1983 yılında İstanbul’da 3 kişiyle başladıkları ofis masası ve koltukları üretim sektöründe her geçen gün büyüyen xDrive firması, oyuncu koltukları ile dünyaya adını duyurdu. 20’e yakın ülkeye ihracat yapan firma, ürün kapasitesi ve ürün portföyünü artırmak amacı ile büyük bir hamle gerçekleştirdi. xDrive firması, Sakarya’nın Hendek ilçesinde bulunan 2. Organize Sanayi Bölgesi’nde ‘xDrive Mobilya’ fabrikasının temelini attı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan temel atma programı, kurban kesilmesi ve dualar ile son buldu. Showroom, idari bina ile üretim alanlarından oluşan ve 10 dönüm arazi üzerine kurulacak olan fabrika, ülke ekonomisine katkı sağlamının yanı sıra çevre dostu, yenilikçi bir üretim anlayışını hayata geçirmeyi hedefliyor.
“Bizim için bu bir hayaldi, gerçek oldu”
Temelini attıkları fabrika ile sürdürülebilir ve yenilenebilir enerjiyi kullanarak daha rekabetçi ürünler ortaya çıkarmayı hedeflediklerini belirten xDrive firma ortağı ve Genel Müdürü Fatih Yalçın, “İstanbul büyük bir metropol. Artık büyük sanayiciler için yer sıkıntısı oluşturuyor. Onun için alternatif arayışı içerisindeydik. 3 ana yolun kesiştiği nokta Sakarya 2. OSB bizim için çok cazip fırsatlar sunuyordu ve o sebeple lokasyon olarak bu bölgeyi tercih ettik. xDrive; oyuncu koltukları, mobilya hem çalışma koltukları hem ofis koltukları üretmekte. 1983’te kurulan bir firmayız. Kurulduğu günden bu yana uzmanlık alanımız, çalışma hayatına yönelik ürünler geliştirmek ve ergonomik ürünler üretmek. Bu fabrikamızda amacımız sürdürülebilir ve yenilenebilir enerjiyi kullanarak daha rekabetçi ürünler ve yüksek teknolojiyle birlikte kaliteye odak ürünler geliştirmek. Fabrikamız iki bölümden oluşuyor ana bölüm olarak idari ve üretim kısmı. Üretim kısmımızda hem koltuk üretim alanlarımız olacak hem de mobilya üretim alanlarımız olacak. İki ana noktada ana dalımız ofis mobilyaları üretimi. Fabrikamızın aşağı yukarı bin 900 metrekare civarında showroom ve idari yönetim kısmından oluşuyor. İhracat yoğun olarak gittiği için departmanlarımız daha geniş alanlara ihtiyaç duyuyor. Yurt dışından gelen misafirlerimizi ağırlamak için onlara özel alanlar da oluşturuldu. Üretim kısmımızın yaklaşık 5 bin metrekare civarındaki alanı koltuk üretimi, diğer 5 binlik alanı da mobilya grubunun üretimi için ayrıldı. Bizim için bu bir hayaldi, gerçek oldu. Baba mesleğini icra ediyorum, kendimi bildim bileli üretimin içerisinde yer alıyorum. Çok kısıtlı dar alanlarda imalat ve üretim yaptık. Ancak hep hayal ettik bugünleri ve Cenab-ı Allah nasip etti, o yüzden çok mutluyuz bugün” dedi.
“10 milyon dolar civarında bir yatırım gerçekleştirmeyi planlıyoruz”
Fabrikanın ortaklarından Orhan Özmen, “Yaklaşık olarak 10 milyon dolar civarında bir yatırım gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Biz ofis koltukları üretimiyle başladık. 2016 yılında da Türkiye’de biraz daha fonksiyonel ve ergonomik ürünlerin eksikliğini gördük. Daha çok oyuncu arkadaşlardan biz talep alarak bu yola çıktık. Geldiğimiz noktada ürettiğimiz ürünler oyuncu olan arkadaşların veya ergonomik fonksiyon ürünü kullanılması gereken arkadaşlara çözüm üretiyoruz. Oturma rahatlığı, bel destekleri, ayak uzatmaları, başlık hareketleri, kol fonksiyonları bunlar bir insanın otururken daha rahat etmesi, daha fonksiyonlu bir şekilde çalışmasını, vücut ergonomisini ön planda tutarak çalıştığımız fizyoterapist arkadaşlarla sağlıklı ürün nasıl olur, insanların oturduğu zaman bel omurgasını rahatsız etmeyecek ürünler geliştirme çabamız oldu. Bunları piyasaya arz ettik. Gördük ki gerçekten piyasada böyle bir açık var. Bu büyük bir ilgiyle karşılandı. Biz de bu doğrultuda ürünlerimizi daha çok geliştirerek müşteri talepleri doğrultusunda da yenilemeye devam ediyoruz” diye konuştu.
“Her şey insanımızın sağlığı için”
Yaklaşık 20 ülkeye ihracat yaptıklarını aktaran Özmen, “İhracat konusuna gelirsek Türkiye’de bu sektörü kuran firma xDrive. Allah’a şükürler olsun yurt içi ve yurt dışı fevkalade fuarlara, etkinliklere katılıyoruz. Yaklaşık 20 ülkeye ihracatımız var. Tabi buradaki amacımız bizim fabrikayı daha işlevsel hale getirmek. Ürün kapasitemizi, ürün portföyümüzü ve ihracatımızı artırmak. Ana hedefimiz bunlar. Artık eski ofis mobilya ve koltuklarından daha ziyade insanlar bilgisayar başında çok fazla vakit geçirdiği için artık masalarımız bile fonksiyonel. İnsanlar eskiden olduğu sabit masalarda oturmuyor artık. Biz de masaları daha hareketli hale getirdik. Her şey insanımızın sağlığı için. Bunu önemsiyoruz ve bu yolda da inşallah ilerlemeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
“Çin’in karşısında rekabetçi bir durumda olabilmek, çabamız bu”
Yeni kurulacak olan fabrikayla birlikte toplam 200 kişiye istihdam sağlayacaklarını belirten Özmen, “xDrive firması, Yıldız Çelik büro mobilyaları olarak 1983 yılında kurulmuş bir firma. Biz 3 kişi olarak başladığımız bu serüvende şu anda 75 kişiyiz. Temelini attığımız fabrikada ise 200’e yakın çalışanı istihdam etmeyi öngörüyoruz. Buradaki üretim kapasitemizi daha yukarılara çıkarmak ve ana hedefimiz ihracatımızı çok daha yoğun hale getirmek. Bunun karşısında da dünyada bu sektörde etkin bir Çin var. Çin’in karşısında rekabetçi bir durumda olabilmek, çabamız bu. Eğer doğru parametreleri kullanırsanız yapamayacağınız bir şey yok. Çin’e de bir rakip oluruz. İhracatımız da gayet güzel artırırız” ifadelerini kullandı.
“3 kişi ile kurduğumuz atölyenin bugünlere gelmesi mutluluk veriyor”
Fatih Yalçın’ın babası ve firmanın kurucusu Muhammet Yalçın ise, “1983’te Yıldız Çelik olarak kurmuştuk biz firmayı. Yaklaşık 10 senedir xDrive adı altında devam ediyor. Biz o zaman 2-3 kişiyle kurduğumuz atölyenin, bugün 70-80 kişi ile çalışacak kapasitede olacağını pek hayal edemedik. Ama şu anda temeli atılan fabrikanın tamamlanması ile birlikte 200 kişinin çalışması hedefleniyor. Orhan ve Fatih beyin bizden çok daha güzel bir şekilde firmayı ilerlettiklerini görmek doğrusu kurucusu olarak bana son derece haz ve mutluluk veriyor. Sevinmemek mümkün değil, yaptıkları iş hayırlara vesile olsun inşallah” dedi. – SAKARYA
TeknolojiİstanbulİhracatsakaryaEkonomiÜretimHendek
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Baykar Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar :
-” Kızılelma‘nın üretim prototipi olan üçüncü prototipi, bugün ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi”
İSTANBUL – Türkiye‘nin ilk insansız savaş uçağı Bayraktar KIZILELMA’nın üretim prototipi, ilk uçuş testini başarıyla tamamladı. KIZILELMA PT-3 ilk uçuş testini, yöneten Baykar Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar, “Bayraktar Kızılelma’nın üretim prototipi olan üçüncü prototipi, bugün ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Kısa bir test uçuşu oldu. Bundan sonra testlerimiz devam edecek. Vatanımıza, milletimize hayırlı ve uğurlu olsun”dedi.
Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen ve ülkemizin ilk insansız savaş uçağı olarak görev yapacak olan Bayraktar KIZILELMA’nın geliştirilme sürecinde önemli bir aşama daha geçildi. Bayraktar KIZILELMA’nın üretim prototipi olan TC-ÖZB3 kuyruk numaralı üçüncü prototipi ilk uçuş testini başarıyla gerçekleştirdi.
Yer testlerini başarıyla geçti
Üretim prototopi olan Bayraktar KIZILELMA PT-3, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde bulunan AKINCI Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’ne Temmuz ayı içerisinde intikal ettirildi. Burada önce emniyet bağları ile motor çalıştırma testini geçti. İlk uçuşa yaklaşılırken otomatik taksi testleri, koşu testleri ve teker kesme testleri başarıyla tamamladı.
“Testlerimiz devam edecek”
Çorlu’da sabah saatlerinde icra edilen Bayraktar KIZILELMA PT-3 ilk uçuş testini, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar yönetti. Test sırasında sistem tanımlama faaliyetleri de başarıyla tamamlandı. Başarılı geçen test sonrası açıklama yapan Selçuk Bayraktar şöyle konuştu: “Bayraktar Kızılelma’nın üretim prototipi olan üçüncü prototipi, bugün ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Kısa bir test uçuşu oldu. Bundan sonra testlerimiz devam edecek. Vatanımıza, milletimize hayırlı ve uğurlu olsun”dedi.
Daha güçlü, daha çevik
Türkiye‘nin ilk insansız savaş uçağı Bayraktar KIZILELMA’nın geliştirme faaliyetleri tüm hızıyla devam ediyor. Bu kapsamda ilk prototiplerden elde edilen tecrübeler sayesinde üretim prototipinde önemli değişikliklere gidildi. Yapısal iyileştirmelerin yanı sıra aviyonik mimarisinde geliştirmeler yapıldı. Entegrasyonu başarıyla tamamlanan art yakıcılı motor alternatifi ile uçuş gerçekleştirildi. Güçlü yeni motoruyla ses hızına yaklaşacak olan Bayraktar KIZILELMA, aerodinamik iyileştirmeler sayesinde yüksek hızlarda çok daha iyi manevra yapabilecek. Sahip olduğu AESA radarı ile kazandığı yüksek durumsal farkındalık sayesinde ise en zorlu görevleri icra edebilecek.
Rekor sürede uçtu
Baykar’ın yüzde 100 öz sermayesi ile yola çıktığı Bayraktar KIZILELMA projesi 2021’de başladı. 14 Kasım 2022’de üretim hattından çıkan TC-ÖZB kuyruk numaralı Bayraktar KIZILELMA, Çorlu’da bulunan AKINCI Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’ne intikal etti. Burada yer testlerini süratli bir şekilde başarıyla tamamladıktan sonra 14 Aralık 2022 tarihinde ilk uçuşunu gerçekleştirdi. Bayraktar KIZILELMA bir yıl gibi rekor bir sürede gökyüzü ile buluştu.
Havacılık tarihinde ilklere imza attı
Bayraktar KIZILELMA, TEKNOFEST 2023 boyunca dünya havacılık tarihinde ilk olan uçuşlara imza attı. Bayraktar AKINCI TİHA ile formasyon uçuşları gerçekleştiren Bayraktar KIZILELMA, 1 Mayıs 2023 tarihinde ise F-16 savaş jeti SOLOTÜRK ve F-5 jet uçaklarından oluşan Türk Yıldızları ile İstanbul semalarında filo konseptiyle kol uçuşu icra etti. Dünya havacılık tarihi için dönüm noktası olan bu uçuş konseptleri geleceğin hava muharebesine de yön verecek.
Kısa pistli gemilere iniş-kalkış kabiliyeti
Bayraktar KIZILELMA özellikle kısa pistli gemilere iniş kalkış kabiliyetiyle muharebe sahasında devrim gerçekleştirecek bir platform olacak. Türkiye‘nin inşa ettiği ve halihazırda seyir testlerini gerçekleştirdiği TCG Anadolu gemisi gibi kısa pistli gemilere iniş ve kalkış kabiliyetine sahip olacak şekilde geliştirilen Bayraktar KIZILELMA, bu yeteneği sayesinde denizaşırı görevlerde önemli rol üstlenecek. Bu kabiliyetiyle Mavi Vatan’ın korunmasında stratejik bir rol üstlenecek.
İhracat şampiyonu
Başlangıçtan bugüne tüm projelerini öz kaynakları ile yürüten Baykar, 2003 yılındaki İHA Ar-Ge sürecinin başlangıcından itibaren tüm gelirlerinin %83’ünü ihracattan elde etti. 2023’te 1.8 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiren Baykar, ülkemizdeki tüm sektörlerde en çok ihracat gerçekleştiren ilk 10 firma arasında yer aldı. İhracatın Şampiyonları Ödülü alan Baykar, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında Savunma Sanayi Başkanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre savunma ve havacılık sektörünün ihracat lideri oldu. Son yıllarda gelirlerinin %90’ından fazlasını ihracattan elde eden Baykar, 2023’te savunma ve havacılık sektöründeki ihracatın 3’te 1’ini tek başına yaptı. Dünyanın en büyük SİHA ihracatçısı olan Baykar’ın halihazırda imzalanan sözleşmelerinin yüzde 97.5’i ihracat kaynaklı gerçekleşti. Bayraktar TB2 SİHA için 33 ülkeyle, Bayraktar AKINCI TİHA için ise şimdiye kadar 10 ülke ile olmak üzere toplam 34 ülkeyle ihracat anlaşması imzalandı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yumaklı, Turgutlu ilçesinde Tarkim Bitki Koruma Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin Bitki Koruma Ürünleri Üretim Tesisleri Temel Atma Töreninde yaptığı konuşmada, tarım sektörü olarak cumhuriyet tarihinin rekorlarını peş peşe kırdıklarını, 2022 yılında 129 milyon ton olan bitkisel üretimin 2023 yılı sonunda 139 milyon tona ulaştığını belirtti.
Türkiye’nin bitkisel üretimde 12. sıraya, sebze üretiminde 6. sıraya, meyve üretiminde 4. sıraya yüklemesinde yatırımların önemli olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Fındık, kiraz, incir, kayısı, ayva gibi ürünlerde üretimde dünyada 1. sıradayız. Kavun, karpuz, zeytin, mandalina ve elma gibi bazı ürünlerde 2. sıradayız. Antep fıstığı, çilek, nohut, domates gibi ürünlerde de 3. sıradayız. Bunun toplamına baktığımız zaman 69 milyar dolarlık bir tarımsal hasılaya ulaştığımızı görüyoruz ki bu rakam da bizi Avrupa’da 1. sıraya dünyada ise ilk 10 içerisine taşımış durumda.” dedi.
Yumaklı, iklim ve konjoktürel değişiklikler gibi bazı hususların sektörün daha dayanıklı hale getirme zorunluğunu ortaya koyduğunu ifade ederek, “Tarımsal üretimi doğal şartlarda yaptığımız için elbette birçok risk faktörüyle karşı karşıyayız. Bunlardan birisi de bugün tesislerin temel atma töreninde beraber olduğumuz zararlılara karşı mücadelede, bitki koruma ürünleri. Hakikaten son 2 yılda çok ciddi bir biçimde artan zararlıların bizim tarımsal üretimimize eğer kontrol etmezsek ve yönetmezsek ciddi bir zarar, hasar vereceği ortada. Dolayısıyla çiftçimizin alın terini koruma anlamında bizlerin çok önemli bir görevi ve yükümlülüğü var.” diye konuştu.
Denetimler
Bitki koruma ürünlerinin satışında ya da reçete yazımında görev alacak olan kişilerin eğitim, sınav, denetim ve standartlarının oluşturulması konusuna önem verdiklerini kaydeden Yumaklı, şöyle devam etti:
“Bugüne kadar 223 aktif maddeyi insan, hayvan ve çevre sağlığına olumsuz etkileri sebebiyle engelledik, yasakladık. Yine bu hafta içerisinde de bir aktif maddenin daha yasaklanması işlemini gerçekleştirdik. Ayrıca yıl boyunca rutin denetimler var. 3 hafta boyunca eş zamanlı olarak bitki koruma ürünleri, bayi ve toptancılara da denetim gerçekleştirdik. Kurumsal olarak bütün kurallara uymuş olan üretimlerle alakalı herhangi bir sözümüz yok. Sadece bunların kullanım aşamasındaki hususlarını denetliyoruz. Ancak merdiven altı diye tabir ettiğimiz üretimlerin kullanılmasına toleransımız yok. Çiftçilerimizden, üreticilerimizden kurumsal olmayan, tescili yapılmamış, neye etki edildiği standartlarla belirlenmemiş hiçbir ürünü kullanmamalarını istirham ediyorum. Bugüne kadar bu ürünlerle ilgili çok önemli olan satış yerleriyle ilgili denetimler yapıldı. Geçtiğimiz 3 haftada 6 bin 413 bitki, koruma, ürün satış iş yeri denetlendi ve bunların içerisinde 179’una gerekli yaptırım uygulandı. Bundan sonra da bu denetimlerimiz devam edecek.”
Katz’ın paylaşımı
İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan paylaşımına değinen Yumaklı, şunları kaydetti:
“Ellerine kan bulaşmış, 40 binin üzerinde masumun öldürülmesi, şehit edilmesi kararını vermiş bir katiller sürüsünün üyesi, birkaç gündür Sayın Cumhurbaşkanı’mıza hiçbir şekilde tasvip edemeyeceğimiz ve lanetlediğimiz bazı ithamlarda bulunuyor. Bu sözlerini aynen ve misliyle kendisine iade ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir ferdi, masumların ve mazlumların güçlü sesi olan Cumhurbaşkanı’mızın yanında bir demir gibi dimdik ve onunla birliktedir. Bu katiller ordusunun masumlara karşı artık vahşi uygulamalarını lanetliyorum. Sayın Cumhurbaşkanımıza ve onun nezdinde bu ülkeye yapılan bütün ithamları da aynen ve misliyle de kendisine iade ediyorum.”
Tarım Kredi Genel Müdürü Hüseyin Aydın ise gübre, yem, mazotta güçlü ve iyi bir oyuncu olduklarını ancak ilaç ve tohum gibi bazı sektörlerde sınırlı kaldıklarını belirterek, “Buralardaki paylarımızı yüzde 10 seviyesine çıkarmak istiyoruz. Tarkim, bu doğrultuda yaptığımız bir yatırım.” dedi.
Törene Manisa Valisi Enver Ünlü, AK Parti Manisa Milletvekili Tamer Akkal, AK Parti İl Başkanı Salih Hızlı, MHP İl Başkanı Cüneyt Tosuner de katıldı.
]]>Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, artan zam oranları ve zamların enflasyona etkisine ilişkin basın açıklamasında bulundu. Palandöken, fiyatların düşmesi ve zamların önüne geçilmesi içinse üretim miktarının artması gerektiğine dikkati çekti.
Yaz döneminde özellikle meyve sebze fiyatlarının düşmesi gerekirken yükseldiğine dikkati çeken TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Yaz ayında doğalgaza zam geldi. Bundan sonraki süreçte elektrik, doğalgaz, petrol gibi ürünlere zam yapıldıkça enflasyon muhakkak artar. Ama sorun bu yaz mevsiminde fiyatların düşmemesi ve navlun hizmetlerinin yükselmesi gibi bir sorun var. Özel bir akaryakıtın ticari araçlara taksi, dolmuş, minibüs, otobüs, kamyon, tır gibi vasıtalara verilmemesinden kaynaklanan bir navlun maliyetleri çıktı ortaya. Dolayısıyla vatandaş yaz aylarında her şeyin ucuzlayacağını beklerken fiyatların artması gerçekten düşündürücü. Öte yandan dengesiz fiyat politikaları da ürün fiyatlarını artırıyor. Bir pazarda 20 lira olan domatesin başka bir pazarda 40 liraya satılması hem haksız bir rekabet oluşturuyor hem de vatandaşımızın cebini yakıyor” dedi.
“Tüketimden üretim toplumuna geçmeliyiz”
Türkiye’nin en önemli sorununun yüksek enflasyonun ancak üretimin artması ile mümkün olacağını söyleyen Palandöken, “Fiyatların gerileyebilmesi için başta üretimin artması lazım ama üretimi artıracak alan kalmadı. Büyükşehirlerin etrafı beton yığını oldu. Kendi kendine büyük şehirler büyükşehir statüsünün dışındaki şehirler ve ilçeler imara açılmak suretiyle tarım arazileri üretimi netice itibariyle sonlandırma noktasına getirdi. İnsanların artık kendi yakınlarında, kendi çevresinde navlun ücreti ucuz ama kendi bahçeleri beton yığını oldu. Dolayısıyla fiyatların düşmesini beklemek de biraz zor olacak. Bunun için yapılması gereken büyükşehirlerin, belediyelerin bu konuda duyarlı olması lazım. Kendi tarım arazilerinin Tarım Bakanlığı ile birlikte koordine etmek suretiyle en azından orada yetişebilecek sebze meyve gibi şeylerin en yakın mesafeden temini lazım. Bir de bildiğiniz üzere şehir nüfusu arttıkça kırsal kesimde yaşayan veya köyde yaşayanların sayısı çok azaldı. Yani üretici bir toplum netice itibariyle tüketici bir toplum haline dönüştü. Her şeyin fiyatı gün geçtikçe artıyor ama maalesef insanlar da bu artan zamlarla ücretlerin artmasını bekliyor” diye konuştu.
“Lokomotif durumda olan zamların durması lazım”
Üretimin artırılması için atılacak somut adımların ekonominin yeniden yapılandırılmasına imkan sağlayacağını belirten Palandöken, “Peşinen gelen zamlar hem de kontrollü zam dediğimiz elektrik, doğalgaz, akaryakıt denetleme kurulundan geçen zamlar bunlar yapılırsa gayrı ihtiyari artık herkes zam yapma furyasına dahil oluyor. Bunun için yapılacak şey enflasyon düşürülecek. En azından ciddi lokomotif durumunda olan zamların durması lazım. Toplumun bu konuda olan duyarlılığı çok önemli. İsrafa dikkat ettiği gibi, nakliye araçlarının da bunun gibi tarladan sofraya kadar firesi az bir şekilde getirmesinin gerekliliği var. Vatandaş da bir taraftan zamları düşünüyor bir taraftan esnaf ne yapacağız bu fiyatlar karşısında satış durdu diyor. Diğer taraftan tabi gelir durumlarındaki bu ücretlere yetişme sıkıntısı da gün geçtikçe büyüyor. İnşallah bir an evvel bu söylediğim şartlar, tarımsal destekler, hem çiftçiye, hem bireysel işletmelere artarak entegre tesislerle yarışacak bir hale gelmediği sürece fiyatların düşmesini beklemek mümkün değil. Her gün artan fiyatlar karşısında vatandaş ne yapacağız, esnaf nasıl rafa mal koyacağız, vatandaş nasıl yiyeceğiz diyor. Bunun için yapılacak tedbirler belli” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın Ağustos ayı Meclis Toplantısı’na konuşmacı olarak katıldı. Türkiye’nin su ürünleri üretim ve ihracatında lider kenti olan Muğla’da, deniz ekosistemini korumak amacıyla yaptıkları faaliyetleri anlatan Saylak, Deniz Ticaret Odaları’nın şubeleri ile tam bir uyum ve işbirliği içinde çalıştıklarını kaydetti.
İstanbul ve Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz Bölgeleri Deniz Ticaret Odaları başkan ve yönetim kurulu üyelerinin hazır bulunduğu Ağustos ayı meclis toplantısı İstanbul’da gerçekleştirildi. Muğla İl Tarım ve Orman Müdürü Barış Saylak’ın konuk olarak katıldığı toplantıda, denizcilerin sektörel ve ekonomik gündeminin yanı sıra Muğla il genelinde su ürünleri ve balıkçılık sektörünün, dünü, bugünü ve geleceği konuşuldu.
6 ayda 317 milyon dolar su ürünleri geliri
Türkiye’nin en uzun sahil şeridine sahip kenti olan Muğla’nın, aynı zamanda iç sularıyla da sektöre geniş imkanlar sunduğunu anlatan İl Tarım ve Orman Müdürü Barış Saylak, avcılık, yetiştiricilik ve toprak havuzda deniz balığı yavru üretimi ile ilgili rakamları paylaştı. Muğla’da, 2024 yılının ilk 6 ayında toplam 48 bin 725 ton su ürünleri ihracatı yapıldığını ve 317 milyon dolar gelir elde edildiğini kaydeden Saylak, Milas’taki toprak havuzlarda üretim yapan 23 adet kuluçkahanenin ise Türkiye deniz balığı yavrusu ihtiyacının yüzde 75’ini karşıladığını anlattı.
“Su ürünleri geleceğin sektörü”
Yapılan bilimsel araştırmaların, önümüzdeki yıllarda su ürünlerine olan yatırımın genişleyerek artacağını ve yetiştiricilik üretiminin avcılıkla elde edilen üretim miktarını katlayacağını ortaya koyduğunu söyleyen Saylak, “Bu da dünyadaki denizlerin ve iç suların önemini her gecen gün artırmakta ve su ürünleri yetiştiriciliğini geleceğin sektörü olarak göstermektedir. Ancak, sürdürülebilirlik için çevresel acıdan alınacak tedbirlerle su kaynaklarının korunması ve planlı kullanımı önemli ve gereklidir. Bu nedenle, günümüzde su ürünleri avcılığındaki temel prensip mevcut üretimi sürdürebilmektir” diye konuştu.
“Temiz denizler için en önemli destekçimiz, denizcilerimiz”
İl Tarım ve Orman Müdürlüğü olarak deniz ekosisteminin korunabilmesi için yaptıkları faaliyetleri bir sunum eşliğinde anlatan Saylak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“2022 yılında Kurumumuz bünyesinde Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürlüğünde görev yapan teknik personelin katılımıyla 6 kişilik bir dalış timi oluşturduk. Bunu Türkiye’de yapan ilk kurum olduğumuzu söylemekten büyük bir gurur ve mutluluk duyuyorum. 2023 yılında eğitim çalışmalarına başladık. Bunun sonucunda ekipteki balık adam sayımız 12’ye çıktı. Dalış timimiz, yaptığımız her etkinlikte, deniz ve dip temizliği kampanyalarımızda, farkındalık çalışmalarımızda görev yapıyor. Müdürlüğümüz bünyesinde, hali hazırda denizlerde denetim ve rehberlik yapan dört adet su ürünleri kontrol teknemiz var. Bu sayıyı önümüzdeki günlerde 6’ya çıkararak filomuzu büyüteceğiz. Son iki yılda Muğla koylarında ve kıyılarında, balıkçı barınaklarında yaptığımız temizlik faaliyetleriyle denizlerimizi tonlarca hayalet ağ, tonoz ve atıktan arındırmayı başardık. Bunları yaparken, Deniz Ticaret Odaları başta olmak üzere, STK’lardan, gönüllülerden ve su ürünleri firmalarımızdan çok kıymetli destekler aldık. Bu destek, afet dönemlerinde de artarak devam etti. Muğla’da kazandığını, ülkesi için harcayan, başlattığımız her kampanyaya gönülden ve bedelsiz destek veren denizcilerimize, bu vesileyle şükranlarımı sunmak istiyorum” – MUĞLA
]]>BTSO’nun temmuz ayı olağan meclis toplantısında konuşan Başkan İbrahim Burkay, şehir içinde kalan plansız alanlardaki üretim tesislerinin kentin büyüme ve şehircilik planları açısından önemli riskler oluşturduğunu söyledi. İbrahim Burkay, “Bursa’da toplam sanayinin yüzde 50’si plansız alanlarda. Bu işletmeleri planlı alanlara taşımak zorundayız. Modern altyapı imkanlarına sahip, arıtma tesisleri ve yenilenebilir enerji kaynakları ile çevreye duyarlı, lojistik alanları ve kara, demir ve denizyolu bağlantısı olan bölgeler oluşturmalıyız.” diye konuştu. BTSO Başkanı Burkay, yaklaşık 7 yıldan bu yana yaptıkları çalışmalarla kentin geleceğe güvenle bakan ve rekabet gücünü artıran bir yapıya kavuşmasını istediklerini söyledi. Bu çerçevede KOBİ OSB ve Lojistik Merkez gibi önemli projeleri hazırladıklarını hatırlatan İbrahim Burkay, şöyle devam etti: “BEBKA’nın araştırmasına göre Bursa’da 8 bin işletme yerleşim alanlarının içinde. KOBİ OSB için Bursa’da farklı sektörlerden 5 binin üzerinde firmamızın talepleri var. Artık Bursa’nın 1/100.000 ölçekli master planı hiç geciktirmeden hayata geçirmesi ve şehrin içinde sıkışmış olan üretimin çok daha modern, fiziki altyapı ile donatılmış, planlı sanayi alanlarına taşınması gerekiyor. Bu aynı zamanda şehrin içinde ihtiyaç duyulan yeni planlamalar için de rezerv alanlar ortaya çıkaracak. Kısa zamanda bu projeyi hayata geçirmek istiyoruz. Bu nedenle 1/100.000 ölçekli planın tüm tarafların konsensüsü sağlanarak ortaya konulması BTSO olarak önceliğimizdir.”
“Plansız bölgelerdeki işletmelerin rekabetçi hale gelmesini istiyoruz”
Başkan Burkay, 2016 yılında kamuoyuyla paylaştıkları TEKNOSAB projesinin 4 yıl gibi kısa bir sürede hayata geçtiğini hatırlatarak, bölgede fabrika inşaatların hızla devam ettiğini söyledi. İbrahim Burkay, “Bugün bölgede 11 şirket üretim yapıyor. 4 bin 200 çalışan var. Bu sene sonu 26 şirket daha üretime geçiyor. Toplamda üretim yapan firmaların sayısı 37’ye ulaşacak. Çalışan sayısı ise 9 bini aşacak. Bunların dışında 48 şirket zemin etüdüne ve imar çalışmalarına başladı. 2025 yılının sonu ve 2026 yılının ortasında 85 firma üretime geçmiş olacak. Türkiye’de bu hızla ilerleyen başka bir bölge yok. Bir adım atıyorsunuz, en hızlısı 5-6 yıl sonra meyvesini veriyor. Her platformda dile getiriyoruz. Bursa’da gelişi güzel büyüme değil, planlı büyüme istiyoruz. Bunu yaptığımız zaman verimlilik artacak ve Bursa ekonomisinin çok daha sağlıklı ve güçlü bir şekilde büyümesini sağlamış olacağız. Bunu yaparken de tüm taraflarla bir koordinasyon içinde hareket edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Zorlu süreci hep birlikte aşacağız”
Ekonomi gündemine ilişkin değerlendirmede de bulunan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, iş dünyası olarak hem yüksek faiz hem de yüksek enflasyonla mücadele ettikleri büyük bir sabır ve stres testinden geçtiklerini söyledi. Mevcut şartların mali dengelerin bozulmasına, karlılıkların düşmesine, paranın maliyetinin yüksek, erişiminin zorlaşmasına yol açtığını kaydeden İbrahim Burkay, “Tüm yaşananlara rağmen ekonomiyi yeniden rasyonel bir çizgiye taşıma gayretlerini görmezlikten gelmek mümkün değil. Özellikle kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu yükseltmesi yeni yatırımların ülkemize kazandırılması için önemli bir avantaj. Yılsonuna doğru enflasyonun aşağıya yönlü ivme yakalamasıyla, faizlerin de Merkez Bankası tarafından aşağı çekilmesini bekliyoruz. Bu dönemde ciddi anlamda olumsuz etkilenen bazı sektörler var. Özellikle iç piyasa ağırlıklı çalışan sektörlerin ayrı kaldıraçlarla desteklenmesi lazım. Bu zorlu süreci inşallah hep birlikte aşacağız.” dedi. Başkan Burkay, finans sektörünün de reel sektörün daha fazla yanında olması gerektiğini vurguladı.
“Yüksek teknoloji yatırım programı bursa için fırsat”
İbrahim Burkay, konuşmasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen, HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı’na da değindi. Söz konusu programın 2030 yılına kadar oluşturulacak 30 milyar dolarlık kaynağın Bursa’nın ve ülkenin yüksek teknoloji odaklı dönüşümü için büyük fırsatlar barındırdığını ifade eden Başkan Burkay, “Bu pakette önümüzdeki 50 yılı şekillendirilecek teknolojiler özellikle belirlendi. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından ilan edilen ve ilk etapta gerçekleştirilen 6 çağrı, yeni nesil enerjili araçlar, batarya ve çip teknolojileri, güneş hücresi ve rüzgar türbinleri alanlarında oluşturuldu. Bu paketten aylar önce biz BB Solar’ı kurduk. Bu şirketin en önemli hedeflerinden birisi de bataryadan çipe kadar olan üretimi hayata geçirmek. Konjonktürün de müsaade ettiği ölçüde Bursa olarak ciddi anlamda adım atmayı istiyoruz. ‘HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı’nın ülkemiz adına hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.
“Filistinli kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz”
BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Filistin’de tüm dünyanın gözleri önünde büyük bir katliam yaşandığını belirterek, on binlerce masum insanın 7 Ekim’den bu yana, ayrım gözetmeksizin ağır silahların hedefi olmaya devam ettiğini söyledi. İnsanlık tarihine kara bir leke olarak geçen İsrail saldırılarını ve zulme alkış tutarak bu katliama destek verenleri şiddetle kınadığını ifade eden Başkan Burkay, Filistin’deki ablukanın biran evvel son bulmasını arzuladıklarını kaydetti. İbrahim Burkay, BTSO ve Bursa Valiliği tarafından Gazze için organize edilen yardım kampanyasına destek veren tüm iş dünyası temsilcilerine de teşekkür etti.
BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur da İsrail’in on binlerce masum sivilin katledilmesine ve hayatta kalan Filistinlilerin de yaşamlarının gün geçtikçe zorlaşmasına yol açan şiddet politikasının artarak devam ettiğini söyledi. Bu saldırıların insan haklarına, uluslararası hukuka ve insanlık değerlerine aykırı olduğunu ifade eden Ali Uğur, “Gazze’de yaşanan katliam, sadece Filistinlileri değil vicdan sahibi tüm insanları derinden yaralamaktadır. Gazze için başlatılan yardım kampanyasına destek verenlere iş dünyası temsilcilerine teşekkür ediyorum. Bizler tüm imkanlarımızla mazlum ve masum Filistinli kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi. – BURSA
]]>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı HAYDİ büfeleri için yeni açılan Halk Ekmek Fabrikasına ziyarette bulunan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, “Bir ay içerisinde el değmeden çok kaliteli ekmeğimizi üreteceğiz ve HAYDİ büfelerinde de halkımızın talep ettiği kaliteli ekmeği uygun fiyata halkımızla buluşturacağız” açıklamasında bulundu. Şehrin ekmek ihtiyacını karşılamak üzere HAYDİ büfeleri için kurulan tam otomatik sisteme sahip ekmek üretim fabrikası teorik olarak günlük 120 bin adet ekmek üretimiyle hizmete girecek.
“Vatandaşın talebini karşılamak için kendi ekmek fabrikamızı kurma kararı aldık”
Gastronomi şehrinde ekmek çeşitliliğinin ve ekmek kalitesinin çok önemli olduğunu belirten Başkan Fatma Şahin, “Gastronomi şehrinde biz önce Tarım Daire Başkanlığını kurduk. Ata tohumu, ana tohumu ürettik. Sertifikalı buğday tohumu dağıttık. Çiftçimizin mazot desteğini verdik. Cansuyu projesiyle toprağın suyla buluşmasını sağladık. Çok kaliteli buğday üretimini tesis ettik. Bir taraftan da gıdaya dayalı büyük bir tesisimiz var. Önce meslek lisesinde ekmek ürettik. Meslek lisesinde ürettiğimiz ekmeği de HAYDİ büfelerinde satmaya başladık. Çok yüksek memnuniyet oldu. Çok daha fazla ekmek talebi oldu. Vatandaşın talebini karşılamak için kendi ekmek fabrikamızı kurma kararı aldık” ifadelerini kullandı.
Vatandaşın artan ekmek talebine karşılık ekmek fabrikası kurma kararı aldıklarını belirten Şahin, sürdürülen çalışmayı anlatarak, “Çok güzel araştırmalar yapıldı. Bu konuda iddialı olan üretim merkezlerini gittiler incelediler. Sonrasında bu merkezin kurulmasına karar verdik. Montaj aşaması bitmek üzere bir ay içerisinde el değmeden çok kaliteli ekmeğimizi üreteceğiz ve HAYDİ büfelerinde de halkımızın talep ettiği kaliteli ekmeği uygun fiyata halkımızla buluşturacağız. En önemli şey beşeri sermaye. Yetişmiş insan gücü. İyi ekmekçi yetiştirmek. Aslında bu uzmanlaşmayı da getiriyor. Meslek lisesinde yetişmiş öğrencilerimizin buraya gelip ustalık yapması da çok sayıda iyi ekmekçinin yetişmesini de sağlamış olacağız. Halkımızın da kaliteli ekmeği daha uygun bir fiyata yemesini sağlamış olacağız. Halkımıza hayırlı uğurlu olsun” şeklinde konuştu.
Gaziantep halk ekmek fabrikası hakkında
Yeni açılan modern fabrika, Gaziantep’te ekmek üretiminde yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. HAYDİ büfeleri sayesinde vatandaşlar, fabrikada üretilen ekmeklere kolayca ulaşabilecek ve taze, hijyenik ekmek tüketme imkanına sahip olacak.
Türkiye’de örneği az olan ve tamamen doğalgaz ile çalışacak olan fabrika 13 bin 575 metrekare alan üzerine kuruldu. Üç bölüm halinde yapılan tesiste birinci bölüm depolama, ikinci bölüm üretim, üçüncü bölüm ise ambalajlama, paketleme ve sevkiyat şeklinde yapıldı.
Tam otomatik ekmek üretim hattı ile hijyenik ve modern tekniklerle üretim yapacak şekilde tasarlanan fabrika, altyapısı itibariyle üretim kapasitesini dört katına kadar artırabilecek özellikte. Kurulumu tamamlanan tesisin, bir ay sonra ilk deneme ürünlerini piyasaya sunması planlanıyor. Üretim aşamasında insan eli değmeden, tamamen otomatik makinelerle ekmek üretimi gerçekleştirilecek.
Fabrika, ISO 9001 kalite standartlarına uygun olarak işçilere üretim öncesi eğitim verecek ve hijyen standartları öğretilecek. Bu eğitimlerle, amaç temiz, sağlıklı ve uygun fiyatlı ekmeği Gazianteplilere sunmak. Fabrikanın ürettiği ekmekler, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin HAYDİ büfeleri aracılığıyla halka ulaştırılacak. – GAZİANTEP
]]>Coğrafi işaretli ürünleri ve bereketli ovalarıyla tarım şehri olma hedefiyle ilerleyen Gaziantep’te Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı tarafından çiftçilere verilen desteklerle üretimde verim ve kalitenin arttırılması amaçlanıyor.
Gaziantep Büyükşehir’den mazot desteği
Tarımda en büyük giderlerden birisi olan yakıt maliyetlerini düşünmek ve üretime katkı sağlamak amacıyla Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan projeyle destekten yararlanan 38 bin 415 çiftçi üreticiye tarımsal arazisinin büyüklüğüne göre yüzde yüz hibeli şekilde 8 milyon 432 bin 925 litre mazot desteği sağlandı. Çiftçi kart sahibi tüm çiftçilere mazot alımlarında yüzde 6 indirim yapıldı.
Can Suyum Projesiyle tarım arazileri su ile buluşuyor
Tarım ve Orman Bakanlığı Gaziantep Valiliği ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile imzalanan protokolle Can Suyum Projesi tarım arazilerini suyla buluşturuyor. Gazi şehirde proje kapsamında bugüne kadar 89 bin 734 metre kanal tamamlandı. Projenin tamamlanmasıyla toplam 317 bin metre sulama kanalı yapılacak, 68 bin 10 dekar alana sulamaya açılacak.
10 yılda milyonlarca fidan desteği yapıldı
Tarımsal desteklerini arttırarak sürdüren Büyükşehir Belediyesi, 2014 yılından bugüne kadar biber, patlıcan, domates, Puma-Tilmen ve çilek çeşitlerinden olmak üzere toplamda 33 milyon 889 bin 955 adet fide desteği yaptı. İklim ve toprak şartlarına uygun olma durumlarına göre bölgesel ilçelere alıç, badem, kiraz, sumak, zeytin, nar fidanı çeşitleri, 243 bin 877 adet dağıtıldı. Çiftçilere destek olmak ve sertifikalı tohum üretimini arttırmak amacıyla buğday, arpa, nohut, fiğ, mercimek ve mısır çeşitlerinden 11 milyon 093 bin 381 kilogram tohum desteği verilirken 3 bin 520 ton gübre desteği yapıldı.
Gaziantep Büyükşehir Türkiye’de dağıtacağı tohumu kendisi üreten tek belediye
Sözleşmeli üretim modeliyle çiftçiye de kazandırarak üretip tohum dağıtımı yapan Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, araştırma enstitüleriyle yaptığı iş birlikleriyle bölgeye uyumlu, birim alanda yüksek verim alınacak tohumları seçiyor. Model ile il genelinde 3 farklı coğrafyada çalışmalar yürüten ekipler, bölgelere uyumlu en yüksek verim sağlanacak buğday çeşidini seçiyor, üretimini sağlayarak, elde edilen sertifikalı tohumları ise çiftçilere dağıtıyor.
Deprem sonrası büyükşehir’den tarıma destek
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’ta yaşanan şiddetli depremlerden sonra tarım sektörü büyük zarara uğradı. Zararın en aza indirilmesi ve bölgenin yeniden üretime başlaması amacıyla destekler artarak devam ediyor.
Büyükşehir Belediyesi depremden sonra ise ahırları yıkılan ve hayvanları zarar gören üreticilere destek olmak amacı ile yüzde yüz hibeli şekilde toplamda 17 bin 71 üreticiye 8 bin 464 ton yem desteği sağladı.
Depremden etkilenen Nurdağı ve İslahiye ilçelerinde meyve ve sebze yetiştiriciliği yapan en az 10 dekarlık tarımsal ürün yetiştirme alanına sahip 200 çiftçiye yağmurlama ve damlama sulama sistemleri desteği verildi. Kurulan Afet Bölgesi Ortak Makine Parkı ile depremden etkilenen Nurdağı ve İslahiye ilçelerinde ekipmanlarını enkazda kaybetmiş çiftçilerin tarımsal üretim ve hasatta kullanımına ihtiyaç duyduğu başta traktör olmak üzere birçok alet-ekipmanın yer aldığı park kuruldu. Ayrıca afet bölgesinde depremden etkilenen Nurdağı ve İslahiye ilçelerinde yüzer çiftçiye 2 dekarlık alan için çilek fidesi, malç naylonu, sulama sistemi, gübre ve ilaç desteği yapıldı.
Meralarda Güneş Enerjisinden yararlanılıyor
Meralarda Güneş Enerjili Hayvan İçme Suyu Tesisi ile hayvancılığın yoğun olduğu köylerin ortak noktalarına kurulan içme suyu tesisleri, köylerin mera alanlarında otlanan hayvanların suya ulaşma imkanı kolaylaştı. Toplamda 8 ilçenin 27 mahallesinde bulunan içme suyu tesisleri aktif olarak çalışıyor. – GAZİANTEP
]]>Bayraktar, A Haber’de katıldığı programda Türkiye’nin enerji gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin enerji filosuna katılacak yeni gemiye ilişkin bilgiler paylaşan Bayraktar, “Yeni gemimiz ya da yüzer üretim platformumuz önümüzdeki hafta başında Türkiye’ye doğru yola çıkıyor. Bu gemi esas itibarıyla bizim doğal gazda, Karadeniz gaz sahasındaki üretimimizi artırmak için planlamalarımızın içerisinde yer alan bir ünite, bir platform.” ifadesini kullandı.
“Gemi, Singapur’dan önümüzdeki hafta başında yola çıkacak. İki aya yakın bir seyir süresi var.” bilgisini paylaşan Bayraktar, platformun Marmara’da bir tersanede birkaç ay süren bakım işleminden geçeceğini, sonrasında Filyos Limanı’na gideceğini söyledi.
Sakarya Gaz Sahası’nda günlük 5,5 milyon metreküp olan üretimin ilk fazda 2025’in ilk çeyreğinde 10 milyon metreküpe çıkarılmasının hedeflendiğini kaydeden Bayraktar, “Bu yeni platformla biz inşallah bunu 20 milyon metreküpe çıkarmış olacağız.” dedi.
Platformun, 2026’da aktif şekilde günlük 10 milyon metreküp doğal gaz üreteceğini ve yaklaşık 5 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacını karşılayacağını aktaran Bayraktar, “”Yüzer üretim tesisi ile 2026 yılında Karadeniz’de üretime başlamayı hedefliyoruz. Gemi, Sakarya Gaz Sahası’na gidecek ve 20 yıl boyunca orada bu gazı üretmeye devam edecek. Orada sabit kalacak.” diye konuştu.
Bayraktar, platformun boyunun yaklaşık 300, genişliğinin 56, yüksekliğinin 58 metre olduğunu belirterek, geminin deniz tabanından gazı alarak işleyeceğini ve deniz tabanından karadaki tesise göndereceğini ifade etti.
Türkiye, Nijer’de 2025’te ilk altın üretimini yapacak
Türkiye’nin Somali açıklarında petrol ve doğal gaz aramak amacıyla Somali hükümetiyle imzaladığı anlaşmaya değinen Bayraktar, anlaşma kapsamında Somali açıklarında yaklaşık 5’er bin kilometrekarelik ve toplamda 15 bin kilometrekarelik 3 deniz sahasında imtiyaz ve ruhsat aldıklarını bildirdi.
Bayraktar, “Hızlı bir şekilde 3 boyutlu sismik çalışmaya başlayacağız. Planlamamız içerisinde Oruç Reis Sismik Araştırma Gemisi’ne yer verdik. Eylül ayının sonunda, ekim ayı başı gibi Somali’ye gönderiyoruz.” dedi.
Türkiye’nin, Afrika kıtasından Nijer ile enerji alanında yaptığı çalışmalarına da değinen Bayraktar, Türkiye’nin Nijer’de 3 altın madeni sahasının bulunduğunu ve altın çıkarmak için gerekli çalışmalara 2020’de başlandığını anımsattı.
Bayraktar, sözlerine şöyle devam etti:
“Hedefimiz 2025 yılında ilk altın üretimini gerçekleştirmek. Nijer, bu anlamda çok zengin kaynaklara sahip bir ülke. Gerek altın madenleri, gerek diğer madenler uranyum madeni olsun, petrol ve doğal gazda da bir potansiyeli var. Dolayısıyla, biz bu ülkelerde maden yatırımlarıyla petrol ve doğal gaz yatırımlarıyla da ülkemizin ihtiyaçlarının bir kısmını dış kaynaklarla karşılamış olacağız.”
Bayraktar, doğal gaz merkezi olma yolunda önemli adımlardan biri olan Türkmenistan gazının Türkiye’ye getirilmesi konusuna ilişkin, ilk etapta yıllık 1,5-2 milyar metreküp gazın ilerleyen aylarda veya 2025 başında Türkiye getirilmesini hedeflediklerini söyledi.
]]>Tepebaşı Belediyesi, BEBKA 2022 Yılı Kırsal Kalkınma Mali Destek Programı’ndan destek alarak hayata geçirdiği Tarımsal Üretimde Tahmin ve Erken Uyarı Sistemleri Projesi’yle örnek çalışmalara imza atmaya devam ediyor.
Tepebaşı Belediyesi tarafından hazırlanan proje, BEBKA proje izleme uzmanları ve Tepebaşı Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürlüğü yetkililerinin eşlik ettiği ziyarette 5 mahalleye kurulan sistemlerin incelenmesi ve teknik ziyaretin de gerçekleşmesiyle başarıyla tamamlandı.
Tahmin uyarı sistemi avantaj sağlıyor
Tahmin ve Erken Uyarı Sistemi ile havanın ve toprağın sıcaklık, yağış, rüzgar, nem, güneşlenme değerlerini belirleyerek bu değerlerin anlık ve uzun süreli kayıt altına alınıyor. Elde edilen değerleri, bitkisel üretim için yorumlar ve üreticiye sunarak gerekli önlemlerin alınması sağlanıyor. Sistem sayesinde üretici, ürününün kalitesini yükseltirken maliyetlerini de kontrol altında tutabiliyor. Gübre, ilaç, sulama ve benzeri giderlerden tasarruf sağlayan üretici, hastalıkları zarara uğramadan tahminleyip önlemini alabiliyor. Ayrıca sistem sayesinde, ekim yapılan alanlardaki iç ve dış iklim değerleri ile ani değişimler de anlık olarak takip edebiliyor. 35 noktaya hizmet veriyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyet gösteren BEBKA tarafından yerel kalkınma hamlesini gerçekleştirebilmek için projeye 2024 yılı rakamları ile 970 bin TL destek sağlanarak, belediyenin katkısı ile birlikte 1 milyon 300 bin TL’lik proje hayata geçirildi. Tepebaşı Belediyesi, ileri teknolojilerin kullanıldığı ve Türkiye’ye örnek olan Akıllı Şehir projesinin yanında tarımda da kullanılacak teknoloji ile hem üreticinin hem de tüketicinin yanında oluyor. Eskişehir’de ilk defa uygulanan proje ile 5 farklı noktaya kurulan Tarımsal Tahmin ve Erken Uyarı İstasyonları aynı iklimsel özellikleri taşıyan 35 noktaya da hizmet veriyor.
Üreticilere ve ilgililere eğitimler verilerek sistem anlatıldı
Tahmin erken uyarı sistemlerinin kurulduğu 5 mahalle ve etki alanında bulunan kırsal mahalle üreticilerine, Tepebaşı ilçesi tüm kırsal mahallelerindeki üreticilere, Tepebaşı bölgesinde faaliyet gösteren üreticilere, Osmangazi Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencileri ve ilgi duyan akademisyenlere, Tepebaşı Belediyesi Kırsal Kalkınma Kurulu bünyesinde TMMOB Ziraat Mühendisleri Oda temsilcisi, Tepebaşı Ziraat Odası ve TEMA il temsilcisi, Ticaret Borsası temsilcisi, serbest veteriner hekimlerin ve emekli akademisyen, önder üreticilerin ve kırsal mahalle muhtarlarının katılımıyla Tarımsal Üretimde Tahmin ve Erken Uyarı Sistemleri eğitimi gerçekleştirildi. Eğitimlere ise 250 kişi katılım gösterdi. Eğitimler sonunda yapılan anket sonuncuna göre ise katılımcıların bu eğitimden yüksek düzeyde faydalandığı görüldü.
3 Feromen kamera ile izleniyor
Tarımsal Üretimde Tahmin ve Erken Uyarı Sistemi içerinde yer alan 3 adet feromen kamera sayesinde Tepebaşı bölgesinde yetiştiriciliği yapılan elma, armut, ayva, ceviz ortak zararlısı olan elma iç kurdu, domates yetiştiriciliğinde önemli bir zararlı olan domates güvesi ve mısır zararlısı yeşilkurt zararlılarının mücadele zamanının tespiti yapıldı. 2022-2023 yılı üretim sezonunda Keskin, Beyazaltın, Cumhuriyet mahallelerinde izleme yapıldı. 2024 yılı itibariyle ise kamera sistemi Keskin ve Cumhuriyet mahallelerine konumlandırılarak izleme yapılıyor. Üreticilere hastalıklar hakkında erken uyarı yapıldı.
Tahmin ve Erken Uyarı Sistemlerinden alınan veriler ve arazi gözlemleri sonucunda ise elma karaleke hastalığı, buğday sarı pas hastalığı, soğan mildiyösü enfeksiyonu, elma iç kurdu zararlısına, ceviz antraknozu, domateste yaprak leke hastalığı, nohut antraknoz, domates güvesi, şeker pancarı yaprak leke hastalığı gibi hastalıklar karşısında önceden uyarıda bulunarak kimyasal mücadele önerilerinde bulunuldu. Erken Uyarı Sistemleri ile ilçe genelinde 10 bin 585 adet kısa mesaj gönderilerek bilgilendirme yapıldı.
Kurulan Tarımsal Tahmin ve Erken Uyarı İstasyonları ile ilgili detaylı bilgi almak isteyenler 0 (222) 211 40 00/8919 numaralı telefondan yetkililere ulaşabiliyor. Ayrıca tüm bilgilerin yer aldığı http://ziraitahmin.tepebasi.bel.tr adresine de ziyaret edebiliyor. – ESKİŞEHİR
]]>GTB’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen baharat üreticileri; Anadolu’da baharat üretimi, Türk baharatının markalaşmasının önemi, baharat ihracatı ile sektörde yaşanan sorun ve çözüm önerileri hakkında görüş alışverişinde bulundular.
GTB Meclis Salonunda düzenlenen değerlendirme toplantısına, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanı Selim Kaplan, Gaziantep İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Karayılan, Gaziantep Üniversitesi Fitoterapi ve Tıbbi Aromatik Bitkiler Uygulama Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazım Şekeroğlu, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanlığı Uzmanı Ahmet Güngör ile Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen baharat üreticileri katıldı.
Toplantının açılışında konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep’in; Mezopotamya’yı, Doğu Akdeniz’e bağlayan bir hat içerisinde yer aldığını belirterek, bu hata bakıldığında baharat yolunun bir kalkınma yoluna nasıl dönüştüğünün görülebileceğini söyledi.
“Küresel ısınma var, iklim değişiklikleri var”
Bu hattın emanetçileri olduklarını belirten Şahin, “Bu kadim emanetin hakkını verirsek ve bu mirasa gerekli şekilde bakarsak önümüz çok açık. Çünkü dünya çeşitli sorunlarla karşı karşıya. Küresel ısınma var, iklim değişiklikleri var. Bu zor coğrafyada, bu zor dönemeçte değerlendirebileceğimiz güçlü potansiyellerimiz mevcut. Bunun için toprağa dönmemiz, bu toprakların ata tohumunu, ana tohumunu kullanmamız gerekiyor. Ecdadın bize verdiği mirası yüksek teknolojiyle, akıllı tarımla buluşturup, elimizdeki bu büyük potansiyeli geleceğe sürdürülebilir bir kalkınma modeli olarak bırakmamız gerekiyor” dedi.
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak 2014 yılında Tarım Daire Başkanlığını kurduklarını hatırlatan Şahin, burayı sahada öğreten ve çiftçilere destek sağlayan bir okul haline dönüştürdüklerini sözlerine ekledi.
GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ise konuşmasında, baharatın geleneksel Türk yemeklerindeki yeri ve önemine dikkat çekti.
İnsanlık tarihine yakın bir geçmişe sahip olan baharatın ticaret yolları aracılığıyla dünyayı dolaşan ender ürünlerden biri olduğunu belirten Akıncı, tıbbi ve aromatik bitkilerin artık günümüzde tüm dünya mutfakları ve kozmetik endüstrisi için stratejik öneme sahip olduğunu ifade etti.
“Baharat bizim gastronomideki gizli lezzet sırrımızdır”
Gaziantep yemeklerinin bugün bir Türk yemeği olarak tüm dünyada kabul görmesinde ve beğeniyle tüketilmesinde kullanılan baharatların önemli rolünün olduğunu kaydeden Akıncı, “Bizim yemeklerimize acısıyla, tatlısıyla lezzetini ve rengini veren en önemli unsur baharatlarımızdır. Baharat bizim gastronomideki gizli lezzet sırrımızdır. İç ve dış pazarlarda önemli bir ticaret hacmine sahip olan baharat sektörümüzün kaliteli ve bilimsel üretimle çok daha iyi noktalara taşınacağına inanıyorum. Bu anlamda bugün gerçekleştirdiğimiz toplantıyı sektörde yaşanan bazı sorunların çözümü ve izlenecek yol haritalarının belirlenmesi noktasında ortak akıl birlikteliği olarak değerlendiriyorum” ifadelerini kullandı.
Akıncı, konuşmasında ayrıca Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Şahin’e, Gaziantep’e Baharat Müzesi ve Baharatçılar Sitesi’ni kazandırmasından dolayı da teşekkür etti.
Aromatik Bitkiler ve Baharat Üreticileri Derneği (ABUDER) Başkanı Aydın Acun ise Türkiye’nin tarımsal üretimde ve gıda sanayinde önemli bir ülke olduğuna vurgu yaptı.
“Diğer taraftan çok önemli bir potansiyele sahip kategorinin parçası olmanın da avantajlarını görüyoruz”
Anadolu coğrafyasının baharat sektörünün hem üretim hem de ticaret tarafında yüzyıllardır var olduğuna dikkat çeken Acun, “Üretimde ülke olarak asırlık bir deneyime sahibiz, güçlü potansiyelimizin farkındayız ama sektör olarak organize olamayışımızın maalesef birtakım sorunlarını beraberinde yaşıyoruz. Diğer taraftan çok önemli bir potansiyele sahip kategorinin parçası olmanın da avantajlarını görüyoruz.
Türkiye baharat ve aromatik bitkilerde şu ana kadar geldiği hacimlerin artık çok daha üzerinde. Bunun yanına kozmetik ve sağlığı da eklediğimizde aromatik bitkiler tarafında aslında Türkiye’nin en fazla hacim sağlayan ürün grupları arasında yer alıyoruz diyebiliriz “diye konuştu.
Konuşmasında Gaziantep baharat üretimine de değinen Acun, Gaziantep’in Türkiye baharat üretiminde çok önemli bir yer tuttuğunu ve baharatın merkezi olmayı da fazlasıyla hak ettiğini dile getirdi.
Gaziantep Üniversitesi Fitoterapi ve Tıbbi Aromatik Bitkiler Uygulama Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazım Şekeroğlu’nun; Nane, Sumak ve Kırmızıbiber üretiminde yaşanan sorunları ve sahada alınması gereken tedbirleri anlattığı toplantıda, ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanı Selim Kaplan ile Gaziantep İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Karayılan da baharat üreticilerinin talep ve önerilerini dinleyerek, yapılan çalışmalar ve denetimler hakkında açıklamalarda bulundular.
Toplantıda ayrıca sumak üretimine ve işlemesine yönelik yapılacak yatırımların önemi, nane üretiminde yabancı otla mücadelede etkili kontrol yöntemlerinin belirlenmesi ve kullanılması ile kırmızıbiberde yerel biber popülasyonlarının koruma altına alınması hakkında istişarelerde bulunuldu. – GAZİANTEP
]]>Samsun’un Yakakent ilçesi Sarıgöl Mahallesi’nde, yerli Anadolu çeşitlerinden olan kavılca buğdayının organik tarım şartlarında yetiştiriciliğini amaçlayan “Gelecek Nesilleri Sağlıkla Beslemeli Projesi” kapsamında kavılca buğdayı hasadı konulu tarla günü etkinliği düzenlendi.
Etkinlikte konuşan İl tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, Samsun’da buğday üretimi ve “Gelecek Nesilleri Sağlıkla Beslemeli Projesi” hakkında şu açıklamalarda bulundu. Sağlam, “Ülkemizde tarım sektörünün ve bu sektörde büyük bir paya sahip olan buğdayın ekonomimizde özel bir yeri olup, insan beslenmesinde ne kadar önemli olduğu her geçen yıl daha çok anlaşılmaktadır. İlimiz 2023 yılı verilerine göre 994 bin 360 dekar alanda 234 bin 905 ton buğday üretimi yapılmaktadır. Bunun 11 bin 500 dekar alanda 2 bin 855 ton üretimi Yakakent ilçemizde üretilmektedir. 58 bin ton üretim ile en çok üretim Vezirköprü ilçemizdedir” dedi.
Yakakent’in yüksek rakımlı mahallelerinde yetiştirilen ve yerli Anadolu çeşitlerinden olan kavılca buğdayının, insan sağlığı ve çevrenin korunması adına önem arz eden organik tarım şartlarında yetiştiriciliğini amaçlayan “Gelecek Nesilleri Sağlıkla Beslemeli Projesi” kapsamında, tarım ilacı ve kimyasal gübrenin kullanılmadığı organik tarım şartlarında, bitki ve toprak beslemesi için çiftçilere organik gübre dağıtımı yapıldığını belirten Sağlam, “2023 yılında 28 tonu Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesinden, 2 tonu ise Samsun Büyükşehir Belediyesi bütçesinden karşılanan 30 ton katı organik gübre dağıtımı gerçekleşmiştir. 2024 yılında ise tamamı Tarım ve Orman Bakanlığımız bütçesinden karşılanan 26 ton katı organik gübre ve 240 litre sıvı organik gübre dağıtımı yapılmıştır. Organik Tarım mevzuatı gereğince, sertifikalandırma işlemleri kontrol ve sertifikasyon kuruluşları (KSK) tarafından yapılmakta olup sertifikasyon bedelleri Yakakent Belediyesi tarafından karşılanmaktadır. 2025 üretim yılı sonunda yaklaşık 210 dekar alandan hasat edilecek kavılca buğdayının, organik tarım koşullarında 3. yılını tamamlamasını müteakip organik tarım sertifikası alması beklenmektedir. ‘Gelecek Nesilleri Sağlıkla Beslemeli Projesi’, 34 çiftçi ve 662 dekar alanda 2023 yılında başlamıştır. 2024 üretim sezonu itibariyle projemiz, 3 mahallemizde 37 çiftçi ve 726 dekar alanda devam etmektedir” diye konuştu.
Samsun’da yapılan organik tarım ürün yetiştiriciliği konusunda bilgi veren Sağlam şunları söyledi: “Ürün grubu olarak doğal toplama, meyve, sebze ve tarla bitkileri toplam 2 bin 252 çiftçimiz organik üretim yapmaktadır. Bu çiftçilerimiz 50 bin 457 dekar alanda 73 bin 774 ton üretim yapmaktadır. Organik tarımın üretiminde büyük bir kısmında fındık yer almaktadır. Meyve alanlarında 66 bin ton, sebze alanlarına 144 ton ve tarla bitkilerinde 7 bin 351 ton organik üretim yapılmıştır. Ayrıca buğday hasadı konulu tarla gününde Samsun Valiliği Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığı tarafından, Yakakent Ziraat Odası Başkanlığı adına alınan 2 adet elle kullanılabilir hasat makinesi, Büyükkırık, Sarıgöl ve Mutaflı Mahallelerinde ‘Organik Kavılca Buğdayı Üretim Projesi’nde üretim yapan çiftçilerimizin kullanımına verilecektir. Hasat makinesinin adedi 163 bin TL KDV (yüzde 10) olacak şekilde projelendirilmiş olup toplam proje maliyeti 358 bin 600 TL’dir.”
Etkinlikte konuşan Yakakent Kaymakamı Abdüssamed Kılıç, “Ülkemiz ve ilimiz ekonomisine önemli katkılar sunan tarım, hayvancılık, balıkçılık faaliyetlerine yönelik projeleri destekliyoruz. Her zaman üreticimizin yanındayız. Üreticilerimizle bir araya gelerek, yüz yüze sorunlarını dinliyor çözüm yolları üretiyor ve taleplerini alıyoruz. Yüksek rakımlı, parçalı küçük arazilerde çiftçilerimizin işini kolaylaştıracak tarım alet ve makine kullanımını yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. İlçemizde tarımsal üretimde yerli ve milli tohum kullanımını ve organik tarım ile üretim yapmayı yaygınlaştırmalıyız. İlçemizde 2-3 yıldır devam eden organik tarımla üretim yaparak, katma değeri yüksek ürünler üreterek ekonomiye katkısını arttıracağız. Pazar konusunda çalışmalarımız devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Etkinliğe ayrıca, Yakakent Belediye Başkanı Şerafettin Aydoğdu, İlçe Müftüsü Fatih Çakır, Tarım ve Orman İlçe Müdürü Osman Akman, İlçe Ziraat Odası Başkanı Şenol Acar, muhtarlar ve üreticiler katıldı. – SAMSUN
]]>TARIM ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, sahte alkol kaynaklı can kayıplarının önüne geçmek amacıyla oluşturdukları Elektronik Alkol Takip Sistemi’nin tüm unsurlarıyla devrede olduğunu açıkladı.
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından geliştirilen Elektronik Alkol Takip Sistemi’nin uygulama usul ve esaslarını içeren ‘Etil Alkol, Metanol ve Suma Üretim Miktarı ile Etil Alkol ve Metanol Depolarındaki Stok Hareketlerinin Tespitine, Ürünlerin Ticaretine İlişkin Yöntemin Belirlenmesine, Verilerin Toplanmasına ve Ürünlerin Nakline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ’ Resmi Gazete’de yayımlandı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, yazılı açıklama ile Elektronik Alkol Takip Sistemi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sistemle sahte alkollü içki üretimi ve yasa dışı üretimden kaynaklanan can kayıplarının önüne geçmeyi hedeflediklerini vurgulayan Yumaklı, yasa dışı alkollü içki üretimiyle mücadelede önemli bir adım olacak sistemin, etil alkol üretim ve ithalat miktarının elektronik ortamda tespitine, ürünün yurt içindeki fiziki sevkiyatı ile ürünün piyasa arz zinciri içindeki hareketinin elektronik ortamda adım adım izlenmesine ve kayıt altına alınmasına imkan sağlayacağının altını çizdi. Yumaklı, “Yazılımı ve veri transfer ekipmanı tamamen Bakanlığımızın öz kaynaklarıyla geliştirilen sistem, yasal ticareti istisnasız kayıt altına almayı ve yasa dışı ticareti tamamen görünür hale getirerek mücadeleyi kolaylaştırmayı hedefliyor” ifadelerini kullandı.
‘ANLIK OLARAK KAYDEDİLİYOR’
Sistemin hazırlık çalışmaları kapsamında, Bakanlık tarafından Türkiye’de bu alanda faaliyet gösteren tesislerin ham madde giriş ve nihai ürün çıkış hatlarına, gelişmiş akış ölçer cihazları yerleştirilmesinin sağlandığını belirten Yumaklı, “Bu cihazlar ham madde kullanım ve üretim miktarlarını anlık olarak ölçerek elde edilen verileri eş zamanlı olarak Bakanlığımızın veri merkezine gönderiyor. Böylece ülkemizde üretim yapılan tesislerde kullanılan ham madde ve elde edilen nihai alkol üretim miktarları anlık olarak izlenerek kaydediliyor. Alkol ithalat verileri ise Ticaret Bakanlığımızın ilgili genel müdürlüğünün bilişim sistemiyle sağlanan entegrasyon sayesinde Sistem’e aktarılıyor” dedi.
‘CİDDİ YAPTIRIMLAR UYGULANACAK’
Diğer taraftan, Bakanlık tarafından elektronik ortamda ATİP adında sanal bir etil alkol pazarı oluşturulduğunu bildiren Yumaklı, “ATİP’e etil alkol ticareti yapmaya yetkili olan gerçek ve tüzel kişiler e-Devlet portalı üzerinden ulaşarak yasal yetkileriyle sınırlı işlem yapabilecek. Oluşturduğumuz bu sanal pazardaki alım satım faaliyetleri, Bakanlığımız tarafından aralıksız izlenebilirken ATİP dışında alkol ticareti yapan taraflara lisans iptaline varan ciddi yaptırımlar uygulanacak” ifadelerini kullandı.
Etil alkolün ülke içindeki sevkiyatına da beyan zorunluluğu getirildiğini açıklayan Yumaklı, şunlara dikkat çekti:
“Etil alkolün fiziki sevkiyatının takibi amacıyla geliştirdiğimiz Elektronik Alkol Takip Sistemi, imzaladığımız protokol kapsamında, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızın, ülke genelindeki ürün ve yolcu naklinin izlenerek kayıt altına alınmasını sağlayan Ulaştırma Elektronik Takip ve Denetim Sistemi (U-ETDS) ile entegre edildi. Sistem ile ülke içinde nakledilen etil alkol, yükleme noktasından son varış noktasına kadar takip edilebilecek. Böylece ülkede üretilen ya da ithal edilen etil alkolün halk sağlığını tehdit edecek kaçak ticarete konu olmasının önüne geçmeyi hedefliyoruz.”
Sistemin devreye alınması öncesinde, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı yetkilileri ile sistemin işleyişine ilişkin istişareler ve bilgilendirme toplantıları gerçekleştirdiklerini dile getiren Yumaklı, etil alkolün fiziki takibinde kolluk kuvvetleriyle etkin iş birliğinin önemine işaret etti.
Kaçakçılıkla mücadelede görev üstlenen birimlerin, Sistem’den yararlanabilmelerine olanak sağlayarak kolluk kuvvetlerinin, firmaları anlık sorgulayabilmelerine imkan tanıdıklarını kaydeden Yumaklı, diğer taraftan etil alkol alıcısı firmaların ürün alımlarını yakından izleyeceklerini, yasal arzın yasa dışı alkol ve alkollü içki ticaretine konu edilmesini önlemeye yönelik aralıksız risk analizi yaparak riskli görülen kişilerin faaliyetlerini mercek altına alacaklarını belirtti.
]]>KESME çiçek sektöründe pazar lideri olan ve dünya çiçek mezadının merkezi Hollanda’ya dahi çiçek ihraç eden Antalya, bu yıl 150 milyon dolarlık ihracat hedefinin 87 milyon dolarını 6 ayda gerçekleştirdi. Kırmızı karanfil, her yıl olduğu gibi bu sene de en çok ihraç edilen çiçek türü oldu.
Turizm kenti Antalya’dan her yıl milyonlarca dal çiçek, dünya çiçekçiliğinin merkezi kabul edilen Hollanda başta olmak üzere 73 ülkeye ihraç ediliyor. Antalya, çiçek üretim alanının genişliği, yılın büyük döneminde üretimin yapılabilmesi nedeniyle çiçekçilikte de adından söz ettiriyor. 2023’te sektör, 650 milyon dal çiçekten 135 milyon dolar gelir elde ederek, yılı tamamladı. 2024 yılı için sektör 150 milyon dolarlık gelir hedefliyor.
6 ayı geride bırakan Antalyalı üreticiler, kent merkezindeki seralarda sezonu sonlandırıp daha yüksek rakımlı Burdur ve Isparta’nın ilçelerinde üretimi sürdürüyor. 6 aylık sürede geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1’lik büyüme yakalayan sektör, 87 milyon dolar seviyesine ulaştı. Antalya, kesme çiçek üretiminin yüzde 45’ini, karanfil üretiminin yüzde 48’ini, karanfil ihracatının da yüzde 90’dan fazlasını gerçekleştirerek pazardaki liderliğini koruyor.
KIRMIZI KARANFİL YİNE LİSTE BAŞI
Her yıl olduğu gibi bu yıl da en çok üretilen ve ihraç edilen karanfil oldu. Kırmızı karanfilin liste başı olduğu çiçek grubunda gerbera, ruskus, okaliptus ve süs bitkileri de yer aldı. Hollanda, İngiltere ve Rusya’nın ana pazar olduğunu anlatan Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, kentin kesme çiçekle özdeşleştiğini söyledi.
GİRDİ MALİYETLERİNİN YÜKSEKLİĞİ FİYAT ARTIRMAYI ZORLAŞTIRIYOR
İhracat anlamında Türkiye genelindeki sektör temsilcilerinin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1’lik büyüme yakaladığını, Antalya’nın ise yüzde 4 büyüdüğünü belirten Çandır, karlılık oranının düştüğünü söyleyerek “Yaklaşık 1 yıldır üreticinin kullandığı tüm kalemlerde yüzde 140’lık artış yaşandı. Kur artışları bunun çok gerisinde kalınca maliyetler çok yükseldi. Yurt dışında enflasyon olmayınca diğer ülkeler fiyat artırmak yerine diğer pazarlara kaçıyor. Kurun enflasyon üzerinde artışı olursa sektör nefes alacak” dedi.
‘ORMAN VASFINI YİTİREN ALANLAR ÜRETİME AÇILSIN’ TALEBİ
Kentte üretim yapılan alanların büyük kesiminin kiralık araziler olduğunu belirten Çandır, üreticilerin yer sorunu nedeniyle üretim anlamında zor günler yaşadığını belirterek, “Kiralar çok arttı. Üreticilerin büyük kısmı üretimden vazgeçti. Orman vasfını yitiren alanlar üretime açılırsa başarı hikayesi yakalamamız mümkün” diye konuştu.
Ali Çandır, tarımda çalışacak işçi bulmakta da zorlandıklarını da söyledi. Verilen sosyal destekler nedeniyle vatandaşın büyük kesiminin tembelliğe yöneldiğini kaydeden Çandır, şunları söyledi:
“Uzun süredir üzerinde durduğumuz, tarım sektörüne özel sosyal güvenlik sisteminin kurulması gerekiyor. Devletimiz sağ olsun, önemli ölçüde sosyal yardımlar yapıyor. Engelliler, yaşlılar ya da çalışamayacak durumda olanlar değil, durumu iyi olanlar da olduğu için bir anlamda devlet eliyle tembelliği motive eder haldeyiz. İstiyoruz ki gerçekten ihtiyacı olanlara daha fazla verelim. Çalışacak durumda olanlar da üretime katkı sağlasın. Tarım sektörüne kazandırabilirsek yabancı istihdamına ihtiyacımız kalmaz.”
YIL SONU HEDEFİ 150 MİLYON DOLAR
Antalya’da 6 ayda elde edilen gelir ve sektörün Türkiye genelinde ihracattan elde ettiği geliri açıklayan Çandır, “150 milyon dolar hedefimiz var. 6 ayda 87 milyon dolar gelir elde ettik. Çok önemli bir sorun olmazsa bu hedefimizi yakalayacağımızı tahmin ediyorum” diye konuştu.
]]>SANAYİ ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Dünya son yıllarda gerilimler, krizler ve kimi yerlerde çatışmaların tetiklediği zor ve keskin bir dönemeçten geçiyor. Biz de Türkiye olarak son 22 yıldır sahip olduğumuz güçlü bir siyasi istikrar, inşa ettiğimiz rekabetçi üretim altyapısı ve adeta sıfırdan inşa ettiğimiz Ar-Ge ve üretim ekosistemiyle küresel sistemde yaşanan belirsizliklerin başarıyla üstesinden geliyoruz” dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, geldiği Tunceli’de Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Araştırma ve İnovasyon Kapasitesinin Geliştirilmesi Projesi (NTE) açılış törenine katıldı. Munzur Üniversitesi Konferans Salonu’ndaki törende Bakan Kacır’ın yanı sıra, Vali Bülent Tekbıyıkoğlu, İl Jandarma Komutanı Nuh Köroğlu, Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ali Çelikoğlu, Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Peker, İl Emniyet Müdürü Hakan Duman, siyasi parti temsilcileri, kurum amirleri, akademisyenler, öğrenciler ve vatandaşlar yer aldı.
Açılışta konuşan Bakan Kacır, Türkiye’nin küresel sistemde yaşanan sorunların üstesinden geldiğini belirterek, “Katma değerli üretim ve yüksek teknoloji geliştirmenin vazgeçilmez unsuru konumundaki nadir toprak elementleri alanında kabiliyet havuzumuzu önemli ölçüde genişletecek projenin ülkemize ve milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Proje bünyesinde oluşturduğumuz merkezlerin ve bu alandaki çalışmaların ülkemizin nadir toprak elementi tedarik zincirini güçlendirmesini temenni ediyorum. Dünya son yıllarda gerilimler, krizler ve kimi yerlerde çatışmaların tetiklediği zor ve keskin bir dönemeçten geçiyor. Ticaret savaşları, iklim değişikliği ve küresel salgınlar başta olmak üzere çok boyutlu sınamalar küresel ekonomideki belirsizlik tablosunun devam edeceğine işaret ediyor. Biz de Türkiye olarak son 22 yıldır sahip olduğumuz güçlü bir siyasi istikrar, inşa ettiğimiz rekabetçi üretim altyapısı ve adeta sıfırdan inşa ettiğimiz Ar-Ge ve üretim ekosistemiyle küresel sistemde yaşanan belirsizliklerin başarıyla üstesinden geliyoruz” diye konuştu.
‘BİRÇOK ALANDA BÜYÜK ATILIMLAR GERÇEKLEŞTİRİYORUZ’
Türkiye’nin teknolojik gelişmede ve kalkınmada dünyanın üst liglerine taşındığını söyleyen Bakan Kacır, “Milli Teknoloji Hamlesi vizyonumuz doğrultusunda, ülkemizin katma değerli üretim ve yüksek teknolojide öncü ülkeler arasında yer almasını sağlayacak projeleri hayata geçiriyoruz. Ülkemizi teknoloji geliştirmede, kalkınmada dünyanın en üst ligine taşıyoruz. Büyük mesafe katettik. Ülkemiz bugün ticari araçtan beyaz eşyaya, güneş panelinden demir çeliğe birçok alanda Avrupa’nın lider üreticisi konumundadır. Görüntüleme ve haberleşme uydularını geliştiren, üreten ve test eden bir Türkiye var. 60 yıl öncesinin devrim otomobili hayalini devrin otomobili Togg’u üreterek gerçeğe dönüştürdük. Yeni nesil otomobil ve batarya üretimi yatırımlarını da ülkemize çekerek elektrikli araç ve batarya üretiminde dünyanın önde gelen oyuncularından biri haline geliyoruz. 5G teknolojilerinden uçan akıllı mobilite sistemlerine, bataryadan çip teknolojilerine, güneş panellerinden rüzgar türbinlerine, biyoteknolojik ilaçlardan yeni nesil uydu teknolojilerine ve hızlı trenlere kadar birçok alanda büyük atılımlar gerçekleştiriyoruz. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin de ilerisine taşıyacak bu projeleri tasarlayıp uygularken eş zamanlı olarak fiziksel ve teknolojik altyapı, insan kaynağı gibi tüm başlıklarda ihtiyaç ve kaynak analizlerimizi eksiksiz yapıyoruz. Özellikle farklı sektörlerde yeni buluşların tohumunu atan malzeme teknolojilerinde kabiliyetlerimizin geliştirilmesini Milli Teknoloji Hamlemizin vazgeçilmez bir unsuru olarak değerlendiriyoruz. Kararlı ve yüksek dayanımlı yapılarıyla ön plana çıkan nadir toprak elementleri özellikle elektronik, yenilenebilir enerji sanayi, elektrikli araçlar ve batarya, savunma ve havacılık gibi yüksek teknolojili sektörlerin Ar-Ge ve inovasyon kapasitesinde kritik role sahip. Nadir toprak elementlerine erişimi uzun dönemli, kalıcı olarak sağlamak ve bu elementlere dayalı teknoloji geliştirme kapasitesini oluşturmak, ileri üretim ve yenilikçilikte rekabet avantajına sahip olmak isteyen ülkelerin ajandalarında en üst sıralarda yer alıyor” ifadelerini kullandı.
‘ÖNEMLİ BİR ADIM DAHA ATIYORUZ’
Kurulan tesis ve laboratuvarların hayırlı olmasını dileyen Bakan Kacır, “Bizler de nadir toprak elementlerimize erişimimizi temin edecek ve bu alanda yetkinliklerimizi daha ileriye taşıyacak projeleri adım adım hayata geçiriyoruz. TÜBİTAK ile nadir toprak elementlerine dayalı ileri malzeme çalışmalarını öncelikli Ar-Ge ve yenilik konuları arasında değerlendirerek destekliyoruz. TÜBİTAK destek programları kapsamında; bugüne kadar 98 sanayi, akademi ve kamu Ar-Ge projelerine 228 milyon liranın üzerinde destek sağladık. Diğer yandan; Eskişehir’in Beylikova ilçesinde bulunan dünyanın en büyük ikinci nadir toprak elementi rezervinin işletilmesi için pilot üretim tesisi kurduk. Ülkemizi küresel nadir toprak elementleri tedarik zincirinde önemli bir oyuncu haline getirecek endüstriyel ölçekteki tesisin devreye alınması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu üretim altyapısı ve tamamlayıcı rol üstlenecek Ar-Ge kaynağımızla Türkiye’yi elektrikli araçlar, batarya ve yenilenebilir enerji teknolojilerinde ham maddeden son ürüne üretim zincirinin farklı halkalarında da söz sahibi konuma taşıyacağız. Avrupa Birliği (AB) destekleriyle, Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında hayata geçirdiğimiz ‘Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Araştırma ve Yenilik Kapasitesinin Geliştirilmesi Projesi’ ile ülkemizde sürdürülebilir ve güvenilir bir nadir toprak elementi tedarik zinciri kurmak için önemli bir adım daha atıyoruz. Nadir toprak elementleri alanında ülkemizin arz güvenliğinin tahkimi için bütüncül bir cevap sunan 14 milyon avro tutarındaki proje kapsamında Munzur Üniversitesi Nadir Toprak Elementleri Uygulama ve Araştırma Merkezi (MUNTEAM) bünyesinde gelişmiş bir laboratuvar altyapısı kurduk. Son teknoloji ekipman altyapısını nitelikli insan kaynağımızla buluşturarak nadir toprak elementleri bazlı yüksek katma değerli ürünlerin ülkemizde üretilmesi ve geliştirilmesi için yetkinliklerimizi genişlettik. Karşılıklı bilgi, birikim ve tecrübe alışverişinde bulunmamıza imkan sağlayacak çalıştayımızın yeni iş birliklerine kapı aralamasını temenni ediyorum. Proje kapsamında desteklediğimiz ve birazdan açılışını gerçekleştireceğimiz tesis ve laboratuvarlar da Tuncelimize, ülkemize hayırlı olsun” dedi.
Konuşmalarının ardından atölyenin açılışı yapıldı.
