Ülke genelinde olduğu gibi Eskişehir’de de yükselen hava sıcaklıkları bal üretimini olumsuz etkiledi. Arıcılar Birliği Başkanı Yiğit, bu yıl bal veriminde düşüş olduğunu söyledi. Yıllardır işini severek yapan Bünyamin Yiğit, sıcak havaların çiçekleri etkilediğini, bunun da arıların bal üretmesini zorlaştırdığını ifade ediyor. Türkiye geneline göre Eskişehir’de arıcılık faaliyetlerinin düşük olduğunu vurgulayan Bünyamin Yiğit, “Eskişehir’in arıcılık faaliyetleri Türkiye geneline göre biraz daha düşük. Eskişehir’de arıcılığın zayıf olduğunu söyleyebilirim. Çünkü Eskişehir sert bir iklime sahip ve bu da arı yetiştiriciliğini zorlaştırıyor. Akdeniz iklimi, Ege iklimi olan yerlerde hareket çok kolay. Eskişehir’in çok fazla bir etkinliği yok, ama yine de bal üretimi 800 tondu. Açıkçası bu sene düştü. Daha da düşük olacağını tahmin ediyoruz. Her geçen yıl iklim değişikliğinden dolayı bal üretimi düşüyor. Bu sene bu dönemde bal sağımı yapılması lazım. Bal hasadının ilkbaharda olması gerekiyor ama birçok arıcımız iklimden dolayı bunu alamıyor şu an. Yüksek hava sıcaklıkları bal olayını etkiliyor” diye konuştu.
“En çok çiçek balı üretimi mevcut”
Bir takım balları üretmek için taşımalı arıcılık yapılması gerektiğini ve bölgelere göre üretilen balın değişmesi hakkında çeşitli bilgiler veren Yiğit, “Bölgemizde en çok çiçek balı üretimi mevcut. Bozdağ’da bulunan sedir ağaçlarından da sedir balı üretilir. Meşe balları da mevcuttur, ovada ayçiçek balı üretilir. Çam balı üretmek için Akdeniz iklimi ve Ege ikliminin bulunduğu yörelere taşımak gerekiyor” dedi.
“Eskişehir’in iki avantajı var”
Taşımalı arıcılık yapanlar için Eskişehir’de iki ilçenin oldukça avantajlı olduğunu belirten Yiğit sözlerine şu şekilde devam etti;
“Her yerin dezavantajının yanında avantajı da var. Eskişehir’de en önemli avantajımız Mihalgazi, Sarıcakaya gibi ilçelerimizin bulunması. Burada kışın iklim şartları inanın Akdeniz ikliminden farksız. Taşımalı arıcılık yapanlar için avantaj oluyor. Bilecik’in İnhisar ilçesi var. Bazı arkadaşlarımız da oraya gidiyor. Sabit aracılık yapanlar için Eskişehir bölgesi karasal sert bir iklime sahip. Ona göre de önlemlerin alınması gerekiyor.”
“Ürettiği rakamı dürüst bir şekilde dile getirmiyorlar, bu da TÜİK verilerini yanıltıyor”
Yiğit, bu yıl üretimin doksan tonun altına düşebileceğini ve verilerin çarpıtılabildiğini anlatarak “Geçen yıl üretimimiz 90 ton civarındaydı. Bu sene daha düşük olur diye düşünüyoruz. Şuan ballar yeni sağılıyor. Hasatlar bittikten sonra ilçe tarım müdürlükleri herkesin ürettiği balı kayda alıyor. TÜİK verilere göre buranın balının normalde daha fazla olduğunu düşünüyorum. İnsanlar bazen ürettiği rakamı dürüst bir şekilde dile getirmiyorlar, bu da yanlış verilere yol açabiliyor. Taşımacı arıcılık yapanlarda verileri etkiliyor. Burada üretip geldikleri yere döndükleri zaman bal o şehrin üretimi sayılıyor. Geçen sene 350 lira civarında sattık. Bu sene işte biz 500 lira civarını düşünüyorum Ama tabii belli olmuyor. Üretim yapan arkadaşımızdan gelen haberler memnun edici değil. Bu yıl herkes verimin az olduğunu söylüyor” dedi. – ESKİŞEHİR
]]>Türkiye’nin doğal gaz üretimi şirketlerinden Trakya Havzası Doğalgaz Şirketi (TBNG) Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin desteğiyle hazırladığı 2024 Yılı Yeni Sondaj Programı çerçevesinde, Silivri ve Tekirdağ’da açtığı yeni kuyulardan gaz çıkarmaya başladı. Gerçekleştirilen 10 milyon dolar yatırımla açılan 4 yeni kuyuda, 3 milyar TL ekonomik büyüklüğe sahip 300 milyon metreküp doğal gaz rezervine ulaşıldı. İlk önce Silivri, ardından da Tekirdağ’da ilk ateşin yanmasıyla birlikte mevcut rezerv, dağıtıma hazır hale geldi. Tekirdağ ve Silivri’de toplam 85 kuyudan günlük 250 bin metreküp doğal gaz çıkarma kapasitesine sahip olan TBNG, 2024 sondaj programı ile günlük üretimi yüzde 50 oranında artırmayı hedefliyor. Sondaj programının bitmesi ile beklenen günlük üretim artışının 125 bin metreküp olması bekleniyor.
“YERLİ VE MİLLİ DOĞAL GAZ”
Yapılan çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan TBNG CEO’su Sinan Furat, “Tekirdağ’da daha önce keşfini yaptığımız sahada dün gece itibarıyla gaz yakımına başlayarak aslında üretim aşamasına geçtik. Ülkemize kazandırdığımız bu yerli ve milli doğal gazı, yerin 2 bin 800 metre altından çıkararak bulunduğumuz bölgedeki sanayicilere bu hafta ulaştırmaya başlıyoruz” dedi.
“TPAO’NUN İZİNDEN GİTMEYE DEVAM EDİYORUZ”
Şirketin CEO’su Sinan Furat yaptığı açıklamada, “Şu anda Tekirdağ’ın Köseilyas Mahallesi’ndeyiz, şirketimizin burada gerçekleştirmiş olduğu sondaj faaliyetlerini görüyoruz. 2024 yılındaki sondaj programımızın dördüncü kuyusu burası. İlk kuyumuz Silivri, daha sonra 2. ve 3. kuyularımızı Tekirdağ’da sondaj faaliyetlerini bitirerek üretime verdik. Şu anda bulunduğumuz Köseilyas Mahallemizde günlük 50 bin metreküp üretim hedeflemekteyiz. Sondaj faaliyetlerimiz bitmek üzere, bundan sonraki test aşamalarımız daha sonra da üretim aşamasına geçmiş olacağız. Ülkemizde son 3 yılda enerji alanında önemli atılımlar yapıldı, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisimizin destekleriyle yurt dışından aldığımız finansman kaynaklarıyla şu anda yer altından çıkardığımız doğal gazı, yerli ve milli doğal gazı üretime vermiş bulunmaktayız. Özellikle burada ülkemizin enerjide arz güvenliğinin ne kadar önemli bir konu olduğunu belirtmek istiyorum. Milli gururumuz TPAO şu anda Gabar’da petrol üretimlerine, aynı zamanda da Karadeniz’de doğal gaz üretimlerine devam ediyorlar. Biz de özel sektör oyuncuları olarak TPAO’nun izinden gitmeye devam ediyoruz. Ülke olarak özellikle enerjide yerli kaynaklarla, yerli ve milli enerjimizi üretmek zorundayız bunun bilincindeyiz” dedi.
“YÜZDE 50 ÜRETİMİ ARTIRMA HEDEFİMİZE GÜNBEGÜN YAKLAŞIYORUZ”
CEO Furat, açıklamasının devamında, “2024 yılında sondaj faaliyetlerimiz devam edecek, bundan sonraki hedefimiz 5. kuyumuz yine Tekirdağ’da olacak. Aslında baktığınızda Tekirdağ uzun süredir doğal gaz faaliyetlerinin yapıldığı bir bölge. Şu anda bizim halihazırda yaklaşık 85 kuyumuz var ve günlük 250 bin metreküp doğal gaz üretimi gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda yeni sondaj programıyla, yüzde 50 üretimi artırma hedefimize günbegün yaklaşıyoruz. Sondajını bitirip devreye aldığımız kuyularla bu 250 bin metreküp günlük üretimi yüzde 50 artıracağız. Özellikle bu sektörde bizim lisans konusunda devlet büyüklerimizden, bakanlığımızdan halihazırda zaten destek görüyoruz. Yatırımlarımızı daha da artırmak istiyoruz, yatırım iştahımız oldukça fazla, amacımız ülkemize daha fazla yurt dışından finansman getirerek bu finansmanı yerli ve milli doğal gazı üretime geçirebilmek. İnşallah lisanslar konusunda da devlet büyüklerimizden gerekli desteği aldığımızda da daha fazla yatırım, daha fazla sondaj, daha fazla kuyu faaliyetlerimize devam edeceğiz. Bu da tabii ki yıllık 50 milyar dolarlık enerji maliyetimizi, yurt dışından almak zorunda olduğumuz enerji ithalatımızı daha da aşağılara çekecek. Ülkemiz şu anda özellikle petrolde, Sayın Bakanımızın da en son verdiği bilgilerde öğrendiğimiz kadarıyla özellikle petrolde kendi ihtiyacının yüzde 10’nuna yaklaşan bir kısmını karşılar duruma geldi. Bu rakamlar önceden bizim hayal ettiğimiz rakamlardı ama artık bugün gerçekleşiyor. Doğal gazda da bundan 3-4 yıl önce yüzde 1 bile olmayan yerli üretim, çok kısa sürede 3 sene de yüzde 3’e çıkmış durumda. Bakanımızın açıklamalarından anladığımız kadarıyla bu rakam yıl sonunda daha da yukarı çıkacak. Türkiye’nin enerji alanında yerli enerji üretiminde bu sıçraması tabii ki sektör oyuncuları olarak bizleri de çok sevindiriyor. İnşallah ileride bu rakamlar daha da yukarı çıkacak” diye konuştu.
