Terör örgütü FETÖ’nün darbe girişimine engel olmak için amcası ve yeğenleriyle birlikte 15 Temmuz gecesi Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önüne giden 18 yaşındaki Rüstem Resul Perçin, Zırhlı Personel Taşıtı (ZPT) içerisinden açılan ateş sonucu ağır yaralandı. Yeğenini hastaneye götürmek isteyen amca Mustafa Perçin’e ise darbeci askerler tarafından izin verilmedi. Amca Perçin, bir süre sonra güçlükle alabildiği yeğenini Beştepe’deki Turgut Özal Hastanesine götürdü. FETÖ ile irtibatlı olan hastane yönetimi, doktor olmadığını bahane ederek ağır yaralı Perçin’i kabul etmedi ve başka hastaneye gidilmesini istedi. Gazi Hastanesine götürülen Rüstem Resul Perçin burada şehit oldu. O gece yaşananlarla ilgili konuşan baba Necip Perçin, oğlunun en büyük hayalinin asker olmak olduğunu söyledi.
“Vurulmadan önce sırtındaki Türk bayrağını göstermeye çalışmış”
Oğluna kasıtlı şekilde ateş açıldığını söyleyen baba Necip Perçin, “Oğlum o gün amcası, kardeşi ve iki yeğeni ile birlikte darbe girişimini protesto etmek için yola çıkmış. Yolda çok fazla trafik olduğu için araçlarından inmişler. O sırada açılan ateş sonucu da oğlum vurulmuş. Ben saldıranlara Türk askeri veya polisi demiyorum. Onlar üniforma giymiş teröristlerdir. Gerçek Türk askeri ve polisi, o üniformaya layık, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete, onun ilke ve inkılaplarına inanarak vatandaşını koruyandır. Oğlum orada şehit oldu. Vurulmadan önce sırtındaki Türk bayrağını göstermeye çalışmış. Kaburga boşluğundan bilerek ve isteyerek vurulmuş” dedi.
“Oğlumun cesedini gördüm, gözleri hafif aralıklıydı”
Oğlunun vurulduğu haberini sabaha karşı öğrendiğini dile getiren baba Perçin, “O gece rahatsızlandığım için uyuyordum. Sabaha karşı uyanmıştım. O ana kadar olanlardan haberim yoktu. Bana oğullarımdan Mahmut’un hafif yaralandığını, Rüstem’in ise ağır yaralı olduğunu söylediler. Ağıt sesleri vardı evde. Hastaneye gittiğimde hafif yaralanmış olan oğlumu gördüm. Üzerinde kanlar vardı ama durumu iyiydi, ayaktaydı. Ne olduğunu sorduğumda, ‘Bu ağabeyimin kanı’ dedi. Oradaki görevli bana, ‘Oğlun buraya geldiğinde ölmüştü’ dedi. Hastanenin morguna indik. Oradaki isimsiz cesetlerin olduğu kısma bakmak istedim. Bana o kısmın boş olduğunu söylediler. Orada oğlumun cesedini gördüm. Gözleri hafif aralıklıydı. Çenesinde bir yara vardı. O sırada bilincim gitmişti. Bir şeyler olmuş ama hatırlamıyorum, birileri bağırıyordu” diye konuştu.
“Benim çocuğum cenneti kazandı”
Ağır yaralı olan oğlunun götürüldüğü ilk hastaneye alınmadığını belirten baba Perçin, “Rüstem vurulduğunda amcası almak istemiş. Çocuğum yolun ortasında yatıyormuş. Amcasına, ‘Gelirsen seni de vururuz’ demişler. Kardeşim saldırganları bir şekilde ikna etmiş ve araçla hastaneye götürmüşler. O hastane FETÖ’ye aitmiş. Işıkları söndürmüşler, doktor olmadığını söylemişler. Kimseyi kabul etmeyip, başka hastaneye gitmelerini söylemişler. Erken müdahalenin ciddi sonuçlara yol açmayacağını herkes bilir. Oğlum yaşayabilirdi belki. Benim çocuğum cenneti kazandı. Buna eminim. Onlara da cehennem nasip olsun” ifadelerini kullandı.
“Asker olmak ve üniforma giymek istiyordu”
Vatanına bağlı evlatlar yetiştirdiğini söyleyen Perçin, “Benim ilk çocuğumdu. Hep en iyisi olmasını istedim. Olabildiği kadar imkan sunmak istedim. Çocuklarımızı da vatanına, milletine, dinine, imanına bağlı olarak yetiştirmeye çalıştık. Görevimi yapmaya çalışıp, çocuklarımı iyi bir şekilde helal lokmayla beslemeye çalıştım. Oğlum da askere gideceğini ve teskere bırakacağını söylüyordu. ‘Ben orada şehit olacağım’ diyordu. Asker olmak ve üniforma giymek istiyordu” dedi.
