğer Hastası (KOAH) hastası Tatar’a, yaklaşık 5 ay önce iştahsızlık ve kilo kaybı nedeniyle başvurduğu hastanelerde ileri evre mide kanseri teşhisi konularak çok fazla ömrünün kalmadığı ve tedavi şansının olmadığı belirtildi.
Daha sonra Erzurum Şehir Hastanesinden cerrahi onkolog Hamdi Sakarya’ya getirilen Tatar’a yapılan tetkiklerde, kanserin kalın bağırsak ve karın boşluğuna yayıldığı, önceden geçirdiği Kovid-19 nedeniyle akciğerinde ciddi sorunlar olduğu tespit edildi.
Bir süre kemoterapi ve ardından akciğeri destekleyici tedaviler gören Tatar, 1 ay önce Sakarya ve ekibince ameliyata alındı.
Kanser tedavisi görürken verem hastası olduğu belirlendi
Ameliyatta kanserli dokuları temizlenip yoğun bakımda 3 hafta boyunca ölüm ile yaşam arasında mücadele veren Tatar’ın patoloji sonucunda verem hastalığı da ortaya çıktı.
Bunun üzerine 3 hafta verem tedavisi gören ve destekle yürüyebilen Tatar, yaklaşık bir ay süren yoğun bakım tedavisi ve kanser ameliyatıyla “amansız” hastalıklarından kurtuldu.
Dr. Sakarya, AA muhabirine, Kovid-19’a bağlı akciğerlerinde sıkıntılar tespit ettikleri hastanın ileri evre kanser olması nedeniyle multidisipliner yaklaşımla ameliyat öncesi kemoterapi uyguladıklarını söyledi.
Kemoterapiden sonra iştahsızlık ve kilo kaybını toparlamak için hastayı akciğeri destekleyici tedavilerle ameliyata hazırladıklarını anlatan Sakarya, “Bütün destek tedavilerine rağmen hastada düşkünlük hali düzeleceğine giderek arttı, bu da bizde bazı tereddütler oluşturdu ve yeniden incelemelerini yaptığımızda kandaki iltihabi hücrelerinin yükseldiğini tespit ettik.” dedi.
Sakarya, yaklaşık 1 ay önce oral yoldan yeme ve içmesi tamamen durma noktasına gelen hastayı ameliyata alıp kanserli dokuları temizlediklerini anlattı.
Ameliyattan sonra yoğun bakımda toparlanmasını bekledikleri Tatar’ın kötüye gittiğini, ölümle yaşam arasında çok aktif şekilde tedavisini sürdürdüklerini belirten Sakarya, “Hastayı yoğun bakımda hayatta tutmayı başardık, 3 haftalık yoğun bakım döneminde hastamız zaman zaman ölümle burun buruna geldi, iki kişi koltuğunun altına girip ancak hareket ettirebiliyordu. 3. haftanın sonunda ise normal servise aldığımız hasta zaman zaman yine düşkünleşti. O sırada çıkan patoloji raporunda karın içi verem tespit ettik.” diye konuştu.
Sakarya, Tatar’ın kanser ve kronik akciğer hastalıklarının yanı sıra veremle de mücadele ettiğini, bu süreçte uygulanan tedavilerin verem hastalığının alevlenmesine sebep olduğunu belirterek, böyle bir hastanın yoğun bakımda hayatta kalmasının mucize olduğunu dile getirdi.
“Ameliyat etmeseydik veremi teşhis edemeyecektik ve hastayı kaybedecektik”
Hastayı yoğun bakım tedavisiyle hayatta tutabilmenin büyük başarı örneği olduğunu vurgulayan Sakarya, şunları kaydetti:
“Ameliyatın ardından yoğun bakım sürecinden sonra 3 haftalık verem tedavisine başladık, sonucunda iki kişinin kolundan tutup yürütebildiği hasta koşar adım yürümeye başladı, günlük 2 kilometreye yakın kendi başına yürüdü, 4 kilo aldı ve sağlığına kavuştu. Kanserin ve Kovid-19’un getirdiği akciğerdeki sıkıntıların yanı sıra hem KOAH’ın getirdiği zorlukları hem kemoterapinin verdiği düşkünlüğü hem o ağır ameliyat sürecini hem de verem hastalığını atlatmayı başardık. Bu bizim için olağanüstü bir mutluluk. Ameliyat hazırlığı yapmasaydık verem teşhisi koyamayacak ve hastayı kaybedecektik. Bu hastanemizin modern yoğun bakım ünitesindeki arkadaşlarımızla multidisipliner olarak verdiğimiz çok başarılı çalışmanın mükafatı oldu.”
Sakarya, literatürde bu tarz vakaların nadir görüldüğünü, hastayı cerrahi şans vererek ve önceden bilinmeyen verem hastalığıyla mücadele ederek kurtardıkları için mutlu olduklarını ifade ederek, “Aktif tedavi protokolü uygulanmasaydı hasta 3 aya kalmaz vefat edecekti.” dedi.
Hasta Tatar da Sakarya ve ekibine teşekkür ederek, “Kanser ve hastalıklardan kurtuldum çok mutluyum, iyiyim, rahatça yürüyebiliyorum.” diye konuştu.
Hastanın oğlu Ali Tatar ise babasını tedavi için götürdükleri hastanelerden sonuç alamadıklarını ve şehir hastanesindeki tedavilerle babasının hayata tutunduğunu anlatarak, şunları anlattı:
“Babama, iç organlarına kadar yayılan mide kanserinin tedavisinin olmadığını, 3 ay kadar ömrünün kaldığını, eve götürmemizi söylediler. ‘Başka yere götürseniz de sonuç değişmez’ denildi. Uzun araştırmalar sonucu Dr. Sakarya’yı buldum ve babamı Erzurum’a getirdik. Hamdi hocam babamı ameliyat etti, ameliyat sonrası verem hastalığı da çıktı. Yoğun bakım süreci çok yıprattı ve sonunda babam hastalıklarından kurtuldu, taburcu edildi. Babamın durumu gayet iyi, Hamdi hocam ve ekibine, Sağlık Bakanlığına, hastane çalışanlarına müteşekkiriz.”
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin geçen ay Menemen Seyrek’te hizmete aldığı Türkiye’nin en modern ve kapsamlı sahipsiz hayvan hastanesi can dostlara şifa dağıtıyor. Bir yerel yönetim tarafından ilk defa hayata geçirilen, içinde yoğun bakım ve yatan hasta üniteleri bulunan Seyrek Sahipsiz Hayvan Hastanesi’nde 24 saat uzman veteriner hekim kadrosu ile cerrahi operasyonlar yapılıyor. Hastanede yer alan yoğun bakım ünitesi, modern teşhis ve tedavi cihazları ve tam donanımlı laboratuvarı ile sokak hayvanları modern tedavi imkanı ile buluşuyor.