YÜZDE 100 TÜRK MÜHENDİSLERLE
Şirketin Teknik Müdürü Gürkan Karakaya yaptığı açıklamada, “Sondaj faaliyetlerimize 2014 yılı başında başladık, Bu kuyuyla beraber 4. kuyumuzu tamamladık. Trakya bölgesi rezervuar yayılımı ve kalitesi açısından oldukça yüksek potansiyele sahip bir bölge Özellikle bu yıl kazdığımız kuyulardaki gazlı kuyuları keşfetmemiz bu yüksek potansiyeli olduğunun önemli bir göstergesi. Arama faaliyetlerimize ve üretim faaliyetlerimize devam ediyoruz. Bu kuyuyla beraber önümüzdeki yıl yüzde 100’de yüzde 100 Türk mühendislerimizin teknik çalışmalarıyla beraber tekrar sondaj faaliyetlerimize başlayacağız. Bu yıl kazdığımız kuyulardan toplamda 300 milyon metreküp yeni rezerv keşfettik. Şirket olarak bugüne kadar yaklaşık 3 buçuk milyar metreküp gaz ürettik. Bu kazdığımız kuyularla beraber üretimi yüzde 50 artırıp bu üretimi sanayicilerimize vermeyi planlıyoruz. Bu kuyumuzla beraber gazımızı yaktık, testlerimizi yaptık, testlerin akabinde boru hatlarımızı döşeyerek iki hafta içerisinde burada bulduğumuz gazı sanayicilerle buluşturacağız” diye konuştu.
]]>Çocukluk döneminden bu yana müzikle ilgilenen Akbudak, yaklaşık 9 yıldır da klasik gitarla çalışmalar yapıyor.
Gitar kompozisyonlarında takıldığı melodik ve armonik yapılar için arayışlara başlayan Akbudak, geçen yıl bu sorunu son dönemlerde oldukça popüler olan yapay zeka sistemleri aracılığıyla çözebileceğini düşünerek proje hazırladı.
Eğitmenlerinin de desteğini alan Akbudak, herhangi bir girdi vermeden yeni parçalar üretebilen veya başlangıç girdisi olarak verilen notaları takip eden, melodik ve armonik yapıyı koruyarak yeni eserler üretebilen yapay zeka modeli oluşturdu.
Söz konusu model, şarkı ve beste yapabilen diğer yapay zeka uygulamalarından farklı olarak klasik gitar özelinde çalışırken müzikal yönden daha güçlü ve hızlı eserler üretebiliyor.
Uygulama aynı zamanda parçanın gitar üzerinde ne kadar çalınabilir olduğunu da hesaplıyor.
Burak Sina Akbudak, hazırladığı “Yapay Zeka ile Oluşturulan Müzik Açısından Zengin Klasik Gitar Parçaları Projesi” ile 11-17 Mayıs’ta ABD’nin Los Angeles şehrinde düzenlenen Uluslararası Regeneron ISEF Bilim ve Mühendislik Yarışması’nın “Teknolojiyle Sanat Üretimi” kategorisinde ikinci olmayı başardı.
“Müzisyen kesimin oldukça ilgisini çeken bir proje oldu”
Akbudak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilkokulda gitar çalmaya başladığını, ailesinin desteğiyle vakıf kuruluşu olan bir okulda yaklaşık 3 yıl öğretmeniyle çalışmalara devam ettiğini söyledi.
Kendi kompozisyonlarını yazarken yaşadığı “yeni melodi ve armoni bulma sıkıntısı” nedeniyle yapay zeka yöntemine başvurduğunu anlatan Akbudak, “Mevcut yapay zekalarda klasik gitar özelliği bulunmaması ve özellikle barok dönem hakkında yeterince bilgi sahibi yapay zekanın bulunmaması beni projeyi yapmaya yöneltti.” dedi.
Liseli müzisyen, bu sayede uluslararası proje yarışmasında ülkesini en iyi şekilde temsil etmeye çalıştığını ve ödül aldığı için mutlu olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:
“Bu proje, müzik üretimi sürecinde oldukça yenilikçi sistemler ortaya koymakta. Müzik modelleme kısmında, müziğin üretimi kısmında ve müziğin ne kadar güzel olduğu konusunda üç tane farklı büyük yenilik getirmekte. Bu projenin amaçlarından en büyüğü, müzisyenlerin yeni fikirler bulmak amacıyla kullanabilecekleri bir araç olması diyebilirim. Genel olarak eğlence sektöründe müzik üretimi esnasında, herhangi bir alanda kullanılabilir. Projemin ana odak noktası, müzik üretiminde ilk önce belirli bir girdi vererek, modelimize o girdinin devamını getirmesini sağlayabiliyoruz ancak bir girdi vermek zorunluluğumuz da bulunmuyor. Sıfırdan daha önce kimsenin duymamış olduğu parçalar da üretebilmek mümkün.”
Çalışmalarının yaklaşık 2 yıl sürdüğünü, üniversitede de bu alan üzerine çalışmak istediğini dile getiren Burak Sina Akbudak, “Özellikle mesela insan sesinin üretildiği modeller aracılığıyla çalışmayı hedefliyorum. Üç fuara katılma şansı elde ettim, müzisyen kesimin oldukça ilgisini çeken bir proje oldu. Teknik kısımla ilgilenen jüriler de güzel sorular sordu, güzel bir proje olduğunu birden fazla kez duydum.” diye konuştu.
]]>Lapseki ilçesinde 10 yıldır üreticilik yapan Hanife Kartal, topraksız tarım konusunda edindiği tecrübeleri marul ve salatalık yetiştiriciliğinde kullanmaya başladı. Üretici Hanife kartal, Lapseki’de 2 yıl önce 1 dönüm üzerinde topraksız sulu tarımla marul üreticiliğine başladı. Gelen talep üzerine topraksız sulu tarımla salatalık üretimine de geçti. Üretici Hanife Kartal, topraksız sulu tarımla farklı ürünler yetirmek konusunda ar-ge çalışması yaparken, bu alanda daha çok bilgi sahibi olmak için Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Lapseki Meslek Yüksekokulu’ndan Organik Tarım okumaya başladı. Üretici Hanife Kartal, bu girişimciliğiyle bölgedeki diğer kadın çiftçilere de örnek oldu.
1 dönüm alan üzerinde topraksız tarımla marul ve salatalık üretimi yapan üretici Hanife Kartal, topraklı tarımla 70 günde ürettiği marulu topraksız tarımla 26 günde, 60 günde ürettiği salatalığı ise 30 günde üretiyor.
Topraksız tarımla marul ve salatalık üreticiliği yapan Hanife Kartal, 10 yıldır tarımla uğraştığını belirterek, “Maliyetlerin artması üzerine bir araştırmaya girdim. Karşıma topraksız tarım çıktı. Topraksız tarımın avantajlarını araştırdım. Avantajların gayet iyi olduğunu, birim alandan çok fazla verim olduğunu, sağlıklı ve kaliteli ürün alındığını öğrendim. Yaklaşık iki senedir topraksız tarımla uğraşmaya başladım. Topraksız tarım, topraklı tarıma göre çok avantajlı. İlaç girdi olayı çok az. Özellikle su tasarrufu yapıyorsunuz. Küresel ısınmadan dolayı suyun önemi daha çok arttı. Su hayattır. Bu sistemde yüzde 90 su tasarrufu sağlanıyor. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Lapseki Meslek Yüksekokulu’ndan Organik Tarım okuyorum. Bu işe başladıktan sonra kendimi daha fazla nasıl geliştirmeliyim diye düşünürken sınavlara girdim. Bu bölüme yerleştim. Hocalarımın tavsiyesi üzerine daha güzel bilgilerle işimi ilerletiyorum. Önce marulla başladık. Daha sonra artan talep üzerine salatalık üretimini devam ettirmeye başladık. Yaklaşık bir dönüm üzerinde çalışmalarımız var. Önce açık alanda başladık. Üretimimizi 12 aya ilerletmek istediğimiz için yarı kapalı, yarı açık alanda devam ediyoruz. Altı ay açık, altı ay kapalı olarak sistemimiz çalışıyor. Salatalık yetiştiriciliğimizde aylık 1.5-2 ton civarında bir verim alıyoruz. Marulda da 30 günde bir hasadımız var. Salatalık da toprağa göre çok hızlı bir gelişim sağladık 26’ncı gün hasata başladık. Toprakta bu 60-70 güne varabiliyordu. Marulda da aynı şekilde 45 ile 60 günde hasat olurken, biz 30 günde hasatımızı yapıyoruz. Birim alandan çokça ve kaliteli sağlıklı ürünler elde ediyoruz. Kadın çiftçi olarak çevreme etkisi oldu. Olumlu tepkiler alıyorum ve herkese öneriyorum. Kesinlikle kendilerine inansınlar, inanmak başarının yarısıdır. Umutlarını ve inançlarını hiçbir zaman kaybetmesinler” dedi. – ÇANAKKALE
]]>SAMSUN – Samsun’un Alaçam ilçesi Dürtmen Yaylası’nda bin rakımda yetişen ve özel aroması ile damaklara hitap eden çilek, pazar sorunu yaşamıyor.
