Gökhan Günaydın, Anayasa Mahkemesi’ne yapacağı başvuru öncesinde açıklama yaptı. TBMM’nin yoğun çalışma programına ve komisyonların uzun saatler çalışmasına ilişkin de konuşan Günaydın, “Sokak hayvanlarına ilişkin komisyon aralıksız 16 saat çalıştı. Bütün gece o komisyonu çalıştıranlar, sinirlerin gerilmesinden, insanlık dışı çalışma koşullarından medet umanlar sonra o komisyonu tatil ettiler” dedi.
AK Parti grubuna seslenen Günaydın, ” Türkiye’nin yararına olan acil düzenlemelere CHP her türlü katkıyı sunmaya devam etmektedir. Sizin gündemi oluşturmak amacıyla Meclis’i kullanmanıza izin vermeyeceğiz. Önümüzdeki hafta da AKP’nin bu dayatmacı anlayışı devam ederse, CHP Meclis İç Tüzüğü’nden kaynaklanan tüm haklarını kullanacaktır. O zaman Meclis’i ağustosta, eylülde hep beraber çalıştırırız. Bu düzenlemeler ancak 2,5 aylık zaman dilimi içerisinde müzakere edilebilir” ifadelerini kullandı.
“Dilimizde tüy bitti”
“29 Mayıs tarihinde Resmi Gazete’de Türk Ticaret Kanunu’nda bazı değişiklikler içeren düzenlemeler getirdiler. Rekabet Kurumu’na kurumun personelinin özlük haklarını düzenleme yetkisi veriyorlar. Dilimizde tüy bitti. Bu ancak devlet memurlarını kanunu ile düzenleme ile yapılabilir. Rekabet Kurulu’nun böyle bir düzenlemeye yetkisi yoktur. Adil yargılama hakkının aksine Rekabet Kurulu’nun firmalara ilk savunma hakkını yeterince süre vermeden tanımasını Anayasa Mahkemesi’ne götürüyoruz. Ürün, ihtisas borsalarında alınacak olan teminatların ve oluşturulacak garanti fonunun usul ve esaslarının belirleme yetkisinin, kanunu bir ölçüt belirtmeksizin idarenin takdir yetkisine bırakılması, yine Anayasa’ya aykırıdır. Reklam Kurulu’nun ifade hürriyetinin aksine, erişimin engellenmesi kararları verebilmesi elbette aykırıdır. Bunun için de düzenleme yapıyoruz.
“Fahiş fiyat artışı ve stokçuluk yapmak isteyenler var”
CHP, Türkiye’deki ekonomik sıkıntının farkındadır. Ekonomideki bozulma, AKP’nin uyguladığı ve hiçbir iktisat teorisine uymayan ekonomi politikasının sonucudur. Fahiş fiyat artışı ve stokçuluk yapmak isteyenler vardır. Bunların mutlaka engellenmesi ve cezalandırılması gerekir. Stokçuluk ve fahiş fiyat artışını kanunda tanımlamazsanız, idareye ucu açık bir yetki ve keyfilik veriyorsunuz. Bu ticaret yaşamı açısından geri dönülmesi zor zararlar doğurabilir. Yeni ve uygun düzenlemelerin kanunda belirtilmesine olanak vermek üzere bunun da iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş bulunuyoruz.
“Vakfın mütevelli heyetine sınırsız düzenlenmemiş hak tanıyorsunuz”
Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Yasası da 6 Haziran tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu vakıf, bir özel hukuk tüzel kişisidir. Bu vakfın mütevelli heyetine sınırsız düzenlenmemiş hak tanıyorsunuz. Daha önemlisi, Dışişleri Bakanlığı’nın taşınır, taşınmaz sahip olduğu tüm mallarda bunları kanunen yetkili yapıyorsunuz. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Paralel bir Dışişleri Bakanlığı’dır.
“Kabul edilebilir tarafı yok”
Bu vakıf aynı zamanda Yükseköğretim Kanunu’nun aleyhine üniversite kurabilecek durumda. Vize aracılık hizmetlerinden elde ettiği geliri kendisine alabilecek durumda. Vergi muafiyeti, kamu yararını aşacak bir biçimde kendilerine tanımlanmış durumda. Emekli ve yaşlılık aylığı da sosyal güvenlik düzenlemelerinin aleyhine bunlardan alınmıyor. Bu iki hususun da bizim açımızdan kabul edilebilir tarafı yoktur ve Anayasa Mahkemesi’ne bunları taşıyoruz.
“Anayasa tanımamazlık”
Plan ve Bütçe Komisyonu sabaha kadar Vergi Kanunu’nu çalıştı. Çalışma yaşamında yüzde 1’den fazla örgütlenme hakkına sahip olan sendikalara 707 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpılmasına yönelik bir ayrıcalıklı düzenleme getiriyorlar. Bu açıkça örgütlenme özgürlüğüne aykırı, yandaş sendikaları güçlendirici bir düzenlemedir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiğini bir önerge ile yasaya sokmak, Anayasa tanımamazlıktır.
” Kızılay’da çalışanlar için iptali hiçe sayarak düzenleme yapıyorlar”
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta olan kişilerin, bu aylığı kesilmeden başka bir yerde çalışmasına izin vermediğini biz biliyoruz. Oysa ki bunlar daha evvel Türkiye Maarif Vakfı, Yunus Emre Vakfı, Türkiye Kızılay Derneği, Yeşilay Vakfı, Antalya Diplomasi Forumu Vakfı için bu rijit düzenlemenin dışına taşarak bunların hem emekli aylığı hem de buralardan ayrıca yararlanabilmesine olanak taşımıştı. Anayasa Mahkemesi bunları da iptal etmişti. Bu iptali hiçe sayarak Kızılay’da görev yapanların hem emeklilik aylığı hem de ayrıca özlük hakları alabilmek için düzenleme yapıyorlar. Bu da açıkça bir Anayasa tanımamazlıktır.”
]]>CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, TBMM Genel Kurulu’nda Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı kurulmasını öngören kanun teklifi üzerinde söz aldı. Konuşmasında İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Salıcı, “Filistinlileri önce yerinden eden, güvenli bölge ilan ettiği Refah şehrinde de sivillerin kaldığı çadırları bombalayan ‘Terörle mücadele ediyorum’ diyerek dünyayı enayi yerine koyan Netanyahu yönetimi soykırım, savaş ve insanlığa karşı suçların failidir; er ya da geç bu suçlardan yargılanacaklardır. İsrail’le ilişkileri ırkçıların yer aldığı Netanyahu’nun şahin savaş kabinesiyle düzeltenler, Avrupa’dan Filistin devletini tanımalarını açık açık isteyemeyenler, İsrail’le ticareti kısıtlamak için 15 bin çocuğun ölmesini ve seçim yenilgisini bekleyenler Filistin’de iki devletli adil bir çözüme katkı sunma noktasında son derece yetersiz kalmışlardır” dedi.
İspanya, Norveç ve İrlanda’nın Filistin devletini tanıma kararının son derece sevindirici olduğunu belirten Salıcı, ” Slovenya’dan, Malta’dan, Portekiz’den de Filistin’i tanıyacakları yönünde olumlu mesajlar gelmektedir” ifadelerini kullandı.
Dışişleri Teşkilatı Vakfı kurulmasına ilişkin kanun teklifini eleştiren Salıcı, “Dünyanın gündemi Filistin’ken Türkiye’de Dışişlerinin şirketleşmeyi konuşması son derece trajikomiktir. ‘Dışişleri Teşkilatı Vakfı’ adıyla gizlenen istek ‘Dışişleri anonim şirketi’dir. Bu yasa teklifinin ilk amacı birilerine kaynak aktarma çabasıdır. İkinci amaç ise alternatif Dışişleri bürokrasisi yaratma ve partizan diplomatlarla kadrolaşma çabasıdır” dedi.
“Dışişlerini zaten SETA’cı bakan yardımcıları atayarak vakfa çevirdiniz”
Salıcı, şunları söyledi:
“Dışişlerini zaten SETA’cı bakan yardımcıları atayarak vakfa çevirdiniz. Türkiye Maarif Vakfını kurdunuz, vakfa bakanlıktan bütçe aktararak Sayıştay denetimindeki kaynağı dışarı çıkardınız. Daha dün gece Maarif Vakfına Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden 5,7 milyar lira aktardınız. Eğer Dışişleri Vakfını illa kuracaksanız Hazine’den para aktarmakla uğraşmayın, devletin parası bu defa Hazine’de kalsın. Zaten SETA’nın yöneticileri başkan yardımcısı, Avrupa Birliği de SETA’yı fonluyor; vakfı illa kuracaksanız kaynağı da SETA’dan aktarın. Devleti temsil eden Dışişlerine TÜGVA, TÜRGEV, Ensar muamelesi yapmayın. Türk Dışişleri beş yüz yıla dayanan hariciye geleneğiyle sayısız başarılara imza atmış bir kurumdur.”
Türkiye’nin bir Dışişleri Vakfına ihtiyacı olmadığını söyleyen Salıcı, “Ama neye ihtiyacı vardır onu söyleyeyim: Yurt dışına sattığımız savunma sanayisi ürünlerimizin takibini yapacak bir mekanizmaya ihtiyacı vardır” dedi.
“Satılan silahların takibini yapacak mekanizma gerekli”
Savunma sanayi ihracatının geçen yıl 5,5 milyar dolara yükseldiğini bundan memnuniyet duyduklarını belirten Salıcı, ancak ihracat yapıldıktan sonra o ürünlerin takibini yapacak bir yapı kurulması gerektiğini belirtti. Salıcı, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırılarında Türkiye’de üretilen insansız hava araçlarının kullanılması örneğini de verdiği konuşmasında şunları dile getirdi:
“Hamas’ın yayınladığı videolarda Türkiye’de kurulu Assuva Savunma Sanayi şirketi tarafından üretilen Proton Elic RB-128 model insansız hava araçları kullandığını gördük; buyurun fotoğrafı. Türkiye’de, İstanbul’da üretilmiş, biz üretmişiz, Hamas bunu saldırılarda kullanmış. Bu da propaganda videosundan alınmış olan bir fotoğraf. Şirketin sahibi Remzi Başbuğ da bunu kabul ediyor ve diyor ki ‘Dronenun Hamas’ın eline nasıl ulaştığını ben bilemem. Ben 30’dan fazla ülkeye ihracat yapıyorum, Kore’deki müşterimiz gelir, bizden 40 tane alır, gider. Biz bunu Kore’de satacağını düşünerek veririz.’ Doğru. Peki, Kore’deki müşteri bunu alıp Kore dışında satarsa ne olacak örnekte olduğu gibi? Bilemiyoruz, ne olacağını bilemiyoruz. Başka ne diyor firmanın sahibi? ‘Adam satın aldıktan sonra üzerine silah koyabilir’ diyor. Türkiye’den satılan yani firmanın Kore’ye sattığı üzerinde silah olan, mühimmat olan bir hava aracı değil. Doğru mu? Doğru. Kore’ye sattım, Hamas’a gitti, üzerine roket taktı, İsrail’i vurdu. Bizim bu işte bir sorumluluğumuz var mı?