“Oğlum öldükten sonra rüyama gelmişti”
Şehit babası olmak hakkında da konuşan Perçin, “Oğlum için seviniyorum. O benim gidemeyeceğim bir yerde. Bunu hissediyorum. Şehitler, peygamberlere komşudur. Kendim içinse üzülüyorum. Onun olmayışıyla cezalandırılmış gibiyim. Oğlum öldükten sonra rüyama gelmişti. Öldükten sonra nereye gittiğini merak ediyordum, Allah’a dua ediyordum. Rüyamda onu görünce, ‘Allah sana rahmetiyle mi muamele etti yoksa gazabıyla mı?’ diye sordum. O da bana ‘Rahmetiyle muamele etti, orası çok güzel. Ben gidiyorum’ dedi. Bir daha da rüyama girmedi. O rüya beni rahatlattı” diye konuştu. – ANKARA
]]>Çekmeköy Reşadiye Mahallesi’nde kimliği henüz belirlenemeyen kişi ya da kişiler tarafından işkenceye maruz bırakılıp yaralanan sokak köpeğine vatandaşlar ve belediye ekipleri sahip çıktı. Gözlerinden ve vücudunun çeşitli noktalarından yara alan köpek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) veterinerlik hizmetleri ekiplerinin 1 ay süren tedavisi sonrası hayata yeniden tutundu. Vatandaşların “Lokum” ismini verdiği ve bir süre kendi imkanlarıyla baktığı yaralı köpeğin yeni yuvasının adresi Çekmeköy Belediyesi Crea Center yerleşkesi oldu. Yerleşkede özenle bakılan Lokum, rehabilite ve tedavi sürecini belediye gönüllüleri ile birlikte sürdürüyor. Crea Center Çekmeköy yerleşkesinde hayvansever vatandaşların temin ettiği kulübesinde yaşamına devam eden Lokum’un tüm bakımları Çekmeköy Belediyesi ekipleri tarafından gerçekleştiriliyor.
İnsanlara olan yaklaşımı ile belediye çalışanlarının ve vatandaşların sempatisini kazanan Lokum, merkezin maskotu haline geldi. Çevredeki sokak hayvanları ve insanlara karşı korkusu devam eden Lokum’un rehabilitasyon sürecinin tamamlanmasının ardından doğal ortamına bırakılması hedefleniyor.
BAŞKAN ÇERKEZ: “LOKUM BİZE EMANET”
Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez, “Lokum köpeğimizi eziyet ederek doğaya bırakmışlardı. Daha sonra hayvanseverler bizlere teslim etti. Bizler de burada onun tedavisini yaparak tekrar bakıma aldık. Bugünde yaşamı için evi gelecek. Daha sonra tamamıyla iyileştikten sonra da aldığımız yere bırakacağız. Lokum bize emanet” dedi.
“BU YAŞANAN OLAYIN TÜM BELEDİYELERE TÜM KAMU KURUMLARINA BİR ÖRNEK OLMASINI İSTİYORUM”
Yaralı köpek Lokum’un bakım ve tedavi süreçleri ile ilgilenen Çekmeköylü Hayvansever Meryem Canverdi ise yaşadıkları süreci şu sözlerle özetledi:
“Bir arkadaşım tarafından Reşadiye’de bulunuyor. Gözleri oyulmuş, vücudu hep yara bere içerisinde. Çekmeköy gönüllüleri olarak bana ulaştılar, birkaç arkadaşla birlikte hareket ederek İBB’ye aldırdık. Orada güzel bir operasyon geçirip gözü kurtarıldı. Yaşam alanı yaratmak istedik, tekrardan oraya dönemezdi. Çünkü orada alkol ve madde kullanan vatandaşlar var hayvanlara zarar verebilecek tarzda. O nedenle oraya koymak yerine bir alan bulmaya çalıştık. Ben 7 yıldır sokak hayvanlarına bakıyorum bu anlamda küçük bir alanım var. 3-4 arkadaş o köpeği biz oraya koyduk ve dönüşümlü baktık. Burası çok güzel bir alan geçici bir süreliğe koymuştum sonrasında ormana salacaktık güvenli alan olsun diye. Ama Lokum buranın maskotu oldu ve belediye başkanımız onu çok sevdi. Dolayısıyla artık burada yaşamını sürdürmek adına yeni bir hayata kavuştu. Bir insanoğlu zarar verdi, bizim gibi gönüllü insanlar yeniden bir hayat sundu. Artık burada mutlu bir şekilde yaşayacağını düşünüyoruz. Bu yaşanan olayın tüm belediyelere tüm kamu kurumlarına bir örnek olmasını istiyorum. Belediyelerin, kamu kurumlarının, fabrikaların böyle bir sürü alanları var. Bu şekilde muhtaç olan bir sürü köpek var. Bunlara bu şekilde bir hayat oluşturulabilir. Çekmeköy Belediye Başkanımız Orhan Çerkez bey buna vesile oldu. Burada bundan sonraki süreçte de bütün belediyeler buna örnek olabilir, bu şekilde işlem yapılırsa seviniriz.”
ARTIK LOKUM’UN BİR YUVASI VAR
Meryem Canverdi, “Başkanımız Lokum’u sevdikten sonra yuvasının olmadığını söyledi. Aylardır istiyordum, yağmurun altında kalıyordu bir türlü getirememiştim. Sağ olsun hemen başkanımızın sayesinde bugün kulübesi taşındı. Belediye ekiplerimiz yardımcı oldular. Artık Lokum’un bir yuvası var. İnanıyorum artık burası Lokum’un yuvası oldu. Başkanımız bu konuda gerçekten çok yardımcı oldu. Ben çoğu gün gelemiyorum burada ki arkadaşlarımız sağ olsun başkanımız sağ olsun besliyorlar. Gözüm hiç arkada kalmıyor. Lokum çok seviliyor, benden çok seviyorlar açıkçası. Gerçekten buraya gelen misafirlerin dahi yaklaşımı ona çok iyi Lokum’un da onlara karşı iyi” dedi.
