Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) Kuzey Kıbrıs Yerleşkesi, Kıbrıs Vakıflar İdaresi (EVKAF) ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Lefkoşa Program Ofisi iş birliğinde, Gazimağusa Maraş’taki Bilal Ağa Kültür Merkezi’nde ilk oturumu yapılan sempozyuma, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Yasin Ekrem Serim, EVKAF Yönetim Kurulu Başkanı Selahaddin Bayırkan, EVKAF Genel Müdürü Mustafa Tümer, TİKA Kuzey Kıbrıs Koordinatörü Havva Pınar Özcan Küçükçavuş, ASBÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, ASBÜ KKTC Rektörü Prof. Dr. Enver Arpa, ve bazı yetkililer katıldı.
Kıbrıs Türk vakıfları ile ilgili 2 oturumda 18 bilim insanının sunum yapacağı sempozyumda, uluslararası hukuk, uluslararası ilişkiler, vakıf ve İslam hukuku ile vakıflara hukuki hem de disiplinler arası bakış açıları ele alınacak.
Sempozyumun açılışında bir konuşma yapan Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Serim, Türk vakıfları konusunu derinlemesine ele almayı hedefleyen bu etkinliğin gerçekleştirilmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederek, “Vakıf, bir malın hayır maksatları için ebedi olarak ayrılması ve sunulmasıdır.” diye konuştu.
Bugün modern devletin yüklendiği kamusal hizmetlerin neredeyse tamamının, Osmanlı Devleti’nde vakıflar eliyle yerine getirildiğine dikkati çeken Serim, vakıf sisteminin yarattığı şuur ve duyarlılığın o dönem Osmanlı medeniyetinin bütün medeniyetlerin üzerinde bir konuma ulaşmasını sağladığını söyledi.
Büyükelçi Serim, vakıfların, milletin huzur ve güvenliğinin de teminatı olduğunu belirterek, Kıbrıs Türkü’nün ruhundaki hayırseverlik ve dayanışma anlayışının en güzel yansıması olan vakıfların, kuruldukları günden bu yana Ada’nın en köklü kuruluşu haline geldiğini ifade etti.
Vakıf kültürünün Osmanlı Devleti ile Kıbrıs’a taşındığını anlatan Serim, “Vakıflar, Kıbrıs’taki Türk varlığının da en somut göstergelerindendir. Bu nitelikleri ile Vakıflar, Kıbrıs Türklerinin haklarının tescilinde ve korunmasında hayati role sahip olmuştur.” diye konuştu.
Hukuki Boyutlarıyla Uluslararası Kıbrıs Türk Vakıfları Sempozyumu’nun ikinci oturumu yarın başkent Lefkoşa’daki tarihi Bedesten’de düzenlenecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ESKİŞEHİR Anadolu Üniversitesi’nin vakfına bağlı şirketleri zarara uğrattığı, haksız mal edindiği iddiasıyla hakkında iddianame hazırlanan eski Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve 4 kişinin yargılanmasına başlandı. Eskişehir 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, haklarında 19 yıla kadar hapis cezası istenen tutuksuz sanıklar, suçlamaları kabul etmedi.
Eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Anadolu Üniversitesi’nde 1979 yılında kendisinin başkan olduğu Eğitim, Sağlık ve Bilimsel Araştırma Çalışmaları Vakfı’nı (ESBAV) kurdu. Vakıf içerisinde özel okul, misafirhane ve otel işletmesinin bulunduğu 20 farklı şirket kurulurken, 2020’de Anadolu Üniversitesi vakıflarına ait hisselerin satılması suretiyle üniversitenin bu şirketlerle bağı 2020 yılında koptu. Vakıf başkanı Büyükerşen’in yanı sıra Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’nde görevli Prof. Dr. Ahmet Durmaz, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nde görevli Prof. Dr. Erol Nezih Orhon, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nde görevli Doç. Dr. Yavuz Tuna ile üniversiteden 2019’da emekli olan Çetin Kaya’nın yöneticilik yaptığı şirketlerde, yolsuzluk ve usulsüzlük yapıldığına dair Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’na ihbar gönderildi. Kurul, hazırladığı raporla birlikte Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na Büyükerşen ve diğer 4 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu. Yılmaz Büyükerşen ve 4 kişi hakkında, başkanı olduğu vakıf ve bağlı şirketleri zarara uğrattığı ve mülk edindiği iddiasıyla Eskişehir 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ne dava açıldı. İddianamede vakıf bünyesinde aralarında otel, misafirhane ve özel okula da sahip olan yaklaşık 20 şirket kurulduğu kaydedildi. Ayrıca bu şirketlerden ETAM Eğitim A.Ş., Tuna Turistik A.Ş., ETAM Eğitim Ltd. Şti.’nin 2020 yılında Anadolu Üniversitesi vakıflarına ait hisselerin satılması suretiyle üniversitenin bu şirketlerle bağının kopartıldığı, vakıf şirketlerindeki hisselerinin artırılmasıyla ve şirketler vasıtasıyla Yılmaz Büyükerşen ve ailesine mülk olarak geçirildiği yer aldı.
