AK Parti milletvekilleri, Meclis’te basın toplantısı düzenledi.
AK Parti Amasya Milletvekili Çilez, 28 Şubat’ın, ülke demokrasi tarihinin kara lekesi ve Türkiye’nin ayağına vurulan pranga olduğunu söyleyerek, 28 Şubat’ı gerçekleştiren vesayet odaklarının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yok edildiğini belirtti.
Çilez, “Vesayetçi odaklar, Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin uygulanmasıyla birlikte tarihin çöplüğünde kendi yerini bulmuştur. Vesayet Türkiye’de kalkmıştır. Yeni vesayet odaklarının ortaya çıkmaması için demokrasimizi geliştirmek ve güçlendirmek, hepimizin birinci derece sorumluluğudur.” diye konuştu.
Eski Başbakanlarda Necmettin Erbakan’ı rahmetle anan Çilez, “28 Şubat’ta, darbenin birinci mağduru Erbakan Hocamızın şahsiyetinde milletin kendisi olmuştur. Erbakan Hocamızı boncuk boncuk terletenlerle bugün onun yolunda olduğunu söyleyip Erbakan Hocamıza zulmedenlerle kol kola, kucak kucağa olanlar ibretlik olaydır. Genel Kuruldaki çalışmalarda bunu her an yaşıyoruz. O da Erbakan Hocanın izinde giden, onun fikirlerini ve hayallerini bugün bir bir hayata geçiren kadrolar olarak bizleri kahretmektedir.” ifadelerini kullandı.
“81 yıl sonra seçilme hakkını elde eden kadın milletvekilleri var”
AK Parti Bursa Milletvekili Gözgeç, 27 yıl önce millet iradesine, milletin değerlerine, inancına darbe yapıldığını, sözde irtica tehdidi adı altında millet iradesinin yok sayıldığını dile getirdi.
Gözgeç, 28 Şubat sürecinde eğitim almak isteyen kız çocuklarının okulların kapısından kovulduğunu, mesleğini icra etmek ve bu ülkeye hizmet etmek isteyen öğretmenlerin, avukatların, doktorların ve memurların adeta yaşamdan kovulduğunu ifade etti.
Milletin oyu ile seçilen milletvekiline sırf başörtülü olduğu için Meclis’te had bildirilmek istendiğini belirten Gözgeç, şunları kaydetti:
“Tüm bu acılar yaşanırken dahi, üniversite kapısından kovulurken, başörtümüz başımızdan çekilirken, binbir emekle elde ettiğimiz mesleğimiz elimizden alınırken, maddi manevi psikolojik şiddete uğrarken sadece el ele tutuştuk. Bu ülkeye, millete hizmet etmek istiyoruz dedik. Çok şükür ki bugün Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti ile başörtülü açık ayrımı yapılmaksızın, üniversitelerde ilimle uğraşan mühendis kızlarımız var. Teknolojide, eğitimde, ekonomide tarımda üreten ekonomiye değer katan kadınlar var. 81 yıl sonra hiçbir ayrımcılık olmaksızın seçilme hakkını elde eden kadın milletvekilleri var.”
“CHP Genel Başkanı hala 28 Şubat darbecilerinin tahliye edilmesi üzerinden konuşuyor”
AK Parti İstanbul Milletvekili Yıldırım da 28 Şubat’ta milletin iradesiyle vesayet odaklarının çarpıştığını, milletin merhum Necmettin Erbakan’ı tercih etmesini kabullenemeyen vesayet odaklarının darbe yaptığını anlattı. Refah ve Fazilet partilerinin kapatılmasına yönelik Anayasa Mahkemesi kararlarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de onayladığını hatırlatan Yıldırım, bu bağlamda inanç hürriyetinden bahseden Avrupa’nın, vesayet odaklarından farklı davranmadığına işaret etti.
