Fed, dün politika faizini yüzde 5,25-5,50 seviyesinde sabit bıraksa da, eylül ayındaki toplantıda faiz indirimine başlayabileceği sinyali verdi. Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısının ardından yapılan açıklamada, enflasyonun gerilediği ancak hala bir miktar yüksek seyrettiği belirtilerek, “Son aylarda Komite’nin yüzde 2’lik enflasyon hedefine doğru biraz daha ilerleme kaydedildi.” değerlendirmesinde bulunuldu.
Fed Başkanı Jerome Powell ise bankanın faiz kararının ardından düzenlediği basın toplantısında, enflasyon konusundaki güvenin artması ve iş gücü piyasasının gücünü koruması halinde faiz indiriminin eylülde masaya gelebileceğini ifade etti. Eylül ayındaki toplantı da dahil gelecek toplantılar hakkında hiçbir karar almadıklarını belirten Powell, Komitenin genel düşüncesinin “politika faizini düşürmenin uygun olacağı noktaya yaklaşıldığı” yönünde olduğunu aktardı.
Makroekonomik veri tarafında da cuma günü açıklanacak istihdam raporu başta olmak üzere hafta boyu paylaşılan iş gücü piyasasına ilişkin veriler takip edilirken, dünkü veriler ücret artışlarının iş gücü talebindeki yumuşama işaretleriyle tutarlı olarak yavaşladığını ortaya koydu.
ABD’de dün açıklanan verilere göre, özel sektör istihdamı, temmuzda 122 bin kişiyle piyasa beklentilerinin altında arttı. Söz konusu dönemde yıllık ücret, yüzde 4,8 ile son 3 yılın en yavaş artışını gösterdi. Söz konusu gelişmelerin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda bankanın bu sene toplamda 3 faiz indirimine gidebileceği ihtimali güçlenmeye devam ediyor.
META’NIN BU YILIN 2. ÇEYREĞİNDEKİ GELİRİ YÜZDE 22 ARTTI
Öte yandan, bilanço sezonunda açıklanan şirket finansal sonuçları hisse ve sektör bazlı oynaklığın güçlü kalmasına neden oluyor. Facebook, Instagram ve WhatsApp’ın sahibi Meta’nın bu yılın ikinci çeyreğinde geliri yüzde 22, net karı yüzde 73 arttı. Şirket, üçüncü çeyrekte de 38,5 milyar dolar ile 41 milyar dolar arasında gelir beklediğini duyurdu. Söz konusu sonuçların ardından şirketin pay vadeli kontratlarının yükseliş eğiliminde hareket etmesi dikkati çekiyor.
Bugün ise Amazon ve Apple’ın finansal sonuçları yatırımcıların odağında bulunuyor.
Tahvil piyasalarında Fed’in para politikası kararı ve Powell’ın yönlendirmeleriyle dün alış ağırlıklı bir seyir izlenirken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,06’ya geriledi. Dolar endeksi de 104 seviyesine indi.
Altının ons fiyatı dün yüzde 1,5 yükselmesinin ardından yeni günde yüzde 0,1 azalışla 2 bin 446 dolardan, Brent petrolün varil fiyatı ise Orta Doğu’daki çatışmaların daha geniş bir alana yayılabileceği endişesiyle 81,4 dolardan alıcı buluyor.
New York Borsası’nda dün Nasdaq endeksi yüzde 2,64, S&P 500 endeksi yüzde 1,58 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,24 yükseldi. ABD’de endeks vadeli kontratlar yeni güne de yükselişle başladı.
Avrupa’da dün İtalya hariç alış ağırlıklı bir seyir hakim olurken, bugün gözler İngiltere Merkez Bankasının (BoE) faiz kararına çevrildi. BoE’nin politika faizini sabit tutmasına kesin gözüyle bakılırken, politika metni ve BoE Başkanı Andrew Bailey’nin açıklamalarından alınacak sinyallerin varlık fiyatlarında oynaklığı artırması bekleniyor.
Bölgede açıklanan verilerden alınan sinyaller ise varlık fiyatlarını zorlaştırmaya devam ediyor. Dünkü verilere göre Avro Bölgesi’nde enflasyon yıllık yüzde 2,6 ile beklentileri aşarken, haftanın ilk yarısında açıklanan ve ekonomik aktivitenin yavaşladığına ilişkin göstergeler sonrası Avrupa Merkez Bankasının (ECB) politika alanının daralabileceği ifade ediliyor.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,13, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,76 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,53 yükselirken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,43 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne yükselişle başladı.
Asya pay piyasalarında bugün Japonya hariç alış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, Japonya Merkez Bankası (BoJ) Başkanı Kazuo Ueda’nın açıklamaları sonrası Japon pay piyasalarında satış baskısı derinleşti. BoJ’un dün politika faizini 15 baz puan artırarak yüzde 0,25’e çıkarmasının ardından, Ueda verilerin beklentileriyle paralel şekilde gelmesi halinde daha fazla faiz artırımı için hazır olduklarını ifade etti. Bu durum pay piyasalarında düşüş eğiliminin bir ara yüzde 3’e ulaşmasına neden olurken, dolar/yen paritesi yeni günde 148,51 ile 15 Mart’tan bu yana en düşük seviyeyi test etti.
Öte yandan, bugün açıklanan verilere göre Japonya’da imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) 49,1’e, Çin’de ise 49,8’e düştü. Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,27 gerilerken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,5, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,2 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi ise yüzde 0,1 yükseldi.
YURT İÇİ PİYASALARDA DURUM
Yurt içinde dün düşüş eğiliminde hareket eden Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,5 azalışla 10.638,58 puandan tamamladı. Dolar/TL, dün yüzde 0,2 artışla 33,1421’den kapanırken, bugün bankalararası piyasanın açılışında 33,1740 seviyesinden işlem gördü. Euro ise 36,0260 liradan güne başladı.
Analistler, bugün dünya genelinde imalat sanayi PMI verileri ile BoE’nin faiz kararı ve Avro Bölgesi’nde işsizlik verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.600 ve 10.500 puanın destek, 10.800 ve 11.000 seviyelerinin direnç konumunda olduğunu kaydetti.
]]>Sahipsiz hayvanlara ilişkin yürütülecek çalışmalarda, tereddüde mahal verilmemesi, kedi ve köpeklerin sahipli hayvan statüsüne alınabilmesi için Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı veri tabanına kaydedilmesi zorunluluğu bulunduğundan “sahipli hayvan” ve “sahipsiz hayvan” kavramları açık şekilde tanımlanacak. Uygulamada tereddüde mahal verilmemesi amacıyla ve Kanun’daki “yakala-kısırlaştır-sal” metodunun kaldırılması nedeniyle hayvan bakımevi tanımında uyum değişikliği yapılacak. Hayvan bakımevinin tanımı, “Bakanlıktan izin alınmak suretiyle kurulan ve hayvanların sahiplendirilinceye kadar barındırıldığı ve rehabilite edildiği bir tesis” şeklinde değiştirilecek.
Sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların hayvan bakımevlerine toplanması ve buralarda rehabilite edilerek sahiplendirilinceye kadar bakılacak olması sebebiyle bakımevleri dışında bir hayvana bakmanın onun yasal sorumluluğunu alarak sahiplenilmesi suretiyle mümkün olabileceği ilkesi kabul edilecek. Kanun’un ilkeleri arasında yer alan “Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.” ifadesi yürürlükten kaldırılacak.
Hiçbir maddi kazanç ve menfaat amacı gütmeksizin, sadece insani ve vicdani sorumluluklarla, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanları sahiplenmek isteyen ve Kanun’da öngörülen koşulları taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin teşviki ve bu kapsamda eş güdüm sağlanması esas olacak. Yerel yönetimler, gönüllü kuruluşlarla iş birliği içerisinde, sahipsiz hayvanların sahiplendirilinceye kadar bakılmaları için hayvan bakımevleri kurarak onların bakımlarını ve tedavilerini sağlayacak, eğitim çalışmaları yapacak. Hayvan bakımevlerine alınan hayvanlardan rehabilite edilen köpekler sahiplendirilinceye kadar bu yerlerde barındırılacak. Doğru ve güncel veri sağlanabilmesi amacıyla hayvan bakımevlerine alınan hayvanlar Tarım ve Orman Bakanlığı veri sistemine kaydedilecek.
TEŞVİK VE İDARİ TEDBİRLER
Bakımevine alınan köpeklerden insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlarına, Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 9. maddesindeki “Hayvanlara ötenazi yapmak yasaktır. Ancak, hayvanlara acı ve ıstırap çektiren veya iyileşme durumu bulunmayan hastalık durumlarında, akut bulaşıcı bir hayvan hastalığının önlenmesi ya da eradikasyonu amacıyla veya insan sağlığı için risk oluşturan durumlarda, davranışları insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen durumlarda veteriner hekim tarafından ötenazi yapılmasına karar verilebilir. Ötenazi işlemi veteriner hekim tarafından veya veteriner hekim gözetiminde yapılır.” hükümleri uygulanacak.
Yerel yönetimler sahipsiz köpeklere ilişkin yürüttüğü iş ve işlemlerde Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi kapsamında gerekli idari tedbirleri almaya yetkili olacak. Hayvanlara yapılacak müdahalenin sadece tıbbi gerekçelerle değil Kanunda yer alan diğer istisnai durumlarda da yapılabilmesine imkan sağlanacak. “Yerel yönetimler adına toplanan sahipsiz hayvanların bakımevi dışında bir yere terk edilmesi veya bakımevinde barındırılan köpeği bakımevi dışında bir yere bırakmak” fiilleri yasak kapsamına alınacak. Böylece sahipsiz hayvanların toplanması, hayvan bakımevlerine götürülmesi ve bu hayvanların sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevi bünyesinde bakılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasının ve yerel yönetimlerin görev ve sorumluluklarını eksiksiz olarak yerine getirmelerinin sağlanması amaçlanacak.
İl Hayvanları Koruma Kurulunun görevleri arasına, sahipsiz hayvanların korunmasına yönelik yürütülen çalışmaların yanı sıra insan, hayvan ve çevre sağlığını korumaya yönelik olarak sahipsiz hayvanlardan kaynaklı sorunları belirlemek ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerileri üretmek eklenecek. Düzenlemeyle başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara yapılacak desteğin kapsamı genişletilecek. Buna göre de insan, hayvan ve çevre sağlığının korunması amacıyla bakımevleri, hastaneler ve ameliyathaneler kurmak; bunlara ilişkin ilaç, alet ve ekipmanları temin etmek ile bakımevlerinde bakım, rehabilitasyon ve sahiplendirme gibi faaliyetleri yürütmek için başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara teşvik veya Bakanlıkça uygun görülen miktarlarda mali destek sağlanacak.
ÖDENEKLER BAŞKA BİR AMAÇ İÇİN KULLANILAMAYACAK
Hayvanları korumaya yönelik hükümlere aykırı hareket eden veya sahiplendiği hayvanların bakımını ciddi şekilde ihmal eden ya da onlara ağrı, acı veya zarar veren kişilerin denetimle yetkili merci tarafından hayvan bulundurması yasak olacak ve hayvanlarına el konulacak. Söz konusu hayvanlardan sahiplendirilme niteliği olanlar sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevinde barındırılacak. Caydırıcılığın sağlanması amacıyla sahipli hayvanın sahibi tarafından terk edilmesi kabahatine ilişkin idari para cezası hayvan başına 2 bin liradan 60 bin liraya çıkarılacak. Yerel yönetimler adına toplanan sahipsiz hayvanları bakımevi dışında bir yere terk eden veya bakımevinde barındırılan hayvanı bakımevi dışında bir yere bırakanlara ise hayvan başına 50 bin lira idari para cezası verilecek.
Kanunla, sokakta bakıma ve korunmaya ihtiyacı olacak sahipsiz hayvan bulunmaması amaçlandığı için Hayvanları Koruma Kanunu’ndaki “yerel hayvan koruma görevlileri”ne ilişkin hüküm yürürlükten kaldırıldı. Büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu 25 bini aşan belediyeler, sahipsiz veya güçten düşmüş ya da tehlike arz eden hayvanların korunması ve sahiplendirilinceye kadar bakımının yapılması ile rehabilitasyonunun sağlanması amacıyla hayvan bakımevleri kuracak. Belirtilen hayvanlar, ilgili belediyeler tarafından hayvan bakımevine götürülecek. Hayvan bakımevi kurma zorunluluğu olmayan belediyeler ile il özel idareleri, sorumluluk alanındaki bu hayvanları en yakın hayvan bakımevine götürecek. Belirtilen kaynağı ayırmayan belediye başkanı ve meclis üyeleri ile ayrılan kaynağı hayvan bakımevi kurmak, sahipsiz hayvanları toplamak, rehabilite etmek veya sahiplendirilinceye kadar bakmak için harcamayan veya bu kaynağı başka amaçlar için sarf eden belediye başkanı ve belediye yetkililerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek. Söz konusu belediyeler 31 Aralık 2028’e kadar belirtilen hayvan bakımevlerini kurmakla ve mevcut bakımevlerinin koşullarını iyileştirmekle yükümlü olacak.
“BU KANUNDA ÖLDÜRME YOK, SAHİPLENME VAR”
Belediyeler, 31 Aralık 2028’e kadar hayvan bakımevleri kurmak, rehabilitasyon işlemlerini gerçekleştirmek ve sahipsiz hayvanlara sahiplendirilinceye kadar bakmak için kesinleşmiş en son bütçe gelirlerinin binde 5’i oranında kaynak ayıracak. Bu oran, büyükşehir belediyelerinde binde 3 olarak uygulanacak. Belediyelerce bu oranların üzerinde yapılan harcamaların yüzde 40’ı, Hazine ve Maliye Bakanlığınca belediyeye aktarılacak. Aktarılacak tutar hiçbir şekilde maddedeki oranların yüzde 40’ını geçemeyecek. Ayrılan ödenekler başka bir amaç için kullanılamayacak. Kedi ve köpek sahipleri, hayvanlarını en geç 31 Aralık 2025’e kadar dijital kimliklendirme yöntemleriyle kayıt altına aldırmak zorunda olacak. Teklifin görüşmeleri sırasında söz alan AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, bazı milletvekillerinin “medeni dünya”, “bilimsel görüş” söylemlerini kullandığını ifade etti. ABD’de, İngiltere’de sahiplenilmeyen hayvanlara ötanazi yapıldığını belirten Güler, muhalefet milletvekillerinin “Bu kanun, öldürme kanunu” dediğini aktararak, “Bu kanunda öldürme yok, sahiplenme var, teşvik var.” dedi. Güler, şunları kaydetti; “Dünya Sağlık Örgütü raporlarını okuduk. Tarım ve Orman ile Sağlık bakanlıklarımızın raporlarını okuduk. Grup Başkanvekilimiz Bahadır Yenişehirlioğlu başkanlığında akademisyenleri, sanatçıları, hayvanseverleri, mağdur aileleri, evladı, kızı vefat edenleri dinledik. Bu ölçüler ışığında teklifi hazırladık. Teklifin hayırlar getirmesini diliyorum. Belediye başkanlarımıza güçlü destek veriyoruz. Barınakları kurun. Kısırlaştırma seferberliği yapalım, aşılayalım. Vicdanlarınıza sesleniyorum, barınakları kurun.”
Kanun teklifinin görüşmelerinin son bölümünü CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tulay Hatımoğulları Oruç da izledi. TBMM Başkanvekili Celal Adan, teklifin oylanmasından önce yaptığı konuşmada, Meclisin 1 Ekim’e kadar tatile gireceğini belirtti. 28. Yasama Dönemi 2. Yasama Yılı’nda Meclis’te çok sayıda önemli düzenleme yapıldığını ifade eden Adan, ayrıca TBMM’nin bu süreçte milletin sesini dünya kamuoyuna duyurduğunu vurguladı. Teklifin yasalaşmasının ardından, TBMM Genel Kurulu tatile girdi. TBMM Başkanvekili Celal Adan, birleşimi, 1 Ekim Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere kapattı.
]]>CHP Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka, CHP Genel Merkezi’nde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile yaptığı görüşmeye ilişkin basın toplantısı düzenledi. Görüşmede Bakan Göktaş’a 11 maddelik bir dosya sunduğunu belirten Nazlıaka, şöyle konuştu:
“Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında gerçekleşen görüşme sonrasında gölge bakanlarımız, bakanlarla bir araya gelmeye başladı. Aile ve Sosyal Hizmetlerden Sorumlu Gölge Bakan olarak ben de bakanlığın faaliyet alanlarına yönelik olarak partimizin politikaları, bakanlığın faaliyet alanı konusunda yaşanan bir takım sorunlar ve buna dair çözüm önerilerimizi iletmek üzere Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sayın Mahinur Özdemir Göktaş ile bir araya geldim. Öncelikle Sayın Bakan’a misafirperverliği için çok teşekkür ediyorum. Kadın Kolları Genel Sekreterimiz Mehtap Yücel ile gittiğimiz görüşmede Sayın Bakan’a 11 maddeden oluşan geniş kapsamlı bir dosya sundum. Sayın Bakan sunduğum dosyayı inceleyeceğini hatta dosyadaki bazı sorulara yazılı cevap vereceğini iletti.
Bir saati aşan görüşmede Sayın Bakan ile şu başlıkları görüştük: Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele başlığının altında; İstanbul Sözleşmesi’ni, verilere ulaşma sorununu, kadın cinayetlerinin şüpheli ölüm adı altında gizlenmesini, deprem bölgesinde artan kadına yönelik şiddet vakalarını, KADES uygulamasındaki eksikleri, elektronik kelepçe sayısındaki yetersizliği, ŞÖNİM sayılarının artırılması gerektiğini ve budanmaya çalışılan 6284 sayılı kanunu konuşma imkanımız oldu. Sil baştan yazılamaya çalışılan Medeni Kanun hakkında konuştuk, 9. yargı paketi içerisindeki soyadı dayatmasını, kadın yoksulluğu ve sosyal desteklerdeki adaletsizlikleri dile getirdik. Çocuk hakları başlığı altında; çocuk işçileri, eğitim dışına itilen çocukları, karma eğitim tartışmasını, devlet korumasındaki çocukları, erken yaşta zorla evlilikleri, depremdeki kayıp çocuklar konusunu anlattık. Engelliler, şehit yakınları ve gaziler ile Romanların yaşadığı hak mağduriyetlerini ve çözüm önerilerimizi sunduk. Bakanlığın tarikat ve cemaatlerle imzaladığı birtakım protokoller var. Bu protokoller hakkında geniş kapsamlı bilgi talep ettik. Verimli, yapıcı bir sohbet oldu.
“Bakanlık yeniden bir değerlendirme yapacak”
En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyeyim. Bu görüşmede umudumuzu büyüten en önemli haber, soyadı düzenlemesinin 9. yargı paketinden çıkarıldığına yönelik aldığımız bilgiydi. Son aldığımız habere göre de sanıyorum kadın örgütlerinin, kadınların, eşitlikçi erkeklerin bu konudaki sesleri duyulmuş. Bakanlık şimdi tekrar yeniden bir değerlendirme yapacak. Dolayısıyla umudumuz yüksek. Sizlerin de çok iyi bildiği üzere uzun zamandır 9. yargı paketi ülke gündemini meşgul ediyor. Partimizin Meclis Grubu, özellikle de Adalet ve KEFEK komisyonu üyesi olan milletvekillerimiz, Türkiye kadın hareketi, bu sürecin içinde yer alan eşitlikçi erkekler ve benzer görüşü paylaşan diğer siyasi partiler bu süreçte net tavır aldı, itirazlarını dile getirdi. Kadın örgütleri basın açıklamaları yaparak Anayasa Mahkemesi kararına uyulması çağrısı yaptı. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel grup konuşmasında ve kamuoyuna yaptığı açıklamalarda ‘hangi soyadını kullanacağına kadınlar karar versin’ dedi. Dolayısıyla süreç henüz kesinleşmiş olmamakla birlikte bu süreçte grup başkanvekillerimiz ve milletvekillerimiz sabaha kadar süren komisyon toplantılarında soyadı dayatmasına ‘hayır’ dediler. Emeği geçen herkese binlerce teşekkür ederiz.
“İstanbul Sözleşmesi‘nin yeniden yürürlüğe konulması talebimizi ilettim”
Sayın Bakan ile tüm kırılgan grupların güçlendirilmesi konusunda da konuştuk. Kadına yönelik şiddet vakaları konusu gündeme geldiğinde Sayın Bakan da her cinayet ve şiddet vakasının kendileri için çok önemli olduğunu bildirdi. Amaçlarının topyekün bir mücadele ile kadına yönelik şiddeti sıfırlamak olduğunu vurguladı. Kendisinin de bizzat Belçika’da bir kadın cinayetine tanıklık ettiğini söyledi. Sayın Bakanı bu konuda samimi ve kararlı buldum. Önceki Bakan’ın ‘şiddeti tolere edilebilir’ bulduğunu anımsayınca, Sayın Göktaş’ın şiddete sıfır tolerans yaklaşımını önemsedim. Bu konuda verileri kendisine sunduğumda Sayın Bakan her türlü katkıya açık olduğunu ifade etti. Türkiye’deki kadın örgütleriyle yakın temasta olduğumuzu, bu görüşme öncesi onların görüşlerini aldığımızı belirttim ve İstanbul Sözleşmesi’nin ne kadar vazgeçilmez olduğuna değindim. Kendi alanında altın standart niteliğinde olan bir sözleşme olduğunu, kadınların can simidi olduğunu vurguladım. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmediğimizi ve Sözleşme’nin yeniden yürürlüğe konulması talebimizi ilettim.
“Bakan Yerlikaya’nın belirttiği kadın cinayeti verileri ile platformun verileri arasında uçurum olduğunu dile getirdim”
Türkiye kadın hareketinin ve bizlerin çokça altını çizdiği gibi; şeffaf ve hesap verilebilirliğe dayalı bir veri akışı olmadığını, tespit olmadan çözüm üretilemeyeceğini söyledim. Görüşmeye katılan Kadının Statüsü Genel Müdürü Sayın Süreyya Erkan, veri ve istatistik için koordinasyon kurulu kurulduğunu söyledi. Ben verileri Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan aldığımızı, onların basına yansıyan haberlerden isim isim çetele tuttuğunu, Bakanlığın bu konuda eksikliğinin olduğunu belirttim. KEFEK Komisyonu’nda, İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya’nın belirttiği kadın cinayeti verileri ile platformun verileri arasında uçurum olduğunu dile getirdim. Ayrıca şüpheli ölüm adı altında kadın cinayetlerinin üzerinin örtülmeye çalışıldığına da değinerek, üzerine gidildiğinde şüpheli ölüm vakalarının cinayet olduğunun ortaya çıktığını anlattım. Bu vakaların üzerine gidilmesini talep ettim. Günde kaç kadının katledildiğini, cinayete kurban giden kadınların kaçının önceden yargıdan medet umduğunu, kaçının uzaklaştırma kararı olan erkek tarafından öldürüldüğünü sordum. Bakanlığın Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü Sayın Özge Aydiş, soruşturma aşaması tamamlanmadan kadın cinayeti olarak tanımlamadıklarını bildirdi. Ben de soruşturması tamamlanıp üzeri kapatılan vakaları kastettiğimi söyledim. Bu konuda Bakanlık yetkililerinin de hassasiyet göstereceklerine inanıyorum.
“60 binden fazla 6284 kapsamında takip edilen dosya olduğu bilgisi verildi”
6284 sayılı kanunun etkin uygulanmaması nedeniyle suç duyurusunda bulunan kadınların karakolda şiddet uygulayan kişiyle uzlaştırılıp şiddet sarmalına mahkum edildiğini anlattım. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nin feshinden sonra bu tablonun arttığı bilgisini paylaştım. 60 binden fazla 6284 kapsamında takip edilen dosya olduğu bilgisi verildi. Bakanlık yetkilileri şüpheli ölüm vakalarının dosyalarına müdahil olduklarını kaydetti. Ayşe Tuba Arslan’ın 23 kez suç duyurusunda bulunduğunu ve göz göre göre öldürüldüğünü hatırlattım. Bakanlık yetkilileri bu vakaların bir daha yaşanmaması için çalışıldığını söyledi. Emniyet mensuplarına verilecek toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminin önemine değindiğimde, Sayın Bakan jandarmanın farkındalık çalışması yaptığından bahsetti. Sayın Bakan İstanbul Sözleşmesi ile ilgili Avrupa’da da pek çok ülkede geri çekilmeler olduğunu ancak sözleşmenin kıymetli bir alt yapısı olduğunu, 6284’ün ise dünyada eşi benzeri olmayan bir yasa olduğunu bildirdi. Öncelikle şunu belirtelim; Erdoğan sözleşmeyi 2021’de feshetti. 2023 ise Avrupa Parlamentosu birlik genelinde İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını kabul etti. Yani Sözleşmeye olan destek her geçen gün artıyor. Gelişmiş ülkeler sözleşmenin önemini kavrarken, ülkemiz 3 kez boş diyerek sözleşmeden çıkıyor.
6284 nolu yasaya gelince; o dönemde milletvekili olduğumu, bu yasanın geçmesinde benim de emeğim olduğunu belirttim. Ancak komisyondan geçen yasanın adının Genel Kurul’a indirilirken adının değiştiğini ve ‘Kadına Yönelik Şiddet Sözleşmesi’ yerine ‘Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi’ olduğunu hatırlattım. Böylece kadını aile içinde eriten bir anlayışın pekiştirildiğini, kadın şiddet görse de kol kırılır yen içinde kalır, önemli olan ailenin korunmasıdır mesajı verildiğini ifade ettim. Aile bütünlüğünün elbette önemli olduğunu söylediğimde Sayın Bakan sağlıklı aileler eklemesi vurgusu yaptı. Sayın Bakan sağlıklı aileleri korumak istediklerini, kadını güçlendirmek için eylem planları olduğunu söyleyerek, keşke vakaları sıfırlayabilsek ifadesini kullandı. Kadının birey olarak güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizdiğimde, Bakanlık yetkilileri bu konudaki çalışmaların hızlandırıldığını söyledi. Sayın Bakan da kadınların istihdamda güçlendirilmesi ve kendi ayaklarının üzerinde durması için farkındalık çalışması yürüttüklerini ekledi.
“Bu konuda farklı düşünüyoruz”
YaşamHak projemiz kapsamında hayata geçirdiğimiz 444 82 85 numaralı ALO Şiddet hattımızın deprem bölgesindeki mağdur kadınlar tarafından çok arandığını ve bu şikayetleri kendilerine iletmek istediğimizi söyledim. Sayın Bakan da uluslararası kurumlarla çalışmalar yürüttüklerini ve sadece deprem bölgesi değil şikayet vakalarının kendilerine iletilmesini ve önleyici tedbir almayı istediklerini belirtti. Deprem bölgesindeki sorunları da ilettim. Sayın Bakan’a KADES uygulamasını önemli bulduğumuzu belirterek akıllı telefon kullanım ve internete erişimde yaşanan sıkıntıları aktardım. Emniyet verilerini paylaşarak başvuru sayısına rağmen elektronik kelepçe sayısının yetersizliğini dile getirdiğimde 744 vakanın elektronik kelepçe ile aktif takipte olduğu bildirildi. ŞÖNİM’lerin sayısının yetersiz olduğunun altını çizdiğimde 82 ŞÖNİM olduğu ve altı tane daha açılacağı belirtildi. Bu sayının da yetersiz olduğunu ilettim. Ayrıca terminoloji olarak konukevi ifadesinin doğru olmadığını sığınma evi ya da sığınak ifadesinin kullanılması gerektiğini kaydettim. Bu konuda farklı düşünüyoruz.
“Yazılı olarak daha detaylı yanıt verecekler”
Yoksulluktan en fazla kırılgan gruplar zarar görüyor. Mart 2024’te BM Kadının Statüsü Komisyonu ortak bir karara imza attı. Buna göre haneye değil kişiye dayalı veri sistemine geçilmesi gerekiyor. Kadın yoksulluğunun tespit edilmesi açısından bu çalışmayı çok önemsiyoruz. Bir haneye asgari ücret tutarında gelir girebilir ancak kadının payına 17 bin TL’den 17 lira bile düşmeyebilir. O nedenle bu konuda gerekli çalışmalara başlanıp başlanılmadığını sordum. Ayrıca vergi adaletinde kadın yoksulluğuna yönelik ne gibi çalışmalar yapıldığını da öğrenmek istedim.
Bakanlık bütçesinde önceliğin kadının güçlendirilmesine değil, ailenin güçlendirilmesine verildiğini söyledim. Bütçede kadınların güçlendirilmesi için ayrılan payın sadece binde 8.6 oranında olduğunu ifade ettim. Sayın Bakan, bu oranın yükseltildiğini söyleyerek, yükseliş oranını yazılı olarak ileteceğini söyledi.
Ayrıca, Mayıs 2024’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla çıkan genelgeyi sordum. ‘Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi’ne yönelik olan bu genelgeye göre, bir koordinasyon kurulu kurulacak ve kurul aileye yönelik sorunların tespitini yapacak ve çözüm önerileri geliştirecekti. Bu genelgeye baktığımızda paralel bir bakanlık kuruluyor algısına kapıldık. Bakanlığın 81 ilde şubeleri, müdürlükleri varken bu genelge ile ne planlandığını öğrenmek istedim. Sayın Bakan, kendi başkanlıkları altında Adalet, İçişleri, Milli Eğitim, Sağlık Bakanlığı gibi bakanlıkların bakan yardımcılarının katılacağı bir koordinasyon yürütüleceğini iletti. Bu konuda yazılı olarak daha detaylı yanıt vereceklerini söyledi.
Son olarak, Bakanlığın birçok cemaat ve tarikata bağlı derneklerle protokol imzalamaya devam ettiğini basına yansıyan haberlerden takip ettiğimizi ilettim. Nur Cemaati’ne bağlı Hayrat İnsani Yardım Derneği arasında imzalanan protokolü, Menzil Cemaati’ne bağlı Beşir Derneği ile yapılan protokolü hatırlattım. Protokole göre, Beşir Derneği’nin çocuk evleri açma yetkisi olduğunu söyledim. ‘Bakanlık neden kendi imkanlarıyla çocuk evleri açmıyor’ diye sordum. Sayın Bakan bu konuyu araştıracağını söyledi.
“Önümüzdeki süreçte tekrar bir araya geleceğimizin sinyallerini aldım”
Özetlemek gerekirse birçok konunun gündeme getirildiği son derece verimli, samimi ve açık bir görüşmeydi. Ben bu karşılıklı iletişimi çok değerli buldum. Önümüzdeki süreçte tekrar bir araya geleceğimizin sinyallerini aldım, bunu da çok anlamlı buluyorum. Çünkü önemli olan ülke sorunlarının çözülmesi, önemli olan halkın sesine ses katmak. Bundan sonra yapılacak görüşmelerde özel dosyalar üzerinden giderek kırılgan grupların yaşadığı sorunların tek tek konuşulacağı nitelikte toplantılar yapılabilir.”
]]>DÜNYAYI her alanda etkileyen yapay zekayla eğitim de yeniden şekillenecek. BAU Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ergün Akgün, yeni teknolojiyle öğrenci başarısının öngörülebileceğini söyledi.
Birçok alan ve sektörde kullanılmaya başlanan yapay zeka teknolojilerinin eğitimi nasıl etkileyeceği merak konusu oldu. BAU Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ergün Akgün, yapay zeka tabanlı öğrenci verilerine dayalı rehberlikle öğrenme deneyiminin kişiselleştirileceğini böylelikle öğrencilere daha etkili eğitim verileceğini dile getirerek bilgiler verdi.
Yapay zeka ile öğrenci başarısını öngörebilecek teknoloji geliştiğini söyleyen Doç. Dr. Ergün Akgün, “Yapay zeka, bugün bildiğimiz ya da alışageldiğimiz sınıfın dört duvarıyla sınırlandırılmış öğrenme deneyimin ötesine geçilebilecek. Yapay zeka tabanlı öğrenci verilerine dayalı rehberlik sunarak öğrenme deneyimleri kişiselleştirilecek, böylelikle öğrencilere daha etkili bir öğrenme deneyimi sunulurken öğretmenlerin iş yükü azalacak. Yapay zeka teknolojisinin kullanımının artması ile birlikte birçok meslek grubunun yok olması öngörülse de öğretmenler, yapay zekanın entegrasyonunu sağlayacak ve öğrencileri yönlendirecek uzmanlar olarak varlıklarını sürdürecekler” dedi.
Yapay zekanın bugün yaşamın her alanında köklü değişimlerin kapısını araladığını, eğitimin de bu köklü değişimden doğrudan etkileneceğini vurgulayan Akgün, bu değişime hızlı adapte olabilmek için çeşitli müfredat geliştirme çalışmalarının, öğretmen eğitimlerinin ve bu konuda politika geliştirme faaliyetlerinin son dönemde oldukça hız kazandığını söyledi.
YAPAY ZEKA ÖĞRENCİLERİN BAŞARISINI TAHMİN EDEBİLECEK
Doç. Dr. Akgün, yapay zeka uygulamalarının veriye dayalı öğrenci başarısı analizi ve tahmini, kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimi, öğrenme içeriği oluşturma ve otomatik değerlendirme sunma gibi eğitimin temeli olarak kabul edilen aşamaları kullanıyor olabilmesinin heyecan verici bir gelişme olduğunu belirti. Yapay zeka ve büyük veri algoritmalarının geçmiş öğrenme deneyimine ait çeşitli veriler üzerinden öğrencilerin gelecekteki başarısını yüksek doğrulukta tahmin edebileceğine dikkat çeken Akgün, yapay zeka tabanlı tahminlerin, veriye dayalı rehberlik sunarak öğrenme deneyimlerini kişiselleştireceğini ifade etti.
Bu sistemin her öğrencinin öğrenme hızına uygun destek sağlayarak başarılarını artıracağını söyleyen Doç. Dr. Akgün, “Yapay zekanın, başarısı öngörülen öğrencilerin bir üst seviyeye çıkması için daha doğru bir rehberlik ve yönlendirme sağlıyor olması heyecan verici bir gelişme. Yapay zeka, bugün bildiğimiz ya da alışageldiğimiz sınıfın dört duvarıyla sınırlandırılmış öğrenme deneyiminin ötesine geçilebilecek. Öğretmenler, yapay zekanın sunduğu taslak üzerinde çalışarak yüksek kalitede öğretim materyali oluşturabilecek. Böylece öğretmenlerin geleneksel yöntemlere kıyasla çok daha kısa sürede daha nitelikli ürün ortaya koyabilmesine katkı sağlayacak. Bunların yanı sıra yapay zeka tabanlı ödev ve sınav değerlendirme sistemleri, insandan kaynaklı hataları minimize ederek öğrencilere daha hızlı ve kapsamlı geri bildirim sağlayarak öğrenme sürecini hızlandırabilir. Bu teknoloji, öğrencilere daha etkili bir öğrenme deneyimi sunarken öğretmenlerin de iş yükünü azaltarak daha yaratıcı ürünler geliştirmeye yönlendirebilecek” diye konuştu.
YAPAY ZEKANIN FIRSAT VE RİSKLERİ DİKKATLE ANALİZ EDİLMELİ
Yapay zekanın sunduğu fırsat ve risklerin dikkatlice analiz edilmesi gerektiği konusunda da uyarıda bulunan Doç. Dr. Akgün, yapay zekanın başarısının doğrudan veriyle ilişkili olduğunu ve artan yapay zeka kullanımıyla birlikte veri güvenliği ve gizliliği endişelerinin önem kazanacağını belirterek, özellikle eğitimde kullanılan yapay zeka uygulamalarında öğrenci verilerinin korunmasının kritik olduğunu ve yetkisiz erişime izin verilmediğinden emin olunmasının önemli olduğunu söyledi.
]]>Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda görüşülürken CHP Ankara Milletvekili Onur Konuralp, yasa teklifinin dayanaksız gerekçelere dayandırıldığını söyleyerek, teklifin yasalaşması sonucunda katliam kapısının aralanacağını vurguladı.
Konuralp, asıl müzakere edilenin bir katliam niyeti olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Hayvanların özellikle de köpeklerin katledilmesine gerekçe yaratmaya çalışıyorsunuz”
” Franz Kafka’nın neredeyse anonimleşmiş bir sözü vardır. Şöyle der: ‘Bütün soruların cevaplarını bir köpeğin bakışlarında bulabilirsiniz’. Biz bugün burada bakışlarında bütün soruların cevaplarının gizli olduğu köpeklerle ilgili bir katliam niyetini müzakere ediyoruz. Üstelik bu müzakere ciddiyetsiz bir içerikle hazırlanmış bir gerekçeler manzumesini de barındırıyor. Örneğin genel gerekçenin A bendinde, Emniyet Genel Müdürlüğü verileri doğrultusunda bazı rakamlar paylaşılmış. 2019 – 2023 yılları arasında hayvana çarpma şeklinde 3 bin 534 trafik kazası ve buna bağlı olarak 55 ölüm ve 5 bin 147 yaralanma veri olarak önümüze koyuluyor. Oysa TÜİK verilerine göre, Türkiye’de aynı yıllar arasında ölümlü yaralanmalı kaza sayısı 945 bin 466, bu kazalarla hayatını kaybeden kişi sayısı 27 bin 478. Yani Türkiye’de, 2019-2023 yılları arasında gerçekleşen ölümlü yaralanmalı trafik kazaları sadece yüzde 0.3’ü hayvanlarla ilgili. Ölümlerin oranı da neredeyse aynı. Bakın yüzzde 1 bile değil arkadaşlar. Bir başka deyişle Türkiye’de ölümlü yaralanmalı kazaların yüzde 99.8’inin tek sorumlusu var, insan. Tüm ölümlü ve yaralanmalı kazalarının yüzde 1’i bile olmayan bir veriye istinaden hayvanların özellikle de köpeklerin katledilmesine gerekçe yaratmaya çalışıyorsunuz.”
“Veri paylaşmıyorsunuz”
Kanun teklifinin hazırlanmasında ‘insanların psikolokjilerinin bozulmasının’ gerekçe gösterildiğini, ancak buna ilişkin bir veri paylaşılmadığının altını çizen Konuralp, şöyle devam etti:
“Gerekçenin B bendinde sahipsiz olarak nitelendirdiğiniz hayvan popülasyonu nedeniyle vatandaşların psikolojisinin bozulduğunu iddia ediyorsunuz. Bu gerekçeyle psikoloğa, psikiyatrik kliniklerine başvurduğunu iddia ediyorsunuz, tek bir veri paylaşmıyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz böyle bir veri yok. Bir nevi ben yazayım gitsin anlayışıyla yazılmış bir gerekçeyi sundu önerge sahibi milletvekili bugün. Aynı gerekçenin C ve D bentlerinde, kendi bakanlığınıza haksızlık ediyorsunuz. Kuduz vakalarının arttığını iddia ediyorsunuz, oysa Sağlık Bakanlığı’na göre kuduz vakaları ciddi oranda düşüyor. 2019’da 59 ilde 494 kuduz vakası görülmüş. 2023’te 35 ilde 282’ye düşmüş. 2024’te ilk beş aylık veride 21 ilde sadece 50 vaka var. Sadece 2 insan kuduza yakalanmış. Artan ne peki? Kuduz riskli temas. Toplumsal bilincin artmasıyla vatandaşlarımızın risk almamak için ilgili sağlık kurumlarına başvurusunu kuduz vakalarındaki artış olarak önümüze koyuyorsunuz.”
“Dünya Hayvan Sağlığı raporuna atıf yapıyorsunuz, rapor sizi yalanlıyor”
Referans alınan Dünya Hayvan Sağlığı raporunda gerekçe gösterilen bölümün iddia edilenle çeliştiğini vurgulayan Konuralp, “Ç bendinde, sahipsiz hayvanların çiftlik hayvanlarına saldırmaları nedeniyle ortaya çıktığını iddia ettiğiniz maddi kayıplardan bahsediyorsunuz. Var mı bunun verisi? Bunun verisi de yok ya da şöyle söyleyeyim, köpekleri katletme gerekçesi olacak kadar yüksek oranda bir saldırı var mı? Bence elinizde böyle bir veri de yok ama bunu da verisiz bir şekilde gerekçenize yazıyorsunuz. Dünya Hayvan Sağlığı raporuna atıf yapıyorsunuz, rapordan bir bölümü alıntılamışsınız, alıntıladığınız bölüm sizi yalanlıyor. ‘Yakala kısırlaştır sal’ metodunun işe yaramadığını bu rapora atfen söylüyorsunuz. Oysa rapor tam tersine ‘yakala kısırlaştır sal’ metodunun başka bir grup eylemle birlikte uygulanması gerektiğini vurguluyor. Yani metodu reddetmiyor, aksine metodu önemsiyor. Siz bunu gerekçe olarak bizim önümüze koyuyorsunuz” diye konuştu.
“Bu yasanın asıl ismi hayvanları öldürme kanunudur”
Güçlü olanın güçsüzü tahakküm altına aldığı sistemde sıranın köpeklere geldiğini kaydeden Konuralp, şunları söyledi:
“Bir başka gariplik gerekçeniz de, bu ülkenin 81 valisi illerindeki sahipsiz köpeklerin sayısını merkeze bildiriyor. 81 valinin merkeze bildirdiği verilerin toplamı 2 milyon. Siz kendi valileriniz yalanıyorsunuz. ‘Yalan’ diyorsunuz, 4 milyon. Gerekçe de aynen bunu garip bir hesapla 4 milyona çıkartıyorsunuz. Böyle çalakalem hazırlanmış bir gerekçeyle, köpek katliamının müzakeresindeyiz. Sayın Başkan son olarak şair Oruç Aruoba’ya bir arkadaşı, ‘Bu senin kedin mi?’ diye sorar. Aruoba, ‘Hayır ben onun insanıyım’ der. Tam da meselenin özü bu arkadaşlar, kim kimin köpeği kim kimin kedisi, bu bağlamda sokak hayvanı veya sahipsiz hayvan ifadeleri bile sorunlu. Hadi bunun üzerine çok takılmayalım, diyelim. Onların yaşam alanlarına biz müdahale ettik, onların yaşam alanlarından biz koparttık. Bu gerçekle bile yüzleşmeyen bir gerekçe metnini önümüze koyuyorsunuz. Onların bizimle hangi şart ve koşullarda yaşayacağını düzenlemesini yapıyorsunuz. ‘Şu ve şu şartlar altında kalırsan yaşamana izin vereceğim, aksi taktirde katli meşru’ diyen bir anlayışı bize dayatmaya çalışıyorsunuz. Hayvanların sokaklardan toplanıp uyutulması veya ötenazi uygulaması, adına ne dersiniz deyin. Bu yasanın asıl ismi hayvanları öldürme kanunudur ve siz bunun altına imza atıyorsunuz. Ancak unutmayın hayvanların öldürülmesine dair kanunilik kılıfı getirmek istiyor olmanız, bu yasanın ahlaki ve vicdani olduğu anlamına gelmez. Kanuni olabilir ama ahlaki ve vicdani değildir. Siz ahlaki ve vicdani olmayan bir kanun düzenlemesiyle katliama kapıları ardına kadar açıyorsunuz. Çünkü hayvanların insanlardan daha önemsiz olduğu düşüncesiyle hazırlanmış bir kanun bu. Güçlü olanın güçsüz olana tahakküm edebileceğine inanıyorsunuz ve şimdi de hedefiniz de köpekler var.”
“Kimse için ölümü savunmuyorsak köpekler için neden savunuyoruz?”
Köpeklerin öldürdüğü insanların, öldürülen çocuklardan, işçilerden, kadınlardan daha çok olmadığını vurgulayan Onur Konuralp, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bir diğer konu da önlerinize koyduğunuz fotoğraflar. Bu çocukların, bu çocukların annelerinin babalarının acısını yaşadıkları travmaları bizim anlamadığımızı ifade edercesine, önlerinize koyduğunuz fotoğrafların arkasına sığınmayın arkadaşlar. Biz yaşanan acıları görmezlikten geliyor değiliz. Aksine sorunu çözmek için köpekleri öldürmek gerekmiyor diyoruz. Bunu büyük samimiyetle söylüyoruz. Duymuyorsunuz. ‘Vicdanınız buna nasıl onay veriyor, yapmayın’ diyoruz, tek kelime söz etmiyorsunuz. ya da şöyle söyleyelim: Bir yıl içinde köpekler kaç insan öldürdü? ya da soruyu şöyle soralım insanlar kaç köpek öldürdü? ya da daha vahim bir soru soralım insanlar kaç insan öldürdü? Erkeklerin katlettiği kadınlar, öldürülen motokuryeler, MESEM’lerde ölen çocuklar, önlenebilir iş kazalarında ölen işçiler, öldürülen şiddet gören öğretmenler doktorlar… Yok mu? Biz hangi gerekçeyle olursa olsun kimse için ölümü savunmuyorsak köpekler için neden savunuyoruz? Sayın milletvekilleri son söz olarak bir köpeğin sadakati vefası ve sevgisine ilişkin hepiniz de en az bir anı vardır. Bu anılarınıza sahip çıkın, başa dönecek olursak umarım köpeklerin gözlerinize bakabilecek yüzünüz olur teşekkür ederim.”
]]>“Afetlere Dayanıklı Toplumlar Geliştirmek için Araştırma ve Eğitim Kompleksi Kurulması Projesi” kapsamında Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın izlenmesi için kurulan DAS sunucusuna üniversitelerden akademisyenlerin ve ilgili kurumlardan yetkililerin katılımıyla ziyaret gerçekleştirildi.
Projenin Japonya lideri Prof. Dr. Kaneda Yoshiyuk, projenin 4 ayağından birinin DAS sunucusuyla fay hattından veri almak olduğunu söyledi.
Marmara Bölgesi’nde deprem riski olduğuna değinen Keneda, “Fiber optik kablolarla gerçek zamanlı sismik veri incelemek oldukça önemli. Depremlere karşı hazırlıklı olmamız gerekiyor. Bunlarla ilgili çalışmaların yapılması çok çok önemli.” diye konuştu.
Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) İnşaat Mühendisliği Dr. Öğretim Üyesi Ahmet Anıl Dindar da denize yerleştirilen fiber optik kablo üzerinden fay hatlarıyla ilgili bilgiler alacaklarını söyledi.
Önceden de dünyadaki hareketleri gözlemlemek için istasyonların kurulduğunu aktaran Dindar, “Bu istasyonlar bilgi veriyordu. İlerleyen teknolojiyle fiber optik kablo üzerinden veri alabilme ve verilerin depremle ilişkilendirilmesi büyük bir potansiyel ortaya çıkardı. Bu bizi çok heyecanlandırdı.” ifadelerini kullandı.
Dindar, sürekli veri almak üzerine ilerlediklerini belirterek, “2028 yılına kadar da Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın bizim için karanlık tarafı olan Doğu Marmara tarafında verimizi alacağız.” dedi.
Fiber optik kablolardan saniyede 1000 örnekleme alacaklarını aktaran Dindar, “Elimizde Türk Telekom’un bize çok büyük destekle vermiş olduğu 2 kablo var. Bu kablolar İzmit Körfezi girişinde ve Osmangazi Köprüsü’nün batı tarafında yer alan fayların üzerinde birbiri üzerinden geçen biri kısa 8 kilometre, diğeri yaklaşık 27 kilometre 2 ağdan veri almamıza imkan sağlıyor.” diye konuştu.
Ziyarete, AFAD Marmara Afet Risklerini Azaltma Dairesi Başkanı Gökhan Yılmaz, GTÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Damla Arısan ve Türk Telekom yetkilileri katıldı.
DAS sunucusu
Yürütücülüğünü GTÜ’nün üstlendiği, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı ile Japonya Bilim ve Teknoloji Ajansı tarafından desteklenen SATREPS programı kapsamında hibe edilen DAS sunucusu mayıs ayında Türk Telekom Darıca Bilgi İşlem Santralinde kuruldu.
DAS sunucusu, Türk Telekom’a ait olan, Darıca’dan İzmit Körfezi’nin güneyine doğru Marmara Denizi tabanında bulunan iki fiber optik kablodan veri topluyor.
Yer bilimleri alanında çok güncel bir yöntem olan DAS verisi ile Kuzey Anadolu Fayı gibi yer yapılarının hareketleri çok hassas bir şekilde anlık olarak izlenebiliyor.
MARTEST projesi kapsamında kurulan DAS sunucusu, 2024-2028 yılları arasında sürekli veri toplamak ve Türk-Japon araştırmacılarının ortak çalışmaları için bir imkan sağlamak açısından önem taşıyor. Proje kapsamında geliştirilecek yeni yöntemlerle fay hareketlerinin takip edilmesi ve ilerleyen zamanlarda erken uyarı amaçlı çalışmalara hazırlık yapılması amaçlanıyor.
MARTEST projesinin paydaşları arasında AFAD, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi yer alıyor.
]]>ALBAYRAK Grubu Microsoft’a açtığı davayı kazandı. Mahkeme Microsoft ve Türkiye’deki acentesinin Albayrak Grubu’na 550 bin dolar tazminat ödemesine karar verdi. Konuyla ilgili basın mensuplarına açıklama yapan Albayrak Şirketler Grubu avukatı Sefa Karcıoğlu, “Bizim Türk kamuoyuna anlatmak istediğimiz Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalsın. Hiçbir firma yurtdışına veri aktarmaya zorlanmasın. Doğrudan ya da dolaylı yollarla verilerimizin yurtdışına aktarılmasının önüne geçsin. İşte biz bu farkındalığı artırmak adına Albayrak Grup olarak açtığımız davada mutlu sona ulaştık. Toplam 550 bin dolarlık bir bedelin bir kısmı Microsoft bir kısmı yerel firma tarafından Türkiye’deki çözüm ortağı tarafından Albayrak gruba ödenmesine karar vermiştir” diye konuştu.
Albayrak Grubu, ERP sistemi hizmeti aldığı Microsoft’a, şirketi, merkezi yurtdışında bulunan bir bulut sistemi kullanmaya mecbur ettiği ve üretim sürecinde kesinti kaynaklı zarara uğradığı gerekçesiyle 1.5 milyon dolarlık dava açmıştı. Albayrak Grubu Microsoft’a açtığı davayı kazandı. Mahkeme 550 bin dolar tazminat ödenmesine karar verirken Albayrak Şirketler Grubu avukatı Sefa Karcıoğlu Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
“FİRMA 33 AY BOYUNCA ÜRÜNÜN CANLIYA ALINMASINI GERÇEKLEŞTİREMEDİ”
Avukat Karcıoğlu, “Bundan 3 yıl önce yine bir basın açıklamasıyla, dünya devi olarak adlandırılan Microsoft Corporation adına bir dava açtığımızı 1.5 milyon dolarlık davayla birlikte grup bünyesinde faaliyet gösteren şirketlere satılan ürünün, yazılımın ayıplı olduğunu ve şirketimizin bu ürünün ayıplı olması nedeniyle zarara uğradığını, şirket bünyesindeki firmaların canlıya geçirilemediği ve bunda da art niyet olduğunu iddia ederek dava açmıştık. 3 yıl süren yargılamanın sonunda mahkeme, emsal niteliğinde bir karar verdi. Şirket politikası olarak grup bünyesindeki şirketlerin ticari sırlarının mahremiyetinin korunması ve kişisel verilerin yurt dışına aktarılmasını korumak adına Albayrak Grup olarak OMPREM ürünü tercih etmiş ve bunun bedelini Microsoft’a ödemiştik. Ancak 33 ay süren bir kurulum sürecinde Microsoft ve Türkiye’de ürününü satan yerli bir firma. Aslında çözüm ortağı, iş ortağı 33 ay boyunca ürünün canlıya alınmasını bir türlü gerçekleştiremedi. Biz yaptığımız inceleme ve değerlendirmelerde ürünün canlıya geçirilmemesinin asıl nedeninin grup şirketleri olarak ticari sırlarımızın ve verilerimizin yurtiçinde kalmasını, şirket merkezinde kalmasına yönelik aldığımız ürünün tercih edilmesinin cezalandırılması olarak değerlendirdik. Çünkü Microsoft ürünlerine baktığımızda bulut sistemine aktarılan yurtdışına gönderilmesini sağlayan bulut sistemi kullanan firmalarda, herhangi bir arızanın olmadığı, uyum sürecinin hızlı yapıldığı, canlıya geçişin daha verimli yapıldığı ancak bulut sistemini kullanmayan bizim gibi firmaların ise sıkıntı yaşadığını tespit ettik.” dedi.
“BU EMSAL BİR KARARDIR”
Avukat Karcıoğlu, “Mahkeme yaptığı inceleme ve değerlendirmede iddialarımızı haklı bularak yurtdışına tebligat yapılmasına gerek olmadığını, Türkiye’de ürünü satan firmanın Microsoft’un acentesi olduğunu dolayısıyla Türkiye’deki müşterilerin vatandaşların Amerika’ya tebligat yapılmaksızın haklarını Türk mahkemelerinde, ürünü satın aldıkları firma üzerinden arayabileceğin, davayı acentesi sıfatıyla bu firmalara yöneltebileceğine karar vermiştir. Bu emsal bir karardır; önemli bir karardır. Yazılım sektöründe global firmaların hukuku bize göre dolanmak adına uyguladığı bir perdenin aralanmasıdır. Dolayısıyla bu emsal niteliğindedir. ” diye konuştu.
“TÜRKİYE’NİN VERİSİ TÜRKİYE’DE KALSIN”
Karcıoğlu, “Yine mahkeme sözleşmede yer alan ‘Zararın sınırlandırılması’, yani milyon liralık ürün alıyorsunuz Microsoft diyor ki ‘Biz sadece 5 dolardan sorumluyuz’. İşte mahkeme yaptığı incelemede bu sorumluluk sınırlandırmasının da Türk yasaları kapsamında geçersiz olduğuna, hukuka aykırı olduğuna bu tarz sınırlandırmaların da Türk mahkemeleri tarafından geçersiz olduğuna karar vermiştir. Önemli olan davanın değerinden çok global firmanın Türkiye’de davayı kaybetmiş olmasıdır. Ürününün ayıplı olduğunun, 33 ay boyunca ürünü canlıya alınamadığının tespit edilmiş olmasıdır. Bu tarz firmalar verileri yurtdışına aktarmak için bulut dedikleri cloud dedikleri sistemi, avantajlı hale getirerek firmaların bunu tercih etmelerini sağlamaktadır. Bizim Türk kamuoyuna anlatmak istediğimiz Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalsın. Hiçbir firma yurtdışına veri aktarmaya zorlanmasın. Doğrudan ya da dolaylı yollarla verilerimizin yurtdışına aktarılmasının önüne geçsin. İşte biz bu farkındalığı artırmak adına Albayrak Grup olarak açtığımız davada mutlu sona ulaştık. Toplam 550 bin dolarlık bir bedelin bir kısmı Microsoft bir kısmı yerel firma tarafından Türkiye’deki çözüm ortağı tarafından Albayrak gruba ödenmesine karar vermiştir” diye konuştu. Microsoft Türkiye’den konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı.
]]>
“Gelecekteyiz” sloganıyla bu yıl 6’ıncısı Ankara Bilkent Hotel ve Konferans Merkezi’nde düzenlenen AI Tomorrow Summit 2024 devam ediyor.
Yumaklı, etkinliğin ikinci gününde yaptığı konuşmada, burada dünyaya yön verecek bir başlığı konuştuklarını dile getirerek, gençlerin birçok sektörde olduğu gibi tarım sektöründe de olmasını istediklerini söyledi.
Dünyada çok hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşandığına işaret eden Yumaklı, bu dönüşümde teknolojinin ve verimliliğin çok önemli bir yeri bulunduğuna dikkati çekti. Yumaklı, teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek bunları Bakanlığa ve tarımsal üretime entegre etmek istediklerini belirtti.
Doğal kaynakların sonsuz olmadığını belirten Yumaklı, “Dolayısıyla bu emaneti genç neslimize sağlıklı bir şekilde devretmenin bilinciyle çalışıyoruz. Bütün dünyada olduğu gibi bizde de kırsal kalkınmada verimlilik itici bir güç unsuru. Kıt kaynakların verimlilikle alakalı bağlantısını sadece ve sadece teknolojiyle kurabiliriz. Dolayısıyla doğru karar alma mekanizmasına doğru sonuçları ulaştırmak adına yapay zekayı mutlaka kullanmanız gerekir.” diye konuştu.
“Genç arkadaşlarımı buradaki programlara katılmaya davet ediyorum”
Yumaklı, AR-GE programlarıyla çok ciddi projelerin desteklendiğini ve desteklenmeye devam edileceğini dile getirerek, gençleri buradaki programlara katılmaya davet etti. Yumaklı, “Yaptığımız AR-GE çalışmaları, bitkisel üretimi ele alırsak, tohum geliştirmek için. Gen kaynaklarınızı koruma altında tutmalısınız. Sizin tohumlarla alakalı verimliliği en üst düzeyde sağlayacak çalışmalarınız devam etmeli. İşte bizim de bununla ilgili gerçekten dünyada örnek olarak gösterilen bir tohum gen bankamız var. Bu tohum gen bankamızla ülkemizin bitkisel üretimle ilgili geleceğini garanti altında tutuyoruz. Anadolu’nun hem bitkisel hem de hayvansal genetik zenginliğini bu bankalarda saklıyoruz.” dedi.
Sebzede, meyvede ve tarla bitkilerinde verimli, kaliteli, kuraklığa, soğuğa ve hastalıklara toleranslı üretim materyalleri geliştirdiklerini vurgulayan Yumaklı, ülkede kullanılan sertifikalı tohumların yüzde 40’ının bu merkezlerde geliştirilmeye devam edildiğini söyledi.
Yumaklı, yeni nesil ekipmanları da yakından takip ettiklerini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu kapsamda, paketlemeden ilaçlama helikopterine, buzağı besleme robotundan gübre sıyırma robotuna kadar ticarileşen birçok prototip de Bakanlığımızın kamu, üniversite, özel sektör işbirliğinde geliştirilmiş durumda. Elbette bugün geldiğimiz noktada, 2022 sonu itibarıyla 129 milyon ton olan bitkisel üretimimizi, 2023 sonunda 137 milyon tona çıkarmışsak bunda AR-GE çalışmalarının çok önemli bir yeri var. Ülkemizin tarımsal alanda rekabet gücünü artırmak da diğer önemli bir husus. Dolayısıyla yenilikçi, kapsayıcı olmalısınız, faaliyetlerinizin sürdürülebilir olması gerekir. Dolayısıyla çiftçilerimizin bazı bilgilere veya hizmetlere ulaşabilmesi için de dijitalleşmeyi ön plana aldık. Çiftçilerimizin, üretimlerimizin, üreticilerimizin bir hafta, hatta belki de daha fazla bir zaman içinde yapmış olduğu bir işi dakikalar içinde yapmasını sağlayabilecek ‘Tarım Cebimde’ uygulamasını faaliyete geçirmek bile işlerinizi kolaylaştıran, verimliliğe katkı veren bir unsur olarak bir başlangıç noktası olabiliyor.”
Yapay zeka uygulamalarının tarım sektöründe uygulama alanları ile geldiği noktayı çok yakından takip ettiklerini dile getiren Yumaklı, “Yine itiraf edeyim, bu konuda kafamızda oluşmuş net bir sonuç yok.” ifadesini kullandı.
Bakan Yumaklı, yapay zekanın tarımda kullanımı konusunda parça parça bilgiler bulunduğunu belirterek, verimlilik artışı, tarımsal faaliyetlerin daha hassas, düzenli yapılması ve kaynakları etkin kullanarak bir fonksiyon yerine getirmesi açısından yapay zekanın son derece önemli olacağını vurguladı.
Orman yangınlarıyla mücadelede yapay zeka temelli yazılım ve uygulamaların kullanılmaya başlandığına dikkati çeken Yumaklı, özellikle akıllı kuleler olmak üzere yangın karar destek sistemlerine veri temin eden, bunları bir arada yürüten sistemlerin, orman yangınlarıyla daha etkin bir mücadele yapmalarına yardımcı olduğunu söyledi. Yumaklı, “776’ya yakın kulemiz var, 184’ü akıllı kule. Yani herhangi bir şekilde bir yangın ya da yangın emaresi gördüğünde, o sensörler vasıtasıyla karar destek sistemlerine hızlıca bu bilgileri iletiyor. İşte bu sayede Türkiye’de yangınlara müdahale etme süresi 40 dakikadan 11 dakikalara inmiş durumda.” dedi.