]]>İSTANBUL – Çekmeköy’de işkenceye uğradıktan sonra yaralı halde bulunan köpeğe vatandaşlar ve belediye ekipleri sahip çıktı. 1 ay süren tedavileri sonrası vatandaşların “Lokum” ismini verdiği yaralı köpek Çekmeköy Belediyesi Crea Center yerleşkesine alınarak hayata yeniden tutundu.
Çekmeköy Reşadiye Mahallesi’nde kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından insanlık dışı bir muameleyle işkenceye maruz kalıp yaralanan sokak köpeğine vatandaşlar ve belediye ekipleri sahip çıktı. Gözleri ve vücudunun çeşitli noktalarından yara alan köpek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi veterinerlik hizmetleri ekiplerinin 1 ay süren tedavisi sonrası hayata yeniden tutundu. Vatandaşların “Lokum” ismini verdiği ve bir süre kendi imkanlarıyla baktığı yaralı köpeğin yeni yuvasının adresi Çekmeköy Belediyesi Crea Center yerleşkesi oldu. Yerleşkede özenle bakılan Lokum, rehabilite ve tedavi sürecini belediye gönüllüleri ile birlikte sürdürüyor. Crea Center Çekmeköy yerleşkesinde hayvansever vatandaşların temin ettiği kulübesinde yaşamına devam eden Lokum’un tüm bakımları Çekmeköy Belediyesi ekipleri tarafından gerçekleştiriliyor. İnsanlara olan yaklaşımı ile belediye çalışanlarının ve vatandaşların sempatisini kazanan Lokum, merkezin maskotu haline geldi. Çevredeki sokak hayvanları ve insanlara karşı korkusu devam eden Lokum’un rehabilitasyon sürecinin tamamlanmasının ardından doğal ortamına bırakılması hedefleniyor.
Başkan Çerkez: ” ‘Lokum'” bize emanet”
Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez, “Lokum köpeğimizi eziyet ederek doğaya bırakmışlardı. Daha sonra hayvanseverler bizlere teslim etti. Bizler de burada onun tedavisini yaparak tekrar bakıma aldık. Bugün de yaşamı için evi gelecek. Daha sonra tamamıyla iyileştikten sonra da aldığımız yere bırakacağız. Lokum bize emanet” dedi.
“Bu yaşanan olayın tüm belediyelere tüm kamu kurumlarına bir örnek olmasını istiyorum”
Yaralı köpek Lokum’un bakım ve tedavi süreçleri ile ilgilenen Çekmeköylü Hayvansever Meryem Canverdi, “Bir arkadaşım tarafından Reşadiye’de bulunuyor. Gözleri oyulmuş, vücudu hep yara bere içerisinde. Çekmeköy gönüllüleri olarak bana ulaştılar, birkaç arkadaşla birlikte hareket ederek İBB’ye aldırdık. Orada güzel bir operasyon geçirip gözü kurtarıldı. Yaşam alanı oluşturmak istedik, tekrardan oraya dönemezdi. Çünkü orada alkol ve madde kullanan vatandaşlar var hayvanlara zarar verebilecek tarzda. O nedenle oraya koymak yerine bir alan bulmaya çalıştık. Ben 7 yıldır sokak hayvanlarına bakıyorum bu anlamda küçük bir alanım var. 3-4 arkadaş o köpeği biz oraya koyduk ve dönüşümlü baktık. Burası çok güzel bir alan geçici bir süreliğe koymuştum sonrasında ormana salacaktık güvenli alan olsun diye. Ama Lokum buranın maskotu oldu ve belediye başkanımız onu çok sevdi. Dolayısıyla artık burada yaşamını sürdürmek adına yeni bir hayata kavuştu. Bir insanoğlu zarar verdi, bizim gibi gönüllü insanlar yeniden bir hayat sundu. Artık burada mutlu bir şekilde yaşayacağını düşünüyoruz. Bu yaşanan olayın tüm belediyelere tüm kamu kurumlarına bir örnek olmasını istiyorum. Belediyelerin, kamu kurumlarının, fabrikaların böyle bir sürü alanları var. Bu şekilde muhtaç olan bir sürü köpek var. Bunlara bu şekilde bir hayat oluşturulabilir. Çekmeköy Belediye Başkanımız Orhan Çerkez bey buna vesile oldu. Burada bundan sonraki süreçte de bütün belediyeler buna örnek olabilir, bu şekilde işlem yapılırsa seviniriz” dedi.
Artık Lokum’un bir yuvası var
Meryem Canverdi, “Başkanımız Lokum’u sevdikten sonra yuvasının olmadığını söyledi. Aylardır istiyordum, yağmurun altında kalıyordu bir türlü getirememiştim. Sağ olsun hemen başkanımızın sayesinde bugün kulübesi taşındı. Belediye ekiplerimiz yardımcı oldular. Artık Lokum’un bir yuvası var. İnanıyorum artık burası Lokum’un yuvası oldu. Başkanımız bu konuda gerçekten çok yardımcı oldu. Ben çoğu gün gelemiyorum buradaki arkadaşlarımız sağ olsun başkanımız sağ olsun besliyorlar. Gözüm hiç arkada kalmıyor. Lokum çok seviliyor, benden çok seviyorlar açıkçası. Gerçekten buraya gelen misafirlerin dahi yaklaşımı ona çok iyi Lokum’un da onlara karşı iyi” dedi.
