Kentte havaların ısınmasıyla yeniden görülmeye başlayan kene ısırması sonucu, son 1 haftada Gülbidin Ekberi (25), Şehri Tanrıveren (36) ve Emre Nacar (25), tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. SCÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. İlhan Çetin, Türkiye geneli güncel vaka sayıları hakkında bilgi vererek KKKA hastalığı hakkında uyarılarda bulundu. Havaların ısınmasının ardından KKKA vakalarında artış olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çetin, “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı bahar aylarının gelmesiyle başlar. Türkiye’de nisan ayı ile vakalar başlar ve artarak ekim ayına kadar devam eder. Haziran ve temmuz ayı genelde vakaların en fazla olduğu dönemdir. Ülkemizde genellikle ortalama olarak yıllık bin ila 1200 vaka oluyor. Bu sene nisan ayında ilk vakamız geldi. Şu an için Sivas’ta 35 civarında vaka sayımız var. Ne yazık ki, 3 vatandaşımız da hayatını kaybetmiş durumda. Özellikle iklimin ısınması nedeniyle bundan sonraki dönemlerde vaka sayılarında artış bekliyoruz. Aldığımız bilgilere göre, Türkiye genelinde 270-300 civarında vakanın oluştuğunu biliyoruz. Bu yıl 750 ile bin civarında vakayla dönemi kapatacağımızı tahmin ediyoruz. Umarız ki, şu ana kadar ilgili kurumların almış oldukları tedbirlerin etkisiyle bu sayı daha az olur. Maalesef bu yıl bahar aylarının çok sıcak geçmesi sebebiyle arazideki kene sayısında çok ciddi bir artış olduğunu gözlemledik. Otların yağmurlardan dolayı hem miktar olarak hem de boyut olarak artmasıyla kene popülasyonunda bir artış var. Umuyoruz ki, bu durum vaka sayılarına yansımaz” dedi.
‘KKKA HASTALIĞI TEDBİR ALINDIĞINDA ÖNLENEBİLİR’
Kenelerden korunmak için dikkatli ve tedbirli olunması gerektiğine değinen Prof. Dr. Çetin, “Halk sağlığı açısından önemli hastalıklar, tedbir alındığında önlenebilen hastalıklardır. Özellikle KKKA hastalığı da tedbir alındığında önlenebilir bir hastalık. Bu nedenle tedbirli olmamız gerekiyor. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanların sahada çalışırken üzerlerine kene yapışmaması için alacakları birtakım tedbirler var. Bunları mutlaka almaları gerekiyor. Eve gittiklerinde üzerlerini kontrol etmeleri gerek. Bizim üzerine basarak söylediğimiz bir diğer husus da, eğer üzerlerine kene yapışmışsa mutlaka kendileri çıkartmamalı. Hastane ortamında çıkarılmasının çok değerli olduğunu bir kez daha ifade etmek isterim” diye konuştu.
KURBAN ALIMLARINDA DİKKAT
Kurban Bayramı nedeniyle vatandaşların kenelere karşı daha dikkatli olmaları gerektiğini belirten Çetin, “İçinde bulunduğumuz dönem İslam alemi için önemli günler. Kurban Bayramı yaklaşıyor. Hem küçük hem büyükbaş hareketliliğinde artma oluyor. Orta Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nden batıya doğru hayvan taşımacılığı ve satışı için gidildiğini biliyoruz. Bu noktada hayvanları götüren insanların mutlaka tedbir alması, hayvanlarını kontrol etmesi gerekiyor. Özellikle hayvan pazarlarında daha çok dikkat edilmesi gerek. Hayvan satın alan insanların da hayvanın üzerinde kene olup olmadığını kontrol ederek almaları gerekiyor. Bütün bunların yanı sıra kurban kesiminde de hasta hayvanların kanından eldeki açık yaralardan virüs girebiliyor. Bunun için de mutlaka eldiven kullanarak işlemlerin yapılmasını ve hijyene dikkat edilmesini önemseyip öneriyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Sağlık Bakanlığı İl Sağlık Müdürlüğü Simülasyon Eğitim Merkezi’nde 21 eğitmenden oluşan Acil Sağlık Hizmetleri Eğitim Birimi, mesleğe yeni atanan paramedik ve acil tıp teknisyenlerine yönelik teorik eğitimin yanı sıra uygulamalı vaka simülasyon eğitimleri veriyor.
Bu kapsamda insan hayatına dokunmanın önemiyle hareket eden birim çalışanları, hazırladıkları zorlu senaryolarla tansiyon ve kalp ritmi alınan maketler üzerinden karşılaşılması muhtemelen vakalara müdahalelere dikkati çekiyor.