]]>TARIM ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, hayvancılıkla ilgili ‘temel hayvancılık’ ve ‘ürün geliştirme’ başlıklarından oluşan yeni destekleme modelinin birkaç gün içinde Resim Gazete’de yayımlanacağını belirterek, “Performansa dayalı bir destekleme sistemi oluşturulduk. Destek konusu; her üretim için değil, performansa dayalı bir üretim için gerçekleşmiş olacak” dedi.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Mamak ilçesinde bulunan bakanlığa bağlı Uluslararası Hayvancılık Araştırma Merkezi’ni ziyaret etti. Yumaklı, merkezde bulunan 200 inek kapasiteli sığırcılık birimi, sağmal inek ahırı ve sağım hanelerini gezerek, bilgi aldı. Bakan Yumaklı, Uluslararası Hayvancılık Araştırma ve Eğitim Merkezi’nin hayvansal üretimde AR-GE ve inovasyonla ilgili önemli çalışmaların yapıldığı bir merkez olduğunu belirterek, “Burada ülkemizin hayvansal üretimini daha da ileriye taşıyacak çok önemli araştırma-geliştirme çalışmaları devam ediyor. Kısa bir süre önce 2024-2028 hayvancılık yol haritamızı açıklamıştık. Gen kaynaklarımızın korunması, geliştirilmesi, halk elinde ıslah, kaliteli yerli sperma üretimi gibi AR-GE faaliyetlerinin artırılması, yol haritamızın en önemli ayaklarını oluşturmaktadır. Şu an içinde bulunduğumuz bu merkez işte tüm bunlar için son derece önemli bir işlev görmekte. Hayvancılık yol haritamızın diğer önemli ayağı da özellikle hayvancılık işletmelerinin dirençli, güçlü ve sürdürülebilir bir üretim modeliyle çalışabiliyor olmasıydı. Tarımsal üretimde hem bitkisel hem hayvansal üretimde sürdürülebilir verimli, kaliteli, kayıtlı ve sektöre yatırım yapılan bir üretim planlaması bağlamında bu çalışmaları da başlatmıştık” dedi.
‘İLAVE DESTEK KAZANMIŞ OLACAKLAR’
Yumaklı, hayvancılıkta planlı üretim ile ilgili uzun süredir üzerinde çalıştıkları destekleme modelinin bugünlerde Resmi Gazete’de yayımlanma sürecinde olduğunu, yeni destekleme modelinde, destekleme tutarlarının katsayılar üzerinden belirlendiğini kaydetti. Yumaklı, performansa dayalı bir destekleme sistemi oluşturulduğunun altını çizerek, “Destek konusu; her üretim için değil, performansa dayalı bir üretim için gerçekleşmiş olacak. Bununla birlikte yeni destekleme programımızı ‘temel hayvancılık’ ve ‘ürün geliştirme’ destekleri olarak 2 ana başlıkta topladık. ‘Temel hayvancılık’ desteği büyükbaş hayvancılık, küçükbaş hayvancılık, arıcılık ve ipek böceği faaliyetlerini desteklenmesinden oluşacak. Her bir destek için de temel destek tutarları belirlendi. Aile işletmeleri, genç girişimciler, kadın girişimciler, 1’in derecede tarımsal örgüt üyeleri planlama bölgelerinde bu işleri yapanlar da temel desteklerin üzerine ilaveten bu ilave destekleri kazanmış olacaklar. Ayrıca suni tohumlama, soy kütüğü, ari işletmecilik gibi konularda da bütün bunların üzerine ilave destekler de verilmiş olacak” diye konuştu.
‘KADINLAR VE GENÇLERE İLAVE DESTEK’
Yumaklı, ‘ürün geliştirme’ desteklerinin ise çiğ süt, besilik erkek sığır (karkas) ve tiftik üretimine verileceğini belirtti. Yumaklı, “Yine bu başlıkta da aile işletmeleri, genç girişimciler, kadın girişimciler ilave desteklere sahip olmuş olacaklar. Yeni destekleme modelinde bulunan ilave desteklerin, özellikle kadınlar ve gençler için ilk kez verildiğini ifade etmek istiyorum. Onları üretime teşvik ederken aynı zamanda verimliliği arttırıcı kriterleri sağlayan üreticilerimizin de bu desteklerden daha fazla faydalanacağının altını çizmek istiyorum. Bütün amacımız ülkemizde bütün kategorilerde bitkisel üretimde, hayvansal üretimde, su ürünlerinde verimli ve kaliteli üretimi ve ülkemizin ihtiyacının yanı sıra ihraç edebilir ürünler üretebilmeyi de sağlamak olacak” dedi.
Yumaklı, destek modelinin Resmi Gazete’de birkaç gün içerisinde yayımlanmış olacağını vurgulayarak, “Dünyanın ve ülkemizin değişen ve gelişen şartları var. Bunları hepimiz çok yakından takip ediyoruz. Dolayısıyla bu destek modelimiz planlı üretimi destekleyecek. Bu modelimiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde inşallah ülkemizi daha müreffeh yarınlara da çıkarmış olacak. Lalahan Uluslararası Hayvancılık ve Eğitim Merkezi’nin bundan sonra sadece bizim ülkemize değil uluslararası boyutta bizlerden yardım ve destek isteyen bütün ülkelere hizmet vereceğimi de buradan ifade etmek isterim. Bu bağlamda da bu merkezin bütün tesislerinin yeniden revizyonu, ilaveleri de inşallah bu yılın sonuna kadar tamamlanmış olacak” ifadelerini kullandı.
FOTOPRAFLI
]]>Tarımda örnek kent olmak için çalışmalarınısürdüren Nilüfer Belediyesi, sağlıklı ürünlerin tarladan sofraya ulaşım aşamasında tüm adımlarda yer alıyor. Belediyenin tarım arazilerinde Nilüfer Tarımsal Kalkınma Kooperatifi (NİLKOOP) iş birliği ile toplam 350 dekarda meyve, sebze, buğday ve tıbbi aromatik bitki üretimi yapılıyor.Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, belediyenin tarım alanındaki faaliyetlerini yakından takip etmek amacıyla bir dizi ziyaret gerçekleştirdi. Başkan Yardımcısı Zerrin Güleş,NİLKOOPBaşkanı Süleyman Ayyılmaz, Nilbel A.Ş Başkanı İbrahim Mart, meclisüyeleri ve birim müdürlerinin de bulunduğu ziyaretlerde, BaşkanÖzdemir, tarım ürünlerinin üretiminden laboratuvar analizlerine, işlenmesinden satışına kadar olan süreçleri uzmanlardan dinleyerek bilgi aldı.
İlk olarak, Nilüfer Belediyesi tarafından ULUTEK’te kurulan, çiftçilere toprak, bitki ve sulama suyu analizi hizmeti sunan Nilüfer Tarımsal Analiz Laboratuvarı’nda incelemelerde bulunan Başkan Özdemir, laboratuvarın işleyişi hakkında çalışanlardan bilgi aldı. Nilüfer Ziraat Odası iş birliğinde NİLKOOP tarafından işletilen laboratuvarda yapılan analizlerin bilinçli tarım uygulamalarını artırdığını ve topraktan daha fazla verim alınmasını sağladığını belirten Özdemir, bu sayede çiftçilerin üretim giderlerinin de azaldığını vurguladı. Başkan Özdemir, çiftçilere laboratuvardan daha fazla faydalanmaları için de çağrı yaptı.
Başkan Şadi Özdemir, NİLKOOP iş birliği ile ekolojik tarım şartlarında üretim yapılanİrfaniye’deki tarım alanını ziyaret etmesinin ardından Konaklı Eko Çiftlik Projesi’nde gelinen son noktayı inceledi. Fadıllı’daki incir bahçelerini de gezen Özdemir, Fadıllı Muhtarı Nail Gülmez’e bahçelerden alınan yaprak örneklerinin analiz raporu sonuçlarını teslim etti.Bu başarılı örneklerle tarımda ekolojik üretimin yapılabileceğini en güzel şekilde ortaya koyduklarının altını çizen Özdemir, bu tarz uygulamaların artarak devam etmesi temennisinde bulundu.”Çiftçiliğin artmasını, topraklarımızın yeşermesini ve ayağa kalkmasını istiyoruz” diyen Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir sözlerine şöyle devam etti:
” Türkiye’nin kalkınmasının yolu tarımdaki örgütlenmeden geçiyor. Biz her zaman köylerimizde kooperatifleşmeyi destekliyor ve teşvik ediyoruz. Üretim yapan çiftçilerimizin her zaman yanlarında olacak ve onlara destek olmaya devam edeceğiz.”
Başkan Şadi Özdemir saha ziyaretleri kapsamında NİLKOOP tarafından üretilen veya kadın derneklerinden temin edilen ürünlerin işlenerek katkı maddesi ve koruyucu kullanmadan sofralara ulaşmasını sağlayan Hasanağa Gıda Merkezi’ni de ziyaret etti. Şadi Özdemir, son derece hijyenik şartlara sahip olan merkezde, salça, reçel, erişte, tarhana, peynir gibi birçok ürünün gıda mühendislerinin kontrolü altında hazırlandığını söyledi. Özdemir, Nilüfer Bostan satış noktaları yoluyla Nilüferlilerin sağlıklı gıdaya erişimlerini sağladıklarına vurgu yaptı.
Göreve geldikleri günden bu yana tarıma ayrı bir önem verdiklerini belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “Nilüfer’de tarımsal alanlarımızın korunması ve artırılması, çiftçimizin ekolojik yöntemlerle tarım yaparak emeğinin karşılığını almasını istiyoruz. Üretim anlamında çiftçimize her türlü teknik desteği sağlarken; Hasanağa Gıda Merkezi ve Nilüfer Kent Bostanları gibi projelerimizle gıdaların işlenmesi, paketlenmesi ve satışı gibi konularda da çalışmalar yürütüyoruz. Böylece hem üreticimiz kazanıyor hem de vatandaşlarımız sağlıklı gıdaya ulaşabiliyor” dedi. – BURSA
]]>40 yıllık zabıta memuru Algan, Uludağ Üniversitesi Mustafakemalpaşa Meslek Yüksekokulu Tohumculuk Teknolojisi programını 21 öğrenci arasından birincilikle bitirerek 60 yaşında yüksekokul diploması aldı. 30. dönem mezunlarını veren okuldaki iki yıllık eğitimini başarıyla tamamlayan iki çocuk babası Algan, tarımsal tohumluk üretim aşamaları hakkında yeterli niteliğe sahip olarak mezun olduğunu söyledi.
“Kara düzen üretim geride kaldı”
“Tarımda doğru bildiğimiz yanlışları 40 yıl sonra öğrendik” diyen Nedim Algan, kara düzen üretimin geri kaldığını belirterek; “Daha önce kara gürültüye çiftçilik yapıyormuşuz. Fazla tonaj almak uğruna fazla ilaç ve gübre kullanarak aslında insanların sağlığı ile oynuyormuşuz. Sağlıklı üretimin nasıl olması gerektiğini öğrendik” ifadelerini kullandı. Algan, gençlerin mesleki eğitime sahip çıkmalarını önemle vurgularken; “Gençlerimiz derslerine daha fazla katılım sağlasınlar. Bizim yaşımız artık 60 oldu ama bu ülkenin geleceği onlar” diye konuştu.
Mustafakemalpaşa’da yaşayan Zabıta Komiseri Nedim Algan, hayalini kurduğu Bursa Uludağ Üniversitesi Mustafakemalpaşa Meslek Yüksekokulu Tohumculuk Teknolojisi programını başarıyla tamamlayarak 60 yaşında mezuniyet sevinci yaşadı.
Mustafakemalpaşa Meslek Yüksekokulu 2023-2024 Akademik Yılı içerisinde diploma almaya hak kazanan öğrenciler için geniş katılımlı bir mezuniyet töreni düzenledi. Bursa’da Meslek Yüksekokulu bazında ilk bağımsız müdürlük olan kurum, 30. dönem mezunlarını verdi. İşletme Yönetimi, Muhasebe ve Vergi Uygulamaları, Pazarlama, Gıda Teknolojisi, Organik Tarım ile Tohumculuk Teknolojisi programlarında 32 yıldır meslek eğitimi veren Yüksekokul da 100 öğrenci kep atarak mezun oldu.
Yüksekokul birincisi Gıda Teknolojisi programından Buse Şenbayrakdar olurken, 40 yıllık zabıta memuru Nedim Algan da Tohumculuk Teknolojisi programını birincilikle bitirdi.
Mustafakemalpaşa Belediyesi’nde 10 yıldır görev yapan Algan, 60 yaşında diploma heyecanı yaşadı.
Kültür Merkezi’ndeki törende diplomasını ve başarı belgesini alan bölüm birincisi Nedim Algan’ın sevincine ailesi ve mesai arkadaşları da ortak oldu. Evli ve 2 çocuk babası Algan, küçük yaşlardan itibaren ailesi ile birlikte kırsal Tepecik Mahallesi’nde çiftçilikle uğraştığını, kendisinin de domates, biber, mısır, kavun ve karpuz üretimi yaptığını söyledi.
“Tarımda doğru bildiğimiz yanlışları öğrendik”
İki yıllık eğitiminin kendisi için ufuk açıcı olduğunu vurgulayan Algan; “Okula derece ve kademe için gitmiştim ama sonradan anladım ki tarımda birçok uygulamayı yanlışyapıyormuşuz. Kullandığımız ilaçlardan, gübrelerden, ürettiğimiz sebze ve meyvelerdeki kalıntılara kadar tüm yanlışları burada öğrendik. Okulun bana en büyük katkısıda bu oldu.Maddi yönden ve daha da önemlisi insan sağlığı açısındanüretimin nasıl olması gerektiğini,kalıntıların nasıl yok edileceği, nasıl sağlıklı duruma getirileceğini hocalarımızın engin bilgileri sayesinde uygulayarak öğrendik.Daha önce kara gürültüye çiftçilik yapıyormuşuz. Fazla tonaj almak uğruna fazla ilaç ve gübre kullanarak aslında insanların sağlığı ile oynuyormuşuz. Aslıda çok ilaç ve gübre kullanmadan da üretim yapılabiliyormuş” dedi.
Gençlere okula devam etme tavsiyesinde bulunan Nedim Algan; “Üzüldüğüm nokta 21 kişilik sınıfta
4 kişinin derse katılım sağlamasıydı. Gençlerimizden derslere daha fazla özen göstermelerini beklerdim çünkü aslında onların gelip dinlemesi lazımdı. Bizim yaşımız artık 60 oldu ama bu ülkenin geleceği onlar. İki yıllık meslek yüksekokulları ihtiyaç duyulan elemanların yetiştiği okullar. Bunun için çok önemli. Her yerde iş kapısı açık. Gençlere tavsiyem bu okullara sahip çıksınlar. Bu ülkenin geleceği tarımdır. Tarım olmazsa gelecek olmaz” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>TARIM ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen Entegre ve Kontrollü Ürün Yönetimi (EKÜY) Projesi ile üreticiler, ilaç kalıntısı bulunmayan temiz ve kaliteli yaş meyve ve sebze üretiyor. Kalıntısız üretim yapan üreticilerin bahçelerine ise sembolik olarak mavi bayrak asılıyor. İzmir Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Şahin, “Tatilde plajlardaki mavi bayrağı gördüğünüzde belli standartlarının üzerinde temizliğe sahip olduğunu biliyorsanız, sera ve örtü altında yapılan bu bayrak çalışmasıyla da bu alanlarda kontrolü bir üretimin yapıldığını anlıyorsunuz” dedi.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ‘Tarladan sofraya güvenilir gıda’ misyonu doğrultusunda yürütülen Entegre ve Kontrollü Ürün Yönetimi (EKÜY) Projesi ile üreticiler, ilaç kalıntısı bulunmayan temiz ve kaliteli yaş meyve ve sebze üretiyor. Kalıntısız üretim yapan üreticilerin bahçelerine ise sembolik olarak ‘mavi bayrak’ asılıyor. Projenin başladığı 2010-2024 yılları arasında domates, biber, patlıcan, hıyar, şeftali, kiraz, erik, üzüm, mandalina, çilek, incir ve ayvada toplamda 10 bin 3 üreticiyle 186 bin 705 dekar alanda kalıntısız ürün üretildi. 2024 üretim sezonunda ise Türkiye’de 234 bin 64 dekar alanda üretim yapan 8 bin 468 üreticinin, İzmir’de 8 bin 540 dekar alanda üretim yapan 755 üreticinin bahçesine mavi bayrak asıldı.
‘İZMİR’DE BAŞLAYAN PROJE TÜM ÜLKEYE YAYILDI’
EKÜY Projesi bakanlıkta başlamadan, İzmir’de 2008-2009 yıllarında benzer bir projenin uygulanmaya başlandığını belirten İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Şahin, “Sonrasında bu ülke genelinde yayılmaya başladı. Türkiye’nin birçok noktasında özellikle örtü altı üretimi başta olmak üzere birçok üretim dallarında EKÜY Projesi yönetimi çerçevesinde üretimler yapılıyor. İzmir’de 2008 yıllarında başlayan bu proje daha sonrasında Bakanlığın tüm ülkeyi kapsayacak şekilde bir projesi haline geldi. Şu anda İzmir, proje içinde Türkiye’deki en önemli illerden biri. Hıyar, domates ve birçok sebze grubunda devam ediyor” dedi.
‘İZMİR’DE 755 ÜRETİCİ İLE 8 BİN 540 DEKAR ALANDA PROJE UYGULANIYOR’
Projenin İzmir’de 2010 yılında 6 ürün, 218 üreticiyle başladığını aktaran Şahin, 2010-2024 arasındaki geçen süre içerisinde hem üretici sayısı hem de ürün çeşitliğinin arttığını söyledi. Şahin, 2024 yılı üretim sezonunda, İzmir’de 755 üreticiyle 8 bin 540 dekar alanda projenin uygulandığını kaydetti. Üreticilere sertifika ve ürünlerinin ambalajının dışında yapıştırabilecekleri etiketleri verdiklerini aktaran Şahin, “Amacımız üreticiyi korumak. Çünkü üretici olmasa, sıkıntı yaşarız. Ama sadece üretici tarafında değil, tüketicinin rahatlıkla bu ürünlerin ulaşılabilir olması lazım. Ulaşırken de ürünün üzerinde nerede, hangi kimyasalın ne zaman kullanmış olduğunu bilmesi lazım” diye konuştu.
‘MAVİ BAYRAK, TEMİZ VE GÜVENİLİR GIDA ÜRETİMİNİN SEMBOLÜ OLDU’
Bahçelere asılan mavi bayraklarla ilgili konuşan Şahin, “Tıpkı plajlarda olduğu gibi temiz ve güvenilir gıdaya, kontrolü bir üretime sahip olduğunu gösteren bir bayrak. Bunun için üreticilerimiz çok ciddi gayret sarf ediyorlar. Bakanlığımızın tüm mensupları alınan bir numuneden kötü bir sonuç çıkmaması için de denetimlerini yapıyorlar. Bakanlığımızın EKÜY sistemi içerisinde ürünlerin etiketli, takip edilebilir, izlenebilir olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Tatilde plajlardaki mavi bayrağı gördüğünüzde belli standartlarının üzerinde temizliğe sahip olduğunu biliyorsanız, sera ve örtü altında yapılan bu bayrak çalışmasıyla da bu alanlarda kontrolü bir üretimin yapıldığını anlıyorsunuz. Bayrak, doğru kimyasalın doğru zamanda uygulandığı ve kalıntı bırakmaksızın üreticilerimizden tüketicilerimize ulaştığını belirten bir sembol” dedi.
‘ÇOCUKLARIMIZIN GÖNÜL RAHATLIĞIYLA YİYEBİLECEĞİ ÜRÜNÜ YETİŞTİRMEYE GAYRET EDİYORUZ’
Bahçesine mavi bayrak asılan üretici Yusuf Baş (51), “1997-98 yılında örtü altı seracılığa başladım. İyi tarım uygulamasına da yaklaşık 10 senedir devam etmekteyim. İyi tarım uygulamasını yaparken ürettiğimiz alandan çocuklarımızın gönül rahatlığıyla yiyebileceği ürünü yetiştirmeye gayret ediyoruz. Halkımızın kalıntısız, sağlığı için uygun şeyler yemesi için gayret ediyoruz. Ruhsatsız ilaç, hormon kullanmıyoruz. Mevsiminde üretim yapıyoruz. 15 dekar kapalı alanda üretim yapıyorum. Burada üretim yapanların çoğu bilinçli. Bayilerdeki ruhsatlı ilaçları, gübreleri kullanıyorlar. Sayımızın daha çok artmasını, halkımıza sağlığı için ne uygunsa onları kullanmasını tavsiye ederim” diye konuştu.
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, dev yatırıma ilişkin imzalar Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile BYD Yönetim Kurulu Başkanı Wang Chuanfu tarafından atıldı.

1 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM
Anlaşma çerçevesinde, BYD’nin Türkiye’de yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırımla yıllık 150 bin araç kapasiteli elektrikli ve şarj edilebilir hibrit otomobil üretim tesisi ile sürdürülebilir mobilite teknolojilerine yönelik AR-GE merkezi kurması öngörülüyor. 2026 sonunda üretime başlaması hedeflenen tesiste, 5 bin kişiye kadar doğrudan istihdam sağlanması planlanıyor. Elektrikli araç satışlarında yılda yaklaşık 3 milyon otomobil üretimiyle zirvede yer alan BYD’nin, Türkiye’nin gelişen teknoloji ekosistemi, güçlü tedarikçi tabanı, olağanüstü konumu ve nitelikli iş gücü gibi sahip olduğu eşsiz avantajlarla yeni üretim tesisine yaptığı yatırımın, markanın yerel üretim yeteneklerini ve lojistik verimliliğini artırması bekleniyor. Bölgede yeni enerji araçlarına yönelik artan taleple birlikte Avrupa’daki tüketicilere de ulaşılması hedefleniyor.
“BU YATIRIM, OTOMOTİV SEKTÖRÜMÜZE GÜÇ KATACAK”
Açıklamada, görüşlerine yer verilen Bakan Kacır, anlaşmadan duyulan memnuniyeti dile getirdi. Kacır, “Elektrikli araç ve batarya teknolojilerinde lider küresel marka BYD’nin ülkemize yatırım kararı almasından memnuniyet duyuyoruz. Bu yatırım kararı, aralık ayında Çin’e yaptığımız ve BYD’nin 110 bin mühendisiyle günde 32 patent ürettiğine bizzat tanık olduğumuz ziyaretten bu yana uzun süredir devam eden görüşme ve istişarelerin ürünüdür. Yeni teknolojileri ve AR-GE’yi Türkiye’ye getirme çabalarımız, ülkemizin yalnızca uluslararası yatırımlar için bir merkez değil, aynı zamanda bir inovasyon ve ileri yeşil teknoloji merkezi olma potansiyelini de vurgulamaktadır. Yeni nesil araçların yüksek yerli katma değerle üretimine yönelik bu yatırım, otomotiv sektörümüze güç katacak.” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE, OTOMOTİV SEKTÖRÜNDE DÖNÜŞÜMÜN LİDER ÜLKESİ OLACAK”
Avrupa’nın en büyük üçüncü otomobil üreticisi olan Türkiye’de, 35 milyar doların üzerinde yıllık tutarla ihracatın lider sektörü olan otomotiv sektöründe yeni nesil ve çevre dostu elektrikli araçlara yönelik dönüşümü öncelikli hedef olarak gördüklerini vurgulayan Kacır, şöyle devam etti: “Bu kapsamda milli markamız Togg, ülkemiz için öncü bir adım olmuştur. Ülkemizde üretim yapmakta olan diğer markaların da elektrikli araçlara yönelik yatırımları Bakanlığımızca desteklenmektedir. Elektrikli araçların yaygınlaşmasını destekleyici önemli unsurlardan biri olan şarj istasyonlarının tüm şehirlerimizde hızla yaygınlaşmasını sağladık. Türkiye, yeni yatırımlarla otomotiv sektöründe dönüşümün lider ülkesi olacak.”
“TÜRKİYE’YE GÜVENEN VE YATIRIM YAPANLAR KAZANMAYA DEVAM EDECEK”
Kacır, Türk otomotiv sanayisi için tarihi bir güne şahitlik ettiklerine dikkati çekerek, otomotiv sektöründe 8’i küresel marka olmak üzere 13 markanın üretim yaptığını bildirdi. 2002’de yaklaşık 300 bin olan araç üretiminin geçen yıl 1 milyon 400 bini aştığı bilgisini veren Kacır, şunları kaydetti: “Mevcut üreticilerimizin kapasite artışlarını her daim destekledik. Bunun yanında, ülkemize yeni marka yatırımları çekmek için de gayretlerimizi artırdık. BYD’nin yatırım kararı, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde sürdürdüğümüz yatırımcı dostu politikaların ve yatırımlara sunduğumuz desteklerin sonucudur. Türkiye, yatırımcılar için Gümrük Birliği yoluyla Avrupa pazarına ve 23 ülkeyle imzalamış olduğu serbest ticaret anlaşmalarıyla pek çok ihracat pazarına erişim kapısıdır. Türkiye’ye güvenen ve yatırım yapanlar kazanmaya devam edecektir.”

YATIRIM SİNYALİ 1 YIL ÖNCE VERİLDİ
Bakan Kacır, milyar dolarlık yatırımın sinyalini yaklaşık bir yıl önce vermişti. Kacır, 27 Temmuz 2023’te katıldığı bir yayında, “Bu ülkeye değer katacak her markaya veya firmaya Türkiye’nin kapısı açıktır. Türkiye’de üretim yapmayı arzu eden Avrupa markaları da var, Uzak Asya markaları da var. Onlarla yoğun şekilde görüşüyoruz. İnşallah hem o Manisa’daki araziyi bir yatırımla buluşturmak hem de başka yatırımları ülkemize çekmek için çaba gösteriyoruz. Önümüzdeki dönemde Türkiye’ye yeni küresel yatırımlar kazandıracağız.” ifadelerini kullanmıştı.
Aralık 2023’te Çin’de üretim yapan firmaları ziyaret eden Kacır, görüşmelerinin yatırıma dönüşeceğinin ipucunu vererek, şu değerlendirmeyi yapmıştı: “2022 yılında dünyada 23 milyon elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araç satışı gerçekleşti. Bunun yüzde 60’ı yani 14 milyondan fazlası Çin’de gerçekleşti. Bu Çin’deki otomotiv firmalarının özellikle yenilikçi teknolojiler alanında dünyanın önüne geçmesine imkan tanıdı. Böylelikle çok sayıda Çin firması sadece Çin pazarına değil, artık küresel pazarlara da geliştirdikleri ürettikleri elektrikli araçları ihraç edebilir hale geldi. Önümüzdeki dönemde muhtemel ki pek çok ülkede otomobil pazarında yeni oyuncuların ortaya çıktığına şahitlik edeceğiz.”
]]>Uzun yıllar TEMA Vakfı’nda da gönüllü olarak görev alan Güner Açıksöz (74), 2000 yılında İznik ilçesine bağlı Candarlı Mahallesi’nde arazisi bulunan bir arkadaşının daveti üzerine bölgeye geldi.
Emekli olduktan sonra İznik’e yerleşen Açıksöz, TEMA Vakfı’ndaki öğrendiği bilgilerle ve tecrübesiyle ekilebilecek ürünleri araştırıp bölgeye en uygun bitkinin yaban mersini olduğunu öğrendi.
Yüksek inşaat mühendisi oğlu ve akademisyen kızının da desteğini alan kadın girişimci, yaklaşık 15 yıl önce bölgeden arazi satın alarak yaban mersini fidanlarını toprakla buluşturdu.
Bölgedeki 59 dönümde 16 bin fidanla organik üretim yapan Açıksöz, yetiştirdiği yaban mersinini ülke genelindeki zincir marketlere gönderiyor.
Açıksöz ayrıca yıllar önce Candarlı’yı yaban mersiniyle tanıştırarak, bölgedeki çok sayıda kişinin de yıllarca boş kalan arazilerinde bu meyveyi yetiştirerek kazanç sağlamasına vesile oldu.
“Sertifikalı üretim yapıyoruz”
Açıksöz, AA muhabirine, hayatını toprağın ve doğanın korunmasına adayan TEMA Vakfı Kurucusu ve Onursal Başkanı Hayrettin Karaca’nın “Doğaya bak, o sana her şeyi anlatır, ne yapacağını, ne dikeceğini” sözünden ilhamla bölgede tarıma başladıklarını söyledi.
İlk başlarda İznik’e yerleşmeyi düşünmediklerini belirten Açıksöz, “Aslında yerleşme kararı almamıştık. Öyle bir niyetimiz yoktu ama tarım sizin o işin içinde olmanızı gerektiriyor. Yani siz uzaktan uzağa tarım yapamıyorsunuz. Hafta sonu geliyorduk. Hafta içi İstanbul’a gidiyorduk ama geldiğimizde bir şeylerin ters gittiğini gördük. Ters gidince dedik bu böyle olmuyor. Burada kaldık.” diye konuştu.
Açıksöz, organik tarıma ilişkin sertifikalar aldıklarını dile getirerek, şunları kaydetti:
“Şu anda sertifikalı üretim yapıyoruz. Nasıl bir insanın pasaportu var, nüfus cüzdanı var ona baktığınızda adını, soyadını, bilgilerini öğreniyorsunuz. Benim ürünüm de öyle. Piyasada ‘Benimki de doğal. Benimki de organik’ diyenlere insanlar kanmasınlar, onun sertifikasını sorsunlar. Her satıcı eğer organik tarım sertifikalı ürün satıyorsa organik sertifikayı tüketiciye göstermek zorunda. Bu bölgeye tesadüflerle geldik, çilekle başladık. Ben de dahil yaban mersinini burada hiç kimse bilmiyordu. Daha sonra Atatürk Araştırma Enstitüsünden aldığımız bilgilerle bu bölgede yeni bir üretim modeli geliştirdik.
“Artık markamız oluştu, bu konuda da çok mutluyum”
Bahçe bakım işleri ve hasatta işçi çalıştıran Açıksöz, şu an 59 dönüm arazide 16 bin fidanla üretim yaptıklarını dile getirerek, “Bizden sonra burada 100 bin fidanla kurulmuş bahçeler var. Bu, inanılmaz güzel bir şey.” dedi.
Organik tarımla ürün yetiştirmenin zorluklarının olduğunu anlatan Açıksöz, “Bizim sattığımız yerler de belli. Artık markamız oluştu, bu konuda da çok mutluyum. Yurt dışına gittiğinizde herkesin bir markası var. Bir çiftliğe gidiyorsunuz, 500 yıllık çiftlik. Büyük dededen toruna ondan ona kalmış. İnşallah bizde de bu çiftlikler bu şekilde sürdürülür. Kurumsal firmalar markamızı biliyor. Ürün Türkiye’de mayısta başlıyor. Bizim ürünümüzün çıkmasını bekleyenler var.” dedi.
]]>AGRESİF BÜYÜMEYİ YENİ BİR SEVİYEYE TAŞIDILAR
Şirketin Türkiye temsilcisi ATMO Group’tan yapılan açıklamaya göre, SWM Motor, 2023 yılı sonunda giriş yaptığı Türkiye pazarını, global büyüme stratejisinin merkezlerinden biri olarak belirledi. Şirket, bu kapsamda Türkiye’de üretim yapmak için başvuruda bulundu. ATMO Group, üretim girişimiyle agresif büyümesini yeni bir seviyeye taşıdı.
HER GEÇEN GÜN ÜRÜN GAMINI GENİŞLETİYORLAR
SWM Motor, kısa süre önce giriş yaptığı Türkiye pazarında G01, G01F, G03F ve elektrikli hafif ticari X30L EV modelleriyle Türk tüketicisinin karşısına çıktı. SWM Motor Türkiye, haziran ayı itibarıyla G05 isimli yeni D-SUV modeliyle ürün gamını genişletti.

“YILDA 50 BİNDEN FAZLA ARAÇ ÜRETECEĞİZ”
Açıklamada, konuya ilişkin görüşleri yer alan ATMO Group Üst Yöneticisi (CEO) Anton Chernov, markaya Türkiye’de ilginin yoğun olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı; “ATMO Group olarak Türkiye’de yatırım yapmaya ve daha fazla proje geliştirmeye ilgi duyuyoruz. Türkiye’deki çalışan sayımız geçen yıla göre iki katına çıktı. Gelirimiz her yıl artıyor ve gelişim için uzun vadeli bir planımız var. Şu anda yıllık 50 binden fazla araç üretim kapasitesine sahip bir üretim tesisi üzerinde çalışıyoruz. Üretim tesisi, Türkiye pazarının ihtiyaçlarını karşılayacak ve aynı zamanda Balkan ülkeleri ve AB bölgesindeki diğer pazarlara da ihracata odaklanacak. Türkiye’de üretim için aylar öncesinden Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile görüşmelere başladık. Ayrıca Ticaret Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile görüşmelerimiz devam ediyor. Yeni projelerimiz için güçlü yerel ortaklarla aktif olarak iletişim halindeyiz. Ancak yatırım projesi hakkındaki nihai karar, devletten sağlanan destek tedbirlerine bağlı olacaktır.”
TİCARİ ARAÇLAR DA ÜRETECEKLER
Chernov, Türkiye’de modern hibrit ve elektrikli araçların yanı sıra bir dizi ticari aracın üretimini gerçekleştirmeyi planladıklarını kaydederek, “Tüm detayları netleştirmek için aktif olarak çalışıyoruz ve bu konuda devletin desteğini ve aktif yardımını umuyoruz” açıklamasında bulundu.

“TÜRKİYE İŞ GELİŞTİRME AÇISINDAN YÜKSEK POTANSİYELE SAHİP”
SWM Türkiye Ticari Direktörü Burak Azmanoğlu da Türkiye’de markaya yoğun ilgi olduğunu vurgulayarak, şu bilgileri paylaştı; “Son dönemdeki yasal düzenlemelerdeki değişikliklerle birlikte mevcut iş modelimizi, yerel üretim seçeneklerini de içerecek şekilde gözden geçirmeye başladık. Türkiye, uzun vadeli iş geliştirme açısından yüksek potansiyele sahip bir bölge. Profesyonel ve güçlü bir bayi ağı kurduk ve yeni ortaklar katılmaya devam ediyor. Satış sonrası hizmetler ve yedek parça tedarikinde genişleyen bayi ağımızla müşterilerimizi destekliyoruz. Türkiye genelinde ilk parti gelen araçlarımız yollarda. İlk müşterilerin yorumları çok olumlu oldu ve Türkiye’de markanın imajı için çok şey yaptık. Amacımız, Türk müşterilere yüksek kaliteli SUV modellerini uygun fiyatlarla sunmaya devam etmek ve istediğimiz konuma gelene kadar Türkiye’deki operasyonlarımızın gelişimine yatırım yapmaya devam edeceğiz.”
]]>AKDENİZ Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Coşkun Usta, ilaçlı tedaviye ek olarak hekimler tarafından önerilen takviye gıdalara ilginin 20 yılda yüzde 3’ten 30’lara çıkmasının merdiven altı üreticilerin ilgisini çektiğini söyledi. Ruhsatsız ürünlerin öldürücü olabileceğini aktaran Prof. Dr. Usta, “Ciddi suistimal var. Zararlı, toksik olanlar var. Besinden ölenler var” dedi.
AÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Coşkun Usta, Türkiye genelinde binlerce gıda takviyesinin ilaç gibi her yaştan vatandaş tarafından kullanıldığına, takviye gıdalara ilginin her geçen gün arttığına dikkati çekti. Özellikle sporcuların, ileri yaştaki vatandaşların ve vegan beslenenlerin çoğunlukla tercih ettiğine vurgu yapan Prof. Dr. Usta, gıda takviyelerinin ilaç olmadığını, hekimlerin tedavinin bir parçası olarak ek gıda takviyesi önermesi nedeniyle ilaçmış gibi algılandığını söyledi.
‘İLAÇ PROSEDÜRÜNÜN YANINDAN BİLE GEÇMİYOR’
Takviye gıdaların, ilaçlar gibi birtakım aşamalardan geçmediğini, toksik durumlarının bilinmediğini belirten Prof. Dr. Usta, “B12 vitaminini satın alır, ambalajlayıp, satarlar. Bu molekülün vücut tarafından emilip, emilmediğini bile test etmiyorsunuz. Dolayısıyla hiçbir ilacın uğradığı prosedürün yanından bile geçmiyor. Gerekli midir? Elbette. Sağlıklıyken bile almanız gerekir. Çocukluk, yaşlılık, hamilelik durumlarında kullanmanız gerekebilir” dedi.
20 YILDA YÜZDE 3’TEN YÜZDE 30’A ÇIKTI
20 yıl önce takviye gıdaların kullanımının daha az olduğunu, yıllar geçtikçe hem ilginin hem de üretimin arttığını belirten Prof. Dr. Coşkun Usta, “Bu oran, şu anda yüzde 30’u geçti. Hastalara son 3 ayda takviye gıda kullanıp, kullanmadıklarını sorduğumuzda yüzde 80’i ‘evet’ diyor. Bu pazar o kadar genişledi ki kötüye kullanım da doğal olarak arttı. Yüzde 3’lerdeyken kimse merdiven altı üretim düşünmüyordu. Pazarı yoktu. Artan pazarla birlikte suistimaller, artan kontrolsüz üretimler, bilinçsiz tüketimler, pazardan pay almak isteyenler oluyor” diye konuştu.
MERDİVEN ALTI ÜRETİM ÖLDÜREBİLİR
Tarım ve Orman Bakanlığı ya da Sağlık Bakanlığı’ndan onay alarak üretim yapıldığını belirten Prof. Dr. Coşkun Usta, takviye gıda alırken moleküler olarak toksik (zehirli) moleküllerin de merdiven altı üretim nedeniyle vücuda alındığından söz etti. Merdiven altı üretimin çok yaygınlaştığını, bu konunun en detaylı şekilde incelenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Usta, ABD’de yapılan bir denetime dikkati çekti. Denetimde yüzlerce firmanın kapatıldığını, tüm kriterleri taşıyan yalnızca 4 firma kaldığını anlatan Prof. Dr. Usta, şöyle konuştu:
“Siz B12 kullandığınızı sanırsınız ama yanında yardımcı maddeler de vardır. aldığınız molekülün içerisinde ihtiyaç duyduğunuz madde değil; başka maddeler de vardır. Burada da ciddi suistimal var. Zararlı olan, toksik olanlar var. Besinden ölenler var. Gıda takviyesini düşünün. Yanlış üretildiğinde düşünebiliyor musunuz? Mikroplarla aynı yerde üretildiğini, başka bir toksik maddeyle teması olabilir. Nereden satın aldınız bu maddeyi? Hangi koşullarda sakladınız? Nasıl ürettiniz? Bunu direkt olarak vücudumuza alıyoruz. Toksik etki yapar.”
ABD’DE 4 MİLYAR DOLARLIK PAZAR
Tüm Eczacı İşverenler Sendikası, dünya genelinde en geniş pazara sahip ABD’de, takviye gıda pazarının 4 milyar doları bulduğunu, İtalya’da 2,5 milyar dolara ulaştığını açıkladı. Türkiye’de de kullanımı oldukça yaygın olan Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından onaylı yaklaşık 12 bin gıda takviyesi adı altında bitkisel ilaç, vitaminlerin bulunduğuna dikkati çeken sendika, ürünlerin bitkisel olarak düşünüldüğünü ancak içerisinde kimyasal maddelerin bulunması nedeniyle zararının olabileceğine dikkati çekti.
‘KONTROL TARIM ORMAN BAKANLIĞI DEĞİL, SAĞLIK BAKANLIĞI’NDA OLMALI’
Tüm Eczacı İşverenler Sendikası Genel Başkanı Nurten Saydan, bu türden takviye gıdaların her yerde satılabildiğine işaret etti. Saydan, “Marketlerde, akaryakıt istasyonlarında çarpıcı reklamlarla vatandaşla paylaşılıyor. Bu gıdaların içerisinde kimyasal madde vardır. Pandemi sürecinde bu ürünlere talep 3 kat artmıştı. Eczacılarımız tarafından bu türden gıdalar daha bilinçli tavsiye ediliyor. Oldukça büyük bir piyasa var. 12 bin gıda takviyesi, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan lisans almıştır. Bunların ruhsatlarının ve kontrolünün yapılacağı yer, Sağlık Bakanlığı olmalıdır” diye konuştu.
]]>Bursa’nın kırsal Keles ilçesinde 900 rakımda sera kuran çiftçi Mehmet Sakarya, bölgenin iklim nedenleriyle tarıma uygun olmamasına rağmen süs bitkileri yetiştiriyor. Deniz seviyelerine göre 5 kat daha fazla verim aldığını söyleyen Sakarya, Uludağ’dan eriyen kar sularını kullanarak 1 dönüm alana 1 kilogram gübre ile sulama yapılabildiğini, seraların merkezi Yalova’da bile en az 5 kilogram gübre kullanıldığını aktardı. Yakın bölgede başka süs bitkisi üretilmediğinden toprakta hastalık olmadığını kaydeden Sakarya ayrıca, bölgeden çıkan ürünlerin daha uzun ömürlü olduğunu ifade etti.
“Kamu bizi desteklerse daha ileriye gideriz”
Üretim konusunda sorun yaşamadıklarını fakat pazarlama konusunda daha çok desteğe ihtiyaç duyduklarını söyleyen Mehmet Sakarya, “Toplamda 15 dönümde çalışıyoruz. Şu an yazlık begonya gibi yazlık bitkilerde çalışıyoruz. Nasip olursa Eylül ayında kışlık bitkilerde başlayacağız. İklimsel olarak dezavantajlı bir bölgede yaşıyoruz. Rakımın yüksek olduğu bir bölge. Bu bölgede bir değişiklik yapmak gerekiyordu. Bizim şartlarımızda açık alanda üretim yapmak biraz zor. İnsanlar bu sene fasulye ve patatesi kırağıdan dolayı ikinciyi ektiler. 6-10 Mayıs arası bir don yaşandı. Dolayısıyla örtü altı üreticiliğine geçmemiz gerekiyordu. Ufak ufak denemelerle başladık. Bu yıl bizim üretimde 7 yılımız. Üretim yapıyoruz. Ürettiklerimizle kamunun ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz. Bu işte üretmekten daha önemlisi ürünü iyi pazarlayabilmek. Üretimde iyi bir ivme yakaladığımızı düşünüyorum. Mevsimlik üretimimizi 3 milyona çıkardık. Kamudan desteğimizi aldık. Şimdiye kadar bizi desteklediler. Biz dağın başında olduğumuz için yoldan geçen kişiye ürün satma şansımız yok. Bizim müşterimiz kamu. Kamu bizi desteklerse daha ileriye gideriz. Biz yaz döneminde kadın işçilere 450 lira yevmiye ödedik. Biz burada köyde boş olan bütün insanlara iş imkanı sağladık. 1 yıl içinde bin kişiye iş imkanı sağladık” dedi.
“Bu yıl 3 milyon adet üretimimiz gerçekleşti”
Sezonda 3 milyon adet üretim yaptıklarını ve desteklenmeleri durumunda daha da büyüyebileceklerini belirten Sakarya, “Üretici olarak 14 tane üyemiz var. Hedefimiz üreticiyi arttırmak. Üreticiyi çoğaltabilmemiz için kamunun da bize destek olması lazım. Biz burada çiçek üretiyoruz. Sebze üretimine ve topraksız tarıma da başladık. Biz bölge olarak örtü altı üreticiliğine geçmemiz gerekiyor. Kamu bize destek verirse gelişmememiz için hiçbir sebep yok. Süs bitkisi üretiminde su çok önemli bir etken. Bizim en büyük avantajımız su. Bir kilo gübreyle 1 dönüm yer suluyoruz. Yalova’da 5 kilo gübreyle 1 dönüm yer suluyorlar. Dezavantajlarımız olduğu kadar avantajlarımız da var. Bulunduğumuz konum mevsimlik bitki üretimi için çok güzel. Bu avantajı fark ettik. Yalova’dan İstanbul’dan tecrübeli insanlar da geldi. Buranın süs bitkisi üretimi için güzel bir bölge olduğunu söylediler. Bizim burada yaşadığımız en büyük zorluk pazarlama. Üretim kısmı çok kolay pazarlama için aynı şeyleri söyleyemem. Bu seneki üretimiz 3 milyon adet. Bu rakamı 1 milyona kadar düşürdük. Kamu kuruluşları ürün alımında bize destek oldular” ifadelerini kullandı.
“Fiyat nedeniyle müşteriler Bursa’yı tercih ediyor”
Diğer bölgelere göre maliyetlerin düşük olması sebebiyle daha verimli çalıştıklarını aktaran Sakarya, “Bu işe başlarken İzmir Büyükşehir Belediyesini örnek aldık. İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde 5 tane kooperatifi idare ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de aynı şekilde 18 yıl boyunca kırsal bölgelerde kooperatifler kurmuşlar. Bizde bu modelleri örnek alarak bu işe giriştik. Ufak tefek aksamalar olsa da işlerimiz iyi gidiyor. Bu işin ana merkezi Yalova’dır. Biz burada aile işçiliği yaptığımız için bizim maliyetimiz oraya göre biraz daha düşük. Müşteriler bizim piyasamızın Yalova ve Bursa merkeze göre biraz daha düşük olduğu için bizi tercih ediyorlar” dedi. – BURSA
]]>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, birtakım ziyaret ve açılış için geldiği Bilecik’te İl Genel Meclis Salonu’nda tarım sektöründe faaliyet gösteren işletmeler ve yatırımcılar ile buluştu. Bakan Yumaklı yaptığı açıklamada, “Bizler Türkiye’nin dört bir tarafında en geniş teşkilata sahip bakanlıklardan bir tanesiyiz. Bizler gittiğimiz illerde, Türkiye’nin üretiminin ve üreticinin yüzyılı olma vizyonunu ortaya koyduğumuz bir dönemde bunları birlikte gerçekleştirdiğimiz sektör paydaşlarımızla mutlaka bir araya geliyoruz. Dünyaya hükmeden bir imparatorluğun filizlendiği Bilecik’ten tekrar saha programlarımıza başlamış olduk. Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz büyük, çünkü biz iddiası olan bir ülkeyiz. Üretim ve üreticinin yüzyılı olması vizyonuyla çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye’nin ikinci yüzyılına dair ortaya koyduğu vizyona biz de Tarım ve Orman Bakanlığı olarak kendi sorumluluklarımız ve görev alanlarımız itibariyle katkıda bulunmak durumundayız. Ülkenin dört bir tarafını il il, ilçe ilçe geziyoruz. Üreticilerimizle bir araya geliyoruz. Kimi zaman bir salonda oluyor kimi zaman herhangi bir sivil toplum kuruluşu bize burada yapalım dediği bir alanda oluyor mutlaka bir araya geliyoruz. Bizler çok geniş bir teşkilatın mensupları olarak sahadan aldığımız bütün bilgileri değerlendirme kabiliyetine sahibiz ” dedi.
“Gıda milliyetçiliği diye bir kavram ortaya çıktı”
Bakan Yumaklı açıklamasının devamında, “Bakanlığımızın çok önem ve altını çizdiği bir husus var. O da gıda arz güvenliğidir. Ülkeler artık kendi pozisyonlarını gıdalarını güvence altına almak üzerine kurup bir strateji üzerinden yürütmeye başladılar. Belki duydunuz, gıda milliyetçiliği diye bir kavram ortaya çıktı. Önce kendisini düşünen, ihtiyaçlarının tamamını bir şekilde garanti altına alacak politikalarla devam ediyor. Bu sadece gıda tarafında bu şekilde ama bununla da yetinilmiyor. Çünkü tarımsal üretim aynı zamanda sanayinin de ham maddesini veren istihdama katkıda bulunan çok geniş bir alan. Neden ülkeler bu derece katı bir şekilde gıda arz güvenliklerine temin etmeye teşkil etmeye çalışıyorlar? Çünkü iklim değişikliği denen kavram başta olmak üzere; göçler, konjonktürel değişiklikler, ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar bu dönemde artık bizim hayatımızın tam da göbeğine giren değişiklikler oldu” dedi.
“Son 22 yılda Bilecik’te de tarım ve orman alanında çok ciddi bir altyapı oluşturulmuş durumda”
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Bilecik’te bugün bir ayda yağacak yağmurun birkaç saatte yağması ile çok yoğun taşkınlar tarım alanları gördüğü zararlarla uğraştığını, ülkenin başka bir tarafında orman yangınları başta olmak üzere çok farklı konularla yüz yüze kaldığını söyledi. Yumaklı, “Biz yaptığımız her işte yeni normalde dediğimiz bizi etkileyecek hususlara bundan sonra gözetmek durumundayız. Çünkü başta tarım sektörü olmak üzere sektörler bundan çok hızlı ve çabuk etkilenir durumdalar. Biz de burada illerin tek tek özelliklerine göre onların altyapılarını güçlendirmek üzere yatırımlarımızı bunlara göre planlıyoruz. Son 22 yılda Bilecik’te de tarım ve orman alanında çok ciddi bir altyapı oluşturulmuş durumda. Yeterli mi? Hiçbir şey yeterli olmaz. Çünkü sürekli gelişen, değişen, büyüyen bir ülkeyiz. İhtiyaçlarımız farklılaşıyor, ulaşmak istediğimiz hedefler farklılaşıyor. Bugünün fiyatlarıyla 10.2 Milyar TL Bilecik’teki tarım orman altyapısı için yapılan yatırımın bedelidir. Su alanında 6.6 milyar TL bunun su alanıyla alakalı sulama tesisleri var 80’in üzerindedir. Kırsal kalkınma yatırımları var. Özellikle yüzde 57’si orman olan bu şehrin ormanla ilgili altyapısı ve bundan elde edeceği kazançlar var. 4 tarımsal ovası var. Tüm bunları yaparken yine en başta söylediklerime referans vereceğim, gıda arz güvenliğimizi teminat altına almak bizim temel hedefimiz” ifadelerine yer verdi.
“Sektör paydaşları ile omuz omuza yapmadığınız hiçbir şey başarılı olma şansı yok”
Bakan Yumaklı açıklamasının devamında, “2023 yılında tarım kanununda yapmış olduğumuz değişikliklerle hatta devrim niteliğinde bu hususları ortaya koyduk. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kaydolunamamasından tutun da sözleşmeli üretimin problemlerinin çözülerek bunun daha aktif hale getirilmesi üretim planlaması hususları artık bundan sonra bizim en çok konuşacağımız hususlar. Dünyada tarımsal üretim açısından büyükler olarak kabul edilen üretim hacimleri itibariyle büyük ülkelerin gündemi diye baktığımızda bizim gündemimizden hiçbir farkı yok. Dolayısıyla onlar da sürdürülebilir bir üretim istiyorlar. Onlar da sularını yönetmek istiyorlar, topraklarını korumak istiyorlar. Onlar da her halükarda tarımsal sanayiyi geliştirmek istiyorlar. Bizlerle onların gündemleri arasında bir fark yok. Bizleri ayıracak tek husus 2023’ten bu yana gelen ve artık bizim gündemimizde üst sıralarda olan hususları ne kadar yapıp ne kadar yapamayacağımızla alakalı. Bakanlık olarak, siz çok iyi kanunlar, yönetmelikler çıkartabilirsiniz. Ama bu tek başına hiçbir zaman yetmez. Sektör paydaşları ile omuz omuza yapmadığınız hiçbir şey başarılı olma şansı yok. Ben buna her zaman için inanan birisiyim. Dolayısıyla bu zamana kadar yapmış olduğumuz ve bundan sonra da yapacağımız bütün değişikliklerin yeniliklerin mutlaka ve mutlaka sektör paydaşlarıyla birlikte olmasına özen gösteriyoruz” dedi.
“Hayvan hastalıkları ile mücadele konusu ıslah konusu ve diğer konular bunun en önemli maddeleridir”
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, geçtiğimiz hafta Türkiye’deki 9 ürün konseyi ile Mersin’de bir toplantı yaptıklarını anlatarak, “Bunların arasında hububat, çay, fındık vardı. Aklınıza gelebilecek Türkiye için önemli olan ürünlerin konseyleri buradaydı. En son 2001 yılında yapılmış olan tarım sayımıyla biz inşallah bunu programa aldık. 2026 yılı içerisinde tamamlayacağız. Yine hayvancılık yol haritası açıkladık. Özellikle bu da ülkemizde tartışma konusudur. Ama bütün onlara kulağınızı tıkayarak sektördeki bütün arkadaşlarımızla birlikte bundan sonra Türkiye’de kendimiz üretimimizi nasıl daha sürdürülebilir nasıl daha verimli nasıl daha kaliteli kayıtlı bir şekilde ve tekraren sektöre yatırım yapılır şekilde olabilecek bunların üzerinde çalışıyoruz. Bundan sonraki 5 yılda uygulayacağımız hayvancılık yol haritamızı da açıklamış olduk. Çok kritik iki konuyu söyleyeyim. Hayvan hastalıkları ile mücadele konusu ıslah konusu ve diğer konular bunun en önemli maddeleridir. Kadınların ve gençlerin daha pozitif ayrımcılığı olacak bir destekleme modelini de şu ana kadar mevcut modelin dışına çıkarmış olduk. Yani bunları ayrıştırdık. Artık eskisi gibi sizin bakanlık olarak vermiş olduğunuz destekler çok fazla biz bazen bunları yönetmek de zorluk çekiyoruz. Anlamakta zorluk çekiyoruz diye üreticilerimizin bizzat kendilerinden gelen hususu biz bundan sonra üretim planlamasına yönlendirecek şekilde söylediğim ana unsurları içerisine barındıracak şekilde İnşallah uygulamış olacağız. Bunları uygularken bu üretimin içerisinde yer alacak olan gençlerin ve kadınların bunlardan fazla faydalanacağına söylemek istiyorum. Bilecik gibi büyük metropollere son derece yakın bir şehrin de bu anlamda ciddi bir avantajı olduğunu buradan söylemek istiyorum” ifadelerine yer verdi.
“Gıda güvenilirliği konuda da farklı uygulamalar geliştirdik”
Bakan Yumaklı son olarak, “IPARD programları vardı. Bunu 81 ile yaygınlaştırdık. Eminim Bilecik’te burada yatırımlarla alakalı çok iyi projeler çıkaracak. Ama peşinen söyleyeyim burada projeler yarışacak. İllerin arasında projeler yarışacak. Sadece proje yapmış olmak için değil, biraz önce söylediğim ana unsurları içinde barındıran projelere biz öncelik vermiş olacağız. Biz genelde bazı şeylerde mesafeliyiz. Bunlardan bir tanesi de tarımsal sigortalar. Biraz bunu gereksiz gibi görüyoruz açıkçası. Önümüzdeki dönemde benim bütün ekip arkadaşlarımın sizlerle en çok konuşacağı konulardan bir tanesi de bu olacak. 1 aylık yağmurun birkaç saat içerisinde hatta belli bir yere yağması söz konusu. Bizlerin hiç tahmin etmediğimiz hasarları yaşaması ve neredeyse bir sene beklediğimiz ürünün o alın terimizin birkaç saat içerisinde yok olması söz konusu. Bunları engelleyecek tek şey tarımsal sigortalardır. Bu konuda da özellikle sizler ileri gelenlersiniz. Bulunduğunuz yerlerde mutlaka ama mutlaka diğer üreticilerimizi de bu konuda cesaretlendirmenizi özellikle istirham ediyorum. Bizim bakanlığımız birçok disiplinle çalışıyor. Gıda güvenilirliği konuda da farklı uygulamalar geliştirdik. Uygulamalarımızı da her geçen gün vatandaşımızın uygulaması için ya da beğenisi için sunuyoruz. Bunlardan bir tanesi de özellikle bizim denetimlerimizin yapıldığı işletmelerin karekod yöntemi ile sizlerin kullanmış olduğu mobil telefonlarınızdan anlaşılabilmesi yani herhangi bir gıda satan üreten bir yeri gittiğinizde oradaki karekodu okutarak siz bu işletmenin ne zaman denetlendiği ile alakalı bütün bilgileri orada görebileceksiniz. Burada biz hiçbir zorlama yapmıyoruz. Neden zorlama yapmıyoruz? Çünkü eğer kendisine güvenen işletmeler varsa bu karekodu kullanarak o tüketicilere kendilerini anlatmalarını istiyoruz” dedi. – BİLECİK
]]>Yerli üretime, atalık tohumlara ve coğrafi işaretli ürünlere sahip çıkmak amacıyla 2021’de kurulan Alfa Arge Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi, 15 kadınla faaliyetlerini sürdürüyor.
Uzak Doğu mutfağında yaygın olarak kullanılan siyah sarımsak üretimi yaparak işe başlayan kadınlar, bu ürünün tüketimini yurt içi ve dışında artırmayı amaçlıyor.
Kooperatif Başkanı Ebru Akad, AA muhabirine, katma değeri yüksek bir ürünle tüketiciye ulaşmayı hedeflediklerini belirterek, ” Türkiye’nin tarımsal üretiminde bir sorun yok. Ancak üretimin pazarlanmasında bir sıkıntı olduğunu düşünerek, farklı ve işlenmiş bir ürünle pazara girelim istedik. Bu nedenle siyah sarımsak üretimine başladık. Siyah sarımsak, Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescili bulunan Taşköprü sarımsağının özel yöntemlerden geçirilmesiyle elde ediliyor.” dedi.
“Siyah sarımsak rengini ısı ve nemden alıyor”
Siyah sarımsağın fermantasyon süreciyle oluştuğunu anlatan Akad, “Bildiğimiz beyaz sarımsak topraktan alınıyor. Yaklaşık 60 gün, 60-90 santigrat derece sıcaklıktaki özel fırınlarda ve bellirli orandaki nem altında ısıtılıyor. Böylelikle siyah hale geliyor. İçinde bulunan maddeler bu şekilde daha fazla değerleniyor. Sağlık açısından da değerli olduğu biliniyor.” diye konuştu.
Akad, siyah sarımsağı, mürdük, püre ve çeşni olarak 3 farklı türde ürettiklerini bildirerek, bu ürünün dokusu, tadı ve kokusunun beyaz sarımsaktan farklı olduğuna işaret etti.
Siyah sarımsağa, İstanbul ve Ankara’daki restoranlar ile Antalya ve Ege Bölgesi’ndeki tüketicilerden talep geldiğini aktaran Akad, “Bizim amacımız bu ürünü ihraç etmek. Türkiye ham madde ihraç eden bir ülke. Biz bunu tersine çevirerek, işlenmiş ürünü de ihraç edelim istiyoruz. Siyah sarımsağı, başta Avrupa ve ABD pazarına ihraç etmeyi amaçlıyoruz.” ifadesini kullandı.
“Kadın kooperatifleri eğitimle desteklenmeli”
Akad, kooperatifte, tarhana kıtırı ile elma, muz, vişne, üzüm ve hurma gibi meyvelerin dondurularak kurutulmasıyla elde edilen atıştırmalık da ürettiklerini söyleyerek, “Çok farklı ürünlerimiz var. Dolayısıyla bu ürünlere mutlaka katma değer katmak ve bunları geliştirmek gerekiyor. Bunu yaptığınızda yurt dışından talep de daha fazla oluyor.” değerlendirmesinde bulundu. Akad, kadın kooperatiflerine, katma değeri yüksek ürünler üretebilmesi için eğitim desteği verilmesini de talep etti.
“Antioksidan özelliği çiğ sarımsağa göre yüksek”
Medicana International Ankara Hastanesi Uzman Diyetisyeni Çağrı Yüksel de belirli sıcaklık ve nem altında yapılan eskitme işlemi sırasında sarımsak bileşenlerinde birçok reaksiyonun gerçekleştiğini söyledi.
Bu değişikliklerin, siyah sarımsağın kalite ve antioksidan özelliklerinde çiğ sarımsağa kıyasla artışa neden olduğunu anlatan Yüksel, “Siyah sarımsak, öncelikle daha yüksek fenolik bileşikler, flavonoidler ve sülfürik bileşikler içeriğine atfedilen gelişmiş antioksidan aktivitesiyle bilinir. Bu bileşikler, güçlü antioksidan özelliklerine katkıda bulunur.” dedi.
Yüksel, siyah sarımsağın bazı kronik hastalıklarda fayda sağlayabileceğini belirterek, “İlaç kullanan kişilerin siyah sarımsak tüketiminde uzman hekim tavsiyesi alması önemli. Siyah sarımsağın günlük tüketim miktarı uzmanlar tarafından en fazla 4 gram olarak tavsiye edilir. İnsan sağlığını destekleyici ürünler arasında yer alan sarımsak günlük 4 gramdan fazla tüketilirse yan etkilere sebep olabilir.” diye konuştu.???????
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘kenevir üssü’ olarak nitelendirdiği Samsun’da geçen yıllarda düşen kenevir üretimi, fabrikaların kurulması ve sanayide kullanılması ile tekrar artışa geçti. Samsun, Türkiye’de kenevir üretiminde tekrar ilk sıraya yükselirken Samsun Tarım ve Orman İl Müdürü İbrahim Sağlam, il genelinde 253 üreticinin izinli olarak kenevir ürettiğini ifade etti.
“Kenevirin son kalesi Samsun”
Samsun’un kenevir için önemli bir konum olduğunu ifade eden İbrahim Sağlam, “Kenevir, son derece stratejik bir ürün. Kimyadan sağlığa, sağlıktan sanayiye, sanayiden tekstil ve uçak sanayine kadar birçok alanda kullanılabiliyor. Kenevirin son kalesi ilimiz Samsun’dur, 2013 yılında 7 dekara kadar azalan kenevir üretimi 2020 yılında 2 bin 633 dekar alanda tohum 14 dekar alan da lif üretimine sahiptir. 2021 yılında ise 113 dekara kadar gerileyen tohumluk üretimi üreticinin aslında kendir (kenevir) tarımından vazgeçmeyeceğine işaret etmektedir. Bakanlığımızın tarımsal desteklemeler deki münavebe kuralları da dikkate alındığında kenevirin yazlık tarla bitkileri için iyi bir münavebe bitkisi olduğu bilinmekte bu durumda 2022 yılında başlayan yatırımlarla birlikte yine Samsun için öncelikli ürünler arasında olan kenevirde 2024 yılı için 1 Ocak – 1 Nisan’da üretim izini müracaatı alınmış ve 240 üretici bin 650,5 dekar alanda tohum 2 bin 973,1 da lif olmak üzere toplam 4 bin 623,751 dekar alanda üretim gerçekleştirilecek. Havza’da da 13 üretici 255 bin 764 da lif üretecek. Böylece toplam 3 bin 228,9 dekar alanda lif üretilmiş olacak. Toplam üretim alanı da 4 bin 879,5 dekar alana yükselecek. Toplam üretici sayısı 253 kişi olacak bicimde üretim devam etmektedir” dedi.
“Yeşil altının üretimi Samsun’da artarak devam edecek”
Kenevirin bazı bitkiler gibi yetiştirilmesinin zor olmadığına değinen Müdür Sağlam, “Bugüne kadar üretime ilgili kurak etkisi dışında belirgin bir sorunla karşılaşılmamıştır. Endüstri ve sanayi bitkisi olan kenevirin Samsun’daki önemi kültürünün bilinmesi, girdi maliyetlerinin ( ilaç, gübre) diğer yazlık ürünlere göre düşük olması, kışlık ürünlerden sonra yetiştiriciliğinin ekolojik olarak uygun olması önemini artırmaktadır. Mamul değil hammadde olan kenevirin sanayisi ile birlikte kıtığı (lif alındıktan sonra kalan çubuk) lifi ve tohumu ile yeşil altın olarak ilimizde tarımı artarak devam edecektir. Ürünün sadece CBD ve THC olarak değerlendirilmesi kenevire haksızlık olacaktır. Kadim zamandan beri tarımı bilinen ürün Samsun için önemli bir katma değerdir. Sözleşmeli tarım modeli ve sanayide değerlendirilmesi ile birlikte (ip, kedi kumu) kenevir iyi bir münavebe bitkisi olarak ilimize ve ülkemize yüksek katma değer sağlayacaktır. İlimizde resmi ya da gayri resmi sözleşmeli tarımda üretim yapılan bitkinin değerlendirme alanlarının çok geniş olması bir katma değerdir ancak özellikle il dışından gelen ya da yurtdışından gelen girişimcilerin diğer ürünleri bırakıp sadece bitkideki metabolitler üzerine yoğunlaşması ve sanki dünyanın her yerinde metabolitlerin (THC – CBD) ilgili çok rahat üretim kullanım ve çalışmalar yapılıyormuş gibi yaklaşımda bulunması ve sosyal medyadaki bilgi kirliliği girişimcileri yanlış yönlendirmektedir. Konuyla ilgili bakanlığın ve sahada denetim yapan yönetmelik kapsamında ki kurumların güncel bilgilerle donatılması önemlidir” diye konuştu.
“70 ülke tarafından üretimi, ithalatı ve ihracatı kontrol altına alındı”
Halk arasında kendir olarak bilinen kenevirin dünyadaki birçok ülke tarafından üretim, ithalat ve ihracatının kontrol altına alındığına da değinen Sağlam, şunları söyledi:
“TEK sözleşmesiyle üretimi ithalat ve ihracatı bizimle birlikte 70 ülke tarafından kontrol altına alınan bitkilerden bir tanesi olan kenevir, sanki diğer ülkelerde çok rahat üretiliyor, kullanılıyor, satılıyor, ithalat ve ihracat yapılıyor gibi bir yaklaşımla gelmeleri oldukça yanlıştır. 12 Haziran 2024 tarihinde ilimizde düzenlenen ve sahada çalışan daha önce kenevir yetiştiriciliği hakkında eğitim almayan personele yönelik düzenlenen çalışmada bazı sonuçlar çıkmıştır. Buna göre yetiştiricilik kontrol denetim ve üretici yönlendirme konusunda tecrübe sahibi olan personel mutlaka güncel bilgilerle donatılmalıdır. Bölgede yetiştiriciliği tavsiye ettiğimiz sertifikalı Narlı ve Vezir dışında Vezirköprü popülasyonu mevcut olup bunun dışında farklı çeşitlerin bölgeye girişi kesinlikle engellenmelidir. Dış dölek bitki olan elimizdeki çeşitlerin sertifikalı çeşitler dahil genetik ve morfolojik özellikleri değişebilir. Bu da ileriye dönük sıkıntı oluşturacaktır. Yerel yönetimlerden de destek alınarak tarlaların endüstriyel kenevir olduğu ve uyuşturucu özelliği olmadığı yönünde uyarıcı tabelalarla farklı müdahalelerin önlenmesi sağlanacaktır.” – SAMSUN
]]>ÇEVRE, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, “Küresel ısınmanın önüne geçilmesinin bir tek yolu var. O da karbon emisyonunun azaltılması. Bunun dışında başka bir çaresi de yok. Aslında dünyayı en az kirleten ülkelerden biri olmamıza rağmen; biz böyle diyerek sorumluluktan da kaçamayız. Üzerimize düşeni de hakkıyla yapmak istiyoruz” dedi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, geldiği memleketi Kayseri’de, Kocasinan ilçesinde yapılacak olan ‘Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi Ön Tahsis Duyuru Toplantısı’ programına katıldı. Projenin önemine vurgu yapan Bakan Özhaseki, “Bakanlığımız, Tarım ve Orman Bakanlığımız, MTA, Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz ve meslek kuruluşlarımız bir araya geldiler; memleketimiz ve bölgemiz için muazzam bir proje ortaya koydular. Kayserimizin temiz toprağıyla, temiz enerjisiyle, bereketli bir proje olacak. Projenin diğer illerimizde de yaygınlaşmasını temenni ediyoruz” dedi.
‘KAYSERİ EKONOMİSİNE YILLIK 1 MİLYAR KATKI SAĞLAYACAK’
Kocasinan Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi’nin önemine vurgu yapan Bakan Özhaseki, “Bu bildiğiniz OSB’lerden değil. Bacalardan duman çıkmadan, etrafa atıklar saçılmadan, doğaya saygılı ve ekonomiye de katkı sağlayan bir organize sanayi bölgesi sisteminden bahsediyoruz. Kocasinan Tarıma Dayalı Organize Sanayi Bölgesi, 1 milyon 237 bin metrekare alanda kurulacak. Seralarda üretim yapılacak. Her hava koşulunda üretim devam edecek. Kayseri, hem kendi ihtiyacı olan meyve ve sebzeyi üretecek hem de çevre illere ve özellikle de yurt dışına ithal edebilecek. Rusya, Avrupa ve Körfez ülkeleri; Kayseri’nin gıda satış pazarı haline gelecek. Kayseri’de, yıllık 10 bin ton olan sebze meyve üretimimizi 35 bin tona çıkacak. Kayseri ekonomisine yıllık 1 milyar TL katkı sağlanacak. Topraksız tarım uygulamasıyla üretim yapılacak. Kayseri’ye en yakın Antalya gibi Akdeniz ülkelerinden meyve-sebze tedariki sağlanıyordu. Bu da ulaşım bedelleri eklenince, fiyatları arttırıyordu. Projenin tüm safhaları işler hale gelince; Kayserililer meyve ve sebzeyi daha az maliyetle tüketecek” diye konuştu.
‘ÇALIŞANLARIN YÜZDE 75’İNİ KADINLAR OLUŞTURACAK’
Organize sanayi bölgesinin faaliyete geçmesiyle Kayseri’ye 5 milyar Türk lirası yatırım kazandırılmış olacağını da söyleyen Bakan Özhaseki, “Yüzde 75’i kadınlardan olmak üzere, 1500 kişi istihdam edilecek. OSB’nin enerji ihtiyacı, jeotermal enerji ve güneş enerji santralleriyle sağlanacak. Avrupa yeşil mutabakat sürecine uygun üretim yapılacak. Böylece hem çevre korunacak hem de dünya standartlarını yakalayan bir üretim anlayışı benimsenmiş olacak. Uzun vadeli ve sürdürülebilir bir tesis olacak. Tüm bu özelliklere baktığımızda, son derece faydalı bir proje olduğunu görüyoruz. Projenin bir an evvel tam kapsamlı olarak hayata geçmesini bizler de heyecanla bekliyoruz” dedi.
‘KÜRESEL ISINMA BAŞIMIZIN BELASI’
Küresel ısınma ile mücadelenin öneminde de değinen Bakan Özhaseki, “Küresel ısınma başımızın belası bir hadise ve önümüzdeki yıllarda bütün dünyayı ilgilendiren BM’nin dikkat kesildiği, bizim de içinde yer aldığımız birtakım uluslararası sözleşmeler, taraf olduğumuz, taahhütte bulunduğumuz hususlarda da çok sıkı bir çalışma içindeyiz. Bu önemli bir hadise. Küresel ısınmanın önüne geçilmesinin bir tek yolu var. O da karbon emisyonunun azaltılması. Bunun dışında başka bir çaresi de yok. En önemli konu da 1 Ocak 2026’dan itibaren AB’ye satacağımız ürünlerde sınırda karbon kontrolü gelecek. Nasıl ürettiğimizi soracaklar. Vergi ödemek zorunda kalacağız. Ürünlerimizi dışarıya satamayacağız. O yüzden herkesin konumunu gözden geçirmesi gerekecek. Satacağınız bir gömleği bile nasıl ürettiğinizi kapıda soracaklar. Bu projenin yeşil mutabakat sürecine çok uyumlu olduğunu söyleyebiliriz. Aslında dünyayı en az kirleten ülkelerden biri olmamıza rağmen; biz böyle diyerek sorumluluktan da kaçamayız. Üzerimize düşeni de hakkıyla yapmak istiyoruz” diye konuştu.
]]>TOKAT’ın Erbaa ilçesinde kesme çiçekçilik sektörüne nitelikli iş gücü sağlamak için başlatılan proje kapsamında 300’ü kadın, toplam 400 kişi hem eğitim alıyor hem de üretime katılıyor. Yılda 20 milyon çiçeğin üretildiği şehirde hedef yıllık 45 milyon dal çiçek üretim rakamına ulaşıp, Türkiye’nin 2’nci büyük üretim merkezi olmak. Erbaa Kaymakamı İsmail Altan Demirayak, “Kısa vadede yaklaşık 900 dönüm olan üretim alanımızı, bin dönümün üzerine çıkartmayı, yıllık üretim hacmimizi de 25 çiçek türünde 40-45 milyon adet kesme çiçek sayısına ulaşmayı hedefliyoruz” diye konuştu.
Erbaa ilçesinde yılda 25 çeşitte 20 milyon dal çiçeğin üretildiği kesme çiçekçilik sektörünün istihdam ihtiyacının karşılanması için Erbaa Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle proje hazırlandı. Nitelikli iş gücü ihtiyacının karşılanması için 300’ü kadın toplam 400 kişi eğitim programına alındı. Uygulamalı eğitim için çiçek serası da kurulan proje kapsamında, eğitim faaliyetlerine katılanların sektöre dahil edilmesi, kurulan serada üretim yapması ve kurulacak kooperatifle gelir elde etmesi planlanıyor. Yaklaşık 100 kişinin eğitiminin tamamlandığı ilçede, toplam 900 dönüm alanda çiçek üretimi yapılıyor. Erbaa’da, Türkiye’nin 2’nci üretim merkezi olmak, hedefleniyor.
Özellikle kadınları gelir getirici faaliyetlerle desteklemek için projeyi geliştirdiklerini ifade eden Erbaa Kaymakamı İsmail Altan Demirayak, “Erbaa Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından 2023 yılı programı kapsamında bir proje gerçekleştirdik. Projemizin adı ‘Erbaa Çiçeklerle Güçlensin’ projesidir. Bu projenin destekçisi, Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı SOGEP programıdır. Bu proje kapsamında özellikle Erbaa’da kesme çiçekçilik konusunda kadın istihdamını arttırmak, bu alanda özellikle kadınlarımızın daha fazla üretimde bulunarak gelir getirici faaliyetlerle destekleme hedefindeydik. Şu anda bulunduğumuz alan, Tokat Valiliği İl Özel İdaresi tarafından altyapısı oluşturulmuş Tokat İl Özel İdaresi’nin mülkiyetinde bulunan yaklaşık 700 dönümlük bir alan. Burada 560 dönümlük kapalı sera alanında, kesme çiçekçilik üretim faaliyeti devam ediyor. Bunun dışında geçmiş yıllarda da ilçemizde muhtelif yerlerde 302 dönümlük alanda kesme çiçekçilik üretimi devam etmektedir. Dolayısıyla 900 dönüme yakın bir alanda yıllık yaklaşık 20 milyon adet 25 ayrı çeşitte kesme çiçek üretimi halihazırda gerçekleştirilmektedir” dedi.
EĞİTİM VE ÜRETİM
Projeyle 300 kadının sektöre dahil olacağını ifade eden Demirayak, “Bizim burada oluşturduğumuz organize çiçek üretim bölgesi 108 üreticinin aktif şekilde üretimde bulunduğu bir üretim bölgesidir. Erbaa’mız toprak yapısı, iklim özellikleri itibarıyla kesme çiçekçilik üretimi bakımından fevkalade elverişli bir bölgedir. Bizim zaten Erbaalı üreticilerin geçmiş yıllardan bu yana, son 30 yıldır Antalya’da kesme çiçekçilik üretimi konusunda bir deneyimi bulunmaktaydı. O deneyimi Erbaa’ya taşımak suretiyle buradaki uygun koşulları da değerlendirerek Tokat Valiliği İl Özel İdaresi ve Erbaa Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği olarak burada organize kesme çiçek üretim bölgesi oluşturmuş olduk. Bu kadar geniş alanda kesme çiçekçiliğin gerçekleştirilebilmesi, istihdam ihtiyacını da nitelikli iş gücü ihtiyacını da ortaya çıkarttı. Biz özellikle bu SOGEP kapsamında 400’e yakın iş gücünü nitelikli hale getirerek, çiçekçilik konusunda eğiterek ve bunların 4’te 3’ü kadınlardan oluşacak şekilde en az 300 kadınımızı bu üretim sektörünün içine dahil etmek suretiyle burada gelir getirici bir faaliyeti desteklemeyi hedefliyoruz. Proje kapsamında sadece eğitim vermiyoruz. 3 dönümlük bir sera kurduk, bu hibe programı kapsamında 3 dönümlük bir seramız var. Eğitim süreci sonunda kadınlarımızın oluşturduğu bir üretici kadın kooperatifi vasıtasıyla 3 dönümlük seramızın işletilmesini gerçekleştireceğiz. Bu seradaki üretim faaliyetine kadınlarımızı dahil edeceğiz. Mevcut kurduğumuz serada hem eğitim hem üretim faaliyetinde bulunacaklar. Hem oradan elde ettikleri gelirler o kooperatif vasıtasıyla kadınlarımıza geri dönmüş olacak” diye konuştu.
‘KARADENİZ’E KESME ÇİÇEKÇİLİK TİCARET MERKEZİ KURMAYI HEDEFLİYORUZ’
Kaymakam Demirayak, açıklamasında, “Önümüzdeki dönemde bizim hedefimiz, yazlık üretimde özellikle nisan-aralık arasındaki yazlık ve sonbahar döneminde üretim açısından baktığımızda, Yalova’dan sonra Türkiye’de ikinci büyük üretim merkezi olmayı hedefliyoruz. Biz kısa vadede yaklaşık 900 dönüm olan üretim alanımızı, kapalı seralardaki üretim alanımızı, bin dönümün üzerine çıkartmayı, akabinde de yıllık üretim hacmimizi 25 çiçek türünde 40-45 milyon adet kesme çiçek sayısına ulaşmak suretiyle, biz yazlık üretimle Yalova’dan sonra Türkiye’de 2’nci üretim merkezi olacağız. Bunu hedefliyoruz. Buna ilişkin yeterli nitelikli iş gücünü oluşturacağız. Yeterli alanımız var. Buna ilişkin desteklerimizi sürdüreceğiz. Bir adım sonrasında da burada bir soğuk hava deposu ve mezat alanı oluşturmak suretiyle bütün Karadeniz Bölgesi’nin kesme çiçekçilik ticaret merkezini kurmayı hedefliyoruz” dedi.
]]>Yumaklı, Mersin’de bir otelde Güvenilir Ürün Platformu ve Mersin Ticaret Borsası işbirliğiyle düzenlenen 2024 Tarım Zirvesi ve Ulusal Ürün Konseyleri Buluşmasın’da, gıda arz güvenliği konusunun ülklerin milli güvenlik meselesi haline geldiğini söyledi.
Türkiye’nin tarım alanında dünyada önemli ülkelerden olduğunun altını çizen Yumaklı, ülkenin iyi bir potansiye sahip olduğunu ve bunun daha çok üretim ve ihracata çevrilmesi gerektiğini anlattı.
Yumaklı, Türkiye’nin tarım ve gıda ürünlerinde net ihracatçı bir ülke olduğuna işaret ederek, tarım ve gıda ürünleri ihracatının, 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 3,3 artışla 31 milyar dolara ulaştığını anımsattı. Yumaklı, dış ticaret fazlasının ise yüzde 3 artışla 7 milyar dolar olarak gerçekleştiğini vurguladı.
Söz konusu ihracatın bu yılın ocak-nisan döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10,7 artttığını hatırlatan Yumaklı, ithalatın ise yüzde 15,3 azaldığını ifade etti.
“Bu yılın ekim ayından itibaren üretim planlamasını uygulamaya geçeceğiz”
Yumaklı, sektörde devrim niteliğinde düzenlemeler yaptıklarının altını çizerek, “Bu yılın ekim ayından itibaren üretim planlamasını uygulamaya geçeceğiz. Hayvansal üretimle planlamaya yürürlüğe koymuş olacağız, çalışmaları bitirdik. Bitkisel üretim tarafında, biraz daha karmaşık olduğu için uzun bir süre istişare etmek zorunda kaldık. Hayvansal üretimle ilgil iolan Resmi Gazete’de yayımlanmak üzere, bitkisel üretimle ilgili olanın ise çok az bir teknik çalışması kaldı. Sözleşeli üretim ve suya göre tarım konularını da üretim planlaması kapsamında etkin hale getirmiş durumdayız.” ifadelerini kullandı.
Vatandaşların güvenilir, sağlıklı ve kaliteli gıdaya ulaşmasına önem verdiklerini belirten Yumaklı, “Bunun için gerekli düzenlemeleri yaptık, yapmaya devam ediyoruz. 81 ilimizde güçlü bir denetim altyapımız var. 41 kamu ve 107 özel kurum var. 15 AR-GE merkezimiz var, 7 bin 617 arkadaşımız da sahada denetimlere devam ediyorlar. Bu güçlü altyapıyla 2023 yılında 1,3 milyon denetim yaptık.” dedi.
Yumaklı, gıda etiketlerinde yanıltıcı görsel ve bazı gıda katkı maddelerinin yasaklanması gibi düzenlemeleri de yaptıkları anımsatarak, şunları kaydetti:
“Vatandaşların yapılan denetimlere ulaşabilmesi için bir karekod sistemi getirdik. Karekod uygulaması Tarımcebimde uygulamasındaki seçenekte var. O seçenekte bir gıda noktasına gittiğnizde karekodu okuttuğunuzda, oranın en son ne zaman denetlendiğini göreceksiniz. Bunun ikinci adımı için çalışmalar devam ediyor. Bu denetimin sonuçlarını da göreceksiniz. Bütün işletmelere kendilerinin bu noktada güvenilir gıda ile alakalı bu sisteme dahil olmalarını bekliyoruz. Gittiğiniz yerde o barkod yoksa kafanızda soru işaret eolabilir. Buna gönüllü katılımları istiyoruz. Başka bir yeniliği de söylemek istiyorum, guvenilirgida.tarimorman.gov.tr internet sitemiz bugünden itibaren yayına başladı. Güvenilir gıdaya dönük olarak yapmış olduğumuz bütün çalışmaları artık vatandaşlarımız tek bir platformda görüyor olabilecek.”
Bakan Yumaklı, açılış konuşmalarının ardından, destek alarak üretim yapan 6 başarılı çiftçiye ödül verdi.
]]>Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Çöpler Altın Madeni’nde 9 işçinin toprak altında kaldığı liç kaymasıyla ilgili TBMM’de kurulan İliç Maden Kazasını Araştırma Komisyonu, bugün saat 14.00’te Komisyon Başkanı Atay Uslu’nun başkanlığında 11. toplantısını yaptı.
Komisyonda sırasıyla TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve DİSK yöneticileri dinlendi. Komisyon Başkanı Atay Uslu, komisyonun bugüne kadar 75 kişiyi dinlediğini belirterek, “Bu güne kadar bize yazılı olarak bilgi sunan kurumların 8 bin sayfadan fazla dokümanı şu anda komisyonumuza iletilmiş durumda. 15 ayrı bakanlık yazısı var bugüne kadar bize intikal eden, yargı organlarından iki ayrı rapor ve bilgi geldi. Firmadan istediğimiz bilgiler var, bir kısmı geldi ve gelmeye devam ediyor, onlarla ilgili süre dolmadı” dedi. Uslu, bu dokümanlardan rapor yazma sürecinde faydalanacaklarını belirtti.
HAK-İŞ Konfederasyonu, madende çalışan üyelerinden alınan bilgiler doğrultusunda komisyonda sunum yaptı. Faciada en önemli sebebin “üretim baskısı” olduğuna dikkat çekilen sunumda, şu tespitlere yer verildi:
“Liç yığını alanı yeterli genişliğe sahip olmadığı için öncelikli olarak liç yığınının yükseltilerek çözüm aranması.