Bakanlık açısından yapay zekanın alanına girecek konulara değinen Yumaklı, şunları kaydetti:
“Tarımsal üretim planlaması, çok uzun yıllar konuşulan bir husustu. 2023’te bunun yasal altyapısı tamamlandı ve devrim niteliğinde birtakım kararlar aldık. Ülke olarak karar verdik ki biz artık tarımsal üretimimizi planlayacağız. Dolayısıyla yapay zekanın belki de girdiği zaman kendisine sonsuz alan bulabileceği tarımsal üretim planlamasının ben buradan altını çizmek istiyorum. Kaynaklarınız kıt, bir de buna iklim değişikliği ve diğer etkenler geldiği zaman gıdanızı garanti altına almanız, arz güvenliğini sağlamanız gerekir. Özellikle insan unsurunun yetemeyeceği ama bizim çok hızlı karar almamız gereken noktalarda da yapay zekayı kullanacağız.”
Yumaklı, ülkede çok genç bir nüfus olduğunu, kreatif düşünen, çok kabiliyetli, iyi yetişmiş gençlerin bulunduğunu dile getirerek, “Bütün bunların Bakanlığım ile ilgili ulaşması gereken sonuç, Türkiye’nin ikinci yüzyılının, Cumhuriyet’imizin ikinci yüzyılının, ‘üretimin ve üreticinin yüzyılı’ olmasıdır.” diye konuştu.
]]>Yılmaz, Yapay Zeka Politikaları Derneğinin düzenlediği AI Tomorrrow Summit etkinliğine katıldı.
Burada konuşan Yılmaz, her yeni gün yapay zeka uygulamaları açısından çığır açan gelişmelere tanıklık edildiğini, üstelik bu gelişmelerin tarihteki hiçbir değişimle karşılaştırılamayacak kadar hızlı bir şekilde gerçekleştiğini söyledi.
Yapay zekanın dönüştürücü etkisinin, halihazırda eğitimden tarıma, sağlık sektöründen enerjiye ve ekonomiye kadar hayatın pek çok alanında hissedilir durumda olduğuna işaret eden Yılmaz, yapılan bir çalışmaya göre 2030 yılına kadar yapay zekanın küresel ekonomiye katkısının yaklaşık 15,7 trilyon dolara ulaşacağının tahmin edildiğini, bu artışın 6,6 trilyon dolarının üretkenlikten, 9,1 trilyon dolarının ise tüketim etkisinden kaynaklanacağının düşünüldüğünü dile getirdi.
Cevdet Yılmaz, diğer bir araştırmada ise küresel gayrisafi milli hasılanın 2030’da yapay zekaya dayalı teknolojiler sayesinde yüzde 14 artış göstermesinin ve buna göre yapay zeka teknolojilerinin küresel ekonomiye Çin ve Hindistan’ın bugünkü ekonomik büyüklüğünden daha fazla katkı sağlamasının beklendiğini belirterek, IMF tarafından yapılan bir araştırmaya göre dünya genelindeki işlerin yaklaşık yüzde 40’ının yapay zekadan etkileneceğini kaydetti.
Yapay zekanın potansiyelinden en iyi şekilde yararlanmak ve bu alandaki riskleri minimize etmek için devletlerin sağlam yapay zeka politikalarına sahip olması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, “Yapay zeka teknolojisinin veriye dayalı doğası, bir taraftan nitelikli veri üretimini ve bu verinin ilgili ekosisteminde etkin paylaşımını gerektirirken diğer taraftan söz konusu verilerin işlenmesinde mahremiyetin korunması, siber güvenliğin temini ve etik ilkelerin gözetilmesi gibi zorlukları da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla yapay zeka alanında, bir taraftan fırsatlardan yararlanırken bu fırsatları değerlendirirken diğer taraftan da birçok açıdan oluşturduğu tehditleri, riskleri de iyi yönetmemiz ve bunları da hep birlikte yönetmemiz gerekiyor.” diye konuştu.
“Eylemlerimizin yüzde 50’sini gerçekleştirmiş durumdayız”
Yılmaz, Ulusal Yapay Zeka Stratejisi Yönlendirme Kurulu Toplantıları ile kamuda yapay zeka ile eş güdümü sağlama gayretlerini sürdürdüklerini anlatarak, şu bilgileri paylaştı:
“2021 yılında yayımladığımız ve 5 yıllık bir süreyi kapsayan Ulusal Yapay Zeka Stratejimiz ile bu alandaki uzun vadeli perspektifimizi ortaya koymuş durumdayız. Strateji kapsamında hazırladığımız eylem planının ilk 2,5 yılında önemli ilerlemeler kaydettik ve aşağı yukarı eylemlerimizin yüzde 50’sini gerçekleştirmiş durumdayız. Stratejimizin odağında, yapay zeka teknolojilerine ilişkin insan kaynağımızı geliştirmek, teknik altyapımızı kuvvetlendirmek ve kaliteli veriye erişimi kolaylaştırmak var. Mevcut eylem planımızda, 32 eylem yapay zeka alanında uzman yetiştirme ve istihdama yönelik ve bunların 9’u doğrudan iş gücünün yapısal dönüşümüne odaklanmakta. Sektörün hızla dönüşen ihtiyaçlarının üniversite müfredatıyla uyumunu sağlamak diğer bir önceliğimiz. Eğitim sistemimizdeki içerikle, iş gücü piyasamızın ihtiyaçlarını örtüştürmezsek sağlıklı, etkili sonuçlar alamayız. Dolayısıyla her alanda olduğu gibi yapay zeka alanında da gelişen iş gücü piyasasındaki ihtiyaçlarla eğitim sistemi arasındaki bu köprüyü, bu bağı çok güçlü kurmak zorundayız.”
Türkiye’de halihazırda 40’tan fazla yapay zeka odaklı yüksek lisans ve doktora programı ile 30’un üzerinde üniversitede ileri analitik, yapay zeka ve robotik araştırma merkezleri bulunduğunu, ileride bu alanda uzmanlaşmış bir üniversitenin olabileceğini dile getiren Yılmaz, gelecek dönemde yapay zeka alanında 71 adet yeni ön lisans ve lisans programının açılmasının planlandığını, ayrıca alana özgü meslek standartlarıyla beceri haritalarının da çıkarıldığını bildirdi.
Cevdet Yılmaz, genç neslin çığır açan teknolojilere uyumunun çok önemli olduğunu, bu bağlamda Milli Eğitim Bakanlığının her kademede eğitim müfredatını, yapay zeka konularını da kapsayacak şekilde güncellediğini ve 81 ilde atölyeler açmaya devam ettiğini aktardı.
Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisinin başlattığı Dijital Genç Yapay Zeka Ekosistemi projesiyle, üniversitelerdeki yapay zeka ile ilgili öğrenci kulüplerinin tek bir çatı altında toplanmasını ve gençlerin uygulamaya dayalı eğitimler, yarışmalar ve eğitim sonrası kariyer destekleriyle çalışmalarını daha ileriye taşımayı hedeflediklerini belirtti.
Yapay zeka ekosisteminin gelişimini çok önemsediklerini, TÜBİTAK’ın hayata geçirdiği yapay zeka ekosistem çağrılarıyla özel sektör ve akademiyi, yapay zeka odaklı çalışmalarda bir araya getirip ortak çalışmaları desteklediklerini bildiren Yılmaz, “Ülkemizde halihazırda yaklaşık 750 yapay zeka odaklı girişim startup var ve kamu destekleri sayesinde bu sayının önümüzdeki dönemde hızla artmasını bekliyoruz.” ifadesini kullandı.
“Bunu da yeni teknolojilerle çok daha etkin şekilde yapacağımıza inanıyorum”
Türkiye’de halihazırda orman yangınlarıyla mücadele, ekin alanlarının analizi, gümrük risk analizleri, KOBİ danışmanlığı, savunma sanayisi, sağlık destek hizmetleri gibi alanlarda, ileri analitik ve yapay zeka uygulamalarının kamuda aktif olarak kullanıldığını aktaran Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Esas olan da burada üretkenlik, verimlilik. Geçen gün biliyorsunuz bir tasarruf ve verimlilik paketi ilan ettik. Özellikle bu dönem sadece tasarruf paketi demedik. Tasarruf ve verimlilik paketi dedik. İşin özü verimlilik. Birim kaynakla daha fazla sonuç üretmek. Ülkemiz, insanımız, insanlık için refah üretmek. Bunu da yeni teknolojilerle çok daha etkin şekilde yapacağımıza inanıyorum. Bunu yaparken yalnız sosyal adaleti, sosyal dengeleri gözetmemiz ve bu teknolojilerin yeni eşitsizlikler üretmemesi de çok kıymetli. Dolayısıyla ülkemizin dört bir yanında ve bütün toplumsal kesimleri içine alan bir süreç tasarlamamız çok kıymetli diye düşünüyorum. Diğer yandan çevresel boyut da çok çok önemli. İklim değişikliği, su gibi temel kaynakların kullanımında enerji ile enerji üretimi, sıfır karbon hedefine ulaşma gibi vizyonlarımızda yapay zekanın çok kritik yollar oynayabileceğine yürekten inanıyorum. Kamu Yapay Zeka Ekosistemi Çağrısı ile kamu kurumlarımızın bu tür alanlarda çabaları desteklemeye devam edeceğini ifade etmek istiyorum. Öte yandan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Dijital Dönüşüm Ofisinin yoğun çalışmaları neticesinde 2021 yılında Dijital Avrupa Programı’na katılım için başlayan müzakereler tamamlandı ve geçtiğimiz yıl ülkemiz programa dahil olmuş oldu.”
Yılmaz, yapay zeka çalışmaları için ihtiyaç duyulan teknik altyapıları geliştirmenin diğer bir öncelikleri olduğunu, bu kapsamda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen çeşitli çalışmaların bulunduğunu, ayrıca TÜBİTAK, ULAKBİM koordinasyonunda başta Avrupa Birliği olmak üzere teknik altyapılarda işbirliğine de gittiklerini kaydetti.
Yapay zeka konusunda uluslararası arenada hem mevzuat geliştirmeye hem de teknik standart hazırlamaya yönelik yoğun çalışmalar yürütüldüğünü, bu anlamda uluslararası gündemi yakından takip ettiklerini ve benzer nitelikte düzenlemelerin, kurumsal yapılanmaların gelişmesi için gayret ettiklerini anlatan Yılmaz, yapay zeka konusunda sadece kamunun değil, özel sektörün rekabetçi bir şekilde dünyada var olabilmeleri, şirketlerine değer katabilmeleri ve Türkiye’nin yapay zeka stratejilerine daha etkili bir şekilde ulaşabilmesi için bu alana katkı vermesi gerektiğini söyledi.
]]>Göreve başladığı günden bu yana, her bir müdürlüğün çalışmalarını ayrıca analiz eden ve böylelikle hizmet standardını daha da yukarı taşımak için çalışmalarına başlayan Erenler Belediye Başkanı Şenol Dinç, halkla ilişkiler alanında bugüne kadar ve sonrası için yapılan çalışma ile planlamaları hakkında açıklamalarda bulundu. Başkan Dinç, “Bildiğiniz üzere 31 Mart seçimlerinden önce yoğun bir seçim çalışması yürüttük. Artık seçim bitti ve 1 ayı aşkın süredir görevimizin başındayız, çalışmalarımızla ilgili bir muhasebe yaptığımız zaman şunu açıkça görebiliyoruz, bizim seçimi almamızın ve belediye çalışmalarında destek görmemizin tek bir sebebi var, vatandaşa hakkıyla ve layığıyla hizmet etme düsturu. Her an vatandaşın ulaşabildiği bir hizmet anlayışı ve çözüm odaklılık bizi başarıya götürdü ve daha da büyük başarılara imza atacağız. Bu konuda hem çalışma sistemi açısından yalınlığı benimseyeceğiz hem de veri analizi anlamında daha anlamlı bilgiler üreterek hizmeti bir üst noktaya taşıyacağız” dedi.
“İş çözülmeden hiçbir talebi kapatmıyoruz”
Erenler Belediye Başkanı Şenol Dinç, Halkla İlişkiler Biriminin ne denli önemli olduğuna vurgu yaparak, Vatandaş İlişkileri Yönetim Sistemi verilerine dayanarak bugüne kadar yapılan Halkla İlişkiler alanındaki çalışmalar hakkında da bilgilendirmede bulundu. Dinç, “Vatandaşımızın belediyeye ulaşması oldukça kolay. Bunu fiziki anlamda söylemiyorum. Dijital kanalların hemen hemen hepsinde varız. Bu sadece içerik paylaşımı olarak var olduğumuz anlamına gelmesin, whatsapp üzerinden 444 25 54 numarasına istediğinizi iletebilir, sosyal medya kanallarından mesaj ya da yorum yaparak talep dilek şikayetlerini gönderebilirsiniz. Bize ulaşan vatandaşlarımızın her türlü talebi, hemen sisteme dahil edilmekte ve ilgili müdürlüğe hangi konu çerçevesindeyse zimmetlenmektedir. İş çözülmeden hiçbir talebi kapatmıyoruz, böylelikle müdürlüklerimizi de rahatça denetleyebiliyoruz. Sadece sorunu dinlemek yetmez, esas olan sorunu çözmektir” diye konuştu.
“Biz göreve başladığımızdan bu yana bin 336 adet talep kaydı gerçekleştirdik”
Halkla İlişkiler Biriminin birçok veriyi kendi çatısı altında toplaması ve bu verileri işlemesinin ne denli önemli olduğunu açıklayan Başkan Dinç, bazı verileri de paylaşarak halkla ilişkiler politikası hakkında ise, “Belediyemiz çok uzun yıllardır birçok alanda hizmet vermekte. Sadece biz göreve başladığımızdan bu yana bin 336 adet talep kaydı gerçekleştirdik. Daha önceki yılların da taleplerini hesaba kattığınızda binlerce talep gelmekte. Göreve başladığımızdan bu yana verileri analiz ettiğimizde, ilçe genelinde en fazla Temizlik İşleri Müdürlüğümüz ve Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğümüz talep toplamış. En çok talep gelen konular, tadilat atıklarının alınması ve gıda yardımı konuları olmuş. Mahalle bazlı analizlerimizde ise Erenler, Dilmen ve Bağlar Mahallesi ilk 3 sırayı almış. Bu verilerin hem demografik hem coğrafi bazlı bilgileri elimizde yer almakta. Mahalle mahalle, sokak sokak, hangi sorunlar yaşanmış biliyoruz ve böylelikle daha verimli çalışmalar yürütüyoruz. İşin özünde ne kadar veriye sahipsek o kadar karar verme gücümüz oluyor. Aynı zamanda her başvuru sonrasında vatandaşlarımıza memnuniyet anketi göndererek kendimizi ölçüyoruz” şeklinde konuştu.
“ERBİM, 24 saat hizmet vermektedir”
Her alanda veri toplamanın önemine de vurgu yapan Belediye Başkanı Şenol Dinç, vatandaşların her türlü sıkıntısını belediyeye iletebileceklerini ifade ederek en hızlı ve etkin ulaşım kanalının Erenler Belediyesi İletişim Merkezi (ERBİM) olduğunu belirtti. Ayrıca belediyeye nasıl ulaşılacağının da detaylarını veren başkan Dinç, “Belediyemizin İletişim Merkezi ERBİM, 24 saat hizmet vermektedir. Vatandaşlarımızdan en büyük talebimiz, ERBİM’e, 444 25 54 numarasını arayarak, whatsapp’tan ekleyip yazarak, belediyemizin sosyal medya hesaplarına mesaj atarak ya da yorum yaparak taleplerini iletmeleridir” ifadelerini kullandı. – SAKARYA
]]>Nisan’da ABD Senatosu tarafından onaylanan ve ABD Başkanı Joe Biden’ın imzasıyla yasalaşan düzenleme, ulusal güvenliği gerekçe göstererek TikTok’u yasaklamayı öngörüyor ve Çinli sahibi ByteDance’a hisselerini satması için dokuz ay süre veriyor.
Sosyal medya şirketi, ABD’nin bu hamlesini hem şirketin hem de uygulamanın 170 milyon Amerikalı kullanıcısının “ifade özgürlüğü haklarına olağanüstü bir müdahale” olarak nitelendirdi.
Şirket, ABD’nin kaygılarının “spekülatif” olduğunu söyleyerek kararı engellemek için dava açtı.
ABD’nin kararı, Amerikalı TikTok kullanıcılarına ait verilerin Çin hükümetinin eline geçmesi ya da propaganda için kullanılmasıyla ilgili Washington’da yıllardır süren tartışmaların ardından geldi.
TikTok bağımsız olduğunu savunurken, ByteDance şirketi satmak gibi bir planı olmadığını söyledi.
Çin hükümeti ise ABD’nin yabancı bir firmaya karşı “zorbalık” yaptığını öne sürerek yasayı eleştirdi ve satışa karşı çıkacağının sinyalini verdi.
Yeni yasaya göre yeni bir alıcı bulunmadığı takdirde Tiktok, Ocak 2025’ten itibaren ABD’de yasaklanacak.
Biden, şirketin satışında ilerleme kaydedilmesi halinde bu süreyi 90 gün uzatabilir.
Tiktok bunun “ticari olarak, teknolojik olarak ve yasal olarak mümkün olmadığını” kaydederken satışın “270 günlük zaman çerçevesinde kesinlikle yapılamayacağını” belirtti.
ABD Adalet Bakanlığı yorum yapmayı reddetti.
ABD’nin endişelerini gidermek için önlemler alındığı belirtildi
ByteDance daha önce de TikTok’u satmaya zorlayacak her türlü girişime karşı duracağını söylemişti.
Bugün Washington DC Temyiz Mahkemesi’ne başvuran şirket, TikTok’a haksız bir şekilde ayrımcılık yapıldığını iddia etti.
Şirket aynı zamanda eski ABD Başkanı Donald Trump da dahil olmak üzere benzer yasak girişimlerinin daha önce de ABD mahkemeleri tarafından engellendiğini kaydetti.
ABD geçmişte devlet lisansı gerektiren televizyon ve radyo istasyonlarının yabancı mülkiyetine çeşitli kısıtlamalar getirmişti.
Ancak TikTok, ABD’nin endişelerini gidermek için 2 milyar dolardan fazla harcama yaptığını ve ABD verileri üzerinde koruma önlemleri oluşturduğunu belirtti.
Columbia Üniversitesi’ne bağlı Knight First Amendment adlı araştırma ve eğitim enstitüsünün direktörü Jameel Jaffer, TikTok’un mücadelesinin başarılı olmasını beklediğini söyledi.
Jaffer, “ABD Anayasası Birinci Değişiklik Maddesi uyarınca hükümet çok iyi bir gerekçe olmadan Amerikalıların yurt dışından gelen fikirlere, bilgilere veya medyaya erişimini kısıtlayamaz ve burada böyle bir gerekçe yok” diye konuştu.
TikTok nasıl çalışıyor ve ne kadar kullanıcı verisi topluyor?
TikTok’un algoritması, uygulama içinde, önceki materyallerle nasıl etkileşimde bulunduklarına ilişkin verilere dayanarak kullanıcılara hangi içeriğin sunulacağını belirleyen bir dizi talimattan oluşuyor.
Kullanıcılara uygulamalarında, Takip Edilenler, Arkadaşlar ve otomatik olarak oluşturulan Sizin İçin kategorilerinde üç ana akış sunuluyor.
Eleştirmenler, uygulamanın son derece kişiselleştirilmiş sistemini güçlendirmek için diğer sosyal medya platformlarından daha fazla veri topladığını söylüyor.
Bu, kullanıcıların konumu, cihazı, etkileşimde bulundukları içerik ve yazarken sergiledikleri tuş vuruş ritimleri hakkında bilgi içerebilir.
Ancak Facebook ve Instagram gibi popüler sosyal medya uygulamaları da kullanıcılardan benzer veriler topluyor.
TikTok hangi ülkelerde yasaklandı?
TikTok, Haziran 2020’de Hindistan’da yasaklandı.
Ayrıca İran, Nepal, Afganistan ve Somali’de de engellenmiş durumda.
İngiltere ve Avrupa Komisyonu 2023’te resmi personelin çalışma cihazlarında TikTok’u yasakladı.
BBC de güvenlik endişeleri nedeniyle personeline TikTok’u kurumsal telefonlardan silmelerini tavsiye etti.
]]>(İSTANBUL) – İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ‘İSKİ Dijital Dönüşüm Projeleri’ tanıtım toplantısında; “İfade etmekten artık geri durmuyorum; geçtiğimiz dönem yapmış olduğumuz yatırımların yarıştırılacağı bir 5 yıl yok. Bizim çok ileride olduğumuzu düşünüyorum. Çok başarı elde ettiğimizi düşünüyorum. ve kırdığımız bu hizmet, üretim ve yatırım rekorlarını İstanbul’da yeni dönemde de devam ettireceğiz” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) köklü kuruluşu İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ), en son 2016 yılında güncellenen dijital altyapısını, yaklaşık 1 milyar liralık yatırımla yeniledi ve yenilemeye devam ediyor. “İSKİ Dijital Dönüşüm Projeleri” tanıtım toplantısı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP milletvekili Yunus Emre ve Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen’in katılımlarıyla, İSKİ Genel Müdürlüğü Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantı, İSKİ Genel Müdürü Dr. Şafak Başa’nın bilgilendirme konuşması ve İSKİ Bilgi İşlem Daire Başkanı Tayfun İşbilen’in projenin detaylarını paylaştığı sunumuyla başladı.
“İFADE ETMEKTEN GERİ DURMUYORUM”
Geçmiş 5 yıllık dönemlerinde; ekonomik zorluklardan pandemiye, siyasi engelleme çabalarından doğal afetlere kadar uzanan olumsuzluklara rağmen birbirinden farklı hizmet kollarında başarılı olduklarının altını çizen İmamoğlu, “İnanın ifade etmekten artık geri durmuyorum; geçtiğimiz dönem yapmış olduğumuz yatırımların yarıştırılacağı bir 5 yıl yok. Bizim çok ileride olduğumuzu düşünüyorum. Çok başarı elde ettiğimizi düşünüyorum. ve kırdığımız bu hizmet üretim, yatırım rekorlarını İstanbul’da yeni dönemde de devam ettireceğiz. İSKİ’nin de kendi özel sayfasında hassas ve değerli bir durum vardır. O da yaptığı yatırımlarda, özellikle altyapıda rekor seviyede bir dönemi başarmıştır. ve gerçekten bütçe zorluklarıyla da başarmıştır” dedi.
“İBB VE İSKİ OLARAK ‘GÖRÜNMEZ YATIRIMLAR’ YAPTIK”
İBB ve İSKİ’nin yaptığı altyapı yatırımlarından bazılarının “görünmez yatırımlar” olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, bir kısım teknolojik yenilenmelerin de bu kapsamda olduğuna vurgu yaptı. Teknolojik anlamda ciddi yatırımlar yaptıklarını kaydeden İmamoğlu, “Bu görünmüyor, gözükmeyen bir iş. Bu yönüyle biz, bu alanda da güçlü işler yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Yer altında yağmur, su veya kanal, atık sularla ilgili yatırımlar yaparken ya da kronikleşmiş su baskını sorunlarını çözerken, özellikle az önce ifade edilen, suyun o büyük yolculuğu; ta Melen’den, İstanbul’a farklı barajlarımızdan içme suyu arıtma tesislerine ya da Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçiş esnasında çok kapsamlı işlerimizi gerçekten hep birlikte yönettik. Mesela bizim dönemimizde, iddialı bir şekilde söylüyoruz, Boğaz’a ve Marmara Denizi’ne atık su girişi konusunda yürüttüğümüz yatırımlar, tarihe geçmiş bir yatırım dönemidir. ve gerçekten belli noktalarda artık bunu sıfıra indirmiş seviyede olmanın da gururunu yaşıyoruz” diye konuştu.
“YAKLAŞIK 1 MİLYAR LİRAYA DOĞRU GİDEN BİR DİJİTAL DÖNÜŞÜM YATIRIMINI YAPMIŞ OLDUK”
İSKİ’nin, dere yataklarının ıslahı ve kente yeşil alanlar kazandırma noktasında da önemli çalışmalara imza attığını belirten İmamoğlu, “Bütün bunlar görünen, görünmeyen, yerin altı, yerin üstü, o dijital altyapısı ve teknolojik süreçler tam işlemediğinde, bütün yaptığınız işler, aslında vatandaşa da verimli bir şekilde ulaşamıyor. Bu yönüyle de bilgi teknolojileri, yazılımlar, siber güvenlik sistemlerini yenileme ihtiyacını, az önce anlatılan tüm detaylarıyla, çok değerli bir dijital dönüşüm projeleriyle beraber sonuca ulaştırdık ve artık güzel bir yatırım sürecini de şöyle de başardığımızı orada gördük; belki o çok atlanmış olabilir, ıskalanmış olabilir. Bizden önceki dönemde -son 5 yıl için konuşalım- baktığınızda yıllık daha az bütçeyi kullanan bu dairemiz, aynı dönemde bir de bu yatırımı yaptı. Yani rutin hizmeti verirken, örneğin, yıllık 35-36 milyon dolarlık bir bütçe kullanıyorken, bizim dönemde bunun 26-27 milyon dolarlara düşmüş olduğunu gördük. Ama biz, bu dönemde yaklaşık 1 milyar liraya doğru giden bir dijital dönüşüm yatırımını da yapmış olduk ve sorunları çözüme kavuşturmuş olduk” ifadelerini kullandı.
“TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜMLE BERABER 3 HEDEFE ULAŞACAĞIZ…”
Teknolojik dönüşümle beraber 3 hedefe ulaşacaklarına vurgu yapan İmamoğlu, “Öncelikle abonelerin İSKİ hizmetinden daha hızlı ve daha verimli faydalanabilmelerini sağlamak… Bu, 7 milyon abonenin mutluluğu anlamına geliyor. İkinci olarak; İSKİ bilgi sistemlerinin kesintisiz ve daha hızlı çalışmasını sağlamak. ve bu da tabi etkili ve verimli bir şekilde iş üretmesini sağlayacak bir amaca hizmet ediyor. Üçüncü olarak da eski bilgi sistemlerinin, özellikle siber güvenlik alanındaki eksiklerini gidermek. İSKİ Genel Müdürlük Kampüsü’nde kurulan sistemin bir de birebir yedeğini kurma konusundaki çalışmalarımız da çok önemlidir. Afet durumunda bu olmadığı takdirde, büyük sıkıntılar yaşanabiliyor. Özellikle deprem afeti, burada en önemli endişemiz. Bu konuda yatırım yapmamız gerekiyordu. İSKİ sistemlerinin kesintisiz çalışmasını sağlayacak ortamında sağlandığı bir yatırım oldu” bilgilerini paylaştı.
“ÖNCÜ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
İSKİ’nin dijital dönüşümünün çok sayıda altyapı projesini de kapsadığına dikkat çeken İmamoğlu, şöyle konuştu:
“İstanbullulara nitelikli hizmet sunma konusunda, öncü olmaya devam edeceğiz. Az önce bahsedilen güçlü birtakım veriler vardı. Örneğin; 2019-2024 yılları arasında online işlem adedinin yüzde 335 artmış olması önemli. Dijital fatura önemli bir kavram. Bunun daha da büyümesini istiyoruz. Bunu yaparak hem işlemi kolaylaştırıyoruz hem kağıt kullanmıyoruz. Birçok aslında kazanımı var. Online işlem süresi yüzde 85 azaldı. Veri iletim hızı 50 kat arttı. Veri aktarım süreleri yüzde 65 azaldı dijital sisteminde. Yerin altında, yerin üstünde, dijital dünyada, gördüğünüz gibi etkin çalışmalara İSKİ olarak devam ediyoruz. Kendini halkın hizmetine adayanlar için çalışmanın da başarmanın da sınırı yok. Kendimiz çok enerjik hissediyoruz. Çok kararlı hissediyoruz. İstanbul’un bütün iyiliklere, tüm güzelliklere layık olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bizler başardıkça, vatandaşın bizimle birlikte mutlu olduğunun farkındayız. Hatta bizden beklentisinin de arttığını biliyoruz. Ki bu da vatandaşın hakkıdır her zaman daha iyisini, daha iyi hizmeti alabilmek. Biz de zaten hep daha iyisini ve daha fazlasını hedefleyen bir ekibiz. Bizde yorulmak olmayacak. Ama birlikte çalışmak olacak. Kibir ya da tek bir kişinin bildiği bir tavırdan öte; ortak aklın, birlikte düşünmenin, beraber karar vermenin tadını çıkaran bir ekip olacağız. ve bunlar bizim verimliliğimizi arttıracak. Tabii bütün bunları yaparak, görevimizi de yerine getirmiş olacağız. En zor görevleri yerine getirmek için hazır bir ekibiz.”
“BİZDEN ÖNCEKİ SÜREÇ İÇERİSİNDE, İSKİ’NİN SU BİRİM FİYATLARI OLDUKÇA YÜKSEKTİ”
2019’da göreve başladıklarında, suda yüzde 40’ın üzerinde indirim yaptıklarını hatırlatan İmamoğlu, “Yani suyu, daha ucuza vatandaşımıza verme konusunda kararlılığımızı ortaya koyduk. Suyun fiyatını indirirken, aslında oradaki kriterimiz şuydu: Gerçekten bizden önceki süreç içerisinde, İSKİ’nin su birim fiyatları oldukça yüksekti. Bir dönem, yanlış hatırlamıyorsam 2013 yıllarında, metreküpü 1,8 dolarlara kadar çıkan, vatandaşa yansıyan, faturaya yansıyan birim fiyatı vardı. Şu anda bu, 0,6 dolarlarda. Yani bu kadar aslında aşağı inmiş durumda. Tabii bu kadar inmesinin bir başka etkisi de var, onu söyleyeyim. Türkiye’de yükselen enflasyon, ne yazık ki maliyetlerin çok yüksek artması, evet insanlarımızı çok etkiliyor ama bizi de etkiliyor. Ne yazık ki maliyetlerimizi çok yukarıya tırmandırıyor. Hep enflasyonun çok altında kalan fiyat artışlarıyla bu 5 yılı yönettik. ve o bakımdan zordu işimiz. Ama biz, bu düşük metreküp fiyatına rağmen ve fiyat artışı yapamamamıza rağmen, biz, İstanbul’da bu 5 yılla yarışacak bir başka 5 yıllık yatırım dönemi olarak kendimize rakip görmüyoruz. Bu bağlamda biz, kendimize sadece rakip olarak yine kendimizi görüyoruz. İnşallah bunu daha da yukarıya taşıyacağız” diye konuştu.
BAŞA: “SİSTEMİN BİRE BİR YEDEĞİ, İBB BAŞAKŞEHİR VERİ MERKEZİ’NDE DE KURULACAK”
Dr. Başa’nın verdiği bilgilere göre; İSKİ’nin Eyüpsultan’daki Genel Müdürlük kampüsünde kurulan sistemin bire bir yedeği, İBB Başakşehir Veri Merkezi’nde de kurulacak. Bu sayede, afet durumunda dahi İSKİ sistemlerinin kesintisiz çalışması sağlanacak. Proje; teknolojik olarak kullanım ömrü dolmak üzere olan ve günümüz ihtiyaçlarına cevap vermeyen İSKİ’nin dijital altyapısının, tüm yazılımlarının, bilgi teknolojileri ve siber güvenlik sistemlerinin yenilenmesi ihtiyacı üzerine geliştirildi. Mevcut sunucular, en son 2016 yılında güncellenmiş ve fiziksel donanım ağırlıklı bir bilgi teknolojisi altyapısı kullanılmaktaydı. Bu durum, daha çok bakım ve enerji maliyeti oluşturmaktaydı. Bununla birlikte sürekli artan dijital dönüşüm talepleri, mevcut altyapıyı yetersiz kılmaktaydı. Sürekli değişen siber saldırı yöntemlerine karşı alınacak tedbirler ve kanuni regülasyonlara uyum için güncel donanım ve lisans yatırımlarına ihtiyaç duyuldu. 2022 yılında başlayan dönüşüm sürecinde, öncelikli olarak yazılım ve donanım altyapısı yenilendi. Güncel ağ ve siber güvenlik donanımları ile daha hızlı ve daha güvenli bir bilgi teknolojileri altyapısı oluşturuldu. Dijital Dönüşüm Projeleri ile 2019-2024 yılları arasında online işlem sayıları, şimdiden yüzde 335 arttı, işlem süreleri ise yüzde 85 azaldı. Veri aktarım süreleri yüzde 65 azalırken, sunucu sistemleri arasındaki veri iletim hızı, 50 kat arttı. Devam eden proje kapsamında; İSKİ abonelerine hizmet eden sözleşme, faturalandırma ve ödeme sistemleri ile ilgili 78 farklı uygulama, yeni altyapıya uygun olarak baştan hazırlanacak.
]]>
Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı: “Türkiye arıcılık haritamıza yeni coğrafi işaret alan ballarımız ile damızlık ana arı üreten illerimiz de eklendi”
“2022 yılında 750 olan bal ormanı sayımız, 2023 yılında 796’ya ulaştı”
“Ülkemizde coğrafi işaret alan 29 adet tescilli bal çeşidi bulunurken, 27 bal da başvuru aşamasında tescil almayı bekliyor”
ANKARA – Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, ülkenin arıcılık ile ilgili bilgilerinin yer aldığı Türkiye Arıcılık Haritası’nın 2023 verileri ile güncellendiğini belirterek, “Türkiye Arıcılık Haritamıza yeni coğrafi işaret alan ballarımız ile damızlık ana arı üreten illerimiz de eklendi” dedi.
Bakan Yumaklı, sahip olduğu coğrafi konum ve biyoçeşitlilik dolayısıyla dünya ballı bitkiler florasının yüzde 75’ine sahip olan Türkiye’nin, bal üretiminde dünyada ikinci sırada bulunduğuna dikkati çekerek, dünyadaki çam balı üretiminin yüzde 90’ının da Türkiye’de gerçekleştiğinin altını çizdi.
Son 22 yılda arıcılığın geliştirilmesi ve bal üretiminin artırılması amacıyla çok sayıda projenin hayata geçirildiğini anımsatan Yumaklı, bu kapsamda, Bakanlığa bağlı Hayvancılık Genel Müdürlüğü’nün hizmete sunduğu Türkiye Arıcılık Haritası internet sitesinin üreticiler için önemli bir dijital rehber olduğunu vurguladı.
Bakan Yumaklı, “TarımCebimde” mobil uygulamasından da ulaşılabilen Türkiye Arıcılık Haritası internet sitesinde arıcılıkla ilgili birçok veri ve istatistiki bilgi bulunduğuna işaret ederek, “Ülkemiz geneli ve illere göre ayrı ayrı hazırlanan haritamız, renk skalası ile belirtilmiş üretici sayısı, kovan sayısı, bal üretimi ve kovan başı bal verimi gibi bilgiler içeriyor. Haritada ayrıca, ülkemiz genelinde üretimi yapılan bal çeşitleri ve bu balların illere göre dağılımı, illerde en çok üretimi yapılan bal çeşitleri, tescil edilmiş coğrafi işaretli ballar, damızlık ana arı üreten iller ve kapasiteleri, damızlık ana arıların ırk özellikleri ve tescilleri, bombus arısı üreten iller ve kapasiteleri de yer alıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Zaman zaman yeni bilgiler eklenen Türkiye Arıcılık Haritası’nın 2023 verileri ile güncellendiğini bildiren Yumaklı, şu bilgileri aktardı:
“2023 TÜİK verilerine göre 9,2 milyon adet kovan varlığına sahip olan ülkemizde yıllık bal üretimi 115 bin ton, ortalama kovan başı verim ise 12,5 kilogram düzeyinde bulunuyor. 2002 yılında 74 bin ton olan bal üretimimiz, Bakanlığımızın çalışmaları sonucu 2023 yılında yüzde 54 artışla 115 bin tona, 4,1 milyon olan arılı kovan sayımız ise yüzde 122 artışla 9,2 milyona yükseldi. Muğla, Ordu, Adana, Mersin ve İzmir en fazla kovana sahip illerimiz arasında yer alıyor. Kovan başına en fazla verim Ordu’da gerçekleştirilirken, bu ilimizi Adana, Çanakkale, Sivas ve Kars takip ediyor. En fazla bal üretimi Ordu, Adana, Muğla, Sivas ve İzmir illerimizde yapılıyor. Muğla, Sivas, Antalya, İzmir ve Ordu en fazla arıcılık işletme sayısına sahip illerimiz olarak ön plana çıkıyor. “
Türkiye Arıcılık Haritası’nda güncellenen verilerden birinin de bal ormanı sayısı olduğunu vurgulayan Yumaklı, “2022 yılında 750 olan bal ormanı sayımız, 2023 yılında 796’ya ulaştı. Buna göre, ülkemiz genelinde toplam 1 milyon 6 bin 183 kovan kapasitesine sahip 95 bin 283 hektarlık alanı kaplayan 796 adet bal ormanımız bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Bakan Yumaklı, yapılan güncelleme ile Türkiye Arıcılık Haritası’na yeni coğrafi işaret alan ballar ile damızlık ana arı üreten illerin de eklendiğini belirterek, “Ülkemizde coğrafi işaret alan 29 adet tescilli bal çeşidi bulunurken, 27 bal da başvuru aşamasında tescil almayı bekliyor. Ardahan, Ankara, Çorum, Artvin, Muğla, Ordu, Ankara, İzmir, Mersin ve Düzce illerimizde de damızlık ana arı üretimi yapılıyor” bilgisini verdi.
“Bal üreticilerimize desteklerimiz sürecek”
Tüm bu çalışmaları, arıcılık ile uğraşan üreticilerin ülkenin sahip olduğu kapasiteyi daha yakından tanıyarak bilgi sahibi olmaları amacıyla yürüttüklerini vurgulayan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bal ve diğer arı ürünlerinin üretiminde verimliliğimizi daha da ileriye taşımaya yönelik projeler geliştirmeye, desteklerimizi artırmaya devam edeceğiz. 2023 yılında 80 bin 479 arıcımıza 473 milyon 22 bin TL destekleme ödemesinde bulunduk. Bu minvalde, güncellenen Türkiye Arıcılık Haritamızın üreticilerimiz için her yönden yol gösterici olmasını ve üretimlerine güç katmasını temenni ediyorum.
]]>Planlamanın doğru ve sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi için verilerin sağlıklı olmasının önemine değinen Gürer, 2 aylık süreçte 557 bin tonluk farkın nedenini sordu. Gürer, TBMM Başkanlığı’na Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.
“VERİLER ARASINDA NASIL BU KADAR FARK VAR”
Gürer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“TÜİK’in Kırmızı Et Üretim İstatistiklerinde 2023 yılında bir önceki yıla göre et üretiminde yüzde 8,8 artış olduğu ve 2023 yılında toplam et üretiminin 2 milyon 384 bin 47 ton olduğu belirtiliyor. 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Bütçe Gerekçesinde ise TÜİK’ten aldığı belirtilen veriye göre, 2023 yılı için bu rakam 1 milyon 945 bin ton olarak planlanmasına karşın, gerçekleşme tahmini ise 1 milyon 827 bin ton olarak açıklıyor. Bu aradaki 557 bin ton fazla kırmızı et üretimi nasıl oluştu veya tahmin ve TÜİK verisi arasında nasıl bu kadar fark var? Cumhurbaşkanlığı bütçe gerekçesi, TÜİK verileri ile belirlendiğine göre kırmızı et üretiminin, 2023 tahmini olarak 118 bin ton daha az kırmızı et üretimi öngörülürken 557 bin ton artış ortaya çıkmıştır. TÜİK verilerinin, 557 bin ton üstünde et üretimi nasıl gerçekleşti? Aradaki artış tam 557 bin ton.”
“TARIMSAL PLANLAMAYI OLUMSUZ ETKİLİYOR”
Planlama eksikliklerinin açıklanan verilerle ortaya çıktığını vurgulayan Gürer, TÜİK ve ilgili kurumların veri toplama ve raporlama sürecinde tutarlı olması gerektiğini belirtti. Gürer, veriler arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekerek şöyle dedi:
“Açıklanan et üretim rakamı ile tahmini arasındaki ciddi fark önemli bir veri tutarsızlığını ve planlama eksikliğini ortaya koyuyor. Bu durum, sadece et üretimi üzerinde değil, genel olarak tarımsal planlama ve veri analizi süreçlerinde güvenilirliği etkileyen bir konudur. Bu tür tutarsızlıklar ve veri eksiklikleri, karar yapıcıların doğru kararlar almasını zorlaştırır ve hatalara sebep olabilir. Ayrıca, uzun vadeli stratejik planlamayı olumsuz etkiler. Bu nedenle hem TÜİK hem de diğer ilgili kurumlar arasında daha tutarlı veri toplama ve raporlama süreçlerinin sağlanması büyük önem taşımaktadır.”
Gürer, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:
TÜİK’in belirlediği veriye göre 557 bin ton fazla kırmızı et üretim artışı nasıl gerçekleşti?
-İki veri arasında nasıl bu kadar fark var?
TÜİK, Cumhurbaşkanlığına verdiği veriler sonrasında tahmininin 557 bin ton üstünde et üretimi açıklaması öngörü eksikliği mi, sağlıksız veriler mi, ithal et girişimi?
Kırmızı et üretim tahmini, Tarımsal İşletmelerde Hayvansal Üretim Araştırması’ndan elde edilen demografik verilere dayalı belirlenen ‘kasaplık güç oranı’yla hesaplanan ‘iç popülasyondan kesilen hayvan sayısı’ ile ‘ithalattan kesilen hayvan sayısı’nın ortalama karkas ağırlıklarıyla çarpılması suretiyle elde edildiğini TÜİK açıkladı. Bu verilerde ithalattan kesilen hayvan sayısı kaçtır?
Kasım 2023’te TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna ve Cumhurbaşkanlığına sunulan veriler ile TÜİK’in açıkladığı son veriler arasında bu kadar farklı rakamlar nasıl oluşmuştur?
Bu kadar kırmızı et üretimi arttıysa, kırmızı et fiyatlarının artışı nasıl oluşmuştur?
2024 yılı içinde Cumhurbaşkanlığı bütçe gerekçesinde ifade edilen 1 milyon 727 bin ton üretim tahmini artırılması düşünülmekte midir?
2023 yılında kesilen sağımlı süt ineği sayısı kaçtır?
TÜİK verilerine göre süt üretiminin düşmesinde süt ineklerinin kesime gitmesinin etkisi var mıdır?
TÜİK, Cumhurbaşkanlığına bildirdiği tahmininin 557 bin ton üstünde et üretimi açıklaması öngörü eksikliği mi, sağlıksız veriler mi, ithal et girişi mi? Yoksa yem fiyatlarının artması sonucu yoğun hayvan kesimi ile mi ilgilidir?
Kasım 2023’te TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulan Cumhurbaşkanlığı 2024 yılı bütçe gerekçesinde 2025-2026 yılları içinde et üretim tahminlerinin 2023 yılı üretimi altından öngörüldüğüne göre kırmızı et açığı nasıl giderilecektir? sorularını yöneltim.” dedi.”
]]>
Programda ayrıca Başkan Şahin’e, Ulaşımda Aklın Yolu Ödülleri kapsamında verilen Belediyecilik Ödülü Kategorisi’nde Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin hayata geçirdiği Her Kart Gaziantep Kart çalışması ile ödül verildi.
Hacettepe Üniversitesi Tunçalp Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen 4’üncü Uluslararası Akıllı Ulaşım Sistemleri Zirvesi, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ve sektör temsilcilerinin katılımıyla başladı.
Şahin, Gaziray, hidrojenli otobüs ve ulaşım yatırımlarını anlattı
Açılış töreninde konuşan Başkan Fatma Şahin, Gaziantep’te Gaziray ve hidrojenli otobüs başta olmak üzere ulaşım alanında yapılan yatırımları anlattı. Ayrıca Şahin, konuşmasında yeni dönemde belediyecilikte yalınlığın ve veri yönetiminin vurgusunu yaparak, ulaşım alanında projelerin akıllı, yeşil dostu ve dirençli şehre destek verecek şekilde şekillenerek devam etiğini belirtti.
Açılış programının ardından her yıl farklı kategorilerde verilen “Ulaşımda Aklın Yolu Ödülleri” törenine geçildi. Belediyecilik Ödülü Kategorisi’nde, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen ve Türkiye’de ilk olan, kredi kartlarının Gaziantep Kart’a entegrasyonunu sağlayan Her Kart Gaziantep Kart aldı. Ayrıca günün anısına AUS Türkiye Başkanı Esma Dilek, Başkan Şahin’e hediye takdim etti.
Akıllı ulaşımda Türkiye’de ilk ve tek etkinlik
Akıllı ulaşım sistemleri alanında Türkiye’de ilk ve tek etkinlik olan Uluslararası Akıllı Ulaşım Sistemleri Zirvesi, sektöre liderlik eden isimler başta olmak üzere üst düzey yetkililerinin katıldığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı başta olmak üzere birçok kamu ve özel sektör kuruluşunca desteklenen, uluslararası akıllı ulşaım sistemleri yetkililerinin ve temsilcilerinin konuşmacı olarak katıldığı programlar sistemini kapsıyor. Zirve, Türkiye’de akıllı ulaşım alanında öne çıkan projelerin sergilendiği, start-uplarla, sektör uzmanlarıyla buluşma, görüş alışverişinde bulunma, ülkemizdeki başarılı projeleri ve saha uygulamalarını yerinde görebilme imkanı sunuyor.
Şehri nasıl ‘yeşil, dirençli ve akıllı’ yapacağız bunları çalıştık
Programın açılış töreninde yaptığı konuşmada Başkan Fatma Şahin, dünyanın sürdürülebilir kalkınma ve sosyal adalet konuları başta olmak üzere birçok insani konuda sınıfta kaldığını aktararak, “Büyükşehirlerin sağlıklı büyümesi gerek. Önce kendimizi yapılandırmamız ve şehrimizin sağlıklı bir dönüşüme geçirmemiz, vatandaş memnuniyetini öncelememiz gerekiyor. Bu anlamda özellikle analizler yaptığımızda fırsatların olduğu bir döneme şahitlik ediyoruz. Her krizin fırsatları var. Bu büyük milletin dayanışma koduyla aşılamayacak sorunumuz, çözülemeyecek problemimiz yok. Geçmiş beyannamemizde verilen sözlerin yüzde 80’i ulaşımla ilgiliydi. Yaparak vatandaşın yanına gittik, yüzlerine bakabildik, gönüllerine girebildik. Yeni dönemimizde verdiğimiz beyannamede bu şehri nasıl ‘yeşil, dirençli ve akıllı’ yapacağız bunları çalıştık” dedi.
Konuşmasında makro ölçekli çalışmaların yanı sıra mikro ölçekte mahalle bazlı çalışıldığını belirten Şahin, “‘Big Data’ yönetilirken siber güvenliği de sağlamak gerekiyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak açık veriye geçmiş bir şehiriz. Açık veriye geçmek büyük bir güven işidir. Verilerine güvenmek büyük bir iştir. Verilerin gücüne güvenmeyip o verileri girmediğinizde bunları yönetmek mümkün değildir. Dikey çalışma modelleri üzerinde hep çalıştık. Ama dünyadaki sorunlar artık yatay çalışma modelini, birlikte iş yapmayı gerektiriyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nde 3’üncü döneme başlarken önce kendimizi yalınlaştırıyoruz. Koordinasyonu ve verimliliği güçlü sağlayarak gelirlerimizi arttırıp giderlerimizi azaltmaya çalışıyoruz. Yeni dönemde kara tiren hattını hızlı tren hattına çevirdiğimiz Gaziray’ı uzatıyoruz. Sakarya’da üretilen yerli ve milli tren setlerini alıyoruz. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak hidrojenli otobüslere geçiyoruz. Aldığımız ilim, irfan ve hikmetle bu ülke için aynı yere bakıp hedefleyip bunu gerçekleştirmemiz gerek. Güçlü Türkiye’nin huzurlu, sağlıklı, akıllı, dirençli ve yeşil Türkiye olarak ta dönüştürmeyi bütün dünyaya ve 85 milyon insanımıza göstereceğimize inanıyorum” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, aynı zamanda Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı olan Güneydoğu Anadolu Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Fikret Kileci ile Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Çıkmaz ve yönetim kurulu üyelerine ziyaretlerinden dolayı teşekkür etti.
GAİB heyetinin Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’i ziyareti sırasında, ekonominin genel durumu, GAİB’in çalışmaları, OSB’deki üretimin sürekliliğinin önemi, şehirdeki konut sorunu ve Gaziantep’in akıllı şehre dönüşümü gibi konularda fikir alışverişinde bulunuldu.
“Yapıyı eğitim üzerine kuruyoruz”
GAİB Koordinatör Başkanı Ahmet Fikret Kileci, ziyaret sırasında GAİB’in çalışmaları hakkında bilgi verdi. Başkan Kileci, yeni dönemde yapıyı, kurguyu eğitim üzerine kurduklarını belirterek, “İnsanları, firmalarımızı geleceğe hazırlamak adına sürekli eğitimler veriyoruz. Dünyadaki değişimi, dönüşümü, dijitalleşmeyi, yenilikleri anlatarak yeni döneme hazırlıyoruz. Mesela eğitimcilerin eğitimi yaptığımız en önemli etkinliklerden birisidir” dedi.
“Günümüzde en önemli şey data”
Kileci ayrıca, verilerin doğru bir şekilde toplanarak analiz edilmesinin de önemine dikkat çekerken, “Şu an en önemli şey data. Yani veri. Datayı toplayıp, düzgün analiz ederseniz kesinlikle iyi şeyler çıkıyor. Bu arada en iyi yapmamız gereken şeylerden birisi, ne yayıp yapamayacağımızı bilmemiz gerek. Yani yeteneklerimizi, imkanlarımızı, coğrafi şartlarımızı, insan kaynaklarımızı çok iyi bilmemiz gerek. Kısacası zayıf ve güçlü yönlerimizi bilmemiz gerek. Rakamlarla konuşmamız, rakamlarla hareket etmemiz gerek. Yapamayacağımız işin üzerine de çok gitmemek lazım” şeklinde konuştu.
“21. yüzyıl veri yüzyılı”
Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de, Büyükşehir Belediyesinde yaşanan değişim ve dönüşüm hakkında bilgilendirmede bulunduktan sonra, konut sorununa dikkat çekti. Başkan Şahin, “Yenilenmezsek yeniliriz. Biz de kendi bünyemizde, 10 hoca ile 3 aydır çalışıyoruz. Akıllı şehir diyoruz. Şehrin akıllı olmasını istiyorsanız önce belediye akıllı olacak. Belediyenin akıllı olması için yalınlaşması lazım. Yalınlaşmadan akıllı olunmuyor. Şu an bünyede norm kadro, verimlilik, ölçülebilirlik, koordinasyon gibi alanlarda büyük değişimler yaşanıyor. Takip ediyorsunuz. Bünyeyi tazeliyoruz. Küçülüyoruz. Bunun adına küçülerek büyüme diyorlar. Açık veriye geçtik. 21. yüzyıl veri yüzyılı. Açık veri ile bir uygulamaya bakıp şehrin bütün şikayetlerini görebiliyorum” ifadelerini kullandı.
“Konut sorunu başka sorunlara da yol açıyor”
Şahin, “Sanayicilerimizin şehrimize, ülkemize katkısı sadece ekonomi alanında değildir. Sosyal barışa, huzura da büyük katkı sağlıyorlar. Bunun için OSB’deki üretimin kesintiye uğramaması gerek. Üretimi durdurursak başka sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Bu anlamda iş sağlığı, iş barışı ve iş güvenli çok önemli. Şehrimizin en önemli sorunlarının başında konut ihtiyacı geliyor. Bugün OSB’de 300 bin kişi çalışıyor. Bunların yüzde 70’i de Şahinbey’den geliyor. Çalışanların konut sorunu için OSB ile önemli bir protokol imzaladık. OSB’ye yakın yerde onların ev sahibi olması için çalışmalar sürüyor. Burada aslında yeni bir modele geçiyoruz. Üretim nerede ise oraya konutu, yaşam alanını koyuyoruz. Buna Mercedes modeli diyorlar. En kısa sürede 50 bin konut yapılmalı. Buna göre proje üretip, sorunu çözmek için çalışıyoruz. Odalar, STK’lar, meslek grupları bir araya gelsinler, kooperatif kursunlar biz de onların üyelerinin konut sahibi olması için destek olalım. Bizim işimiz size lojistik destek sağlamak. Altyapı getirmek, meclisten karar çıkartmaktır” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>MUSTAFA USTA
(SİNOP) – Sinop Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM) Odası Başkanı Ahmet Mahmut Buruk, “Biz devletimize hizmet etmek için, vergi toplamak için çalışan mükellefle devlet arasında bir köprüyüz. Sırtımızdaki bu yük artık dayanılmaz hale geldi. Geçenlerde bir arkadaşımızı, bir meslektaşımızı mesleği başında kaybettik. Bu nedenle de Türkiye genelinde bir infial oldu. İnanın 7 gün 24 saat çalışıyoruz. Bürolarımızdaki ışıklarımız gece kapanmaz oldu” dedi.
Sinop Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM) Odası Başkanı Ahmet Mahmut Buruk, mali müşavirlerin işlerini daha sağlıklı şekilde yapabilmesi için haklı taleplerinin hayata geçirilmesini beklediklerini söyledi. Buruk, şöyle konuştu:
“VERGİ DAİRESİ ARTIK KENDİ MEMURLARINI BIRAKTI, BÜTÜN İŞLERİ BİZE YAPTIRMAYA BAŞLADI”
“Bizim Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’ndan taleplerimiz var. Biz devletimize hizmet etmek için, vergi toplamak için çalışan mükellefle devlet arasında bir köprüyüz. Fakat bizim yükümüz çok ağırlaşmaya başladı. Devletin bizde istedikleri çok çok fazla olmaya başladı. Sırtımızdaki bu yük artık dayanılmaz hale geldi. Geçenlerde bir arkadaşımızı, bir meslektaşımızı mesleği başında kaybettik. Bu nedenle de Türkiye genelinde bir infial oldu. İnanın 7 gün 24 saat çalışıyoruz. Bürolarımızdaki ışıklarımız gece kapanmaz oldu. Görünüşte vergi dairesi, gelir dairesi biz sizden istemiyoruz, biz mükelleften istiyoruz diyorlar. Ama bunu mükellef vermiyor. Sonuçta biz veriyoruz. Evraklar bizim aracılığımızla toplanıyor ve veri haline dönüşüyor, daha sonra da vergi dairesi başkanlığına aktarılıyor. Mesela Nisan ayında vereceğimiz bildirim sayısı 56 tane. 1 ayda değişik bildirimler veriyoruz. Bu bildirimler de artık dayanılmaz hale geldi. Sürekli iş yükümüz artıyor. Ben 37 seneden beri mali müşavirim. Mesleğe başladığım zaman vergi dairesinde çalışan sayımız 70 kişiydi. Bizde çalışan sayısı 4 kişiydi. Şuan da vergi dairesinde çalışan sayısı örnek veriyorum 25 kişi, bizde çalışan personel sayısı 20 kişi.
Vergi dairesi artık kendi memurlarını bıraktı, bütün işleri bize yaptırmaya başladı. Biz Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan süre de istemiyoruz. Vergi dairesi vergi toplamak için kendi almış olduğu beyannameleri alamıyor. Elektronik sistemi buna uygun değil ve her ay çöküyor. Kuyrukta ekmek dönemi gibi kuyrukta beyanname dönemi başladı. Beyannameler kuyrukta bekliyor. Artık saat gece 00: 00’da 01: 00’de bilgisayarları açık bırakıyoruz, gidiyoruz. Artık sabaha kadar onaylanırsa onaylanıyor, onaylanmazsa onaylanmıyor. Bunlar bizi strese sokuyor. İster istemez meslektaşlarımız sinir krizleri geçirmeye başladı. Biz bütün verileri maliye bakanlığı, gelir dairesine veriyoruz. Eskiden kağıt ortamda veriyorduk, şimdi elektronik ortamda veriyoruz. Maliye Bakanlığı bu verileri devletin diğer kamu ve kuruluşlarıyla paylaşabilir ama paylaşmıyor. Biz onlara da ayrıca veriyoruz. Yani aynı verileri değişik değişik kurumlara aynı şekilde veriyoruz.
“MESLEKTAŞLARIMIZIN BEDEN VE RUH SAĞLIĞI BUNU ARTIK TAŞIYAMAZ HALE GELDİ”
Şu anda meslek camiası infial durumuna geçti. Bunun sebeplerinden birisi de enflasyon muhasebesi. Biliyorsunuz, ülkede bir enflasyon var ve yıllardır kalıcı hale geldi. Enflasyonun yüksek olmasının sebebi hiçbir zaman muhasebeciler olmadı ama bütün yükü biz çekiyoruz. Nedir bu yük derseniz. 2023 yılı sonu itibarıyla artık enflasyon muhasebesine geçildi. Sebep nedir? 3 yılın ortalaması yüzde 100’ü aştığı için son yılın enflasyonu da 110’u aştığı için yasa gereği enflasyon muhasebesine geçilmek zorunda kalındı. Ona da kabul. Enflasyon muhasebesi ne zaman yapılır? Bilanço çıkarılarak yapılır. Biz bilançoyu normal şartlarda her yılın sonunda çıkarıyoruz. Bizim her yıl sonu bilanço çıkarmamız gerekirken, gelir dairesi 3 ayda bir çıkarmamızı söylüyor. 3 ayda bir bilanço çıkmadan zaten enflasyon muhasebesi olmuyor. O nedenle biz gelir dairesine diyoruz ki, eğer bizim düzgün enflasyon muhasebesi yapmamızı istiyorsanız bize eskiden olduğu gibi yıllık bilançoları yıllık isteyin. Biz bu iş yükü altında eziliyoruz. Artık dayanılmaz bir seviyeye geldi. Meslektaşlarımızın beden ve ruh sağlığı bunu artık taşıyamaz hale geldi. Bizim sesimize kulak verin. Biz artık bu mesleği yapacak halde değiliz.”
]]>MEB’den yapılan açıklamada, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında hazırlanan matematik dersi taslak müfredatına ilişkin bilgi verildi.
Açıklamaya göre, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde, matematik alan becerileri ilkokul, ortaokul ve lise düzeyini kapsayan ve süreç bileşenleri ile modellenebilen beceriler dikkate alınarak belirlendi.
Programın benimsediği beceri odaklı, anlam ve ihtiyaç temelli yaklaşımın matematiğin korkulan değil sevilen, ezberlenen değil keşfedilen bir ders olmasına hizmet etmesi amaçlandı. Öğretmenlerin programın yeni yaklaşımını anlamlandırmalarını sağlayacak ve sınıf içi uygulamalarına ışık tutacak her türlü açıklama program metninde yer aldı.
Yeni müfredatta yer verilen beş matematik alan becerisi, “matematiksel muhakeme”, “matematiksel problem çözme”, “matematiksel temsil”, “veri ile çalışma” ve “veriye dayalı karar verme”, “matematiksel araç ve teknoloji ile çalışma” olarak planlandı. Matematik dersi öğretim programları hazırlık sürecinde ilkokul, ortaokul ve lise komisyonları Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin bütüncül yapısı gereğince birlikte çalıştı.
Müfredatta öncelikle “sayılar”, “geometri” ve “istatistik ve olasılık” konularının ilkokuldan liseye kadar ilişkisel ve tutarlı bir biçimde nasıl yerleştirilmesi gerektiğine odaklanıldı. Sonrasında komisyonlar yatayda çalışarak düzeyin matematik öğrenme hedeflerine ilişkin içerikleri belirledi ve bu içeriklere ilişkin tema düzenlerini oluşturdu.
Böylece, örneğin ortaokul matematik dersi öğretim programında işlemsel yönüyle öğrencileri zorlayıcı içerikler ortaöğretime taşındı ve bu sayede ortaokul düzeyinde daha kavramsal ilişkilere yer verildi, disiplinler arası ilişkileri destekleyecek içerik ve yaklaşımlar daha çok ön planda tutuldu.
ÇOCUKLARDAKİ SAYI HİSSİ VE SAYI KAVRAMI GELİŞİMİNE GÖRE DÜZENLENDİ
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli çerçevesinde yeni hazırlanan ilkokul matematik müfredatında, öğrenme hedefleri tahmin, zihinden işlem ve prosedür şeklinde devam eden öğrencinin matematiksel muhakeme gücünü ve düşünme becerilerini öğretme-öğrenme uygulamalarını öne çıkaran bir aşamayla düzenlendi.
Daha önceki programlarda ayrı ele alınan dört işlemden, toplama çıkarma bir arada toplamsal durumu; çarpma ve bölme bir arada çarpımsal durumu vermek için ilişkisel olarak verildi.