Tutuksuz sanıklar Yılmaz Büyükerşen ve Ahmet Durmaz hakkında, ‘Güveni kötüye kullanma’ suçundan 2 yıldan 14 yıla kadar hapis cezası ile 6 bin güne kadar adli para cezası, ‘Haksız mal edinme’ suçundan ise 3 yıldan 5 yıla kadar hapis, 5 milyon liradan 10 milyon liraya kadar para cezası talep edildi. İddianamede şüpheli sıfatıyla yer alan Erol Nezih Orhon, Çetin Kaya ve Yavuz Tuna hakkında ise ‘Güveni kötüye kullanma’ suçundan 1 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 3 bin güne kadar adli para cezası istendi.
Eskişehir 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki davanın ilk duruşmasına, Eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve sanık Ahmet Durmaz ile tarafların avukatlarının yanı sıra AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, AK Parti Kadın Kolları İl Başkanı Özlem Ünalır yer aldı. Yılmaz Büyükerşen ve Ahmet Durmaz, duruşmada suçlamaları kabul etmezken, mahkemeye yazılı savunma verdi. Mahkeme hakimi, duruşma savcısının 2 sanık hakkındaki mal varlığına tedbir konulması talebini kabul etmezken, duruşmayı ekim ayına erteledi.
‘ŞİRKET VE VARLIKLARININ ÜNİVERSİTEYE AİADESİNİ İSTİYORUZ’
Duruşmanın ardından AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, üniversite vakfına ait varlıkların iadesini istediklerini belirterek, “Biz hukuka güveniyoruz. Tabii bizim davada içeride gördüğümüz şuydu, bu okulların elinden alınmasıyla ilgili avukatlar tamamen bu işi manipüle ediyorlar. İçeride şu hiç konuşulmadı. Bu mal varlıkları nasıl elde edilmiştir? Bir rektör maaşıyla, belediye başkanı maaşıyla bu mal varlığı nasıl edinilmiştir? Daha çok yetki karmaşaları konuşuluyor. Tabii bu çok düşündürücüdür. Hemşehrilerimiz için bunların takipçisi olacağız. Onun için buradayız. Bu malların da Anadolu Üniversitesi’ne ve Anadolu Üniversitesi çalışanlarına, vakıflara devredilmesi konusunda bu işin takipçisi olacağız. Her platformda bu işi takip edeceğiz. Bizim kişilerle işimiz yok. Yapılan eylemler, Eskişehir’imize, hemşehrilerimize zarar veriyorsa her zaman onun karşısında olacağız” dedi.
]]>Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame ile Eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in ve beraberindeki 4 sanığın yönetici pozisyonunda bulundukları vakıfları ve şirketleri görevlerini kötüye kullanma suretiyle zarara uğrattıkları, böylelikle de haksız mal edindikleri belirtildi. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Büyükerşen ile onun yönetici pozisyonunda bulunduğu vakıf ve şirketlerin yönetici ya da üyeleri olan şüpheliler Ahmet Durmaz, Çetin Kaya ile Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi akademisyenleri Erol Nezih Orhon ve Yavuz Tuna hakkında ‘Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma’ ve ‘Haksız mal edinme’ suçlarından ceza talep edildi.
Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşması bugün görüldü. Duruşmada, tutuksuz sanıklar Eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve Ahmet Durmaz ile taraf avukatları katılırken, diğer tutuksuz sanıklar Çetin Kaya, Erol Nezih Orhon ve Yavuz Tuna duruşmaya katılmadı. Ayrıca duruşmaya, AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak ve AK Parti Kadın Kolları İl Başkanı Özlem Ünalır katıldı.
Suçtan zarar gören kurumların Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü ve Kütahya Vakıflar Bölge Müdürlüğü olduğu belirtilen iddianamede, Büyükerşen, Durmaz, Orhon, Kaya, Tuna’nın atılı güveni kötüyle kullanma suçunu kendilerine emanet edilen mal hakkında işledikleri anlaşıldığında aktarıldı.
Eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, savunmasında suçlamalardan haberdar olduğunu belirterek bunları kabul etmedi. Büyükerşen, mahkeme heyetine yazılı savunma sundu. Sanık Ahmet Durmaz ise suçlamaları kabul etmediğini, daha sonra savunmasını yazılı olarak sunacağını belirtti.
Savunmaların ardından Cumhuriyet Savcısı, Yılmaz Büyükerşen’in ve Ahmet Durmaz’ın mal varlıklarına tedbir konulmasını talep etti. Mahkeme heyeti, mal varlıklarına tedbir konulmasını reddederek, duruşmayı 11 Ekim’e erteledi.