Liç yığınının yüksekliğinin 8 kat olması gerekirken 20 kat yapılması ve yapılan sulama tonajının fazlalığı, toprağın kirli olup suyu hapsetmesi.
Maliyetlerden dolayı liç yığınına çimento basma işleminin kesilmesi.
Liç yığınında oluşan çatlaklara aldırmadan üretime devam edilmesi.
İş sağlığı ve güvenliği denetimlerinin 2020 yılından itibaren yüz yüze yapılmamış olması.
Üretim baskısının olması, üç yılda yapılacak üretimin 10 ayda yapılmaya çalışılmış olması.”
Türkiye Maden İşçileri Sendikası Şube Müdürü Yıldırım Beyazıt Çetin, madende örgütlenen sendika olduklarını belirterek, “Her cuma günü bizzat İliçli yöneticilerin ve temsilcilerimin katıldığı iş güvenliği toplantıları yapılır. Kendim de zaman zaman İliç’te olduğumda fiili katıldım ve çoğu toplantıya da online katılırım. Toplantılarımızda bugüne kadar yığın liçiyle ilgili ya da büyük bir olayla ilgili bir şikayet ne temsilcilerimize gelmiştir ne o toplantılarda konu olmuştur maalesef. Bize işçi kardeşlerimizden bir tane yazılı ya da sözlü, ‘Burada çatlak var’ denmedi. Ama olay olduktan sonra artık açıklamalar değişiyor. ‘Biz demiştik, patlayacaktı.’ Evet, deniyor ancak benim temsilcilerim orada çalışıyor. Benim temsilcilerimden şu anda 2 kardeşimiz şehit oldu” diye konuştu.
“İşçiler, her an her şeyin olabileceğini iki gün önceden söyledi”
Öz Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Fahrettin Kütükçü, kazadan iki önce bölgede toplantı yaptığını belirterek “Her an her şeyin olabileceğini iki gün önceden bu insanlar bana söyledi, bu benim için bir vebaldir bende sizlere duyurmakla mükellefim” dedi.
Maden şirketinin maliyetlerden kaçtığının belirten Kütükçü, “İşverenin, özellikle ekonomik yönden liçin içine beton basması gerekirken bu maliyeti yükselttiğini ve üretim baskısının had safhada olduğunu, çalışma şartlarının, koşullarının zorlaştığı beraberinde ‘bir an önce burayı ekonomiye çevirelim’ ticari düşüncelerle arkadaşlarımızı olağanüstü zorladıklarından dolayı sendikalarına gidiyorlar fakat sendikaları da herhalde iş verene bir şey diyemedi, demedi ya da dinlemedi kimseyi de töhmet ve vebal altına sokmak istemem” dedi.
“Madencilerin kanunları kanla yazılıyor”
Kütükçü, “Burada işçilerin de iş güvencesinin tam olduğuna inanmıyorum bir sendikacı olarak. Burada herkesin vebali var. Neden? Madencilerin kanunları kanla yazılıyor, ille ölmek zorunda mıyız? 301 insan öldü, yasalar değişti” diye konuştu.
]]>
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin yerelden kalkınma hedefleri doğrultusunda oluşturulan Sapadere İpek Evi’nde ilk kez ipek böceği üretim ve yetiştiriciliğine başlandı. Restore edilen eski köy okulunun içerisinde yer alan özel odalarda dut yapraklarıyla beslenen ipek böcekleri, dört farklı evrenin ardından kozaya dönüşecek. İpek böceklerinin oluşturduğu kozalardan elde edilen ipek iplerden de üretim atölyelerinde çeşitli ürünler üretilecek. Bölgede unutulmaya yüz tutmuş kültürel mirasın yeniden canlandırılmasıyla bölge halkına hem ekonomik gelir hem de turizme yeni bir katkı sunulacak.
Bölgede dokumacılık yeniden canlanacak
Sapadere İpek Evi sorumlusu Ayşenur Özdoğan Gülmez, “Sapadere uzun yıllar boyunca ipek böcekçiliği yaparak çoğu ailenin geçimini sağladığı ve bu gelirle emekli olduğu bir bölgemiz. Zaman içerisinde bölgenin ismi gibi sapa bir yerde kalmasıyla gençler kentlere göç etmeye başlamış ve bu sebeple köyde kalan yaşlı kesim de ipek böcekçiliğine ara vermek zorunda kalmış. Hazırladığımız proje kapsamında 2019 yılında bölge halkına dut fidanları dağıtımına başladık” dedi.
İpek böceği yetiştiriliyor
Büyükşehir Belediyesi’nin bu süreçte mahallenin kullanılmayan atıl durumdaki okul binasını baştan sona yenileyerek İpek Evi Üretim Merkezi’ne dönüştürdüğünü söyleyen Gülmez, şu bilgileri verdi: “Bu güzel alanda ipek böceği yetiştiriciliğine ilk kez başlamış bulunuyoruz. İpek böceklerimiz için özel olarak hazırladığımız sınıflarda yeşillenen dut ağacı yapraklarıyla günde üç kere böceklerimizi besliyoruz. Titizlikle yürütülmesi gereken bir süreç dut yapraklarının kesinlikle ilaçlı olmaması organik olması gerekiyor. Nisan ayı itibariyle ilk yapraklar oluşmaya başladığında böceklerimizi yumurtadan çıkarıyoruz ve böceklerimiz larva haline geliyor. Bu süreçten sonra çeşitli evreleri uyku dönemleri var. Şu anda üçüncü dönem büyüme evresindeler. Bu süreçten sonra artık şaha geçiş süreci dediğimiz koza örme sürecine girecekler ve ipek kozalarımız oluşacak.”
Yeniden ekonomik gelir sağlanacak
“Kendi ürettiğimiz kozalarımız ile Eylül ayında başlayacak kurlarımızda ip çekimini yaparak ipek dokumalarımızı dokumaya başlayacağız” diyen Gülmez, diğer atölye kurslarıyla da kadınlara katkı sunacak farklı ürünlerin üretimleriyle ilgili eğitimler verilmeye devam edileceğini söyledi. Bu ürünlerin satışından bölge halkının yeniden gelir sağlaması, bölgede dokumacılığının yeniden canlandırılması ve tersine göçün hızlandırılması hedefleniyor.
Alternatif turizm
Bölgeye Nisan ayından başlayarak Eylül ayına kadar yaz döneminde günlük 1500 -2000 arası turist geldiğini söyleyen Sapadere İpek Evi Sorumlusu Ayşenur Özdoğan Gülmez, projenin turizme de hizmet edeceğini ifade etti. Bina içerisinde yer alan yöresel müze ve ipek üretim atölyelerini turistlerin ziyaret edebileceğini söyleyen Gülmez, “Kurduğumuz stantlarda bölge halkımız ürettikleri ürünleri satışa sunabilecek. Bölgeye kültür turizmi için de önemli bir renk ve alternatif sunmuş olacağız” dedi.
Yerinde ve anlamlı bir çalışma
Emekli olduktan sonra sakin bir yer olması sebebiyle eşiyle birlikte Sapadere’ye yerleşen emekli psikolog Bekir Örmeci Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin yeniden hayata geçirdiği ipekböcekçiliğinin bölge için önemli bir kazanım olduğunu söyledi. Örmeci, “İnsanlar kırsal alanlardan uzaklaştıkça kültürel değerlerimiz olan el sanatları da ne yazık ki azalmaya başlıyor hatta yavaş yavaş yok oluyor. Ancak Antalya Büyükşehir Belediyemizin burada yaptığı gibi atıl vaziyetteki eski köy okullarını yenileyip yok olmak üzere olan bu el sanatlarını yeniden canlandırmak istemesini son derece yerinde ve anlamlı buluyorum. Başkanımız Muhittin Böcek’e destekleri için teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Özlem Örmeci de Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin çok yoğun bir çaba ve çalışması sonucu köy okulunun değişimine şahit olduklarını dile getirerek, “İpek böcekleri yetişmeye başladı. Ben de böcek yetiştiriciliğini öğrenmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Muhittin Böcek Başkanımıza çok teşekkürlerimizi sunuyoruz. Böyle güzel bir çalışmayı başlattılar. İpek böcekçiliğini yaşatmak bence çok önemli” ifadelerini kullandı. – ANTALYA
]]>Toplantının açılış konuşmasını yapan KAYSO Meclis Başkanı Abidin Özkaya; uzun tatil aralıklarının bazı sektörler için avantaj sağladığını ancak üretim yapan sektörler için dezavantaj oluşturduğunu belirterek, “İşletmelerimiz çalışmasa dahi sabit giderlere katlanmak zorunda kalıyorlar. Üretimden kayıp günlerin maliyetleri verimsizlik, ilave mamul maliyeti ve ürün fiyatlarında artış olarak karşımıza çıkmaktadır. Uzun tatil aralıkları tüm bu olumsuzluklar göz önünde bulundurularak yeniden değerlendirilmelidir” dedi. Finansmana erişimdeki zorlukların devam ettiğini ifade eden Özkaya, kredi kullanım vade tarihlerinde çok az bir gevşeme olsa da maliyetlerin hala yüksek olduğunu, bunun da üretim ve yatırımın önünde engel teşkil ettiğini söyledi. Özkaya, yurt dışı pazarlardaki ekonomik durgunluğun, yakın coğrafyamızdaki savaşların ve özellikle Çin menşeili ürünlerin pazar hakimiyetinin artmasının ihracatı olumsuz etkilediğini de dile getirdi. Ticari kredi kartlarındaki limit ve taksit sınırlandırmalarının üretimde aramalı tedarikini sıkıntıya soktuğunu belirten Özkaya; “Halen çek ve senedin itibarsızlaştığı bir dönemden geçmekteyiz. Çek ve senet ödeme aracı olmaktan çıkmış vaziyettedir. Kartlardaki bu sınırlama işletmelerimizin alacak kalitesini düşünmekle birlikte, kayıt dışılığın da önünü açmaktadır. Bu konunun ilgili paydaşlarla istişare halinde daha makul bir şekilde çözüleceğine olan inancımızı korumaktayız” diye konuştu.
“Ülke olarak üretmekten başka çaremiz yok”
Daha sonra konuşmalarını yapmak üzere kürsüye gelen KAYSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci; Türkiye’nin tüm dünyada olduğu gibi yüksek enflasyon başta olmak üzere bir takım ekonomik sorunlarla mücadele ettiğini belirterek, “Ekonomik sıkıntılar gelip geçer, önemli olan bizim sanayiciler olarak üretime devam ediyor olmamız. Ülke olarak güçlü olmak, dünyadaki ekonomik çalkantılardan daha az etkilenmek istiyorsak, bizim ülke olarak üretmekten başka çaremiz yok. Bunun içinde çok çalışmak ve üretim alanlarımızı genişletmek zorundayız” dedi. Oda olarak yeni planlı sanayi alanları üzerinde çalıştıklarını açıklayan Başkan Büyüksimitci, “Türkiye’de sanayi için ayrılan alanın, toplam yüz ölçümüne oranı sadece binde 3 seviyelerinde. Bu oran Fransa’da yüzde 2,5, Almanya’daysa yüzde 4,4 oranında. Yeni planlı sanayi alanları üreterek, ülkemizi hızla daha yukarı oranlara taşımak zorundayız. Oda olarak bunun gayreti çerisindeyiz. Erciyes OSB’mizdeki çalışmalarımız hızla devam ediyor. Hazineye ait parsellerin Erciyes OSB adına tescili kısa bir süre içerisinde tamamlanacak. Yılsonuna kadar özel mülkiyetlerin kamulaştırılması ve imar planlarının hazırlanıp onaylatılmasını da tamamlayabilirsek, 2025’in başında altyapı çalışmalarına başlamış olacağız. İnşallah alt yapıyı da hızlıca tamamlayarak bölgemizi yatırım yapılabilir hale getireceğiz” dedi.
“Sırada iki OSB daha var”
İki OSB üzerinde daha çalıştıklarını açıklayan Büyüksimitci; “Bunlardan bir tanesi, Uzay, Havacılık ve Savunma İhtisas OSB, diğeri ise Geri Dönüşüm İhtisas OSB. İnşallah buraların da projelerini tamamlayıp, bir an önce hayata geçirebilirsek, üretime, istihdama ve ihracata, dolayısı ile ülkemizin gelişip kalkınmasına daha fazla destek olacağız” şeklinde konuştu. Başkan Büyüksimitci, “Önümüzde bizleri yakından ilgilendiren çok önemli dönüşüm süreçleri var. İkiz dönüşüm, verimlilik ve sürdürülebilirlik bunların başında geliyor. Bu konulara her fırsatta değinmeye çalışıyorum çünkü, yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüme ayak uyduramazsak ihracatımız ciddi manada sekteye uğrayacak, AB ülkeleri ile ticari ilişkilerimiz aksayacak yada yüksek oranlarda vergiler ödemek zorunda kalacağız. Oda olarak sanayicilerimizi bu süreçlere hazırlamak adına onlarca eğitim ve panel düzenledik. Neredeyse her ay bir etkinlik düzenliyoruz. Tüm bu çalışmalarla, yeşil mutabakata hazır bir Kayseri sanayisi hedefliyoruz” dedi. Başkan Büyüksimitci, model fabrikaların üretimde verimliliği artırmaya ve dijital dönüşümü sağlamaya yönelik iyi bir fırsat olduğunu belirterek; “Model fabrikalardan eğitim alan firmalarımız kısa bir sürede hiçbir yeni yatırım yapmadan, sadece üretime bakış açısını değiştirerek, verimliliklerini artırıyor. Her zaman ifade ediyorum, Kayseri Model Fabrikadan hizmet alan firmalarımızda yüzde 20 ila yüzde 240 arasında günlük üretim artışı sağlanıyor. Tüm sanayicilerimizi bir kez daha Kayseri Model Fabrika’nın eğitimlerine katılarak üretimde verimliliği artırmaya davet ediyorum” şeklinde konuştu.
TİM tarafından açıklanan ‘Türkiye’nin ilk 1000 ihracatçısı 2023’ listesinde 21 Kayserili firma olduğunu açıklayan Başkan Büyüksimitci, üreterek ve ihracat yaparak ülke ekonomisine katkı sunan tüm firmalara teşekkür edip, başarılarının devamını diledi. – KAYSERİ
]]>Doğu Anadolu Bölgesinin sahip olduğu coğrafi ve iklim şartları sonucunda kısıtlı olan tarımsal ürün çeşitliliği ve veriminin yanı sıra, tarımsal arazi varlığının çok küçük parçalar halinde kullanılıyor olmasının tarım sektöründeki üretkenlik ve verimliliği azalttığı tespit edildi.
“Tarla bitkileri üretiminin yaygınlaştırılması gerek”
DAP Eylem Planı’nda bölgenin diğer illerine kıyasen yükseltinin daha düşük olduğu Elazığ, Erzincan, Iğdır ve Malatya illeri başta meyve ve sebze üretiminde olmak üzere önemli bir potansiyel ihtiva ettiği belirtilerek, ” DAP Bölgesinde üretilen bitkisel ürünlerin toplam tarım alanı içindeki payına bakıldığında en yüksek oran yüzde 42 ile tahıllara ait olduğu görülmektedir. Ardından diğer bitkisel ürünler (yem bitkileri, endüstri bitkileri ve tıbbi bitkiler) yüzde 25 ile karşımıza çıkmaktadır. Bölgede en düşük oranda üretilen ürünler ise, meyve, içecek ve baharat bitkileri ile sebzedir. Buradan yola çıkarak, tarla bitkileri üretiminin yaygınlaştırılması amacıyla iklim, toprak, topografya, su kısıtı ve ekim nöbeti dikkate alınarak; hangi ürünün, hangi bölgede, ne kadar üretileceği belirlenerek, tarımsal hasılayı artıracak planlı üretim yapılmalıdır.” denildi.
“Yem bitkileri üretiminde Türkiye’nin yüzde 70’ine sahip”
Kişi başına düşen bitkisel üretim değerine bakıldığında 2013 yılından 2019 yılına kadar bölgedeki tüm illerde artış sağlandığı vurgulanan araştırmada şöyle denildi, “2013 yılında en yüksek değer Erzincan ilinden elde edilirken; 2019 yılında Sivas ilinden elde edilmiştir. Bölge illerinden Sivas, tarımsal arazi varlığı bakımından en fazla alana sahip il olmakla birlikte, bitkisel üretim değerleri açısından Malatya en fazla katma değer üreten il konumundadır. Bu durumun ortaya çıkmasında Malatya’da meyve üretiminin baskın olması yatmaktadır. Bitkisel üretim verilerinden anlaşılacağı üzere Türkiye içindeki en yüksek paya sahip olan ürün kayısı ve korunga olmuştur. Bunları yonca, domates ve fiğ üretimi takip etmektedir. Diğer taraftan, bölge yem bitkileri üretiminde Türkiye’nin yüzde 70’ine sahiptir. Bölgede hayvancılık potansiyeli yüksek olduğundan yem bitkileri üretimi de yüksektir.”
“Bölgenin sebze üretimi kısıtlı”
Bölge meyveciliği irdelendiğinde Malatya ve Elazığ illerinin diğer illerden ayrıştırılarak incelenmesi gerektiği vurgulanan araştırma sonuçlarına göre, Malatya ve Elazığ illeri bölgenin toplam kurulu meyve bahçesi alanının yüzde 74,6’sına sahip iken; Malatya tek başına bölgenin toplam kurulu meyve bahçesi alanının yüzde 57,1’ine sahip bulunduğu ifade edilerek, “Malatya, Türkiye’nin en önemli kayısı üretim merkezi olması itibarıyla, kuru kayısı ihracatında özel bir önemi bulunmaktadır. Türkiye yaş kayısı üretiminin yarıdan fazlasını sağlayan ilde üretim yoğun olarak kuru kayısıcılığa yöneliktir. Ancak kurutulan kayısının yaklaşık yüzde 90-95’i ihraç edilmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, gerek ağaç sayısı gerekse yaş ve kuru kayısı üretim miktarları ile Malatya sadece ülkemizin değil, bütün dünyanın kayısı üretim merkezi konumunda bulunmaktadır. Bölgenin sebze üretimi kısıtlıdır. Sebze üretiminin artırılması için özellikle bölge şartlarında üretimi yapılabilen sebzelerin ekimi ve uygun alanlarda örtü altı sebze üretiminin teşvik edilmesi önem arz etmektedir.” İfadesi kullanıldı. – ERZURUM
]]>AA muhabirinin, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) yıllık doğal gaz raporundan derlediği verilere göre, Türkiye’nin Karadeniz’deki doğal gaz keşfi üretime yansımaya başladı.
Buna göre, yurt içinde toptan satış lisansı sahibi 8 şirket doğal gaz üretme yetkisine sahip bulunuyor.
Söz konusu şirketler tarafından geçen yıl üretilerek sisteme verilen doğal gaz miktarı, 2023’te önceki yıla göre yüzde 113 artarak 807,3 milyon metreküpe yükseldi. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Thrace Basin Natural Gas Corporation Türkiye ve Park Place Energy Limited en fazla üretim yapan şirketler olarak öne çıktı. Türkiye’nin doğal gaz üretimi 2019’da 473,9 milyon metreküp, 2020’de 441,3 milyon metreküp, 2021’de 394,4 milyon metreküp ve 2022’de 379,8 milyon metreküp olarak kayıtlara geçmişti.
EPDK raporunda, “Bu artışın önemli bir kısmı Karadeniz Sakarya Gaz Sahasında keşfi yapılan doğal gazın Eylül 2023 itibarıyla üretilerek sisteme verilmeye başlanmasından kaynaklanmıştır.” ifadesi kullanıldı.
EN AZ ÜRETİLEN İL 4 BİN METREKÜPLE HATAY OLDU
Lisans sahibi şirketlerce satışa sunulan gazın üretiminin yapıldığı illerde, ilk sırada 337,8 milyon metreküple Karadeniz gazının ön plana çıktığı Zonguldak yer aldı.
Zonguldak’ı 243,3 milyon metreküple Tekirdağ, 108,7 milyon metreküple Kırklareli, 55,9 milyon metreküple Düzce ve 55,9 milyon metreküple İstanbul izledi.
Üretim yapılan 10 ilde en az doğal gaz katkısının sisteme sunulduğu şehir ise 4 bin metreküple Hatay oldu.
Türkiye’de EPDK’den toptan satış lisansı alan şirketler, TPAO, Arar Petrol Ve Gaz Arama Üretim Pazarlama Anonim Şirketi, Park Place Energy Limited, Thrace Basin Natural Gas Corporation Türkiye, Petrogas, Atlı Makina İnşaat Nakliyat Madencilik Turizm Doğal Enerji Kaynakları Üretim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Marsa Turkey B.V. ve Transatlantic Petroleum Ham Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Anonim Şirketi olarak kayıtlara geçti.
SAKARYA GAZ SAHASI’NDA ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR
Rapora göre, geçen yıl üretilen doğal gaz, üretim bölgelerinde bulunan sınai ve ticari kuruluşlara, dağıtım şirketlerine, ithalatçı şirketlere, toptan satış şirketlerine ve kuyu başından sıkıştırılmış doğal gaz lisansı sahibi şirketlere sunuldu.
Yaklaşık 10 bin kilometrekarelik bir alan olan Sakarya Gaz Sahası’nda üretim yapılan kısım 2 bin 200 kilometrekareden oluşuyor. Toplam sahanın yüzde 25’inde keşif yaparak üretime başlayan Türkiye, bölgede çalışmalarını sürdürüyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da 19 Nisan’da yaptığı açıklamada, Karadeniz’de Sakarya Gaz Sahası’nda doğal gaz üretimini artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü ve günlük doğal gaz üretiminin mayıs ayı gibi 5 milyon metreküpe çıkmasının hedeflendiğini belirterek, “Bu sahada çok farklı lokasyonlarda rezervi yükseltecek yeni keşifler gelebilir.” ifadesini kullanmıştı.
Son olarak 24 Mayıs’ta konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Bayraktar, Sakarya Gaz Sahası’nda Göktepe-1 ve Göktepe-2 kuyusunda yürütülen sondaj faaliyetleri kapsamında temmuzda yeni keşif haberi vermeyi umduklarını belirtmişti.
]]>Samsun’un Bafra ilçesine bağlı İkiztepe köyünde buğday ve çeltik üretimi yapan çiftçiler, açıklanan hububat fiyatlarının maliyetlerini karşılamadığını belirtti. Üreticilerden Behzat Kara, “Dört yıllık Siyaset Bilimi okudum. İngilizce olarak okudum üstüne Fransızca aldım. Donanımlı bir insanım. Severek köyüme döndüm. Üretim yapmak istediğim için severek köyüme döndüm ama maalesef üretime küstüm” dedi. Üreticilerden Mümin Zandar ise, “Çalışırken batıyoruz. Çalışmanın bir anlamı kalmadı ki. Çalışmayanlar bizden daha rahat. Boş bırak yeri, hiç masraf etme daha kardasın” diye konuştu.
CHP Samsun Milletvekili Murat Çan, Samsun’un Bafra ilçesindeki buğday ve çeltik üreticisini ziyaret etti. Üreticilerin sorunlarını dinleyen Çan, buğday alım fiyatlarının hükümet tarafından gözden geçirilmesi ve revize edilmesi gerektiğini söyledi.
MALİYETLER YÜZDE 150’YE YAKIN ARTTI
Murat Çan, şunları söyledi:
“Bafra İkiztepe köyündeyiz. 6 Haziran akşamı sessiz sedasız bir şekilde Tarım ve Köy Hizmetleri Bakanlığı’nın internet sitesinden bu yılın buğday alım fiyatları açıklandı. Sonuca göre ekmeklik buğday ton başına 9 bin 250 lira makarnalık buğday 10 bin lira, arpa 7 bin 250 lira. Bir de alım desteği söz konusu çiftçiye. Ancak bu alım desteği geçtiğimiz yılla orantılarsak 6 ayla 1 yıl arasında çiftçiye yansıyor. O da Toprak Mahsulleri Ofisine verenlere. Bu buğday tarlasındayız. Geçtiğimiz yıldan bu zamana kadar bu buğday tarlasının girdi maliyetleri işçilik, akaryakıt ve gübre gibi toprağa yatırılan giderler açısından bakıldığında yüzde 100 ile yüzde 150 arasında girdi maliyeti artış söz konusu. Alım fiyatına baktığımızda toplamda geçen yıl oranla yüzde 12 Ton başına 9 bin 250 lira olan ekmeklik buğday ve 10 bin lira olan makarnalık buğdayın geçen yılki fiyatlarına baktığımızda esnafta alım gören fiyatlar açısından açıklanan fiyatın yüzde 60’ı kadar. Bu yıl da bu akıbet söz konusu. Esnaf şu anda 8 liradan, 7 liradan ekmeklik buğdayı almaya niyetli. Bunun yanında ofise ürün vermek isteyen, başvuru yapan arkadaşlarımız fiyat açıklandıktan hemen sonra Temmuz ayının 9’una randevu alabiliyorlar. Bu buğday tarlasında bu ürün en geç bir hafta içerisinde topraktan alınmalı, sökülmeli. Nerede depolanacak, nerede bu ürün bırakılacak bunun takdirini bu fiyatı açıklayanlara bırakıyorum.

“ÇİFTÇİ ÜRETMEKTEN VAZGEÇMENİN EŞİĞİNE GELDİ”
Geçen yılla bu yıl arasında rekolte açısından bir değerlendirme yaptığımızda durum nedir? Buğday üretimi bu yıl yüzde 5 daha az gerçekleşecek. Diyorlar ki biz buğdayı az üretiyor olabiliriz nüfusumuzun artışına bakarak ama biz buğday ithalatı yapıyoruz ve işleyip işlenmiş halde makarna olarak diğer ürünler olarak dünyada birinci ya da ikinci sırada ihracat yapan ürünüz. Peki tarım ülkesi Türkiye neredeyse 20 yılda yüzde 5 civarında buğday üretimini azaltmış. Ancak kendine yetebilecek kadar buğday üretebiliyor. Aşağı yukarı 20 yılda Trakya kadar tarım toprağını ekilebilir olmaktan çıkarmışız. Bunların hepsinin bir faturası var. Vatandaşlarımız biçerdöverciyi, gübreyi, işçiliği, akaryakıtı ödediği parayla üniversitede çocuk okutamıyor, sosyal ihtiyaçlarını karşılayamıyor ve dolayısıyla artık üretmekten vazgeçmenin eşiğine geldi. Ben bu duygularla tekrardan buğday alım fiyatının hükümet tarafından gözden geçirilmesi, çiftçimizin esnafın elinde mağdur ve maruz bırakılmaması konusunda hükümeti bir kez daha uyarıyorum.”
“MAALESEF ÜRETİME KÜSTÜM”
Üreticilerden Behzat Kara şunları söyledi:
“Bu ay itibariyle yüzde 70’in üzerinde enflasyon var ama buğdaya gelen zam maalesef yüzde 10 dolaylarında. Her şeye zam, her şeye zam. Geçen seneki mazot fiyatı ile bu seneki mazot fiyatı arasında afaki bir fark var. Gübre fiyatları desek öyle, tohum fiyatları desek öyle, işçilik fiyatları desek öyle. Hal böyle olunca ben bu sene ektiğim buğdayı seneye hiçbir şekilde ekmeyi düşünmüyorum asla çünkü 100 dönüme yakın buğday ektim. Seneye bir dönüm daha ekmeyi düşünmüyorum çünkü ben zarar ediyorum. Ekmeyi boş bıraksam daha kardayım. Hal böyle olunca artık üretime küstük. Yani yapacak bir şey yok çünkü para kazanamıyoruz. Dört yıllık Siyaset Bilimi okudum. İngilizce olarak okudum üstüne Fransızca aldım. Donanımlı bir insanım. Severek köyüme döndüm. Üretim yapmak istediğim için severek köyüme döndüm ama maalesef üretime küstüm. Ben şu anda buraya tarladan geldim. Üstüm başım tarla üstü. Sıcak soğuk demeden çalışıyoruz ve emeğimizi katmadan sadece üründen kar etmek istiyoruz. Emeğimizi katarsak zaten zarar ediyoruz.”
“ÇALIŞMANIN BİR ANLAMI KALMADI Kİ”
Üreticilerden Mümin Zandar ise şöyle konuştu:
“Girdi maliyetlerimiz çok yüksek. Geçen yıl bu zamanlarda motorun fiyatları 19- 20 bandındayken bugün 42- 43 bantlarına yükseldi. Maliyet iki katına çıktı. Kısacası vallahi üretimden uzaklaştık artık. Çalışırken batıyoruz. Çalışmanın bir anlamı kalmadı ki. Çalışmayanlar bizden daha rahat. Boş bırak yeri, hiç masraf etme daha kardasın. Hayvancılık da gitti. Yani ithal et geliyor, ithal hayvan geliyor. Şimdi buğday ucuz, bana yem fiyatını da düşür. Yem fiyatını da düşür, un fiyatını da düşür. Kısaca çok söylenecek bir şey yok.”
]]>Türkiye’nin doğal gaz üretimi şirketlerinden Trakya Havzası Doğalgaz Şirketi (TBNG) Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin desteğiyle hazırladığı 2024 Yılı Yeni Sondaj Programı çerçevesinde, Silivri ve Tekirdağ’da açtığı yeni kuyulardan gaz çıkarmaya başladı. Gerçekleştirilen 10 milyon dolar yatırımla açılan 4 yeni kuyuda, 3 milyar TL ekonomik büyüklüğe sahip 300 milyon metreküp doğal gaz rezervine ulaşıldı. İlk önce Silivri, ardından da Tekirdağ’da ilk ateşin yanmasıyla birlikte mevcut rezerv, dağıtıma hazır hale geldi. Tekirdağ ve Silivri’de toplam 85 kuyudan günlük 250 bin metreküp doğal gaz çıkarma kapasitesine sahip olan TBNG, 2024 sondaj programı ile günlük üretimi yüzde 50 oranında artırmayı hedefliyor. Sondaj programının bitmesi ile beklenen günlük üretim artışının 125 bin metreküp olması bekleniyor.
“YERLİ VE MİLLİ DOĞAL GAZ”
Yapılan çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan TBNG CEO’su Sinan Furat, “Tekirdağ’da daha önce keşfini yaptığımız sahada dün gece itibarıyla gaz yakımına başlayarak aslında üretim aşamasına geçtik. Ülkemize kazandırdığımız bu yerli ve milli doğal gazı, yerin 2 bin 800 metre altından çıkararak bulunduğumuz bölgedeki sanayicilere bu hafta ulaştırmaya başlıyoruz” dedi.
“TPAO’NUN İZİNDEN GİTMEYE DEVAM EDİYORUZ”
Şirketin CEO’su Sinan Furat yaptığı açıklamada, “Şu anda Tekirdağ’ın Köseilyas Mahallesi’ndeyiz, şirketimizin burada gerçekleştirmiş olduğu sondaj faaliyetlerini görüyoruz. 2024 yılındaki sondaj programımızın dördüncü kuyusu burası. İlk kuyumuz Silivri, daha sonra 2. ve 3. kuyularımızı Tekirdağ’da sondaj faaliyetlerini bitirerek üretime verdik. Şu anda bulunduğumuz Köseilyas Mahallemizde günlük 50 bin metreküp üretim hedeflemekteyiz. Sondaj faaliyetlerimiz bitmek üzere, bundan sonraki test aşamalarımız daha sonra da üretim aşamasına geçmiş olacağız. Ülkemizde son 3 yılda enerji alanında önemli atılımlar yapıldı, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisimizin destekleriyle yurt dışından aldığımız finansman kaynaklarıyla şu anda yer altından çıkardığımız doğal gazı, yerli ve milli doğal gazı üretime vermiş bulunmaktayız. Özellikle burada ülkemizin enerjide arz güvenliğinin ne kadar önemli bir konu olduğunu belirtmek istiyorum. Milli gururumuz TPAO şu anda Gabar’da petrol üretimlerine, aynı zamanda da Karadeniz’de doğal gaz üretimlerine devam ediyorlar. Biz de özel sektör oyuncuları olarak TPAO’nun izinden gitmeye devam ediyoruz. Ülke olarak özellikle enerjide yerli kaynaklarla, yerli ve milli enerjimizi üretmek zorundayız bunun bilincindeyiz” dedi.
“YÜZDE 50 ÜRETİMİ ARTIRMA HEDEFİMİZE GÜNBEGÜN YAKLAŞIYORUZ”
CEO Furat, açıklamasının devamında, “2024 yılında sondaj faaliyetlerimiz devam edecek, bundan sonraki hedefimiz 5. kuyumuz yine Tekirdağ’da olacak. Aslında baktığınızda Tekirdağ uzun süredir doğal gaz faaliyetlerinin yapıldığı bir bölge. Şu anda bizim halihazırda yaklaşık 85 kuyumuz var ve günlük 250 bin metreküp doğal gaz üretimi gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda yeni sondaj programıyla, yüzde 50 üretimi artırma hedefimize günbegün yaklaşıyoruz. Sondajını bitirip devreye aldığımız kuyularla bu 250 bin metreküp günlük üretimi yüzde 50 artıracağız. Özellikle bu sektörde bizim lisans konusunda devlet büyüklerimizden, bakanlığımızdan halihazırda zaten destek görüyoruz. Yatırımlarımızı daha da artırmak istiyoruz, yatırım iştahımız oldukça fazla, amacımız ülkemize daha fazla yurt dışından finansman getirerek bu finansmanı yerli ve milli doğal gazı üretime geçirebilmek. İnşallah lisanslar konusunda da devlet büyüklerimizden gerekli desteği aldığımızda da daha fazla yatırım, daha fazla sondaj, daha fazla kuyu faaliyetlerimize devam edeceğiz. Bu da tabii ki yıllık 50 milyar dolarlık enerji maliyetimizi, yurt dışından almak zorunda olduğumuz enerji ithalatımızı daha da aşağılara çekecek. Ülkemiz şu anda özellikle petrolde, Sayın Bakanımızın da en son verdiği bilgilerde öğrendiğimiz kadarıyla özellikle petrolde kendi ihtiyacının yüzde 10’nuna yaklaşan bir kısmını karşılar duruma geldi. Bu rakamlar önceden bizim hayal ettiğimiz rakamlardı ama artık bugün gerçekleşiyor. Doğal gazda da bundan 3-4 yıl önce yüzde 1 bile olmayan yerli üretim, çok kısa sürede 3 sene de yüzde 3’e çıkmış durumda. Bakanımızın açıklamalarından anladığımız kadarıyla bu rakam yıl sonunda daha da yukarı çıkacak. Türkiye’nin enerji alanında yerli enerji üretiminde bu sıçraması tabii ki sektör oyuncuları olarak bizleri de çok sevindiriyor. İnşallah ileride bu rakamlar daha da yukarı çıkacak” diye konuştu.
YÜZDE 100 TÜRK MÜHENDİSLERLE
Şirketin Teknik Müdürü Gürkan Karakaya yaptığı açıklamada, “Sondaj faaliyetlerimize 2014 yılı başında başladık, Bu kuyuyla beraber 4. kuyumuzu tamamladık. Trakya bölgesi rezervuar yayılımı ve kalitesi açısından oldukça yüksek potansiyele sahip bir bölge Özellikle bu yıl kazdığımız kuyulardaki gazlı kuyuları keşfetmemiz bu yüksek potansiyeli olduğunun önemli bir göstergesi. Arama faaliyetlerimize ve üretim faaliyetlerimize devam ediyoruz. Bu kuyuyla beraber önümüzdeki yıl yüzde 100’de yüzde 100 Türk mühendislerimizin teknik çalışmalarıyla beraber tekrar sondaj faaliyetlerimize başlayacağız. Bu yıl kazdığımız kuyulardan toplamda 300 milyon metreküp yeni rezerv keşfettik. Şirket olarak bugüne kadar yaklaşık 3 buçuk milyar metreküp gaz ürettik. Bu kazdığımız kuyularla beraber üretimi yüzde 50 artırıp bu üretimi sanayicilerimize vermeyi planlıyoruz. Bu kuyumuzla beraber gazımızı yaktık, testlerimizi yaptık, testlerin akabinde boru hatlarımızı döşeyerek iki hafta içerisinde burada bulduğumuz gazı sanayicilerle buluşturacağız” diye konuştu.
]]>Bakan Yumaklı, Bağımsız Antalya Milletvekili Aykut Kaya’nın temel tarım ürünlerinin üretiminin yetersiz olduğu iddiasına ilişkin yazılı soru önergesini yanıtladı.
Son 3 yılda, şeker pancarı, mısır, ayçiçeği, soya, pamuk, kuru soğan, kuru fasulye, yulaf, zeytin, elma, kiraz, armut, incir, Antep fıstığı, mandarin, limon, şeftali, muz, çilek, nar, erik, ceviz, ayva, badem, kivi, Trabzon hurması, domates, biber ve lahana üretimlerinde tüm zamanların üretim rekoru kırıldığını aktaran Yumaklı, “Ülkemizde uygulanan politikaların sonucunda, birim alandan elde edilen verimlilikte önemli artışlar sağlanmış ve toplam bitkisel üretim miktarımız artmıştır. 2002 yılında 98 milyon ton olan bitkisel üretim miktarı, 2023 yılında yüzde 39,5 artarak 136,9 milyon tona yükselmiştir.” ifadelerini kullandı.
“BUĞDAY UNU İHRACATINDA DÜNYADA BİRİNCİ”
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre Türkiye’nin dünya bitkisel ürünler üretiminde 12’nci, sebze üretiminde 4’üncü ve meyve üretiminde dünyada 6’ncı sırada olduğunu bildiren Yumaklı, şu bilgileri verdi:
“Ülkemiz, fındık, kiraz, incir, kayısı, ayva ve keçiboynuzu üretiminde dünya birincisi. Kavun, karpuz, hıyar, pırasa, zeytin, mandarin ve elma üretiminde dünya ikincisi. Çilek, nohut ve domates üretiminde dünya üçüncüsü. Kestane, ceviz, armut ve mercimek üretiminde dünya dördüncüsü. Şeker pancarında beşinci. Üzümde altıncı ve kütlü pamuk üretiminde yedinci sıradadır. Fındık, kuru kayısı, kuru incir, kuru üzüm ve ayva ürünlerinde dünya ihracatında lider konumdadır. Buğday unu ihracatında dünyada birinci, makama ihracatında ikinci sıradadır.”
ÇİFTÇİLERE BİTKİSEL ÜRETİM DESTEKLERİ
Yumaklı, Türkiye’nin tarım sektöründe yurt içi ihtiyacı karşıladığına, tarım ve gıda ürünleri dış ticaretinde de net ihracatçı olduğuna işaret ederek, “2002 yılında 3,8 milyar dolar olan tarım ve gıda ürünleri ihracatımız 2023 yılında 31 milyar dolara yükselmiş ve 2023 yılında 6,9 milyar dolar dış ticaret fazlası verilmiştir.” bilgilerini paylaştı.
Çiftçilere bitkisel üretim desteklemeleri verildiğini aktaran Yumaklı, “Bakanlığımızca bitkisel üretimin artırılması kapsamında atıl ve boş alanların, nadas alanların tarımsal üretime kazandırılmasına yönelik faaliyetler sonucunda son iki yılda 4,7 milyon dekar alan tarımsal üretime kazandırılmış, nadas alanları 2,45 milyon dekar azaltılmış, tarla bitkileri ekiliş alanı 6,49 milyon dekar artırılmıştır.” ifadelerini kullandı.
TARIMSAL DESTEK 2024’TE 91,55 MİLYAR LİRA
Yumaklı, bitkisel üretimin geliştirilmesi ve mera alanlarının ıslah edilmesi amacıyla 12 ayrı proje yürütüldüğünü vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Tarım arazilerinin kullanımının etkinleştirilmesine yönelik olarak ekim programında olmayan ve nadasa ayrılan alanlar ile işlemeli tarıma uygun olmayan alanlarda uygun üretim tekniklerini kullanmak suretiyle bitkisel üretimin artırılması amacıyla azami yüzde 75’i ayni destek ile ülke genelinde projeler yürütülmektedir.”
Türkiye’de bitkisel üretimi artırmak, verim ve kaliteyi yükseltmek, sürdürülebilirliği sağlamak, kayıtlılığı artırmak ve çevreye duyarlı alternatif tarım tekniklerinin geliştirilmesine yönelik olarak çiftçilere destekleme ödemesi yapıldığını bildiren Yumaklı, bu kapsamda tarımsal desteklerin 2024 yılında 91,55 milyar lira olacağını belirtti.
]]>Türkiye ekonomisinin lokomotif kenti Bursa’da arsa fiyatlarının enflasyondan çok daha yüksek düzeyde arttığına dikkat çeken gayrimenkul temsilcileri, kentin konut üretimi ve yeni sanayi yatırımları ihtiyacının had safhaya çıktığını söyledi. BTSO Ana Hizmet Binası’nda gayrimenkul sektör temsilcilerini buluşturan BTSO 54. Meslek Komitesi Genişletilmiş Sektör Analiz Toplantısı’nda konuşan İsmail Duyar, “Bursa’da gayrimenkul fiyatları enflasyonun üzerinde artıyor. Artışın bu şekilde büyük olmasının sebebi sadece enflasyon kaynaklı değildir. Bunun gayrimenkule yönelik taleple de bağlantılı olduğunu unutmamak gerekiyor. Gayrimenkule yönelik talep ise ihtiyaçla doğru orantılı” ifadelerini kullandı.
Bursa’da gerek konut, gerekse de konut dışı gayrimenkullerde ciddi bir ihtiyacın ortaya çıktığını belirten İsmail Duyar, şöyle devam etti;
“Yeni arsaların konut imarına açılmaması sebebiyle, vatandaşlar konutlara istediği fiyatlarda ulaşamıyor. Aynı durum ticaret tarafında da geçerli. Sanayicimizin ucuz, ulaşılabilir ve rekabetçiliğini destekleyecek alanlara ihtiyacı var. Ancak mevcut şartlar sebebiyle sanayici, elindeki parayı arsa ve binaya harcamak zorunda kalıyor. Oysa üreticilerimizin kaynaklarını işletme sermayesi, araştırma geliştirme faaliyetleri ve pazarlamaya ayırmasını sağlamak zorundayız. Çünkü üretim, istihdam ve ihracatı da geliştirecektir.”
“Sanayide değer artışı var, rant olarak anmak doğru değil”
Sanayi yatırımlarının önemli bir altyapı ile gerçekleştirildiğine işaret eden İsmail Duyar, değer artışının da bunun neticesinde ortaya çıktığını söyledi. Planlanmamış, altyapısı olmayan, ölçülemeyen ve vergilendirilemeyen toprak ile elde edilen gelirin rant olarak anıldığını ancak planlı sanayi alanlarında böyle bir durumun olmadığını kaydeden Duyar, şöyle devam etti:
“Biz diyoruz ki, bu ciddi kontrol edilebilir, planlanmış, altyapısı hazırlanmış araziler sanayiciye konut üreticisine verilsin ki sanayici, emeğini, sermayesini toprağa, inşaata ve binaya harcamadan üretimine ve ihracatına baksın. Bugün konuta erişememek sosyolojik sorunları da beraber getiriyor. Bu konuyu lütfen rant çerçevesinde değil, sosyolojik ve ekonomik anlamda değerlendirelim.”
“Son 5 yılda konut fiyatları bin 23 arttı”
BTSO Meclis Üyesi İsmail Duyar, toplantıda sektör temsilcilerine kentteki arazi ve konut fiyatlarındaki değişime ilişkin bir sunum yaptı. Buna göre, Bursa’da satılık konut metrekare birim fiyatı 2019 yılının Ocak ayından bu yılın Nisan ayına kadar geçen yaklaşık 5 yıllık dönemde yüzde bin 23, yani on kat arttı. Satılık konut metrekare birim fiyatı, son 2 yılda yüzde 250, son 1 yılda ise yüzde 55 artışla 22 bin 272 lira oldu. Bursa’da konut imarlı arsa metrekare birim fiyatı son 5 yılda yüzde 760, son iki yılda yüzde 298, son bir yılda ise yüzde 80 arttı. Kentte arazi, bağ, bahçe ve tarla metrekare birim fiyatı ise son 5 yılda yüzde bin 162, son 2 yılda yüzde 440, son bir yılda ise yüzde 111 arttı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre Türkiye’nin Nisan ayı enflasyonu yıllık bazda yüzde 69,80 olarak açıklanmıştı.
“Mahalle araları üretim tesisleriyle doldu”
BTSO 54. Komite Başkanı Özkan Aydemir ise, Bursa’nın 17 sanayi bölgesinin yanı sıra, küçük sanayi siteleriyle üretime, istihdama ve ihracata çok büyük katkı sağladığını söyledi. Son 5-6 yılda kentteki sanayi bölgelerinin yetersiz kaldığını gözlemlediklerini belirten Aydemir, “Bursa’ya yatırım yapmak isteyenler için büyük ölçekli sanayi arsaları bulunmuyor. O yüzden Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ve ilçe belediyelerinin mutlaka bazı bölgeleri sanayi yatırımları için açması gerekiyor. Bu yapılmadığı takdirde Nilüfer ilçesinde olduğu gibi kaçak yapılaşmanın da önü açılacak.” dedi.
Konut ve sanayi alanlarının hızla planlanması gerektiğini ifade eden Özkan Aydemir, “Bursa’nın merkez ilçeleri Yıldırım, Osmangazi ve Nilüfer’de mahalle aralarında atölyeler oluştu. KOBİ ölçeğindeki firmalar, uygun üretim yeri bulamadıkları için mahalle aralarındaki dükkanlara yöneldi. Çalışan sayısını da dikkate aldığımızda şehir içinde sıkışıp kalan üretim tesislerinin kente aslında büyük bir zarar verdiği de bir gerçek. Bu firmaların mutlaka toplu olarak bir yerlere çıkarılması gerekiyor. Hem altyapısı hem de lojistik imkanlarıyla yeni sanayi bölgelerinin oluşturulması Bursa’ya büyük değer katacaktır” şeklinde konuştu. – BURSA
]]>Çakır, ülke ekonomisinin güçlenmesinde önemli rol oynayan üretimden daha çok kazanç elde edilmesi gerektiğini söyledi. “Nüfusu 100 milyona yaklaşan, hatta sığınmacılarla birlikte bu rakamı geçecek bir ülkeyseniz, bir de nüfusunuzun yarısı 30 yaş ortalamasında olan genç bir ülkeyseniz üreten bir ülke olmak zorundasınız” diyen Çakır, sözlerini şöyle sürdürdü: “Nüfusu 15-20 milyon olan ülkeler belki bazı hizmet sektörleriyle ekonomilerini döndürebilir. Bizim ekonomimiz için de hizmet sektörleri çok önemli. Ancak, sadece hizmet sektörleriyle 100 milyonluk bir nüfusun iş ve AŞ beklediği bir refah ekonomisine ulaşamayız.”
Türkiye’nin üretim çeşitliliği ve kalitesiyle dünyada ilk 5 ülke içinde gösterildiğini hatırlatan Çakır, arzu edilen katma değeri oluşturamamanın nedenlerini; “Plansızlık, verimsizlik, yüksek teknolojili üretime yeterli şekilde entegre edememek, nitelikli insan kaynağı eksikliği ve insan kaynağını doğru kullanama” olarak açıkladı. Bunların dışında, katma değer oluşturma konusundaki en önemli eksiklerden birinin de markalaşmayı başaramamak olduğuna dikkat çeken Çakır, “Üretiyoruz ama başka markalara üretiyoruz. Taşeronluk yapıyoruz. Kendi markalarımızı oluşturma konusunda iyi değiliz. ya da bu kolaycı yolu daha rahat buluyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
“Fason üretimle bir yere varamayız”
Markalaşmanın önemine işaret eden Çakır, şöyle devam etti: “Türk iş dünyası olarak, KOBİ’ler özelinde başka küresel firmaların personeli gibiyiz. Bizim 5 dolara ürettiğimiz bir ürünü, bir dünya markası bizden alıyor ve sadece marka değeri ile 100 dolara satıyor. Hamallığı biz yapıyoruz, emeği biz veriyoruz ama oluşturdukları marka katma değer ile parayı onlar kazanıyor. Çok üretiyoruz ama az kazanıyoruz. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Yarın iş gücü avantajımız bitebilir, bir gün lojistik avantajımız bitebilir. O zaman bugün kazandığımızı da kazanamaz duruma gelebiliriz. Türkiye fason üretim cenneti konumunda ama bizim için değil, dünya markaları için bir cennet. Bundan dolayı, Türkiye ekonomisi fason üretimle bir yere varamaz. Üretmek yetmez, markalaşmak zorundayız. Türkiye ve özelinde Mersin kendi markalarını oluşturmak zorundadır.”
Dünyanın ekonomik anlamda en gelişmiş ülkelerinin aynı zamanda en çok küresel markaya sahip olan ülkeler olmasının bir tesadüf olmadığını vurgulayan Çakır, “Bu ülkeler zengin ve gelişmiş oldukları için çok markaya sahip değiller; aksine, çok markaları olduğu için zenginler” ifadelerini kullandı.
“Markalaşma artık bir vizyon ve bilgi meselesi”
Eskiden marka oluşturmanın daha zor, uzun ve maliyetli bir süreç olduğunu vurgulayan Çakır, “Dahası böyle bir kültürümüz ve farkındalığımız yoktu. Artık, teknolojiyle küçülen dünyada ve bilgi iletişim teknolojileri ile kolaylaşan bu süreçte markalaşma daha kolay. Yani, markalaşma artık bir vizyon ve bilgi meselesi. Unutmayalım, ürünler fani ama markalar bakidir. Başkasına iş yaparak, ürettiğimiz kaliteli ürünlere başkalarının markalarını basarak zenginleşemeyiz. Dünya kalitesinde ürün üreten firmalarımız artık kendi markalarını oluşturmak zorundadır. Özellikle, patent, marka hakları ve coğrafi işaret gibi konulara önem vermeliyiz” diye konuştu.
Çakır, MTSO olarak bu konularda hem bölgesel ürünlere sahip çıktıklarını, hem de hukuk müşavirlikleri vasıtasıyla firmalara ücretsiz danışmanlık verdiklerini sözlerine ekledi. – MERSİN
]]>Programda konuşan Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, “Hayvan yetiştiriciliğinde genel sorunlar ve çözüm önerileri, kırmızı et üretiminde karşılaşılan sorunların neler olduğunu, hayvan yetiştiriciliğinde Malatya’ya ait özel sorunlar ve çözüm önerileri, Malatya’da hayvan yetiştiriciliğinde imkan ve fırsatlar nelerdir ve bunları nasıl kullanabiliriz, depremin Malatya hayvancılık sektörüne etkisi ve beklentiler, et ürünlerinde AR-GE çalışmaları ve Markalaşma, hayvancılık sektöründe eğitimli beceri sahibi iş gücünün sağlanması doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz çalıştayda sektöründe akademik ve sektörel bakış açılarının bir araya getirilmesini hedefledik. Sektörün sorunlarına yönelik politika belirlemek üzere, kalıcı çözüm önerileri oluşturmak ve her paydaşımızın kazandığı bir değer zinciri tesis etmektir. Hayvancılık sektörünün ülkemizde ve ilimizdeki mevcut durumu, sorun alanları ve çözüm önerilerinin konuşulacağı çalıştayımızda, küresel arzdaki zayıflama nedeniyle kendi kendine yeterli üretimin stratejik önemi, üretimde sürdürebilirliği sağlayacak devlet politikaları, ürün piyasalarında fiyat istikrarı mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği önem arz etmektedir. Sektörün geleceğini planlamak yönünden bu tip çalıştay ve toplantıların önemi çok büyüktür. Bu toplantılarda ortaya çıkan fikirler bize hem vizyonu güncellemek hem de gelecek planlaması bakımından çok yararlı olduğunu düşünüyoruz. İnşallah bu yöndeki çalışmalardan iyi sonuçlar elde edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Çalıştayda sektör temsilcilerinin sorunlarına kısa, orta ve uzun vadede somut çözüm önerileri almaya çalışacaklarını belirten Özcan, “Kısa ve orta vadede altyapı sorunlarının çözümü için planlamalar yapılması, destekleme politikalarının ihtiyaç analizi doğrultusunda revize edilmesi, verim ve kalitenin iyileştirilmesi, verilerde güvenilirliğin sağlanması, ticari işletmelerin yenilikçi ve rekabetçi olması, aile işletmelerinin refahını güçlendirici tedbirlerle sürdürülebilirliğin sağlanmasının doğru olacağını düşünüyoruz. Çalıştay akademik kurulumuzun, düzenleme kurulumuzun ve sektör temsilcilerimizin görüş ve önerileri doğrultusunda sonuç bildirisi yayınlayacağız” dedi.
Malatya Tarım ve Orman İl Müdür Osman Akar ise, “Pandemi ve ekonomik gelişmelerle beraber tarımın üretimin önemi ön plana açıktı. Her türlü varlığa sahip olabiliriz. Ama olmazsa olmazımızın gıda üretimi olduğunun herkes farkına vardı. Bizlerde ülke olarak bulunduğumuz konum itibariyle kendi kendimize yetme zorunluluğumuz var. Gerek bitkisel gerekse hayvansal üretimde kendi kendimize yetmek zorundayız. En küçük üretim dahi çok değerlidir. Bu küçük üretim bir araya gelerek büyük üretimler oluşturuyor. Tarımsal üretim bugün devletlerin esas güç kaynağıdır. Tarımsal üretime bizimde çok dikkat etmemiz gerekiyor. Kendi kendimize yetme kadar üretim yapmak zorunluluğumuz var. “şeklinde konuştu
İnönü Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Tuncel de “Üniversite olarak bu tür çalışmaların şehrimize katkı olsun. Var olan bilgileri sizin önerileri, talep ve beklentilerinizi gelecekle ilgili öngörülerinizi toplu bir rapor haline getirmek. Hayvancılık konusunun Malatya için daha derli toplu olarak ne anlam ifade ediyor. Malatya hayvancılık konusunda belli bir mesafe almış. Hayvancılık konusunda daha da ilerleme potansiyeli var. Hayvancılık kayısının gerisinde kalıyor. Kayısı bizin için çok önemli bizim bir marka değerimiz, şehrimizin dışa açılan en önemli yüzlerinden bir tanesidir. Ama biz hayvancılığı ihmal etmemeliyiz. Daha nasıl geliştirebiliriz diye çalışmalıyız. Üniversite olarak sizin bilgilerinizi sistematize hale getirmek istiyoruz. Sizden gelen öneriler çerçevesinde yetkili bölümlerimiz de harekete geçirmek istiyoruz. İnşallah güzel bir çalışma olacak” diye konuştu. – MALATYA
]]>Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO), 1 Haziran Dünya Süt Günü dolayısıyla açıklama yaptı. Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2001’den beri kutladığı Dünya Süt Günü’nün bu sene “Besleyici ve sürdürülebilir süt ve süt ürünlerini kutlayalım” sloganıyla kutlandığını vurgulayan ZMO Yönetim Kurulu, sütün dünyada en yaygın üretilen ve en değerli tarımsal gıda ürünlerden biri olduğunu hatırlattı.
ZMO, Türkiye’nin 2022 yılında 21,6 milyon ton süt üretimi ile dünya sıralamasında sekizinci, AB ülkeleri arasında üçüncü en büyük süt üreticisi ülke olduğunu vurgulayarak, açıklamasında şunları ifade etti:
“Hayvansal üretim mutlaka hayvancılığa dayalı bitkisel üretimle birlikte değerlendirilmelidir. Sağlıklı ve sürekli süt ve et üretimi için ‘yem-süt-et’ bütünü birlikte değerlendirilmelidir. Çiğ süt fiyatını etkileyen en önemli faktör çiğ süt maliyetidir. Süt üretim maliyetlerini etkileyen en büyük unsur ise yem maliyetidir. Üreticinin kar ederek üretime devam edebilmesi için “çiğ süt-yem paritesi” 1/1.5 olmalı, yani 1 litre süt satıldığında 1.5 kg yem alınabilmelidir. Ulusal Süt Konseyi’nin 2024 yılı Ocak ayından bugüne 3 kez açıkladığı çiğ inek sütü tavsiye fiyatı litre başına 11,50 TL, 13,50 TL ve 14,65 TL. Girdi olarak geçen yıl mart ayına göre mazotun yüzde 98, karma yemin yüzde 40, veteriner harcamalarının yüzde 165 arttığı bir ortamda baskılanan ve gecikerek güncellenen bu fiyatlar gerçekleşen maliyetin altında olup, kesintileri düşünce özellikle küçük üreticiler zarar etmektedir. Ülkemizde geçmiş yıllardan günümüze 0.8-1.3 arasında değişen parite nedeniyle kar edemeyen üretici alandan çekilmektedir.”
“Resmi kurumlar kırsal alanda üretimin devamlılığını sağlamalı”
Gıda güvenilirliğini ve güvencesini sağlamakla yükümlü resmi kurumların, sektör üzerindeki finansal yükü azaltması ve kırsal alanda üretimin devamlılığını sağlaması gerektiğine dikkat çeken ZMO, “Et Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, Yem Sanayi özelleştirilip kapatılınca alan serbest piyasanın insafına terk edilmiştir. Sonradan kurulan Ulusal Süt Konseyi ile Et Süt Kurumu piyasayı üretici ve tüketici lehine düzenleyememektedir. Kamunun düzenleme ve denetleme görevini etkin bir şekilde yapmasına yönelik kurumsal yapılar yeniden gündeme gelmelidir” dedi.
Serbest piyasa ortamında kamunun gerekli ve zamanında müdahalelerinin önemine işaret edilen açıklamada şöyle denildi:
“Çözüm; mevcut serbest piyasa ortamında kamunun gerekli ve zamanında müdahaleleri ile tarım ve gıda sistemini üretimden tüketime gerçekten sürdürülebilir kılmasından geçmektedir. Süt üreticilerin kurduğu demokratik, özerk, güçlü kooperatifler ile üretime devam etmesi, kendi ürettiklerini işlemesi, pazarlaması, demokratik güçlü tüketici kooperatifleri ile gıda tedarik zincirinin kısaltılması, üreticinin ürününden para kazandığı ve tüketicinin sağlıklı ucuz gıdaya/süte/ete erişebildiği sistemleri kurmaktır.”
]]>
Ekonomist Erkan Öz, GSO Yönetim Kurulu Üyesi Bora Tezel, Genel Sekreter Yardımcısı M. Sermest Çapan, Yeni Nesil Sanayici Platformu üyeleri ve firma temsilcilerinin katılımıyla online olarak gerçekleştirilen toplantıda, bilgi ekonomisinin sanayiye, üretim metotlarına ve kripto paralara etkisi gibi başlıklar detaylarıyla ele alındı.
Bilgilendirme toplantısında ayrıca bilgi, teknoloji ve ekonomi arasındaki yakın ilişki, bilgi ekonomisinin üretimden pazarlamaya bütün ekonomik faaliyet alanlarında sağladığı yapısal dönüşümler ve son dönemlerde dünyada olduğu gibi ülkemizde de popülaritesi giderek artan kripto para piyasasının geleceği konuşuldu.
Toplantı öncesinde bir konuşma yapan GSO Yönetim Kurulu Üyesi Bora Tezel, hem dünyada hem de Türkiye’de birçok alanda değişim ve dönüşüm süreçlerinin yaşandığını, bilgi ekonomisinin de bu açıdan geleceğin inşası adına büyük önem taşıyan bir konu olduğunu söyledi. Üretimde, sanayide ve hayatın her alanında yaşanan dönüşüme bugün artık farklı bir açıdan bakıldığını ifade eden Tezel, “Günümüzde her şey çok çabuk değişiyor ve ivme kazanıyor. Dün gündemde olmayan konular, bugün ve geleceğin en önemli başlıkları olarak karşımıza çıkıyor. Bilgi ekonomisi, yapay zeka gibi alanlar da buna en yerinde örneklerdir. Programımıza katılarak bilgi ve görüşlerini bizlere ve kıymetli konuklarımıza aktaran Sayın Erkan Öz’e, Yeni Nesil Sanayici Platformu Ekonomi Komisyonumuza ve tüm katılımcılarımıza teşekkür ediyorum” dedi.
Ekonomist Erkan Öz, toplantıda yaptığı konuşmada eski dönemlerden bugüne üretim biçimlerinin sürekli bir değişim ve dönüşüm geçirdiğini, bu konunun öneminin gelecekte daha fazla hissedileceğini söyledi.
“Geçmişte olduğu gibi gelecekte de para biçim değiştirecek” diyen Öz, “Dijital paralar bunun bir örneğidir. Örneğin kripto paraların kullanım alanları gelişen teknolojiye bağlı olarak her geçen gün yaygınlaşıyor ve artıyor. Dünyada 100 milyon kadar insan artık kripto varlıkları tercih ediyor. Bunları da üretim aracı olarak değil de servet birimi olarak görüyorlar” şeklinde konuştu.
Bilgi ekonomisini “Üretimin bilgi ile organize edilmesidir” diye tanımlayan Öz, “Örneğin Linux işletim sistemi bunun bir örneğidir. Genç bir programcı, kodlama bilgisi ile para harcamadan işletim sistemini yazmaya başlamıştı. Bu işletim sistemi de zamanla yayılım göstermiştir. Bilgi ekonomisinde üretimin nerede ve nasıl yapılacağına bilgi-data-know how sahibi olanlar karar verir. Sanayi alanında 3 boyutlu yazıcılar gelişiyor. Bunun anlamı, yazıcıların 3 boyutlu cisimler geliştirmesi sağlanıyor. Bu, plastik, metal gibi materyaller olabilir ve bugün büyük sanayi tesislerinde kullanılıyor. Bilgi ekonomisinin ilerleyeceği alanları da şöyle sıralayabiliriz: 3D printerler, sanayi, nano teknoloji, robotlar, enerji üretimi teknolojileri, yapay zeka, insan düşüncülerinin ve bilincinin kopyalanması. Bu süreç, bir iki yılda gerçekleşmez. Bu uzun vadeli bir süreçtir. Her şey gibi savunma sanayii de önemli gelişmeler gösterecek. Bu alanda da 3D yazıcılarla üretim yapılacak. Ayrıca yapay zeka ile beraber enerjiye daha çok ihtiyaç olacak. Çünkü yapay zeka, büyük miktarlarda enerji harcar. Bilgi ekonomisi gibi geleceğimizi yakından ilgilendiren bu önemli program için Gaziantep Sanayi Odası Yeni Nesil Sanayi Platformu’na ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Toplantı, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. – GAZİANTEP
]]>KARDEMİR’in 2023 yılı faaliyetlerinin görüşüldüğü 29. Olağan Genel Kurul Toplantısı yapıldı.
KARDEMİR Eğitim ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıya, yönetim kurulu üyeleri genel müdür, genel müdür yardımcıları ve hissedarlar katıldı.
Toplantıda konuşan Demir, özellikle son çeyrek yüzyılda dünyada benzerine az rastlanan doğa olaylarıyla karşı karşıya kalındığını söyledi.
Avrupa Yeşil Mutabakat bildirisinin, iklim kriziyle mücadelenin en önemli yazılı belgesi olduğunu belirten Demir, “Bu bildiriye göre Avrupa, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını yüzde 50-55 oranında azaltmayı ve 2050 yılına kadar ise karbon nötr olmayı en önemli hedefi olarak ortaya koymuş durumda. Yine Cumhurbaşkanlığımızca Yeşil Mutabakat Eylem Planı konulu genelge Temmuz 2021’de Resmi Gazete’de yayımlanmış ve Ticaret Bakanlığımızca da eylem planı yürürlüğe konulmuştur.” dedi.
Demir, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizmasının gelecek yıllarda küresel ticaretin dinamiklerini değiştirmesinin beklendiğini ifade ederek, “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması uygulamasıyla yüksek emisyonlarda üretim yaparak ürünlerini Avrupa’ya ihraç eden şirketlerin, yeni vergi yüküyle karşı karşıya kalması, emisyonlarını azaltmayan şirketlerin Avrupa pazarındaki rekabet güçlerinin zayıflaması öngörülmektedir. İhracatının yarıya yakınını Avrupa pazarına yapan ve Avrupa Birliği ile ticari ve siyasi alanda yakın ilişkiler içerisinde bulunan Türkiye’nin bu önemli düzenlemenin dışında kalması söz konusu değildir.” diye konuştu.
Çimento, alüminyum, gübre, elektrik sektörleri gibi çelik sektörünün de bu yeni düzenlemenin doğrudan etkileyeceği öncelikli sektörler arasında yer aldığını dile getiren Demir, bu nedenle diğer tüm sektörlerde olduğu gibi tüm dünyada çelik üreticilerinin de karbondan arınmaya odaklandığını kaydetti.
Demir, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bu kapsamda yönetimimiz; Yeşil Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenlemesini, sektörü daha yeşil ve temiz kılmaya imkan tanıyan bir fırsat olarak değerlendiriyor ve karbon emisyonlarımızı, su kullanımını ve biyoçeşitlilik üzerindeki tüm olumsuzlukları azaltmayı, üretim proseslerinde verimliliklerimizi artırmayı ve sürdürülebilir üretim ve başarıları yakalamayı hedeflemektedir. Üretim kapasitemizi 3,5 milyon ton seviyelerine çıkarmak için kurulması planlanan yeni yüksek fırın yatırımımızın, ‘yeşil çelik’ hedefine uygun teknolojiyle gerçekleştirilmesi için teknik araştırmalarımız devam etmektedir.”
Buna paralel şirkette oluşturulan “Karbonsuzlaştırma Çalışma Grubu”nun faaliyetlerine başladığını aktaran Demir, yeşil çelik yol haritasına uygun üretim için de çalışmaların devam ettiğini söyledi.
Demir, diğer yandan da üretim içindeki katma değerli ürün miktarını artırmak için planlanan yatırımların sürdüğünü belirtti.
Yönetimin bu dönemde odaklandığı bir diğer konunun ise dijitalleşme olduğuna değinen Demir, KARDEMİR’in Türkiye demir çelik sektöründe kapsam olarak gerçekleştirilen “en büyük dijital dönüşüm projesi” olan kurumsal kaynak yönetimi S/4 HANA projesini devreye aldığını hatırlattı.
Demir, AR-GE merkezinin, şirketin rekabet edebilirlik seviyesini artırmak ve sürdürülebilir büyümesine katkı vermek üzere çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.
“Öz kaynaklarımızda güçlü büyüme kaydedilmiştir”
Dünya ham çelik üretiminin 2023’te 1 milyar 888 tonda sabit kaldığını aktaran Demir, şöyle devam etti:
“En büyük üretici konumundaki Çin, geçen yıl üretimini sadece yüzde 0,1 artırırken, Hindistan’ın üretimi yüzde 11 artmış ve dünyada üretimini en fazla artıran ülke olmuştur. Bu dönemde ülkemiz ham çelik üretimi, bir önceki yıla göre yüzde 4 küçülmüş ve 33,7 milyon ton ile 2019 yılı seviyesine gerilemiştir. KARDEMİR, dünya genelindeki durağanlığa rağmen 2023’te 2 milyon 394 bin 312 ton ham çelik ve buna bağlı 2 milyon 319 bin 823 ton net mamul ile üretimini artırma başarısını göstermiştir.”
Demir, Asya, Avrupa ve Afrika’nın 2023’te ihracat pazarları olduğunu dile getirerek, Gürcistan, Sırbistan, Romanya, Almanya, Polonya, Bulgaristan, Çekya, Kosova, Slovakya ve Yunanistan’a muhtelif çelik kaliteleri ihraç edildiğini ve yaklaşık 26 bin ton satışla 29 milyon dolar değerinde ihracat geliri elde edildiğini ifade etti.
Mali mevzuat gereği enflasyon muhasebesinin etkileriyle finansal veriler incelendiğinde 2023’te 51 milyar 621 milyon lira satış geliri, 3 milyar 296 milyon lira faiz, amortisman ve vergi öncesi kar (FAVÖK) ve 1 milyar 588 milyon lira net kar elde edildiği bilgisini paylaşan Demir, “Geçen senenin aksine net borç pozisyonundan net nakit pozisyonuna geçilirken, enflasyon muhasebesinin etkisiyle öz kaynaklarımızda güçlü büyüme kaydedilmiştir.” dedi.
Demir, kurdukları KARDEMİR Liman İşletmeciliği ve Taşımacılık Anonim Şirketinin (KARLİMTAŞ), öncelikli olarak Zonguldak-Karabük arasında özel demir yolu taşımacılıklarını ve gelecekte de liman işletmeciliklerini yapacağını kaydetti.
Şirketin küresel ölçekte rekabet edebilirliğini artırmak, çevreye duyarlı üretim yapısını güçlendirmek ve yenilikçi çözümler geliştirmek adına yürüttükleri çalışmalarda ortakların desteklerinin kendileri için büyük önem arz ettiğini vurgulayan Demir, “Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da KARDEMİR ailesi olarak birlikte daha büyük başarılara imza atacağımıza olan inancımız tamdır. Bizlere olan güveniniz ve desteğiniz için yönetimimiz adına teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
]]>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin 2024 yılı Mayıs ayı olağan toplantısı ‘Vizyoner Bir Bakışla Tarım ile Sanayi Arasındaki Entegrasyonu Artırarak; Tarımsal Sanayinin, Ekonomimize Daha Etkili ve Verimli Katkı Yapmasını Değerlendirmek’ ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda yapıldı. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda konuşan Bakan Yumaklı, “Üretim yapan çiftçilerimize kullandıkları tarımsal kredilerde yüzde 15 ilave faiz indirimi sağlıyoruz. Böylece gerekli diğer koşulları da sağlayan üreticilerimiz kredilerinde yüzde 100 faiz indirimine erişebiliyor. Çiftçilerimizi üretime teşvik etmek için, bugünün değerleriyle verilen destek miktarı 1,6 trilyon. Tarım dışına çıkan arazi miktarı da yine bu süreçte önemli ölçüde azalmış durumda. 93 milyon dekarlık, 442 büyük ovanın koruma altına alındığını söylemek istiyorum. Yine organik tarım ve iyi tarım uygulamaları da bu süreç içerisinde desteklendi. Tarım ve sanayi entegrasyonunu güçlendirmek için, kırsal kalkınma yatırımları da devam etti ve 93 bin projeye yaklaşık 95 milyar liralık bugünün rakamlarıyla kaynak ayrıldı. Önümüzdeki dönemde yatırımları cesaretlendirmek adına ekonomik yatırımlarda, proje limitini yüzde yüz arttırdık ve 7 milyondan 14 milyon liraya çıkardık. Tarımsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, Avrupa Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti’nin eş finansmanıdır. 81 ilimize yaygınlaştırdık. Üçüncü dönem çağrısındaki bütçe rakamı 785 milyon Euro. 7 yıllık bu süreçte ülkemizdeki tarım girişimcilerinin kendi faaliyetlerini yerine getirebilmeleri adına onlara ayrılmış durumda” diye konuştu.
“BUNDAN SONRAKİ STRATEJİMİZİ 5 TEMEL UNSUR ÜZERİNE KURDUK”
Bakan Yumaklı, “Beş temel unsur üzerine kurduk, bundan sonraki stratejimizi. Sürdürülebilir bir üretim yapacağız. Yapmış olduğumuz bu üretim verimlilik esasına göre işleyecek. Ürettiğimiz ürün, verimli ürettiğimiz ürün kaliteli olacak ve mutlaka kayıtlılık söz konusu olacak. Elbette sektöre yatırım bunun olmazsa olmazı. Bu düzenlemelerle suya göre tarımın yapılması, planlı tarımsal üretime geçilmesi istenmeyen arazilerin döküme kazandırılması, tarımsal üretim alanlarında yapılan bütün üretimin kayıt altına alınması ve sözleşmeli üretimin yaygınlaştırılmasıdır. Politikalarımızın tamamı devletimizin ana politikalarına entegredir” şeklinde konuştu.
“ÇİFTÇİLERE TARIM KREDİSİNDE YÜZDE 15 İLAVE FAİZ İNDİRİMİ”
Çiftçileri teşvik etmek adına faiz indirimi uygulanmasına değinen Yumaklı, “Sözleşmeli üretimle alakalı çiftçilerimize, üreticilerimize onları cesaretlendirme adına üretim yapan çiftçilerimize kullandıkları tarımsal kredilerde yüzde 15 ilave bir faiz indirimi yapıyoruz. Böylece diğer koşulları da sağlayan üreticilerin çok ciddi oranda bir faiz indiriminden yararlanması söz konusu. O yüzden ben siz değerli sanayicilerimizden sözleşmeli üretimin yaygınlaştırılmasıyla ilgili desteklerinizi istirham ediyorum” ifadelerini kullandı.
“NÜFUS ARTIŞIYLA ÜRETİM İHTİYACIMIZ ARTACAK”
Her alanda daha fazla üretim ihtiyacı doğacağını belirten Yumaklı, “Biz, Akdeniz çanağındaki ülkeyiz. İklimden en çok etkilenen ve etkilenecek olan ülkelerin başında geliyoruz. ve en çok etkilenecek, hayatımız için önemli materyal madde de su. Nüfus artışıyla birlikte yine her alanda üretim ihtiyacımız da artacak dolayısıyla. Bu gerçeği en çok idrak eden bir grubu temsil ediyorsunuz ki, hakikaten ben teşekkür ediyorum İstanbul Sanayi Odası yönetimine. Bu kadar değerli bir çalışmayı Türkiye kamuoyunun gündemine sokacakları için. 2023 yılında ülkemizin mevcut su kaynaklarından 57 milyar metreküp kullanıldı. Bunun oransal olarak hangi sektörlerde kullanıldığını zaten konuşmacılar söyledi. Sanayide suya en fazla bağımlılığı olan sektörleri de söyledi hocam ama ben yine de söyleyeyim. Yüzde 22 ile gıda, yüzde 18 ile tekstil sektörü. Su kaynaklarımızın önemini söylüyoruz. Bir daha tekrar edelim. Ülkeler su ile ilgili pozisyonlarını sahip oldukları potansiyelle ölçerler. Eğer kişi başına bin 700 metreküpün üzerinde bir kullanılabilir su potansiyeline sahipseniz, siz su zengini bir ülkesiniz. Bin 700 metreküple, bin metreküp arasında iseniz su stresi içerisinde bir ülkesiniz. Bin metreküpün altına düştüğünüzde de su fakiri bir ülkesiniz. Kabaca böyle tanımlayalım. Türkiye, bin 313 metreküp bizim kayıtlarımıza göre su miktarına sahip” dedi.
“10 BİN PROJEYE 2,4 TRİLYON LİRALIK BİR KAYNAK AKTARILDI”
Önlem alınmazsa 6 seneye su fakiri olabileceğimize dikkat çeken Yumaklı, “Bin 313 metreküple yani binle, bin 700 arasında, bine daha yakınız. Su stresi altında bir ülkeyiz. Eğer hiçbir önlem almazsak, ne olabilir ki? Deyip alışkanlıklarımızı değiştirmezsek çok değil sadece 6 sene sonra su fakiri olan ülkeler kategorisine gireceğiz. Dolayısıyla burada, devlet aklı olarak karar vericileri olarak, bu tehlikeyi çok uzun senelerdir gören, karar vericilerin ülkemizin yarınlarında ihtiyacı olacak suyu depolama adına çok ciddi yatırımları, dolayısıyla su ve sulama alanında yaklaşık 10 bin projeye 2,4 trilyon liralık bir kaynak aktarmış bu ülke insanı” ifadelerini kullandı.
]]>
Bayburt Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı öğrencileri, ‘Hem Üretim, Hem Eğitim’ sloganıyla bir yandan üretim yapıyorlar, bir yandan da okulda öğrendikleri bilgileri serada uygulama imkanı bularak, bilgilerini pekiştiriyorlar. Fabrika gibi işleyen okulda, sebze yetiştiriciliğinin yanı sıra atık malzemelerden eşyalar üretiliyor, sporsal faaliyetlerde başarılar elde ediliyor. Her alanda aşkla çalışan meslek liseliler ekonomiye katkıda bulunurken, ‘ Meslek Lisesi, Memleket Meselesi’ sloganıyla da üretimle de adından söz ettiriyor.
Öğrenciler, okulun bahçesinde kurulan seraya yılın belli dönemlerinde sebze ekiyorlar. Hasat dönemi gelince de ektikleri sebze, meyveleri toplayarak dalından tüketiyorlar. Serada sebze, meyve yetiştiren öğrencilerin mahsulleri okulun yemekhanesinde pişirilerek, diğer öğrencilerin de toplanan sebzelerden tüketmesi sağlanıyor. Hasat edilen sebze ve meyveler, okulda öğrenim gören tüm öğrencilerin öğlen yemeğinde sofralarında yer alıyor. Öğretmenleri gözetiminde serada ekim, bakım, biçim yaparak çalışan öğrenciler, işlerini hem severek yapıyorlar, hem de kendi el emekleriyle ortaya ürün çıkarmanın mutluluklarını yaşıyorlar.
Kasa kasa, kilo kilo ıspanak toplayan öğrenciler, topladıkları ıspanakları okulun yemekhanesine getirdiler. Okulun aşçısı Doğan Alper Karagülle, öğrencilerin hasat ettiği ıspanakları bir güzel yıkayıp, temizledikten sonra öğrenciler için öğlen yemeğine hazırladı. Üretimin her aşamasında yer alan öğrenciler, kendi üretimi olan sebzeleri tüketmenin, toprakla iç içe çalışmanın keyfini sürdüklerini belirterek, yeni dönemde de tarlayı farklı sebze ve meyvelerle buluşturacaklarını söylediler.
“Üretirken öğrensinler, emeğin kıymetini bilsinler istedik”
Öğrencilere üretimin kıymetini anlatabilmek için ‘Hem Üretim, Hem Eğitim’ sloganıyla yola çıktıklarını ifade eden Müdür Yardımcısı Arif Köprücü, “Bu serayı geçen sene Tarım İl Müdürlüğümüzün teşvikiyle yaptık. Geçen yıl tek mahsul almıştık, bu sene ilk olarak ıspanağımızı ektik, hasadını yaptık. Ispanak hasadından sonra domates, salatalık ve biberlerimizi ekeceğiz. Mevsim el verirse sezonu yeşil soğan, maydanoz gibi farklı sebzelerle tamamlamayı düşünüyoruz.
‘Hem Üretim, Hem Eğitim’ sloganıyla bu yola girdik, amacımız öğrencilerimize üretimin kıymetini, önemini anlatabilmekti. Bir taraftan da öğrencilerimize emeğin kolay olmadığını anlatarak, bu farkındalığı kazanmalarını amaçladık. Sebzeleri, meyveleri manavların tezgahlarında değil de böyle topraktayken görsünler istedik, manava gelinceye kadar hangi aşamalardan geçiyor, nasıl onlarca insan bu iş için emek veriyor buna şahit olsunlar istedik. Ispanak hasadımızı yaptık, şu an ıspanaklarımız yemekhanemize doğru yola çıktılar. İnşallah öğle yemeğinde de hep beraber yiyeceğiz” dedi.
“Allah devletimizden razı olsun”
“Soframızdaki yemeklerin, evimizde pişen yemeklerden hiçbir farkı yok” diyerek devletin sağladığı imkanlardan memnun olduğunu belirten Hamit Bayram isimli öğrenci, “Şu an soframızdaki yemeklerin evimizde annemizin yaptığı yemeklerden hiçbir farkı yok. Bizlere böyle bir imkan sağladığı için Allah devletimizden razı olsun. Arkadaşlarımızla birlikte bugün serada topladığımız ıspanaklar pişirildi, şimdi de soframızda hep birlikte yiyoruz” diyerek konuştu.
“Bir saat önce seradaydı şimdi soframızda”
Serada topladıkları ıspanakları bir güzel afiyetle yiyen Mehmet Taha Polat isimli bir diğer öğrenci ise, “Bir saat önce hasadını yaptığımız ıspanağı aşçımız pişirdi. Bir saat önce seradaydı, şimdi soframızda. Öğretmenimle, arkadaşlarımla beraber yiyoruz. Tadı muhteşemdi, çok lezzetliydi” ifadelerini kullandı. – BAYBURT
]]>EKK, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplandı. Toplantıya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ile ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı
“Risk göstergelerinde iyileşme görülmektedir”
EKK toplantısının ardından yapılan yazılı açıklamada, “OVP ve 12. Kalkınma Planı’nın olumlu sonuçlarını alıyoruz. Yılın ikinci yarısında yıllık enflasyonda belirgin bir gerileme bekliyoruz” denildi.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Mayıs ayı Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısında, ekonomi politikalarının ve yapısal reform gündemimizin eşgüdüm içerisinde daha etkin uygulanmasına yönelik değerlendirmeler yapılmıştır.
Ekonomimizin yol haritası olan On İkinci Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program (OVP)’da belirlediğimiz eylemleri kararlılıkla uyguluyor ve olumlu sonuçlarını alıyoruz. Bu kapsamda cari açıkta düşüş, uluslararası kaynak girişlerinde artış, rezervlerde güçlenme ve risk göstergelerinde iyileşme görülmektedir. İş gücü piyasasındaki güçlü görünüm korunurken, istihdamda tarihi yüksek seviyeye ulaşılmış ve işsizlik oranı tek haneli seviyelerde seyrini sürdürmüştür.
Öncelikli hedefimiz olan fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesine yönelik para politikasındaki sıkı duruşun maliye ve gelirler politikası ile desteklenmesiyle yılın ikinci yarısında yıllık enflasyonda belirgin bir gerileme bekliyoruz. Ekonomide dengelenme ve güçlenen finansal istikrar enflasyonla mücadelemize destek olmaktadır.
Mali disiplinin güçlendirilmesi amacıyla 13 Mayıs 2024 tarihinde detaylarını kamuoyu ile paylaştığımız Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi ile kamuda harcama kontrolü ve tasarrufların artırılması, yatırımların öncelikli alanlara yönlendirilmesi ile dezenflasyon sürecine önemli katkı sağlanması beklenmektedir.
Programımızın temel sac ayaklarından olan yapısal reformlar ana gündemimizi oluşturmaktadır. Katma değerli üretime, nitelikli yatırımlara ve yüksek teknoloji ihracatına sağladığımız destekler, yapısal reformlarla birlikte sürdürülebilir büyümeyi destekleyecektir.
Bugünkü toplantıda görüşülen konular şunlardır:
OVP’de takvimlendirilmiş ve 2024 yılı ilk yarısında tamamlanması öngörülen yapısal reformlarda gelinen aşama değerlendirilerek çalışmaların hızlandırılmasına karar verilmiştir. OVP’de reform düzenlemeleri kapsamında öngörülen 81 eylemden 2024 yılı ilk çeyrek itibarıyla 20 tanesi tamamlanmıştır. Takvimi yaklaşan diğer eylemlere ilişkin çalışmalarda da önemli mesafe kaydedilmiştir.