Trabzon’un yanı sıra Artvin, Rize, Giresun ve Gümüşhane’deki hastane öncesi sağlık hizmetlerinde görev alan personele eğitim veren çalışanlar, sağlıkçıları gerçeği aratmayacak tatbikatlarla göreve hazırlıyor.
Güvenli ve hızlı hasta nakli sağlanmasına yönelik de teorik eğitimin yanı sıra kurulan parkurlarda ambulans güvenli sürüş eğitimleri veren birim çalışanları, bu sayede ambulans kullanan personelin bilgi ve tecrübelerini pekiştirmelerine destek oluyor.
“Bütün bölgeye eğitimleri ulaştırarak insan hayatına dokunmaya çalışıyoruz”
Eğitim Birim Sorumlusu paramedik Sonay Bal Sezen, AA muhabirine, hastane öncesi acil sağlık hizmetleri istasyonlarında çalışanlara yönelik temel eğitimler, erişkin, travma ve çocuk ileri yaşam desteği ile sürücü çalışanlara yönelik ambulans sürüş teknikleri eğitimleri verdiklerini söyledi.
Faydalı olmak adına vakaları simüle ettiklerini belirten Sezen, “Vakaları simüle edecek şekilde bebekten çocuğa, çocuktan yetişkine kadar maketlerimiz var. Yani ekipler senaryoya geldiklerinde bire bir olay yerindeki vakayı simüle edebiliyoruz. Maketlerimizden nabız ve ritim alabiliyoruz. Gerçekliği yüksek olduğu için eğitimlerimizin sahada çok faydalı olduğuna inanıyoruz.” ifadesini kullandı.
Sezen, Trabzon’un bölge olduğunu aktararak, “Artvin, Rize, Giresun ve Gümüşhane’den hastane öncesi sağlık hizmetlerinde çalışanlarımızla katılımcı listemizi ayarlıyoruz. Böylece bütün bölgeye eğitimleri ulaştırarak insan hayatına dokunmaya çalışıyoruz.” dedi.
“Hedefimiz tüm sağlık çalışanlarının başarılı şekilde eğitimlerini sağlamak”
Verilen eğitimlerin önemine işaret eden Sezen, “Maketlerimizden ritim, nabız alabildiğimiz için ekiplerimiz gerçek vakayı nasıl yönetiyorsa, burada da aynı şekilde vakayı yönetiyorlar. Teorik eğitimlerle başlıyoruz, sonrasında uygulamalı ve vaka simülasyonlarıyla eğitimimizi tamamlıyoruz.” diye konuştu.
Sezen, eğitim alan sağlıkçıların ölçme değerlendirme sınavına tabi tutulduklarını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Teorik, pratik uygulamalarla eğitimlerimizi destekliyoruz. En son günde de hem teorik hem de uygulamalı olmak üzere verdiğimiz eğitim konularına yönelik bir teste tabi tutuyoruz. Yine geçme oranımız var. Tabii ki hedefimiz standardizasyonu yakalamak için tüm sağlık çalışanlarının başarılı şekilde eğitimlerini sağlamak.”
“Arkadaşlarımızın mesleki eğitimlerini tamamlamaya çalışıyoruz”
Yaklaşık 9 yıldır eğitim biriminde görev alan paramedik Ayşe Dilekoğlu, 17 yıldır mesleğin içinde olduğunu ifade etti.
Mesleğe eğitim ve araştırma hastanesinde çalışarak başladığını, ardından 112’de aktif çalıştıktan sonra eğitim birimine geçtiğini aktaran Dilekoğlu, “112’de çalışan arkadaşlarımızın mesleki eğitimlerini tamamlamaya çalışıyoruz.” dedi.
Dilekoğlu, sağlığın çok hızlı değişen bir alan olduğuna dikkati çekerek, bu kapsamda çeşitli formatlarla simülasyon üzerinden eğitim verdiklerini ifade etti.
Çok sayıda vakayı simüle ettiklerini aktaran Dilekoğlu, “Sahada belki de çok karşılaşmadıkları şeyleri burada karşılarına çıkararak hazır olmalarını sağlamaya çalışıyoruz.” ifadesini kullandı.
“Alanımla ilgili teorik ve uygulamalı eğitim veriyorum”
Gebelik, doğum ve yenidoğan üzerine eğitim veren ebe Derya Köse, 8 yıl aktif olarak doğumhanede, yaklaşık 9 yıldır da eğitim biriminde çalıştığını belirtti.