28 Şubat sürecinde ülkenin 381 milyar dolar zarara uğratıldığını, 6 milyon insanın fişlendiğini belirten Yıldırım, “Milletimiz, 3 Kasım 2002’de artık buna ‘Dur.’ dedi ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı seçti. Milletimiz 22 yıldır da Cumhurbaşkanı’mızın arkasında dimdik durmaktadır.” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in dünkü konuşmasına işaret eden Yıldırım, “CHP Genel Başkanı, hala 28 Şubat darbecilerinin tahliye edilmesi üzerinden konuşuyor. Başka mağdur insanlar var, onlarla ilgili bir kelime konuşuyor mu? 28 Şubat süreciyle alakalı neden sadece AK Parti’li milletvekilleri basın toplantısı yapıyor? Hepimiz yapalım, çünkü bu darbe tüm millete yapılmıştır.” şeklinde konuştu.
AK Parti’li Yıldırım, 28 Şubat darbesinin sona erdiğini ancak bu zihniyetin henüz bitmediğini de dile getirerek, “Hala o zihniyet kenarda kendisini uykuda göstermeye çalışıyor, bunun temsilciliğini de maalesef CHP yapıyor. Sayın Kılıçdaroğlu döneminde ‘Mağdur ettiğimiz kesimle barışmak istiyoruz.’ diye dil ucuyla söylemek istediler ama bu dil ucuyla söylenecek bir şey değil. Sanatçı, yazar-çizer ve medya kesimine varıncaya kadar CHP, bu darbeci ve vesayetçilerin arkasında durmaktan, gölgesinde yaşamaktan vazgeçmeli. Çıkacaklar milletten açıkça özür dileyecek ve helallik isteyecekler. Başka türlü bu darbecilerin yaklaşımından kendisini arındıramaz.” ifadelerini kullandı.
Yıldırım, eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan’ı da rahmetle andı.
]]>AK Parti İnsan Hakları Başkanlığınca 28 Şubat’ın yıl dönümü dolayısıyla parti genel merkezinde “28 Şubat: Vesayetin Son Perdesi” programı düzenlendi.
Yalçın, 28 Şubat’ın, insan hakları ve demokrasi adına kara bir gün olarak hafızalardaki yerini aldığını ve başörtüsü zulmü, katsayı adaletsizliği, fişlemeler, brifingler, bildiriler, Batı Çalışma Grubu, algı operasyonları gibi utanç simgeleriyle hatırlandığını söyledi.
Binlerce üniversite öğrencisinin sırf başörtüsü nedeniyle üniversite kapılarından geri çevrildiğini, ikna odalarında faşist bir psikolojik işkence metoduna tabii tutulduğunu, katsayı adaletsizliği nedeniyle yüzbinlerce öğrencinin eğitim hakkının elinden alındığını anımsatan Yalçın, gencecik insanların geleceklerine ambargo koyulduğunu kaydetti.
AK Parti’li Yalçın, iş yerlerinde, devletin çeşitli kurumlarında namaz kılanların, abdest alanların fişlendiğini, kovuşturma ve soruşturmaya uğradığını, işinden, ekmeğinden edildiğini belirtti.
Sırf dindar bir yaşam tarzına sahip olduğu için insanlara “mürteci” damgası vurulduğunu ifade eden Yalçın, dindarlığın bir ulusal güvenlik tehdidi gibi algılatılmaya çalışıldığına işaret etti.
MGK kararlarında, “dindarların ve dindarlığın PKK teröründen bile daha tehlikeli olduğunun” iddia edildiğine dikkati çeken Yalçın, “Hakimlere, savcılara, gazetecilere kümeler halinde Genelkurmay’da brifingler verildi. Nasıl yayın yapmaları gerektiği öğretildi. Nasıl karar vermeleri gerektiği ezberletildi.” dedi.