Proje kapsamında ilk çilek deneme dikimi İlhan Güngör’e ait Dürtmen Yaylası Vicikler Mahallesi’nde yapıldı. Çilekler bu sene bol meyve verdi. Alaçam Kaymakamı Fatih Kayabaşı, Alaçam Belediye Başkanı Ramazan Özdemir ve İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, alternatif ürün tarımının yaygınlaştırılmasına yönelik uygulamaya koyulan ‘Çilek Yetiştiriciliği Projesi’ çerçevesinde destek verilen çilek bahçesinde hasat yaptı. Bin rakımlı Vicikler Mahallesi’nde hobi olarak başladıktan sonra ticari olarak çilek üretimine devam eden üretici İlhan Güngör, müşteri ve pazar sorunu yaşamıyor. Talepleri yetişmeye çalışan Güngör, çilek alanlarını her yıl geliştiriyor.
“Alaçam çileğinin coğrafi işaretini alarak tüm Türkiye’ye tanıtmak istiyoruz”
Kaymakam Fatih Kayabaşı, “İlçemizde çilek üretimi geçen senelerden yapılan çalışmalardan dolayı ekim alanlarımız ve üretimimiz artıyor. Alaçam’da 100 dönüme yakın bir alanda üretimimiz çiftçilerimiz tarafından yapılıyor. Aromasıyla, kıvamıyla, lezzetiyle Alaçam çileğini marka değerine getirmek için kaymakamlığımız, belediyemiz, il tarım müdürlüğümüz ve diğer kurumlarımızla beraber topyekun bir mücadele içinde çalışmalarımız devam ediyor. Uzun vadede ise Alaçam çileğinin coğrafi işaretini alarak tüm Türkiye’ye tanıtmak istiyoruz. Alaçam çileği lezzetiyle Samsun’da, tüm Türkiye’de de ön plana çıkacak” dedi.
Belediye Başkanı Ramazan Özdemir, “Belediye olarak bu tarz üretim alanlarının sayısını arttırarak hedef pazar kitlesi oluşturmayı istiyoruz. Amacımız, Alaçam’da üretilen çileği tüm Türkiye’ye pazarlamak” diye konuştu.
İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, “2022-2026 üretim planlamamızda özellikle Alaçam’da Dürtmen Yaylası’nda çilek üretiminin arttırılması hedefi koymuştuk. Hedef doğrultusunda 2021-2022 yılı içerisinde toplam 720 bin adet yediveren dediğimiz albion çeşitle, bunun 500 bin adeti Büyükşehir Belediyemiz, 220 adeti de bakanlığımız bütçesiyle aynı zamanda onların 6 buçuk ton ve 4 buçuk ton marşla beraber yaklaşık 16 çiftçimizle başlamıştık. 2023 yılı içerisinde de DOKAP’la beraber yaklaşık 15 ilçemizde üçer dekar alanda her 50 çiftçimize hem damlama sulama ile hem de manşlarıyla beraber tamamını destekledik. Yaklaşık 3 milyon TL’ye yakın bir projeydi. Onunla da ilimizde 472 dekar olan alan 2023 itibarıyla 672 dekar alana çıktı. Bin 200 tona yakın bir üretimimiz gerçekleşmekte. Burada özellikle niye Alaçam diyoruz, yaylada küçük alanlarda gece-gündüz sıcaklık farklı olması nedeniyle hem lezzette hem aromasında çok büyük fark etmekte. Alaçam çileğini lezzetiyle biliyoruz. Samsun’da merkezde Alaçam çileği diye satılıyor. Çiftçimizin emeğine sağlık diyorum” şeklinde konuştu.
Üretici İlhan Güngör ise “Yaklaşık 6 yıldır profesyonel malt sistemiyle çilek üretimi yapıyorum. Doğanın bitki üzerinde en fazla etkisi çilekte. Diğer ürünlerde de öyle ama çilekte daha fazla. Rakımın yüksek olması, havanın, oksijen, gece gündüz sıcaklığı farklı yani sulama suyuna kadar her şeyin etkisi var. Genelde pazar sorunu yaşamıyoruz çünkü sipariş üzerine çalışıyoruz. Aroması yüksek olduğu için diğer bölgelerden vatandaş almıyor, bizim çileğin hasadını bekliyor” ifadelerini kullandı.
]]>Proje kapsamında ilk çilek deneme dikimi İlhan Güngör’e ait Dürtmen Yaylası Vicikler Mahallesi’nde yapıldı. Çilekler bu sene bol meyve verdi. Alaçam Kaymakamı Fatih Kayabaşı, Alaçam Belediye Başkanı Ramazan Özdemir ve İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, alternatif ürün tarımının yaygınlaştırılmasına yönelik uygulamaya koyulan ‘Çilek Yetiştiriciliği Projesi’ çerçevesinde destek verilen çilek bahçesinde hasat yaptı. Bin rakımlı Vicikler Mahallesi’nde hobi olarak başladıktan sonra ticari olarak çilek üretimine devam eden üretici İlhan Güngör, müşteri ve pazar sorunu yaşamıyor. Talepleri yetişmeye çalışan Güngör, çilek alanlarını her yıl geliştiriyor.
“Alaçam çileğinin coğrafi işaretini alarak tüm Türkiye’ye tanıtmak istiyoruz”
Kaymakam Fatih Kayabaşı, “İlçemizde çilek üretimi geçen senelerden yapılan çalışmalardan dolayı ekim alanlarımız ve üretimimiz artıyor. Alaçam’da 100 dönüme yakın bir alanda üretimimiz çiftçilerimiz tarafından yapılıyor. Aromasıyla, kıvamıyla, lezzetiyle Alaçam çileğini marka değerine getirmek için kaymakamlığımız, belediyemiz, il tarım müdürlüğümüz ve diğer kurumlarımızla beraber topyekun bir mücadele içinde çalışmalarımız devam ediyor. Uzun vadede ise Alaçam çileğinin coğrafi işaretini alarak tüm Türkiye’ye tanıtmak istiyoruz. Alaçam çileği lezzetiyle Samsun’da, tüm Türkiye’de de ön plana çıkacak” dedi.
Belediye Başkanı Ramazan Özdemir, “Belediye olarak bu tarz üretim alanlarının sayısını arttırarak hedef pazar kitlesi oluşturmayı istiyoruz. Amacımız, Alaçam’da üretilen çileği tüm Türkiye’ye pazarlamak” diye konuştu.
İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, “2022-2026 üretim planlamamızda özellikle Alaçam’da Dürtmen Yaylası’nda çilek üretiminin arttırılması hedefi koymuştuk. Hedef doğrultusunda 2021-2022 yılı içerisinde toplam 720 bin adet yediveren dediğimiz albion çeşitle, bunun 500 bin adeti Büyükşehir Belediyemiz, 220 bin adeti de bakanlığımız bütçesiyle aynı zamanda onların 6 buçuk ton ve 4 buçuk ton marjla beraber yaklaşık 16 çiftçimizle başlamıştık. 2023 yılı içerisinde de DOKAP’la beraber yaklaşık 15 ilçemizde üçer dekar alanda her 50 çiftçimize hem damlama sulama ile hem de manşlarıyla beraber tamamını destekledik. Yaklaşık 3 milyon TL’ye yakın bir projeydi. Onunla da ilimizde 472 dekar olan alan 2023 itibarıyla 672 dekar alana çıktı. Bin 200 tona yakın bir üretimimiz gerçekleşmekte. Burada özellikle niye Alaçam diyoruz, yaylada küçük alanlarda gece-gündüz sıcaklık farklı olması nedeniyle hem lezzette hem aromasında çok büyük fark etmekte. Alaçam çileğini lezzetiyle biliyoruz. Samsun merkezde Alaçam çileği diye satılıyor. Çiftçimizin emeğine sağlık diyorum” şeklinde konuştu.
Üretici İlhan Güngör ise “Yaklaşık 6 yıldır profesyonel malt sistemiyle çilek üretimi yapıyorum. Doğanın bitki üzerinde en fazla etkisi çilekte. Diğer ürünlerde de öyle ama çilekte daha fazla. Rakımın yüksek olması, havanın, oksijen, gece gündüz sıcaklığı farklı yani sulama suyuna kadar her şeyin etkisi var. Genelde pazar sorunu yaşamıyoruz çünkü sipariş üzerine çalışıyoruz. Aroması yüksek olduğu için diğer bölgelerden vatandaş almıyor, bizim çileğin hasadını bekliyor” ifadelerini kullandı. – SAMSUN
]]>Salgın nedeniyle üretimin azaldığı 2021 yılında güç birliği yapan 5 pişmaniyeci, Kartepe ilçesinde 4 bin metrekare alanda kurdukları tesiste Osmanlı döneminde “saray tatlısı” olarak bilinen pişmaniye imalatını sürdürüyor.
İstihdam edilen 58 kişiyle vanilyalı, kakaolu, narlı, naneli, biberiyeli, kahveli, güllü, portakal aromalı, fıstıklı, fındıklı ve çikolata kaplamalı gibi 15 çeşit pişmaniye üreten şirket, ürünlerini iç pazarın yanı sıra 10 ülkede tüketiciyle buluşturuyor.
Günlük 2,5 ton pişmaniye üreten şirket, ihracat yapılan ülke sayısını artırmayı hedefliyor.
“Yurt dışından 1 ay içinde revize siparişler geliyor”
İzmit Pişmaniye AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Uğurcan Üçcan, AA muhabirine, babasının 1974 yılından bu yana pişmaniye üretimiyle uğraştığını, kendisinin de yıllardır baba mesleğini devam ettirdiğini söyledi.
Üçcan, farklı markalarla pişmaniye üretimi yapan 5 firma olarak salgın döneminde yaşanan sıkıntıları aşmak için güç birliği yaptıklarını aktararak, 3 yıl önce kurdukları şirketin çatısı altında üretimi sürdürdüklerini kaydetti.