“Sakız satar gibi silah satılmaz”
Silah satışı sakız satışına benzemez, öyle sakız satar gibi silah satılmaz. Diyelim ki yabancı bir ülkeye sattın, sonra o da başkasına sattı, bu da bir düşman unsurunun eline geçti, o da bizim sınırımızı, yurt dışındaki üslerimizi ya da bizim elçiliğimizi vurdu; ne olacak, bunun hesabını kim verecek? Eğer böyle bir durumla -bunu bir uyarı olarak kabul edin- karşılaşırsak, muhtelif boşluklardan kaynaklı böyle bir durumla karşılaşırsak sizi orada oturtmazlar. Eğer böyle bir durumla karşılaşırsak o nedenle ya da bu nedenle kontrolü yapılmadığı için Türkiye’den yapılan bir silah satışı modifiye edilerek başka bir gerekçeyle eğer dönüp bizim güçlerimizi, elçiliğimizi, sınırımızı, askerimizi vurursa bunun altında kalırsınız.
“Kendi ürettiğimiz silahın bizi vurmamasının garantisi var mı?”
Bizim ürettiğimiz silahla bizim insanımızı vururlarsa bunun altında kalırsınız. Yarın, öbür gün, kendi ürettiğimiz silahların bizi vurmamasının bir garantisi var mı? Yabancılara sattığımız askeri teçhizatın, dünyanın başka bir bölgesinde, Türkiye’yi sıkıntıya sokacak şekilde kullanılmasına karşı bir önleminiz var mı? Satıldığı ülkelerin dışında başka bir yerde kullanılmasını engelleyecek etkin bir takip mekanizmamız var mı?
Yeni bir yapı kuracaksak savunma sanayisinin ihracat izin sürecini yeni koşullara göre düzenleyen, hukuki boşlukları kapatan, takibi etkinleştiren bir yapı kuralım. Dışişleri Vakfında araba kiralamayla, emlak komisyonculuğuyla uğraşacağımıza memleketin ciddi meseleleri var, onlarla uğraşalım.”
]]>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Kanun Teklifi görüşülüyor. Teklif üzerinde söz alan CHP Karabük Milletvekili ve komisyon üyesi Cevdet Akay, vakfın kuruluş amacının Dışişleri Bakanlığı teşkilatını güçlendirmek olmadığının söyleyerek “Faaliyet listesinden açıkça görülmektedir ki Vakfın kuruluş amacı Dışişleri Bakanlığı teşkilatını güçlendirmek değildir. Teşkilatı bu şekilde nasıl güçlendireceğiz? Görev ve yetkilerinden yararlanarak bir kazanç elde edilmek amaçlanmış, biz öyle görüyoruz. Şimdi, normal ticari faaliyet alanlarında bir sürü özel sektör kuruluşları da var. Şimdi, siz vakıf olarak iştiraklerde bulunacaksınız, şirketler kuracaksınız, bunlardan faaliyetler yaparak gelir elde edeceksiniz ama vergi muafiyeti var yani bunlarla ilgili de vergi ödemiyorsunuz; bu ayrı bir boyut” diye konuştu.
“MECLİS DENETİMİ DIŞINDA BİR VAKIF OLMUŞ OLACAK”
Vakfın yapacağı faaliyetler nedeniyle vakıf olmanın ötesinde holding gibi hareket edeceğini iddia eden Akay, “Son beş yılda Yunus Emre Vakfı’nın ve Türkiye Maarif Vakfı’nın topladığı para aşağı yukarı 19,1 milyar lira; bu denetime tabi olmayan yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de denetiminde olmayan bir kaynak. Dışişleri Bakanlığının bütçesi belli, buradan ayrılacak ödenekler belli. Bu vakıf kurulduğu takdirde Meclis denetimi dışında bir vakıf olmuş olacak; bu, sakıncalı bir durum. Bir sürü gelir elde ediyor, gayrimenkuller alıyor, satıyor, kiralıyor; ticari faaliyette bulunmak üzere birtakım şirketler kurabiliyor bunları da hem yurt içinde hem de yurt dışında yapabiliyor. Yaptığı bu faaliyetler nedeniyle de bu vakıf bir vakıf olmanın ötesinde bir holding gibi hareket edecek bir pozisyon alıyor” ifadelerini kullandı.
“VAKIF, DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NIN VARLIKLARINI KULLANABİLECEK”
Bakanın kararıyla belirli alanların vakfa tahsis edilebileceğine işaret eden Akay, “Mal ve hizmet alımlarıyla ilgili, gayrimenkul alımlarıyla ilgili bir inisiyatifi kim kullanacak? Gerektiğinde Dışişleri Bakanlığı’na ait taşınmazların, taşınır malların, gayrimenkullerin, kullanılabilmesiyle ilgili kararı kim verecek? Burada muallak bir durum var. Bakanın kararıyla belirli alanlar demek ki tahsis edilebilecek, kullanıma açılabilecek. Burada da şu durum önem arz ediyor: Bakanlık bünyesinde nerede, ne kadar kıymetli taşınmaz mal var, gayrimenkul var, menkul mallar var? Burada gerektiğinde Vakıf tarafından bu gayrimenkullerin kullanılması ve değerlendirilmesi söz konusu olacak. Örneğin, İstanbul Boğazı kıyısında çok geniş bir arazisi var Dışişleri Bakanlığı’nın. Mesela bu arazi Vakıf tarafından değerlendirilecek mi? Değerlendirilecekse nasıl değerlendirilecek, bu önem arz ediyor” diye konuştu.
“DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI TASARRUF TEDBİRLERİNİN DIŞINA ÇIKACAK”
Akay, Kurulacak olan vakıfla Dışişleri Bakanlığı’nın tasarruf tedbirlerinin dışına çıktığını belirterek şunları söyledi:
“10 milyonluk bir sermayeyle başlıyorsunuz. Kuruluş tamamlandıktan sonra anlatılan faaliyetler ve yerine getirilmesi gereken konular düşünüldüğünde buradaki gelirin çok yüksek boyutta olduğunu görüyoruz. Bu, finans uzmanı tarafından da yönetildiğine göre buradaki kazançların nasıl değerlendirileceği de çok önemli. Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bazı projelerle ilgili denetim mekanizması var ama burada bir denetim mekanizması yok. Yani, siz buradaki yöneticilere yüksek maaşlar verebilirsiniz, lüks araçlar tahsis edebilirsiniz, lüks lojmanlar tahsis edebilirsiniz. Şimdi, bütün kurumlar, bakanlıklar tasarruf tedbirlerine uyarken bu vakıf aracılığıyla Dışişleri Bakanlığı tasarruf tedbirlerinin dışına çıkılmış olacak.”
]]>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 11 maddelik Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Kanunu Teklifi görüşmelerinde CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, söz alarak ilgili teklife tepki gösterdi. Ağbaba, adeta gölge Dışişleri Bakanlığı kurulacak gibi durum olduğunu söyleyerek şunları dile getirdi:
“Aslında bir paralel yapı kurulmaya çalışılıyor. Bu paralel yapı kurulurken de, biraz önce de arkadaşlarımız ifade etti, bu kritik öneme sahip görevlere kimler atanacak? Geçmiş tecrübelere bakarak herhalde aynı şeyler olacak. Hangi tarikata verilecek, hangi cemaate verilecek? Bu soruları da sormak gerekiyor. Cumhuriyet tarihinde olmayan ve başka ülkelerde olmayan da bir iş getiriyorsunuz. Paralel yapıdan bu kadar çektiğini iddia eden bir siyasetin de bunu yapmasına hakikaten hayret ediyoruz.
“EMLAKÇILIK MI YAPACAK DIŞİŞLERİ VAKFI”
Vakfın muhtelif finansal araçlar edinmesi, çeşitli ticari işletmelerle iştirakler kurması, dahası, Dışişleri Bakanlığına ait taşınmazlar üzerinde tasarruf sahibi olması öngörülüyor. Resmen vakfı emlakçılık yapmaya yönlendiriyor. Yani emlakçılık mı yapacak Dışişleri Vakfı? Bu sorunun sorulması lazım. Emlakçılık görevi mi? Teklifte ‘Yurt içi ve yurt dışında emlakçılık ve inşaatçılık yapabilecek’ deniliyor. Dışişleri Bakanlığının görevi bu mu, arsa peşinde koşmak mı? Yani bunu zaten sizde iyi yapan çok. Nerede rant var, nerede araziler kıymetli, bunu iyi biliyorsunuz zaten.
“İKTİDARA YAKIN GRUPLARIN TİCARİ FAALİYETLERİNE PARAVAN OLMASI İÇİN BU VAKIF KURULUYOR”
Yetki tanımlarında ‘Eğitim kurumları açmak’ diyor. Dışişleri Bakanlığının adını, itibarını, ciddiyetini tamamen yok edecek bir paralel yapı yaratılıyor. Dışişleri Vakfına vakıf niteliği gereği birçok alanda vergi muafiyeti sağlanacak. Böylelikle kamu adına çalıştırılacağı iddia edilen bir yapı vergi kaçakçılığının aracı haline getirilecek. Vakıf yönetiminde bir finans uzmanının yer alması mecburiyeti getiriyorsunuz. Dışişleri Bakanlığının temayüllerine ve kurumsal kültürüne aykırı. İktidara yakın grupların, isimlerin birtakım ticari faaliyet ve ilişkilerine paravan ve aracı olarak kullanmak için Dışişleri Bakanlığının yapılanmasını temelden değiştirmek için kurulduğu kanısındayız.
“BU TEKLİF YURT DIŞINDAKİ İTİBARIMIZIN DA SIFIRLANMASI ANLAMINA GELİYOR”
Dışişleri gibi köklü bir yapısı, geleneği olan bir teşkilatın bu şekilde ticari faaliyetler içinde adının alınması devlet geleneğimiz açısından kabul edilemez. Yurt dışındaki itibarımızın da sıfırlanması anlamına geliyor. Kanun amacında bahsedilen Dışişleri Bakanlığı teşkilatının faaliyetlerini güçlendirilmesi ile personelin temsil kabiliyeti yüksek ve donanımlı yetiştirilmesi, desteklenmesi… Hakikaten inandırıcılık sıfır. Yani Türkiye’de onlarca, yüzlerce üniversite var; üniversitelerin bir taraftan içi boşaltılıyor, bir taraftan da kalifiye personel yetiştirmek için okullar kurulması söyleniyor. Dışişleri personel mülakatlarında neresi olduğunu hepimiz biliyoruz. Sizin Hükümetiniz döneminde maalesef bu Dışişlerinin yapısı bozuldu. Nasıl büyükelçi atadığınızı hakikaten biliyoruz. Rüşvet alan büyükelçiler var, Meclis’te bomba yağdıranların kardeşinin büyükelçi yapıldığı var, dil bilmeyen insanların büyükelçi yapıldığı var. Burada bir liyakatin aranmadığı gerçek.
“BU VAKFIN KURULMASI DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NIN ETKİSİZLEŞTİRİLMESİ ANLAMINI TAŞIYOR”
Kanun teklifinde yükseköğretim kurumları kurmak var. Bir zamanlar FETÖ’ye teslim etmiştiniz, şimdi sizin desteğinizle yurt dışında özel okullar açtılar hatta işi Afrika ülkelerinde özel büyükelçilikler açmaya kadar götürdüler. Ne zaman FETÖ’yle bozuştunuz, ardından Maarif Vakfı eliyle yurt dışında okullar açılmaya başlandı. Mademki bu Maarif Vakfını açtınız, Dışişleri Vakfı’nı niye açıyorsunuz ‘Dışişleri Bakanlığını destekleme’ adı altında bir vakıf kurarak okullar açacaksınız, kendi ideolojik propagandanızla öğrenciler yetiştireceksiniz, sonra bu okuldan mezun olan öğrencileri Dışişlerine ve diğer kurumlara yerleştireceksiniz. Bunun amacı belli. Bu vakfın kurulması Dışişleri Bakanlığının güçlendirilmesi değil, tam anlamıyla etkisizleştirilmesi, itibarının yok edilmesi anlamını taşıyor.