112’de çalışanlara alanıyla ilgili teorik ve uygulamalı eğitim verdiğine işaret eden Köse, şunları kaydetti:
“Gebe vakaları, doğum eylemi veya bu tarz vakalarda neler yapabilirler, hangi müdahaleleri yapmaya yetkileri var ya da hangi müdahaleleri yapmaya yetkileri yok, bunlardan bahsediyoruz. Bir doğum vakasıyla karşılaştıkları zaman normal doğumu nasıl gerçekleştirebilirler, detaylarıyla bahsediyoruz. Yine yeni doğandan, yeni doğanlarımızın ilk bakımından veya ihtiyaçlı doğan yenidoğanlarımıza nasıl müdahale edebiliriz, detaylarıyla bu konudan bahsediyoruz.”
Köse, diğer eğitimlere de katılarak eğitmen arkadaşlarına destek olmaya çalıştığını ifade etti.
“Sadece yetenek değil, biz güvenli sürüş istiyoruz”
Tüm modüllerde eğitmen olarak görev yapan Mustafa Bilgin, aynı zamanda ambulans sürücülerine verilen ileri sürüş eğitimlerinde görev aldığını aktardı.
Bilgin, sağlık alanındaki bilgilerin sürekli güncellendiğini belirterek, bu kapsamda sahaya başlayan personelin bilgilerini eğitimlerle güncellemeye çalıştıklarını anlattı.
Ambulans sürüş eğitiminin önemine de dikkati çeken Bilgin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ambulans sürüş eğitimini biraz daha ayırmak gerekir. Çünkü ambulans sürücülüğü çok farklı bir olay. Sadece yetenek değil biz güvenli sürüş istiyoruz. Sürüş kurallarına tamamen hakim olmalarını istiyoruz. Sürüş kurallarını tamamen yerine getirebilmeleri için sürücülere 5 gün eğitici eğitim, 4 gün de kursiyer eğitimi veriyoruz.”
]]>Yegane Arani, “15 Mart Uluslararası İslamofobi ile Mücadele Günü” vesilesiyle AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
ADAS’a okulda ayrımcılığa uğrayan, ayrımcılıkla ilgili bir şeyler duyan veya gören ya da ayrımcılık konusunda sadece bilgi almak isteyen kişilerin başvurduğunu belirten Yegane Arani, “Yani bunlar velilerin, öğrencilerin, öğretmenlerin yanı sıra okul ortamında bulunan diğer insanlar. Vakaların yaklaşık yüzde 90’ı öğrencilere yönelik ayrımcılıkla ilgili olsa da bize gelenlerin yaklaşık yüzde 50’si velilerden oluşuyor.” ifadesini kullandı.
Yegane Arani, Berlin’deki okullardan ADAS’a büyük oranda ayrımcılık şikayetlerinin ulaştığını aktararak, kendilerine gelen başvuruların yüzde 80’inin ayrımcılıkla ilgili olduğunu dile getirdi.
Bu konuda genelde 2 grubun etkilendiğini gördüklerini anlatan Yegane Arani, şu değerlendirmede bulundu:
“Bir yandan siyahi insanlardan çok başvuru alıyoruz. Diğerleri de Müslümanlar veya Müslüman olarak algılananlar. Müslüman düşmanı ırkçılıkla ilgili şöyle bir ayrım yapmak isterim; vakaların yaklaşık yüzde 20’si açıkça Müslüman karşıtı ırkçılıkla ilgili. Yani insanların yaşantısı, kızların veya kadınların başörtüsü nedeniyle ayrımcılığa uğraması, öğretmenlerin İslomofobik ifadeleri kullanması gibi.”
“Bildirilmeyen çok sayıda vaka var”
Buradaki durumun doğrudan Müslüman olanları etkilediğine işaret eden Yegane Arani, “Şimdi ramazan ayındayız. Burada zaman zaman problemli durumlar ve Müslümanların din özgürlüğünün kısıtlandığı yerler oluyor.” dedi.
Yegane Arani, aynı zamanda isimleri, görünüşleri ve kökenleri nedeniyle Müslüman olarak algılanan ancak hiç dindar olmayan, hatta belki Müslüman bile olmayan insanları etkileyen Müslüman karşıtı ırkçılık biçimlerinin de bulunduğunu kaydetti.
ADAS’a yapılan yüzde 40 oranında şikayetlerin bu başvurulardan kaynaklandığını aktaran Yegane Arani, “Böylelikle toplamda bize gelen şikayetlerin yarısından fazlasının, Müslüman karşıtı ırkçılık bağlamında olduğunu söyleyebiliriz. Almanya’da yüzde 6 ile 8 arasında Müslümanların yaşadığı göz önüne alındığında bu oldukça yüksek bir oran.” değerlendirmesini yaptı.