OVP’de öncelikli reform alanlarımız arasında yer alan tarımsal üretim planlaması ve yeni destek modeli detaylı olarak istişare edilmiştir. Model ile gida arz güvenliğine yönelik stratejik tarım ürünlerinde hedef yeterlilik oranları belirlenerek üretim planlaması yapılacaktır. Ayrıca, tarımsal üretimde ve su kullanımında destekleme modelinin yanı sıra yeni teknolojilerin kullanımı ile verimliliğin artırılması ve yurt içinde üretimin geliştirilmesine yönelik atılması gereken ilave adımlar değerlendirilmiştir.”
]]>1950’lili yıllardan itibaren planlamaları yapılan 1982’de de projelendirilen ancak 2009 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından temeli atılarak 19 Mayıs 2020 yılında tamamlanarak açılışı gerçekleştirilen Ilısu Prof. Dr. Veysel Eroğlu Barajı ve HES, bölge ekonomisinin yanı sıra ülke ekonomisine de katkı sunuyor.
Gövde hacmi bakımdan Atatürk Barajı’ndan sonra ikinci sırada yer alan baraj, bu açıdan Atatürk, Karakaya ve Keban’dan sonra Türkiye’nin dördüncü büyük barajı olma özelliğine sahip. İnşa sürecinde defalarca PKK’lı teröristlerin hedefi olan ve saldırılarına maruz kalan Ilısu Prof. Dr. Veysel Eroğlu Barajı ve HES, terör saldırılarına rağmen 8.5 milyar TL’ye inşa edilerek hizmete alındı.
İHA muhabirine açıklama yapan Devlet Su İşleri (DSİ) 16 Bölge Müdürü Cihan Aksoy, Ilısu Prof. Dr. Veysel Eroğlu Barajı ve HES’in bahar yağışlarıyla adeta coştuğunu ve bölge ekonomisinin yanı sıra ülke ekonomisine ciddi katkılar sunduğunu söyledi.
5 ayda 1.9 milyar kilowatsaat enerji üretildi
2023 yılının ilk 5 ayında üretim miktarının 660 milyon kilowatsaat olduğunu aktaran Cihan, 2024 yılı aynı döneminde üretim miktarının 1.9 milyar kilowatsaate ulaştığını ifade ederek şunları söyledi:
“Bahar yağışlarıyla birlikte tüm barajlarımızda olduğu gibi Ilısu Prof. Dr. Veysel Eroğlu Barajı’nda da bu sene 522.5 kot üzerine çıkılmış, akabinde üretime bağlı olarak şu anki üretime bağlı olarak şu anki mevcut kotumuz 521.5 seviyelerindedir. Suyun yükselmesiyle birlikte 2024 yılı üretim miktarında da ciddi anlamda artışlar yaşanmıştır. 2023 yılı Mayıs ayına kadar ürettiğimiz enerji miktarı 660 milyon kilowatsaat enerji iken bu sene 2024 yılı Mayıs ayına kadar ürettiğimiz enerji miktarı 1.9 milyar kilowat saat enerjidir.”
Barajın doluluk oranının yüzde 90’a ulaştığının altını çizen Aksoy, “Aynı şekilde 2023 Mayıs ayındaki rezervuar kotumuza baktığımızda 515 seviyelerini görmüş durumdaydık. O zamanki doluluk oranımız yüzde 75 iken şuan üretimi fazla olmasına rağmen mevcut rezervuar kotumuz 521.5. bu 521.5 kotu, bilindiği üzere barajımızda 525 kotu işletme kotumuzdur. Şuanda işletme kotumuzun 3.5-4 metre aşağısındayız. Şuan barajımızda yaklaşık olarak 9.5 milyar metreküp suyumuz mevcuttur. Doluluk oranımız yüzde 90 civarına ulaşmış durumda” dedi.
Ülke ekonomisine 31 milyar TL katkı sağladı
Barajın 19 Mayıs 2020 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışının gerçekleştirilerek devreye alındığını hatırlatan Aksoy, üretime başlanılan 19 Mayıs 2020 tarihinden buyana üretilen enerji miktarının 9.8 milyar kilowatsaate ulaştığını belirtti.
Üretilen enerji ile ülke ekonomisine 31 milyar TL katkı sağladığı dile getiren Aksoy, “Bu sene mayıs ayı itibarıyla ürettiğimiz enerji miktarı 1.9 milyar kilowatsaattir. Böylece önceki dönemlerle birlikte üretilen enerji miktarı 9.8 milyar kilowatsaat enerjinin üzerine çıkılmıştır. Bunun karşılığında ise ülke ekonomimize 31 milyar TL üzerinde katkı sağlanmıştır” diye konuştu. – BATMAN
]]>“Gelecekteyiz” sloganıyla bu yıl 6’ıncısı Ankara Bilkent Hotel ve Konferans Merkezi’nde düzenlenen AI Tomorrow Summit 2024 devam ediyor.
Yumaklı, etkinliğin ikinci gününde yaptığı konuşmada, burada dünyaya yön verecek bir başlığı konuştuklarını dile getirerek, gençlerin birçok sektörde olduğu gibi tarım sektöründe de olmasını istediklerini söyledi.
Dünyada çok hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşandığına işaret eden Yumaklı, bu dönüşümde teknolojinin ve verimliliğin çok önemli bir yeri bulunduğuna dikkati çekti. Yumaklı, teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek bunları Bakanlığa ve tarımsal üretime entegre etmek istediklerini belirtti.
Doğal kaynakların sonsuz olmadığını belirten Yumaklı, “Dolayısıyla bu emaneti genç neslimize sağlıklı bir şekilde devretmenin bilinciyle çalışıyoruz. Bütün dünyada olduğu gibi bizde de kırsal kalkınmada verimlilik itici bir güç unsuru. Kıt kaynakların verimlilikle alakalı bağlantısını sadece ve sadece teknolojiyle kurabiliriz. Dolayısıyla doğru karar alma mekanizmasına doğru sonuçları ulaştırmak adına yapay zekayı mutlaka kullanmanız gerekir.” diye konuştu.
“Genç arkadaşlarımı buradaki programlara katılmaya davet ediyorum”
Yumaklı, AR-GE programlarıyla çok ciddi projelerin desteklendiğini ve desteklenmeye devam edileceğini dile getirerek, gençleri buradaki programlara katılmaya davet etti. Yumaklı, “Yaptığımız AR-GE çalışmaları, bitkisel üretimi ele alırsak, tohum geliştirmek için. Gen kaynaklarınızı koruma altında tutmalısınız. Sizin tohumlarla alakalı verimliliği en üst düzeyde sağlayacak çalışmalarınız devam etmeli. İşte bizim de bununla ilgili gerçekten dünyada örnek olarak gösterilen bir tohum gen bankamız var. Bu tohum gen bankamızla ülkemizin bitkisel üretimle ilgili geleceğini garanti altında tutuyoruz. Anadolu’nun hem bitkisel hem de hayvansal genetik zenginliğini bu bankalarda saklıyoruz.” dedi.
Sebzede, meyvede ve tarla bitkilerinde verimli, kaliteli, kuraklığa, soğuğa ve hastalıklara toleranslı üretim materyalleri geliştirdiklerini vurgulayan Yumaklı, ülkede kullanılan sertifikalı tohumların yüzde 40’ının bu merkezlerde geliştirilmeye devam edildiğini söyledi.
Yumaklı, yeni nesil ekipmanları da yakından takip ettiklerini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu kapsamda, paketlemeden ilaçlama helikopterine, buzağı besleme robotundan gübre sıyırma robotuna kadar ticarileşen birçok prototip de Bakanlığımızın kamu, üniversite, özel sektör işbirliğinde geliştirilmiş durumda. Elbette bugün geldiğimiz noktada, 2022 sonu itibarıyla 129 milyon ton olan bitkisel üretimimizi, 2023 sonunda 137 milyon tona çıkarmışsak bunda AR-GE çalışmalarının çok önemli bir yeri var. Ülkemizin tarımsal alanda rekabet gücünü artırmak da diğer önemli bir husus. Dolayısıyla yenilikçi, kapsayıcı olmalısınız, faaliyetlerinizin sürdürülebilir olması gerekir. Dolayısıyla çiftçilerimizin bazı bilgilere veya hizmetlere ulaşabilmesi için de dijitalleşmeyi ön plana aldık. Çiftçilerimizin, üretimlerimizin, üreticilerimizin bir hafta, hatta belki de daha fazla bir zaman içinde yapmış olduğu bir işi dakikalar içinde yapmasını sağlayabilecek ‘Tarım Cebimde’ uygulamasını faaliyete geçirmek bile işlerinizi kolaylaştıran, verimliliğe katkı veren bir unsur olarak bir başlangıç noktası olabiliyor.”
Yapay zeka uygulamalarının tarım sektöründe uygulama alanları ile geldiği noktayı çok yakından takip ettiklerini dile getiren Yumaklı, “Yine itiraf edeyim, bu konuda kafamızda oluşmuş net bir sonuç yok.” ifadesini kullandı.
Bakan Yumaklı, yapay zekanın tarımda kullanımı konusunda parça parça bilgiler bulunduğunu belirterek, verimlilik artışı, tarımsal faaliyetlerin daha hassas, düzenli yapılması ve kaynakları etkin kullanarak bir fonksiyon yerine getirmesi açısından yapay zekanın son derece önemli olacağını vurguladı.
Orman yangınlarıyla mücadelede yapay zeka temelli yazılım ve uygulamaların kullanılmaya başlandığına dikkati çeken Yumaklı, özellikle akıllı kuleler olmak üzere yangın karar destek sistemlerine veri temin eden, bunları bir arada yürüten sistemlerin, orman yangınlarıyla daha etkin bir mücadele yapmalarına yardımcı olduğunu söyledi. Yumaklı, “776’ya yakın kulemiz var, 184’ü akıllı kule. Yani herhangi bir şekilde bir yangın ya da yangın emaresi gördüğünde, o sensörler vasıtasıyla karar destek sistemlerine hızlıca bu bilgileri iletiyor. İşte bu sayede Türkiye’de yangınlara müdahale etme süresi 40 dakikadan 11 dakikalara inmiş durumda.” dedi.
Bakanlık açısından yapay zekanın alanına girecek konulara değinen Yumaklı, şunları kaydetti:
“Tarımsal üretim planlaması, çok uzun yıllar konuşulan bir husustu. 2023’te bunun yasal altyapısı tamamlandı ve devrim niteliğinde birtakım kararlar aldık. Ülke olarak karar verdik ki biz artık tarımsal üretimimizi planlayacağız. Dolayısıyla yapay zekanın belki de girdiği zaman kendisine sonsuz alan bulabileceği tarımsal üretim planlamasının ben buradan altını çizmek istiyorum. Kaynaklarınız kıt, bir de buna iklim değişikliği ve diğer etkenler geldiği zaman gıdanızı garanti altına almanız, arz güvenliğini sağlamanız gerekir. Özellikle insan unsurunun yetemeyeceği ama bizim çok hızlı karar almamız gereken noktalarda da yapay zekayı kullanacağız.”
Yumaklı, ülkede çok genç bir nüfus olduğunu, kreatif düşünen, çok kabiliyetli, iyi yetişmiş gençlerin bulunduğunu dile getirerek, “Bütün bunların Bakanlığım ile ilgili ulaşması gereken sonuç, Türkiye’nin ikinci yüzyılının, Cumhuriyet’imizin ikinci yüzyılının, ‘üretimin ve üreticinin yüzyılı’ olmasıdır.” diye konuştu.
]]>2024 yılının ilk yarısını değerlendiren Başkan Aslan, Van OSB’nin sürekli hareket halinde olduğunu ve adeta canlı bir mikroorganizma gibi çalıştığını söyledi. Van OSB’ye gün içerisinde yüzlerce işveren ile binlerce çalışanın giriş-çıkış yaptığını belirten Aslan, “Van OSB, hamdolsun belli bir noktaya ulaştı. Kapasitesi büyüdü ve üretim sahaları çoğaldı. 2024’te de çalışmalarımıza, üretimlerimize ara vermeden devam ediyoruz. Sanayi bölgesindeki insanların, işverenlerin hayatını kolaylaştırmak ve refah seviyelerinin yükseltilmesi temel gayemizdir. Bu noktada mücadelemizi sürdürüyoruz. Van OSB’de 1, 2, 3 ve 4. etapları tamamen doldurduk. Orada artık yüzde 90 üzerinde üretimler söz konusu. 5’inci etapta da 3-4 senedir çalışıyoruz. 100 hektarlık bir alanı tekstil bölgesine tahsisi ettik. Orası sadece bir tekstil bölgesi olsun istedik. Biraz karma OSB’lerden ayırmak istedik. Çünkü karma OSB’de her çeşit üretim ve yatırım söz konusu. Tekstilde istihdam yoğunluklu ve iş yoğunluklu olduğu için onu ayıralım dedik. O yüzden 100 hektarlık alanda tekstil çalışmalarımız yürüyor. Orada 15’e yakın fabrika çalışıyor. Bir kısmı üretime geçti, bir kısmı inşaat safhalarını tamamladı, bir kısmı da inşaat çalışmalarını sürdürüyor. Yine Van Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) tarafından 22 hektarlık bir alanın ihalesi geçen sonbaharda yapıldı ve şu anda orada alt yapı çalışmaları sürüyor. İnşallah alt yapı çalışmaları bittikten sonra orada istihdam sağlayacak, ülkenin ihracatına katkı sağlayacak tekstil fabrikaları oluşturacağız. İnşallah o firmalarda orada çalışmalarına başladıkları vakit Van OSB’de 10 binlerin üzerinde bir tekstil istihdamını konuşacağız” ifadelerini kullandı.
“Gelecek nesillere daha güzel ve daha temiz yaşam ortamlarının sağlanması hepimizin temel amacı olmalıdır”
Dünyanın artık yeşil OSB’lere, yeşil sanayilere doğru kaydığını vurgulayan Aslan, “Türkiye’de de bu yönde ciddi çalışmalar yürütülüyor. Özellikle Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kurulu (OSBÜK) koordinasyonunda, Türkiye’deki organize sanayi bölgeleri ve bünyelerindeki fabrikaların üretim hatlarında da yeşil dönüşüme, iklim şartlarına ve doğaya saygılı çalışmalar yürütülüyor. Canlı yaşamını etkilemeden, insan hayatına tesir etmeden, gelecek nesillere daha güzel ve daha temiz yaşam alanları bırakacak ortamların sağlanması hepimizin temel gayesi, temel amacı olmalıdır. Bizde Van OSB olarak bu yeşil dönüşüm noktasında, özellikle Van Gölü ve çevremize zarara vermeden üretim hatlarını oluşturuyoruz. Firmalarımız bu konuda hassas davranıyorlar. Hepimiz yavaş yavaş planlı bir şekilde buna uygun bir şekilde yürüyoruz” diye konuştu.
Bölgede olmayan ve özellikle stratejik ve teknolojik ürünlerin üretimi için tahsisler yapılacağının altını çizen Başkan Aslan, şöyle konuştu:
“Artık dünya ciddi bir yarış içerisinde. Son yıllardaki pandemi, bölgesel krizler ve stratejik derinlikler noktasında ülkeleri, bölgeleri etkileyen küresel sıkıntılar, üretim yerlerini de ciddi bir şekilde sıkıntıya sokmaktadır. Haliyle ülkemizde de piyasal daralmalar söz konusu. Bunun için bizim daha çok mücadele edip, katma değeri yüksek üretim yapan yatırımlara yönelmemiz ve bunlara yer açmamız gerekiyor. Bu konuda bizde bundan sonraki süreçte ülke ekonomisine direk katkı sunacak yatırım ve üretim ortamlarının oluşması adına hassas davranacağız.”
“Van OSB’de artık bir eğitim kampüsü olacak”
Van OSB’de üretim yapan, yatırım yapan, çalışan insanların da hayatlarını kolaylaştırmak için birçok projenin hayata geçirildiğini belirten Başkan Aslan, “Burada yatırım yapan, üretim sağlayan ve çalışan insanların da sosyal, sportif, kültürel ve eğitim faaliyetlerinin devamını sağlamamız lazımdı. Bu noktada çalışan bireylerin çocuklarını bırakacak anaokulu ve kreş inşa edilmesi lazımdı. Yine çalışan insanların sağlık ihtiyaçlarını giderebilecek sağlık alanları oluşturulması lazımdı. Bu noktada hamdolsun bir ana okul ve kreş inşası tamamlandı ve geçtiğimiz günlerde açılışı yapıldı. İnşallah önümüzdeki eğitim öğretim döneminde hizmet verecek. Yine teknik yüksekokullarını Van OSB’de toplamak için Van YYÜ ile bir protokol yapmıştık. Onun yer tahsisi yapıldı ve YÖK’de de bunun kararı alındı. Dolayısıyla yakın zamanda üniversitemizin gayreti ile fiziki mekanlar, eğitim kurumları, atölyeler ve laboratuvarlar oluşturulduktan sonra Van Organize Sanayi Meslek Yüksekokulunu göreceğiz. Yani biz eğitimi, anaokulu ve kreşten tutun yüksekokula kadar oluşturacağız. Yani Van OSB’de artık bir eğitim kampüsü olacak. Yine bunun yanında çok amaçlı bir spor tesisi inşa ettik ve sağlık merkezinin de şu an inşaatı devam ediyor. Yönetim kurulu olarak bunun iyileştirilmesi için çalışmalarımızı yapacağız. İlimize, organize sanayi bölgemize faydalı olabilecek her türlü çalışmanın içinde yer almaya çalışıyoruz. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da ilimizi büyütmek, kalkındırmak ve rekabet gücümüzü artırmak noktasında her türlü gayretin içinde olacağız” dedi. – VAN
]]>Bakan Albayrak, petrol ve doğal gaz mühendisliği öğrencileri ile birlikte çıktığı Gabar Dağı’nda gazetecilere açıklamalarda bulundu. Bakan Albayrak, bugünün çok özel bir gün olduğunu, ve etrafında genç petrol ve doğal gaz mühendisi adayları olduğunu söyledi. “Buraya gelirken dedik ki, gençlerimiz de olsun ve ümit ediyorum bu kardeşlerimiz mezun olduklarında inşallah bu sahalarda belki daha yeni yapacağımız keşiflerde bizlerle beraber olacaklar” diyen Bakan Albayrak, “Onlara seçtikleri mesleğin ne kadar isabetli olduğunu, Türkiye’nin önünde ne kadar büyük bir imkan olduğunu ve büyük bir potansiyel olduğunu bir anlamda göstermek istedik. Dolayısıyla bu Gabar ziyaretimiz onlar ile beraber gerçekleşiyor” dedi.
“2024 sonuna kadar da 100 bin varile ulaşmayı hedefliyoruz”
Bugün 42 bin 500 varile ulaşıldığını belirten Bakan Albayrak, “İnşallah Haziran ayında 50 bin varil ara hedefimizi gerçekleştirmiş olacağız. Bizim bu bölgede irili ufaklı 14 toplam bölgemiz var. Bunun 4’ünde şu anda üretim yapar haldeyiz. Bu üretimi de buradan arttırmayı hedefliyoruz ama diğer 10 bölgede mutlaka sismik çalışmalarımız devam ediyor, sondaj hedeflerimiz var. Dolayısıyla tümü ile baktığımızda Gabar bölgesi hakikaten Türkiye için inşallah oyun değiştirici, Türkiye’nin petroldeki o kötü talihini yenecek bir bölge haline gelecek. Bunun dışında da çalışmalarımız Kör Kandil bölgesinde aramalarımız çok yakın bir zamanda başlayacak. Burada çok büyük bir operasyon sürüyor. Yaklaşık 350 kilometrelik yol çalışmaları 600 kilometreye kadar çıkacak. Dolayısı ile bir taraftan yolları yapıyoruz, bir taraftan buraya makinalarımızı, kuyularımızı, kulelerimizi getiriyoruz ve bu çalışmalar ile inşallah 2024 sonuna kadar da 100 bin varile ulaşmayı hedefliyoruz. Buna ulaştığımız gün de ülkemizin ekonomisine çok ciddi bir katkı vermiş olacağız. Ama gidilecek daha çok yolumuz var” diye konuştu.
Burada 2 bin 750 kişinin çalıştığını aktaran Bakan Bayraktar, “Bu sayı daha da artacak. Bu bölgenin istihdamına da çok ciddi katkı sağlamış olacağız. Türkiye’nin ihtiyacı olan büyüklükler hakikaten fazla. 1 milyon varil bizim ihtiyacımız var. Türkiye’nin ham petrol olarak. Dolasıyla inşallah üretim rakamlarımız arttıkça farklı projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. Ama şunu söyleyeyim rakamlar ciddi anlamda büyüyor. Çünkü biz artık burada 225 tankerle bu petrolü taşıyoruz. Şimdi mutlaka boru hattına ihtiyacımız var. 37 kilometrelik bir boru hattı ile buradan petrolü İdil’e taşıyoruz. Oradan da Irak-Türkiye petrol boru hattı ile inşallah Dörtyol ve Ceyhan’a götüreceğiz. Yani adım adım hedeflerimize ulaştıkça önümüze projeler ve alternatifler elbette olacaktır” şeklinde konuştu.
“23 Mayıs’ta Göktepe-2 kuyusunu bu anlamda kazacağız”
Karadeniz’deki keşfi hatırlatan Bakan Bayraktar, “Şu anda onun üretimi ile ilgili yoğun bir mesai harcıyoruz. Gemilerimiz, ekipmanlarımız, ekibimiz onunla yoğunlaşmış durumda. Oradaki üretimi arttırmayı hedefliyoruz. Ama ara ara bu gemilerin 15-20 günlük bir boşluğunda mutlaka bir boşluk üretip yeni keşif kuyularında çalışmamıza koymuş durumdayız. 23 Mayıs’ta Göktepe-2 kuyusunu bu anlamda kazacağız. Oradan da gaz beklentimiz var. Ama biz sonraki keşif kuyumuzda inşallah Batı Karadeniz’de bir petrol hedefli bir kuyu kazacağız. Ama bunlar daha keşif kuyusu. Bu sondaj bitmeden bir şey söylemek doğru olmaz” ifadelerinde bulundu.
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Fakültesi öğrencilerinden Fatma Çetinkaya, daha önce terör ile anılan Gabar Dağı’nda alınan güvenlik önlemleri ile Türkiye’nin en büyük petrol üretim merkezi haline geldiğini ifade etti. Çetinkaya, “Ben çok heyecanlı ve mutluyum şuanda burada bulunduğum için. Buralar daha önce terör olayları ile anılmış olabilir ama güvenlik önlemlerinin arttığını ve çok değerli petrol rezervlerinin burada olduğunu biliyoruz. Çok heyecanlıyız, süper bir ekip var. Bizden çok umutlular. Buda bize cesaret veriyor, azim veriyor. Çalışıp ülkemize yararlı olabilmek için. Ben burada olmaktan çok mutluyum. Umarım ileride mesleğimde en iyi şekilde yapabileceğime inanıyorum ekip arkadaşlarımın desteğiyle” ifadelerini kullandı. – ŞIRNAK
]]>ANKARA – Gümrük Muhafaza ekiplerince, Mersin’de yürütülen operasyonda gümrüklenmiş değeri 632 milyon Türk Lirası olan kaçak ticari eşya, Niğde’de gerçekleştirilen operasyonda 14 milyon Türk Lirası değerinde kaçak tütün ve üretim aksamları ele geçirildi.
Mersin’de 632 Milyon Türk Lirası değerinde ticari eşya yakalandı
Gümrük Muhafaza ekiplerince kaçakçılıkla mücadele kapsamında yürütülen risk analizi ve istihbarat çalışmaları sonucu şüpheli görülen dört konteyner mercek altına alındı. Gümrük Muhafaza Ekiplerinin takibinde bulunan firmaya ait işlemlerin incelenmesi sonucu ortaya çıkan şüpheli tablo sonucu, x-ray taramasına yönlendirilen konteynerlerde şüpheli yoğunluk tespit edildi.
Ekiplerce gerçekleştirilen detaylı arama neticesinde bahse konu konteynerler içerisinde beyan edilen eşyadan farklı olarak 632 milyon Türk Lirası değerinde 81 ton muhtelif eşya tespit edildi.
Olayla ilgili soruşturma Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam ediyor.
Gümrük Muhafaza Ekipleri 14 Milyon TL Değerinde Kaçak Tütün ve Üretim aksamlarına el koydu
Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü Tütün Özel Ekibi ve Kayseri Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerince, Niğde İlinde bir depoya düzenlenen operasyonda 14 milyon Türk Lirası değerinde kaçak tütün ve üretim aksamları ele geçirildi.
Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü Tütün Özel Ekibi ve Kayseri Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü personelleri ile tütün ve tütün mamulleri üretim ve dağıtımı yapan firmalara yönelik yapılan denetimler kapsamında Niğde ilinde yasadışı üretim yapan bir depoda yapılan aramalar sonucunda; yaklaşık 10000 kg bandrolsüz kıyılmış dökme tütün, 1 kilogramlık paketlerde 4 bin 800 adet (4800 kg) köşeleri kesilmiş şekilde bandrolsüz kıyılmış tütünler, 220 adet koli ve her bir koli içerisinde 5000 dal olmak üzere toplamda 1 milyon 100 bin dal sigara, 52 adet koli ve her koli içerisinde 5000 adet olmak üzere toplamda 260.000 adet sigara filtresi, 68 koli içerisinde atık sigara, 44.800 adet karton koli, ve paketleme makinesi, 1 adet tütün havalandırma makinesi, 1 adet poşet yapıştırma cihazı,
4 adet kullanılmış sigara filtresi kağıdı rulosu, 1 adet network video recorder ve kamera cihazı, 2 adet bidon içerisinde toplam 52 kg tutkal (sigara üretiminde kullanılan), 2 adet salon tipi klima, 2 adet ortam nem dengeleyici cihaz, 1 adet forklift (ağır yükleri çatalları aracılığıyla kaldırmak ve özellikle bir araca ya da rafa yüklemek için kullanılan bir çeşit iş makinesidir.) 1 adet 2500 kg taşıma kapasiteli transpalet olmak üzere yaklaşık piyasa değeri yaklaşık 14 milyon Türk Lirası olarak belirlenen muhtelif kaçak eşyaya el konuldu.
Soruşturma Niğde Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam etmekte olup, soruşturma kapsamında 2 kişi hakkında adli tahkikata başlandı.
Gümrük Muhafaza Ekiplerinin 2 ilde gerçekleştirdiği operasyonlar neticesinde toplamda 646 Milyon Türk Lirası değerinde kaçakçılığa engel olundu.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin ATO Congresium’deki Danışma Kurulu toplantısına katıldı.
“Çiftçi kardeşlerimize bir kez daha ülkemize ve milletimize kazandırdıkları nedeniyle teşekkür ediyorum. Çiftçi kardeşlerimize demokrasimize verdikleri destekler için de minnettarız ve müteşekkiriz. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nde milli iradeyi korumak için en öne atılanlar arasında çiftçiler vardı. Birileri bankamatik kuyruğu oluştururken çiftçi kardeşim darbecileri engellemek için 1 yıllık mahsulünü ateşe verdi. Elindeki tüm imkanlarla darbeci hayinlere karşı koyan çiftçilerimizin vatanperverliğini hiçbir zaman unutmayacağız.” diyerek sözlerine başlayan Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Yüce Allah bizleri topraktan yaratmıştır. Hayatlarımızı toprağın üstünden elde ettiğimiz mahsullerle sürdürüyoruz. İnsanoğlunun sadık yari topraktır. Biz toprağa ne kadar değer verirsek toprak da bizi besler, bağrına basar. Gerekli yatırımı yapmazsak toprak da size bakmaz, sizi doyurmaz ve beslemez. Bu anlayışla son 21 yıldır hem toprağa ve toprağı işleyen çiftçi kardeşlerimize hak ettikleri gayretin karşılığını vermeye çalıştık. Ülkemizin tarımsal potansiyelini gün yüzüne çıkartmak için kırsal kalkınma alanına ciddi hibe ve destek sağladık.Tarım sanayi entegrasyonunu güçlendirdik. 21 yılda 1 yılda 1 trilyon 364 milyar lira tarım desteği verdik. Bu yılın tarım desteği yıl sonunda 91 buçuk milyar liraya çıkacak.
SULANAN ARAZİ MİKTARI 48 MİLYON DEKARDAN 71 MİLYON DEKARA ÇIKARTTIK”
Üreticilerimizin yoğun emeği sayesinde tarım orman sektörümüz son 21 yılın 16’sında büyüme kaydetti. Sürdürülebilir tarımsal üretim ve gıda arz güvenliği için 93 milyon dekar olan 440 tarımsal ovamızı koruma altına aldık. Sulanan arazi miktarını 48 milyon dekardan 71 milyon dekara çıkardık. İlk kez bizim dönemimizde başlayan TARSİM ile üreticimizin alın terini doğal afetlere karşı koruduk, koruyoruz. Zaman zaman tarım sektörümüz ile ilgili gerçek dışı iddialar gündeme getiriliyor. ‘Çamur at izi kalsın’ mantığıyla Türkiye’nin tarım politikası kötüleniyor, değersizleştiriliyor. Bu iddialar bizden önce eli nasırlı çiftçilerimizin emeklerine hakarettir. Elbette yapılan her işin eksiği, fazlası, doğrusu, yanlışı olabilir. Her ülke gibi bizim de sıkıntılarımız var ama Türkiye’de tarım biti demek sadece cehaletin değil büyük bir art niyetin işaretidir.
“SEBZEDE 4’ÜNCÜ MEYVEDE 5’İNCİYİZ”
Tarımsal gayrisafi yurt içi hasılada Avrupa’da lider dünyada ilk 10 içindeyiz. Fındık incir kiraz ve kayısı üretiminde dünyada açık ara 1. sıradayız. Sebzede 4, meyvede 5.’yiz. Tarımsal hasılamızı 2023’te 69,2 milyar dolara yükselttik. İhracatımızı 3,8 milyar dolardan 2023’te 31 milyar dolara ulaştırdık. Türkiye 2023 yılında 212 ülke ve bölgeye 2 bin 200 çeşit tarımsal ürün ihraç etti. Hepinizi alnınızdan öpüyorum. Son 22 yılda tarla bitki üretimini yüzde 34 artışla 78 milyon tona, meyve üretimini yüzde 94 artışla 27,4 milyon tona, sebze üretimini yüzde 23 artışla 31,6 milyon tona taşıdık. Sertifikalı tohum üretimimizde 9 kat artışla 1,3 milyon tonu buldu. Bugün 117 ülkeye tohum ihracatı gerçekleştiriyoruz. 2023 yılında 137 milyon ton bitkisel üretim miktarı ile bu alanda Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık.
“İLK DEFA GENÇ VE KADIN ÜRETİCİLERİMİZE YÜZDE 70 EK SAĞLAYACAĞIZ”
Hayvansal üretimi ülke genelinde planlı üretime dahil edeceğiz. İlk defa genç ve kadın üreticilerimize yüzde 70 ek destek sağlayacağız. Hayvan hastalıklarıyla mücadele için yeni tedbir alacağız. Anaç hayvan üretimini artıracağız. Islah eylem planını hayata geçireceğiz. Amacımız ülkemizin potansiyelinin en üst seviyede kullanılmasının teminidir. Organize tarım bölgeleri kuruyoruz. 41 ilde 60 noktada bu çalışmaları yapacağız. Balıkesir’de dünyanın en büyük tarım bölgesi yapılıyor.
“BİZ SU ZENGİNİ DEĞİLİZ, TAM AKSİNE SU FAKİRİYİZ”
Tüm planlarımızı gelecek 30 yılı dikkate alarak yapıyoruz. Sadece nüfusumuz değil, turist sayımız da artıyor. 57 milyon yabancıyı misafir ettik geçen sene. Bu sene 60 milyonu aştık. Tarım ürünleri açısından talebin yükselmesine yol açacak bu. Devletler gıda konusunda daha çok korumacı davranmaya başladı. Dünya için tarım ikamesi mümkün olmayan sektör olmaya doğru ilerliyor. Politikalarımızı buna göre şekillendiriyoruz. Planlı tarımsal üretime geçilmesini sağlayacağız. Destekten faydalanan çiftçi sayısını artıracağız. Biz su zengini değiliz, tam aksine su fakiriyiz. Burada israfı ortadan kaldıracağız. Şehirlerimizin tarım alt yapısını daha da güçlendireceğiz.
“PLANLI TARIMSAL ÜRETİME GEÇİLMESİNİ SAĞLAYACAĞIZ”
Planlı tarımsal üretime geçilmesini sağlayacağız. Çiftçi sayımızı artıracağız. Biz su zengini değiliz, aksine su fakiriyiz. Ama şimdi artık kapalı sisteme dönüştürmek durumundayız. İsrafı kaldıracağız, sözleşmeli üretimi yaygınlaştıracağız. Şehirlerimizin tarım altyapısını daha da güçlendireceğiz. Üreticileri koruyacağız, tüketicilere kaliteli ürün sağlayacağız. Hedefimiz tarıma uygun olan her karış toprağımızı değerlendirmektir. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerini günden güne daha çok hissediyoruz. Boşa harcanacak tek bir damla suyumuz yok. Meralarımız, ormanlarımız bizim hayat damarlarımızdır. Gelecek nesillere aktaracağımız bu değerlere sahip çıkmalıyız.Hedefimiz tarıma uygun olan her karış toprağımızı değerlendirmektir. Boşa harcanacak tek bir damla suyumuz yok. Kirletilecek tek bir karış toprağımız da yok. Gelecek nesillerin bizlere emaneti olan bu değerlerimize sahip çıkmalıyız. Vatandaşlarımızdan daha fazla hassasiyet bekliyorum.”
]]>(MANİSA)- Soma maden faciasından kurtulan Ahmet Mutluer, facianın 10. yıl dönümünde Manisa’da düzenlenen “Soma’dan İliç’e Maden Sektöründe İşçi ve Çevre Sağlığı Sempozyumu”nda yaşadıklarını anlattı. Mutluer, “Madencinin kaderi ölüme terk edilmemeli. Yaşarken ölüyoruz. Bir türlü maden kazalarının ve maden ölümlerinin sonuna varamıyoruz. Sermaye, üretim her şeye yol açıyor. Onları durduramıyoruz” dedi.
Cumhuriyet tarihinin en büyük maden felaketlerinden biri olarak bilinen, 13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesinde Soma Kömür İşletmeleri AŞ.’ye ait maden ocağında yaşanan 301 maden işçisinin hayatını kaybettiği 162 işçinin yaralandığı facianın üzerinde tam 10 yıl geçti. Facianın yıl dönümünde Manisa’da “Soma’dan İliç’e Maden Sektöründe İşçi ve Çevre Sağlığı Sempozyumu” düzenlendi.
Faciadan kurtulan maden işçilerinden Ahmet Mutluer, yaşadıklarını anlattı. Mutluer, “10’uncu senesinde 301 madenci kardeşimizi rahmetle anıyorum. İş cinayetleri durdurulmalı, madenler daha yaşanacak, daha iyi çalışma şartları altında olmalı ki madenci kardeşlerimiz kaybedilmemeli. Madencinin kaderi ölüme terk edilmemeli” dedi.
“YAŞARKEN ÖLÜYORUZ”
“Bizim kaderimizde bir madencilik vardı” diyen Mutluer, “Bu yaşam alanında kazalar geçirdik, ölümler atlattık. En sonunda 301 kardeşimiz kaybettik. Kendim kazadan kurtuldum, binlerce şükretsem azdır. Ama şu an gerçekten yaşarken ölüyoruz. Bir türlü maden kazalarının ve maden ölümlerinin sonuna varamıyoruz maalesef. Sermaye, üretim baskısı her şeye yol açıyor. Onları durduramıyoruz. Bunların olmaması için elimizden geleni yapıyoruz ama işveren tarafından baskı olduğu zaman her şey ortadan kalkıyor” ifadelerini kullandı.
“ÜRETİM BASKISI YÜZÜNDEN…”
Çalıştığı maden ocağı kapanınca Soma Kömürleri AŞ.’nin işlettiği maden ocağına geçmek zorunda kaldığını ifade eden Mutluer, “Soma Kömürleri’ne geçtik. O madeni öyle farklı bir maden olarak görmüştük ki yani Türkiye’den Almanya’ya gider gibi gelmişti bize. Çünkü emniyet on numaranın üzerindeydi. Çalışma şartları güzeldi, çalıştığımız ortamlar on numara içinde gidiyordu. İlk girdiğim etaplarda böyleydi. İşçi çoğaldıkça, sermaye baskısı çoğaldıkça, üretim baskısı çoğaldıkça normalde çalıştığımız koşullarda ana yollarda yürüdüğümüz yollar yüksek halde olduğu için bu sermaye yüzünden, bu üretim yüzünden, baskılar yüzünden ne emniyet düzeni kaldı, ne emniyetli bir şekilde çalışma koşulları kaldı. Üretim baskısından dolayı baskılı yerler taranmamaya başladı. Üretim sıklaşmaya başladı. Ocağın içerisinde sıcak hava, havasız yerler olmaya başladı. Biz bunları görmeye başladık. Emniyetçilerimize, amirlerimize, mühendislerimize söylediğimiz halde bizi hiçe saydılar” şeklinde konuştu.
“YANIMIZDA TAŞIDIĞIMIZ MASKELERİ AÇMA YETKİMİZ DAHİ YOKTU”
Facia günü ‘Paşa Vardiyası’nda olduğunu ve olay yerine geldiğinde hiçbir şeyden haberi olmadığını aktaran Mutluer, “Kurtulan bir kaç arkadaşımızdan aşağıda bir patlama olduğunu ve tüm işçilerin aşağıda kaldığını öğrendik. Sonra apar topar depolardan maskeler, tahliye ekipleri çıktı. Bir şekilde müdahale etmeye başladık. Ocağın patlayan bölümüne girişler yaklaşık 45 dakika bir saati buldu inip çıkmamız. Olay yerine vardığımızda bandın yandığını ve geçişlerin olmadığını gördük. Getirdiğimiz koli içinde maskeleri ilk defa orada gördüm. Yanımızda taşıdığımız maskeler bize hiç fayda etmedi. Yıllarca yanımızda taşıdık ama açma yetkimiz dahi yoktu. Gerçekler ne ise onu anlatmaya çalışıyorum. Depolardan maskeler verildiğinde bizlere en ufak gaz sızıntısı olduğunda bunu kullanırsın, mecbursun demek yerine bizlere şu maskeyi kullanamazsın, bedeli yoktur. Yevmiyeden kesilir denildi. 301 madenci kazasında kardeşlerimiz maskelerini dahi açmamışlar. Düşünebiliyor musunuz? Koli içindeki maskeleri ilk defa gördüm. Bunlar ne dedik; bunlar tasfiye maskesi. Karbonmonoksit maskeleri diye geçiyor onlardan gördük. Bunlar depolardan mı, başka madenlerden mi geldi onu bilmiyoruz. Yarım saat içinde bu maskeler geldi. Koli koli bu maskeleri arkadaşlarımıza yetiştirmeye çalıştık. Pis hava bölümünde hava temizlendikçe emniyetçiler önde yol açtıkça S panosuna ulaştık. S panosu arkasında bir tane devletten kalan bir baca vardı. Orada beş tane arkadaşımızı sağ salim kurtarmayı başardık. En son oraya sığınmışlar, kurtulmuşlardı. Sonra ilerleme yapıldı S panosuna geldiğimizde toplu ölüm. Toplu ölüm deriz ya hani inanmayız biz görünce şoka girdik” ifadelerini kullandı.
“MADENLERDE İŞ SAĞLIĞI GÜVENLİĞİ EĞİTİMLERİ SIKLAŞTIRILMALI”
Facia sonrası maden ocağında kurtarma ve tahliye çalışmalarında yaşadıklarını aktararak sözlerini sürdüren Mutluer, “Madenlerde iş sağlığı güvenliği eğitimleri sıklaştırılmalı, bilinçlendirilmeli ve sık sık anlatılmalıdır. Çünkü ben birçok şeyi bilseydim, duysaydım. Benim hayatta kalmamın tek sebebi; sağdan, soldan aldığım bilgi, yetenek ve tecrübedir. Biz madenlerde çalışıyoruz ama maalesef biz bunları görmedik. Bana kaç gün eğitim gördün diye sorsalar ben Soma Kömürleri’ne başladığımda sadece 3 gün eğitim aldım. Sağlık ve emniyet üzerine. Başka bir eğitim aldım mı? Hayır. Ben orada iki buçuk sene çalıştım. Bu eğitimler sıklaştırılsa, ayda bir defa da olsa işçilerimiz bilinçlendirilse belki tecrübe kazanacak. Belki bu olaylar yaşandığında hayata tutunabilecek bir dal olacak. Bilgileri olmadığından maalesef kazaların önüne geçemiyoruz. Sermaye her şeyi yaptırıyor. Fazla üretim her şeyi yaptırıyor” dedi.
“MADDENE GİRME SEBEBİM; ÇOLUĞUMA ÇOCUĞUMA BAKABİLMEKTİ”
Madencilik hayatının faciadan sonra bittiğini de belirten Ahmet Mutluer, “Madene girme sebebim erken emeklilik ve çoluğuma çocuğuma bakabilmekti. Yine madene girmek istedim. Günlerim az kalmıştı, doldurmak istiyordum. Bir kaç madene başvurdum olumsuz etkilerle karşılaştım. Onun sebebi ise ben maden kazasından sonra 6 ay psikolojik tedavi gördüm, ilaçlar kullandım. Kullanmak zorundaydım. Bir şekilde atlatıyorduk ama olayın tesiri kesinlikle bu yıla kadar daha hala üzerimizde. İlaçları kullandım, kullanmak zorundaydım. Bazı madenlerde işe giriş evraklarında altı aylık ilaç dökümanı istiyorlar. Bir, iki madene kullandığım ilaçlardan dolayı, bazı madenlere de göz bozukluğumdan dolayı işe giremedim. Sonra dedim ki benim maden hayatım bitti. Bir de benim iki tane evladım var. Oğullarım ‘Baba madene girme’ dediler. Oğlum girmek istiyorum, emekli günüm az kaldı, çalışmak zorundayım. Sonra dediler ki ‘Gitme, istemiyoruz’. Şu anda başka bir iş yerinde hayatımı devam ettiriyorum” ifadelerini kullandı.
]]>Antalya Ticaret Borsası, Antalya Büyükşehir Belediyesi, Antalya Tarım Konseyi, Finike Belediyesi, Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası ile Kumluca Ticaret Borsası işbirliğiyle düzenlenen 27. Hasyurt Tarım Fuarı’nda “Batı Antalya Tarımı” başlıklı panel düzenlendi.
Antalya Ticaret Borsası Basın Danışmanı Vahide Emel Yanık moderatörlüğünde düzenlenen panele, Muratpaşa Zaraat Odası Başkanı Nazif Alp, Finike Ziraat Odası Başkanı Halil Sarıçobanoğlu, Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe, Elmalı Ziraat Odası Başkanı Mustafa Yılmaz, Korkuteli Ziraat Odası Başkanı Musa Büyükçetin, Kaş Ziraat Odası Başkanı Ramazan Süer, Demre Ziraat Odası Meclis Başkanı Ahmet Şahin katılarak tarımın sorunları ve çözüm önerilerini konuştu.
Şirket kazanırsa üretir
Muratpaşa Ziraat Odası Başkanı Nazif Alp, tarımda işçi sıkıntısına dikkat çekerken, sıkıntının ithal işçilerle değil kendi işgücümüzün harekete geçirilmesiyle giderilmesi gerektiğini kaydetti. Eğitim sisteminin gözden geçirilmesi gerektiğini, mevcut sistemle bir çok sektörün işgücü bulmakta zorladığını kaydeden Alp, aile çiftçiliğinin önemine dikkat çekti.
Dünyanın tarımda aile işletmeciliğinin önemini kavradığını ve politikalarını bu şekilde oluşturduğunu anlatan Alp, “FAO, aile işletmeciliğinin tarımın sürdürülebilirliği açısından önemli olduğunu belirterek teşvik edilmesi gerektiğine işaret ediyor. Son dönemde aile çiftliğini terk edilip şirketleşelim yaklaşımları var. Biz bunu üzüntüyle takip ediyoruz. Şirketler para kazanırsa tarım yapar, para kazanmadığı gün tasını tarağını toplar para kazanacağı başka alana geçer. İnsanlar da aç kalır. Aç kalmamak için aile çiftçileri olan biz çiftleri gözden çıkarmayın” diye konuştu.
Toprak satışı durdurulmalı
Toprak satışının ciddi boyuta geldiğini söyleyen Alp. İsrail Filistin savaşına atıfta bulunarak, yıllar öncesinden başlayan toprak satışlarının bugünkü savaşa zemin hazırladığını kaydetti. Alp, “Bir çiftçi olarak buradan hükümetimize çağrı yapıyorum toprak satışını ivedilikle durdurmamız lazım. Yoksa biz köle olmaya mahkumuz” dedi. Yurtdışından gelip tarlada çalışanların tarla kiralamaya başladığını söyleyen Alp, “Yakında tarlaların sahibi olacaklar. Çok değil 20 sene sonra tarım arazilerimize kendi çocuklarımız çalışan olarak girecek. Turizmde olduğu gibi” diye konuştu.
Nazif Alp, tarımın bu ülkenin ekonomik krizden çıkış noktalarından birin olduğunu söylerken, “Cumhuriyet döneminde olduğu gibi şimdi de tarım sayesinde kalkınacağız. Türkiye’nin kalkınacağı yer yine tarım, yine tarım” dedi.
Finike’de narenciye bitiyor
Finike Ziraat Odası Başkanı Halil Sarıçobanoğlu, dünyaca ünlü coğrafi işaretli Finike portakalının diyarı Finike’nin tarımda en zor dönemlerinden birini yaşadığını kaydetti. Sarıçobanoğlu, narenciye bölgesi olan Finike’de bu yıl portakalın 3-4 TL’den satıldığını, limon ve portakalın dalında kaldığını, para kazanmayan çiftçinin üretimden çekilme eğiliminde olduğunu söyledi.
Üretim maliyetleri belimizi büküyor
Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe, sera maliyetlerinin yüksekliğine işaret etti. Toprak kiralama bedeli hariç bir dönüm seranın maliyetinin 90 bin TL olduğunu kaydeden Kökçe, “Üretici 10 TL’ye domates satarak sera masrafını bile çıkaramaz. Çiftçi bu dönem üretim maliyetleri altında eziliyor. Üretim maliyetleri belimizi büküyor. Devlet desteği olmazsa üretici üretime devam edemez” dedi.
Yaylada en büyük sıkıntı su
Korkuteli Ziraat Odası Başkanı Musa Büyükçetin, Korkuteli’deki su sıkıntısına dikkat çekti. Hem kar ve yağmur yağmaması nedeniyle yüzey suyunun olmadığını hem de yer altı su kaynaklarının bitme noktasına geldiğini kaydeden Büyükçetin, “Eskiden 5-10 metreden vurduğumuz sondajı şimdi 100-150 metreye kadar indirdik. Suya ulaşmakta güçlük çekiyoruz. Su olmazsa tarım olmaz” dedi. Büyükçetin, bölgedeki baraj ve göletlerdeki su kaçaklarının onarılmasını, su hasadı yapılmasını, denize akan tatlı su kaynaklarının kontrol edilerek tarımsal arazilere yönlendirilmesini istedi, bu konuda Devlet Su İşlerine önemli görevler düştüğünü söyledi.
Tarımı terk eden dönmüyor
Elmalı Ziraat Odası Başkanı Mustafa Yılmaz, Elmalı’da üretim desenindeki değişikliğe dikkat çekti. Bir dönem meyve ve hububatta lider olan Elmalı’nın sera üretimine döndüğünü belirten Yılmaz, sera üretiminden de satış fiyatlarının maliyetlerin altında kaldığını vurguladı. Yeni neslin tarımdan kaçtığını kaydeden Yılmaz, “Tarımı terk eden bir daha dönmüyor. Önemli olan tarımdan kaçışı önlemek” dedi.
Kaş Ziraat Odası Başkanı Ramazan Süer, Kaş’ın turizmle anılsa da arka planında ciddi bir tarımsal üretim olduğunu söyledi. Süer, işçi sıkıntısı ve üretim maliyetlerinin üretimin önündeki en büyük engel olduğunu dile getirdi.
Demre Ziraat Odası Meclis Başkanı Ahmet Şahin, genç bir çiftçi olarak tercihini üretmekten yana kullandığını söyledi. Şahin, tarıma verilecek desteklerin çiftçinin ayakta kalması için hayati olduğunu söylerken, “Tarım desteklenirse, çiftçi para kazanırsa gençler de tarıma yönlenir” dedi. – ANTALYA
]]>(İSTANBUL) – İktidar sözcüleri, ekonomi kurmayları sık sık “enflasyonu düşürüp refahı artıracağız” diyor. Peki halkın umudu kaldı mı? ANKA Haber Ajansı ekibi, İstanbul Çapa’daki Kent Lokantası kuyruğunda bekleyen vatandaşlara sordu. Aldığı yanıtlar ise “Kimi ıstakoz kimi manda yoğurdu yiyor. Diyanet İşleri Başkanı özel araba alıyor… Milleti düşünen yok ki. Halkın içine inmeleri lazım. Halkın içine inmedikten sonra enflasyonu düşüremezler. 1 Mayıs’ta da gördük bütün polisleri dikmişler, göndermeyin. Hani Taksim’e çıksak ne olur çıkmazsak ne olur? Ama adamlar bırakmıyorlar. Adamlar ne diyorlar? Biz diyorlar biat istiyoruz. Biz de hizmet istiyoruz. Artık bu halk, 85 milyon insan artık hizmet istiyor. Enflasyonun düşmesi için bu sistemin değişmesi lazım. Doğrusu AK Parti’nin gitmesi lazım” şeklinde oldu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Çapa semtinde faaliyete geçirdiği Kent Lokantası, ucuza yemek yemek isteyen vatandaşlardan büyük ilgi görüyor. Kuyrukta bekleyen vatandaşlara, “İktidar sözcüleri zaman zaman ‘enflasyonu düşürüp, refahı artıracağız’ diyor. Umudunuz, kaldı mı, var m?” diye mikrofon uzattı. Vatandaşların verdiği yanıtlar şöyle oldu:
“AKP MİLLETİ SÖMÜRMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY YAPMIYOR”
“Hepsi yalan. Şu AK Parti’nin dedikleri hepsi yalan. Milleti sömürmekten fazla bir şey yapmıyorlar. Sadece insanları sömürüyor. İnsanları görüyorsun. Neye muhtaç ediyorlar görünüyor. (Kent lokantası sırasını gösteriyor) Yani başka yerde bir yemek yesen 500 liradır. Bak şu burada 40 liraya Ekrem İmamoğlu ekmek veriyor yani. Nasıl kazanmasın? Nasıl millet oy vermez? Bu ülkeyi sömürdüler. ve sömürmeye devam edecekler. Ama sonları da geldi yani zaten. Son aşamada. Bu seçimde gözüküyor zaten.
“EKONOMİ DÜZELMEZ BİR GENÇ OLARAK ÜMİDİM YOK”
Ekonomi berbat ortada. Sağlıkçıyım tıbbi sekreterim. Yani iş arıyorum bir taraftan. İş bulmakta tabii zor biraz. Ekonomi de berbat ortada düzelecek gibi değil. Genç olarak ümidim yok. Maalesef hiç yok.
“EKONOMİ DÜŞMEZ ÇÜNKÜ ÜRETİM YOK TÜKETİM ÇOK”
Almancı hanımefendi buraya gelmiş ‘200 euroyla iki gündür zor geçirdim diyor. Buradaki insanlar nasıl geçiniyor? Ben şaşırıyorum’ diyor. Yani bir domatesin kilosu olmuş en kötüsü 20 lira. Kışın 80 lira, 90 lira, 100 liraydı. Hani ekonomi düşmez. Çünkü üretim yok. Tüketim çok. En çok hayvancılık gitmiş, tarım bitmiş. Nasıl olacak? Her şey dışarıdan. Suriyeliler içeride, Afganlar içeride. Bunlar çözüm olmadan nasıl olacak? Yalan.
“EKONOMİ DÜZELMEZ, YENİ BİR İKTİDAR GELİRSE…”
Bence de ekonomi düzelmez. Çünkü kamudaki harcamalara kısıtlamadıktan sonra düzeleceğini sanmıyorum, zannetmiyorum. Halktan alıyorlar. emekliden alıyorlar, işçiden alıyorlar. Vergiler odur, budur. Kendileri için düzelir mi? Düzelmez. Ancak düzelirse yeni bir iktidar, yeni bir insan mı, yeni bir ekip mi diyeyim, yeni bir sistem mi? Öyle düzelir, düzelirse. O da bir 10 sene gider. Halk rahatlar. 10 sene sonra tekrar aynı.
“GİTTİKÇE DİBE VURUYORUZ”
Keşke olsada memleket, herkes refaha ulaşsa. Gittikçe dibe vuruyoruz. Siz memnun musunuz? Değiliz. Keşke memnun olsak. Ekonomi battı, memleket bitti. Yani üretim yok. Üretim olmayan bir yerde geçim olur mu? Hep hazır, hazır, hazır. Oradan al, memura ver. Memur, memur. Emekli sürünüyor. Emekliyi gören yok. Keşke iyi şeyler söylemek isterdim ama olmuyor işte.
“YENİLENME ŞART”
Enflasyon mu? Düşmeyecek. Daha kötü olacak. Yenilenme şart.
“220 İLE GİDEN BİR ARABA BİRDEN BİRE DURABİLİR Mİ?”
Enflasyon düşecek diye konuşuyorlar değil mi? 220 ile giden bir araba birden bire durabilir mi? Enflasyon öyle. Önce biraz yavaşlatacaksın. Enflasyonun hızı kesilmemiş bir kere. Hızı kesildikten sonra düşürebilme şansın var. İkincisi de bu ekonomide enflasyon düşmez. Çok basit bir şey. Her şeyi dışarıdan alan bir ülke. Nereden düşecek onu söyler misiniz ya? Böyle bir şey yok. Üretim yok. Ne bileyim yani. Nasıl diyeyim ki? Üretim olmayan bir yerde de tüketim. Toplum tamamen tüketim toplumu olmuş. Bu tüketim toplumun üstüne de bir ekonomi baskı var. O baskıyla beraber ne yapmaya çalışıyorlar? Yok enfesyonu düşüreceğiz. Böyle bir şey olmaz.
“ENFLASYONUN DÜŞMESİ CUMHURBAŞKANI’NIN BİR AN ÖNCE ‘BEN BIRAKIYORUM’ DEMESİNE BAĞLI”
Enflasyon nasıl düşecek. Üretim var mı? Yok. Nasıl düşecek? Ben de onu anlamıyorum. Sen söylüyorsun. Senin söylemenle mi düşüyor? Bu demedi mi? Emekliler yılı olacak. Oldu mu yıl? Olmuyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın söylediği hiçbir şey olmuyor zaten. Hep tersi oluyor. Enflasyonun düşeceği yok. Ha bir miktar düşebilir. Bu çarpan etkisi falan diyorlar da ben de bu etkiyi pek şey yapamıyorum. Nasıl bir etki bu? Nereye çarpıyor? Başka bir yere çarptırsınlar da otomobil fiyatları düşsün. Düşmüyor. Dolar yükseliyor. ya doları aynı yerde tutmak için Merkez Bankası her gün dolar satıyor. Böyle bir şey olur mu ya? Bırak sal gitsin. Vallahi söyleyeceğim bu kadar. Düşmez düşmez. Türkiye’de hiçbir şey düşmez. Enflasyonun düşmesi neye bağlı biliyor musunuz? Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir an önce ‘ben bırakıyorum bu işi’ demesine bağlı. İnanın bana yüzde 40 geriye gelir. Kimse güvenmiyor. Avrupa güvenmiyor. Onlar güvenmeyince para göndermiyor. İş adamları güvenmiyor. Parasını yatırmıyor. Millet, Fransa’da sokak alıyor. Kendi iş adamları bile güvenmiyor.
“TEMENNİMİZ ENFLASYON DÜŞER DİYE BEKLİYORUZ”
Vallahi bilmiyorum yani inşallah düşer. Temennimiz o yani. Temennimiz o yani düşer diye bekliyoruz yani. Yapacak bir şey yok yani. Yani mümkün değil. Alamıyoruz tabii. Ekonomi önem vermek gerekiyor. Çiftçiye önem vermek. Yani yardımcı olmak gerekiyor. Bence en önemli çiftçinin üretmesi yani. Yani öyle düşünüyorum. Ona önem vermek lazım. Her şeyden önemli o bence. Benim düşüncem o. Çiftçi ekecek, biçecek. Ondan sonra yapacağız. Sorunların çözülmesi lazım. Başka türlü olmaz.
“BİZ BOL BOL BETON ÜRETTİK”
Bu hale kim getirdi ülkeyi? Yeterli mi o cevap? Ekonomi uzmanı olduğunu söyleyen ekonominin acaba E’sinden haberi var mı? Yeterli.Teşekkür ederim. Dünyada besin ürünleri şu anda ucuzluyor. Yunanistan’da biftek ne kadar biliyor musunuz? Bizim parayla 162 lira. Biftek. Demek ki üretiyor onlar. Biz de bol bol beton ürettik Türkiye’de.
“85 MİLYON İNSAN HİZMET İSTİYOR. BU HÜKÜMETİN ARTIK DEĞİŞMESİ LAZIM”
Hiç umudumuz yok. Niye umudumuz yok? Çünkü Cumhurbaşkanımız belli zaten. Adam manda yoğurdu yiyor. Medine Hurması yiyor. Öbürü işte ıstakoz yiyor. Milleti düşünen yok ki. Hani halkın içine inmeleri lazım. Halkın içine inmedikten sonra enflasyonu düşüremezler. Diyanet İşleri Başkanı kendine özel bir araba alıyor ya. Böyle bir ekonomi olur mu ya? Neymiş? Dışarıya gitmek için yani iller arasında o arabayı kullanmak için var. A8 Audi alıyormuş. Böyle ekonomi olmaz ki. Ekonomi nereden başlar? En yukarıdan başlar aşağıya doğru inmesi lazım. 11 tane uçak var. Cumhurbaşkanımız çıktığı zaman 60 tane arabayla geziyor. Ekonomi düşer mi. Hayatta düşmez. Ekonominin düşmesi için bu sistemin değişmesi lazım. Yani doğrusu AK Parti’nin gitmesi lazım. Artık doldu. Zamanı doldu. Yani yeni bir değişiklik şart. Bu ülkede yani. Onun için 1 Mayıs’ta da gördük bütün askerleri, subayları, polisleri dikmişler göndermeyin. Hani Taksim’e çıksak ne olur çıkmazsak ne olur? Ekonomiyle ne alakası var bunun? Ama adamlar bırakmıyorlar. Adamlar ne diyorlar? Biz diyorlar biat istiyoruz. Biz de hizmet istiyoruz. Artık bu halk, 85 milyon insan artık hizmet istiyor. Hizmetin olabilmesi için halka inmeleri lazım. Bakanların değiştirilmesi lazım. Hep aynı adamları görüyoruz. Merkez Bankası iki ayda bir değişmemesi lazım… Bu ülkenin kalkına bilmesi için iyi insanların gelmesi lazım. Biz bunu bekliyoruz. Yani bu hükümetin artık değişmesi lazım.
“EKONOMİ BERBAT ŞU ANDA BEKLETİM SIFIR”
Ekonomi berbat. Yani şu Türkiye’nin ekonomisi milli ekonomi olması gerekirken dolara endeksli. Ondan sonra ne bileyim borsaya göre endeksli bir ekonomi. Bunun altınının yükselmesiyle, düşmesiyle veyahut da belli bir seviyede tutup da ekonomiyi düzeltmenin bir anlamı yok. Üretim, üretim, üretim…
“HAYAT ÇOK PAHALI, ENFLASYONUN DÜŞECEĞİNİ ZANNETMİYORUM”
Bence düşmeyecek. Çünkü düşeceğide benzemiyor. Hayat daha çok pahalı oldu. Zannetmiyorum olacağını. İnsanlar da kötü durumda yani. Ne söyleyeyim? Ben de inanmıyorum açıkçası düşeceğine. İşin gerçeği. Artık zaman gösterecek. Gerçek bu. Çok güzel, çok memnunuz. Yani güzel şeyler yapıyor Ekrem İmamoğlu. Ona da inanıyoruz.”
]]>Konya Ticaret Odası’nın, Nisan Ayı Olağan Meclis Toplantısı gerçekleştirildi. KTO Meclis Salonu’nda düzenlenen toplantı, Meclis Başkan Vekili Ömer Faruk Okka tarafından açıldı. Gündemdeki maddelerin görüşülmesinin ardından, konuşmasını gerçekleştirmek üzere Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk kürsüye geldi. Yapay zeka teknolojisinin iş alemine etkileri ile ilgili konuşan Başkan Öztürk, yapay zekanın iş yapma alışkanlıklarını kökten değiştireceğini ve bu sürece hızlı bir şekilde uyum sağlamanın işletmeler için verimlilik, düşük maliyet ve rekabet avantajı sağlayacağını vurguladı. Ayrıca, Konya Ticaret Odası Meclisi’nin bu konuda öncü olmasını ve üyelere bu dönüşüm sürecini aktarmasını istedi.
Öztürk, “Konya üretimde ve ticarette çok kısa sürede çok hızlı bir atılım gerçekleştirmiştir. Ancak şu an bulunduğumuz noktanın şehrimizin gücünü yansıtmadığını, Konya’nın çok daha ileri seviyelerde olması gerektiğini biliyoruz. Konya Ticaret Odası olarak kurduğumuz ekosistemle firmalarımıza istihdam, ihracat, verimli ve nitelikli üretim konularında öncülük eden, yol gösteren bir modeli hayata geçirdik. Bunun yanı sıra, çağımızın üretim ve ticaret anlayışında yenilik ve değişim sürecinde firmalarımızla yol arkadaşlığı yapmakta; teknolojik dönüşüme şehrimiz reel sektörünün en hızlı şekilde uyum sağlaması, hatta firmalarımızın bu konuda öncü olması için politikalar geliştirmekte, projeler yürütmekteyiz. İnternet ve akıllı telefonların ticaret ve üretim anlayışının değişiminde üstlendiği rol tartışılmazdır. Bugün, Yapay Zeka teknolojinin ilerlemesi ile daha büyük bir değişimle karşı karşıyayız. Tüm sektörlerimizin kökten etkileneceği bu süreçte iş yapma alışkanlıklarımız tamamen değişecektir. İşletmelerimizde verimlilik, düşük maliyet ve rekabet avantajı elde etmenin yolu bu sürece en hızlı şekilde uyum sağlamaktan geçmektedir. Konya Ticaret Odası Meclisi’nin bu konuda öncü olmasını ve tüm üyelerimize iletmelerini istiyoruz. Konya’nın ekonomik potansiyelini daha ileri seviyeye getirmesi için bu dönüşüm sürecinde öncü olması gerekmektedir” dedi.
Konuşmasına Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ve beklentiler konulu sunumla devam eden Öztürk, “Yerel seçimlerin ardından, iş alemi olarak artık beklentimiz ekonominin gündemin ilk sırasında yer almasıdır. Önümüzde 2028’e kadar seçimsiz bir dört yıl bulunmaktadır. Ülkemizin üretim gücünün korunması ve firmalarımızın sürdürülebilirliğinin devamı için bu dört yıllık zaman dilimini hep birlikte çok iyi değerlendirmeliyiz. Yatırımların devamı için, beklentilerin etkin bir şekilde yönetilmesi, güvenin yeniden tesis edilmesi ve öngörülebilirliğin sağlanması gerekiyor” dedi.
Başkan Öztürk, Konya Ticaret Odası, KTO Karatay Üniversitesi ve KTOTEK’in faaliyetleri ile ilgili sunum yaparak konuşmasını tamamladı. Toplantıda söz alan Meclis Üyeleri de görüş ve önerilerini paylaşarak katkıda bulundu. Meclis Üyeleri Naim Gökbaş ve Mustafa Bozdam gündemdeki konularla ilgili düşüncelerini dile getirdi. – KONYA
]]>DTO Meclis Salonu’ndaki “Dondurarak kurutma, bahçe ürünlerinin muhafazası ile meyve ve sebzelerinin ulusal ve uluslararası pazarlanması” konulu konferansın açış konuşmasını DTO Başkanı Uğur Erdoğan yaptı. Ülkenin 9’uncu ihracatçı sanayi şehri olan Denizli’nin gıda, tarım ve hayvancılık sektöründe de söz sahibi olduğuna dikkat çeken Başkan Erdoğan, “Denizli’miz, her ne kadar ülkemizin en büyük ihracatçı sanayi şehirlerinden biri olarak tanınsa ve anılsa da tarım sektöründeki varlığı ve yatırımlarıyla da adından sıkça söz ettiren bir şehirdir. Gıda, tarım ve hayvancılık sektöründeki potansiyelimizin yanında girişimlerimiz, yatırımlarımız ve başardıklarımızla da biliniyor ve takdir ediliyoruz. Ege Bölgesi’nde tarımın merkeziyiz… Son teknoloji seralarımız ile işletmelerimizin bulunduğu tarım ve hayvancılık sektörümüzün yanı sıra kuruyemiş sektöründeki yatırımlarımızla ve tüm Türkiye’ye de satışını yaptığımız kuruyemiş işleme makinaları ihracatımızla, bölgemizde öncü bir iliz. Ticarete konu 130’un üzerinde tarım ürünü yetiştiriyoruz. Bunlardan 70 çeşidini, ihracat olarak 76 farklı ülkeye göndermekteyiz. En çok kekik, üzüm, kiraz, elma ve nar üreten şehrimiz, bazı ürünlerde Türkiye’nin ihtiyacının neredeyse tamamını karşılamaktadır. Tüm dünyada üretilen kekiğin yüzde 75’i, Türkiye’mizdeki üretimin ise yüzde 90’ı, Denizli’mizdendir. Ayrıca ülkemizdeki leblebi üretiminin yüzde 85’ini Denizli’miz karşılamaktadır. Aynı zamanda lavanta üreten ve bunu sanayileştiren bir şehiriz. Bunların yanında Avrupa’nın en büyük çiğ süt ve damızlık üreticisi, Türkiye’nin en büyük yem fabrikası ile en büyük süt ve süt ürünleri markalarından 1’i, Denizli’mizdedir. Su ürünleri ile arıcılıkta da önemli bir yerdeyiz. Denizli’miz 26 farklı sektörde, 2 bin 905 ürün grubunda 185 ülkeye ihracat yapan önemli bir değerdir. 333 milyon dolarlık bir tarım ihracatı var. Denizli’de 2 bin 940 çeşit bitki yetişiyor; bunlardan 50’si sadece bize özgü. Bunun kıymetini iyi bilmeli” dedi.
“Meyve ve sebze ihracatımızı, artırmak istiyoruz”
4 yıl önce Sarayköy Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde bitki üretim tesisi kurulması amacıyla yatırımcı kuruluşlara arsa tahsis belgelerini dağıttıklarını ve seracılık faaliyetlerini desteklediklerini de belirten Başkan Erdoğan, “Onlar artık işinin başındalar ve işletmeleri her geçen gün daha da büyüyor. Şimdi yeni yatırımların önünü açmak için çaba harcıyoruz. Dondurarak kurutma, bahçe ürünlerinin muhafazası ile meyve ve sebzelerinin ulusal ve uluslararası pazarlanmasını canlandırmak ve bu alandaki ihracatımızı artırmak istiyoruz. Bugünkü konferansımızın ana amacı da budur. Emek veren, katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
“Savaşlar, bundan sonra petrol ve değerli madenler için değil su ve gıda için olacak”
Günümüzde gıda ve sağlıklı beslenmenin ne derece değerli olduğunu ve stratejik bir hale geldiğini herkesin gördüğünü de ifade ederek Erdoğan, “İnsanoğlu, bir zamanlar topraklarını genişletmek için, hemen ardından petrol ve değerli madenler için, geçen yüzyıldan itibaren de su için özellikle de temiz su kaynakları için savaştı. Bu yüzyılda ve gelecekte ise savaşlar gıda güvenliği için olacaktır! Onun için dünyanın en büyük ülkeleri ile ekonomileri, en büyük kaynakları kullanarak en geniş kadroları kurdular; ülkelerinin hiçbir yere bağımlı kalmadan gıda ihtiyacını karşılayabilecek son sistem teknolojiler ortaya çıkarmak ve geliştirmek için durmaksızın çalışıyorlar. Türkiye de büyük bir ülke olmak istiyorsa bu alanda da yerini almalı” şeklinde konuştu.
“Denizli’deki tarım faaliyetlerini önemsiyoruz”
PAÜ Ziraat Fakültesi’nin hem şehire hem de sektöre çok büyük katkılar sağlayacağını dile getiren. Rektör Kutluhan, “Denizli sanayi ve turizm şehridir ama aynı zamanda önemli bir tarım şehridir. Denizli’de okuyup bugünlerde ülke yönetimine katkı sağlayanların ayağı, mutlaka tarla bahçeye değmiştir. Dolayısıyla, tarım hayati bir kaynaktır ve çok önemlidir. Düne kadar tarıma önemsemeyen ülkeler, bugün artık stratejik planlarında yer veriyorlar. Üniversitemizdeki Ziraat Fakültemiz, açıldıktan sonra çok büyük işler yaptı, yapıyor. İlçe ilçe Denizli tarımını ele alıyoruz. Nasıl kolay yetiştirebiliriz? Nasıl bunu sunabiliriz? Bunların araştırmalarını ve çalışmalarını yapıyoruz. Diğer taraftan Çal, Çameli ve Acıpayam’daki arazilerimizde de üretimler yaparak Denizli’mize katkı sağlıyoruz. Tarımda çok emek harcayarak ürettiğimiz ürünlerin maalesef karşılığını alamıyoruz. Bu toplantı, ürünlerin değerlendirilmesi noktasında hepimize ışık tutacak ve yeni bir yaklaşımla bu işlere yön verecektir. Denizli’nin tarımsal ürün çeşitliliği çok büyük, hatta Denizli bu anlamda bir cennettir. Tarıma daha fazla önem vermemiz gerekiyor. Biz de üniversite olarak üzerimize düşeni yapmak istiyoruz. Bu konferans için başta Denizli Ticaret Odamız ve Başkanımız Uğur Erdoğan olmak üzere ilgili dernek ve kurumlarımıza teşekkür ediyorum” dedi.
“Ürünlerimizi, pazarlara ulaştırmak zorundayız”
Soğutma, Muhafaza, Taşıma Bilimleri ve Sanayicileri Derneği (SOMTAD) Başkanı, Bursa Uludağ Üniversitesi’nin Bahçe Bitkileri Bölümü’nden Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rahmi Türk de ürünlerin tüketicilere ulaşıncaya kadar çok ciddi kayıplar yaşandığına, bu konuda çeşitli önlemler alınması gerektiğine işaret etti. Türk, “Denizli tarımı, üniversitenin desteği ile daha da geliştirecektir. Bizler SOMTAD olarak Denizli tarımını bir adım daha ileriye götürmek, sizleri yeni teknolojilerle tanıştırmak için buradayız. Bilim, tarım ve teknolojiyi birlikte ele alarak gıdanın korunması ve daha iyi sunulması için ülkemize ve dünyamıza katkı sağlamak istiyoruz. Dünya nüfusunun 2050 yılında 12 milyara ulaşacağına dair öngörüler var. Bu sebeple gıdamızı yüzde 60 artırmamız gerekiyor. Su kaynaklarını da yüzde 20 daha az kullanmak zorundayız. Araştırmacılar, bu konuda ciddi anlamda çalışmalar yapıyor. Acil önlem almamız gereken konulardan biri de üretilen ürünlerin tedarik zincirinde kaybolmasıdır. Dünyada 1,3 milyar ton ürün israf ediliyor. Türkiye’de ise 60 milyon ton üretim var. Bunun yüzde 25’i yani 15 milyon tonu israf oluyor. Sebze ve meyveyi hızla yurt içi ve yurt pazarlara ulaştırma anlamında ciddi önlemeler alıp hasattan sofraya ürünlerimizi iyi bir şekilde ulaştırmamız gerekmektedir. Dernek olarak hasat muhafaza çalışmalarımız var, bunları sizlerle de paylaşmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’den Avrupa Birliği’ne ihraç edilen ilk süt ürünü Denizli’den”
İl Tarım ve Ormancılık Müdür Yardımcısı Şehla Akpınar ise pandemi, savaşlar ve iklim krizlerinin güvenli üretimin ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkardığını ifade etti. Akpınar, “Bakanlığımız; tarladan sofraya, çiftlikten çatala güvenli ve sürdürülebilir gıda temini için çalışmaktadır ve çeşitli projeler üretmektedir. Ancak bu sadece kamunun tek başına mücadelesiyle başarılı olabileceği bir konu değildir. İş birliğine ihtiyaç vardır. Bakanlığımız, Tarımsal Üretim Planlaması ile ilgili vizyon bir projeyi de hayata geçirdi. Bu kapsamda, iklim değişiklikleri göz önüne alınarak tarımsal üretim, bitkisel ve hayvansal üretimle ilgili planlamalar yapılması, üretimin bu planlamalar çerçevesinde sürdürülmesi ve ürünlerden katma değer elde edilmesi hedeflenmektedir. Diğer taraftan Denizli’nin tarım ve hayvancılık olarak ülkemize çok ciddi katkıları vardır. Sanayiye arz edilen çiğ süt sıralamasında Denizli, tüm Türkiye’de beşinci sıradadır. Avrupa Birliği’ne ihraç edilen ilk süt ürünün Denizli’den olması da gurur vericidir. Gıda takviyesi ihracatında ise Türkiye 2.’siyiz. Denizli hem bitkisel ve hayvansal üretimde hem de ürünlerin işlenerek katma değer elde edilmesinde, çok önemli bir şehirdir. O nedenle, bu tür bir organizasyonun da Denizli’de olması çok değerlidir. Emeği olanlara teşekkür ederiz” diye konuştu.
8 farklı sunumda, A’dan Z’ye sektördeki yenilikleri anlattılar
Büyük ilgi gösterilen Dondurarak Kurutma, Bahçe Ürünlerinin Muhafazası ile Meyve ve Sebzelerinin Ulusal ve Uluslararası Pazarlanması Konferansımızın öğleden önceki ilk bölümünde, öncelikle Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu İl Koordinatör Vekili Bilal Taştepe, sektöre yönelik devlet destekleriyle ilgili IPARD Programı Destekleri hakkında bir bilgilendirmede bulundu. Sonrasında konferansın Gıdaların Korunmasında Yeni Teknolojik Gelişmeler kısmına geçildi. Arda Sökmen ile Serkan Kılıç Dondurarak Kurutma Teknolojileri, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Ziraat Fakültesi’nden Dr. Burak Erdem Algül ise Bahçe Ürünlerinin Muhafazasında Yeni Teknolojik Gelişmeler, ADÜ Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü’nden Prof. Dr. Renan Tunalıoğlu Ülkemiz Meyve ve Sebzelerinin Ulusal/Uluslararası Pazarlanması ve Geleceği, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Aydın İncirliova İncir Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nden Ziraat Yüksek Mühendisi Duygu Çıtak Birol da Yeşil Mutabakat ve Karbon Ayak İzi konulu birer sunumda bulundular. – DENİZLİ
]]>Türk Hava Yolları, Airbus ve Rolls-Royce’tan işbirliği!
Bakan Kacır, törende yaptığı konuşmada, Türkiye’nin sivil havacılık sektöründe kalite odaklı hizmet anlayışını tüm dünyaya sunduğunu belirtti. İstanbul Havalimanı’nın bu başarıda önemli bir rol oynadığını vurgulayan Kacır, Türkiye’nin havacılık sanayisini geliştirerek ülkeyi yüksek teknolojide öncü bir konuma getirdiklerini ifade etti.

THY’nin öncülüğünde gerçekleşen iş birliği programının, Türkiye’nin havacılık endüstrisine güç katacağını ve küresel tedarik zincirindeki rolünü daha da güçlendireceğini belirten Bakan Kacır, Türk havacılık sanayisinin artık kendi özgün platformlarını geliştirme ve üretme kabiliyetine sahip olduğunu söyledi.
THY ve Airbus, Türkiye’de üretim yapacak! 30 Türk şirket katılacak
Bakan Kacır’ın açıklamalarının yanı sıra, THY’nin bu iş birliği kapsamında hayata geçireceği Stratejik Türkiye Gelişmiş Programı da tanıtıldı. Programın, Türkiye’nin havacılık endüstrisindeki yetkinliklerini güçlendireceği ve küresel tedarik zincirindeki rolünü perçinleyeceği belirtildi.
Türkiye’nin havacılık sektöründeki başarı hikayesine odaklanan Bakan Kacır, ülkemizin havacılık sanayisinde elde ettiği önemli başarıları ve gelecek hedeflerini paylaştı. Türkiye’nin küresel havacılık ve uzay sanayisindeki rolünü güçlendirmeyi amaçlayan stratejik adımların atıldığı bu dönemde, THY’nin Airbus ve Rolls Royce ile gerçekleştirdiği iş birliği, sektördeki dikkat çekici gelişmelerden biri olarak öne çıkıyor.

Bakan Kacır’dan açıklama!
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Ticaret Bakanı Ömer Bolat, uçak bileşenlerinin yerli üretimi için Türk Hava Yolları, Airbus ve Rolls-Royce firmalarının gerçekleştirdiği iş birliği protokolünün imza törenine katıldı.
Sivil havacılık sektörünün; özellikle son yıllarda gerçekleştirilen yatırım ve projelerle kalite odaklı hizmet anlayışını tüm dünya ile buluşturduğunu belirten Bakan Kacır, “Havacılık sanayimizi, ana ve alt yükleniciler, KOBİ’ler, araştırma kuruluşları ve üniversitelerle Türkiye’nin yüksek teknolojide öncü sektörü haline getiriyoruz.” dedi.

“Sivil havacılık sektörümüz, özellikle son yıllarda gerçekleştirdiğimiz yatırım ve projelerle kalite odaklı hizmet anlayışını tüm dünya ile buluşturuyor. Ülkemizin sivil havacılık alanındaki vizyonunun önemli bir örneği olan İstanbul Havalimanı yalnızca beş yıl gibi kısa bir sürede Avrupa’nın en yoğun havalimanı ünvanını aldı. Modern altyapısı ve sunduğu yolcu deneyimiyle İstanbul’u küresel bir kesişim noktasına dönüştürdü. Kıtaları buluşturan, küresel finans ve ticaret üssü, turizm destinasyonu konumundaki İstanbul’un küresel cazibe merkezi rolünü perçinledi.
Milli Teknoloji Hamlesi vizyonumuz doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde teknoloji üreten ve geliştiren Türkiye’yi inşa ederken; bilgi yoğun ve ileri teknoloji odaklı bu sektörde, özellikle savunma sanayinin Ar-Ge’de, inovasyonda ve üretimde uzun vadeli bakış açısı, paradigma değişimlerine odaklanan yaklaşımı ile üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetlerimizi ileri düzeye taşıyoruz.

Havacılık sanayimizi, ana ve alt yükleniciler, KOBİ’ler, araştırma kuruluşları ve üniversitelerle Türkiye’nin yüksek teknolojide öncü sektörü haline getiriyoruz. Bugün Türk havacılık sanayi kendi özgün platformlarını geliştirme ve üretebilme kabiliyetini haizdir.
İnsansız hava araçlarımız Bayraktar TB-2, Akıncı, Kızılelma, Anka, Aksungur, beşinci nesil savaş uçağımız Kaan, helikopter projelerimiz Atak ve Gökbey… Her biri Türk havacılık sanayinin geldiği konumun, havacılıkta akamete uğramış serüvenimizin yeniden doğuşunun ispatı niteliğindedir.

Ülkemiz firmaları aynı zamanda küresel firmaların imalat ve tedarik zincirlerindeki rolünü de her geçen gün kuvvetlendiriyor. Havacılık sanayimiz, bugün üst düzey yöneticileri bizlerle birlikte olan Airbus ve Rolls Royce başta olmak üzere, birçok küresel uçak ve motor üreticisinin tedarik ortakları arasında yerini alıyor. Bir yolcu uçağının gövdesinde yer alan tüm parçaları üretme kabiliyetine sahibiz.
Tüm yeni nesil yolcu uçaklarında Türkiye’de üretilmiş bir parça mevcuttur. Halihazırda Airbus A320 ailesinin arka gövde ve kuyruğunu oluşturan bölüm 18 ve 19’unu, A220’nin kanopisini, A400M projesinde orta gövde, kuyruk ve kanatçıkları (aileron), Boeing 737 uçaklarının arka gövdesini oluşturan Bölüm 48, fan kaputu ve irtifa dümenini Türkiye’de üretiyoruz.
Havacılık yapısallarında sac metal, talaşlı imalat, özel prosesler, eklemeli imalat ve kompozit üretiminde dünya çapında ileri teknoloji geliştirme ve üretim kabiliyetine sahibiz. Dünya’nın dördüncü büyük havacılık kompozit tesisini Türkiye’ye kazandırdık. Havacılık yapısallarında geçtiğimiz yıl bir milyar dolar ihracat hacmine ve 10 milyar dolar sözleşme büyüklüğüne eriştik. Bu alanda yetkin insan kaynağımız 10 bine ulaştı.
Havacılık sanayimizin en önemli unsurları arasında yer alan toplam beş binden fazla çalışanımızın bulunduğu uçak motoru sanayimizde yıllar içinde büyük bir teknoloji geliştirme ve üretim kabiliyeti elde ettik. İnşa ettiğimiz tesislerle birlikte bugün her türlü uçak motoru parçasını test edebilecek altyapı ülkemizde mevcut. Uçak ve helikopter motorunda fan, kompresör ve türbinde üretim yetkinliğine sahibiz.
Helikopterler için TS1400, İHA’lar için PD170 motorlarında seri üretim fazına geçtik. 1750 ve 3200 newtonluk itki gücüne sahip KTJ1750 ve KTJ3200 turbojet motorlarını üretiyoruz. Milli turbofan uçak motorumuz TF 6000’nin prototipini ürettik. İnovasyon ve teknoloji geliştirmede özellikle kritik rol üstlenen yeni nesil malzeme teknolojilerinde yüksek sıcaklığa dayanıklı nikel tabanlı inconel ve kobalt tabanlı alaşımların üretiminde yetkinlik kazandık.
Milli Uzay Programımız kapsamında insanlı ilk uzay bilim misyonumuzu kısa süre önce başarıyla tamamladık. Bu misyon kapsamında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda, Türk bilim insanlarının hazırladığı on üç bilimsel deney, kendisi bir dönem Türk Hava Yolları’nda pilot olarak da görev yapan astronotumuz Alper Gezeravcı tarafından gerçekleştirildi.
