Savunma ve güvenlik alanındaki çalışmalarıyla bilinen İngiltere merkezli düşünce kuruluşu RUSI’nin hazırladığı rapor, “Wagner Afrika’da: Rus paralı asker grubu nasıl yeniden şekillendi?” başlığını taşıyor.
Rus hükümetinin iç belgeleri, Batılı şirketleri stratejik öneme sahip bir bölgeden uzaklaştırmak amacıyla Batı Afrika’daki madencilik yasalarını değiştirmek için nasıl çalıştığını da detaylandırıyor.
Bu çalışmalar, Rus hükümetinin Haziran 2023’te başarısız bir darbenin ardından dağılan Wagner paralı asker grubunun yaptığı işleri devralma sürecinin bir parçası.
RUSI’de kara savaşı uzmanı ve raporun yazarlarından biri olan Jack Watling bu durumu “Rus devletinin Afrika politikasının açığa çıkması” olarak nitelendiriyor.
Haziran 2023’te Yevgeni Prigojin muhtemelen dünyanın en korkulan ve en ünlü paralı askeriydi. Wagner Grubu milyarlarca dolar değerinde şirketi ve projeyi kontrol ediyor, paralı askerleri Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin merkezinde yer alıyordu.
Prigojin, Devlet Başkanı Vladimir Putin’i tehdit edecek şekilde askerleriyle Moskova’ya doğru yürüyüşe geçmesi ardından Wagner grubu liderlerinin büyük bir kısmıyla birlikte şüpheli bir uçak kazasında öldü.
Watling’e göre, “Prigojin’in isyanından kısa bir süre sonra Kremlin’de yapılan bir toplantıda Wagner’in Afrika operasyonlarının doğrudan Rus askeri istihbaratı GRU’nun kontrolü altına girmesine karar verildi”.
Kontrol, 29155 Birimi’nin başındaki General Andrey Averyanov’a verilecekti. Bu birim, yabancı hükümetleri istikrarsızlaştırma ve suikastlar konusunda uzmanlaşmış gizli operasyonları yürütüyordu.
Ancak General Averyanov’un yeni görevi hükümetleri istikrarsızlaştırmak değil, Rusya’nın madenlere erişimini sağlama karşılığında bu hükümetlerin geleceğini güvence altına almaktı.
Eylül ayı başında General Averyanov, Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov ile birlikte Afrika’daki eski Wagner operasyonlarını kapsayan bir tura başladı.
Libya’nın bir kısmını kontrol altında tutan General Halife Hafter, Burkina Faso’daki darbe lideri İbrahim Traoré ile görüştükten sonra, muhtemelen kıtadaki en köklü Wagner operasyonunun merkezi olan Orta Afrika Cumhuriyeti’ne ve cunta liderleriyle görüşmek üzere Mali’ye gittiler.
Daha sonra geçen yıl Nijer’de darbe ardından iktidarı ele geçiren askerlerden biri olan General Salifou Modi ile görüştüler.
Toplantı tutanakları, Wagner’in kıtadaki ortaklarına, Prigojin’in ölümüyle anlaşmalarının sona ermediği konusunda güvence verildiğini gösteriyor.
Burkina Faso’daki görüşme tutanağı, askerlerin eğitimi de dahil olmak üzere “askeri alanda işbirliğinin devam edeceğini” gösteriyordu.
Kısacası Prigojin’in ölümü cuntanın Rusya ile ilişkilerinin sonu anlamına gelmiyordu; bazı açılardan daha da derinleşecekti.
Wagner ile yakın bağları olan üç Batı Afrika ülkesi Mali, Nijer ve Burkina Faso’da son yıllarda askeri darbeler oldu. Bu ülkeler Afrika bölgesel örgütü ECOWAS’tan çekilerek “Sahel Devletleri İttifakı”nı kurdular.
Mali’de eski sömürgeci güç olan Fransa devre dışı bırakılıp yerine Wagner grubunun güvenlik operasyonları ve Rus desteği geçti.
Amber Danışmanlık şirketinden Afrika uzmanı Edwige Sorgho-Depagne, bu gelişmede pragmatizmin ötesinde nostaljinin de rolünü vurguluyor ve “Bu ülkelerde Rusya yeni bir müttefik değil. Rusya daha önce 1970-80’lerde de oradaydı. Daha iyi bir zamana geri dönme hayali var ve bu Rusya ile ilişkilendiriliyor” diyor.