]]>SALDIRGAN KÖPEĞİ BELEDİYE EKİPLERİ ALDI
Olay 7 Mart Pazar günü, Beylikdüzü Gürpınar Sahili’nde bulunan bir büfenin önünde meydana geldi. Cem Mert Özer, hafta sonu ailesi ile gezmek için sahile gitti. Özer, kızına bir şeyler almak için büfeye yöneldiği sırada pitbull cinsi bir köpeğin saldırısına uğradı. Hastaneye kaldırılan adamın bacağına tam 28 dikiş atılırken şikayet üzerine polis, saldırgan köpeğin sahibi olan büfeciyi gözaltına aldı. Şüpheli daha sonra savcılık tarafından serbest bırakıldı. Muhafaza altına alınan köpek ise belediye görevlilerine teslim edildi.

“GIRTLAĞIMA SALDIRMAYA ÇALIŞTI”
Yaşadıklarını anlatan Cem Mert Özer, “Kızım bir şeyler istedi. Cüzdanımı aldım, Allah’tan kızımı annemlerin yanına bırakmıştım. Büfeye doğru yürümeye başladım. Uzaktan beyaz büyük bir köpek fark ettim. Zinciri de uzundu. Köpeğin etrafında bazı kişiler uyuşturucu madde alıyorlardı. Ben yaklaşınca köpeğin zincirini biraz daha saldılar. Ben yaklaştıkça köpek havlayama ve hırlamaya başladı, ağızlığı da yoktu. Ben geri geri gitmeye başlayınca bir anda fırladı ve arkamdan yakaladı. Yerdeki boğuşmadan sonra üstüme geldi. Gırtlağıma saldırmaya çalışınca can havliyle vurarak köpeği sersemlettim. Sonra sol bacağımı kaptı ve çenesiyle dönmeye başladı. Ben yine can havliyle sağ ayağımla vurarak uzaklaştırmaya çalıştım. Yine kurtuldum ama bu seferde sol baldır içinden yakaladı” dedi.

“BEN PARÇALANAN 6’NCI KİŞİYMİŞİM”
Köpeğin daha önce de 5 kişiye saldırdığını söyleyen Cem Mert Özer, “Ben parçalanan 6’ncı kişiymişim, benden önce 5 kişiyi daha parçalamış. Buradan sayın İstanbul Valimizden ricam; hepimizin malı ve canı onun güvencesinde. Biz devletimizden bu uyuşturucu bağımlısı kişilerin esnaflık yapmasını istemiyoruz. Zevk için insanlara köpek saldırtmasını istemiyoruz. Bacağımda 27-28 dikiş var. Yara çok büyük olduğu için köpek yarasına doktorlar normalde dikiş atılmadığını söyledi. Yaralarım büyük olduğu için mikrop kapmaması için bu sıklıkta dikiş atıldı. Yaralarım normalde plastik cerrahi gerektiriyormuş” diye konuştu.

“KÖPEKLE 7-8 DAKİKA BOĞUŞTUM”
Etraftaki vatandaşların yardım etmek istediğini söyleyen Özer, “Saldırgan vahşi köpek olunca yardım edemediler. 7-8 dakikalık boğuşma sonucu bir şekilde kendimi kurtardım. Olay yerinde hemşire olduğunu söyleyen bir kişi vardı, ilk müdahalemi o yaptı. Köpeği bu büfenin sahibi bile isteye üzerime saldı. Çünkü büfenin kepengi yarımdı köpeği salar almaz kepengi kapattı. Yanımda çocuğum olsa çocuğumu parçalasaydı bunun hesabını kim verecekti” diye konuştu.

“BÜFENİN İLK VUKUATI DEĞİLMİŞ”
Özer, “Olay yerine devriye ekibi geldi. Ben yerde yatarken ‘köpeği kaçırıyorlar, müdahale edin’ dedik. Polis ekipleri olay yerine gitmedi. Sonra gittiler geri geldi polisler ‘oranın köpeği değilmiş’ dediler. Biz video kaydı alarak köpeğin orada olduğunu söyledik. Polisler şikayetçi olmam konusunda yardımcı olmadılar. Bu büfenin ilk vukuatı değilmiş.” ifadelerini kullandı.


Yaşadıklarını AA muhabirine anlatan Koçak, Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde depreme yakalandığını ve deprem sırasında ise ağabeyi dışında herkesin uykuda olduğunu söyledi.
Koçak, ağabeyinin “deprem oluyor, kalkın” diye seslendiğini belirterek, “Sarsıntının şiddetinden adım bile atamadık. Hepimiz bir şekilde koridorda buluştuk, sadece babaannem yatağındaydı. Biraz sallandı, durdu gibi. Annem dışarı çıkmamıza izin vermedi.” dedi.