Mevcut öğretim programında sezgisel karşılaştırma toplama ve çıkarma işleminden sonra verilirken yeni öğretim programında sezgisel karşılaştırma dört işlemden önce verilerek öğrenenlerin dört işlem becerileri ile ilgili öğrenme hedefleri arasında köprü kurmaları sağlandı.
Ayrıca yeni program çocuklardaki sayı hissi ve sayı kavramının gelişimi dikkate alındı.
Yeni öğretim programının öğrenme hedefleri, ilkokul öğrencilerinin geometrik düşünce düzeylerinin görsel düzeyde olmasından dolayı buna göre yapılandırıldı. Bu kapsamda gelişimsel süreç dikkate alınarak parça-bütün ilişkisi ön plana çıkarıldı ve öğrencilere farklı nesne modelleri ile nesnelerin geometrisinin kavratılması amaçlandı.
İlkokul 1. sınıftan itibaren istatistiksel araştırma sürecinin tüm adımları kullanıldı. Olasılık konusu da çocukların bilişsel ve duyuşsal özellikleri dikkate alınarak basitten karmaşığa doğru ilkokul 4. sınıftan itibaren verilmeye başlanarak ortaokuldaki olasılık gerektiren içeriklere temel oluşturuldu.
KESİRLER, TAKVİM OKUMA İLKOKUL BİRİNCİ SINIFTAN KALDIRILDI
Programda, içerik çerçevesinde yapılan sadeleştirmeler kapsamında, ilkokul 1. sınıfta öğrencilerin birinci sınıfta güçlük yaşamaları nedeniyle “kesirler, zaman, sıvı ölçme, standart ölçme araçları ile işlem süreçleri, takvim okuma” konuları 1. sınıftan kaldırılarak ikinci sınıftan itibaren verilmeye başlandı.
İlkokul 3. sınıfta Romen rakamları öğrenme hedefi olarak verilmedi, zaman ölçme ile ilgili olarak öğretme-öğrenme uygulamalarına yansıtıldı. Sütun grafiği 5. sınıfa aktarıldı, alan ölçme tamamen ilkokuldan kaldırıldı. 4. sınıftaki ışın doğru parçası düzlem konuları 5. sınıfa aktarıldı. İlkokul 1. sınıflara, şipşak (nokta sayılama) sayma, şekil örüntüleri, kodlama ve algoritma aktiviteleri eklendi. İlkokul 3. sınıflara algoritma eklendi. İlkokul 4. sınıflara, denk kesir ve günlük yaşamda karşılaşılan olasılık durumları eklendi.
Tema içerikleri ve öğrenme hedefleri öğrencilerin gelişim düzeyi dikkate alınarak, öncüllük-ardıllık, ön koşul ilişkisi gibi matematik disiplinin gerektirdiği ilkeler göz önünde bulundurularak yapılandırıldı.
“FONKSİYON” 8. SINIFTAN İTİBAREN VERİLECEK
Ortaokul matematik dersi öğretim programı geliştirilirken, parçalanmış kazanım yapısından çıkılarak bütüncül bir içerik yapısına geçildi, başta matematik alan becerileri olmak üzere bütünleşik beceriler, değer, okuryazarlık, eğilim, sosyal-duygusal beceriler odaklı bir program anlayışı benimsendi.
Program, eleştirel düşünme, problem çözme ve karar verebilme üst düzey becerilerinin gelişimini de destekleyecek şekilde tasarlandı. Bu bağlamda programda işlemsel yönüyle öğrencileri zorlayıcı içerikler ortaöğretime taşındı, disiplinler arası ilişkileri destekleyecek içerik ve yaklaşımlar ön planda tutuldu. Örneğin, köklü ifadelerle işlemler ortaöğretime taşındı fakat köklü ifadeler bağlamında gerçek sayılar kümesinin anlamlandırılmasına ortaokulda önem verildi. Lisede büyük öneme sahip olan fonksiyon kavramına doğru ve doğrusal oran kavramlarının bir devamı niteliğinde 8. sınıftan itibaren yer verilmeye başlandı.
Matematiksel kavramlar ilişkilendirilerek hemen her sınıf düzeyinde araç ve teknolojiden yararlanıldı; veri biliminin ve veri ile çalışma becerisinin gerçek yaşamda, bilim ve teknolojide artan öneminden ötürü, istatistik ve olasılık konularına daha fazla ağırlık verildi.
Dijital çağın gereksinimleri doğrultusunda, öğrencilerin algoritmik düşünme becerilerini geliştirmek amacıyla matematiksel içeriklerle ilişkili algoritma konusu da programa eklendi.
GEOMETRİDE ARAÇ VE TEKNOLOJİ KULLANIMI ÖNE ÇIKARILDI
Ortaöğretim Matematik Dersi Öğretim Programı, çağın bilimsel gelişmeleri ve beceri temelli program yaklaşımı doğrultusunda yeniden şekillendirildi. Öğrenciler için işlemsel yükü fazla olan, anlamlı öğrenmelere hizmet etmeyen ve programın genel amaçları doğrultusunda ortaöğretim düzeyinde ihtiyaç duyulmayan içerikler gözden geçirildi, bazıları çıkarılarak yerine yenileri eklendi.
Bu bağlamda, matematik ve algoritma-bilişim ilişkisi ilk defa bu programda, matematik öğrenme ve öğretme süreçlerine hizmet edecek şekilde kurgulandı. İstatistik konuları “veri ile çalışma ve veriye dayalı karar verme becerisi” bağlamında yeniden ele alındı ve programdaki yeri önemli oranda artırıldı.
Sayılar, cebir ve fonksiyonlarla ilgili konular, fonksiyonlar merkeze alınarak yeniden tasarlandı. Disiplinler arası bağlamda fonksiyonların değişimleri inceleme ve problem çözme aracı olma boyutları ön planda tutuldu.
Soyut, sembolik ve işlem odaklı bir şekilde ele alınan kümeler ve mantık konuları diğer konulara entegre edilerek yeniden yapılandırıldı. Kümelerle ilgili işlemlerin yanı sıra mantık bağlaçları ve niceleyicilerin matematiksel dil ve sembolizm içindeki yeri ve öneminin fark edilip etkin şekilde kullanımı ile öğrencilerin matematiksel doğrulama ve ispat yapma becerilerinin aşamalı şekilde gelişimini sağlayacak bir program geliştirildi.
Geometride araç ve teknoloji kullanımı öne çıkarıldı, muhakeme ve problem çözme temelli dinamik bir geometri öğretimi hedeflendi.
Mevcut haliyle bir hesaplama aracından öteye geçmeyen oldukça sınırlı ve işlem odaklı şekilde sunulan integral kavramına yer verilmedi, değişimin matematiğinin temel araçları olarak limit ve türev konuları daha kapsamlı şekilde ele alındı. Türevle ilgili yorum ve çıkarımlara problem çözme odaklı bir yaklaşımla yer verildi.
İNTEGRAL YOK, LİMİT VE TÜREV KAPSAMLI İŞLENECEK
İntegral kavramının programlardaki yeri süregelen revizyon çalışmaları ile önemli oranda daraltılmıştı ve mevcut haliyle anlamlı bir öğrenme gerçekleşmediği ve diğer ortaöğretim derslerinde de integral kavramının kullanılmadığı görüldü.
Yeni Ortaöğretim Matematik Programında nicelikler arası değişimleri incelemenin temel araçları olarak limit ve türev kavramları ön plana çıkarıldı.
Bu kavramlara beceri odaklı bir yaklaşımla önceki programlardan daha kapsamlı şekilde yer verildi. Lisede, halihazırda oldukça sınırlı ve işlem odaklı şekilde sunulan integral kavramına yer verilmedi, limit ve türev kavramları daha kapsamlı şekilde ele alındı.
Yeni programda 4 yıl boyunca değişimlerin incelenmesi odaklı bir yaklaşım ortaya konuldu. Bu yaklaşımın üniversitedeki analiz dersleri için sağlam bir temel oluşturacağı ve sonraki eğitim ve kariyer yaşantılarında ihtiyacı olacak öğrencilerin integrali de tam anlamıyla öğrenebilecekleri öngörüldü.
]]>İstanbul Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda, Atatürk Üniversitesinde Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi ile Veri Bilimi ve Analitiği Programlarının açılmasına karar verildi. YÖK Başkanı Özvar, diğer üniversitelerle birlikte toplamda 21 yeni lisans, 50 ön lisans programının açılacağını, bu programların ise bu yıl ÖSYM kılavuzuna dahil edileceğini söyledi.
Başkan Özvar: “Bu Bölümleri Stratejik Bir Mesele Olarak Görüyoruz”
Yükseköğretim Yürütme Kurulu Üyeleri ile rektörlerin katılımıyla gerçekleşen toplantıda yaptığı konuşmada Yükseköğretim Kurulunun gelecek vizyonunun en önemli unsurları arasında yer alan yapay zeka, dijitalleşme ve büyük veri alanlarını ülke açısından son derece stratejik bir mesele olarak gördüklerini aktaran Özvar, dijital teknolojiler alanında yaşanan hızlı gelişmelere paralel olarak, ilgili bütün sektörlerde istihdam edilmek üzere nitelikli insan gücüne duyulan ihtiyacın arttığını ifade ederek, yapay zeka, yapay zeka çözümleri, dijitalleşme ve büyük veri alanlarında ihtiyaç duyulan insan kaynağını karşılamak adına yeni lisans ve ön lisans programlarının açılmasına karar verdiklerini bildirdi.
Prof. Dr. Özvar: “Yeni programlar, Yükseköğretim Kurulunun önümüzdeki dönemde istihdamı önceleyen vizyonunun da bir göstergesi. İstihdam odaklı programları devreye sokarken işlevini kaybeden programları sistem dışına çekmeye devam ediyoruz. Bundan sonraki dönemde, bu yöndeki eğilim daha da güçlenecektir” dedi.
Rektör Çomaklı: “Verilecek Her Türlü Sorumluluğa Üniversite Olarak Hazırız”
Yeniliklerin daima öncüsü olan Atatürk Üniversitesinin, Yeni Nesil Tasarım ve Dönüşüm Projesi çerçevesinde başlattığı çalışmalar neticesinde yine ülke yükseköğretiminde başlatılan yeniliklerin paydaşı olduğuna dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada açılacak yeni bölümlerin üniversitenin çağdaş eğitim modeline ışık tutacak programlar olduğuna dikkat çekti.
Mühendislik alanında marka olan Atatürk Üniversitesinin aynı zamanda yapay zeka ve büyük veriye de önem verdiğini, açılacak bölümlerin de bu doğrultuda seçildiğini belirten Rektör Çomaklı, göreve geldikleri ilk günden itibaren varlık yönetimine öncelik verdiklerini ve her aşamada üniversitenin varlığını tespit etmek ve veriye dayalı karar verme süreçleri aktifleştirmek amacıyla Büyük Veri Yönetim Ofisini kurduklarını söyledi. Rektör Çomaklı: “Yeni Nesil Üniversite için ihtiyaç duyulan verilerin sınıflandırılması ve toplanması, ulusal düzeyde gerekli olan verilerin belirlenmesi ve toplanması ile veri yönetim sistemi ön çalışmaları içeriklerinden oluşan Büyük Veri Yönetim Ofisi, veriye dayalı karar verme mekanizması ile ilgili dijital sistemin tasarımı çalışmalarına da devam ediyor. Ayrıca yapay zeka alanına yönelik de hemen hemen her bölümümüz entegre şekilde çalışmalar yürütüyor. Üniversitemizin bilimsel alt yapısı ve alanında uzman insan kaynağı ile açılacak yeni bölümleri de öğrencilerimizin en iyi şekilde eğitim almaları için hazır hale getireceğiz” ifadelerini kullandı.
Amaçlarının ve önceliklerinin üniversite çağına gelen gençleri yeni etkinlik ve beceri ile çağın ihtiyaçlarına karşılık verebilecek bir şekilde yetiştirilmek olduğuna değinen Rektör Çomaklı, Araştırma Üniversitesi olarak ülke bilimine her alanda katkı veriyor olmaktan büyük bir mutluluk duyduklarını ifade ederek, Atatürk Üniversitesinin yapmış olduğu çalışmalara yakın ilgi ve teveccüh gösteren YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar ile Yükseköğretim Yürütme Kurulu üyelerine teşekkür etti ve yeni açılacak bölümlerin hayırlı olması temennisinde bulundu. – ERZURUM
]]>Basın açıklaması sırasında konuşan İSMMMO Başkanı Erol Demirel, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na seslenerek, “Yazılı ve sözlü başvurularımızı dikkate almanız için meslektaşlarımızın masa başında ölmesi mi gerekli!” diye sordu. Demirel, mali müşavirlerin sırtındaki yükün dayanılmaz bir boyuta ulaştığını, dünyada haftalık çalışma gününün 4 güne indirilmesi tartışılırken, mali müşavirlerin adeta 7/24 çalışmak zorunda kaldığına dikkat çekti. Görünürde mükellef veya işverenlerden istenilen, iktisadi ve sosyal hayata ilişkin hemen her verinin mali müşavirler aracılığıyla toplanılır hale gelmesini eleştiren Demirel, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bu durum meslek mensuplarının çok ağır bir iş yükü altında ezilmelerine neden olurken, bir de beyan ve bildirimleri almak için kullanılan sistemlerin sağlıklı çalışmaması, yoğunluk dönemlerinde tıkanması, zamanla yarışan meslektaşlarımızın streslerini katbekat artırmaktadır. Meslektaşlarımız, rutin dönemlerde dahi beyan ve bildirimleri hazırlayamaz hale gelmiştir.”
“BU ORTAMDA ENFLASYON MUHASEBESİ MÜMKÜN DEĞİL”
55 bin, ülke genelinde ise 130 bin mali müşavir için zorlu bir ay yaşandığının da altını çizen Demirel, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın vergi takviminde sadece Nisan ayında toplam 56 beyan ve bildirimin verileceğine vurgu yaptı. Demirel, “Bu beyan ve bildirimlerin yanında bir de en son 20 yıl önce uygulanan, genel tebliği ile sirküleri henüz 2.5 ay önce yayımlanan, hala uygulamada birçok tereddütü barındıran enflasyon düzeltme işlemlerini de aynı takvimde tamamlanmak zorunda bırakılmayı adil ve uygulanabilir bulmuyoruz. Üstelik Nisan ayında, Ramazan Bayramı, 23 Nisan, idari ve hafta sonu tatilleriyle birlikte sadece 18 çalışma günü bulunuyor. Bu kadar kısa sürede bu kadar beyan ve bildirimin sağlıklı bir şekilde verilmesine olanak yoktur. Mükelleflerden bilgi ve belgenin toplanamaması sebebiyle, kurumlar vergi beyannamelerinin süresinde sağlıklı bir şekilde hazırlanabilmesi mümkün değildir” diye konuştu.
Demirel, “Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Gelir İdaresi Başkanlığı’na, 2024 yılının geçiş dönemi olması, ikincil mevzuatın geç yayımlanması ve aşırı yoğunluk nedeniyle, bu yıl geçici vergi dönemlerinde enflasyon düzeltmesi işlemlerinin yapılmaması için yaptığımız müracaatımıza olumlu yanıt verilmesini istiyoruz. Aynı şekilde Nisan ayındaki resmi tatil sürelerinin uzun olması nedeniyle, 2023 yılına ilişkin Kurumlar Vergisi Beyannameleri’nin ve Elektronik Defter Beratlarının yüklenmelerinin zamanında yapılması mümkün değildir. Geçici vergi beyan süresi mutlaka uzatılmalıdır” ifadelerini kullandı.
“YETKİLİLERİN BU ÇIĞLIĞI DUYMASI GEREKİYOR”
Meslek camiasında bir infial yaşandığını belirten Demirel, mali müşavirlerin ağır iş yükü altında ezildiğini, beden ve ruh sağlıklarının olumsuz etkilendiğini, adil olmayan ücret tarifesinin eşitsizlik yaratarak, insanca yaşam hakkına engel bir ortam yarattığını, dolayısıyla yetkililerin bu çığlığı duymaları gerektiğini söyledi. Demirel, sözlerini “Artık günlük işlerimizi bile yapamaz hale geldik ve bıçak kemiğe dayandı. Sesimize kulak verin, taleplerimizi bir an önce hayata geçirin.” çağrısıyla tamamladı.
MALİ MÜŞAVİRLERİN SİSTEMİN DÜZGÜN ÇALIŞMASINA YÖNELİK TALEPLERİ:
Başkan Demirel, ‘her ay beyan sürelerinin uzatılması’ gibi günü kurtaracak kararlar yerine, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ilettikleri öneri ve taleplerini altı madde ile özetledi:
1. Elektronik uygulamalar aracılığıyla toplanan veriler, etkin bir şekilde sınıflandırılmalı
2. Aynı verileri içeren tekrarlı beyan ve bildirim yükleri hafifletilmeli
3. Vergi beyan dönem ve süreleri, resmi tatil günleri dikkate alınarak düzenlenmeli
4. TÜİK, Merkez Bankası ve Kamu İhale Kurumu benzeri tüm kamu kurumlarla veri paylaşılmalı
5. Beyan ve bildirimler sadeleştirilmeli, bilgi sistemleri alt yapıları modernize edilmeli.
DİĞER MESLEKİ TALEPLER:
1. Belirli kıdemin üzerindeki meslek mensuplarına yeşil pasaport hakkı verilmeli
2. Uluslararası uygulamalarda olduğu gibi mali müşavirlere de arabuluculuk hakkı verilmeli
3. Mali müşavirlik ve denetim hizmetlerindeki KDV oranı indirilmeli
4. Bütün beyannamelerin mali müşavirler tarafından imzalanması zorunlu tutulmalı
5. Stajyerlerin istihdamına destek sağlanmalı, sigorta prim yükü azaltılmalı
6. Meslek mensupları KOSGEB destek programlarından ve kredilerinden yararlanabilmeli
]]>Avrupa Birliğinin ileri düzey araştırmalar için verdiği destekle yürütülen proje tamamlandığında, uzayda Türkiye adresli haberleşme protokolleri kullanılacak, proje çıktıları 6G standardını da etkileyecek.
Türkiye’ye 4’üncü kez ERC Advanced Grant ödülünü getiren ve bu kategoride desteklenen ilk kadın araştırmacı olan ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uysal, uzayda bir ilki başlatacak GO SPACE (Goal Oriented Networking for Space) isimli projesinin detaylarını AA muhabirine açıkladı.
Derin uzayda toplanan verilerin Dünya’ya 50 yıldır genelde büyük çanak antenler ya da uydularla iletildiğini anlatan Uysal, artan uzay yolculuklarının uzaydaki unsurlar arasında doğrudan iletişim ihtiyacını artırdığını, projelerinin de bu ihtiyaçtan doğduğunu ifade etti.
Bunun yanında, son yıllarda uydu üzerinden nesnelerin interneti (IoT) ve benzeri veri servislerinde çok hızlı artış yaşandığını vurgulayan Uysal, ayrıca bu konuda faaliyet gösteren firmaların çıkmaya başladığını hatırlattı.
Dünya alçak yörüngesindeki Uluslararası Uzay İstasyonu’na benzer, Ay’ın yörüngesinde de Artemis projesi dahilinde “Lunar Gateway” isimli uzay istasyonu planlandığını belirten Uysal, Ay yüzeyinde hizmet vermek için 4G baz istasyonları kurulduğunu aktardı.
Dünya ve Ay arasında resmi ve özel teşebbüse ait görevlerin ve derin uzaya bilimsel amaçla gönderilen misyonların da arttığını vurgulayan Uysal, Avrupa Uzay Ajansı tarafından yeni bir keşif modülünün gönderilmesinin planlandığını söyledi.
Güneş sisteminde artan veri akışını taşıyabilecek, dünyadaki internete benzer gezegenler arası haberleşme ağı altyapısına gereksinim doğduğuna işaret eden Uysal, şöyle devam etti:
“Ancak internetin tasarım prensipleri uzayın zorlu ortamına uygun değil. Uzay ortamındaki yörüngesel hareket dolayısıyla bağlantıların zamana göre değişkenlik göstermesi ve verinin ara noktalarda depolanması ve sonra geri iletilmesini zorunlu kılıyor. Dilediğimiz zaman uçtan uca veriyi getiremiyoruz. Bununla beraber, 50 yıldır uzaydan iletilmekte olan bilimsel ve telemetri verisinden farklı olarak, uzaktan izleme ve otomasyon gibi uygulamalar için artan sayı ve çeşitlilikte veri akışının taşınması gerekecek. Bu çok sayıda ve IoT tipi veriyi uzayın değişken bağlantı ve propagasyon koşullarında zamanında aktarmayı başarmak için uçtan uca etkinlik sağlayabilen ölçeklenebilir ve verimli iletişimi ağ mimarileri gerekiyor.”
“Yeni çözümlerimiz merakla bekleniyor”
Prof. Dr. Uysal, uzayda gezegenler arası iletişimde bu ihtiyacı karşılamak için hazırladıkları GO SPACE isimli projelerinin, Avrupa’nın en prestijli ileri düzey araştırmacılara verilen Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) Advanced Grant desteği almaya hak kazandığını bildirdi.
Yeni nesil telekomünikasyon teknolojileri üzerine dünya çapındaki bilimsel yayınları ile ODTÜ’nün alanda öncü rol üstlendiğini ifade eden Uysal, aldıkları 5 yıl sürecek proje desteğinin de bu çalışmalar dolayısıyla verildiğini söyledi.
Araştırma programında, uzaydaki koşullara uyum sağlayabilen semantik ve hedef odaklı bir haberleşme ağ kuramını geliştireceklerini belirten Uysal, derin uzay haberleşmesi için geliştirecekleri yeni çözümlerin, standartları belirleyen organizasyonlarca merakla beklendiğini ifade etti.
“Haberleşmede beklenen dar boğazı çözebilecek teknikler geliştiriyoruz”
Elif Uysal, yeni fikirlerinin standartlara girerek uzay haberleşmesinde kullanılmasını beklediklerini ifade ederek, “Çünkü Dünya ile Ay arasında haberleşmede beklenen dar boğazı çözebilecek teknikler geliştiriyoruz.” dedi.
Uysal, projenin detaylarına ilişkin şu bilgileri verdi:
“Projemizle gezegen üzeri, gezegenler arası haberleşme senaryolarını var olan teknolojiye göre frekans spektrumu ve enerji kullanımı bakımından daha verimli şekilde destekleyebilecek haberleşme ağı tasarım prensipleri ortaya çıkarıyoruz. Yani uzayda gerekli olan hem spektrum ve enerji yükünü en aza indireceğiz ve uzay araçlarının daha etkin haberleşmesini sağlayacağız. Sonuçların uzay teknolojisine zamanında aktarılmasını ve yaklaşan 6G standardına da faydalı etkilerini sağlamak için GO SPACE Projesi ile gerçek uydular üzerinde prototip uygulamalar ve gezegenler arasında uygulanacak yeni haberleşme protokolleri geliştireceğiz.”
Elif Uysal, yeni protokollerin Dünya ile Ay arasında hızla artması beklenen veri trafiğini taşımaya yönelik olarak Alman Uzay ve Havacılık Merkezi ile işbirliği halinde uygulanacağını belirterek, “Dolayısıyla proje ile ülkemiz uzay teknolojilerine büyük bir katkı sunacak. Türkiye, 5 yıl içerisinde gezegenler arası internetin yapı taşlarının oluşturulmasında öncü ülkelerden biri olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
6G standardına da girecek
Elif Uysal, proje çıktılarının derin uzay haberleşmesi standartlarının yanı sıra 6G standardına da girmesini hedeflediklerini bildirdi.
Uydu haberleşmesi için araştırma grubuyla birlikte son bir yılda Türkiye adına pek çok patent başvurusuna katkı verdiklerini belirten Uysal, “Bu konuda patent portföyü oluşturarak Türkiye’nin standartlara katkı yapmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ülkemizin 6G’de de söz sahibi olmasına yönelik çalışıyoruz.” dedi.
Elif Uysal, projenin oluşturulması ve yazımının TÜBİTAK tarafından EBAG ve 2247-B programları ile desteklendiğini söyledi.
“Nobel öncesi ödülü ODTÜ’lü kadın profesör aldı”
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, projeye ilişkin AA’nın sorularını yanıtlarken, ERC fonundan destek alan araştırmacıların, hem çığır açıcı hem de alanlarında en ileri düzeyde projeler yürüttüğünü anlattı.
ERC ileri araştırma desteği alan araştırmaların bu desteği “Nobel öncesi ödül” olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Kök, “2007’de kurulan ERC’den fon alan araştırmacılardan 14’ü Nobel ödülü aldı. Dolayısıyla ERC’den özellikle ileri araştırma boyutunda destek alan araştırmacılarımızın Nobel öncesi fon desteği aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa Araştırma Konseyinin başlangıç, orta ve ileri olmak üzere 3 aşamalı bir fon sistemi bulunduğunu anlatan Kök, “ODTÜ’de, toplam bütçeleri 10 milyon avrodan fazla, 1’i yakın zamanda tamamlanan 4’ü devam eden toplamda 5 ERC projemiz bulunuyor. ERC projelerimiz, elektrik-elektronik, kimya mühendisliği, kimya, biyolojik bilimler ve deniz bilimlerinde devam ediyor. Gerçekten hepsi kendi alanlarında çığır açıcı ve üst düzey projeler. ODTÜ, aynı zamanda ülkemizde ilk ERC projesi alan devlet üniversitesi.” dedi.
ODTÜ’nün bugüne kadar ülkeye kazandırdığı ilklere bir yenisini eklediğini belirten Kök, ERC’den ileri seviyede araştırma projesi desteği alan Elif Uysal’ın başarısına ilişkin, “Ülkemizde ileri seviyede araştırma desteği alan ilk devlet üniversitesi olduk. Bu başarıyı gururla paylaşıyorum. Hocamız, iletişim ve sistem mühendisliği panelinden desteklenen ülkemizdeki tek ve ilk kadın araştırmacıdır, bu da hem üniversitemize hem de ülkemize büyük bir gurur vermekte.” ifadelerini kullandı.
Elif Uysal’ın Türkiye birincisi olarak yerleştiği ODTÜ’den birincilikle mezun olduğunu, yüksek lisans ve doktorasını ABD’de MIT ve Stanford üniversitelerinde yaptıktan sonra ODTÜ’ye döndüğünü anlatan Kök, “Hocamız, hem üniversitemize hem ülkemize büyük bir gurur kazandırdı. Hocamızın projesi, uzaydaki haberleşme sistemlerine ve 6G teknolojilerine yepyeni bir boyut kazandıracak.” diye konuştu.
]]>Anlaşma, Avrupa Birliği’nin sınırlarında göçmenlere yönelik daha sıkı bir tarama uygulanmasını öngörüyor.
Anlaşma uyarınca Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi “giriş ülkelerinin” yükünü azaltacak bir dayanışma mekanizması oluşturulacak.
Sığınmacı kabul etmek istemeyen ülkeler, belirlenen kota kapsamında almadıkları kişi başına 20 bin euro ödemek zorunda kalacak. Reddedilme olasılığı yüksek olan sığınmacıların işlemlerinin hızlı şekilde bitirilmesine öncelik verilecek.
AB Komisyonu, Avrupa Parlementosu ve üye ülkelerin geçen Aralık ayında üzerinde anlaşmaya vardığı yeni düzenleme, Çarşamba günü Brüksel’deki Avrupa Parlementosu’nda ele alındı.
Bazı çevrelerde, özellikle sol partilerin tepkisi nedeniyle, Sığınma ve Göç Anlaşması’nın genel kuruldan geçmeyebileceği de konuşuluyordu.
Ancak AP’deki en büyük üç grup olan merkez sağcı Avrupa Halk Partisi (EPP), Sosyal Demokratlar (S&D) ve Liberaller, yeni anlaşma lehine oy kullandı.
Anlaşma, genel kurulda 266’ye karşı 322 oyla kabul edildi. 31 üye de çekimser oy kullandı.
Yeni Göç Anlaşması iki sene içinde yürürlüğe girecek.
Sığınma ve Göç Anlaşması neleri içeriyor?
Yaklaşık 8 yıldır devam eden tartışmaların ardından son şeklini alan anlaşma, göç ve iltica politikasında reform yapılmasını öngören şu başlıklardan oluşuyor:
Zorunlu dayanışma ve sorumluluk:
Yeni anlaşma uyarınca göç baskısı altında Yunanistan, İtalya, Malta ve İspanya gibi geçiş ülkelerinin yükünü azaltacak dayanışma mekanizması oluşturulacak. Ve bu dayanışma yeni anlaşma ile zorunlu olacak.
Bu ülkelerin mülteci yükünü diğer AB üyesi ülkeleriyle paylaşacak ve her üye belirlenen asgari oranda sığınmacı kabul etmek zorunda olacak. Kotanın üzerinde göçmen kabul eden ülkelere belirli bir tazminat ödenecek.
Sığınmacı almayı reddeden AB üyesi ülkeler ise, kişi başına 20 bin euro ödemek zorunda kalacak.
Sığınma talebinin 12 hafta içinde karara bağlanması, olası ret durumunda yine bu sürece sığınmacının ülkesine dönüşünün sağlanması amaçlanıyor.
Kriz ve mücbir sebepler:
Anlaşma kapsamında 2015 yılındaki mülteci krizine gibi olası gelişmeler için bir “kriz ve mücbir sebep düzenlemesi” hayata geçirilecek.
Sığınmacı girişlerindeki olası ani artışlara yanıt verecek bir mekanizma oluşturarak, olağanüstü mülteci akınıyla karşı karşıya kalan üye devletler için dayanışma ve destek sağlanacak.
Bu başlıkta, göçmenlerin “AB’yi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan üçüncü ülkeler veya devlet dışı düşman aktörler tarafından kullanılmasının” da önüne geçileceği ifade ediliyor.
Bu duruma örmek olarak, 2021 yılında Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukashenko’nu, Avrupa yaptırımlarına misilleme olarak sığınmacıları Litvanya ve Polonya sınırlarına göndermesi gösteriliyor.
Yeni anlaşma uyarınca, bu tür gelişmeler karşısında üye ülkelerin kriz durumu ilan etmesi ve sığınma prosedürlerini geçici olarak askıya almasına izin verilecek.
AB sınırlarında zorunlu güvenlik taraması:
Kaçak yollarla AB’ye gelen ve gerekli vize koşullarına sahip olmayan kişiler, 7 güne varan bir süre boyunca kimlik tespiti, biyometrik verilerin toplanması, sağlık ve güvenlik kontrollerinin de dahil olduğu bir giriş öncesi zorunlu tarama işlemine tabi tutulacak.
AB üyesi ülkeler, temel haklara saygı kapsamında bunun için bağımsız izleme mekanizmaları oluşturacak.
Daha hızlı sığınma prosedürü:
Avrupa’ya gelen sığınmacılara uluslararası koruma verilmesi veya sığınma hakkının geri çekilmesi konularında ortak kriterler üzerinden hareket edilecek.
Sığınma taleplerinin AB içerinde değerlendirilmesi, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte daha hızlı hale gelecek: Başvurular, kısa sürede sonuçlandırılarak, asılsız veya kabul edilemez taleplerde bulunanlar hızla AB sınırları dışına çıkarılması için merkezler oluşturulacak.
Çocuklar da dahil bütün sığınmacılar Eurodac veri tabanına kaydedilecek.
Sığınma ve Göç Anlaşması uyarınca, AB’ye düzensiz şekilde gelen 6 yaş ve üzerindeki göçmenlerin parmak izleri ve yüz görüntüleri de dahil olmak üzere tüm verileri, yenilenmiş Eurodac veri tabanında saklanacak.
Bu veri tabanında, kaçak göçmenlerin güvenlik tehdidi oluşturup oluşturmadığı, şiddete başvurup varmadığı ya da silahlı olup olmadığı bilgileri de yer alacak.
Yeterlilik standartları:
Sığınma hakkı verilen kişilere tanınan haklar da her üye ülke için standart olacak.
Üye ülkeler, Avrupa Birliği Sığınma Ajansı’ndan gelen bilgilere dayanarak, sığınmacıların ayrılmak zorunda oldukları ülkelerdeki durumu değerlendirerek, mülteci statüsü düzenli olarak gözden geçirecek.
Sığınma başvurusunda bulunanların kabulü:
AB ülkeleri, barınma, eğitim ve sağlık hizmetleri gibi konularda sığınmacılar için eşdeğer kabul standartları sağlamak zorunda olacak.
Sığınma talebinde bulunanlar, başvuru tarihinden en geç 6 ay sonra çalışmaya başlayabilecek.
Sığınma başvurusu yapanların AB içinde dolaşmasını engellemek amacıyla gözaltı koşulları ve hareket özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin düzenleme yapılacak.
Yasal düzenleme ne zaman yürürlüğe girecek?
Avrupa Parlementosu Genel Kurulu’nda kabul edilen düzenleme, AB Komisyonu’nun resmi onayının ardından Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek.
Üye ülkeler, ulusal yasalarında gerekli düzenlemeleri yaparak yeni anlaşmayı en geç 2 yıl içinde hayata geçirecek.
İnsan hakları kuruluşları, yeni sığınma ve göç düzenlemesine, “insanlık dışı bir sisteme yol açacağı” gerekçesiyle karşı çıkıyordu.
]]>“GERİ DÖNÜŞ ÇABALARI NAFİLE ÇABALAR OLUR”
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mazbata törenindeki açıklamalarından satır başları şu şekilde; “Bu seçim Türkiye siyasi tarihinin en önemli kırılmalarından birisidir. Ve artık geriye dönüş olmaz. Demokrasi bir kere uyandı mı, özgürlük bir kere hayat buldu mu ondan kimse kaçamaz. Geri dönüş çabaları nafile çabalar olur. Hatırlayın 31 Mart 2019 gecesi AA’nın veri akışını kesmesiyle başlayan süreçte ne yazık ki bir anlayışla mücadelemiz vardı. O anlayış makamları ya da bir seçim bölgesini, İstanbul’u kendi mülkü gibi gören bir anlayış. Tabi bu anlayışın neler yaptığını birlikte gördük.
“ELLERİNDEN GELENİ YAPTILAR”
Millet iradesini hiçe sayan o anlayış 23 Haziran 2019’da aslında esaslı bir demokrasi dersi aldı. Ama maalesef buradan yeterince ders çıkartmadı. 2019’da başlayan o süreç bugüne kadar farklı boyutlarıyla birlikte aralıksız bir şekilde devam etti. 5 yıl boyunca bizleri engellemek, başarısız kılmak için ellerinden geleni yaptılar. Dönem dönem fazlasıyla gerçek dışı suçlamalar ve iftiralarla bizi halkın gözünde küçük düşürmeye çalıştılar. Siyasi maksatlı mesnetsiz davalarla her gün ayrı bir teftiş ve soruşturmayla bizi yıldırmaya uğraştılar. Tabi 5 yıl boyunca onlar bizimle uğraşırken biz ise gerçek hayata, milletin bize yüklediği sorumluluğa yani İstanbul’un sorunlarıyla mücadele ettik. Pazar günü yapılan seçimde yalnızca bizim 5 yıllık performansımız oylanmadı. Aynı zamanda hukuk ve demokrasi dışı yöntemlerle siyaseti dizayn etmeye çalışan, kendini milletin üzerinde gören anlayışın meşruiyeti de oylandı. Oylamanın sonucu ortadadır. Milletin iradesini beğenmeyip kendi isteklerini dayatanların halkın seçilmiş temsilcilerini yok sayıp engellemeye çalışanların, devletin, hukukun, yargının ve demokrasinin ayarlarıyla oynayanların milletin vicdanında yeri olmadığını milletimizin asil tavrı sandıkta tescil etmiştir.

“BU SEÇİM KANAL İSTANBUL İÇİN HAYATİ BİR REFERANDUMDU”
İstanbullular iktidarın bu şehrin iradesine yönelik politika ve uygulamalarını kesin olarak mahkum etmiştir. Bu seçim aynı zamanda Kanal İstanbul için hayati bir referandumdu. Halkımız toplu bir şekilde İstanbul diye haykırdı. Beton kanal projesini tarihin tozlu raflarında hayata geçmeyen bir ibret projesi olarak kalmasını milletimizle birlikte sağlayacağız. Bir cumhurbaşkanı, 17 bakan ve müesses medyanın yüzde 95’i ve her türlü devlet imkanıyla hatta bizlerin vergisiyle yaşamını sürdüren kamuya ait kamu kuruluşlarıyla kampanya yürüten, seçimi kazanmak için her yolu mübah gören, para dağıtmak, seçmen kaydırmak gibi birçok anlamsız siyaset anlayışı bu seçimle millet nezdinde geri dönülmez bir biçimde mahkum olmuştur.
“MİLLETİMİZ DERİN VİCDANINI VE FERASETİNİ GÖSTERMİŞTİR”
Kendisini desteklemeyen siyasi partileri ve siyasetçileri rakip değil de sanki düşmanmış gibi gören ve göstermek isteyen o anlayış açıkça mağlup olmuştur. Milletimiz derin vicdanını ve ferasetini göstermiştir. Halkın yaşamakta olmuş olduğu ekonomik zorlukları önemsemeyen, bu zorluklarla başa çıkması için vatandaşa verilen sosyal desteklerle kendi çıkarları adına alay eden o kibirli anlayış mahkum olmuştur. Metro ve diğer büyük yatırımlarımızın hayata geçmesi için gereken imzayı atmaktan kaçınan, sahip olduğu yetkiyi halkın zararına sonuna kadar istismar eden o yönetim anlayışı mahkum olmuştur. 31 Mart’ta İstanbullular bu şehirde ve bu ülkede hukuk, demokrasi ve sosyal adalet istediklerini açıkça ve haykırarak ortaya koymuştur. Bence bu yönüyle tarihe geçecektir.
“NEDEN MAZBATA VERİLMİYOR?”
Açık farkla kazandığımız Tuzla’da benim genç yol arkadaşım Eren Ali Bingöl’e neden mazbata verilmiyor? Yüzde 11 farkla kazanmış arkadaşımız mazbatayı ne zaman alacak belli değil. Öğreniyoruz ki Tuzla Belediye Başkanı’nın görevi bitmişken, hem de 2 Nisan günü hemen 62 milyonluk ihale yapıp birilerine veriyor. Çok ayıp. Böyle bir kamu ahlakı olamaz. İBB müfettişlerimizi görevlendirdi. İhaleyi veren de alan da rahat olmasın.
“TELAŞINIZ NE?”
Beykoz ve Gaziosmanpaşa’da tüm sandıkları yeniden sayma konusundaki telaşınız ne? Bunu yapmayın. Haksızlık yapıyorsunuz ama haksızlığın ötesinde başka kötülüklere fırsat veriyorsunuz. Gözümün nuru gibi Beykoz’daki seçim sonucuna, gözümün nuru gibi GOP’taki seçim sonucuna buradaki her zaman adaleti önde tutan parti yöneticilerimle birlikte, takip edeceğimizden kimse şüphe duymasın. Yaptığınız adaletsizlikler işinize yaramıyor. Bu tür politikalar nedeniyle sadece partiniz güç kaybetmiyor millete de zarar veriyorsunuz.”
]]>Son dönemde ABD’de açıklanan makroekonomik veriler, güçlü ekonomik aktiviteye işaret ederken, dün ADP özel sektör istihdamının martta 184 bin kişiyle piyasa beklentilerinin üzerinde artması da iş gücü piyasasında sıkı duruşun devam ettiğine ilişkin sinyaller verdi.
Tedarik Yönetim Enstitüsü (ISM) hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), martta aylık bazda 1,2 puan azalışla 51,4’e gerileyerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşirken, S&P Global tarafından açıklanan marta ilişkin hizmet sektörü PMI verisi de 0,6 puan azalarak 51,7’ye geriledi. Verilerdeki gerilemeye karşın hizmet sektöründe genişlemenin sürdüğü görüldü.
Dün, Fed Başkanı Jerome Powell, Stanford İşletme, Hükümet ve Toplum Forumu etkinliğinde yaptığı konuşmada para politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Enflasyonun sürdürülebilir bir şekilde yüzde 2’ye doğru ineceğine dair güven artana kadar politika faizinin düşürmenin uygun olacağını öngörmediklerini aktaran Powell, “Ekonominin gücü ve enflasyonda şu ana kadar kaydedilen ilerleme göz önüne alındığında gelen verilerin politika kararlarımıza yön vermesine izin verecek zamanımız var.” diye konuştu.
Powell, “Ekonomi genel olarak beklediğimiz gibi seyrederse çoğu FOMC üyesi bu yılın bir noktasında politika faizini düşürmeye başlamanın uygun olacağını düşünüyor.” dedi.
Diğer Fed yetkilileri de dün açıklamalarda bulunurken, Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic, bu yıl hala son çeyrekte yapılacak bir faiz indirimi öngördüğünü bildirdi.
Enflasyonda yüzde 2 hedefine 2026’ya kadar dönemeyeceklerini düşündüğünü belirten Bostic, yolun engebeli olacağını, son birkaç aydır enflasyonun 2023’e kıyasla pek fazla hareket etmediğini söyledi.
Analistler, verilerden ve yetkililerden gelen açıklamaların ardından pay piyasalarında karışık bir seyir izlendiğini belirterek, yarın açıklanacak ABD istihdam raporu verilerinin piyasaların yöne üzerinde etkili olabileceğini söyledi.
Söz konusu gelişmelerin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in yüzde 64 ihtimalle haziranda faiz indirimine başlayacağına yönelik fiyatlamalar öne çıkarken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,43’ten yüzde 4,35’e geriledi.
Düşüş eğilimini üst üste 3. işlem gününe taşıyan dolar endeksi ise şu sıralarda 104,2 seviyesinde bulunuyor.
Powell’ın bu yılki potansiyel faiz indirimlerine verdiği desteğin de etkisiyle dün altının ons fiyatı yükseliş eğilimini üst üste 7. işlem gününe taşıyarak 2 bin 300 doların üzerini test etti. Altının ons fiyatı şu dakikalarda 2 bin 299 dolardan alıcı buluyor.
Jeopolitik gerilimler ve arz kesintileri ise petrol fiyatlarını yukarı yönlü desteklemeye devam ediyor. Brent petrolün varil fiyatı yükseliş serisini üst üste 6 işlem gününe çıkartmasını takiben 89,3 dolardan işlem görüyor.
Dün, New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,23 ve S&P 500 endeksi yüzde 0,11 değer kazanırken, Dow Jones endeksi ise yüzde 0,11 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında ise dün pozitif seyir hakim olurken, bugün gözler bölge genelinde açıklanacak hizmet sektörü ve bileşik PMI verilerine çevrildi.
Analistler, bugün Avrupa Merkez Bankasının (ECB) son toplantısına ait tutanakların yayınlanacağını hatırlatarak, tutanaklarda bankanın gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin ipuçları aranacağını dile getirdi.
Öte yandan, dün Avro Bölgesinde açıklanan öncü enflasyon verilerine göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) martta yıllık yüzde 2,4 artışla beklentilerin altında kalırken, aylık bazda da yüzde 0,8 arttı.
Açıklanan verilerin ECB’nin faiz indirimlerine yakında başlayabileceği beklentisini güçlendirmesine karşın dolar endeksindeki gerilemeyle, yükseliş eğilimini üst üste 3. işlem gününe taşıyan avro/dolar paritesi, şu dakikalarda önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 1,0850 seviyesinden işlem görüyor.
Dün İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,03, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,45, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,46 ve Fransa’da CAC 40 endeksi ise yüzde 0,29 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında alış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, bugün Çin ve Hong Kong piyasalarında tatil nedeniyle işlem gerçekleşmedi.
Dün, Tayvan’da yaşanan deprem felaketlerinin ardından dünyanın en büyük çip üreticisi olan Taiwan Semiconductor Manufacturing Co.’nun (TSMC) bazı fabrikalarında üretimi durdurduğuna yönelik haber akışı gündemin odağında bulunmaya devam ediyor.
Söz konusu üretim kesintilerinin ardından çip fiyatlarının yükselebileceğine ilişkin beklentilerin artmasıyla Samsung Electronics ve SK Hynix’in hisseleri öncülüğünde pay piyasalarında yukarı yönlü ivmelenme dikkati çekti.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,3 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1 değer kazandı.
Yurt içinde dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,05 değer kaybıyla 8.945,80 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün satıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,3 altında 31,9535’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 31,9560 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde reel efektif döviz kuru ile haftalık para ve banka istatistikleri, yurt dışında ise Avrupa’da hizmet sektörü ve bileşik PMI’ın yanı sıra ABD’de dış ticaret dengesi ve haftalık işsizlik maaşı başvuruları verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.900 ve 8.800 seviyelerinin destek, 9.000 ve 9.100 puanın ise direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.55 Almanya, mart ayı hizmet sektörü/bileşik PMI
11.00 Avro Bölgesi, mart ayı hizmet sektörü/bileşik PMI
11.30 İngiltere, mart ayı hizmet sektörü/bileşik PMI
12.00 Avro Bölgesi, şubat ayı ÜFE
14.30 Türkiye, mart ayı reel efektif döviz kuru
14.30 Türkiye, TCMB haftalık para ve banka istatistikleri
15.30 ABD, şubat ayı dış ticaret dengesi
15.30 ABD, haftalık işsizlik maaşı başvuruları
]]>Dünya genelinde önemli merkez bankaları yavaş yavaş faiz indirimlerine hazırlanırken, Fed’in faiz indirimlerine diğer ülkelerden sonraya kalabileceği ihtimalinin artması varlık fiyatlarını etkilemeye devam ediyor.
Dün ABD’de açıklanan verilere göre, imalat sanayide 16 aylık daralmanın ardından ilk kez genişleme kaydedilirken, Tedarik Yönetim Enstitüsünün (ISM) imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), martta 50,3 değeriyle piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti.
Söz konusu veriyle birlikte dolar endeksi 14 Kasım 2023’ten bu yana ilk kez 105 seviyesinin üzerinde kapanış gerçekleştirirken, tahvil piyasalarında da satış baskısının arttığı görüldü.
ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi dün yaklaşık 11 baz puanlık artışla günü yüzde 4,32’den tamamlarken, şu sıralarda yüzde 4,31’de bulunuyor.
Analistler, söz konusu gelişmelerin görece riskli varlıklara olan risk iştahını törpülediğini kaydederek, Fed Başkanı Jerome Powell’ın yarın yapacağı açıklamalardaki tonun piyasaların yönü üzerinde etkili olabileceğini ifade etti.
Para piyasalarındaki fiyatlamalar açıklanan makroekonomik verilerle dalgalanmaya devam ederken, Fed’in ilk faiz indirimine haziranda gitme ihtimali yüzde 58’e geriledi.
Yükseliş eğilimini üst üste altıncı işlem gününe taşıyan altının ons fiyatı, bugün önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 2 bin 257 dolardan alıcı buluyor. Altının ons fiyatı, dün 2 bin 266 dolara çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesini test etmişti.
Artan jeopolitik riskler ve Meksika’dan gelen arz daralmasıyla petrol fiyatlarındaki yükseliş de devam ederken, Brent petrolün varil fiyatı yükseliş eğilimini üst üste 4. işlem gününe taşıyarak, yüzde 0,1 artışla 87,6 dolardan işlem görüyor.
Diğer taraftan, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta Nasdaq borsasında işlem görmeye başlayan sosyal medya şirketi, geçen yıl 58 milyon dolar zarar ettiğini bildirdi. Trump Media & Technology Group’un hisseleri dün yüzde 21’den fazla değer kaybetti.
Dün New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,11 değer kazanırken, S&P 500 endeksi yüzde 0,20 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,60 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsaları, Paskalya tatilinin ardından bugün işleme açılması beklenirken, gözler bölge genelinde açıklanacak imalat sanayi PMI verilerine çevrildi.
Bugün Almanya’da öncü Tüketici Fİyat Endeksi (TÜFE) verilerinin de yatırımcıların odağına yerleştiğini belirten analistler, ülkede enflasyonun martta aylık yüzde 0,5 ve yıllık yüzde 2,2 olmasının beklendiğini bildirdi.
Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında ise Çin hariç pozitif bir seyir öne çıkarken, Japonya Maliye Bakanı Shunichi Suzuki, Japonya Merkez Bankasının (BoJ), genişleyici para politikasına “muhtemelen” devam edeceğini dile getirdi.
Suzuki BoJ’un kurdaki aşırı oynaklığa karşı harekete geçmeye hazır olduğunu da belirtti.
Artan uzun vadeli faiz oranlarının borç finansman maliyetini artırabileceği ifade eden Suzuki bunun, “Japonya’nın mali durumu üzerinde baskı oluşturabileceği riskine karşı dikkatli olunmalı.” dedi.
Öte yandan, Çinli akıllı telefon üreticisi Xiaomi’nin hisse fiyatı, şirketin geçtiğimiz hafta ilk elektrikli otomobili SU7’yi piyasaya sürmesinin ardından ilk işlem gününde yüzde 16’nın üzerinde değer kazandı.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,1 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,3 değer kazanırken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,3 geriledi.
Yurt içinde dün dalgalı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,17 değer kazancıyla 9.157,54 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün satıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,4 altında 32,2565’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,2640 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu yurt dışında ise Avrupa genelinde imalat sanayi PMI, Almanya’da öncü enflasyonun yanı sıra ABD’de JOLTS açık iş sayısı, fabrika siparişleri ve dayanıklı mal siparişleri verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.200 ve 9.300 seviyelerinin direnç, 9.100 ve 9.000 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
09.00 İngiltere mart ayı konut fiyat endeksi
10.55 Almanya mart ayı imalat sanayi PMI
11.00 Avro Bölgesi mart ayı imalat sanayi PMI
11.30 İngiltere mart ayı imalat sanayi PMI
15.00 Almanya mart ayı tüketici fiyat endeksi
17.00 ABD mart ayı JOLTS açık iş sayısı
17.00 ABD şubat ayı fabrika siparişleri
17.00 ABD şubat ayı dayanıklı mal siparişleri
]]>Geçen hafta önemli merkez bankalarının para politikası kararları takip edilirken, Fed’in politika faizini sabit bırakmasına karşın İsviçre Merkez Bankası’nın gelişmiş ülke merkez bankaları arasında ilk faiz indirimine gitmesi varlık fiyatları üzerinde etkili oldu.
Söz konusu gelişme, Fed’in diğer gelişmiş ülke merkez bankalarından daha sonra faiz indirimlerine başlayabileceği ihtimalini ortaya çıkarırken, bu durum doların diğer para birimleri karşısında değer kazanmasına neden oldu.
Yeni haftada yoğun veri gündemiyle birlikte Fed yetkililerinin açıklamalarının piyasaların yönü üzerinde etkili olması beklenirken, özellikle büyüme verileri ve Fed’in enflasyon göstergesi olarak dikkate aldığı kişisel tüketim harcamalarının Fed’in gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin sinyaller verebileceğini söyledi.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in ilk faiz indirimine gitme ihtimali mayısta yüzde 11 ve haziranda yüzde 75 ile fiyatlanıyor.
ABD’nin 10 yıllık hazine tahvil faizi yüzde 4,21’den haftaya başlarken, altının ons fiyatı önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 2 bin 170 dolardan alıcı buluyor.
Geçen haftanın son işlem gününde yüzde 0,4 artışla günü 104,4 seviyesinden tamamlayan dolar endeksi, şu sıralarda önceki kapanışının hemen altında bulunuyor.
Jeopolitik riskler petrol fiyatları üzerinde etkili olmaya devam ediyor. Rusya- Ukrayna savaşında petrol rafinelerine düzenlenen saldırıların devam edebileceği endişesi sıcaklığını korurken, Kızıldeniz’deki gelişmelerde yakından takip ediliyor. Brent petrolün varil fiyatı, yüzde 0,4 artışla 85,3 dolardan işlem görüyor.
Cuma günü, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,16 değer kazanırken, S&P 500 endeksi yüzde 0,14 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,77 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya da karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında cuma günü Fransa hariç pozitif seyir hakim olurken, bu hafta gözler İngiltere’de büyüme verilerine çevrildi.
Analistler, bu hafta takip edilecek yoğun veri gündeminin pay piyasalarında oynaklığı artırabileceğini belirterek, bölge merkez bankaları yetkililerinin sözle yönlendirmelerinin de yatırımcıların odağına yerleştiğini söyledi.
Öte yandan, hafta sonu terör saldırısının gerçekleştirildiği Moskova’daki “Crocus City Hall” adlı konser salonundaki çalışmaların sürdüğünü bildiren Rusya Soruşturma Komitesi, terör saldırısında hayatını kaybedenlerin sayısının 137’ye çıktığını duyurdu.
Fransa’da da terör tehdidi seviyesi, Moskova’daki terör saldırısı nedeniyle en üst düzeye çıkarıldı.
Cuma günü yüzde 0,5 azalışla günü 1,0810 seviyesinden tamamlayan avro/dolar paritesi, şu dakikalarda önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 1,0820’den işlem görüyor.
Geçen haftanın son işlem gününde İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,61, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,05 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,15 değer kazanırken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,34 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya ise karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasaları yeni haftaya karışık bir seyirle başlarken, dün Çin Başbakanı Li Çiang, yabancı yatırımcıların ülkede karşılaştığı sorunların ve piyasaya erişimde yaşadıkları sıkıntıların aşılması için adım atacaklarını bildirdi.
Li, hükümetin, iş dünyasına yönelik hizmetleri daha etkin hale getireceğinin ve her türden işletmelerin yasal hak ve çıkarlarını koruyacağının altını çizerek, “Daha açık bir Çin’in dünyada daha fazla kazan-kazan işbirliği fırsatı sağlayacağına inanıyoruz.” diye konuştu.
Öte yandan, bugün Japonya’da açıklanan verilere göre öncü gösterge endeksi 109,5 ile beklentilerin altında kalırken, dolar/yen paritesi yüzde 0,1 azalışla 151,3 seviyesinden haftaya başladı.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,6 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,3 azalış kaydederken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,5 değer kazandı.
Yurt içinde cuma günü satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,32 değer kaybıyla 9.111,50 puandan tamamladı.
Dolar/TL, geçen haftanın son işlem gününde satıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,1 altında 32,0182’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,0710 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde iş gücü istatistikleri, yurt dışında ise ABD’de inşaat izinleri ve yeni konut satışları verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.100 ve 9.000 seviyelerinin destek, 9.200 ve 9.300 puanın ise direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, 2023 yılı işgücü istatistikleri
15.00 ABD, şubat ayı inşaat izinleri
17.00 ABD, şubat ayı yeni konut satışları
17.30 ABD, mart ayı Dallas Fed imalat aktivite endeksi
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cihan Erdoğanyılmaz, TELE 1 kanalında Ülkü Çoban’ın sunduğu Seçime Doğru programına konuk oldu.
BTP AR-GE merkezinin geliştirdiği dijital ikiz projesini anlatan Erdoğanyılmaz, başkanlık yarışındaki rakibi Murat Kurum’un “Biz de dijital ikiz yaptık” söylemini şu sözlerle değerlendirdi:
“Murat Kurum, bakanlık yaptığı dönemde biz İstanbul’un dijital ikizini oluşturduk diyor hatta tüm Türkiye’nin dijital ikizini oluşturduklarını iddia ediyorlar. Maalesef bizim siyasetçilerimiz bu tür teknik kavramların ne olduğunu anlayabilecek düzeyde insanlar değil. Onların yaptıkları dijital ikiz değil, bir maket yapıyorlar üç boyutlu ortamda, dijital ikiz olduğunu zannediyorlar. Hayır, biz bilim insanlarıyla, bazı sensör kartların prototiplerini üreterek, sistem mühendisi yaklaşımlarıyla bu sistemi nasıl çözeceğimizi bizzat işin içinde insanlar olarak biliyoruz.”
“İSTANBUL’DA TRAFİĞİ YÜZDE 25 ORANINDA HIZLANDIRABİLİRİZ”
İstanbul’da bir yıl içerisinde trafiği yüzde 25 oranında hızlandırabileceklerini ifade eden BTP adayı Erdoğanyılmaz Çin’den şu örneği verdi:
“Çin’in Hangzou kentinde şehrin beyinleri isimli bir proje hayata geçiriyorlar ve sadece otobüsler ile araçların GPS konumlarını takip ederek trafiği yüzde 15 oranında hızlandırıyorlar. Bunun için veri merkezine yüksek işlem gücü olan bilgisayarlara ihtiyacınız var. Bilgisayar mühendisliğinde yapay sinir ağları dediğimiz algoritmalar var ve sinir ağlarına şehrin o anki yol durumunun, yolların yüzde kaçının kapanma ihtimali olduğunun, araçların mevcut konumunun, araçların hareket istikametinin, yayaların mevcut konumunun, hepsinin iletildiği, girdi olarak verildiği ve bu şekilde trafik ışıklarının, sinyalizasyon sisteminin optimal bir şekilde yönetildiği bir sistem düşünün.”
“İSTANBUL’DA TARIM ARAZİLERİNİ 40 KAT DAHA VERİMLİ HALE GETİREBİLİRİZ”
İstanbul’da 100.000 futbol sahasından daha büyük tarım arazilerinin olduğunu ifade eden Cihan Erdoğanyılmaz, bu tarım arazilerinde de dijital ikiz sistemini uygulayacaklarını söyledi.
Erdoğanyılmaz, tarıma yönelik projelerini, şöyle anlattı:
“Sensörler ile bitkilerin sağlık durumunu analiz eden bilgisayar görsel algoritmalarıyla biz birim topraktan elde ettiğimiz verimi 40 kat artırabileceğimizi düşünüyoruz.
Bakın İstanbul’da 77.000 hektar tarım arazisi var, bu dünyanın en büyük ikinci tarım ihracatçısı Hollanda’nın 25’te biri boyutunda. Biz 40 kat verimi artırabileceğimizi düşünüyoruz. En başta İstanbul’u araştırma enstitüleriyle yöneteceğimi söyledim, bu araştırma enstitüsünün içerisinde nanoteknoloji – biyoteknoloji yöntemleriyle toprağın ıslağı için çalışan bir birim olacak. Marmara Denizi’nin oksijen seviyesini arttırmak için bir birim olacak. İstanbul’da iktidar ve muhalefetin tahrip ettiği doğal yaşamı bilimsel yaklaşımlarla tekrar nasıl hayata geçirebiliriz, bunun üzerine de bir birimimiz olacak.
İstanbul’un birçok yerinde bu akıllı tarım uygulamalarını hayata geçireceğiz. Vatandaşlarımızın ucuz ve sağlıklı gıdaya erişimini çok rahatlıkla bu şekilde sağlamayı düşünüyoruz.”
“ÜLKEMİZDE BÜTÇE KAYNAK SORUNU YOK, ZEKA, AHLAK VE SAMİMİYET SORUNU VAR”
BTP başkan adayı Cihan Erdoğanyılmaz, “Yıllardan beri iktidar ve iktidarı yönetimde tutan muhalefet anlayışının ülkede çok ciddi tahribatlara yol açtığını ve bilimsel-teknolojik yaklaşımlarla çok rahatlıkla çözülebilecek deprem sorununu çözmediklerini düşünüyorum çünkü böyle bir dertleri olmadığını ve halkın yaşamını umursamadıklarını düşünüyorum” dedi.
Konuyu bir örnekle detaylandıran Erdoğanyılmaz, şöyle devam etti:
“Şu an siyasi partiler seçim yardımları alıyorlar. 5 tane siyasi partinin aldığı seçim yardımı 6.6 milyar lira. İBB’nin reklama harcadığı para -kendi kaynaklarının aktardığı verilere göre- 1.2 milyar lira. İkisini toplayın, 7.8 milyar liralık bir tutar oluşuyor değil mi? Bu rakam sadece adaylarımızın fotoğraflarını asmak için kamu kaynaklarından harcanan bütçe. Biz sadece siyasilere harcadığımız seçim yardımlarıyla depremde 30.000 insanımızın hayatını kurtarabilecek bina güçlendirme projesini hayata geçirebiliyoruz. Ben hep anlatıyorum bunu ve diyorum ki demek ki ülkemizde bütçe, kaynak sorunu yok, zeka, ahlak ve samimiyet sorunu var.”
]]>Apple Silicon güvenlik açığı şifreleme anahtarlarını sızdırıyor
Perşembe günü bir grup araştırmacı tarafından detaylandırılan ve ArsTechnica tarafından rapor edilen sorun, büyük olasılıkla şu anda çalışan kod tarafından erişilecek olan verilerin bellek adreslerini tahmin eden veri belleğine bağımlı önceden getiricide (DMP) barınıyor. Verileri önceden getirerek, kötü amaçlı kodların araştırılması için bir hedef haline geliyor.