Önümüzdeki dönemde, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yeni bilimsel araştırmalar yürütmek ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmek adına projeler başlatacağız. Yeni nesil uydu geliştirmede küresel bir oyuncu olmayı, bölgesel konumlandırma ve zamanlama sistemimizi geliştirmeyi ve uzay limanı kurarak uzaya erişimi güvence altına almayı hedefliyoruz.
Yerli ve milli özgün hibrit roketimizle Ay projemizi gerçekleştireceğiz. 2035 yılına kadar 1,8 trilyon dolara ulaşması öngörülen küresel uzay ekonomisinden aldığımız payı artıracağız. Uzayın bize sunduğu yeni teknoloji geliştirme kabiliyetlerinden en üst düzeyde yararlanacağız.
Uzun süren çalışmalar sonunda, bütün kritik alt sistemlerini yerli ve milli olarak geliştirdiğimiz TÜRKSAT 6A haberleşme uydumuzun üretim süreçlerini tamamladık. Temmuz ayında uzaya fırlatmaya hazırlandığımız milli haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6A’nın yerlilik oranı 80’i aştı. TÜRKSAT 6A’yı devreye aldığımızda, Türkiye kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülkeden biri olacak.
2012 yılından bu yana havacılık ve uzay sektöründe toplam yatırım büyüklüğü 4 milyar doları aşan 144 yatırım için teşvik belgesi düzenledik. Yatırım teşviklerimizle havacılık ve uzay sanayi gibi yüksek teknoloji alanlarında üretim kabiliyetlerini güçlendirecek yatırımlara kapsamlı ve ihtiyaca yönelik teşvik paketleri sunuyoruz.
Türk Hava Yolları’nın Airbus ve Rolls Royce ile geliştirdiği ve ülkemizin üretim kabiliyetlerini artıracak iş birliğinin aynı zamanda yeni yatırımlara da kapı açmasını temenni ediyorum. Tüm küresel havacılık ve uzay sanayi oyuncularını ülkemizin sunduğu cazip yatırım teşviklerinin, genç ve dinamik nüfusunun ve stratejik konumunun sunduğu avantajlardan yararlanmaya davet ediyorum.”
]]>GTB’nin faaliyetleri ile üye talep ve önerilerinin görüşüldüğü toplantıda ayrıca kırsaldaki üretim potansiyelinin artırılmasına yönelik atılabilecek adımlar, hububat ekim alanlarındaki bitki gelişimi ve yeni sezon rekolte beklentileri hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.
Meclis toplantısının açılışında konuşan GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, kırsal yaşamın desteklenmesi ve cazip hale getirilmesinin önemine vurgu yaptı. 1950’lerden sonra Türkiye’de köyden kente yoğun bir göçün yaşandığını anımsatan Tiryakioğlu, bu hızlı değişim sürecinin üretim ve tüketim alışkanlıklarında değişikliklere neden olduğunu söyledi.
Türkiye’deki kırsal nüfusun 1927 yılında toplam nüfusun yüzde 76’sını oluşturduğunu bu oranın şimdilerde yüzde 7’ler seviyesine indiğini kaydeden Tiryakioğlu, “Kırsal nüfusumuz her geçen yıl azalmakta ve yaşlanmakta. Gıda güvencesinin sağlanması açısından kır-kent denklemine yeni bir bakış açısı ve köylerin genç nüfus için yeniden cazip hale getirilmesine ihtiyaç duyulmakta” dedi.
Kırsal yaşamın, gıda güvencesinin temel kaynağını oluşturduğunu belirten Tiryakioğlu, “Üretmeden, tüketmemiz mümkün değil. Her bir karış toprağımızı ve üretimden gelen tüm gücümüzü en iyi şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Bugün 85 milyonun tüketimi 6 milyonun tarımsal üretimdeki çabasına bakıyor. Bu oranın daha da aşağılara inmemesini sağlayarak yerinde üretim modeliyle tarımsal gücümüzü tazelememiz gerekiyor. Aksi halde bu durum ileride gerek sosyal gerekse de ekonomik açıdan olumsuz etkiler oluşturabilir. Bugün birçok köylümüzün maalesef tarım ve hayvancılıkta kendi ihtiyaçlarına yetecek gıda üretimini yapmadığı gözlemlenmekte. Çiftçi kendi üretebileceği peynir, yumurta, yoğurt ve tavuk gibi birçok temel gıda maddesini bakkaldan veya marketten temin etmekte. Üretimin yeniden çeşitlendirilmesi ve teşvik edilmesi için genel bir dönüşüme ihtiyaç duyulmakta. Bu dönüşümün sağlıklı bir şekilde yapılması için öncelikle köylerde refah seviyesini artırıcı adımlar atılması gerekmekte. Bunun için köylerde altyapı eksikliklerinin giderilmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinin sağlanması, kültürel ve sosyal aktivitelerin desteklenmesi önemli adımlar olacaktır. Ayrıca, tarımsal üretimin desteklenmesi ve çeşitlendirilmesi de genç nüfusu köylere çekmeye yardımcı olacaktır” diye konuştu.
GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ise toplantıda yaptığı konuşmada borsanın nisan ayı faaliyetleri ve devam eden projeleri hakkında meclis üyelerine bilgiler verdi. Harmana sayılı haftalar kaldığını anımsatan Akıncı, yeni hasat sezonundan rekolte ve verim açısından umutlu olduklarını söyledi. Yeni üretim sezonun hayırlı ve bereketli geçmesi temennisinde bulunan Akıncı, Ulusal Hububat Konseyi’nin (UHK) 2023/24 Üretim Yılına ilişkin İklim ve Bitki Gelişimi Değerlendirme Raporu hakkında da değerlendirmelerde bulundu.
Rapora göre bölgelerde lokal bazlı alanlar hariç yeterli ve sağlıklı bitki çıkışlarının olduğunu belirten Akıncı, buğdayda geçen yıl 7,3 milyon hektar olarak öngörülen ekim alanının bu yıl 7,5 milyon hektar olacağı ve geçen yılki rekolte beklentisine ulaşılabileceğinin tahmin edildiğini sözlerine ekledi. – GAZİANTEP
]]>ABD’deki Costco ve Walmart gibi büyük perakendecilerde satılmak için hazırlanıyorlar. Ancak şirket Çinli ve Meksika’taki bu fabrika, Çin sermayesiyle inşa edildi.
ABD, Çin ve Meksika arasındaki üçgen ilişki Meksika’da iş dünyasının gözde sözünün arkasında: yakın kıyıcılık.
Man Wah, üretimi ABD pazarına daha da yakınlaştırmak için üretim alanlarını son yıllarda Meksika’nın kuzeyinde götüren sayısız Çinli şirketten biri. Bu hamle, kargoda tasaraffun yanı sıra son mamülün tamamen Meksikalı olmasını sağlıyor ve böyleyece Çinli şirketler, iki ülke arasında devam eden ticaret savaşında ABD’nin Çin ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerinden ve ambargolardan da kaçınabiliyorlar.
Şirketin Genel Müdürü Yu Ken Wei dev fabrikayı gösterirken, Meksika’ya taşınmanın hem ekonomik hem de lojistik açıdan anlamlı olduğunu anlatıyor.
Mükemmel bir İspanyolca ile “Buradaki üretimimizi üçe ve hatta dörde katlamayı umuyoruz” diyor.
“Meksika’daki amacımız, buradaki üretimimizi, Vietnam’daki operasyonumuzun seviyesine çıkartmak.”
Firma, Monterrey’e daha 2022 yılında geldi ve daha şimdiden Meksika’da 450 kişiyi istihdam ediyor. Yu Ken Wei fabrikada birkaç üretim hattı daha kurarak, bu sayıyı 1200’den fazla çıkarmayı umduklarını anlatıyor.
Yu “Meksika’daki insanlar çalışkan ve hızla öğreniyolar. İyi operatörlerimiz var ve üretkenlikleri yüksek. Yani, çalışan anlamında da Meksika statejik açıdan çok iyi” diyor.
Yakın kıyıcılık, Meksika ekonomisine büyük bir katkı sağlıyor. Geçen yıl Haziran ayı itibarıyla Meksika’nın toplam ihracatı bir önceki yıla görü % 5,8 arttı ve 52,9 milyar dolara yükseldi.
Eğilimde yavaşlama işaretleri pek görülmüyor. Bu yıl sadece iki ay içinde, 2020’deki toplamın yarısı kadar Meksika’ya yatırım açıklandı.
Man Wah kanepe fabrikası, Çin-Meksikalı üretim alanı Hofusan’ın içinde. Bu tür yerlere talep çok yüksek. Müsait her yer satıldı.
Aslında, Meksika Sanayi Parkları Birliği, 2027’de de k ülkede yapılacak tüm tesislerin de satıldığını söylüyor. Birçok Meksikalı ekonomi uzmanının, Çin’in ilgisinin geçici olmadığını söylemesi şaşırtıcı değil.
Meksika’nın eski Dış Ticaret Bakan Yardımcısı JUan Carlos Baker Pineda “Meksika’ya yatırım getiren yapısal nedenler kalıcı” diyor.
“Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşının yakın dönemde zayıflayacağına dair bir işaret yok.”
Baker Pineda, Kuzey Amerikan serbest ticaret anlaşması USMCA’in müzakere heyetinde Meksika adına yer alanlardan biriydi.
“Çin kökenli sermayenin Meksika’ya gelişi bazı ülkelerin politikaları açısından rahatsız edici olabilir. Ancak uluslararası ticaret yasalarına göre tüm ürünler tam anlamıyla Meksikalı” diyor.
Bu durum, Meksika’ya iki süper güç arasında açık bir stratejik avantaj sağılyor. Meksika son günlerde başlıca ticaret ortağı olarak Çin’i geçti. Bu, önemli ve sembolik bir değişim.
Meksika’nın ABD’yle artan ticareti, kısmen ülkedeki yakın kıyıcılığın ikinci önemli boyutuyla birlikte geldi. Bazı Amerikan firmaları da üretimlerini Asya’daki fabrikalarından bu ülkeye taşıyor.
Belki de en öne çıkan duyuru geçen yıl Elon Musk’tan geldi. Musk, yeni Tesla Gigafabrikasını Monterrey’in dışında kurma planlarını açıkladı. Ancak 10 milyar dolarlık tesisin temeli henüz atılmadı.
Tesla projeye hala bağlı. Küresel ekonomideki kaygılar ve otomobil üreticisindeki son işten çıkarmalar karşısında, planlarını yavaşlattılar.
Ancak bazıları, Çin yatırımları konusuna, Meksika’nın ABD ve Çin arasındaki jeopolitik mücadelenin içine çekilmemek için tedbirli davranması gerektiğini söylüyo.
Meksika’daki Ulusal Özerk Üniversite’nin Çin-Meksika Çalışmaları Merkezi’nden Enrique Dussel, “Şehirdeki yaşlı zengin adam ABD, şehirdeki yeni zengin adam Çin ile sorunla yaşıyor. Ve Meksika hem geçmiş yönetimler hem de şimdiki yönetimlerde bu yeni üçgen ilişkiyle ilgili bir strateji yok” diyor.
ABD-Meksika sınırının her iki yanında seçiler yaklaşırken, yeni siyasi değerlendirmeler olabilir. Ancak Beyaz Saray’da Donald Trump ya da Joe Biden da olsa, ABD-Çin ilişkilerinde pek bir gelişme beklenmiyor.
Dussel, yakın kıyıcılığın “güvenlik kıyıcılığı” terimiyle daha iyi açıklandığına inanıyor ve Washington’un Çin ile ilişkilerinde güvenlik kaygılarını tüm diğer unsurların üzerinde tuttuğunu belirtiyor. Meksika’nın da arada kalmaktan kaçınması gerektiği görüşünde.
Dussel, bu gerilime karşın “Meksika büyük bir tabela koyup Çin’e ‘Meksika’ya hoş geldiniz’ diyor.
“Bunun orta vadede ABD ve Meksika arasındaki ikili ilişkiler adına iyi olmayacağını bilmek için doktora yapmış olmaya gerek yok.”
Bazıları da daha iyimser. Eski Meksikalı ticaret yetkilisi Juan Carlos Baker Pineda “Benim aklımdaki soru bu eğilimin ne kadar süreceği değil, bu eğilimden ne kadar çıkar sağlayabileceğimiz” diyor.
Monterrey’de yetenekli Meksikalı kadın dikişçiler, kuzeye gönderilmeden önce bir diğer kanepenin son dokunuşlarını yapıyor. Amerikalı bir aile, bu kanepeyi yakınlarındaki Walmart’tan satın aldıklarında, üretiminin altındaki karmajık jeopolitik konusunda pek bir fikirleri olmayacak. Ancak bu durum ABD’ye arka kapıdan akıllı bir giriş ya da süper güçler arasındakimaliyetli bir savaşın bir parçası da olsa, küresel ticarette Meksika’nın başlıca avantajlarından biri.
]]>“Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine destek vermelidir”
ANKARA – Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Sebze seracılığının yoğun olarak yapıldığı Antalya ve Mersin illerinde bulunan Ziraat Odalarımızdan alınan bilgilere göre, bayram sonrasında örtü altı sebze ürünlerinde önemli fiyat düşüşleri görülüyor” dedi.
TZOB Başkanı Bayraktar, ülkemizde örtü altı üretimini, sera ürünlerindeki fiyat düşüşlerini ve çiftçilerin belediyelerden beklentileri ile ilgili bir açıklama yaptı.
Seracılık dünyada önemli bir sektör haline geldiğini belirten Bayraktar şunları dedi:
“Seracılık ülkemizde de son yıllarda hızla atılım ve gelişme göstermiş olup, dünyada dördüncü, Avrupa’da ise İspanya’nın ardından ikinci sırada yerini aldı.
Ülkemizde 73 ilde, toplam 764 bin 207 dekar alanda örtü altı üretim yapılıyor.
Örtü altı üretim alanlarının yüzde 40,7’si Antalya’da, yüzde 24,6’sı Mersin’de, yüzde 15,6’sı Adana’da ve yüzde 4,3’ü Muğla’da bulunuyor.
2023 yılında seralarda yapılan toplam üretim 8 milyon 956 bin 951 ton olup bu üretimin yüzde 89’unu sebzeler oluşturuyor.
Sebze seracılığının yoğun olarak yapıldığı Antalya ve Mersin illerinde bulunan Ziraat Odalarımızdan alınan bilgilere göre, bayram sonrasında örtü altı sebze ürünlerinde önemli fiyat düşüşleri görülüyor.
Bu illerde son 15 günde biber ortalama 45 liradan 15 liraya, salatalık ortalama 17 liradan 3 liraya, domates 21 liradan 15 liraya, patlıcan 27 liradan 6 liralara kadar düştü.
Bu fiyatlarla çiftçilerimiz zarar ediyor.
Mevsim normalleri üzerinde gerçekleşen hava sıcaklığıyla sera üretiminde artan verim ve ürünlerin erken hasat olgunluğuna gelmesiyle arzda artış görülüyor.
Arzda yaşanan artışın yanı sıra, bu günlerde ihracata giden ürünün azalması ve özellikle Ramazan Bayramı nedeniyle zincir marketlerin alımlarında görülen azalmayla fiyat düşüşleri yaşanıyor.”
“Çiftçinin ürettiği yok pahasına satılmaması için pazarlama sorunu çözülmelidir”
“Çiftçimiz her zaman olduğu gibi üreterek ülkemizin gıda ihtiyacını karşılamak adına gereğini yapıyor. Ancak, zaman zaman ürettiği ürün çiftçilerimize sorun oluyor.
Özellikle yaş sebze ve meyve çabuk bozulduğu için pazarlama sorunu daha fazla yaşanıyor” diyen Bayraktar şöyle devam etti:
“Bu nedenle yaş sebze ve meyve pazarlamasının ayrı bir önemi bulunuyor.
Örtü altı üretimin yaygın olduğu illerde yaş sebze ve meyve pazarlanmasına yönelik üretici birlikleri ve kooperatifler mevcut olsa da, bu birliklerin piyasayı etkileyecek ve düzenleyecek gücü bulunmuyor.
Hatta kurulan bazı birlikler ne yazık ki varlığını sürdüremeyerek, kapandı.
Ürün pazarlamaya yönelik örgütlerin mali ve idari yönden güçlenmesi ve tarımsal pazarlamada etkin olması için mevzuatlarda gereken düzenlemeler yapılmalıdır.”
“Semt pazarlarında üreticilere daha fazla yer ayrılmalı, üretici pazarları her ilçede kurulmalıdır”
Çabuk bozulabilen sebze ve meyvelerde arzda dönemsel yaşanan yoğunluklarda çiftçilerin zarar etmemesi ve yetiştirilen ürünlerin heba olmaması için, belediye adına alımlar yapılması gerektiğini vurgulayan Bayraktar şu değerlendirmeyi yaptı:
“Pazar Yerleri Hakkında Yönetmelik hükümlerinde pazar yerlerinin en az yüzde 20’sinin özel satış yeri olarak üreticilere ayrılması hükmü bulunuyor.
Ürettiği ürünü doğrudan semt pazarında satmak isteyen üreticimize tüm belediyeler yer ayırmalı ve ayrılan alan yüzde 20 ile sınırlandırılmamalıdır.
Bu sınırlama özellikle ürün arzındaki artış nedeniyle kendi ürününü pazarda satmak isteyen üreticilerimize engel teşkil ediyor.
Yine belediyelerce belirlenecek günlerde sadece üreticilerimizin ürettiği ürünü halka doğrudan sunabileceği üretici pazarlarının her il ve ilçede kurulması sağlanmalıdır.
Gıda fiyatları üzerinden haksız kazanç elde etmeye yönelik hareketler konusunda belediyelerde denetimlerini artırmalı, piyasa üzerinde bozucu etkisi olanlara ceza uygulamalıdır.”
“Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine destek vermelidir”
Yerel seçimler öncesi 6360 Sayılı Kanunla Büyükşehir belediyelerinin tarım sektörüne yönelik sorumluluklarının arttığını, çiftçilerin belediyelerden beklentileri olduğunu dile getirdiklerine dikkat çeken Bayraktar, “Bugün tekrar ifade etmek istiyorum ki Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine her türlü desteğini yapmalıdır” diye konuştu.
Bayraktar, çiftçilerin ana başlıklar halinde belediyelerden beklentileri ise şöyle sıraladı:
“-Tarım arazileri ve mera alanları korunmalı, her ne gerekçeyle olursa olsun bu alanların imara açılmasına izin verilmemelidir.
-Kırsalda genç nüfusu tutabilmek için sosyal alanlar artırılmalıdır.
-Belediyeler ve Ziraat Odaları birlikte hareket etmelidir.
-Pazarlama kooperatiflerinin kurulmasına destek olmalıdır.
-Girdi, tarım alet, fide, fidan vb. destelerini düzenli olarak vermelidir.
-Kırsal Alanlara altyapı hizmetleri artırılmalıdır.
– Belediyeler, DSİ ile birlikte hareket ederek tarımsal sulama kanallarının bakım ve temizliği konusunda destekte bulunmalıdır.
-Tarımsal ürün işleme tesisleri kurulmalıdır.
-Yenilenebilir Enerji kaynaklarının kurulmasına destek olmalıdır.
-Kırsal Turizm ile kırsalda gelirin artırılması sağlanmalıdır.”
]]>TZOB Başkanı Bayraktar, Türkiye’de örtü altı üretimini, sera ürünlerindeki fiyat düşüşlerini ve çiftçilerin belediyelerden beklentileri ile ilgili bir açıklama yaptı.
Seracılık dünyada önemli bir sektör haline geldiğini belirten Bayraktar şunları dedi:
“Seracılık ülkemizde de son yıllarda hızla atılım ve gelişme göstermiş olup, dünyada dördüncü, Avrupa’da ise İspanya’nın ardından ikinci sırada yerini aldı.
Ülkemizde 73 ilde, toplam 764 bin 207 dekar alanda örtü altı üretim yapılıyor.
Örtü altı üretim alanlarının yüzde 40,7’si Antalya’da, yüzde 24,6’sı Mersin’de, yüzde 15,6’sı Adana’da ve yüzde 4,3’ü Muğla’da bulunuyor.
2023 yılında seralarda yapılan toplam üretim 8 milyon 956 bin 951 ton olup bu üretimin yüzde 89’unu sebzeler oluşturuyor.
Sebze seracılığının yoğun olarak yapıldığı Antalya ve Mersin illerinde bulunan Ziraat Odalarımızdan alınan bilgilere göre, bayram sonrasında örtü altı sebze ürünlerinde önemli fiyat düşüşleri görülüyor.
Bu illerde son 15 günde biber ortalama 45 liradan 15 liraya, salatalık ortalama 17 liradan 3 liraya, domates 21 liradan 15 liraya, patlıcan 27 liradan 6 liralara kadar düştü.
Bu fiyatlarla çiftçilerimiz zarar ediyor.
Mevsim normalleri üzerinde gerçekleşen hava sıcaklığıyla sera üretiminde artan verim ve ürünlerin erken hasat olgunluğuna gelmesiyle arzda artış görülüyor.
Arzda yaşanan artışın yanı sıra, bu günlerde ihracata giden ürünün azalması ve özellikle Ramazan Bayramı nedeniyle zincir marketlerin alımlarında görülen azalmayla fiyat düşüşleri yaşanıyor.”
“Çiftçinin ürettiği yok pahasına satılmaması için pazarlama sorunu çözülmelidir”
“Çiftçimiz her zaman olduğu gibi üreterek ülkemizin gıda ihtiyacını karşılamak adına gereğini yapıyor. Ancak, zaman zaman ürettiği ürün çiftçilerimize sorun oluyor.
Özellikle yaş sebze ve meyve çabuk bozulduğu için pazarlama sorunu daha fazla yaşanıyor” diyen Bayraktar şöyle devam etti:
“Bu nedenle yaş sebze ve meyve pazarlamasının ayrı bir önemi bulunuyor.
Örtü altı üretimin yaygın olduğu illerde yaş sebze ve meyve pazarlanmasına yönelik üretici birlikleri ve kooperatifler mevcut olsa da, bu birliklerin piyasayı etkileyecek ve düzenleyecek gücü bulunmuyor.
Hatta kurulan bazı birlikler ne yazık ki varlığını sürdüremeyerek, kapandı.
Ürün pazarlamaya yönelik örgütlerin mali ve idari yönden güçlenmesi ve tarımsal pazarlamada etkin olması için mevzuatlarda gereken düzenlemeler yapılmalıdır.”
“Semt pazarlarında üreticilere daha fazla yer ayrılmalı, üretici pazarları her ilçede kurulmalıdır”
Çabuk bozulabilen sebze ve meyvelerde arzda dönemsel yaşanan yoğunluklarda çiftçilerin zarar etmemesi ve yetiştirilen ürünlerin heba olmaması için, belediye adına alımlar yapılması gerektiğini vurgulayan Bayraktar şu değerlendirmeyi yaptı:
“Pazar Yerleri Hakkında Yönetmelik hükümlerinde pazar yerlerinin en az yüzde 20’sinin özel satış yeri olarak üreticilere ayrılması hükmü bulunuyor.
Ürettiği ürünü doğrudan semt pazarında satmak isteyen üreticimize tüm belediyeler yer ayırmalı ve ayrılan alan yüzde 20 ile sınırlandırılmamalıdır.
Bu sınırlama özellikle ürün arzındaki artış nedeniyle kendi ürününü pazarda satmak isteyen üreticilerimize engel teşkil ediyor.
Yine belediyelerce belirlenecek günlerde sadece üreticilerimizin ürettiği ürünü halka doğrudan sunabileceği üretici pazarlarının her il ve ilçede kurulması sağlanmalıdır.
Gıda fiyatları üzerinden haksız kazanç elde etmeye yönelik hareketler konusunda belediyelerde denetimlerini artırmalı, piyasa üzerinde bozucu etkisi olanlara ceza uygulamalıdır.”
“Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine destek vermelidir”
Yerel seçimler öncesi 6360 Sayılı Kanunla Büyükşehir belediyelerinin tarım sektörüne yönelik sorumluluklarının arttığını, çiftçilerin belediyelerden beklentileri olduğunu dile getirdiklerine dikkat çeken Bayraktar, “Bugün tekrar ifade etmek istiyorum ki Belediyeler ilinde ilçesinde üretim yapan çiftçisine her türlü desteğini yapmalıdır” diye konuştu.
Bayraktar, çiftçilerin ana başlıklar halinde belediyelerden beklentileri ise şöyle sıraladı:
“-Tarım arazileri ve mera alanları korunmalı, her ne gerekçeyle olursa olsun bu alanların imara açılmasına izin verilmemelidir.
-Kırsalda genç nüfusu tutabilmek için sosyal alanlar artırılmalıdır.
-Belediyeler ve Ziraat Odaları birlikte hareket etmelidir.
-Pazarlama kooperatiflerinin kurulmasına destek olmalıdır.
-Girdi, tarım alet, fide, fidan vb. destelerini düzenli olarak vermelidir.
-Kırsal Alanlara altyapı hizmetleri artırılmalıdır.
Belediyeler, DSİ ile birlikte hareket ederek tarımsal sulama kanallarının bakım ve temizliği konusunda destekte bulunmalıdır.
-Tarımsal ürün işleme tesisleri kurulmalıdır.
-Yenilenebilir Enerji kaynaklarının kurulmasına destek olmalıdır.
-Kırsal Turizm ile kırsalda gelirin artırılması sağlanmalıdır.” – ANKARA
]]>ŞANLIURFA – Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde, evinin önünde kurduğu serada mantar yetiştiren kadın girişimci Saadet Seray, yoğun talep ve siparişlere yetişemiyor.
Yaklaşık 5 yıl önce ailesinin geçimine katkı sağlamak için küçük bir sera kurarak mantar yetiştirmeye başlayan 4 çocuk annesi Saadet Seray İlçe tarımın desteğiyle kurduğu 3 büyük çadır sera içinde işini büyüterek ilçe merkezi dahil, çevre il ve ilçelere mantar satışı yapıyor.
Daha önce eşine destek amacıyla küçük bir yerde mantar yetiştirmeye başladığını belirten Saadet Seray, Siverek Kadın Destek Merkezi sorumlusu Zuhal Laçin Kucaklı’nın tavsiye ve destekleriyle bir yıldır işini büyüttüğünü söyledi.
“Eşimin işleri iyi gitmeyince bu işi düşündüm”
Saadet Seray, “Eşim daha önce ayakkabıcılık yapıyordu, işleri iyi gitmeyince destek amacıyla mantar yetiştirmeye başladım. Beş yıl önce başladığım işimi desteklerle daha büyüterek bu yeni yere geçtim. Eşimde iyi gitmediği işini bırakarak, burada çalışmaya başladı. Beraberce çalışıp ekmeğimizi buradan çıkartıyoruz. Hem çocuklarıma, hem evime ve hem de işime bakıyorum çok memnunum. Siverek’te bu işi pek yapanın olmadığını ve Pazar sorunu yaşamadığını söyleyen Seray, “Gerek Siverek’te ve gerekse de çevre il ve ilçelere mantarlarımızı gönderiyoruz, talep çok iyi. Biraz daha bize imkan ve destek verilirse bu işi daha da büyütmek istiyorum” dedi.
Eşinin kendisine destek amacıyla bu işe başladığını söyleyen Eyüp Seray,” Eşim bana destek amacıyla bu işi yapmak istediğini, mantar yetiştirebileceğini söyledi. Daha önce mantar yetiştiriciliği ile ilgili hiçbir bilgimiz veya tecrübemiz yoktu. Eşime inandım güvendim ve beraberce bu işi yapmaya başladık. İlk başta evimizin küçük bir bodrum katı vardı, orda üretmeye başladık. Birkaç yıl sınırlı kapasitede üretim yapık ve mantar ile ilgili bilgi sahibi olduk, pazarı keşfettik” şeklinde konuştu.
“İlçe tarım desteğiyle işi büyüttük”
İşlerini büyütmek amacıyla ilçe tarıma başvurduklarını ve İlçe tarımdan çadır desteği aldıklarını söyleyen Seray, ” Başvurumuz sayesinde ilçe tarım 2 tane yüzde 40 hibeli çadır desteğinde bulundu ve şimdi bir yıldır 3 tane çadır seramız da üretimimize devam ediyoruz. Gelen taleplere yetişemiyoruz, çok sayıda talep var. Önce ek iş olarak başladığımız bu işi, şimdi asıl işimiz olarak devam ediyoruz. Eşimi takdir ediyorum, tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.
Aylık 2 ton üretim yapılıyor
Eyüp Seray, ilk işe giriştiklerinde aylık 250 kilo üretim yaptıklarını, şimdi 2 ton üretim kapasitesine ulaştıklarını belirtti. Seray,” biz bu kapasiteyi daha da yükseltmek ve insanlara istihdam ortamı oluşturmak istiyoruz. İmkanlarımızın kısıtlı olması ve yerlerimizin yaz ayına uygun almaması nedeniyle yaz mevsiminde maalesef üretim yapamıyoruz. İmkanlarımız el verirse yılın 12 ayında üretim yapmak istiyoruz. Talepler çok fazla ama taleplere yetişemiyoruz. Şimdi iç Pazar ile çevre il ve ilçelere veriyoruz” dedi.
Şanlıurfa Kadın Destek Birimi Sorumlusu Zuhal Laçin Kucaklı’da, “Kadın destek merkezimize gelen tüm kadınlarımızla gurur duyuyorum. Her konuda maddi ve manevi olarak yanlarındayız, girişimci ruhuna sahip tüm kadınlarımızın destekçisi olduk ve olmaya devam ediyoruz, en güzel örneği de Saadet ablamız oldu. Saadet ablamız yaklaşık 3 yıla yakın kursiyerimizdir. Böyle bir mantar üretimi yaptığını ve geliştirmek istediğini söyledi. Bizde her şartta destek olduk ve ablamız işi büyüttü ve geliştirdi de. İlçe Tarımda destek oldu ve işini çok daha fazla büyütmek istiyor ve her konuda destek olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>Yaklaşık 5 yıl önce ailesinin geçimine katkı sağlamak için küçük bir sera kurarak mantar yetiştirmeye başlayan 4 çocuk annesi Saadet Seray (37) İlçe tarımın desteğiyle kurduğu 3 büyük çadır sera içinde işini büyüterek ilçe merkezi dahil, çevre il ve ilçelere mantar satışı yapıyor.
Daha önce eşine destek amacıyla küçük bir yerde mantar yetiştirmeye başladığını belirten Saadet Seray, Siverek Kadın Destek Merkezi sorumlusu Zuhal Laçin Kucaklı’nın tavsiye ve destekleriyle bir yıldır işini büyüttüğünü söyledi.
“Eşimin işleri iyi gitmeyince bu işi düşündüm”
Saadet Seray, “Eşim daha önce ayakkabıcılık yapıyordu, işleri iyi gitmeyince destek amacıyla mantar yetiştirmeye başladım. Beş yıl önce başladığım işimi desteklerle daha büyüterek bu yeni yere geçtim. Eşimde iyi gitmediği işini bırakarak, burada çalışmaya başladı. Beraberce çalışıp ekmeğimizi buradan çıkartıyoruz. Hem çocuklarıma, hem evime ve hem de işime bakıyorum çok memnunum. Siverek’te bu işi pek yapanın olmadığını ve Pazar sorunu yaşamadığını söyleyen Seray, “Gerek Siverek’te ve gerekse de çevre il ve ilçelere mantarlarımızı gönderiyoruz, talep çok iyi. Biraz daha bize imkan ve destek verilirse bu işi daha da büyütmek istiyorum” dedi.
Eşinin kendisine destek amacıyla bu işe başladığını söyleyen Eyüp Seray, “Eşim bana destek amacıyla bu işi yapmak istediğini, mantar yetiştirebileceğini söyledi. Daha önce mantar yetiştiriciliği ile ilgili hiçbir bilgimiz veya tecrübemiz yoktu. Eşime inandım güvendim ve beraberce bu işi yapmaya başladık. İlk başta evimizin küçük bir bodrum katı vardı, orda üretmeye başladık. Birkaç yıl sınırlı kapasitede üretim yapık ve mantar ile ilgili bilgi sahibi olduk, pazarı keşfettik” şeklinde konuştu.
“İlçe tarım desteğiyle işi büyüttük”
İşlerini büyütmek amacıyla ilçe tarıma başvurduklarını ve İlçe tarımdan çadır desteği aldıklarını söyleyen Seray, “Başvurumuz sayesinde ilçe tarım 2 tane yüzde 40 hibeli çadır desteğinde bulundu ve şimdi bir yıldır 3 tane çadır seramız da üretimimize devam ediyoruz. Gelen taleplere yetişemiyoruz, çok sayıda talep var. Önce ek iş olarak başladığımız bu işi, şimdi asıl işimiz olarak devam ediyoruz. Eşimi takdir ediyorum, tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.
Aylık 2 ton üretim yapılıyor
Eyüp Seray, ilk işe giriştiklerinde aylık 250 kilo üretim yaptıklarını, şimdi 2 ton üretim kapasitesine ulaştıklarını belirtti. Seray, “biz bu kapasiteyi daha da yükseltmek ve insanlara istihdam ortamı oluşturmak istiyoruz. İmkanlarımızın kısıtlı olması ve yerlerimizin yaz ayına uygun almaması nedeniyle yaz mevsiminde maalesef üretim yapamıyoruz. İmkanlarımız el verirse yılın 12 ayında üretim yapmak istiyoruz. Talepler çok fazla ama taleplere yetişemiyoruz. Şimdi iç Pazar ile çevre il ve ilçelere veriyoruz” dedi.
Şanlıurfa Kadın Destek Birimi Sorumlusu Zuhal Laçin Kucaklı da, “Kadın destek merkezimize gelen tüm kadınlarımızla gurur duyuyorum. Her konuda maddi ve manevi olarak yanlarındayız, girişimci ruhuna sahip tüm kadınlarımızın destekçisi olduk ve olmaya devam ediyoruz, en güzel örneği de Saadet ablamız oldu. Saadet ablamız yaklaşık 3 yıla yakın kursiyerimizdir. Böyle bir mantar üretimi yaptığını ve geliştirmek istediğini söyledi. Biz de her şartta destek olduk ve ablamız işi büyüttü ve geliştirdi de. İlçe Tarımda destek oldu ve işini çok daha fazla büyütmek istiyor ve her konuda destek olmaya devam edeceğiz” diye konuştu. – ŞANLIURFA
]]>ŞANLIURFA – Türkiye fıstığının önemli merkezlerinden biri olan Şanlıurfa’da, kaliteli fıstık üretiminin yaygınlaştırılması için tarım ve orman il müdürlüğü, zararlı haşerelere karşı ilaçlama çağrısı yaptı. Yapılacak çalışma ile fıstık ağaçlarında düşük rekolteye karşı yüksek verim hedefleniyor.
Yaklaşık 1 buçuk milyon dekar alanda en fazla üretim alanına sahip Şanlıurfa’da 45 milyon fıstık ağacı bulunuyor. Türkiye’nin fıstık ihtiyacının büyük bir bölümünün karşılandığı Şanlıurfa’da geçtiğimiz yıl 107 bin ton fıstık üretimi yapılırken, Türkiye genelinde 240 bin ton fıstık üretimi yapıldı.
Havaların ısınmasıyla birlikte tomurcuklanan fıstık ağaçlarında verim düşüklüğüne neden olan gözkurdu zararlısına karşı Şanlıurfa Tarım ve Orman İl Müdürlüğü üreticilere ilaçlama çağrısı yaptı. Türkiye’de üretilen fıstığın yüzde 40-45’nin karşılandığı tarım diyarı kentte, fıstıkta dal güvesi yanı sıra tomurcuklara zarar veren gözkurdu zararlısına karşı uygun ilaçlama çağrısı yapan tarım ve orman müdürlüğü görevlileri, fıstık bahçelerinde üreticilerle bir araya geldi. Mühendisler, ilaçlama konusunda bilgilendirmede bulundu.
Başta baklava, kadayıf, helva ve kuruyemiş olarak kullanılan 45 milyon fıstık ağacının olduğu Şanlıurfa’da fıstık üretimi önemli bir geçim kaynağı, her yıl rekoltenin arttığı kentte fıstık ağacı sayısı da her geçen yıl daha da artıyor. Şanlıurfa Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Aksoy, ziraat mühendisleri ile birlikte fıstık dal güvesi ergin popülasyonunu izlemede fıstık bahçelerini ziyaret ederek, üreticilerle birlikte kontroller gerçekleştirdi.
Tarlada üreticilerin ayağına kadar giden ziraat mühendisleri, fıstık ağaçlarında görülen göz kurdu hastalığına, tarım ve orman bakanlığının belirlediği ilaçları zamanında ve doğru ilaçlama teknikleri kullanılarak yapılmasını öneriyor. Bakanlığın önerdiği ilaçların kullanılmaması durumunda buğday, arpa, mercimek ve diğer canlılarda da zarar oluştuğu bildirildi.
Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Aksoy, incelemeleri sonrası açıklamasında, “Fıstıklarda ağaçlarında gözkurdu için kimyasal ilaçlama ve mekanik mücadele için çağrımız oldu. Sonbaharda fıstık ağaçlarının artıklarını gövdesine bağ şeklinde koyarak zararlı gözkurdunun larvalarını, yumurtalarını bırakmasını bekliyoruz. İlkbaharda onları alıp bir yerde imha ediyoruz. İlaçlama yaparken lütfen geç saatlerde yapalım. İlimizde sadece fıstık ticareti yapılmıyor aynı zamanda sebzecilik, tarla bitkileri yetiştiriliyor ve arılara zarar vermemek için ilaçlamanın akşam saatlerinde yapılmasını istiyoruz. Attığımız ilaçların çevreye en az zarar veren özellikle tarım bakanlığımızın lisans verdiği ilaçlar olmasını rica ediyoruz. Lisans verdiğimiz ilaçlar hem çevreye, hem insan sağlığına hem de doğaya en az zarar veren ilaçlar. İlaçlama yapmazsak fizyolojik olarak ağacı zayıf düşürüyor ve bir sonraki yıl elde edeceğimiz ürünü engelliyor, kaliteyi bozuyor, verimi düşürüyor. Yıllık üretimimize yüzde 40-50 oranında olumsuz etki yapıyor ve biz bunu istemiyoruz” dedi.
Fıstık üreticisi Ahmet Yıldırım, “İlaç yaptığımız zaman güzel bir verim alıyoruz, kullandığımız ilaçlar canlılara zarar vermeyen ilaçlardır. Sadece fıstık ürününe mükemmel bir katkı yapıyor. Yani hem bu senenin mahsulünü kaldırıyoruz hem de gelecek senenin mahsulünü koruyor. İlaçları ziraat mühendisimize danışıyoruz ve öyle belirliyoruz. Bu sene fıstık yılıdır. Maşallah çok güzel, Allah daha çok bereketini katsın. Bu yıl iyi ürün bekliyoruz” şeklinde konuştu.
Ziraat mühendisi Mehmet Tekçe ise, “Fıstıkta önemli zararlılardan biri gözkurdudur. İlaçlama yapmadığımız zaman bitkimiz kurur, meyve alamayız ama ilaçlama yaptığımız zaman bitkimiz capcanlı kalır ve istediğimiz verimi alırız” diye konuştu.
]]>Yaklaşık 1 buçuk milyon dekar alanda en fazla üretim alanına sahip Şanlıurfa’da 45 milyon fıstık ağacı bulunuyor. Türkiye’nin fıstık ihtiyacının büyük bir bölümünün karşılandığı Şanlıurfa’da geçtiğimiz yıl 107 bin ton fıstık üretimi yapılırken, Türkiye genelinde 240 bin ton fıstık üretimi yapıldı.
Havaların ısınmasıyla birlikte tomurcuklanan fıstık ağaçlarında verim düşüklüğüne neden olan gözkurdu zararlısına karşı Şanlıurfa Tarım ve Orman İl Müdürlüğü üreticilere ilaçlama çağrısı yaptı. Türkiye’de üretilen fıstığın yüzde 40-45’nin karşılandığı tarım diyarı kentte, fıstıkta dal güvesi yanı sıra tomurcuklara zarar veren gözkurdu zararlısına karşı uygun ilaçlama çağrısı yapan tarım ve orman müdürlüğü görevlileri, fıstık bahçelerinde üreticilerle bir araya geldi. Mühendisler, ilaçlama konusunda bilgilendirmede bulundu.
Başta baklava, kadayıf, helva ve kuruyemiş olarak kullanılan 45 milyon fıstık ağacının olduğu Şanlıurfa’da fıstık üretimi önemli bir geçim kaynağı, her yıl rekoltenin arttığı kentte fıstık ağacı sayısı da her geçen yıl daha da artıyor. Şanlıurfa Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Aksoy, ziraat mühendisleri ile birlikte fıstık dal güvesi ergin popülasyonunu izlemede fıstık bahçelerini ziyaret ederek, üreticilerle birlikte kontroller gerçekleştirdi.
Tarlada üreticilerin ayağına kadar giden ziraat mühendisleri, fıstık ağaçlarında görülen göz kurdu hastalığına, tarım ve orman bakanlığının belirlediği ilaçları zamanında ve doğru ilaçlama teknikleri kullanılarak yapılmasını öneriyor. Bakanlığın önerdiği ilaçların kullanılmaması durumunda buğday, arpa, mercimek ve diğer canlılarda da zarar oluştuğu bildirildi.
Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Aksoy, incelemeleri sonrası açıklamasında, “Fıstık ağaçlarında gözkurdu için kimyasal ilaçlama ve mekanik mücadele için çağrımız oldu. Sonbaharda fıstık ağaçlarının artıklarını gövdesine bağ şeklinde koyarak zararlı gözkurdunun larvalarını, yumurtalarını bırakmasını bekliyoruz. İlkbaharda onları alıp bir yerde imha ediyoruz. İlaçlama yaparken lütfen geç saatlerde yapalım. İlimizde sadece fıstık ticareti yapılmıyor aynı zamanda sebzecilik, tarla bitkileri yetiştiriliyor ve arılara zarar vermemek için ilaçlamanın akşam saatlerinde yapılmasını istiyoruz. Attığımız ilaçların çevreye en az zarar veren özellikle tarım bakanlığımızın lisans verdiği ilaçlar olmasını rica ediyoruz. Lisans verdiğimiz ilaçlar hem çevreye, hem insan sağlığına hem de doğaya en az zarar veren ilaçlar. İlaçlama yapmazsak fizyolojik olarak ağacı zayıf düşürüyor ve bir sonraki yıl elde edeceğimiz ürünü engelliyor, kaliteyi bozuyor, verimi düşürüyor. Yıllık üretimimize yüzde 40-50 oranında olumsuz etki yapıyor ve biz bunu istemiyoruz” dedi.
Fıstık üreticisi Ahmet Yıldırım, “İlaç yaptığımız zaman güzel bir verim alıyoruz, kullandığımız ilaçlar canlılara zarar vermeyen ilaçlardır. Sadece fıstık ürününe mükemmel bir katkı yapıyor. Yani hem bu senenin mahsulünü kaldırıyoruz hem de gelecek senenin mahsulünü koruyor. İlaçları ziraat mühendisimize danışıyoruz ve öyle belirliyoruz. Bu sene fıstık yılıdır. Maşallah çok güzel, Allah daha çok bereketini katsın. Bu yıl iyi ürün bekliyoruz” şeklinde konuştu.
Ziraat mühendisi Mehmet Tekçe ise “Fıstıkta önemli zararlılardan biri gözkurdudur. İlaçlama yapmadığımız zaman bitkimiz kurur, meyve alamayız ama ilaçlama yaptığımız zaman bitkimiz capcanlı kalır ve istediğimiz verimi alırız” diye konuştu. – ŞANLIURFA
]]>Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Latin Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu Tekneci, İnsan Kaynakları Uzmanlığı üzerine yüksek lisansını tamamladıktan sonra dünya çapında faaliyet gösteren firmanın Türkiye distribütörlüğünde 12 yıl üst düzey yöneticilik yaptı.
Salgın döneminde şehir hayatından sıkılmasıyla girdiği arayışta eşi Lokman Tekneci’nin Gölyaka ilçesine bağlı yazlık köyüne yerleşmeye karar veren 35 yaşındaki Tekneci, yaptığı araştırmalar sonucu iş dünyasında sarf ettiği çabayı arıcılık alanında üretim yaparak devam ettirmeye karar verdi.
Eğitimlerinin ardından Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğünden hibeyle aldığı arılı 5 kovanla Gölyaka Orman İşletme Müdürlüğü arazisinde üretim serüvenine başlayan Tekneci, KOSGEB faizsiz kadın girişimci kredisi ve Bal Ormanı Projesi Yetiştirme Sahası destekleriyle kovan sayısını 65’e çıkardı.
Arılarını, bal üretimini çoğaltan ve bal mumu üretimine başlayan Tekneci, daha kapsamlı şekilde devlet desteklerinden yararlanmak ve mesleğine mektepli olarak devam etmek için 2022’de girdiği Düzce Üniversitesi Düzce Meslek Yüksekokulu Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü Arıcılık Programında eğitim görüyor.
“Köye yerleşmek çok çılgınca bir fikirdi”
Tekneci, AA muhabirine, köye yerleşmeye karar verdikten sonra üretime katkıda bulunmak için neler yapabileceklerini düşünürken arıcılık fikrinin kendilerine uygun geldiğini anlattı.
Karar vermenin kendileri açısından zor olduğunu belirten Tekneci, “Sabit maaşları, işleri, kariyeri bırakıp köye yerleşmek çok çılgınca bir fikirdi. Araştırmalar yaptık, büyükbaş, küçükbaş derken bize en yakın işin arıcılık olduğuna karar verdik. Köye yerleştik, kovanlarımızı aldık ve arıcılığa başladık.” dedi.
Tekneci, arıcılığı profesyonel yapmak istediği için 2022’de sınava girip arıcılık programını kazandığını aktararak, Düzce Arıcılık Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezinin de aktif öğrencisi olduğunu, bu sene son dönemini bitirdikten sonra arıcı olarak yoluna devam edeceğini söyledi.
Üretim yapmalarından dolayı çok mutlu olduklarını dile getiren Tekneci, şöyle devam etti:
“Gıda üretiyoruz, bal üretiyoruz, yenilebilir arı ürünleri üretiyoruz. Tabii dedelerimizden gelen yöntemleri de kullanarak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama asıl hedefim arıcılık programını okuyup, yeni nesil arıcılık nasıl yapılır, onun kaygısındayım. Daha bilimsel, doğru yöntemlerle daha iyi, daha temiz, daha sağlık bal, propolis, polen, perga(arı ekmeği) gibi aklınıza gelebilecek arı ürünleri nasıl üretilir öğrenmiş olduk.”
Tekneci, balın yanı sıra kurduğu atölyede balmumu ürettiğine de dikkati çekerek, “Bizim gibi hobi arıcılık yapmıyor ve evinizi geçindiriyorsanız, sadece bala kalmak artık yeterli gelmiyor. Bu sebeple 2022’de bal mumu üretimine de başladık. Mayıs-eylül arası bal sezonu, eylül ile mart arası da bal mumu sezonu.” diye konuştu.
Tekneci, Tarım ve Orman Bakanlığının “Uzman Eller” projesinden faydalanmak için meslek dalında mezuniyet gerektiğini, böylece eğitimini tamamlamasının ardından daha geniş devlet desteği alabileceğini sözlerine ekledi.
]]>Bakan Yumaklı, Girişimci İşadamları Vakfı (GİV) tarafından Bahariye Mevlevihanesi’nde düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, 2050’lerde dünya nüfusunun 10 milyar, Türkiye nüfusunun da 105 milyonu aşmış olacağına işaret ederek, daha çok gıdaya ihtiyaç duyulacağını söyledi.
BM Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) bir araştırmasına göre 2050 yılında, bugüne göre yüzde 55 daha fazla suya, yüzde 65-70 civarında da daha fazla gıdaya ihtiyaç olacağını anlatan Yumaklı, tarımın stratejik bir sektör olduğuna dikkati çekti.
Yumaklı, eşsiz bir konuma sahip Türkiye’nin üçte birinin ormanlarla, üçte birinin tarım arazileriyle, beşte birinin de çayır ve meralarla kaplı olduğunu anımsattı.
Türkiye’nin tarım arazisi varlığında 14’üncü, orman alanı bakımından 27’inci, mera varlığı bakımından da 44’üncü sırada olduğunu dile getiren Yumaklı, “Türkiye su stresi altında bir ülke ve dünyada bu bakımdan 39’uncu sırada.” diye konuştu.
Bakan Yumaklı, Türkiye’nin 1313 metreküplük kişi başına kullanılabilir suyu ölçülmüş bir ülke olarak su stresi altında olduğunun altını çizerek, hiçbir değişiklik yapılmazsa 2030’da 1000 metreküpün altına düşerek su fakiri ülke konumuna geleceğini kaydetti.
“Dünyada un üretiminde birinci, makarna üretiminde ikinci sırada”
Türkiye’nin tohumda dünyanın ilk 10 ülkesi arasında olduğu ve 117 ülkeye ihracat yapıldığı bilgisini paylaşan Yumaklı, “Türkiye’de kullanılan her 100 kilogramlık tohumun 97 kilogramı bu ülkenin topraklarında üretiliyor.” ifadesini kullandı.
Sertifikalı tohum ya da milli tohum konusunda alınması gereken mesafeler olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Çünkü hepsinde istediğimiz aşamada değiliz. Dolayısıyla bu konuda bizim son dönemde özellikle özel sektörümüzün ciddi bir aşama kaydettiğini de söylemem gerekir.” şeklinde konuştu.
Yumaklı, ülkenin dünyada un üretiminde birinci, makarna üretiminde de ikinci sırada olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
“Bütün bunlar güllük gülistanlık bir ortamda yakalanmıyor. Çünkü konjonktürel değişiklikler var, birçok risk faktörü var. Bunlar hayatımızın bundan sonraki döneminde bu tür riskleri düşünmek ve göz önüne almakla alakalı bir görevimiz olduğunu da gösteriyor. 2024 yılında Devlet Su İşlerinin bütçesinin neredeyse tamamına yakını sulama sistemlerine ayrılmış durumda. Önümüzdeki 5 yıllık hedeflerimizin nirengi noktası gıda arz güvenliğinin teminat altına alınmasıdır. Dolayısıyla bütün projeksiyonlarımızı bunların üzerine yapıyoruz.”
“Türkiye çok güçlü bir ülke”
GİV Genel Başkanı Mehmet Koç ise huzur içerisinde güzel bir seçim dönemi geçirildiğini söyledi.
Girişimciler ve vatandaşlar açısından ülkenin stabil olmasının önemine işaret eden Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu anda iş başında güçlü bir hükümet var. Çok senkron çalışan bir hükümetimiz var. Önümüzde çok güzel, pırıl pırıl bir 4 yıl var. Seçimsiz bir dönem. Burada hem iş adamlarımıza hem de girişimcilerimize büyük fırsatlar var. Türkiye çok güçlü bir ülke. İster doğudan bakın, ister batıdan bakın, çok güçlü bir ülke. Masalarda olmayan değil, masalara davet edilmeyen değil, ülkemiz artık masa kuran bir ülke. Türkiye coğrafi konumu, nüfusu, ekonomik büyüklüğü ve özellikle üretim kabiliyeti itibarıyla çok büyük bir ekonomi ve fırsatlar ülkesi.”
]]>Cumhuriyet’in Kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla dönemin Başbakanı İsmet İnönü tarafından 3 Nisan 1937’de Türkiye’nin ilk ağır sanayisinin temeli Karabük’te atıldı.
İlk yüksek fırının 9 Eylül 1939’da ateşlenmesinden 1 gün sonra 10 Eylül 1939’da ilk Türk demiri üretildi.
Aradan geçen yıllarda “fabrikalar kuran fabrika” ünvanıyla anılmaya başlanan KARDEMİR, Türkiye’nin ilk 500 büyük sanayi kuruluşu içinde 27. sırada yer alıyor.
Bağlı kuruluşlarıyla yaklaşık 5 bin çalışanı bulunan fabrika, yıllık 3,5 milyon ton sıvı çelik üretimi hedefliyor.
“KARDEMİR’in tarihi önemi var”
KARDEMİR Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Demir, AA muhabirine, fabrikanın Türkiye’nin ilk demir çelik tesisi olarak 1937’de kurulduğunu ve 1939’da ilk üretimini yaptığını söyledi.
Fabrikanın demir çelik sektörü ve Türkiye sanayisi için bir mektep olduğunu belirten Demir, “Metalürji ve demir çelik sektörüyle ilgilenen herkesin geçtiği önemli bir mekteptir. O açıdan tarihi bir önemi vardır. Bu tarihi önemiyle şu anda geldiği noktada da yaptığı ve yapacağı atılımlarla Türkiye’ye demir çelik sektöründe yeni ufuklar açmayı da planlayan bir yeri vardır.” dedi.
Demir, iç pazara hem kitlesel üretim yapan kütük ve benzeri ürünler hem de niş alana giren ürünlerde KARDEMİR’in bir merkez olmasını amaçladıklarını dile getirerek, “Savunma sanayinde yaptığımız araştırmalarda Türkiye’nin nitelikli alaşım, demir çelik ve diğer alaşımlar konusunda belirli açıkları olduğunu tespit ettik. O açıkların kapatılmasıyla ilgili belirli stratejiler ve yol haritaları oluşturduk. Bu strateji ve yol haritalarının bir kısmını da KARDEMİR, KARDÖKMAK ve KARÇEL ile beraber tamamlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Bağlı ortaklıklarla 5 binin üzerinde çalışanlarının olduğunu aktaran Demir, her sene 300-400 işçi alımının yapıldığını kaydetti.
Demir, fabrikada yıllık 2,5 milyon ton sıvı çelik üretildiğine değinerek, “Amacımız 3,5 milyon tona erişmek ve daha sonra 4 milyona yükseltebilmek. Üretim kapasitemizi artırmakla beraber üretim kalitemizi, yani nihai ürünlerde kalitemizi artırmak da hedeflerimizden biri.” diye konuştu.
KARDEMİR’in hem üretim kapasitesini artırmak hem de ürettiği nihai ürünlerin niteliğini, çeşitliliğini ve katma değerini artırmak yönünde yatırımların devam edeceğini vurgulayan Demir, şöyle devam etti:
“Bu anlamda hem çelikhanemizde hem haddehanemizde hem de yüksek fırın teknolojilerinde planlamalarımız var. Kapasitemizi artırmak amacıyla da yeni bir yüksek fırın yatırımı planlanmakta. Dünyada yapılan çalışmaları yakından takip etmekle ilgili arkadaşlarımıza bir farkındalık sağladık. Onun için İstanbul ve Ankara’da AR-GE ofisleri oluşturduk. Karabük Üniversitesi ile bu konuda çalışmalarımızı yürüteceğiz. Dünyada şu anda devam eden çalışmaların ne olduğunu, araştırmaların ne olduğunu yakıdan takip ettiğimiz gibi yeni pilot uygulamalar var. Bu pilot uygulamaların da bir kısmının benzerini belki burada yapmak hatta bazı uygulamaların pilot uygulamasını kendimizin yapması gibi bir gündemimiz var.”
Demir, KARDEMİR’in bölgenin gözbebeği olduğunu belirterek, sözlerini, “Cumhuriyetimizin kıymetli sınai mirasları KARDEMİR’in kuruluşunun 87. yıl dönümünü kutluyorum. Nice 3 Nisan’lara.” diye tamamladı.
]]>Pandemi ile satışları artan, deprem felaketi sonrasında da yeniden ilgi odağı olan karavanlar, otel fiyatlarındaki artış nedeniyle 2024 yılının da gözdesi oldu. Yaz öncesi hızlanan karavan talebine cevap verebilmek için İstanbul’da Karavan Tanıtım Günleri düzenleniyor. Kozyatağı MetroGross marketin otopark alanında düzenlenecek etkinlikte, 19 firma, 40 adet karavanı ile yer alacak. 5 marka yeni modellerini tanıtacak. Etkinlik ücretsiz olacak.
Açık alanlarda karavan tanıtım organizasyonları düzenleyen HOBBYFESTTÜRKİYE, bu etkinliklerin ilkini 26-28 Nisan tarihleri arasında İstanbul’da Kozyatağı MetroGross marketin otopark alanında düzenleyecek. Yaklaşık 1.500 metrekarelik alanda gerçekleşecek etkinlikte sektörün önde gelen 19 firması katılacak ve katılımcılar 40 adet karavanı inceleme fırsatı bulacak. Anadolu Ekspo Fuarcılık Genel Müdürü Tamer Karaoğlu, “2 ayda bir farklı şehirlerde, şehrin en popüler alışveriş merkezi ya da meydanlarında karavan severler ile bir araya geleceğiz. Kapalı alanlardan çıkıp, karavan severler ile açık alanlarda bir araya geleceğiz” dedi.
Karavan üreticilerinin ana hedefinin Avrupa olduğunu söyleyen Karaoğlu; “Pandemi ile satışları katlanan Karavanlar, deprem sonrası yeniden ilgi odağı olurken, konut sıkıntısı, kira artışları da eklenince hem Türkiye’de talepler arttı hem de kaliteli üretim, çeşitlilik ve tasarım avantajıyla ihracat ayağı büyüyor. Bu yılı 1 Milyar doların üzerinde satışla kapatması beklenen Karavan sektöründe son 2 yılda üretici sayısı da 5 katına çıktı. Karavan dekorasyonu, teknoloji, üretim kalitesi ve tasarımı ile Avrupa’ya ihracatı %123 artan Karavan sektörü, önümüzdeki 10 yılda Avrupa başta olmak üzere dünyanın Karavan üretim merkezi olmayı hedefliyor” dedi.
Yeni modeller tanıtılacak
Gerek yeni bir karavan sahibi olmak isteyen, gerekse var olan karavanını yeni modeli ile değiştirmek, yeni dekorasyon ve aksesuarları denemek isteyen alıcılara hitap eden etkinlikte motokaravanlar, çekme karavanlar, off-road karavanlar, mobil uydu ve anten sistemleri, doğa römorkları, şehir karavanları ve sadece bu etkinlikte olan araç dış su depo sistemleri gibi karavan almak isteyenlerin her ihtiyacını karşılayabilecek çözümler yer alacak. Etkinlikte 5 karavan firması, yeni modellerinin tanıtımını yapacak. Tamamen ücretsiz olan etkinliğe katılanlar, karavan hayatını deneyimleyecek, yeni model lansman karavanları görmenin yanı sıra avantajlı fiyatlardan da ürün satın alabilecek. Alanında ünlü Youtuber’lar ile tanışma fırsatı da sunan etkinlikte sponsor firmalardan sürpriz hediyeler de yer alacak.
Karavan sektörü büyüyor
Karavan sektörünün 2023 yılını çok hareketli geçirdiğini, bu yıl ise yaz aylarının yaklaşması ile hareketliliğin başladığını söyleyen Tamer Karaoğlu, “Özellikle HobbyFest gibi hızlı, etkili, sektöre yön veren kısa ama güçlü organizasyonlar sayesinde sektörün satış ivmesi daha da yükselecektir” dedi. Türkiye’de lisanslı karavan üreticisi sayısının 1000’e ulaştığını, yıllık motokaravan ve çekme karavan dahil üretimin 170-180 bin olduğunu anlatan Karaoğlu, “Sektörün en önemli sorunu nitelikli personel sorunudur. Üreticilerimizin okullar ile işbirlikleri yaparak sektöre nitelikli çalışanları dahil etmeleri gerekmektedir. Gençlerimizi de üretim bantlarına dahil ettiğimizde ülkemizdeki üretim kalitesi daha yukarı çıkacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Yüzde 400 artan karavan satışlarına üreticilerin yetişemediğini söyleyen Tamer Karaoğlu; ” Şu anda talep fazlalığından dolayı bir karavan en erken 1 yılda teslim edilebiliyor. Yurtdışından da çok fazla talep geliyor. Türkiye’deki üreticiler aynı zamanda Avrupa’nın karavan alanında eksik kaldığı noktalarda ciddi bir tedarikçisi konumuna geldi. İhracat atağında bulunan firmalar, ikili görüşmeler yaparak Türkiye’yi Karavan üretiminin merkezi haline getirmek istiyor. Yaz sezonuna girerken, Karavan, Tiny House veya Kamp tatili arayışında olanlar için ailecek katılabilecekleri bir şölen havasında düzenlenecek olan bu organizasyonda tüm katılımcı ve ziyaretçiler keyifli vakit geçirecekler” şeklinde konuştu.
Eylül’de fuar düzenlenecek
Türkiye’nin en büyük karavan fuarı ise Eylül ayında düzenlenecek. Marmara Kamp & Karavan ve Doğa Sporları Fuarı 11-15 Eylül 2024’te Marinturk İstanbul City Port Pendik’de doğa tutkunları ve uygun fiyatlara tatil yapmak isteyenler için kapılarını açacak. Yaklaşık 100 firmanın, 300’den fazla markanın katılacağı fuarda her ihtiyaca göre karavanlar sergilenecek. Fuarda karavan ve doğa tutkunları çekme karavanlardan motokaravanlara, campervanlardan, kamp treylerlerine, araç üstü çadırlardan kamp malzemeleri ve karavan ekipmanlarına kadar aradığı her şeyi bulabilecek ve test edebilecek. Fuarda Tiny House özel bölümü de olacak. – İSTANBUL
]]>Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Nuri Yılmaz’ın katılımıyla Ticaret Borsası toplantı salonunda gerçekleşen toplantıya Hayvancılık Genel Müdürlüğü Islah Daire Başkanı Dr. Engin Ünay, Düzce İl Tarım ve Orman Müdürü Esra Uzun, Tarım ve Orman Bakanlığı İlgili kurum amirleri, Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulunda yer alan teknik ekip ve teknik personel katıldı.
Toplantıda konuşan Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Nuri Yılmaz “Ülkemizde başta iklim değişikliği ve su kısıtı olmak üzere ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan yaşanan gelişmeler, tarımsal üretimi önemli ölçüde etkilemektedir. Bu nedenle kaynakların etkin ve planlı kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Uzun yıllardır dile getirilen, tüm paydaşların mutabık olduğu devrim niteliğindeki tarımsal üretim planlamasının Üretimin Üreticinin Yüzyılı yaklaşımıyla yola çıktığımız Türkiye Yüzyılında hayata geçirilmesi için ilk adımları artıyoruz. Tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak, bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak amacıyla 5488 sayılı Tarım Kanununda yapılan değişiklikle tarımsal üretimin planlanmasında Bakanlığımıza yetki verilerek tüm paydaşların temsil edildiği Teknik komiteler illerin üretim potansiyeli, belirlenen ülkesel ihtiyaçlar, su varlığını ve iklim değişikliği gibi kısıtları da dikkate alarak illerdeki ürün desenlerini belirleyerek Bakanlıkta kurulan Tarımsal Üretimin Planlanması Kuruluna ileteceklerdir. Diğer taraftan üretim planlamasını teşvik etmek için tarımsal destekler ve hibe programları, sübvansiyonlu krediler, sözleşmeli üretim gibi uygulamalarda düzenlenmeler yapılmaktadır. Bakanlık merkez birimleri ile üretim planlamasının uygulayıcısı taşra teşkilatımızın birlikte hareket etmesi planlama sürecinin başarısı için son derece önemli görülmektedir” dedi.
Düzce İl Tarım ve Orman Müdürlüğü olarak tarımsal üretimin planlanması konusunda gerçekleştirilen çalışmaları yapılan toplantı ile paylaşılacağını, geleceğe yönelik hedefleri tartışmak ve bu süreçte birlikte nasıl ilerleyebileceklerini değerlendirmek üzere toplanıldığını belirten İl Müdürü Esra Uzun “İklim değişikliğinin de etkisiyle, planlı ve bilinçli tarımsal üretim, sadece bugünümüzü değil, geleceğimizi de şekillendirecek en temel unsurlar arasında yer alıyor. Tarımsal üretimin planlaması çalışmalarımız, ilçe müdürlüklerimizle koordineli bir şekilde yürütülmekte, bu süreçte teknik komitelerimiz ve ilgili tüm paydaşlarımızla birlikte, Düzce’mizin ve ülkemizin tarımsal potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmeyi amaçlamaktayız. Önümüzdeki dönemde 2024-2026 yıllarında hayvansal ve su ürünleri üretim planlamamız tamamlanmış olup, bitkisel üretim planlaması üzerinde çalışmalarımız devam etmektedir” ifadelerinde bulundu.
Katılımcılara seslenen İl Müdürü Uzun bugünkü toplantıda, bir yandan gerçekleştirilen iş ve işlemlerin gözden geçirirken, diğer yandan da 2025-2027 yıllarını kapsayacak bitkisel üretim planlaması çalışmalarının nasıl daha ileriye taşıyabileceklerinin tartışılacağını belirterek, Amaçlarının, tarımsal üretimde sürdürülebilirliği sağlamak, üreticilerimizi desteklemek ve gıda güvenliğini en üst seviyede tutmak olacağını sözlerine ekledi.
Toplantı Düzce İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Teknik komite birim sorumlusu Seher Akyüz, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Birim Koordinatörü Gökhan Çavdar, Hayvancılık Genel Müdürlüğü Islah Daire Başkanı Dr. Engin Ünay, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğünden Tarım Havzaları Yönetimi ve CBS Birim Koordinatörü Davut Gür ve Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Nuri Yılmaz’ın sunumlarının ardından soru cevaplarla sona erdi. – DÜZCE
]]>BTSO Mart Ayı Meclis Toplantısı Oda Hizmet Binası’nda meclis üyelerinin katılımıyla gerçekleştirildi. BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, dünyanın yeniden şekillendiği bir geçiş sürecine şahitlik ettiklerini ifade etti. Bu süreçte ekonomi yönetiminin iletişim kanallarının sürekli açık olmasının iş dünyasının moral ve motivasyonunu yükselttiğini kaydeden İsmail Kuş, “Mart ayı içerisinde Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Vedat Işıkhan gibi ekonomi yönetiminde söz sahibi olan isimleri Odamızda ağırladık. Bu buluşmalarımızda fiyat istikrarı başta olmak üzere, finansman maliyetlerinin düşürülmesinden enflasyon muhasebesine kadar 55 bin üyemizin beklentilerini paylaştık. Bugüne kadar üretimden istihdama, ticaretten ihracata kadar birçok düzenleme Odamızın da talepleri doğrultusunda hayata geçti. Son dönemdeki taleplerimizin de en üst düzeyde karşılık bulacağına inanıyoruz.” diye konuştu.
“Sadece bugün değil gelecekte de güçlü bir kent hedefiyle çalışıyoruz”
BTSO’nun son 11 yılda ortaya koyduğu vizyon ve projelerle bilgi ve deneyimin paylaşıldığı, birlik ve dayanışmanın vücut bulduğu örnek bir uzmanlık merkezi haline geldiğini kaydeden İsmail Kuş, sadece bugün değil, gelecekte de güçlü olan bir kent için değer üretmek istediklerini vurguladı. “Bu nedenle her projemizi gelecek nesillerin de odaklanarak hayata geçirdik.” diyen İsmail Kuş, konuşmasına şöyle devam etti: “Katma değerli üretimiyle, nitelikli istihdamıyla, modern ulaşım ağları ve güçlü ticaret bağlantılarıyla sadece ülkemizde değil, dünyada da cazibe merkezi olmayı başarmış bir Bursa hedefliyoruz. Ancak nüfusun, hızlı kentleşmenin ve plansız üretim tesislerinin artmasıyla Bursa, trafik, çevre ve hava kirliliği gibi sorunlarla da mücadele etmek zorunda kalan bir şehir oldu. Diğer taraftan sınırlı alanlarda üretim ve ihracat yapmak zorunda kalan firmalarımız, şehir içinde plansız sanayi alanlarında sıkışıp kaldı. Üstelik bu firmalarımız, başta lojistik olmak üzere rekabette kendilerini öne taşıyacak imkanlardan da mahrum. İşte KOBİ OSB projesi, kabına sığmayan, daha nitelikli ve rekabetçi bir üretim alanı ihtiyacını her geçen yıl daha da yüksek bir sesle dile getiren firmalarımızın talepleri ve Bursamızın ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıktı.”
İsmail Kuş, binlerce imalatçı firmanın uzun yıllardan bu yana dile getirdikleri talepleri BTSO KOBİ Konseyi çalışmalarıyla şekillendirdiklerini belirterek, “KOBİ OSB projemiz Bursa Büyükşehir Belediyemizle işbirliğinde kentin geleceği için dönüm noktası olarak gördüğümüz stratejik bir hamleye dönüştü. Büyükşehir Belediyemizle birlikte hayata geçireceğimiz KOBİ OSB’lerimiz, ölçek ekonomisine uygun, kapasite artışlarına imkan sağlayan, modern lojistik imkanlarla desteklenen işletmelerimizi, dolayısıyla Bursamızı çok daha rekabetçi bir yapıya kavuşturacak. Mevcut üretim alanlarında bile kent ve ülke ekonomisine büyük katkı sağlayan KOBİ’lerimiz, planlı yeni sanayi alanlarında ihracat, istihdam ve toplam iş hacimlerini ciddi ölçüde artıracaktır. Aynı şekilde lojistik merkezlerimiz de entegre ve modern ulaşım bağlantılarıyla firmalarımızın rekabet gücünü artıracak. Bununla birlikte Bursa, yeni rezerv alanlarının oluşmasıyla kentsel dönüşüm süreçlerini daha sağlıklı işletecek, kentin trafik yükü hafifleyecek, hava kirliliği ve çevresel etkiler konusunda daha ideal bir yapıya kavuşacak. Bu çerçevede Büyükşehir Belediyemizle birlikte imzaladığımız işbirliği protokolümüzün başta imalatçı KOBİ’lerimiz olmak üzere, Bursamız ve ülkemiz adına hayırlı olmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.
“Dört yıllık seçimsiz dönem iyi değerlendirilmeli”
BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, 31 Mart pazar yerel seçimlerin yapılacağını hatırlatarak, seçim sonuçlarının hayırlı olması temennisinde bulundu. Seçimlerin tamamlanmasıyla birlikte Türkiye’nin önünde ekonomik istikrar ve kalkınma odaklı 4 yıllık seçimsiz bir dönem olacağını ifade eden Uğur, “Orta Vadeli Programın rehberliğinde üretim, yatırım, istihdam ve ihracat ekseninde ülkemizin yeniden hedeflenen büyüme rakamlarına erişmesini hep birlikte sağlayacağız. Bu konuda üyelerimizin talep, öneri ve beklentilerini de doğrudan Hükümetimize aktarmaya devam ediyoruz. Ekonomik reformlar ve yapısal dönüşümün bir an önce gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Bursa iş dünyası olarak daha fazla üretim, daha fazla ihracat, daha fazla istihdam anlayışı ile çalışmalarımıza devam edeceğiz.” şeklinde konuştu. – BURSA
]]>Gölyaka ilçesinde ev hanımı, öğrenci ve arıcı 3 kadın, oyuncak, el işi ve bal mumu üretimindeki maharetlerini geliştirmek için 3 yıl önce kooperatifleşmeye karar verdi. Kadın girişimciler, ev hanımı 4 arkadaşlarının daha desteğini alarak 2021’de 7 ortaklı Gölyaka Kadın Kooperatifi’ni kurdu.
Kovid-19 salgını döneminde insanların organik ürünlere yöneldiğini fark eden girişimciler, faaliyet alanlarına organik sabun üretimini de ekledi. Kadınlar, hem internet üzerinden hem de uygulamalı kurslara katılarak öğrendiklerini geçen yıl üretime başlayarak hayata geçirdi.
Kooperatifin kurucu üyelerinden evli ve 1 çocuk annesi 35 yaşındaki Nurcan Tekneci, AA muhabirine, sabun üretiminde doğru sonucu almak için çok çaba sarf ettiklerini söyledi.
Herkesin evine organik, doğal, yenilebilir yağlardan yapılan sabunları ulaştırma niyetiyle yola çıktıklarını belirten Tekneci, “Gerekli eğitimlerimizi aldık, çalışmalarımızı yaptık. Bayağı uzun AR-GE dönemimiz oldu açıkçası. Çok malzemeler tükettik belki ama doğru sonuca ve şu an geldiğimiz noktaya ulaşabilmemiz için çok çaba sarf ettik.” diye konuştu.
Tekneci, “Sabunlarımızın 3 ana maddesi var. Zeytinyağı, Hint yağı ve Hindistan cevizi yağı. Biz hangi sabunu üretirsek üretelim, lavantalı, güllü, portakallı fark etmez, bu 3 yağı muhakkak içine koyuyoruz.” dedi.
Cilt tiplerine göre ayrı ayrı ürünlerinin bulunduğunu, egzama ve akneli ciltler için sabunlara özel olarak defne veya çörek otu yağını bol miktarda koyduklarını dile getiren Tekneci, köpürmeyi sağlayan kimyasal madde yerine ise Hint yağı kullandıklarını aktardı.
Kestane ballı sabun için coğrafi işaret tescili hedefi
Tekneci, AR-GE sürecinden itibaren lavantalı, güllü, portakallı, hamam kokulu, çörek otlu ve kestane ballı başta olmak üzere 10 çeşit sabun ürettiklerini kaydetti.
Şu anda ballı olanın üzerinde yoğunlaştıklarına işaret eden Tekneci, “Sebebi şu; Gölyaka Kadın Kooperatifi olarak coğrafi işaret istiyoruz. Evet, kooperatifimizde ilk akla gelen sabun ama sonrasında kestane ballı sabun geliyor çünkü burası Batı Karadeniz, burada kestane ağaçları var. Ben arıcılık yaptığım için biliyorum. Önümüzdeki günlerde başvuru yapacağımız Kooperatifçilik Destekleme Programı’ndan yararlanabilirsek, marka ve coğrafi işaret tescilini alarak bu yolda ilerlemek istiyoruz.” şeklinde konuştu.
Tekneci, ilk siparişlerini Ankara’ya gönderdiklerini, ardından Düzce ve İstanbul’dan talepler geldiğini, böylece öz güvenlerinin daha çok arttığını dile getirdi.
Düzce Valiliğince girişimci kadınlar için kurulan Kadın Emeği Merkezi’nde aldıkları eğitimlerle de e-ticaret platformlarına giriş yaptıklarını ifade eden Tekneci, sabun fabrikası kurmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Sürdürülebilirlik ve geri dönüşüme önem veriyorlar
Düzce Üniversitesi Düzce Meslek Yüksekokulu Moda Tasarım Bölümü öğrencisi 25 yaşındaki Hümeyra Çoban ise normalde organik oyuncak ürettiğini söyledi.
Diğer üyelerin de uğraşlarının bulunduğunu ancak toplanıp kooperatif çatısı altında ortak üretim yapmayı istediklerini belirten Çoban, “Pandemiyle organik ürünlere dönüldüğünü fark edince organik sabun üretmeye başladık. Sabunlarımız arasından en çok kestane ballı tercih ediliyor.” diye konuştu.
Çoban, kooperatiflerinde sürdürülebilirlik ve geri dönüşüme önem verdiklerini, bu çerçevede sabun artıklarını da üretimde kullandıklarını ifade etti.
Evli ve 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Sevcan Sever de kooperatifle tanıştıktan sonra “Ben de yapabilirim, başarabilirim” düşüncesinin kendisinde hakim olduğunu ve öz güveninin arttığını dile getirdi.
]]>ESRA NUR PERVAN
Trabzon Kuyumcular ve Saatçiler Odası Başkanı Yazıcı, “Seçimden sonraki Mayıs ayında özellikle FED’in yapacağı bir açıklama altının daha da yukarı gideceğine dair beklenti içerisindeyiz. Eğer faiz oranını düşürmeye yönelik bir harekette bulunduğu an itibariyle gram altının 3 bin, 3 bin lira 500 lira bandı arasında olabileceğini ben şu anda öngörüyorum” dedi.
Trabzon Kuyumcular ve Saatçiler Odası Başkanı Ali Yazıcı, son dönemde altın piyasasındaki yaşanan hareketliliğe ve Mayıs ayında FED’in yapacağı açıklamaya dikkatİ çekti. Yazıcı, şunları söyledi:
“Altın piyasaları iki haftadan beri çok yoğun bir şekilde yukarı doğru bir hareket gözlemlemekteyiz. Özellikle Amerika’dan gelen verilerin ve seçim üstü yapılan bu hamlelerin vatandaşın altına rağbet gösterdiği, yükseleceği beklentisinden dolayı kuyumculara aşırı bir yüklenme oldu alımla alakalı. Haliyle darphanede üretimlerde aksaklık yaşadık. Özellikle aksaklık yaşadığımız konu günlük üretimle 300- 600 kilo arasında bir üretim yaptıklarını daha önceki toplantılarda biz 6 ton civarında günlük üretim yapabileceklerini söylemişlerdi. Bir nebze buradan hareketle bakıldığında sıkıntımızın olduğunu görmekteyiz. İthalata getirilen kota, altın ithalatına getirilen kotadan da kaynaklı üretimden dolayı altın bulunamıyor diye böyle baktığımızda bu da bir sıkıntı. Ama vatandaşın altına talebi piyasaların bu denli hareket olması, ONS’un yükselmesi, doların burada yükselmesi de altını TL karşılığı destekler nitelikte fiyatları yukarı doğru itiyor. Bugüne bakıldığında 2 bin 400, 2 bin 500 bandında altın hareketliliği devam etmekte. Bundan sonraki süreç ne olur? Seçimden sonraki Mayıs ayında özellikle Fed’in yapacak olduğu bir açıklama altının daha da yukarı gideceğine dair beklenti içerisindeyiz. Merkez Bankası 500 baz puanla beraber hiç beklemediğimiz bir rakama yukarı doğru faiz arttırmasıyla altında bir gerileme oldu. Şöyle ifade edeyim; 2 bin 540 seviyesinden 2 bin 440 seviyesine kadar düştü 100 TL gibi kayıp oldu. Bundan sonraki sürecin daha yukarı olacağını görüyoruz zaten. Özellikle Fed’in Mayıs ayındaki yapacak olduğu açıklama piyasalar için çok önemli. Eğer bir faiz oranını düşürmeye yönelik bir harekette bulunduğu an itibarıyla gram altının 3 bin, 3 bin 500 lira bandı arasında olabileceğini ben şu anda öngörüyorum.”
“FİYATLARIN YUKARIYA DOĞRU GİTTİĞİNİ GÖRMEKTEYİZ”
Yazıcı, düğün mevsiminde altın fiyatında her hangi bir artış olmayacağını öngörerek, şöyle devam etti:
“‘Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında çok hareket olmuyor altında, altının hareketli olduğu ayları her yıl geriye dönüp baktığımızda Mart Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında bir hareketlilik söz konusu. Bunu da bazı kaynaklarımız da var nedir bu? Şimdi dünya bütün ülkeler birbirine entegre, ticaret birbirine bağlı. Haliyle herhangi bir ülkede bir sıkıntı veya bir savaş iddiası bir şey olduğunda mutlak suretle altına ONS’a ve dolara hemen etki etmekte. Bundan kaynaklı fiyatların yukarıya doğru gittiğini görmekteyiz. İnşallah dünyada barış ve huzur hakim olur, piyasalarda normale döner diye bir beklenti içerisindeyiz.”
]]>
Yumaklı, kentteki bir otelde tarım sektörü temsilcileriyle bir araya geldiği toplantıda, Türkiye Yüzyılı hedeflerinin büyük olduğunu söyledi.
Karşılıklı istişarelerin kendileri açısından faydalı olduğunu ifade eden Yumaklı, bu ziyaretlerle adeta sahanın röntgenini çektiklerini anlattı.
Yumaklı, bugün “tarımın başkenti” Adana’da bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek, tarımın ekonominin çarklarını çeviren stratejik bir sektör olduğunu vurguladı.
Yumaklı, son 22 yıldır Adana’nın tarım altyapısının daha da güçlendirildiğini ifade ederek, “Adana’ya tarım, orman ve su alanlarında yapılan yatırım ve destek rakamı yaklaşık 85 milyar lira. Su alanında 42 milyar liralık bir yatırımla 142’ye yakın tesise sulama eseri kazandırılmış durumda.” dedi.
Devrim niteliğinde olan uygulamaları hayata geçirmek için çalıştıklarının altını çizen Yumaklı, “2023 yılının Nisan ayında yasal düzenlemeyle Tarım Kanunu’nda yapıldı. Buna istinaden kullanılmayan tarım arazilerinin yeniden ekonomiye kazandırılması, tarımsal üretim planlaması, sözleşmeli üretim gibi konular artık yasal düzenleme ile birlikte farklı bir yönüyle hayatımıza girmiş oldu. Benim de bakan yardımcılığı dönemimde içinde bulunduğum proje grupları çalışmaları tek tek devreye alınmış oldu.” diye konuştu.
Hayvancılık yol haritası
Yumaklı, hayvancılıkla ilgili yol haritası hazırladıklarını hatırlatarak, “Bu 5 yıllık haritada uygulayacağımız yeni dönemdeki politikalarımızı açıkladık. Burada özellikle planlı yetiştiricilik sistemi, yeni destekleme modeli, şu anda yayınlanma sürecinde, gençlere ve kadınlara özellikle pozitif ayrımcılık, hastalıklarla etkin mücadele, anaç hayvan üretiminin arttırılması, ıslah eylem planları gibi hem bitkisel üretimde hem hayvansal üretimde hem de su ürünleri üretiminde daha fazla üretmeyi bizlere sağlayacak olan bütün bu uygulamaları tek tek paylaşıyoruz.” ifadesini kullandı.
“Su Verimliliği Seferberliği” konusunda yaptıkları çalışmalara değinen Yumaklı, şöyle konuştu:
“Herkes ‘Su Verimliliği Seferberliği’ deyince bunun sadece sosyal bir proje olduğunu düşünüyor, değil. Bu hayati bir konudur. Türkiye’mizin Akdeniz kuşağında, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek olan ülkeler arasında ilk sıralarda yer alması sebebiyle bizler, bütün faaliyetlerimizi sadece bizim Bakanlığımızın uhdesindeki konularda değil, ülkemizdeki bütün faaliyetlerimizde suyu merkeze alan bir yaklaşımla yapmak zorundayız. Şöyle bir örnek vereyim; Türkiye’de kişi başına 1313 metreküplük bir su potansiyeli var, su stresi altında bir ülkeyiz. Hiçbir şeye dokunmazsak, bu şekilde devam ederse yani inanılmaz bir 2,5 kat trilyonluk bir suyla alakalı yatırımı olan bir ülkenin bile 2030 yıllarında su fakiri olan bir ülke pozisyonuna geçmesi işten bile değil. Biz bunu durduramayız ancak yönetebiliriz. Dolayısıyla bütün unsurlarıyla beraber bu hususun tüm sektörler tarafından dikkate alınması mecburiyeti vardır. Bundan sonraki dönemde de sizler de sıklıkla göreceksiniz zaten özellikle suyun yüzde 77’sini kullanan tarım sektörü, yüzde 13’ünü kullanan sanayi sektörü, geri kalanı evsel ve kentsel kullanımla alakalı bütün taraflar aslında 85 milyon, suyu merkeze alarak faaliyetlerini yeniden düşünmek durumunda.”