Sarsıntılar devam ederken annesi ve erkek kardeşiyle birbirlerine sarılarak beklediklerini dile getiren Koçak, o anlara ilişkin şunları anlattı:
“Annem bana odaya giderek telefonları almamı söyledi, arkamı döner dönmez bir anda yukarıya doğru sıçradık ve bina yıkıldı. Annemin ‘yavrularım’ deyişini duydum, bu son kelimesiydi, bir daha da sesini asla duymadım. Sonra babaannemin can çekişini duyuyordum. Gün kavramımız kalmamıştı. Beni 96’ncı saatte bulmuşlar ama dördüncü gün çıkarabildiler. Madenciler kurtarmış. Ağabeyim ve babam benimle birlikte çıkarıldı ama annem, erkek kardeşim ve babaannem vefat etti.
Ağabeyim ve babamla konuşuyorduk. Aramızda bir kapı vardı ve sadece parmak uçlarımızı birbirimize değdirebiliyorduk. Bu bize güç verdi. Ama çok korkuyor insan, her yer karanlıktı. Enkazdan çıkabileceğimi asla düşünmüyordum.”
Kurtarmaya gelen madencilerin kendilerine seslendiğini duyduğunda çok heyecanlandığını belirten Koçak, “Kurtarmaya gelenler, ‘Aleyna dışarıda seni bekliyoruz’ dedi ama bilemiyordum. Bacaklarımı kasıktan keserek çıkaracaklarını söylüyordu bazıları, bunu duymak çok korkutucuydu.” dedi.
“Bacaklarımın kesildiğini kabul etmem çok zor oldu”
Koçak, enkazdan çıkarıldıktan sonra ilk olarak Adana’ya hastaneye gönderildiğini, daha sonra Ankara’ya sevk edildiğini söyledi.
Ankara’da iki bacağına ampütasyon yapıldığını dile getiren Koçak, sözlerine şöyle devam etti:
“Yaralarım durumu da çok kötüydü, çok büyük yaralarım vardı. Yara tedavim yapıldı. Bacaklarımın kesildiğini kabul etmem ise çok zor oldu, hayata çok zor tutundum. İlk geldiğimde acil almışlar ve o zaman kesilmiş. Yoğun bakıma götürdüklerinde bacaklarımı, yaralarımı görmek istemiyor, üstünün örtüyle kapatılmasını istiyordum. Artık hayatımın nasıl devam edeceğini bilmiyordum. Sporcuydum çünkü. Sonra isyan etmemek gerektiğini düşündüm ve kabullenmeyi öğrendim. Kendimi böyle sevmeyi öğrendim.”
Çocukluğundan beri her zaman sporun içinde olduğunu, sporla profesyonel olarak ilgilenmeye başladıktan sonra da milli takıma girdiğini ifade eden Koçak, “2018’den beri milli sporcuyum. Fakat sakatlandım ve bırakmak zorunda kaldım.” diye konuştu.
Artık hayatının tamamen değiştiği ama mücadeleye devam edeceğini vurgulayan Koçak, iyileştikten sonra üniversiteyi de bitireceğini söyledi.
Bundan sonraki yaşamını Ankara’da sürdüreceğini belirten Koçak, “Bir şekilde spora devam edeceğim. Eski branşımı yapamayacağım ama voleybol ya da basketbolda spora devam edeceğim. Beni çağırdılar ampüte milli takım için ama tedavim sürdüğü için şu an bekliyorum. Kas kaybım çok oldu ama yatakta bile yapabildiğim kadar egzersiz yapıyorum güçlenmek için. Protezlerimin takılacağı günü bekliyorum, kaslarımı güçlendiriyorum.”
“Önce geçici protezleri için egzersizlere başlayacak”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Uncu ise meslek yaşamı boyunca en çok etkilendiğini hastanın Aleyna Koçak olduğunu söyledi.
Koçak’ın, geldiğinde sağlık durumunun çok ağır olduğunu belirten Uncu, şuurunun yerinde olmadığını, vücudunda üç farklı mikroorganizmanın tespit edildiği bilgisi verdi.
Uncu, Koçak’ın yoğun bakım sürecine ilişkin de şunları kaydetti:
“Yüz üstü yatıyordu. ‘Aleyna sana yardım edeceğim’ dedim ve bana ‘Beni bırakmayın, ben yaşamaya karar verdim’ dedi. İlk olarak kalça bölgesi tamamen açıktı, kasları dışardaydı beline kadar. Şimdiye kadar böyle ağır yara görmemiştim diyebilirim. O da, biz de asla vazgeçmedik. Şimdi, bir yarası var, o da kapanmak üzere. Hedefimiz, depremin yıl dönümünde fizik tedavi bölümüne teslim etmek. Depremin yıl dönümünde iki bacağına da geçici protezleri takılacak. Önce geçici protezleri için egzersizlere başlayacak.”
]]>Birliktelikleri şiddet iddiasıyla biten Deniz Bulutsuz ve Ozan Güven’in birbirlerinden karşılıklı şikayetçi oldukları davada, Adli Tıp İkinci Üst Kurul raporu bugün görülecek duruşma öncesi dava dosyasına girdi. Raporda, Deniz Bulutsuz’un yaralanmasında kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı ve olaya bağlı yaygın yumuşak doku lezyonlarına ek olarak psikiyatrik bir hastalık olan anksiyete bozukluğunun geliştiği vurgulandı.