Bunun nedeni, cache bellekten getirilecek bir sonraki veri bitine ilişkin tahminlerini belirlemek için önceki erişim modellerini kullanması. Bir saldırganın, cache verileri etkilemek için bu çalışma yöntemini kullanması ve hassas verilere erişimin kapısını açması mümkün.
![]()
GoFetch Saldırısı: Şifrelenmiş Anahtarların Çalınması
Araştırmacıların “GoFetch” olarak adlandırdığı saldırı, Apple Silicon’daki DMP kullanımındaki tuhaflıktan yararlanıyor. Saldırıyı açıklarken araştırmacılar, DMP’nin bunu bir adres konumu olarak ele alacağı ve ardından bu verileri önbelleğe çekeceği bir işaretçi “gibi” görünmesinin mümkün olduğunu doğruluyor. Adresin önbellekteki görünümü görünür durumda, bu da kötü amaçlı kodun onu aktif edebileceği anlamına geliyor.
Saldırı, seçilen bir giriş saldırısını kullanarak şifreleme algoritması içindeki verileri bir işaretçi gibi görünecek şekilde değiştirir. Veri değerini bir adres gibi gören DMP, adresin kendisi sızdırılarak verileri bu adresten getiriyor. GoFetch saldırısı, root erişimi yerine diğer birçok üçüncü taraf macOS uygulamasıyla aynı kullanıcı ayrıcalıklarını kullanıyor. Bu, saldırıyı gerçekten yürütmek için giriş engelini azaltıyor, ancak hikayenin tamamı bu değil.
apple
Saldırıyı çalıştıran GoFetch uygulamasının da çalışabilmesi için şifrelenmiş hedef uygulamayla aynı yonga kümesinde kullanılması ve her ikisinin de verimlilik çekirdeklerini veya performans çekirdeklerini aynı anda kullanması gerekiyor. Kümeye bağımlıdır, yani uygulamalar aynı küme içindeki farklı çekirdeklerde çalıştırılsa bile çalışmaya devam ediyor.
Araştırmacılar, saldırının klasik şifreleme algoritmalarının yanı sıra kuantumla güçlendirilmiş yeni versiyonlara karşı da işe yaradığını iddia ediyor.
Etkileri ve Engellenmesi
Saldırının asıl sorunu, tasarımın merkezi bir parçası olduğundan Apple Silicon’un kendisine yama yapılamaması. Bunun yerine, kriptografik yazılım geliştiricilerinin soruna geçici bir çözüm bulmak için azaltıcı önlemler alması gerekiyor.
Güvenlik açığının aktifleşme sürecinin yalnızca verimlilik çekirdeklerinde çalıştırılması da mümkün, çünkü bunlarda DMP işlevi yok. Daha hızlı çekirdeklerde çalışmadığı için şifreleme performansı yine güçsüz oluyor. Üçüncü bir seçenek aslında M3 çipleri için geçerli; özel bir bit, DMP’yi devre dışı bırakmak için enjekte edilebilir. Araştırmacılar, ortaya çıkacak performans kaybının düzeyinin henüz keşfedilmediğini de açıkladı.
Apple’ın başına gelen ilk ciddi açık değil
2018 yılında tüm Mac ve iOS aygıtlarının yanı sıra 1997’den bu yana neredeyse tüm X86 aygıtlarını etkileyen Meltdown ve Spectre işlemci açıkları da keşfedilmişti.
]]>Yapay zeka ve makine öğrenimi gibi ileri teknolojiler, önemli faydalar sunarken birçok kişi de bunların olumsuz sonuçlarıyla baş etmeye çalışıyor.
Veri ve makine öğrenimindeki ilerlemelerle giderek daha ikna edici hale gelen deepfake videoların kötü niyetle oluşturulma potansiyeli, yapay zekanın en çok tartışılan konularından biri olmayı sürdürüyor.
İstanbul Üniversitesi Bilgisayar ve Bilişim Teknolojileri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şadi Evren Şeker, deepfake videolara ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Deepfake videoların yakın gelecekte evrensel tehdit oluşturacağı uyarısında bulunan Şeker, “Deepfakeleri tespit etmek için yapay zeka tek umudumuz.” dedi.
Yapay zeka kullanılarak bireylerin taklit edildiği sahte görüntüleri içeren deepfake’in herkesin günlük hayatını etkilediğinin ve bu tehdidin giderek arttığının altını çizen Şeker, bununla birlikte deepfake karşıtı teknolojilerin de geliştiğini ancak henüz avantajlı konuma geçmediğine işaret etti.
Şeker, deepfake tehdidine karşı daha odaklanılmış çalışmaların yanı sıra hükümetler ya da uluslararası kuruluşlarca finanse edilen kamuya açık araçların oluşturulması gerektiğini vurguladı.
Deepfake içeriklerin görsel medyaya inanma eğiliminden faydalandığı için özellikle tehlikeli olduğuna dikkati çeken Şeker, “Biz, bir önceki nesilden geliyoruz. Yeni nesil bu teknolojilerle yaşıyor ve büyüyor. Onların tüm deepfake tehditlerine ilişkin anlayışları ve algıları tamamen farklı olabilir.” dedi.
Şeker, bu tehditlerle mücadele etmenin en iyi yolunun deepfake karşıtı teknolojiler için yapay zeka teknolojisi üretmek olduğunu söyledi.
Deepfake karşıtı teknolojilere ilişkin Şeker, “Kusur tespit teknolojilerine ya da üretici ve dönüştürücü yapay zekaya yönelik bazı teknolojilerimiz var ve bu teknolojiler giderek daha iyi hale geliyor ancak ne yazık ki (deepfake) üretici teknolojiler de giderek daha iyi hale geliyor.” uyarısında bulundu.
Şeker, her teknolojik ilerlemeyle birlikte onu kötüye kullanacak kişilerin de ortaya çıktığını, teknolojiyle bağlantılı suçlara karşı hukuki kavramların, bu suçlar işlendikten sonra gündeme geldiğini söyledi.
“Kanun koyucular, teknolojinin çok gerisinde kalıyor”
Deepfake tehdidini kontrol altında tutmaya yönelik yasal tedbirler konusundaki düzenlemelerin geç yapıldığını dile getiren Şeker, “Kanun koyucular, teknolojinin çok gerisinde kalıyor.” görüşünü savundu.
Şeker, dijital konuların yerel ve ulusal mahkemelerde, kritik meselelerin de yüksek mahkemelerde değerlendirilebileceğini söyledi.
Dünyanın globalleştiğine dikkati çeken Şeker, bir ülkede işlenen suçların başka bir ülkeyi etkileyebileceğini ifade etti.
Şeker, küreselleşmenin dijital içeriklerin zaman ve mekandan bağımsız hale gelmesine yol açtığını dile getirerek, “Dijital bir resminiz varsa bu resmi onlarca yıl hatta yüzyıllarca saklayabilirsiniz, hiçbir deformasyon ve bilgi kaybı olmaz.” şeklinde konuştu.
Bir ülkede üretilen içeriğe dünya genelinde kolayca erişilebildiğine dikkati çeken Şeker, konuya ilişkin yeni yasalar hazırlanırken zaman ve mekandan bağımsızlığın göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.
Şeker, “Herkesi bir veri bilimcisi olarak düşünebiliriz, herkes bir şekilde verilerle ilgili, en azından vücutları hakkında kendi verilerini topluyorlar. Elbette her bir kişi ve kuruluştan veri topluyoruz, bu yüzden daha fazla veriden sorumluyuz.” dedi.
Bu durumun gizlilik endişelerini de beraberinde getirdiğini kaydeden Şeker, kişisel verilerle bağlantılı veri gizliliği sorununun yaşandığını, herkesin bunun farkında olmasının önemini vurguladı.
Şeker, gelecekte yaşanacaklara hazırlıklı olunması gerektiğinin altını çizerek, “Yani bu, bir dönüşüm zamanı. Doğru kararlar almak için bir fırsatımız var ve halen zamanımız olduğu için doğru adımlar atmamız gerekiyor, aksi takdirde insanlık için her şey çok geç olacak.” uyarısında bulundu.
]]>Enflasyonla mücadele kapsamında dünya genelinde atılan “ultra şahin” adımlara karşın henüz istenilen sonuçlara ulaşılamasa da Fed, dünkü kararında “doğru yolda” olduklarını yineledi.
Banka, politika faizini beklentiler dahilinde değiştirmeyerek 23 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 5,25-5,50 aralığında tutarken, federal fon oranına ilişkin tahminlerini bu yıl için yüzde 4,6’da sabit bıraktı. Söz konusu tahminler, bu yıl hala 3 faiz indirimi yapılacağının sinyalini verirken, bu durum risk iştahını destekledi.
Fed Başkanı Jerome Powell da düzenlediği basın toplantısında, mevcut sıkılaştırma döngüsünde Fed’in politika faiz oranının muhtemelen zirvede olduğuna işaret ederek, ekonominin genel olarak beklendiği gibi seyretmesi halinde bu yılın bir noktasında faiz indirimine başlamanın muhtemelen uygun olacağını öngördüklerini yineledi.
Ekonomik görünümün belirsiz olduğunu ve enflasyon risklerine karşı son derece dikkatli olmaya devam ettiklerini vurgulayan Powell, gerekmesi halinde federal fon oranı için mevcut hedef aralığını daha uzun süre korumaya hazır olduklarını aktardı.
Powell, Komite’nin, enflasyonun sürdürülebilir şekilde yüzde 2’ye doğru ineceğine dair daha fazla güven kazanana kadar politika faizini düşürmeyi uygun görmediğini kaydetti.
Beklentilerin üzerinde gelen son enflasyon verilerinin “enflasyonun engebeli yolda” yüzde 2’ye ineceğine dair genel “hikayeyi” değiştirmediğini belirten Powell, ancak “daha iyi veriler” aradıklarını ifade etti.
Söz konusu gelişmeler tahvil piyasalarındaki satış baskısını sınırlı da olsa azaltırken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,27 seviyesine indi.
Altının ons fiyatı, hem Fed’in bu yıl faiz indirimlerine başlayacağına yönelik yönlendirmelerin yenilenmesi hem de 3 faiz indirimine kapının açık bırakılmasıyla 2.222 dolara yükselerek rekor kırmasının ardından şu sıralarda 2.200 dolar seviyesinde dengelendi.
Dolar endeksi Fed’in para politikası kararlarının ardından dün yaklaşık yüzde 0,7 gerileyerek 103,2’ye indi. Brent petrolün varil fiyatı ise yeni günde yüzde 0,4 artışla 86 dolardan alıcı buluyor.
Dün New York borsasında S&P 500 endeksi yüzde 0,89, Nasdaq endeksi yüzde 1,25 ve Dow Jones endeksi yüzde 1,03 yükselirken, 3 endeks de kapanış rekoru kırdı. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de alış ağırlıklı bir seyirle başladı.
Fed’in dünkü kararlarının ardından vadeli işlem piyasalarındaki fiyatlamalar Avrupa borsalarının güne yüzde 1’i aşan yükselişle başlayacağına işaret ederken, bugün gözler bölgede İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) açıklayacağı faiz kararına çevrildi.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda Banka’nın politika faizini sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılırken, politika metni ve BoE Başkanı Andrew Bailey’nin toplantı sonrası yapacağı sözle yönlendirmeler yatırımların odağında bulunuyor.
Analistler, İngiltere’nin bölgedeki en inatçı enflasyonla karşı karşıya olduğunu belirterek, bugünkü toplantıdan alınacak sinyallerin varlık fiyatlarının yönü üzerinde etkili olabileceğini ifade etti.
Öte yandan, dün Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, ECB’nin muhtemelen Haziran 2024’te ilk faiz indirimine karar vermek için yeterli güvenceye sahip olacağını aktararak, “İlk faiz indiriminden sonra faizlerin izleyeceği yolu önceden taahhüt edemiyoruz.” dedi.
Dün Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,48 ve İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,01 gerilerken, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,15 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne pozitif bir seyirle başladı.
ABD’deki pozitif seyir yeni günde Asya’ya da taşınırken, Japonya’da pay piyasası endeksleri rekor tazeledi. Bununla birlikte dolar/yen paritesi dün 151,82 ile rekor seviyelere yaklaşsa da yeni günde yüzde 0,2 azalışla 151 seviyesinde bulunuyor.
Analistler, Fed’in “güvercin” mesajlarının doların diğer para birimleri karşısındaki güçlü duruşunu yumuşatacağının beklendiğini kaydetti. Japonya’da bugün açıklanan verilere göre, dış ticaret dengesi 379,4 milyar yen açık verirken, imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) 48,2’ye, hizmet sektörü PMI 54,9’a çıktı.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,9, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,1, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 2,1 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,3 yükseldi.
Yurt içinde dün alıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,28 değer kazancıyla 8.955,12 puandan tamamlarken, bugün gözler TCMB’nin para politikası kararlarına çevrildi. AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistler, TCMB’nin politika faizini sabit bırakmasını bekliyor.
Dolar/TL, dün, önceki kapanışının yüzde 0,4 altında 32,2170’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,4150 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde TCMB, yurt dışında da BoE’nin para politikası kararlarının yanı sıra yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.000 ve 9.100 seviyelerinin direnç, 8.900 ve 8.800 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
11.30 Almanya, mart ayı imalat sektörü PMI
12.00 Avro Bölgesi, mart ayı imalat sektörü PMI
14.00 Türkiye, mart ayı TCMB faiz kararı
15.00 İngiltere, mart ayı BoE faiz kararı
15.30 ABD, haftalık işsizlik maaşı başvuruları
16.45 ABD, mart ayı hizmet sektörü PMI
16.45 ABD, mart ayı imalat sektörü PMI
17.00 ABD, şubat ayı 2. el konut satışları
]]>Çin, ABD Kongresi’nin TikTok’un yasaklanmasıyla sonuçlanabilecek yasasına tepki gösterdi ve bunun adil olmadığını söyledi.
Çinli bir şirketin sahip olduğu TikTok uygulamasının ne kadar güvenli olduğu yıllardır tartışılıyor.
Pek çok Batı ülkesi, son birkaç yılda siyasetçiler, güvenlik görevlileri ve kamu yöneticilerinin bu uygulamayı yüklemesini yasakladı.
Peki TikTok hakkındaki ana endişeler neler ve şirket bunlara nasıl yanıt veriyor?
1. TikTok ‘aşırı miktarda’ veri topluyor
Şirket, uygulamanın topladığı veri miktarının “endüstri standartlarına uygun olduğunu” söylüyor.
TikTok’a yöneltilen eleştirilerden biri kullanıcılardan dev miktarda veri toplaması. Avustralya merkezli siber güvenlik şirketi Internet 2.0’ın Temmuz 2022’de yayımladığı bir siber güvenlik raporu, bu argümana kanıt olarak sunuluyor.
Analistlere göre TikTok’un topladığı veriler arasında konum, kullanılan cihaz ve bu cihazdaki diğer uygulamaların neler olduğu da var.
Fakat insan hakları ve internet güvenliği alanında çalışan Citizen Lab’in yürüttüğü bir çalışma, diğer sosyal medya platformlarının da bu verileri topladığını ortaya koydu.
Geçen yıl Georgia Institute of Technology adlı teknoloji enstitüsünün yaptığı bir araştırmada da “çoğu sosyal medya platformu benzer veriler topluyor” ifadeleri yer aldı.
2. TikTok Çin hükümeti tarafından kullanıcıları gizlice izlemek için kullanılabilir
TikTok Çin hükümetinden tamamen bağımsız olduğunu, bugüne kadar Çin hükümetiyle hiçbir kullanıcı verisini paylaşmadığını, hükümet talep etse bile vermeyeceğini söylüyor.
Güvenlik uzmanları her ne kadar buna karşı uyarsa da, sosyal medya ağlarıyla yaptığımız anlaşma gereği onlara bolca kişisel verimizi vermeyi kabul ediyoruz.
Onlar da karşılığında bize hizmetlerini ücretsiz sunmayı kabul ediyor.
Hakkımızda elde ettikleri verilerle, bize kişiselleştirilmiş reklamlar sunup bundan para kazanıyorlar.
TikTok’un güvensiz olduğunu söyleyenler, bunun sahibinin Çinli ByteDance şirketi olduğuna dikkat çekiyor.
Diğer tüm sosyal medya ağlarının ABD merkezli olduğunu düşününce bu sıra dışı bir durum.
Facebook, Instagram, Snapchat ve YouTube da benzer miktarlarda veri toplasa da hepsi ABD merkezli şirkete ait.
ABD’li siyasetçiler yıllardır bu uygulamaların topladığı verilerin ulusal güvenliği tehdit edecek bir şekilde kullanılmayacağına güveniyordu.
Donald Trump’ın 2020’deki başkanlık kararında, TikTok’un elde ettiği veriler sayesinde Çin’in “federal çalışanlar ve taşeronların konumlarını takip edebileceğini, şantaj yapmak için kişisel bilgiler içerecek dosyalar hazırlayabileceğini ve kurumsal casusluk yapabileceğini” öne sürmüştü.
Elimizdeki kanıtlar bunun yalnızca teorik bir risk olduğuna işaret ediyor.
Bu endişelerin kaynağında ise 2017’de çıkarılan ve geniş bir şekilde yorumlanabilecek bir Çin yasası bulunuyor.
Çin Ulusal İstihbarat Yasası’nın yedinci maddesi, bütün Çinli örgüt, şirket ve kişilerin “ülkenin istihbarat faaliyetlerini desteklemesini ve işbirliği içinde olmasını” zorunlu kılıyor.
Bu yasa maddesi sadece TikTok için değil, tüm Çinli şirketlerle çalışanlar için kaygı uyandırıyor.
Öte yandan Georgia Institute of Technology araştırmacıları bu maddenin bağlamından koparıldığını, aynı yasanın diğer maddelerin özel şirketlerin ve kullanıcıların haklarını güvence altına alan ifadeler içerdiğini belirtiyor.
TikTok yöneticileri 2020’den bu yana Çin’deki şirket çalışanlarının Çin dışındaki kullanıcıların bilgilerine erişemediğini söylüyor.
Fakat 2022’de ByteDance, Pekin merkezli birkaç çalışanının ABD ve İngiltere’de bulunan en az iki gazetecinin konumlarını takip ederek TikTok çalışanlarıyla görüşüp görüşmediğini tespit etmeye çalıştığını kabul etti. Bunu, TikTok hakkında basına bilgi sızdıran çalışanları bulmak için yapmışlardı.
Bir TikTok sözcüsü Pekin merkezli bu çalışanların sözleşmelerinin iptal edildiğini duyurdu.
Şirket, kullanıcı verilerinin hiçbir zaman Çin’de tutulmadığını, ABD’li kullanıcılar için Texas’ta ve Avrupalı kullanıcılar için de Avrupa ülkelerinde veri merkezleri inşa etmekte olduklarını aktarıyor.
TikTok Avrupa Birliği’nde diğer sosyal medya platformlarının yaptıklarının da ötesine geçerek, Avrupa’daki verilerinin nasıl kullanıldığını denetlemesi için bağımsız bir siber güvenlik şirketiyle anlaştı.
Konuyla ilgili yaptıkları açıklamada “Avrupalı kullanıcılarımızın verileri özel korumalı bir ortamda tutuluyor ve yalnızca onaylanmış çalışanlar bu verilere erişebiliyor, bu da bağımsız ve sıkı bir şekilde denetleniyor” ifadelerini kullandı.
3. TikTok bir ‘beyin yıkama aracı’ olarak kullanılabilir
TikTok topluluk yönergesinin “kamuoyunu yanıltmayı ve kullanıcılara zarar vermeyi yasakladığını, buna koordineli bir şekilde yanıltıcı faaliyetlerde bulunmanın da dahil olduğunu” söylüyor.
Kasım 2022’de ABD’deki Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Direktörü Christopher Wray, Kongre üyelerine yaptığı bir konuşmada “Çin hükümeti uygulamanın içerik algoritmasını kontrol edebilir ve bu da etki operasyonları için kullanılabilir” dedi.
Bu iddia daha sonra defalarca tekrar edildi.
TikTok’un yalnızca Çin’de sunulan ikiz uygulaması Doutin’in ağır bir şekilde sansürlenmesi ve gençlere yönelik eğitim materyallerini öne çıkarması bu endişeleri artırdı.
Çin’de tüm sosyal medya platformları sert bir sansüre tabi. Hükümeti eleştiren içerikler internet polisi tarafından düzenli olarak siliniyor.
TikTok’un popülerleşmeye başladığı ilk dönemde Çin dışında da ünlü sansür vakaları yaşandı.
Pekin’in Sincan’da Müslümanlara yönelik tutumunu eleştirdiği için ABD’de bir kullanıcının hesabı askıya alındı.
Büyük bir kamuoyu tepkisinin ardından TikTok özür diledi ve hesabı tekrar aktifleştirdi.
O zamandan bu yana birkaç sansür vakası daha gerçekleşti.
Bunun yanı sıra diğer sosyal medya platformlarının da verdiği gibi tartışmalı moderasyon kararları da vermeleri gerekti.
Citizen Lab araştırmacıları TikTok ile Douyin’i karşılaştırdığında, TikTok’un Douyin gibi bir sansür politikası olmadığını buldu.
2021’deki araştırmada “TikTok bariz paylaşım sansürleri yapmıyor” ifadeleri yer aldı.
Georgia Institute of Technology analistleri de uygulamada Tayvan’ın bağımsızlığı ve Çin Devlet Başkanı Şi Jinping hakkında şakalar içeren paylaşımları arattıktan sonra şu sonuca vardı:
“Bu kategorilerdeki videolara TikTok’ta kolaylıkla erişilebiliyor. Hatta bazıları popüler ve bolca paylaşılan videolardı.”
Teorik risk
Genel tabloya baktığımızda endişelerin ve risklerin teorik olduğunu görüyoruz.
Uygulamayı eleştirenler TikTok’a “Truva atı” benzetmesi yapıyor, uygulamanın zararsız gözükse de çatışma dönemlerinde güçlü bir silaha dönüşebileceği gibi uyarılarda bulunuyor.
Hindistan 2020’de birkaç diğer Çin merkezli platformla birlikte TikTok’u ilk yasaklayan ülkelerden olmuştu.
Fakat ABD’nin alacağı bir yasak kararının TikTok’a etkisi çok daha büyük olur. Zira ABD böylesi kararlar aldığında müttefikleri de benzer kararları hayata geçiriyor.
ABD Çinli Telekom devi Huawei’nin 5G altyapısı kurmasını engellediğinde, o adım da teorik riskler nedeniyle atılmıştı.
Öte yandan bu tür endişelerin tek taraflı olduğunu hatırlatmakta da fayda var.
Çin’in ABD merkezli uygulamalardan kaygılanmasına gerek yok çünkü bunlar zaten yıllardır Çinli kullanıcılara yasak.
]]>Dünya genelinde enflasyonla mücadele kapsamında önemli merkez bankaları politika faizlerini son yılların en yüksek seviyesinde tutmayı sürdürürken, makroekonomik verilerden alınan sinyaller, merkez bankalarının ne zaman faiz indirimine başlayabileceğine ilişkin soru işaretlerinin artmasına neden oluyor.
ABD’de geçen hafta açıklanan enflasyon verilerinin beklentilerin üzerinde gerçekleşmesinin ardından satış baskısının öne çıktığı tahvil piyasalarında, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,30 üzerinde kalmaya devam ederken, para piyasalarındaki fiyatlamalarda enflasyon endişesinin bir süre daha fiyatlamalar üzerinde etkili olabileceği görülüyor.
Fed’in yarın ve mayısta yapacağı toplantılarda politika faizini sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılırken, ilk faiz indirimine haziranda başlayacağı yönündeki beklentiler zayıflamayı sürdürüyor. Bu durum, doları diğer para birimleri karşısında desteklerken, yükseliş eğilimini üst üste dördüncü işlem gününe taşıyan dolar endeksi, şu sıralarda 103,8 seviyesinde bulunuyor.
Tahvil faizlerindeki yükseliş ve güçlenen dolara karşın altının ons fiyatı 2.150-2.1890 bandında hareket etmeyi sürdürürken, hem dünya genelinde ekonomik aktivitenin güçlü kalmaya devam ettiğine yönelik veriler hem de süregelen jeopolitik risklerden destek bulan Brent petrolün varil fiyatı 86,1 dolar seviyesinde bulunuyor.
Öte yandan, yapay zeka ile ilgili gelişmeler de piyasaların yönü üzerinde etkili olmayı sürdürüyor.
Dün Nvidia’nın yapay zeka alanındaki son güncellemelerini paylaşmasının beklendiği konferansın ilk gününde şirketin hisseleri yüzde 1’e yakın yükselirken, Apple’ın, akıllı telefonlarında Google’ın “Gemini” adlı yapay zeka sohbet robotunu kullanabileceği yönündeki haber sonrası Alphabet’in hisseleri yüzde 4’ten fazla arttı. Apple’ın hisseleri de yaklaşık yüzde 1 artış kaydetti.
Tesla’nın hisseleri, şirketin bazı Avrupa ülkeleri ve ABD’de Model Y elektrikli araçlarına yönelik fiyat artışlarını duyurmasının ardından yüzde 6’nın üzerinde değer kazandı.
Dün New York borsasında, S&P 500 endeksi yüzde 0,63, Nasdaq endeksi yüzde 0,82 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,2 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık bir seyirle başladı.
Avrupa’da yarın Fed’in atacağı adımlar öncesi yatırımcıların temkinli hareket ettiği görülürken, perşembe günü İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) açıklayacağı faiz kararı yatırımcıların odağında olmaya devam ediyor.
Dün Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,2, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,06 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,02 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif bir seyirle başladı.
Asya’da BoJ’un faiz kararı yatırımcıların odağındaki yerini korurken, BoJ, büyük şirketlerdeki önemli ücret artışlarının ardından 2016’da başladığı negatif faiz politikasına son verme kararı aldı.
BoJ’dan iki günlük para politikası toplantısı sonrası yapılan açıklamada, kısa vadeli faiz oranlarının yüzde eksi 0,1’den yüzde 0 ila yüzde 0,1 aralığına yükseltme kararı alındığı belirtildi. Böylece BoJ, 17 yıl sonra yaptığı ilk faiz artırımıyla dünyanın önde gelen merkez bankaları arasında negatif faiz politikasını terk eden son banka oldu.
BoJ, negatif faiz politikasına son vermenin yanında, 10 yıllık Japon devlet tahvillerine ilişkin getiri eğrisi kontrolünü de sona erdirdi. Banka, tahvil alımlarına devam edeceğini, şirket tahvili ve benzeri varlıklarda alımların 1 yıl içinde sona ereceğini duyurdu.
Öte yandan, Japonya’da açıklanan verilere göre, ocakta sanayi üretimi yüzde 7,5 ve kapasite kullanımı yüzde 0,1 geriledi.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,4 yükselirken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,9 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1 geriledi.
Yurt içinde dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,25 değer kaybıyla 8.718,11 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dünü günü önceki kapanışının yüzde 0,6 üzerinde 32,3089’dan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,3350 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde uluslararası yatırım pozisyonu, yurt dışında ise Avro Bölgesi ve Almanya’da ZEW ekonomik güven endeksi verileri ile ABD’de inşaat izinleri ve konut başlangıçlarının takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.600 ve 8.500 seviyelerinin destek, 8.800 ve 9.000 puanın direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, ocak ayı uluslararası yatırım pozisyonu
13.00 Avro Bölgesi, mart ayı ZEW Ekonomik Güven Endeksi
13.00 Almanya, mart ayı ZEW Ekonomik Güven Endeksi
15.30 ABD, şubat ayı inşaat izinleri
15.30 ABD, şubat ayı konut başlangıçları
]]>AA muhabirinin, Karayolları Genel Müdürlüğü 2024-2028 Stratejik Planı’ndan derlediği bilgiye göre, akıllı ulaşım sistemleri, kurumun gelecek yıllara yönelik stratejik planları arasında öne çıkıyor.
Bu kapsamda yapılacak çalışmalarla seyahat sürelerinin azaltılması, trafik güvenliğinin artırılması, enerjinin ve mevcut yol kapasitelerinin verimli kullanılması hedefleniyor.
Yolların, kullanıcı, araç, altyapı ve merkez arasında çok yönlü veri alışverişiyle izlenme, ölçme, analiz ve kontrol mekanizmalarını içeren bilgi iletişim temelli sistemlerle donatılması için çalışmalar başlatıldı.
Fiber optik hatlardan değişken mesaj sistemleri ve trafik işaretlerine, sinyalizasyon cihazlarından meteorolojik bilgi istasyonlarına, kameralar ve olay algılama uygulamalarından ücret toplamada kullanılan radyo frekansıyla tanımlama sistemlerine, konum bilgisine ulaşma ve rota belirlemede kullanılan Küresel Seyrüsefer Uydu Sistemi’nden kablosuz haberleşme teknolojilerine kadar sistemler otoyolları akıllandıracak.
Karayolları Genel Müdürlüğü, araçların birbirleri ve çevreleriyle veri transferi de sağlayabildiği bu sistemlerin kurulumu için 18 merkezin tesis edilmesini planlıyor. Bugüne kadar Ana Akıllı Ulaşım Sistemleri Merkezi (AUSM) ile Antalya’daki 13. Karayolları Bölge Müdürlüğü Merkezinin kurulumu tamamlandı.
5 yılda 900 kilometrelik yol akıllanacak
Akıllı ulaşım sistemlerinin tesisi amacıyla 2028’e kadar devlet ve il yollarında 1902 yeni bileşenin kullanıma sunulması hedefleniyor. Otoyollarda akıllı ulaşım sisteminin uygulanacağı kesimin uzunluğunun 900 kilometreyi bulması öngörülüyor.
Aynı dönemde, devlet ve il yollarında 1400 kilometre haberleşme altyapısının kullanılması sağlanacak. Konuya ilişkin yasal düzenlemeler de bu süreçte çıkarılacak. Ulusal akıllı ulaşım sistemi mimarisine uyumlu uygulamaların plan süresinde yaygınlaştırılması amaçlanıyor.
Akıllı ulaşım sistemlerinin yanında var olan yolların mobil haritalama yöntemiyle envanter verisinin toplanması ve güncellemesi de yapılacak. Bu kapsamda 2028 sonuna kadar toplam 57 bin 937 kilometrelik yolun incelenmesi için çalışma gerçekleştirilecek.
Karayolları Genel Müdürlüğü, aynı dönemde 27 bilgi teknolojisi projesi ve toplam 25 kara yolları denetim istasyonunun uygulamaya alınmasını hedefliyor.
Bakan Uraloğlu akıllı ulaşım vizyonuna dikkati çekti
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Stratejik Plan’daki değerlendirmesinde, teknolojik gelişmelerin sağladığı hızlı ilerlemenin ulaşım sektöründe değişimi de beraberinde getirdiğini bildirdi.
Verimlilik, hareketlilik, erişilebilirlik ve çevre dostu uygulamaların her geçen gün arttığını, uzakların artık çok daha yakın olduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Ülkemiz son 21 yılda, doğru ulaştırma politikalarını doğru yatırımlarla hayata geçirerek, hak ettiği gibi bölgesinde lider, dünyada söz sahibi konuma yükselmiştir.” ifadesini kullandı.
Yürütülen çalışmaların önemine dikkati çeken Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Kamu kaynaklarının yanında yap-işlet-devret projeleri ile alternatif finans kaynakları da kullanılarak kesintisiz, çevreye duyarlı, çağdaş ve insanı temel alan hizmet anlayışıyla inşa edilen ve gelişmiş yol teknolojilerini içeren eserlerimiz milletimizin kullanımına sunulmuş, günümüzde kullanılan akıllı ulaşım sistemleri teknolojisiyle uyumlu, gelecek teknolojilere de uyum sağlayabilecek bir altyapı oluşturulmuştur. Bugün artık sürücü, araç, yol ve altyapı gibi ulaşım ve ulaşıma dahil bütün bileşenlerin düzenlenebildiği, yönlendirilebildiği elektronik ve bilişim teknolojileri kullanılabilmekte ve bu uygulamaları barındıran akıllı ulaşım sistemlerinin kapsamı genişlemektedir. Otoyollarımızda kurulan teknolojik sistem altyapısı ve tam entegre veri iletişim ağı ile birlikte yapay zeka destekli büyük veri işleme kapasitesi, ülkemizin kara yolu altyapısını bugünkü seviyesine getiren vizyonun teknolojik dönüşüme ayak uydurarak yarının yollarını da tasarladığını, kara yolu altyapısına uyarladığını ve buna uygun kara yolu politikaları geliştirdiğini göstermektedir.”
]]>Gençlik ve Spor Bakanlığı, Trabzon Büyükşehir Belediyesi ve Trabzon Üniversitesi iş birliğiyle yapımına 2020’de başlanan Sporda Performans Ölçüm ve Yetenek Merkezi, 2023 yılı nisan ayında faaliyete girdi.
Dünyada performans ölçümleri ve geliştirilmesinde yaygın kullanılan yüksek standartlara ve güncel teknolojilere sahip cihazlarla donatılmış merkezde, mevcut trendler ışığında ölçümlere tabi tutulan sporculara performans gelişiminde kılavuzluk ediliyor.
Ameliyat ya da yaralanma sonrası evredeki sporculara rehabilitasyon hizmeti de sunulan merkezde, 5 antrenör ve 2 fizyoterapist görev yapıyor.
Bektaş: “Herkesi buraya bekliyoruz”
Trabzon Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Bektaş, AA muhabirine, Sporda Performans Ölçüm ve Yetenek Merkezi’nin, Türkiye’de bu alanda hizmet veren 3 kurumdan biri olduğunu söyledi.
Dünyada akredite edilmiş 12 spor merkezinden biri olan ABD’deki SPIRE Academy’yi yerinde inceleyerek Trabzon’daki merkezi oluşturduklarını belirten Bektaş, “Şu an elde ettiğimiz verilere göre, orayla belki yarışmayacağız ama boy ölçüşebilir hale geleceğiz inşallah.” dedi.
Bektaş, merkezin hedefinin dünya standartlarına ulaşmak olduğuna işaret ederek, “Türkiye’de sporcu ve öğrenci eksiği yok, sadece doğru çalıştırılma eksikliği var. O yüzden bizim antrenörlerimizin bilimi okuması, veriyi okuması gerektiğini bilmemiz lazım.” diye konuştu.
Bölgedeki bütün sporcular ile antrenörleri bu tesisten faydalanmaya davet eden Bektaş, şunları kaydetti:
“Bize gelen herkesi bu ölçütlerde ağırlamaya hazırız. Spor insanları ve antrenörler, sporcularını ölçtürmekten, veriyi kullanmaktan korkmasınlar. Burada elde edilen veri muhakkak onlara anlatılacaktır. Dünya ile yarışacaksanız, hedefiniz buysa, onların teknolojileri ile kuşanacaksınız. Biz bu ülkeye hizmet etmekle mükellefiz. Herkesi buraya bekliyoruz.”
İnan: “Tüm bunlar sporcularımıza hizmet etmek için”
Sporda Performans Ölçüm ve Yetenek Merkezi Müdürü İsmail İnan, açıldığı tarihten bugüne bin 200 sporcuya hizmet verdiklerini aktardı.
Türk sporuna katkı sağlamak istediklerini dile getiren İnan, şunları söyledi:
“Sporculardan veri elde ederek her branşa göre daha iyi, daha hızlı ve daha başarılı gençler yetiştirmek istiyoruz. Sadece analiz değil, sakatlık geçiren sporcularımızı eski seviyelerine getirmek için tedavi süreçlerimiz de var. Tüm bunlar sporcularımıza hizmet etmek için. Cihazlarımızla ölçümler yapıldıktan sonra veriler bilgisayarda sunuculara atılıyor. Bu veriler belli bir sayıya geldikten sonra yapay zeka ile değerlendirilecek. Aynı zamanda sporcuların eksikleri ve ne olması gerektiği üzerinde durulacak. Böylece Türk sporcu normunu oluşturacağız.”
Merkezde akademik danışman olarak görev yapan Trabzon Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Erkan Tortu, bir sporcuyu çalıştırmak için onun fizik ve fizyolojisinin iyi bilinmesi gerektiğini belirtti.
Merkezin bu bilgilerin toplanması konsepti üzerine kurulduğunu kaydeden Tortu, “Burada sporcuların gelişim takibini yapıp, geri bildirimlerini veriyoruz. Özellikle atletizmde bir milisaniyelik hata sizi madalyadan edebiliyor. O hataların önüne geçebilmek için sporcuların nerede problemleri var, bunun geri bildirimlerini veriyoruz.” açıklamasında bulundu.
]]>ABD’de Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), şubatta aylık bazda beklentiler dahilinde yüzde 0,4 artarken, yıllık bazda yüzde 3,2 yükselişle piyasa tahminlerini aştı.
Analistler, dün ülkede açıklanan enflasyon verilerinin beklentilerin üzerinde gelmesine rağmen geçen hafta Fed Başkanı Jerome Powell’ın yaptığı açıklamalarda, faiz indirimlerine “bu yılın bir noktasında” başlamanın muhtemel olduğuna ilişkin sözle yönlendirmelerinin yatırımcılar için öne çıktığını dile getirdi.
Ayrıca, dün açıklanan verilere göre, çekirdek TÜFE de şubatta aylık yüzde 0,4 ve yıllık yüzde 3,8 ile piyasa beklentilerinin üzerinde arttı.
Enflasyon verilerinin ardından para piyasalarında, Fed’in faiz indirimine başlama ihtimali mayısta yüzde 15 ve haziranda yüzde 66 ile fiyatlanıyor.
Analistler, tüketici enflasyonunun ardından yarın ülkede açıklanacak Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ile Fed’in gelecek haftaki para politikası toplantısına çevrildiğini kaydederek, bankanın haftaya politika faizini sabit bırakacağına kesin gözüyle bakıldığını hatırlattı.
Söz konusu gelişmelerle birlikte dün ABD’de hazinesinin gerçekleştirdiği ihalelerin ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi 6 baz puan artarak yüzde 4,16 seviyesine çıkarken, üst üste 9 işlem gününde yükselen altının ons fiyatı, dün yüzde 1,1 azalışla günü 2 bin 158 dolardan tamamladı.
Dolar endeksi, şu dakikalarda önceki kapanışının hemen üzerinde 102,9 seviyesinde bulunurken, ABD’de petrol stoklarının azaldığına yönelik veri akışıyla birlikte yükselen Brent petrolün varil fiyatı 82,3 dolardan işlem görüyor.
Kripto para piyasaları tarafında, Bitcoin, dün 73 bin doları test ederek zirve tazelemesinin ardından günü yüzde 1,5 azalışla 71 bin 34 dolardan tamamladı. Bitcoin, bugün önceki kapanışına göre yüzde 1,5 artışla 72 bin 100 dolarda bulunuyor.
Öte yandan, ABD’de devam eden ön seçim sürecinde Demokrat Partide Joe Biden, Cumhuriyetçi Partide ise Donald Trump, partilerinin başkan adayı olabilmek için gerekli delege sayısına ulaştı.
Dün, New York borsasında, S&P 500 endeksi yüzde 1,12 artışla günü 5.175 puandan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirirken, Nasdaq endeksi yüzde 1,54 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,61 değer kazandı. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında da dün alıcılı seyir hakim olurken, bugün gözler İngiltere’de büyüme başta olmak üzere yoğun veri gündemine çevrildi.
Dün bölgede açıklanan verilere göre, İngiltere’de işsizlik oranı ocakta yüzde 3,8’den 3,9’a çıkarken, Almanya’da enflasyon şubatta aylık yüzde 0,4 ve yıllık yüzde 2,5 ile beklentiler doğrultusunda gerçekleşti.
Birleşik Krallık’ta bugün Gayri Safi Yurt içi Hasılanın (GSYH) ocakta aylık yüzde 0,2 artış ve yıllık bazda ise yüzde 0,3 azalış kaydetmesi bekleniyor.
Öte yandan, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin maliye bakanları, Kristalina Georgieva’nın bir dönem daha Uluslararası Para Fonu (IMF) başkanı olmasını destekledi.
Dün, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 1,23 artışla günü 17.965 puan ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,84 yükselişle günü 8.087 puandan tamamlayarak, tüm zamanların en yüksek günlük kapanışlarını gerçekleştirdi. İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,02 ve İtalya’da MIB 30 endeksi de yüzde 1,31, değer kazandı. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında karışık seyir öne çıktı.
Japonya’da Toyota’nın, işçi sendikasının ücret artış talebini kabul etmesi, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) faiz artırımına yakın olduğuna ilişkin beklentileri destekledi.
Söz konusu durum Japon yenini dolar karşısında değer kazanmasına neden olurken, pay piyasalarında ise aşağı yönlü baskı oluşturuyor.
Dolar/yen paritesi dün BoJ Başkanı Kazuo Ueda’nın temkinli sözle yönlendirmelerinin ardından yüzde 0,5 artışla 147,7 seviyesinden günü tamamlarken, bugün yüzde 0,1 azalışla 147,5’te dengelendi.
Çin tarafında ise, Country Garden’ın tahvil ödemelerini kaçırdığına yönelik haber akışı da ülke borsalarında risk iştahını törpüleyen bir etken olarak öne çıkıyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,2 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,1 değer kaybederken, Hong Kong’da Hang Seng ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,4 artış kaydetti.
Yurt içinde dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,69 değer kaybıyla 9.069,03 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün yükseliş eğiliminde bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 32,0681’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,0910 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu, yurt dışında ise İngiltere’de büyüme, sanayi üretimi ile dış ticaret dengesi ve Avro Bölgesi’nde sanayi üretimi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.000 ve 8.900 seviyelerinin destek, 9.100 ve 9.200 puanın direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 İngiltere, ocak ayı GSYH
10.00 İngiltere, ocak ayı sanayi üretimi
10.00 İngiltere, ocak ayı dış ticaret dengesi
13.00 Avro Bölgesi, ocak ayı sanayi üretimi
]]>İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Hakan Şeref Olgun ile Bitlis’e gelen Zorlu, İYİ Partiye katılan Ahlat Belediye Başkanı Abdulalim Mümtaz Çoban’ı ziyaret etti.
Ardından belediye binasının önünde gazetecilere açıklama yapan Zorlu, Ahlat Belediyesinin Abdulalim Mümtaz Çoban’ın idaresinde an itibarıyla İYİ Partinin yönetimi altında olduğunu söyledi.
Ahlat’ın kendileri için önemli bir yer olduğunu belirten Zorlu, kuzeyden güneye, doğudan batıya, etnik köken ve mezhep ayrımı yapmadan ülkenin her bir ferdini kucaklama sorumluluğunda olduklarını ifade etti.
Ülkenin ekonomik anlamda sıkıntılı bir süreçten geçtiğini dile getiren Zorlu, “Özellikle son süreçte iktisadi anlamda bazı veri akışları gerçekleşti. Bunları takip ederek vatandaşımızın haklarını arıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisine önergeler, kanun teklifleri veriyoruz. Bu rakamlara yönelik emekçinin, emeklinin gelir düzeyinin ne olması gerektiğini haykırıyoruz.” diye konuştu.
“Emeklimizin, emekçimizin yanındayız”
Büyüme oranının yüzde 4,5 olarak açıklandığını belirten Zorlu, ülkenin büyümesinden memnuniyet duyduklarını kaydederek, şöyle konuştu:
“Bu büyümeden gelir dağılımı ne kadar etkilenmektedir. Bundan Bitlis’in, Ahlat’ın, Türkiye’nin farklı yerlerindeki insanların haberi var mı? Kişi başına milli gelir de 13 bin 110 dolar olarak açıklandı. Emekliye ne kadar zam verildi? 10 bin lira en düşük emekli maaşı ki bundan daha düşük alan emeklilerimiz de var. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyoruz. Emekliye seyyanen zam verilmek zorundadır. En son verilen bayram ikramiyesi 3 bin lira, gerçekten kabul edilebilir değildir. 2 kişilik bir aile bayram günü bir yerden bir yere gitmek istese sadece otobüs bileti 2 bin lira tutuyor. Şekerini, ikramını katmıyoruz. Son yıllarda bu değişim ne kadar emeklinin aleyhine yaşanmış. Emeklimizin, emekçimizin sonuna kadar yanındayız. İYİ Parti olarak bir kez daha çağrıda bulunuyoruz, bayram ikramiyesi de ek 7 bin lirayla mutlaka 10 bin, yani en düşük emekli maaşı düzeyine getirilmek durumundadır.”
“Atama takvimini açıklayın”
Öğretmen atamaları konusuna da değinen Zorlu, şöyle devam etti:
“Temmuz ayından bugüne kadar yüz binlerce öğretmenimiz ve aileleri kaygılı bir bekleyiş içindedir. Bir kez daha Ahlat’tan sesleniyoruz, bu günden tezi yok atama takvimini açıklayın ve en az 100 bin kadroyu adil şekilde dağıtarak öğretmenlerimizin bu haklı feryadına kulak verin. Mülakat uygulamasının kaldırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun teklifi veren siyasi partiyiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi her ne kadar seçim sebebiyle çalışmalarına ara vermiş olsa da iktidar, muhalefet bir araya gelerek bunu gerçekleştirmemiz ve bu uygulamayı da hayata geçirmemiz mümkündür, mülakat kaldırılmalıdır. Öğretmenlerimizin yeri, sınıflarıdır, okullarıdır, onları da oraya göndermek mecburiyetimiz vardır.”
Zorlu, bir gazetecinin, “Özgür Özel’in Manisa’da Türkiye ittifakından söz ederek İYİ Parti seçmenine seslendiği” yönündeki sorusuna, “Bilmiyorum böyle bir ittifak mı var? Ben duymadım doğrusu ama bizim ittifakımız milletimizledir. Böyle kent uzlaşışı gibi birtakım kavramları bilmeyiz. Milletimize gidiyoruz ve her bir kare toprağımızda milletimizle bütünleşerek inşallah bu seçimin en iyi çıkış yapan partisi olacağız. Biz ne demlenenlerden ne de demleyenlerden olma düşüncesine sahibiz. İnşallah 31 Mart’ta hep birlikte sonuçları göreceğiz.” yanıtını verdi.
]]>Geçen hafta, ABD’de açıklanan verilerin ardından ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz indirimlerine yılın ilk yarısında başlayabileceğine dair beklentiler güçlenirken, banka yetkililerinin temkinli sözle yönlendirmeleri Fed’in ne zaman faiz indirimine başlayacağına yönelik belirsizliklerin devam etmesinde etkili oluyor.
Analistler, bu hafta ABD’de açıklanacak makroekonomik verilerin, bankanın gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin ipuçları verebileceğini belirterek, Fed Başkanı Jerome Powell’ın hafta içinde Kongre’de yapacağı açıklamaların da yatırımcıların odağında bulunduğunu söyledi.
Fed’in “bekle ve gör” stratejisine devam etmesinin beklendiğini kaydeden analistler, bankanın verilere göre hareket edeceğini ve yetkililerin bu haftaki sözle yönlendirmelerinin de takip edileceğini bildirdi.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda da Fed’in ilk faiz indirimine gitme ihtimali mayısta yüzde 29 ve haziranda yüzde 71’e yükselirken, enflasyon baskılarının nispeten yavaşladığına ve imalat sektöründeki zayıflığa işaret eden veriler sonrası düşüşe geçen ABD’nin 10 yıllık hazine tahvil faizi yüzde 4,18’e geriledi.
Bu gelişmelerin ardından altının ons fiyatı cuma günü yüzde 1,9 artışla 2 bin 83 dolardan günü tamamlayarak en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirirken, şu sıralarda 2 bin 81 dolardan alıcı buluyor.
Haftanın son işlem gününde yüzde 0,3 azalışla 103,9 seviyesinden günü tamamlayan dolar endeksi ise şu sıralarda önceki kapanışının hemen altında 103,8’de bulunuyor.
Orta Doğu’daki gelişmeler de yakından takip edilirken, petrol fiyatlarında oynaklık dikkati çekiyor. Kızıldeniz’de devam eden jeopolitik riskler ve OPEC+’nın arz kesinti süresini uzatacağına yönelik haber akışı petrol fiyatlarını yukarı yönlü desteklemeye devam ediyor.
Cuma günü Brent petrolün varil fiyatı yüzde 1,7 artışla 83,2 dolardan günü tamamlayarak Kasım 2023’ten bu yana en güçlü günlük kapanışını gerçekleştirirken, bugün önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 83,4 dolardan işlem görüyor.
Kripto para piyasaları tarafında da Bitcoin’in fiyatı, spot Bitcoin borsa yatırım fonlarına (ETF) ilginin devam etmesiyle 64 bin doların üzerine çıkarak Kasım 2021’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Bitcoin, 8 Kasım 2021’de 69 bin dolar ile zirveye çıkmıştı.
Öte yandan, ocak ayı sonunda yayımladığı bilançosunda sürpriz zarar açıklamasından bu yana yüzde 50’nin üzerinde değer kaybeden New York Community Bank’ın hisseleri, bankanın Üst Yönetici (CEO) değişikliğine gitmesi ve iç kontrollerindeki sorunları açıklaması sonrası cuma günü yüzde 25’in üzerinde düşüş kaydetmesi dikkati çekti.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, New York Community Bank’ın uzun vadeli kredi notunu “Ba2″den “B3″e düşürdü ve daha fazla not indirimi için izlemede bıraktı. Fitch Ratings de bankanın ve iştiraki Flagstar Bank’ın uzun ve kısa vadeli kredi notlarını düşürdü ve not görünümünü “negatif” olarak belirledi.
Söz konusu gelişmelerin ardından cuma günü New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 1,14 ve S&P 500 endeksi yüzde 0,80 artışla tüm zamanların en yüksek seviyelerine çıkarken, Dow Jones endeksi de yüzde 0,23 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya ise karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında da cuma günü pozitif seyir öne çıkarken, bu hafta Avrupa Merkez Bankasının (ECB) faiz kararı ve sonrasında ECB Başkanı Christine Lagarde’ın gerçekleştireceği konuşma yatırımcıların odağına yerleşti.
Analistler, ECB’nin bu haftaki toplantısında faizin sabit bırakılacağına kesin gözüyle bakıldığını belirterek, para piyasalarında bankanın ilk faiz indirime gitme ihtimalinin haziranda yüzde 86 ile fiyatlandığını ifade etti.
Geçen hafta bölge genelinde açıklanan verilerin karışık sinyaller verdiğini aktaran analistler, bu hafta açıklanacak verilerin yanı sıra faiz kararı sonra Lagarde’ın sözle yönlendirmelerinin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini söyledi.
Cuma günü, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,69, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,32, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,09 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,08 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya ise karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında ise karışık seyir öne çıktı.
Bu hafta gözler Japonya’da açıklanacak enflasyon verilerine çevrilirken, Çin’de ise yıllık parlamento toplantısından gelecek haber akışı yatırımcıların odağına yerleşti.
Japonya’da Nikkei 225 endeksinin tarihinde ilk kez 40 bin puanı aşması dikkati çekerken, Çin tarafında da hükümetin ekonomik aktiviteyi canlandırmak adına yeni destek paketleri açıklayacağına yönelik beklentiler sıcaklığını koruyor.
Öte yandan, Fed’in yılın ilk yarısında faiz indirime başlayabileceğine yönelik beklentilerin artmasıyla cuma günü dolar/yen paritesi yüzde 0,4 azalışla 149,9 seviyesinden günü tamamlarken, şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 150,2’den işlem görüyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,5 artışla zirvesini yenilerken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,3 değer kazandı. Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,1 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,1 azalış kaydetti.
Yurt içinde cuma günü satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,05 değer kaybıyla 9.097,15 puandan tamamlarken, bugün gözler enflasyon verilerine çevrildi.
Dolar/TL, haftanın son işlem gününde alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,5 üzerinde 31,3774’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 31,4110 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek hafta sonu katıldığı bir programda, “Son yıllarda dünyada da Türkiye’de de enflasyon önemli bir sorun. Ortaya koyduğumuz programla biz tekrar enflasyonu tek haneye indireceğiz.” dedi.
Analistler, bugün yurt dışında veri gündeminin sakin olduğunu, yurt içinde ise enflasyonun yanı sıra finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıkları ve yükümlülükleri verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.000 ve 8.900 seviyelerinin destek, 9.200 ve 9.300 puanın direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, şubat ayı TÜFE ile ÜFE
14.30 Türkiye, aralık ayı finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıkları ve yükümlülükleri
]]>Almanya Başbakanı Olaf Scholz, “son derece ciddi bir mesele” olarak nitelendirdiği dinleme skandalının “büyük bir dikkatle, derinlemesine ve hızlı bir şekilde soruşturulacağını” duyurdu.
Peki Rusya’nın sızdırdığı kayıt gerçek mi? İddia edildiği gibi gerçekten de Alman yetkililer Kırım köprüsüne saldırı planlarını mı konuştular? Kremlin’in hamlesinin gerisinde ne yatıyor olabilir? Gelişmeler Alman siyasetinde ve basınında nasıl yankılandı?
Merak edilen soruların yanıtlarını derledik.
Toplantı kaydı nasıl sızdı?
Alman Hava Kuvvetleri Komutanı Ingo Gerhartz ile üst düzey üç askerin videokonferans görüşmelerinin ses kaydı, ilk olarak 1 Mart’ta Russia Today Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan tarafından sosyal medyada paylaşıldı.
Alman medyasına göre, basına 38 dakikalık bölümü sızdırılan bu görüşme 19 Şubat’ta yapıldı. Almanya Savunma Bakanlığı, böyle bir videokonferansın yapıldığını doğruladı, kaydın bir dinleme faaliyeti sonucunda elde edildiğini tahmin ettiklerini kaydetti.
“Değerlendirmemize göre hava kuvvetleri mensuplarının yaptığı bir görüşme dinlendi” açıklamasını yapan bakanlık bununla birlikte sosyal medyada dolaşan kayıt ve deşifre edilmiş versiyonunun içeriği ve doğruluğu konusunda yorum yapmadı.
Toplantıda neler konuşuluyor?
Videokonferans, Ukrayna’nın talep ettiği Taurus adlı uzun menzilli füzeler konusunda Alman Savunma Bakanı Pistorious’a verilecek brifing öncesinde düzenleniyor. Hava Kuvvetleri Komutanı Ingo Gerhartz ve üç üst düzey hava kuvvetleri mensubu, Pistorious’a yapılacak sunumu gözden geçiriyor.
Alman hükümetinin, Taurus’ları gönderme yönünde siyasi bir karar alması durumunda Alman askerlerinin bir görev üstlenmek zorunda kalıp kalmayacağı, Almanya’nın savaşa müdahil bir ülke konumuna gelmeden bu desteği sağlayıp sağlayamayacağı teorik olarak tartışılıyor.
Görüşmede, “Taurus’lar tabii ki tek başına savaşın seyrini değiştirmeyecek” görüşünü dile getiren Gerhartz, İngiliz ve Fransızların Ukrayna’ya verdiği SCALP ve Storm-Shadow füzelerinin bitmek üzere olduğu, bu nedenle Almanya’dan artık Taurus’ları göndermesini istemelerinin olası olduğunu kaydediyor. Siyasi karar alınması halinde ilk aşamada 50 adet bir sonraki aşamada bir 50 adet daha uzun menzilli füze verilebileceğini söylüyor.
Bir diğer üst düzey asker, sivil kayıplara yol açmamak için Ukraynalı askerlere Taurus’lar konusunda verilmesi gerekecek eğitimin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Bu eğitimin ne kadar süreceğini, Ukrayna’ya Taurus füzelerinin ne zaman sevk edilebileceğini ele alıyorlar.
Ukrayna ordusunun Almanya’nın teknik desteği olmadan bu füzeleri kullanıp kullanamayacağı, misyon planlama ve hedef belirleme aşamalarının Alman ordusunun uydu görüntüleri, veri paylaşımı olmaksızın gerçekleşip gerçekleşemeyeceği farklı senaryolar üzerinden tartışılıyor. Almanya’nın doğrudan müdahil olmaması için nasıl bir yol izlenebileceği, İngiltere ya da Amerikalıların bu teknik desteği üstlenip üstlenmeyeceği konuşuluyor.
Kırım Köprüsü’ne saldırı mı planlanıyordu?
Videokonferans kaydı, Rusların gündeme taşıdıkları, “Alman askerler Kırım Köprüsü’ne saldırı planlıyor” iddiasını doğrulamıyor.
Hava kuvvetleri mensupları, Almanya’nın Taurus füzelerini Ukrayna’ya vermesi durumunda, bunların hangi amaçla kullanılabileceğini konuşuyor. Ancak bu görüşme, doğrudan saldırı planlarının yapıldığı bir toplantı değil, olası senaryoların, alternatiflerin genel olarak tartışıldığı bir görüşme.
Ukrayna’nın Taurus seyir füzelerini, Rusya’nın mühimmat depoları ile Kırım Köprüsü’nü hedef almak için kullanmak isteyebileceği değerlendirmesini aktaran Alman komutanlar, bu füzelerin teknik olarak köprüyü imha edip edemeyeceğini tartışıyor.
Askerler, Ukrayna ordusunun Kırım Köprüsü’nü vurabilmek için uydu görüntüsüne, istihbarat, teknik desteğe, bazı verilere ihtiyacı olabileceğine, hedef sapması olmaması için bunun önem taşıdığına dikkat çekiyorlar.
Ukrayna’nın bu verileri ne şekilde tedarik edebileceğini konuşan askerler, yine teorik olarak üç farklı senaryodan söz ediyor.
Almanya’nın vurulacak hedeflere dair gerekli uydu görüntülerini Büchel’deki askeri üsten “güvenli hatlar” oluşturarak doğrudan Ukrayna’ya iletebileceği, bunun uygun görülmemesi halinde kara yoluyla Polonya’ya götürülecek verilerin buradan Ukrayna’ya gönderilebileceği konuşuluyor.
Ancak Alman hükümetinin, ülkeyi savaşa taraf hale getirebilecek adımlar atmaması konusundaki hassasiyetine işaret eden komutanlar, bir başka alternatifin, Ukrayna’nın uydu görüntüler konusunda, ABD ve İngiltere gibi diğer müttefiklerden destek alması olabileceğini dile getiriyorlar.
Yayınlanan kayıt müttefikleri kızdırabilir mi?
Dinleme kaydının skandala yol açan bir diğer yönü de Alman ordusunun üst düzey mensuplarının müttefikleri açısından hassas bazı bilgileri konuşuyor olmaları.
Örneğin Alman komutanlar İngiltere’nin Ukrayna’ya verdiği füzelerin kullanımına teknik destek için, bu ülkede askeri personel bulundurduğu ve İngilizlerin Taurus’un kullanımı için de Ukrayna ordusuna gerekli teknik desteği vermeyi Almanlara teklif ettiklerinden söz ediyorlar.
Ayrıca Alman askerleri, Taurus misyonlarının belirlenmesinde ve hedeflerin vurulmasında uydu görüntülerinin önem taşıdığını konuştukları esnada, Ukrayna’da “sivil kıyafetle gezen Amerikalı aksanlı kişiler bulunduğuna” işaret ederek, onların da uydu görüntülerine sahip olduklarından yola çıktıklarını kaydediyorlar.
Alman siyasetinde nasıl yankılandı?
Skandal, Rusların aslında Alman ordusu Bundeswehr’de çok daha fazla görüşmeyi dinlemiş olabileceği şüphelerine yol açtı. Milletvekilleri, bunun münferit bir olay mı, yoksa ciddi güvenlik zaafiyeti mi olduğu konusunda kapsamlı soruşturma istiyor. Hatta Federal Meclis’te bir soruşturma komisyonu kurulması talep ediliyor.
Ana muhalefetteki Hristiyan Demokratların (CDU) savunma ve dış politika uzmanı Roderich Kiesewetter, Rusya’nın Almanya’ya karşı yürüttüğü “hibrit saldırı sonucu elde ettiği” ses kaydının Rusya Devlet Başkanı Putin’in elini güçlendirdiği görüşünde.
Kiesewetter sosyal medya paylaşımında, Rusya’nın bu ses kaydını sızdırarak, müttefik ülkelerin Almanya’ya güvenini zayıflatmayı, Avrupa’yı parçalamayı amaçladığını, Alman kamuoyunu manipüle ettiğini söyledi.
“Buna izin vermemeliyiz” diyen CDU’lu siyasetçi, Scholz’un artık Taurus’ların Ukrayna’ya verilmesine yeşil ışık yakması gerektiğini savundu.
İktidar ortaklarından Hür Demokrat Partisi’nin (FDP) milletvekili Marie-Agnes Strack-Zimmermann ise yaptığı açıklamada “Casuslukla ilgili saflığımıza artık son vermek zorundayız” dedi.