EN ZORLU AMELİYATLAR BAŞARIYLA YAPILIYOR
Ocak ayında hizmete giren hastanede 107’si köpek, 7’si kedi, 4’ü de kuş, güvercin ve tavşan olmak üzere 118 hasta hayvanı tedavi altına aldıklarını anlatan Veteriner Hekim Oğuz Emre Özlülerden, “İlk muayeneden sonra teşhisi koyuyor ve gerekli tedavi için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz. Çiğli Belediyesi’nden hastanemize getirilen 50-55 kilogram civarında bir kangal köpeğin ameliyatını başarıyla yaptık. Dirsek ekleminde çıkık ayrıca kaval kemiğinde de açık kırık vardı. Bu kiloya sahip bir köpeğin ameliyatı zorlu olur. Ameliyat sonrasındaki süreç de meşakkatli olur. Biz kaval kemiğine plaka yönetimi ile operasyon yaptık. Çıkan dirsek eklemini de açık redüksiyon yöntemi dediğimiz müdahale ile yerine oturttuk. Ardından burayı atele aldık ve stabil hale getirdik. Yaklaşık 3 buçuk saatlik bir ameliyattı. Başarıyla tamamladık” diye konuştu.
ÖLECEĞİ DÜŞÜNÜLEN CAN DOSTLAR SAĞLIĞINA KAVUŞTU
Öleceği düşünülen zor durumdaki can dostu sağlığına kavuşturduklarının altını çizen Özlülerden, “Hastanemize getirilen ve durumu ne kadar kritik olursa olsun her hasta için ekstra çaba gösteriyoruz. Tüm ekip arkadaşlarımız elinden gelenin fazlasını yapıyor. Emek verince bunun da karşılığını alıyoruz. Tedavi ettiğimiz canların yürüyerek, koşarak yaşadıkları bölgelere kavuştuklarını görmek bizi mutlu ediyor. Umarım daha çok cana dokunup, daha çok hastamızı iyileştirebiliriz” dedi.
YOĞUN BAKIM ÜNİTELERİNDE ÖZEL BAKIM
Hastanede aynı zamanda kedi ve köpeklere özel kafeslerde yoğun bakım hizmeti de sunuluyor. Ameliyattan sonra hastaları yoğun bakım ünitesinde tuttuklarını vurgulayan Veteriner Hekim Oğuz Emre Özlülerden, “Anesteziye alınan hayvanlar kış aylarında uyanmakta güçlük çekebilirler. Yoğun bakım ünitelerinde nem, sıcaklık oranını ayarlayabiliyoruz. Bu da hastalarımız açısından doğabilecek riskleri ortadan kaldırıyor. Durumu stabil hale gelen hastalarımızı müşahede kafeslerimize alıp tedavimize orada devam ediyoruz” diye konuştu.
TAM TEŞEKKÜLLÜ HAYVAN HASTANESİ
Yaklaşık 600 metrekare kapalı alana sahip olan hastanede, haftanın 7 günü 24 saat sahipsiz hayvanların bakım, tedavi ve rehabilitasyonu yapılıyor. Kapalı devre gaz anestezi cihazından tam otomatik operasyon masalarına kadar her türlü donanımın bulunduğu Cerrahi Müdahale Ünitesi’nde birçok komplike cerrahi operasyon yapılabiliyor. Renkli doppler ultrason cihazı ve yoğun bakım ünitelerinin yer aldığı Dahili Vakalara Müdahale Ünitesi hızlı teşhis ve müdahale imkanı sunuyor. Kavitron cihazlarının yer aldığı Diş Tedavi Ünitesi ile sokak hayvanlarına ağız sağlığı hizmeti veriliyor. Tesis içerisinde sahipsiz hayvanların ikamet etmesine olanak sunan padokların yanında Türkiye’nin en düzenli sahipli pet hayvanı gömü alanı da bulunuyor.
]]>İSTANBUL İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, İstanbul’da üst solunum yolu enfeksiyonları ve yoğun bakım doluluk durumuyla ilgili son durumu anlattı. Prof. Dr. Memişoğlu, İstanbul’daki hastanelerde yoğun bakım doluluk oranlarının yüzde 70 ila 80’ler arasında seyrettiğini, mevsimsel grip, RSV ve Kovid 19 başta olmak üzere viral enfeksiyonlar nedeniyle meydana gelen üst solunum yolu şikayetlerinin yoğunlukta olduğunu, influenza hastalarının daha ağırlıkta olduğunu söyledi. Yoğun bakımlarda viral enfeksiyonlara bağlı hastalardan çok, dolaşım bozuklukları, diyabet, kanser gibi kronik hastaların yattığına da dikkat çeken Memişoğlu, “Mevsimsel salgınlardan çok, bu hastalıklardan çekinin” mesajı verdi.
Kış mevsimi ile birlikte pek çok virüsün dolaşıma girmesiyle artan viral salgınlar, hem acillerde hem de yoğun bakımlarda hasta artışına neden olsa da bu durumun beklenen mevsimsel bir artış olduğunu söyleyen İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, “Geçen senelerden farklı bir sayı var mı derseniz, çok anlamlı bir farklılığımız yok. Klinik süreçler belki biraz farklı olabilir. Biraz daha uzun sürüyor olabilir hastalığın belirtileri. Kovid ile kıyaslayanlar var; bunun kıyaslanması mümkün değil. Çünkü bu, mevsimsel bir artış, beklediğimiz bir durum. Kovid mevsimsel bir salgın değildi. 2019-2020-2021 senelerinde aralıksız bir salgın şeklinde sürdü” dedi. İstanbul’daki yoğun bakım doluluk oranlarının yüzde 70 ila 80’ler civarında seyrettiğini söyleyen Prof. Dr. Memişoğlu, damar tıkanıklığı, kalp hastalığı ya da inme gibi dolaşım sistemi bozukluğu olan hasta sayısının, üst solunum yolu enfeksiyonu hastalarından daha fazla olduğunu kaydetti.