Bakan Yumaklı, Adana için sunulan destekler, projeler, yatırımlar, ormancılıkta ayrılan kaynak gibi konularda katılımcılara bilgi verdi.
Bugün kadar olduğu gibi bundan sonra da çiftçinin, üreticinin yüzünü güldürmek için çalışmalara devam edeceklerini vurgulayan Yumaklı, “Tek başımıza karar almıyoruz. Bütün kararlarımız, sektörle birlikte konuşarak alınan kararlardır. Dolayısıyla omuz omuza verdiğimiz süre içerisinde biz hem Türkiye’deki üretimin arttırılması hem dünyadaki rekabete karşı koyma gücümüzü artırma konusunda var olan potansiyelimizi en iyi şekilde sarf edeceğiz ve kullanmış olacağız.” ifadelerini kullandı.
Yumaklı’nın konuşmasının ardından toplantı basına kapalı devam etti.
]]>Yumaklı, Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nde düzenlenen tohum dağıtım programında, tarımın tarih boyunca insanlığın varoluşunun temel dayanaklarından olduğunu söyledi.
Tarımın gıda temini için ön önemli sektörlerden olduğunu ifade eden Yumaklı, “2050 yılında tahminler onu gösteriyor ki dünya nüfusu 10 milyar olacak, ülkemiz nüfusu da yaklaşık 100 milyon, hatta 100 milyonu aşacak. Bu nüfusu doyurmak, yetecek derecede gıdayı üretmek elbette son derece kritik, önemli. Bu sorunun üstesinden gelebilmenin tek yolunun üretimde verimliliği arttırmak ve aynı alandan daha fazla üretim yapılmasını sağlamak.” diye konuştu.
Yumaklı, tarımda verimlilik konusunun önemine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizler sürdürülebilir bir tarımsal üretim yapmalıyız. Ürettiklerimizi verimli bir şekilde üretmeliyiz. Verimli bir şekilde ürettiğimiz ürünlerin kalitesi yüksek olmalı. Geleceğe dair planlarımızı daha iyi yapabilmemiz için kayıtlılığımız yüksek seviyede olmalı ve bütün bunlardan elde edilen kazancın, gelirin tekrar sektöre yatırım olarak geri dönmesini sağlamamız gerekir. Verimlilik konusu son derece zorlu bir süreç. Tohumdan hasada kadar o zaman diliminin içerisinde bazısı bizim kontrolümüzde olan, bazısı da bizim kontrolümüzde olmayan birçok etkene, birçok önemli hususa sahip. Tohum da işte bunun en hayati, en önemli başlangıç noktası. Hastalıklara dayanıklı, bulunduğu iklime uyum sağlamış, gerçekten istenen kalitede dirençli tohumların olması tarımdaki üretimin ve verimliliğin en önemli şartı. İyi nitelikli tohumların ortalama verimi yüzde 25 oranında etkilediğini biliyoruz. Hatta bazı ürünlerde bu oran çok daha yukarılara çıkabiliyor. Bu sebeple verimlilik konusu üretimin arttırılmasında, maliyetlerin de düşürülmesinde en önemli hususlardan bir tanesi.”
“Ülkemiz dünyadaki tohumculukla alakalı ilk 10 ülkeden bir tanesi”
Bakan Yumaklı, tohumculuğun artık ülkelerin kendi yeterliliğinin, hatta özgürlüğünün anahtarı olarak görüldüğünü anlatarak, şöyle konuştu:
“Ülkemizde de bunu pek çok kereler ifade ediyoruz. Bu konudaki yanlış bilinen doğruların ya da doğru bilinen yanlışların kendi mecrasına dönene kadar biz de bunları tekrar etmeye devam edeceğiz. Ülkemiz dünyadaki tohumculukla alakalı ilk 10 ülkeden bir tanesi. Özellikle son dönemde tohumculukla ilgili araştırma geliştirme yapan hem firma sayısı arttı hem de bakanlık olarak özellikle Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğümüzün bu konudaki çalışmaları artık sadece ulusal düzeyde değil, uluslararası düzeye taşmış durumda. Bugün şunu söylüyorum; çok gönül rahatlığıyla dün Şanlıurfa’daydık, orada da aynı şeyi konuştuk. Her şey sıfırlanmış olsa biz yine sıfırdan başlayacak güce, kabiliyete yeterli sayıda ürünün gen bankalarımızdaki saklamış olduğumuz o nüvelerine, örneklerine sahibiz hamdolsun.”
Yumaklı, Türkiye’nin iklim koşulları açısından tohumculuğun geliştirilmesiyle alakalı büyük avantajlara sahip olduğunu, bu alanda son 22 yılda çok büyük bir aşama kaydedildiğini belirtti.
Özellikle yerli tohumun stratejik değerinin bilincinde olduklarını, bu konuda özel ve ciddi çalışmalar yapıldığını bildiren Yumaklı, gen bankasında 37 ata tohumunun diğer ürünlerle beraber koruma altında tutulduğunu dile getirdi.
“Her 100 kilogram tohumun 97 kilogramı Türkiye’de üretiliyor”
Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünün hazırladığı ve geliştirdiği ürünleri Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (TİGEM) uygulayıp çoğaltarak Türkiye’deki üreticilere ulaşmasını sağladığını anlatan Yumaklı, “Şunu gururla söyleyebilirim; Türkiye’de üretilen, kullanılan her 100 kilogram tohumun 97 kilogramı bu ülkenin topraklarında üretilmektedir. Ülke olarak elbette bunun yeterli olduğunu düşünmüyoruz. Bilimsel geliştirmelere yön vermek, bundan sonraki dönemde gelişmeye daha da açık hale getirmek bizim görevimiz.” diye konuştu.
Adana’nın önemli sertifikalı tohum üreten ve kullanan bir şehir olduğunu bildiren Yumaklı, Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi’nin bütün Türkiye’de halihazırda uygulandığını, bu proje kapsamında ziyaret ettikleri illerde tohum dağıtımı yaptıklarını anımsattı.
İşlenmeyen tarım arazilerinin etkinleştirilmesi veya kullanılması konusuna da dikkati çeken Yumaklı, “Üretimin arttırılması bizim olmazsa olmazımız. 2022 yılı sonu itibarıyla bizim bitkisel üretim rakamımız 129 milyon tondu. 2023’te bu rakam 137 milyon tona çıkmış durumda. İnşallah 2024 yılında bu rakamı çok daha ileriye taşıyacağız. Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi (TAKE) Projesini uygulamaya devam edeceğiz. Bizler belli oranlarda hibelerle yüzde 50’den yüzde 75’e kadar üreticilerimizi sertifikalı tohumlarla daha verimli, kaliteli üretimler yapabilmeleri amacıyla desteklemiş olacağız.” ifadesini kullandı.
Yumaklı, Adana’da bakanlıklarının yapacağı çalışmalar hakkında da bilgi verdi.
Adana Valisi Yavuz Selim Köşger de Tarım ve Orman Bakanlığınca TAKE Projesi kapsamında soya ve ayçiçeği, nohut ve kuru fasulye için 28 milyon 925 bin lirası bakanlık destekli olmak üzere toplam 54 milyon lirayı aşan tutarda tohum dağıtımı yapacaklarını ifade etti.
Köşger, TAKE Projesi gibi projelerin devletin tarımsal üretime ve gıda güvenliğine verdiği önemi çok net bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı.
Adana’nın verimli topraklarıyla gıda güvenliği açısından stratejik öneme sahip olduğunu belirten Köşger, “Bu noktada ilimizde çok önemli projelere imza atılmıştır.” dedi.
Konuşmaların ardından Bakan Yumaklı ve diğer katılımcılar, çiftçilere soya tohumu verdi.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “küllerinden yeniden doğduğunu” ve tüm savaş uçaklarına parça üretip, montaj yaptığını ifade ettiği TOMTAŞ, Türkiye’nin ilk insanlı jet motorlu uçağı HÜRJET’in üretimine katkı sağlayacak.
TOMTAŞ Havacılık İcra Kurulu Üyesi Ali Ekşi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın TOMTAŞ ile ilgili ifadelerinden çok mutlu olduklarını söyledi.
“Ülkemizin ‘Gök Vatan’a altın harflerle yazdığı destanın bir parçası olmak bizim için gerçekten gurur verici.” diyen Ekşi, şöyle konuştu:
“Açıkçası HÜRJET gibi önemli bir projede görev almayı bekliyorduk. Bu hedef için de durmadan, yorulmadan çalıştık. Köklü tarihimizden de aldığımız güçle Kayseri’yi havacılıkta merkez haline getirmek istiyoruz. HÜRJET de bu hayallerimiz için önemli bir dönüm noktası. Buradaki görevimiz sadece bir parçanın üretilmesi ya da montajı değil. On binlerce parçadan oluşan dev kuşların 45 bin fitte, 1600-1700 kilometre/saat hızla hareket etmesi için gerekli bilgisayar ve aviyonik birimleri de başarıyla tamamlamak. Milyonda bir hataya dahi yer olmayan bir alandan bahsediyoruz. O sebeple burada önemli bir risk ve meydan okuma var. Biz TOMTAŞ olarak bu meydan okumayı gerçekleştiriyor, ülkemiz için hazırız diyoruz. Burada Türk Havacılık Uzay Sanayiine (TUSAŞ) de gönülden bir teşekkür etmemiz lazım. Ülkemizin gurur kaynağı, ortağımız TUSAŞ’ın elini taşın altına koyarak bu süreçte bize yaptığı hamilik çok kıymetli. Allah bizi mahcup etmesin inşallah.”
Kayseri’de geçmişte “gömülen uçak” olduğu iddialarından hareketle bugün gelinen noktayı değerlendiren Ekşi, şunları söyledi:
“Gömülen uçaklar var mı diye biz de çok araştırdık fakat bir şey bulamadık. Gömülen uçaklar var mıdır bilmiyorum fakat Türk insanının uçak üretebileceğine, muasır medeniyetler seviyesinde teknoloji geliştirebileceğine dair inanç ve umudunun çok güçlü olduğunu söylemek isterim. Bir nebze olsun üretimine katkı sağlamaktan gurur duyduğumuz Milli Muharip Uçağımız KAAN’ın havalanması ve ondan önce HÜRKUŞ, HÜRJET, Bayraktar TB2, ATAK ve nicelerinin başarı öyküleri şairin de dediği gibi ‘Umudumuzun gömüldüğü mezarlardan yükselen bahar çiçekleri oldular.’ Biz kendimize inanmalıyız. Çok zeki ve kabiliyetli insanlarımız, gençlerimiz var. TOMTAŞ olarak biz de birçok ilki başaran havacılık firmalarımıza destek olmaya hazırız.”
Eğitimler tamamlanacak, üretim başlayacak
Ekşi, “Türkiye Yüzyılı” anlayışı çerçevesinde gelişen, üreten ve her alanda dünyanın en iyisi olmak için gayret eden bir Türkiye bulunduğunu dile getirerek, Türkiye’nin bu yüzyılın parlayan yıldızı olacağına inandıklarını ifade etti.
Bu vizyonun en önemli sac ayaklarından birinin savunma sanayisi ve havacılık olduğunu vurgulayan Ekşi, bu kapsamda sorumluluklarının farkında olduklarını belirtti. Ali Ekşi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“O yüzden çok çalışıyoruz. Yılın ikinci yarısından itibaren TUSAŞ Kahramankazan Tesisleri’nde personellerimizin eğitimine başlayacağız. 500 kişilik bir ekiple montaj faaliyetlerimizi sürdüreceğiz. Buradaki gereksinimlere göre planlarımız 2 katına da çıkabilir. İlk hedefimiz, ayda 2 HÜRJET komponent seviyesi montajını Kayseri’de yapmak. Bu arada talaşlı imalat hattımızda da bu yıl içinde 200 kişilik bir ekibe ulaşarak milli projelerimize parça üretimine büyük bir özveriyle devam edeceğiz.
Bu üretimler çok önemli, çünkü oluşturduğu ekosistemle birlikte binlerce insanımıza nitelikli istihdam oluşturacak. Sahip olduğumuz tüm kabiliyet ve birikimimizi, borçlu olduğumuz bu topraklara adadık ve Kayseri’mizi tıpkı geçmişte olduğu gibi yine havacılıkta bir marka haline getirmek için emin adımlarla yürüyoruz.”
“TOMTAŞ’ın kapısı gençlerimize sonuna kadar açık”
Gençlere çağrıda bulunan Ali Ekşi, “Hayal kurmaktan ve kurdukları hayalin peşinden koşmaktan hiç ama hiç geri durmasınlar. Tarihimizden de ilham alarak tıpkı geçmişteki havacılık kahramanları gibi isimlerini tarihe altın harflerle yazdırabileceklerini unutmasınlar. Biz gençlerimizi çok seviyoruz. Onlar geleceğimizin teminatı. Oğuz Kağan’ın ‘Güneş tuğumuz, gök çadırımız’ sözü ‘Kızılelmamız’ olsun. TOMTAŞ’ın kapısı gençlerimize sonuna kadar açık. Hayallerimize ortak olmak isteyen gençlerimizle birlikte yol yürümeye her zaman hazırız.” dedi.
Hedef, 2025
TUSAŞ, HÜRJET’in seri üretim sürecinde ilk yıl 6-7 uçak yapıp sonraki seneden itibaren ayda 2, yılda 24 uçak imal etmeyi hedefliyor. 2025’ten sonra her ay 2 HÜRJET’in müşteriye teslim edilebilir olması amaçlanıyor.
HÜRJET’in Türk Hava Kuvvetlerine teslimatlarının da 2025’te başlaması planlanıyor.
HÜRJET için Savunma Sanayii İcra Komitesinde seri üretim kararı alındı. Bu doğrultuda ilk aşamada Hava Kuvvetlerine 16 HÜRJET teslim edilecek.
Tek motorlu ve tandem kokpitli HÜRJET, üstün performans özellikleriyle modern savaş uçağı eğitiminde kritik rol oynamak üzere tasarlandı. HÜRJET, harbe hazırlık geçiş eğitimi, hava devriyesi (silahlı ve silahsız) ve akrobatik gösteri uçağı gibi roller icra edebilecek.
]]>İlk çalışmalarına 2016 yılında başlanan, 2019’da Oğuzeli ilçesine bağlı Körkün bölgesinde yer seçimi yapılan ve 2022 yılında tüzel kişiliği oluşturulan Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin, Alan Belirleme ve Teknik İnceleme Programına; AK Parti Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Oğuzeli Belediye Başkanı Mehmet Sait Kılıç, Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas OSB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özpolat, Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emine Ferhan Sağım, Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Meclis Başkanı Mehmet Hilmi Teymur, Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tuncay Yıldırım, GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen, Gaziantep Ayakkabıcılar Odası Başkanı Mehmet Emin İnce, kurum temsilcileri ve davetliler katıldı.
“Bu bölge ayakkabı sektörümüzü tüm dünyada cazibe merkezi haline getirecek”
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de törende yaptığı konuşmasında, Gaziantep Ayakkabı İhtisas OSB’nin faaliyete geçmesi ile dünyaca ünlü markalara üretim yapan Gaziantep’in kendine ait çok büyük markalar çıkaracağını söyledi.
Gaziantep’te ihtisas OSB’lerin kentin geleceği ve ekonomisi için çoğaltılması gerektiğini kaydeden Şahin, “Gaziantep olarak rekabet gücümüzü artırmalıyız. Uygun maliyetle en kaliteli üretimi yapabilir hale gelmeliyiz. Gaziantep olarak sanayideki geçmişten gelen gücümüzle bunu başarabiliriz. Gaziantep Ayakkabı İhtisas OSB de yine bu anlamda hem ayakkabı ve terlik sektörümüz hem şehrimiz hem de ülkemiz için inanıyoruz ki önemli fırsatlar oluşturacak. Ayakkabı İhtisas OSB, Oğuzeli’mize de büyük katkı sağlayacağı gibi üretim, showroom ve tüm unsurlarıyla bu işin eğitim merkezi olacak. OSB ile ayakkabı üretimi yapan firmalarımız markalaşacak, Gaziantep ayakkabı sektöründe dünyada bir cazibe merkezi olacak. Bunu hep birlikte başaracağız. Gaziantep Ayakkabı İhtisas OSB’nin hayırlı olmasını diliyor, emek veren herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
“İlçemiz ve şehrimiz ayakkabı ve terlik sektöründe adeta bir üretim üssü olacak”
Gaziantep Ayakkabı İhtisas OSB’nin faaliyeti geçmesi ile Oğuzeli ve civarında işsizliğin sıfırlanacağını söyleyen Oğuzeli Belediye Başkanı Mehmet Sait Kılıç, “Organize Sanayi Bölgemiz ile ilçemiz ve şehrimiz ayakkabı ve terlik sektöründe adeta bir üretim üssü olacak. OSB’miz ile ayakkabı sektörünün çok daha yukarı seviyelere çıkacağına inanıyoruz. Hatta belki de işçi olarak ilçemize göç alacağız. Bunda katkısı olan, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Burası hem Gaziantep’te hem de tüm Türkiye’de örnek bir uygulama olacak. Sanayicilerimize, üreten insanlarımıza, çalışan insanlarımıza burada önemli bir imkan sağlanmış olacak. Devletimiz ve milletimizle birlikte inşallah daha güzel projelere birlikte imza atacağız. Bu eserde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Hayırlı uğurlu olsun” şeklinde konuştu.
“Sektörümüz adına bugün burada yeni bir sayfa açıyoruz”
GSO Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emine Ferhan Sağım da yaptığı konuşmasında, Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ile ayakkabı ve terlik sektörü adına Gaziantep’te yeni bir sayfa açılacağını söyledi.
Ayakkabı ve terlik sektörünü hak ettiği şartlara kavuşturmak için çıktıkları bu yolda Ayakkabı İhtisas OSB’nin kuruluş çalışmalarını önemli bir aşamaya getirdiklerini ifade eden Sağım, “Şehrin farklı yerlerinde, birbirinden bağımsız ve çok zor şartlarda üretim yapan üreticilerimiz, İhtisas Organize Sanayi Bölgemizin tamamlanmasıyla birlikte tüm unsurların bir arada olduğu, çok daha iyi şartlarda üretim yapma imkanı bulacaklar. Bu sayede, katma değerli üretim, markalaşma ve yeşil üretim kriterlerine uyumluluk gibi her alanda hızla mesafe katedeceğiz. Bu vesileyle emeği olan herkese teşekkür ediyor ediyorum” dedi.
“OSB’miz ile firmalarımızın markalaşmaları sağlanacak, rekabet güçleri artırılacak”
OSB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özpolat ise bugün yer seçimi, kuruluş onayı ve imar planı onayının ardından OSB’de en önemli dönüm noktasında bulunduklarını söyledi.
İlk etapta 88 hektar alan üzerine kurulacak olan OSB’nin yaklaşık 82 hektarlık ikinci kısmının da Cumhurbaşkanlığı kararıyla onaylandığını ve işlemlerin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yürütüldüğünü ifade eden Özpolat, “OSB’mizin faaliyete geçmesi ile katma değeri yüksek üretimler yapılmasının önü açılarak ilimizin ve ülkemizin gelişimine katkı sağlanacağına inanıyoruz. Ayrıca yenilikçi model ve moda tasarımlar için gerekli altyapı oluşturularak, firmaların markalaşmaları sağlanacak, rekabet güçleri artırılacak. Yeşil dönüşümün ve Avrupa Yeşil Mutabakatının getirdiği yükümlülükleri de dikkate alarak yeşil sanayi anlayışıyla kuracağımız OSB’miz, ayakkabı terlik ve yan sanayicilerinin bir arada bulunmasına ve kümelenmesine de hizmet edecek. Bölgemizin kuruluş sürecine destek veren Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız başta olmak üzere ilgili bakanlıklarımıza, Gaziantep Valiliğimize, Gaziantep Büyükşehir Belediyemize, Gaziantep Sanayi Odamıza, Oğuzeli Belediyemize, tüm paydaşlarımıza, sektör temsilcilerimize ve katkıda bulunan herkese çok teşekkür ediyorum” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Güçbirliği Kooperatifi Başkanı Fatih Öztürk; “Büyükşehir Belediyemiz sayesinde Muğla’da tarımda üreticilere güven geldi”
Muğla’nın Büyükşehir Belediyesi olması sonrası tarımda çok önemli hizmetlerin olduğunu söyleyen Muğla Tarım Güçbirliği İşletme Kooperatifi Başkanı Fatih Öztürk tüm bu yapılan hizmetler ve Muğla’ya katkıları için Büyükşehir Belediye Başkanı Dr.Osman Gürün’e teşekkür ziyaretinde bulunduklarını belirtti. Fatih Öztürk; “Muğla tarımda Büyükşehir Belediyemizle büyük bir hamle yaptı. Türkiye’nin en kapsamlı yerel tohum merkezinden tarım, gıda analiz laboratuvarlarına, meyve sebze kurutma tesisinden deneme bahçelerine, en önemlisi de üretim kooperatiflerini tek çatı altında toplamasıyla son 10 yılda tarımsal üretimde çok büyük hizmetler gerçekleştirildi. Örneğin Tarımsal Güçbirliğimiz ile Muğlamızın verimli topraklarında üretilen çağla turşusu İsviçre, İngiltere, Almanya, Fransa’ya, Dalaman yerel susamından 3 ton tahin de İspanya, Fransa ve Kore’ye satıldı. Tüm bu hizmetler üreticimizin desteklenmesi, kooperatiflere güvenmesi yani Büyükşehir Belediyemizin destekleri ile oldu. Bugün kooperatif başkanlarımızla beraber Büyükşehir Belediye Başkanımıza teşekkür bir nevi de veda ziyaretinde bulunduk. Bugüne kadar Muğla’ya verdiği tüm hizmetler ve tarım alanında sağladığı büyük katkılar için Osman başkanımıza çok teşekkür ediyoruz.”
Başkan Gürün; “Geleceğin tarımda, umudun bu topraklarda olduğunu biliyoruz”
Muğla’nın verimli toprakları, başat ürünleri ile bir tarım kenti olduğunu her zaman dile getirdiklerini söyleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün geleceğin tarımda umudun bu topraklarda olduğunu bildiklerini belirtti ve kooperatif başkanlarına ziyaretleri için teşekkür etti.
Başkan Gürün; “2014 yılında Büyükşehir olduğumuzda üreticilerimize “Toprağını Satma ürününü sat” dedik çünkü verimli toprakları ile Muğlamız çok önemli bir tarım kenti. Daha sonra tarım için projelerimizi bir bir hayata geçirdik. Toprağımızın analizini yaparak hangi ürünün yetişeceğine, daha fazla verimin nasıl alınacağını üreticilerimizin bilmesi için Toprak Analiz laboratuvarını, ata tohumlarımız için de ülkemizin en kapsamlı yerel tohum merkezini kurduk. Yani tarımsal üretiminde altyapısını yaptık. Fidan desteği, kaba yem desteği, özellikle kadınlarımızın üretime katılması için hazırladığımız projeler koku vadisi, alım garantili üretim, kıl keçisi, ipekböcekçiliği desteklemeleri ve daha birçok projeyle verimli topraklarımızda üretimin artmasını sağladık. En önemli projelerimizden biri de kooperatiflerimizi tek çatı altında toplamaktı. Üreticilerimizin emeğinin karşılığını fazlasıyla alması, kooperatiflere güvenmesi için Güçbirliği’mizi kurduk. Şimdi Muğla’da ürettiğimiz ürünlerin dünya pazarına satılmasının ve üreticimizin kazanmasının mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz. Tarımsal üretimin en büyük gücü olan kooperatif başkanlarımıza bu süreçteki yoldaşlıkları için ve ziyaretleri için teşekkür ediyorum” dedi. – MUĞLA
]]>Bu gün hesaplara yatıyor
ŞANLIURFA – Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, pamuk üretiminde mazot ve gübre desteklemelerinin bu gün çiftçilerin hesabına yatırılacağını söyledi.
Şanlıurfa’da temaslarda bulunan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye’nin son 22 yıldaki gelişimini aktardı. Türkiye ekonomisinin dünyada 11’inci sırada olduğunu vurgulayan Yumaklı, suyun verimli kullanılması konusunda da çalışmaların yürütüldüğünü belirtti. Çiftçilere mazot ve gübre destek ödemeleri müjdesi de veren Bakan Yumaklı, “Bugün pamuk üreticilerimize mazot ve gübre desteği ödemesi olarak 1.6 milyar TL’lik bir ödeme yapmış olacağız. İnşallah hesaplara geçmiş olacak” dedi.
Türkiye’nin dünyanın en büyük 11’inci ekonomisi olduğunu söyleyen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “AK Parti aziz milletimizin teveccühüyle Türkiye’nin her aşamadaki gelişmesini, ilerlemesini sağlayan, adeta bir anahtar oldu. Milletimizin sesi oldu, gücü oldu. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü ve büyük Türkiye’nin lokomotifi oldu. Dolayısıyla bizler de bu teveccühe layık olmanın gayreti içerisindeyiz. İlk günkü aşkla, şevkle, Halka hizmetin Hakka hizmet olduğunu düşünen, bilen, buna inanan bir davanın mensupları olarak gece gündüz demeden çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi aşk ile koşan yorulmaz. Ülkemize yakışan vizyon ve değerlerle milletimizin duaları ve destekleriyle inşallah büyük Türkiye’yi inşa ediyoruz. Satın alma gücü paritesine göre Türkiye dünyanın 11’inci büyüklükteki ekonomisine sahip. 2023 yılındaki kişi başına milli gelirimiz 13 bin doları aştı. Tarımdan ulaşıma, milli uzay programından sağlık sistemine, uluslararası diplomasiye kadar Türkiye artık kendi kabına sığmayan, yeni ufuklara yelken açmış bir ülke. Yüzüncü yılını tamamlamış Türkiye Cumhuriyeti’nde ikinci yüzyılının da startını vermiş, güçlü, büyük ülke ancak benim bakanlığım, yani Tarım ve Orman Bakanlığının uhdesindeki hayat perspektiften bakacak olursak da bizler güçlü tarımın güçlü Türkiye’nin anahtarı olduğu anlayışıyla tarımda da inşallah üretimin ve üreticinin 100 yılını inşa etmiş olacağız” dedi.
“İklim değişikliği bizim ülkemizi diğer ülkelerden çok daha fazla eklemiş olacak”
Bu günün Dünya Su Günü olduğunu hatırlatarak suyun önemine değinen Bakan Yumaklı, “Bugün 22 Mart Dünya Su Günü, suyu korumakla, suyu verimli kullanmakla ki Şanlıurfa herhalde bunun en çok kıymetini bilen illerimizden bir tanesi, belki de birincisi. Yaptığımız bütün işlerde, bütün üretimlerimizde, tarımsal üretimlerimizde suyun son derece büyük bir önemi var ancak bugüne mahsus, özellikle 2023 yılının ocak ayında Emine Erdoğan hanımefendinin himayelerinde su seferberliği başlatmıştık. Daha sonra, 6 gün sonra maalesef dünyanın gördüğü en büyük felaketlerden birini ülkemiz yaşadı. Bir süre ara vermek durumunda kaldık ama yeniden 2023 yılının son çeyreğinde su seferberliği konusunu başlattık, neden, biraz önce söylediğimiz gibi güçlü Türkiye’nin yolu güçlü tarımdan geçer, güçlü tarım için de bizim su ve sulama açısından bütün unsurlarıyla hazır halde olmamız gerekir ancak bu da yetmiyor. Suyu verimli kullanmamız gerekir çünkü iklim değişikliği konusu bizim ülkemizi diğer ülkelerden çok daha fazla eklemiş olacak. Tarım da bunun yüzde 77’sini suyu kullandığına göre bu anlamdaki verimlilik de son derece önemliydi. Bu vesileyle Şanlıurfa’da bütün Türkiye’mize tekrar suyun hayatımızdaki öneminin bundan sonra çok daha fazla artacağını yaptığımız her işte, ister bu tarımsal üretim olsun, ister sanayi üretimi olsun, isterse diğer dallar olsun, suyun merkezde olduğunu ve olacağını tekrar belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Şanlıurfa’ya yapılan tarım yatırımlarını da aktaran Bakan Yumaklı, “Tabi suyla alakalı ve sulamayla alakalı Şanlıurfa’ya yapılan, son 22 yılda tarımsal üretimi de katarsak 205 buçuk milyar liralık tarımsal yatırım ve destek söz konusu. Tarımsal ihracatının 12 katına çıktığı, ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi coğrafi işaretli ürünlerin Şanlıurfa için de önemine binaen 47 ürünün coğrafya işaretli ürünler kapsamına alındığını da belirtmek istiyorum. Özellikle tarımsal desteklerimizin bu manada, 2023 yılı itibariyle 37 kat arttığını da söylemek istiyorum. Süt üretimi artışı son 22 yılda yüzde 229 oldu. Arı kovanı sayısı 8 binden 206 bine çıktı. Yani 26 kat arttı. Yine iç sulardaki balık üretimi 19 kat arttı. 5 barajımız var, 4 göletimiz, 41 sulama tesisimiz var. 3.3 milyon dekar araziyi sulamaya açtık. Ayrıca bir HES yaptık. Şimdi Şanlıurfa’da yaklaşık 9.4 milyon dekarlık dokuz ova da yine koruma altına alınmış oldu. 2024 yılı yatırım programındaki 55 milyar lira maliyetli 164 adet su ve sulama tesisini Şanlıurfa’mıza kazandırmak için çalışıyoruz. Bu yıl itibariyle toplam 29 milyon lira kaynağı olan 5 yeni projemizi bitkisel üretimi geliştirmek üzere yine Şanlıurfa’ya ayırmış durumdayız. Ormancılık alanında da istediğimiz seviyede değil, bunu da geliştirmek adına 2024 yılında yaklaşık 39 milyon liralık bir kaynak yine Şanlıurfa’mıza ayrılmış durumda. 2024’te bir bal ormanı, bir millet ormanı kurulup 166 bin fidanı da dikmeyi planlıyoruz inşallah” şeklinde konuştu.
“Mazot ve gübre destekleri bu gün hesaplara yatacak”
Şanlıurfa’da çiftçilere müjde de veren Bakan Yumaklı, pamuk üretiminde mazot ve gübre desteklemelerinin bu gün çiftçilerin hesabına yatırılacağını belirterek, “Hep söylediğimiz gibi ianesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bütün bu destekleri geçmişte söyledim ancak biliyorum Şanlıurfa’da da beklenen bir konu, pamuk üreticilerimizin destekleri konusu. Bugün pamuk üreticilerimize mazot ve gübre desteği ödemesi olarak 1.6 milyar TL’lik bir ödeme yapmış olacağız. İnşallah hesaplara geçmiş olacak. Bu da hayırlı uğurlu olsun. Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle şimdi tek hedefimiz ve bundan sonra ülkemize kazandırdığımız hizmetlerin zirvesi olarak gördüğümüz Türkiye yüzyılı hedeflerine ulaşmak. Daha fazla çalışmamız gerekiyor. Daha fazla yatırım yapmamız gerekir ancak diğer bir konuyu unutmamak gerekir o da gerçek belediyeciliği Şanlıurfa’ya devamını sağlayacak bir sonuca ulaşmak gerekir ki şehirlerimizin, ilçelerimizin gücüne güç katılmış olsun. Dolayısıyla ben halihazırda mevcut başkanımız olan ve AK Parti Şanlıurfa Belediye Başkan Adayı Zeynel Abidin Beyazgül’ ve bütün ilçe belediye başkanı adaylarımıza buradan başarılar diliyorum. El ele vereceğiz, inşallah Şanlıurfa’yı Türkiye 100 yılının parlayan yıldızlarından bir tanesi yapacağız” diye konuştu.
]]>Şanlıurfa’da temaslarda bulunan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye’nin son 22 yıldaki gelişimini aktardı. Türkiye ekonomisinin dünyada 11’inci sırada olduğunu vurgulayan Yumaklı, suyun verimli kullanılması konusunda da çalışmaların yürütüldüğünü belirtti. Çiftçilere mazot ve gübre destek ödemeleri müjdesi de veren Bakan Yumaklı, “Bugün pamuk üreticilerimize mazot ve gübre desteği ödemesi olarak 1.6 milyar TL’lik bir ödeme yapmış olacağız. İnşallah hesaplara geçmiş olacak” dedi.
Türkiye’nin dünyanın en büyük 11’inci ekonomisi olduğunu söyleyen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “AK Parti aziz milletimizin teveccühüyle Türkiye’nin her aşamadaki gelişmesini, ilerlemesini sağlayan, adeta bir anahtar oldu. Milletimizin sesi oldu, gücü oldu. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü ve büyük Türkiye’nin lokomotifi oldu. Dolayısıyla bizler de bu teveccühe layık olmanın gayreti içerisindeyiz. İlk günkü aşkla, şevkle, Halka hizmetin Hakka hizmet olduğunu düşünen, bilen, buna inanan bir davanın mensupları olarak gece gündüz demeden çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi aşk ile koşan yorulmaz. Ülkemize yakışan vizyon ve değerlerle milletimizin duaları ve destekleriyle inşallah büyük Türkiye’yi inşa ediyoruz. Satın alma gücü paritesine göre Türkiye dünyanın 11’inci büyüklükteki ekonomisine sahip. 2023 yılındaki kişi başına milli gelirimiz 13 bin doları aştı. Tarımdan ulaşıma, milli uzay programından sağlık sistemine, uluslararası diplomasiye kadar Türkiye artık kendi kabına sığmayan, yeni ufuklara yelken açmış bir ülke. Yüzüncü yılını tamamlamış Türkiye Cumhuriyeti’nde ikinci yüzyılının da startını vermiş, güçlü, büyük ülke ancak benim bakanlığım, yani Tarım ve Orman Bakanlığının uhdesindeki hayat perspektiften bakacak olursak da bizler güçlü tarımın güçlü Türkiye’nin anahtarı olduğu anlayışıyla tarımda da inşallah üretimin ve üreticinin 100 yılını inşa etmiş olacağız” dedi.
“İklim değişikliği bizim ülkemizi diğer ülkelerden çok daha fazla eklemiş olacak”
Bu günün Dünya Su Günü olduğunu hatırlatarak suyun önemine değinen Bakan Yumaklı, “Bugün 22 Mart Dünya Su Günü, suyu korumakla, suyu verimli kullanmakla ki Şanlıurfa herhalde bunun en çok kıymetini bilen illerimizden bir tanesi, belki de birincisi. Yaptığımız bütün işlerde, bütün üretimlerimizde, tarımsal üretimlerimizde suyun son derece büyük bir önemi var ancak bugüne mahsus, özellikle 2023 yılının ocak ayında Emine Erdoğan hanımefendinin himayelerinde su seferberliği başlatmıştık. Daha sonra, 6 gün sonra maalesef dünyanın gördüğü en büyük felaketlerden birini ülkemiz yaşadı. Bir süre ara vermek durumunda kaldık ama yeniden 2023 yılının son çeyreğinde su seferberliği konusunu başlattık, neden, biraz önce söylediğimiz gibi güçlü Türkiye’nin yolu güçlü tarımdan geçer, güçlü tarım için de bizim su ve sulama açısından bütün unsurlarıyla hazır halde olmamız gerekir ancak bu da yetmiyor. Suyu verimli kullanmamız gerekir çünkü iklim değişikliği konusu bizim ülkemizi diğer ülkelerden çok daha fazla eklemiş olacak. Tarım da bunun yüzde 77’sini suyu kullandığına göre bu anlamdaki verimlilik de son derece önemliydi. Bu vesileyle Şanlıurfa’da bütün Türkiye’mize tekrar suyun hayatımızdaki öneminin bundan sonra çok daha fazla artacağını yaptığımız her işte, ister bu tarımsal üretim olsun, ister sanayi üretimi olsun, isterse diğer dallar olsun, suyun merkezde olduğunu ve olacağını tekrar belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Şanlıurfa’ya yapılan tarım yatırımlarını da aktaran Bakan Yumaklı, “Tabi suyla alakalı ve sulamayla alakalı Şanlıurfa’ya yapılan, son 22 yılda tarımsal üretimi de katarsak 205 buçuk milyar liralık tarımsal yatırım ve destek söz konusu. Tarımsal ihracatının 12 katına çıktığı, ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi coğrafi işaretli ürünlerin Şanlıurfa için de önemine binaen 47 ürünün coğrafya işaretli ürünler kapsamına alındığını da belirtmek istiyorum. Özellikle tarımsal desteklerimizin bu manada, 2023 yılı itibariyle 37 kat arttığını da söylemek istiyorum. Süt üretimi artışı son 22 yılda yüzde 229 oldu. Arı kovanı sayısı 8 binden 206 bine çıktı. Yani 26 kat arttı. Yine iç sulardaki balık üretimi 19 kat arttı. 5 barajımız var, 4 göletimiz, 41 sulama tesisimiz var. 3.3 milyon dekar araziyi sulamaya açtık. Ayrıca bir HES yaptık. Şimdi Şanlıurfa’da yaklaşık 9.4 milyon dekarlık dokuz ova da yine koruma altına alınmış oldu. 2024 yılı yatırım programındaki 55 milyar lira maliyetli 164 adet su ve sulama tesisini Şanlıurfa’mıza kazandırmak için çalışıyoruz. Bu yıl itibariyle toplam 29 milyon lira kaynağı olan 5 yeni projemizi bitkisel üretimi geliştirmek üzere yine Şanlıurfa’ya ayırmış durumdayız. Ormancılık alanında da istediğimiz seviyede değil, bunu da geliştirmek adına 2024 yılında yaklaşık 39 milyon liralık bir kaynak yine Şanlıurfa’mıza ayrılmış durumda. 2024’te bir bal ormanı, bir millet ormanı kurulup 166 bin fidanı da dikmeyi planlıyoruz inşallah” şeklinde konuştu.
“Mazot ve gübre destekleri bugün hesaplara yatacak”
Şanlıurfa’da çiftçilere müjde de veren Bakan Yumaklı, pamuk üretiminde mazot ve gübre desteklemelerinin bugün çiftçilerin hesabına yatırılacağını belirterek, “Hep söylediğimiz gibi ianesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bütün bu destekleri geçmişte söyledim ancak biliyorum Şanlıurfa’da da beklenen bir konu, pamuk üreticilerimizin destekleri konusu. Bugün pamuk üreticilerimize mazot ve gübre desteği ödemesi olarak 1.6 milyar TL’lik bir ödeme yapmış olacağız. İnşallah hesaplara geçmiş olacak. Bu da hayırlı uğurlu olsun. Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle şimdi tek hedefimiz ve bundan sonra ülkemize kazandırdığımız hizmetlerin zirvesi olarak gördüğümüz Türkiye yüzyılı hedeflerine ulaşmak. Daha fazla çalışmamız gerekiyor. Daha fazla yatırım yapmamız gerekir ancak diğer bir konuyu unutmamak gerekir o da gerçek belediyeciliği Şanlıurfa’ya devamını sağlayacak bir sonuca ulaşmak gerekir ki şehirlerimizin, ilçelerimizin gücüne güç katılmış olsun. Dolayısıyla ben halihazırda mevcut başkanımız olan ve AK Parti Şanlıurfa Belediye Başkan Adayı Zeynel Abidin Beyazgül ve bütün ilçe belediye başkanı adaylarımıza buradan başarılar diliyorum. El ele vereceğiz, inşallah Şanlıurfa’yı Türkiye 100 yılının parlayan yıldızlarından bir tanesi yapacağız” diye konuştu. – ŞANLIURFA
]]>Kentte kadınların sosyal ve iş hayatına katılmalarını sağlamak amacıyla 2021 yılında kurulan Sinop Kadın Emeğini Kalkındırma Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi’nde bir araya gelen 9 kadın, tekstil ve gıda ürünleri üretimi yapıyor.
Ketenden dokudukları bluz ve kaftan gibi ürünleri “Gaşka” ismiyle markalaştıran kadınlar, ayrıca çeşitli firmalarla anlaşma sağlayarak ürünlerinin ülke pazarında yer almasını sağlıyor.
Sinop Kadın Emeğini Kalkındırma Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi Başkanı Funda Akalın, AA muhabirine, kooperatif olarak amaçlarının evde üretim yapan kadınların ürünlerini turizm pazarında değerlendirmek olduğunu söyledi.
Kadın kooperatiflerinin bir amacının da kadınlara önderlik yaparak onlara sosyal ve ekonomik destekler sağlamak olduğunu vurgulayan Akalın, bunu başarabilmek için var güçleriyle çalışmaya devam ettiklerini anlattı.
“Gıda ve tekstil olarak iki grup üretim yapıyoruz”
Gıdada en önemli ürünlerinin “Sinop mantısı” olduğuna işaret eden Akalın, “Sinop’a gelen bir turist, ‘Yöresel yemekleri nerede bulurum?’ dediğinde bizi bulacak. Çünkü Sinop mantısı, ıslama, keşkek, mısır çorbası ve lahana sarması işte biz bunların hepsini yaparak sergiliyoruz. Ayrıca tekstilde de Sinop’ta keten ön planda. Biz de keteni kıyafette kullanıyoruz. Keten bluzlar, çantalar, kaftanlar dikiyoruz ve bu alanda ayrıca markalaştık. Şu anda Gaşka adı altında markamız var.” dedi.
Akalın, üretilen ürünlerin pazarlanması sürecinde de ciddi adımlar attıklarını ve bunun da meyvelerini yavaş yavaş almaya başladıklarını dile getirdi.
Geçen yıl ürettikleri çantaların Antalya’daki bazı mağazalarda satışa sunulduğunu aktaran Akalın, “Geçen yıl Antalya’da birkaç mağazaya ürün yolladık buradan, toplu bir şekilde. Onlar satışlarını gerçekleştirdi. Bu sene de bir iç giyim firması plaj kıyafetleri ve günlük giyilebilecek kıyafetleri tasarlıyor. Anlaşma sürecindeyiz.” diye konuştu.
Hedeflerinde güçlü toplum için kadını güçlendirmek var
Kooperatiflerinin bünyesinde 9 kadının üretim yaptığına işaret eden Akalın, şöyle devam etti:
“Ama biz birçok kadına da el uzatıyoruz ayrıca. Toplu iş aldığımızda bu işi yapan kadınlarımız belli, onlarla iletişim halindeyiz sürekli. Görülmeyen çok kadın işin içinde aslında. Son yıllarda maalesef tamamen tüketim toplumu haline geldik, üretmeyi unuttuk. Dolasıyla yeniden üretimi canlandırmak, az ya da çok kadınlara ekonomik katkı sağlamak istiyoruz.”
Üretim yapan kadınlardan Fame Ustacan ise ürettikçe çok mutlu olduklarını ancak daha fazla gelir elde edebilmek için desteğe ihtiyaç duyduklarını söyledi.
Pazarlama süreçlerinde kooperatif olarak ellerinden geleni yaptıklarını ancak kentteki satış noktalarının daha iyi şartlara getirilmesi gerektiğini vurgulayan Ustacan, “Şehrimiz turistik bir şehir. Yazın turizmin daha yoğun olduğu bir yerde bir satış mağazamız olsun isteriz. İnsanların daha yoğun olduğu, tarihi ve turistik mekanlarda bir standımız olsa daha çok ürün satabiliriz diye düşünüyorum. Böyle bir talebimiz var.” dedi.
Ustacan, ürünlerine gösterilen ilginin kendilerini mutlu ettiğine işaret ederek, “Çok güzel tepkiler alıyoruz. Bunlar bizi ayrıca mutlu ediyor. İnsanlar bize ulaşarak siparişler veriyor. Ama biz daha büyük kitlelere ulaşmak istiyoruz.” ifadesini kullandı.
]]>200’ün üzerindeki projesini açıklayan Cumhur İttifakı’nın Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hakan Tütüncü, tarıma yönelikte önemli projeler ortaya koydu. Tütüncü’nün 32 başlık altında topladığı tarım projeleri ucuz mazot, tohum, bireysel sulama, gübre, makine gibi çiftçiyi sevindirecek birçok desteği kapsıyor. Çiftçilerin ekonomilerine katkıda bulunmak ve üretim maliyetlerini azaltmak amacıyla ucuz mazot desteği sağlanarak, Türkiye’de en ucuz mazotu kullananın Antalya çiftçisi olması hedefleniyor. Köy Sandığı uygulaması ile kırsal bölgelerde kurulacak tarım makineleri parkları ile ihtiyaç halinde traktör, kepçe, pulluk, çapa, balya makinesi gibi araçlar üreticinin kullanımına ücretsiz olarak sunulacak. Mevcutta boş ve kullanımsız durumda bulunan tarıma elverişli belediye ve kamu arazileri çiftçilerin kullanımına açılacak, fideler ve fidanlar belediye tarafından temin edilerek, üretimini çiftçiler yapacak. Yerel tohum çeşitliliğini korumak ve gelecek nesillere aktarmak için bir tohum bankası kurulacak. Bu tohum bankasından çiftçilerin ücretsiz yararlanması sağlanacak. Çiftçilerin topraklarının ücretsiz analizi yapılarak, danışmanlık hizmeti verilecek. Üretimin çeşitlenmesi ve verimin artması için de seralara teknik uzman desteği sağlanacak.
Çiftçilere organik gübre
Hakan Tütüncü’nün projeleri daha birçok tarımsal desteği ve çiftçileri sevindirecek çalışmaları kapsıyor. Bireysel sulama sistemleri kurulacak, akıllı sulama sistemleri yaygınlaştırılacak, sel, afet durumlarında çiftçinin ekim alanlarının ve seralarının etkilenmemesi için önleyici tedbirler alınacak, çiftçilerin yağmur nedeniyle ağırlaşan zeminden etkilenmeden tarlalarına ve seralarına ulaşabilmeleri için tarlalara ve seralara giden yolların bakımları gerçekleştirilecek. Çiftçilerin ürünlerinin bozulmaması ve taze kalması için soğuk hava depoları yapılacak. Sera atıklarından elde edilecek organik gübre çiftçilere ücretsiz sunulacak. Şifa kaynağı tıbbi ve aromatik bitkilerin üretim alanları artırılacak, üreticinin ürünleri kurulacak tesislerde kıymetli yağlara ücretsiz dönüştürülerek. Kapari ve mantar üretimi de dahil olmak üzere orman köylülerine tarımsal teşvik sağlanacak.
Tütüncü’nün diğer tarım vaatleri ise şöyle:
“Azalan su kaynaklarının tasarruflu kullanımı ve toprağın verimliliğini artırmak, çiftçinin üretimine katkıda bulunmak, aldığı ürünün kalite ve miktarını artırmak amacıyla damlama ve yağmurlama sulama sistemleri için gerekli olan malzeme temin edilerek, atıl durumdaki kamu arazilerinin üretime açılması sağlanarak üreticilerin ekim alanları artırılacak.
Antalya Dijital Çiftçi Uygulaması: Çiftçilere tarım faaliyetleri için gereken bilgileri sunan ve modern tarım teknikleri hakkında eğitimler sağlayan bir mobil uygulama geliştirilecek.
Çiftçi Eğitim Programları: Çiftçilerin ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların yeni üretim teknikleri ve teşvikler hakkında bilgilendirilmesi için Tarım İlçe Müdürlükleri iş birliği ile eğitim programları düzenlenecek, tarım ve hayvancılıkta verimi artırmaya yönelik çalışmalar sürekli hale getirilecek.
Çocuk ve Gençlik Tarım Kampı: Çocuklara ve gençlere hem tarımı sevdirmek hem de eğitim vermek için yaz kampları ve eğitim programları düzenlenecek.
Tarımsal Kalkınma Ofisi: Avrupa Birliği destekli fonlara başvuru süreçlerinde rehberlik eden bir ofis hizmete sunulacak. Üreticilerin ulusal ve uluslararası hibelerden yararlanmaları için çaba harcanacak.
Kayıtlı Çiftçilere Tarım Sigortası Desteği: Çiftçilerin bin bir emekle ürettiği ürünlerin kıymetine istinaden bu emeği her türlü tehlikeye karşı koruyabilmek için tarım sigortası teşviği ile çiftçiye doğrudan nakit prim desteği sağlanacak.
Antalya Dijital Çiftçi Uygulaması: Çiftçilere tarım faaliyetleri için gereken bilgileri sunan ve modern tarım teknikleri hakkında eğitimler sağlayan bir mobil uygulama geliştirilecek.
Tarımsal ve Hayvancılık Destekleri Çağrı Merkezi: Tarım ve hayvancılıkla ilgili destekler hakkında bilgi alınabilecek ve başvuru süreçlerinde yönlendirme sağlayan bir çağrı merkezi kurulacak.
Akıllı Tarım Teknolojileri Parkı: Tarım teknolojilerini sergilemek ve çiftçilere eğitim sağlamak için teknolojik parklar kurulacak.
Fidanlar Belediyeden, Arazi Kamudan, Üretim Sizden: Zeytinyağının üretimi Antalya’da daha da artırılacak. Mevcutta boş ve kullanımsız durumda bulunan dikime elverişli orman alanları çiftçilerin kullanımına açılacak. Zeytin fidanları belediye tarafından temin edilecek, üretimi çiftçiler yapacak.
Kırsal Kuluçka Merkezleri: Kırsal bölgelerde girişimcilere fikirlerini geliştirmek, büyütmek ve hayata geçirmek için maddi-manevi destekler sağlanacak. Danışmanlık desteği ile girişimcilerin yanında olacak. Yapılacak merkezlerde bilgi ve deneyim paylaşımları, ihtiyaca yönelik eğitimlerin düzenlenmesi gibi çalışmalarla altyapı desteği verilecek.
Antalya Tarım İnovasyon Vadisi: Antalya’nın tarımsal potansiyelini artırmak için teknoloji ve inovasyon merkezleri kurularak, çiftçilere modern tarım teknikleri eğitimi verilecek.
İlçe Tarım ve Hayvancılık Danışma Ofisleri: İlçelerde çiftçilere tarım ve hayvancılıkla ilgili danışmanlık hizmeti sunan ofislerin kurulması ile birlikte tarım ve hayvancılığın gelişimine destek sağlanacak. – ANTALYA
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesince iki yıl önce hayata geçirilen, “Fikir Sizden, Destek Bizden” projesi kapsamında, tarımsal üretim ve hayvancılık faaliyetinde bulunan kooperatiflere yüzde 75 hibe desteği bu sene de devam ediyor.
Geçen yıl projeleriyle katılan ve değerlendirme komisyonunca uygun görülen hak sahibi 7 kooperatife, anahtar teslimi modern sera kurulumu, çapa makinesi, sulama sistemi, yem bitkisi, karabuğday ve sebze tohumu, fide, arı kovanı ve ekipmanları, depo ve tarımsal alet ve ekipmanları desteğinde bulunuldu. Destek sonrası kooperatifler, sebze, meyve ve bal üretimine başladı.
Başvurular alınmaya başladı
Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı Tarımsal Hizmetler Şube Müdürlüğü tarafından başvurular alınmaya başlandı. Projeye katılmak isteyen birlik ve kooperatif üyesi çiftçilerle yönetim kurulu üyeleri, Büyükşehir Belediyesi Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı Tarımsal Hizmetler Şube Müdürlüğüne 29 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar başvuruda bulunabilecek. Projeler, hayvancılık ve tarımsal üretim olmak üzere iki kategoride hazırlanacak.
Tarımsal üretim desteği
Tarım alanında fide, meyve fidanı, yem bitkisi tohumu, yerel tohum, yumru, üretim materyalleri, gübre, sera yapımı ve malzemeleri, alet ekipman, mekanizasyon, tarımsal sulama, tarım makineleri ile alternatif ürün ve üretim faaliyetleri, tıbbi ve aromatik bitki üretimine yönelik faaliyetleri, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını destekleyici faaliyetleri, bitkisel üretimde kullanılan tuzaklar, ilaçlar ve verimliliği artırmaya yönelik çalışmalar, organik ürünün işlenmesi, kurutulması, dondurulması, paketlenmesi ve depolanmasına yönelik kapasite artırımı, teknoloji yenileme veya modernizasyon, tarımsal tesis küçük onarım ve sözleşmeli üretim konularında, kooperatif ve birliklere hibe desteği verecek.
Hayvansal üretim desteği
Hayvansal üretim desteği doğrultusunda ise tüm tarım ve hayvancılık üretim yöntemlerinde verimliliği ve kaliteyi yükseltmek amacıyla büyükbaş, küçükbaş, ipekböcekçiliği, kanatlı hayvan, arıcılık, su ürünleri yetiştiriciliği, damızlık hayvan, yem ve katkı maddesi, taşınır, taşınmaz desteklemeleri, hayvan ve hayvansal üretim için kullanılan her türlü mal, malzeme ile mekanizasyon, alet ve ekipman, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını destekleyici faaliyetleri ilgili bakanlıkların görev ve yetki sınırları haricinde kalan ve ilgili bakanlıklarca yapılması zorunlu olmayan her türlü ilaç, vitamin, yem katkı maddesi, probiyotik, su ürünleri ile ilgili yetiştiricilik ve avlanma malzeme ve ekipman malzemesi alımı, organik ürünün işlenmesi, kurutulması, dondurulması, paketlenmesi ve depolanmasına yönelik kapasite artırımı, teknoloji yenileme veya modernizasyon, tarımsal tesis küçük onarım ve sözleşmeli üretim desteği sağlanacak.
Katılımcılar “fikir projesi” üretecek
Kocaeli’de faaliyet gösteren kooperatif ve birlikler ile üye çiftçilere, hazırlayacakları fikir projelerinin kabul görmesi halinde, nüfus ve hizmet alanları dikkate alınarak mali ve teknik imkanlar çerçevesinde hibe desteği verilecek. Kooperatif ve birlikler, hibe kapsamında başvuruya uygun konuda destek almak istediği alanı net ve basit bir şekilde yazılı olarak belirterek, projesini sunmuş olacak. Hibe desteği kapsamında sunulacak fikir projeleri, değerlendirme komisyonu tarafından Hibe Başvuru Uygunluğu ve Öncelik Sağlanacak Kriterler esas alınarak değerlendirilecek. Komisyon, desteklenecek proje sayısının iki katına kadar belirleyecek.
Ürünler ihtiyaç sahiplerine dağıtılacak
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, yüzde 75 hibe desteğinden yararlanan üreticilerden ödemesi gereken yüzde 25’i nakdi olarak tahsil edecek, ödemeleri geniş bir takvime yayacak. İsteyen üreticiler ise geri ödemeleri ürettiği ürünlerden verebilecek. Bu ürünler, Büyükşehir’den sürekli yardım alan ihtiyaç sahibi ailelere dağıtılacak. – KOCAELİ
]]>Bakan Kacır, Çukurova Kalkınma Ajansı (ÇKA) işbirliğinde Adana Sanayi Odası Model Fabrika Merkezi’nde düzenlenen “Model Fabrika ve Kalkınma Merkezi Projeleri Açılış Töreni”nde, kente bugün yeni projeler ve eserler kazandırmanın mutluluğu içinde olduklarını söyledi.
Kültürüyle, tarımıyla, üretimiyle, zengin mutfağıyla Adana’nın kendileri için ayrı bir değere sahip olduğunu belirten Kacır, kentin kendileri açısından önemini anlattı.
Kacır, son 22 yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü iradesi ve liderliğinde, tüm alanlarda asırlık projeleri hayata geçirdiklerini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Cumhuriyet’imizin ikinci asrında Türkiye Yüzyılı hedeflerimizi belirledik, 22 yıldır içeride ve dışarıda bize istikamet belirlemeye, hudut çizmeye kalkanlara karşı her zaman dik durduk, bileğimizi büktürmedik. Milletimize sevdamız, eser ve hizmet üretme noktasındaki kararlılığımız ilk günkü kadar taze. Gönlümüzde, yüreğimizde sadece millete hizmet aşkı var. Bu aşkla, Türkiye Yüzyılı’nda gece gündüz durmadan, duraksamadan, yorulmadan, bir an bile yılmadan çalışmaya devam ediyoruz. Türkiye Yüzyılı’nda artık askeri insansız hava aracı üretiminde dünyada lider, ticari araç, güneş paneli, beyaz eşya, çimento, demir çelik üretiminde Avrupa’da birinci olan bir Türkiye var. 22 yıl içinde organize sanayi bölgelerinin sayısını 192’den 361’e çıkaran, OSB’lerde üretimde olan sanayi alanlarının sayısını 11 binden 58 bine, istihdamı 415 binden 2,6 milyona yükselten bir Türkiye var.”
Üretimi, ekonomisi, sanayisi, teknolojik altyapısı her geçen gün gelişen, büyüyen bir Türkiye olduğunun altını çizen Kacır, 81 ili hiçbir ayrım yapmadan, baştan başa eser ve hizmet siyasetiyle buluşturduklarını, buluşturmaya da devam ettiklerini anlattı.
Adana’ya yapılan yatırımlar
Yurt sathına yaydıkları büyüme ve kalkınma hamlelerini hız kesmeden Adana’da da gerçekleştirdiklerini ifade eden Kacır, “Kadim diyar, bereketli toprakların şehri Adana’mızı, sanayisiyle, üretimiyle, nitelikli insan kaynağıyla desteklemeye devam ediyoruz. Son 22 yılda düzenlediğimiz 2 bin 470 yatırım teşvik belgesiyle şehrimizde 463 milyar liralık yatırımın ve 74 bin nitelikli istihdamın önünü açtık. Adana’da 35 bin KOBİ’ye 4,7 milyar lira destek sağlayarak büyüme ve kalkınma yolculuğunun başat aktörü KOBİ’lerimize can suyu olduk. Ülkemizde sanayinin öncü şehirlerinden Adana’ya 2 organize sanayi bölgesi, 3 endüstri bölgesi kazandırdık. Organize sanayi bölgelerimizde 30 bin ilave istihdam oluşturduk.” dedi.
Bakan Kacır, bir süredir faaliyetini sürdüren ve resmi açılışını bugün gerçekleştirdikleri Adana Sanayi Odası Model Fabrika ve Yenilik Merkezi’yle işletmeleri ve iş güçlerini, yenilikçi teknolojiler ve yalın üretim yöntemleriyle buluşturduklarını kaydetti.
Yaklaşık 65 milyon lira yatırımla kurulan tesiste, çalışanlara gerçek bir üretim ortamında yeni üretim tekniklerini deneyimleme, işletmelere de operasyonlarını mükemmelleştirme imkanı sunduklarını anlatan Kacır, “İşletmelerin su ve enerji verimliliklerini artırmak üzere danışmanlık hizmetleri veriyoruz. Teknolojik gelişmelere ayak uydurabilen, yenilikçi çözümler üretebilen ve dijital dönüşümü kendi lehine kullanabilen bir iş gücü ve işletme yapısı inşa ediyoruz.” diye konuştu.
Adana’da AR-GE odaklı projelere 1 milyar 700 milyon lira destek
Model fabrikalardan destek alan işletmelerin verimliliklerinde ve üretimlerinde gördükleri kayda değer artışların kendilerini memnun ettiğinin altını çizen Kacır, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İnşallah model fabrikamızın örnek çalışmaları ve oluşan farkındalıkla bu altyapıdan yararlanan firmalarımızın sayısı günden güne daha da artacak. İşletmelerimiz daha rekabetçi ve daha verimli bir yapıya kavuşacak. Tabii arzumuz model fabrikamızdan daha fazla işletmemizin yararlanması ve model fabrika etrafında yeni iş fikirlerinin ve inovatif düşüncenin yeşerdiği bir ekosistemi de hep birlikte inşa etmek. Adana ve çevresinde son yıllarda Bakanlığımız destekleriyle önemli bir AR-GE ve inovasyon ekosistemi kurduk. Şehrimizdeki 1 teknopark, 12 AR-GE ve 8 tasarım merkezinde yürütülen AR-GE odaklı projelere bugüne dek 1 milyar 700 milyon lira destek sağladık. Önümüzdeki dönemde model fabrikamızın bu altyapıyla işbirliğini güçlendirecek adımların destekçisi olacağız. KOSGEB, Çukurova Kalkınma Ajansımızın model fabrikamızla daha yakın çalışmasını sağlayacağız. Model fabrikayı işletmelerimizin yalın üretim ve dijital dönüşüm yolculuğuna rehberlik edecek bir cazibe merkezi haline getireceğiz.”
Kacır, bugün aynı zamanda Çukurova Kalkınma Ajansı eliyle Adana’ya kazandırdıkları bilim ve teknolojiden AR-GE’ye, altyapı geliştirmeden kültür turizme, gastronomiden kadın istihdamına geniş yelpazede 22 önemli projenin de açılışını gerçekleştireceklerini bildirdi.
Ülkenin stratejik boru hatlarının kesişim noktasında yer alan Adana’da, Kimyasal Madde Üretim Teknolojileri Merkezi kurduklarını belirten Kacır, bu merkezde mevcutta ithal ettikleri kimya ürünlerinin ülkede üretimi için AR-GE çalışmaları yürüttüklerini kaydetti.
Kacır, gelecek dönemde Ceyhan Petrokimya Endüstri Bölgesi başta olmak üzere Adana’ya kazandıracakları yeni yatırımlarla hem ülkenin cari açığını azaltacak hem de Adana’yı Türkiye’de kimya sektörünün başkenti haline getireceklerini, kurdukları bu altyapının üniversite sanayi işbirliğini güçlendirerek yeni yatırımlar için çarpan etkisi oluşturacağını anlattı.
Bakan Kacır, Tepebağ Sokakları Hayata Dönüyor projesiyle, Adana Yöresel Ürünler ve Mutfak Sanatları Merkezi ve Yenilikçi Gıda Tedarik Uygulamalarında Kadın İstihdamının Artırılması Projesi ile ilgili de bilgiler verdi.
“Gerçek belediyeciliğe olan hasreti dindirelim”
Adana’ya gerçek belediyeciliğin, eser ve hizmetlerini kazandırmak için sabırsızlandıklarını kaydeden Kacır, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Gelin 31 Mart’ta Adana’da gerçek belediyeciliğe olan hasreti dindirelim. Adana gerçek belediyecilikle, projelerle, eserlerle buluşsun, Türkiye Yüzyılı’nda yoluna güçlü adımlarla devam etsin, Adana’nın yıldızı daha da parlasın. Biz, tarımın, bereketin, yüreklerimizi ısıtan güneşin şehri Adana’yı gönülden seviyoruz, bu şehrin yiğitliğini, cesaretini, bu kadim şehrin söz konusu millet ve memleket olunca hep en ön safta olan vatanperver insanlarını seviyoruz. İnanıyoruz ki inşallah Adana 31 Mart’ta tercihini, yüreği sadece vatana ve millete hizmet aşkıyla yananlardan yana kullanacak, emanet ehil olana teslim edilecektir.”
Vali Yavuz Selim Köşger de Adana’nın stratejik konumu, gelişmiş sanayi ve ticaret altyapısıyla üretim kapasitesinin, uluslararası pazarlarda rekabet edebilirlik açısından önemli avantajlar sağladığını anlattı.
Programda ÇKA Genel Sekreteri Ahmet Rifat Duran ve Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç da konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından Bakan Kacır, Kıvanç ve Adana Kadın Kooperatifleri Birliği Başkanı Zeynep Kırılmış’ın sunduğu hediyeyi kabul etti, beraberindekilerle açılış kurdelesini kesti.
]]>Tarımdan gıda sanayine, turizmden yenilenebilir enerjiye kadar 16 farklı sektörde hibe desteği veren TKDK Sinop İl İrtibat Ofisi’nin açılışı ve IPARD Destekleri Tanıtım Programı Sinop Kültür Merkezinde gerçekleşti.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan program konuşmalarla devam etti. İlk olarak konuşan TKDK Samsun İl Koordinatörü Yusuf Özbey, çalışmalarını yerinde üretim ve yerinde kalkınma anlayışıyla yürüttüklerini vurgulayarak, IPARD III Programı’na yeni dahil edilen sektörlerle kırsalı kalkındırmaya destek olmayı sürdürdüklerini anlattı. IPARD III Programı hakkında katılımcılara bilgi veren Özbey, programın 2024 yılı çağrı takviminin de yayımlandığını duyurdu. Programa başvuru yapılmasını isteyen Özbey, bilgi almak isteyenleri Sinop İrtibat Ofisine beklediklerini kaydetti. Özbey, “Samsun’da ve faaliyet gösterdiğimiz bütün illerimizde faydalanıcı dostu bir kurum olarak anıldık ve bazı eksiklerimize rağmen bu amacı büyük ölçüde başardık. Samsun’da bugüne kadar bin 510 adet projeyi destekledik. Bunların bin 238 adedi çiftçi projesidir. Çiftçi projeleriyle 10 binin üzerinde makine ve ekipman destekleyerek tarımsal mekanizasyona önemli bir katkı yaptık. Karadeniz’in en modern et, süt ve balık işleme depolama tesislerinin hayata geçmesine vesile olduk. Et tavukçuluğu sektörünün üretim alt yapısını tamamen yenileyerek 3,5 milyon kapasiteli dünya standartlarında tavuk çiftliklerinin kurulmasını sağladık. Bu projeler sayesinde deflatörlü olarak yaklaşık 3,3 milyar TL’lik bir yatırım gerçekleştirildi. Bu yatırımların bir kısmı bugün yereli aşarak ulusal ölçekte iş yapmaya, bir kısmı ise ihracat seviyesine geldi. Başlangıçta katı olduğumuzu ifade edenler ve yoğun denetimler yapmamızdan şikayet edenler, daha sonra iyi ki bu sürecin içine girmişiz, bu sayede daha kaliteli ve kurumsal bir yapı oluşturduk ve bu da bizi daha ileri bir noktaya taşıdı diyerek memnuniyetlerini ifade ettiler. Samsun’da ve diğer illerimizde bu başarı elde edildiğine göre burada da aynı başarı yakalanabilir. Sinop ilimizde başta kırsal turizm, balıkçılık ve gıda sanayi olmak üzere önemli bir potansiyel bulunmaktadır. Birkaç hafta içinde Sinop’ta dahil Türkiye genelinde ilk proje çağrısına çıkacağız. Başvuru yapacak kişi ve şirketlerin yeterli hazırlık yapabilmeleri için proje kabullerinin mayıs-ağustos aylarında yapılması başkanlığımız tarafından planlanmaktadır. Programın toplam bütçesi 785 milyon avro olup yatırımcı katkısıyla beraber yaklaşık 1,2 milyar avroluk, yani yaklaşık 40 milyar TL’lik bir yatırımın gerçekleşmesi öngörülmektedir” dedi.
Sinop Milletvekili Nazım Maviş yaptığı konuşmada, TKDK desteklerinden Sinop’un da yararlanması için uzunca bir süre mücadele verdiklerini ve nihayetinde Tarım ve Orman Bakanlığı ve AB Komisyonu tarafından 81 ilin tamamının program kapsamına alındığından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Nazım Maviş, Sinop’un potansiyel gelişme alanlarını sürdürülebilir üretime kazandırmak için çalışmalarına devam edeceklerini, bu desteklerin başta kırsal alanlar olmak üzere, üretim, yatırım ve istihdamda çok önemli katkılar oluşturacağını ifade ederek hayırlı olması temennisinde bulundu.
Sinop Valisi Dr. Mustafa Özarslan ise “IPARD kapsamına Sinopumuzun alınması yönünde hep birlikte büyük bir gayret gösterdik. Hamdolsun alındı ve faaliyete geçti. Bugün de tanıtım programında sizlerle beraberiz. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumumuz; hayvancılık yatırımlarına, gıda sanayi tesislerine, bitkisel üretim kırsal turizmine, makine parklarına yapılacak hibe desteklerine ilişkin kadar birçok alanda ‘bilgilendirme faaliyetinde’ Sinoplu yatırımcılarımıza destek olacak. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın belirttiği üzere; Türkiye Yüzyılı, üretimin ve üreticinin yüzyılı olacak. Sinopumuzun bu üretim vizyonuna katkısı açısından; Tarımsal ve Kırsal Kalkınma Destekleme Kurumu Sinop İrtibat Ofisi ilimiz için en önemli aktörlerden biri olacaktır. Sinopumuz özellikle kırsal turizm bakımından yaylaları ve dağlarıyla eşsiz destinasyonları barındıran bir coğrafyaya sahip. İlimiz aynı zamanda deniz ürünleri, tarım ve hayvancılık üretimiyle de eşsiz bir potansiyele sahip. IPARD III Projesi, Avrupa Birliği aracılığı ile sağlanan birçok farklı türde desteklerle, Sinopumuzun çiftçisine, üreticisine ve yatırımcısına yüzde 50 ile yüzde 75 oranları arasında hibe desteği sunacaktır. Program kapsamında her bir il için ayrılmış bir bütçe bulunmamaktadır. Yani iller arası bu bütçeden faydalanma noktasında aralarında tatlı bir rekabet olacaktır. Her ildeki yatırımcılar, hazırlayacakları uygun-nitelikli projeler sayesinde; desteklerden daha fazla yararlanmaları mümkün olacaktır. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Sinop İrtibat Ofisimiz, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nden bağımsız olarak açılmıştır” diye konuştu. – SİNOP
]]>Dünyanın birçok ülkesinden izlenebilen TRT World’ün Saha Prodüktörü Zeynep Karamustafa ve muhabir Ubeyde Hitto’yu ETSO’da konuk eden Başkan Özakalın, yapılan röportajda Erzurum’un sosyoekonomik hayatıyla ilgili soruları cevaplandırdı. Konuşmasında, Erzurum’un tarih boyunca bölgenin ticaret merkezi olduğunu ifade eden Özakalın, şehrin sahip olduğu tarihi ve kültürel değerleriyle de her zaman cazibe merkezi olma özelliğini koruduğunu söyledi.
Erzurum’un tarım ve hayvancılıkta ciddi bir potansiyeli bulunduğunu dile getiren Özakalın, Türkiye’nin meralarının yüzde 13’üne sahip şehrin, büyükbaş hayvan varlığında da ikinci sırada yer almasının dikkate değer olduğunun altını çizdi. Bu sebeple tarım ve hayvancılığın Erzurum’un ekonomisinde önemli bir yeri olduğunu vurgulayan Başkan Özakalın, “Şehrimizin ekonomisini konuşurken, turizm sektöründen de söz etmek gerekiyor. 2011 yılında düzenlenen 25. Üniversiteler Arası Kış Oyunları’yla şehrimizde farklı bir boyut kazanan kış sporları ve kış turizmi etkinlikleri, özellikle uluslararası anlamda şehrimizin bilinirliğini daha da artırdı. Tabi Erzurum’un turizmini sadece kış turizmiyle değerlendirmemek gerek Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ilimiz aynı zamanda bünyesinde barındırdığı tarihi ve kültürel değerleri ve doğal yapısı ile inanç ve doğa turizmi anlamında da çok büyük bir potansiyele sahiptir” diye konuştu.
Başkan Özakalın’dan sanayileşme vurgusu
Röportajda, şehrin ekonomisine katkı sunan sektörlerin arasında, eğitim ve sağlık sektörlerinin de sayılacağını kaydeden Başkan Özakalın, ancak Erzurum’un arzu edilen ekonomik sıçramayı yapabilmesi için üretim ve istihdamı artıracak, sanayileşmeyi hızlandıracak çalışmaların hayati önem taşıdığını söyledi.
Erzurum’un sanayileşmesi adına yoğun bir çalışmanın içerisinde olduklarını belirten Başkan Özakalın şunları söyledi; “Hali hazırda 1. Organize Sanayi Bölgemizdeki firmalarımızın şehrimizin ekonomisine katkısı devam ediyor. Buna ilaveten, Valiliğimiz ve Büyükşehir Belediyemizle birlikte bizim de yönetiminde yer aldığımız 2. Organize Sanayi Bölgemizi kurma çalışmalarımız aralıksız sürüyor. Bu konuda ciddi mesafeler kat ettik. İlimizdeki organize sanayi bölgelerinin 6. Bölge teşviklerinden yararlanıyor olması, buraları daha cazip kılıyor. Erzurum’a yatırım yapmak isteyen yerel ve ulusal firmalarımızın 2. OSB’ye yoğun ilgisi söz konusu. Şu ana kadar 270’ten fazla yatırımcımız arsa tahsisi talebinde bulundu. 2.OSB 3. Etap alanımızın büyütülmesi için çalışmalar yapıyoruz. Çok yakın zamanda ilgili mercilerle, Bakanlıklarla görüşüldü. Bu arazinin büyümesi ve hatta 3. bir OSB’nin kurulması söz konusu İnşallah bu çalışmaların göçü önleyeceği, üretim ve istihdamı artıracağı ve ekonomimizi güçlendireceği kanaatindeyiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da son dönemde sıklıkla ifade ettiği gibi hedefimiz; üretim, ihracat ve istihdamı artırmaktır. Bunların hepsi üretimle olacak. Üretim demek; o bölgedeki halkı orada tutmak, o bölgedeki sosyal yapıyı konforlu hale getirmek demektir. İnşallah bizler de Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz ve ilimizin siyasi temsilcileriyle uyum içerisinde şehrimize katma değer sağlayacak güzel işler yapacağımıza inanıyoruz.”
Özakalın, 2.OSB 3. Etap alanın genişletilmesiyle ilgili olarak, talep edilen alanı uhdesinde bulunduran Milli Savunma Bakanlığı ile seçimden sonra bir protokol imzalanmasının söz konusu olduğunu ifade ederek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda bu protokolü imzalar ve tahsis edilecek alanı istediğimiz seviyede şekillendirirsek, Erzurum sanayileşme açısından önemli bir ivme kazanacaktır” dedi.
Başkan Özakalın röportajda ayrıca, Erzurum’un coğrafi konumu itibariyle ulusal ve uluslararası taşımacılık anlamında bir kavşak noktasında olduğunu hatırlatarak, devam eden ulaşım projelerinin tamamlanması ve özellikle hızlı tren projesinin hayata geçirilmesiyle şehrin cazibesinin de kat kat artacağını sözlerine ekledi. – ERZURUM
]]>Balıkesir’in teknoloji üretme ve geliştirme altyapısına yeni bir ivme kazandıracak Çamlık Uydu Kuluçka Merkezi’nin açılışı bugün gerçekleşti. Açılışta konuşan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz, gençleri üretime ve ticarete yönlendirmeyi hedeflediklerini belirterek, “Fikri olan insanlar bunu ticarete dökmek için işte şehir ayağınızın altında, işte sanayilcierimiz burada, işte akademisyenlerimiz burada, büyükşehir yanınızda, Sanayi Bakanlığımız yanınızda, Valiliğimiz yanınızda. Fikri olan artık enerjiye dönüştürsün, sonuca dönüştürsün, ticaret olsun” dedi.
Yılmaz, “Gençlerimiz burada üretim yapsın. Biz tarımda çok iddialıyız. Tarımda Ar-Ge yapacak gençler istiyoruz, inovasyon yapacak yerler istiyoruz. Biz bilimle ilgili, balıkçılıkla ilgili, yazılımlarla ilgili çok şeye ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz insanların. Bunları Ar-Ge olarak yapabilecek akademisyenlerle öğrencileri birleştirecek bu kuluçka merkezimiz” şeklinde konuştu.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ise, Balıkesir’in teknoloji üretme ve geliştirme altyapısına yeni bir ivme kazandıracak Çamlık Uydu Kuluçka Merkezi’nin şehire hayırlı olmasını diledi. “21. yüzyılın başından itibaren dünya, dijitalleşmenin getirdiği yenilikçi teknolojilerle büyük bir dönüşüm yaşıyor” diyen Bakan Kacır, “Yapay zeka, nesnelerin interneti, büyük veri ve bulut bilişim gibi yenilikçi teknolojiler sosyal hayattan iş süreçlerine, üretim modellerinden, tüketici davranışlarına kadar tüm alanlara nüfuz ederek devrim niteliğinde değişikliklere neden oluyor. Kapılarını araladığımız bu yeni dijital çağ ile birlikte üretimde ve rekabette tüm ezberler bozulmakta. Artık ucuz iş gücünün rekabetçilik unsuru olmaktan çıktığı, daha verimli çalışan, daha nitelikli insan kaynağına ihtiyaç duyan bir endüstri dünyasından bahsediyoruz. Türkiye olarak stratejik bu değişimi; insanı odağına alan bir kalkınma yaklaşımıyla, vatandaşlarımızın refahını artırmak ve ülkemizi daha ileriye taşımak için bir fırsat olarak görüyor ve göğüslüyoruz” dedi.
Son 22 yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artıracak, ekonomik ve teknolojik bağımsızlığını temin edecek, kritik teknolojilerde atılım sağlayacak dev bir Ar-Ge ve inovasyon ekosistemini adeta sıfırdan inşa ettiklerini dile getiren Bakan Kacır, “Yenilikçi fikirlerin ürün ve hizmetlere dönüştüğü teknoparklarımızın sayısını 2’den 101’e, Ar-Ge ve inovasyon yapan girişimlerimizin sayısını 56’dan 10 binin üzerine çıkardık. Teknoparkları, yapay zekadan siber güvenliğe, finans teknolojilerinden yeşil teknolojilere kadar birçok alanda Milli Teknoloji Hamlesi’sinin vizyon projelerinin yürütüldüğü mekanlara dönüştürdük. Bin 600’ü aşkın Ar-Ge ve tasarım merkezimizle, firmalarımızın Ar-Ge ve yenilikçilik kültürünü benimseyerek, daha yüksek katma değerli ürün sunmalarına imkan tanıdık ve hizmetler öze sektörümüzün Ar-Ge kültürünü benimseyerek teknoloji altyapımızda öncü rol üstlenmesini sağlayarak 22 yılda; ve inovasyon Ar-Ge harcamalarımızı 10 katına çıkarak 12 milyar dolara, tam zaman eşdeğer Ar-Ge personeli sayımızı ise 9 katına çıkarak 272 bine yükselttik. Oluşturduğumuz Ar-Ge ve inovasyon altyapısının meyvelerini her geçen gün alıyoruz. Dünya; savaşlar, küresel salgınlar, afetler, ekonomik krizlerle boğuşurken Türkiye, son 14 çeyrektir teknoloji ve üretim odaklı büyümesine hız kesmeden devam ediyor. Geçtiğimiz yıl yaşadığımız deprem felaketine rağmen 255,8 milyar dolarla ihracatta tarihi bir rekora imza attık. Savunma sanayimizin başarı hikayelerine her gün yenilerini ekleyerek yerlilik oranını yüzde 20’den yüzde 80’lere çıkardık. Türkiye’yi askeri insansız hava aracı üretiminde dünyada liderliğe taşıdık. Beşinci nesil savaş uçağımız Kaan’ı göklerle buluşturduk. Savunma sanayiinde bizi başarıya ulaştıran yaklaşımı sivil alanlara taşıyarak yeni nesil elektrikli ve akıllı milli otomobilimiz Togg’u başarıyla yollara çıkardık. 60 yıl öncesinin Devrim otomobili hayalini devrin otomobilini üreterek gerçeğe dönüştürdük. Önümüzdeki dönemde yeni lider milli teknoloji girişimleri çıkaracağız. 5G teknolojilerinden uçan akıllı mobilite sistemlerine, bataryadan çip teknolojilerine, güneş panellerinden rüzgar türbinlerine, biyoteknolojik ilaçlardan yeni nesil uydu teknolojilerine, hızlı trenlere kadar birçok alanda büyük atılımlar gerçekleştireceğiz. Bugün oyun geliştirmeden yapay zekaya, finansal teknolojiden kimya ve tarım tarım teknolojilerine kadar geniş yelpazade girişimleri bünyesinde barındıran Balıkesir Teknokent bünyesinde faaliyet gösteren Çamlık Uydu Kuluçka Merkezimizle Balıkesir’imizin girişimcilik ekosistemine yeni bir eser kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz” şeklinde konuştu.
Çamlık Uydu Kuluçka Merkezi’nin açılış kurdalesini kesen Bakan Kacır ve protokol üyeleri, ardından öğrencilerin yaptığı teknolojik ürünlerin olduğu sergileri gezerek incelemelerde bulundu. – BALIKESİR
]]>Uraloğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayii AŞ (TÜRASAŞ) Bölge Müdürlüğü’nde düzenlenen “TÜRASAŞ-TCDD Taşımacılık (Eskişehir 5000) Elektrikli Anahat Lokomotifi Sözleşmesi İmza Töreni”nde konuştu.
Demir yolu sektörünün öncü kuruluşları TÜRASAŞ ve TCDD Taşımacılık arasında 95 adet elektrikli anahat lokomotifinin temini için bir araya geldiklerini söyleyen Uraloğlu, son dönemde demir yolu alanında önemli işlere imza attıklarını, Sivas’ta ülkenin en modern ve en büyük “Boji Üretim Fabrikası”nın açılışını yaptıklarını dile getirdi.
Uraloğlu, demir yolu taşımacılığında kullanılan her türlü aracın ihtiyacı olan bojileri bu fabrikada üreteceklerini, şimdi de TÜRASAŞ Eskişehir Bölge Müdürlüğü’nde 95 adet “Eskişehir 5000 Elektrikli Anahat Lokomotifi”nin üretimini başlatacaklarını ifade etti.
Cumhuriyet’in yeni asrı için hayal edilen, yıllardır hazırlığı yapılan projeleri daha da hızlandıracaklarını vurgulayan Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Bu yüzyıl, ülkemizin dünya tarihine ‘Sanayisi güçlü, teknolojisi milli bir Türkiye’ vizyonuyla damga vurduğu bir dönem olacak. Zaten daha şimdiden Sayın Cumhurbaşkanı’mız liderliğindeki son 22 yılda yerli sanayimizi geliştirerek imal ettiğimiz milli teknoloji ürünleriyle dünya çapında küresel bir üretici ve ihracat ülkesi olduk. Ülkemizin savunma sanayisi başta olmak üzere makine, medikal, ulaştırma, elektrik, elektronik gibi orta yüksek ve yüksek teknoloji ürünleri ihracatı 2023’te 100 milyar dolara yaklaştı. Bundan yaklaşık 60 yıl önce TÜRASAŞ’ın Eskişehir tesislerinde üretilen ‘Devrim’ otomobilini engelleyenlere de Togg ile cevap verdik. Kendi arabamızı üreterek milletimizin bir özlemini, bir hayalini daha gerçeğe dönüştürdük.”
Uraloğlu, Bakanlığın en önemli iletişim yatırımları arasında bulunan TÜRKSAT 6A’yı haziran ayında uzaya fırlatacaklarını söyledi.