Yeşiller Partili Agnieszka Brugger Spiegel dergisine yaptığı açıklamada Rusya’nın dezenformasyon yoluyla Alman toplumuna nüfuz etmeye çalıştığını, önümüzdeki aylarda sabotaj girişimlerinin olabileceği uyarısında bulunarak, “Siyasette, medyada ve toplumda buna çok daha iyi hazırlanmamız gerekiyor. Toplum olarak daha dirençli, daha sağlam ve daha dayanıklı olmamız gerekiyor” diye konuştu.
Başbakan Scholz Taurus füzelerinin gönderilmesine neden karşı?
Ukrayna hükümeti, Rusya’nın saldırılarına karşı koyabilmek ve askeri etkinliğini artırabilmek amacıyla Taurus füzelerine ivedilikle ihtiyacı olduğunu vurguluyor. Bu füzelerin, cephenin ilerisindeki Rus mühimmat depolarını, kritik yapıları vurabilecek olması, savaşın gidişatını etkileyebilecek bir adım olarak görülüyor.
Bu konuda aylardır girişimlerde bulunan Ukrayna hükümeti, bugüne kadar Almanya Başbakanı Olaf Scholz’dan olumlu bir yanıt alabilmiş değil. Scholz, muhalefetten ve kendi koalisyon ortaklarından gelen eleştirilere rağmen bu konuda geri adım atmıyor.
Başbakan Scholz geçen hafta yaptığı açıklamada, Taurus’ların Ukrayna’ya verilmesi durumunda, Almanya’nın da savaşa dahil olabileceği konusunda endişesini dile getirerek, “Alman askerlerinin herhangi aşamada ve herhangi bir yerde, bu sistemin ulaşabileceği hedeflerle hiçbir ilişkisi olmamalıdır” demişti.
Scholz bu kararını, şu sözlerle açıklamıştı: “Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın Rusya ile NATO arasında bir savaşa dönüşmesini engellememiz gerek. Ukrayna topraklarında hiçbir Alman askerinin bulunmayacağı çok açıktır. Benim savunduğum da budur: Ülkemizin ve ülkemizin askeri unsurlarının bu savaşa katılması söz konusu olmayacaktır. Bu, hükümetin ve Şansölye olarak benim vatandaşlara karşı bir sorumluluğumuzdur.”
Alman basını: ‘Müttefikler Almanya’dan şüphe duyacaklar’
Rusya tarafından sızdırılan dinleme kaydı Alman basınında “Dinleme skandalı” ve “Hükümet için büyük utanç” gibi başlıklarla yer aldı. Haberler konusunda, herhangi bir erişim kısıtlaması söz konusu olmazken, basın organlarının görüşmenin içeriğini ayrıntılı olarak okurlarına aktarmaları da dikkat çekti.
Die Zeit gazetesi “Almanya için yüz kızartıcı, hava kuvvetleri için bir felaket” başlıklı haber-yorumunda yaşanan dinleme skandalını “tam bir fiyasko” olarak nitelendiriyor.
Bunun Almanya için NATO’da olumsuz sonuçlar doğurabileceği, müttefik ülkelerin bundan sonra Almanya ile bilgi paylaşırken Rusların dinlemediğinden emin olmak isteyebileceklerine dikkat çekiliyor.
Der Tagesspiegel gazetesi ise “Hava Kuvvetleri Komutanı Gerhartz’ın görevde kalmaya devam edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor” bilgisini veriyor.
Frankfurter Allgemeinen Zeitung gazetesindeki yazıda, “Moskova, Scholz’un Ukrayna’ya Taurus vermeme kararına sadık kalmasını sağlıyor. Müttefikler bir kez daha Almanya’dan şüphe duyacaklardır” ifadeleri yer alıyor.
]]>Ouchhh Stüdyonun kurucu ortakları Ferdi Alıcı ve Eylül Duranağaç Alıcı’nın “Human Cell Atlas” adlı eseri geçen haftalarda SpaceX roketi ile Ay’a iniş yaptı.
Dünya prömiyerini Art Dubai’de gerçekleştiren eser, bir yandan sonsuza dek Ay yüzeyinde kalacak bir yandan da İstanbul dahil dünyanın pek çok sanat başkentinde sergilenecek.
Fuara, Hilton Contemporary galeriyle birlikte katılan eserin iki sanatçısından biri olan Ferdi Alıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin yaklaşık 5 yıl önce CERN ile yaptıkları iş birlikleriyle başladığını belirterek, “Bilim insanlarının katkılarıyla CERN’e her yıl bir dijital sanat eseri üretiyoruz, orada sergilenmek üzere. Bu eserlerin sonuncu ise Human Cell Atlas oldu.” dedi.
“İnsanlığın sanatsal portresini ortaya çıkartmaya çalıştık”
Sanatçı, “Human Cell Atlas” projesinin dünyada insan vücuduyla ilgili üretilmiş en büyük veri seti olduğunu aktararak, şöyle devam etti:
“Binden fazla enstitü bir araya gelerek, insan vücuduyla ilgili en büyük haritalamayı yapıyorlar. Burada yaklaşık 32 trilyon insan hücresinden bahsediyorum, bunun bir veri seti olduğunu hayal edin. Bu harita sayesinde araştırmalarda fark edemeyecekleri bağlantıların ortaya çıkmasını ümit ediyorlar. Ayrıca bazı hastalıkların şifasını bulmak ve tüm bilim camiasına bu verileri açmak, amaçları arasında. Biz de bu muhteşem veriyi alıp yapay zeka aracılığıyla besleyerek insanlığın sanatsal portresini ortaya çıkartmaya çalıştık.”
Bu tarz çalışmalarda, bilim ve sanatın birbirine ilham verdiği alanlar olduğuna işaret eden Alıcı, “Acaba makinalar insandan gelen verileri kullanarak kendi gözlerinden bizi nasıl görüyorlar? Bu sorunun peşinden gittik. Bilim insanları açısından da bizlerle paylaştıkları o soğuk rakamların, projenin sonunda böylesi şiirsel veri heykellerine ve boyamalarına dönüştüğünü gördüklerinde çok mutlu oldular.” değerlendirmesinde bulundu.
Ferdi Alıcı, projeyi tamamladıkları sırada rastlantısal bir şekilde Ay’a gönderilmesi planlanan bir SpaceX roketiyle ilgili davet aldıklarını aktararak, şunları kaydetti:
“3 farklı kurum bir araya gelerek uzay tarihinde ilk kez Ay yüzeyine iniş yapan roketi tasarladılar. Böylesine tarihi bir projeyi hazırlarken 300’den fazla sanatçıyı Ay yüzeyinde kalıcı olarak hazırlanacak ilk dijital müzeye davet ettiler. Bu sanatçılar arasındaki tek Türk yapay zeka veri sanatçısı biz olduk. Yani dünyanın pek çok önemli başkentinde büyük projelere imza attık ama uzayda gerçekleşen bir işe imza atmak çok gurur verici oldu bizler için.”
“Uzayda yapay zeka sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini Türkler yapmış oldu”
Eserin, tamamlandıktan sonra New York’ta bir laboratuvarda nano-teknoloji ile bir diskin üzerine kazındığı bilgisini veren Alıcı, “Daha sonra bu disk Kennedy Space Center’da aya iniş yapacak SpaceX roketinin üzerine monte edildi. Yaklaşık 11 defa ertelendi, ay yörüngesinde 4 gün boyunca dolandıktan sonra yüzde 50 ihtimalle Ay yüzeyine inişinde çarparak düşme ihtimali olmasına rağmen sağ salim inişini yaptı ve sanat tarihinde bir ilki başararak Ay’da yapay zeka sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini Türkler yapmış oldu.” ifadelerini kullandı.
Yeni medya sanatçısı Alıcı, eserin ay yüzeyine indikten sonra dünyada ilk sergilendiği yerin Art Dubai olduğuna dikkati çekerek, “Burası için özel bir edisyon ürettik. Bütün büyük şehirlerde de eserin sergilerine devam edeceğiz. İstanbul’a da özel olarak gelmek istiyoruz. X Media Art Museum kendi vatandaşlarımızla paylaşmak için heyecanla bekliyoruz.” dedi.
Ouchhh Studio; Tokyo, New York, Los Angeles, Roma, Moskova, Prag, Brüksel ve Hong Kong dahil bir çok şehirde yaklaşık 75 kamu sanat projesi oluşturdu.
Fuar öncesi tüm bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 25’inin, Gazze’deki sivillere destek için Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kızılay Derneği üzerinden bağışlanacağını açıklayan sanat fuarı Art Dubai, bugün sona eriyor.
]]>Prof. Dr. Ata, telekomünikasyon ve 6G’yle ilgili alanlarda kadınların istihdamı ve görünürlüğünün arttırılması için küresel alanda çalışan bu topluluğun listesindeki ilk 100 kadın arasında yer almasını AA muhabirine değerlendirdi.
Son 10 yıldır İTÜ’de bilgi ve haberleşme alanında çalışmalar yürüttüklerini belirten Ata, “Aslında 6G alanında yaptığım tek çalışmanın değil, bir dizi çalışmanın neticesinde bu başarı ortaya çıktı. Teorik sayısal işaret işleme konusunda başladığım araştırma çalışmalarım, son 9-10 yılda İTÜ’deki Bilgi ve Haberleşme Araştırma Grubumuzla birlikte yeni nesil haberleşme ağlarına odaklandı. Araştırmalarımızın kapsamı önce 5G’ye, son 5 yıldır da 6G teknolojilerine evrildi.” diye konuştu.
Ata, daha yüksek veri iletim hızlarına ulaşmayı sağlayacak dalga şekli tasarımları, çok sayıda makinenin birbiriyle haberleşmesine imkan verecek yeni çoklu erişim teknikleri, enerjiyi verimli kullanan haberleşme ağlarının tasarımı ve RF dalgalardan enerji hasatlama gibi farklı yönleriyle bu alana bilimsel katkılar sunduklarını söyledi.
Bu çalışmalarla atıflar aldıklarına dikkati çeken Ata, “Yürütücülüğünü yaptığım ve 3 yıl önce TÜBİTAK’ın desteğiyle başlayıp 2023’te başarıyla tamamlanan, 6G telsiz ağları için İHA ve akıllı yansıtıcı yüzeylerin kullanıldığı projemizde, ultra bağlantılılık olarak tarif edilen kesintisiz ve güvenli iletişim odağında yenilikçi çalışmalarımız oldu.” ifadesini kullandı.
Prof. Dr. Ata, telsiz haberleşme alanında yapılan AR-GE çalışmalarının, yaklaşık her 10 yılda bir ortaya konulan yeni vizyonla önce araştırma, ardından teknoloji geliştirme ve standartlaşma adımlarıyla sürekli ilerlediğini anlattı.
5G teknolojisinin zenginleştirilmiş mobil geniş bant haberleşme, yüksek veri hızlarına erişim, ultra güvenilir düşük gecikme süreleri, kritik uygulamaların desteklenmesi ve yoğun makine tipi haberleşme imkanı sağladığına işaret eden Ata, “6G teknolojisinde ise yeni frekans bantlarıyla daha yüksek veri hızlarına ve daha düşük gecikme sürelerine ulaşmanın ötesinde yapay zekanın işin içine girdiği akıllı ve veriden öğrenen sistemler, İHA ve akıllı yüzeyler gibi yenilikçi altyapıların kullanılmasıyla haberleşmede kesintisizliğin sağlanması ve blok zincir gibi yöntemlerle haberleşme güvenliğinin artırılması öne çıkıyor.” değerlendirmesini yaptı.
“6G teknolojisi 2030’lardan itibaren hayatımıza girecek”
Ata, bunlar gibi çok sayıda yeni yaklaşımın çalışıldığı teknoloji adayı 6G sistemlerinin henüz dünyada standartlaşmadığını dile getirdi.
Bu teknolojinin 2030’lardan itibaren devreye girmesinin beklendiğini vurgulayan Ata, şöyle devam etti:
“Telekomünikasyon dünyasında potansiyel olarak veri iletiminin çok yüksek oranlara çıkması sağlanacak. Bu sayede gerçek zamanlı 3 boyutlu video akışı, daha yoğun sanal gerçeklik deneyimleri ve dev dosyaların anında indirilmesi gibi uygulamalara imkan sağlanacak. 6G ağlarının yapay zekayla entegre edilmesi sayesinde, ağın kendi kendini optimize etmesi, ağ esnekliği ve kişiselleştirilmiş kullanıcı deneyimlerine olanak sağlanması öngörülmektedir.”
Prof. Dr. Ata, 6G ile kesintisiz her yerde bağlantı ve daha düşük gecikme amaçlandığını, veri aktarımındaki zaman gecikmesinin azalması sayesinde otonom araçlar gibi kritik uygulamalar için neredeyse anlık yanıt sürelerinin mümkün olacağını kaydetti.
6G teknolojisinin günlük hayatta büyük değişimler sağlayacağının altını çizen Ata, “Özellikle büyük ölçekli sensör ağlarının oluşturulması, dijital ikiz uygulamaları, akıllı şehirlerin ve birbirine bağlı cihazların etkinleştirilmesi, üretim ve lojistikte otomasyon, robot teknolojisi ve gerçek zamanlı veri analizinin desteklenmesi konusunda 6G’nin ülkemize ve dünyaya önemli katkıları olması bekleniyor.” dedi.
“Türkiye’deki en büyük zenginlik nitelikli beşeri sermaye”
Ata, bilim dünyasının haberleşme konularıyla birlikte farklı problemleri de artık bir arada çalışmaya başladığını aktararak, şu anda 6G kapsamında bütünleşik olarak algılama ve haberleşmenin bir araya getirildiği sistemleri çalıştıklarını ifade etti.
“Bilimsel çalışmaların belli bir olgunluğa erişmesi, kavramsal gösterimler ve standartlaşma süreçleriyle 6G teknolojisinin 10 yıl içinde hayatımıza girmeye başlamasını bekliyoruz.” diyen Ata, Türkiye’deki en büyük zenginliğin nitelikli beşeri sermaye olduğuna vurgu yaptı.
“Alanda öncü çalışmalar yapılması, yapılan çalışmaların haberleşme ve diğer dikey sektörlerdeki ekosistemin tüm unsurlarıyla desteklenmesiyle yerli ve milli çözümlerimizin uluslararası ölçekte yaygınlaşması bizi yeni nesil haberleşme teknolojileri alanında öne taşıyan unsurlar olacaktır.” ifadelerini kullanan Ata, 6G teknolojisinin önemli bir unsuru yapay zeka ve makine öğrenmesi yaklaşımlarını da özellikle haberleşme ağlarında uç birim hesaplama problemlerinde kullandıklarını ve bu çalışmaları dünyanın saygın dergilerinde yayınladıklarını sözlerine ekledi.
]]>Kurul, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16. Ceza Dairesince görülen ve 25 Nisan 2019’da karara bağlanan davaya ilişkin temyiz incelemesini tamamladı.
Buna göre, kozmik odada arama yaptıran eski savcı Mustafa Bilgili’ye Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan verilen 11 yıl 3 ay ve “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek” suçundan verilen 5 yıl 10 ay hapis cezaları onandı.
Bilgili hakkında, devlet sırrına ilişkin bilgileri aynı suçtan başka davada yargılanan eski TÜBİTAK çalışanı Ünal Tatar’a vermek suretiyle “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri casusluk amacıyla açıklamak” suçundan açılan kamu davasının ayrılması kararı da uygun bulundu.
Kozmik odaya ilişkin soruşturma kapsamında bazı kararlar veren eski hakim Halil İbrahim Kütük’e “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan verilen 8 yıl 9 ay hapis cezası ile “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek” suçundan verilen 3 yıl 4 ay hapis cezası onandı.
Eski hakim Nihal Uslu’ya “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan verilen 9 yıl ile “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek” suçundan verilen 5 yıl hapis cezası da onandı.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kozmik odadaki aramalara katılan eski hakim Kadir Kayan’ın da aralarında olduğu firari sanıklar hakkında verilen dosyaların ayrılması yönündeki kararları uygun buldu.
Kurul tarafından oy birliğiyle verilen kararın gerekçesi daha sonra yazılacak.
“Devlet sırrı” niteliğindeki belgeler ele geçirilmişti
Genelkurmay Başkanlığının tüm itirazlarına rağmen Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığının “kozmik oda” olarak bilinen kısımlarında 20 gün boyunca yapılan aramaların ayrıntıları, çeşitli kurumların raporlarıyla ortaya çıkmıştı.
Yargıtay 16. Ceza Dairesindeki yargılamalar sırasında verilen ara karar gereği Genelkurmay Adli Müşavirliğince gönderilen raporla, aramalarda TSK’nın “devlet sırrı” niteliğindeki belgelerinin ele geçirildiği tescillenmişti.
Raporda, davaya konu belgelerden, incelenen 374 dijital veri ve 7 fiziki belgenin dördünün oluşturulduğu tarihten itibaren devlet sırrı niteliği taşımadığı, bunlar dışında kalan diğer tüm belgelerin başlangıcından itibaren devlet sırrı olduğu ve bu özelliklerini halen koruduğu belirtilmişti.
Raporda, “Devlet sırrı olduğu belirtilen bir kısım belgelerin, düşman ülkeye savaş hazırlıklarımızı, savaş etkinliğimizi ve çalışma prensiplerimizi ortaya koyabilecek nitelikte bilgiler içerdiği anlaşılmıştır.” tespiti yer almıştı.
“Kozmik oda”da ne olmuştu?
Bülent Arınç’a “suikast” düzenleneceği yönündeki telefon ihbarı sonucu konuyla ilgili soruşturma başlatan dönemin Ankara Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı 11 ve 16 numaralı odalarda 25 Aralık 2009’da arama yapmak istedi.
Genelkurmay Seferberlik Tetkik Dairesi Başkanlığı ise 11 ve 16 numaralı çift kilitli çelik kapılarla muhafaza edilen odalardaki bilgi, belge ve arşiv kayıtlarının devlet sırrı niteliğinde, devletin güvenliğiyle ilgili olduğundan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 125. maddesi gereği cumhuriyet savcılığına bu odalara giriş izni verilemeyeceğini yazıyla belirtmişti.
Bunun üzerine, Bilgili yerine dönemin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Kadir Kayan, 26 Aralık 2009’da 11 ve 16 numaralı odalarda arama yapmaya başladı.
Kayan’ın 20 gün süren araması sonucu CD, dosya ve harddisklerden oluşan “gizli belgeler” dışarı çıkarılarak, bugün FETÖ ile bağlantılı oldukları tespit edilen TÜBİTAK uzmanı bilirkişilere çözümletildi.
Genelkurmay Başkanlığının o günlerde tuttuğu tutanaklarda, odalardaki belge ve arşiv kayıtlarının, devlet sırrı niteliğinde olduğunun belirtilmesine rağmen arandığı ifade edilerek, “Hakim Kadir Kayan tarafından bugüne kadar yapılan incelemelerde 1970’li yıllardan günümüze kadar yüklenen suçla ilgisi olmayan devlet sırrı niteliğindeki tüm bilgilere nüfuz edilmiştir.” denilmişti.
Bu aramanın ardından Yargıtay üyesi yapılan Kadir Kayan, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana firari durumda bulunuyor.
]]>Fed’in ne zaman faiz indirimlerine başlayacağına ilişkin belirsizlik devam ederken, makroekonomik verilerden alınacak sinyallerin bankanın gelecek dönemde atacağı adımlara yönelik ipuçları vermesi bekleniyor.
Dün açıklanan verilere göre, ABD ekonomisi 2023’ün dördüncü çeyreğinde yüzde 3,2 büyüyerek beklentilerin alında kaldı. Ülkenin Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verisine ilişkin ocak ayında yayımlanan öncü verilerde, ekonominin geçen yılın dördüncü çeyreğinde yüzde 3,3 büyüdüğü kaydedilmişti.
Analistler, ABD ekonomisinin geçen yılın son çeyreğinde güçlü tüketim harcamalarının etkisiyle sağlam bir büyüme kaydettiğini, ancak büyümenin az da olsa hız kaybetmiş gibi göründüğünü belirtti.
Ayrıca, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poor’s (S&P), ABD ekonomisinin emsallerinden daha iyi performans göstermeye devam ettiğini, politika faizlerindeki keskin artışa rağmen 2023’te büyümenin arttığı tek büyük gelişmiş ekonomi olduğunu bildirdi.
Fed’in enflasyon göstergesi olarak takip ettiği ve bugün açıklanacak çekirdek kişisel tüketim harcamaları verisinin yatırımcıların odağında olduğuna işaret eden analistler, Fed’in faiz indiriminin zamanlamasına ilişkin beklentileri büyük ölçüde etkileyebilecek verinin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini aktardı.
Fed yetkililerin sözle yönlendirmeleri de verilerin önemine işaret etmeye devam ediyor. New York Fed Başkanı John Williams bankanın muhtemelen bu yılın sonlarında faiz indirimine gideceğini kaydederek, 2024’te üç faiz indirimi yapılmasını “makul bir başlangıç” olarak değerlendirdi. Williams, Fed’in yüzde 2’lik sürdürülebilir enflasyon yolculuğunda hala kat edecek yolu olduğunu aktardı.
Boston Fed Başkanı Susan Collins de Fed’in bu yılın sonlarında politikayı gevşetmeye başlamasının muhtemelen uygun olacağına inandığını belirtirken, Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic ise para politikasına sabırlı bir yaklaşımdan yana olduğunu bildirdi.
Söz konusu gelişmelerin ardından para piyasalarında, Fed’in martta politika faizini sabit tutacağına kesin gözüyle bakılırken, bankanın ilk faiz indirimine gitme ihtimali ise mayısta yüzde 20 ve haziranda yüzde 64 ile fiyatlanıyor.
Öte yandan, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi de dün 4 baz puan düşüşle yüzde 4,26’ya gerilemesinin ardından bugün yüzde 4,28 seviyesinde dengelendi.
Dün yüzde 0,1 artışla 104 seviyesinden günü tamamlayan dolar endeksi, şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 0,1 altında 103,9’da bulunuyor.
Ons altın fiyatı yüzde 0,1 yükselişle 2 bin 35 dolardan alıcı bulurken, Brent petrolün varil fiyatı yatay bir seyirle 82 dolardan işlem görüyor.
Kripto para piyasası tarafında ise Bitcoin, 64 bin doları test ederek, Kasım 2021’den bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Bitcoin, şu sıralarda 62 bin 500 dolarda dengelendi.
Analiz şirketi Coinmarketcap’in verilerine göre, Bitcoin dahil küresel kripto para piyasasının değeri son 24 saatte yüzde 3,3 artarak 2 trilyon 230 milyar doları aştı.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,55, S&P 500 endeksi yüzde 0,17 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,06 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında ise dün karışık seyir hakim olurken, bugün gözler Almanya’da öncü enflasyon verilerine çevrildi.
Geçen hafta küresel pay piyasalarında yaşanan ralli ile Almanya ve Fransa borsaları da zirvelerini yenilerken, bu hafta Almanya’da DAX 40 endeksinin yeni zirveler görmeye devam etmesi dikkati çekiyor.
Analistler, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankasının (BoE) faizleri ne zaman indirmeye başlayacağına ilişkin belirsizliğin devam ettiğini belirterek, bölge genelinde açıklanacak makroekonomik verilerin söz konusu belirsizliği azaltabileceğini dile getirdi.
ECB üyelerinin sözle yönlendirmeleri de takip edilirken, Başkan Yardımcısı Luis de Guindos dün, kararların tarihlere değil verilere bağlı olduğunu kaydederek, bankanın enflasyonun hedefine doğru gideceğine ikna olduğunda faizleri düşüreceğini yineledi.
Öte yandan, Avrupa’da 30’dan fazla medya kuruluşu, reklam teknolojisinde hakim konumunu kötüye kullandığı iddiasıyla Google aleyhine dava açarak, şirketten 2,1 milyar avro tutarında tazminat talebinde bulundu.
Düşüş eğilimini üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan avro/dolar paritesi, şu sıralarda önceki kapanışının hemen altında 1,0830’da bulunuyor.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,76 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,27 azalırken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,08 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,25 değer kazandı. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında da karışık seyir öne çıktı.
Çin hükümetinin ekonomiyi destekleyici yeni paketler duyuracağına yönelik beklentiler güçlü kalmaya devam ederken, bugün Japonya’da açıklanan sanayi üretimi verilerinin beklentilerin altında kalması dikkati çekti.
Japonya’da öncü sanayi üretimi ocakta yüzde 7,5 geriledi. Söz konusu verinin yüzde 6,7 düşmesi bekleniyordu.
Öte yandan, Japonya Merkez Bankası (BoJ) Yönetim Kurulu Üyesi Hajime Takata’nın, bankanın negatif faiz oranı politikasından vazgeçme konusunun ivme kazandığına ilişkin sinyal vermesinin ardından Japon yeni dolar karşısında değer kazandı.
Dün yüzde 0,1 artışla günü 150,7 seviyesinden tamamlayan dolar/yen paritesi, şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 0,4 altında 150 seviyesinde bulunuyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,4 gerilerken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,9 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,2 değer kazandı.
Yurt içinde dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,28 değer kaybıyla 9.062,36 puandan tamamlarken, bugün gözler GSYH başta olmak üzere yoğun veri gündemine çevrildi.
AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistler, Gayri Safi Yurt içi Hasılanın (GSYH) geçen yılın 4. çeyreğinde yüzde 3,97 arttığını tahmin etti.
Ekonomistlerin 2023 yılının tamamına ilişkin büyüme beklentilerinin ortalaması yüzde 4,40, 2024 sonuna ilişkin büyüme tahminlerinin ortalaması ise yüzde 3,44 oldu.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 31,2015’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 31,2190 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, Brezilya’da G20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı’na katılan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan’ın, gerçekleştirecekleri görüşmelere ilişkin haber akışı da yatırımcıların odağında bulunuyor.
Analistler, bugün yurt içinde büyüme ve TCMB Para Politikası Kurulu (PPK) özeti başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, yurt dışında ise Almanya’da işsizlik oranı ve öncü enflasyon ile ABD’de kişisel tüketim harcamalarının yanı sıra haftalık işsizlik maaşı başvurularının yatırımcıların odağına yerleştiğini söyledi.
Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.000 ve 8.900 seviyelerinin destek konumunda olduğunu bildiren analistler, 9.100 ve 9.200 puanın ise direnç olarak öne çıktığını kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, 4.çeyrek GSYH
10.00 Türkiye, ocak ayı hizmet ÜFE
11.55, Almanya, şubat ayı işsizlik oranı
14.30 Türkiye, haftalık para ve banka istatistikleri
16.00 Almanya, şubat ayı TÜFE
16.30 ABD, ocak ayı kişisel gelirler ve harcamalar
16.30 ABD, haftalık işsizlik maaşı başvuruları
]]>AA, 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde, sonuçları hızlı ve güvenilir şekilde müşterilerine ve kamuoyuna ulaştırmak için hazırlıklarını sürdürüyor.
Genel Müdür Karagöz, AAtölye’de düzenlenen Seçim 2024 programında, AA’nın seçim çalışmalarına ilişkin, AA personeline bilgi verdi.
Seçim günü, sandık sonuç tutanaklarının görsellerini almak, o tutanakları merkeze iletmek, sonuçları grafiklere dönüştürmek ve müşterilere sandık sonuç tutanaklarını en hızlı bir şekilde servis etmek için çalıştıklarını belirten Serdar Karagöz, bu çalışmada, AA’nın kadrolu ve serbest habercilerinin yanı sıra bu süreçte iş birliği yapılan araştırma şirketi personelinin görev yaptığını bildirdi.
AA’nın, geçen yıl mayıs ayındaki seçimlerde gösterdiği performansın herkes tarafından takdir edildiğini söyleyen Karagöz, seçim sonuçlarının toplanmasında, genel müdürden şoförüne, editörlerden grafikerlere kadar bütün departmanlarda görev alan AA personeline teşekkür etti.
Serdar Karagöz, “Ajansımızın itibarını, kurumumuzun saygınlığını önümüzdeki seçimlerde de aynı şekilde koruyacağız.” diye konuştu.
Seçimlerde, personelin büyük bölümünün, sandık sonuç tutanaklarını almak için okullara gittiğini, bir kısım personelin de teknik hizmetleri sağlamak ve OCR (Optik Karakter Tanıma) sistemine gelen sonuç tutanaklarının doğruluğunu test etmek üzere kontrol görevlisi olarak merkezde görev yaptığını aktaran Karagöz, “Bölgelerimizdeki serbest habercilerimize kadar herkes bu süreçte görev alıyor.” dedi.
Seçim sürecinin planlanmasına ilişkin videoyu da izleten Karagöz, sandık sonuç tutanağının buradaki en önemli unsur olduğunun altını çizdi. Okullardan elde edilen sandık sonuç tutanaklarının müşteriye ulaştırılması sürecini anlatan Karagöz, “Bir kez daha, bir kez daha anlatacağız, bütün dünya ‘Anadolu Ajansı bu işi nasıl yapıyor’u öğrenecek.” ifadelerini kullandı.
“Bugün arşivimizde 14-28 Mayıs ıslak imzalı tutanaklarının tamamı var”
Karagöz, seçim günü sandıkların sayımının tamamlanması ve sandık sonuç tutanağının imza altına alınmasının ardından AA’nın görevinin başladığını ifade ederek, “AA çalışanları olarak, ıslak imzalı tutanakları fotoğraflıyoruz. Bugün arşivimizde 14-28 Mayıs seçimlerine ait ıslak imzalı tutanakların tamamı var. Yine bu seçimde de aynı şekilde Türkiye’deki bütün sandık sonuç tutanaklarının görselleri arşivlerimizde olacak.” bilgisini verdi.
Genel Müdür Karagöz, sandık sonuç tutanaklarının cep telefonları ile fotoğraflanacağını ve özel mobil uygulama üzerinden sisteme yükleneceğini dile getirerek, “Bu, dünyada eşi benzeri olmayan bir veri toplama yazılımı. Kusursuz, hatasız çalışıyor, zerre kadar mahcup etmedi bizi inşallah bu seçimde de etmeyecek.” değerlendirmesini yaptı.
Sandık verisi fotoğraflarının, OCR teknolojisiyle dijitalleştirildiğini belirten Karagöz, OCR sisteminin 14 Mayıs seçimlerinden bu yana daha da kusursuz hale getirildiğini vurguladı. Serdar Karagöz, şöyle devam etti:
“OCR sistemi, büyük oranda veriyi doğru şekilde sisteme kaydedecek ama o esnada biz bir kontrol noktası, bir insan gözü daha olsun, her şey doğru mu, yolunda mı baksın istiyoruz. O akışı, o süreci insan eliyle de burada kontrol edeceğiz. Daha fazla teknoloji, daha fazla yazılım, daha güçlü yazılım, daha güçlü yapay zeka, bütün bunları sistemimizde kullanıyoruz ama insan faktörünü de kontrol mekanizmasının merkezinde tutacağız. O akşam 200 arkadaşımız bütün bu verileri kontrol etmek üzere görev alacaklar. Sonuçlar teyit edildikten ve yayın yasakları kalktıktan sonra doğru ve güvenilir bir şekilde biz bunu müşterilerimize yani abonelerimize servis edeceğiz.”
Karagöz, müşterilerin seçim verilerini hızlı şekilde talep ettiğine dikkati çekerek, “Yaptığımız iş çok teknik bir iş, daha önce yaptık, çok iyi bir şekilde, kusursuz bir şekilde yaptık, mahcup olmadık, mahcup ettik. AA ile alakalı toplumda oluşturulmak istenen o manipülatif yaklaşımları yerle bir ettik, yıktık ve şu an yerel seçimlere çok büyük bir özgüvenle ama yine stratejik çalışmayla, protokollerimizi çok büyük bir disiplinle takip ederek giriyoruz.” dedi.
“Açıkladığımız sonuçlar resmi sonuçlar değildir”
AA’nın, seçim sonuçlarını Türkiye’ye duyuran bir kurum değil, sahadan elde ettiği verileri müşterilerine ulaştıran bir medya şirketi olduğunu vurgulayan Karagöz, “Açıkladığımız sonuçlar resmi sonuçlar değildir. Açıkladığımız sonuçlar, sahadan elde ettiğimiz verilere dayanır ve sahadan elde ettiğimiz verileri veri geliş sırasına göre müşterilerimize şeffaf bir şekilde servis ederiz.” ifadelerini kullandı.
Müşterilerin de AA’nın seçim konusundaki ciddiyeti ve çalışma prensiplerine saygı duyduklarını ve takdirle karşıladıklarını aktaran Karagöz, “14 Mayıs’ta bizi karalamak isteyenler, ‘Anadolu Ajansı manipülasyon yapıyor’ diyenler birkaç saat sonra verilerimizin ne kadar doğru olduğunu tüm Türkiye ile birlikte gördüler.” şeklinde konuştu.
Yerel seçimde, büyükşehir, il, ilçe belediye başkanlıkları, meclis üyelikleri için pusulaların kullanacağını hatırlatan Karagöz, “Bu nedenle sonuçlar biraz daha geç gelebilir. Hiç önemli değil. Yaptığımız işi protokollere, çalışma disiplinine bağlı kalarak dört dörtlük aynı şekilde yapacağımıza inanıyorum. Bu kurumun saygınlığını ve itibarını 14 ve 28 Mayıs’ta daha yukarılara çıkarttık. Bu seçimde de aynı şekilde Türkiye’nin en güvenilir, en itibar edilir en saygı duyulan şirketlerinden biri olma noktasına getirmemiz lazım. Başarı bir kez olursa tesadüftür, tekrarlanırsa tesadüf değildir. Şimdi sizlerden mayıs ayında gösterdiğiniz başarıyı aynen tekrarlamanızı istiyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>MMU KAAN F-35’ten daha mı büyük? İşte MMU KAAN tasarımı!
Milli Muharip Uçak KAAN geçtiğimiz günlerde ilk uçuş testini tamamladı. Başarılı bir kalkış ve inişin ardından büyük beğeni toplayan uçak ilk kez tam anlamıyla tasarımını da göstermiş oldu. Gelen ilk tepkiler arasında “F-35’ten daha mı büyük?”, “Gereğinden daha büyük olmamış mı?” gibi ifadeler yer aldı. Peki bu iddialar ne kadar doğru?
Öncelikle “MMU KAAN mı daha büyük yoksa F-35 mi daha büyük?” sorusuna cevap vererek başlayalım. Evet MMU KAAN, F-35’ten daha büyük. Her iki uçağı da sizler için boyut olarak kıyasladığımız bir tablo hazırladık. İşte tablonun detayları:
Tablo üzerinde de görüldüğü üzere MMU KAAN, F-35A, B ve C uçaklarından yaklaşık 6 metre daha uzun ve kanat açıklığı olarak 1 ile 4 metre arasında daha büyük. Yükseklik bakımındansa yaklaşık 1.43 metre daha büyük diyebiliriz. Burada yapılan yorumlar “uçağın yanlış tasarlandığı” vb. yönünde. Konuyla ilgili olarak TUSAŞ tasarım ekibi uçağın tüm boyutlarının gerektiği ölçülerde olduğunu ve radar konusunda uçağın yeterli donanıma sahip olduğunu bildirmekte.
Milli Muharip Uçak KAAN uçtu! KAAN özellikleri (Video)
Peki F-35 mi daha iyi yoksa MMU KAAN mı? Bu sorunun cevabı olaraksa sizler için yine bir tablo hazırladık. İşte tablomuzun detayları:
Aviyonikler bakımından iki uçağın kıyaslandığı tablo:
ANKARA – AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, “Toplam 2 milyon teşkilat mensubu arkadaşlarımız o gün çok aktif bir şekilde çalışacak” dedi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, AK Parti Genel Merkezinde seçim hazırlıklarına ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Yavuz, 81 ilden gelen partililerle seçim hazırlıklarına yönelik detaylı bir toplantı yaptıklarını söyledi. Şubat 2024’te resmi sandık kurul üyelerini verdiklerini ifade eden Yavuz, “Bir asıl bir yedek. 420 bin kişi teslim ettik. Biz çünkü kusursuz bu işleri hissetmeye çalışan bir partiyiz. Biliyorsunuz aday tesliminde bütün belediyelerde, hem büyükşehir, hem ilçe, hem beldelerde tamamen kusursuz bir şekilde ve eksiksiz bir şekilde zaman diliminde ‘alındı’ belgelerini almak suretiyle yaptık. Ama bir kısım partiler saat 17.00’den sonraya kaldığı için seçime girme hakkını kaybetti. Bunun böyle olmasını istemezdik elbette ama yani Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanının ilinin Saruhanlı ilçesi zamanında veremediği için seçime giremeyecek. Mesela o Saadet Partisi’nden gireyim dedi ama bence oradan da giremeyecek. Neden? Yüksek Seçim Kurulu’nun daha önce vermiş olduğu karar var. Diyor ki bir partiden aday olan bir kişi aynı seçim döneminde o seçim döneminde o ilgili partiyi, mesela Saadet Partisi istifa edip adayı ve öbür aday girmiş olsa bile bu olmaz diye YSK kararları var. Çünkü o bir başka partinin adayı olduğunu ilan etmiş geç de olsa, listeyi geç de olsa verip ilan ettiği için o seçim döneminde olamaz diye bir kararı var. Başka birçok il ve ilçe var, büyük şehirlerde giremeyen, yetişemeyenler var. İllerde var, ilçelerde var, beldelerde var. Biz o duruma düşmemek için çok titiz çalıştık gerçekten. Çok böyle biraz gerginleştik strese de girdiğimiz anlar oldu ama bizim teşkilat mensuplarımızın bu konudaki diri hali, çalışkan, zamanında iş üretme şekli ve bizimde buradaki koordinasyonumuzla çok şükür o halloldu” dedi.
Sadece müşahit olarak 420 bin ve bunların yanında okul sorumlularının ve kat sorumlularının olduğunu aktaran Yavuz, “Bu rakamları şunun için telaffuz ediyorum. Yani söylediğimiz rakamlar rastgele değil. Bir milyon kişi çok aktif rol alacak. İşte o bir milyon kişinin aktif rol almasının altını doldurma adına sadece seçim kurullarına verdiğimiz sayı 400 bin. Sadece müşahit olarak ilk etapta sandıkta görebileceğimiz kişi 420 bin ve bunların yanında okul sorumlusu, kat sorumlusu, çağrı merkezi sorumlusu vesaire dediğimizde ortalama bir milyon oluyor. Bir milyon da lojistik sağlayan var. Onun için 2 milyon toplam teşkilat mensubu arkadaşlarımız o gün çok aktif bir şekilde çalışacak” diye konuştu.
Seçim gününün çok önemli olduğunu söyleyen Yavuz, “Nereden anlıyoruz? 2 milyon kişinin aktif rol aldığı sadece bir partide bir organizasyondan bahsediyoruz. Şimdi 2 milyonu koordine edebilmeniz için o günkü bütün iş ve işlemleri kusursuz gerçekleştirebilmeniz için bir kere bu kitleyi belirlemeniz gerekir. Onları bilgilendirmeniz gerekiyor. Koordinasyon kurgularınızı, çalışmalarınızı oluşturmanız gerekiyor. Bunun için biz sandık rehberlerimizi hazırladık mesela. Müşahit kartlarımızı hazırladık. Kendilerine vereceğiz. Arkasında müşahidin sorumlulukları var sandık rehberimizi hazırladık. Bu süreçte 138 sayılı genelgeyi hazırladık. YSK hazırlıyor sandık başkanlarına veriyor ama biz onu da hazırladık” ifadelerini kullandı.
Sonuç Alım Sistemine girecek çizelgeleri hazırladıklarını açıklayan Yavuz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Biz o gün SAS’la birlikte bütün arkadaşlarımızı belirleyelim, eğitelim, koordine edelim ama bu işi bir sistem üzerinden yapalım. O sistemin adı da sonuç alım sistemi. Sonuç alım sistemine biz Türkiye’de ilk verileri giren partiyiz. Yani bir takım partiler bu anlamda meseleyi anlamadığı için gelişigüzel eleştirilerde bulunuyorlar. Mesela diyorlar ki ‘partinin seçim işleri başkanı açıklama yaptı. Dedi ki ben yedide sonuçları bildim, bana ulaştı. Demek ki YSK’dan veri alıyor.’ Bilmiyorlar ki YSK’ya veri gitmiyor zaten. YSK’ya veri yerinde gitmesi mümkün değil yani. Yavaş yavaş gitmeye başlar. Neden? Yüksek Seçim Kurulu daha doğrusu ilçe seçim kurulu giden bu veriyi YSK topluyor ve partilere vermek suretiyle yayıyor. Niye gitmez? Çünkü sandık sonuç tutanaklarına bağlayıncaya kadar orada saat geçer. Biz halbuki sandık sonuç tutağına bağlanmadan önce bu arkadaşlarımıza teslim etmiş olduğumuz çizelgeleri, daha okurken pusulaları not alıyor daha sandık sonuçlarına geçmeden ikinci okuma yapmadan bizim sisteme giriyor veya bildiriyor biz onun için çok erken biliyoruz. Bütün o yani hem bizim veriyi hem sandık kuruluş tutanağını hem seçim kurulunun partilerle uç paylaşmak suretiyle bize aktardığı o karşılaştırıyoruz. Nerede bir hata varsa o hatayı zamanında düzeltmeye çalışıyoruz. Dedi ki bizim o gün bütün şikayetlerimizi, bütün itirazlarımızı ilgili YSK kararlarını da makbul dilekçelere bağlamak suretiyle belirlediğimiz bir modülü var onun. İtiraz şikayet modülü. O gün öyle manuel bu işi çok hızlı gerçekleştirmeniz mümkün değil diye her şeyi anında o sistem üzerinden, itirazlar ve şikayetleri de yürütmeye çalışıyoruz. Hülasa biz bütün bu çalışmaları bu saatten sonra seçim gününü daha iyi planlayalım. Daha iyi işletelim diye yapıyoruz.”
Partilerin seçim sürecine çok özel hazırlandıklarını belirten Yavuz, “Biz de onu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Diliyoruz ki seçim günü, problemsiz, şaibesiz, şüphesiz hatasız, kusursuz bir gün işlesin. ve diliyoruz ki sandığa milli irade nasıl yansımışsa, bizim en büyük gayretimiz o. Biz sandığa, milli irade nasıl yansımışsa o şekilde sandıktan çıksın ve çıktığı haliyle de doğru düzgün birleştirme tutanaklarının yani ilçe seçim kurulundaki tutanaklara yansısın ve dolayısıyla il seçim kurulu ve Yüksek Seçim Kurulu’nun verilerine de aynı şekilde net bir şekilde yansımış olsun. Uğraşımız bunun içindir. Biz çok kurumsal bir partiyiz. Sayın Cumhurbaşkanımız gibi bir liderimiz var. AK Parti’nin teşkilatları gibi arkamızda bir teşkilat var. Onun için biz bu süreçleri hakikaten kurmuş olduğumuz bu sistemin de katkısıyla çok güzel işletiyoruz. Yine öyle olacak inşallah ve 1 Nisan’da, hatta 1 Nisan olmadan, belki seçimden sadece saatler sonra o güzel sonucu biz de almış olacağız. Yer yer de ihtiyatlı bir şekilde çünkü biz aldığımız her sonucu da basın mensuplarıyla paylaşamıyoruz. Çünkü diyoruz ki olur ya biz de hata etmiş olabiliriz. Manipüle olmasın, yanıltılmasın. Başka bir kısım partiler böyle düşünmese de biz bunu düşünüyoruz. Biz aldığımız veriyi genel hatlarıyla aktarmaya çalışırken bir yandan da ilçe seçim kurullarının verisini alalım ve ondan sonra daha sağlıklı ve daha net bilgileri, daha somut bir şekilde basın mensubu arkadaşlarımızla bütün Türkiye’ye aktarmış olalım diye de bir gayretimiz oluyor. Diliyorum ki güzel bir seçim olur. Diliyorum ki ben de AK Parti’nin seçim işleri başkanı olarak diliyorum ki o bir kısım belediyeler, AK Parti belediyeciliğinden biraz uzak kaldı. Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere. Bu seçimde inşallah Ankara ve İstanbul başta olmak üzere diğer tüm belediyelerde yine gerçek belediyeciliğin en güzel örneklerini ortaya koyacak bir sonucun sandıktan çıkması da nasip olur diye temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.
Bir basın mensubunun ittifaklarına ilişkin sorusuna Yavuz, şöyle cevap verdi:
“Biliyorsunuz çok titiz bir şekilde yürüttük ve masada konuşulanları da paylaşmadık. Sadece paylaşılanları doğrultma adına veya paylaşılan bilgiler varsa ve eksikse onları tamamlama adına ara ara söz aldık ve söyledik. Diyorsunuz ki biz rahat olalım. İşte kayıt dışı konuşalım. Karşılıklı hangimizin ne düşüncesi varsa masaya koysun ve burada tartışalım sonuçta da neye karar vereceksek öyle karar verelim dediğimiz için o masada olup biteni biz bugüne kadar hakikaten anlatmadık. Dediğim gibi sadece eksik ve aksayan ve birtakım açıklamaların eksik olduğunu düşündüğümüz anlarda tamamlamak üzere yaptığımız açıklamaların dışında. Biz birçok partiyle müzakere ettik ama Milliyetçi Hareket Partisi’yle biliyorsunuz tam bir mutabakat halinde. Yani nerede birlikte olacaksak ona karar verdik. Nerede rekabet edeceksek ona birlikte karar verdik. Büyük şehirlerin tamamında ittifakla gidiyoruz. Diğer şehirlerin bir kısmında ittifakla giriyoruz. Cumhur İttifakı’nın bileşenleri olarak oturduk, tartışıp niye birlikte olabiliyoruz? Niye olamıyoruz? Onları da gözden geçirdiğimiz güzel bir çalışma oldu.”
]]>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, AK Parti Genel Merkezinde seçim hazırlıklarına ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Yavuz, 81 ilden gelen partililerle seçim hazırlıklarına yönelik detaylı bir toplantı yaptıklarını söyledi. Şubat 2024’te resmi sandık kurul üyelerini verdiklerini ifade eden Yavuz, “Bir asıl bir yedek. 420 bin kişi teslim ettik. Biz çünkü kusursuz bu işleri hissetmeye çalışan bir partiyiz. Biliyorsunuz aday tesliminde bütün belediyelerde, hem büyükşehir, hem ilçe, hem beldelerde tamamen kusursuz bir şekilde ve eksiksiz bir şekilde zaman diliminde ‘alındı’ belgelerini almak suretiyle yaptık. Ama bir kısım partiler saat 17.00’den sonraya kaldığı için seçime girme hakkını kaybetti. Bunun böyle olmasını istemezdik elbette ama yani Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanının ilinin Saruhanlı ilçesi zamanında veremediği için seçime giremeyecek. Mesela o Saadet Partisi’nden gireyim dedi ama bence oradan da giremeyecek. Neden? Yüksek Seçim Kurulu’nun daha önce vermiş olduğu karar var. Diyor ki bir partiden aday olan bir kişi aynı seçim döneminde o seçim döneminde o ilgili partiyi, mesela Saadet Partisi istifa edip adayı ve öbür aday girmiş olsa bile bu olmaz diye YSK kararları var. Çünkü o bir başka partinin adayı olduğunu ilan etmiş geç de olsa, listeyi geç de olsa verip ilan ettiği için o seçim döneminde olamaz diye bir kararı var. Başka birçok il ve ilçe var, büyük şehirlerde giremeyen, yetişemeyenler var. İllerde var, ilçelerde var, beldelerde var. Biz o duruma düşmemek için çok titiz çalıştık gerçekten. Çok böyle biraz gerginleştik strese de girdiğimiz anlar oldu ama bizim teşkilat mensuplarımızın bu konudaki diri hali, çalışkan, zamanında iş üretme şekli ve bizimde buradaki koordinasyonumuzla çok şükür o halloldu” dedi.
Sadece müşahit olarak 420 bin ve bunların yanında okul sorumlularının ve kat sorumlularının olduğunu aktaran Yavuz, “Bu rakamları şunun için telaffuz ediyorum. Yani söylediğimiz rakamlar rastgele değil. Bir milyon kişi çok aktif rol alacak. İşte o bir milyon kişinin aktif rol almasının altını doldurma adına sadece seçim kurullarına verdiğimiz sayı 400 bin. Sadece müşahit olarak ilk etapta sandıkta görebileceğimiz kişi 420 bin ve bunların yanında okul sorumlusu, kat sorumlusu, çağrı merkezi sorumlusu vesaire dediğimizde ortalama bir milyon oluyor. Bir milyon da lojistik sağlayan var. Onun için 2 milyon toplam teşkilat mensubu arkadaşlarımız o gün çok aktif bir şekilde çalışacak” diye konuştu.
Seçim gününün çok önemli olduğunu söyleyen Yavuz, “Nereden anlıyoruz? 2 milyon kişinin aktif rol aldığı sadece bir partide bir organizasyondan bahsediyoruz. Şimdi 2 milyonu koordine edebilmeniz için o günkü bütün iş ve işlemleri kusursuz gerçekleştirebilmeniz için bir kere bu kitleyi belirlemeniz gerekir. Onları bilgilendirmeniz gerekiyor. Koordinasyon kurgularınızı, çalışmalarınızı oluşturmanız gerekiyor. Bunun için biz sandık rehberlerimizi hazırladık mesela. Müşahit kartlarımızı hazırladık. Kendilerine vereceğiz. Arkasında müşahidin sorumlulukları var sandık rehberimizi hazırladık. Bu süreçte 138 sayılı genelgeyi hazırladık. YSK hazırlıyor sandık başkanlarına veriyor ama biz onu da hazırladık” ifadelerini kullandı.
Sonuç Alım Sistemine girecek çizelgeleri hazırladıklarını açıklayan Yavuz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Biz o gün SAS’la birlikte bütün arkadaşlarımızı belirleyelim, eğitelim, koordine edelim ama bu işi bir sistem üzerinden yapalım. O sistemin adı da sonuç alım sistemi. Sonuç alım sistemine biz Türkiye’de ilk verileri giren partiyiz. Yani bir takım partiler bu anlamda meseleyi anlamadığı için gelişigüzel eleştirilerde bulunuyorlar. Mesela diyorlar ki ‘partinin seçim işleri başkanı açıklama yaptı. Dedi ki ben yedide sonuçları bildim, bana ulaştı. Demek ki YSK’dan veri alıyor.’ Bilmiyorlar ki YSK’ya veri gitmiyor zaten. YSK’ya veri yerinde gitmesi mümkün değil yani. Yavaş yavaş gitmeye başlar. Neden? Yüksek Seçim Kurulu daha doğrusu ilçe seçim kurulu giden bu veriyi YSK topluyor ve partilere vermek suretiyle yayıyor. Niye gitmez? Çünkü sandık sonuç tutanaklarına bağlayıncaya kadar orada saat geçer. Biz halbuki sandık sonuç tutağına bağlanmadan önce bu arkadaşlarımıza teslim etmiş olduğumuz çizelgeleri, daha okurken pusulaları not alıyor daha sandık sonuçlarına geçmeden ikinci okuma yapmadan bizim sisteme giriyor veya bildiriyor biz onun için çok erken biliyoruz. Bütün o yani hem bizim veriyi hem sandık kuruluş tutanağını hem seçim kurulunun partilerle uç paylaşmak suretiyle bize aktardığı o karşılaştırıyoruz. Nerede bir hata varsa o hatayı zamanında düzeltmeye çalışıyoruz. Dedi ki bizim o gün bütün şikayetlerimizi, bütün itirazlarımızı ilgili YSK kararlarını da makbul dilekçelere bağlamak suretiyle belirlediğimiz bir modülü var onun. İtiraz şikayet modülü. O gün öyle manuel bu işi çok hızlı gerçekleştirmeniz mümkün değil diye her şeyi anında o sistem üzerinden, itirazlar ve şikayetleri de yürütmeye çalışıyoruz. Hülasa biz bütün bu çalışmaları bu saatten sonra seçim gününü daha iyi planlayalım. Daha iyi işletelim diye yapıyoruz.”
Partilerin seçim sürecine çok özel hazırlandıklarını belirten Yavuz, “Biz de onu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Diliyoruz ki seçim günü, problemsiz, şaibesiz, şüphesiz hatasız, kusursuz bir gün işlesin. ve diliyoruz ki sandığa milli irade nasıl yansımışsa, bizim en büyük gayretimiz o. Biz sandığa, milli irade nasıl yansımışsa o şekilde sandıktan çıksın ve çıktığı haliyle de doğru düzgün birleştirme tutanaklarının yani ilçe seçim kurulundaki tutanaklara yansısın ve dolayısıyla il seçim kurulu ve Yüksek Seçim Kurulu’nun verilerine de aynı şekilde net bir şekilde yansımış olsun. Uğraşımız bunun içindir. Biz çok kurumsal bir partiyiz. Sayın Cumhurbaşkanımız gibi bir liderimiz var. AK Parti’nin teşkilatları gibi arkamızda bir teşkilat var. Onun için biz bu süreçleri hakikaten kurmuş olduğumuz bu sistemin de katkısıyla çok güzel işletiyoruz. Yine öyle olacak inşallah ve 1 Nisan’da, hatta 1 Nisan olmadan, belki seçimden sadece saatler sonra o güzel sonucu biz de almış olacağız. Yer yer de ihtiyatlı bir şekilde çünkü biz aldığımız her sonucu da basın mensuplarıyla paylaşamıyoruz. Çünkü diyoruz ki olur ya biz de hata etmiş olabiliriz. Manipüle olmasın, yanıltılmasın. Başka bir kısım partiler böyle düşünmese de biz bunu düşünüyoruz. Biz aldığımız veriyi genel hatlarıyla aktarmaya çalışırken bir yandan da ilçe seçim kurullarının verisini alalım ve ondan sonra daha sağlıklı ve daha net bilgileri, daha somut bir şekilde basın mensubu arkadaşlarımızla bütün Türkiye’ye aktarmış olalım diye de bir gayretimiz oluyor. Diliyorum ki güzel bir seçim olur. Diliyorum ki ben de AK Parti’nin seçim işleri başkanı olarak diliyorum ki o bir kısım belediyeler, AK Parti belediyeciliğinden biraz uzak kaldı. Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere. Bu seçimde inşallah Ankara ve İstanbul başta olmak üzere diğer tüm belediyelerde yine gerçek belediyeciliğin en güzel örneklerini ortaya koyacak bir sonucun sandıktan çıkması da nasip olur diye temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.
Bir basın mensubunun ittifaklarına ilişkin sorusuna Yavuz, şöyle cevap verdi:
“Biliyorsunuz çok titiz bir şekilde yürüttük ve masada konuşulanları da paylaşmadık. Sadece paylaşılanları doğrultma adına veya paylaşılan bilgiler varsa ve eksikse onları tamamlama adına ara ara söz aldık ve söyledik. Diyorsunuz ki biz rahat olalım. İşte kayıt dışı konuşalım. Karşılıklı hangimizin ne düşüncesi varsa masaya koysun ve burada tartışalım sonuçta da neye karar vereceksek öyle karar verelim dediğimiz için o masada olup biteni biz bugüne kadar hakikaten anlatmadık. Dediğim gibi sadece eksik ve aksayan ve birtakım açıklamaların eksik olduğunu düşündüğümüz anlarda tamamlamak üzere yaptığımız açıklamaların dışında. Biz birçok partiyle müzakere ettik ama Milliyetçi Hareket Partisi’yle biliyorsunuz tam bir mutabakat halinde. Yani nerede birlikte olacaksak ona karar verdik. Nerede rekabet edeceksek ona birlikte karar verdik. Büyük şehirlerin tamamında ittifakla gidiyoruz. Diğer şehirlerin bir kısmında ittifakla giriyoruz. Cumhur İttifakı’nın bileşenleri olarak oturduk, tartışıp niye birlikte olabiliyoruz? Niye olamıyoruz? Onları da gözden geçirdiğimiz güzel bir çalışma oldu.” – ANKARA
]]>Yarı iletken çip ve yapay zeka alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin, Nvidia önderliğinde gelecek dönemlerde de piyasaların yönü üzerinde etkili olması beklenirken, bu hafta gözler, ABD Merkez Bankasının (Fed) enflasyon göstergesi olarak da takip ettiği, çekirdek kişisel tüketim harcamaları verilerine çevrildi.
Analistler, geçen hafta Nvidia’nın öncülüğünde artan risk iştahının yeni haftaya başlarken törpülendiğini ifade ederek, bu hafta ABD’de açıklanacak verilerin, Fed’in gelecek dönemlerde atacağı adımlara ilişkin sinyaller verebileceğini söyledi.
Fed’in ne zaman faiz indirimine başlayacağına yönelik belirsizlik devam ederken, banka yetkililerinin açıklamaları da yatırımcıların odağında bulunuyor.
Cuma günü New York Fed Başkanı John Williams, faiz indirimlerinin yılın sonlarında yapılmasının muhtemel olduğunu belirterek, faiz artışı öngörmediğini kaydetti.
Fed yetkililerinin bu hafta da sözle yönlendirmelerine devam edeceğini aktaran analistler, söz konusu yönlendirmelerin ve açıklanacak makroekonomik verilerin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini dile getirdi.
Para piyasalarında, Fed’in martta politika faizini sabit tutacağına kesin gözüyle bakılırken, bankanın ilk faiz indirimine gitme ihtimali mayısta yüzde 20 ve haziranda ise yüzde 68 ile fiyatlanıyor.
Öte yandan, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi haftaya 2 baz puanlık düşüşle yüzde 4,24’ten başlarken, dolar endeksi önceki kapanışının hemen üzerinde, 104 seviyesinde bulunuyor.
Altının ons fiyatı ise 7 günlük yükseliş serisinin ardından bugün önceki kapanışının yüzde 0,2 altında 2 bin 33 dolardan alıcı buluyor.
Petrol fiyatlarında küresel arz ve talep dengesi aranırken, talebin azaldığına yönelik verilerin fiyatları aşağı yönlü baskılamasına karşın Orta Doğu’da devam eden gerilim petrol arzı konusunda endişeleri artırıyor.
Söz konusu gelişmelerle birlikte, Brent petrolün varil fiyatı, cuma günü yüzde 2,1 azalırken, bugün de önceki kapanışının yüzde 0,6 altında, 80,5 dolardan işlem görüyor.
Cuma günü, New York borsasında S&P 500 endeksi yüzde 0,03 değer kazanarak 5.088,80 puanla ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,16 artarak 39.131,53 puanla tüm zamanların en yüksek günlük kapanışını kaydetti. Nasdaq endeksi ise yüzde 0,28 azalışla günü tamamladı. ABD’de endeks vadeli kontratlar yeni güne ise negatif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında da cuma günü zirveler yenilenirken, bugün gözler Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde’ın yapacağı konuşmaya çevrildi.
Analistler, ECB ve İngiltere Merkez Bankasının (BoE) haziranda faiz indirimine başlayacağına yönelik beklentilerin devam ettiğini belirterek, bu hafta açıklanacak Avro Bölgesi’nde enflasyon verilerinin yatırımcıların odağında bulunduğunu söyledi.
Stoxx Europe 600 endeksi yüzde 0,43 artarak 497,24 puan, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,28 primle 17.419,33 puan ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,70 yükselerek 7.966,68 puan ile tüm zamanların en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirdi. İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi de yüzde 1,07 artarak 32.700,92 puanla Mayıs 2008’den bu yana en yüksek günlük kapanışını kaydetti.
Avrupa’da endeks vadeli kontratlar ise yeni güne de negatif bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında Japonya hariç negatif bir seyir öne çıkarken, Japonya’da Nikkei 225 endeksi rekor tazeledi.
Çin hükümetinin ekonomik aktiviteyi destekleyici adımlarına devam etmesi beklenirken, hükümetin cuma günü otomobil ve ev aletleri de dahil olmak üzere geleneksel tüketici ürünlerinin satışlarının artırılması yönündeki çağrısı dikkati çekti.
Öte yandan, bu hafta Japonya’da açılanacak enflasyon ve sanayi üretimi verileri yatırımcıların odağına yerleşirken, söz konusu verilerin piyasalarda oynaklığı artırabileceği ifade ediliyor.
Ayrıca, demir cevheri geçen hafta yaklaşık yüzde 9 azalışla Ekim 2023’ten bu yana en düşük seviyesine gerilerken, Çin yeni yıl tatilinin sona ermesinin ardından ülkede çelik talebine ilişkin toparlanma umutları da devam ediyor.
Kapanışa yakın Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,5, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,2 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,3 değer kaybederken, Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,3 artış kaydetti.