“HER YIL YAŞADIĞIMIZ MEVSİMSEL YOĞUNLUK”
Aslında her yıl Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat aylarının üst solunum yolu enfeksiyonu mevsimi olarak geçtiğine dikkat çeken Prof. Dr. Memişoğlu, “Kapalı ortamlarda daha çok bulunmaya bağlı olarak ağırlıkla influenza dediğimiz grip virüsüne bağlı enfeksiyonlarda mevsimsel artışların olduğu, rutin olarak yaşadığımız bir dönem. Yüzyıllardır da böyle bu aslında. Yoğun bakımlarımızı yatak sayısı ve nüfusa oranladığımız zaman Avrupa ve OECD’nin çok üstünde bir kapasiteye sahibiz. Burada yatan hastalar sadece üst solunum yolu enfeksiyonları değil; inme hastaları, ameliyat sonrası hastalar, düşkün hastalar, ağır şeker hastaları ya da koma halindeki her hastaya burada bakıyoruz. Diğer hastalıklar da var tabii. Onun için de yoğun bakım yataklarımızda ortalama yüzde 70 ila 80 arası doluluk oluyor bu mevsimlerde. Yaz dönemlerinde daha düşük oluyor bu oranlar” diye konuştu.
“DOLAŞIM HASTALIKLARI GRİPTEN DAHA TEHLİKELİ”
Dolaşım hastalıklarının üst solunum yolu enfeksiyonu ya da bulaşıcı hastalıklardan çok daha fazla ölüme sebebiyet verdiğini belirten Prof. Dr. Memişoğlu, şunları söyledi: “Damar hastalığı der bazıları, bazıları dolaşım hastalığı der; bugün inmeye, kalp krizine baktığımızda, bu hastalıklardaki ölüm oranları, viral enfeksiyonlara bağlı üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı ölüm oranlarından çok daha yüksektir. Şu anda yoğun bakımlarımızda solunum yolu hastalıklarından daha fazla, bu tür hastaların takip edildiğini, bunların sayısının daha yüksek olduğunu görüyoruz. İnsanlar tabii ki kendilerini bulaşıcı hastalıklardan korumalı. Ama gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerdeki en büyük sorun, dolaşım hastalıkları, inme, kalp krizi, diyabet gibi hastalıklar ve bunlar bir de genç iş gücü sahibi insanlarda çok daha riskli bir haline geliyor.”
“ACİLE DEĞİL, AİLE HEKİMLERİNİZE GİDİN”
“İnsanlarımızın hasta olmaması için de önlemler alması lazım” diyen Prof. Dr. Memişoğlu, sözlerini şu uyarılarda bulunarak bitirdi: “Kendini kötü hissettiği zaman maske kullanmasını tavsiye ediyoruz. Kapalı ortamlara girdiklerinde daha dikkatli olmasını, kırgınlık varsa ya da yaşlı, kronik hastalıkları, ek hastalıkları varsa; kapalı, kalabalık ortamlara girmemesini, girmek zorunda kalırsa da maske kullanmasını özellikle istiyoruz. Kırgınlığı, hafif ateşi olan, solunum yolu enfeksiyonu belirtileri yaşayan hastalarımızda erken aşamada tedavi verdiğimizde etkili olabiliyoruz. Bu nedenle bu vatandaşlarımız, kendilerine en yakın olan aile hekimlerine gitmeli bu tip durumlarda. Özellikle yaşlı ya da yandaş hastalığı olanların, aile hekimlerine gitmesi çok daha önemli. Çünkü erken dönemde çok daha rahat tedavi alabilirler ve hastalığı daha hafif geçirebilirler. Kalabalık olan acillere gitmektense kendi aile hekimlerine gitmeleri çok daha etkili. Ayrıca acillerde her zaman, kalp krizi, trafik kazası ya da travma hastalarına her zaman öncelik verilmek zorunda. Ondan sonra grip vb. hastalara bakılır. O kalabalık ortamda bir süre beklemek zorunda kalırsınız. Mevsimsel yoğunluğumuz bizim bahsettiğimiz Kasım, Aralık, Ocak Şubat aylarında olduğu için önümüzdeki haftalarda yavaş yavaş düşme eğilimine gireceğini düşünüyoruz. Mart’a kadar devam edip, bu mevsimden sonra da artık yoğunluk, alerjik hastalıklara yönelik olacak.”
]]>AKDENİZ Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi’ne solunum yolu enfeksiyonu şikayetiyle başvuran günlük ortalama hasta sayısı, son 1 ayda yüzde 80 arttı. Yoğun bakım ünitesindeki yoğunluğun kış aylarında arttığını söyleyen Prof. Dr. Melike Cengiz, “Covid farklı varyantlarla halen devam ediyor. Hangi virüsle enfekte olursa olsun burada genel zatürre tedavisi yapıyoruz” dedi.
Türkiye’de kış aylarının gelmesiyle birlikte solunum yolları enfeksiyonlarında artış yaşanıyor. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi’nde erişkin bölümüne son 1 ayda solunum yolu enfeksiyonu şikayetiyle gelen günlük ortalama hasta sayısı yüzde 70-80 oranında arttı. Çocuk Acil Servisi’ne üst solunum yolu enfeksiyonu şikayetiyle gelen hasta sayısındaki artış yüzde 50’ye, alt solunum yolu enfeksiyonu şikayeti ise yüzde 30’a dayandı. Acil servise başvuran günlük yaklaşık 140 hastanın, örnek alınan yüzde 7-8’inin Covid test sonucu pozitif çıktı. Üst solunum yolu enfeksiyonu ilerleyen hastaların alt solunum yolu hastalıklarına çevrilmesiyle birlikte yoğun bakım ünitelerinde yoğunluk yaşanmaya başladı. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi’ne giren DHA ekibi, buradaki hasta yoğunluğunu kayıt altına aldı.
YOĞUN BAKIMDA 65 YAŞ ÜZERİ KRONİK HASTALAR
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melike Cengiz, yılın 12 ayı boyunca yoğun bakım ünitelerinin dolu olduğunu belirterek, kış aylarında yoğunluğun arttığını anlattı. Yoğun bakım ünitesine genellikle solunum yetmezliği şikayeti ilerleyen hastaları aldıklarını söyleyen Prof. Dr. Melike Cengiz, “İnfluenza, Covid veya Rinovirüs gibi tipi ne olursa olsun çok sık bulunan virüsler şu an izole ediliyor. Bunlar genellikle basit enfeksiyon olarak atlatılabiliyor. Hastalar tedavilerle evlerine gönderiliyor ama özellikle bağışıklık sistemiyle ilgili sorunu olanlarda, diyabet ve kanser hastalarında, 1 yaşının altındaki çocuklarda, 65 yaş üzeri bireylerde ya da bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçları kullanan kişilerde gribal enfeksiyonlar hafif atlatılamayabiliyor. Bu kişilerde alt solunum yollarını virüsün etkilemesi nedeniyle solunum yetmezliği ya da halk arasında bilinen zatürre meydana gelebiliyor. Eğer kandaki oksijen basıncı çok düşecek olursa, bu hastalara ek oksijen tedavileri ve daha da olmazsa solunum cihazında kullanılan tedavileri uygulamamız gerekiyor. Bunları da yoğun bakımlarda yapıyoruz. Nadiren gençlerde de görülüyor fakat genellikle 65 yaş üzeri bireylerde ya da sahip oldukları hastalıklar veya kullandıkları ilaçlara bağlı risk grubunu oluşturan kişilerde yoğun bakım ihtiyacı daha fazla” dedi.