Oyuncu Ozan Güven’in eski kız arkadaşı Deniz Bulutsuz, 2020 yılı Temmuz ayında Güven’in kendisine şiddet uyguladığını iddia ederek savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ozan Güven hakkında “Hakaret”, “Cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve “Kasten yaralama” suçlarından 3 yıl 9 aydan 13 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle dava açılmıştı. Ozan Güven’in de karşı şikayet dilekçesi vermesi üzerine Deniz Bulutsuz hakkında “Basit yaralama” suçundan 4 aydan 1 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı.
İddianamede, 13 Haziran 2020’de gece saatlerinde Ozan Güven’in evinde olan çiftin, arkadaşlarının evinde başladıkları tartışmanın yeniden alevlendiği, Güven’in abajur ve elleriyle vurarak Deniz Bulutsuz’u darbettiği ifade edilmişti. Deniz Bulutsuz’un çenesinden yaralanmasına neden olduğu iddia edilen abajur silah sayılmıştı. İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam eden yargılama sürecinde, mahkeme Deniz Bulutsuz’un vücudundaki yaralara ilişkin Adli Tıp Kurumu’ndan kesin rapor istemişti. Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ilk raporda, Deniz Bulutsuz’daki yaralanmanın yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, vücudunda kemik kırığı tanımlanmadığı, yüzünde sabit iz niteliğinde olmadığı, organların birinin işlevinde zayıflaması ya da yitirilmesi niteliğinde herhangi bir anatomik eksiklik veya fonksiyonel bozukluk tarif ve tespit edilemediği kaydedilmişti.
ÜST KURUL RAPORU DOSYADA
Raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi talebiyle davanın bugün öğleden sonra görülecek duruşması öncesinde 4 Ocak 2024 tarihli Adli Tıp İkinci Üst Kurulunca düzenlenen rapor mahkemeye ulaştı. Raporda, kişide dava konusu olaya bağlı yaygın yumuşak doku lezyonlarına ek olarak psikiyatrik bir hastalık olan anksiyete bozukluğu geliştiğinin anlaşıldığı vurgulandı. Dolayısıyla kişinin 13 Haziran 2020 tarihinde maruz kaldığı iddia edilen dava konusu olayla illiyetli anksiyete bozukluğuna ve yaygın yumuşak doku lezyonlarına neden olan yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokar bir durum olmadığı, etkisinin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı belirtildi. Raporda, “Vücudunda kemik kırığı tanımlanmadığı, 9 Şubat 2022’de yapılan muayenesinde yüz sınırları içerisinde tespit edilen yara izinin, belirli bir mesafeden ilk bakışta fark edilmediğine göre yüzde sabit iz niteliğinde olmadığı, organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi niteliğinde herhangi bir anatomik eksiklik veya fonksiyonel bozukluk tespit edilemediği” kaydedildi. Bugünkü duruşmada rapora karşı tarafların beyanları alınacak.
]]>Birliktelikleri şiddet iddiasıyla biten Deniz Bulutsuz ve Ozan Güven’in birbirlerinden karşılıklı şikayetçi oldukları davada, Adli Tıp İkinci Üst Kurul raporu bugün görülecek duruşma öncesi dava dosyasına girdi. Raporda, Deniz Bulutsuz’un yaralanmasında kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı ve olaya bağlı yaygın yumuşak doku lezyonlarına ek olarak psikiyatrik bir hastalık olan anksiyete bozukluğunun geliştiği vurgulandı.
Oyuncu Ozan Güven’in eski kız arkadaşı Deniz Bulutsuz, 2020 yılı Temmuz ayında Güven’in kendisine şiddet uyguladığını iddia ederek savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ozan Güven hakkında “Hakaret”, “Cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve “Kasten yaralama” suçlarından 3 yıl 9 aydan 13 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle dava açılmıştı. Ozan Güven’in de karşı şikayet dilekçesi vermesi üzerine Deniz Bulutsuz hakkında “Basit yaralama” suçundan 4 aydan 1 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı.
İddianamede, 13 Haziran 2020’de gece saatlerinde Ozan Güven’in evinde olan çiftin, arkadaşlarının evinde başladıkları tartışmanın yeniden alevlendiği, Güven’in abajur ve elleriyle vurarak Deniz Bulutsuz’u darbettiği ifade edilmişti. Deniz Bulutsuz’un çenesinden yaralanmasına neden olduğu iddia edilen abajur silah sayılmıştı. İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam eden yargılama sürecinde, mahkeme Deniz Bulutsuz’un vücudundaki yaralara ilişkin Adli Tıp Kurumu’ndan kesin rapor istemişti. Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ilk raporda, Deniz Bulutsuz’daki yaralanmanın yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, vücudunda kemik kırığı tanımlanmadığı, yüzünde sabit iz niteliğinde olmadığı, organların birinin işlevinde zayıflaması ya da yitirilmesi niteliğinde herhangi bir anatomik eksiklik veya fonksiyonel bozukluk tarif ve tespit edilemediği kaydedilmişti.