Bakanlığa sürekli meslek dışı büyükelçi atamaları yapılması da zaten ortada. onlarca eski milletvekilinizi büyükelçi yaptınız, hiçbir Dışişleri deneyimi olmayan, dış politika deneyimi olmayan onlarca insan maalesef büyükelçi olarak atandı. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü bir Bakanlığının itibarı dış ülkeler nezdinde tamamen bitirilecek. Resmen bir FETÖ taklidi yapılıyor. Yıllarca FETÖ’ye de paralel yapı kurması için destek verdiniz, şimdi aynı şeyleri tekrar yapmaya çalışıyorsunuz. Bu Dışişlerinin itibarını hiç kimse zedelememeli. Mutlaka liyakatli kadroların eskisi gibi iş başına gelmesi lazım. Geçmişte yapılan işlere bakınca burada bir iyi niyet sezmek mümkün değil. Geçmişteki atamalara baktığımız zaman bir liyakatin olacağını söylemek mümkün değil. Bu nedenle bu kanuna karşı olduğumuzu ifade ediyorum.”
]]>CHP’li Özgür Ceylan, ulusal savunma sanayi şirketlerindeki cemaat örgütlenmelerine ilişkin iddiaları Meclis gündemine taşıdı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in cevaplaması istemiyle TBMM Başkanlığına soru önergesi veren Ceylan, önergesinde, “Gün geçmiyor ki ya TSK ya da Savunma Sanayi Başkanlığı faaliyet alanındaki şirketlerle ilgili çeşitli iddialar kamuoyunun gündemine gelmesin. Türk halkının gurur duyduğu savunma sanayi kuruluşlarımızın son dönemde iyi eğitimli gençlerimizin ülkemizden ayrılmak durumunda kalmaları ve görece demokrasisi gelişmiş, temel insan hak ve özgürlüklerinin yasal ve anayasal olarak güvence altında olduğu Avrupa ülkelerine gitmeleriyle gündeme gelmesi kaygı vericidir.” ifadelerini kullandı.
“YETENEKLİ GENÇLER İŞTEN NEDEN AYRILIYOR?”
Ülke açısından Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’nın bağlı ortaklıklarından ve Savunma Sanayi Başkanlığının bağlı ortaklıkları ve iştiraklerinden oluşan güçlü bir üretim ve ARGE ayağından bahsedilebileceğini ifade eden Ceylan, bunlardan bazılarını Aselsan Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş, Türk Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş, Roket Sanayi ve Tic. A.Ş, Hava Elektronik Sanayi ve Tic. A.Ş, İşbir Elektrik Sanayi A.Ş, Aspilsan Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş, Savunma Sanayi Teknolojileri A.Ş, Havaalanı İşletme ve Havacılık Endüstrileri A.Ş, Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Tic. A.Ş. olarak sıraladı.
Ceylan, “Son 10 yıl içerisinde bu şirketlerde göreve başlayan mühendis ve diğer teknik personellerden kaçı istifa ya da başka bir nedenle işinden ayrılmıştır? Bunlardan kaçı savunma sanayi alanında faaliyet yürüten yerli şirketlerde iş başı yapmış kaçı yurtdışına gitmeyi tercih etmiştir?” sorularını yöneltti.
TSK Güçlendirme Vakfı ile Savunma Sanayi Başkanlığı’nın bağlı şirketlerinde görev yapan teknik personelin işten ayrılma sebepleri hakkında bilgi isteyen Ceylan, “Uzman personel ekonomik nedenlerle mi yoksa bazı basın organlarında iddia edildiği gibi Gaye ve Erkam Vakfı benzeri vakıfların üstünden tarikat-cemaat yapılanması ile söz konusu şirketlerin genel müdürlük gibi üst düzey makamlarına bazı tarikat mensupları atandığından ve atamalarda liyakat değil cemaate sadakat esas alındığından mı ayrılmaktadırlar?” diye sordu.
Özgür Ceylan, söz konusu makamlara atanan tarikat cemaat bağlantılı üst düzey yöneticilerinin personele mobbing uyguladığı için mi ayrılmaların gerçekleşip gerçekleşmediği hakkında da bilgi talep ederken, “Bu şirketlerde bir tasfiye mi vardır ya da tarikatlar arası bir çatışmanın sonucu mu durumun böylesine bir hal almasına vesile olmuştur?” sorusunu yöneltti.
İSİM İSİM SORULAR
CHP’li Ceylan önergesinde, ulusal savunma sanayindeki cemaat örgütlenmesine ilişkin şu soruların yanıtlanmasını istedi:
“TEI Genel Müdürü Mahmut Faruk Akşit, döneminde işten çıkarmaların ve liyakatsiz atamaların yoğunlaştığı bilgisi doğru mudur? Bir buzdolabı fabrikasında endüstri mühendisi olarak çalışan Gürsel Boz’u işe alarak programlar müdürü olarak atadığı iddiası doğru mudur? Yine Sayın Akşit’in Ali Gökhan Genç’in atamasını yaparak Menzil yapılanmasının önünü açtığı ve bu görevlendirmeler eliyle alan açılarak nitelikli kadroların işten çıkarıldığı iddiaları doğru mudur? Bu şahısların görev yaptıkları zaman diliminde kurumdan kaç teknik personelin ilişiği kesilmiştir? Akın Özdemir, Semih Erol, Fatma Gevrek Sarıoğlu, Altınel Çalışkan, Ramazan Tarhan, kurumda işe başlatılmışlar mıdır? Kurumda işe başlamadan önceki mesleki bilgi birikim ve deneyimleri nedir? Bu şahıslarda mı ‘Buzdolabı fabrikasında’ çalışırken birden bire TEI tarafından keşfedilip yüksek maaşlarla müdür, kıdemli lider, kıdemli uzman yapılmışlardır?”
“KİM BU LİNA ABBA, BASSAM?”
Ceylan, önergesinde TUSAŞ ve iştiraklerinde kaç yabancı uyruklu kişinin çalıştığı hakkında bilgi isteyerek “Lina Abbas ve Bassam adındaki şahıslar bu çalışanlardan mıdırlar? Hangi üstün özelliklerinden dolayı TEI’de çalışıyorlar? Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı ile Savunma Sanayi Başkanlığının Bağlı Ortaklıkları ve iştiraklerinde görev yapan yabancı uyruklu kişi sayısı kaçtır? Uyruklarına göre dağılımları nedir ve aldıkları ücretler kaç Türk lirası ya da dolardır?” diye sordu.
GAYE VAKFI’NIN TUSAŞ ÖRGÜTLENMESİ
Özgür Ceylan, Gaye Vakfı’nın TUSAŞ örgütlenmesi hakkında da bilgi talebinde bulunarak, “Mehmet Baldöktü’nün kardeşi Mustafa Kemal Baldöktü TUSAŞ’ta hangi dönemde göreve getirildi ve insan kaynakları müdürü yapıldı? Müdür adaşı olan yeğeni Mustafa Baldöktü’yü Ar-Ge’de uzman olarak mı görevlendirildi? İnşaat mühendisi Serhan Sökmen’i (TEİ) uçak motor fabrikasında müdür yapan üstün yeteneği neydi ve kim keşfetti? Sayın Sökmen’de mi Gaye Vakfı üyesiydi? İnsan Kaynakları Direktörü olarak atanan Levent Tüfekçi, müdür olarak atandığı iddia olunan Ender Dur’un da Gaye Vakfı üyesi olduğu atama yapılırken biliniyor muydu? Mahmut Faruk Akşit genel müdür olduktan sonra TUSAŞ’a ve TEİ’ye Mehmet Zahitler adında kaç kişi işe alınmıştır?” sorularını yöneltti.
]]>Hacılar Kadın ve Gençlik Merkezi’nde düzenlenen iftar yemeğine Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Hacılar Kaymakamı Burak Dertlioğlu, Hacılar Belediye Başkanı Bilal Özdoğan, AK Parti Melikgazi İlçe Başkanı Tayyar Şahin, Hacılar İlçe Başkanı Ahmet Övüç, KAYSO Meclis Başkanı Abidin Özkaya, Esnaf ve Kredi Kefalet Kooperatifi Başkanı Mustafa Alan, STK temsilcileri, Hacılar Kültür Yardım ve Dayanışma Vakfı Başkanı Şükrü Baktır, meclis üyeleri, sanayiciler ve iş insanları ile akademisyenler katıldı.
İftar yemeğinin ardından konuşan Hacılar Kültür Yardım ve Dayanışma Vakfı Başkanı Şükrü Baktır, vakfın faaliyetlerini 1971 yılından bugüne sürdürdüğünü belirtti. Baktır sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hacılar Kültür Yardım ve Dayanışma Vakfımızın asıl amacı öğrencilere burs vermek olup, 2023-2024 eğitim öğretim döneminde yaklaşık 1100 öğrenciye her ay ortalama 2 bin TL burs vermekteyiz. Vakfımızın bütçesi 16 milyon TL’dir. Bunun yanı sıra ilçemizdeki camilerin yakıt ve temizlik gibi ihtiyaçlarını da karşılıyoruz. Bugüne kadar vakfımıza emek veren herkese teşekkür ederim.”
53 yıllık vakfımız gelişerek hizmete devam ediyor
Hacılar Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nın 53 yıllık süreçte gelişerek büyüyen, her yönetimin yeni vizyonu ile iyilik ve güzelliklere vesile olduğunu belirten Hacılar Belediye Başkanı Bilal Özdoğan da yaptığı konuşmada, “Vakfımızın ilçemize 53 yıldır neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Sayın valimiz de sağ olsun, toplantımıza da şeref verdiler ve katıldılar. Ben yönetim kurulumuza kıymetli Şükrü başkanıma teşekkür ediyorum. Bugün bütçesi 15 milyonu bulan bir vakıftan bahsediyoruz. Vakfımız şehir içinde ve şehir dışında okuyan öğrenci kardeşlerimize bin 800 ila 2 bin TL aylık burs veriyor. Bizler de vakti saati gelince bayrağı güzel kardeşlerimize teslim edeceğiz. İş adamlarımız sadece burs vermekle kalmıyorlar, ilçemizde, ilimizde değil, ülkemizde de söz sahibi olan firmalar, dünyada da söz sahibi olan firmalar. Bilim ve sermayeyi birleştiren güzide topluluğumuz var. İş adamlarımız üretiyorlar, bilime saygı duyuyorlar, üretime katkı veriyorlar. İlçelerini de hiçbir zaman ihmal etmiyorlar. Ben kendilerine teşekkür ediyorum. Belediye Başkanlığı yaptığımız bu 5 yılda ilçemize hayırseverlerimizin, iş adamlarımızın katkılarıyla yeni bir okul, yeni bir kütüphane, yeni bir sağlık merkezi, yeni bir kur’an kursu, yeni bir çim stat, kapalı salonunun tadilatı ve tabii ki bunların haricinde eğitime, okullarımızın her türlü gözden geçirilmesi, temizliğinden tutun da kitap desteğiyle ilgili çalışmalarda her zaman yanımızda oldular” dedi.