MASKE KULLANIMI VE HİJYENE DİKKAT
Bu dönemde maske takmanın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Melike Cengiz, “Özellikle zatürreler için şu dönemde maske takmak çok önemli. Hem kendimizi korumak için hem de gripsek etrafımızdaki insanları koruyabilmek için çok önemli. Kapalı alanlarda çok fazla durmamaya özen göstermeliyiz. Kapalı alanda duruyorsak, bu alanların sık sık havalandırılması önemli. Tabii ki el hijyeni yine önemli. Grip olma ihtimali olan kişilerde mesafeyi korumamız gerekiyor. Bunun dışında genel vücut izi hijyeni de önem taşıyor” diye konuştu.
‘GENEL ZATÜRRE TEDAVİSİ YAPIYORUZ’
Yoğun bakımda sadece Covid hastalarının olmadığını belirten Prof. Dr. Melike Cengiz, “Covid dışında farklı virüsler de izole edilebiliyor. Sonuçta Covid farklı varyantlarla halen devam ediyor. Rutin olarak her hastaya virüs tipiyle enfekte olduğuyla ilgili eskisi gibi test yapılamıyor. Dolayısıyla bize yatan hastalara bir test yapıldıysa bununla ilgili olup olmadığını öğrenebiliyoruz. Yapılmadıysa da zaten tedavisinde çok büyük değişiklik yok. Hangi virüsle enfekte olursa olsun burada genel zatürre tedavisi yapıyoruz. Solunum yetmezliğinin ağırlığına göre de hastalığı tedavi ediyoruz” dedi.
‘HASTA YAKINLARININ RİSKLİ GRUBA YAKLAŞMAMALARI GEREKİYOR’
Risk grubunda olanların muhakkak kendisini korumaya çalışması gerektiğini belirten Prof. Dr. Cengiz, “Yaşlılarımıza dikkat etmemiz lazım. Diyabet hastaları, kanser hastalarının mümkün olduğunca toplu alanlara çıkmaması ya da bu kişilerin hasta olan yakınlarının bu riskli grupların yanına hasta oldukları süre içerisinde yaklaşmamaları lazım. Çünkü sonuçta hayatı tehdit eden bir hale gelebiliyor ve hastaları kaybedebiliyoruz. Özellikle bu kış dönemi geçene kadar bu konuda dikkatli olunmasını rica ediyoruz. Riskli grubun evinden sürekli maskeyle çıkmasını tavsiye ediyoruz. Riskli gruba sahip olan yakınları olan kişilerin de yakınlarının yanına maskeyle girmesini tavsiye ediyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Ankara Şehir Hastanesi’nde yoğun bakım yüzde 90 dolu
TÜRKİYE’nin en büyük hastanelerinden Ankara Şehir Hastanesi’nde son dönemde artan viral salgın hastalıklar nedeniyle yoğun bakımlarda doluluk oranı yüzde 90’a ulaştı. Hastanenin Yoğun Bakım Sorumlusu Prof. Dr. Sema Turan, 250 yataktan oluşan genel yoğun bakımda doluluk oranının yüzde 90 seviyesinde olduğunu söyleyerek, “Çoklu viral etkenlerle mücadele ediyoruz. Aynı anda hem influenza pozitifliği, hem Covid-19 pozitifliği olan hastalarımız var” dedi.
Ankara Şehir Hastanesi Yoğun Bakım Sorumlusu Prof. Dr. Sema Turan, kış döneminde artan viral salgın hastalıklarla mücadele ettiklerini söyledi. Prof. Dr. Turan, “Özellikle viral enfeksiyonları ek hastalığı olan bireyler geçirdiğinde yoğun bakım ihtiyaçları özellikle oluyor. Biz de onlara hizmet vermeye devam ediyoruz. Acil servislerimize çok sayıda viral enfeksiyonlu hasta geliyor. Üst solunum yolu enfeksiyonu oluyor çoğunlukla. Bu, mevcut hastalık özellikle birey yaşlıysa ya da ek hastalığı varsa onları daha ağır etkiliyor. O durumda da yoğun bakım ihtiyacı duyabiliyorlar. Şu anda aslında diğer Covid-19 salgın döneminden farklı olarak ileri yaş grubunda viral enfeksiyonlar ağır seyrediyor. Tek başına bir viral enfeksiyondan bahsetmek doğru olmaz. Çünkü şu anda yaygın olarak aslında influenzayı görüyoruz, RSV’yi görüyoruz. Yine Covid-19’u da beraberinde görebiliyoruz. Aslında çoklu viral etkenlerle mücadele ediyoruz. Aynı anda hem influenza pozitifliği, hem Covid-19 pozitifliği olan hastalarımız var. Gelen 10 hastamızdan 1 ya da 2 hastamızda durum bu şekilde gerçekleşiyor. Tek başına değil, 2’li halde karşımıza gelebiliyorlar. Tabloyu bazen Covid-19 kötüleştiriyor, bazen de influenza kötüleştiriyor. Ama altta yatan hastalık burada çok önemli bir belirleyici. Diyelim ki hasta KOAH’lı ya da kalp yetmezlikli ya da kontrolsüz bir diyabeti var, bu grupta tablo daha ağır seyredebiliyor” diye konuştu.