ÜST KURUL RAPORU DOSYADA
Raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi talebiyle davanın bugün öğleden sonra görülecek duruşması öncesinde 4 Ocak 2024 tarihli Adli Tıp İkinci Üst Kurulunca düzenlenen rapor mahkemeye ulaştı. Raporda, kişide dava konusu olaya bağlı yaygın yumuşak doku lezyonlarına ek olarak psikiyatrik bir hastalık olan anksiyete bozukluğu geliştiğinin anlaşıldığı vurgulandı. Dolayısıyla kişinin 13 Haziran 2020 tarihinde maruz kaldığı iddia edilen dava konusu olayla illiyetli anksiyete bozukluğuna ve yaygın yumuşak doku lezyonlarına neden olan yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokar bir durum olmadığı, etkisinin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı belirtildi. Raporda, “Vücudunda kemik kırığı tanımlanmadığı, 9 Şubat 2022’de yapılan muayenesinde yüz sınırları içerisinde tespit edilen yara izinin, belirli bir mesafeden ilk bakışta fark edilmediğine göre yüzde sabit iz niteliğinde olmadığı, organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi niteliğinde herhangi bir anatomik eksiklik veya fonksiyonel bozukluk tespit edilemediği” kaydedildi. Bugünkü duruşmada rapora karşı tarafların beyanları alınacak.
]]>Hayvancılıkta ihtisaslaşan misyon üniversitesi MAKÜ, bölge ve ülke hayvancılığını geliştirmeye yönelik hayvancılıkta karşılaşılan sorunlara çözümler geliştiriyor.
MAKÜ’de bu amaçla çalışma yürüten akademisyenlerden Prof. Dr. Mehmet Kale, ayak hastalıkları ve yaralardan dolayı zayıflayan, süt ve et verimliliği düşen hayvanların erken kesime gönderilmesini engellemek amacıyla antibiyotik içermeyen bitkisel içerikli jel geliştirdi.
Tarım ve Orman Bakanlığından ruhsat alarak “MAKÜ HOOF Jel” ismiyle Burdur’un Bucak ilçesinde bir firmaya ürettirilen jel, veteriner klinikleri ile ecza depolarının raflarında yerini almaya başladı.
Yerli bir ürün olarak piyasaya çıkan jel, içeriğinin bitkisel ve doğal olmasından dolayı hayvanın et ve süt kalitesini etkilemeden 2 veya 3 kullanımda yaklaşık bir haftada ayak ve tırnaklarda taban, ökçe çürüğü, eziği, tırnak arası yaralarının iyileştirilmesine yardımcı oluyor.
Türk Patent ve Marka Kurumuna 2019’da patent başvurusu yapılan ve patentleşmenin son aşamasında olan jelin özellikleri, üniversitece yazılan uluslararası makalelerle de bilim dünyasına tanıtılıyor.
Ürünü geliştiren MAKÜ Veteriner Fakültesi Viroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kale, uygulama yaptığı bir çiftlikte AA muhabirine, ayak yaralarının hayvanlarda verim kaybına neden olduğunu söyledi.
Tedavi edilmeyen ayak yaralarının hayvancılıkta ekonomik kayıplara neden olduğunu belirten Kale, üniversitede geliştirdikleri yerli jelle, yaranın üzerini bandajlamadan tedavi uygulayabildiklerini ifade etti.
Kale, yara olan bölgeyi temizleyip jeli bir fırça yardımıyla sürüp 10 dakika bekledikten sonra hayvanın yaşadığı bölgeye gönderildiğini dile getirerek “İki veya üç uygulamadan sonra yara kapanıyor.” dedi.
“İlaç değildir, destekleyici bitkisel içerikli deri bakım ürünüdür”
Jelin yaralı bölgedeki bakterilerin ölmesini sağladığına işaret eden Kale, “İlaç değildir, bitkisel içerikli destekleyici deri bakım ürünüdür. Bu jel sayesinde antibiyotik kullanımı ve bandaj olmadan hayvanın yarası kapanıyor. Jelin yaralı bölgeyi oksijen aldırabilme ve izole edebilme özelliği var.” ifadelerini kullandı.
Jeli 6 yılda geliştirdiklerini ve saha denemelerini yaptıklarını anlatan Kale, şöyle konuştu:
“Yetiştiricilerden ve veteriner hekimlerden bandajlı tedavi krem uygulamalarının zahmetli, zor ve maliyetli olduğunu yönünde dönüşler alıyorduk. Biz de üreteceğimiz ürünün uygulamasını bir bağlı boya tarzında düşündük. Ürün yaralı bölgeye kullanılsın, kurusun ve hayvan hemen doğal yaşam ortamına dönsün. Hem iş yükünü hem de maliyeti azaltmak istedik. Eğer hayvanda yara sonucu genel sistemik enfeksiyon belirtisi yoksa jelin antibiyotiksiz uygulanmasını tavsiye ediyoruz. Antibakteriyel ve antiviral etkinliği olan bitkisel kökenli bir jel geliştirdik. Bu bitkiler ülkemizde yetiştirilen bitkilerdir.”
“Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltacak projelerimiz devam ediyor”
MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Dalgar da hayvancılığın tüm kategorilerinde üniversitenin yoğun çalışma içinde olduğunu belirterek 50 yakın projenin eş zamanlı yürütüldüğünü anlattı.