“Yılmaz Büyükerşen’in şahsına veya ailesine ait vakıflara bu malların aktarılması kanunsuzdur”
Mahkemenin ardından AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, Eskişehir Adliyesi önünde açıklama yaptı. Hatipoğlu yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Hemşerilerimizin özellikle Anadolu Üniversitesi’nin eski çalışanları, eski rektörleri, dekanları, öğretim üyelerinin bu davayla ilgili bizlerden büyük beklentileri ve talepleri var. Çünkü yıllardır üniversite çalışanlarının emekleriyle, üniversitenin kaynaklarıyla oluşturulmuş vakıfların ve onlara ait okul ve otellerin bir şekilde Yılmaz Büyükerşen’in ailesine ve kendisine ait şirketlere ve vakıflara aktarılması konusu. Tabii çok acı bir konudur. Bu konunun takipçisi olacağız. İnşallah bu çağdaş okulları ve diğer turizm yatırımları, oteller ve mal varlıkları, Anadolu Üniversitesi çalışanlarına ve o vakıflara iadesi yapılacak. Biz hukuka güveniyoruz. Dava ötelendi. Ekim ayında gene buradayız. O arada da tabii bu davaya bakan hakime hanımın da üzerinde çok büyük bir yükümlülük var. Bunu bilmesi lazım. Savcılarımızın da işi iyi takip etmesi lazım. Biz Eskişehir’de kim tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzatırsa onun karşısındayız. Bizim kişilerle işimiz yok. Yapılan eylemler Eskişehirimize, hemşerilerimize zarar veriyorsa her zaman onun karşısında olacağız. Belediye imkanlarıyla ve belediyenin parasıyla yapılıp Yılmaz Büyükerşen’in şahsına veya ailesine ait vakıflara bu malların aktarılması, gelirlerinin aktarılması tabii kanunsuzdur, vicdansızdır. Bunların iade edilmesi gerekmektedir. Biz bunların takipçisi olacağız. Hiçbir beklentimiz yok. Bu okullarda okuyan öğrencilerle hiçbir derdimiz yok. Zaten bu Çağdaş Okulları yıllardır üniversitenin içinde hizmet vermekteydi. Yani üniversite çalışanlarının çocuklarının gittiği bir okul olurken şimdi tamamen ticarethaneye dönmüş şekilde. Sadece parayla çocuk okutan bir yer olmuştur. Bunu Anadolu Üniversitesi’nin yeniden sahiplenmesi, Balmumu Müzesi’ni de gerçek sahibi olan Büyükerşen’in değil Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin sahiplenmesi lazım. Tabii burada Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin tüm nepotizm çağrılarımıza bunları yanlış olduğunu söylememize rağmen bu işler devam etmektedir. Yılmaz Büyükerşen danışman sıfatıyla hala oradan nemalanmaktadır, 200 bin liranın üzerinde bir maaş aldığı bir aracı hala makam aracı olarak kullandığı biliniyor. Tabii bu mevcut belediye başkanını da aslında da zora sokan bir şeydir. Yani bu belediyeyi artık Yılmaz Büyükerşen ve ailesinin ve belli bir zümrenin gelir kapısı yapmaktan çıkarmaları lazım.” – ESKİŞEHİR
]]>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Kanun Teklifi görüşülüyor. Teklif üzerinde söz alan CHP Karabük Milletvekili ve komisyon üyesi Cevdet Akay, vakfın kuruluş amacının Dışişleri Bakanlığı teşkilatını güçlendirmek olmadığının söyleyerek “Faaliyet listesinden açıkça görülmektedir ki Vakfın kuruluş amacı Dışişleri Bakanlığı teşkilatını güçlendirmek değildir. Teşkilatı bu şekilde nasıl güçlendireceğiz? Görev ve yetkilerinden yararlanarak bir kazanç elde edilmek amaçlanmış, biz öyle görüyoruz. Şimdi, normal ticari faaliyet alanlarında bir sürü özel sektör kuruluşları da var. Şimdi, siz vakıf olarak iştiraklerde bulunacaksınız, şirketler kuracaksınız, bunlardan faaliyetler yaparak gelir elde edeceksiniz ama vergi muafiyeti var yani bunlarla ilgili de vergi ödemiyorsunuz; bu ayrı bir boyut” diye konuştu.
“MECLİS DENETİMİ DIŞINDA BİR VAKIF OLMUŞ OLACAK”
Vakfın yapacağı faaliyetler nedeniyle vakıf olmanın ötesinde holding gibi hareket edeceğini iddia eden Akay, “Son beş yılda Yunus Emre Vakfı’nın ve Türkiye Maarif Vakfı’nın topladığı para aşağı yukarı 19,1 milyar lira; bu denetime tabi olmayan yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de denetiminde olmayan bir kaynak. Dışişleri Bakanlığının bütçesi belli, buradan ayrılacak ödenekler belli. Bu vakıf kurulduğu takdirde Meclis denetimi dışında bir vakıf olmuş olacak; bu, sakıncalı bir durum. Bir sürü gelir elde ediyor, gayrimenkuller alıyor, satıyor, kiralıyor; ticari faaliyette bulunmak üzere birtakım şirketler kurabiliyor bunları da hem yurt içinde hem de yurt dışında yapabiliyor. Yaptığı bu faaliyetler nedeniyle de bu vakıf bir vakıf olmanın ötesinde bir holding gibi hareket edecek bir pozisyon alıyor” ifadelerini kullandı.