‘HIZLI BİR TEMPODA ÇALIŞIYORUZ’
Prof. Dr. Turan, her yıl ocak- şubat- mart aylarında yoğun bakım hasta sayısının arttığını ifade ederek şöyle konuştu:
“Bu dönemde pandemi öncesi viral enfeksiyonlarda yaşadığımız durumu yaşıyoruz. Evet; sayılar arttı ama mevcut yataklarımızla bu hastalara hizmet verebilir durumdayız. Biz Covid-19 durumunda var olan yatak sayımızı özellikle yoğun bakım adına çok arttırmıştık. Onlar pandemi döneminin izleriydi. Ama şu anda eski kış aylarında yaşadığımız durumu yaşıyoruz. Kış ayları enfeksiyonların yaygın olduğu aylar. Bu aylarda yoğun bakıma ihtiyaç duyan hastalar olabilir. Sonbahara göre yüzde 50’den fazla artış söz konusu yoğun bakımlarda. Çünkü sonbahar aylarında aslında etkenler kendini göstermeye başlar; ama kış aylarına girdiğimizde havaların soğumasıyla birlikte kapalı alanlarda geçirilen vakitler, bireylerin birbirine çok yakın teması hastalığı bulaştırıyor. Şu an bizim genel yoğun bakıma adına 250 yoğun bakım yatağımız var. Yoğun bakımlarımız yüzde 85-90 oranında dolu zaten. İyileşen hastalarımızı gönderiyoruz. İhtiyaç duyanları alıyoruz. Böyle bir hızlı tempoda çalışıyoruz. Ayrıca bu dönemde Covid-19 halen yaşlı hastalarımızı olumsuz etkilemeye devam ediyor. Eğer Covid-19 PCR pozitifse ve akciğer tutulumu varsa bu hastalar yoğun bakım ihtiyacı duyuyorlar. Nadir de olsa Covid-19 virüsüne bağlı olarak genç hastalarımızın yatışı da olabiliyor.”
]]>Son aylarda maske kullananların sayısında görülen artış ve klasik kış gribinden daha ağır atlatılan hastalıkların sık yaşanması, hastanelere başvurularda ciddi bir yoğunluğun oluşmasına neden oldu.
Yoğun bakım doluluğunun arttığı hastanelerden birisi olan Ankara Şehir Hastanesi Yoğun Bakım Sorumlusu Prof. Dr. Sema Turan, “Çoklu viral etkenlerle mücadele ediyoruz. Aynı anda hem influenza pozitifliği, hem Covid-19 pozitifliği olan hastalarımız var.” dedi.
“TEK BAŞINA BİR VİRAL ENFEKSİYON YOK”
Turan, “Özellikle viral enfeksiyonları ek hastalığı olan bireyler geçirdiğinde yoğun bakım ihtiyaçları özellikle oluyor. Biz de onlara hizmet vermeye devam ediyoruz. Acil servislerimize çok sayıda viral enfeksiyonlu hasta geliyor. Üst solunum yolu enfeksiyonu oluyor çoğunlukla. Bu, mevcut hastalık özellikle birey yaşlıysa ya da ek hastalığı varsa onları daha ağır etkiliyor. O durumda da yoğun bakım ihtiyacı duyabiliyorlar. Şu anda aslında diğer Covid-19 salgın döneminden farklı olarak ileri yaş grubunda viral enfeksiyonlar ağır seyrediyor. Tek başına bir viral enfeksiyondan bahsetmek doğru olmaz. Çünkü şu anda yaygın olarak aslında influenzayı görüyoruz, RSV’yi görüyoruz. Yine Covid-19’u da beraberinde görebiliyoruz.
HEM INFLUENZA HEM RSV GÖRÜLÜYOR
Aslında çoklu viral etkenlerle mücadele ediyoruz. Aynı anda hem influenza pozitifliği, hem Covid-19 pozitifliği olan hastalarımız var. Gelen 10 hastamızdan 1 ya da 2 hastamızda durum bu şekilde gerçekleşiyor. Tek başına değil, 2’li halde karşımıza gelebiliyorlar. Tabloyu bazen Covid-19 kötüleştiriyor, bazen de influenza kötüleştiriyor. Ama altta yatan hastalık burada çok önemli bir belirleyici. Diyelim ki hasta KOAH’lı ya da kalp yetmezlikli ya da kontrolsüz bir diyabeti var, bu grupta tablo daha ağır seyredebiliyor” diye konuştu.
KAPALI ALAN HASTALIKLARI YAYIYOR
Prof. Dr. Turan, her yıl ocak- şubat- mart aylarında yoğun bakım hasta sayısının arttığını ifade ederek şöyle konuştu:
“Bu dönemde pandemi öncesi viral enfeksiyonlarda yaşadığımız durumu yaşıyoruz. Evet; sayılar arttı ama mevcut yataklarımızla bu hastalara hizmet verebilir durumdayız. Biz Covid-19 durumunda var olan yatak sayımızı özellikle yoğun bakım adına çok arttırmıştık. Onlar pandemi döneminin izleriydi. Ama şu anda eski kış aylarında yaşadığımız durumu yaşıyoruz.
Kış ayları enfeksiyonların yaygın olduğu aylar. Bu aylarda yoğun bakıma ihtiyaç duyan hastalar olabilir. Sonbahara göre yüzde 50’den fazla artış söz konusu yoğun bakımlarda. Çünkü sonbahar aylarında aslında etkenler kendini göstermeye başlar; ama kış aylarına girdiğimizde havaların soğumasıyla birlikte kapalı alanlarda geçirilen vakitler, bireylerin birbirine çok yakın teması hastalığı bulaştırıyor. Şu an bizim genel yoğun bakıma adına 250 yoğun bakım yatağımız var. Yoğun bakımlarımız yüzde 85-90 oranında dolu zaten. İyileşen hastalarımızı gönderiyoruz. İhtiyaç duyanları alıyoruz. Böyle bir hızlı tempoda çalışıyoruz. Ayrıca bu dönemde Covid-19 halen yaşlı hastalarımızı olumsuz etkilemeye devam ediyor. Eğer Covid-19 PCR pozitifse ve akciğer tutulumu varsa bu hastalar yoğun bakım ihtiyacı duyuyorlar. Nadir de olsa Covid-19 virüsüne bağlı olarak genç hastalarımızın yatışı da olabiliyor.”
]]>Artan viral enfeksiyonlar ve çok çeşitli virüslerin dolaşımda olması nedeniyle yoğun bakımlarda doluluk sorunu yaşanıyor. Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Tuğhan Utku, doluluk oranlarının yüzde 100’ü bulduğunu kaydederek, planlı ameliyatların da bu nedenle ertelendiği ya da iptal edilmek zorunda kalındığı yönünde sahadaki meslektaşlarından geri bildirimler aldıklarını söyledi. Prof. Dr. Utku, “Şu anda özellikle İstanbul’da çok daha belirgin olmak üzere Türkiye’nin genelinde yoğun bakım yatakları dolu olduğunu sahadan öğreniyoruz. Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlükleri bu konuda aksiyon almış durumdalar. Geçen hafta İstanbul’da yoğun bakımlar tek tek gezilerek mevcut olan durum tespiti yapıldı ve boş yatak durumu, mevcut olan hastaların profili ele alındı. Bu mevsimde yoğun bakım talepleri her zaman artar. Ama bu yıl biraz fazlaca bir baskı hissettik hasta sayısı itibariyle. Yoğun bakımlarda kabaca yüzde 65-70 civarında seyreder doluluklar olağan dönemlerde. Şu anda bu oranın yüzde 100’ler civarında olduğunu öngörüyoruz” dedi.