Yurt içinde dalgalı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, geçen haftanın son işlem gününü yüzde 0,29 değer kazancıyla 9.374,20 puandan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek kapanışını gerçekleştirdi.
Endeks gördüğü en yüksek seviye rekorunu da 9.416,70 puana taşırken, düşüş eğilimini sürdüren Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) de 284 baz puana indi.
Dolar/TL, cuma günü alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 31,0400’dan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 31,0950 seviyesinden işlem görüyor.
Bu hafta yurt içinde büyüme verileri başta olmak üzere yoğun veri gündemi yatırımcıların odağına yerleşti.
AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistler, Gayri Safi Yurt içi Hasılanın (GSYH) geçen yılın 4. çeyreğinde yüzde 3,97 arttığını tahmin etti.
Ekonomistlerin 2023 yılının tamamına ilişkin büyüme beklentilerinin ortalaması yüzde 4,40, 2024 sonuna ilişkin büyüme tahminlerinin ortalaması ise yüzde 3,44 oldu.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu, yurt dışında ise ABD’de yeni konut satışları ve Dallas Fed imalat sanayi endeksi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.400 ve 9.500 seviyelerinin direnç, 9.300 ve 9.200 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
18.00 ABD, ocak ayı yeni konut satışları
18.00 ABD, şubat ayı Dallas Fed imalat sanayi endeksi
19.00 Avro Bölgesi, ECB Başkanı Lagarde’ın konuşması
]]>Özellikle yarı iletken çipler ve yapay zeka alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketleri, Nvidia önderliğinde piyasaların yönü üzerinde etkili olmaya devam ediyor.
Kaliforniya merkezli çip üreticisi Nvidia’nın son çeyrekte beklentilerin üzerinde kar açıklamasının ardından şirketin hisse fiyatı dün yüzde 16 artışla günü tamamladı. Böylece, şirketin piyasa değeri, bir günde yaklaşık 277 milyar dolarlık artış kaydederek, bu alanda Meta’nın günlük 197 milyar dolarlık değer kazanç rekorunu da ele geçirdi.
Öte yandan, ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz indirimlerine ne zaman başlayacağına dair belirsizlik devam ederken, Fed yetkililerinin sözle yönlendirmeleri de takip ediliyor.
Dün, Fed Başkan Yardımcısı Philip Jefferson, bankanın güçlü eylemlerinin politika faizini oldukça kısıtlayıcı bölgeye taşıdığına işaret ederek, para politikasındaki sıkı duruşun ekonomik faaliyet ve enflasyon üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturduğunu anlattı.
Ekonominin genel olarak beklendiği gibi gelişirse yılın sonlarında politika faizini düşürmeye başlamanın muhtemelen uygun olacağını ifade eden Jefferson, ancak riskler nedeniyle zaman çizelgesi veremeyeceğini söyledi.
Philadelphia Fed Başkanı Patrick Harker da Fed’in faiz oranlarını çok erken düşürmesinin risk oluşturduğunu anlattı.
Fed’in enflasyonda yüzde 2 hedefine doğru ilerlemenin son adımında olduğunu ifade eden Harker, son verilerin enflasyonun yavaşlatılmasında dengesiz bir ilerleme olduğunu gösterdiğini söyledi.
Uluslararası Para Fonu (IMF) Sözcüsü Julie Kozack da enflasyonun yavaşlamasına rağmen henüz hedefe yeterince yakın olmadığını belirterek, merkez bankalarını para politikasında erken gevşemeye karşı tedbirli olmaya çağırdı.
Makroekonomik veri tarafında ise ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı, 17 Şubat ile biten haftada 12 bin kişi azalışla 201 bine inerken, 5 haftanın en düşük seviyesini kaydetti.
Ülkede imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), şubatta aylık 0,8 puan artarak 51,5 ile 17 ayın en yüksek seviyesine çıkarken, hizmet sektörü PMI ise şubatta 1,2 puan azalarak 51,3 ile 3 ayın en düşük seviyesine geriledi.
ABD’de ikinci el konut satışları, ocakta yüzde 3,1 artarak piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti.
Söz konusu gelişmelerin ardından para piyasalarında, Fed’in martta faizi sabit bırakacağına kesin gözüyle bakılırken, bankanın mayısta faiz indirimine başlama ihtimali yüzde 23, haziranda başlama ihtimali de 60 ile fiyatlanıyor.
Bununla birlikte ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,33’te bulunurken, düşüş eğilimini üst üste dördüncü işlem gününe taşıyan dolar endeksi, şu sıralarda yüzde 0,1 azalışla 103,9’da seyrediyor.
Yükseliş eğilimini üst üste 7’inci işlem gününe taşıyan altının ons fiyatı ise önceki kapanışına göre 0,1 yükselişle 2 bin 26 dolardan alıcı buluyor.
Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin yakından takip edilirken, dün Brent petrolün varil fiyatının günü yüzde 0,4 artışla 82,7 dolardan tamamlamasının ardından şu dakikalarda önceki kapanışının yüzde 0,3 altında 82,4 dolardan işlem görüyor.
Dün, New York borsasında S&P 500 endeksi yüzde 2,11 değer kazanarak 5.087,03 puanla, Dow Jones endeksi de yüzde 1,18 artarak 39.069,11 puanla kapanış rekoru kırdı. Nasdaq endeksi ise yüzde 2,96 primle 16.041,62 puanla 19 Kasım 2021’den bu yana en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirdi. ABD’de endeks vadeli kontratların yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında da dün yeni zirveler görülürken, bugün gözler Almanya’da Gayri Safi Yurt içi Hasıla (GSYH) verileri yatırımcıların odağına yerleşti.
Avrupa’da Stoxx Europe 600 endeksi yüzde 0,82 artarak 495,1 puan, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 1,47 primle 17.370,45 puan ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1,27 yükselerek 7.911,60 puan ile kapanış rekoru kırdı. İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi de yüzde 1,06 artarak 32.356,26 puan ile Mayıs 2008’den bu yanan en yüksek günlük kapanışını kaydetti.
Öte yandan, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) ocak ayı para politikası toplantı tutanakları, ECB Yönetim Konseyi üyelerinin faiz indirimlerini tartışmak için henüz erken olduğu konusunda hemfikir olduklarını ortaya koydu.
ECB, geçen yıl enflasyonla mücadele kapsamında gittiği faiz artışları nedeniyle 2004’ten beri ilk kez zarar etti. Dün açıklanan verilere göre, Avro Bölgesi’nde ocakta Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık yüzde 0,4 azalırken, yıllık bazda ise yüzde 2,8 artışla beklentiler paralelinde gerçekleşti.
Ayrıca, yükseliş eğilimini üst üste sekizinci işlem gününe taşıyan avro/dolar paritesi, şu sıralarda önceki kapanışının hemen üzerinde 1,0830 seviyesinde bulunuyor.
Asya pay piyasalarında da Hong Kong hariç pozitif seyir hakim olurken, Japonya’da Nikkei 225 endeksi, 1989’daki zirvesini dün 39.098,68 puanlık kapanış ile yenilerken bugün ise tatil nedeniyle işleme kapalı olacak.
Çin tarafında ise bugün açıklanan verilere göre, konut fiyatlarının yüzde 0,7 düşüş kaydetmesiyle ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın etkilerinin devam ettiği görüldü.
Analistler, Çin hükümetinin ekonomiyi destekleyici adımlarına devam etmesinin beklendiğini belirterek, özellikle emlak sektöründe yaşanan endişelerin de yakından takip edildiğini dile getirdi.
Kapanışa yakın Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,1ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,1 artış kaydederken,, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,2 değer kaybetti.
Yurt içinde dalgalı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,38 değer kazancıyla 9.347,17 puandan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek kapanışını gerçekleştirdi. Endeks gördüğü en yüksek seviye rekorunu da 9.406,27 puana taşıdı.
Dün, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını değiştirmeyerek yüzde 45’te sabit tuttu.
TCMB’den faiz oranlarına ilişkin yapılan duyuruda, “Kurul, politika faizinin mevcut seviyesinin aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sürdürüleceğini değerlendirmiştir.” ifadelerine yer verildi.
Öte yandan, düşüş eğilimini sürdüren Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) 289 baz puana kadar geriledi.
Dolar/TL, dün satıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,1 altında 30,9882’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 31,0810 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde kapasite kullanım oranı ve reel kesim güven endeksi, yurt dışında ise Almanya’da büyüme ve Ifo iş dünyası güven endeksi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.400 ve 9.500 seviyelerinin direnç, 9.300 ve 9.200 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, şubat ayı kapasite kullanım oranı ile reel kesim güven endeksi
10.00 Almanya, 4. çeyrek büyüme
12.00 Almanya, şubat ayı Ifo iş dünyası güven endeksi
]]>Ankara Diş Hekimleri Odası ve sağlık emek meslek örgütleri, TBMM Çankaya Kapısı yanındaki Milli Egemenlik Parkı’nda TBMM’de görüşülmekte olan ve sağlıkla ilgili düzenlemeler içeren torba kanun ve talepleriyle ilgili; “Diş hekimleri ve tüm sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin son bulması için, caydırıcı yasal düzenlemeler, ivedilikle yapılmalıdır. Özel sağlık kuruluşlarında ücretli çalışan diş hekimlerinin, özlük haklarını ortadan kaldıran, taşeron çalışma biçimi engellenmelidir. Muayenehane ve klinik ruhsatında, bina iskanı yeterli olmalıdır. Diş hekimi olmayan şahısların, ağız diş sağlığı merkezlerine ortak olmalarını sağlayan yönetmelik maddesi değiştirilmelidir. Fiili hizmet zammı, muayenehane sahibi diş hekimleri için de uygulanmalıdır. Kamuda diş hekimi istihdamı artırılmalıdır” açıklamasını yaptı.
Ankara Diş Hekimleri Odası ve sağlık emek meslek örgütleri, TBMM Çankaya Kapısı yanındaki Milli Egemenlik Parkı’nda sağlıkla ilgili düzenlemeleri kapsayan torba kanuna karşı basın açıklaması yaptı.
İstanbul Diş Hekimleri Odası Başkanı Berna Aytaç, diş hekimlerinin meslek sorunları nedeniyle zorluklar yaşadığını belirterek, “Diş hekimliği, hem bedenen hem de zihinsel olarak hassas çalışmayı gerektiren, zor ve yıpratıcı bir meslektir. Diş hekimliği mesleğinde özellikle iş yükünün ağır olduğu kötü çalışma koşullarında, meslek hastalıkları riski çok yüksektir. Halkın, ağız diş sağlığının korunması ve diş tedavi hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi, diş hekimlerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesiyle doğrudan ilişkilidir. Ağız ve diş sağlığı, genel sağlığın bir parçasıdır ve ağız sağlığı bozulduğunda, insan sağlığı olumsuz etkilenir. Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları, diyabet ve kalp hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olur” dedi.
İstanbul Diş Hekimleri Odası Başkanı Berna Aytaç tarafından okunan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“KORUYUCU AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI HİZMETLERİ, KAMUDA NEREDEYSE YOK DENECEK DÜZEYDEDİR”
Ne yazık ki, ülkemizde, uzun yıllar, 1. basamak sağlık hizmetleri içerisinde, ağız ve diş sağlığı hizmetlerine yer verilmediği için, toplumun ağız sağlığı seviyesi, çağdaş standartların çok altında kalmıştır. Diş çürükleri, diş kayıpları ve diş eti hastalıkları çok yaygındır. Ağız ve diş sağlığı hizmetleri, genel sağlık hizmetleri içinde, ciddi ölçüde geri planda bırakılmıştır. Koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri, kamuda neredeyse yok denecek düzeydedir.
Toplumun ağız ve diş sağlığı hizmetlerine erişimi, yeterli düzeyde değildir. Sağlıklı bir toplum için, kamu sağlık hizmetlerinin ülke çapında yaygın ve erişilebilir şekilde sunulması ve ağız ve diş sağlığı hizmetlerine erişimin artırılması çok büyük önem taşımaktadır. Kamuda, diş hekimi istihdamı yetersizdir. Kamuda çalışan diş hekimleri, performans baskısı ve ağır iş yükü altında ezilmektedirler.
Merkezi Randevu Sistemi ile diş tedavi randevuları çok kısa aralıklarla verilmektedir. Kısa aralıklarla verilen randevular nedeniyle de diş hekimleri stresli bir ortamda çalışmak zorunda kalmaktadır. Performans baskısı altında çalışma, hizmet kalitesini düşürmekte ve hasta ile hekimi karşı karşıya getirerek sağlıkta şiddetin kaynağı haline gelmektedir.
“TAŞERON ÇALIŞMA BİÇİMİ DAYATILMAKTADIR”
Ciddi bir istihdam planlaması yapılmadan kontrolsüzce, vakıf ve özel diş hekimliği fakültesi açılmaktadır. Uzun ve yıpratıcı bir eğitim süreci sonunda, büyük emek vererek aldığımız diplomalarımız değersizleştirilmiştir. Özveriyle çalıştığımız diş hekimliği mesleği, mesleki bağımsızlığımızın yok edildiği, gençlerin gelecek kaygılarının arttığı, derin bir mutsuzluk ortamına sürüklenmektedir. Özel hastahane ve ADSM’lerde, gerçekte ücretli çalışan diş hekimlerine, kağıt üzerinde şirket kurdurmak suretiyle, özlük hakları yok sayılarak ‘Taşeron’ çalışma biçimi dayatılmaktadır. 6 Ekim 2023 tarihinde çıkarılan Ağız ve Diş Sağlığı Yönetmeliği ile diş hekimlerinin muayenehane ve klinik açmaları, zorlaştırılmıştır. Tıp hekimi, Eczacı, Avukat, mali müşavir gibi serbest meslek sahipleri için, iş yeri açılan binaların iskanlı olması yeterli görülürken; bina fiziki şartları bakımından, diğer serbest meslek sahiplerinden istenmeyen, ‘Müellif Onaylı Mimari Proje, Deprem Güvenlik Raporu, Yangın Ruhsatı’ gibi ek koşullar, diş hekimlerine dayatılmaktadır. 2022 yılında İstanbul’da, 481 muayenehane ve diş kliniği açılmışken, çıkarılan yönetmelik nedeniyle 2023 yılında, yalnızca 56 muayenehane ve diş kliniği açılabilmiştir. Emeklilik ile ilgili, sosyal güvenlik kurumları arasındaki farklılıklar nedeniyle, SSK ve Bağ-Kur’lu dişhekimleri büyük mağduriyet yaşamaktadırlar. Emekli Sandığı mensubu dişhekimlerine, 2018 yılında çıkarılan 7146 Sayılı Kanunda yapılan bir düzenlemeyle, emekli maaşlarına ek olarak her ay, hazineden karşılanan, yaklaşık 20.000 TL tutarında ilave ödeme verilmekte iken, SSK ve Bağ-Kur emeklisi diş hekimleri kapsam dışı bırakılmıştır.
“UYARI YAPILMAKSIZIN DOĞRUDAN EN AZ 50 BİN TL PARA CEZASI VERİLMEKTEDİR”
Aynı mesleki eğitimi almış ve aynı nitelikte hizmet vermiş olan diş hekimleri arasında, 2019 Ocak ayından itibaren, emeklilik hakları bakımından, hakkaniyet ölçüleriyle bağdaşmayan, adaletsiz bir uygulama söz konusudur. Sağlık Komisyonunda görüşülen, 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi içerisinde; muayenehanelerde diş hekimi istihdam edilmesine ilişkin talebimizin, yer alması olumludur. Ancak, TBMM Sağlık Komisyonu’nda kabul edilen torba kanun içerisinde, kayıt tutmayan ve veri göndermeyen sağlık kuruluşlarına uyarı yapılmaksızın doğrudan, en az 50.000 TL para cezası verilmektedir. Uyarı yapılmaksızın, doğrudan yüksek miktarda para cezası verilmesine itiraz etmekteyiz.
Basın açıklamasında konuşan Ankara Diş Hekimleri Odası Başkanı Serkan Er ise şunları kaydetti:
AĞIR CEZALARIN YÜKLENMESİ DEYİM YERİNDEYSE AĞZA BİR PARMAK BAL ÇALMAKTIR”
Mesleğimizdeki tüm olumsuzluklara rağmen bizler, kanundan aldığımız yetkiyle meslektaşlarımızın ve mesleğimizin genel menfaatlerini öncelerken diğer yandan toplumun ve bireylerin ağız diş sağlığının iyileştirilmesini ve nitelikli ağız diş sağlığı hizmetinin sunulmasını amaç edinmiş, bu politikalar çerçevesinde çalışmaya devam sağlık ordusunun neferleri olarak görüyor, koruyucu ve önleyici sağlık hizmetini önceleyen-güçlendiren politikalara geçilmesini savunuyoruz.
Son torba yasada, kamuda ve özelde çalışan meslektaşlarımıza haksız ceza niteliğinde olan, Anayasa’ya aykırı ve demokratik hakları kısıtlayıcı maddeler içeren bu yasayı kabul etmemiz mümkün değildir. Yeni torba yasada belirtilen cezai müeyyidelerde belirtilen miktarların çoğunluğu özel sektör olan diş hekimliği hizmetinde fahiş öngörülerle tasarlandığı, neoliberal temellerle ucuz işgücü sömürüsünü kuvvetlendirdiği sermayenin açgözlü isteklerine yanıt verdiği görülmektedir. Devletin yapması gereken istihdamı sağlamaya yönelik muayenehanelerde diş hekimi istihdamına kapı açmasıyla beraber torba yasada bu kabul edilemez ağır cezaların yüklenmesi deyim yerindeyse ağza bir parmak bal çalmaktır.”
“BU SESİ DUYMANIZ İÇİN İLLA DİŞ AĞRISI ÇEKMENİZ GEREKMİYOR”
Diş hekimlerinin gerçekleştirdiği basın açıklamasına destek veren DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise şöyle konuştu: “Yasa teklifi görüşmelerinde diş hekimi arkadaşların sorunlarını gündeme getirdik. Belki bir kısmında adımlar atıldı ama önemli bir kısmında adımlar atılmadı. Diş hekimleri arkadaşlarımız itirazlarını gündeme getiriyorlar. Diş hekimi arkadaşlarımızın sesini duyun diyoruz. Cumhurbaşkanı’na söylüyoruz. Biz muhalefet olarak diş hekimi arkadaşların isteklerini gündem ettik. Bu sesi duymanız için illa diş ağrısı çekmeniz gerekmiyor.”
DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu ise “Biz bir araya gelerek, örgütlenerek bir şeyler elde edebileceğiz. Meclis’in çoğunluğu iktidar partisi ve ortağının elinde. Yasaları kendi istedikleri gibi geçiriyorlar. Keyfi uygulamalar ve düzenle karşı karşıyayız. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının bile tanınmadığı bir düzenle karşı karşıyayız. Ancak değiştirebiliriz.” dedi.
DİŞ HEKİMLERİNİN TALEPLERİ ARASINDA ŞU MADDELER YER ALDI;
“Kamuda diş hekimi istihdamı arttırılmalı ve öncelikle koruyucu temelli ağız diş sağlığı hizmetleri, verilmelidir. Kamu sağlık kuruluşlarında şiddeti doğuran temel sebeplerden biri olan performans baskısı kaldırılmalı ve günlük hasta sayısı azaltılmalıdır. Diş hekimleri ve tüm sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin son bulması için, caydırıcı yasal düzenlemeler, ivedilikle yapılmalıdır. istihdam planlaması yapılmaksızın, yeni diş hekimliği fakültesi açılmamalıdır. Özel sağlık kuruluşlarında ücretli çalışan diş hekimlerinin, özlük haklarını ortadan kaldıran, taşeron çalışma biçimi engellenmelidir. SSK ve Bağ-Kur emeklisi diş hekimlerine de, mesleki eğitimi ve çalışma niteliği gözetilerek, ‘ek ödeme’ verilmelidir. Kentsel dönüşümde, muayenehanelere, geçici ruhsat verilmelidir. Muayenehane ve klinik ruhsatında, bina iskanı yeterli olmalıdır. Diş hekimi olmayan şahısların, ağız diş sağlığı merkezlerine ortak olmalarını sağlayan yönetmelik maddesi değiştirilmelidir. Fiili hizmet zammı, muayenehane sahibi diş hekimleri için de uygulanmalıdır. Meslekte 15 yıl çalışan diş hekimlerine yeşil pasaport hakkı verilmelidir. Sağlık hizmetlerinde KDV yüzde 1’e düşürülmelidir.”
]]>
TBMM Adalet Komisyonunda kabul edilen, kamuoyunda “8. Yargı Paketi” olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifine göre, ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı durumlarda Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesinin başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verilenler ile incelemenin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmediği gerekçesiyle düşme kararı verilenlerin belirlenen süre içinde müracaat etmesiyle dosyanın Tazminat Komisyonu tarafından incelenmesine imkan tanınıyor.
Anayasa Mahkemesince düşme kararı verilen veya 10 Ekim 2023 tarihinden itibaren doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruların iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması gerekçesine dayanan kabul edilemezlik kararları, tebliğ tarihinden itibaren 3 ay içinde müracaat üzerine Komisyon tarafından incelenecek.
Öte yandan Komisyonun iş yükü dikkate alınarak Adalet Bakanı tarafından Komisyon bünyesinde ilave heyetler oluşturulması amacıyla üye ataması yapılabilecek. Bu üyeler, Komisyon üye tam sayısına dahil olmayacak. Bu durumda oluşturulacak ilave heyet sayısı 5’i geçemeyecek. Bu hüküm, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl süreyle uygulanacak. Adalet Bakanı, bu süreyi 2 yıl daha uzatabilecek.
Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları
Düzenlemeyle özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları, güncel ihtiyaçlar ve Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü nazara alınarak yeniden düzenleniyor.
Teklifte, özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinin yasak olduğuna dair hüküm muhafaza edilirken özel nitelikli kişisel verilerin işlenebileceği haller de sayılıyor.
Bu verilerin işlenmesi, ilgili kişinin açık rızasının olması, kanunlarda açıkça öngörülmesi, rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin, kendisinin veya başkasının hayatı, beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, ilgili kişinin alenileştirdiği kişisel verilere ilişkin ve alenileştirme iradesine uygun olması, bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için zorunlu olması, sır saklama yükümlülüğü altındaki kişiler veya yetkili kuruluşlarca kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi ve finansmanı amacıyla gerekli olması, istihdam, iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler ve sosyal yardım alan hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için zorunlu olması gibi durumlarda mümkün olacak.
Kişisel verilerin yurt dışına aktarılması
Teklifle, kişisel verilerin yurt dışına aktarılması usulü de yeniden düzenleniyor.
Kişisel veriler, kişisel verilerin işlenme şartları ile özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartlarından birinin varlığı ve aktarımın yapılacağı ülke, uluslararası kuruluş veya ülke içerisindeki sektörler hakkında yeterlilik kararı bulunması halinde veri sorumluları ve veri işleyenler tarafından yurt dışına aktarılabilecek.
Yeterlilik kararı, Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından verilecek. Kurul, ihtiyaç duyması halinde ilgili kurum ve kuruluşların görüşünü alacak. Yeterlilik kararı, en geç 4 yılda bir değerlendirilecek. Kurul, değerlendirme sonucunda veya gerekli gördüğü diğer hallerde yeterlilik kararını ileriye etkili olmak üzere değiştirebilecek, askıya alabilecek veya kaldırabilecek.
Düzenlemede yeterlilik kararı verilirken dikkat edilecek hususlar da yer alıyor. Bu hususlar, “kişisel verilerin aktarılacağı ülke, ülke içerisindeki sektörler veya uluslararası kuruluşlar ile Türkiye arasında kişisel veri aktarımına ilişkin karşılıklılık durumu”, “kişisel verilerin aktarılacağı ülkenin ilgili mevzuatı ve uygulaması ile kişisel verilerin aktarılacağı uluslararası kuruluşun tabi olduğu kurallar”, “kişisel verilerin aktarılacağı ülkede veya uluslararası kuruluşun tabi olduğu bağımsız ve etkin bir veri koruma kurumunun varlığı ile idari ve adli başvuru yollarının bulunması”, “kişisel verilerin aktarılacağı ülkenin veya uluslararası kuruluşun, kişisel verilerin korunmasıyla ilgili uluslararası sözleşmelere taraf veya uluslararası kuruluşlara üye olma durumu”, “kişisel verilerin aktarılacağı ülkenin veya uluslararası kuruluşun, Türkiye’nin üye olduğu küresel veya bölgesel kuruluşlara üye olma durumu”, “Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler” şeklinde sıralandı.
Kişisel veriler, yeterlilik kararının bulunmaması durumunda, kişisel verilerin işlenme şartları ile özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartlarından birinin varlığı, ilgili kişinin aktarımın yapılacağı ülkede de haklarını kullanma ve etkili kanun yollarına başvurma imkanının bulunması ve düzenlemede belirtilen güvencelerden birinin taraflarca sağlanması halinde yurt dışına aktarılabilecek.
Standart sözleşme, imzalanmasından itibaren 5 iş günü içinde veri sorumlusu veya veri işleyen tarafından Kişisel Verileri Koruma Kurumuna bildirilecek. Bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyenler hakkında 50 bin Türk lirasından 1 milyon Türk lirasına kadar idari para cezası verilecek.
Kurulca verilen idari yaptırım kararlarının mahiyeti dikkate alınarak bu kararlara karşı idare mahkemelerine dava açılması imkanı tanınıyor. 1 Haziran 2024 tarihi itibarıyla daha önce açılan ve halen sulh ceza hakimlikleri önünde bulunan dosyalar, bu hakimliklerce nihai karara bağlanacak.
Teklifle, öngörülen genel düzenleyici işlemlerin Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından hazırlanmasına imkan sağlamak amacıyla, değişikliklerin yürürlük tarihi 1 Haziran 2024 olarak belirleniyor.
Adli para cezasının alt ve üst miktarında artış
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirleniyor ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul ediliyor. İcra ve İflas Kanunu, İnfaz Hakimliği Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Kabahatler Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un bazı maddelerinde uyum düzenlemesi yapılıyor.
Düzenlemeyle, bir güne karşılık gelen adli para cezasının miktarı artırılıyor, buna bağlı olarak mahsup, ön ödeme ve istinaf kanun yoluna başvuru hükümlerinde yer alan parasal sınırlar değiştiriliyor.
Buna göre, adli para cezalarında cezanın alt sınırı 2 bin 500 Türk lirası, üst sınırı 500 bin Türk lirası olarak düzenleniyor. Ağır para cezasından dönüştürülen adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis süresinin belirlenmesinde bir gün karşılığı olarak 500 Türk lirası esas alınacak.
İdari para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, 3 bin Türk lirasından 15 bin Türk lirasına çıkarılıyor.
Süreler yeknesaklaştırılıyor
6 Şubat depremlerinin oluşturduğu yıkımın telafisinin hızlı ve etkili bir şekilde sağlanması için sanayi alanı olabilecek yerlerin, fay hattına mesafesi, zeminin elverişliliği ve yerleşim merkezine yakınlığı gibi kriterler gözetilerek alanın durumuna göre ilgili kurumların görüşü alınarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca tespit edilirken malikleri tarafından depremler nedeniyle yıkılan veya kullanılamayacak kadar hasarlı durumda olan sanayi iş yerlerinin borçlandırılarak yerinde yeniden inşası veya güçlendirilmesi Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yapılıyor. Yatırım programında olan veya sonradan programa dahil edilen sanayi sitelerinin altyapı ve üstyapı inşasının tamamına kadarı, mimarlık, mühendislik hizmetleri dahil proje tamamlanana kadar Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca krediyle destekleniyor.
Bu bağlamda teklifle deprem bölgesinde sanayi altyapısının güçlendirilmesine yönelik destek ve uygulamaların süresi bir yıl daha uzatılacak.
Emekli bayram ikramiyesi tutarı artırılacak. Buna göre, bayramın içinde bulunduğu ayda gelir ve aylık alma şartıyla Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı’nda 2 bin lira olarak ödenen bayram ikramiyesi tutarı, 3 bin liraya yükseltilecek.
Düzenlemeyle kanun yollarına başvuru sürelerinin yeknesaklaştırılmasına ve bu sürelerin tebliğden itibaren başlamasına dair değişiklikler de yapılıyor. Uygulamada tereddüt yaşanmaması için geçiş hükmü getiriliyor ve ilgili kanunlarda yapılan değişikliklerin 1 Haziran 2024 tarihinde ve sonrasında verilen kararlar bakımından geçerli olacağı kabul ediliyor. Böylece hak kayıplarının önlenmesi ve uygulamada oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanıyor.
AK Parti milletvekillerinin önergesiyle, vekalet ücretinin dağıtımına ilişkin madde tekliften çıkarıldı.
Teklifin kabul edilmesinin ardından açıklamalarda bulunan Komisyon Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, komisyon üyelerine, teklifin ilk imza sahibi milletvekillerine, Adalet Bakanlığı bürokratlarına teşekkür etti.
Kanun teklifinin komisyondaki görüşmelerinin 17 saat 20 dakika sürdüğünü bildiren Yüksel, “Kanun teklifinin komisyon görüşmeleri verimli ve başarılı gerçekleştirilmiştir. Bundan sonra yapacağımız tüm çalışmaların da aynı şekilde gerçekleştirilmesini temenni ediyorum. Bu kanun teklifi önümüzdeki hafta Genel Kurul’da görüşülecektir.” dedi.
(Bitti)
]]>Siemens Türkiye, 167 yıldır bu topraklarda faaliyet gösteren sorumlu bir şirket olarak attığı her adımda ülke, insan ve gelecek için değer oluşturuyor. Sürdürülebilirliği işinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiren şirket, 360 derecelik bir perspektifle global DEGREE stratejisi kapsamında Karbonsuzlaşma, Etik, Yönetişim, Kaynak Verimliliği, Fırsat Eşitliliği, İstihdam Edilebilirlik başlıkları altında inovatif yaklaşımlar geliştiriyor; bu yaklaşımları hem kendi operasyonlarında da hem de müşterilerinin faaliyetlerinde hayata geçiriyor.
Siemens Türkiye, DEGREE’nin yanı sıra, İklim Koruma, Sürdürülebilir Ürün Tasarımı, İnovasyon ve İş Modelleri, Sorumlu Yönetişim, İşin Geleceği, Siber Güvenlik ve Veri Yönetimi, Çalışan Sağlığı ve Güvenliği, Uyumluluk Yönetimi gibi pek çok başlık altında yaptığı çalışmalarla Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na da paralel bir rota izliyor. Faaliyet gösterdiği pek çok farklı alan ve hizmet sunduğu çeşitli sektörlerde çalışmalarını sürdürülebilirlik zemini üzerine yerleştiriyor, yeniliklere imza atıyor. Bu çerçevede ülkemizin ve dünyanın geleceği için inovasyona, yeni teknolojilere, Ar-Ge’ye yatırım yapıyor.
“Sürdürülebilir kalkınmanın yolu büyük ölçüde teknoloji ve Ar-Ge’den geçiyor”
Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, Siemens Türkiye’nin 2023 Sürdürülebilirlik Raporu ile ilgili şunları söyledi: “167 yıldır hizmet ettiğimiz ülkemize bağlılığımız daha da güçlendi. Tarihimiz, elektrik ve ulaşımdan iletişim ve endüstriyel üretime birçok alanda öncü başarılarla dolu. Bugün bu mirası, sürdürülebilir kalkınmaya odaklanarak ve tutkumuzu kaybetmeden sürdürüyoruz. Şimdi, Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümü sonrasında, operasyonlarımızda tam bir sürdürülebilirlik ilkesiyle hareket ediyor; plastik atık ve karbon salımının azaltılması, yenilenebilir enerjinin teşvik edilmesi ve akıllı ulaşım altyapılarının geliştirilmesi gibi alanlara odaklanıyoruz. Sürdürülebilir kalkınmanın yolu büyük ölçüde teknoloji ve Ar-Ge’den geçiyor. Endüstriye, ulaşıma, altyapıya ve enerjiye yatırım yapmak, daha temiz ve sürdürülebilir bir gelecek için hayati önem taşıyor. Bu yatırım sadece finansal değil, aynı zamanda yenilikçi ve Ar-Ge odaklı fikirleri de kapsıyor. Siemens Türkiye olarak sürdürülebilir bir dünyaya katkıda bulunmak için uzmanlığımızdan, deneyimimizden ve geniş ekosistemimizden yararlanıyoruz. Global büyüme stratejimiz DEGREE operasyonlarımıza netlik katıyor. Karbon salımını azaltma çabalarımız gün geçtikçe önem kazanıyor. Müşterilerimiz 2023’te şirketimizin çözümlerini kullanarak emisyonlarını 71 bin ton karbondioksite (CO2) eşdeğer miktarda azalttı. 2023’te atık yönetiminde de başarıya imza atarak, atıklarımızın yüzde 99,3’ünü geri dönüşüme kazandırdık. Ancak amacımız bu yönetimden çok daha fazlası; atıkları direkt kaynağında azaltmayı hedefliyoruz. Global mottomuz #TransformTheEveryday (Her Günü Dönüştürün) ve biz onu çalışanlarımızın ihtiyaçları, yetenekleri ve ilgi alanlarını önceliklendiren bütünsel bir stratejiyle hayata geçiriyoruz. Ayrıca, Ar-Ge alanında istihdamı artırmaya büyük önem veriyoruz. Mevcut çalışanlarımızın yüzde 26,5’i yazılımcılardan oluşuyor, bu da endüstri, altyapı ve ulaşım alanlarında dönüştürücü teknolojilere odaklanmamızı sağlıyor. Amacımız, hizmet verdiğimiz tüm sektörlerin inovasyon ihtiyaçlarını karşılayarak müşterilerimiz için değer oluşturmak. Sürdürülebilirliğin, tek bir kuruluş veya eylemin ötesinde iş birliği gerektiren bir hedef olduğunun bilincindeyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılında sürdürülebilir bir geleceğe hazırlanmak, tüm sektörlerin, kamu kurumlarının, şirketlerin ve bireylerin ortak çabasını gerektiriyor. Gelecek nesillere; insanlar, hayvanlar, bitkiler, tüm yaşam formlarının güvenli ve mutlu bir şekilde yaşayabileceği daha iyi bir dünya bırakma sorumluluğunu hepimiz paylaşıyoruz. Son olarak, bana rehberlik eden kişisel bir inancı paylaşmak istiyorum: ‘Bırakabileceğimiz en büyük miras, bizden çok sonra bile canlı ve uyum içinde yaşamaya devam edecek bir dünyadır.”
“Sürdürülebilirlik alanında Türkiye’nin geleceğine katkıda bulunmayı en temel hedefimiz olarak görüyoruz”
Siemens Türkiye CFO’su Thomas Kolbinger şöyle konuştu: “Sürdürülebilirlik ile karlılığın birbirine zıt kavramlar olduğu düşüncesi artık çok eskilerde kaldı. Bugün biliyoruz ki sürdürülebilirlik, uzun vadede karlılığın en temel koşulu, çünkü eski teknolojilere, güncelliğini yitirmiş kavramlara, sadece finans odaklı anlayışlara artık yer yok. Günümüzde şirketlerin başarısı topluma sundukları katkıya ölçülüyor; tercih edilen bir işveren olmanın yolu sosyal fayda sunmaktan geçiyor; dünya vatandaşı olmak için öncelikle gezegenin sağlığını gözetmek gerekiyor. Siemens AG dünyanın pek çok farklı noktasında bu anlayışla hareket ederken, biz de Siemens Türkiye olarak aynı rotayı benimsiyor, bu toprakların bugününü ve geleceğini güzelleştirmek için çalışıyoruz. Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek üzere global DEGREE çerçevesini Türkiye’de de kararlılıkla uyguluyor; karbon-nötr olma yolundaki çalışmalarımızdan sınırlı kaynakları verimli kullanmaya yönelik teknolojilerimize ve etkin yönetişime kadar her alanda kesintisiz çaba gösteriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılını coşkuyla kutladığımız ve geride bıraktığımız bu dönemde, Siemens Türkiye’nin sürdürülebilirlik raporunu gururla sunuyoruz. Sürdürülebilirlik dendiğinde akla gelen her ne varsa, şirketimizin uzmanlığı ve tecrübesiyle sunuyor, Türkiye’nin geleceğine katkıda bulunmayı en temel hedefimiz olarak görüyoruz. Örneğin Siemens Global olarak, ürünlerimizle müşterilerimizdeki sera gazı emisyonlarını 13 kat azaltıyor, 2023 mali yılının tamamında müşterilerimize teslim ettiğimiz ürün ve çözümlerle önümüzdeki dönemde yaklaşık 150 milyon ton sera gazı emisyonunu engelleyeceğimizi öngörüyoruz. Enerji verimliliği odağında kendi ürün ve çözümlerimizle enerji tasarrufunu desteklemenin ötesinde, müşterilerimize sunduğumuz ‘kullandıkça öde’ veya kiralama gibi finansman çözümleriyle de karbonsuzlaşmayı ve kaynak verimliliğini destekliyoruz. Akıllı finansman modellerimizle yenilenebilir ve temiz enerjiye, yeni nesil teknolojilere, yeni iş modellerine ve sürdürülebilir inovasyona imkan sağlıyoruz. Etik davranış ve uyumluluk konusunu şirket kültürümüzün ve davranış kurallarımızın merkezine yerleştiriyor; bu konuyu fırsat eşitliğinden kadın çalışan oranının artırılmasına, ‘sıfır kaza’ hedefinden şirket içi eğitimlerin güçlendirilmesine kadar geniş bir perspektifle ele alıyoruz. Geleceği bugünden inşa etme sorumluluğumuzun farkındayız ve bu sorumluluğumuz doğrultusundaki çalışmalarımızı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.”
Yapılan açıklamaya göre şirket, karbonsuzlaşma başlığında 2030 yılına kadar tüm operasyonlarında net sıfır, 2050 yılına kadar ise tedarik zincirinde net sıfır hedefi doğrultusunda çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Etik başlığında her üç yılda bir tüm çalışanlara eğitimler veriliyor.
Tedarikçi Davranış Kurallarına tam bağlılık sayesinde ESG güvenceli tedarik zinciri ve ESG kriterlerine dayalı uzun vadeli teşvik çalışmaları sürdürülüyor. Kaynak verimliliğinde ise; 2030 yılına kadar ilgili Siemens ürün ailelerinin yüzde 100’ü için bir üst seviyede sağlam eko-tasarım ve ikincil malzemelerin daha fazla satın alınması yoluyla doğal kaynakların ayrıştırılması ve atık depolama sahalarına gönderilen malzemelerin 2025 yılına kadar yüzde 50 azaltılıp 2030 itibarıyla sıfırlandığı döngüsel katkı hedefleniyor. Fırsat eşitliği kapsamında 2025 yılına kadar üst yönetimde kadın oranının yüzde 30’a çıkarılması amaçlanıyor. İstihdam edilebilirlik başlığında ise dijital eğitim saatlerini 2025 yılına kadar iki katına çıkarıp artırarak, çalışan destek programına erişimde yüksek seviyeyi korumak için çalışmalara devam ediliyor. – İSTANBUL
]]>Geçen hafta ABD’de açıklanan enflasyon verilerinin beklentileri aşması fiyatlamaları zorlaştırırken, hafta boyunca teknoloji şirketlerinde artan oynaklık dikkati çekti.
Analistler, ABD’de açıklanan makroekonomik verilerden alınan sinyallerin, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) politika faizini öngörülünden daha geç indirmeye başlayacağına yönelik endişeleri artırdığını belirterek, buna karşın güçlü ekonomik aktivitenin şirket karlılıklarını destekleyebileceği düşüncesinin öne çıktığını söyledi.
Teknoloji hisselerindeki oynaklığın piyasaların yönü üzerinde etkili olduğunu aktaran analistler, açıklanacak şirket finansal sonuçlarıyla hisse ve sektör bazlı oynaklığın artmasının olası olduğunu ifade etti. Bu hafta Nvidia, Wallmart, Home Depot, BHP Group ve Rio Tinto’nun açıklanacak finansal sonuçları yatırımcılar tarafından yakından takip edilecek.
Para piyasalarında, Fed’in politika faizini sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılırken, bankanın faiz indirimlerine yüzde 75 ihtimalle haziranda başlayacağı öngörülüyor.
Analistler, bugün ABD’de tatil nedeniyle piyasaların kapalı olacağını kaydederek, çarşamba günü yayımlanacak Fed Federal Açık Piyasa Komitesinin (FOMC) son toplantısına ilişkin tutanaklardan, bankanın gelecek dönemde atacağı adımlara dair ipuçları aranacağını bildirdi.
Söz konusu gelişmelerin ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,29’da bulunurken, dolar endeksi önceki kapanışının hemen altında 104,2 seviyesinde seyrediyor.
Yükseliş eğilimini üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan altının ons fiyatı, yeni haftaya yüzde 0,3 artışla 2 bin 19 dolardan başladı.
Petrol fiyatlarında ise talep görünümüne ilişkin endişelerin, Orta Doğu’da devam eden gerilimlerin etkisini kısmen dengelemesiyle, Brent petrolün varil fiyatı önceki kapanışının yüzde 0,6 altında 82,3 dolardan işlem görüyor.
Geçen haftanın son işlem gününde, New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,82, S&P 500 endeksi yüzde 0,48 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,37 azalış kaydetti. Bugün ABD’de spot piyasalarda tatil nedeniyle işlem gerçekleşmezken, endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında cuma günü pozitif bir seyir hakim olurken, bu hafta gözler Avro Bölgesi’nin enflasyon verilerine çevrildi.
Analistler, geçen hafta bölge genelinde açıklanan verilerin karışık sinyaller verdiğini anımsatarak, perşembe günü Avro Bölgesi’nde açıklanacak Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerinin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini söyledi.
Avro Bölgesi’nde ocakta TÜFE’nin aylık bazda yüzde 0,4 gerilemesi beklenirken, aynı dönemde yıllık bazda ise yüzde 2,8 artış kaydedeceği öngörülüyor.
Para piyasalarında, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) faiz indirimlerine haziranda başlayacağına yönelik fiyatlamaların güçlü kalmaya devam ettiğini aktaran analistler, söz konusu veri sonrası fiyatlamalarda değişiklik olabileceğini de hatırlattı.
Cuma günü, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,50, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,42, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,32 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,12 değer kazandı. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya ise karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında karışık seyir öne çıkarken, yeni yıl tatili sonrası ilk işlem gününde Çin pay piyasalarındaki yükseliş dikkati çekiyor.
Analistler, söz konusu yükselişte Çin’in turizm sektöründe yaşanan hareketliliğin etkili olduğunu belirtti.
Öte yandan, Çin Merkez Bankası (PBoC), 500 milyar yuan (69,51 milyar dolar) değerindeki bir yıllık orta vadeli borç verme faiz oranında değişikliğe gitmeyerek yüzde 2,5’te sabit bıraktı. Ayrıca, dün Çin Başbakanı Li Çiang, ülkenin ekonomiye olan güvenini artırmak için “pragmatik ve güçlü” eylem çağrısında bulundu.
Bu arada, Japonya’da Nikkei 225 endeksinin, 38 bin 916 puan ile 1989’da test ettiği en yüksek seviyeye yakın seyretmesi dikkati çekiyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,1 düşerken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,1 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,9 artış kaydetti.
Yurt içinde cuma günü dalgalı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,09 değer kazancıyla 9.250,36 puandan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek günlük ve haftalık kapanışını gerçekleştirdi. Endeks, gördüğü en yüksek seviye rekorunu da 9.306,34 puana taşırken, bu hafta TCMB’nin faiz kararı yatırımcıların odağına yerleşti.
AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistlerin tümü, TCMB’nin perşembe günü politika faizini sabit bırakmasını bekliyor. Ekonomistlerin yıl sonu politika faizi beklentilerinin medyanı ise yüzde 36,25 oldu.
Dolar/TL, cuma günü alıcılı bir seyir izleyerek günü yüzde 0,4 artışla 30,8425’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,8630 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt dışında veri gündeminin sakin olduğunu, yurt içinde ise kısa vadeli dış borç ve iş gücü istatistiklerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.300 ve 9.500 seviyelerinin direnç, 9.200 ve 9.100 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, aralık ayı kısa vadeli borç istatistikleri
10.00 Türkiye, 4. çeyrek işgücü istatistikleri
]]>Dünya genelinde yapay zeka ile ilgili teknoloji şirketleri piyasaların yönü üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor.
Hafta boyunca piyasaların odak noktasında yer alan ABD’li çip üreticisi Nvidia’nın dün Google’ın üst kuruluşu Alphabet’in piyasa değerini geride bırakırken, ABD’li bilgi teknolojileri şirketi Super Micro Computer’a ilişkin değerlemelerin revize edilmesiyle şirketin hisse fiyatı son 5 işlem gününde yüzde 40’tan fazla değer kazandı.
Öte yandan, yapay zeka şirketlerinin uygulamaların yeni özelliklerini tanıtmaya devam etmesi, yatırımcıların odak noktasının teknoloji şirketleri üzerinde kalmasına yardımcı oluyor.
ABD’li teknoloji şirketi Microsoft’un gelecek iki yıl içinde Almanya’ya çoğunluğu yapay zeka alanında olmak üzere 3,2 milyar avroluk yatırım yapmayı planladığı bildirilirken, San Francisco merkezli teknoloji şirketi OpenAl da metin komutlarıyla gerçekçi ve yaratıcı sahneler oluşturabilen yapay zeka modeli Sora’yı tanıttı.
Bu hafta ABD enflasyonunun beklentileri aşmasının ardından ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz indirimine geç başlayabileceğine yönelik fiyatlamalar güç kazanırken, ülkede dün açıklanan perakende satışların öngörülerin altında kalması enflasyonun gelecek dönemde hız kaybedebileceğine yönelik tahminleri destekledi.
Buna göre, ABD’de perakende satışlar ocakta yüzde 0,8 azalışla beklentilerin altında kalarak geçen yıl mart ayından bu yana en sert aylık düşüşünü kaydetti.
Analistler, söz konusu verinin ekonomik aktivitedeki canlılığın azaldığına işaret edebileceğini belirterek, Fed’in para politikası seyrine ilişkin daha fazla ipucu için daha çok verinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Ayrıca, ABD’de dün sanayi üretimi ocakta aylık bazda artış öngörülerin aksine yüzde 0,1 gerilerken, Fed New York şubesinin açıkladığı imalat endeksi de şubatta eksi 2,4 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşmesine rağmen imalat sektöründe daralma yaşandığını gösterdi.
Philadelphia Fed İmalat Endeksi ise şubatta 5,2’ye çıkarak sektörde 5 aylık daralmanın ardından genişleme sinyali verdi.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı ise 10 Şubat ile biten haftada 212 bine gerileyerek beklentilerin altında gerçekleşti.
Analistler, ülkede açıklanan verilerin karışık sinyaller verdiğini dile getirerek, bugün açıklanacak olan Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) verilerinin Fed’in önümüzdeki dönemde atacağı adımlara ilişkin sinyaller verebileceğini belirtti.
Öte yandan, Fed bankaların ciddi resesyonda bile hanehalkları ve işletmelere borç verebilmelerini sağlamaya yardımcı olacak 2024 stres testi senaryolarını yayımladı.
Bankadan yapılan açıklamada, bu yıl 32 bankanın stres testine tabi tutulacağının bilgisi verilerek, bu bankaların ticari ve konut amaçlı gayrimenkul piyasalarının yanı sıra kurumsal borç piyasalarında artan stresle ciddi bir küresel resesyona karşı test edileceği aktarıldı.
Bu yılki senaryoda, ABD’de işsizlik oranının 6,5 puan artışla yüzde 10’luk zirveye ulaştığı belirtilen açıklamada, bu artışa ciddi piyasa oynaklığı, şirket tahvili marjlarında genişleme, konut fiyatlarında yüzde 36 ve ticari gayrimenkul fiyatlarında yüzde 40 düşüş dahil varlık fiyatlarında “çöküş”ün eşlik ettiği kaydedildi.
Söz konusu gelişmelerin ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,26’da bulunurken, dolar endeksi yüzde 0,1 artışla 104,4 seviyesinde seyrediyor.
Dün yüzde 0,7 artışla günü 2 bin 4 dolardan tamamlayan altının ons fiyatı, şu sıralarda önceki kapanışının hemen altında alıcı buluyor.
Dün yüzde 1,5 değer kazancıyla 82,4 dolardan günü tamamlayan Brent petrolün varil fiyatı, bugün önceki kapanışının yüzde 0,2 altında 82,2 dolardan işlem görüyor.
Dün New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,30, S&P 500 endeksi yüzde 0,58 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,91 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de alış ağırlıklı bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında da dün pozitif seyir hakim oldu.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde dün, Avro Bölgesi’nde enflasyonun hedefe doğru gerilediğini, ancak yüzde 2’lik hedefin yakalanmasından emin olmak için daha fazla veriye ihtiyaç duyduklarını söyledi.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, satın alma gücünün zayıflaması ve yüksek faiz oranlarının kredileri azaltmasıyla Avro Bölgesi’nde bu yılki ekonomik büyüme beklentisini yüzde 1,2’den yüzde 0,8’e indirdi.
AB, üye ülkelerde yenilenebilir hidrojen tedarikini artırmaya yönelik altyapı projelerine 6,9 milyar avroluk kamu desteği verilmesine onay verirken, Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Bankası, Avrupa Komisyonu ve Ukrayna hükümeti tarafından hazırlanan raporda, Ukrayna ekonomisinin savaşla geçen iki yılın ardından toparlanabilmesi için 486 milyar dolara ihtiyaç duyduğu bildirildi.
Öte yandan, dün açıklanan verilere göre ise İngiliz ekonomisi geçen yıl ekim-aralık döneminde yüzde 0,3 ile beklentinin üzerinde küçüldü ve son iki çeyrektir daralarak teknik resesyona girdi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,38, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,60, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,86 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,17 değer kazandı. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarına da pozitif seyir öne çıkarken, Japonya’da Nikkei 225 endeksinin 34 yılın zirvesine yakın seyretmesi dikkati çekiyor.
Japonya Merkez Bankası (BoJ) Başkanı Kazuo Ueda, iş gücü piyasasındaki sıkı duruşun devam ettiğini belirterek, şirketlerin artan maliyetlerinin fiyat artışlarına yansıyabileceğini söyledi.
Reel ücretlerin kademeli olarak pozitife dönmesini beklediklerini aktaran Ueda, “Ücretlerin 2025 mali yıl için enflasyon tahminimiz olan yüzde 1,8’den biraz daha fazla artmasını öngörüyoruz.” dedi.
Öte yandan, Çin piyasalarında bugün de yeni yıl tatili nedeniyle işlem gerçekleşmedi.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,1, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,2 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,4 artış kaydetti.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,87 değer kazancıyla 9.242,15 puandan tamamlayarak kapanış rekoru kırdı. Endeks gördüğü en yüksek seviyeyi de 9.282,89 puana taşıdı.
Dolar/TL, dün dalgalı bir seyir izleyerek günü yüzde 0,1 azalışla 30,7178’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,8130 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, dün Hazine ve Maliye Bakanlığı ev sahipliğinde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) organizasyonuyla düzenlenen Türkiye- Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu’nun gala yemeği Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi.
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Khalid Al-Falih, 2030 vizyonu çerçevesinde yatırımlar gerçekleştirebilmek için ciddi adımlar atacaklarını belirterek, “Uluslararası şirketlerle yaklaşık 1 trilyon 800 milyar dolarlık yatırım fırsatlarından bahsediyoruz. Umuyorum ki Türk firmaları bu yatırım alanlarından en çok istifade eden firmalar olur.” dedi.
Analistler, bugün yurt içinde yoğun veri gündemi, yurt dışında ise ABD’de ÜFE, inşaat izinleri ve Michigan tüketici güven endeksi verilerinin takip edileceğini ifade ederek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.300 ve 9.500 seviyelerinin direnç, 9.200 ve 9.000 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, şubat ayı TCMB’nin piyasa katılımcıları anketi
10.00 Türkiye, ocak ayı konut satış istatistikleri
10.00 Türkiye, aralık ayı özel sektörün yurt dışından sağladığı kredi borcu
16.30 ABD, ocak ayı ÜFE ile inşaat izinleri
18.00 ABD, şubat ayı Michigan üniversitesi tüketici güven endeksi
]]>Özellikle büyük platformlar, reklamcılık ve kişiselleştirilmiş içerik sunma amacıyla geniş kapsamlı veri toplama işlemleri gerçekleştiriyor.
Bu uygulamaların, kullanıcı gizliliği ve veri koruması konularında da sık sık eleştirildiğini görüyoruz.
Son yıllarda, özellikle Facebook kişisel verilerin kötüye kullanımı ve gizlilik ihlalleri nedeniyle ciddi eleştirilere maruz kaldı.
Hem Google Play Store’da hem de App Store’da verilerinizi toplayıp, çeşitli amaçlar için kullanan binlerce uygulama var.
Üstelik en çok veriyi, genellikle kullanıcıların en fazla kullandığı uygulamalar topluyor.
En çok ücretsiz uygulamalar veri topluyor
ücretsiz uygulamaların veri toplama olasılığı, ücretli uygulamalara göre 7 kat daha fazla.
Aynı zamanda popüler uygulamalar, pek fazla bilinmeyen uygulamalara göre 6 kat daha çok veri topluyor.

Hangi veriler toplanıyor
Şirketlerin toplayabileceği veri türleri; adınız, doğum tarihiniz ve e-posta adresiniz olabileceği gibi; evcil hayvanlarınız, hobileriniz, boyunuz, kilonuz ve hatta neler yapmaktan hoşlandığınız gibi daha detaylı da olabiliyor.
Platformlar, bu verileri çoğunlukla hedeflenen reklamcılık faaliyetleri için kullanıyor.
En fazla veri toplayan uygulamalar
Mesajlaşma ve görüntülü arama kategorisinde en fazla veriyi Facebook Messenger topluyor. Bu kategoride en az veri toplayan uygulama ise Cisco Webex Meetings.
Sosyal medya uygulamaları arasında da veri rekoru yine Facebook’a ait. Koronavirüs döneminin popüler sesli konuşma uygulaması Clubhouse ise en az veri toplayan sosyal medya uygulamalarından biri.
Ödeme yöntemleri arasında en fazla veriyi PayPal topluyor. En az veri ise MoneyGram’da depolanıyor.
Video izleme siteleri arasında en fazla veri, Google’ın popüler uygulaması YouTube’da toplanıyor.
İnternetten alışverişte Amazon en çok veriyi depolarken, Etsy listenin sonunda yer alıyor.

iOS’ta en çok veriyi YouTube ve TikTok topluyor
iOS’ta yapılan araştırmaya göre 14 ağ bağlantısı ile YouTube ve TikTok, en çok kullanıcı verisi toplayan sosyal medya platformlarının başında geliyor.
YouTube, kullanıcıların çevrimiçi arama geçmişi ve konumu gibi kişisel verilerini izliyor ve bu verileri kişiselleştirilmiş reklamlar için kullanıyor.
TikTok ise çerezler yardımıyla kullanıcıların tarama geçmişleri hakkında bilgi topluyor ve bu bilgileri reklam şirketlerine gönderiyor.
TikTok, daha öncesinde de bazı kişisel kullanıcı bilgilerini Çin’de bulunan sunuculara ilettiği iddiaları nedeniyle tartışılmıştı.
Android’de zirvede Meta uygulamaları var
Incogni’nin bir araştırmasına göre, Android ekosisteminde en fazla veriyi Meta’ya bağlı Facebook, Messenger ve Instagram gibi uygulamalar topluyor.
Her ne kadar bu uygulamalar neredeyse tüm verileri toplasa da çok azını başkalarıyla paylaştıklarını söylüyorlar.

Nelere dikkat etmeniz gerekiyor
İndirmeden önce her uygulamanın topladığı bilgileri araştırın. App Store’da uygulamaya tıklayıp Uygulama Gizliliği bölümüne gidip Ayrıntıları Gör’e tıklamanız yeterli.
Android kullanıcıları uygulamayı Google Play Store’da bulabilir, üzerine tıklayıp Veri Güvenliği’ni seçebilir.
Bir uygulamayı yüklemeden veya güncellemeden önce uygulama izinlerini gözden geçirin. Bazı uygulamalar kameranıza, mikrofonunuza, konumunuza, kişilerinize veya diğer hassas verilerinize erişim isteyebilir. Gereksiz veya uygulamanın işlevselliğini ihlal ettiğini düşünüyorsanız bu izinleri reddetmeyi veya iptal etmeyi seçebilirsiniz.
Çevrimiçi gezinirken veya alışveriş yaparken VPN kullanın. VPN (sanal özel ağ), internet trafiğinizi şifreler ve IP adresinizi gizleyerek üçüncü taraf şirketlerin çevrimiçi etkinliğinizi izlemesini ve verilerinizi toplamasını zorlaştırır.
Önbelleğinizi ve çerezlerinizi düzenli olarak temizleyin. Önbellek ve çerezler, tarama geçmişiniz, tercihleriniz ve oturum açma ayrıntılarınız hakkında bilgi depolayan dosyalardır.
Ayrıca reklam verenler ve izleyiciler tarafından çevrimiçi davranışınızı izlemek ve sizi reklamlarla hedeflemek için de çerezleri kullanılabilirler. Önbelleğinizi ve çerezlerinizi tarayıcı ayarlarınızdan temizleyebilir veya bunları saklamayan özel bir tarama modunu kullanabilirsiniz.
Kişiselleştirilmiş reklamları ve veri paylaşımını devre dışı bırakın. Bazı uygulamalar ve web siteleri size kişiselleştirilmiş reklamları ve üçüncü taraf şirketlerle veri paylaşımını devre dışı bırakma seçeneği sunabilir.
Bu, sizi reklamlarla hedeflemek için toplanan ve kullanılan veri miktarını azaltabilir. Bu seçenekleri genellikle uygulama veya web sitesi ayarlarında, gizlilik politikasında veya hizmet koşullarında bulabilirsiniz.

Uygulamaların sizi takip etmesini nasıl engellersiniz
iPhone’larda istediğiniz zaman uygulamanın eylemlerinizi takip etmesine izin verebilir veya verdiğiniz izni geri alabilirsiniz.
Gizlilik ayarlarına giderek eylemlerinizi takip etmek isteyen uygulamaların listesini görebilirsiniz.
Ayarlar > Gizlilik ve Güvenlik > Takip Etme’ye gidin.
Belirli bir uygulama için takip iznini kapatmak veya açmak üzere dokunun. Dilerseniz bu özelliği tamamen kapatabilirsiniz.

Android telefonlarda ise uygulamalara verdiğiniz izinleri kapatabilirsiniz. Bunun için şu adımları izleyin:
Ayarlar uygulamasını açın. Uygulamalar’a dokunun.
Değiştirmek istediğiniz uygulamaya dokunun. Uygulamayı bulamıyorsanız Tüm uygulamaları göster’e dokunun.
Ardından uygulamanızı seçin. İzinler’e dokunun.
Uygulama için herhangi bir izni onayladıysanız veya reddettiyseniz burada görebilirsiniz.
Bir izin ayarını değiştirmek için izne dokunun, ardından İzin ver veya İzin verme’yi seçin.

Mikail BIYIKLI / İSTANBUL, FATİH’te işlettiği çay ocağında bıçaklanarak öldürülen sosyal medyada “Diyarbakırlı Ramazan Hoca” olarak tanınan Ramazan Pişkin ile ilgili ailenin avukatı basın açıklaması yaptı.Avukat Ebubekir Esad Baş, “Sosyal medyada dosyanın kapatılmaya çalışıldığı şeklindeki söylemler gerçek dışıdır. Birden fazla emniyet birimi dosyaya müdahil olmuş ve kendi veri tabanlarında dosyayı incelemeye almıştır. Failin, müvekkilin ve ihtiyaç görülen kişilerin telefon HTS kayıtları ve export verileri, banka hesap hareketliliği dahil birçok veri incelemeye alınmıştır” dedi.
Sosyal medyada “Diyarbakırlı Ramazan Hoca” olarak tanınan Ramazan Pişkin’in 31 Ocak’ta öldürülmesine ilişkin ailenin avukatı Ebubekir Esad Baş beraberinde avukat Sefa Yıldız Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda basın açıklaması yaptı. Avukat Baş ve Yıldız’a Hodri Meydan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasret Yıldırım ile sevenlerini temsilen Muhammet Karakuş da eşlik etti.