Hacılar Kaymakamı Burak Dertlioğlu ise yaptığı konuşmasında, “Hacılar da göreve başlayalı 2 sene oldu. Geldiğim günden beri ilçedeki birlik ve beraberlik duygusunu görüyorum. Gerçekten bu birlik ve beraberlik, bu samimiyeti hep beraber el birliğiyle Hacılar’a hizmet etmeye çalışıyoruz. Rabbim birliğimizi daim etsin. Hepinize teşekkür ediyorum” dedi.
Hacılar, ülkenin dertleri ile dertlenenlerin ilçesi
Hacılar’da ve Hacılarlılarla bir arada olmaktan mutluluk duyduğunu belirten Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Hacılar, dertli insanların memleketi ve bu dünyada kendine bazı şeyleri dert edinmiş. Komşusunun durumuyla dertlenmiş, memleketinin durumuyla dertlenmiş. Kayseri’de ne zaman bir ihtiyaç olsa, ne zaman birinin bir sıkıntısı olsa ve o sıkıntının gerçekten sıkıntı olduğunu, Hacılarlı birisi inanırsa elini değil, gövdesini taşın altına koyuyor ve o sıkıntıyı ortadan kaldırmak için herşeyi yapıyor. Bu sadece zenginler için değil, her Hacılarlı için geçerli ben böyle diyorum. Babalarınız hatta dedeleriniz belki de gerçekten çok güzel bir tohum atmış ve sizlere geçmiş. Sizlerden de görüyorum. Evlatlarınızla da dostuz, arkadaşız, onlara da geçmiş. İnşallah yüzyıllarca bu sürer.”
Program, Hacılar’da görev yapan belediye başkanları, vakıf başkanları ve yönetim kurulunun fotoğraf çektirmesinin ardından son buldu. – KAYSERİ
]]>İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ), Kampüsİzmir kapsamında paneller düzenlemeye devam ediyor. İzmir depreminde kaybettiği 15 yaşındaki ikizleri Sayra ve Çınar adına vakıf kuran anne Tülin Batmaz da, öğrencilerle bir araya geldi. Şimdiye kadar 12 bin çocuğa iyilik elini uzatarak ‘enkazdan doğan iyilik ikizim’ hareketini başlatan Batmaz, azmi, umudu ve sevgisiyle Türkiye’ye örnek oldu. Gerçekleşen panele; İEÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu, Rektör Danışmanı Dr. Burçin Önder ve çok sayıda öğrenci katıldı. İEÜ Fuaye Alanında düzenlenen panelde anne Tülin Batmaz, vakfın yaptığı çalışmaları ve hedeflediği projeleri anlattı.
1,5 yıla yakın bir süre önce kurulmasına rağmen vakfın kısa sürede hızla büyüdüğünü söyleyen Batmaz, “Vakfımızı kurarken amacımız; çocuklarımız başta olmak üzere ihtiyaç sahibi kişilere ulaşmak, kaza ya da afete maruz kalanlara yardım etmek, tüm bunları yaparken sosyal ve kültürel faaliyetlere de imza atmaktı. Bu konularda da kısa süre içerisinde oldukça hızlı yol aldık. Yarınlarımızı güzelleştirmenin yolunun, eğitimden geçtiğini biliyoruz. Bağışçılarımızın destekleri sayesinde ortaöğretim ve üniversite öğrencilerinin eğitimlerine katkıda bulunuyoruz. Vakfımız, bugüne kadar 12 binden fazla çocuğumuza ulaştı. Şimdiye dek 5 bin fidan dikimi gerçekleştirdik. Kütüphaneler açarak 5 binden fazla çocuğumuzu kitapla buluşturduk. 100’ün üzerinden gencimizle farkındalık atölyeleri düzenledik” dedi.
“Bir annenin yaşayabileceği en büyük acıyı yaşadım”
Batmaz, Kahramanmaraş depremi nedeniyle bölgeye yardımlar yapıldığını da söyledi. Öğrencilerden gelen, ‘Depremin acısını yaşayan bir kişi olarak Kahramanmaraş depremini duyduğunuzda ne hissettiniz?’ sorusuna yanıt veren Batmaz, “Depremin oluşturduğu; çaresizliği, acıyı, umutsuzluğu sözlerle ifade etmem mümkün değil. Ben; dünyam dediğim, hayattaki her şeyim dediğim iki yavrumu depremde kaybettim. Eğer hayatta olsalardı, şu anda 19 yaşında, sizler gibi üniversitede olacaklardı. Ben, ilk kez bir üniversiteye konuk oldum. Şu anda sizlerle konuşurken de bu duyguları hissediyorum. Ben, bir annenin yaşayabileceği en büyük acıyı yaşadım; ancak çocuklarım için pes etmedim. Kahramanmaraş depremini ilk öğrendiğimde, yıkım görüntülerini gördüğümde, oradaki insanlarımıza bir an önce nasıl ulaşabiliriz, neler yapabiliriz diye düşündüm. Vakıf olarak elimizden gelen ne varsa yapmaya çalıştık. Deprem bölgesinde benimle benzer acıları yaşayan çok kişi var. Onlarla görüşüyor, konuşuyoruz” diye konuştu.
Panelin ardından İEÜ Rektörü Prof. Dr. Hakan Abacıoğlu ve Vakıf Başkanı Tülin Batmaz, iş birliği protokolü de imzaladı. Bu kapsamda Sayra&Çınar Vakfı, kampüsün fiziki imkanlarından yararlanabilecek, İEÜ kampüsünün ev sahipliğinde etkinlikler gerçekleştirerek öğrencilere yönelik çalışmalar yapabilecek.
İmza töreninde konuşan Prof. Dr. Abacıoğlu da, vakfın çalışmalarına destek olmaktan gurur ve mutluluk duyacaklarını belirtti. İzmir ve Türkiye’nin deprem yönünden riskler taşıdığını ve üniversite olarak bu konuda kendilerine de sorumluluk düştüğünü söyleyen Abacıoğlu, “Afet yönetimi, koordinasyonu ve risk azaltmaya yönelik bir araştırma ve uygulama merkezi kurmak için çalışmalarımız sürüyor. Bilgi ve deneyimimizi bu merkezimize aktarmak istiyoruz. Bu, işin bilimsel tarafı. Bir de işin sosyal tarafı var. Üniversiteler, sosyal sorumluluğu ve toplumsal faydayı temel alan kuruluşlara destek olmalı, manevi yönden yanında olduklarını hissettirmeli. Bu konuda Sayra&Çınar Vakfı ile imzaladığımız bu protokolü çok anlamlı ve önemli görüyorum” dedi. – İZMİR
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, CHP’nin Eskişehir Belediye Başkan adayı Ayşe Ünlüce ve Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ile birlikte Eskişehir’de 100. Yıl Kültür Merkezi’nin açılışı törenine katıldı.
“MİLLİ İRADE HIRSIZLIĞIYLA AK PARTİ’YE TRANSFER OLDU”
Özgür Özel, açılışta yaptığı konuşmada, AKP Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Nebi Hatipoğlu’nun Birlik Vakfı ziyareti sırasındaki sözlerini eleştirerek, şunları söyledi:
“Eskişehir’in daha bir yıl önce AK Parti’ye itirazı olan, MHP’ye itirazı olan ve Eskişehirlilerden, Eskişehir’in Cumhuriyetçilerinden, Atatürkçülerinden oy alan, AK Parti’ye muhalefet edeceğim diye oy alan, onların yerine biz iktidardayız diye oy alan birisi o günlerde aynı zamanda o iktidardan yüksek miktarda şirketlerine teşvik alıyormuş. Bu teşviklerin gereğini seçimden hemen sonra partisini değiştirerek Eskişehirlilerin oylarını alıp Eskişehirliler bilmiyor mu oyu AK Parti’ye vermeyi, MHP’ye vermeyi, sana vermişler. Bir milli irade hırsızlığıyla, bir siyasi yankesicilikle AK Parti’ye transfer olan birisi şimdi de diyor ki Eskişehir’i ben yöneteyim. Eskişehir’i Kazım Kurt yönetirse Ahmet Ataç yönetirse bugüne kadar Yılmaz Hoca’nın yönettiği gibi Ayşe Ünlüce yönetirse kim kazanıyor? Halk kazanıyor.
Peki o siyasi irade hırsızı oyları çalıp kaçan kazanırsa ne olacakmış? Dün il başkanımı dikkatli takip ettim kapalı bir toplantı, bir vakıf toplantısı, AK Parti’ye yakın bir vakıf toplantısı, diyor ki kendisi ‘Hele bir seçileyim, Belediyenin bütün imkanlarını bu vakfa açacağım. Bütün vakıflara açacağım’. Yani Eskişehir başkanlar size kazandırıyor ya milli irade hırsızı beyzade kazanırsa Birlik Vakfı kazanacakmış, TÜRGEV kazanacakmış, TÜGVA kazanmış, daha beteri Ensar Vakfı kazanacakmış. Sizin paranızı Yılmaz hocanın 20 yıldır, 30 yıldır emek emek biriktirdiklerini, Ahmet Ataç’ın ve Kazım Kurt’un sizin vergilerinizle su paralarıyla ortaya çıkardıklarınızı onlar hizmet dönüştürür size verirken, o evlatlarımızı koruyamayan istismarcıların Ensar Vakfı’na Eskişehir’i peşkeş çekecekmiş. Yok öyle şey, yok öyle şey, yok öyle şey. Biz buradayız, Eskişehir burada. Eskişehir’i kimseye peşkeş çektirmeyiz.
“CUMHURİYET DÜŞMANLARINA 31 MART’TA DERS VERMELERİNİ BEKLİYORUM”
Yerel seçimlerde Cumhuriyet düşmanlarına ders verilmesini isteyen Özel, “Eskişehir’den sadece Ayşe Ünlüce’ye, Ahmet Ataç’a, Kazım Kurt’a oy istemiyorum. Eskişehir’den ilçe belediye başkan adaylarımıza oy istemiyorum. Bu Cumhuriyet kentinden bu Cumhuriyet’in değerleriyle sorunu olan Cumhuriyetin kurucu kadrolarına minnet değil, husumet duyanların milli irade hırsızına yüz verdiler, şimdi Cumhuriyet kentinin oylarıyla Cumhuriyet düşmanlarına alan açmaya çalışanlarına 31 Mart’ta en büyük dersi vermelerini bekliyorum. Size inanıyorum, size güveniyorum. Eskişehir hepimizin sevdiği, gurur duyduğu bir kenttir. Siz bizim göz bebeğimizsiniz. Eskişehir’e gözünüz gibi bakın. Eskişehir’i Eskişehir’e gözü gibi bakanlara gözü gibi bakacak olanlara emanet edin. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.” ifadelerini kullandı.