Bu ülkeleri yöneten askeri cuntalar için Rusya’nın askeri varlığının önemine işaret eden Depagne’ye göre, “Rus paralı askerleri askeri cuntayı korumak için getiriliyor ve istedikleri kadar kalmalarına izin veriliyor.”
Wagner’in güvenlik operasyonları karşılıksız değildi. Birçok Afrika ülkesi gibi Mali de kereste, altın, uranyum ve lityum gibi değerli ve stratejik öneme sahip doğal kaynaklar açısından zengin.
Watling’e göre Wagner köklü bir geleneğe uygun hareket ediyordu: “Rusya’da standart bir işleyiş tarzı vardır; operasyonel maliyetleri ticari faaliyetlerle karşılarsınız. Afrika’da bu öncelikle madencilik imtiyazları yoluyla gerçekleşiyor.”
Wagner’in faaliyet gösterdiği her ülkede değerli doğal kaynakları güvence altına aldığı ve bunları sadece maliyetleri karşılamak için değil, önemli gelirler elde etmek için de kullandığı belirtiliyor. Blood Gold Report’a göre Rusya son iki yılda Afrika’dan 2,5 milyar dolar değerinde altın çıkardı ve bu da muhtemelen Ukrayna’daki savaşını finanse etmesine yardımcı oldu.
Bu ay, eskiden Wagner’in paralı askerleri olan Rus savaşçılar Mali’nin Burkina Faso sınırına yakın Intahaka altın madeninin kontrolünü ele geçirdi. Watling’e göre Rusya ayrıca, “Batı’nın kritik mineral ve kaynaklara erişim üzerindeki kontrolünü kaldırmaya çalışıyor”.
Mali’de cuntaya doğal kaynaklar üzerinde daha fazla kontrol sağlamak için madencilik kanunu değiştirildi. Bu süreçte Avustralyalı bir lityum madeni, kanunun uygulanmasına ilişkin belirsizlik nedeniyle hisselerinin alım satımını askıya aldı.
Lityum ve altın madenleri önemli olsa da, Dr Watling’e göre muhtemelen daha da büyük bir stratejik sorun var: “Nijer’de Ruslar, Fransa’nın ülkedeki uranyum madenlerine erişimini ortadan kaldıracak benzer bir dizi imtiyaz elde etmeye çalışıyor.”
‘Seferi Birlik’
Mali’de madenler üzerinde sağlanan kontrolün Nijer’de de yapılmasına odaklanan Rus iç yazışmaları raporda detaylandırılıyor. Rusya Batı Afrika’nın uranyum madenlerinin kontrolünü ele geçirmeyi başarırsa, Avrupa bir kez daha Rusya’nın “enerji şantajına” maruz kalabilir.
Fransa, nükleer enerjiye dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla bağımlı. 56 reaktörle ülke enerjisinin yaklaşık üçte ikisini bu şekilde üretiyor. Reaktörler için gereken uranyumun yaklaşık beşte biri Nijer’den ithal ediliyor. Eski sömürgeci gücün Nijer gibi ülkeleri sömürdüğüne dair iddialarla birlikte, daha önce de ticaret koşulları hakkında şikayetler gündeme gelmişti.
Watling’e göre, “Rusya’nın kullandığı söylem, Batılı devletlerin temelde sömürgeci bir tutum içinde oldukları yönünde. Bu çok ironik çünkü bu rejimleri izole etmeye, elitlerini kontrol etmeye ve doğal kaynaklarını çıkarmaya odaklanan Rus yaklaşımı da oldukça sömürgeci”.
Gerçekte, “Seferi Birlik” Rus dış politikasında radikal bir değişimden ziyade “Wagner 2.0” gibi görünüyor. Prigojin Afrika kıtasında derin siyasi, ekonomik ve askeri bağlar kurmuştu – bu karmaşık ağı parçalamak zor ve ters etki yaratacaktı.
“Seferi Birlik” aynı ülkelerde, aynı teçhizatla ve görünüşe göre aynı nihai hedefle faaliyet gösteriyor.
Watling’e göre temel değişiklik “Rusya’nın politikasını izlerken gösterdiği aşırılıkta” yatıyor. Prigojin’in Wagner Grubu Rusya’ya her zaman operasyonlarında ve yurtdışındaki nüfuzunda inkar olanağı sağlamıştı.
Ukrayna’nın işgalinin ardından, Batı güvenlik aygıtındaki pek çok kişi Rusya’nın maskesinin düştüğünü söylüyor.