“VAKIF, DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NIN VARLIKLARINI KULLANABİLECEK”
Bakanın kararıyla belirli alanların vakfa tahsis edilebileceğine işaret eden Akay, “Mal ve hizmet alımlarıyla ilgili, gayrimenkul alımlarıyla ilgili bir inisiyatifi kim kullanacak? Gerektiğinde Dışişleri Bakanlığı’na ait taşınmazların, taşınır malların, gayrimenkullerin, kullanılabilmesiyle ilgili kararı kim verecek? Burada muallak bir durum var. Bakanın kararıyla belirli alanlar demek ki tahsis edilebilecek, kullanıma açılabilecek. Burada da şu durum önem arz ediyor: Bakanlık bünyesinde nerede, ne kadar kıymetli taşınmaz mal var, gayrimenkul var, menkul mallar var? Burada gerektiğinde Vakıf tarafından bu gayrimenkullerin kullanılması ve değerlendirilmesi söz konusu olacak. Örneğin, İstanbul Boğazı kıyısında çok geniş bir arazisi var Dışişleri Bakanlığı’nın. Mesela bu arazi Vakıf tarafından değerlendirilecek mi? Değerlendirilecekse nasıl değerlendirilecek, bu önem arz ediyor” diye konuştu.
“DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI TASARRUF TEDBİRLERİNİN DIŞINA ÇIKACAK”
Akay, Kurulacak olan vakıfla Dışişleri Bakanlığı’nın tasarruf tedbirlerinin dışına çıktığını belirterek şunları söyledi:
“10 milyonluk bir sermayeyle başlıyorsunuz. Kuruluş tamamlandıktan sonra anlatılan faaliyetler ve yerine getirilmesi gereken konular düşünüldüğünde buradaki gelirin çok yüksek boyutta olduğunu görüyoruz. Bu, finans uzmanı tarafından da yönetildiğine göre buradaki kazançların nasıl değerlendirileceği de çok önemli. Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bazı projelerle ilgili denetim mekanizması var ama burada bir denetim mekanizması yok. Yani, siz buradaki yöneticilere yüksek maaşlar verebilirsiniz, lüks araçlar tahsis edebilirsiniz, lüks lojmanlar tahsis edebilirsiniz. Şimdi, bütün kurumlar, bakanlıklar tasarruf tedbirlerine uyarken bu vakıf aracılığıyla Dışişleri Bakanlığı tasarruf tedbirlerinin dışına çıkılmış olacak.”
]]>Erdoğan, Vakıflar Genel Müdürlüğünce restorasyonu gerçekleştirilen 201 eserin, Cumhurbaşkanlığı Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, sevgi ve merhamet medeniyetinin temsilcisi olunduğunu söyledi.
Nefes alırken havayı, su içerken ırmağı, hasat toplarken toprağı, meyve koparırken ağacı özellikle incitmemeye, zarar vermemeye çalışan yüce gönüllü bir kültür ikliminde yetişilerek bugünlere gelindiğini anlatan Erdoğan, cenk meydanlarında hasımlarla göğüs göğüse muharebe ederken dahi gayrimeşru, gayri insaniyollara tevessül edilmediğini vurguladı.
Sefere çıktığında dalından kopardığı bir meyvenin ücretini bile ödeyen ecdadın, hem örnek olacak hem de iftihar edilecek eşsiz bir miras bıraktığını, Fatih Sultan Mehmet’in “Hüner bir şehir bünyad etmektir. Reaya kalbin abad etmektir.” tavsiyesinin asırlarca millete rehberlik ettiğini belirten Erdoğan, “Evet, önemli olan sadece toprak kazanmak değil bir şehri imar etmek, gönülleri de fethetmektir.” diye konuştu.
Erdoğan, bu anlayışla tarih boyunca hem nice şehirler, yollar, köprüler imar edildiğini hem de kalplerin kazanıldığını dile getirerek, “Vakıflarımız, şehirlerimizin imarının yanı sıra fethettiğimiz yerlerdeki halkın gönlünü kazanmamıza vesile olan en önemli kurumlarımızdır. Balkanlar’dan Afrika’ya, Asya’dan Orta Doğu’ya kadar gönül coğrafyamızın her bir köşesinde ecdat tarafından inşa edilen camilerin, imarethanelerin, köprülerin ve kervansarayların çoğunluğu vakıf eseridir.” ifadelerini kullandı.