]]>Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Vakfın Kuzguncuk İskelesi’ndeki ofisinde gerçekleştirilen toplantıda, yeraltı sığınaklarını füzelerin erişemeyeceği, yerin 70 metre altına yapmak, savaşa dayanıklı altyapılar kurmak, ulaşım ve iletişim sorunlarını çözmek, tarıma elverişli arazileri geliştirmek, ticaret merkezleri yapmak, savaşın bitmesi için uluslararası kurumları yaptırım uygulamaya davet etmek gibi aksiyon önerileri ele alındı.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Türkiye Tasarım Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Mehmet Kalyoncu, “Gazze’de soykırım yaşanırken konu tasarım ve planlamaya mı kaldı? diyenler olabilir. Fakat bir sivil inisiyatif olarak, vakfımız çatısı altında bu konuya eğilmeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz. Savaştan harap olmuş şehirlerin yeniden canlandırılması, öncelikle orada yaşayanlar için bir umut ışığı doğurduğundan Gazzelilerin özgürce ve mutlulukla yaşayabileceği bir Gazze hayaliyle yola çıktık. Hatay’ın ihyası sürecinde de deneyimledik ki, buradaki kritik başarı faktörü, yerel paydaşlarla bir araya gelerek iş birliklerini güçlendirmek. Bu nedenle Filistinli dostlarımızla bir araya gelmek bizler için çok kıymetli.” ifadelerini kullandı.
“Tecrübemizi Gazze için seferber etmeye, Gazze’ye özgürlük için çalışmaya hazırız”
Türkiye Tasarım Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Furkan Demirci de global sorunları ele alan mimari ve tasarım çalışmalarının tüm dünyanın gündeminde olması gerektiğini vurguladı.
Bu sorunlarla mücadelede en önemli yaklaşımın iş birliği kültürü olduğunu aktaran Demirci, şunları kaydetti:
“Biz vakıf olarak tasarım, planlama, mühendislik, sürdürülebilirlik ve tarihi miras gibi farklı uzmanlık alanlarında faaliyet gösteren dünyanın en iyi beyinlerini bir araya getirdiğimiz bir iş birliği grubuyla, bu yaklaşımın en iyi örneğini Hatay’da yürütüyoruz. Elbette sorumluluğumuz burada bitmiyor. Yaygınlaşan doğal afetlerin ve savaşların yok ettiği şehirlerin tasarlanmasına da eğilmek gerekiyor. Tecrübemizi Gazze’de yaşanan insanlık dramı için seferber etmeye, ‘Gazze’ye özgürlük’ için çalışmaya hazırız.”
“Afetler ve savaşlar sonrasında kentlerin iyileşmesi 3 aşamada ilerliyor”
Filistin Ekonomi eski Bakan Yardımcısı Dr. Hatem Ewaida da 150 günlük bilançonun çok ağır olduğunu vurgulayarak, “14 bin 622 çocuk, 8 bin 896 kadın, 35 bin 490 sivil olmak üzere, 39 bin 178 insan öldürüldü, 73 bin 300 kişi yaralandı. 250 bin 900 ev kısmen, 106 bin ev ise tamamen yok edildi ve 2 milyon insan yerlerinden oldu. 432 okul, 621 cami, 279 sağlık binası zarar gördü, 326 sağlık görevlisi öldürüldü, 430’u yaralandı… Deneyimlerimizden görüyoruz ki afetler ve savaşlar sonrasında kentlerin iyileşmesi 3 aşamada ilerliyor. Birinci aşamada 6 aylık süreçte geçici barınmayı çözmek, ikinci aşamada 6 ay-1 yıl arası refahı sağlamak, 3. aşamada ise 2 yıl içinde kentin canlanmasını planlıyoruz.” ifadelerine yer verdi.
“Gazze’deki insani krize dair çözümler geliştirmeyi amaçlıyoruz”
Türkiye Tasarım Vakfı Genel Müdürü Doç. Dr. Serhat Başdoğan ise toplantıda Gazze’deki mevcut durumun detaylı bir değerlendirmesi ve son saldırıların etkilerini, saldırılar sonucu ortaya çıkan insani ihtiyaçları, acil yardım gereksinimlerini belirlediklerini aktararak, şu değerlendirmede bulundu:
“Gıda, su ve barınma ihtiyaçlarının karşılanması, yaralılar ve engellenen sağlık ekipleri için acil çözümler ve güvenli geçişin sağlanmasını konuştuk. Altyapı ve yeniden canlandırma çalışmalarını, barış ve güvenlik inisiyatiflerini, uluslararası toplumun rolünü, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü, sosyal ve ekonomik kalkınmayı, psikososyal destek ve toplumsal uzlaşıyı tartıştık. Bir kentin iyileşmesi sadece şehri ayağa kaldırmakla olmuyor. En öncelikli ihtiyaç, demografik düzenin iyileşmesi. Ardından ekonomik, sosyal, ekolojik ve politik iyileştirme geliyor. Bu çerçevede yürüteceğimiz çalışmalarda kimlerle neyi nasıl geliştireceğimiz hususunda yerel paydaşlarla yakın mesaide olmaya devam edeceğiz.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Üniversitesi’nin konferans salonunda düzenlenen İlim Yayma Vakfı 53. Olağan Genel Kuruluna katıldı. Kurulda yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına tepki gösterdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizin en köklü güçlü geleneğe sahip teşekküllerinin başında İlim Yayma geliyor. Vakfımız ulu bir çınar misali ilim ve hizmet yolcularını kuşatmaya devam ediyor. Vakfımız yarım asırdan fazla süredir çalışıyor. Memleket dahilinde ilim yaymayı teşvik için koşturan tüm vakıf mensuplarına şükranlarımı sunuyorum. Ebediyete ulaşan vakıf insanlarımızı hürmetle yad ediyorum. 4 yıl önce kaybettiğimiz dava arkadaşımız emektarlarından Yücel Çelikbilek’i özellikle şükranla anmak istiyorum. Allah’ın izniyle bu ocak tütmeye devam ettikçe, vakfımız emektarlarının amel defteri kapanmayacaktır. Biz de iyilik neferlerini hiçbir zaman unutmayacağız. Elbette bunu yaparken minnet borcumuzu vakfımızı çok daha ileriye taşıyarak ödeyeceğiz. Daha fazla öğrenciye destek vereceğiz. Ortaöğretimden başlayarak ihtiyaç sahibi evlatlarımızın yanında olacağız. İlim hazinemizin zenginleşmesini sağlayacağız. Vatana millete faydalı evlatlar yetiştirmek vizyonuyla çalışan her bir çalışana teşekkür ediyorum. Milletimiz yetki verdikçe bizler de sizlerin daima yanında olacağız. Yeter ki sizler davasına sadık kuşakların yetişmesi için emek vermeye devam edin. Sağına soluna bakmadan ben varım diyen bir gençlik için çaba gösterin. Gerisi sadece bir zaman meselesidir. Uğruna ömrümüzü adamaktan şeref duyduğumuz davamızın yeryüzünde adaleti tesis etme davasının, medeniyetimizi ihya etme davasının sahibi, Yüce Allah’tır. Biz niyetimizi temiz tuttukça önümüzü kimse kesemez” açıklamasında bulundu.
Ramazan’ı karşılamaya hazırlandıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İlk sahurumuza kalkacak inşallah ilk orucumuzu tutacağız. Tüm İslam alemi ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu mübarek ayı hep birlikte en güzel şekilde idrak etmeye çalışacağız. Ancak Ramazan ayını başta Gazze olmak üzere pek çok bölgede ciddi inşanı dramlarla karşılıyoruz. Gazze’de yaşananlar artık tahammül sınırını aşmıştır. Terör devleti olan İsrail, batılıları arkasına alarak tam anlamıyla bir soykırım politikası uygulamaktadır. 32 binden fazla Filistinli şehit oldu. 2 milyon insan evlerini terk etmek zorunda bırakıldı. Bir barbarlıkla karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.
“Netanyahu günümüzün canisidir”
Netanyahu’ya günümüzün canisidir şeklinde tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Netanyahu ve gözünü kin bürümüş yönetimi, günümüzün Nazileri olarak isimlerini modern dönem canilerinin yanına ekletmişlerdir. Bu katliamcıların Uluslararası Hukukta hesap vermeleri için gerekeni yapıyoruz. 155 günde gerçekten yüreklerimizi dağlayan, bir insan olarak yüzümüzü kızartan pek çok hadiseyle karşılaştık” dedi.
“İslam alemi kardeşlik görevini tam manasıyla yerine getiremedi”
İnsan Haklarının nasıl sadece bir kağıt parçasına dönüştüğüne hep beraber şahit olduk. İslam dünyasının ortak hareket etme, zulmü engelleme noktasında halen çok önemli eksiklerimiz vardır. 2 milyar nüfuslu İslam alemi kardeşlik görevini tam manasıyla yerine getiremedi. Elbette çok uğraşıldı. Diplomatik açıdan çaba harcandı. Fakat Gazze’lilerin bombalarla katledilmesine mani olunamadı. Bu durumun pek çok sebebi bulunuyor. Türkiye bize biçilen bu role itiraz etmektedir. İsrail’in saldırılarının ilk gününden itibaren Filistin halkı için tüm imkanlarımızı seferber ettik. Tüm görüşmelerimizde Filistin meselesini gündeme getirdik. Katıldığımız tüm toplantılarda Gazze’nin sesi olduk. Topraklarını savunan Filistinlilerin davasına sahip çıktık. Mısır makamlarıyla son dönemde iyileşen ilişkileri yardım ulaştırmak için kullandık. Yardımlarımız 40 bin tonu buldu. 3 bin tonluk yardım taşıyan bir gemi daha yarın ulaşacak. Gıda, su, hijyen ve barınma malzemelerinin yanında ambulans, sahra hastanesi, çadır bulunuyor. Ramazan ayı boyunca yardımı daha da artıracağız. Ülkemize getirdiğimiz kardeşlerimizin tedavileri de devam ediyor. Hamas ve Filistinli gruplarla yakın diyalog halindeyiz” şeklinde konuştu.
“Filistinlilerin davasına en üst seviyede sahip çıkan ülke tartışmasız şekilde Türkiye’dir”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Elimizin uzandığı gücümüzün yettiği kadar tüm imkanlarımızla yardımcı olmaya çalışıyoruz. En yakın şahidi Filistinli kardeşlerimizdir. Şunu çok net ifade etmek isterim. Filistinlilerin davasına en üst seviyede sahip çıkan ülke tartışmasız şekilde Türkiye’dir. Tüm dünya çok iyi biliyor Tayyip Erdoğan 15 sene önce katillerin yüzlerine karşı “one minute” diye haykırırken nerede duyuyorsa bugün de aynı yerde durmaktadır. En fazla hassasiyet gösterdiğimiz bir konuda bize haksızlık edenleri kendini sorgulamaya davet ediyorum. Mücadelemiz ortadadır. 21 yıl önce, genel başkan olarak Amerika’ya yaptığım ilk ziyarette bana orada Hamas’ı sordular. Terör örgütü dediler. Ben orada onlara Hamas, terör örgütü değil, bir direniş örgütüdür demiştim. O zaman başbakan değildim. Şimdi kimse bize kalkıp da Hamas için terör örgütü ifadesini kullandırtamaz. Hamas’ın liderleriyle çok açık ve net her şeyi konuşup onların arkasında dimdik duran bir ülke Türkiye. Filistin davasına gönül verenler olarak birbirimize ok atmak yerine asıl bu habis zihniyetle mücadele etmeli bunlara zemin kazandırmamalıyız. Türkiye’nin olağanüstü çabalarını görmezden gelme yerine her konuşmalarında işgalci İsrail’e selam çakanların foyasını ortaya dökmeliyiz.