Watling’e göre, “Uluslararası krizlerimizi daha da derinleştirmeye, başka yerleri ateşe vermeye ve zaten var olan yangınları genişleterek dünyayı daha az güvenli bir yer haline getirmeye çalışıyorlar”.
“Nihayetinde, şu anda karşı karşıya olduğumuz küresel rekabette bizi zayıflatıyor. Yani etkisi hemen hissedilmiyor ama zaman içinde ciddi bir tehdit oluşturuyor.”
]]>Wagner, ülkede tanınmış bir kişi olarak Filistin halkının sesini duyurmak için çeşitli mecralarda yaptığı konuşma ve açıklamalar nedeniyle karşılaştığı sorunları AA muhabirine anlattı.
Avusturya’da ilkokul öğrencilerine yönelik başörtüsü yasağının getirilmek istendiği süreçte başörtüsü takarak dönemin hükümetine tepki gösteren Wagner, Gazze’de yaşananların büyük bir insani felaket olduğunu belirterek, halihazırda soykırıma ilişkin bir suç duyurusunun bulunduğunu, temkinli olmakla beraber mevcut veriler ışığında bunun gerçekleşmiş olabileceğini ifade etti.
“İsrail’i eleştirmek, hiçbir şekilde antisemitizm değildir”
İsrail’in kendisini eleştiren herkesi “antisemitizmle” damgalamasının kabul edilemez olduğunu kaydeden Wagner, “İsrail’i eleştirmek, hiçbir şekilde antisemitizmle bağdaştırılamaz. Şunu da belirtmek gerekir, çok sayıda Yahudi, Avusturya’da gösterilere katıldı. Museviler, Filistinlilerle beraber yürüyerek, ‘bizim adımıza değil’ sloganları atıyorlar. Yahudilik ve Siyonizm birbirinden çok farklı, kıyaslanamaz.” dedi.
Wagner, ırkçı ve sömürgeci bir yaklaşım olan Siyonizm’in, bütün Yahudilerin aynı görüşü paylaştığı söylemini yaymaya çalıştığını, ancak bunun gerçeği yansıtmadığını anlattı.
Ülke kamuoyunun yakından tanıdığı bir kişi olarak Filistin halkının sesini duyurmak için çeşitli platformlarda yaptığı konuşmalar nedeniyle linç edildiğini ifade eden Wagner, “Bir yandan aleni bir şekilde saldırıya maruz kaldım. Ciddi bir şekilde teröristlerin görüşünde olduğum iftirasında bulunuldu. Bunu yapanlar tanınan Siyonistlerdi, X platformu üzerinden yaptılar. Ama üzülerek söylemem gerekirse, kendi çevremde de oldu. Lise arkadaşım benimle arasına mesafe koydu. Daha önce yanında çalıştığım işverenim, bir avukat hemen benimle arkadaşlık ilişkisini sonlandırdı.” diye konuştu.
Wagner, bu süreçte ana akım basın ve yayıncıların kendisiyle çalışmak istemediğini belirtti.
İsrail’in propagandaları Avusturya’da kabul görüyor
Wagner, İsrail’in “Hamas’ın sivilleri kalkan olarak kullandığı” söyleminin Avusturya’da bir şekilde kabul görmesini anlamlandıramadığını dile getirerek, “Örneğin, yakın zamanda bir cenaze töreni esnasında çadır bombalandı, büyük ihtimalle bilinçli olarak yapıldı, orada hiçbir şekilde Hamas bulunmuyordu. Bu ‘sivillerin kalkan olarak kullanılma hikayesi’ benim için hiçbir şekilde inandırıcı değil. Burada aralıksız sivillere yönelik bir bombardıman söz konusu, İsrail’in kendisi de daha evvel tam hedefin tutturulamadığını, tabiri caizse kitlelere isabet ettiğini açıklamıştı.” şeklinde konuştu.
İsrail tarafının kullandığı dilin yok etmeye yönelik olduğunu, tarihte benzerine az rastlanır bir kıyımın Gazze’de yaşandığını kaydeden Wagner, “Benim için bu anlaşılabilir bir durum değil. Bu görüntüleri gördükten sonra bir şekilde bunu kendini savunma ile haklı göstermeye çalışmak, bu akıl almaz bir durum.” ifadesini kullandı.