“Milli Banliyö Tren Seti prototip araç üretimi çalışmaları devam ediyor”
Demir yolu araçlarının üretiminde sektör paydaşlarını bir çatı altında toplayarak raylı sistem üretim süreçlerinde yeni bir ivme ve sinerji yakaladıklarını bildiren Uraloğlu, TÜRASAŞ’ı Orta Doğu’nun en büyük raylı sistem araç üreticilerinden birine dönüştürdüklerini dile getirdi.
Uraloğlu, Türkiye’de yerli imkanlarla uluslararası standartlarda yeni nesil lokomotifler, dizel ve elektrikli tren setleri, yolcu ve yük vagonları, cer konvertörü, cer motoru, dizel motor, tren kontrol yönetim sistemi gibi ana, kritik ve alt ürünlerin imal edildiğini anlattı.
Geçen yıl yüzde 70 yerlilikle üretilen yerli ve milli sürücüsüz metro aracının raylara indirildiğini hatırlatan Uraloğlu, “Saatte 160 kilometre hıza sahip ‘Yeni Sakarya’ ismini verdiğimiz ilk yerli ve milli elektrikli tren seti projemizde 2 prototip seti tamamlayarak hizmete sunduk ve seri üretimine başladık. 2030 yılına kadar bu tren setlerinin sayısını 56’ya tamamlamayı planlıyoruz. Saatte 225 kilometre hıza sahip ‘Milli Elektrikli Hızlı Tren Seti Projesi’nde de tasarım çalışmalarında son aşamaya geldik. Bu yıl prototip üretimin tamamlanmasını planlıyoruz. Milli Banliyö Tren Seti prototip araç üretimi çalışmalarımız da devam ediyor.” dedi.
Uraloğlu, TÜRASAŞ Eskişehir Bölge Müdürlüğünün, lokomotif, boji, elektrik makineleri, motor, vagon, talaşlı imalatlar ve kimyasal işlemler fabrikalarından oluşan 7 fabrikayla bütünleşmiş dev bir üretim merkezi olduğunu, bugüne kadar 912 adet çeşitli tipte lokomotif, 11 bin 974 çeşitli tipte vagon üretiminin gerçekleştirildiğini belirtti.
“Cari açığın azaltılmasına büyük katkı sağladık”
Bakan Abdulkadir Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 22 yılda demir yolu alanında hayata geçirilen projelere değinerek, “Şimdi de 2023 yılında yerli ve milli imkanlarla ürettiğimiz 5 bin kilovatsaat güce sahip ilk elektrikli anahat lokomotifi olan E5000 ile yeni bir dönemin kapılarını aralıyoruz. TCDD Taşımacılık AŞ’nin ihtiyaçlarına uygun, 5 megavat gücünde, ‘TSI’ yani Avrupa Birliği Demiryollarında Karşılıklı İşletilebilirlik Sertifikası’na sahip, yük ve yolcu taşımacılığı yapabilecek, saatte 140 kilometre hıza sahip, TÜRASAŞ marka yeni nesil bir elektrikli anahat lokomotifi geliştirdik.” diye konuştu.
Uraloğlu, bu alandaki ilklerin ve enlerin projesi olarak da kabul edilen Eskişehir 5000 projesinin öne çıkan birçok özelliğinin bulunduğuna dikkati çekti.
Her biri 1280 kilovatsaat gücündeki cer motorlarının, bugüne kadar Türkiye’de tasarlanan en yüksek güçlü cer motoru özelliğine sahip olduğunu vurgulayan Uraloğlu, şunları söyledi:
“Cer konvertörlerinin her biri 2,5 megavat gücünde olup bir raylı sistem aracı için ülkemizde tasarlanan en yüksek güçlü yüksek gerilim cer konvertörüdür. Ayrıca anahat lokomotifler için yerli olarak tasarlanmış ilk araç gövdesi, ilk boji ve ilk tren kontrol ve yönetim sistemi bu projemizle hayata geçmiştir. Üstelik Eskişehir 5000 Lokomotif için geliştirilen tüm ana bileşenler ayrı birer ürün olarak ihraç edilebilir kritik teknolojiye sahip ürünlerdir. Bu ürünler, TCDD Taşımacılık bünyesindeki mevcut lokomotiflerde de hem yedek parça hem de modernizasyonları kapsamında kullanılabilecektir.”
Projenin TÜBİTAK, üniversite ve özel sektör kuruluşlarının birlikte çalışması bakımından da iyi bir örnek olduğunu dile getiren Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Lokomotifimizi üretirken 115 yerli tedarikçiyle çalışarak ekonomiye ve cari açığın azaltılmasına büyük katkı sağladık. Proje kapsamında geliştirdiğimiz tüm çıktılar, katma değeri yüksek ve daha önce Türkiye’de tasarımı yapılmamış ürünlerdi. Elde edilen bilgi birikimi ve tecrübeyle ülkemizin ihtiyacı olan raylı taşıtlardaki yerlilik oranını artırdık. Lokomotifimizin yerlilik oranı şu an için yaklaşık yüzde 65 ama seri üretimle bu rakamı yüzde 80’e çıkarmayı planlıyoruz. Buradan gururla belirtmek istiyorum ki artık lokomotif sektöründe kendi teknolojisine sahip sayılı ülkelerden biriyiz. Elde ettiğimiz tecrübe ve bilgi birikimi sayesinde yurt dışına bağımlılığımız kalkmış durumdadır. Hayırlı uğurlu olsun.”
Törende, Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, TCDD Taşımacılık AŞ Genel Müdürü Ufuk Yalçın, TÜRASAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Metin Yazar, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal ve AK Parti Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Nebi Hatipoğlu da katılımcılara hitap etti.
Konuşmaların ardından TÜRASAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Yazar ile TCDD Taşımacılık Genel Müdürü Yalçın, 95 adetlik Elektrikli Anahat Lokomotifi Sözleşmesi’ni imzaladı.
]]>Yerel üretici ve kırsala yönelik projeleriyle tüm Türkiye’ye örnek bir kalkınma hamlesine öncülük eden Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz, Balıkesirli küçük üreticiyi desteklemeyi ve bölgede tarımsal çeşitliliği artırmayı yeni dönemde de sürdürecek. Kırsal mahalle ziyaretlerinde tarım ve hayvancılıkla ilgili yeni dönem projelerini vatandaşlarla paylayan Başkan Yılmaz, 2019’dan bu yana üreticiyle omuz omuza, toprağın bereketine sahip çıktıklarını söyleyen Yılmaz, Balıkesirli üreticilerin ekmeğini büyütmek ve refahı artırmak için 300 milyondan fazla yatırım yaptıklarını vurguladı. Başkan Yılmaz, “Bu şehrin toprağını güçlendirmek için çiftçimizi zenginleştirmek için bir kez daha geliyoruz” dedi.
4 yeni sulama tesisi
Şehrin tarımsal sulama altyapısını güçlendirdiklerini söyleyen Başkan Yücel Yılmaz, “2019’dan bu yana tarımsal sulama kapasitemizi 7 kat artırarak; şehrimizi tarımsal sulamanın en yoğun yapıldığı 2. il haline getirdik. Yeni dönemde inşa edeceğimiz; Savaştepe – Sarıbeyler Baraj Sulama Tesisi, Bandırma – Yeni Ziraatli Gölet Sulama Tesisi, İvrindi – Yeşilköy Gölet Sulama Tesisi, Havran – Havran Barajı Sulama Tesisi 2. Kısmı ile topraklarımızı suyla buluşturmaya devam edeceğiz. Refahı büyütecek, gıda güvenliğini teminat altına alacak ve kuraklığın olumsuz etkilerini en aza indireceğiz.
Destekler artarak sürecek
Hibe ve teşviklerle üretimi desteklemeyi yeni dönemde de sürdüreceklerini dile getiren Başkan Yücel Yılmaz, tohum temizleme makinesi, süt soğutma tankı, yem ezme makinesi, taşıt kantarı gibi makine ve ekipman destekleri vermeye devam edeceklerini kaydetti. Başkan Yücel Yılmaz ayrıca mera ıslah çalışmaları, toprak analiz hizmetleri, organik tarım teşvikleri, yem bitkileri tohumu destekleme projelerini de yeni dönemde daha fazla yaygınlaştıracaklarını belirtti. Yılmaz, Büyükşehir’in kooperatiflere verdiği desteğin artarak sürdüreceğini söyledi.
Balıkesir’e BAHEM geliyor
Bigadiç’e Balıkesir Hayvancılık Eğitim Merkezi kuracaklarının müjdesini veren Başkan Yılmaz, “Balıkesir’deki tüm çiftçilerimizin faydalanabileceği, eğitim alabileceği bir merkez olacak. Pazarlama, üretim ve yetiştiricilik olmak üzere üç bölge olarak planladığımız merkez ile hayvancılıkta kalite ve üretimi artıracağız. Bilinçli üretim için eğitim faaliyetleri gerçekleştirilerek üretimde verimin artmasını amaçlıyoruz” açıklamasında bulundu.
6 yeni işleme tesisi ile üretilenler sanayi ürününe dönüşecek
Balıkesir’in bereketli topraklarında üretilen her ürüne Büyükşehir olarak sahip çıkacaklarını vurgulayan Başkan Yücel Yılmaz, “Bu şehir için değer üreten herkesin yanında olacağız. Tarım ve hayvancılığa yalnızca desteklemek yetmez. Ürettiklerimizi sanayi ürününe dönüştürmemiz, katma değer üretmemiz gerekiyor ki; çiftçimiz daha çok kazansın. Bunu da kuracağımız ‘işleme tesisleri’ ile başaracağız. Manda sütü işleme tesisi, bal dolum ve paketleme tesisi, fide üretim tesisi başta olmak üzere 6 yeni işleme tesisi kuruyoruz” dedi. – BALIKESİR
]]>Kurum, Bahçelievler’deki Cem Vakfı Genel Merkezi’ni ziyaret etti. Vakıf Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan ile bir araya gelen Kurum’a, ziyaretinin sonunda “Gelin canlar bir olalım.” yazılı çini takdim edildi.
Murat Kurum, daha sonra Türkiye İhracatçılar Meclisine (TİM) ziyarette bulundu.
Türkiye her alanda kendisine yeten bir ülke olacaksa bunun ihracat ve üretimle olacağını vurgulayan Kurum, “Yine gençlerimiz bu ülkede geleceğe güvenle bakacaksa eğer, bunun altyapısını yapacak olan buradaki dostlarımızdır. Şubatta TİM’in 21 milyar dolarla rekor kırdığını gördük. Bu da bizi gerçekten ziyadesiyle mutlu etti. Ülkenin ihracatının, istihdamının artması şehir adına da önemli.” diye konuştu.
İstanbul’un ilçelerinde 70 gündür esnafla bir araya geldiğini anlatan Kurum, “İstanbul’u dinliyoruz. İstanbul’un 5 yıllık süreçte üzüldüğünü, kırıldığını gördük ve vatandaşımızın beklentisiyle karşı karşıyayız. Artık İstanbul gibi bir metropolde İstanbul’un sorunlarıyla ilgilenecek bir belediye anlayışı bekleniyor. İlçe belediyeleriyle uyum içerisinde çalışacak, İstanbul’a bir vizyon ortaya koyabilecek bir anlayış ve hizmeti vatandaşımız bekliyor ve bunu da her ortamda dile getiriyor.” ifadelerini kullandı.
Kurum, kentin sorun ve beklentilerini bakan ve milletvekili olduğu dönemden iyi bildiğini belirterek şöyle devam etti:
“Ben de İstanbul milletvekili olarak yapmış olduğum görevlerde, İstanbul’un birçok alanında hizmet etme fırsatına eriştim. O dönemde buradaki birçok dostumuzla birlikte çalıştık. Bakanlık yaptığımız süre boyunca bir ayağımız İstanbul’da oldu. İstanbul’un sorunlarını, problemlerini bilen, bu manada hem sanayici tarafıyla hem vatandaşımız hem üretim tarafında birçok alanda şehrin sorunlarına hakim bir kardeşinizim. İstiyorum ki 31 Mart seçimlerinde İstanbul’un geleceği adına çok önemli bir karar alalım. Yani bu mesele benim şahsi meselem değil, ülkemizin meselesi, İstanbul’un meselesi.”
“İstanbul’un kibre, ilgisiz bir belediye başkanına ihtiyacı yok”
İstanbul’da beklenen depremin Türkiye’nin milli güvenliğine, hatta bağımsızlığına yönelik bir tehdide dönüşebileceğine dikkati çeken Kurum, böylesine bir riske karşı da topyekun mücadele edilmesi gerektiğini kaydetti.
Kurum, “İstanbul’un sanayisine, üretimine ilişkin bu kararları da hayata geçirelim istiyorum. İstanbul’un bu istişareye, mütevazı duruşa ihtiyacı var. İstanbul’un kibre, ilgisiz bir belediye başkanına ihtiyacı yok. İstanbul’u, İstanbul’un üretimini, sanayisini kendi şahsı, geleceği için basamak olarak görecek bir belediye başkanına da ihtiyacı yok.” değerlendirmesinde bulundu.
Murat Kurum, mevcut İBB yönetiminin sadece taksi konusuna değil, başka birçok meseleye de ilgisiz kaldığını söyledi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun açtığı Kent Lokantaları’na ilişkin de Kurum, “11 tane lokanta açmayı hizmet gören bir anlayış var. İddia ediyorum, ben 2 ayda İstanbul’un 964 mahallesinde açarım. Lokanta nedir?” dedi.
TİM Başkanı Mustafa Gültepe’nin ev sahipliği yaptığı toplantıda Kurum’a, Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır da eşlik etti.
]]>Çeşitli temaslarda bulunmak üzere geldiği Sakarya’da bir fabrikada gerçekleştirilen Ferizli Organize Sanayi Bölgesi (OSB) toplu açılış törenine katılan Kacır, ülkenin dört bir yanında sanayi ve teknoloji ekosistemine yeni tesisler ile altyapılar kazandırmanın gururunu ve heyecanını yaşadıklarını söyledi.
Dünyanın, küresel boyutta birçok krizin ardı ardına yaşandığı zorlu dönemden geçtiğine işaret eden Kacır, “Korumacı politikalarla tedarik zincirleri baştan sona değişirken ticaretin vazedilmiş kuralları adeta yeniden yazılıyor. Bu tabloda Türkiye; son 22 yılda Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde inşa ettiğimiz siyasi istikrar iklimi, rekabetçi ve sürdürülebilir sanayi ve üretim altyapısı, güçlü AR-GE ve inovasyon ekosistemimizle küresel ekonominin parlayan yıldızı olarak öne çıkıyor. Son dönemde üretimde, istihdamda, ihracatta gördüğümüz tablo, bu gerçeğin yansımasıdır.” diye konuştu.
“Üretim altyapılarını yeşil ve dijital dönüşüme uygun hale getirecek projelere imza attık”
Kacır, gayrisafi yurt içi hasılanın 14 çeyrektir kesintisiz büyüyerek Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1 trilyon doların üzerine yükseldiğini aktararak şunları kaydetti:
“İhracatımız, kalkınmamızın lokomotifi imalat sanayinden aldığı güçle 255 milyar doları aştı. 32 milyon kişiyle istihdamda da tarihimizin en yüksek seviyesini yakaladık. Ekonomiye ilişkin güven göstergeleri yukarı yönlü seyretmeye devam ediyor. Bu başarı; sanayicilerin, yatırımcıların ülkemize güveninin ve yatırım iştahının ne denli yüksek olduğunun, geleceğe ne denli büyük umutla ve heyecanla baktığının en önemli işareti.”
Vatan için alın teri döken, taş üstüne taş koyan her ferdin yanında olmaya devam ettiklerini, katma değerli üretimle kalkınan Türkiye’yi birlikte inşa ettiklerini vurgulayan Kacır, sanayicilere altyapısı güçlü ve çevre dostu planlı sanayi alanları sunduklarını ifade etti.
Kacır, son 22 yılda 70 ilde 159 organize sanayi bölgesi projesi (OSB) için 58 milyar lira, 61 ilde 139 modern sanayi sitesi projesi için yaklaşık 25 milyar lira kaynak kullandırdıklarını belirterek bu kaynaklarla müteşebbisler için alt ve üstyapısı tamamlanmış, ulaşım imkanları gelişmiş sanayi alanları oluşturduklarını, emekçilerin hayatlarını kolaylaştıracak tesisleri şehirlere kazandırdıklarını anlattı.
Nitelikli insan kaynağını güçlendirecek, üretim altyapılarını yeşil ve dijital dönüşüme uygun hale getirecek projelere imza attıklarını aktaran Kacır, yıllar içinde gerçekleştirdikleri tüm bu projeler ve mevzuat düzenlemeleriyle OSB’lerin ülkenin yatırım, istihdam, üretim ve ihracat ekseninde büyümesinin anahtarı haline geldiğini belirtti.
Bakan Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnşallah önümüzdeki dönemde kamuoyuyla paylaşacağımız Ulusal Sanayi Alanları Master Planı ile lojistik bağlantıları dikkate alarak kümelenme anlayışına uygun sürdürülebilir, yeni yeşil sanayi alanları oluşturmaya devam edeceğiz. Türkiye’de halihazırda sanayi alanlarının yüzölçümümüzdeki payı yüzde 0,36 düzeyinde. Bunu rakiplerimizle bazı Avrupa ülkeleriyle mukayese ettiğimizde yükseltmek zorunda olduğumuzu görüyoruz. Sanayi alanlarını artırmak için elbette şimdiye kadar olduğu gibi organize sanayi bölgeleri ve endüstri bölgeleri yatırımlarını sürdüreceğiz.”
Bugün yürüttükleri planlı sanayileşme hamlesiyle Anadolu’nun dört bir yanında yeni üretim üsleri kurduklarından bahseden Kacır, Sakarya’nın da bunlardan biri olduğunu kaydetti.
Sakarya’da 2002’de 3 organize sanayi bölgesi varken 1 milyar liranın üzerinde altyapı yatırımıyla kente 6 yeni OSB ve 2 endüstri bölgesi kazandırdıklarını belirten Kacır, “Böylece Sakarya ‘sanayi şehri’ kimliğine kavuştu ve mevcut istihdamı yaklaşık 10 misline çıkardık; 26 binden fazla nitelikli istihdamı organize sanayi bölgelerinde oluşturduk. Sakarya’yı katma değerli ve teknoloji odaklı üretimin merkezi haline getirdik. Sakarya, Türkiye’nin üretimine yaptığı katkıyla yüz akı illerimizden biri. Sakarya’ya her geldiğimizde organize sanayi bölgelerimizde gördüğümüz yeni yatırımlar bizleri gururlandırıyor.” dedi.
Kacır, bugün de toplam 1,2 milyar lirayı aşan yatırımla hayata geçirilen 5 fabrika ve OSB itfaiye merkezinin açılışını gerçekleştirdiklerini dile getirerek ağaçtan metale, otomotivden zirai ürünlere geniş yelpazede faaliyet yürüten ve yatırım teşvikleriyle hayata geçen bu üretim tesislerinin tam kapasite üretime geçtiklerinde 400 kişiye daha istihdam sağlayacaklarını dile getirdi.
“AR-GE teşviklerimizle yanınızda olmaya devam edeceğiz”
Sanayicilere çağrıda bulunan Bakan Kacır, şöyle devam etti:
“Günümüz ekonomisinin rekabetçi yapısında var olmanın yolu, sadece maliyet avantajı sağlamanın ötesinde güçlü üretim kabiliyetlerinizi yüksek teknoloji odaklı AR-GE ve yenilikçilik yaklaşımlarıyla buluşturmaktan geçiyor. Bu anlayışla yaptığınız yatırımları güçlü AR-GE ve inovasyon altyapısıyla kuvvetlendirmenizi bekliyoruz. Katma değerli üretim yolculuğunuzda her zaman yanındayız. Bunun için Sakarya’mıza 24 AR-GE ve 5 tasarım merkezi kurduk. Sanayicilerimizin katma değerli AR-GE ve yenilik odaklı projelerine 8,7 milyar lira destek olduk. Gerçekleştirdiğiniz bu yatırımlarda, teşviklerimizle nasıl yanınızda olduysak ülkemizin AR-GE ve inovasyon kapasitesini güçlendirecek her adımınızda AR-GE teşviklerimizle yanınızda olmaya devam edeceğiz.”
Savunma sanayisinde paradigma değişimlerini doğru zamanda yakalayarak Türkiye’yi dünyada insansız hava aracı üretiminde liderliğe taşıdıklarında işaret eden Kacır, bu başarı hikayesinin benzerlerini birçok alanda gerçekleştirmelerinin mümkün olduğunu kaydetti.
Bunun için gerekli siyasi iradenin, AR-GE ve üretim kabiliyetinin, nitelikli insan kaynağının bulunduğunu aktaran Kacır, Togg’un bu yaklaşımın sivil alandaki ilk örneği olduğunu söyledi.
Kacır, Türkiye’nin otomotivde kendi milli markasını hem de yeni nesil teknolojilerle yollara çıkarmayı başardığını, küresel rekabet sahnesinde yerlerini aldıklarını, 60 yıl aradan sonra “Devrim” otomobili rüyasını devrin otomobiliyle gerçeğe dönüştürdüklerini anlatarak “Şunun fakındayız, Türkiye’nin sanayi ve teknoloji alanında sıçrama yapabilmesi için bir tek Togg yetmez. Önümüzdeki dönemde yürüteceğimiz etkin sanayi politikalarıyla 5G teknolojilerinden uçan akıllı mobilite sistemlerine, bataryadan çip teknolojilerine, güneş panellerinden rüzgar türbinlerine, biyoteknolojik ilaçlardan yeni nesil uydu teknolojilerine, hızlı trenlere kadar pek çok alanda büyük bir atılım dönemine adım atmayı hedefliyoruz.”
Sakarya Valisi Yaşar Karadeniz de son dönemde yatırım akını yaşanan kentin bugün her yönüyle bölgenin parlayan yıldızı haline geldiğini belirterek emeği geçen iş insanlarına ve işçilere teşekkür etti.
Konuşmaların ardından İl Müftüsü Mehmet Aşık’ın dualarıyla kurdele kesilerek toplu açılış gerçekleştirildi.
Törene AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, AK Parti Sakarya milletvekilleri Lütfi Bayraktar, Murat Kaya, Ertuğrul Kocacık, Ferizli Kaymakamı Hasan Balcı, AK Parti İl Başkanı Yunus Tever, Serdivan Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı’nın Sakarya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Yusuf Alemdar, Ferizli Belediye Başkanı İsmail Gündoğdu, sanayiciler ve çalışanlar katıldı.
]]>Van’ın ilçeleri Gürpınar ve Gevaş’taki programlarının ardından Tuşba’ya geçen Yumaklı, Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde düzenlenen “Yem Bitkileri Tohumu ve Sıvat Dağıtım Töreni”ne katıldı.
Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, Van’ın tarımsal üretim açısından önemli bir il olduğunu söyledi.
Kentin küçükbaş hayvancılık ve mera varlığında Türkiye birincisi olduğunu belirten Yumaklı, Van’ın korunga, arpa, yonca ve diğer yem bitkileri ürünlerinde de ilk üç il arasında yer aldığını ifade etti.
Van’da bal üretiminin de çok önemli bir noktada olduğunu vurgulayan Yumaklı, şöyle konuştu:
“Buradaki Araştırma Enstitüsü de Van’a yakışacak bir enstitü. Daha önce olmaması bir eksiklikti. Van ve 5 ilimizi ilgilendirecek, tarımsal ve üreticimizin ihtiyacı olan ürün araştırmalarının enstitüde yapılıyor olmasının mutluğunu yaşıyoruz. Son dönemlerde dünya farklı bir süreçten geçiyor. İklim değişiklikleri var. Sizler de Van’da bunun etkisini zaman zaman görüyorsunuz. Tüm bunlar, aslında gıda arzı güvenliğiyle alakalı. İnsanların temel ihtiyaçlarını temin etme konusunda tüm ülkeleri yeniden düşünmeye sevk etmiş durumda. İşte tüm bunlar Araştırma Enstitülerinin ülkeyi geleceğe hazırlama noktasındaki önemini bir kez daha ortaya koymuş durumda.”
“Anaç hayvan sayısını artırmayı hedefliyoruz”
Van’ın hayvansal üretimde de önemli bir merkez olduğunu ifade eden Yumaklı, halihazırdaki potansiyelin istedikleri düzeyde olmadığını aktardı.
Yumaklı, 5 yıllık hayvancılık yol haritasında belirttikleri gibi kaliteli ve verimli küçükbaş hayvan sayısının artırılması konusunda kararlı olduklarını kaydederek, “Bununla ilgili devletimizin tüm unsurları şu an konsantre olmuş durumda. Verilecek kredilerden desteklere, üretilecek ürünlerden üretim bölgelerine kadar çok önemli bir hazırlığımız var. Çok kısa zamanda resmi yayınlama süreci bitecek ve tüm vatandaşlarımız bundan faydalanmaya başlayacak.” dedi.
Hayvan hastalıklarıyla ilgili konuyu bir kez daha gündeme getirdiğini ifade eden Yumaklı, şunları söyledi:
“Bu bölgede küçükbaşı 10 milyonluk bir sayıyla hedefleyelim. Buradaki en önemli hususlardan biri de hayvan hastalıklarının engellenmesidir. Özellikle aile işletmelerine buzağı, kuzu ve oğlakta koruyucu aşı desteği vereceğiz. Ayrıca küçükbaş hayvanlara koyun, keçi, çiçek aşısı, yeni doğan tüm küçükbaş hayvanlara ise koyun, keçi vebası aşılarını yapacağız. Tüm bunları Bakanlık olarak ücretsiz karşılayacağız. Anaç hayvan sayısını artırmayı amaçlıyoruz. 5 yıllık hayvancılık yol haritasında Van’ın da çok önemli bir pay alacağını düşünüyorum.”
“Hayvan sayısını 10 milyona çıkarma kararlılığındayız”
Yumaklı, 3 milyar liralık yatırım olan Van-Çaldıran Çubuklu Barajı ve Sulama Projesi’nin ihalesini 2023’te yaptıklarını ve inşasını en kısa sürede tamamlayacaklarını belirtti.
AK Parti hükümetlerinin en büyük özelliklerinden birinin de başladığı işi en kısa sürede bitirmek olduğunu dile getiren Yumaklı, şöyle devam etti:
“Barajın açılışını da inşallah Sayın Cumhurbaşkanımızın katılımıyla en kısa sürede yapacağız. Projeyle 50 bin dekar alan sulanacak. Daha verimli, daha kaliteli bir üretim yapılacak. Van merkeze 215 milyon liralık yaklaşık 11 taşkın koruma projemiz var. 2024 yatırım programına alındı. Türkiye’de en çok mera ıslahının yapıldığı il Van’dır. 23 kırsal mahalledeki yetiştiricilerimize 30 ton yonca, 25 ton korunga tohumu,160 ton gübre ve 1250 sıvat dağıtımını gerçekleştirdik. Hayvan sayısını 10 milyona çıkarma kararlılığındayız. Köyümde Yaşamak İçin Bir ‘Sürü’ Nedenim Var Projesi’ne bakanlık olarak gereken desteği vereceğiz.”
Politikalarını “önce millet” düsturuyla yaptıklarını vurgulayan Yumaklı, sözlerini şöyle tamamladı:
“Potansiyellerimizi, üretimlerimizi marka haline getirmeden, satışını sağlamadan gerekli ilerlemeyi sağlamamız mümkün değil. Dolayısıyla sektörlerimizin ve üretimlerimizin güçlü, kaliteli verimli olması lazım. Coğrafi işaret almış 18 ürün var. Daha çok coğrafi işaret alıp Van’ın mutlaka dünya çapında bir markasının olmasını sağlamamız lazım.”
“İlimiz tarım ve hayvancılık memleketi”
Vali ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ozan Balcı ise kentte tarım ve hayvancılık alanında önemli çalışmaların yapıldığını ifade etti.
Tarım ve hayvancılığa çok önem verdiklerini bildiren Balcı, “İlimiz tarım hayvancılık memleketi. Çok çalışkan çiftçilerimiz var. Tüm zor şartlara rağmen üretim yapmaya çalışıyorlar. İlimizin tüm birimleriyle uyum içinde tarım ve hayvancılığı daha ileriye götürme gayretindeyiz.” dedi.
AK Parti Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu da bölgenin en önemli istihdam kaynaklarından birinin tarım ve hayvancılık olduğunu belirtti.
Türkmenoğlu, “Tarım ve hayvancılık alanında sessiz devrimler yaptık. Çiftçimiz de gerçek manada hem üretiyor hem de devletine desteğini sürdürüyor. Emek veren, üreten tüm çiftçilerimize teşekkür ederim.” ifadelerini kullandı.
Çiftçilere tohum ve sıvat dağıtımının yapıldığı programa, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Ersin Dilber, Hayvancılık Genel Müdürü Salih Çelik, Tarımsal Araştırma ve Politikalar Genel Müdürü Metin Türker, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gülşen Orhan, AK Parti İl Başkanı Emre Güray, AK Parti Van Büyükşehir Belediye Başkan adayı Abdulahat Arvas ve çiftçiler katıldı.
Törenin ardından Atmaca Mahallesi’ndeki küçükbaş hayvan işletmesini ziyareti ederek besicilerin taleplerini dinleyen Yumaklı, ardından Tuşba ilçesindeki AK Parti Seçim Koordinasyon Merkezi’ne geçerek partililerle buluştu.
Bakan Yumaklı, daha sonra sektör temsilcileriyle bir araya gelerek talep ve önerilerini dinledi.
]]>Samsun’da su ürünleri yetiştiriciliği yapan ve yetiştiricilik belgesi almış toplam 36 tesis mevcut. Su ürünleri yetiştiricilik üretiminin önemli bölümünü Derbent Baraj Gölü ve Yakakent açıklarında Karadeniz’de üretim yapan tesisler oluşturuyor. Yine aynı zamanda su ürünleri yetiştiriciliği proje kapasitesi 21 bin 108 ton/yıl olan Samsun’un 15 bin 350 ton/yıl alabalık ve Türk somonu olmakla birlikte 5 bin 688 ton/yıl levrek üretimi imkanı bulunuyor.
Samsun’da faaliyet gösteren Derbent Baraj Gölü’nde 14 adet, Yakakent ilçesinde Karadeniz’de 12 adet su ürünleri yetiştiricilik tesisi mevcut. Diğer tesisleri Havza, Ladik ve Vezirköprü ilçelerinde küçük ölçekli tesisler olarak yer almakta. Samsun’da 2022 yılında 12 bin 378 ton, 2023 yılında ise 13 bin 971 ton su ürünleri yetiştiriciliğinde üretim gerçekleştirildi.
Derbent Baraj Gölü’nde yetiştirilen alabalıkların bir kısmı iç piyasada tüketiliyor. Büyük bir kısmı ise ortalama 500-600 gr ağırlığa ulaşınca Yakakent’te bulunan su ürünleri yetiştiricilik tesislerine canlı olarak naklediliyor ve denizde 1,5-4 kg ağırlığa ulaşıncaya kadar beslenerek büyütülüyor. 1,25 kg ve üzeri büyütülen alabalıklar ‘Türk somonu’ olarak adlandırılarak ihraç ediliyor. 2023 yılında su ürünleri yetiştiricilik tesislerinde toplam 8 bin 771 ton Türk somonu üretimi gerçekleştirildi.
Su ürünlerinde 7. sırada
Samsun su ürünleri yetiştiriciliğinin her geçen yıl artış gösterdiğini belirten İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, “Bilindiği gibi ilimiz 210 km sahil şeridine sahip olmanın yanında baraj ve doğal göller bakımından zengin su kaynaklarına sahiptir. Bu kaynakların çevreye zarar vermeyecek şekilde sürdürülebilir olarak kullanılması başlıca hedefimizdir. Dünya ve ülkemizde balıkçılık verilerine bakılırsa avcılık yolu ile elde edilen su ürünleri üretiminin giderek düşüş kaydettiği görülecektir. Dünya ve buna paralel olarak ülkemiz nüfusunun artması su ürünleri stoklarına uygulanan baskının artmasına sebep olmuştur. Bu nedenle yetiştiricilik yolu ile su ürünleri üretimine ihtiyaç her geçen gün artış göstermiştir. Su ürünlerinin kültür ortamında üretimi stratejik olarak önemlidir. Son yıllarda dünya çapında yaşanan savaş ve ekonomik sıkıntılara rağmen ilimiz su ürünleri yetiştiricilik sektörünün büyümesini kararlıkla sürdürmektedir. Bu büyümeye Tarım ve Orman Bakanlığımızın desteklemeleri büyük katkı sunmuştur. Bakanlığımız 2023 yılında, yaptıkları üretim için ilimiz su ürünleri yetiştiricilik tesislerine toplam 5 bin 298 ton üretim için 6 milyon 646 bin 737 TL net ödeme yapmıştır. Amacımız ilimiz su kaynaklarının mümkün olduğunca kullanılarak Samsun ilimiz ve ülkemiz ekonomisine katkı sağlamaktır. İlimizde yetiştiricilik ve avcılık yolu ile üretilen su ürünlerimiz yurt dışına pazarlanmakta ve her yıl yaklaşık 45-50 milyon dolar gelir sağlanmaktadır. Son yıllarda çevremizde patlak veren savaşlara ve küresel ekonomide yaşanan sıkıntılara rağmen ilimiz balıkçılık sektörü yoluna kararlılıkla devam etmektedir. Samsun ilimizde 2022 yılı verilerine göre ülke bazında su ürünleri yetiştiriciliği üretimi bakımından 7. sırada yer almıştır. İlimiz su ürünleri yetiştiricilik tesislerinde yaklaşık 150 kişi istihdam edilmekte olup, su ürünleri işleme ve değerlendirme tesisleri ile beraber bu rakam 300 kişi civarına ulaşmaktadır. Su ürünleri yetiştiricilik sektörümüzün büyümesi ve gelişmesi için elimizden gelen her türlü desteği vermeye devam edeceğiz” dedi. – SAMSUN
]]>Van’daki programları kapsamında Gürpınar ilçesine geçen Yumaklı, AK Parti Seçim Koordinasyon Merkezi’nde vatandaşlarla bir araya geldi.
Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, güçlü Türkiye’nin yolunun güçlü tarımdan geçtiğini söyledi.
Türkiye’nin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına tüm illerde vatandaşlarla bir araya geldiklerini belirten Yumaklı, şunları kaydetti:
“Gürpınar yüz ölçümü olarak Türkiye’nin en büyük ilçesi. Meralarıyla, varlıklarıyla, tarımsal üretim için son derece önemli bir ilçemiz. Geçmişe dönük baktığımda son 21 yılda buraya yaklaşık 3 milyar lira destek verildiğini gördüm. Bunlar yeterli mi? Değil elbette. Bizim daha çok çalışmamız lazım. Bizler ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ düsturuyla hareket ederek tüm vatandaşlarımızı kucaklıyor, refah ve huzurunu daha iyiye götürmek için çalışıyoruz. Bugün de bu umutlarımızı daha ileriye götürmek için Türkiye’de gitmediğimiz, dolaşmadığımız, halini hatırını sormadığımız hiçbir üretici bırakmama niyetindeyiz.”
Yumaklı, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerin önemine değinerek, “Birliğimizin gücümüz olduğunu, bölündüğümüz zaman yok olacağımızı hiçbir zaman unutmamamız lazım. O yüzden şu memleket için taş üstüne taş koymaya çalışan, üreten kim varsa başımızın üzerinde.” diye konuştu.
Memleketin üretime ihtiyacının olduğunu vurgulayan Yumaklı, şöyle devam etti:
“Üretim rakamlarımızı artıracağız. Vatandaşımızın, memleketimize gelen turistlerin ihtiyacını göreceğiz ve ihraç edeceğiz. İhracattan elde edilen gelirler de size hizmet olarak geri dönecek. Buradan bir tek kardeşimizin bile göçmesini istemeyiz. Kendi atasının toprağında üretimini yapsın. Gençlerin, kadınların, aile işletmelerinin özellikle hayvancılık desteklerinden nasıl daha fazla faydalandığını hep birlikte göreceğiz. Bir iki hafta içerisinde yayınlanacak. Süreci başladı.”
Milletin gönlünü fethetmeye çalıştıklarını belirten Yumaklı, gelecek seçimler için değil her zaman gelecek nesiller için çalıştıklarını ifade etti.
“Sulama tesislerini bir an önce hizmete sunmak için çalışıyoruz”
Bakan Yumaklı, daha sonra Gevaş ilçesindeki AK Parti Seçim Koordinasyon Merkezi’ne geçerek partililerle buluştu.
Merkezin önünde vatandaşlara hitap eden Yumaklı, ilçede İkizler Göleti’nin yapımının devam ettiğini belirtti.
Tarımsal üretimde sulamanın önemine değinen Yumaklı, “İklim değişikliğinden kaynaklı önümüzdeki günler bizi daha çok zorlayacak. O günlere hazır olma adına Gevaş’ta olduğu gibi muhtelif yerlerde yaptığımız sulama tesislerini hızlandırmak, bir an önce hizmete sunmak için çalışıyoruz. Kuşluk Göleti’nin ihalesi tamamlandı. Yapımına bir an önce başlanması için gerekli talimatları verdik. Dağyöre Göleti ile ilgili planlama çalışmaları devam ediyor. Arkadaşlarımızın Yanıkçay Barajı ile ilgili çalışmaları tamamlandı. Takipçisi olacağız.” diye konuştu.
Bakan Yumaklı’ya, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, AK Parti Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gülşen Orhan, AK Parti Gürpınar Belediye Başkanı Hayrullah Tanış, Gevaş Belediye Başkanı Murat Sezer, AK Parti İl Başkanı Emre Güray, AK Parti Van Büyükşehir Belediye Başkan adayı Abdulahat Arvas eşlik etti.
]]>Çeşitli ziyaretlerde bulunmak üzere Van’a gelen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Van Valiliğini ziyaret ederek Vali ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ozan Balcı’dan kentteki çalışmalar hakkında bilgi aldı. Bakan Yumaklı, daha sonra burada yaptığı açıklamada, Türkiye yüzyılını üreticinin yüzyılı yapma vizyonuyla çıktıkları yolda kuzeyden güneye, doğudan batıya tüm illere ziyaretlerde bulunduklarını belirtti. Tarım ürünleri üretimi açısından önemli illerden biri olan Van’ı ziyaret ettiklerini ifade eden Bakan Yumaklı, “Bu serhat şehrimizde son 21 yılda uyguladığımız politikalarla güçlü bir tarımsal alt yapının oluşmasını sağladık. Yaklaşık 38,4 milyar liralık yatırım ve desteklerle bu alt yapının oluşması sağlanmış oldu. Su ve sulama alanında da 23,5 milyar liralık yatırımla 173 tesis hizmete alındı. Kırsal kalkınma desteklerimiz de devam ediyor. Ağaçlandırma anlamında da 6,6 milyon fidan ve tohumu toprakla buluşturmuş olduk. Yaklaşık 1,1 milyon dekar alana sahip 14 ovamızı da koruma altına almış olduk. Van’da üretilen 18 ürün de coğrafi işaret alarak markalaşma yolunda önemli adım attı. Van’ın potansiyelini geliştirmek adına gelecek dönemde de son 21 yılda yapılandan daha planlı, daha verimli, daha ekonomik tarımsal üretim yapılabilmesi adına desteklerimiz devam edecek” diye konuştu.
Hayvancılık destekleme ödemelerinin cuma günü üreticilerin hesaplarına aktarmış olacağını açıklayan Bakan Yumaklı, “Kullanılmayan tarım arazilerinden suya göre tarım, tarımsal üretim planlaması, TÜİK ile başlayan tarım sayımı çalışması dahil olmak üzere ülkemizdeki sektör paydaşlarını etkileyecek bütün unsurları göz önüne alarak bu düzenlemeleri hayata geçirdik. Hayvancılık yol haritasını açıklamıştık. Gençlerin, kadınların ve aile işletmelerinin desteklenmesi, hayvan hastalıklarıyla mücadele, sürü verimliliğini ve kalitesini artırmak adına sürünün değişimi, küçükbaş hayvanlara yapılacak olan aşıların ücretsiz şekilde tamamlanması gibi birçok husus yol haritamızda açıklanmış oldu. Ülkedeki bütün yetiştiricilerin daha verimli, daha kaliteli, daha üretken şekilde üretimlerini yapabilmesi adına hayvancılık desteklerini yeniden revize ettik. Küçükbaş hayvancılığın başkenti olan Van’dan bir müjde vermek istiyorum. Anaç koyun, keçi desteği ve sürü yenileme desteği başta olmak üzere birçok başlıkta toplam 3 milyar 870 milyon liralık hayvancılık destekleme ödemelerini bu cuma günü saat 18.00’den itibaren üreticilerimizin hesaplarına aktarmış olacağız. Tüm üreticilerimize hayırlı uğurlu olsun. Van özelinde iki müjdemiz daha olacak. Su, tarımsal üretim için son derece önemli. Van-Çaldıran Çubuklu Barajı ve Sulaması Projesi’nin ihalesini 2023 yılının sonunda yapmıştık. Hava şartları müsaade ettiğinde barajın inşasına başlamış olacağız. 50 bin dekar sulama alanına sahip. 11 yerleşim yerindeki verimli tarım arazilerini suyla buluşturmuş daha verimli ve daha kaliteli üretimin temelini atmış olacağız. Van merkez ve ilçelerinde 215 milyon lira maliyetli 11 taşkın koruma projemizi de 2024 yılı yatırım programımıza aldık. Güçlü Türkiye’nin yolu güçlü tarımdan geçer. Cumhurbaşkanı’mızın bu sözü bizim de düstur aldığımız bir husustur. Van’da bu manada güçlü tarımı oluşturmak adına üretim yapan, emek sarf eden bütün paydaşlarımıza teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. – VAN
]]>Ziyaretlerde bulunmak üzere Van’a gelen Yumaklı, Van Valiliğini ziyaret ederek, Vali ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ozan Balcı’dan kentteki yatırımlar ve çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Yumaklı, daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye Yüzyılı’nı, üretimin ve üreticinin yüzyılı yapma vizyonuyla çıktıkları yolda kuzeyden güneye, doğudan batıya tüm illere ziyaretlerde bulunduklarını söyledi.
Bugün tarımsal üretim açısından önemli illerden biri olan Van’ı ziyaret ettiklerini kaydeden Yumaklı, “Bu serhat şehrimizde son 21 yılda uyguladığımız politikalarla güçlü bir tarımsal alt yapının oluşmasını sağladık. Yaklaşık 38,4 milyar liralık yatırım ve desteklerle bu alt yapının oluşması sağlanmış oldu. Su ve sulama alanında da 23,5 milyar liralık yatırımla 173 tesis hizmete alındı. Kırsal kalkınma desteklerimiz de devam ediyor. Ağaçlandırma anlamında da 6,6 milyon fidan ve tohumu toprakla buluşturmuş olduk. Yaklaşık 1,1 milyon dekar alana sahip 14 ovamızı da koruma altına almış olduk. Van’da üretilen 18 ürün de coğrafi işaret alarak markalaşma yolunda önemli adım attı.” diye konuştu.
Van’da bitkisel üretimin geçen sürede 7 kat, süt üretiminin yüzde 133, tarımsal hasılanın da son 21 yılda 19 kat arttığını dile getiren Yumaklı, Van’ın potansiyelini geliştirmek adına gelecek dönemde de son 21 yılda yapılandan daha planlı, daha verimli, daha ekonomik tarımsal üretim yapılabilmesi adına desteklerin devam edeceğini vurguladı.
“Hayvancılık destekleme ödemelerini cuma günü üreticilerimizin hesaplarına aktarmış olacağız”
Son dönemde tarımla, tarımsal üretimle alakalı, sektörün gelişmesi ve sorunlarının çözümüne ilişkin devrim niteliğinde düzenlemelerin yapıldığını anlatan Yumaklı, şöyle devam etti:
“Kullanılmayan tarım arazilerinden suya göre tarım, tarımsal üretim planlaması, TÜİK ile başlayan tarım sayımı çalışması dahil olmak üzere ülkemizdeki sektör paydaşlarını etkileyecek bütün unsurları göz önüne alarak bu düzenlemeleri hayata geçirdik. Hayvancılık yol haritasını açıklamıştık. Gençlerin, kadınların ve aile işletmelerinin desteklenmesi, hayvan hastalıklarıyla mücadele, sürü verimliliğini ve kalitesini artırmak adına sürünün değişimi, küçükbaş hayvanlara yapılacak olan aşıların ücretsiz şekilde tamamlanması gibi birçok husus yol haritamızda açıklanmış oldu.”
Ülkedeki bütün yetiştiricilerin daha verimli, daha kaliteli, daha üretken şekilde üretimlerini yapabilmesi adına hayvancılık desteklerini yeniden revize ettiklerini anımsatan Yumaklı, bu çalışmanın yayınlanma sürecinde olduğunu, bütün üreticilerin uygulamalarını yayınlanacak olan düzenlemeler kapsamında yürütmüş olacaklarını dile getirdi.
Küçükbaş hayvancılığın başkenti olan Van’dan bir müjde vermek istediğini belirten Yumaklı, şunları kaydetti:
“Anaç koyun, keçi desteği ve sürü yenileme desteği başta olmak üzere birçok başlıkta toplam 3 milyar 870 milyon liralık hayvancılık destekleme ödemelerini bu cuma günü saat 18.00’den itibaren üreticilerimizin hesaplarına aktarmış olacağız. Tüm üreticilerimize hayırlı uğurlu olsun. Van özelinde iki müjdemiz daha olacak. Su, tarımsal üretim için son derece önemli. Van-Çaldıran Çubuklu Barajı ve Sulaması Projesi’nin ihalesini 2023 yılının sonunda yapmıştık. Hava şartları müsaade ettiğinde barajın inşasına başlamış olacağız. 50 bin dekar sulama alanına sahip. 11 yerleşim yerindeki verimli tarım arazilerini suyla buluşturmuş daha verimli ve daha kaliteli üretimin temelini atmış olacağız. Van merkez ve ilçelerinde 215 milyon lira maliyetli 11 taşkın koruma projemizi de 2024 yılı yatırım programımıza aldık. Güçlü Türkiye’nin yolu güçlü tarımdan geçer. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın bu sözü bizim de düstur aldığımız bir husustur. Van’da bu manada güçlü tarımı oluşturmak adına üretim yapan, emek sarf eden bütün paydaşlarımıza teşekkür ediyorum.”
Bakan Yumaklı’ya Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, AK Parti Van Milletvekilleri Kayhan Türkmenoğlu, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gülşen Orhan, AK Parti İl Başkanı Emre Güray, AK Parti Van Büyükşehir Belediye Başkan adayı Abdulahat Arvas, MHP İl Başkanı Salih Güngöralp eşlik etti.
]]>Kacır, Çardak Organize Sanayi Bölgesi’nde yapımı tamamlanan 11 fabrikanın açılış törenine katıldı.
Açılışı yapılan fabrikaların yatırım tutarının 5,3 milyar liraya ulaştığını anlatan Kacır, bu yatırımları hayata geçiren sanayicileri canı gönülden kutladığını söyledi.
Kacır, yatırım, istihdam, üretim ve ihracat rotasında kalkınma yolculuğuna güçlü şekilde devam ettiklerini ifade ederek, “Dayatmalara boyun eğmeden, günlük siyasetin geçici tartışmalarına aldırmadan, ülkemizi siyasi ve ekonomik prangalardan kurtararak tam bağımsız ve müreffeh Türkiye hedefine doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Pandemiye, küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalara ve bölgemizdeki savaşlara rağmen dayanıklılığını ispatlayan Türkiye ekonomisi 14 çeyreklik sürede kesintisiz büyüme sergiledi. Sanayimizin güçlü üretim performansıyla 2023 yılında ihracatımızı 255,8 milyar dolara taşıdık.” diye konuştu.
Ülkenin dört bir yanında kurdukları organize sanayi bölgeleriyle üretim ve refahın yurt sathına yayılmasını sağladıklarını belirten Kacır, dün Yalova’da, geçen hafta Giresun ve Batman’da fabrikalar açtıklarını ve yeni üretim tesislerinin temellerini attıklarını hatırlattı.
Kacır, 2002 yılında iktidara geldiklerinde Türkiye’de organize sanayi bölgesi sayısının 192 iken bu rakamı 361’e çıkararak organize sanayi bölgesi olmayan il bırakmadıklarını dile getirdi. Kacır, şöyle devam etti:
” OSB’lerimizde çalışan sayısını 415 binden 2,6 milyona çıkardık. Kurduğumuz yeni organize sanayi bölgelerimizle altyapısı ve üstyapısı tamamlanmış, ulaşım imkanları gelişmiş sanayi alanlarını yatırımcılarımızın hizmetine sunuyoruz. Sanayicilerimizi bir araya getirerek yüksek yatırım maliyetlerine girmeden verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı bir üretim gerçekleştirmelerine imkan tanıyoruz. Planlı sanayileşme hamlemizin meyvelerini de küresel değer zincirlerindeki rolümüzü her geçen gün güçlendirerek alıyoruz. Amerika’dan Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya dünyanın dört bir yanına ihracat gerçekleştiren Denizli’nin, elde ettiğimiz bu başarıda rolü ve payı çok büyük. Bizler de şehrimizde üretim altyapısını güçlendirecek, sanayimizi katma değerli üretime yönlendirecek ve uluslararası rekabetçiliğini güçlendirecek adımları bir bir atmaya devam ediyoruz.”
Denizli’de 2002 yılındaki 3 olan organize sanayi bölgesi sayısını 5’e çıkardıklarını anlatan Kacır, bu bölgelerin altyapı ve üstyapı projelerine son 22 yılda 594 milyon lira kaynak aktardıklarına dikkati çekti.
OSB’lerde 7 bin 500 ilave istihdam oluşturduklarını vurgulayan Kacır, “Şu anda Denizli OSB, Çardak OSB ve Deri İhtisas ve Karma Bölgelerimizde tüm parseller tahsis edilmiş durumda. İnanıyorum ki sanayicilerimiz altyapı çalışmaları devam eden Makine İhtisas OSB ve Çivril OSB’yi de kısa sürede dolduracak. Denizlili sanayicilerimizin girişimcilerimizin yatırım iştahı bizleri umutlandırıyor, gururlandırıyor. Teknik tekstilden tıbbi aromatik bitkilere, otomotivden prefabrik yapı elemanlarına kadar çok geniş bir yelpazede faaliyet yürüten ve yatırım teşviklerimizle hayata geçen bu üretim tesisleri şimdiden 1500 vatandaşımıza ekmek kapısı oldular.” şeklinde konuştu.
Kacır, Denizli’yi gelecek dönemde yeni yatırımlarla buluşturmaya devam edeceklerini ifade ederek, “Küresel rekabetin her geçen gün hızlandığı bir dönemde fark yaratmanın yolu AR-GE’den ve inovasyondan geçiyor. Bizler katma değerli üretim yolculuğunuzda her zaman sizlerin yanındayız. Nitekim bu amaçla Denizli’de 15 AR-GE Merkezi, 12 de tasarım merkezi kurduk. Sanayimizin verimliliğin artırılması ve dijital dönüşüm süreçlerinin hızlandırılması adına Denizli Model Fabrika’yı da şehrimize kazandırıyoruz. Model Fabrikamız bünyesinde dijital dönüşüm, sürekli iyileştirme, yalın üretim gibi konularda eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunacağız.” dedi.
Bugüne kadar yurdun dört bir yanında kurdukları 8 model fabrikanın sağladığı imkanlardan yararlanan işletmelerden çok olumlu geri dönüşler aldıklarını aktaran Kacır, işletmelerde önemli düzeyde performans artışlarına şahit olduklarını dile getirdi.
Kacır, gerek Bakanlık olarak gerek TUBİTAK ve KOSGEB aracılığıyla, günden güne destekleri ve teşvik mekanizlarını çeşitlendirerek ve zenginleştirerek sanayici ve KOBİ’lerin hizmetine sunmaya devam edeceklerini anlatarak, “Sizler yeter ki çalışmaya ve üretmeye devam edin. Her daim yanınızda olmak, bizler için bir görevdir. Eser ve hizmet siyasetiyle Denizli için ve Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz. Uluslararası piyasalarda rekabet edebilen, teknolojik gelişmelere ayak uyduran, pazarları yakından takip eden ve girişimci ruha sahip iş insanlarımız, alışkan, azimli ve dinamik gençlerimiz, teknoloji ve AR-GE peşinde koşan araştırmacılarımızla birlikte Denizli’yi Türkiye Yüzyılı’na yaraşır bir şehir haline getireceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Açılışa Vali Ömer Faruk Coşkun, AK Parti Denizli milletvekilleri Şahin Tin, Nilgün Ök ve Cahit Özkan, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, AK Parti Denizli İl Başkanı Yücel Güngör, iş adamları ve davetliler katıldı.
Bakan Kacır ve beraberindekiler konuşmaların ardından araç filtresi yapan bir fabrika incelemelerde bulundu
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, gıda fiyatlarıyla ilgili açıklama yaptı. Bu yılın şubat ayı Gıda Fiyat Endeksi’ne göre dünya genelinde bir önceki yıla göre yüzde 10.5’lik bir azalış yaşandığının açıklandığına dikkat çeken Gürer, şeker ve et dışındaki tahıl ürünleri, buğday, pirinç ve mısırın yanı sıra bitkisel ham yağlarda da fiyatların gerilediğini ifade etti.
“SON 5 YILDA HAYVANCILIK POLİTİKALARI YANLIŞ UYGULANMASAYDI ÜLKEMİZ DÜNYADAN AYRIŞIRDI”
Şeker, et ve süt ürünlerinde ise Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre bir artış olduğuna değinen Ömer Fethi Gürer, “Son beş yılda uygulanan hayvancılık politikaları yanlış uygulanmasa idi ülkemiz bu bağlamda dünyadan ayrışırdı. Yem ve ahır giderleri artışın yanından buzağı ölümleri, hayvan hastalıkları ve çiğ süt fiyatlar ile ilgili yanlışlar ülkemizi de sorunlu kıldı” diye konuştu.
Gürer, “Brezilya’da olası kuraklığın, Hindistan ve Tayland’a şeker üretimi düşük olma beklentisi dünya farklı ülkelerinde şeker fiyatları olumsuz etkiliyorsa temel gıda ürünlerinde kendi kendine yeten ülke olmanın önemi daha iyi anlaşılmalıdır. Globalleşen dünyada ‘param var gider alırım’ anlayışı ‘ürünü bulursan alırsın’ anlayışına yerini terk etmiştir. Ülkeler kendi kendine yeterlilik için çaba harcarken bazı ülkelerde üretimleri ile gıdadan önemli gelir sağlar konuma ermişlerdir ve bu yolla fayda sağlar boyutta tarımsal ürün ticaretini artırmışlardır” dedi.
“TEMEL GIDADA DOĞRU PLANLAMA ŞART”
Gürer, temel gıda ürünlerinde doğru planlama ile üretimin sağlanması halinde Türkiye’nin dünyadan ayrışacağı gibi gıdada avantajlı konuma da erişebileceğini söyledi. Ülkede 21 gıda ürününde arz açığı bulunduğunu ve bu ürünlerin başlıca gıda ürünü olduğuna işaret eden Gürer, şunları söyledi:
“Örneğin kuru fasulye üretimi 2023 yılında 2002 yılı üretiminin altında oluyorsa ve artan nüfusa göre düşük üretim gerçekleşiyorsa, mevsim etkilerinin rekolteye etkisi de varsa, buna göre bir ekim planlaması sağlanmalıdır. Dünyada tahıl kullanımı 2023/24 yılları için 2 milyar 823 milyon ton olarak öngörülmektedir. Bir önceki üretim yılına göre yüzde bir oranında artış beklenmektedir. 2024 yılı için FAO üretim tahmini buğday için bir önceki yıla göre yüzde 1 artış ile 797 milyon tonu bulabileceği tahmin edilmektedir. Rusya, Çin, Hindistan, İran, Pakistan yanında ülkemizde de 2024 buğday üretim rekoltesinin olumlu seyir izlemesi beklenmektedir. Ülkemiz için bu öngörü DİR kapsamında yurt dışından ürün bulmayı olanaklı kılsa da yerli üretici için artan girdi maliyeti karşında daha düşük taban fiyat verilerek mağdur edilme riskini de yaratmaktadır.”
“RAFTA FİYATLAR BİR ÖNCEKİ YILA GÖRE KATLADI”
Gürer ülkemizde gıda fiyatları bir önceki yıla göre katladığını, bunun da gerçekçi bir desteleme ile planlı bir tarım anlayışından uzaklaşılmasından kaynaklandığını ifade etti. Tarım girdileri gibi gıdada ithalatçı anlayışın gıda fiyatlarının önemli ölçüde artışına vesile olduğuna vurgun yapan Gürer, “Raftaki ürünün ucuz olmasının yolu ithalat değil, kamucu bir anlayışla girdi maliyetlerini düşürüp, çiftçiye tarım kanununda yer alan milli gelirin yüzde birini vermekten geçiyor. Gıdada, Ramazan ayı dolayısıyla sabitlendiğini söylenen fiyatlar dahi el yakıyor. Vatandaş ihtiyacını sınırlı alabiliyor. Tencere zor kaynıyor. Emekli gün doğarken et kuyruğunda, ekmek içinde belediye ekmek satış noktalarında bir ekmeğe erişim için sırada bekliyor. Çarşı-pazar fiyatları market fiyatlarına yetişiyor. Akaryakıttaki fiyat artışı, girdi maliyet artışı ve de aracılık sistemi fiyatların durmasının önünü kesiyor” diye konuştu.
]]>Bakan Kacır, Yalova Organize Sanayi Bölgesi Toplu Temel Atma ve Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmada, ülkenin potansiyeline, insan kaynağına güvenen yatırımcıların, kentlerin örnek sanayi altyapısını, yatırım teşviklerini en iyi şekilde değerlendireceklerine, şehirleri üretim ve istihdamın dinamosu yeni fabrikalarla buluşturacaklarına inandığını söyledi.
Türk ekonomisine güvenen, bu ülkenin kalkınmasına katkı sunan herkesi baş tacı etmeye devam edeceklerini anlatan Bakan Kacır, şöyle konuştu:
“Ülkemizin güçlü üretim ve teknoloji geliştirme altyapısını, ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızın sigortası, kalkınmamızın teminatı olarak görüyoruz. Bu anlayışla siyasi istikrarsızlık, terör ve yanlış sanayi politikaları neticesinde akamete uğramış hikayeler tarihine dönüşmüş sanayileşme tarihimizin seyrini Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde son 22 yılda değiştirdik. Hayal olarak ifade edilen nice eserleri ve projeleri gerçeğe dönüştürdük ve şimdi Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde gerçekleştirdiğimiz Milli Teknoloji Hamlesi ile özgün, yenilikçi ve rekabetçi üretim altyapımızı güçlendiriyoruz.”
Kacır, sanayileşme hamlesinden en üst düzeyde yararlanan sektörlerden birinin de ihracatını 22 yılda 12 kat artırarak 25,2 milyar dolara çıkaran makine sektörü olduğuna işaret etti.
Dünyada sanayileşmenin ve inovasyonun itici unsuru olan makine sektöründe Türkiye’nin üretim yetkinliklerini artırmayı, kritik teknolojileri milli olarak geliştirebilmeyi, yüksek teknoloji alanlarında rekabetçi ürün ve hizmetler sunmayı bir tercihten öte zorunluluk olarak değerlendirdiklerini vurgulayan Bakan Kacır, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Sektörümüzü katma değeri yüksek üretime yönlendirecek ve uluslararası rekabetçiliğini güçlendirecek destek programlarını, bütüncül bir bakış açısıyla uyguluyoruz. Bugüne kadar makine ve makine aksam imalatı ve yatırımları için 9 bin 400’den fazla yatırım teşvik belgesi düzenledik. 491 milyar lira sabit yatırımı teşvik ederek 182 binden fazla nitelikli istihdamın önünü açtık. Sektörümüzün AR-GE ve yenilik kapasitesinin gelişimi için teknoparklarımızda halihazırda faaliyet gösteren 486 teknoloji girişimimize, 170 AR-GE ve 36 tasarım merkezimize bugüne kadar 20,5 milyar lira destek sağladık. Katma değerli üretimi artıracak, cari açığı azaltacak projeleri, AR-GE aşamasından yatırıma kadar desteklediğimiz Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında makine sektöründe 18 projeyi destekliyoruz. Önümüzdeki dönemde girişimcilerimizle el ele AR-GE kapasitemizi güçlendirmeye, ikiz dönüşümü başarıyla uygulayarak sektörümüzün küresel rekabetçiliğini daha üst seviyelere çıkarmaya devam edeceğiz.”
“OSB’si olmayan il bırakmadık”
Makine sektörünün Türkiye’nin üretim odaklı kalkınmasında yeni başarı hikayeleri oluşturmaya devam edeceğini vurgulayan Kacır, “Tabii yalnızca makine sektöründe değil otomotivden mobilyaya, kimyadan beyaz eşyaya tüm sektörlerde yatırımcılarla buluştuğumuzda en çok dile getirilen husus yatırım yeri ihtiyacı. Son 22 yılda bu anlamda büyük bir atılım gerçekleştirdik. Planlı sanayileşme hamlesiyle OSB’lerimizin sayısı 192’den 361’e yükselttik. OSB’si olmayan il bırakmadık.” ifadesini kullandı.
Kacır, Yalova’nın Bursa, Kocaeli ve İstanbul gibi Türk sanayisinin merkezlerine komşu olmasına rağmen OSB’si olmayan iller arasında yer aldığını hatırlatarak, şunları anlattı:
“Son 22 yılda Yalova’mıza çevre hassasiyetini merkeze koyarak 4 yeni OSB kazandırarak şehrimizi sanayi yatırımları için önemli bir merkez haline dönüştürdük. Bugün 4 organize sanayi bölgemiz, 5 bin vatandaşımıza istihdam sağlıyor. 4 OSB’mizde tüm parsellerde üretime geçilmesiyle bu rakam katbekat artacak. Bugün Yalova’mızın yatırım, üretim, istihdam ve ihracat rotasında, şehrimizin kalkınmasında başat rol üstlenen OSB’lerimizden birinde Yalova Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgemizde sizlerle bir aradayız. 5Y olarak adlandırdığımız yenilikçi, yeşil, yüksek teknoloji, yalın ve yerli yaklaşımıyla hareket eden organize sanayi bölgemiz tüm Türkiye’de organize sanayi bölgelerimize örnek teşkil edecek bir model oluşturmayı başardı.
Yeşil ve sürdürülebilir üretim altyapısı sunan organize sanayi bölgemiz, sanayicilerimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını karşılamak üzere elini taşın altına koymayı seçti. OSB’mizin bu doğrultuda yürüttüğü çalışmaların yanındayız. Ekim 2022’de bu kampüs bünyesinde temelini attığımız ve Doğu Marmara Kalkınma Ajansımızın destekleriyle hayata geçireceğimiz ‘Nitelikli İstihdam Merkezi’yle çalışanlarımızı ihtiyaç duyduğumuz yetkinliklerle donatıyoruz. Aynı zamanda merkezimiz bünyesinde verdiğimiz danışmanlık hizmetleriyle firmalarımızın yalın ve dijital dönüşüm yolculuklarında yanlarında yer alacağız.”
Temeli atılan TSE Test ve Kalibrasyon Merkeziyle de makine, otomotiv, tersane, deniz ve demir yolu ulaşımı başta olmak üzere imalat sanayinin farklı kollarında ihtiyaç duyduğu sertifikasyon, muayene-gözetim ve test hizmetleri kapasitesini büyüteceklerini dile getiren Bakan Kacır, “Sanayicilerimiz için zaman ve maliyet tasarrufu sağlayacağız. Sanayicilerimizin ihtiyaçlarına cevap verecek bu tesisleri en kısa sürede tamamlamayı hedefliyoruz.” dedi.
“Üretimi, ihracatı, istihdamı çok daha ileri düzeylere çıkaracağız”
Kacır, Yalova Makine İhtisas OSB bünyesinde toplam 847 milyon lira yatırımla hayata geçirilen 5 üretim tesisinin ve 3 sosyal donatı projesinin açılışını gerçekleştirdiklerini ifade ederek, şu bilgileri verdi:
“Toplam yatırım tutarı 6 milyar lirayı aşan 20 fabrikanın ve 3 OSB sosyal donatı projesinin temelini atıyoruz. Temelini attığımız Yalova Üniversitesi Mühendislik Fakültesiyle şehrimizde kamu, üniversite ve sanayi işbirliğini kuvvetlendirecek önemli bir hamleyi gerçekleştiriyoruz. Mühendislik fakültemizde eğitim gören öğrencilerimiz artık üniversitede öğrendikleri teorik bilgileri bizzat sanayide uygulayarak pekiştirme imkanına sahip olacak. Yine bugün temelini attığımız Kamu Kampüsü’yle de Yalova’da bakanlığımız ve bağlı kuruluşlarımızı tek çatı altında topluyoruz.
Bir anlamda bakanlığımızı sanayicilerimizin ayağına getirerek bürokratik süreçlerle zaman kaybetmemelerini sağlıyoruz. Zamanı altın değerinde kıymetli girişicilerimizin ihtiyaç duydukları bilgiye ve desteğe en hızlı şekilde ulaşmalarını temin edeceğiz. Önümüzdeki dönemde Yalova’nın sanayide ve teknolojide başarı grafiğini daha yukarıya taşıyacak yatırımların önünü açmayı sürdüreceğiz. Sanayicilerimizle girişimcilerimizle yakın işbirliği içerisinde hareket ederek mevcut üretimi, ihracatı, istihdamı çok daha ileri düzeylere çıkaracağız.”
İki projenin daha müjdesini vermek istediğini vurgulayan Kacır, “İnşallah Yalova’nın tüm okullarını TÜBİTAK kitaplıklarıyla hızla donatacağız. Belediye Başkanımız Mustafa Tutuk’un öncülüğünde bizim de desteklerimizle Yalova’yı hızla bir bilim merkezine kavuşturacağız. Bizler Türkiye için çalışan, Türkiye için hayal kuran, Türk ekonomisinin büyümesi, gelişmesi, küresel ölçekte hak ettiği seviyelere ulaşması için taş üstüne taş koyan herkesin destekçisiyiz, yanındayız.” ifadesini kullandı.
İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk’ün duasının ardından temel atma ve açılış için butona basıldı.
Yalova Valisi Hülya Kaya, AK Parti Yalova Milletvekilleri Ahmet Büyükgümüş ve Meliha Akyol, CHP Milletvekili Tahsin Becan, Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk, Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bahçekapılı ile Yalova Makine İhtisas OSB Başkanı Direnç Özdemir’in katıldığı programın ardından kentte Bilim ve Sanat Merkezi kurulması ve ildeki okullarda TÜBİTAK kitaplıkları oluşturulması projelerinin protokol imza töreni yapıldı.
]]>Yalova’ya bir dizi programa katılmak için gelen Bakan Kacır, Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nde Yalova Meyve Suyu Üretim Tesisi’nin açılış törenine katıldı. Kacır, Yalova’nın ilk coğrafi işaretli tarım ürünü Yalova aronyasının üretim hacmini artıracak, aynı zamanda şehrin tarım potansiyelini açığa çıkaracak bu projenin hayırlı olmasını diledi.
Tam bağımsız ve müreffeh Türkiye’yi inşa ederken yatırım teşvikleriyle sanayiye katkı sağladıklarını anlatan Kacır, “KOBİ’lerimize sağladığımız imkanlarla ve bölgesel kalkınma projelerimizle son 22 yılda Yalova’mızı da ihya ettik. Yalova’ya yaptığımız yatırımlarla, eser ve hizmetlerimizle şehrimizin çehresini değiştirdik. Düzenliğimiz 628 yatırım teşvik belgesiyle şehrimizde 133,3 milyar lira yatırımın ve 48 bin 500’den fazla nitelikli istihdamın önünü açtık. Yalova’mızın kalkınmasının başat aktörü olarak gördüğümüz KOBİ’lerimize can suyu olmaya devam ediyoruz” dedi.
22 yıl öncesine kadar parmakla sayılabilecek kadar az KOBİ’nin KOSGEB desteklerinden faydalanırken bu sayıyı 452 milyon liranın üzerinde destekle 5 bin 100’ün üzerine çıkardıklarını anlatan Kacır, şöyle konuştu:
“22 yıl önce Yalova’mızda organize sanayi bölgesi yoktu. Biz şehrimize 4 OSB kazandırdık. Organize sanayi bölgelerimizde 5 bin yeni istihdam oluşturduk. Şehrimizi bilimde ve teknolojide daha ileriye taşımak için, TÜBİTAK akademik, bilim insanı ve özel sektör Ar-Ge destek programları kapsamında 73 projeye ve 133 bilim insanına 342 milyon lira destekte bulunduk. Türkiye’nin teknoloji üssü olma yolundaki yürüyüşünde Yalovalı gençlerimizin de yer alması adına Yalova’da Deneyap Teknoloji Atölyesi kurduk. Yalova’mızın yerel tatlarını, lezzetlerini koruyor, dünyaya tanıtıyoruz.”
Yalova aronyası, Çınarcık işi ve Yalova kivisinin coğrafi işaretle tescillendiğini hatırlatan Kacır, “Kalkınma Ajansı mali ve teknik destek programları ve merkezi programlar vasıtasıyla kadın ve genç istihdamını destekliyoruz. Şehrimizin tarımda, katma değerli üretim potansiyelini harekete geçiriyoruz. Yalova’yı her alanda kalkındırmaya devam ediyoruz. Bugüne kadar kamu kurumlarımızın, mahalli idarelerimizin, üniversitelerimizin, özel sektörümüzün ve sivil toplum kuruluşlarımızın 171 kalkınma projesine 291,3 milyon lira destek verdik. Bugün de yine başta kadınlarımız ve gençlerimizin iş hayatına aktif katılımlarını sağlayacak, şehrimizin tarımsal kalkınmasını destekleyecek ‘Üzümsü Meyvelerle Yalova’da Kır Kent Elele’ projesinin açılışını gerçekleştiriyoruz” dedi.
Bakan Kacır, Doğu Marmara Kalkınma Ajansı’nın 4,4 milyon lira destek verdiği proje ile Yalova aronyası, kivisi başta olmak üzere üretilen meyvelerin işlenmesi için bir meyve suyu üretim tesisi kurduklarını dile getirerek, şunları kaydetti:
“Yerel meyve üretiminin sürdürülebilirliğini destekleyecek, bölgesel kalkınmayı hızlandıracak bu tesisi, meyve üreticilerimizin, kooperatiflerimizin hizmetine sunduk. Aynı zamanda şehrimizin meyve üretiminde verimliliği, kaliteyi ve sürdürülebilirliği artırmak için 20 vatandaşımıza eğitim verdik. Biz Yalova’nın üretim, istihdam, büyüme yolculuğunda her daim yanında, yakınında olmaya devam edeceğiz. Şehrimizi son 22 yılda olduğu gibi kalkındırmaya, potansiyelini harekete geçirmeye devam edeceğiz. Yalova, 1999 depreminde en fazla yara alan illerimizden birisidir. Allah, aynı acıları bir daha yaşatmasın inşallah ancak, şehrimiz küllerinden yeniden doğdu, güçlendi, yenilendi. Yalova son 22 yılda, hızla toparlanarak ülkemizin en cazip, en gözde şehirlerinden biri haline geldi. Afetlere dayanıklı, güvenli, güçlendirilmiş şehirler ancak gerçek belediyecilik anlayışı ile kurulur, imar edilir. Biz şimdiye kadar gerçek belediyecilik yaptık, gönül belediyeciliği yaptık, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz.”
Kacır, Yalova’nın kalkınma hareketini yerelden genele yaymaya devam edeceklerini vurguladı.
Bakan Kacır, daha sonra Vali Hülya Kaya, AK Parti Yalova milletvekilleri Ahmet Büyükgümüş, Meliha Akyol, Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk ve il protokolü ile tesisin açılış kurdelesini kesip tesisi gezdi. – YALOVA
]]>Kentteki programları kapsamında Yalova Belediyesi ve esnaf ziyaretinde bulunan Bakan Kacır, Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’ndeki Yalova Meyve Suyu Üretim Tesisi’nin açılış törenine katıldı.
Bakan Kacır, burada yaptığı konuşmada, eşsiz doğası, bereketli toprakları ve güzel iklimiyle Türkiye’nin meyve üretiminde öncü şehirlerinden Yalova’nın ilk coğrafi işaretli tarım ürünü Yalova aronyasının üretim hacmini artıracak, aynı zamanda şehrin tarım potansiyelini açığa çıkaracak projenin, Yalova’ya ve ülkeye hayırlı olmasını diledi.
Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine taşımak için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlılığı ve güçlü liderliğiyle ülkeyi asra bedel demokrasi ve kalkınma hamleleriyle buluşturduklarını aktaran Kacır, “Yurdun dört bir yanını ulaştırmadan sağlığa, turizmden ticarete, teknolojiden savunma sanayine, güvenlikten tarıma kadar her alanda eserlerle, hizmetlerle adeta ilmek ilmek dokuduk. Sıfırdan inşa ettiğimiz araştırma geliştirme ve inovasyon ekosistemizle, altyapısı güçlü planlı sanayi alanlarımızla, girişimcilik kültürü ve nitelikli insan kaynağıyla Türkiye’yi küresel üretim üssü haline getirdik.” diye konuştu.
Bakan Kacır, Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artıracak, ekonomik ve teknolojik bağımsızlığını tahkim edecek hamleleri bir bir hayata geçirerek yerli ve özgün, teknoloji geliştiren, teknoloji üreten Türkiye’yi inşa ettiklerini belirterek “Artık ürettiği askeri insansız hava araçlarıyla terörü vatan toprağından silen, 60 yıl öncesinin devrim otomobili hayalini devrin otomobilini üreterek gerçeğe dönüştüren bir Türkiye var. Makus talihini yenmiş, yeniden yükselişi gerçekleştirmiş, kadim tarihinden aldığı ilhamla geleceğe umutla bakan güçlü ve büyük Türkiye.” ifadelerini kullandı.
“48 bin 500’den fazla nitelikli istihdamın önünü açtık”
“Türkiye Yüzyılı” adını verdikleri Cumhuriyetin ikinci asrının, ülkenin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine yükselişinin, milletin layık olduğu noktaya taşınmasının asrı olacağını belirten Bakan Kacır, konuşmasına şöyle sürdürdü:
“Tam bağımsız ve müreffeh Türkiye’yi inşa ederken, yatırım teşvikleriyle, sanayi sektörümüze, KOBİ’lerimize sağladığımız imkanlarla ve bölgesel kalkınma projelerimizle son 22 yılda Yalova’mızı da ihya ettik. Yalova’ya yaptığımız yatırımlarla, eser ve hizmetlerimizle şehrin çehresini değiştirdik. Düzenliğimiz 628 teşvik belgesiyle şehrimizde 133 milyar lira tutarındaki yatırımın ve 48 bin 500’den fazla nitelikli istihdamın önünü açtık. Yalova’mızın kalkınmasının başat aktörü olarak gördüğümüz KOBİ’lerimize can suyu olduk. 22 yıl öncesinde parmakla sayılabilecek kadar az KOBİ’miz, KOSGEB desteklerinden faydalanmışken biz bu sayıyı 452 milyon liranın üzerinde destekle 5 bin 100’ün üzerine çıkardık. 22 yıl önce Yalova’mızda organize sanayi bölgesi (OSB) yoktu. Biz şehrimize 4 OSB kazandırdık. Organize sanayi bölgelerimizde 5 bine yakın yeni istihdam oluşturduk.”
Yalova’yı, bilimde ve teknolojide daha ileriye taşımak için TÜBİTAK akademik, bilim insanı ve özel sektör Ar-Ge destek programları kapsamında 73 projeye ve 133 bilim insanına, 342 milyon lira destek sağladıklarını açıklayan Bakan Kacır, Türkiye’nin teknoloji üssü olma yolundaki yürüyüşünde, Yalovalı gençlerin de yer alması adına Yalova’da Deneyap Teknoloji Atölyesi kurduklarını aktardı.
“171 kalkınma projesine 291 milyon lira destek olduk”
Yalova’nın yerel tatlarını, lezzetlerini koruduklarını, dünyaya tanıttıklarını dile getiren Kacır, şöyle devam etti:
“Yalova aronyası, Çınarcık işi ve Yalova kivisini coğrafi işaretle tescilledik. Kalkınma Ajansı mali ve teknik destek programları kapsamında kadın ve genç istihdamını destekledik. Şehrimizin tarımda, katma değerli üretim potansiyelini harekete geçiriyoruz. Yalova’yı her alanda kalkınma yolculuğunda hızlandırıyoruz. Bugüne kadar kamu kurumlarımızın, mahalli idarelerimizin, üniversitelerimizin, özel sektörümüzün ve sivil toplum kuruluşlarımızın 171 kalkınma projesine 291 milyon lira destek olduk. Bugün de yine başta kadınlarımız ve gençlerimizin iş hayatına aktif katılımlarını sağlayacak, şehrimizin tarımsal kalkınmasını destekleyecek ‘Üzümsü Meyvelerle Yalova’da Kır Kent Elele’ projesinin açılışını gerçekleştiriyoruz. Doğu Marmara Kalkınma Ajansımızın 4,4 milyon lira destek verdiği bu proje ile şehrimizin coğrafi işaretli ürünleri Yalova aronyası ve Yalova kivisi başta olmak üzere üretilen meyvelerin işlenmesi için bir meyve suyu üretim hattı ama aynı zamanda bir kuluçka merkezi kurduk. Yerel meyve üretiminin sürdürülebilirliğini destekleyecek, bölgesel kalkınmayı hızlandıracak bu tesisi, meyve üreticilerinin, kooperatiflerin hizmetine sunduk. Aynı zamanda şehrin meyve üretiminde verimliliğini, kaliteyi ve sürdürülebilirliğini artırmak için 20 vatandaşa eğitim verdik.”
“Yalova’nın büyüme yolculuğunda her daim yanında olmaya devam edeceğiz”
Yalova’nın üretimde, istihdamda, büyüme yolculuğunda her daim yanında ve yakınında olmaya devam edeceklerini belirten Kacır, “Şehrimizi son 22 yılda olduğu gibi kalkındırmaya, potansiyelini harekete geçirmeye devam edeceğiz.” dedi.
Yalova’nın, 1999 depreminde en fazla yara alan illerden birisi olduğunu hatırlatan Kacır, sözlerini şöyle tamamladı:
“Allah, aynı acıları bir daha yaşatmasın. Şehrimiz küllerinden yeniden doğmasına, güçlenmesine hükümet olarak muazzam katkı sunduk. Yalova son 22 yılda, hızla toparlanarak ülkemizin en cazip, en gözde şehirlerinden biri haline geldi. Afetlere dayanıklı, güvenli, güçlendirilmiş şehirler ancak gerçek belediyecilik anlayışı ile kurulur, imar edilir. Şimdiye kadar gerçek belediyecilik yaptık, gönül belediyeciliği yaptık, bundan sonra da Türkiye’nin dört bir yanında bu anlayışla yolumuza devam edeceğiz. Çünkü bizim ajandamızda farklı siyasi ikballer, farklı hedefler yok. Bizim ajandamızda sadece millete kesintisiz hizmet etmek, şehirlerimizi geleceğe taşımak, büyük ve güçlü Türkiye hedefini gerçekleştirmek var. Yalova’mız bu anlamda inanıyorum ki, 31 Mart’ta emaneti ehline teslim edecektir. Biz şehirlerimize yatırım yapmaya, potansiyellerini harekete geçirerek kalkınma hareketini yerelden genele taşımaya devam edeceğiz. İnanıyoruz ve biliyoruz ki milletimiz artık ağır bedeller ödeyerek, zorluklara göğüs gererek elde ettiği kazanımlarından ödün vermeyecek. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde müreffeh, daha itibarlı daha güçlü Türkiye için kutlu yürüyüşümüz devam edecek.”
İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk okuduğu duanın ardından Bakan Kacır, Yalova Valisi Hülya Kaya, AK Parti Yalova Milletvekilleri Ahmet Büyükgümüş ve Meliha Akyol, Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk, Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bahçekapılı ile birlikte kurdele keserek tesisin açılışını gerçekleştirdi.
Bakan Kacır, açılışın ardından tesisi gezerek yetkililerden bilgi aldı.
]]>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Kars’ta tarımsal üretim planlama toplantısı yapıldı.
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan tarımsal üretim planlaması kapsamında Kars ve Ardahan illeri tarımsal üretim planlama toplantısı, Kars İl Tarım ve Orman Müdürlüğü toplantı salonunda gerçekleştirildi. Toplantıya, Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Emre Gürçay, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Nuri Yılmaz, Strateji Geliştirme Başkanlığı İdari işlerve Koordinasyon Daire Başkanı Barış Orhan, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Entegre İdare Kontrol Daire Başkanı Ahmet Turan Gürkan, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü Tarım Havzaları Daire Başkanı Ergin Toprak, Kars İl Müdürü Enver Aydın, Ardahan İl Müdürü Muhammet Fatih Cineviz, DSİ 24. Bölge Müdürü Serdar Kotan, Strateji Geliştirme Başkanlığı Ziraat Mühendisi Erkan Atilla, Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü Resul Gök, Şeker Fabrikası Müdürü Hasan Ergün, Kars Orman İşletme Müdürü
Yüksel Saraç, Sarıkamış Orman İşletme Şefi Mustafa Alptekin Gelegen, Toprak Mahsulleri Ofis Müdürü Ömer Apak Kars İl Gıda Kontrol Laboratuvar Müdürü Erdoğan Doğan, Kars ve Ardahan İl Müdür Yardımcıları ile İlçe ve Şube Müdürleri katıldı. Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Emre Gürçay ve Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Nuri Yılmaz yaptıkları sunumlarda; Tarımsal üretimin planlanması, gıda güvenliğinin sağlanması, verimliliğin artırılması, çevrenin korunması ve sürdürülebilirliğin sağlanması ülke genelinde tüm paydaşlarımızla istişare içinde üretim odaklı devam edeceklerini belirttiler. Bu çerçevede Bakanlık politikalarımıza bağlı olarak bitkisel, hayvansal ve su ürünleri üretiminde kayıtlılık, kalite, verimlilik, sektöre yatırım ve sürdürülebilirlik olmak üzere beş eksen üzerinde şekillendirilmektedir. Bu amaçla, 5488 ve 5403 sayılı kanunlarda değişiklik yaparak üretim planlaması, sözleşmeli üretim, kayıtlılık ve sürdürülebilirlikle yeni politikalar oluşturulmaktadır. Bölgesel istikrarlı bir büyüme ile tarımsal üretim planlama modeli uygulanarak stratejik ürünlerin en uygun yerde üretilmesi planlandığının önemini vurguladılar.