O dönem yaptıkları girişimde başarı olduklarını ve güzel bir üretim zinciri oluşturduklarını dile getiren Üçcan, “Şirketleri birleştirdikten sonra markaları birleştirdik. İzmit Pişmaniyenin kendine ait bir markası oluşmaya başladı.” dedi.
Üçcan, İzmit Pişmaniye AŞ’nin kalitesini iyi bir noktaya getirdiklerini, yurt içinden ve dışından olumlu geri dönüşler aldıklarını anlattı.
Bu yıl ilk defa Makedonya’ya ihracat yaptıklarını belirten Üçcan, şöyle devam etti.
“Yurt dışına ihracatımız arttı. Bu sene 10 ülkeye ulaştık. En son Almanya’ya ihracatımız oldu. Önümüzdeki hafta Makedonya’ya ihracatımız olacak. İngiltere, Hollanda, Rusya’ya da gönderiyoruz. Yurt dışından 1 ay içinde revize siparişler geliyor. Türkiye’nin önemli yerlerinde, iyi lokasyonlarda İzmit Pişmaniye AŞ olarak yeni yerler açıp hem Türkiye’de hem diğer ülkelerde ismimizi ön plana çıkarmak için yeni bir yol haritası oluşturduk. Bir araya gelmemizin avantajları var. Şu anda yeni bir yapılanma içerisindeyiz. Tekrar kurumsallaşmaya yönelik adımlarımızı atmaya başladık. İzmit Pişmaniye AŞ’yi farklı yerlere getirip büyümesi için elimizden geleni yapacağız.”
“Üretime emekli ustalarımızla devam ediyoruz”
Üçcan, her yıl ramazan ayının ilk 10 günü pişmaniyeye azalan talebin bayrama yakın arttığına işaret ederek, bayrama yönelik üretime devam ettiklerini, stok üretim yaparak bayrama hazırlandıklarını anlattı.
Sektörde personel sıkıntısı yaşandığına değinen Üçcan, “İzmit’imizin gençleri bu işe fazla yönelmiyor. O yüzden usta yetiştiremiyoruz. Hala emekli ustalarımızla devam ediyoruz, alttan yetişen ustalarımız yok. Bunlar da bizi engelliyor. İŞKUR aracılığıyla bulmaya çalışıyoruz. Çıraklık okulunda pişmaniye üretimiyle ilgili kurslar açıldı. İzmitli pişmaniye çok yemez ama hediye olarak her yere götürür. Bir İzmitli şehir dışına çıktığında eline bakarlar, pişmaniye getirdi mi diye. Talep çok yoğun. Personel olmadığı için 10-15 gün geriden siparişleri teslim ediyoruz. Personel desteğini tamamlayabilsek üretimi 3,5-4 tona çıkarabilir, 30-35 kişi daha istihdam edebiliriz.” ifadelerini kullandı.
]]>Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü’nden 1986 yılında mezun olduktan sonra bir süre Nevşehir’de ilaç mümessilli olarak çalışan Karahan, daha sonra iş hayatına patates üretimi yapan firmalarda devam etti.
Sektörde beş yılda edindiği deneyimle kendi firmasını kurarak patates üretimine yönelen Karahan, 1990’lı yıllarda patates tohumundaki dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak için çalışma başlattı.
Karahan, 2000 yılında borçla kurduğu Doğa Tohumculuk Doku Kültür Laboratuvarı’nda 15 kişilik ekibiyle bugüne kadar “Zirve”, “Doruk”, “Kutup”, “Bahar”, “Kaya”, “Volkan”, “Ayaz”, “Yediveren”, “Yaprak”, “Yankı”, “Yaldız”, “Maden”, “Kafkas”, “Altay”, “Aydos”, “Petek”, “İlkmor”, “Bulut”, “Ses”, “Turaç”, Taş”, “Yakut” ve “Deniz” adlı 23 yerli tohum çeşidini Türk tarımına kazandırdı.
“Başarıya ulaşmamız 22 yılı buldu”
Karahan, AA muhabirine, patates üretimine başladığı dönemde yurt dışından getirilen tohumların arazilerde hastalık oluşturduğunu, Avrupa firmalarının Türkiye’ye kaliteli tohum göndermemek için çaba gösterdiğine şahit olduğunu söyledi.
Yerli ve dayanıklı tohum çeşitleriyle ilgili çalışmasına Hollanda’daki bir tohum firması yetkilisiyle aralarında geçen konuşmanın ardından başladığını anlatan Karahan, şöyle konuştu:
“Patates üretim maliyetinin yüzde 35’lik kısmını tohum oluşturuyor. O dönem tohum yurt dışından geliyordu ve kalitesi çok düşüktü. Hastalıklı tohum geliyordu. Nevşehir ve Niğde’deki arazilerde patates siğili hastalıkları o dönem yurt dışından tohumla birlikte geldi. Distribütörü olduğum yabancı firmaya, ‘Biz size çok büyük para ödüyoruz fakat bize çok kötü tohum gönderiyorsunuz. Biz daha iyi para verelim, iyi tohum gönderin’ dedim. O da bana ‘iyi tohumu git Mars’tan al’ dedi. 2000 yılında yaşanan bu görüşme bizi ateşledi. İlk laboratuvarı kurduk. Yaklaşık 5 yıl mesafe alamadık. Doku kültüründe bitki çoğaltıyoruz ama yüzde 80’e kadar küflenme oluyor, çürüyordu. Daha sonra yurt dışından uzman getirdik. Onlarla devam ettik. Sil baştan laboratuvarı değiştirdik. Sonuçta başarıya ulaşmamız 22 yılı buldu.”
Karahan, patatesin ülkeler için buğday kadar stratejik bir bitki olduğunu, yurt dışından gelen niteliksiz tohumlar nedeniyle Türkiye’deki bazı arazilerde uzun yıllar sürecek hastalıklar oluştuğunu söyledi.
Virüslere karşı dayanıklı tohum üretmek için uzun yıllar büyük uğraşlar verdiklerini dile getiren Karahan, “Ürettiğimiz çeşitlerin yüzde 90’ı virüse dayanıklıdır. Bu bölgedeki (Nevşehir) araziler patates siğili nedeniyle 39 yıl karantinaya alınmış. Buraya merhem olalım, uygun bir çeşit geliştirelim dedik. Bu hastalığın ilaçlı tedavisi yok, tek çare dayanıklı çeşit yapmak. ‘Kafkas’ adlı çeşit yaptık. Dünyanın en verimli ve yüzde 100 dayanıklı bir tohum türü oldu.” dedi.
Karahan, tohum geliştirme çalışmasına başladığında yeterli maddi imkana sahip olmadığını, süreç boyunca birçok kez iflasla karşı karşıya kaldığını ancak yılmadığını kaydetti.
Azim ve kararlılıkla sürdürdükleri laboratuvar çalışmalarının meyvelerini birkaç yıldır topladığını, Türkiye’nin patates tohumu üretiminde önemli ülkelerden biri konumuna yükseldiğini belirten Karahan, şunları kaydetti:
“Ben bu işe 2000 dolarla başladım. Nevşehir’de 28 banka vardı hepsiyle çalışıyordum. Faiz ne kadar diye hiç sormuyordum. Yeter ki kredi versin. Bu çeşitleri geliştirmek beni 4-5 kez iflas noktasına getirdi ama yine de bırakmadık. Çok sıkıntı çektik ve gelinen noktada muazzam bir ekip oluştu. 2030 yılında üretimimiz 100 bin tona çıkacak. Yapacağım tek şey, seralarımızı genişleteceğiz. Patates tohumu üreten dünyadaki 5 ülkeden biri olduk, 100 bin tonu aştığımızda söz sahibi iyi bir oyuncu olacağız.”
AB’den tescil alınan çeşitler var
Laboratuvarın genel müdürü Mete Kaan Bülbül de uzun yıllar verdikleri mücadele sonunda ilk yerli tohum tescillerinin 2018’de gerçekleştirildiğini anlattı.
Şu an 20 tescilli tohum çeşidinin bulunduğunu, 3’ünün de tescil sürecinin devam ettiğini belirten Bülbül, “Asıl hedefimiz Avrupa’ya tohum satmak. Elimizdeki en iyi çeşitler olan Kafkas, Bahar, Yankı ve Yaprak türleri Avrupa’da da tescillendi. Yıllık yaklaşık 40 bin ton üretimiz bulunmaktadır. Geçen yıl Avrupa’ya 4 bin ton tohum satışımız oldu, bu yıl da 10 bin ton hedeflemekteyiz.” ifadelerini kullandı.
]]>Sektör Paydaşları Sürekli Network Grubu tarafından organize edilen Eskişehir’de Ekmeklik Buğday Çalıştayı’nda BEBKA (Bursa Eskişehir Bursa Kalkınma Ajansı) tarafından finanse edilen 2022 yılı Kırsal Kalkınma Mali Programı çerçevesinde TR-41-22-KKK-001 referans numarasıyla desteklenen TR-41 bölgesinde buğdayın teknolojik kalitesinin iyileştirilmesi ve buğday kalite haritalarının oluşturulması projesinin sonuçları paylaşılarak Eskişehir’de ekmeklik buğdayın durumu değerlendirildi. Prof. Dr. Fatma Handan Giray’ın moderatörlüğünde gerçekleşen çalıştayın açılış konuşmasını ESOGÜ Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. İlyas Atalar yaptı.