“Vakıflarımız, milletimizin huzur ve güvenliğinin de teminatı olmuştur”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Selçukluyu, Osmanlıyı gezen Batılı seyyahların, bu devletler için “vakıf cenneti” tabirini kullandıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Hayırda yarışınız’ emri mucibince atalarımız, vakıf kurmak suretiyle özellikle birbiriyle yarışmış, kimseyi çaresiz ve sahipsiz bırakmamıştır. Fakir fukarayı, garip gurabayı, yolda kalanı, yetimi, öksüzü, düşkünü, biçareleri gözeten, ihtiyaç sahiplerine yardımı esirgemeyen vakıflarımız, aynı zamanda milletimizin huzur ve güvenliğinin de teminatı olmuştur. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ ilkemizin ete kemiğe büründüğü kurum, tartışmasız bir şekilde vakıflarımızdır. İslam’a göre insan, zübde-i alem yani alemin özüdür. İnsana hizmet, İslam medeniyetinin temelini oluşturur. Vakıflarımız, yalnızca insana hizmetle kendilerini sınırlandırmamıştır. Şanlı tarihimizde özellikle aç kuşlar için, göç eden leylekler için hatta ağaçlar için, köprüler için kurulan nice vakıflar görüyoruz.
Hayata ve hayatın akışına dair ne varsa oraya hitap eden, elini uzatan ve kol kanat gelen bir hayır kurumuna, yapıya veya vakfa mutlaka rastlıyoruz. Sadece vakıf kurmakta değil ecdat, vakıfların korunması ve vakıf malına el sürülmemesi hususunda da çok büyük itina göstermiştir. “
Erdoğan, “Vakfa bir çivi çakan abat, bir çivi söken berbat olur.” sözünün hem vakıf hizmetlerinin değerini hem de riskini ortaya koyduğuna işaret ederek, “Vakıf faaliyeti öyle hassas, öyle titizlikle yürütülmesi gereken bir iştir ki kişiye cennetin kapılarını da açabilir, Allah korusun cehenneme de sürükleyebilir çünkü bir vakfiyede tüm insanların, tabiatın, hayvan ve bitkilerin, gelecek kuşakların hakkı, hukuku vardır.” diye konuştu.
“Bulunduğumuz tüm makamları aziz milletimize borçluyuz”
Devlet geleneğinde “Bir vakıf içinden geçerken üzerine vakıf malının tozu bile bulaşmasın” hassasiyetiyle faaliyetler yürütüldüğünü, aynı inceliğe başka alanlarda da şahit olduklarını belirten Erdoğan, “Vakıf malına gösterilen bu ihtimamın kamuya dair tüm işlerde hepimize örnek olması gerektiğine inanıyorum. Burada şu hususun altını çizerek ifade etmek istiyorum: Vakıf eserleri, nasıl bize ecdadın ve vakıf sahibinin emaneti ise kamu malı ve kamu görevi de milletin emanetidir. Tüyü bitmemiş yetimin hakkının olduğu kamu malı ve kamu görevi ancak böyle yüksek bir şuurla yerine getirilirse verimli olur, bereketli olur, faydalı olur, sorumluluğun hakkı tam manasıyla verilmiş olur.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, kamu görevlisinin, kendi mesuliyeti veya mesuliyet sahasıyla ilgili işlerde vatandaşlara hizmet etmeye memur, mesul ve mecbur olduğunun altını çizerek, şöyle konuştu:
“Millete hizmet yolunda üşengeçliğe, rehavete, kaprislere, ‘Bugün git, yarın gel’ sorumsuzluğuna asla ve asla yer yoktur. Her zaman söylüyorum, bugün bir kez daha ifade ediyorum: Bulunduğumuz tüm makamları aziz milletimize borçluyuz. Hangi konumda olursak olalım, hepimiz milletimize karşı sorumluyuz. Millete büyüklenmek, yukarıdan bakmak, efendilik taslamak, sorunlarını görmezden gelmek kesinlikle kabul edilemez. Hele hele kamu malına el uzatmak, bizim nazarımızda ihanete eş değerdir. Siyasetçiler, kamu görevlileri, yönetim mevkisindekilerin ülkeye ve millete karşı vazifelerini yerine getirme noktasında hiçbir bahanesi olamaz. Milletin derdiyle dertlenmedikten, sorunlarına çözüm bulup hayır duasını almadıktan sonra hangi vazife olursa olsun insan için yüktür.
Eski Türkiye manzaralarını, milletimize tekrar yaşatmamakta kararlıyız. Bu konuda özellikle son dönemde artan serzenişlerin farkındayız. Tespit ettiğimiz tüm eksiklerin, hataların, varsa ihanetlerin üzerine inşallah bundan sonra çok daha kararlı bir şekilde gideceğiz. Kamu hizmetlerinin sorunsuz ve kusursuz sunulması için her türlü tedbiri alacak, bürokratik atalete hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, düzenlenen töreni, emanete sahip çıkma bakımından sergiledikleri hassasiyetin yeni bir nişanesi olarak gördüğünü söyledi.