Brifing alan gazetecilerin her türlü algı operasyonunun aparatı haline dönüştüğünü, “camiye gidenler sanki bir suç işliyormuş” gibi haberler yapıldığını, manşetlerle, köşe yazılarıyla ayrımcılığın en açık örneklerinin sergilendiğini belirten Yalçın, şöyle devam etti:
“Bu bakımdan 28 Şubat herhangi bir cuntanın bir silahlı darbesinden ibaret değildir. 28 Şubat devasa bir vesayet mekanizmasının toplumun içerisindeki tüm uzantılarıyla örgütlü ve sistemli biçimde toplumun koca bir bölümünü ezip yok etmek için kurgulanmış bir plandı. Klasik darbelerde darbeciler devleti ele geçirip kendi çıkarları çerçevesinde bir siyaset dayatmaya çalışır. Klasik darbelerde topluma müdahaleler genelde sonradan gelir. Ancak 28 Şubat toplumu ezerek, sindirerek dönüştürmeyi ta ilk baştan kafaya koymuş hain ve faşist bir zihniyetti. O nedenle darbeciler 1000 yıl süreceğini düşünüyordu. Dindar insanların oy verdiği partiler kapatılarak dindar insanların siyaset yapmasının önü kapanacaktı. Gençliğin üniversitelere girişi engellenerek bir nesil kırılacak, eğitimsiz kalacak, devlet kademelerinde, bürokraside rol alamayacaktı. Toplumun geri kalanı da medyada yapılan algı operasyonlarıyla baskı altına alınacak Müslüman olduğunu bile söyleyemez hale getirilecekti. İnsanları camiye bile gitmekten çekinecek hale getirmek için uğraşıyorlardı.”
“Ülkeyi vesayetçiler yönetmeye devam edecekti”
Dinin kamu alanından uzaklaşmasından kastın dinin toplumda baskı altına alınması olduğunu ve bu sayede vesayetin kendi diktasını sürdüreceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Siyasetçiler seçim kazanacak ama ülkeyi vesayetçiler yönetmeye devam edecekti. Bütçeden neye ne kadar kaynak aktarılacağı bile onların tercihlerine bağlı olacaktı. Bankalar kolayca hortumlanacaktı. Seçmene hesabı sandıkta siyasetçiler verse bile vesayetçiler siyasetçiler üzerindeki hegemonyalarını sorunsuz sürdüreceklerdi. Dindar insanlar devletten dışlanacak toplumsal olarak baskı altına alınacak ve sistemin dışında tutulacaktı. Plan buydu. İşte bütün bunların hepsine kısaca ‘vesayet düzeni’ diyoruz. ve 1000 yıl süreceği iddia ediliyordu. Sürmedi. Bu milletin bağrından çıkan bir yiğit yine milletiyle beraber planları da bozdu, vesayeti yıktı. 28 Şubat bir darbeci/muhtıracı grubun demokrasimiz üzerindeki son hamlesi olarak kaldı. Vesayetle topyekun bir mücadelenin miladı haline geldi. Bir toplum, bir siyasi hareket ve hepsine öncülük eden bir siyasi lider o günden itibaren bıkmadan usanmadan yılmadan yorulmadan bu vesayetle mücadeleye başladı.”
“Hepsini çökertmeyi başardık”
Yalçın, okuduğu bir şiir bahane edilerek hapse atılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın toplumda organik bir biçimde doğan bu mücadele ruhunun doğal lideri haline geldiğini, bu ruhla milletin kalbinde kendine ayrıcalıklı bir yer edindiğini, bir toplumsal sözleşmeyi arkasına alarak AK Parti teşkilatlarıyla beraber her türlü tehdide karşı dik durduğunu ve eğilmediğini dile getirdi.
Vesayet dağlarını sırasıyla teker teker aştıklarını belirten Yalçın, “Vesayet mekanizmasının bir engelini aşınca karşımıza yepyeni bir engel çıkardı. ‘Ne kadar da çok aktörü, aparatı varmış’ demekten kendimizi alamadık. Ama bir kardeşlik türküsü söyler gibi birlik ve beraberlik duygusuyla sabırla, inatla, dirençle, dirayetle, o sıra dağları sadece geçmekle kalmadık. Hepsini çökertmeyi da başardık.” değerlendirmesinde bulundu.