“Pandemi ve Ukrayna Savaşı’nın ardından hububatta özellikle buğdayın önemi fazlaca arttı”
Çalıştay, Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürü Ender Muhammed Gümüş’ün Eskişehir tarımının mevcut durumu, ekmeklik buğday üretimi ve sektördeki güncel gelişmeler hakkında önemli bilgiler verdiği sunumuyla başladı. İl Müdürü Gümüş, yaptığı sunumda, “Pandemi ve Ukrayna Savaşı’nın ardından hububatta özellikle buğdayın önemi fazlaca arttı. Geçmişten bugüne buğday üreten ülkeler arasında önemli bir yere sahibiz. Biz dünyada un ihracatında 1’inci sıradayız. Bulgur piyasasının ise yüzde 60’ı bizde bulunuyor. Yine unlu mamuller üretiminde de sektörde 1’inci sıradayız. Buğday ithal etmemizin temelinde de bu var. Yani kendi ürettiğimiz buğdayın bir kısmını ve yurt dışından ithal ettiğimiz buğdayı işleyerek yurt dışına ihraç ediyoruz. Yurt dışına ihracat ile ilgili belirtmek istediğim bir husus da şu, yurt dışına buğday ürünleri ihracatında bulunmak isteyenlerin işledikleri ürünlerin yüzde 50’sini yerli buğdaydan tedarik etmek zorunluluğu var. Buğday üretimi küresel ısınma ve yaşanan kuraklıktan etkileniyor. Biz ilimizde atıl tarım arazilerimiz için bir proje yaparak bu arazilerimizi hububat üretimine dahil ettik. Eskişehir’de özellikle kuru tarım gerçekleştiriliyor. 2023 yılında hem yağan yağmurların etkisi hem de hububat fiyatlarının cazip oluşu üreticilerimizi hububata yönlendirdi. Ekiliş alanımız 1 milyon 783 bin dekara ulaştı. Verimlilikte yağışların vesilesiyle dekardan 460 kilo ortalamayla tüm yılların üretim rekorunu kırdık. Bizler Tarım ve Orman İl Müdürlüğü olarak hububat üreticimize destek olmak için Bakanlığımızla proje yaptık. Çitçilerimize ekmeklik buğday üretimi için ayni tohum yardımı yaptık. Atıl arazilerimizin kullanımının etkinleştirilmesi için projemizi hayat geçirdik. Proje çerçevesinde seçtiğimiz buğday çeşitlerinin pas hastalığına karşı dayanıklı ve yüksek verimli olmasına dikkat ettik. Yine iklimsel değişikliklerin olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla 2020 yılında hazırladığımız Tarım ve Orman Bakanlığımız, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ve Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz ile birlikte yürüttüğümüz Birleşmiş Milletler projesiyle topraklarımızın su tutma kapasitesini artırmayı hedefliyoruz. Çalıştayın Eskişehir tarımı için faydalı geçmesini diliyorum” dedi.
Çalıştayın diğer konuşmacıları, Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Arzu Akın, ‘Ekmeklik Buğdayda Kalite Değerlendirmesi’, Eskişehir TMO Baş Müdür Yardımcısı Ziraat Yüksek Mühendisi Serkan Karakuş, ‘Ekmeklik Buğday Alım Kriterleri ve TMO Alım Baremi’, NBC Tarım LTD. ŞTİ.’den Dr. Necmettin Bolat, ‘Eskişehir için Ekmeklik Buğdayda Çeşit Seçimi ve Tohumculuğu’, İmamoğlu Un San. Tic. A.Ş.’den Gamze İmamoğlu Kantekin, ‘Buğday Unu Üretimi’ ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr. Yaşar Karaduman, ‘BEBKA TR-41 Bölgesinde Buğdayın Teknolojik Kalitesinin İyileştirilmesi ve Buğday Kalite Haritalarının Oluşturulması Projesi Sonuçları’ konularında sunumlarını gerçekleştirdiler.
Katılımcılar, ekmeklik buğdayın kalitesi, alım kriterleri, çeşit seçimi, tohumculuk, un üretimi ve bölgesel projeler gibi birçok konuda bilgi sahibi oldu. Çalıştayın son bölümünde ise katılımcılar, görüş, dilek ve temennilerini paylaşma fırsatı buldu. Etkinlik, sektördeki paydaşların bir araya gelerek bilgi ve deneyim paylaşımında bulunmalarına önemli bir katkı sağlarken, Eskişehir’deki ekmeklik buğday üretimi üzerine yapılan bu tür etkinliklerin sektöre ışık tutmaya devam etmesi bekleniyor. – ESKİŞEHİR
]]>Kayseri Büyükşehir Belediye’sinin desteklerini alan ve üretimini arttıran Kayseri çiftçisi sayesinde şehrin, 30 büyükşehir arasında işlenen tarım alanları miktarında 4’üncü sırada yer almasına aracı olan Başkan Büyükkılıç, bu kez de İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile iş birliği içerisinde gerçekleştirdiği tarımsal üretime yönelik destek projeleri ile Kayseri’deki tarımsal üretimde, Türkiye çapında ilk ondaki aralarında son dönemde ilgi gören aspirin de yer aldığı en çok üretimi gerçekleştirilen zirai ürün sayısını 14’e çıkardı. Kadim kent Kayseri’yi turizm, spor, müzeler, eğitim, kütüphaneler ve tarım kenti yapma hedeflerine yönelik projeler üreterek, yatırım ve çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, bu istikamette İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile iş birliği ve ziraat odaları ile çiftçi vatandaşların dayanışması sayesinde Kayseri’yi tarım kenti haline getirdi. Kayseri’nin 30 büyükşehir arasında işlenen tarım alanları miktarında 4’üncü sırada yer almasını sağlayan Büyükkılıç, bu kez de Kayseri’nin tarımsal üretimde, Türkiye çapında üretimi yapılan ilk ondaki zirai ürün sayısını 14’e çıkarmaya imkan tanırken, tarım ve hayvancılık için yüz milyonlarca liralık yatırımlarının da meyvesini alarak Kayseri’yi tarım şehri yapma hedefini tutturuyor.
Büyükşehir 1 Yılda 412 ton tohum dağıttı
Kentte Valilik ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü başta olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla iş birliği halinde hayata geçirdiği projelerle üreticinin daima yanında yer alan Büyükşehir Belediyesi, Başkan Büyükkılıç’ın talimatları doğrultusunda ‘üretim sizden, destek bizden’ projesi kapsamında tarımsal üretime etkin ve güçlü şekilde destek verdi. Bu kapsamda, Kayseri Büyükşehir Belediyesi, 2023 yılında 16 ilçede üreticilere 412 ton tohum ve 5 bin adet fidan dağıtımı gerçekleştirerek 11 milyon 600 bin TL’lik tohum desteklemeleri yatırımına imza attı. Bu anlamda, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre Kayseri, Türkiye’deki tarımsal ürün yetiştirilmesi noktasındaki 14 ürün içerisinde bulunan aspir üretiminde, Türkiye 1’incisi oldu. Aspir üretiminde 8 bin 234 ton ile Türkiye’de 1’inci sırada yer alan Kayseri, çavdar üretiminde 33 bin 437 ton ile Türkiye’de 2’nci sırada yer aldı. Kayseri, çerezlik kabak üretiminde 16 bin 511 ton ile Türkiye 2’ncisi olurken, çerezlik ayçiçeği üretiminde 31 bin 901 ton ile Türkiye’de 3’üncü oldu. Şeker pancarı üretiminde 1 milyon 66 bin 371 ton ile Türkiye’de 3’üncü sırada yer alan Kayseri, kimyon üretiminde 248 ton ile Türkiye’de 4’üncü sırada yer buldu. Patates üretiminde 490 bin 72 ton ile Türkiye’de 4’üncü sırada olan Kayseri, kuru fasulye üretiminde 8 bin 410 ton ile Türkiye’de 6’ncı sırada yer aldı. Kayseri, elma üretiminde 236 bin 324 ton ile Türkiye’de 7’nci sırada yer alırken, arpa üretiminde 240 bin 804 ton ile Türkiye 9’uncusu oldu. Nohut üretiminde 16 bin 210 ton ile Türkiye’de 9’uncu sırada olan Kayseri, yonca üretiminde 489 bin 635 ton ile 9’uncu sırada yer buldu. Kayısı üretiminde 15 bin 764 ton ile Türkiye’de 9’uncu sırada yer alan Kayseri, çemen otu üretiminde 3 ton ile Türkiye’de 10’uncu sırada yer aldı. Kayseri’de göreve geldiği günden bu zamana kadar yaklaşık 5 yıllık süreçte, çiftçi ve besicilerin her zaman yanlarında olmaya gayret gösteren Başkan Büyükkılıç, ürettiği projeler, yaptığı yatırımlar ile zirai üreticinin en büyük destekçisi oldu. Kayseri Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı tarafından yaklaşık 5 yıllık sürede kentteki tarım ve hayvancılığa, yaklaşık 500 milyon TL’lik yatırım gerçekleştirildi.
Türkiye’de ilk ortaklaşa uygulanan proje olan, Büyükşehir Belediyesi ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü iş birliğinde gerçekleşen Mera Islah Projesi sayesinde tohumları Büyükşehir Belediyesi tarafından temin edilen toplam 600 dekar araziye tekrar mera vasfı kazandırıldı. Tohumların ekimi, Ziraat Odası Başkanlığı tarafından, daha önce Büyükşehir Belediyesi’nin hibe ettiği traktörler ile çiftçiler tarafından gerçekleştirilen proje ile tarımsal üretime büyük bir katkı sağlanmış oldu. – KAYSERİ
]]>AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, TÜBİTAK’ın “KUTUP-1001” isimli çağrısı kapsamında desteklemeye karar verdiği projeler arasında “Horseshoe Adası’ndan İzole Edilen Yeni Bakteri Türlerinden Soğuk-Aktif Lipaz Enzimi Üretimi, Karakterizasyonu ve Heterolog Ekspresyonu” çalışması da yer alıyor.