“Ukrayna’ya başka Filistin’e bambaşka”
Wagner, Avusturya başta olmak üzere Batılı ülkelerin Ukrayna’ya yaklaşımıyla Filistin’e yönelik tutumu arasındaki farka dikkati çekerek, Ukrayna’ya yönelik art arda dayanışma açıklamaları yapıldığını, ancak halihazırda Viyana Belediye Sarayı’nda Ukrayna bayrağının yanı sıra İsrail bayrağının dalgalandığını söyledi.
“Filistin halkı, Yahudi soykırımıyla uzaktan yakından alakası olmayan bir halk, yakınından geçmemiş. Aksine o dönemde Avrupa’dan gelen Yahudileri kurtarmış, onları kabul etmiş. Şimdi Avrupalılar kolayca sırtlarındaki ağır yükün bedelini bir başka halkın ödemesini istiyorlar. Bundan farklı bir durum söz konusu değil.” değerlendirmesinde bulunan Wagner, Yahudi soykırımının bir başka kitlesel katliam, soykırım için kötüye kullanılmasının kabul edilemez olduğunu dile getirdi.
Wagner, Nazilerin uyguladığı Yahudi soykırımı sonrasında Batı’da kullanılan “bir daha asla” sloganının herkes için geçerli olması gerektiğini söyledi.
“Avrupa’da iktidarın görüşü halkı yansıtmıyor”
Gazze’deki duruma ilişkin Avrupa’da iktidarlarla halk arasında ciddi görüş farklılığının olduğuna işaret eden Wagner, “Ben avukatım ve birçok kişiyle görüşüyorum. ve Çoğu insan benim gibi düşünüyor. Kesinlikle (iktidarın) paylaştığı görüşle, halkın görüşü aynı değil. Çünkü insanlar gerçekten korkuyorlar. Çoğunlukla düşüncelerini dile getirmeye cesaret edemiyorlar. Çünkü baskılardan korkuyorlar.” ifadelerini kullandı.
Wagner, ülkedeki bu hususa yönelik baskılardan ötürü göçmen kökenli, henüz vatandaşlığı bulunmayan kişilerin oturum izinlerini kaybetme korkusuyla düşüncelerini dile getiremediğini, yapılan gösterilere katılamadığını kaydetti.
Wagner, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda Gazze’ye acil insani ateşkes karar tasarısına yönelik her iki oylamada da “hayır” oyu veren iktidarın yaklaşımını “utanç verici” olarak nitelendirdiğini, hükümetin bu kararı alırken konunun parlamentoda görüşülmediğini aktardı.
İktidarın bu tek taraflı tutumuna rağmen eski Cumhurbaşkanı Heinz Fischer örneğinde olduğu gibi artık kamuoyunun tanıdığı isimler tarafından İsrail’in kendisini savunma hakkının bir sınırı olması gerektiğine yönelik eleştirilerin yapılmaya başladığını kaydeden Wagner, Gazze’de yaşananların savunmayla alakasının olmadığını, gözü, kulağı olan herkesin ne yaşandığını gayet iyi görebildiğini söyledi.
“Öldürülen gazeteciler gerçekleri aktarıyordu”
Wagner, İsrail’in saldırıları sonucunda hayatını kaybeden gazetecilere de değinerek, şöyle konuştu:
“Bu gazetecilerin paylaştığı görüntüler, hakikaten saldırgan taraf İsrail için çok tehlikeli. Çünkü gerçekleri gösteriyorlar. Çünkü bu görüntüler efsaneleştirilen kendini savunma yaklaşımını ve her yerde Hamas’ın saklandığı algısını çürütüyor. Onlar doğal olarak görünen şahitler, bu şahitler, bu gazeteciler, bu idealist genç insanlar büyük bir tehlike içerisindeler. 100 gazetecinin ölmesi, bu alışılmışın çok üstünde bir sayı.”
Güney Afrika’nın İsrail’e yönelik soykırım şüphesiyle dava açtığını anımsatan Wagner, bu ülkede çok üst düzey hukukçunun bulunduğunu ve suçlamaya ilişkin çok sayıda kanıtın mahkemeye sunulduğunu anlattı.
Wagner, bu davanın her şeyden evvel sembolik bir hukuki süreç olduğunu belirterek, “Eğer bağımsız mahkeme burada soykırım yapıldığını söylerse, o zaman tabi ki (bu karar) siyasi bir rol oynar. O zaman İsrail’in (Gazze’ye yönelik) eylemleri (Batı’da) koşulsuz bir şekilde olumlu değerlendirilemez. Bu nedenle, Uluslararası Adalet Divanı’nın soykırım yapıldığına ilişkin karar alması çok önemli.” şeklinde konuştu.
]]>