Toplam 201 vakıf eserini asli kimliğine ve kullanım amacına uygun şekilde restore eden Vakıflar Genel Müdürlüğünü millet adına tebrik eden Erdoğan, eserlerin yeniden ihyasına katkı sağlayan hayırseverlere teşekkürlerini iletti.
Vakıf Haftası’nı kutlayan Erdoğan, hafta boyunca düzenlenecek etkinliklerin özellikle gençlerin köklü vakıf medeniyetini anlamasına vesile teşkil etmesini diledi.
Erdoğan, “Rabb’im bizleri vakıfların kıymetini bilenlerden, vakıf sahibi olanlardan geride hayırla yad edilecek eserler bırakanlardan eylesin.” diyerek, restorasyonu tamamlanan eserlerin hayırlı olmasını temenni etti.
Notlar
Programa Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu da katıldı.
Programda, İstanbul Tarihi Müzik Topluluğunca müzik dinletisi sunuldu. Vakıflar Genel Müdürlüğünün tanıtım filmi, UNESCO Ahşap Camiler filmi ve 201 eserin tanıtımı gösterildi.
Programda Erdoğan, 6 Şubat depremlerinde ağır hasar alan Malatya Yeni Camisi’nin tüm yapım masraflarını üstlenen iş insanı ve hayırsever Bayram Kızılaslan’a “Vakıf İnsan Ödülü”nü verdi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy ile Vakıflar Genel Müdürü Aksu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Süleymaniye Camisi’nin kıble cephesindeki çini üzerinde, İznik çinileriyle yapılmış mihrap nişinden esinlenerek oluşturulan eseri takdim etti.
Mihrabın her iki yanında, lacivert zemin üzerine yazılmış Fatiha Suresi’ni içeren dairesel formların replikası olan eser, Kütahyalı çini ustaları Osman Yol, Cemil ve Lütfiye Tokgöz ile Okay Hamdi Çakır tarafından yazıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra canlı bağlantılarla vakıf eserlerinin toplu açılışını kurdele keserek yaptı. Törende Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş dua etti.
(Bitti)
]]>“İSRAİL’İ ATEŞKESE ZORLAMAK İÇİN BASKININ DOZUNU YÜKSELTİYORUZ”
Genel Müdürlüğümüzün 7 Ekim’den beri soykırıma uğrayan Gazzeli kardeşlerimize el uzattığını görmekten ayrıca memnuniyet duyuyoruz. Toplam 3 bin tonluk sekizinci İyilik Gemimizi Gazze’ye uğurladık. Bugüne kadar toplam 50 bin tona ulaşan insani yardım miktarıyla Türkiye, dünyada Gazze’ye en fazla yardım gönderen ülke konumuna ulaştı. İyice canileşen İsrail yönetimini ateşkese zorlamak maksadıyla diplomasi ve ticaret boyutunda baskının dozunu sürekli yükseltiyoruz. İlk etapta 54 ürün grubuna ihracat kısıtlaması getirmişti. Geçen haftadan itibaren İsrail ile ihracat ve ithalat işlemlerini durdurduk. İsrail’in soykırım davasına müdahil olmayı kararlaştırdık. İçimizdeki kimi işgüzarlar bunu görmese ya da çarpıtsa da devleti, vatandaşı ve STK’ları ile Türkiye, Gazze sınavını en başarılı veren ülkelerden biridir.

“VAKIFLAR HAYATIN HER ALANINDA”
Fakir fukarayı, yolda kalanı, yetimi, düşkünü gözeten, ihtiyaç sahiplerine yardımı esirgemeyen vakıflarımız aynı zamanda milletimizin huzur ve güvenliğinin teminatı olmuştur. İslam’a göre insan, alemin özüdür. İnsana hizmet, İslam medeniyetinin temelini oluşturur. Vakıflarımız, yalnızca insana hizmetle kendilerini sınırlandırmamıştır. Tarihimizde özellikle aç kuşlar için, ağaçlar için, köprüler için kurulan nice vakıflar görüyoruz. Hayata ve hayatın akışına dair ne varsa oraya hitap eden bir yapıya mutlaka rastlıyoruz.
“MİLLETE HİZMETTE REHAVETE YER YOK”
Vakıf eserleri nasıl ecdadın emanetiyle, kamu görevi de milletin emanetidir. Tüyü bitmemiş yetimin hakkının olduğu kamu malı ve görevi ancak böyle yüksek bir şuurla yerine getirilirse faydalı olur. Kamu görevlisi kendi mesuliyeti veya mesuliyet sahasıyla ilgili işlerle vatandaşımıza hizmet etmeye memurdur. Millete hizmet yolunda rehavete, kaprislere, bugün git yarın gel sorumsuzluğına asla yer yoktur. Bulunduğumuz tüm makamları, aziz milletimize borçluyuz. Hepimiz milletimize karşı sorumluyuz. Millete büyüklenmek, yukarıdan bakmak, sorunlarını görmezden gelmek kabul edilemez. Kamu malına el uzatmak bizin nazarımızda ihanete eş değerdir.