Yalçın, bugün kimsenin kılık kıyafeti nedeniyle eğitim hakkından mahrum edilmediğini, iş hayatından uzaklaştırılmadığını, başı kapalı ve açık memurun aynı ofiste çalışabildiğini, başörtülü başörtüsüz hakimlerin, savcıların, kaymakam ve valilerin bulunduğunu, milletin vekillerinin milletin meclisinde başörtülü başörtüsüz beraberce görev yapabildiğini anımsattı. Yalçın, “Siyaset ve toplum 28 Şubat’tan sonra bir liderin etrafında toplanarak yıllar içerisinde bu vesayet düzenini yerle bir etti. Bu güçlü bir siyasi liderliğin, davasına inanmış bir teşkilatçılığın, iradesine sahip çıkan bir milletin zaferidir.” diye konuştu.
“Geleceğe güvenle bakıyoruz”
Birçok başarıya imza atan AK Parti iktidarlarının en köklü ve kalıcı başarılarından birinin ülkedeki vesayeti sona erdirmesi olduğunun altını çizen Yalçın, milli iradenin önündeki vesayet dağları çökertildikten sonra devlet toplum kucaklaşması yaşandığını söyledi.
Siyasi iktidarın muktedir hale geldiğini vurgulayan Yalçın, şunları kaydetti:
“O vesayet düzeni devam etseydi bugün yerli ve milli bir savunma sanayisi de bu başarıları gösteremezdi. Vesayetçiler dışarıdaki patronlarını mutlu etmek uğruna milletin iradesini hiçe saydığı gibi milli serveti de yabancı ülke ve şirketlere peşkeş çekmeye devam edebilirdi. 28 Şubat’tan sonra da darbe deneyenler yeni vesayet heveslileri oldu. Bundan sonra da bu tür darbe heveslileri çıkabilir. Fakat hem 28 Şubat sonrasında hem de 15 Temmuz’da milli iradenin her türlü vesayetçiye kararlılık dersi verdiğini düşünmeden edemiyoruz. Bu bakımdan geleceğe güvenle bakıyoruz. Bundan sonra iktidarlar gelir iktidarlar gider hatta nesiller gelir nesiller geçer ancak her ne olursa olsun artık milletin sandıkta seçtiği partilerin ve isimlerin gerçek iktidarlar olacağı bir ülkede yaşıyoruz. İşte bu büyük devrim Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde milli irade ruhuyla toplumun ve AK Parti teşkilatlarının eseri olarak kalacaktır. Tarihe düşülmüş en mühim not işte bu milli irade imzasıdır. Vesayetin kovulması, milli irade ve demokrasinin bu ülkedeki en büyük zaferidir.”
]]>Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum başkanlığındaki “Yeni Anayasa Genel Değerlendirme Çalıştayı” Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapıldı.
Çalıştayın açılışında konuşan Tunç, Türkiye Yüzyılı’nın başlangıcında insan haklarına dayanan, hukukun üstünlüğünü esas alan, devletin görevlerini belirleyen ve insan onurunu koruyan yeni, demokratik, sivil, kuşatıcı bir anayasa yapma hedeflerinin olduğunu söyledi.
Siyasi düşüncesi ne olursa olsun herkesin TBMM’nin demokratik ve sivil bir anayasa yapma noktasında görüş birliği içinde bulunduğunu belirten Tunç, yeni anayasa yapılmasının milletvekillerinin millete borcu olduğunu ifade etti.
Tunç, anayasa tarihine bakıldığında, Türkiye’nin anayasal istikrarsızlık dönemlerini yaşadığının söylenebileceğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Anayasanın amacı insanın temel hak ve özgürlüklerini devlet iktidarı karşısında korumak. İnsan onurunu korumak için adaletin tecelli etmesi lazım. Adaletin tam anlamıyla tecelli etmesi için de hukuk devleti ön şart. Hukuk devletinin de ön şartı tarafsız ve bağımsız yargı. Tarafsız ve bağımsız yargının insan onurunu koruyabilmesi, insanı iktidar karşısında koruyabilmesi de önündeki uygulayacağı metne bağlı. O metin de en başta anayasa. Biz, tarafsız ve bağımsız yargının uygulayacağı, devletin bağlı olacağı anayasanın öncelikle insan onurunu korumasını esas almasını istiyoruz.”