Projelerin somut çıktılarını aldıklarını ifade eden Dalgar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mobil mikroskobun geçtiğimiz yıl lansmanını yapmıştık, şu an piyasada. Tanı kitleri, hayvan hastalıkları çalışmaları ve hayvancılık teknolojisinde Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltacak projelerimiz devam ediyor. Şimdi de hayvanlarda ayak hastalıklarına yönelik pratik çözüm geliştiren yerli jel üretimini gerçekleştirdik. Ayak hastalığı basit bir konu gibi gözükse de sektörde, bu hastalık büyük bir problem. Tedavisi de genelde antibiyotikle yapılıyor. Hayvanda antibiyotik kullanıldığı zamanlarda süt çöpe atılıyor. Üniversitemizin hocalarının geliştirdiği bu jelle, herhangi bir antibiyotiğe ve sargıya ihtiyaç duymadan ayak hastalıkları kısa süre içinde tedavi ediliyor. Hayvancılıkta yetiştiricilerin muzdarip olduğu bir soruna da çözüm üretmiş olmaktan dolayı son derece mutluyuz.”
]]>Diyabetik yaralarda uzuv kayıpları, kronik yara üniteleriyle engelleniyor
PROF. Dr. Mevlüt Recep Pekcici, Türkiye’de yaklaşık 9 milyon civarında diyabet hastası olduğunu ve uluslararası yayınlara göre bunların yüzde 30’unda diyabetik yara gelişme ihtimali olduğunu belirterek, “Diyabetik yaralar, kronik yaralardan olduğu için bu yaralara yakın zamana kadar ampütasyon öneriliyordu. Fakat Bakanlığımız 2021 ve 2022 yıllarında kronik yara ünitelerinin kurulmasıyla ilgili 2 tane genelge çıkardı. Artık multidisipliner bir yaklaşımla yaraları mümkün olduğunca ampütasyona götürmeden iyileştiriyoruz” dedi.
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Mevlüt Recep Pekcici, Türkiye’de diyabetin çok yaygın bir hastalık olduğunu ve ülkede yaklaşık 9 milyon civarında diyabet hastası olduğunu söyledi. Diyabet hastalığının kontrolsüz olmasından dolayı da diyabetik yaraların ortaya çıktığını söyleyen Prof. Dr. Pekcici, bu yaraların vücudun herhangi bir yerinde oluşabileceğini ancak en çok ayakta meydana geldiğini ifade etti. Diyabetin tek başına şeker metabolizmasına bağlı bir hastalık olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Pekcici, “Toplumda bilinenin aksine diyabet hastalığı atardamarı tutan bir damar hastalığı. Bu nedenle de özellikle beslenmesi bozuk olan organların hepsinde diyabete bağlı komplikasyonlar gelişebiliyor. Gözde, böbreklerde gelişebiliyor. Bunun yanında ayakta da gelişebiliyor. Çünkü bu hastalıkta ayağın beslenmesi bozulabiliyor, amboliler atabiliyor. Bu da ayağın ve parmakların kaybına kadar gidebilen çok problemli yaralara yol açabiliyor” dedi.
‘BİRÇOK HASTANADE KRONİK YARA BAKIM ÜNİTELERİ KURULDU’
Uluslararası yayınlara göre diyabet hastalarının yüzde 30’unda diyabetik yara gelişme ihtimali olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Pekcici, “Bu da Türkiye için kaba bir hesapla potansiyel 3 milyon adayımızın olduğunu gösteriyor. Kronik yaralar, uğraşması zor yaralar. Diyabetik yaralar da kronik yaralardan olduğu için ve çoğunlukla tedavisi müşkül olduğu için bu yaralara yakın zamana kadar ampütasyon öneriliyordu. Fakat bakanlığımız 2021 ve 2022 yıllarında kronik yara ünitelerinin kurulmasıyla ilgili 2 tane genelge çıkardı. ve bu noktadan sonra da ülkemizdeki birçok hastanede kronik yara bakım üniteleri ya da merkezleri kurulmaya başladı. Bizim de küçük bir ünitemiz mevcut. Artık multidisipliner bir yaklaşımla yaraları mümkün olduğunca ampütasyona götürmeden iyileştiriyoruz” diye konuştu.
TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Kronik yara ünitelerindeki tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Pekcici, “Yaptığımız yeni uygulamalar var; örnek vermem gerekirse halk arasında ‘negatif basınç yara tedavisi’ olarak bilinen ya da ‘VAC tedavisi’ olarak bilinen bir tedavi var. Ayağa bazı özel cihazlar uyguluyoruz ve bu cihazlarda ayakta iyileşmeler üzerine çalışıyoruz. Onun dışında geçmişte çok az ünitede olup şimdi Bakanlığımızın hastanemize kurmuş olduğu hiperbarik tıp üniteleri var ve bu ünitelerde yüksek oksijen basıncı altında hastaların tedavi edilmesine çalışılıyor ve bu tüm Türkiye sathında yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Yine bunun dışında geçmişte çok yaygın olmayan ama pek çok merkeze kurulan girişimsel radyoloji üniteleri var. Girişimsel radyoloji ünitelerinde de diyabete bağlı olarak tıkalı olan damarlar, girişimsel radyoloji uzmanları tarafından açılıyor ve böylelikle o uzva tekrar kan gitmesi sağlanıyor. Bu da tabii yara iyileşmesini hızlandıran bir faktör. Bütün bunları hastanemizde uygulamaya çalışıyoruz” dedi.
]]>