“SERZENİŞLERİN FARKINDAYIZ”
Siyasetçiler, kamu görevlileri yönetim mevkiindekilerin ülkeyi ve millete karşı vazifelerini yerine getirme noktasında hiçbir bahanesi olamaz. Milletin derdiyle dertlenmedikten, sorunlarına çözüm bulmadıktan sonra hangi vazife olursa olsun, insan için yüktür. Son dönemde artan serzenişlerin farkındayız. Tespit ettiğimiz tüm hataların varsa ihanetlerin üzerine inşallah bundan sonra çok daha kararlı bir şekilde gideceğiz. Kamu hizmetlerinin kusursuz sunulması için her türlü tedbiri alacak, bürokratik atalete hiçbir şekilde müsade etmeyeceğiz.”
]]>İBB’nin Taksim Gezi Parkı’nın mülkiyetinin Sultan Bayezid Vakfı’na devriyle ilgili başlattığı hukuk mücadelesi sonuçlandı. İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün vakıf lehine verdiği tescil kararını bozdu. Dava konusu taşınmazların vakıf yoluyla meydana gelmediğine dikkat çeken mahkeme, parkın yeniden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adına tesciline hükmetti.
“NELER YAŞANDI”
Mülkiyeti İBB ait olan Gezi Parkı, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Vakıflar Kanunu 30.maddesinde sayılan şartların mevcut olduğu iddiasıyla, belediye uhdesinden çıkartıldı. Sultan Bayezid Hanı Veli Hazretleri Vakfı adına 12 Mart 2021 tarihinde tapuda tescil edildi. İBB derhal hukuki yollara başvurdu. Tescil işleminin hukuka aykırı olduğunu belirterek 9 Nisan 2021 tarihinde dava açtı. Dava, İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesince görüşüldü.
“BİLİRKİŞİ ‘VAKIF VARLIĞI YOK’ DEDİ”
Yargı aşamasında mahkemeye, uzman ve akademisyenlerden oluşan 4 vakıf hukukçusunun bilirkişi raporları sunuldu. Raporlarda; dava konusu taşınmazlarda Sultan Bayezid Hanı Hazretleri Vakfı’nın mülkiyet hakkının bulunmadığı, vakfiyeden ilgili parsellerin vakıf yoluyla oluşturulmuş kültür varlığı olduğuna dair bir çıkarım yapılamayacağı, taşınmazların vakıf yoluyla vücuda getirilmediği ve taşınmazda vakıf kültür varlığının bulunmadığı görüşleri yer aldı.
“VAKIF ADINA TESCİL MÜMKÜN DEĞİL”
Vakıflar Genel Müdürlüğü bunun üzerine gezi parkı içerisinde bir tarihte yer alan Topçu Kışlası’nın kültür varlığı olduğu itirazını mahkemeye sundu. Mahkeme, konunun bir de Topçu Kışlası açısından değerlendirilmesini istedi. Sanat Tarihi ve Arkeoloji Alanında uzman ve akademisyen 4 sanat tarihçisi bu konuda da mahkemeye görüş bildirdi. Sunulan raporda; bugün mevcut olmayan Taksim Topçu Kışlası’nın da vakıf yoluyla inşa edilmediği, yani vakıf kültür varlığı olmadığı, Taksim Topçu Kışlası’nın arşiv belgeleri üzerinden inşa sürecine ve tarihsel sürecine bakıldığında da herhangi bir belge veya yayında vakıf malı olduğuna dair ibarenin olmadığı, dava konusu taşınmazların bulunduğu parsellerde bugün herhangi bir kültür varlığının izine de rastlanmadığı; bu itibarla 5737 sayılı Vakıflar Kanunu 30. maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmemiş olduğu ve dava konusu taşınmazın vakfı adına tescilinin mümkün olmadığı kanaati dile getirildi.
“İBB ADINA TESCİL EDİLDİ”
Dosyayı karara bağlayan İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, İBB’yi haklı bularak, Sultan Bayezid Hanı Veli Hazretleri Vakfı adına kayıtlı tapu kayıtlarının iptaline ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adına tesciline karar verdi. İstinaf ve Yargıtay aşamaları da İBB lehine sonuçlanırsa, Gezi Parkı yeniden İBB mülkiyetine geçecek.
]]>Aksu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 6 Şubat 2023 depreminden etkilenen 11 şehirde zarar gören 600 vakıf eserinin tespit ile restorasyon projelerinin tamamlandığını ve yeniden onarımlarına başladıklarını ifade etti.ç
Depremden etkilenen illerdeki abide eserlerin bir an önce milletin hizmetine sunulması gerektiğini vurgulayan Aksu, “Çok ciddi bir insan kaynağı ve bütçe gerekiyor. Allah devletimize zeval vermesin. Vakıfların gücü inşallah buna yetecek.” dedi.
Aksu, bu eserlerden 2024’te hizmete açılacaklar yanında, gelecek yıl tamamlanacakların da bulunduğunu kaydetti.