Türk siyasi tarihinin her 10 yılda bir vesayet odaklarının, darbecilerin ve darbe heveslilerinin toplumda açtığı yaralarda dolu olduğuna dikkati çeken Tunç, bu dönemlerde yaşanan adaletten uzak yargılama süreçleri, işkence ve idamların zihinlere kazınmış birer acı hatıralar olduğunu dile getirdi.
“Türkiye’deki anayasalar çoğunlukla darbe ve darbe girişimlerinden doğdu”
Tunç, Türkiye’deki anayasaların çoğunlukla darbe ve darbe girişimlerinden doğduğunu ve darbecilerin zihnindeki vesayetin muhafazası için hazırlandığını vurgulayarak şöyle devam etti:
“Örneğin 27 Mayıs darbecilerinin hazırladığı 1961 Anayasası’nın temel vazifesi, darbeyi meşrulaştırmak ve milli iradeyi vesayet altına almaktı. Yine 12 Mart 1971’de sivil siyasetin aldığı darbe, dönemin anayasasına da yansıdı ve yapılan değişikliklerle siyasette vesayet adeta kurumsallaştı. Türkiye’nin on yıllar süren kayıp yıllarında gençlerimizin bir sağdan, bir soldan darağacına götürüldüğü, hukuk cinayetlerinin normal bir hal aldığı dönemin sonunda 1982 Anayasası ortaya çıktı. 1982 Anayasasının kodlarında millete güvensizlik, siyaset kurumunu itibarsızlaştırma ve vesayeti kökleştirip meşrulaştırma vardır.”
“Sivil ve demokratik bir anayasanın hazırlanması son derece elzem”
1961 ve 1982 Anayasalarının tarihe kara leke olarak geçen zulmün, baskının, acıların gölgesinde vesayetçi anlayışı muhafaza için kurgulandığını belirten Tunç, “O nedenle on yıllar boyunca toplumsal barış tesis edilememiş, vesayet odaklarının toplumumuzda açtığı derin yaralar kapanmamıştır. Hala yürürlükte olan 1982 Anayasası’nın yerine sivil ve demokratik bir anayasanın hazırlanması son derece elzemdir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Anayasamız protez anayasaya dönüşmüş durumda”
Tunç, 177 maddeden oluşan Anayasa’da 19 kez değişiklik yapıldığına ve bu değişikliklerin 184 yerle ilgili olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:
“Madde sayısından daha fazla bir değişiklik söz konusu oldu. Hem metin bakımından yeknesaklığın bozulduğunu görüyoruz hem de birilerine göre ‘yamalı bohçaya’ dönüştü, birilerine göre ‘delik deşik bir anayasa’ şeklindeki hak etmediğimiz birtakım eleştirilere de hep maruz kalıyoruz. Üstelik darbe ürünü olan bu Anayasa’da yapılan değişikliklere rağmen milli irade üzerindeki vesayet kalıntıları bir türlü tamamıyla silinemedi. Vesayetçi ruh azaltılmaya çalışıldı ama tamamen silindiğini söylemek mümkün değil.”
Vesayetçi ruhun maddelere kadar işlediğini ifade eden Tunç, şunları kaydetti:
“1982 Anayasamızı, 1980 darbesinin ardından yapılan 82 model bir arabaya benzetiyoruz ve bu süre içerisinde ihtiyaçlarımıza göre eski arabada çok sayıda parça değişiklikleri yaptık. Yeni modern çağda o araçla gitmenin doğru olmadığını hepimiz söylüyoruz. Bu Anayasamız adeta protez anayasaya da dönüşmüş durumda. 21 yılda gerçekleştirdiğimiz ve Anayasamızdaki vesayetçi ruhu azaltan düzenlemelere rağmen yeni bir anayasa istiyoruz.”
]]>