Yegane Arani, burada sadece ADAS’a yapılan başvuruları aktardığını, başka kurumlara da başvuruların yapıldığını söyleyerek, “Bildirilmeyen çok sayıda vaka var. (Ayrımcılıkla etkilenenlerin) Çok küçük kesimi başvuruda bulunuyor çünkü özellikle okul bağlamında pek çok şey bir yerlere bildirilmiyor ve konu edilmiyor.” diye konuştu.
“Başörtüsü takan Müslüman kızlar ayrımcılıktan daha fazla etkileniyor”
Son dönemde şikayetlerin arttığına dikkati çeken Yegane Arani, şunları kaydetti:
“Danışma merkezimize yapılan başvurularda kesinlikle bir artış görüyoruz. 7 Ekim 2023’ten sonra özellikle Gazze’deki savaşla ilgili artan sayıda başvuru alıyoruz. Örneğin; öğrencilerin açıklama yapmaya, tutumlarını ortaya koymaya veya istemedikleri halde ihtilafla ilgili ne düşündüklerini ifade etmeye zorlanması veya Filistin poşusu takma yasağı gibi. Ancak söz konusu ihtilafla ilgili olmayan, örneğin; namaz kılmaya veya Müslümanların görünürlüğüne ilişkin getirilen kısıtlamalar gibi genel Müslüman karşıtı vakalarda da bir artış oldu.”
Yegane Arani, başörtüsü takan Müslüman kızların ayrımcılıktan daha fazla etkilendiğini belirterek, “Müslüman karşıtı ırkçılık söz konusu olduğunda kesinlikle kızlar ve kadınlar özellikle etkileniyor. Bu, başörtüsü taktıklarından dolayı Müslüman oldukları anlaşılan kişiler için daha fazla geçerlidir.” ifadesini kullandı.
Ayrımcılıkla ilgili 300 öğrenciyle araştırma yaptıklarına değinen Yegane Arani, başörtüsünün ayrımcılıkta önemli rol oynadığını, örneğin öğretmenler tarafından birçok olumsuz, aşağılayıcı ifadelerin söylendiğinin de net şekilde oraya çıktığını dile getirdi.
Yegane Arani, bu konuda öğretmenlerin, Müslüman karşıtı ırkçılık konusunda daha duyarlı olması için meslek içi eğitim alması ve daha fazla aydınlatılması gerektiğini kaydetti.
Kovid-19 salgınından sonra ayrımcılıkla ilgili başvuru sayılarında genel bir artış olduğunu ifade etmek gerektiğini vurgulayan Yegane Arani, “Bize yapılan tüm ayrımcılık olaylarındaki başvuru sayısı son 2 yılda 2 kat arttı. Sadece Müslümanlara yönelik ırkçılıkla ilgili değil, toplamda ırkçılıkla ilgili.” dedi.
Yegane Arani, Berlin çok kültürlü bir şehir olmasına rağmen Müslüman karşıtı olaylardaki oranların bu kadar yüksek seyretmesinin kendisini şaşırtıp şaşırtmadığıyla ilgili 20 yıldan beri çalıştığını ve artık hiçbir şeye şaşırmadığını söyledi.
“Gençler, Almanlarla aynı muameleyi görmek istiyor”
Bu konuda kısmen bir iyileşme de olduğunu, Müslüman karşıtı ırkçılığa karşı mücadele eden projelerin desteklendiğini, ADAS gibi kurumların ayrımcılığı tespit ettiğini ve bu alanda araştırmaların yapıldığını belirten Yegane Arani, “Bu bir ilerlemedir ancak diğer taraftan rakamlar azalmıyor aksine artıyor. Ancak şimdi örneğin; danışma merkezlerini düşündüğümde bu olumlu bir durum. Çünkü belki de (vakalar) mutlak şekilde artması gerekmiyor ama daha fazla başvuru yapılıyor.” diye konuştu.
Yegane Arani, insanların ayrımcılığı kabul etmediğini, bu konuda ilgili yerlere başvurarak yardım aldığını aktararak, “Biz belki bunu ebeveynlerimizden de biliyoruz. Pek çok şey normal görülerek kabul edilirdi, yutulurdu, ‘Bu böyledir’ denilirdi, dikkat çekmek istenmezdi ve şimdi bir değişim var. Gençler, Almanlarla aynı muameleyi görmek istiyor.” ifadesini kullandı.
Ayrımcılık vakaları olduğunda bunun ilgili kurumlara bildirilmesini isteyen Yegane Arani, ayrımcılığa maruz kalanlara durumun nasıl geliştiğini aklında tutmasını veya olayın gelişimini kağıda yazmasını tavsiye etti.
]]>