“KOVİD DÖNEMİNDEKİ GİBİ YENİ YATAKLAR AÇILIYOR”
Yoğun bakımlarda kullanılabilir yatak uygunluğu olmayınca ameliyat sonrası mutlaka yoğun bakım takibi gereken hastalar için planlanan büyük ameliyatların da ya ertelenmesi ya da iptal edilmesinin sözkonusu olduğunu belirten Prof. Dr. Utku, şunları söyledi: “Mesela Kovid dönemindeki gibi yeniden yoğun bakım yatak sayılarının artırılmaya başlandığını duyuyoruz. Örneğin sabit 40 yoğun bakım yatağı olan bir merkez, bu olağanüstü durumda 20-30 yatak daha açalım, ihtiyacı karşılayalım şeklinde bir uygulamaya var. Karşılaştığımız viral enfeksiyonlar bir kokteyl gibi geliyor karşımıza. Tek başına Kovid olan da var, influenza olanlar da, farklı virüsler de ya da bunların birarada olduğu hasta grupları da var; ama gerçekten çok alışmadığımız bulgularla seyreden ya da alıştığımız bulguların sıralamasının değiştiği, bazılarının çok baskın olduğu farklı farklı enfeksiyon tipleriyle karşılaşıyoruz.”
“YOĞUN BAKIMLAR AÇISINDAN EN BÜYÜK SORUN YARATAN ZATÜRRELER”
Bu yıl yaşanan bu durumda havaların çok yumuşak gitmesinin de etkisi olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Utku, pandemi döneminin de etkisine değinerek, “Çok soğuk havalarda bizim kendi aldığımız önlemler, topluluk içinde olma rollerimiz azalıyor. Havalar biraz daha sıcak olunca çok daha yakın, serbest davranabiliyoruz. Özellikle pnömoni-zatürre ile kendini gösteren bir enfeksiyon karışımıyla karşı karşıya kalıyoruz. Yoğun bakımlar açısından en büyük sorun yaratan zatürreler. Nefes almada zorlanmalar, yoğun öksürük, ateş, halsizlikle seyreden tipik olarak zatürre gibi seyreden hasta grupları yoğun bakıma geliyor. Bizlerin olağan bağışıklık yapısı Kovid döneminde bozuldu. Çünkü bizi 2-3 yıl boyunca sahadaydık ama, vatandaşımızın sağlık durumu sanki hiç hastalıklarla karşılaşmamış hale döndü; sanki çocukluk safhasına dönmüş gibi oldu. Sınırda yaşta olanlar yani ya çok küçükler ya da çok yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ciddi anlamda etkilendi ve pandemiye girişleriyle çıkışları arasında çok ciddi bir sağlık durum farkı oluştu. İşte tam da bu hasta grubu şu dönemde hedef olan hasta grubu.” dedi.
“YATAK SAYISI YETERLİ AMA KULLANIMI VERİMLİ DEĞİL”
Yoğun bakımların akut ve ciddi sağlık sorunları olan kritik hastalara hızla tedavi verilmesi gereken yerler olduğuna da işaret eden Prof. Dr. Utku, Türkiye’deki en büyük sorunun yoğun bakımların gerçek yoğun bakım hastaları için efektif olarak kullanılamaması olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Utku, “Türkiye yoğun bakımlar konusunda en şanslı ülkelerden biri. 100 bin nüfus başına düşen yoğun bakım yatağı 40 civarında olup dünyadaki en iyi oranlardan biri bu; ama bu kadar ciddi anlamda yoğun bakım yatak sayısına rağmen böyle bir sıkıntı yaşanıyor olmasının temel kaynaklarından biri de hem ciddi anlamda yaşlı hastamızda artış var; hem de onkolojik hasta grubunda bir artış var. Bu iki grubu bir araya koyduğunuzda zaten kapasitenin neredeyse yarısı kadarı işgal edilmiş oluyor” diye konuştu.
“YÜZDE 20’Sİ GERÇEK YOĞUN BAKIM HASTASI DEĞİL”
Türk Yoğun Bakım Derneği olarak bu konuda bir çalışma yürüttüklerini de belirten Prof. Dr. Utku, sözlerini şöyle noktaladı: “Verileri değerlendirme aşamasındayız ama şöyle bir ön değerlendirme yaptığımızda, Türkiye’de yüzde 20-30 oranında hemen bütün hastanelerde bütün yoğun bakım ünitelerinde aslında yoğun bakımda yatmaması gereken, başka alanlarda tedavileri yürütülmesi gereken hastalar gibi değerlendirilebilir. 36-38 bin civarında bir yataktan bahsettiğimizde, bunun yüzde 20’si binlerce yatak demek. Oysa şu an bizim ihtiyacımızı çözecek yatak sayısının üstünde bir sayıdan bahsediyoruz. Bu hastaların dertlerine derman olacak farklı yapılanmalar yok. Belki palyatif üniteleri, yine yabancı ülkelerde olan ara yoğun bakımlar gibi ya da hospis gibi, yani kendi başına hayatını sürdüremeyecek ama akut tedaviye de ihtiyacı olmayan hastaların bakılabildiği üniteler yaygınlaşabilirse, yoğun bakımların üzerindeki bu yük kalkıp, yoğun bakım yataklarını gerçekten hak eden hastalara kullanmak olanaklı olabilir “
]]>Artan viral enfeksiyonlar ve çok çeşitli virüslerin dolaşımda olması nedeniyle yoğun bakımlarda doluluk sorunu yaşanıyor. Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Tuğhan Utku, doluluk oranlarının yüzde 100’ü bulduğunu kaydederek, planlı ameliyatların da bu nedenle ertelendiği ya da iptal edilmek zorunda kalındığı yönünde sahadaki meslektaşlarından geri bildirimler aldıklarını söyledi. Prof. Dr. Utku, “Şu anda özellikle İstanbul’da çok daha belirgin olmak üzere Türkiye’nin genelinde yoğun bakım yatakları dolu olduğunu sahadan öğreniyoruz. Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlükleri bu konuda aksiyon almış durumdalar. Geçen hafta İstanbul’da yoğun bakımlar tek tek gezilerek mevcut olan durum tespiti yapıldı ve boş yatak durumu, mevcut olan hastaların profili ele alındı. Bu mevsimde yoğun bakım talepleri her zaman artar. Ama bu yıl biraz fazlaca bir baskı hissettik hasta sayısı itibariyle. Yoğun bakımlarda kabaca yüzde 65-70 civarında seyreder doluluklar olağan dönemlerde. Şu anda bu oranın yüzde 100’ler civarında olduğunu öngörüyoruz” dedi.