“GİZLİLİK KARARI MAKULDÜR”
Avukat Ebubekir Esad Baş, Diyarbakırlı Ramazan Hoca olarak bilinen Ramazan Pişkin’in kendisinin işlettiği “Diyarbakırlı Ramazan Hocanın Yeri” isimli çay ocağında saat 13.40 sularında bıçaklanarak öldürüldüğünü, belirterek “Eylemi gerçekleşirdikten sonra fail hızlı adımlarla olay yerinden uzaklaşmıştır. İki dakika içerisinde ses ve gürültüleri duyan esnaf ambulansı çağırmış, müvekkil yakın bölgede bulunan Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılmıştır. Tüm müdahalelere rağmen hastanede yaşamını yitiren müvekkil otopsi işlemleri neticesinde memleketi olan Diyarbakır’a gönderilerek Çiftehavuzlar Mezarlığı’na defnedilmiştir. Peşinen ifade edelim ki dosyada gizlilik kararı bulunmaktadır. Eylemin gerçekleşmesinde suça iştirak eden, yardım eden yahut azmettiren kişi veya grupların ortaya çıkarılması ve soruşturmanın amacının tehlikeye düşmemesi adına verilen bu gizlilik kararı makuldür; olması gereken bir karardır. Sosyal medyada dosyanın kapatılmaya çalışıldığı şeklindeki söylemler gerçek dışıdır. Birden fazla emniyet birimi dosyaya müdahil olmuş ve kendi veri tabanlarında dosyayı incelemeye almıştır. Failin, müvekkilin ve ihtiyaç görülen kişilerin telefon HTS kayıtları ve export verileri, banka hesap hareketliliği dahil birçok veri incelemeye alınmıştır” dedi.
“ALGI VE SPEKÜLASYON İÇERİKLİ PAYLAŞIMLARA İTİBAR EDİLMEMELİDİR”
Tartışma ve ayrışmaya sebep olabilecek komplo teorilerinin Ramazan Pişkin’in ailesine ve sevenlerine zarar verdiğini söyleyen avukat Baş, “En önemlisi de yanlış ve eksik bilgilerle hareket eden medya unsurlarının ülke huzuruna, İslami camianın kardeşlik hukukuna halel getirebileceğini ifade ediyoruz. Ramazan Pişkin dosyası üzerinden kirli hesaplar yapanlar, konuyu istismar edenler, Müslüman grupları karalamak ve aralarında huzursuzluk çıkarmak amacındadırlar. Algı ve spekülasyon içerikli paylaşımlara itibar edilmemelidir” diye konuştu.
“CUMARTESİ TAZİYESİ OLACAK”
Olayın failinin ağır şekilde uyuşturucu madde bağımlısı olduğu, akıl sağlığının yerinde olduğunun sabit olduğunu vurgulayan Baş, “Azmettirenlerin olup olmadığı, failin bu eylemi neden gerçekleştirdiği bilgisi şu aşamada tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu nedenlerle Ramazan Pişkin dosyasını yakın takibe aldığımızı kamuoyunun takdirlerine sunuyoruz. Burada Ramazan Pişkin’n sevenleriyle ve avukat Sefa Yıldız ile beraber yaptığımız basın açıklamasının kamuoyu nezdinde itibar göreceğini düşünüyorum. Türkiye’de bulunan birçok kesimin bu meseleyi tartışma konusu yapması, istismara varacak şekilde bilgi ve belge olmaksızın değerlendirmelerde bulunmasının şu aşamada doğru olmadığını değerlendiriyoruz. Ailesinin mağdur olmaması için bilgi alınacak mercii bellidir.” şeklinde konuştu. Avukat Ebubekir Esad Baş, “Cumartesi günü gün boyu Ramazan Pişkin’in kendi mekanında taziyesinin olacağını buradan halkımıza duyuruyoruz. Sevenlerinin ve ailesinin başısağolsun ” dedi.
]]>ABD ekonomisinin “yumuşak iniş” yapabileceği beklentisi pay piyasalarını yukarı yönlü desteklemeyi sürdürüyor.
New York borsasında S&P 500 ve Dow Jones endeksleri artan risk iştahıyla rekor kapanışlarını sürdürürken, Nasdaq endeksi de dün, son 2 yılın en yüksek kapanışını gerçekleştirdi.
Fed’in yarın politika faizini sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılırken, ilk faiz indirimine ne zaman başlayacağına ilişkin belirsizlikler varlığını koruyor.
Buna göre, para piyasalarındaki fiyatlamalarda bankanın martta yüzde 50 ihtimalle faiz indirimlerine başlayabileceği öngörülürken, martta da politika faizinin sabit bırakılması halinde mayıstaki toplantıda indirime gidileceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Analistler, bununla birlikte ülkede bugünden itibaren makroekonomik veri takviminin yoğunlaşacağını kaydederek, iş gücü piyasalarına yönelik verilerden alınacak sinyallerin de varlık fiyatları üzerinde etkili olmasının beklendiğini ifade etti.
Ülkede bilanço sezonunun da devam ettiğini hatırlatan analistler, bugün piyasa değeri yaklaşık 5 trilyon dolar olan Google’ın ana kuruluşu Alphabet ve Microsoft’un finansal sonuçlarını açıklamasının beklendiğini bildirdi.
Analistler, söz konusu şirket finansal sonuçlarından alınacak sinyallerin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini belirtti.
Tahvil piyasalarında dün alış ağırlıklı bir seyir izlenirken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi şu sıralarda yüzde 4,05 seviyesinde bulunuyor.
Dün gerileyen tahvil faizlerinden de destek alan altının ons fiyatı 2.033 dolarla son 15 günün en yüksek kapanışını gerçekleştirirken, yeni günde yatay bir seyir izliyor.
Brent petrolün varil fiyatı dün 3 günlük yükseliş eğilimini sonlandırırken, şu sıralarda 82,2 dolardan alıcı buluyor.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 1,12, S&P 500 endeksi yüzde 0,76 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,59 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne karışık seyirle başladı.
Avrupa borsalarında dün karışık bir seyir öne çıkarken, bugün bölge genelinde açıklanacak büyüme verileri yatırımcıların odağına yerleşti.
Analistler, Avrupa ve İngiltere merkez bankalarının güvercin adımlara ne zaman başlayacaklarına yönelik belirsizliklerin varlık fiyatları üzerinde etkili olduğunu kaydederek, bugünkü büyüme verilerinin bölge ekonomilerinin durumuna ilişkin sinyal verebileceğini ifade etti.
Almanya’nın geçen yılın son çeyreğinde yıllık yüzde 0,4 daraldığının öngörüldüğünü belirten analistler, Avro Bölgesi’nin yüzde 0,1’le sınırlı da olsa büyüdüğünün tahmin edildiğini bildirdi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,03, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,12 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,48 gerilerken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,09 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne yükselişle başladı.
Asya’da piyasalar Çinli gayrimenkul şirketi Evergrande’ye ilişkin haber akışıyla karışık bir seyir izliyor.
Evergrande’nin mahkeme kararıyla tasfiye edilmesi Asya’da risk iştahını olumsuz etkilerken, Çinli elektrikli otomobil üreticisi BYD’nin finansal sonuçlarının beklentileri karşılayamaması da satış baskısının derinleşmesine neden oldu.
Analistler, ülkede yüksek seyreden risk algısının tahvil talebinin artmasına sebep olduğunu kaydederek, Çin’in 10 yıllık tahvil faizinin 2022’den bu yana en düşük seviyeyi test ettiğini bildirdi.
Öte yandan, bugün Japonya’da açıklanan verilere göre işsizlik yüzde 2,4’e geriledi.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,2 yükselirken, Güney Kore’de Kospi endeksi yatay seyretti. Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,6 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,8 geriledi.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı seyrini üst üste dördüncü işlem gününe taşıyan Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,50 değer kazancıyla 8.471,70 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün yüzde 0,1 artışla 30,3463’ten günü tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,3600 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Türk lirası (TL) mevduata geçişin desteklenmesi amacıyla yeni bir adım attı. ?
Buna göre, kur koruması sağlanan hesaplar için zorunlu karşılık oranlarının 6 aya kadar olan vadelerde yüzde 30’dan yüzde 25’e indirilmesine, yabancı para cinsinden mevduat/katılım fonu (yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu ve kıymetli maden depo hesapları hariç) için tüm vadelerde TL cinsinden tesis edilen ilave zorunlu karşılık oranının yüzde 4’ten yüzde 8’e yükseltilmesine karar verildi.
Söz konusu düzenlemelerle TL mevduata geçişe yönelik adımlar güçlendirilirken, miktarsal sıkılaştırma sürecine devam edildiği belirtildi.
Analistler, bugün yurt içinde ekonomik güven endeksi, yurt dışında ise Avro Bölgesi ve Almanya’da büyüme ile ABD’de JOLTS açık iş sayısı başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.500 ve 8.700 seviyelerinin direnç, 8.250 ve 8.100 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, ocak ayı ekonomik güven endeksi
12.00 Almanya, 4. çeyrek GSYH
13.00 Avro Bölgesi, 4. çeyrek GSYH
13.00 Avro Bölgesi, ocak ayı tüketici güven endeksi
17.00 ABD, kasım ayı konut fiyat endeksi
18.00 ABD, aralık ayı JOLTS açık iş sayısı
18.00 ABD, ocak ayı CB tüketici güven endeksi
]]>Dün, dünya genelinde açıklanan imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri üretim tarafında çarkların yavaş yavaş dönmeye devam ettiğini gösterdi.
ABD’de imalat sanayi PMI ocakta 50,3’le son 15 ayın en yükseğine çıkarak beklentileri aşarken, söz konusu veri imalat sanayisinde yeniden genişleme bölgesine girildiğine işaret etti.
Bu durum ülkede ekonomik aktivitenin güçlü kalmaya devam ettiği şeklinde yorumlanırken, ABD Merkez Bankasının (Fed) martta faiz indirimlerine gidebileceği ihtimali zayıflamayı sürdürdü.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in gelecek hafta politika faizini sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılırken, martta da yüzde 57 ihtimalle yüzde 5,25-5,50 seviyesinde tutulacağı öngörülüyor.
Öte yandan, ekonomideki “yumuşak iniş” ihtimali S&P 500 endeksini desteklemeye devam ederken, dün yükselişini üst üste altıncı iş gününe taşıyan endeks, kapanış rekorunu da 4.868,55 puana yükseltti.
Microsoft’un hisseleri gün içinde yüzde 1’in üzerinde artarak 405,63 dolara kadar çıkarken, şirketin piyasa değeri ilk kez 3 trilyon doları aştı.
Bugün ABD’de açıklanacak büyüme ve kişisel tüketim harcamaları verileri ise yatırımcıların odağına yerleşen bir başka önemli veri seti olarak dikkati çekerken, bu verilerden alınacak sinyallerin varlık fiyatlarında oynaklığı artırması bekleniyor.
ABD ekonomisinin geçen yılın son çeyreğinde yüzde 2 büyüdüğü tahmin edilirken, kişisel tüketim harcamalarındaki artışın da yüzde 3,1’den yüzde 2,5’e indiği öngörülüyor.
Analistler, kişisel tüketim harcamalarına ilişkin verilerin Fed’in para politikası kararlarında önemli yer tuttuğunu belirterek, piyasa tahminlerinden olası sapmaların fiyatlamalar üzerinde etkili olabileceğini ifade etti.
Bununla birlikte, martta Fed’in politika faizini sabit bırakabileceği ihtimalinin güçlenmesi tahvil piyasalarındaki satış baskısını desteklemeyi sürdürürken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,16 seviyesinde bulunuyor.
Emtia tarafında da benzer bir seyir öne çıkarken, merkez bankalarının güvercin adımlarının gecikebileceği endişesi altının ons fiyatını baskılıyor. Dün altının ons fiyatı yüzde 0,8 değer kaybıyla 2.012 dolardan günü tamamlarken, yeni günde dünkü kapanışın hemen üzerinde 2.014 dolardan alıcı buluyor.
Brent petrolün varil fiyatı ise 80 dolar seviyesinde bulunuyor.
Öte yandan, dün Kanada Merkez Bankası politika faizini yüzde 5’te sabit bırakırken, bankadan yapılan açıklamada net bir şekilde faiz artışlarının sona erdiği sinyali verildi.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,36 ve S&P 500 endeksi yüzde 0,08 değer kazanırken, Dow Jones endeksi yüzde 0,26 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne pozitif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında dün alış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) bugün açıklayacağı para politikası kararları yatırımcıların odağında bulunuyor.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda ECB’nin politika faizlerini sabit tutacağına kesin gözüyle bakılırken, ECB Başkanı Christine Lagarde’ın yapacağı sözle yönlendirmelerin varlık fiyatlarında oynaklığı artırması bekleniyor.
Analistler, ECB’nin ilk faiz indirimine yüzde 64 ihtimalle nisanda başlayabileceğinin öngörüldüğünü ancak söz konusu tahminlerin günden güne hazirana kaydığını belirterek, Lagarde’ın açıklamalarının piyasalardaki fiyatlamaları netleştirebileceğini bildirdi.
Dün bölge genelinde açıklanan imalat sanayi PMI verilerinin toparlanmaya işaret ettiğini ancak hala daralmanın sürdüğünü aktaran analistler, makroekonomik verilerden alınacak sinyallerin takip edilmeye devam edileceğini bildirdi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,56, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,91, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 1,58 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,87 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise negatif bir seyirle başladı.
Asya’da piyasalar Çin Merkez Bankası (PBoC) Başkanı Pan Gongşıng’ın açıklamalarının ardından pozitif seyrediyor.
Pan, dün, banka ve kredi kuruluşları için zorunlu karşılık oranının 5 Şubat’tan itibaren 50 baz puan azaltılacağını belirterek, piyasaya yeterli nakit sağlanmasının amaçlandığı kararın, 1 trilyon yuan (yaklaşık 140 milyar dolar) nakit varlığı serbest bırakmasının beklendiğini bildirdi.
Söz konusu açıklamalarla birlikte dün Hong Kong’da Hang Seng endeksinde yükseliş yüzde 3,56’ya ulaşırken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1,8 değer kazandı.
Analistler, ülkede bir süredir ekonomik aktiviteye ilişkin endişelerin varlık fiyatları üzerinde etkili olduğunu belirterek, söz konusu adımın ülkedeki deflasyonist baskıyı azaltabileceğini ve risk iştahını beslediğini ifade etti.
Söz konusu alış ağırlıklı seyir bugün de piyasalar üzerinde etkili olurken, kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,7 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 2,4 artış kaydetti. Güney Kore’de Kospi endeksi ise yüzde 0,1 geriledi.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,77 değer kazancıyla 8.090,90 puandan tamamlarken, bugün TCMB’nin açıklayacağı para politikası kararları yatırımcıların odağında bulunuyor.
Analistler, faiz kararıyla birlikte politika metninden alınacak sinyallerin yurt içi piyasalarda oynaklığı artırabileceğini kaydederek, piyasalarda bankanın bir süredir devam eden şahin adımlarının bu toplantıyla birlikte sona ereceği öngörülerinin hakim olduğunu ifade etti.
AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistler, TCMB’nin politika faizini 250 baz puan artırarak yüzde 45’e çıkaracağını tahmin ediyor.
Dolar/TL, dün yatay bir seyir izleyerek 30,2382’den günü tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,2630 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, dün açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Akla ziyan dedikodularla ekonomide bin bir güçlükle temin ettiğimiz güven ve istikrar iklimini bozacak kampanyalar başlatıyorlar. Dedikodular üzerinden bir bardak suda fırtına koparmaya çalışan fitne tüccarlarını kesinlikle umursamıyoruz.” ifadelerini kullandı.
ABD Başkanı Joe Biden ise Kongre’ye bir mektup yollayarak, İsveç’in NATO’ya üyeliğiyle ilgili Türkiye’deki süreç tamamlanır tamamlanmaz Türkiye’ye F-16 savaş uçaklarının satışına ilişkin resmi bildirimi Kongre’ye göndereceğini bildirdi.
Analistler, bugün yurt içinde TCMB’nin faiz kararının yanı sıra para ve banka istatistikleri, yurt dışında ise ECB’nin faiz kararı ve ECB Başkanı Lagarde’ın açıklamaları ile ABD’de büyüme başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.100 ve 8.250 seviyelerinin direnç, 8.060 ve 7.980 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, ocak ayı reel kesim güven endeksi ve kapasite kullanım oranı
12.00 Almanya, ocak ayı Ifo iş dünyası güven endeksi
14.00 Türkiye, TCMB’nin faiz kararı
14.30 Türkiye, haftalık para ve banka istatistikleri
16.15 Avro Bölgesi, ECB’nin faiz kararı
16.30 ABD, 4. çeyrek GSYH
16.30 ABD, haftalık işsizlik maaşı başvuruları
16.45 Avro Bölgesi, ECB Başkanı Lagarde’ın konuşması
]]>KAYSERİ’de para karşılığı anlaştığı iddia edilen kadınları falakaya yatırıp, görüntü çeken kargocu Erkan T.’ ye (35) istinaf mahkemesince ‘fazla ceza’ verildiği gerekçesiyle yeniden yargılandığı davada ‘müstehcenlik’ suçundan 1 yıl 6 ay 22 güne düşürülen hapis cezası kararına avukatı itiraz etti. Avukat Ahmet Bozkurt, dilekçesinde, söz konusu delillerin hukuka aykırı olduğunu ve davanın zaman aşımına uğradığını öne sürerek, müvekkiline ceza verilmemesi gerektiğini belirtti.
Melikgazi ilçesinde kargo şirketinde çalışan, evli ve 2 çocuk babası Erkan T.’nin, maddi durumu iyi olmayan kadınları evine çağırıp, gözlerine uyku bandı takarak, ayaklarını kelepçe ve eşarp ile bağlayıp, falakaya yatırdığı iddia edildi. Erkan T.’nin, falakaya yatırdığı kadınlardan ‘güzel’ dediklerine 500 TL, ‘çirkin’ dediklerine 250 TL ödeme yaptığı öne sürüldü. Erkan T., falaka görüntülerini de kayıt altına aldı. Erkan T., başka kadınlara da çektiği videoları gönderdi. Benzer teklifte bulunduğu N.K. isimli kadının savcılığa suç duyurusu sonrası Erkan T. gözaltına alınıp, adli kontrol kararı ile serbest bırakıldı.
KAMU DAVASINDAN BERAAT
Erkan T. hakkında eşi H.T.’ye eylemleri nedeniyle ‘eşe karşı eziyet çektirme’ suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar, ‘müstehcenlik’ suçundan da 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle Kayseri 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açıldı. Davanın geçen yıl nisan ayında görülen 3’üncü duruşmasına sanık Erkan T., ‘müstehcenlik’ suçundan ‘iyi hal’ indirimi uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı, ‘eşe karşı eziyet’ suçundan ise delil yetersizliğinden beraat etti.
İSTİNAF BOZMA KARARI VERDİ
Sanık Erkan T.’nin avukatı Ahmet Bozkurt, karara itiraz ederek, dosyayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıdı. Avukat Bozkurt itiraz dilekçesinde, söz konusu delillerin hukuka aykırı olduğunu ve davanın zaman aşımına uğradığını öne sürerek, müvekkilinin anayasal haklarının zedelendiği gerekçesiyle ceza verilmemesi gerektiğini belirtti.
Dosyanın geldiği Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7’nci Ceza Dairesi, yaptığı inceleme sonrası sanığa verilen cezanın hukuka aykırı şekilde verildiğini belirterek, bozma kararı verdi. Ceza Dairesi, sanığa verilen cezada, ilgili kanun maddelerindeki alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılmasının gerektiği ve bu kapsamda alt sınırdan makul oranda uzaklaşılması yerine soyut ve yetersiz gerekçeyle ve fiil ile orantılı olmayacak biçimde fazla ceza tayin edildiğini belirtti. Ceza Dairesi, dosyayı yeniden yargılama yapılması için tekrar yerel mahkemeye gönderdi.
CEZASI 1,5 YILA İNDİ
Bozma kararı sonrası Kayseri 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılaması yapılan Erkan T. duruşmaya katılmazken, avukatı Bozkurt salonda hazır bulundu. Bozma kararına aleyhlerine olan hususları kabul etmediklerini belirten Avukat Bozkurt, “Suçun yasal unsurlarının oluşmadığı kanaatindeyiz. Müvekkilin bu videoları, kendi telefonunda taşıdığına dair dosyada veri yoktur. Bu nedenle bu suçtan beraatini istiyoruz” dedi. Mahkeme hakimi, Erkan T.’yi, ‘müstehcenlik’ suçundan ‘iyi hal’ indirimi de uygulanarak 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırdı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.
‘ZORLA DEĞİL RIZAYLA’
Söz konusu videolarda zorlama olmadığını söyleyen Erkan T., ilk duruşmada verdiği ifadesinde, “Eşimin rızası ile oldu. Bir kez de ismini H., olarak bildiğim bir kadın ile rızası dahilinde bir video çektim. Kimseye benzer bir uygulama yapmadım. Kimseyi zorlamadım. Bu videoyu bir yerde paylaşmadım. Çünkü bu tarz videonun yasak olduğunu öğrendim. Videoların daha sonra nasıl yayıldığını bilmiyorum. Bu videolar emniyet tarafından sızdırılmış olabilir. Hiçbir yerde paylaşmadım. Cep telefonumda tespit edilen videolar, bu tarz internet sitelerinden aldığım videolardır. Bu tarz videoları yüklerken kadınların çıplak ya da giyinik olduklarına bakmadım. Bu durum beni ilgilendirmiyordu. Bu videoları örnek olsun diye yükledim, ardından sildim. N. isimli kadına bu tarz videolar çekip, paylaşmak istediğimi söylemiştim. O da kendisinin de merak ettiğini söylemişti. Daha sonra N. ile bu tarz paylaşım yaparak para kazanacağımızı düşündüm” demişti.
‘FANTEZİ AMACIYLA 1 KEZ YAPTIK’
Eşinden şikayetçi olmadığını söyleyen H.K. ise şunları anlatmıştı:
“Bana karşı zorla bir eylemi olmadı. Bir video izletti ve bu şekilde video çekme teklifinde bulundu. İlk başta bu teklifi kabul etmedim. Fakat daha sonra kendi rızam ile bu teklifi kabul ettim. Değişiklik amacıyla bir kez yaptık. Amacımız fantezi yapmaktı. Falakaya yatırdı, ayaklarımı bağladı. Sadece acı çekiyor gibi yaptım. Kesinlikle acı çekmedim. Acı çeksem söylerdim. Şu anda salonda basın mensupları olduğu için rahat konuşamıyorum. Ama söylemek istemediğim cinsel arzular da vardı. Benim yanımda herhangi başka bir kadına, eşim benzer bir uygulama yapmadı. Yayınlayıp, para kazanmaktan bahsetmedi. Şikayetçi değilim.”
KARARA İTİRAZ
Erkan T.’nin avukatı Ahmet Bozkurt, karara itiraz edip, dosyayı nöbetçi ağır ceza mahkemesine taşıdı. Bozkurt, itiraz dilekçesinde, söz konusu delillerin hukuka aykırı elde edildiğini ve davanın zaman aşımına uğradığını öne sürüp, müvekkilinin anayasal haklarının zedelendiği gerekçesiyle ceza verilmemesi gerektiğini belirtti. Kayseri 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi Avukat Bozkurt’un itirazını değerlendirerek, dosyada inceleme yapacak.
]]>Dünya genelinde önemli merkez bankalarının güvercin adımlarına, piyasa beklentilerinden daha geç başlayacağına yönelik öngörüler güç kazanmaya devam ederken, dün açıklanan Fed’in “Bej Kitap” raporunda da ülkede ekonomik aktivitenin kasımdan bu yana “çok az” değişiklik gösterdiğine ilişkin değerlendirmeler yer aldı.
Yılın ilk günlerinden bu yana Fed’in martta faiz indirim döngüsünü başlatacağına dair tahminler, ülke de açıklanan verilerin ABD ekonomisinde güçlü duruşa işaret etmesi ve Fed yetkililerinin söz konusu faiz indirimi için henüz erken olduğuna yönelik sözle yönlendirmelerinin de etkisiyle zayıflamaya devam ediyor.
Para piyasalarında, bankanın martta faiz indireceğine ilişkin öngörüler yılın başında yüzde 85 ihtimalle fiyatlanırken, dün güçlü gelen perakende satış verilerinin ardından yüzde 60’a kadar geriledi.
ABD’de perakende satışlar, geçen yılın aralık ayında yüzde 0,6 ve aynı dönemde sanayi üretimi yüzde 0,1 artışla beklentileri aşarken, Bej Kitap raporunda da artan tüketici harcamalarının son haftalarda ekonomiyi desteklemeye yardımcı olduğu aktarıldı.
Analistler, yılbaşından bu yana ABD’de açıklanan verilerin enflasyonu destekler nitelikte olduğunu anımsatarak, bu durumun Fed’in faiz indirimleri konusunda aceleci olmayacağına işaret ettiğini dile getirdi.
Söz konusu gelişmelerin ardından tahvil piyasalarında satış baskısı güçlenirken, ABD 10 yıllık tahvil faizi, 8 baz puan artışla yüzde 4,13’e çıkarak yaklaşık son bir ayın en yüksek seviyesini test etmesinin ardından günü yüzde 4,10’dan tamamladı. Şu sıralarda ise yatay bir seyir izliyor.
Fed’in faiz indirimlerine öngörülenden daha geç başlayabileceğine yönelik artan endişeler, doların diğer önemli para birimleri karşısında değer kazanmasında da etkili oldu.
Dolar endeksi, 103,7 ile 13 Aralık’tan bu yana en yüksek seviyesini test etmesinden sonra günü yüzde 0,1 artışla 103,5’ten kapattı. Şu dakikalarda ise önceki kapanışının yüzde 0,2 altında 103,3 seviyesinde bulunuyor.
Dün yüzde 1,1 düşüşle 2 bin 6 dolardan günü tamamlayan altının ons fiyatı, bugün önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 2 bin 8 dolardan alıcı buluyor.
Dün, New York borsasında bu gelişmelerle negatif bir seyir izlenirken, S&P 500 yüzde 0,56, Nasdaq endeksi yüzde 0,59 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,25 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında dün negatif seyir hakim olurken, bugün Avrupa Merkez Bankasının (ECB) son toplantısına ilişkin tutanaklar ve ECB Başkanı Christine Lagarde’ın yapacağı açıklamalar yatırımcıların odağına yerleşti.
Dün açıklamalarda bulunan Lagarde, enflasyonda yüzde 2 hedefine ulaşmada doğru yolda olduklarını ancak henüz zafer ilan edilemeyeceğini ifade ederek, “Faizi bu yaz indirebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Bölge genelinde dün açıklanan enflasyon verilerine göre, Avro Bölgesi’nde Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) 2023’ün aralık ayında yıllık yüzde 2,9 ile beklentiler doğrultusunda artarken, İngiltere’de ise yüzde 4 artışla beklentileri aştı.
Para piyasalarında, enflasyon verileri sonrası ECB’nin ilk faiz indirimine nisanda gidebileceği beklentisi nispeten zayıflasa da güçlü duruşunu korurken, İngiltere Merkez Bankasının (BoE) ise faiz indirimlerine haziranda başlayacağı fiyatlanıyor. Söz konusu verilerin öncesinde, BoE’nin mayısta faiz indirim döngüsünü başlatacağı öngörülüyordu.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,48, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1,07 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,84 değer kaybederken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,79 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında ise karışık seyir öne çıktı.
Dün, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin’in yıllık bazda yüzde 5,2 ile beklentilerin altında büyümesinin yanı sıra Çin hükümetinin ekonomik aktiviteyi canlandırmak için büyük teşviklerden kaçınabileceğine yönelik haber akışı da risk iştahını törpüleyen etken olarak öne çıkıyor.
Söz konusu gelişmelerin ardından Çin’de Şanghay bileşik endeksi Nisan 2020’den bu yana en düşük seviyesine geriledi.
Bugün Japonya’da açıklanan verilere göre, kasımda sanayi üretimi aylık yüzde 0,9 azalırken, aynı dönemde kapasite kullanım oranı da yüzde 0,3’e geriledi.
Dün yüzde 0,6 artışla günü 148,2 seviyesinden tamamlayarak 30 Kasım 2023’ten bu yana en yüksek günlük kapanışını gerçekleştiren dolar/yen paritesi, şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 0,1 altında 148’de bulunuyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1,7, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,1 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,1 azalış kaydetti.
Yurt içinde dün dalgalı ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,10 değer kaybıyla 8.024,37 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 30,1316’dan günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,1440 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, dün Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notu görünümünü yükseltmesinin ardından 17 Türk bankasının kredi notu görünümlerini de “durağan”dan “pozitif”e çevirdi.
Analistler, bugün yurt içinde kısa vadeli borç stoku ile haftalık para ve banka istatistikleri, yurt dışında ise ECB Başkanı Lagarde’ın konuşmasının yanı sıra dünya genelinde yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.000 ve 7.900 seviyelerinin destek, 8.150 ve 8.200 puanın direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, kasım ayı kısa vadeli dış borç stoku
12.00 Avro Bölgesi, kasım ayı ödemeler dengesi
14.30 Türkiye, haftalık para ve banka istatistikleri
15.30 Avro Bölgesi, ECB’nin toplantı tutanakları
16.30 ABD, haftalık işsizlik maaşı başvuruları
16.30 ABD, aralık ayı inşaat izinleri
16.30 ABD, ocak ayı Philadelphia Fed imalat endeksi
18.15 Avro Bölgesi, ECB Başkanı Lagarde’ın konuşması
]]>İZMİR Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Deprem Araştırma ve Uygulama Merkez (DAUM) Müdürü Doç. Dr. Ökmen Sümer, İzmir iç ve dış körfezindeki tüm kıyıların ve koyun geometrisini çıkartıp, depremlerin tsunami etkilerini araştırdıklarını belirtip, sonunda oluşturulacak tsunami baskın haritalarıyla, risklerin azaltılmasına imkan sağlanacağını söyledi. Doç. Dr. Sümer, “Bu proje bittikten sonra o alanların hangisinin riskli olup olmadığı ortaya çıkacak. Belki de o alanlardan bazılarını toplanma merkezleri arasından da çıkartmak zorunda kalacağız” dedi.
DEÜ DAUM tarafından Ege Denizi Seferihisar açıklarında 30 Ekim 2020’de meydana gelen depremin ardından İzmir körfezindeki tüm kıyıların ve koyun geometrisi çıkartılıp, deprem kaynaklı tsunami risklerini araştırılması için harekete geçildi. Bu kapsamda iç körfezdeki çalışmalara 1 yıl önce başlandı.
Söz konusu araştırmayla ilgili bilgi veren DEÜ Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve DAUM Müdürü Doç. Dr. Ökmen Sümer, İzmir Körfezi’nde bir fayın kırılması halinde nasıl bir etki yaratılacağı konusunda bir proje yürüttüklerini kaydetti. 2017’de Bodrum’da ardından 2020’deki depremden sonra meydana gelen tsunaminin Doğu Ege sahillerinde karşılaşılan en büyük tsunamilerden biri olduğunu belirten Doç. Dr. Sümer, “2020 depreminin fayı aynı alanda tekrar tsunami oluşturamaz. Bu fay da Kuşadası Körfezi’ndeki en önemli tsunami kaynaklarından biriydi. Bu alandaki faylardan kaynaklı bir tsunaminin artık alanda yaşanmayacağını söyleyebilirim. Ancak Girit’in güneyindeki dalma-batma zonundaki faylar gibi dışardaki faylarda bir kırılma gerçekleşebilir. Bu da ayrı bir senaryodur” dedi.
‘TSUNAMİ KONUSUNDA UZMANLIĞI BULUNAN KURUMLAR ARASINA GİRDİK’
Tsunami gibi önemli bir konuda ciddi olarak çalışan Türkiye’de sadece Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nde bir grup olduğuna dikkati çeken Doç. Dr. Sümer, “2020’de Sisam depremi nedeniyle İzmir’in Kuşadası ve Sığacık körfezlerini etkileyen bir tsunami yaşadık. Bu tsunamiden sonra DEÜ olarak üzerimize düşen sorumluluk bilinciyle sahada incelemeler başlattık. Bu kazandığımız deneyim ve sonradan yürüttüğümüz bilimsel çalışmalar DEÜ olarak Türkiye’deki tsunami konusunda uzmanlığı bulunan kurumlar arasına girmemize imkan sağladı” diye konuştu.
’17 KOYDA 3 BİNE YAKIN ÖLÇÜM İSTASYONUNDA SAYISAL VERİ ELDE ETTİK’
Yaptıkları çalışmalarda 190 kilometrelik sahil şeridinde 18 alanda, 17 koyda 3 bine yakın ölçüm istasyonunda sayısal veri elde ettiklerini vurgulayan Doç. Dr. Sümer, “Depremin oluşturduğu tsunaminin kıyıya olan etkilerini anlayabilme fırsatı bulduk. Daha sonra, ‘İzmir Körfezi’nde bir tsunami yaşanırsa ne olur’ diye bir proje başlattık. Bunun için körfezin içindeki fayların doğru bir şekilde ortaya çıkartılması gerekiyor. Bu zamana kadar İzmir’in iç ve dış körfezinin tsunami riskiyle ilgili literatürde tek bir çalışma var. O da körfezin dışındaki fayların farklı kırılma senaryolarında tsunaminin körfez içindeki dalga/su yüksekliği ile ilgili bilgiler içeren bir bilimsel çalışma. Körfez içindeki faylar kırılırsa iç ve dış körfeze etkileri nasıl yansır bilinmiyordu” dedi.
‘TSUNAMİ BASKIN HARİTALARI OLUŞTURACAK’
Ege Bölgesi’nde karadaki fayların yakından bilindiğini ancak denizdekiler ile ilgili sınırlı sayıda çalışma yapıldığını anlatan Doç. Dr. Ökmen Sümer, şöyle konuştu:
“Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’ndeki akademisyenlerin 2010’dan beri oluşturduğu veri seti var. İç ve dış körfezin faylarını, onların topladığı verilerle daha iyi çizmeye çalışıyoruz. Amacımız, o faylardan oluşabilecek depremlerin büyüklüklerini ve atım miktarlarını daha iyi hesaplayabilmek. İzmir Fayı’nın batı bölümünün denize girdiği alan ile Uzunada ve Foça faylarını, önümüzdeki 2,5-3 ayda çizdikten sonra kırılma mekanizmasıyla ilişkili yarattıkları atımdan ne kadar yükseklikte bir dalgadan oluşan tsunami yaratabileceklerini hesaplamış olacağız. Bu dalganın kıyı şeritlerine etkisi, geliş açısı, koy alanlarının genişliği ve derinliği gibi parametreler önem taşıyacak. 1 metre yükseklikteki bir dalga, Sığacık’ta 400 metre içeri girdi ve bazı yerlerde 5 metreye yaklaşan tırmanma yükseklikleri yarattı, 1 insanımız hayatını kaybetti, çok fazla ekonomik zarar oluştu. Bunları daha önceden simüle ederek, tsunami baskın haritaları oluşturmak risklerin azaltılmasına da imkan verecek.”
‘TOPLANMA ALANLARININ GÜVENLİĞİ AÇISINDAN ÖNEMİ’
Oluşturulan tsunami baskın haritalarının İl Afet Risk Azaltma Planları’nda (İRAP) altlık veriler olarak kullanılabileceğini ifade eden Doç. Dr. Sümer, “Bir deprem olduğunda hangi kıyılarımızda ne kadar içeriye su girecek, ne kadar dalga tırmanma yüksekliği olacak ve ne kadar alanı etkileyecek, onu belirlemek oldukça önemli. Biliyorsunuz İzmir’de nüfusun kalabalık olduğu alanların önlerinde denize dolgu yapılan alanlar var. Depremlerde de o alanlar belki de insanların kaçacağı boşluk alanları oluşturuyor. Ama depremle gelen bir tsunamide kıyıda insanların kaçacağı alanlar riskli mi, bunları görmüş olacağız. Bu proje bittikten sonra o alanların hangisinin riskli olup olmadığı ortaya çıkacak. Belki de o alanlardan bazılarını toplanma merkezleri arasından da çıkartmak zorunda kalacağız. Deprem olduktan sonra insanlar geniş alanlara kaçacak. Bu alanların seçiminde farklı parametrelere göre de değerlendirme yapmamız gerekiyor. Bunlar için bilimsel veriyle ortaya konmuş sayısal sonuçlara ihtiyaç var” dedi.
Tsunami nedeniyle gemicilik faaliyetlerinin sürdürüldüğü limanlarda da hasar oluşabildiğinin altını çizen Dr. Sümer, bu hasarı önleyebilmek açısından hazırladıkları çalışmanın da önemli bir altlık oluşturabileceğini kaydetti.
‘MARİNA VE TEKNELERİN HASAR GÖRMEMESİ İÇİN ÖNLEMLER ALINMALI’
1980’li yıllardan 2000’li yıllara kadar İzmir Körfezi’nde sadece 2 adet fay belirleme çalışması yapıldığını fakat bunların günümüz bilimsel verileri anlamında çok kısıtlı olduğunu belirten Sümer, “2010’dan itibaren özellikle Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesindeki Türkiye’nin çok disiplinli bilimsel deniz araştırmalarının yapılabildiği ilk gemisi olan Koca Piri Reis Araştırma Gemisi ile Deniz Bilimleri Enstitüsü’ndeki akademisyenlerimiz inanılmaz bir veri seti topladı. Dünyanın belki de deniz sismiği anlamında en yoğun çalışılan yeri, İzmir Körfezi’dir. Bu veriyi toplamak 13 sene sürdü. Gemi giderken arkasından çektiği bilimsel aletlerle ses dalgaları göndererek suyun ve altındaki fayları ortaya çıkartan sismik yansıma yöntemi kullanılıyor. Bu data setini önümüzdeki periyotta birçok bilim insanı ile beraber değerlendireceğiz. Sonrasında özellikle körfez içindeki fayları daha hassas bir şekilde haritalayacağız, mekanizmalarını anlayacağız. Sonra bu fayların kırılmaları ile oluşabilecek tsunamiler üzerinden senaryolar oluşturacağız. Deprem olduktan sonra dalganın çekilmesi ve geri gelmesini düşündüğümüzde hem kıyının içindeki baskınlar önemli hem de nereye kadar geri çekileceği. Çünkü orada gemicilik faaliyetlerini sürdürdüğümüz limanlarımız var. Sığacık’ta 185 kilometrelik kıyı şeridinde 15-20 marina ve balıkçı barınağı çok büyük hasar gördü. Oradaki teknelerde de hasar meydana geldi. Bunların önlenebilmesi adına da bizim yaptığımız bilimsel çalışmaların çıktıları önemli hale geliyor” dedi.
‘VERİLER YÖNETİMLE PAYLAŞILIYOR’
Gülbahçe ve İzmir iç körfeziyle ilgili kısımdaki bilimsel verilerin üzerinde çalışmaya devam ettiklerini ancak Uzunada ve Foça fayı gibi fayların olduğu alandaki yorumlamaların daha önce sona erdiğini ve DEÜ akademisyenleri tarafından yayınlandığını kaydeden Doç. Dr. Sümer, önümüzdeki 6 aylık periyotta iç ve dış körfezdeki fay verilerini değerlendirerek tsunami risk eylem planı için altlık veri oluşturmaya başlayacaklarını aktardı. Doç. Dr. Sümer, “Deprem bilimciler elimizdeki verilerin hepsini yerel ve merkezi yönetimle paylaşıyoruz. Sisam-İzmir depremiyle ilgili çalışmamızı birçok bilimsel toplantıda sunduk, yayınladık. O verileri ve yeni bilimsel çalışmalarımızdan elde edeceklerimizi çok iyi anlamak, özellikle afet azaltma planları içerisinde mutlaka kullanmak gerekir. Bunlar toplantılarda da gündeme sıklıkla geliyor” diye konuştu.
]]>Dünya genelinde önemli merkez bankaların, şahin para politikalarının sonuna geldiğine dair beklentilerin güçlü kalmayı sürdürmesine karşın faiz indirimlerinin zamanına yönelik belirsizlik devam ederken, Yemen’deki İran destekli Husiler’in, Aden Körfezi’nde bir ABD gemisini seyir füzesiyle vurduklarını duyurması bölgede risk algısını artırdı.
Analistler, ABD pay piyasalarının bir günlük tatilin ardından bugün tekrar işleme açılacağını anımsatarak, Kızıldeniz’de yaşanan gelişmelerin yakından takip edileceğini dile getirdi.
Haftanın devamında Fed yetkililerinin sözle yönlendirmelerinin de yatırımcıların odağında olacağını aktaran analistler, banka yetkililerinin açıklamalarında Fed’in önümüzdeki süreçte atacağı adımlara ilişkin ipuçları aranacağını söyledi.
Öte yandan, para piyasalarında, ABD Merkez Bankasının (Fed) ocakta politika faizinde değişikliğe gitmeyeceğine kesin gözüyle bakılırken, bankanın mart toplantısında 25 baz puanlık faiz indirimine gitme ihtimali yüzde 70 ile fiyatlanıyor.
Söz konusu gelişmelerin ardından ABD 10 yıllık hazine tahvil faizi bugün yaklaşık 6 baz puanlık artışla yüzde 4,0 seviyesine çıkarken, dolar endeksi de yüzde 0,5 yükselişle 102,9’da seyrediyor.
Altının ons fiyatı ise üç günlük yükseliş serisinin ardından bugün yüzde 0,3 azalışla 2 bin 49 dolardan işlem görürken, artan jeopolitik risklere rağmen Brent petrolün varil fiyatı yüzde 0,1 azalışla 77,9 dolarda bulunuyor.
Dün tatil nedeniyle ABD borsalarında işlem gerçekleşmezken, bugün ülkede endeks vadeli kontratlar, yeni güne negatif bir seyirle başladı.
Avrupa’da dün negatif bir seyir öne çıkarken, bugün Almanya’da açıklanacak enflasyon verilerinden alınacak sinyaller yatırımcıların odağına yerleşti.
Enflasyon ve resesyon ikileminin devam ettiği Avrupa’da, bu hafta takip edilecek yoğun veri gündeminin Avrupa Merkez Bankasının (ECB) gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin belirsizlikleri azaltabileceği ifade ediliyor.
ECB üyesi Robert Holzmann, dün yaptığı açıklamada, devam eden enflasyon ve jeopolitik riskler göz önüne alındığında bu yılki faiz indirimlerinin garanti edilmediğini dile getirdi.
Para piyasalarında, ECB’nin ocak toplantısında faizleri sabit bırakacağına kesin gözüyle bakılırken, bankanın ilk faiz indirimini nisan toplantısında yapma ihtimali yüzde 80 ile fiyatlanıyor.
Düşüş eğilimini bugün üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan avro/dolar paritesi, önceki kapanışının yüzde 0,3 altında 1,0920 seviyesinde bulunuyor.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,39, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,72, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,49 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,47 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında da yeni günde negatif bir seyir öne çıkarken, son beş gündür yükseliş eğiliminde hareket eden Japon pay piyasalarında da kar satışlarının etkisini artırdığı görülüyor.
Analistler, Fed’in gelecek dönem politikalarına yönelik belirsizliklerle birlikte diğer para birimleri karşısında güçlenmeye devam eden doların risk iştahının törpülenmesinde önemli rol oynadığını dile getirdi.
Bugün Japonya’da açıklanan verilere göre, Japonya’da sermaye malları fiyat endeksi değişim göstermezken, Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) normalleşme adımlarına ne zaman başlayacağına ilişkin soru işaretleri de varlığını koruyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,7, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,6, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,9 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,8 geriledi.
Yurt içinde dün yükseliş eğilimini üst üste dördüncü işlem gününe taşıyan Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,72 değer kazancıyla 8.044,02 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün önceki kapanışının yüzde 0,1 altında 30,0809’dan günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,1020 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bankalar ile finansal kiralama, faktoring, finansman, tasarruf finansman ve varlık yönetim şirketlerinin 1 Ocak 2025’ten itibaren enflasyon muhasebesi uygulamasına geçeceğini duyurdu.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu yurt dışında ise İngiltere’de işsizlik oranı, Almanya’da enflasyon, Avro Bölgesi’nde ZEW ekonomik güven endeksi ve ABD’de New York Fed imalat endeksi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.060 ve 8.200 seviyelerinin direnç, 8.000 ve 7.900 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 İngiltere, kasım ayı işsizlik oranı
10.00 Almanya, aralık ayı TÜFE
13.00 Avro Bölgesi ve Almanya, ocak ayı ZEW ekonomik güven endeksi
16.30 ABD, ocak ayı New York Fed imalat endeksi
]]>Melikgazi ilçesinde kargo şirketinde çalışan, evli ve 2 çocuk babası Erkan T.’nin, maddi durumu iyi olmayan kadınları evine çağırıp, gözlerine uyku bandı takarak, ayaklarını kelepçe ve eşarp ile bağlayıp, falakaya yatırdığı iddia edildi. Erkan T.’nin, falakaya yatırdığı kadınlardan ‘güzel’ dediklerine 500 TL, ‘çirkin’ dediklerine 250 TL ödeme yaptığı öne sürüldü. Erkan T., falaka görüntülerini de kayıt altına aldı. Erkan T., başka kadınlara da çektiği videoları gönderdi. Benzer teklifte bulunduğu N.K. isimli kadının savcılığa suç duyurusu sonrası Erkan T. gözaltına alınıp, adli kontrol kararı ile serbest bırakıldı.
KAMU DAVASINDAN BERAAT
Erkan T. hakkında eşi H.T.’ye eylemleri nedeniyle ‘eşe karşı eziyet çektirme’ suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar, ‘müstehcenlik’ suçundan da 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle Kayseri 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açıldı. Davanın geçen yıl nisan ayında görülen 3’üncü duruşmasına sanık Erkan T., ‘müstehcenlik’ suçundan ‘iyi hal’ indirimi uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı, ‘eşe karşı eziyet’ suçundan ise delil yetersizliğinden beraat etti.
İSTİNAF BOZMA KARARI VERDİ
Sanık Erkan T.’nin avukatı Ahmet Bozkurt, karara itiraz ederek, dosyayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıdı. Avukat Bozkurt itiraz dilekçesinde, söz konusu delillerin hukuka aykırı olduğunu ve davanın zaman aşımına uğradığını öne sürerek, müvekkilinin anayasal haklarının zedelendiği gerekçesiyle ceza verilmemesi gerektiğini belirtti.
Dosyanın geldiği Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7’nci Ceza Dairesi, yaptığı inceleme sonrası sanığa verilen cezanın hukuka aykırı şekilde verildiğini belirterek, bozma kararı verdi. Ceza Dairesi, sanığa verilen cezada, ilgili kanun maddelerindeki alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılmasının gerektiği ve bu kapsamda alt sınırdan makul oranda uzaklaşılması yerine soyut ve yetersiz gerekçeyle ve fiil ile orantılı olmayacak biçimde fazla ceza tayin edildiğini belirtti. Ceza Dairesi, dosyayı yeniden yargılama yapılması için tekrar yerel mahkemeye gönderdi.
CEZASI 1,5 YILA İNDİ
Bozma kararı sonrası Kayseri 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılaması yapılan Erkan T. duruşmaya katılmazken, avukatı Bozkurt salonda hazır bulundu. Bozma kararına aleyhlerine olan hususları kabul etmediklerini belirten avukat Bozkurt, “Suçun yasal unsurlarının oluşmadığı kanaatindeyiz. Müvekkilin bu videoları, kendi telefonunda taşıdığına dair dosyada veri yoktur. Bu nedenle bu suçtan beraatini istiyoruz” dedi. Mahkeme hakimi, Erkan T.’yi, ‘müstehcenlik’ suçundan ‘iyi hal’ indirimi de uygulanarak 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırdı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.
‘ZORLA DEĞİL RIZAYLA’
Söz konusu videolarda zorlama olmadığını söyleyen Erkan T., ilk duruşmada verdiği ifadesinde, “Eşimin rızası ile oldu. Bir kez de ismini H. olarak bildiğim bir kadın ile rızası dahilinde bir video çektim. Kimseye benzer bir uygulama yapmadım. Kimseyi zorlamadım. Bu videoyu bir yerde paylaşmadım. Çünkü bu tarz videonun yasak olduğunu öğrendim. Videoların daha sonra nasıl yayıldığını bilmiyorum. Bu videolar emniyet tarafından sızdırılmış olabilir. Hiçbir yerde paylaşmadım. Cep telefonumda tespit edilen videolar, bu tarz internet sitelerinden aldığım videolardır. Bu tarz videoları yüklerken kadınların çıplak ya da giyinik olduklarına bakmadım. Bu durum beni ilgilendirmiyordu. Bu videoları örnek olsun diye yükledim, ardından sildim. N. isimli kadına bu tarz videolar çekip, paylaşmak istediğimi söylemiştim. O da kendisinin de merak ettiğini söylemişti. Daha sonra N. ile bu tarz paylaşım yaparak para kazanacağımızı düşündüm” demişti.
‘FANTEZİ AMACIYLA 1 KEZ YAPTIK’
Eşinden şikayetçi olmadığını söyleyen H.K. ise şunları anlatmıştı:
“Bana karşı zorla bir eylemi olmadı. Bir video izletti ve bu şekilde video çekme teklifinde bulundu. İlk başta bu teklifi kabul etmedim. Fakat daha sonra kendi rızam ile bu teklifi kabul ettim. Değişiklik amacıyla bir kez yaptık. Amacımız fantezi yapmaktı. Falakaya yatırdı, ayaklarımı bağladı. Sadece acı çekiyor gibi yaptım. Kesinlikle acı çekmedim. Acı çeksem söylerdim. Şu anda salonda basın mensupları olduğu için rahat konuşamıyorum. Ama söylemek istemediğim cinsel arzular da vardı. Benim yanımda herhangi başka bir kadına, eşim benzer bir uygulama yapmadı. Yayınlayıp, para kazanmaktan bahsetmedi. Şikayetçi değilim.”
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, 2022’den 2023 yılına kadar 2,5 milyondan fazla Dyson hava temizleyiciden alınan iç mekan hava kalitesi verileri incelendi.
Dünyanın dört bir yanındaki evlerde, MyDyson uygulamasına bağlı Dyson hava temizleyicilerden gelen yarım trilyondan fazla verinin baz alındığı incelemede, hava kirliliği; gaz, partikül ve kirleticilere ayrılarak, günler, aylar, mevsimler ve tüm yıl boyunca trendlerin profili çıkartıldı.
Açıklamada, araştırmaya ilişkin görüşlerine yer verilen Dyson Hava Temizleme Mühendislik Direktörü Matt Jennings, “Bağlantılı hava kalitesi verilerimiz, dünyanın dört bir yanındaki evlerde iç mekan hava kirliliğinin gerçek sorunlarını anlamamızı sağlıyor. Bu, bize Dyson hava temizleyicilerin kullanıldığı gerçek ortamlarda yaşanan kirlilik problemini doğrudan anlama ve problemin üstesinden gelmek için daha iyi teknolojiler tasarlama imkanı sunuyor.” ifadelerini kullandı.
Londra Üniversitesi Akademisi Yoğun Bakım Bölümü ve Dyson Bilimsel Danışma Kurulu Başkanı Profesör Hugh Montgomery de hava kirliliğinin açık havada yaşanan bir sorun olduğunun düşünüldüğünü belirterek, şu açıklamalarda bulundu:
“İç mekan hava kirliliği araştırmaları giderek artıyor ancak henüz yeterince gelişmedi. Dyson’ın araştırmasının sonuçları, dünya genelinde evlerdeki gerçek kirlilik seviyeleri hakkında değerli bir fikir vererek günlük, aylık ve mevsimsel kirlilik seviyelerini anlamamıza yardımcı oluyor. Dyson verileri inanılmaz derecede güçlü bir eğitim aracı ve olumlu etki yaratma noktasında sayısız fırsat sunuyor. Çevremizdeki kirliliği anlamak, kirliliğe maruz kalmamızı azaltmanın ilk adımıdır.”
İstanbul’da iç mekanlar, dışa göre daha kirli
Araştırmada, insan saçının 25’te biri kadar olan 2,5 mikron çapındaki partikülleri ifade eden “P.M2.5” değerleri incelendiğinde, çoğu ülkede iç mekan hava kirliliğinin dışarıya oranla daha yüksek olduğu ortaya çıktı.
Türkiye’de, genel olarak iç mekan hava kirliliği dıştan daha düşükken, İstanbul’da ise tersi bir durum görüldü. İstanbul, araştırmadaki şehirler arasında en yüksek P.M2.5 değerlerine sahip 10. şehir olarak sıralandı.
En yüksek kirlilik seviyeleri, kış aylarında görülüyor
Dyson hava temizleyici verileri, kış döneminin küresel olarak en kirli mevsim olduğunu gösterdi. Araştırmada yer alan tüm ülkeler, en kirli zamanlarını kış aylarında yaşadı.
Türkiye’de hava kirliliğinin en yüksek olduğu ay aralık iken, İstanbul’da şubat oldu. Megakentin yıllık ortalama PM2.5 seviyesinin, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yıllık maruziyet kılavuzunun 4 katı üstünde olduğu görüldü.
Ulusal ortalama verilerinde ise aralık ayında DSÖ kılavuzunun 5,5 katına ulaşıldı. İstanbul, iç mekan hava kalitesi verilerinde şubat ayında DSÖ maruziyet kılavuzunun 5 katına ulaşırken, aralık, ocak ve mart aylarının ortalaması da 5 kata yakın gerçekleşiyor.
Araştırmada, 2022 yılı verilerine küresel olarak bakıldığında, iç mekan değerlerinin, pek çok ülkede DSÖ ortalamasını aştığı belirlendi. Değerler, Hindistan’da 11; Çin’de 6; Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde 4; Güney Kore, Romanya, Meksika, Hong Kong, Suudi Arabistan ve İtalya’da 3 kat aşıldı.
Ülkelerin P.M2.5 değerleri yıllık olarak incelendiğinde ise Türkiye; Hindistan, Çin, BAE, Güney Kore, Romanya, Meksika, Hong Kong, Suudi Arabistan, İtalya, Polonya ile en yüksek değerlere sahip 11 ülke arasında 3. sırada konumlandı. Türkiye’nin, Avrupa ülkeleri arasında ise en yüksek P.M 2.5 değerine sahip ülke olduğu görüldü.
Dyson hava temizleyicilere göre, temizlik veya yemek pişirme gibi faaliyetlerin yanı sıra deodorant ve vücut spreyi, mum, mobilya ve döşeme gibi ürünlerden yayılabilen benzen ve formaldehit gibi gaz kirleticileri ifade eden “VOC” seviyesi en yüksek olan ülkelerin çoğu, Avrupa’da yer aldı. Yıllık VOC seviyeleri sıralamasında Avusturya listenin başında bulunurken, onu Romanya, Almanya, İsviçre, Polonya ve Türkiye takip etti.
Benzer şekilde, Avrupa şehirleri de diğer bölgelere kıyasla iç mekanlarda yüksek VOC seviyelerine maruz kaldı. Münih, en üst sırada bulunan şehir olurken, onu Pekin, Köln, Berlin ve Viyana izledi.
Akşam kirliliği, günün diğer saatlerinden daha yüksek
İncelenen 37 ülkeden 30’unda, iç mekan PM2.5 seviyeleri akşam ve gece saatlerinde en yüksek seviyeye ulaştı. Küresel olarak PM2.5 seviyelerinin en yoğun olduğu saatlerin çoğu coğrafyada 18.00 ile gece yarısı arasında yer aldığı görülürken, Güney Doğu Asya’da ( Tayland, Filipinler, Hindistan) saat 7.00 ile öğlen arasına denk geldi.
Bazı coğrafyalar, günün yüzde 50’sinden fazlasını, DSÖ’nün PM2.5 için tavsiye ettiği günlük maruziyet kılavuzunun üzerinde geçirdi. Bu ülkeler arasında Çin, Hindistan, Güney Kore, Meksika, BAE ve Türkiye de yer aldı.
]]>Veriler, MyDyson uygulamasına bağlı Dyson hava temizleyicilerden geliyor; veri hacmi yarım trilyon veri noktasını aşıyor ve iç mekan hava kirliliğinin anlaşılmasına ve farkındalık yaratılmasına yardımcı olmak için küresel olarak iç mekan hava kalitesinin kesin bir haritasını çıkarıyor. Bu proje, çok sayıda veriden yola çıkarak iki tür kirleticiye odaklanıyor: PM2.5 ve Uçucu Organik Bileşikler (VOC’ler). PM2.5, tipik bir insan saçının 1/25’i kadar olan 2,5 mikron çapındaki partikülleri ifade ediyor. Bu partiküller çıplak gözle görülemiyor ama solunabiliyor. Kaynaklar arasında; odun sobaları, gazlı pişirme ve ısıtma sistemleri, polenler, evcil hayvan tüyleri ve toz bulunuyor. VOC’ler ise, temizlik veya yemek pişirme gibi faaliyetlerin yanı sıra deodorant ve vücut spreyi, mum, mobilya ve döşeme gibi ürünlerden yayılabilen benzen ve formaldehit gibi gaz kirleticileri ifade ediyor.
İSTANBUL’DA İÇ MEKANLAR DIŞ MEKANLARA GÖRE DAHA KİRLİ
P.M2.5 değerleri incelendiğinde, çoğu ülkede iç mekan hava kirliliğinin dış mekan hava kirliliğinden daha yüksek olduğu görülüyor. Türkiye’de genel olarak iç mekan hava kirliliği dış mekan hava kirliliğinden daha düşükken, araştırma sonuçlarına göre İstanbul’da tam tersi bir durum söz konusu ve iç mekan havası dış mekan havasından daha kirli. İstanbul, araştırmadaki şehirler arasında en yüksek P.M2.5 değerlerine sahip 10’uncu şehir olarak sıralanıyor.
EN YÜKSEK KİRLİLİK SEVİYELERİ KIŞ AYLARINDA GÖRÜLÜYOR
Dyson hava temizleyici verileri, kış döneminin küresel olarak en kirli mevsim olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte araştırmada yer alan tüm ülkeler en kirli zamanlarını kış aylarında yaşıyor. Araştırmaya göre, Türkiye için hava kirliliğinin en yüksek olduğu ay aralık, İstanbul için şubat ayı. İstanbul’un yıllık ortalama PM2.5 seviyesinin DSÖ yıllık maruziyet kılavuzunun dört katı olduğu görülüyor. Ulusal ortalama veriler, aralık ayında DSÖ kılavuzunun 5,5 katına ulaşırken; İstanbul iç mekan hava kalitesi verilerinde şubat ayında DSÖ maruziyet kılavuzunun 5 katına ulaşıyor ve aralık, ocak ve mart aylarında neredeyse 5 katına ulaşıyor.
Hava temizleyicilerden 2022 yılı boyunca elde edilen verilere küresel olarak bakıldığında, ülkeler ortalama PM2.5 seviyelerine göre sıralandığında bazı şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkıyor. İncelenen tüm ülkelerde iç mekan PM2.5 yıllık ortalamalarına bakıldığında, DSÖ yıllık maruziyet kılavuzunun (5 µg/m3) pek çok ülke tarafından aşıldığı görülüyor. (Hindistan 11 kat, Çin 6 kat, Türkiye ve BAE 4 kat, Güney Kore, Romanya, Meksika, Hong Kong SAR ve İtalya ise 3 kat) Ülkelerin P.M 2.5 değerleri yıllık olarak incelendiğinde Türkiye; Hindistan, Çin, BAE, Güney Kore, Romanya, Meksika, Hong Kong SAR, İtalya, Polonya ile birlikte en yüksek değerlere sahip 10 ülke arasında yer alıyor ve dünyada 3. sırada konumlanıyor. Türkiye, aynı zamanda Avrupa ülkeleri arasında en yüksek P.M 2.5 değerine sahip ülke konumunda bulunuyor. Avrupa’da Türkiye’yi Romanya (6.), İtalya (9.) ve İspanya (14.) takip ediyor.
TÜRKİYE EN YÜKSEK VOC DEĞERLERİNE SAHİP ÜLKELER ARASINDA
PM2.5’in aksine, Dyson hava temizleyicilere göre yıllık VOC seviyeleri en yüksek olan ülkeler Avrupa ülkeleri olarak görülüyor. Avusturya listenin başında yer alırken onu Romanya, Almanya, İsviçre, Polonya ve Türkiye takip ediyor. İtalya 8. ve İrlanda 10. sırada yer alıyor. Ortalama yıllık PM2.5 için üst sıralarda yer alan Tayland, BAE, Tayvan, Malezya, Hong Kong SAR ve Güney Kore gibi birçok ülke, yıllık VOC seviyelerine bakıldığında listenin ilk yarısında yer almazken, ABD, Fransa, İspanya ve Danimarka daha üst sıralarda yer alıyor.