YTÜ yürütücülüğündeki projede Bursa Uludağ Üniversitesinden araştırmacılar da yer alıyor. Mikrobiyolojik analizler, genomik, gen klonlama, kromatografik saflaştırma konularında çok sayıda çalışmaları olan proje ekibi, disiplinler arası özellik taşıyan projede mikrobiyoloji, moleküler biyoloji ve kimya uzmanlarının işbirliğiyle genomik ve rekombinant DNA teknolojisi gibi yöntemler kullanacak.
Projede, ekip tarafından Antarktika’dan ilk kez izole edilmiş olan yeni bakteri türleri, soğuk-aktif lipaz üretimi için çalışılacak. Elde edilmesi planlanan soğuk-aktif lipazın patent ve/veya ticari bir ürüne dönüşme potansiyelinin yüksek olduğu değerlendiriliyor.
Proje sonunda elde edilecek soğuk-aktif lipazın ticari bir ürüne dönüştürülmesine yönelik sanayi işbirlikli TÜBİTAK TEYDEB projesi hazırlanması planlanıyor.
Sonuç olarak, projeyle elde edilmesi hedeflenen “soğuk-aktif lipaz” enziminin uzun vadede Türkiye ekonomisi için katma değeri yüksek biyoteknolojik bir ürüne dönüşebileceği öngörülüyor.
Enerji tasarrufu sağlayacak
YTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hilal Ay, “psikrofil” ve “psikrotolerant” mikroorganizmalar tarafından üretilen soğuk-aktif enzimlerin endüstriyel ve biyoteknolojik uygulamalar için büyük önem taşıdığını söyledi.
Bu tür enzimlerin düşük sıcaklıklarda daha yüksek aktiviteye sahip olmaları nedeniyle endüstriyel süreçlerde çok iyi performans gösterdiğini belirten Ay, şöyle devam etti:
“Söz konusu enzimler deterjan, gıda, tarım, ilaç ve çevre gibi çeşitli sektörler için büyük bir ticari potansiyele sahip. Soğuk-aktif enzimlerle gıda işleme, kimyasal sentezi, biyoyakıt üretimi ve deterjan üretimine yüksek katkı sağlanabilecek. Bu sayede mesela deterjan kullanırken sıcak su elde etmeye gerek kalmayacak. Bunu Türkiye geneline vurduğumuzda ise başta hem temiz enerji olması hem de tasarruf sağlaması nedeniyle dünya, ekonomik anlamda da ülkemiz kazançlı çıkacak.”
Ay, dünya enzim piyasasının 3’te 1’ini oluşturan lipazların büyük ölçekli üretimi için kullanılabilecek en uygun kaynakların, mikroorganizmalar olduğunun altını çizdi.
Bu projede ilgili lipazı kodlayan genin heterolog, yani başka bir mikroorganizma üzerinden daha kolay elde edilmesinin amaçlandığını da dile getiren Ay, “Bu projeyle Horseshoe Adası’ndan izole ettiğimiz ve birçoğu aktinobakteri olan yeni bakterilerin biyoteknolojik bir ürün olarak soğuk-aktif lipaz üretebilmeleri araştırılacak. Projemizin genelinde öncelikle bu lipazları saflaştıracağız. Daha sonra heterolog ekspresyon dediğimiz çalışmayı gerçekleştireceğiz. Daha sonra gerekli pH ve sıcaklık koşullarında organik çözücülerin ve deterjanların, saflaştırdığımız soğuk-aktif lipazın aktivitesine etkilerini test edeceğiz.” diye konuştu.
Patenti alınabilir
Ay, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayınlanan Ulusal Kutup Bilimleri Programı’nda, Türk bilim insanlarının kutuplarla ilgili özgün bilimsel çalışmalar yaparak dünyada bu konuda öncü olan ülkeler arasında yer alması gerektiğinin vurgulandığını belirtti.
Bu bağlamda kutup bilimleriyle ilgili öncelikli tematik çalışma alanlarının belirlendiğini söyleyen Ay, şunları kaydetti:
“Canlı bilimleri alanında özellikle kutup biyoçeşitliliği, biyokimya ve biyojeokimyasal döngüler, biyoteknoloji, ekoloji ve kirlilik alanlarında çalışmalar yapılmalı. Literatürde soğuk-aktif lipaz enzimleriyle ilgili bazı çalışmalar bulunmasına rağmen bu alanda yapılan çalışmalar hala oldukça sınırlı. Ayrıca, soğuk-aktif lipaz enzimi üretimi için kullanılacak olan izolatların ilk kez ekibimiz tarafından izole edilen yeni bakteri türlerinden oluşması, bu proje sonuçlarının patent ve/veya yeni ticari ürün geliştirilmesine konu olabilecek düzeyde özgünlük taşıdığını gösteriyor.”
]]>TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 10 Şubat Dünya Bakliyat günü dolayısıyla görüntülü basın açıklaması yaptı. “Beslenmede baklagillerin önemi tartışılmaz” vurgusu yapan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Yağ oranı düşük, karbonhidrat oranı yüksek ve besleyici olan baklagiller, beslenmede bitkisel proteinin ana kaynağını oluşturuyor. En çok protein içeren besin gruplarından olan baklagiller günümüzde sağlıklı beslenme konusunda önemini artıran ürün grubudur. Baklagillerin her biri ayrı besin değerlerine sahip olmanın yanında ülkemizin kültürel değerleridir. Son yıllarda ülkemizde sağlıksız fast food ve hazır gıda tüketiminin artmasıyla baklagiller diyetisyen ve doktorlar tarafından daha fazla önerilmeye başlandı. Baklagillerin toplum olarak öneminin vurgulanması amacıyla, Birleşmiş Milletler tarafından 2016 yılı ‘Uluslararası Bakliyat Yılı’ olarak ilan edildi ve takip eden süreçte her yıl 10 Şubat günü ‘Dünya Bakliyat Günü’ olarak belirlendi.”
“Ülkemizin toplam baklagil üretiminden aldığı pay yaklaşık yüzde 1,3 civarındadır”
Baklagillerin dünyada 2 milyardan fazla insan için önemli bir protein kaynağı olduğunu belirten Bayraktar, bu rakamın dünya nüfusunun dörtte birini oluşturduğunu söyledi.
“Baklagiller dünyada yaklaşık 96 milyon hektar alanda 96 milyon ton üretimle, ortalama 135,2 milyar dolarlık piyasa değeri, 14,6 milyar dolar ihracat ve 16 milyar dolar ithalat değeri olmak üzere toplam 30,6 milyar dolarlık dış ticaret değerine sahip bir ürün grubudur” diyen Bayraktar, “Dünya toplam baklagil üretiminde yüzde 28,8’lik payla Hindistan ilk sırada yer alıyor. Ülkemizin toplam baklagil üretiminden aldığı pay yaklaşık yüzde 1,3 civarındadır” dedi.
Türkiye’de üretimi gerçekleştirilen 7 çeşit Baklagiller arasında en fazla nohut, kuru fasulye ve mercimek olduğunu dile getiren Bayraktar, şöyle konuştu:
“Baklagil üretimi ülke geneline yayılmış olsa da Güneydoğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi ve Marmara Bölgesi’nin güneyinde yoğunlaşmıştır. Genel olarak, kırmızı mercimek Güneydoğu’da, yeşil mercimek İç Anadolu’da, bakla Ege ve Güney Marmara’da, nohut ve kuru fasulye ise birçok bölgemizde yetiştiriliyor. Toplam yemeklik baklagil üretiminin, yüzde 44’ünü nohut, yüzde 30 buçuğunu kırmızı mercimek, yüzde 20,6’sını kuru fasulye oluşturuyor. Geri kalan yüzde 4,9’unu ise yeşil mercimek, bakla, bezelye ve börülce oluşturuyor.”
“Ülkemizde 1990 yılında toplam 20 milyon dekar olan baklagil ekim alanı bugüne geldiğimizde 9 milyon dekara geriledi. Yani ekim alanlarında yüzde 55,4 oranında azalma yaşandı. Aynı şekilde üretimde de yüzde 34,8 oranında bir gerileme gerçekleşti” diye Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:
“Tarım ve Orman Bakanlığının girişimleriyle 2016 yılı FAO tarafından ‘Uluslararası bakliyat yılı’ olarak ilan edilmişti. Bu yıldan sonra baklagillerde ekim alanlarının artırılmasına yönelik yapılan çalışmalar yapılsa da belirli ürünlerde istenilen düzeye maalesef ulaşılamadı. Halen üretim açığı yeşil mercimekte yüzde 49, kırmızı mercimekte yüzde 43 oranındadır.”
“Et ve baklagilde ithalatçı olmamız kabul edilemez”
Et fiyatlarının yüksekliğine dikkati çeken Bayraktar, bu nedenle vatandaşların baklagil tükettiğini vurgulayarak, “Alternatif protein kaynağı olan baklagillerde de ithalat artarak devam ediyor. Baklagillerde son 5 yılda toplam ithalatımız yüzde 90,6 oranında artarak 702 bin ton oldu. Yine son 5 yılda baklagil ithalatına ödediğimiz tutar yüzde 227,6 oranında artarak 544 milyon dolara ulaştı. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. İnsanımızın protein ihtiyacı karşılamasında önemli bir yere sahip olan baklagillerin üretimini artırmak zorundayız. En önemli protein kaynaklarından olan et ve baklagilde ithalatçı olmamız kabul edilemez. Halkımızın sağlıklı beslenmesi için bu temel gıda ürünlerinde üretim artırılmalı, ithalattan vazgeçilmelidir” açıklamalarında bulundu.