Gençlere nasihatlerde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülke olarak güçlendikçe inşallah çok daha fazlasını da yapacağız. Rabbim bizlere o günleri görmeyi de nasip eylesin. Sizler bizim aydınlık yarınlarımızın teminatısınız. Mübadele bayrağını bizden siz devralacak, onu yüceltecek, sizden sonra gelen nesile teslim edeceksiniz. Hep söylüyorum. Ne yapıyorsak sizler için, sizin istikbaliniz için yapıyoruz. Sizlerden de kendinizi en donanımlı, şuurlu, ahlaklı ve özgüvenli bir şekilde yetiştirmenizi bekliyoruz” açıklamasında bulundu. – İSTANBUL
]]>“BUGÜN DE AYNI YERDE DİMDİK DURMAKTAYIM”
İsrail’in Gazze’de uyguladığı katliama kayıtsız kalamayacaklarını ifade eden Erdoğan, “Gazze’deki katliamı unutturmayan ülkelerin başında biz varız.Her kim hiçbir şey yapmıyorlar diyorsa, kul hakkına giriyorlardır. Aziz milletimize yönelik bir hakarettir. Tayyip Erdoğan 15 yıl önce katillerin yüzüne ‘one minute’ diyerek duruyorsa bugün de aynı yerde dimdik durmaktadır. Bize haksızlık edenleri kendilerini sorgulamaya davet ediyorum” dedi.
AYAKTA ALKIŞLANDI
15 yıl sonra bir kez daha İsrail’i ‘one minute’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözleri salondakiler tarafından uzun süre ayakta alkışlandı.
Erdoğan’ın açıklamalarından satırbaşları;
“Ülkemizin en eski, en köklü gönüllü teşekküllerinin başında İlim Yayma Vakfımız geliyor. Kökü derinlere inen çınar misali ilim ve hikmeti kuşatmaya devam ediyor. 1973 yılından beri kuruluşundaki ifadesiyle ilmin yayılmasını teşvik için koşturan tüm vakıf mensuplarına şükranlarımı sunuyorum.
“VAKFIMIZ EKEMTARLARININ AMEL DEFTERİ KAPANMAYACAK”
Bundan 4 yıl önce kaybettiğimiz kıymetli yol ve dava arkadaşımız, merhum Yücel Çelikbilek’i şükranla anmak istiyorum. Bu ocak tütmeye devam ettikçe vakfımız emektarlarının amel defteri kapanmayacak. Vakfımızın 53’üncü Olağan Genel Kurulu’nun daha hızlı yol almamıza katkı sunacağına inanıyorum.
Tüm insanlığa faydalı nesiller yetiştirmek için çalışan vakfımızın her bir mensubuna muvaffakiyetler diliyorum. Allah ömür, milletimiz yetki verdikçe bizler de yanınızda olmayı sürdüreceğiz. Uğruna ömrümüzü adamaktan şeref duyduğumuz medeniyetimizi ihya etme davamızın sahibi yüce Allah’tır. Biz samimiyetimizi koruduğumuz müddetçe önümüzü kimse kesemez. Rabbim bizleri sıratı müstakimden ayırmasın diyorum. İslam dünyası olarak bir Ramazanı şerefi karşılamaya hazırlanıyoruz. İlk sahurumuza kalkacak, ilk orucumuzu tutacağız. Ramazan ayının şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu mübarek ayı hep birlikte en güzel şekilde idrak etmeye çalışacağız.
“GAZZE’DE YAŞANANLAR TAHAMMÜL SINIRINI AŞTI”
Ramazan ayını başta Gazze olmak üzere gönül coğrafyamızın pek çok bölgesinde insani dramların yaşandığı bir dönemde karşılıyoruz. Gazze’de yaşananlar tahammül sınırını aşmıştır. Terör devleti İsrail, Filistinli kardeşlerimize yönelik bir soykırım politikası uygulamaktadır. İsrail’in doğrudan sivilleri hedef alan saldırıları sonucunda 32 binden fazla Filistinli şehit oldu. 2 milyon insan evlerini terk etmek zorunda bırakıldı.
Öyle manzara şahit olduk ki uluslararası hukuka asgari düzeyde saygı gösteren bir devletin bunları yapabilmesi mümkün değil. İsrail yönetimi adını, günümüzün Nazileri olarak Hitlerin, Mussolini’nin modern dönemin canilerinin yanına eklemişlerdir. Bu katliamcıların uluslararası hukuk önünde hesap vermeleri için gerekeni yapıyoruz, yapacağız.
BM VE İSLAM ÜLKELERİNE TEPKİ
7 Ekim’den bu yana 155 günde yüreklerimizi dağlayan, yüzümüzü kızartan pek çok hadiseyle karşılaştık. Uluslararası kurumların, insan hakları örgütlerin ve basın kuruluşlarının nasıl hiçbir şeye yaramadıklarını gördük. Mesele Filistinli çocukların, kadınların, masum sivillerin yaşam hakkı olunca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kağıt parçasına dönüştüğüne şahitlik ettik.
Yaklaşık 2 milyar nüfuslu İslam alemi, Filistin halkına kardeşlik görevini yerine getirememiştir. Gazze’deki masum çocukların ya açlıktan ölmesine ya da kurşunlarla katledilmesine mani olunamadı. Böyle bir durumun pek çok sebebi bulunuyor. BMGK’nın İslam dünyasını dışlayan yapısı sebeplerden birisidir. Mevcut nizamda Müslümanlar üvey evlat olarak görülmektedir.
Ülke ve millet olarak İsrail’in Gazze’ye saldırılarının ilk gününden itibaren Filistin halkı için tüm imkanları seferber ettik. Tüm görüşmelerde Filistin meselesini gündeme getirdik. Ülkemizdeki İsrail muhipleri dahil herkesin Hamas’a terör örgütü yaftası vurmak için yarıştığı dönemde biz buna itiraz ettik. Filistinli mücahitlere böyle bir kara çalınamayacağını ilan ettik.
FİLİSTİN’E YAPILAN YARDIMLAR
Şimdiye kadar 19 uçak, 7 sivil yardım gemisiyle insani yardımların toplamı 40 bin tonu buldu. Yardımların içerisinde gıda, su, hijyen, barınma malzemelerinin yanı sıra ambulans, jeneratör, sahra hastanesi ve çadır da bulunuyor. Ülkemize getirdiğimiz hasta ve yaralı kardeşlerimizin tedavileri devam ediyor.
“ONE MINUTE” HATIRLATMASI
Türkiye’nin Filistin davası için verdiği mücadelenin şahidi Filistinli kardeşlerimizdir. Gazze’deki katliamı unutturmayan ülkelerin başında biz varız. Filistin davasına en üst seviyede sahip çıkan ülke Türkiye’dir. Her kim ‘Hiçbir şey yapmadılar’ diye eleştiriyorsa kul hakkına giriyor demektir. Tayyip Erdoğan 15 sene evvel ‘One minute’ dediyse bugün de aynı yerde durmaktadır. Genel Başkan olarak ABD’ye yaptığım ziyarette onlara ‘Hamas bir direniş örgütü’ dedim. Kimse bize Hamas için ‘terör örgütü’ ifadesini kullandıramaz. Hamas’ın liderleriyle her şeyi konuşup, onların arkasında dimdik duran bir ülke, Türkiye.”
]]>Çeşitli ziyaretler için Konya’ya gelen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya SOBE’nin Işığında Teşekkür Buluşmasına katıldı. Programda ilk olarak otizmli bireylerin ailelerinin hazırlamış olduğu belgesel gösterimi yapıldı. Programda konuşan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Böylesine özel anlamlı bir gecede bir arada olmaktan büyük, memnuniyet duyuyorum. Otizm bir eksiklik değil, farklılıktır. Kırmızı güllerle süslü bir bahçedeki mavi güllerdir. Canımızdan çok sevdiğimiz çocuklarımızın bazıları da farklılıklarla dünyaya geliyor. Sosyal etkileşimlerini engelleyen özellikler onları iç dünyalarında bazı sıkıntılarla baş başa bırakabiliyor. İşte SOBE Vakfımızın da çıkış noktası tam da buldu. Otizmli bireylerin dertlerine derman olma onların ve ailelerinin omuzlarındaki yükü bir nebze olsun hafifletmektir. Vakfımızın siz kıymetli yöneticileri, kıymetli çalışanları, birbirinden değerli gönüllüleri ve siz dünyayı gözüyle bakmayı bilen dünyaya gözüyle bakmayı bilen kıymetli bağışçılarımız hepiniz birer kahramansınız. Bir çocuğun hayatına dokunmak onun içindeki cevheri çıkarmak, emek sarf etmek, eğitimleri için maddi manevi destek olmak, bunlar büyük gayretler. Tekrar ve tekrar Allah hepinizden razı olsun. İyi ki varsınız” şeklinde konuştu.
“Merkezimiz şu anda 102 öğrenciye hizmet veriliyor”
SOBE’nin kuruluş ve faaliyetleri hakkında açıklama yapan Bakan Yerlikaya, “Çıkış noktası Selçuklu Belediyemiz tarafından 2011 yılında bir sosyal sorumluluk projesiydi. Her şey bu ulvi düşünceyle başladık. Merkezin inşa ise 2014 yılında tamamlandı. 8 yıl önce ise bu eğitim merkezinin bir gönüllülük ve adanmışlıkla sürdürülebilir kırılması için Selçuklu Otizmli Bireyler Eğitim Vakfı kuruldu. Türkiye’nin en kapsamlı, en büyük merkezine sahip olan vakfımız çalışmalarının büyük bir özveriyle sürdürüyor. Merkezimiz şu anda 102 öğrenciye hizmet veriliyor. Merkezde eğitim, terapi, spor. yüzme, binicilik gibi pek çok alanlarda eğitim veriliyor. Vakfımızın asıl felaketi 6 Şubat depremleri sonrası Hatay’da açtığı 6 derslikle de 30 otizmli çocuğumuz eğitim görüyor. Otizmli çocuklarımıza hizmet veren bu tür merkezlerimizin önemi her geçen gün artıyor” diye konuştu.
“Bize düşen inci mercanları çıkarmak”
Dünya her geçen gün otizmli bireylerin arttığını ifade eden Bakan Yerlikaya, “Ülkemizde 0-18 yaş aralığındaki 1,5 milyon çocuğun otizmden etkilendiği tahmin ediliyor. İşte burada en büyük ihtiyaç olarak karşımıza ne çıkıyor? Eğitim herkes için gerekli ama otizmli çocuklarımız için eğitim aynı zamanda bir tedavi. Yegane reçetemiz eğitim, kesintisiz ve etkili bir eğitim seferberliği ile otizmli yavrularımız hayata dönüyor. Otizmli bireyler kimi zaman içlerinde çok büyük yetenekler gizliyorlar. Aralarında, duyduğu her sesi notaya dökebilen dahiler de var, matematik dahileri de var. Her biri denizden, altındaki mercan gibidir. Bize düşen inci mercanları çıkarmak” dedi.
“Hiç durmadan çalışıyoruz”
Selçuklu Otizmli Bireyler Vakfı (SOBE) Başkanı Mustafa Ak ise, “SOBE olarak kurulduğumuz günden itibaren otizm alanında ulusal ve uluslararası bir kurum olmak için çalışmalarımızı yürütüyoruz. SOBE Türkiye’nin en büyük ve en kapsamlı otizm merkezidir. Biz de bu konudaki sorumluluğumuzun farkındayız ve daha nitelikli hizmet verebilmek ve daha fazla katkı sağlamak için güçlü gönüllüler ile hiç durmadan çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
Programa, Konya Valisi Vahdettin Özkan, AK Parti Konya Milletvekilleri, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, kurum müdürleri ve bağışçılar katıldı. – KONYA
]]>Kurulduğu 1991’den bu yana çok sayıda ses getiren etkinliğe imza atan vakıf, klasik Türk müziği meraklılarına verdiği eğitimlerle musiki geleneğini yıllardır koruyor.
Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu Şef Yardımcısı Hulusi Yücebıyık, konsere ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, müzikseverleri yeniden Türk müziğinin klasik ve neo-klasik eşsiz eserleriyle buluşturacaklarını belirterek, “Konserin ismini, repertuvarda bulunan ve Ali Rıza Avni Bey’e ait bir acemaşiran şarkıdan esinlenerek verdik. Konserde daha birçok kıymetli eser, Musiki Eğitim Vakfı Korosu’nun, sazendelerin ve solistlerin icralarıyla buluşacak.” dedi.
Vakfın yetiştirdiği genç yetenekler sahnede olacak
Genç müzisyen Ahmet Yağmur Kucur, konserde güftesi Yahya Kemal Beyatlı’ya ait “Aheste Çek Kürekleri Mehtap Uyanmasın” şarkısını Nihavend makamında seslendirecek.
Müziğe 9 yaşında Maltepe Musiki Eğitim Vakfı çatısı altında başladığını dile getiren Kucur, “Vakıf bünyesinde Murat Aydemir’den tambur dersleri alarak başladım. Uzun yıllar derslerimiz devam etti. Yaklaşık 10 yıl kadar hocamdan ders aldım ve kendimi aslında burada yetiştirdim. Buradaki hocalarım sayesinde sözlü musikide de repertuvarımı geliştirmiş oldum. Tambur sazını da buradaki meşklere katılarak geliştirdim. Bu şekilde bana çok fayda sağladı buradaki çalışmalara katılmak.” ifadelerini kullandı.
Kucur, çocukluğundan bu yana vakfa dair birçok hatıra biriktirdiğini vurgulayarak, şunları aktardı:
“Burayla ilgili zihnimdeki şeyler hep çok güzeldir. Birçok arkadaşım oldu. Birlikte çok güzel anılar biriktirdik. 2019’da Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu’nda ses sanatçısı olarak vazife yapmaya başladım. Geriye dönüp baktığım zaman da şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum ki birikimimin ve tecrübemin büyük bir çoğunluğunu buradaki çalışmalarıma, burada istifade ettiğim hocalarıma borçluyum.”
“Türk musikisini ve geleneksel sanatları yaşatma misyonu
Vakfın çalışmalarına ilişkin bilgi veren Fikret Erkaya ise öğrencilerin vakıf bünyesinde solfej, usul, nota, nazariyat ve repertuvar dersleri ile alanında uzman hocalardan çeşitli enstrüman dersleri aldığını kaydetti.
Erkaya, koro derslerinde klasik Türk musikisi, tasavvuf musikisi ve Türk halk müziğine ait örnekler üzerinde çalışıldığını belirterek, “Musiki Eğitim Vakfımızda musiki ilminin bütün dallarını icra ediyoruz. Batı müziği bölümünde klasik piyano, klasik gitar, çello, keman ve şan derslerini veren hocalarımız var. Türk müziğindeki bütün enstrümanların eğitimi de vakfımızda verilmekte. Ney, klasik kemençe, keman, ut, kanun, tambur, rebap ve lavta derslerinin hepsi vakfımızda görülmekte.” dedi.
Boğaziçi Musiki Vakfı Türk Müziği Konservatuvarının, 2015’te vakıf bünyesine katıldığını aktaran Erkaya, ” Kadıköy’de bulunan, vakfımızın ikinci merkezinde müziğin yanı sıra, hat, tezhip, minyatür ve dijital tasarım eğitimleri de verilmekte.” ifadelerini kullandı.
Sanatçı Erkaya vakfın, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen müzisyenleri ve müzikseverleri ağırlayıp onlara Türk müziğini tanıtma misyonu üstlendiğini de vurgulayarak, “Vakfımızın en önemli misyonu Türk musikisini ve geçmişten gelen hepsi çok değerli geleneksel sanatlarımızı yaşatmak, müzikseverlere ve gelecek nesillere en doğru şekilde anlatmak, aktarmak, yeni hocalar, sanatçılar yetiştirmek.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Türk Devletleri Teşkilatından (TDT) yapılan açıklamaya göre, Efendiyeva, Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfının kuruluş süreci, amacı, üye devletler ve vakfın faaliyetleri hakkında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de değerlendirmelerde bulundu.
Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfındaki başkanlık görevini, dönem başkanı olarak atanan eski Kazakistan Kültür Bakanı Aktotı Raimkulova’ya kasımda devreden Efendiyeva, 8 yıldır vakıf faaliyetleri kapsamında Türk dünyasının kültürünü, sanatını ve tarihini araştırmak, Türk devlet ve halkları arasındaki kültürel ilişkileri geliştirmek için çalışıyor.
Efendiyeva, Vakfın Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in teşebbüsü; Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye devlet başkanlarının desteğiyle kurulduğunu belirterek 15 Ekim 2019’da Bakü’de düzenlenen TDT (o dönemki adıyla Türk Keneşi) Zirvesi’nde, Özbekistan’ın teşkilata üye, Macaristan’ın vakfa “gözlemci” ülke olduğunu dile getirdi.
Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’nin ortak kararıyla 8 yıl önce Astana’da vakfın ilk başkanı olarak atandığını aktaran Efendiyeva, “Türk dünyasının kadim kültürünü tanıtmak, köklerimizi, geleneklerimizi ortaya çıkarmak ve Türk halklarını birbirine yakınlaştırmak amacıyla oluşturulan, yeni bir uluslararası teşkilatın kurulması ve faaliyete başlamasıyla büyük bir sorumluluk gerektiren bu görevi üstlenmiş oldum.” dedi.
Günay Efendiyeva, vakfın geniş kapsamlı ve prestijli etkinliklerde temsil olunan, nüfuzlu, tam hukuklu uluslararası bir teşkilat olarak faaliyetlerini başarı ile yaptığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Biz Türk devletleri arasındaki kültürel ve manevi ilişkileri güçlendirmek, onları birbirine daha da yakınlaştırmak ve geliştirmek gibi önemli görevlerin yanı sıra kültürel diplomasi yoluyla başka devletlerle de ilişkiler kurarak işbirliği sağladık. Bu, kadim ve zengin Türk kültürel mirasının tanıtılmasında önemli bir rol oynadı.”
Cumhurbaşkanı Aliyev’in talimatıyla vakıf için ayrılmış binanın tamir edildiğini ve bunun vakfın faaliyetine verilen önemin göstergesi olduğunu kaydeden Efendiyeva, çalışmalarında Haydar Aliyev Vakfının zengin tecrübesi ve Vakfın Başkanı Mihriban Aliyeva’nın büyük bir vatanseverlikle yürüttüğü uluslararası faaliyetlerin önem arz ettiğine dikkati çekti.
Efendiyeva, kültürel diplomasinin edebiyat, müzik, sanat ve diğer benzeri manevi kavramların “dili” ile uluslararası diyaloğun ve halklar arası iletişimin güçlendirilmesi olduğunu belirterek halkların milli ruhlarını ve kimliklerini birbirleriyle paylaştıklarını ve böylece beşeri değerlerin ön plana çıktığını, ortaklıkların hissedildiğini, karşılıklı anlayış ve sempati oluştuğunu, manevi sınırların aşıldığını, ülkeler arasında münasebetlerin derinleşmesini ve uluslararası işbirliklerini etkilediğini söyledi.
Karabağ konusunda da faaliyetler düzenlendi
Günay Efendiyeva, bir Azerbaycanlı olarak Karabağ konusunun kendisini mutlu ettiğini dile getirerek, 3 yıl önce Cumhurbaşkanı Aliyev’in önderliğinde, Azerbaycan ordusunun işgal altındaki toprakları kurtararak tarihi adaleti yeniden sağladığının altını çizdi.
Vakıfta, Karabağ ile ilgili projeler de yapmaya başlayabildiklerini anlatan Efendiyeva, bizzat sürece katıldıklarını ve işgalden kurtarılan şehirleri, köyleri büyükelçiler ve kordiplomatik temsilcilerle ziyaret ettiklerini belirtti.
Efendiyeva, bu tarihte Türkiye’nin Azerbaycan’ın yanında olmasının mevcut kardeşliğin, birbirine bağlılığın simgesi olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:
“Aslında bu büyük zaferin, tüm Türk devletlerini hem manevi hem de miras açısından birleştirdiğini kesin olarak söyleyebilirim. İkinci Karabağ Savaşı sırasında, Karabağ hakkındaki gerçekleri üye devletlere, işbirliği yaptığımız yabancı ülkelere ve aynı zamanda dünyaya aktarmak için beyanatlarda bulunduk. Karabağ’daki kültürel abidelerle, onlara haince verilen büyük zararlarla, tarihi sözleşmelerle ilgili kitaplar yayınladık.”
Şuşa: 2023 Yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti
Vakfın, Azerbaycan’ın Şuşa şehrinin “2023 Yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti” ilan edilmesi münasebetiyle 2022’de Bursa’da “Şuşa Günleri” düzenlenmesi teşebbüsünde bulunduğunu belirten Efendiyeva, bunun, TDT Semerkant Zirvesi’nde devlet başkanlarınca kabul edilen ve imzalanan bildiride de aksettirildiğini söyledi.
Efendiyeva, “Şuşa Günleri”nin çeşitli programları kapsayan büyük bir proje olduğunu aktararak edebiyat, tiyatro, film, müzik, fotoğrafçılık, milli giyim sanatı gibi kültürün birçok alanının ihtiva edildiğini dile getirdi.
Projeler sayesinde Şuşa’nın tarihi mirasının ve Karabağ’ın kültür ve sanatının kapsamlı şekilde gösterildiğini ifade eden Efendiyeva, Türk dünyasının farklı şehirlerinde, Bursa, Taşkent, Astana, Türkistan’ın yanı sıra Budapeşte’de Şuşa şehrine adanmış etkinlikler düzenlendiğini belirtti.
Haydar Aliyev’e ilişkin etkinlikler düzenlendi
Haydar Aliyev’in doğumunun 100. yılının Azerbaycan ve pek çok ülkede coşkuyla kutlandığını belirten Günay Efendiyeva, bu kapsamda uluslararası düzeyde çeşitli proje ve etkinlikler düzenlediklerini anlattı.
Efendiyeva, Aliyev’in Türk dünyası için yaptığı hizmetleri ve onun mirasını farklı ülkelerde daha fazla tanıtmak yönünde faaliyetler gösterdiklerini ifade ederek Türk Akademisi ile işbirliği çerçevesinde Kazakistan Milli Akademik Kütüphanesi’nde “Haydar Aliyev ve Türk Dünyası” adlı uluslararası konferans düzenlediklerini anımsattı.
Bu yıl Avrupa’nın Budapeşte, Bern ve Lahey şehirlerinde Aliyev’in hatırasını anmak maksadıyla Vakıf himayesinde oluşturulan “Yedi Güzel” müzik grubunun konserler düzenlediğini söyleyen Efendiyeva, Aliyev’in 100. doğum yılına ilişkin “Haydar Aliyev ve Türk Kültür Mirası” adlı geniş kapsamlı bir kitap hazırladıklarını bildirdi.