“KOVİD DÖNEMİNDEKİ GİBİ YENİ YATAKLAR AÇILIYOR”
Yoğun bakımlarda kullanılabilir yatak uygunluğu olmayınca ameliyat sonrası mutlaka yoğun bakım takibi gereken hastalar için planlanan büyük ameliyatların da ya ertelenmesi ya da iptal edilmesinin sözkonusu olduğunu belirten Prof. Dr. Utku, şunları söyledi: “Mesela Kovid dönemindeki gibi yeniden yoğun bakım yatak sayılarının artırılmaya başlandığını duyuyoruz. Örneğin sabit 40 yoğun bakım yatağı olan bir merkez, bu olağanüstü durumda 20-30 yatak daha açalım, ihtiyacı karşılayalım şeklinde bir uygulamaya var. Karşılaştığımız viral enfeksiyonlar bir kokteyl gibi geliyor karşımıza. Tek başına Kovid olan da var, influenza olanlar da, farklı virüsler de ya da bunların birarada olduğu hasta grupları da var; ama gerçekten çok alışmadığımız bulgularla seyreden ya da alıştığımız bulguların sıralamasının değiştiği, bazılarının çok baskın olduğu farklı farklı enfeksiyon tipleriyle karşılaşıyoruz.”
“YOĞUN BAKIMLAR AÇISINDAN EN BÜYÜK SORUN YARATAN ZATÜRRELER”
Bu yıl yaşanan bu durumda havaların çok yumuşak gitmesinin de etkisi olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Utku, pandemi döneminin de etkisine değinerek, “Çok soğuk havalarda bizim kendi aldığımız önlemler, topluluk içinde olma rollerimiz azalıyor. Havalar biraz daha sıcak olunca çok daha yakın, serbest davranabiliyoruz. Özellikle pnömoni-zatürre ile kendini gösteren bir enfeksiyon karışımıyla karşı karşıya kalıyoruz. Yoğun bakımlar açısından en büyük sorun yaratan zatürreler. Nefes almada zorlanmalar, yoğun öksürük, ateş, halsizlikle seyreden tipik olarak zatürre gibi seyreden hasta grupları yoğun bakıma geliyor. Bizlerin olağan bağışıklık yapısı Kovid döneminde bozuldu. Çünkü bizi 2-3 yıl boyunca sahadaydık ama, vatandaşımızın sağlık durumu sanki hiç hastalıklarla karşılaşmamış hale döndü; sanki çocukluk safhasına dönmüş gibi oldu. Sınırda yaşta olanlar yani ya çok küçükler ya da çok yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ciddi anlamda etkilendi ve pandemiye girişleriyle çıkışları arasında çok ciddi bir sağlık durum farkı oluştu. İşte tam da bu hasta grubu şu dönemde hedef olan hasta grubu.” dedi.
“YATAK SAYISI YETERLİ AMA KULLANIMI VERİMLİ DEĞİL”
Yoğun bakımların akut ve ciddi sağlık sorunları olan kritik hastalara hızla tedavi verilmesi gereken yerler olduğuna da işaret eden Prof. Dr. Utku, Türkiye’deki en büyük sorunun yoğun bakımların gerçek yoğun bakım hastaları için efektif olarak kullanılamaması olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Utku, “Türkiye yoğun bakımlar konusunda en şanslı ülkelerden biri. 100 bin nüfus başına düşen yoğun bakım yatağı 40 civarında olup dünyadaki en iyi oranlardan biri bu; ama bu kadar ciddi anlamda yoğun bakım yatak sayısına rağmen böyle bir sıkıntı yaşanıyor olmasının temel kaynaklarından biri de hem ciddi anlamda yaşlı hastamızda artış var; hem de onkolojik hasta grubunda bir artış var. Bu iki grubu bir araya koyduğunuzda zaten kapasitenin neredeyse yarısı kadarı işgal edilmiş oluyor” diye konuştu.
‘YÜZDE 20’Sİ GERÇEK YOĞUN BAKIM HASTASI DEĞİL”
Türk Yoğun Bakım Derneği olarak bu konuda bir çalışma yürüttüklerini de belirten Prof. Dr. Utku, sözlerini şöyle noktaladı: “Verileri değerlendirme aşamasındayız ama şöyle bir ön değerlendirme yaptığımızda, Türkiye’de yüzde 20-30 oranında hemen bütün hastanelerde bütün yoğun bakım ünitelerinde aslında yoğun bakımda yatmaması gereken, başka alanlarda tedavileri yürütülmesi gereken hastalar gibi değerlendirilebilir. 36-38 bin civarında bir yataktan bahsettiğimizde, bunun yüzde 20’si binlerce yatak demek. Oysa şu an bizim ihtiyacımızı çözecek yatak sayısının üstünde bir sayıdan bahsediyoruz. Bu hastaların dertlerine derman olacak farklı yapılanmalar yok. Belki palyatif üniteleri, yine yabancı ülkelerde olan ara yoğun bakımlar gibi ya da hospis gibi, yani kendi başına hayatını sürdüremeyecek ama akut tedaviye de ihtiyacı olmayan hastaların bakılabildiği üniteler yaygınlaşabilirse, yoğun bakımların üzerindeki bu yük kalkıp, yoğun bakım yataklarını gerçekten hak eden hastalara kullanmak olanaklı olabilir “
]]>TÜRK Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Tuğhan Utku, bu yıl viral enfeksiyonlar nedeniyle yoğun bakımlara yatışlarda mevsim normallerinin üzerinde bir artış yaşandığını belirtti. Utku, “Bu mevsimde yoğun bakım talepleri her zaman artar. Ama bu yıl biraz fazlaca bir baskı hissettik hasta sayısı itibariyle. Yoğun bakımlarda kabaca yüzde 65-70 civarında seyreder doluluklar olağan dönemlerde. Şu anda bu oranın yüzde 100’ler civarında olduğunu öngörüyoruz” dedi.Utku, pandemi döneminin bağışıklık sistemini olumsuz etkilemesi, maske takmamak, çok sayıda virüsün dolaşımda olması gibi nedenlerin yoğunluğun artmasında etkili olduğuna da dikkat çekti. Gerçek yoğun bakım hastalarına yatak bulmakta sıkıntı yaşandığını da kaydeden Utku, planlı ameliyatların bu nedenle ertelenmek zorunda kalındığını vurguladı.