“Tüketicilerin pahalı yemesi kabul edilemez”
Ucuz gıdaya ulaşım için Üretici ile tüketici arasındaki makasın kapatılması gerektiğini dile getiren Bayraktar, “Üreticide 17 buçuk lira olan kırmızı mercimek 47 liraya, 29 buçuk lira olan nohut 76 liraya, 29 lira olan kuru fasulye 85 liraya, 26 lira olan yeşil mercimek 64 liraya markette satılıyor. Protein ihtiyacının yeterince karşılanması bakımından üreticide ucuz olan bu ürünleri tüketicilerin pahalı yemesi kabul edilemez. Bu gibi temel gıda ürünlerine yönelik yasal düzenlemeler yapılmalı, marketlerde tavan fiyat uygulaması getirilmelidir” ifadelerini kullandı.
“Baklagillere verilen prim desteği kiloya 50 kuruş olarak veriliyor”
“Ülkemizde baklagiller üretim maliyetlerinin yüksekliği ve alternatif ekilen ürünlerden elde edilen kazancın daha yüksek olması üreticilerin baklagil üretiminden uzaklaşmasına neden oldu. Ülkemiz baklagil ihracatında görülen azalış hem üretimde yaşanan sorunlar hem de dünya piyasasında rakip ülkelerin elde ettikleri rekabet üstünlüklerinden kaynaklanıyor” diyen TZOB Başkanı Bayraktar, “Baklagil üretimini arttırmak ülkemizi önce kendine yeter, sonrasında ihracatçı ülke konumuna getirir. Bunun için baklagiller üretim planlamasında öncelikli ürün grubuna alınmalıdır. Kurak ve yarı kurak alanlarda nohut ve mercimeğin, sulu alanlarda ise fasulyenin ekim nöbetine girmesi sağlanmalıdır. Baklagillere verilen prim desteği kiloya 50 kuruş olarak veriliyor. Ancak bu destek 2018 yılından bu yana değişmedi. Verilen desteklerin amacına uygun olması için günün şartlarına göre artırılmalıdır. Baklagillerde ülkemizin arz güvenliğini ve üretimin devamlılığını sağlamanın yolu, üreticiyi memnun edecek bir fiyatın piyasada oluşmasıdır. Bu nedenle hasat dönemine yakın baklagil ithalatı yapılmamalı, piyasanın dengesi bozulmamalıdır” diye konuştu.
Öte yandan, Bayraktar, Türkiye’de sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaştırılması ve gereken desteğin arttırılması gerektiğine de dikkat çekti. – ANKARA
]]>Manisa Ticaret ve Sanayi Odası üyelerinin sorunlarını gidermek adına uzman isimleri ağırlamaya devam ediyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Manisa gerçekleştirdiği bir dizi ziyaretin ardından Manisa Ticaret ve Sanayi Odası’nda iş dünyası ile buluştu. Asrın felaketi 6 Şubat depreminin yıl dönümü olması sebebiyle hayatını kaybeden vatandaşların anısına 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşının okunması ile başlayan toplantıda dünya ve ülke ekonomisinde yaşanan gelişmeler ve izlenen politikalar en ince ayrıntısına kadar Manisa iş dünyası ile paylaşıldı.
“Manisa’mız ülke ekonominse önemli katkılar sunuyor”
Toplantının açılışında konuşan Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz, “Öncelik 6 Şubat 2023 günü meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Asrın felaketini bir daha yaşamamak adına gerekli önlemlerin alınması diliyorum. Deprem bu ülkenin bir gerçeği ve biz bu gerçeğe göre yaşamayı öğrenmeliyiz. Uluslararası bağımsız ekonomik kuruluşların yayımladıkları raporlara göre 2023 yılı dünya toplam üretimi 105 trilyon dolar civarında gerçekleşmekte. Bunu bir büyük pastaya benzetirsek en büyük payı yaklaşık 26 trilyon dolar ile ABD, 18 trilyon dolar ile Çin, yaklaşık 4 trilyon dolar ile Almanya ve Japonya almaktadır. Türkiye 1,1 trilyon dolar ile 17. sırada yer almaktadır. Aynı şekilde bu üretimi, satın alma gücü paritesine göre de hesaplamışlar. Bu hesaba göre ilk beş sıra çok değişmiyor. Ama Türkiye 200 ülke arasında tam 3,7 trilyon dolar ile dünyanın en büyük 11. ekonomisi olarak sıralamaya giriyor. Avrupa’da ise 4. en büyük ekonomi olmakta. Yani Almanya, İngiltere ve Fransa’dan sonra en büyük ekonomi Türkiye ekonomisi. Hepimiz bu sıralamadan gurur duyuyoruz. Bu çok büyük bir başarıdır. Türkiye’nin büyüklüğünü gösterir. Avrupa’da dördüncü büyük ekonomiye sahip Türkiye’ye en büyük katkıyı sunan illerin başında da Manisa’mız gelmekte. Manisa bu katkıyı sanayisi, ticareti ve tarımı ile birçok ilimizden daha iyi yapmakta. Örneğin, 2023 yılında 8 milyar dolar üzerinde ihracatı ile ihracat sıralamasında 8. sıradadır. İSO’nun her yıl açıkladığı en büyük 500 firması sıralamasında 2022 yılında Manisa’dan 33 firma vardır. İkinci 500 sıralamasında ise 17 firmamız var. Ülkemiz tarım verilerine baktığımızda, çekirdeksiz kuru üzüm ve sofralık çekirdeksiz üzüm üretiminde Türkiye’de 1’inci sıradayız. Zeytin ağacı sayısında, sofralık zeytin ve zeytinyağı üretiminde 1’inci sıradayız. Yansıra etlik tavuk ve hindi varlığında 1’inci yumurta tavuğunda ise 3’üncü sıradayız. Tütün ve kekik üretiminde 2’nci tatlı patates üretiminde 1’inci salçalık domates üretiminde 3’üncü sıradayız. Bunları çoğaltmak mümkün. Bu sayılarla toplam tarım ürünleri ihracatımız 1 milyar dolara yaklaşmaktadır” dedi.
“Manisa olarak hedeflerimize ulaşmamız hayal değil”
Manisa olarak hedeflere ulaşmanın hayal olmadığının altını çizen Başkan Yılmaz, “Sayılar gösteriyor ki Manisa önemli bir tarım, sanayi ve ticaret merkezidir. Bunu başaran kamu ve özel tüm kuruluşlarımıza ve kıymetli yöneticilerine şükranlarımı sunuyorum. Durmadan çalışan ve üreten üyelerimize, iş insanlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Bu yolda bize desteklerini esirgemeyen ve daima yanımızda olan çok kıymetli siyasetçilerimize teşekkürlerimi sunuyorum. Şimdi kendimize şu soruyu soralım: Manisa bu kapasitesini iki katına çıkarabilir mi? Elbette hepimiz bunun mümkün olabileceğini biliyoruz. Bunun yapılabilmesi için neler gerekli, eksikliklerimiz neler, kısa- orta ve uzun vadede bizleri hangi fırsatlar ve riskler bekliyor? Doğru bir şekilde analiz etmemiz gerekiyor. Manisa olarak potansiyelimiz çok fazla. Şu an olduğumuz noktanın çok daha yukarısında olabiliriz. Dediğim gibi hep beraber el birliği ile doğru adımlar atarak bu hedeflerimize ulaşabiliriz. Sayın bakanım, değerli misafirlerimiz, Manisa olarak hedeflerimize ulaşmamız hayal değil. Bunun için başta makroekonomik iklimin uygun olması gerekiyor. Son açıklanan orta vadeli program ile üç yıllık bir yol haritası sunuldu. Programda en önemli konu enflasyonu düşürmektir. Yani fiyat istikrarını sağlamaktır. Yatırımcımızın önünü görmesi açısından bu elzemdir. Ayrıca hepimiz biliyoruz ki enflasyon toplumda birçok kötülüğün kaynağıdır. İnsanların sözünü tutması güçleşmektedir. Malum hepimiz şahit oluyoruz, ekonomi yönetimimiz enflasyon ile mücadelede sıkı para politikası ve diğer uygulamalar ile güçlü bir mücadele başlattı. Ekonomi yönetimimizin ve programın enflasyon hedefleri, enflasyon ile mücadele biçimi son derece rasyonel ve gerçekçidir. Özellik yatırımcıyı öne alan, seçici kredi ve teşvik politikasının tavizsiz devam etmesi gerekiyor. Yani üretenin desteklendiği politikalara devam edilmeli” diye konuştu.
“Hikayeyi birlikte yazmalıyız”
Sözlerinin son bölümünde yeşil dönüşümün altını çizen Başkan Yılmaz, “Ulusal ve yerel hedeflerimize ulaşmak için önemli bulduğum naçizane birkaç hususu hemen aktarmak isterim. Manisa olarak başta çok kıymetli siyasetçilerimiz, tüm kamu ve özel kuruluşlarla, üniversitemiz ile birlikte el ele çalışmak zorundayız. İklim değişikliği, dijitalleşme, yetişmiş eleman ihtiyacı, yeşil dönüşüm ve yüksek katkılı ürünler üretiminde hikayeyi birlikte baştan yazmamız gerekiyor. Kamu-özel sektör ve üniversite olarak daha önce yaptığımız savunma sanayi stratejik güdümlü projeleri, kaldığı yerden devam etmemiz gerekiyor. Stratejik tarım ürünlerimiz; zeytin ve üzüm ile ilgili her türlü teknolojik ve ekonomik verileri toplayan, analiz eden, gelecek on yılı planlayan, dünyaya marka ürünler sunabilen modern merkezler ve agroparkları, hemen harekete geçirmemiz lazım. Sayın bakanım, çok kıymetli misafirlerimiz, sözlerime burada son verirken, sizleri bir kez daha saygılarımla selamlıyor, toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi.