Benzer şekilde, Avrupa şehirleri de diğer bölgelere kıyasla iç mekanlarda yüksek VOC seviyelerine maruz kalıyor. Münih en üst sırada bulunan şehir olurken onu Pekin, Köln, Berlin ve Viyana takip ediyor. Sadece Pekin hem yıllık PM2.5 hem de VOC için ilk beş şehir arasında yer alırken, Delhi, İstanbul, Şangay ve Mexico City her iki kirletici türünün ortalama seviyesi için ilk onda yer alıyor. İç mekan VOC seviyeleri sıralamasına göre ilk 10 Avrupa ülkesi Avusturya, Romanya, Almanya, İsviçre, Polonya, Türkiye, Hindistan, İtalya, Çin ve İrlanda olarak ortaya çıkıyor.
AKŞAM KİRLİLİĞİ GÜNÜN DİĞER SAATLERİNDEN DAHA YÜKSEK
İncelenen 37 ülkeden 30’unda, iç mekan PM2.5 seviyeleri akşam ve gece saatlerinde en yüksek seviyeye ulaşırken; bu da insanların çoğunun işte, okulda veya başka bir yerde olmak yerine evlerinde geçirdikleri zamana denk geliyor. Bu nedenle, hava temizleyicilerden alınan veriler, bu daha uzun ve daha kirli dönemin evlerde PM2.5’e maruz kalmanın artmasına neden olabileceğini gösteriyor. Küresel olarak en yoğun saatler çoğu coğrafyada akşam 6 ile gece yarısı arasında yer alırken Güney Doğu Asya’da (Tayland, Filipinler, Hindistan) en kirli saatler sabah 7 ile öğlen arasına denk geliyor. Güney Kore ve Meksika, sırasıyla gece yarısı ile sabah 7 ve sabah 9 ile öğleden sonra 3 arasında en yüksek kirlilik seviyelerinin görüldüğü diğer iki önemli istisna oluyor.
Tipik 24 saatlik dönemde, bazı coğrafyalar günün yüzde 50’sinden fazlasını Dünya Sağlık Örgütü’nün PM2.5 için tavsiye ettiği günlük maruziyet kılavuzunun (15 µg/m3) üzerinde geçiriyor. Bu ülkeler arasında Çin, Hindistan, Güney Kore, Meksika, BAE ve Türkiye bulunuyor. Şangay, Pekin, Shenzhen, Delhi, Mumbai, Viyana, Mexico City, Dubai ve İstanbul’daki evlerin tümü de 2022 yılı boyunca 24 saatlik sürenin yüzde 50’sinden fazlasını DSÖ kılavuzlarının üzerinde geçiriyor. Berlin, Roma, Milano, Madrid ve Polonya ve Romanya’daki ulusal ortalamanın tamamı, bir günün bir kısmını günlük PM2.5 maruziyeti için DSÖ kılavuzlarını aşarak geçirdiğini gösteriyor.
OTOMATİK MODUN KÜRESEL OLARAK DÜŞÜK KULLANIMI
Küresel olarak, hava temizleyicilerinin sadece yüzde 8’i zamanın dörtte üçünden fazlasını otomatik modda (makinenin hava kalitesini sürekli olarak izlediği ve değişen kirlilik seviyelerine otomatik olarak yanıt verdiği mod) geçiriyor. ABD, otomatik moddaki temizleyicilerin oranında (yüzde 14) başı çekerken, Şikago şehir listesinin başında yer alıyor ve onu New York, Toronto ve Los Angeles takip ediyor. Türkiye’deki kullanıcılar hava temizleyici cihazları çoğunlukla manuel modda kullanmayı tercih ederken, otomatik modda kullananların oranının oldukça düşük olduğu gözleniyor.
Dyson Hava Temizleme Mühendislik Direktörü Matt Jennings, “Bağlantılı hava kalitesi verilerimiz, dünyanın dört bir yanındaki evlerde iç mekan hava kirliliğinin gerçek sorunlarını anlamamızı sağlıyor. Bu bize Dyson hava temizleyicilerin kullanıldığı gerçek ortamlarda yaşanan kirlilik problemini doğrudan anlama ve problemin üstesinden gelmek için daha iyi teknolojiler tasarlama imkanı sunuyor” dedi.
“İÇ MEKAN HAVA KİRLİLİĞİ ARAŞTIRMALARI GİDEREK ARTIYOR ANCAK HENÜZ YETERİNCE GELİŞMEDİ”
Londra Üniversitesi Akademisi’nde Yoğun Bakım Bölümü Başkanı ve Dyson’ın Bilimsel Danışma Kurulu Başkanı Profesör Hugh Montgomery ise “Hepimiz hava kirliliğinin açık havada yaşanan bir sorun olduğunu düşünüyoruz. İç mekan hava kirliliği araştırmaları giderek artıyor ancak henüz yeterince gelişmedi. Dyson’ın araştırmasının sonuçları, dünya genelinde evlerdeki gerçek kirlilik seviyeleri hakkında değerli bir fikir vererek günlük, aylık ve mevsimsel kirlilik seviyelerini anlamamıza yardımcı oluyor. Dyson verileri inanılmaz derecede güçlü bir eğitim aracı ve olumlu etki yaratma noktasında sayısız fırsat sunuyor. Çevremizdeki kirliliği anlamak, kirliliğe maruz kalmamızı azaltmanın ilk adımıdır” diye konuştu.
]]>Dyson, ilk Küresel Hava Kalitesi Bağlantılı Veri projesinin sonuçlarını açıkladı. Proje, 2022’den 2023’e kadar 2 buçuk milyondan fazla Dyson hava temizleyicisi tarafından toplanan iç mekan hava kalitesi verilerini analiz ederek kirliliği; gaz, partikül ve kirleticilere ayırarak, günler, aylar, mevsimler ve tüm yıl boyunca trendlerin profilini çıkarttı. Buna göre, ülkelerin üçte ikisinde 2022 yılında yıllık ortalama iç mekan PM2.5 seviyeleri dış mekana kıyasla daha yüksek. Türkiye’de genel olarak iç mekan hava kirliliği dış mekan hava kirliliğinden daha düşükken, İstanbul’da tam tersi bir durum söz konusu; iç mekan havası dış mekan havasından daha kirli. Türkiye, Avrupa’nın havası en kirli ülkeleri arasında yer alıyor.
Veriler, MyDyson uygulamasına bağlı Dyson hava temizleyicilerden geliyor; veri hacmi yarım trilyon veri noktasını aşıyor ve iç mekan hava kirliliğinin anlaşılmasına ve farkındalık yaratılmasına yardımcı olmak için küresel olarak iç mekan hava kalitesinin kesin bir haritasını çıkarıyor. Bu proje, çok sayıda veriden yola çıkarak iki tür kirleticiye odaklanıyor: PM2.5 ve Uçucu Organik Bileşikler (VOC’ler). PM2.5, tipik bir insan saçının 1/25’i kadar olan 2,5 mikron çapındaki partikülleri ifade ediyor. Bu partiküller çıplak gözle görülemiyor ama solunabiliyor. Kaynaklar arasında; odun sobaları, gazlı pişirme ve ısıtma sistemleri, polenler, evcil hayvan tüyleri ve toz bulunuyor. VOC’ler ise, temizlik veya yemek pişirme gibi faaliyetlerin yanı sıra deodorant ve vücut spreyi, mum, mobilya ve döşeme gibi ürünlerden yayılabilen benzen ve formaldehit gibi gaz kirleticileri ifade ediyor.
İSTANBUL’DA İÇ MEKANLAR DIŞ MEKANLARA GÖRE DAHA KİRLİ
P.M2.5 değerleri incelendiğinde, çoğu ülkede iç mekan hava kirliliğinin dış mekan hava kirliliğinden daha yüksek olduğu görülüyor. Türkiye’de genel olarak iç mekan hava kirliliği dış mekan hava kirliliğinden daha düşükken, araştırma sonuçlarına göre İstanbul’da tam tersi bir durum söz konusu ve iç mekan havası dış mekan havasından daha kirli. İstanbul, araştırmadaki şehirler arasında en yüksek P.M2.5 değerlerine sahip 10’uncu şehir olarak sıralanıyor.
EN YÜKSEK KİRLİLİK SEVİYELERİ KIŞ AYLARINDA GÖRÜLÜYOR
Dyson hava temizleyici verileri, kış döneminin küresel olarak en kirli mevsim olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte araştırmada yer alan tüm ülkeler en kirli zamanlarını kış aylarında yaşıyor. Araştırmaya göre, Türkiye için hava kirliliğinin en yüksek olduğu ay aralık, İstanbul için şubat ayı. İstanbul’un yıllık ortalama PM2.5 seviyesinin DSÖ yıllık maruziyet kılavuzunun dört katı olduğu görülüyor. Ulusal ortalama veriler, aralık ayında DSÖ kılavuzunun 5,5 katına ulaşırken; İstanbul iç mekan hava kalitesi verilerinde şubat ayında DSÖ maruziyet kılavuzunun 5 katına ulaşıyor ve aralık, ocak ve mart aylarında neredeyse 5 katına ulaşıyor.
Hava temizleyicilerden 2022 yılı boyunca elde edilen verilere küresel olarak bakıldığında, ülkeler ortalama PM2.5 seviyelerine göre sıralandığında bazı şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkıyor. İncelenen tüm ülkelerde iç mekan PM2.5 yıllık ortalamalarına bakıldığında, DSÖ yıllık maruziyet kılavuzunun (5 µg/m3) pek çok ülke tarafından aşıldığı görülüyor. (Hindistan 11 kat, Çin 6 kat, Türkiye ve BAE 4 kat, Güney Kore, Romanya, Meksika, Hong Kong SAR ve İtalya ise 3 kat) Ülkelerin P.M 2.5 değerleri yıllık olarak incelendiğinde Türkiye; Hindistan, Çin, BAE, Güney Kore, Romanya, Meksika, Hong Kong SAR, İtalya, Polonya ile birlikte en yüksek değerlere sahip 10 ülke arasında yer alıyor ve dünyada 3. sırada konumlanıyor. Türkiye, aynı zamanda Avrupa ülkeleri arasında en yüksek P.M 2.5 değerine sahip ülke konumunda bulunuyor. Avrupa’da Türkiye’yi Romanya (6.), İtalya (9.) ve İspanya (14.) takip ediyor.
TÜRKİYE EN YÜKSEK VOC DEĞERLERİNE SAHİP ÜLKELER ARASINDA
PM2.5’in aksine, Dyson hava temizleyicilere göre yıllık VOC seviyeleri en yüksek olan ülkeler Avrupa ülkeleri olarak görülüyor. Avusturya listenin başında yer alırken onu Romanya, Almanya, İsviçre, Polonya ve Türkiye takip ediyor. İtalya 8. ve İrlanda 10. sırada yer alıyor. Ortalama yıllık PM2.5 için üst sıralarda yer alan Tayland, BAE, Tayvan, Malezya, Hong Kong SAR ve Güney Kore gibi birçok ülke, yıllık VOC seviyelerine bakıldığında listenin ilk yarısında yer almazken, ABD, Fransa, İspanya ve Danimarka daha üst sıralarda yer alıyor.
Benzer şekilde, Avrupa şehirleri de diğer bölgelere kıyasla iç mekanlarda yüksek VOC seviyelerine maruz kalıyor. Münih en üst sırada bulunan şehir olurken onu Pekin, Köln, Berlin ve Viyana takip ediyor. Sadece Pekin hem yıllık PM2.5 hem de VOC için ilk beş şehir arasında yer alırken, Delhi, İstanbul, Şangay ve Mexico City her iki kirletici türünün ortalama seviyesi için ilk onda yer alıyor. İç mekan VOC seviyeleri sıralamasına göre ilk 10 Avrupa ülkesi Avusturya, Romanya, Almanya, İsviçre, Polonya, Türkiye, Hindistan, İtalya, Çin ve İrlanda olarak ortaya çıkıyor.
AKŞAM KİRLİLİĞİ GÜNÜN DİĞER SAATLERİNDEN DAHA YÜKSEK
İncelenen 37 ülkeden 30’unda, iç mekan PM2.5 seviyeleri akşam ve gece saatlerinde en yüksek seviyeye ulaşırken; bu da insanların çoğunun işte, okulda veya başka bir yerde olmak yerine evlerinde geçirdikleri zamana denk geliyor. Bu nedenle, hava temizleyicilerden alınan veriler, bu daha uzun ve daha kirli dönemin evlerde PM2.5’e maruz kalmanın artmasına neden olabileceğini gösteriyor. Küresel olarak en yoğun saatler çoğu coğrafyada akşam 6 ile gece yarısı arasında yer alırken Güney Doğu Asya’da (Tayland, Filipinler, Hindistan) en kirli saatler sabah 7 ile öğlen arasına denk geliyor. Güney Kore ve Meksika, sırasıyla gece yarısı ile sabah 7 ve sabah 9 ile öğleden sonra 3 arasında en yüksek kirlilik seviyelerinin görüldüğü diğer iki önemli istisna oluyor.
Tipik 24 saatlik dönemde, bazı coğrafyalar günün yüzde 50’sinden fazlasını Dünya Sağlık Örgütü’nün PM2.5 için tavsiye ettiği günlük maruziyet kılavuzunun (15 µg/m3) üzerinde geçiriyor. Bu ülkeler arasında Çin, Hindistan, Güney Kore, Meksika, BAE ve Türkiye bulunuyor. Şangay, Pekin, Shenzhen, Delhi, Mumbai, Viyana, Mexico City, Dubai ve İstanbul’daki evlerin tümü de 2022 yılı boyunca 24 saatlik sürenin yüzde 50’sinden fazlasını DSÖ kılavuzlarının üzerinde geçiriyor. Berlin, Roma, Milano, Madrid ve Polonya ve Romanya’daki ulusal ortalamanın tamamı, bir günün bir kısmını günlük PM2.5 maruziyeti için DSÖ kılavuzlarını aşarak geçirdiğini gösteriyor.
OTOMATİK MODUN KÜRESEL OLARAK DÜŞÜK KULLANIMI
Küresel olarak, hava temizleyicilerinin sadece yüzde 8’i zamanın dörtte üçünden fazlasını otomatik modda (makinenin hava kalitesini sürekli olarak izlediği ve değişen kirlilik seviyelerine otomatik olarak yanıt verdiği mod) geçiriyor. ABD, otomatik moddaki temizleyicilerin oranında (%14) başı çekerken, Şikago şehir listesinin başında yer alıyor ve onu New York, Toronto ve Los Angeles takip ediyor. Türkiye’deki kullanıcılar hava temizleyici cihazları çoğunlukla manuel modda kullanmayı tercih ederken, otomatik modda kullananların oranının oldukça düşük olduğu gözleniyor.
Dyson Hava Temizleme Mühendislik Direktörü Matt Jennings, “Bağlantılı hava kalitesi verilerimiz, dünyanın dört bir yanındaki evlerde iç mekan hava kirliliğinin gerçek sorunlarını anlamamızı sağlıyor. Bu bize Dyson hava temizleyicilerin kullanıldığı gerçek ortamlarda yaşanan kirlilik problemini doğrudan anlama ve problemin üstesinden gelmek için daha iyi teknolojiler tasarlama imkanı sunuyor” dedi.
“İÇ MEKAN HAVA KİRLİLİĞİ ARAŞTIRMALARI GİDEREK ARTIYOR ANCAK HENÜZ YETERİNCE GELİŞMEDİ”
Londra Üniversitesi Akademisi’nde Yoğun Bakım Bölümü Başkanı ve Dyson’ın Bilimsel Danışma Kurulu Başkanı Profesör Hugh Montgomery ise “Hepimiz hava kirliliğinin açık havada yaşanan bir sorun olduğunu düşünüyoruz. İç mekan hava kirliliği araştırmaları giderek artıyor ancak henüz yeterince gelişmedi. Dyson’ın araştırmasının sonuçları, dünya genelinde evlerdeki gerçek kirlilik seviyeleri hakkında değerli bir fikir vererek günlük, aylık ve mevsimsel kirlilik seviyelerini anlamamıza yardımcı oluyor. Dyson verileri inanılmaz derecede güçlü bir eğitim aracı ve olumlu etki yaratma noktasında sayısız fırsat sunuyor. Çevremizdeki kirliliği anlamak, kirliliğe maruz kalmamızı azaltmanın ilk adımıdır” diye konuştu.
]]>Dünya genelinde merkez bankalarının enflasyonla mücadelede sona yaklaştığına yönelik beklentiler bir süredir varlık fiyatları üzerinde etkili olsa da, geçen hafta Avrupa’da açıklanan veriler enflasyon endişelerinin yeniden güç kazanmasına neden oldu.
Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) martta faiz indirimine gideceğine yönelik fiyatlamalar önemli ölçüde gerilerken, yarın ABD’de açıklanacak enflasyon verilerinden alınacak sinyaller yatırımcıların odağına yerleşti.
Ülkede, halihazırda iş gücü piyasası sıkı kalmaya devam ederken, enflasyondaki seyrin ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz indirimlerine ne zaman başlayacağına dair ipucu vermesi bekleniyor.
Aralıkta, para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in faiz indirimlerine martta başlayacağına yönelik öngörüler oldukça güçlense de, yarın açıklanacak enflasyon verileri öncesinde faiz indirim ihtimali sınırlı şekilde gerileyerek yüzde 67 seviyesine indi.
Enflasyonun seyrine ilişkin soru işaretleri tahvil piyasalarının yönü üzerinde de etkili olurken, ülkedeki iş gücü piyasası verilerinin ardından yeniden yüzde 4 seviyesinin üzerine çıkan ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yeni günde de yüzde 4,02 seviyesinde bulunuyor.
Dolar endeksi de 3 Ocak’tan bu yana 102,2-102,7 bandında hareket ederken, şu sıralarda yatay seyirle 102,5 seviyesinde bulunuyor.
Altının ons fiyatı önceki kapanışın hemen altında 2.028 dolardan, Brent petrolün varil fiyatı ise yüzde 0,4 artışla 77,7 dolardan alıcı buluyor.
Analistler, ABD’deki Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verileri öncesinde yatırımcıların temkinli davrandığını belirterek, enflasyon verisinin Fed’in gelecek dönem politikalarına ilişkin soru işaretlerini azaltabileceğini ve varlık fiyatlarında oynaklığı artırabileceğini ifade etti.
Öte yandan, dün kripto para piyasalarında hareketlilik had safhaya çıktı.
ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonunun (SEC) resmi X hesabından spot Bitcoin Borsa Yatırım Fonlarını (ETF) onayladığına ilişkin bir paylaşım yapılmasının ardından Bitcoin 48 bin dolarla yaklaşık 2 yılın zirvesine çıktı.
Buna karşın, SEC Başkanı Gary Gensler’in SEC’in X hesabının ele geçirildiğini, spot Bitcoin ETF için henüz onay verilmediğini açıklamasıyla gerileyen Bitcoin, şu dakikalarda ise 46 bin dolarda dengelendi.
Dün, New York borsasında S&P 500 yüzde 0,15 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,42 değer kaybederken, Nasdaq endeksi yüzde 0,09 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında dün negatif seyir öne çıkarken, bölgede gelecek dönem para politikalarına ve ekonomik aktiviteye yönelik belirsizlikler risk iştahını törpülemeye devam ediyor.
Avrupa’da açıklanan öncü enflasyon verileri ECB’nin faiz indirimlerine beklenenden daha geç başlayacağına ilişkin endişeleri artırırken, bölgede açıklanan veriler bir yandan da resesyon korkusunun canlı kalmasına neden oluyor.
Almanya’da dün açıklanan verilere göre sanayi üretimi, Kasım 2023’te aylık yüzde 0,7 azalışla tahminlerin altında kalırken, düşüş eğilimini de üst üste altıncı aya taşıdı. Söz konusu veri için piyasa beklentisi yüzde 0,2 artış olacağı yönündeydi.
Avro Bölgesi’nde bir önceki ay yüzde 6,5 olan işsizlik oranı ise kasımda yüzde 6,4 ile tahminlerin altında gerçekleşti.
Öte yandan, Dünya Bankası dün yayımladığı Küresel Ekonomik Beklentiler Raporu’nda, geçen yıl için yüzde 2,6 olarak tahmin edilen küresel ekonomik büyümenin 2024’te yüzde 2,4 olacağını öngördü.
Küresel ekonominin bir yıl öncesine göre daha iyi bir yerde olduğuna işaret edilen raporda, küresel resesyon riskinin, büyük ölçüde ABD ekonomisinin gücü sayesinde azaldığı ancak artan jeopolitik gerilimlerin dünya ekonomisi için kısa vadede yeni tehlikeler oluşturabileceği vurgulandı.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,13, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,32, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,17 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,53 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık bir seyirle başladı.
Asya’da tarafında ise Japonya hariç negatif seyir hakim oldu.
Japonya’da geçen hafta yaşanan depremler, enflasyonun yavaşlamaya devan ettiğine ilişkin alınan sinyaller ve son olarak da Japon işçilere yönelik ücret artışlarının sert bir şekilde yavaşlama kaydetmesi Japonya Merkez Bankasının (BoJ) ultra gevşek para politikasını sonlandırma düşüncesini öteleyebileceği beklentilerini artırdı.
Bu durum, dolar karşısında Japon yeninin değer kaybetmeyi sürdüreceğine yönelik beklentileri desteklerken, Nikkei 225 endeksinin de 1990’dan bu yana en yüksek seviyesine ulaşmasında etkili oldu.
Söz konusu gelişmelerin ardından, dolar/yen paritesi yüzde 0,2 artışla 144,8 seviyesinde bulunuyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 2,1 değer kazanırken, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,7, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,7 azalış kaydetti.
Yurt içinde dün satış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,06 değer kaybıyla 7.736,26 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 29,9245’ten günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 29,9720 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde işsizlik oranı ve sanayi üretimi, yurt dışında ise ABD’de toptan eşya stokları verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.720 ve 7.630 seviyelerinin destek, 7.820 ve 7.950 puanın direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, kasım ayı işsizlik oranı ve sanayi üretimi
18.00 ABD, kasım ayı toptan eşya stokları
]]>Dünya genelinde önemli merkez bankalarının, enflasyonla mücadele kapsamında yaklaşık son 2 yıldır sürdürdüğü şahin politikaların sonuna gelindiğine yönelik beklentilerin güçlü kalmaya devam etmesine karşın faiz indirimlerinin büyüklüğü ve zamanına ilişkin belirsizlikler sürüyor.
Geçen hafta ABD’de açıklanan verilerin, iş gücü piyasasında sıkı duruşun sürmesine rağmen hizmet sektörünün yavaşladığına işaret etmesi, ABD Merkez Bankasının (Fed) gelecek dönem para politikası adımlarına ilişkin fiyatlamaları zorlaştırıyor.
Analistler, bu hafta perşembe günü ABD’de açıklanacak Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerinin Fed’in gelecek süreçte nasıl bir yol izleyeceğine dair sinyaller verebileceğini ifade ederek, söz konusu verilerin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini bildirdi.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in ocak toplantısında politika faizini sabit bırakacağına kesin gözüyle bakılırken, mart toplantısında ise yüzde 65 ihtimalle ilk faiz indirimini gerçekleştireceği öngörülüyor.
Fed’in faiz indirimlerine piyasa beklentilerinden daha geç başlayabileceğine yönelik ihtimallerin güçlenmesi tahvil piyasalarında satış baskısına neden olurken, ABD 10 yıllık tahvil faizi geçen hafta 12 baz puan artarak yüzde 4,10’a çıkmasının ardından haftayı yüzde 4,05 seviyesinden tamamladı. Şu sıralarda da yatay bir seyir izliyor.
Dolar endeksi haftaya önceki kapanışının hemen üzerinde 102,5 seviyesinden başlarken, altının ons fiyatı ise yüzde 0,4 azalışla 2 bin 36 dolardan işlem görüyor.
Suudi Arabistan’ın tüm bölgeleri için resmi satış fiyatlarını düşürdüğüne yönelik haber akışı petrol fiyatlarını aşağı yönlü baskılarken, Brent petrolün varil fiyatı yüzde 1,3 azalışla haftaya 77,7 dolardan başladı.
Öte yandan, Alaska Havayollarına ait yeni bir jetin, gövde bölümünün uçuş sırasında patlamasının ardından “Boeing 737 MAX 9” tipi uçakların yere indirilmesi dünya çapında hız kazanırken, bugün Boeing Co. şirket hisselerinin nasıl bir performans göstereceği merak konusu oldu.
Cuma günü, New York borsasında negatif bir seyir izlenirken, S&P 500 yüzde 0,18, Nasdaq endeksi yüzde 0,09 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,07 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya ise karışık seyirle başladı.
Avrupa borsalarında ise cuma günü negatif seyir hakim oldu.
Avrupa borsalarında, bölge genelinde açıklanan öncü verilerin enflasyonun yavaşlamadığına işaret etmesinin ardından Avrupa Merkez Bankasının (ECB) faiz indirimine öngörülenden daha geç başlayabileceğine ilişkin endişelerin artması risk iştahını olumsuz etkiledi.
Analistler, ECB’nin ne zaman faiz indirimlerine başlayacağına yönelik belirsizliklerin sürdüğünü kaydederek, bölge genelinde geçen hafta açıklanan verilerin ekonomik aktiviteye ilişkin olumsuz sinyaller vermeye devam ettiğini de dile getirdi.
Bu hafta yoğun veri gündeminin yatırımcıların odağında olduğunu anımsatan analistler, Kızıldeniz’den gelecek haber akışının da takip edildiğini vurguladı.
Dünyanın dört bir yanından ekonomistler, bu yıl için daha düşük enflasyon oranları bekliyor.
Öte yandan, Alman Ekonomi Araştırma Enstitüsü (Ifo) ile İsviçre Ekonomi Politikası Enstitüsünün (IWP) üç ayda bir gerçekleştirdiği “Ekonomi Uzmanları Anketi”nin ocak ayı sonuçlarına göre bu yıl için üç ay önce yüzde 6 olan dünya genelinde enflasyon beklentisi yüzde 5’e, gelecek yıl için ise yüzde 5,2’den yüzde 5’e geriledi. Enflasyon oranının 2027 yılında ise yüzde 3,6’ya gerileyeceği tahmin edildi.
Geçen haftanın son işlem gününde, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,43, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,40 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,14 değer kaybederken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,12 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya ise karışık seyirle başladı.
Asya’da negatif seyir hakim olurken, bugün Japonya’da piyasalar tatil nedeniyle kapalı olacak.
Çin’de oyun endüstrisine yönelik daha sıkı düzenlemelerin olacağı düşüncesinin güçlenmesi ve hükümetin ekonomiyi desteklemeye yönelik çabalarının yetersiz olduğu endişesi nedeniyle risk iştahı düşük seyrediyor.
Açıklanan verilere göre, Çin limanlarında taşınan kargo yükü ve konteyner hacmi, 2023’ün 11 ayında önceki yılın aynı dönemine göre artış kaydetti. Taşınan birim konteyner sayısı, 2022’nin aynı dönemine kıyasla yüzde 4,9, kargo yükü miktarı da yüzde 8,4 arttı.
Öte yandan, Çin’in ilk yerli üretim kruvaziyeri Adora Magic City’nin ilk ticari seferini tamamladığı bildirildi. Çin ajansı Xinhua’nın haberine göre, yolcu gemisi, 7 gün 6 gece süren seferin ardından dün Şanghay şehrindeki limana döndü.
İlk ticari seferinde 3 binden fazla yolcu taşıyan gemi, 1119 deniz mili (2 bin 72 kilometre) mesafe kat ederek Güney Kore’nin Jeju Adası ile Japonya’nın Nagasaki ve Fukuoka şehirlerindeki limanlara uğradı.
Kapanışa yakın Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,4 değer kaybetti.
Yurt içinde cuma günü alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,07 değer kazancıyla 7.628,73 puandan tamamlarken, bu hafta yoğun veri gündeminin yanı sıra uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in cuma akşamı açıklaması beklenen Türkiye değerlendirme raporu yatırımcıların odağına yerleşti.
Dolar/TL, cuma günü önceki kapanışının yüzde 0,3 üzerinde 29,8423’ten günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 29,8850 seviyesinden işlem görüyor.
Ayrıca, bu hafta, TCMB’nin 11 Ocak Perşembe günü JPMorgan’ın New York’taki merkezinde düzenleyeceği “Yatırımcı Günleri”nin ilk toplantısı takip edilecek. Toplantıda, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile TCMB Başkanı Dr. Hafize Gaye Erkan yatırımcılar ile buluşacak.
Analistler, bugün yurt içinde hazine nakit dengesinin, yurt dışında ise Almanya’da dış ticaret fazlası ve perakende satışların, Avro Bölgesi’nde işsizlik oranı ile perakende satış verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.700 ve 7.800 seviyelerinin direnç, 7.600 ve 7.500 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Almanya kasım ayı ticaret dengesi ve perakende satışlar
13.00 Avro Bölgesi, kasım ayı perakende satışlar ve işsizlik oranı
17.00 Türkiye, aralık ayı hazine nakit dengesi
]]>Bilişim Uzmanı Topuzoğlu: “Yazılımcı firma ile sözleşme yapılmazsa arka kapı üzerinden bilgilere ulaşmak mümkün olur”
“Bilinmeyen uygulamalarda veri saklanırsa, daha sonra nereye gideceğini bilemeyiz”
KAYSERİ – Bilişim Uzmanı Hakan Topuzoğlu, firmaların ve kurumların Kişisel Verileri Koruma Kanunu gereği bilgi saklamak için kullandıkları yazılımcı firma ile sözleşme yapmamasının sistemde ‘arka kapı’ denilen açığın oluştuğunu söyleyerek, “Bilinmeyen uygulamalarda veri saklanırsa, daha sonra nereye gideceğini bilemeyiz” dedi.
Vatandaşların herhangi bir işlem için kimlik verirken üzerine ne için verdiklerini yazmaları gerektiğini söyleyen Hakan Topuzoğlu, “Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum; bu konuda yasal anlamda çok ciddi düzenlemeler yapıldı. Herhangi bir şekilde cirosu ve çalışan sayısı ne olursa olsun eğer kimlik bilgileri alınıyorsa mernis kaydı ve eğer bu kişilere de toplu şekilde ileti gönderiliyorsa İleti Yönetim Sistemi kaydının yapılması gerekiyor. Bununla birlikte eğer e-ticaret üzerinden satış yapılıyorsa da EGBİS kaydının yapılması gerekiyor. Biz de bu konuda firmaları uyarmak istiyoruz. Çünkü çok ciddi yaptırımları da var. Kişisel anlamda da bu verilerimizi verirken, mesela bir telefon aboneliği yapacağız diyelim kimlik veriyoruz. Kimliğin üzerine en azından ne için olduğunu yazarsak ileride yaşayabileceğimiz sorunların da önüne geçmiş olabiliriz” dedi. Topuzoğlu, firmaların ve kurumların yazılımcı firma ile sözleşme yapmamasının veri saklamada açık oluşturacağını söyleyerek, “Yine çok önemli bir konuya temas etmek istiyorum; herhangi bir yazılım alınıyor ve kullanılıyor. Bilgiler burada kayıt ediliyor. Derneklerde, vakıflarda, siyasi partilerde ya da şirketlerde yine aynı şekilde kurslar, okullar ve eğitimle ilgili kurumlarda bu bilgiler alınıyor ve bir programa kaydediliyor ama o programı yazan yazılımcı firmayla ilgili olarak gerekli sözleşmeler yapılmazsa ve onlar da gerekli önlemleri almazsa bu sefer arka kapı dediğimiz backdoor üzerinden girerek bu bilgilere ulaşmak ve bunları da çok rahat bir şekilde sızdırmak, dağıtmak ve satmak ne yazık ki mümkün olabilecektir. Şu anda herhangi bir denetim bu konuda da yok. Yani bir kişi ben yazılım yaptım deyip de bunu rahatlıkla satabiliyor. Bu konuda bir düzenlemenin faydalı olabileceği inancındayız” ifadelerini kullandı. Verilerin bilinmeyen yerlerde saklanmasının sonucunda daha sonra nereye gideceğinin de belirsiz olduğunu söyleyen Hakan Topuzoğlu, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Aslında devletin resmi kurumları bu yazılımları inceleyip bir arka kapı olup olmadığını çok rahat bir şekilde görebilir. Burada sorumluluk yazılım firmasına da eğer herhangi bir zafiyet varsa ait olarak kabul edilebilir. KVKK kaydı olan firmalarda veri sızdırılması durumunda 1 milyon 800 bin TL’den başlayan para cezaları verilebiliyor. Geçmişte yine çok ünlü sipariş firmalarında da bunlar yaşanmıştı. Ne yazık ki birçok kurumda da yine bununla karşılaşıyoruz ve şu anda böyle bir durum olduğu zaman saklama gibi imkanları da yok KVKK gereğince. Kendilerinin de bu konuyu açıklamaları gerekiyor ve KVKK’nın sitesinde de resmi bir şekilde yayınlanıyor. Bu konu çok önemli çünkü herhangi bir şekilde siz verilerinizi bir yerde saklıyorsanız ya da bilmediğiniz internetten indirdiğiniz ücretsiz olduğu için tercih ettiğiniz bir programda saklıyorsanız daha sonra verilerin nereye gideceğini de bilemezsiniz.
]]>Vatandaşların herhangi bir işlem için kimlik verirken üzerine ne için verdiklerini yazmaları gerektiğini söyleyen Hakan Topuzoğlu, “Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum; bu konuda yasal anlamda çok ciddi düzenlemeler yapıldı. Herhangi bir şekilde cirosu ve çalışan sayısı ne olursa olsun eğer kimlik bilgileri alınıyorsa mernis kaydı ve eğer bu kişilere de toplu şekilde ileti gönderiliyorsa İleti Yönetim Sistemi (İYS) kaydının yapılması gerekiyor. Bununla birlikte eğer e-ticaret üzerinden satış yapılıyorsa da EGBİS kaydının yapılması gerekiyor. Biz de bu konuda firmaları uyarmak istiyoruz. Çünkü çok ciddi yaptırımları da var. Kişisel anlamda da bu verilerimizi verirken, mesela bir telefon aboneliği yapacağız diyelim kimlik veriyoruz. Kimliğin üzerine en azından ne için olduğunu yazarsak ileride yaşayabileceğimiz sorunların da önüne geçmiş olabiliriz” dedi.
Topuzoğlu, firmaların ve kurumların yazılımcı firma ile sözleşme yapmamasının veri saklamada açık oluşturacağını söyleyerek, “Yine çok önemli bir konuya temas etmek istiyorum; herhangi bir yazılım alınıyor ve kullanılıyor. Bilgiler burada kayıt ediliyor. Derneklerde, vakıflarda, siyasi partilerde ya da şirketlerde yine aynı şekilde kurslar, okullar ve eğitimle ilgili kurumlarda bu bilgiler alınıyor ve bir programa kaydediliyor ama o programı yazan yazılımcı firmayla ilgili olarak gerekli sözleşmeler yapılmazsa ve onlar da gerekli önlemleri almazsa bu sefer arka kapı dediğimiz backdoor üzerinden girerek bu bilgilere ulaşmak ve bunları da çok rahat bir şekilde sızdırmak, dağıtmak ve satmak ne yazık ki mümkün olabilecektir. Şu anda herhangi bir denetim bu konuda da yok. Yani bir kişi ben yazılım yaptım deyip de bunu rahatlıkla satabiliyor. Bu konuda bir düzenlemenin faydalı olabileceği inancındayız” ifadelerini kullandı.
Verilerin bilinmeyen yerlerde saklanmasının sonucunda daha sonra nereye gideceğinin de belirsiz olduğunu söyleyen Hakan Topuzoğlu, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Aslında devletin resmi kurumları bu yazılımları inceleyip bir arka kapı olup olmadığını çok rahat bir şekilde görebilir. Burada sorumluluk yazılım firmasına da eğer herhangi bir zafiyet varsa ait olarak kabul edilebilir. KVKK kaydı olan firmalarda veri sızdırılması durumunda 1 milyon 800 bin TL’den başlayan para cezaları verilebiliyor. Geçmişte yine çok ünlü sipariş firmalarında da bunlar yaşanmıştı. Ne yazık ki birçok kurumda da yine bununla karşılaşıyoruz ve şu anda böyle bir durum olduğu zaman saklama gibi imkanları da yok KVKK gereğince. Kendilerinin de bu konuyu açıklamaları gerekiyor ve KVKK’nın sitesinde de resmi bir şekilde yayınlanıyor. Bu konu çok önemli çünkü herhangi bir şekilde siz verilerinizi bir yerde saklıyorsanız ya da bilmediğiniz internetten indirdiğiniz ücretsiz olduğu için tercih ettiğiniz bir programda saklıyorsanız daha sonra verilerin nereye gideceğini de bilemezsiniz.” – KAYSERİ
]]>AFAD Deprem İzleme ve Değerlendirme Grup Başkanı Meltem Türkoğlu, AA muhabirine, merkezin 7/24 esasına göre çalıştığını ifade ederek, burada yer bilimcilerden oluşan gece ve gündüz ekiplerinin olduğunu belirtti.
Herhangi bir deprem meydana geldiğinde uzmanların depremi 5 veya 7 dakika içinde ilksel olarak çözerek, kamuoyuna ve ilgililere duyurduğunu söyleyen Türkoğlu, bunun sebebinin müdahale ekiplerinin hızlı şekilde bölgeye intikal etmesini sağlamak olduğunu anlattı.
Türkoğlu, deprem verilerinin Türkiye’de bulunan 1187 istasyondan geldiğini aktararak, şunları söyledi:
“Avrupa’nın en büyük deprem gözlem ağına sahibiz. Deprem istasyonlarından gelen verilerimiz hız ve ivme olarak ayrılıyor. Depremin derinliğini, yerini, büyüklüğünü veren parametreleri hız istasyonlarıyla ölçüyoruz. İvme istasyonları da aslında herkesin bildiği Türkiye Tehlike Haritası’nın altlıklarını oluşturan veriler. Hepsi bu merkez tarafından analiz ediliyor.”
Daha ayrıntılı ve daha çok veri ile depremlerin revize çözümlerinin yapıldığını dile getiren Türkoğlu, “Yani bir depremin büyüklüğü, yeri, bazen derinliği değişebilir. Dünyadaki ajanslarda da böyledir. USGS, ISC, EMSC gibi ajanslarda da depremlerin büyüklükleri, yeri, derinliği, gelen veriyle tekrar yapılan çözümlerle değişebilir. Bu tamamen bilimsel bir sonuçtur.” dedi.
Türkoğlu, merkezde üretilen verilerin uluslararası kuruluşlarla ve akademisyenlerle paylaşıldığını belirterek, veri paylaşımının AFAD’ın internet sayfası üzerinden çeşitli kategoriler altında gerçekleştirildiğini ifade etti.
Yerli ve milli yazılımlar kullanılıyor
Merkezde kullanılan tüm yazılımların yerli ve milli olduğunu bildiren Türkoğlu, “Bu çok önemli. Yaklaşık 2 yıldır bu yazılımları kullanıyoruz. Sadece deprem analizi yaptığımız yazılımlar değil, arkasından ayrıntılı analizler yaptığımız ve kamuoyunu bilgilendirdiğimiz yazılımlarımız da yerli ve milli. Bu, merkez için de çok önemli.” diye konuştu.
Türkoğlu, manuel çözümlemenin yanında otomatik çözümleme programlarının da bulunduğunu belirterek, ancak oradan alınan değeri hiçbir zaman servis etmediklerini, manuel çözüm sonuçlarını duyurduklarını anlattı.
Depremin büyüklüğünün, deprem odağından ortaya çıkan enerjinin büyüklüğü olduğunu bildiren Türkoğlu, bunun sadece deprem gözlemi yapan merkezler tarafından hesaplanabileceğini aktardı.
Bu hesaplamanın tek bir değer olduğunu dile getiren Türkoğlu, “Kamuoyunda insanların duyduğu değer, depremin büyüklüğü aslında. Depremin şiddeti ise onun doğa, insanlar, hayvanlar ve yapılar üzerindeki etkisini gösterir. Depremin şiddeti, benim bulunduğum noktayla başka bir nokta arasında farklılık gösterebilir.” dedi.
“6 Şubat’tan sonra 56 bin artçı deprem çözdük”
Türkoğlu, Türkiye’nin geçen yıl 6 Şubat’ta ciddi depremler yaşadığını anımsatarak, şunları kaydetti:
“Bu merkezde aslında biz normalde yıllık ortalama 25 bin deprem çözüyoruz. Ama özellikle 6 Şubat’tan sonra 56 bin artçı deprem çözdük. Yılın başından beri yıllık 75 bin deprem çözdük. Bu ne demek? Tam 3 yıllık deprem sayısı kadar deprem çözmüşüz. Yani 3 yıllık iş yapmış bu merkez.”
]]>İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişi veya kişilerin, ülkede bulunan Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlanarak İsrail Devleti için önem arz eden bilgi ve belgelerin elde edildiği, aktarılan bilgiler karşılığında uluslararası para transfer şirketleri, havale ofisleri ve canlı kuryeler vasıtasıyla bilgi aktaran kişilere para transfer edilerek ödeme gerçekleştirildiğinin tespit edildiği hatırlatıldı.
Profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği aktarılan yazıda, taktik işlerde ise ağırlıklı olarak şüphe uyandırmayan kişilerden faydalanıldığı, dedektiflere biyografik bilgi toplama, keşif, tahkikat, fotoğraf, video, bilgi, belge, canlı takip etme, takip cihazı yerleştirme, canlı kurye bulma ve siber faaliyetler görevlerinin verildiği, dedektiflerin sistem açıklarından, kritik öneme haiz devlet kurumlarında görev yapan çevrelerinden faydalandığı ve devletin veri tabanındaki bilgileri temin ettikleri kaydedildi.
Yazıda, bu kapsamda uluslararası casusluk faaliyetlerinin tespit ve deşifresine yönelik iltisaklı kurumlarla yürütülen çalışmalar ve savcılığa gönderilen bilgi ve belgeler neticesinde, İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin (İÇOM) olası hedeflerine işaret edildi.
Bu kapsamda şüpheli oldukları tespit edilen 46 kişiyle bağlantı kurulduğu belirtilerek, “Tüm bu faaliyetler ile güncel olarak devam eden İsrail-Filistin çatışmasının küresel boyuta evrilmesi kapsamında İÇOM’un ülkemizde insani mülahazalarla ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı değerlendirilmektedir.” denildi.
Sevk yazısında ayrıca, tüm dosya kapsamı ve deliller incelendiğinde, şüphelilerin İsrail istihbaratı oluşumu olan İÇOM adına faaliyetlerde bulunarak İsrail Devleti için önem arz eden ve tehlikeli görülen özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgi, belge ve fotoğraflarını temin etmek suretiyle İsrail istihbaratına aktardıkları, bunun karşılığında özellikle terör örgütleri tarafından kullanılan para sistemlerini kullanarak menfaat temin ettiklerinin anlaşıldığı kaydedildi.
Yazıda, Hazem M.A.E. isimli zanlının sağlık destek personeli olarak çalıştığı, özellikle son dönemde Filistin’den getirilen yaralı ve yardıma muhtaç kişilerle ilgilendiği, bu kişilerle ilgili toparladığı bilgileri de İsrail istihbaratı ile paylaştığının değerlendirildiğine yer verildi.
Şüpheli Muhammed B’nin, amacı Filistin’de yaşayan Müslümanların İsrail tarafından uğradıkları zulmü anlatmak olan bir dernekte çalıştığı belirtilen yazıda, şüphelinin toplantılara katılacak kişilerin kişisel bilgi formlarını topladığını ve bu bilgileri Lübnan uyruklu Kanada vatandaşı Cemal H’ye 500 dolar karşılığında ilettiğini beyan ettiği belirtildi.
Sevk yazısında, şüpheli Amal S.E.S’den Türkiye’deki Süleymaniye Camisi’nin iç ve dış kısımlarının videosunun istendiği, hasta olduğu için kocasına çektirerek bu videoyu irtibat kurduğu kişiye gönderdiği ve bunun karşılığında 150-200 dolar aldığı kaydedildi. Yazıda, zanlıların telefon trafiği ve para transferlerine dair detaylara da yer verilirken, bazılarının suçtan kurtulmaya yönelik savunma yaptıkları ifade edildi.
BAKAN TUNÇ: 34 ŞÜPHELİDEN 15’İ TUTUKLANDI
Öte yandan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, sosyal medya hesabından soruşturmayla ilgili paylaşımda bulundu. Bakan Tunç, paylaşımında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, İsrail İstihbarat Servisine yönelik “siyasal veya askeri casusluk” suçundan yürütülen soruşturma neticesinde gözaltına alınan ve tutuklanması istemiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilen 34 şüpheliden 15’inin tutuklanmasına, 11 şüpheli hakkında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına, 8 şüphelinin ise sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edilmesine karar verildiğini kaydetti.
]]>Kızıldeniz’de ABD Donanması tarafından Husilere ait botların batırılmasının ardından İran’ın bölgeye savaş gemisi gönderdiğine yönelik haber akışı risk iştahını törpülüyor.
Makroekonomik veri tarafında ise, bu hafta ABD’de açıklanacak istihdam raporu ve ABD Merkez Bankasının (Fed) Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantı tutanaklarının bankanın gelecek dönem politikalarına yönelik ipuçları verebileceği tahmin ediliyor.
Önemli merkez bankalarının, enflasyonla mücadele kapsamında yaklaşık son 2 yıldır sürdürdüğü şahin politikaların sonuna gelindiğine ilişkin beklentiler güçlü kalmaya devam ederken, bu yıl faiz indirimlerinin, ne zaman ve ne kadar olacağına yönelik soru işaretleri de varlığını koruyor.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in bu yılın ilk toplantısında politika faizini sabit bırakacağına kesin gözüyle bakılırken, martta yüzde 85 ihtimalle ilk faiz indirimini yapacağı öngörülüyor.
Öte yandan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın BRICS’te 2024 dönem başkanlığını devralması üzerine yazılı açıklama yaptı. Putin, BRICS’in yeni katılımlarla artık 10 ülkeden oluştuğunu belirterek, “BRICS’in çok boyutlu gündemine şu veya bu şekilde katılmak isteyen yaklaşık 30 ülkenin ne derece hazır olduğunu değerlendireceğiz.” ifadelerini kullandı.
Ayrıca, geçen hafta Noel tatili nedeniyle piyasalarda işlem hacimleri düşük seviyelerde seyretti.
Enflasyon endişelerinin güç kaybetmesiyle artan tahvil talebi, 2022 yılını yüzde 3,88 seviyesinden tamamlayan ABD’nin 10 yıllık tahvil faizinin 2023’ü de neredeyse aynı seviyeden tamamlamasında etkili oldu.
Cuma günü yüzde 0,2 azalışla günü 2 bin 63 dolardan tamamlayan altının ons fiyatı, şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 0,3 üzerinde 2 bin 70 dolardan işlem görüyor.
Yükseliş eğilimini üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan dolar endeksi, yeni yılın ilk gününde yüzde 0,2 artışla 101,5 seviyesinde bulunuyor.
Kızıldeniz’de, ABD ve İran’ın karşı karşıya geldiğine yönelik haber akışı petrol fiyatlarını yukarı yönlü desteklerken, Brent petrolün varil fiyatı yüzde 1,8 yükselişle 78,2 dolardan işlem görüyor.
Kripto para birimlerinde de yeni yılın ilk gününde oynaklık göze çarparken, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’nun (SEC) bazı kurumların Spot Bitcoin Borsa Yatırım Fonu’nu (ETF) başvurularını onaylayabileceği yönündeki beklentilerle Bitcoin, Nisan 2022’den bu yana ilk kez 45 bin doları aştı.
Geçen haftanın son işlem gününde, New York borsasında satış ağırlıklı bir seyir izlenirken, S&P 500 yüzde 0,28, Nasdaq endeksi yüzde 0,56 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,05 değer kaybetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni yılın ilk gününe karışık seyirle başladı.
Avrupa tarafında, geçen hafta tatil nedeniyle piyasalar dar bantta hareket ederken, bu hafta Almanya ve Avro Bölgesi’nde açıklanacak enflasyon verileri yatırımcıların odağına yerleşti.
Hafta boyunca açıklanacak verilerde ekonomik aktiviteye ilişkin sinyallerin varlık fiyatlarını etkilemesi beklenirken, bugün gözler bölge genelinde açıklanacak Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verilerine çevrildi.
Cuma günü, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,14, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,11, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,30 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yatay bir seyir izledi. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni yıla yükselişle başladı.
Asya’da negatif seyir öne çıkarken, söz konusu seyirde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ekonominin karşı karşıya olduğu olumsuzluklara işaret eden konuşması etkili oldu.
Dün yeni yıl konuşması yapan Şi, ekonomik aktiviteyi ve istihdam yaratmayı güçlendirme sözü verirken, bazı işletmelerin zor zamanlar geçirdiğini ve insanların iş bulmakta, temel ihtiyaçları karşılamakta zorluk çektiğini kabul etti.
Öte yandan, dün Japonya’da yaşanan depremler de dünya gündemine otururken, bugün tatil nedeniyle Japonya piyasalarında işlem gerçekleşmedi.
Ayrıca, Güney Kore’de ana muhalefetteki Demokratik Parti’nin lideri Lee Jae-myung, Busan’da bir inşaat alanını ziyareti sırasında boynundan bıçaklanarak saldırıya uğradı.
Bugün açıklanan verilere göre, Çin’de Caixin imalat sanayi PMI 50,8 ile beklentileri aştı.
Kapanışa yakın Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,5 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,2 gerilerken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,3 yükseldi.
Yurt içinde cuma günü alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1 değer kazancıyla 7.470,18 puandan tamamladı.
Dolar/TL, geçen haftanın son işlem gününde, önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 29,4725’ten günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 29,6500 seviyesinden işlem görüyor.
Cum günü, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Türk lirası (TL) dönüşümlü Kur Korumalı Mevduat’ta (KKM) yeni hesap açılışlarını sona erdirdiğini duyururken, hafta sonu da Dijital Türk Lirası Projesi’nin birinci faz değerlendirme raporunu yayımlandı.
Raporda, “İlerleyen dönemlerde dijital Türk lirasının teknolojik gereksinimlerinin yanı sıra iktisadi ve hukuki çerçevesine dair çalışmalara da öncelik verilecek olup çalışmaların karar alıcılara sunulması planlanmaktadır. Nihai kararın alınması ve ilgili mevzuatın hayata geçmesiyle birlikte dijital Türk lirasının yaygınlaştırma çalışmalarının hızlanması ve tüm Türkiye’de kullanıma sunulması mümkün olabilecektir.” ifadelerine yer verildi.
Öte yandan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2024’ün yıllık enflasyonda düşüşün başladığı, rezerv yeterliliğinin daha da arttığı, kur korumalı sistemin sonlandığı, cari açıkta kalıcı iyileşmenin başladığı, bütçe disiplininin tesis edildiği, sürdürülebilir yüksek büyümenin temellerinin güçlendiği bir yıl olacağını bildirdi.
Analistler, bugün yurt içinde imalat sanayi PMI, yurt dışında ise dünya genelinde imalat sanayi PMI verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.550 ve 7.600 puanın direnç, 7.400 ve 7.300 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, aralık ayı imalat sanayi PMI
12.00 Avro Bölgesi, aralık ayı imalat sanayi PMI
12.30 İngiltere, aralık ayı imalat sanayi PMI
17.45 ABD, aralık ayı imalat sanayi PMI
]]>Kırsal kalkınmanın sağlanması amacıyla tarımsal projelerin geliştirilmesi yönünde önemli çalışmalar ortaya koyan Nilüfer Belediyesi, Bursa Uludağ Üniversitesi ile yeni bir projenin protokolünü imzaladı. Projeyle Nilüfer’de ikamet eden ve tarımsal faaliyetlerle uğraşan kişilerle yüz yüze anket çalışması yapılacak. Böylece bitkisel ve hayvansal üretim performansı, tarım makinesi ve teçhizatlarının envanteri oluşturulacak. Muhtarların da programa katılımı ile sürdürülebilir tarımsal üretim envanter yönetimi yazılım programı ve network teknolojisi kullanımı güncellenecek bir web uygulaması geliştirilecek. Geliştirilen yazılımın mümkün olan en geniş kullanıcı kitlesine hitap etmesi ve kullanıcıların işletme yönetim sistemlerine en doğru şekilde entegre olmaları sağlanacak. Nilüfer’de tarımsal üretim açısından kapsamlı bir veri tabanının oluşturulmasının yanı sıra üretim artışının sağlanması, üreticinin girdi maliyetlerine ucuza ulaşması ve pazarlama sorunlarının giderilmesine yardımcı olarak hem üretim ve verimlilik, hem de rekabet etme gücü artırılacak.
Konuyla ilgili protokol imzalarının ardından açıklama yapan Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem, bu çalışmanın tüm kente yayılması gerektiğini vurguladı. Hem tarımda verimliliği artırabilmek, hem de sağlıklı gıdaya ulaşabilmek konusunda önemli çalışmalar yürüttüklerini hatırlatan Erdem, hemen arkasından gelen pandeminin toprağın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdiğini vurguladı. Açıklamasında kent için sanayinin de önemli olduğunu belirten Erdem, “Ama Bursa’da bir karar vermemiz lazım. Sanayiyi mi destekleyeceğiz? Tarımı mı? ya da ikisini nasıl bir araya getirip, entegre edip, daha verimli hale getireceğiz? Tabi bunun kararı sizin bilim yuvası üniversitenin vereceği değerler üzerinden açıklanmalı. Umarım iyi bir örnek olarak ortaya çıkar” diye konuştu.
BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz da büyük verinin tılsımlı bir kelime haline geldiğini belirterek, kurumlar ya da makro ölçekteki tüm yapıların kendi yapısına hakim olma ve yönetme gayretinde olduğunu kaydetti. Kendilerinin de üniversitede veriler peşinden koştuklarını söyleyen Yılmaz, “Üniversite, sanayi dilimize dolanmış durumda ama bunun içinde tarımsal sanayi ve temelde tarımın kendisi yatıyor. Özellikle uluslararası sistemin bu denli gerildiği ortamlarda kendine tarımsal üretim olarak yetebilme kıymet arz ediyor. O yüzden kıymetli proje” dedi.
Protokolle ilgili bilgi veren BUÜ Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şule Turhan da asıl amacın Nilüfer İlçesi’nde tarımsal üretim yapan tüm üreticilerin envanterini çıkarmak olduğunu söyledi. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 14 Eylül 2023 tarihinde yeni bir yönetmelik çıkardığını ifade eden Turhan, “Tarımsal üretimde planlı döneme geçiş başladı. Bir senelik bir süreç var. Dolayısıyla Türkiye’nin her bölgesinde kurumsal üretimle ilgili tüm verilerin dikkatli şekilde hesaplanması gerekiyor. En büyük eksiklerimizden biri bu. ÇKS var ama maalesef ülkemiz genelinde yüzde 60 civarında da kayıtlı olmayan üreticimiz var. Bu projedeki amacımız Nilüfer Bölgesi’nde yer alan tarımsal üretimle ilgilenen tüm üreticilerin sayısını, arazi miktarını, hayvan varlığı ve bitkisel üretimle ilgili tüm verileri ortaya çıkarabilmek” dedi.
BUÜ Ziraat Fakültesi’nde hayvansal üretimle ilgili Prof. Dr. İbrahim Ak, bitkisel üretimle ilgili Doç. Dr. Oya Kaçar ve gıda mühendisliğinden de Prof. Dr. Ozan Gürbüz ile birlikte bu projeye başladıklarını anlatan Turhan, yüksek lisans ve doktora düzeyinde 15 öğrencinin de çalışma içinde yer alacağını ekledi. Bir bilgisayar programı aracılığıyla sisteme oturtmayı, düzenli olarak tüm verileri yıl bazında tutulmasını sağlamayı planladıklarını ifade eden Turhan, proje ekibinde yer alan yazılımcı bir arkadaşlarının FAMBOOST isimli bir çalışma ortaya koyacağını açıkladı. Projenin, Türkiye’de ilk olacağını söyleyen Turhan, Türkiye’nin diğer bölgelerine de yayılmasını sağlayacaklarını sözlerine ekledi. – BURSA
]]>Para piyasalarındaki fiyatlamalar, Fed’in 2 yıldır süregelen enflasyon mücadelesinin sonuna yaklaşıldığına işaret ederken, bu durum hem pay piyasalarında hem de tahvil piyasalarında alış ağırlıklı seyri destekliyor.
Buna göre, New York borsasında Dow Jones endeksi, dün rekor kapanış gerçekleştirirken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 3,78 ile 20 Temmuz’dan bu yana en düşük seviyeyi test etti. Böylece 2023 yılı içinde yüzde 5,02 ile son 16 yılın en yüksek seviyesini gören ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, yılbaşından bu yana yaklaşık 10 baz puan geriledi.
Söz konusu gelişmeler, altında tarihin en yüksek günlük kapanışını da beraberinde getirdi. Dün altının ons fiyatı, günü yüzde 0,5 artışla 2.078 dolardan tamamladı. Yeni günde de yükseliş eğilimini sürdürerek yüzde 0,4 değer kazancıyla 2.086 dolara yükselen altının ons fiyatı, gerileyen tahvil faizlerinin altının alternatif maliyetini de düşürmesinden destek alıyor.
Öte yandan, bakırın libresi, dün yüzde 1,4 artışla 3,93 dolarla 31 Temmuz’dan bu yana en yüksek kapanışını kaydederken, dünya genelinde ekonomik aktivitenin güçlü kalmaya devam edeceği ve özellikle ABD ekonomisinin “yumuşak iniş” yapmayı başarabileceği yönündeki beklentiler söz konusu yükselişte etkili oldu.
Piyasalarda “Dr. Copper” olarak da bilinen bakır madeninin, dünya mal üretiminde oldukça yaygın şekilde kullanılması nedeniyle fiyatının artmasının ekonomik aktivitenin güçlü kalacağı şeklinde yorumlandığı belirtiliyor.
Analistler, söz konusu gelişmelerle birlikte bugün ABD’de açıklanacak makroekonomik verilerin ekonomideki gidişata ilişkin vereceği sinyallerin önemli olduğunu belirterek, piyasaların sığ olması nedeniyle oynaklığın artabileceğini ifade etti.
New York borsasında dün Nasdaq endeksi yüzde 0,16, S&P 500 endeksi yüzde 0,14 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,30 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de yükselişle başladı.
Avrupa borsalarında dün tatil dönüşü sınırlı yükseliş kaydedilirken, bölge genelinde tatil havası devam ediyor. Makroekonomik veri takviminde bugün herhangi bir veri bulunmazken, işlem hacminin de düşük kalmayı sürdürmesi bekleniyor.
Dün ABD tahvil piyasalarındaki alış ağırlıklı seyir Avrupa’da da etkili olurken, Almanya’nın 10 yıllık tahvil faizi yüzde 1,9 ile 14 Aralık 2022’den bu yana en düşük seviyeye indi.
Dün İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,22, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,21, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,36 ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,04 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de yükselişle başladı.
Asya pay piyasalarında, yeni günde Japonya hariç alış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, ülkede açıklanan verilerin Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) negatif faiz politikasını terk etme sürecini hızlandırabileceğinden endişe ediliyor.
Japonya’da perakende satışlar, kasımda yıllık yüzde 5,3 artarak beklentileri aşarken, sanayi üretimi de kasımda yüzde 0,9 ile öngörülerden daha az yavaşladı.
ABD’de tahvil faizlerinin gerilemesi bölge genelinde teknoloji şirketleri öncülüğünde pay piyasalarının yükselmesinde etkili oldu. Çin’de ekonomik aktiviteye ilişkin endişelerin sınırlı da olsa azalması risk iştahını besliyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,4 gerilerken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,3, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1,4 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,6 yükseldi.
Yurt içinde dün satış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,53 değer kaybıyla 7.260,44 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün önceki kapanışının yüzde 1 üzerinde 29,3932’den günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 29,4270 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, asgari ücretin 2024 yılı için net 17 bin 2 lira olarak belirlendiğini bildirdi.
Analistler, bugün yurt içinde ekonomik güven endeksi ile haftalık para ve banka istatistikleri, yurt dışında ise ABD’de toptan eşya stokları ile haftalık işsizlik maaşı başvurularının takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.200 ve 7.100 puanın destek, 7.350 ve 7.500 seviyelerinin direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, aralık ayı ekonomik güven endeksi
14.30 Türkiye, haftalık para ve banka istatistikleri
16.30 ABD, kasım ayı toptan eşya stokları ile haftalık işsizlik maaşı başvuruları
]]>