“Orijinal parçalarıyla eserlerimizi ayağa kaldırabileceğiz”
Ekiplerin sahada çalıştıklarını, restorasyon sürecinin ciddi bir zaman gerektirdiğini belirten Sinan Aksu, vakıf eserlerinin onarımlarının üniversitelerde oluşturan bilim kurulları ile yapılabildiğini söyledi. Kurulların projeleri ayrıntılı inceleyerek, inşaatın nasıl yapılacağına ilişkin kendilerine rehberlik yaptığını anlatan Aksu, bu süreçlerin tamamını geride bıraktıklarını belirtti.
Aksu, bu yılı tamamen inşaat dönemi olarak geçireceklerini, şehir meydanlarındaki camilerde, kervansaraylarda, çarşılarda, hamamlarda bu yıl yoğun bir faaliyet olacağını aktararak, şunları belirtti:
“Depremden en çok etkilenen Hatay’da 100’den fazla şantiye kuruldu. Anadolu’nun ilk camisi Habib-i Neccar, Hatay’ın en güzel eserlerinden Antakya Ulu Cami ve onlarca vakıf eserinin hepsini birden ayağa kaldırmak için yoğun bir çaba içerisinde olacağız. Hesabımızı yaptık. 3 yıl içerisinde depremden zarar gören tüm yapıların ayağa kaldırılması ile ilgili hedefimiz var. Hazirandan itibaren depremden etkilenen eserlerimizi birer birer açmaya başlayacağız. İşi biten, onarımı biten eserlerimizi hemen halkımızın hizmetine sunacağız.”
Gaziantep’teki camilerle ilgili de yoğun bir çalışmalarının bulunduğunu dile getiren Aksu, “En hafif hasarlı olanlara öncelikli olarak başladık. Ramazan ayında bu camilerimizden açmak istediklerimiz var. Haziranda da bir kısmını vatandaşımızın hizmetine açmış olacağız. Öncelik Gaziantep gibi görünüyor. 600 eserimiz zarar gördü. Bunlardan 377’si orta ve ağır hasarlı, öncelikle onlara başladık. Deprem olur olmaz, tüm zarar gören yapıları koruma kalkanı içerisine aldık. Hemen üniversitelerimizden yardım alarak, kurtarma kazısı yaptık. Bu kazılardaki eserler üzerinde çalışmalar yapıp, geriye yerlerine monte edilmesi kaldı. Hiçbir çakıl taşımız dahi eserlerimizden uzaklaştırılmadı, hepsi korundu. Bu sürecin sonunda orijinal parçalarıyla eserlerimizi ayağa kaldırabileceğiz.” dedi.
2025’te Kıbrıs Selimiye Camisi açılacak
Aksu, Balkanlarda geçen yıl 9’u cami 12 vakıf eserinin tamamlandığını, halen 20 restorasyon projesinin devam ettiğini belirterek, “Bu yıl 13 tanesini bitireceğimizi planlıyoruz. Balkanlar Osmanlı mirası ve Müslüman tebaadan yoğun bir talep var, bu coğrafyadaki eserlerin TİKA ve vakıflar aracılığıyla onarılmasına yönelik. Balkan devletlerinin izin verme ölçülerine göre oradaki restorasyonları yapabiliyoruz. Ama süreçler hiç de kolay gitmiyor. Yoğun diplomasi gerektiriyor.” dedi.
Kıbrıs’taki eserler için de yoğun çalışma yürüttüklerini bildiren Aksu, “Selimiye Camisi, Kıbrıs’ın fethedilmesinden sonra Fethiye Camisi olarak adlandırılan kiliseden dönüştürülmüş bir cami ve yapılış tarihi çok daha eski. Bu cami ciddi manada uzun yıllar bakım ve onarımı yapılamadığı için şu anda bakımı konusunda aciliyet arz ediyor. Restorasyonuna 2 yıl önce başladık ve önümüzdeki yılın sonlarına doğru da restorasyonu bitirip, Kıbrıslıların hizmetine açacağız.” diye konuştu.
Sinan Aksu, 8 Mayıs 2024’ün Vakıflar Genel Müdürlüğünün kuruluşunun 100. yılı olduğunu anımsatarak, 8 Mayıs Vakıf Haftası’nda 100 vakıf eserini milletimizle buluşturacaklarını anlattı.
Aksu, “Selçuklu eseri Divriği Ulu Cami, deprem bölgesinde pek çok camimiz, çarşımız, hamam yapıları, İstanbul, Edirne, Bursa gibi pek çok tarihi şehrimizdeki abide eseri 8 Mayıs’taki Vakıf Haftası’nda hizmete açacağız. Deprem bölgesini yoğunlukla ön plana çıkarmamız lazım. Burada yıkım çok fazlaydı. Bu yıl bir kısım deprem bölgesindeki yapılarımızı milletimizin hizmetine açmış olacağız.” sözlerine yer verdi.
]]>