Artan viral enfeksiyonlar ve çok çeşitli virüslerin dolaşımda olması nedeniyle yoğun bakımlarda doluluk sorunu yaşanıyor. Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Tuğhan Utku, doluluk oranlarının yüzde 100’ü bulduğunu kaydederek, planlı ameliyatların da bu nedenle ertelendiği ya da iptal edilmek zorunda kalındığı yönünde sahadaki meslektaşlarından geri bildirimler aldıklarını söyledi. Prof. Dr. Utku, “Şu anda özellikle İstanbul’da çok daha belirgin olmak üzere Türkiye’nin genelinde yoğun bakım yatakları dolu olduğunu sahadan öğreniyoruz. Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlükleri bu konuda aksiyon almış durumdalar. Geçen hafta İstanbul’da yoğun bakımlar tek tek gezilerek mevcut olan durum tespiti yapıldı ve boş yatak durumu, mevcut olan hastaların profili ele alındı. Bu mevsimde yoğun bakım talepleri her zaman artar. Ama bu yıl biraz fazlaca bir baskı hissettik hasta sayısı itibariyle. Yoğun bakımlarda kabaca yüzde 65-70 civarında seyreder doluluklar olağan dönemlerde. Şu anda bu oranın yüzde 100’ler civarında olduğunu öngörüyoruz” dedi.
“KOVİD DÖNEMİNDEKİ GİBİ YENİ YATAKLAR AÇILIYOR”
Yoğun bakımlarda kullanılabilir yatak uygunluğu olmayınca ameliyat sonrası mutlaka yoğun bakım takibi gereken hastalar için planlanan büyük ameliyatların da ya ertelenmesi ya da iptal edilmesinin sözkonusu olduğunu belirten Prof. Dr. Utku, şunları söyledi: “Mesela Kovid dönemindeki gibi yeniden yoğun bakım yatak sayılarının artırılmaya başlandığını duyuyoruz. Örneğin sabit 40 yoğun bakım yatağı olan bir merkez, bu olağanüstü durumda 20-30 yatak daha açalım, ihtiyacı karşılayalım şeklinde bir uygulamaya var. Karşılaştığımız viral enfeksiyonlar bir kokteyl gibi geliyor karşımıza. Tek başına Kovid olan da var, influenza olanlar da, farklı virüsler de ya da bunların birarada olduğu hasta grupları da var; ama gerçekten çok alışmadığımız bulgularla seyreden ya da alıştığımız bulguların sıralamasının değiştiği, bazılarının çok baskın olduğu farklı farklı enfeksiyon tipleriyle karşılaşıyoruz.”
“YOĞUN BAKIMLAR AÇISINDAN EN BÜYÜK SORUN YARATAN ZATÜRRELER”
Bu yıl yaşanan bu durumda havaların çok yumuşak gitmesinin de etkisi olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Utku, pandemi döneminin de etkisine değinerek, “Çok soğuk havalarda bizim kendi aldığımız önlemler, topluluk içinde olma rollerimiz azalıyor. Havalar biraz daha sıcak olunca çok daha yakın, serbest davranabiliyoruz. Özellikle pnömoni-zatürre ile kendini gösteren bir enfeksiyon karışımıyla karşı karşıya kalıyoruz. Yoğun bakımlar açısından en büyük sorun yaratan zatürreler. Nefes almada zorlanmalar, yoğun öksürük, ateş, halsizlikle seyreden tipik olarak zatürre gibi seyreden hasta grupları yoğun bakıma geliyor. Bizlerin olağan bağışıklık yapısı Kovid döneminde bozuldu. Çünkü bizi 2-3 yıl boyunca sahadaydık ama, vatandaşımızın sağlık durumu sanki hiç hastalıklarla karşılaşmamış hale döndü; sanki çocukluk safhasına dönmüş gibi oldu. Sınırda yaşta olanlar yani ya çok küçükler ya da çok yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ciddi anlamda etkilendi ve pandemiye girişleriyle çıkışları arasında çok ciddi bir sağlık durum farkı oluştu. İşte tam da bu hasta grubu şu dönemde hedef olan hasta grubu.” dedi.
“YATAK SAYISI YETERLİ AMA KULLANIMI VERİMLİ DEĞİL”
Yoğun bakımların akut ve ciddi sağlık sorunları olan kritik hastalara hızla tedavi verilmesi gereken yerler olduğuna da işaret eden Prof. Dr. Utku, Türkiye’deki en büyük sorunun yoğun bakımların gerçek yoğun bakım hastaları için efektif olarak kullanılamaması olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Utku, “Türkiye yoğun bakımlar konusunda en şanslı ülkelerden biri. 100 bin nüfus başına düşen yoğun bakım yatağı 40 civarında olup dünyadaki en iyi oranlardan biri bu; ama bu kadar ciddi anlamda yoğun bakım yatak sayısına rağmen böyle bir sıkıntı yaşanıyor olmasının temel kaynaklarından biri de hem ciddi anlamda yaşlı hastamızda artış var; hem de onkolojik hasta grubunda bir artış var. Bu iki grubu bir araya koyduğunuzda zaten kapasitenin neredeyse yarısı kadarı işgal edilmiş oluyor” diye konuştu.
“YÜZDE 20’Sİ GERÇEK YOĞUN BAKIM HASTASI DEĞİL”
Türk Yoğun Bakım Derneği olarak bu konuda bir çalışma yürüttüklerini de belirten Prof. Dr. Utku, sözlerini şöyle noktaladı: “Verileri değerlendirme aşamasındayız ama şöyle bir ön değerlendirme yaptığımızda, Türkiye’de yüzde 20-30 oranında hemen bütün hastanelerde bütün yoğun bakım ünitelerinde aslında yoğun bakımda yatmaması gereken, başka alanlarda tedavileri yürütülmesi gereken hastalar gibi değerlendirilebilir. 36-38 bin civarında bir yataktan bahsettiğimizde, bunun yüzde 20’si binlerce yatak demek. Oysa şu an bizim ihtiyacımızı çözecek yatak sayısının üstünde bir sayıdan bahsediyoruz. Bu hastaların dertlerine derman olacak farklı yapılanmalar yok. Belki palyatif üniteleri, yine yabancı ülkelerde olan ara yoğun bakımlar gibi ya da hospis gibi, yani kendi başına hayatını sürdüremeyecek ama akut tedaviye de ihtiyacı olmayan hastaların bakılabildiği üniteler yaygınlaşabilirse, yoğun bakımların üzerindeki bu yük kalkıp, yoğun bakım yataklarını gerçekten hak eden hastalara kullanmak olanaklı olabilir “
]]>