“Haziran ayıyla birlikte enflasyonda düşüş başlayacak”
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün ve Manisa Valisi Enver Ünlü ‘nün konuşmalarının ardından kürsüye çıkan ve Manisa iş dünyasına sunum yapan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek iş dünyasına önemli mesajlar verdi. Son dönemde izlenen ekonomik politikaların kazanımlarını tek tek anlatan Bakan Şimşek, izlenen doğru politikalar ile ekonomik açıdan daha yukarıya çıkılacağının altını çizdi. Kısa vadede ülke ekonomisin dış dünyada aldığı yolu rakamlarla Manisa Ticaret ve Sanayi Odası üyelerine anlatan Bakan Şimşek haziran ayı itibariyle enflasyonda düşüşün olacağını belirtti. Bakan Şimşek, ana hedefin fiyat istikrarı olduğunu belirterek, “Çünkü fiyat istikrarının olmadığı bir yerde öngörülebilirlikten bahsedemezsiniz, makro finansal istikrardan bahsedemezsiniz. Fiyat istikrarı bu programın özüdür, önceliğidir. Çünkü fiyat istikrarını sağlayamazsak sizin arzuladığınız tarzda nitelikli, sürdürülebilir ve rekabetçi bir sanayi asla olmaz. Sadece illüzyon olur, geçici dönemsel kazanımlar olur. Kalıcı, sürdürülebilir yüksek büyümenin bir tane ön şartı var, o da fiyat istikrarıdır” ifadelerini kullandı. Bakan Şimşek konuşmasının ardından iş dünyasından gelen talepleri dinledi. – MANİSA
]]>Gıda, sağlık ve kozmetik alanlarında yoğun olarak kullanılan jelatin üretiminde yurt dışına bağımlılığı azaltmak ve yeni teknikler oluşturmak amacıyla sığır jelatini üretimi yapan KCL AR-GE Merkezi işbirliğinde çalışma yapılıyor.
Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünce desteklenen projede, bölgedeki fabrikalardan toplanan somon işleme atıkları SUMAE Gıda Teknolojisi Laboratuvarında çeşitli işlemlerden geçirilerek jelatine dönüştürülüyor.
SUMAE Gıda Teknolojisi Bölüm Başkanı Dr. Sebahattin Kutlu, AA muhabirine, Ultra Ses Destekli Balık Jelatini Üretimi projesinin 2022’de başladığını söyledi.
Jelatinin, hayvansal deri, kemik ve bağ dokusunun temel bir bileşeni olan kolajenin kısmi hidroliziyle elde edilen biyopolimer olduğunu belirten Kutlu, jelatinin yüzde 85-90’ının saf bir proteinden oluştuğunu ifade etti.
Kutlu, jelatinin gıda sektörünün en stratejik ham maddelerden olduğunu vurgulayarak, ilaç, kozmetik, fotoğrafçılık gibi bir çok alanda da kullanıldığını aktardı.
Jelatinin geniş kullanımıyla birlikte dünyada ham madde temininde rekabet yaşandığına dikkati çeken Kutlu, “Dünyada üreticiler alternatif ve güvenilir hammadde arayışına girdi. Bu da balık ve kanatlı sektörüne bir geçiş sağlamıştır. Dünyada 350 bin ton civarında jelatin üretilmektedir. Bunun da yarıya yakını Avrupa’dan üretilmektedir. Jelatinin yüzde 40’ı domuz derisinden, yüzde 26’sı inek derisinden, yüzde 23’ü domuz ve inek kemiğinden, yüzde 1’den daha az miktarı da balık ve balık ürünlerinden yapılmaktadır.” dedi.
Kutlu, Türkiye’nin özellikle son yıllarda somon yetiştiriciliğinde çok büyük bir ivme yakaladığına işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:
“Bölgemiz özelinde de 2017 itibarıyla özellikle Rusya ve Japonya’dan gelen taleple birlikte Türk somonu adı altında büyük boy alabalık üretimi gerçekleştirilmektedir. Üretimi yıllık 50 bin tonu geçmiş durumdadır. Gelen taleple birlikte balığın filetosu çıkartılıyor. Derisi ve omurgası gibi çok değerli, yüksek oranda jelatin ve kolajen içeren somon işleme atıkları gibi yan ürünler ortaya çıkmaktadır. Bölgemizdeki balık halleri, balık restoranları gibi perakende satış yerlerini göz önüne aldığımız zaman binlerce ton atıktan söz edebiliriz. Bunlar halihazırda balık yemi, silaj ya da gübre olarak kullanılırken, katı atık da oluyor. Halbuki bunların katma değeri çok yüksek jelatin gibi ürünlere dönüştürülmesi söz konusudur.”
Jelatin üretiminde verimliliğin artırılması amaçlanıyor
Türkiye’de son 5 yılda özel sektördeki yatırımlarla jelatin ihracatının 70 milyon dolara ulaştığını, üretiminin de 12 bin tonu aştığını dile getiren Kutlu, “Ancak dünyada artan rekabetle birlikte Türkiye’deki jelatin üreticilerinin de sığır jelatini yanında farklı ham madde üretimlerini yerli kaynaklardan temin edilecek ve farklı ham maddelere yönelecek olması önem arz etmektedir.” diye konuştu.
Kutlu, çalışmanın tüm aşamalarında ultra ses destekli işlemler ve enzim katkılı denemeler uygulanarak jelatin üretildiğini, karakterizasyon aşamalarının sürdüğünü anlatarak, şöyle devam etti:
“Jelatin üretiminde verimliliğin artırılması ve fonksiyonel özelliklerinin geliştirilmesini amaçlanıyor. Proje sonunda geliştireceğimiz jelatin üretim teknolojisiyle birlikte de üretici firmaların elini güçlendirmiş olacağız. Güzel sonuçlar alacağımıza inanıyoruz. Özellikle yerli üretici firmalarımızın alternatif ham maddeye yönelmesinde önem arz etmektedir. Hali hazırda ticari ölçekte balık jelatininden bir üretim söz konusu değil ancak bu çalışma nihayete erdiğinde özel sektöre de kazandırma çalışmaları söz konusu olacaktır.”
]]>Tescilli 2 çeşit keneviri bulunan Samsun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile Türkiye’de ‘kenevir üretim üssü’ olarak konumlandırıldı. 2019 yılından itibaren özellikle Vezirköprü ilçesinde üretilen kenevir, tekstil başta olmak üzere birçok sektörde ihtiyaca karşılık vermeye çalışıyor. Havza ilçesindeki tekstil fabrikasının 2024’te yapacağı üretim sözleşmesi ile Samsun’da ekilen kenevir alanların bir hayli genişleyeceğine değinen Müdür İbrahim Sağlam, Samsun’un 2024 yılında da Türkiye’de en çok kenevir üreten il olacağına dikkat çekti.
“Samsun kenevir üssü olacak”
Kenevirin kullanım alanı arttıkça Samsun’un üs olmaya devam edeceğini ifade eden İbrahim Sağlam, “Kenevir ve salep izne tabi ürünler. 2019 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Samsun’da kenevir üretimini arttırmaya yönelik talimatları vardı. 2020’de 350 dekar alanda ekimi yapılıyordu. 2021’de bunu 2 bin 300 dekar alanda kenevir ekimi gerçekleşti. Kenevirin sanayisi varsa para ediyor, yoksa para etmiyor. 2022’de 500 dönüm alanda kenevir ektik. Narlı ve Vezir çeşitlerimiz tescilli kenevirlerimiz 2023’de Havza’ya tekstil fabrikası kuruldu. Burada sözleşmeli üretim ile 2 bin 730 dönüm alanda kenevir üreterek tekrar Türkiye’de en çok üretim yapan il olduk. Tekstil fabrikasının 1 Nisan’da izinlendirmeleri bitecek. 2024 yılı için ise 5-10 bin dekar alanında kenevir ekeceğiz. Bu yıl kenevir ekimimiz en az 4 bin dekar alan olacak ama tahminim 5-10 bin dekar alanında kenevir ekim bekliyorum. Bu kenevir sadece tekstilde değil, kağıt fabrikaları, otomotiv sektörü gibi birçok Ar-Ge çalışması yapıyoruz. Ayrıca sağlık alanında da kenevir kullanımı arttığında Samsun kenevir üssü olacak. Bizim amacımız ülkemizin ihtiyacı ürünü üretmek ve birim alandan alınan verimi arttırmak. Çiftçiye nasıl fazla kazanç saplayabiliriz, gelir düzeyini arttırabiliriz, onun için çalışıyoruz” dedi.
Özel izinle üretimi gerçekleştirilen diğer bitkisel ürünler hakkında da bilgi veren Sağlam, “Salepte 2022’de 86 dekar alanda 56 ton salep ürettik. 2023’te daha fazla üretim yaptık. Salebin sahadan sökülmesi yasak. Samsun’da 60’a yakın çiftçi salep üretiyor. Salep üretiminin zorluğu; çok ilgi ve emek istemesi. 10 dönüm salep üretimi yapmanın planlaması çok zor. 1 dönümde üretim yapmak için bile çok kişiye ihtiyaç duyuluyor. Ekilişinin haricindeki tüm süreçler el emeği gerektiriyor. İzinli üretim kalemlerinden göl soğanı, lale, kekik, nane, defne, ada çayı da üretimleri devam ediyor. Kenevir nasıl Vezirköprü ile özdeşleşmiş ise salep, lale gibi endemik bitkileri de kendi özdeşleştikleri ilçelerde üretiyoruz. Samsun hem Karadeniz’in incisi hem de tarımcı birincisi konumunda. Bitkisel üretimde ülkemizde söz sahibiyiz. Ülke genelinde 11. sırada yer alıyoruz. Üretim planlamamızı da gelebilecek tehlikelere göre ve ihracatına göre yaptık” diye konuştu. – SAMSUN
]]>