Üye ülkelere ilişkin etkinlikler de yapıldı
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı kapsamında Efendiyeva, İstanbul’da Milli Saraylar Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde “Yıldız Sarayı Fotoğraf Koleksiyonu’nda 19. Yüzyıl Türk Dünyasının Kültür Mirası” adlı bir sergi düzenlediklerini anlatarak sergide Vakfın Büyük Osmanlı dönemine ait Yıldız Sarayı arşivlerinden seçtiği, Türk Dünyası’nın ortak mirasını, mimarisini, milli giyimlerini ve birçok diğer unsurları kapsayan fotoğrafların yer aldığını ifade etti.
6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle “Tek Yürek” sloganıyla depremden etkilenen insanlara yardım etmek için çeşitli projeleri hayata geçirdiklerini vurgulayan Büyükelçi Günay Efendiyeva, Türk dayanışmasının muazzam gücüyle el ele, maddi ve manevi destek vererek tüm zorlukları birlikte aştığını göstermeyi amaçladıklarını dile getirdi.
Efendiyeva, Kırgızistan’ın dünyaca ünlü yazarı Cengiz Aytmatov’un doğumunun 95. yılının kutlanmasına ilişkin Vakıf olarak birçok edebi ve kültürel projeler hayata geçirdiklerini ve Bakü Belediye Tiyatrosu ile işbirliği çerçevesinde yazarın “Ana Tarla” adlı romanının sahnelendiğini anlattı.
Türk dünyasının zengin mirasının, uluslararası düzeyde tanıtılmasına yönelik yayın projelerinin hayata geçirilmesinin Vakfın temel faaliyet alanlarından olduğuna değinen Efendiyeva, konferanslar, yuvarlak masa toplantıları, sergiler, konserler gibi birçok farklı etkinlik de düzenlediklerini söyledi.
Efendiyeva, Türk dünyasının maddi ve manevi değerlerinin tanıtılmasına yönelik çok sayıda proje hayata geçirdiklerini aktararak Avrupa, Asya, Kuzey ve Güney Amerika olmak üzere farklı kıtalar, ülkeler ve dillerde Türk dünyasının büyük şahsiyetlerinin yıl dönümlerini çeşitli etkinliklerle kutladıklarını kaydetti.
Vakfın faaliyetleri kapsamında eğitim konusuna da değinen Efendiyeva hem üye ülkelerin hem de diğer birçok yabancı ülkelerin üniversiteleriyle mutabakatlar imzaladıklarını ve çeşitli ortak projeleri hayata geçirmeye başladıklarını belirtti.
Türk tarihinin tanıtılması
Efendiyeva, Türk tarihiyle ilgili de büyük projeler yaptıklarını ifade ederek Avrupa’nın çeşitli başkentlerinde petroglifler, tamgalar ve runik işaretler gibi eski Türk yazılarına dair sergi düzenlediklerini söyledi.
Bu sergide, Türk Dünyasının tanınmış sanat ustalarının eski Türk yazı ve sembollerinin taş ve seramik üzerine, sanatsal oymalarından ibaret çeşitli el sanatları örneklerinin bulunduğunu ve tarihi işaretlerle ilgili dersler verildiğini anlatan Efendiyeva, bu yıl Bakü’de, Türk Akademisi ve UNESCO Azerbaycan ve Türkiye Milli Komisyonları ile Eski Türk yazısının okunmasının 130. yılına adanan uluslararası konferans düzenlendiğini anımsattı.
Efendiyeva, “Türk devletleri Büyük İpek Yolu üzerinde” adlı büyük ölçekli projede, Türk devletlerini birleştiren Büyük İpek Yolu konusu etrafında müzakereler yapıldığını belirterek proje kapsamında Azerbaycan’ın tanınmış bilim insanlarınca hazırlanan “Azerbaycan İpek Yolu üzerinde” adlı akademik kitabın da yayımlandığını söyledi.
Sadece Türk devletleriyle değil, Litvanya’da yaşayan az sayıda Tatar ve Karaimler, Polonya ve Romanya Tatarları ile Moldova’da yaşayan Gagavuzlar gibi Türk kökenli halklarla münasebetler kurarak işbirliğini de genişlettiklerini kaydeden Efendiyeva, “Türk Dünyası 2040 Vizyonu” çerçevesinde sorumluluğu vakfa verilen Türk kültür mirasının korunmasına ilişkin sözleşmeyi de hazırlamaya başladıklarını söyledi.
Kazakistan’ın dönem başkanlığı
Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfının başkanının, teşkilata üye ülkelerin devlet başkanlarınca 4 yıllığına atandığını belirten Efendiyeva, sadece vakfın kurucu başkanının bir dahaki 4 yıllık dönemde yeniden bu göreve seçilebileceğini ve bundan dolayı kendisinin teşkilatın başkanlığını 8 yıl icra ettiğini söyledi.
Efendiyeva, vakfın dönem başkanlığı sırasının Kazakistan’da olduğuna işaret ederek yeni dönemde başkanlığı yürütecek Raimkulova’ya başarı diledi.
Raimkulova’nun yönetiminde de Vakıfın yeni başarılı hizmetlere imza atacağına inandığını dile getiren Efendiyeva, 8 yıl boyunca Türk dünyası kültürüne hizmet edebilmenin mutluluğunu yaşadığını ve bir Azerbaycanlı kadın olarak, Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfının ve genel olarak uluslararası bir teşkilatın ilk başkanı olarak ne yaptıysa, sevgiyle ve gönülden yaptığını kaydetti.
]]>Toplumsal değişim ve gelişimin öncüsü olma hedefiyle faaliyetlerini sürdüren Türkiye Vodafone Vakfı, 2023’te de teknolojinin gücünü kullanarak toplumsal ihtiyaçlara yanıt veren çalışmalar yapmaya devam etti. Vakfın hayata geçirdiği projelerin reel değeri 16 yılda 270 milyon TL olurken, ortaya çıkardığı sosyal katkı ise 1,5 milyar TL’ye ulaştı. Vakfın ‘Yarını Kodlayanlar’ projesi 300 bini aşkın çocuğa, ‘Dijital Benim İşim’ projesi ise 15 binin üzerinde kadına ulaştı. Vakıf, bu projelerini deprem bölgesine de taşıyarak yaraların sarılmasına destek oldu. Depremden en çok etkilenen 11 ilde hayata geçirilen ‘Yarını Kodlayanlar Sosyal Hayata Destek’ projesiyle 81 bini aşkın çocuğa ulaşan Vakıf, ‘Dijital Benim İşim’ projesi kapsamında 3 ilde kurduğu 15 eğitim konteyneriyle de 2 binden fazla kadına el sanatları eğitimi verdi. Vakıf ayrıca, AÇEV iş birliğiyle 3 ilde açtığı Çocuk ve Aile Merkezleri ile 2 binin üzerinde kişinin hayatına dokundu.
Konu hakkında değerlendirmede bulunan Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel, “Vakıf olarak, kurulduğumuz günden bu yana, ‘İyilik için teknoloji’ vizyonuyla faaliyetlerimize yön veriyoruz. Tüm projelerimizi, ülkemizin toplumsal gereksinimleri doğrultusunda, araştırmalar sonucu belirlediğimiz sosyal ihtiyaç haritasına göre şekillendiriyoruz. Sosyal hayatın olanaklarından yeterince faydalanamayan veya ekonomik hayatta varlık gösteremeyen bireylerin önündeki engelleri kaldırmak için çalışıyoruz. Kadınlar ve çocuklar, öncelikli odak alanlarımızı oluşturuyor. Vakfımızın çatısı altında sürdürdüğümüz projelerin reel değeri 16 yılda 270 milyon TL olurken, ortaya çıkardığı sosyal katkı ise 1,5 milyar TL’ye ulaştı. Deprem felaketiyle birlikte yaralara nasıl merhem olabiliriz diye düşündük ve mevcut projelerimizi deprem bölgesinin ihtiyaçlarına uyarladık. Bölgedeki çocuk ve kadınların desteklenmesi için hayata geçirdiğimiz ‘Yarını Kodlayanlar Sosyal Hayata Destek’ projesi, ‘Dijital Benim İşim’ eğitim konteynerleri ve Çocuk ve Aile Merkezleri ile bugüne kadar binlerce kişiye ulaştık. Konteyner kentler var olduğu sürece biz de bölgede olmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Depremzede çocuklara kodlama eğitimi
Türkiye Vodafone Vakfı, Habitat Derneği iş birliğiyle deprem bölgesinde ‘Yarını Kodlayanlar Sosyal Hayata Destek’ adı altında yeni bir proje hayata geçirdi. Proje kapsamında Adıyaman, Kahramanmaraş, Malatya ve Hatay’da açılan konteyner teknoloji sınıflarında ve afetten etkilenen 11 ildeki köy, çadır kent ve konteyner kentleri ziyaret eden gezici eğitim çadırında 7-14 yaş arası çocuklar için müzik ve masal atölyeleri, kodlama eğitimleri ve çeşitli sosyal etkinlikler düzenleniyor; oyun terapisiyle psikososyal destek sağlanıyor. Bugüne kadar 81 bini aşkın çocuğa ulaşılan projede nihai hedef ilk yılda 100 bin çocuğa ulaşmak olarak belirlendi. Proje kapsamında liseli gençlere yönelik olarak ‘Afete Teknolojik Çözümler Hackathonu’ da düzenlendi.
Depremzede kadınlara el sanatları eğitimi
Vakıf, “Dijital Benim İşim” projesini de bölgeye uyarlayarak Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman’da toplam 15 eğitim konteyneri kurdu. Bu konteynerlerde kadın kursiyerlere geleneksel el sanatları kurslarına katılma ve el emeği ürünler üretme imkanı sunan Vakıf, bölge özelinde geliştirdiği ‘Dijital Dünyaya Giriş’ eğitimleri ile de kadınların dijital becerilerini geliştirmelerine ve ürettikleri geleneksel ürünleri dijital kanallarda satmalarına destek oluyor. Projeyle bugüne kadar 2 bini aşkın kadına ulaşıldı.
Afet bölgesine Çocuk ve Aile Merkezleri
Vakıf, afet bölgesinde yaşayanların desteklenmesi amacıyla Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) iş birliğiyle de bir proje gerçekleştirdi. Proje kapsamında Adıyaman, Gaziantep ve Hatay’da kurulan Çocuk ve Aile Merkezleri’nde, depremden etkilenenlerin psikososyal yönden desteklenmesi, çocukların öğrenme kayıplarının telafi edilebilmesi, anne babaların ebeveynlik rollerinde güçlendirilmesi ve bu süreçte çocuklarının gelişimini destekleme becerilerinin artırılması, aynı zamanda genç kadınların güçlenmesine yönelik çalışmalar yapılıyor. Projeyle bugüne kadar 2 bini aşkın kişiye ulaşıldı. Merkezlerde ilk yıl 4 bin 500 çocuk ve ebeveyn ile birlikte 2 bin 500 genç kadına da erişilmesi hedefleniyor.
‘Kırmızı Işık’ 378 bin kez indirildi
Vakıf, 2023’te teknolojinin gücünü kullanarak kadınların şiddetten korunmasına destek olmayı da sürdürdü. Vakfın 9 yıl önce hayata geçirdiği ‘Kırmızı Işık’ uygulaması, kadınların şiddete maruz kaldığı anlarda kolluk kuvvetleri ya da yakınlarına kolaylıkla haber verebilmesini sağlıyor. Uygulama bugüne kadar 378 bin kez indirildi. – İSTANBUL
]]>