Kars İl Tarım ve Orman Müdürü Enver Aydın, ilin genel durumu, tarımsal potansiyeli ve planlamaya alınacak projelere ilişkin konuşmalarının ardından ilgili konularda sunum gerçekleştirdi.
Enver Aydın, Kars’ta ağırlıklı olarak mera hayvancılığı yapıldığı düşünüldüğünde, hayvan içme sulukları mera ve yayla yollarının yapılması, yaylada yaşayan göçerlerin altyapı eksikliklerini giderilmesi gerekliliği ile Birim hayvandan ve birim alandan verim artışı hedefinde, suni tohumlama ile hayvan ırkında gelişim sağlanması, meraların ıslahı ile birim mera alanından ot veriminin arttırılması, küçükbaş ve büyükbaş hayvancılığı geliştirme programları, Sulanan alanlarda modern sulama sistemleri ile birim alandaki verimliliğin ve kaba yem üretiminin arttırılması Hayvan refahının artırılması, verimliliğin yükseltilmesi ve çeşitli hayvan hastalıklarının önüne geçilmesi amacıyla modern barınakların inşa edilmesi konularına dikkat çekti
Toplantıda, üretim planlaması çerçevesinde Kars’ta yapılan çalışmalar gözden geçirilerek Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerince planlama süreci detaylı olarak anlatıldı. – KARS
]]>Bakan Yumaklı, Silivri Muhtarlar, Çiftçiler ve Kooperatif Buluşmaları’nda yaptığı konuşmada, Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz’ın Silivri’de taş üstüne taş koymak adına ne gerekiyorsa yaptığını söyledi.
İstanbul’un Silivri’nin avantajlarından yeteri kadar faydalanamadığını ifade eden Yumaklı, bu anlamda bakanlık olarak üzerine düşen her ne varsa Silivri Belediyesi ile omuz omuza yapacaklarını belirtti.
Kent tarımı kavramına önemine verdiklerini vurgulayan Yumaklı, İstanbul’un parçası Silivri’nin bu yönüyle öne çıktığını bildirdi. Yumaklı, pazarlara yakınlığıyla Silivri’deki tarım ürünlerinin daha ucuz, daha kaliteli ve yüzde 20 fire vermemiş haliyle tüketicilerle buluşabileceğine dikkati çekti.
Yumaklı, “Silivri önemli avantajlara sahip bir ilçemiz. Bu zamana kadar Silivri’de önemli adımlar atıldı. Şunun sözünü ben sözlerimin başında vermek istiyorum; Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz, Silivri’yle ilgili size ne söz veriyorsa, bakanlığımın uhdesinde olan şeylerin aynısı da benim sözümdür.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin hemen hemen her ilinde tarım ve hayvancılık sektörünün temsilcileriyle buluştuklarını, istişareye önem verdiklerini belirten Yumaklı, şunları kaydetti:
“Türkiye’de sürdürülebilir bir tarım üretimi istiyoruz. Sadece söylemekle olmuyor bu işler. Volkan başkanım da söyledi, tarım arazileri imarlı arazilerde değerli olacak. Çünkü bir santimetrekarelik toprak minimum beş yüz yılda oluşuyor. Bunun kıymetini, buna sahip olmayan ülkelerin çırpınışlarından görebilirsiniz. Böyle bir ülkede biz, gerçekten tarım arazilerinin olması gerektiği gibi kullanmamız gerekir, bir santimetrekaresini boş bırakmamamız gerekir.”
Gelecek seçimleri değil, gelecek nesilleri düşündüklerini vurgulayan Yumaklı, iklim değişikliğinden tutun da dünyadaki konjonktür değişikliklerine kadar olmaz denilen ne varsa olduğunu, bütün bu gelişimlerin ve değişimlerin tarımın önemli daha da ortaya çıkardığını anlattı.
“Kırsal Kalkınma Destekleri’ne üreticilerimiz ilgi göstermeli”
İbrahim Yumaklı, tarımın savunma sanayisi kadar önemli olduğunu ve bu anlamda adımlar atılması gerektiğini belirterek, “Silivri’yi bir tarım üssü, Türkiye’nin göz bebeği yapabiliriz. Dediğim gibi en başta ben, bize düşen her ne varsa, Silivri’nin en yakın destekçisi olarak buradayım.” dedi.
İstanbul’a bu kadar yakın, avantajları yüksek olan bir ilçenin çok daha fazla bu işten gelir elde etmesi gerektiğini ifade eden Yumaklı, “İlla böyle devasa yapılar olmadan, göz alabildiğine tarım arazilerinde üretim yapılmasını ben açıkçası tercih ederim. Sürdürülebilir bir üretim istiyoruz. Bu üretimin de verimli yapılmasını istiyoruz, ayrıca üretimin kaliteli ve kayıtlı olmasını istiyoruz. Çünkü ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz. Son olarak sektöre yatırım yapılmasını istiyoruz.” diye konuştu.
2024 yılı Avrupa Birliği (AB) Katkılı Kırsal Kalkınma Destekleri (IPARD) Programı’nın üçüncüsünün yakında açıklanacağını bildiren Yumaklı, şöyle devam etti:
“Burada 786 milyon avroluk bir fon var. Türkiye Cumhuriyeti bunun yarısını karşıladı. Avrupa Birliği’yle birlikte tamamen konusu tarımsal üretimin daha ileriye nasıl götürebilirliğiyle ilgili yapılacak olan yatırımlar. Öncelikle buna üreticilerimizin ilgi göstermesini istirham ediyorum. Özellikle kırsal kalkınma desteklerimizden kadınların ve gençlerin ilave bir pozitif ayrımcılığının olacağını da buradan belirtmek istiyorum. Bu iş, anneler ve babaların yapıp ondan sonrasının kesilmemesi gerekir. Gelecek nesillerin bu sürecin devam etmesi gerekir. Yapanların keyif alması gerekir, para kazanması gerekir. Dolayısıyla, biz bunu gözeterek özellikle kırsal kalkınma desteklerinde ilave pozitif ayrımcılıklarımız var.”
Yumaklı, manda yetiştiriciliğine yönelik özel destekleri olduğunu belirterek, mera ıslahları ve sertifikalı tohumlara yönelik çalışmalarına devam edeceklerini sözlerine ekledi.
Toplantıya, Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz ve AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Yedek Üyesi Mehmet Umur ile muhtarlar, çiftçiler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
]]>Kacır, Giresun Ticaret Borsası yerleşkesindeki Gıda Test ve Analiz Merkezi’nin (GATAM) açılışında, Avrupa Birliği ile ortak finanse ettikleri GATAM’ı, “Rekabetçi Sektörler Programı” kapsamında desteklediklerini söyledi.
Şehre yakışır modern merkezin ülkeye ve millete hayırlar getirmesini dileyen Kacır, tesisin hayata geçirilmesine katkı sunanlara teşekkür etti.
Bakan Kacır, stratejik önemi her geçen gün artan gıda sanayisinin 26,5 milyar dolar ile Türkiye’nin ihracatında en önemli başlıklardan biri olduğunu vurguladı.
Gıda sektörünün teknoloji ve inovasyon odaklı dönüşümüne öncülük eden 57 AR-GE merkezi ve Türkiye’nin dört bir yanına kurdukları teknoparklar bünyesinde 612 teknoloji girişimini desteklediklerini ifade eden Kacır, “TÜBİTAK akademi, bilim insanı ve özel sektör AR-GE destek programları kapsamında son 22 yılda gıda alanında yürütülen 3 bin 26 projeye ve bu alanda araştırmalarını sürdüren 1548 bilim insanı ve gencimize 11 milyar liradan fazla destek sunduk.” diye konuştu.
Kacır, fındığın Türkiye’nin tarım alanındaki en önemli üretim ve ihracat kalemlerinden olduğunun altını çizerek, dünya fındık üretiminde lider konumda olan Türkiye’nin geçen yıl fındık ihracatının 2 milyar dolara yakın düzeyde gerçekleştiğini anımsattı.
Fındığın üretiminde Türkiye’nin rekabet gücünü korumak ve daha fazla katma değer oluşturmak için yeni altyapılar kurduklarını anlatan Kacır, “2 milyon 700 bin avro bütçe ile hayata geçirdiğimiz Giresun GATAM’da kurulan altyapı sayesinde, aflatoksin gibi ileri seviye tetkikler ve mikrobiyolojik analizlerin yanı sıra bölgede daha önce yapılamayan ağır metal ve pestisit testlerini işletmelerimizin hizmetine sunuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, kurulum çalışmaları devam eden fındık kurutmaya yönelik pilot ölçekli mobil fındık kurutma sistemi ile de hasat sezonundaki yağışlardan dolayı fındık üreticilerin ürünlerinin en az düzeyde zarar görmesini sağlayacaklarını kaydetti.
Konuşmaların ardından Kacır ve protokol üyeleri, açılışı yapılan merkezde incelemelerde bulundu.
Yeni tesislerle birlikte Giresun 2. OSB’de istihdam 3 bin 500’e yaklaştı
Bakan Kacır, daha sonra Bulancak ilçesindeki Giresun 2. Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) Giresun Teknopark ile 6 fabrikanın açılış, 4 fabrikanın da temel atma törenine katıldı.
Teknopark sayısını 22 yılda 2’den 101’e yükselttiklerini belirten Kacır, yine destekledikleri 1298 AR-GE ve 327 tasarım merkezi ile ülkede yüksek teknolojili üretim kapasitesi inşa ettiklerini vurguladı.
Kacır, kurdukları bu altyapının neticelerini gördüklerini, meyvelerini aldıklarını ifade ederek, “Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat rotasında büyümemizi kesintisiz sürdürerek kişi başına düşen milli gelirimizi 13 bin 110 dolara, ülkemizin toplam milli gelirini ilk kez 1 trilyon doların üzerine, 1 trilyon 118 milyar dolara çıkardık.” dedi.
Girişimcilik ekosisteminin milyar dolar değerlemeyi aşan 7 Türk teknoloji girişimi çıkardığını vurgulayan Kacır, bunların 6’sının Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın AR-GE teşvikleriyle başarıya ulaştığına işaret etti.
Giresun 2. OSB bünyesinde orman ürünlerinden savunma, mobilyadan gıda sanayisine farklı sektörlerde faaliyet gösteren 6 üretim tesisinin açılışını gerçekleştirdiklerini, 4 üretim tesisinin de temelini attıklarını belirten Kacır, bu tesislerle birlikte Giresun 2. OSB’de istihdamın 3 bin 500’e yaklaşacağını dile getirdi.
Kacır, 1275 metrekare kiralanabilir alana sahip Giresun Teknopark’ta şehrin katma değerli ve teknoloji odaklı kalkınmasına yeni bir ivme kazandıracaklarını vurgulayarak, Bakanlık olarak şimdilik 46 milyon liraya yakın destekle altyapıyı güçlendirdiklerini ve ortaya çıkardıklarını sözlerine ekledi.
Törene, Giresun Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, AK Parti Giresun Milletvekilleri Nazım Elmas ve Ali Temür, Giresun Belediye Başkanı Aytekin Şenlikoğlu, Giresun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yılmaz Can, Giresun Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Hamza Bölük ve diğer ilgililer katıldı.
]]>Kacır, Şebinkarahisar Meydanı’nda düzenlenen mitingde, 22 yıldır Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde tüm Türkiye’yi hizmetlerle donattıklarını ifade etti.
Türkiye’nin çehresinin değiştiğini, bir üretim üssüne dönüştüğünü belirten Kacır, Organize Sanayi Bölgelerinin (OSB) sayısını 192’den 361’e çıkardıklarını aktardı.
Kacır, OSB’lerde çalışanların sayısını 415 binden 2 milyon 600 bine çıkardıklarının altını çizerek, “OSB demek üretim, istihdam, kalkınma demektir. Allah’ın izniyle Cumhurbaşkanımız müjdesini verdi, OSB’miz Şebinkarahisar’a şimdiden hayırlı uğurlu olsun.” dedi.
Eğribel Tüneli’nin geçmişte bir hayal proje olarak görüldüğüne dikkati çeken Kacır, şu değerlendirmede bulundu:
“Ama yurdun dört bir yanında, 81 şehrimizde olduğu gibi burada da Recep Tayyip Erdoğan hayalleri gerçek kıldı. Şimdi artık Giresun yanı başımıza geldi, inşallah yol bağlantılarını tamamlayacağız. Hem Şebinkarahisar-Dereli yolunu hem Şebinkarahisar’ın İstanbul istikametindeki yolunu hızla tamamlayacağız ve burayı ana ulaşım hattının merkezi haline, Karadeniz’in İç Anadolu ile bağlantı noktası haline getireceğiz. Böylelikle inşallah buradaki üretim faaliyetleri daha bereketli, daha katma değerli, daha rekabet gücü yüksek olacak.”
Kacır, Türkiye’nin insansız hava araçlarında dünyada bir numara olduğunu vurgulayarak, “Sadece Türkiye’nin semalarını değil, 30’dan fazla ülkenin semalarını Türkiye’nin SİHA’ları, insansız hava araçları koruyor şimdi. Bayraktar TB2, Bayraktar TB3, ANKA, Aksungur, Akıncı, Kızılelma, Hürkuş, Hürjet, Atak, Gökbey ve nihayetinde KAAN göklerde.” diye konuştu.
Şebinkarahisar’daki tarihi Taşhan’ın restore edildiğini, Arasta Çarşısı’ndaki çalışmaların ise devam ettiğini belirten Kacır, restorasyon sırasının Şebinkarahisar Kalesi’nde olduğunu aktardı.
Gençlik Merkezi projesinin hayata geçirileceğini, cezaevinin ikmal ihalesinin de gelecek ay yapılacağını ifade eden Kacır, AK Parti Şebinkarahisar Belediye Başkan adayı Ömer Şentürk’e destek istedi.
32,1 milyon kişiyle istihdamda tarihin en yüksek seviyesine ulaşıldı
Bakan Kacır, daha sonra DOKAP Bölge Kalkınma İdaresince Şebinkarahisar’da bu yıl uygulanacak projelerin protokol imza törenine katıldı.
Kacır, Şebinkarahisar Halk Eğitimi Merkezi’ndeki törende, ata ocağı Şebinkarahisar’ı gerçekleştirecekleri yeni projelerle daha da büyüteceklerini, ilçenin kalkınmasını ve refahını sürdüreceklerini söyledi.
Kacır, askeri insansız hava aracı üretiminde dünyada, ticari araç, güneş paneli, beyaz eşya, demir-çelik ve çimento üretiminde Avrupa’da lider Türkiye’yi inşa ettiklerini belirtti.
Yatırım, istihdam, üretim ve ihracat rotasından taviz vermeyen ekonomi modeli ile son 14 çeyrektir büyümenin hız kesmeden devam ettiğini vurgulayan Kacır, küresel tedarik zincirinde ve enerji arzında yaşanan kırılmalara, büyük deprem felaketlerine rağmen ihracatta Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdıklarını kaydetti.
Bakan Kacır, 32,1 milyon kişiyle istihdamda tarihin en yüksek seviyesine ulaştıklarını aktardı.
Ülkenin ekonomik, bilimsel ve teknolojik kazanımlarının kalıcı olmasını sağlayacak ve Cumhuriyetin ikinci asrını Türkiye Yüzyılı yapmayı mümkün kılacak çok önemli bir atılıma daha imza attıklarını vurgulayan Kacır, bunun da Milli Teknoloji Hamlesi olduğunu söyledi.
Bakan Kacır, DOKAP Bölge Kalkınma İdaresi ile Şebinkarahisar’da gerçekleşecek 7 projeye 20 milyon lira destek sağladıklarını ifade etti.
Köylerde gerçekleşecek rehabilitasyon projeleri ile yeni sulama alanları oluşturacaklarına dikkati çeken Kacır, kapama meyve bahçelerinin yaygınlaştırılması ve kabuklu meyve yetiştiriciliğinin geliştirilmesi projeleriyle su tasarrufu sağlamanın yanında tarımsal verimliliği ve çeşitliliği artıracaklarını kaydetti.
Giresun’da yetişen endemik bitkilerin potansiyelinin belirlenmesi, sektöre kazandırılması ve burley tütünü yetiştiriciliğinin geliştirilmesi projesi ile yeni ve modern seralar kuracaklarını ifade eden Kacır, Göçer Yetiştiricilerin Yaşam Standartlarının Yükseltilmesi ve Hayvan Refah Düzeyinin Artırılması Projesi ile hayvancılıkla uğraşanlara römorktan konteynere gerekli ekipman ve malzeme desteği sağlanacağını anlattı.
AK Parti İlçe Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılını yaptıktan sonra esnafı, Kadınlar Dokuyor Kadın Kooperatifi’ni, AK Parti İlçe Başkanlığı’nı, MHP’nin seçim koordinasyon ve iletişim merkezini ziyaret eden Kacır, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla da kadınlara çiçek verdi.
Bakan Kacır, programı kapsamında Şebinkarahisar Meslek Yüksekokulu’nda bir araya geldiği gençlerle sohbet etti.
]]>Bu çerçevede bugün Eyüpsultan İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerince yapılan denetime İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürü Ahmet Yavuz Karaca da katıldı.
Fırın, cafe, restaurant ve marketler; iş yeri, ürün ve çalışan hijyeni, fiyat, son kullanma tarihi, kızartma yağı başta olmak üzere çok sayıda başlıkta denetlendi. Denetlenen işletmelerde eksikleri tespit eden ekipler gerekli müeyyideleri uygularken, söz konusu işletmelere eksiklerin giderilmesi için süre verildi.
Özellikle taklit ve tağşişe açık tereyağı, bal, et ürünleri, zeytinyağı gibi ürünlerden numune alınarak, analize gönderildi.
-“Denetimlerimiz 7 gün 24 saat esasına göre yapılıyor”
Gazetecilere açıklama yapan İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürü Karaca, gıda zincirinin tüm aşamalarında tüketici sağlığının korunması ve güvenli gıda arzının sağlanması açısından, ramazanda güvenilir gıdaların tüketime sunulmasının özel bir önem kazandığını söyledi.
Karaca, ramazan öncesinde üretilen un ve unlu mamuller, et ve et mamulleri, süt ve süt ürünleri ile şekerli mamuller üreten işletmelerin resmi kontrollerinde, üretimde kullanılan ham maddelerden başlayarak, üretimin tüm aşamalarının kontrole tabi tutulmasına, depolarda bulunan tüketime hazır ürünlerin etiketlerinin kontrollerine özel önem verdiklerini anlattı.
Ramazan öncesi denetimleri yoğunlaştırdıklarına dikkati çeken Karaca, şunları kaydetti:
“Tarım ve Orman Bakanımız İbrahim Yumaklı’nın talimatıyla denetimlerimiz 7 gün 24 saat esasına göre yapılıyor. Sürekli gıda denetimlerimizi yapıyoruz ancak ramazan ayı, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, yılbaşı öncesi gibi dönemlerde belli alanlarda biraz daha sıkılaştırıyoruz. Bugün de girdiğimiz bir işletmede hijyen yönünden ciddi noksanlıklar var, idari para cezası uygulanacak. Fırın ile ilgili de hijyen sorunu var, orası ile ilgili de gerekli işlemler yapılacak.
Bu sene yapılan denetimlerimiz yoğun şekilde devam ediyor. Et, bal, zeytinyağı gibi ürünler biraz daha taklit ve tağşişe konu olabilen, taklit ve tağşişle daha çok karşılaştığımız ürünler. Zeytinyağı ile ilgili problemlerimiz oldu bu sene. En iyi denetçi tüketicinin kendisi. İşletmelerde, alışveriş yaptıkları yerlerde bir eksiklik gördüklerinde mutlaka bir noksanlık varsa bize iletsinler. Gıda okuryazarlığı çok önemli, aldıkları ürünlerin üstlerine mutlaka baksınlar. Piyasa fiyatının çok altında buldukları üründen şüphelensinler. Bu tür ürünleri de bize ihbar etsinler. İstanbul’da 39 ilçede 730 denetçimizle denetimlerimize devam ediyoruz. Yaklaşık 132 bin işletmemiz var, bu sene ilk 2 ayda 50 bin civarında denetim yaptık.”
42 milyon 201 bin 969 Türk lirası idari para cezası uygulandı
Verilen bilgiye göre, İstanbul ilinde toplam 131 bin 667 gıda işletmesi bulunuyor. 2023 yılında gıda ve gıda ile temas eden madde ve malzeme üretim, satış ve toplu tüketim yerlerinde toplam 228 bin 595 resmi kontrol gerçekleştirildi.
Yapılan resmi kontrollerde uygunsuzluk tespit edilen 6 bin 716 işletmeye yasal işlem uygulandı, 62 işletme hakkında ise savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Yapılan resmi kontrollerde et ve et ürünleri, süt ürünleri, zeytinyağı vb. taklit ve tağşişe açık ürünler başta olmak üzere toplam 9040 numune alınmış ve olumsuzluk tespit edilen 822 adedi hakkında yasal işlem uygulandı.
İl ve ilçe müdürlükleri gıda kontrol ekiplerince 1 Ocak 2024’ten günümüze kadar 4 bin 938 adet ekmek, pide, unlu mamul, şerbetli tatlı üreten ve satan iş yeri, 747 şekerleme, çikolata, helva üretim ve satış yapan iş yeri, 11 bin 992 manav, pazar, şarküteri, market, kuruyemişçi, toptancı hali, 612 hazır yemek üretimi yapan iş yeri, 20 bin 420 lokanta, restoran gibi toplu tüketim yeri, 1205 kasap başta olmak üzere toplam 46 bin 810 iş yeri resmi kontrole tabi tutuldu.
2024 yılı içerisinde gıda ve gıda ile temas eden madde ve malzeme üretim, satış ve toplu tüketim yerlerinde gerçekleşen resmi kontrollerde uygunsuzluk tespit edilen 1013 işletmeye toplam 42 milyon 201 bin 969 Türk lirası idari para cezası uygulanırken, 7 işletme hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Toplam 1660 numune alındı ve uygunsuzluk tespit edilen 59 numune hakkında işlem başlatıldı.
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, bir dizi ziyaret ve yatırım projesinin protokol imza töreni için memleketi Giresun’un Şebinkarahisar ilçesine geldi. Burada esnaf ve vatandaşları ziyaret eden Bakan Kaçır, Kadınlar Kooperatifi tarafından üretilen Tamzara dokuma atölyesini gezdi. Daha sonra Halk Eğitim Merkezi Konferans Salonu’na geçen Bakan Kaçır, DOKAP Bölge Kalkınma İdaresi ile bakanlık arasında Kapama Meyve Bahçeleri, Burley Tütünü, Kabuklu Meyve, Göçer Yetiştiricilerin Satandartlarının Gelştirilmesi projelerinin imza törenine katıldı. Törende konuşan Bakan Kacır, “Baba yurdum, ata ocağım Şebinkarahisar’ı gerçekleştireceğimiz yeni projelerle inşallah daha da büyüteceğiz. İlçemizin kalkınmasını ve refahını sürdüreceğiz. Biz Şebinkarahisar’a sevdalıyız, aşığız. Şebinkarahisar bizim tarihimizdir, soluğumuzdur, nefesimizdir. Bugün de inşallah bu sevdaya yaraşır örnek projelerle Şebinkarahisar’ımızı adeta taçlandıracağız. DOKAP Bölge Kalkınma İdaremiz ile Şebinkarahisar’da gerçekleşecek 7 projeye 20 milyon lira destek sağlıyoruz. Ekecek, Evcili, Hocaoğlu köylerimizde gerçekleşecek rehabilitasyon projelerimiz ile yeni sulama alanları oluşturuyoruz. Kapama Meyve Bahçelerinin Yaygınlaştırılması ve Kabuklu Meyve Yetiştiriciliğinin Geliştirilmesi Projeleri ile su tasarrufu sağlamanın yanında tarımsal verimliliği ve çeşitliliği artırıyoruz. Giresun’da yetişen endemik bitkilerin potansiyelinin belirlenmesi, sektöre kazandırılması ve burley tütünü yetiştiriciliğinin geliştirilmesi projesi ile yeni ve modern seralar kuruyoruz. Göçer Yetiştiricilerin Yaşam Standartlarının Yükseltilmesi ve Hayvan Refah Düzeyinin Artırılması Projesi ile hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımıza römorktan konteynera gerekli ekipman ve malzeme desteği sağlıyoruz. Şebinkarahisarlı üreticilerimizin, çiftçilerimizin ihtiyaçlarını hızlı bir biçimde karşılayarak ilçemizin üretim potansiyelini desteklemeye devam edeceğiz”dedi.
“Cumhuriyetimizin ikinci asrı Türkiye Yüzyılı olacak”
Son 22 yılda istihdamda, Ar-Ge çalışmalarında, askeri hava aracı üretiminde artış sağlandığına da vurgu yapan Bakan Kacır, “Son 22 yılda OSB’lerde çalışan sayısını 415 binden 2,6 milyona, ihracatımızı 36 milyar dolardan 255,8 milyar dolara, Ar-Ge harcamalarımızı 1,2 milyardan 12 milyar dolara, Ar-Ge personeli sayımızı 29 binden 272 bine çıkardık. Askeri insansız hava aracı üretiminde dünyada ticari araç, güneş paneli, beyaz eşya, demir-çelik, çimento üretiminde Avrupa’da lider Türkiye’yi inşa ettik. Üniversite sayımızı 76’dan 208’e çıkararak milyonlarca gencimizi yükseköğretimle buluşturduk. Bazıları tarafından sadece bu ülkenin elitlerine açık olsun istenen bilim yolculuğunun kapılarını milletimizin her bir ferdine açtık. Yatırım, istihdam, üretim ve ihracat rotasından taviz vermeyen ekonomi modelimizle son 14 çeyrektir büyümemize hız kesmeden devam ettik. Küresel tedarik zincirinde ve enerji arzında yaşanan kırılmalara, deprem felaketlerine rağmen 255,8 milyar dolarla ihracatta cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık. Yatırım teşvik sistemimiz ile geçtiğimiz yıl 1,2 trilyon lira yatırım tutarına sahip 15 bin 700’den fazla yatırımın önünü açtık. 32,1 milyon kişiyle istihdamda tarihimizin en yüksek seviyesine ulaştık. Şimdi ülkemizin ekonomik, bilimsel ve teknolojik kazanımlarının kalıcı olmasını sağlayacak ve Cumhuriyetimizin ikinci asrını “Türkiye Yüzyılı” yapmayı mümkün kılacak çok önemli bir atılıma daha imza atıyoruz. O da Milli Teknoloji Hamlesi. 60 yıl öncesinin Devrim otomobili hayalini devrin otomobili Togg’u üreterek gerçeğe dönüştürdük. Milletimiz için mutluluk ve iftihar kaynağı insanlı ilk uzay bilim misyonumuzu başarıyla gerçekleştirdik” dedi.
Yapılan konuşmaların ardından Giresun Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti ile DOKAP Başkanı Hakan Gültekin arasında proje protokolü imzalandı. Bakan Kaçır, buradaki programın ardından ilçede Belediye Başkanlığını, AK Parti ve MHP İlçe Başkanlıklarını ziyaret ederek, gençlerle bir araya geldi. – GİRESUN
]]>ODTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra, 20 yıl kurumsal hayatta çalışan Alan, 2017 yılında zeytinyağı üretimine başladı. Alan, kolunda kötü huylu olduğundan şüphelenilen bir tümörün tespit edilmesinin ardından sağlıklı bir yaşam için harekete geçti ve zeytinyağı ile bu süreçte tanıştı.
Ayvalık’ta zeytin bahçesi alarak işe başlayan Alan, Amerika’ya hem tadım hem de zeytinyağı üretimi üzerine eğitim almaya gitti. Bu alanda çalışan danışmaları Türkiye’ye getiren Alan, üretim sürecinde onların desteğinden de yararlandı.
Nova Vera markasının kurucusu Bahar Alan, AA muhabirine, şu an 1600 dönümlük arazide bulunan toplam 55 bin zeytin ağacından elde edilen ürünler ile üretim yaptıklarını anlattı.
Üretime başladıkları günden bu yana birçok ödül aldıklarını dile getiren Alan, “Her yıl Türkiye’nin en çok ödül alan firması durumdayız. 5 yılda 350’den fazla altın madalya aldık. EVOO Dünya Sıralaması’nda son iki yıldır üst üste dünyanın en iyi 4’üncü zeytinyağı üreticisi konumundayız. Bu seneki hedefimiz, bunu birinciliğe taşımak. Bunun yanı sıra dünyanın en iyi jürilerinin tadım yaptığı yarışmalarda da çeşitli dönemlerde alınan ‘ülkenin en iyisi’, ‘sınıfının en iyisi’ ve ‘dünyanın en iyisi’ gibi ekstra ödüller aldık.” dedi.
İçilebilir kalitede zeytinyağı üretmeye çalıştıklarının da altını çizen Alan, özellikle çocuk zeytinyağı üretiminde Türkiye’nin sayılı firmalarından olduklarını söyledi. Alan “Çocukların beyin ve kemik gelişimleri için zeytinyağı önemli bir unsur. Bu nedenle çocuk zeytinyağını da çıkarttık.” ifadesini kullandı.
Hedef, Türkiye’nin en büyük koleksiyon bahçesini oluşturmak
Türk zeytinyağlarının kalitesinin, yurt dışında çok tanınmadığına işaret eden Alan, “Yurt dışında ‘ucuz zeytinyağı’ olarak biliniyor. Biz yaptığımız üretimle aslında Türkiye’den de çok iyi yağlar çıkabileceğini, farklı çeşitlerin güzel işlenebileceğini dünyaya gösteriyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Alan, ülkede birçok farklı zeytin çeşidinin olduğunu, bu bakımdan Türkiye’nin en büyük koleksiyon bahçesini oluşturma hedefinde olduğunu söyledi.
Bahçesine birçok zeytin çeşidini diktiklerini ifade eden Alan, “Tüm yerel zeytin çeşitlerinin bir arada olmasını, bu zeytin çeşitlerinin tek bir bahçe içerisinde hasadını yapmayı istiyoruz. Türkiye’nin yerel zeytin çeşitlerini en iyi işleyen firma olmak gibi bir niyetimiz var.” dedi.
“Küresel ısınma zeytinyağı fiyatını artırıyor”
Alan, son yıllarda zeytinyağında yaşanan fiyat artışlarında küresel ısınmanın büyük bir rolü olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Bu sene piyasada işlenmek üzere alınan zeytin maalesef dolar bazında arttı. Bunun sebebi küresel ısınma nedeniyle meydana gelen zamansız yağışlar ve kurak bir yaz geçirilmesi. Bunun sonucunda hasat miktarı düştü. Küresel ısınma devam ettikçe tüm tarım ürünlerinde olduğu gibi zeytin ve zeytinyağında da fiyat artışları ile karşılaşma durumu söz konusu olabilir. Bu nedenle bizlerin, üzerimize düşeni yapmamız lazım. Su kaynaklarını ve doğayı olabildiğince korumak gerekiyor.”
]]>Bayraktar, İstanbul’da düzenlenen 6. Enerji ve İklim Forumu’nda, Sakarya Gaz Sahası’nda günlük 3,5 milyon metreküplük üretim seviyesine ulaşıldığı belirtti.
Söz konusu sahada ilk aşamada üretim hedefinin 10 milyon metreküp olduğunu anımsatan Bayraktar, Karadeniz’de arama faaliyetlerinin hızla devam ettiğini söyledi.
Bayraktar, karadaki petrol arama faaliyetleri kapsamında Gabar’da da üretimin devam ettiğini belirterek, “Son gelinen noktada, Gabar’da günlük 37 bin varil petrol üretimini geçmiş durumdayız. Bu ay sonuna kadar 3 yeni kuyu geliyor, dolayısıyla ay sonuna kadar hedefimiz 40 bin varili geçmek. Ondan sonra nisanda da 9 yeni kuyuyla, bu kuyularda yaklaşık 1000 varil civarında günlük üretim yapılıyor. Yılın ilk yarısını bulmadan 50 binlere ulaşmış olacağız ama hedef 2024 sonuna kadar günlük 100 bin varil.” diye konuştu.
-“Heyelan tehlikesi belli noktalarda halen devam ediyor”
Bakan Bayraktar, Erzincan’daki maden kazası sahasında tüm imkanların kullanıldığını, drone, radar ve dedektörlerle 9 işçinin olabileceği potansiyel alanlara ilişkin aramaların yoğunlaştığını söyledi.
“Heyelan tehlikesi belli noktalarda halen devam ediyor.” diyen Bayraktar, çalışan personelin daha büyük felaketle karşı karşıya kalmaması adına çok dikkatli bir çalışma yürütüldüğünü ve kendilerinin de çalışmaya eşlik ettiğini kaydetti.
Bayraktar, toprak altında kalan madencilerin aileleri ziyaret ettiklerini ve ailelere sahaya götürerek sahada yapılan çalışmaları anlattıklarını dile getirerek, “Devletin bütün kurumlarıyla, valimiz, oradaki kaymakam arkadaşımız bütün herkes o ailelerle birlikte. Onlar da bizden şunu istiyorlar. ‘Devlet bize burada sahip çıksın. Bizi mağdur etmesin ve yanımızda olsun.’ Bizim de açıkçası bunu onlara hissettirdiğimizi düşünüyoruz.” diye konuştu.
Şu anda iki bakan yardımcısının sahada bulunduğunu aktaran Bayraktar, “Yarın tekrar İliç’e gideceğim, çalışmaları yerinde görmek istiyorum.” dedi.
Soruşturma bütün yönleriyle devam ediyor
Kazanın meydana geldiği madenin Türk-yabancı ortaklığında işletildiğini belirten Bayraktar, “Şirket yurt dışındaki tecrübesini de buraya getirerek çok dikkatli davrandığı düşünülen ve bizim de öyle davrandığını varsaydığımız ve değerlendirdiğimiz bir şirket. Fakat demek ki, bir şeyler gözden kaçmış. Şu anda bu konuyla alakalı soruşturma bütün yönleriyle, adli yönden, idari yönden, teknik yönden devam ettiriliyor. 8’i tutuklu olmak üzere tutuksuz yargılananlar da var süreç içinde. Bu sayı farklılaşabilir. Bu konuda sorumluluğu olan kimse nerede olursa olsun bu konuyla alakalı hesabını verecek.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Bayraktar, yıl içinde maden sahalarının sürekli denetlendiğini ve sayısal olarak bakıldığında denetlenmeyen maden olmadığını ifade etti.
İliç’teki madenin geçen yıl 2 kez denetlediğini belirten Bayraktar, denetim kalitesiyle alakalı iyileştirilmesi gereken alanlar olduğunu söyledi.
Bayraktar, iyileştirilmesi gereken alanların ötesinde söz konusu maden ocağında ticari faaliyet gerçekleştiren şirketin de kendi üzerine düşen işler olduğunu dile getirerek, “Böyle bir kaza olduğu zaman şirketleri hiçbir yerde göremiyorsunuz, görmediniz de. Ben o gece şirketin Amerika’daki yönetim kurulu başkanına ulaştım. Orada genel müdürlerini acilen Türkiye’ye çağırdım. Yani şirketler de böyle kazalarda kenara çekilip sanki onlar hiç yokmuş gibi davranıyorlar.” dedi.
Düzenli olarak 17 noktadan numune alınıyor
Bayraktar, kazadan sonra gerekli tedbirlerin alındığını aktararak, “Orada siyanürlü toprağın herhangi bir yere ilaveten buluşmaması adına gerekli tedbirleri aldık. DSİ’nin koordinasyonuyla 3 haftada 13 metrelik bir baraj yaptık.” dedi.
Şu an Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda ilerleyen iki aşamalı bir planla çalışmaların sürdürüldüğünü belirten Bayraktar, şunları kaydetti:
“Oradaki kontamine toprağı alıp geçici bir depolama alanına götüreceğiz. Kalıcı depo alanı tespit edildikten ve hazırlandıktan sonra oraya bu kontamine toprak, bulaşık toprak taşınmış olacak. Böylece çevreye zarar vermeden bu konuyu kontrol altına almış olacağız. Düzenli olarak su numunesi 17 ayrı noktadan alınmaya devam ediliyor. Çok şükür hem suda hem de toprakta herhangi bir şekilde çevreyi, insanımızı rahatsız edecek, onların sağlığına zarar verecek herhangi bir şey söz konusu değil.”
Bayraktar, geçmişte yaşanan kazaları da göz önüne alarak maden alanındaki düzenlemeleri daha yalın hale getirmeyi hedeflediklerini ve yeni bir düzenlemeyi meclis gündemine götürmeyi planladıklarını dile getirdi.
Sinop’taki nükleer santral için Rusya ve Güney Kore ile görüşülüyor
Bayraktar, Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) ilk reaktörünün bu yıl devreye alınması için çalışmaların devam ettiğini belirterek, tüm reaktörlerin 2028’de devreye alınacağını söyledi.
Sinop ve Trakya’da dörder reaktörlü nükleer santrale ihtiyaç olduğunu anlatan Bayraktar, Sinop’ta kurulması planlanan santral için Rusya ve Güney Kore ile görüşüldüğünü ifade etti.
Bayraktar, Trakya için de ağırlıklı olarak Çin ile konuştuklarını ve ciddi bir noktaya geldiklerini dile getirerek, “İnşallah bu sene içinde onun adını koymamız gerekiyor. Onun üzerinde çalışıyoruz.” dedi.
“İlk etapta 2 milyar metreküp Türkmen gazı Türkiye’ye getirilebilir”
Bakan Bayraktar, Türkiye’de kurulacak gaz merkezine ilişkin de “İlk etapta İstanbul Finans Merkezi’nde Gazprom ile birlikte gaz ticaret platformu üzerinde çalışıyoruz. Platformu kısa sürede devreye alabileceğimizi düşünüyoruz.” dedi.
Trakya’da içinde deponun, hatların birbirine bağlı olduğu bir fiziki çalışmayı da yürüttüklerine işaret eden Bayraktar, bu kapsamda Türkiye’nin Bulgaristan ve Yunanistan ile olan bağlantı kapasitesinin artırılması gerektiğini vurguladı.
Bayraktar, Türkiye ile Türkmenistan arasında geçen hafta doğal gaz alanında yapılan mutabakat zaptına ilişkin de “Bu aşamada şartların özellikle Türkmen tarafında çok olgunlaştığını görüyoruz. Bu konuda her zaman ilgimiz vardı. Onların da bu konuda şu anda isteklerini görmek ve bunu anlaşma yoluyla teyit etmek bizim için önemliydi.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkmen gazının gelmesiyle alakalı üç alternatifin bulunduğunu aktaran Bayraktar, şunları söyledi:
“Bu alternatiflerden biri, Türkmen gazının swap yoluyla İran üzerinden Türkiye’ye gelmesi. Bir diğeri, Türkmen gazının İran ve Azerbaycan üzerinden yine swap yoluyla Türkiye’ye gelmesi ve bir diğeri de esasen daha uzun soluklu, daha sürdürülebilir ve daha büyük kapasiteli olan Türkmen gazının Hazar geçişli bir boru hattıyla Türkiye’ye gelmesi. Bunların hepsi masada, bunların hepsi konuştuğumuz konular. Elbette ki bazıları için çok daha ilave zamana ve farklı şartlarında oluşumuna ihtiyaç var. Özellikle Hazar geçişli bir boru hattı için.”
Bayraktar, ilk etapta 2 milyar metreküpe kadar Türkmen gazını Türkiye’ye getirebileceklerini kaydederek, “(Türkmenistan tarafıyla) Şu anda bu görüşmeleri devam ettiriyoruz. Hatla ilgili herhangi bir problemimiz yok. Azerbaycan tarafı hazır. Onlarla bu konuda mutabakatımız var ama diğer alternatifleri düşünürsek İran tarafıyla da bu konuda mutabakat sağlamamız lazım.” dedi.
]]>Zonguldak’ın Gökçebey ilçesinde Creavit AR-GE Merkezi açılış töreninde konuşan Kacır, emeğin ve alın terinin şehrine kazandırılan bu altyapının Çanakcılar Şirketler Grubu’na ve millete hayırlı olmasını temenni etti.
Bakan Kacır, 2008 küresel finans krizi ve pandemi sonrasında liberal ekonomiyle ilgili kabul edilmiş, hatta ezberlenmiş söylemlerin bizzat onları koyanlar tarafından terk edildiğini vurgulayarak, barış, huzur ve refah getirmesi beklenen mevcut dünya düzeninin, tam aksine bölgesel çatışmaları tetiklediğini anlattı.
“Türkiye, böyle bir tabloda insanlık için adalet ve merhamet parolasıyla hareket ediyor. Kurulmak istenen tekelci düzene itiraz ederek güçlü sanayi ve teknolojisi, istikrarlı siyasi yapısı, insana ve insanlığa verdiği kıymetle bölgesinde ve dünyada umut ışığı oluyor.” diyen Kacır, bugünlere kolay gelinmediğini dile getirdi.
Türkiye’nin birinci ve ikinci sanayi devrimini ıskaladığını, 70’lerde ağır sanayi altyapısını kurma fırsatını kaçırdığını, 80’lerde ise serbest piyasalarda güçlü endüstriye sahip olamadığı için küresel düzeyde rekabet gücü elde edemediğine değinerek, 90’lı yıllarda da enerjisini ve gücünü siyasi istikrarsızlık ve terörle tükettiğini ifade etti.
Kacır, son 22 yılda bu tabloyu değiştirerek sanayiden enerjiye, ulaştırmadan eğitime, sağlıktan çevre ve şehirciliğe kadar her alanda Türkiye’yi yatırımlarla ilmek ilmek dokuduklarını belirterek, “Bugün Türkiye, askeri insansız hava aracı üretiminde dünyada lider, ticari araç, güneş paneli, beyaz eşya, çimento, demir çelik ve seramik sağlık gereçleri üretiminde Avrupa’da birinci olabilen Türkiye’yi inşa ettik. Savunma sanayiinde ülkemizi liderliğe taşıyan yeni nesil endüstri politikasını sivil alana taşıyarak akıllı milli otomobilimiz Togg’u başarıyla yollara çıkardık.” şeklinde konuştu.
“Karadeniz gazının kullanım sürecini 3 yılın altına çekmeyi başardık”
Şimdi “Türkiye Yüzyılı”nda, Milli Teknoloji Hamlesi’ni gerçekleştirerek ekonomik ve siyasi bağımsızlığı tahkim etmek üzere her alanda yeni atılımlar gerçekleştirdiklerine işaret eden Kacır, planlı sanayi alanlarıyla, yatırım teşvikleriyle tüm şehirlerde olduğu gibi Zonguldak’ı da yeni yatırımlarla buluşturduklarını kaydetti.
Kacır, son 22 yılda 2,6 milyar lira yatırımla kente yeni organize sanayi bölgesi, 2 sanayi sitesi ve 3 endüstri bölgesi kazandırdıklarını, organize sanayi bölgelerinde istihdamı 9 katına çıkararak 6 binden fazla ilave istihdam oluşturduklarını bildirdi.
Güçlü sanayi altyapısının olmazsa olmazının, enerji arz güvenliğinin sağlanması olduğunun altını çizen Kacır, şöyle devam etti:
“Karadeniz’de yürüttüğümüz yoğun sondaj ve keşif faaliyetleri sonucunda ülkemizin enerji bağımsızlığı yolunda tarihi bir adım olan Karadeniz gazını da devreye aldık. Dünyada keşfedilen gazın işlenip kullanıma sunulması genellikle 6-7 yıl gibi bir zaman alırken, biz bu süreci hızlandırarak 3 yılın altına çekmeyi başardık. İnşallah yeni kuyularla tam kapasiteye ulaştığımızda, ülkemizin yıllık doğalgaz ihtiyacının önemli kısmını Karadeniz’deki doğalgaz sahalarımızdan karşılıyor olacağız.
Projeyle enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmanın yanında Zonguldak ve çevresini önemli lojistik ve üretim merkezine dönüştürüyoruz. Özellikle, güçlü lojistik bağlantılarıyla ulusal ve uluslararası yatırımcılara entegre sanayi altyapısı sunacak Filyos Endüstri Bölgesi’nin tamamlanmasıyla Zonguldak’ımız orta-yüksek ve yüksek teknoloji odaklı yatırımlara ev sahipliği yapacak. Ülkemizin enerji üssü olmanın yanında katma değerli üretimin ve nitelikli istihdamın adresi olacak.”
Bakan Kacır, ülkenin üretim odaklı kalkınma yolculuğunda seramik sektörünün, yüzde 80’in üzerinde yerli girdi oranıyla cari açığı azaltmada stratejik öneme sahip olduğunu anlatarak, “Sağladığımız siyasi istikrar, yatırım teşviklerimiz ve insan kaynağımızla sektörümüz bugün dünyada söz sahibi konuma erişti. Başarı hikayesinde elbette Çanakcılar Şirketler Grubu’nun da katkısı büyük ve kıymetli. 1960 yıllarda bir atölyede başlayan üretim serüveni bugün 129 bin metrekare kapalı alanda 1200’den fazla çalışanıyla estetik, sağlıklı, kaliteli ve doğa dostu ürünler tasarlayan, seramik ve banyo sektöründe birçok ilke imza atan, ülkemizin gurur kaynağı, dünya markası dev bir topluluğa dönüştü.” ifadesini kullandı.
“Ülkemiz kendisine güvenenlere kazandırmaya devam edecek”
Seramik sektörünün uluslararası arenada rekabetçiliğini koruması için AR-GE yatırımları, kalite ve estetik odaklı üretimin hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Kacır, bugün açılışını yaptıkları 1000 metrekare alana kurulu merkezin, sektörün katma değer odaklı üretim yolculuğuna yeni soluk katacağını dile getirdi.
Kacır, yeni nesil seramiklerin geliştirilmesi ve seramik atıkların geri dönüşümüne yönelik çalışmalarıyla merkezin, Creavit’in inovasyon ve sürdürülebilirlik odaklı büyümesine öncülük edeceğini belirterek, “Tabii biz bunlarla yetinmiyoruz. Çıtayı yüksek tutmak lazım. Gelecekte kendilerinden birçok patent, faydalı model, endüstriyel tasarım ve uluslararası ödül beklediğimizi ifade etmek istiyorum. Geçmişteki tecrübelerini göz önüne aldığımızda başarılı olacaklarından şüphe duymuyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin, insan kaynağı kapasitesiyle büyük potansiyele sahip olduğuna işaret eden Kacır, sözlerini şöyle tamamladı:
“Asya’dan Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya kıtalararası köprü vazifesi gören Türkiye, bölgesinin parlayan yıldızı olarak küresel üretim ve AR-GE üssüne dönüştü. Sadece son 22 yılda Türkiye’de teknoparkların sayısını 2’den 101’e, teknoparklarda faaliyet gösteren, AR-GE ve inovasyon yapan firmalarımızın sayısını 56’dan 10 binin üzerine çıkardık. Türkiye’de AK Parti iktidara geldiğinde hiçbir özel sektör firmamızda AR-GE merkezi bulunmuyorken, bugün Türkiye’nin 1600’den fazla AR-GE ve tasarım merkezi var. 2002’de 29 bin olan AR-GE personeli sayımız 272 bine ulaşmış, Türkiye’miz adeta dev bir AR-GE ordusu kurmuş durumdadır. Bir kez daha yatırımcılarımıza seslenmek istiyorum. Türkiye’nin kapısı dünyanın bütün yatırımcılarına açıktır. Yatırım teşviklerimizle, planlı sanayi uygulamalarımızla, girişimci ve yenilikçi yaklaşımla yatırımcıların yanında olmaya devam edeceğiz. Ülkemiz, kendisine inananlara, güvenenlere hep kazandırdı ve kazandırmaya da devam edecek.”
]]>İSO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın katılımıyla yapıldı.
“İstanbul’un Huzuru” başlığıyla İstanbul’da asayiş çalışmalarının ele alındığı toplantının açılış konuşmasını yapan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İstanbul’un tarihinden kültürüne, ekosisteminden çevre ve doğası ile sosyal yaşam alanlarına kadar her şeyiyle gözbebeği gibi korunması gerektiğini belirtti.
Bahçıvan, bunun da tek bir yolu olduğunu vurgulayarak, İstanbul’un “Güvenli Kent” imajının daha da güçlendirilmesi ve pekiştirilmesi gerektiğini kaydetti.
İstanbul’da yaşayan her bir bireyde, suç, kabahat ve saldırılardan arındırılmış emin ve güvenli bir kentte yaşadığı hissinin yaratabilmesine dikkati çeken Bahçıvan, “Bunun için de İstanbul’un huzur ve asayişini her şeyin üzerinde tutmalıyız. Çünkü bir kentte asayiş ve huzur aynı zamanda o kentin ekonomik dinamizmi açısında da son derece hayatidir. Güvenli bir ortam, bireylerin yaşam kalitesini artırır. Ekonomik faaliyetleri teşvik eder. Toplumsal dayanışmayı güçlendirir. Bir kentte ancak huzur ve asayiş ile birlikte insanlar kendini daha güvende ve özgür hisseder. Bu aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma açısından da kritik önemdedir.” ifadelerini kullandı.
“İstanbul 131 ülkeyi geride bıraktı”
Erdal Bahçıvan, bir kentin huzurunu sadece asayiş ile irtibatlandırmanın doğru bir yaklaşım olmayacağına vurgu yaparak, çevre, barınma, eğitim, istihdam, trafik ve deprem güvenliği başta olmak üzere pek çok faktörün şehir yaşamındaki huzura etki ettiğini aktardı.
Bahçıvan, “İstanbul dünya metropolleri içinde tüm sorunlarına rağmen güvenli metropollerin başında geliyor. İstanbul ve diğer metropollerin suç karşılaştırması yapıldığında, İstanbul’un 131 ülkeyi geride bırakan 15,5 milyonu aşan nüfusuna rağmen düşük suç oranı ve güvenli bir şehir olduğu ortaya çıkıyor. Bu başarıda başta İçişleri Bakanlığımız olmak üzere valiliğimiz ve emniyet güçlerimizin özverili çalışmaları en önemli role sahip.” değerlendirmelerinde bulundu.
Avrupa’nın en kalabalık şehri olan İstanbul’un huzurunun ve yaşam kalitesinin daha da yükseltilmesi için elbirliğiyle daha duyarlı, daha fazla sonuç odaklı gayretler sergilenmesi gerektiğinin altını çizen Bahçıvan, şunları kaydetti:
“Son yapılan bir araştırmaya göre; 39 kriter içinde, 5 kıtada, 450 kenti kapsayan Yaşam Kalitesi sıralamasında İstanbul 137’nci sırada bulunuyor. Bu konularda İstanbul’un daha fazla kaybedecek zamanının olmadığı da dikkatlerden kaçmamalıdır. İstanbul’un huzuru konusuna, sanayinin ve sanayicinin penceresinden bakarak değinirsek; sanayi, sadece ülke kalkınmasında değil, sağlıklı bir kent kalkınması ve huzuru konusunda da önemli bir role sahip. Sanayi bu açıdan gerçekten önemli. Öyle ki, yaşam kalitesi yüksek, huzur ve refah içinde yaşayan toplumlar, sanayileşmeyi başarmış toplumlardır.”
“İstanbul’umuz yıldızı sönmeyecek bir şehirdir”
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İstanbul’un, Avrupa, Rusya, Türk Cumhuriyetleri, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı içine alan bir daire içerisinde üretim ve ticaret bağlamında, ülkenin en temel giriş ve çıkış kapısına sahip olduğunu anımsatarak, bugüne kadar nitelikli işgücü oranının yüksek olması, altyapı olanakları, global lojistik ve pazar imkanlarının Türkiye içinde sanayi yatırımları açısından İstanbul’u önemli ve çekici kıldığını belirtti.
Bahçıvan, “Önemle vurgulamak isterim ki, TÜİK’in açıkladığı son nüfus verileri İstanbul açısından da çok dikkatli değerlendirilmeli. ‘Üretim varsa huzur vardır.’ İstanbul’un nüfus dengeleri, özellikle nitelikli iş gücüyle ilgili konular üzerinde önemle durulmalıdır. İstanbul’umuz yıldızı sönmeyecek bir şehirdir. Değerli bir emanet olarak gördüğümüz İstanbul’a hep birlikte en iyi şekilde sahip çıkmak hepimizin görevi.” değerlendirmesinde bulundu.
“Huzur varsa, üretim olur.” ifadesini kullanan Bahçıvan, üretimi ve huzuru birbirinden ayırmanın mümkün olmadığını anlattı.
Bahçıvan, “İstanbul’da huzurun korunması, birçok paydaşın bir araya gelerek işbirliği yapmasını gerektiren bütünsel bir süreçtir. Biz sanayicilerin asli görevi üretim olmakla birlikte huzur için de üzerimize düşen görev ve sorumluluğu nasıl bugüne kadar aldıysak bundan sonra da almaya devam edeceğiz. Kamu ve sivil toplumun samimiyete dayalı diyalog ve daha fazla işbirliğiyle İstanbul’un huzuru konusunda daha iyi noktalara geleceğimize yürekten inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
“Yeni kuşaklarımız maalesef mesleksiz yetişiyor”
Bahçıvan, İstanbul’un, hem nüfus, hem eğitim, hem göç, hem de bütün bunların istihdamla buluşması bağlamında tam bir laboratuvar imkanı sunduğuna dikkati çekerek, başta sanayi üretimi olmak üzere İstanbul’un, ülke ekonomisinin şah damarı durumunda olduğunun altını çizdi.
Bahçıvan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“TÜİK’in geçen hafta açıkladığı verilere göre; Türkiye 2023 GSYH’sinin yüzde 30,4’ünü İstanbul üretmiş görünüyor. İstanbul ekonomisi, IMF veri tabanına göre 191 ülkenin 144’ünden daha büyük. İstanbul sanayisinin de Türkiye GSYH içindeki payı yüzde 23,9. Türkiye’nin 2022’deki 254,2 milyar dolarlık ihracatının neredeyse yarısını, yani 124,7 milyar dolarlık kısmını İstanbul yaptı. Toplam 31 milyona yaklaşan Türkiye istihdamının da yüzde 20’sini İstanbul’un yarattığını görüyoruz.
2023’te hazinemiz toplam 4,5 trilyon lira vergi toplarken bunun 2,1 trilyon lirasını yani verginin yüzde 47,5’ini İstanbul ödemiş. Böylesine büyük bir ekosistemde ne yazık ki potansiyel istihdam imkanları ile iş gücünü doğru frekanslarda buluşturabildiğimiz söylenemez. Her şeyden önce yeni kuşaklarımız maalesef mesleksiz yetişiyor. Oysa bir toplumun gelişebilmesinin en önemli yolunun üretimden geçtiğini ve üretimin de ancak meslek sahibi bir nüfus ile mümkün olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.”
]]>Türkiye Çimento Sanayicileri Birliği (TÜRKÇİMENTO), dünyanın beşinci, Avrupa’nın lider üreticisi olan Türkiye çimento sektörünün, Cumhuriyetin 100’üncü yıl dönümü olan 2023 yılına ilişkin faaliyet sonuçlarını ve 2024 yılına yönelik hedeflerini, paylaştı. Toplantıya, TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Yücelik, TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve ÇEİS Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu ve Yönetim Kurulu üyelerinin katılımıyla gerçekleşti.
TÜRKÇİMENTO’nun düzenlediği toplantıda konuşan TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Yücelik, “Çimento, hepimiz için stratejik bir ürün. Dünyada sudan sonra en çok tüketilen emtia olan beton sayesinde sağlam geleceğin temellerini atıyoruz. 2023 yılında ülkemizi derinden yaralayan 6 Şubat’taki deprem felaketlerinde de çimentonun ticari bir konu olmaktan ziyade, can güvenliğimizin ayrılmaz bir parçası olduğu bir kez daha anlaşıldı. Türk çimento sektörü olarak Türkiye’nin ihtiyacı olan yatırımların hayata geçmesini sağlayacak üretim kapasitesine fazlasıyla sahip olduğumuzun bir kez daha altını çizmek isterim” dedi.
“2024 yılında, geçen yılki iç satış rakamlarının üzerinde ilave bir artışın yaşanmayacağını öngörüyoruz”
Yaşanan 6 Şubat deprem felaketinin tekrar yaşanmaması adına her zaman uluslararası standartlara uygun ve her daim denetlenebilir çimento üretimini birinci öncelik olarak gördüklerini ve görmeye devam ettiklerini belirten Yücelik, “2023 yılı son çeyreğinde yüzde 10,8 büyüyen inşaat sektörü, yılı yüzde 7,8 büyüme ile tamamladı. İnşaat sektöründeki bu yükseliş, inşaat endüstrisinin en önemli paydaşlarından biri olan çimento sektörünün geleceği için umut verici oldu. 2023 yılında yaşadığımız deprem felaketlerinin ardından bilindiği üzere kentsel dönüşüm projeleri başta olmak üzere, deprem bölgesinin yeniden inşa edilme planı devreye girdi. 2024 yılında, geçen yılki iç satış rakamlarının üzerinde ilave bir artışın yaşanmayacağını öngörüyoruz. Dolayısıyla iç satışların 2023 yılına benzer rakamlarda seyretmesini ve bu yılın daha durağan geçmesini bekliyoruz. Dış piyasaya bakacak olursak; enerji maliyet artışları ve global piyasalarda dalgalanmaların yaşanmaması durumunda, sektör olarak 2024 yılında da 2023’e benzer bir tabloyla karşılaşacağımız ve aynı seviyede yılı tamamlayacağımız kanaatindeyiz” şeklinde konuştu.
“Türkiye 2023 yılında ton ve değer bazında ihracatta Dünya ikincisi olduğunu söyleyebiliriz”
TÜRKÇİMENTO üyelerinin 2023 yılının çimento sektörü olarak nasıl geçtiğine değinen Yücelik, “Toplam üretimimiz, geçen yıla oranla yaklaşık yüzde 10,5 artarak 81,5 milyon tona yükseldi. İç satışlar ise yüzde 19 artışla yaklaşık 65 milyon tona ulaştı. Üye olan ve olmayan tüm fabrikalarımızın ihracat rakamlarına bakacak olursak, 2023 yılında önceki yıla oranla yüzde 28 oranında düşüşle 19,7 milyon tonluk bir dış satış gerçekleştirdik. Bu rakamın 15,7 milyon tonu çimentoyken 4 milyon tonu klinkerden oluştu. Değer bazında ise yüzde 18 düşüşle 1 milyar 265 milyon dolar değerinde dış satış gerçekleştirildi. Bu verilerle Türkiye’nin, 2023 yılında ton ve değer bazında tekrardan ihracatta Dünya ikincisi olduğunu söyleyebiliriz. 100’ün üzerinde ülkeye gerçekleştirilen ihracatta en önemli pazarımız ABD oldu. 2023 yılında toplam ciro ise iç satışlardaki ve dolar kurundaki artışla yaklaşık 4,7 milyar dolar olarak gerçekleşti” diye konuştu.
“Düşük karbonlu üretim 2024’deki en kritik konularımız”
Çimentonun ekonomik verilerin ötesinde stratejik bir ürün olduğunu vurgulayan Yücelik, “Bizim sanayiciler olarak yalnızca üretim-satış rakamlarına odaklanmamız söz konusu değil. Asıl hedefi düşük karbonlu üretim sağlamak olan sektörümüz, yeşil mutabakata uyum, alternatif yakıt ve hammadde kullanımı, enerji verimliliği ve dijitalleşme konularında da titizlikle çalışıyor. Düşük karbonlu üretim yol haritamızda da belirttiğimiz gibi bu yolda alternatif yakıt ve hammadde kullanımı, düşük klinkerli üretim, enerji verimliliği ve teknolojik yatırımlar bizim sektör olarak en kritik konularımız. Türk çimento sektörünün ülkemizin 2053 net sıfır hedefiyle “Türkiye’nin Yeşil Kalkınma Devrimi”ni destekliyor. Özellikle ikiz dönüşüme sektör olarak adaptasyon sürecindeyiz. Dijitali yeşilden ayıramayacağımız bir döneme geçiş yapmış bulunuyoruz. Bu geçişte de bir diğer önemli unsur toplumsal dönüşümdür. Dolayısıyla ikiz dönüşüm sürecini üçüz dönüşüm olarak revize ederek yol haritamızı bu çerçevede çiziyoruz” ifadelerini kullandı.
“2053 net sıfır hedefini destekliyoruz”
Türk çimento sektöründeki sürdürülebilirlik odaklı gelişmeleri içeren ilk Sürdürülebilirlik Raporu’nun sonuçlarını da açıklayan Yücelik, “Raporun TÜRKÇİMENTO’ya üye 52 entegre tesisin 48’inin katılımıyla 2022 yılı faaliyetleri baz alınarak hazırlandı. Raporda baca gazından salınan emisyonlar, atık yönetimi, döngüsel ekonomiye katkı, enerji kullanımı, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve çevresel yatırımlar, çalışma ortamına ilişkin mevcut durum ortaya konuldu. Çimento sektörü, üretim prosesinin kendine has özellikleri ve yüksek miktarda enerjiye gereksinim duyması nedeniyle önlenemeyen sera gazı emisyonların oluştuğu bir sektör olduğu için iklim değişikliği ve sera gazı emisyonlarına raporda özel olarak yer verildi. İklim risklerinin azaltılması ve üretimde karbon yoğunluğunun düşürülmesi için uygulanması gereken yol haritası ve bu konuda sektörün ihtiyacı olan devlet teşvikleri, finansal destek konuları da raporda yer alıyor” dedi.
“Biz bu ülkenin çimentosuyuz”
Geçen yıl yaşanan 6 Şubat depreminin bir daha yaşanmaması için tedbirlerin alınması gerektiğini vurgulayan TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve ÇEİS Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, “Biz bu ülkenin çimentosuyuz ve bu ülkenin bağlayıcısıyız. Biz çimento sektörü olarak taşıması zor ağır bir yük taşıyoruz. Çimento, lojistiği maliyetli bir ürün. Ancak çimentonun kilosu 2 lira 10 kuruş, maliyetin yüzde 70’i enerjiden geliyor. Bugün bir tesisin kurulma maliyeti 300 milyon dolar civarında fakat bizim başka maliyetlerimiz de var. Her yıl fabrikalarımızda 12 -13 milyon dolarlık bir revizyon yapmamız gerekiyor. Türkiye’nin toplam kişi başı çimento tüketim potansiyelinin azami 1000 – 1100 kilolara kadar çıkabilecek. Bizim bugün sektör olarak 120 milyon ton kapasitemiz var. Bu kapasite ile bizim nüfusumuz 150 milyon olmalı ki dışarıya satmadan içerde kullanabilelim. Yeni tesisin açılması ülkemizin karbon azaltımı konusu göz önüne alındığında yöneticilerimizin takdirindedir. Çimento firmaları olarak minimum 45 günlük stoğumuzun elimizde bulunması gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı. – İSTANBUL
]]>Samsun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Yerleşkesi Zirai Karantina Toplantı salonunda Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından Tarımsal Üretim Planlaması kapsamında toplantı düzenlendi. Toplantıda, tarımsal üretim planlaması ve çeşitli sektörel stratejiler üzerine görüş alışverişinde bulunuldu. Katılımcılar, Türkiye’nin tarım sektörünü geleceğe taşıyacak olan planlamalar ve politikalar üzerine yoğun bir istişare süreci gerçekleştirdi. Bu toplantı, Türkiye’nin tarım sektörünü daha verimli ve sürdürülebilir bir hale getirme yolunda atılan önemli bir adım olarak değerlendirildi.
Toplantıda konuşan Samsun İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, bu yılın en önemli konularından birinin Tarımsal Üretim Planlaması olduğuna dikkat çekerek, “Tarım ve Orman Bakanlığımız, suyu merkeze alan ve birçok etkenin üretim planlaması altında değerlendirildiği bir süreç geçirdi. Kanun değişikliğiyle ‘yeni normaller’ dediğimiz hususları da dikkate alarak, bundan sonraki dönemde üretim planlaması yapacağımız süreci başlattı. Üretim planlamasının ana başlıklarından olan sözleşmeli tarımla alakalı da düzenlemeler yaptı” diye konuştu.
Yapılan düzenlemelerin uygulanmasıyla hem üreticiler hem de tüketiciler için faydalı bir sürecin başlayacağını söyleyen Sağlam, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Tarımsal Üretimin Planlanması Hakkında Yönetmelik’in Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini ve bu yönetmelikle ilgili kanunun 5 Nisan’da Resmi Gazete’de yayımlanan Tarım Kanunu’ndaki değişikliklerin bir sonucu olduğunu belirtti. Sağlam, “Tarımsal üretim planlaması çok önemsediğimiz bir konuydu. Bakanlığımızca hızlı bir şekilde yönetmelik çalışması başlatıldı. Artık bundan sonrası, el ele vererek üreticilerimizle, ilgili dinamiklerle bunun uygulanmasını sağlamak başlıca görevimiz” şeklinde konuştu.
İbrahim Sağlam, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından son dönemde hayata geçirilen ekilmeyen arazilerin kiraya verilmesi, sözleşmeli üretim, arazi toplulaştırılması gibi konularda da çalışmalarını sürdürüldüğünü belirterek, “Temel amacımız; gerek bitkisel üretimde gerekse hayvansal üretimde ya da su ürünlerinde halkımızın, artan nüfusun ve ülkemize gelen turistlerin gıda ihtiyacını sağlamak, aile işletmelerinin kapasitesini ve kabiliyetini yükseltmektir” ifadelerini kullandı.
Kaynakların etkin ve planlı kullanılması
Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Mustafa Altuğ Atalay ise konuşmasında şunları söyledi:
“46 ilimizde toplantılar yaparak yerel birimlerin teknik olarak güçlendirilmesini hedefliyoruz. Ülkemizde başta iklim değişikliği ve su kıtlığı olmak üzere ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan yaşanan gelişmeler, tarımsal üretimi önemli ölçüde etkilemektedir. Ayrıca artan nüfus ve yoğun kentleşme sonucunda gıdaya olan talep artışı, gıda güvenliği ve doğal kaynaklar üzerinde olan baskıyı arttırmıştır. Bu nedenle kaynakların etkin ve planlı kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Uzun yıllardır dile getirilen, tüm paydaşların mutabık olduğu devrim niteliğindeki tarımsal üretim planlaması ‘Üretimin Üreticinin Yüzyılı’ yaklaşımıyla yola çıktığımız0 ‘Türkiye Yüzyılı’nda hayata geçirilmesi için ilk adımlar atıldı. Yönetmelik kapsamında bitkisel üretim, hayvansal üretim ve su ürünleri alanlarında üretim planlaması çalışmalarına başlanmıştır. Yerelden merkeze bir yaklaşım ile kurgulanan planlama sürecinde illerdeki tarımsal üretimle ilgili tüm paydaşların temsil edildiği il teknik komiteleri kurulmuştur. Teknik komiteler illerin üretim potansiyeli, belirlenen ülkesel ihtiyaçlar, su varlığını ve iklim değişikliği gibi kısıtları da dikkate alarak illerdeki ürün desenlerini belirleyerek bakanlıkta kurulan Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulu’na ileteceklerdir. Bu amaçla bakanlığımız tarafından bakanlık ilgili birimlerinden genel müdür, genel müdür yardımcısı, daire başkanı ve uzmanların katılımıyla oluşturulan ekip teknik toplantılar düzenleyerek diğer illerimizde de çevrimiçi toplantılar yaparak yerel birimlerin teknik olarak güçlendirilmesi sağlanmaktadır.”
Toplantıya ayrıca; Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü İdari İşler ve Koordinasyon Daire Başkanı Ergin Çilali, Hayvan Sağlığı Genel Müdürlüğü Kanatlı ve Arıcılık Daire Başkanı İslam Köse, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Tarımsal Üretim Planlaması Koordinatörü Sebahattin Keskin ve bakanlığa bağlı tüm kurum ve kuruluşların yöneticileri ile teknik personelleri katıldı. – SAMSUN
]]>Tarımsal Üretimin Planlanması bilgilendirme toplantısı Tekirdağ’da yapıldı. Tekirdağ Tarım ve Orman İl Müdürlüğünde düzenlenen toplantıya, Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Emre Gürcay, Tarım Reformu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Kilci, Strateji Geliştirme Daire Başkanı İbrahim Temizkan, Tarım Havzaları Daire Başkanı Ergin Toprak ve Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünden Su Ürünleri Mühendisi Yılmaz Asutay Turan katıldı.
Yerel birimlerin teknik olarak güçlendirilmesini sağlamak amacıyla teknik bir toplantı gerçekleştirilerek il, ilçe müdürlükleri ve bağlı kuruluş müdürlüklere Tarımsal Üretim Planlaması ile ilgili bilgilendirmeler yapıldı. Toplantıda ayrıca, konuyla ilgili bundan sonra yapılacak olan çalışma takvimleri değerlendirildi.
Toplantıda yapılan açıklamalarda, “Ülkede başta iklim değişikliği ve su sıkıntısı olmak üzere ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan yaşanan gelişmeler, tarımsal üretimi önemli ölçüde etkilemektedir. Ayrıca artan nüfus ve yoğun kentleşme sonucunda gıdaya olan talep artışı, gıda güvenliği ve doğal kaynaklar üzerinde olan baskıyı artırmıştır. Bu nedenle kaynakların etkin ve planlı kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Dünyada yaşanan pandemi, gıda arz ve talep dengesini olumsuz etkilemiş, ülkemize komşu bölgelerdeki savaşlar, gıda güvencesi ve güvenliğini temin etmek için tarımsal üretim planlamasının önemini daha da artırmıştır” denildi.
Açıklamada ayrıca, “Uzun yıllardır dile getirilen, tüm paydaşların mutabık olduğu devrim niteliğindeki tarımsal üretim planlamasının Üretimin Üreticinin Yüzyılı yaklaşımıyla yola çıktığımız Türkiye Yüzyılı’nda hayata geçirilmesi için ilk adımları atıyoruz. Bu çerçevesinde Anayasanın 45’inci maddesinde belirtilen tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak, bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak amacıyla 5488 sayılı Tarım Kanunu’nda yapılan değişiklikle tarımsal üretimin planlanmasında Bakanlığımıza yetki verilmiştir. Tarımsal üretim planlamasının uygulanmasına yönelik ‘Tarımsal Üretimin Planlanması Yönetmeliği’ 14 Eylül 2023’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik kapsamında bitkisel üretim, hayvansal üretim ve su ürünleri alanlarında üretim planlaması çalışmalarına başlanmıştır. Yerelden merkeze bir yaklaşım ile kurgulanan planlama sürecinde illerdeki tarımsal üretimle ilgili tüm paydaşların temsil edildiği il teknik komiteleri kurulmuştur. Teknik komiteler illerin üretim potansiyeli, belirlenen ülkesel ihtiyaçlar, su varlığını ve iklim değişikliği gibi kısıtları da dikkate alarak, illerdeki ürün desenlerini belirleyerek Bakanlıkta kurulan Tarımsal Üretimin Planlanması Kuruluna iletecektir. Diğer taraftan üretim planlamasını teşvik etmek için tarımsal destekler ve hibe programları, sübvansiyonlu krediler, sözleşmeli üretim gibi uygulamalarda düzenlenmeler yapılmaktadır. Bakanlık merkez birimleri ile üretim planlamasının uygulayıcısı taşra teşkilatımızın birlikte hareket etmesi planlama sürecinin başarısı için son derece önemli görülmektedir” bilgilerine yer verildi. – TEKİRDAĞ
]]>Yumaklı, AK Parti Konya İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında, Konya’nın hem bitkisel üretimde hem de hayvansal üretimde Türkiye’nin gıda ihtiyacını karşılayan en önemli şehirlerinden biri olduğunu söyledi.
Son 21 yılda Konya’ya tarım, orman ve su konularında 189 milyar lira yatırım yapıldığına dikkati çeken Yumaklı, Konya’nın potansiyelini harekete geçirmek için Konya Büyükşehir Belediyesi ile birçok çalışma yaptıklarını, yapmaya da devam edeceklerini dile getirdi.
Yumaklı, son aylarda tarımda özellikle bazı konuları çözüme kavuşturmak ya da iyileştirmek adına devrim niteliğinde düzenlemeler gerçekleştirdiklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Örneğin işlenmeyen arazilerin üretime kazandırılmasıyla ilgili gerekli altyapı çalışması bitti ve bunun izleme dönemine geçtik. 2 yıl üst üste işlenmeyen tarım arazilerinin 2 yıl sonra mülkiyeti sahiplerinde kalmak üzere bakanlığımız tarafından kiraya verilerek, kira bedelinin mülkiyet sahiplerine ama bu arazinin tarıma, Türkiye ekonomisine kazandırılması işlemi olacak inşallah. Çiftçi kayıt sistemine kaydolamayan miras veya veraset konularıyla alakalı büyük bir kesim vardı. Bununla ilgili de düzenlemeleri yaptık. Şu ana kadar yaklaşık 4,6 milyon dekarlık ilave arazi için de çiftçi kayıt sistemine kaydolmak üzere başvuru geldi.”
Sözleşmeli üretimin de yeni bir konu olmadığını ama uygulamada istedikleri rakamları bulamadıklarını vurgulayan Yumaklı, farklı sektörlere ait 7 tip sözleşme yaparak bakanlığın garantörlüğünü koyduklarını, tarımsal üretim planlamasını eylülde, hayvansal üretim planlamasını da 2024 başında devreye koymayı hedeflediklerini bildirdi.
“2023 yılında 1 milyon 300 bin gıda denetimi yapıldı”
Hayvancılık yol haritasını kısa süre önce açıkladıklarını hatırlatan Yumaklı, “Bu konuda sektörden gelen destek bizi ziyadesiyle memnun etti. Ben buradan üretim yapan, üretim için gayret sarf eden ve bizlerle omuz omuza veren bütün üreticilerimize tekraren teşekkür ediyorum. Üretim planlamasından hayvan hastalıklarıyla mücadeleye, ıslah planlarından gençlerin ve kadın girişimcilerin sektörde yer almasında, aile işletmelerinin desteklenmesine kadar bütün unsurları kapsayan bir yol haritası. Bunların alt başlıklarını önümüzdeki birkaç gün içerisinde arkadaşlarımız yayınlamaya başlayacak.” ifadesini kullandı.
Yumaklı, AK Parti hükümetleri olarak kalıcı çözümler üretmeye odaklandıklarını vurguladı.
Bakanlık olarak sorumluluk alanlarından birinin vatandaşın güvenilir gıdaya ulaşımını sağlamak olduğuna değinen Yumaklı, şöyle konuştu:
“Bakanlık olarak 2023 yılında 1 milyon 300 bin gıda denetimi yapıldı. Bu denetimlerde 18 bin 948 işletmeye idari para cezası uygulandı. 2024’te de denetimlerimiz hız kesmeden devam ediyor. Ramazan ayının önemi ve farklı bir atmosferi olması sebebiyle bu denetimlerimizi daha da sıklaştıracağımızı ve ramazan ayına özgü olarak 7 bin 500 arkadaşımızın sahaya tekrar çıktığını ifade etmek, Konya’dan bunu duyurmak istiyorum. Başta ramazanda tüketimi çok fazla olan un ve unlu mamuller, pasta ve tatlılar, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri gibi hususlarda yoğun denetimlerimiz de başlamış durumda. İftar yapılan yerlerdeki, toplu tüketim yapılan alanlardaki denetimlerimizi de yoğunlaştıracağız. Burada hijyen koşulları, saklama koşulları, gıdaların son kullanım sürelerini aşıp aşmadıkları gibi içerik denetimleri, analiz denetimleri dahil olmak üzere yapılmış olacak. Ramazan kolileriyle alakalı denetimlerimiz de olacak. Burada etiket ve son tüketim tarihlerini incelemiş olacağız.”
Bakan Yumaklı, en büyük gıda denetçisinin halkın kendisinin olduğunu her zaman vurguladıklarına işaret ederek, “Buradan da bir kez daha ifade edelim, vatandaşlarımızın karşılaştıkları herhangi bir problemi, her türlü iletişim vasıtasıyla bakanlığımıza iletmeleri halinde anında bunlarla ilgili gerekli aksiyon, gerekli tedbir alınacak.” dedi.
AK Parti Konya İl Başkanı Hasan Angı’nın seçim çalışmalarına ilişkin bilgi verdiği toplantıda, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur ibrahim Altay ve AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan da konuşma yaptı.
Toplantıya Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş ve Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca ile bazı milletvekilleri ve teşkilat mensupları da katıldı.
Bakan Yumaklı, toplantının ardından beraberindekilerle Konya İl Tarım ve Orman Müdürlüğünü ziyaret etti.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forum kapsamında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü Atlantik Konseyi Türkiye Temsilcisi ve İcra Direktörü Defne Sadıklar Arslan üstlendi.
Panelde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Zafer Demircan, Azerbaycan Enerji Bakan Yardımcısı Kamal Abbasov, Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile Romanya Enerji Bakanı Sebastian-Ioan Burduja konuşmacı olarak yer aldı.
Atlantik Konseyi Türkiye Temsilcisi ve İcra Direktörü Arslan, Ukrayna’daki savaşın küresel enerji piyasasında hızlı fiyat artışlarına ve belirsizliğe yol açtığını, ülkelerin enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye, sıfır emisyon kapsamında sürdürülebilir, erişilebilir ve yenilebilir enerji kaynaklarına yöneldiklerini söyledi.
Arslan, Türkiye ile Türkmenistan arasında 1 Mart’ta imzalanan Mutabakat Zaptı ve Niyet Beyanı’nın enerji güvenliği alanında önemli olduğunu vurguladı.
“Enerji üretim portföyünü değiştirirken dağıtım sistemini de değiştirmeniz gerekiyor”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Demircan, son 3 yılda yaşanan küresel olayların, iklim değişikliğinin, bölgesel çatışmaların, küresel ekonomik sorunlar ile tedarik zincirindeki sorunların eş zamanlı olarak enerji sektörüne darbe vurduğunu belirtti.
Türkiye’de iklim değişikliği sorunu nedeniyle sıfır emisyon hedefine uygun yeni enerji yaklaşımının benimsendiğini ve ulusal eylem planının hazırlandığını dile getiren Demircan, bu planla Türkiye enerji sektörünün dönüşümünün hedeflendiğini, 2002’den itibaren enerji sektörünün devlet tekelinden alınarak özel sektöre devredildiğini anlattı.
Demircan, enerji üretimi, dağıtımı ve ücretlendirmeyle ilgili yasal düzenlemelerin yapıldığını, Ulusal Enerji Eylem Planı’nın ikinci safhasına geçildiğini, 2035-2053 yılları için sıfır karbondioksit emisyonunun hedeflendiğini, Türkiye’deki elektrik üretim kapasitesinin 100 gigavat olduğunu, 2035’te yaklaşık 190 gigavata çıkarılmasının planlandığını kaydetti.
Yenilenebilir enerjinin dağıtım, depolama ve tüketici maliyetleri gibi zorlukları beraberinde getirdiğini, elektriğe erişimin insan hakkı olduğunu söyleyen Bakan Yardımcısı Demircan, Türkiye’de 2035’e kadar üretimdeki yenilenebilir enerji kapasitesini büyük ölçüde artırmayı planladıklarını söyledi.
Demircan, Türkiye’nin yenilenebilir enerji üretim ve dağıtım planlarını açıkladığı konuşmasına şöyle devam etti:
“Burada bir paradigma değişikliği var, enerji üretim portföyünü değiştirirken dağıtım sistemini de değiştirmeniz gerekiyor çünkü yenilenebilir kaynaklar kesintiye uğrayabiliyor. Bunun için yenilenebilir enerji kapasitesinin çok iyi yönetilmesi lazım, akıllı şebeke gibi, talebin daha iyi yönetilmesi gibi, depolama kapasitesi gibi ilave ihtiyaçlar var.
Elektrik sektörünün yenilenebilir enerji dönüşümü konusunda bir başka ayağı da nükleer enerji. Türkiye’nin üç farklı nükleer enerji projesi var. Bunlardan birisinin inşası Akkuyu’da devam ediyor, diğer ikisi de farklı ülkelerle pazarlık aşamasında. Karbondioksit salınımımızı azaltmak için nükleer enerjiyi kapasitemize katmamız gerekiyor. Akkuyu, önümüzdeki sene devreye girecek, ticari üretime başlayacak ve 3 yıl içinde toplam 4,8 gigavatlık kapasiteye ulaşacak. Daha sonra da diğer projelerimiz başlayacak. 2053’e kadar yaklaşık 20 gigavatlık enerji kapasitesine ulaşmayı planlıyoruz. Aynı zamanda küçük modüler reaktör (SMR) teknolojisi için farklı ülkelerle görüşüyoruz. 7,5 gigavatlık kapasiteyi portföyümüze eklemeyi planlıyoruz.”
Demircan, 2035’e kadar 6 gigavatlık doğal gaz üretimi, hidrojen depolama ve enerji verimliliği konusunda yatırım yapılacağını ifade ederek, “Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı’nın ilk safhası bitti ve tüm hedeflere ulaştık. İkinci safha için 10 milyar dolarlık yatırım ayırdık ve beklentimiz karbondioksit salınımını 2035’e kadar yüzde 15 azaltmak.” dedi.
Alandaki politikaların kazan-kazan prensibiyle oluşturulması gerektiğini vurgulayan Bakan Yardımcısı Demircan, Türkiye’nin jeopolitik konumu gereği Avrupa’ya aktarabileceği enerji kaynaklarına sahip üs olabileceğini belirtti.
Demircan, sıvılaştırılmış gaz üretim ve depolama kapasitesinin artırılmasına yönelik planlamalar yapıldığını, Tuz Gölü Projesi’yle kapasitenin artacağını kaydetti.
İstanbul’da kurulacak ajans aracılığıyla doğal gaz piyasalarında borsa niteliğinde bir sistem geliştirileceğini ancak uluslararası finansman sorununun çözülmesi gerektiğini dile getiren Bakan Yardımcısı Demircan, Türkiye’nin güvenli hatların tesis edilmesi halinde elektrik enerjisi iletiminde de merkez olabileceğini söyledi.
“Enerji politikaları, ideolojik veya siyasi konu görüldüğü müddetçe aynı dili konuşamayız”
Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Szijjarto da enerjinin ideolojiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını söyledi.
“Enerji politikaları, ideolojik veya siyasi konu görüldüğü müddetçe aynı dili konuşamayız.” uyarısında bulunan Szijjarto, şunları ifade etti:
“Ülkemi Enerji Konseyinde temsil ettiğimde Avrupa’daki enerji tedariki tartışmalarının ideolojik çerçevede yürütüldüğünü gördüm. Eğer Avrupa’da enerji tedarikini fiziksel bir konu olarak konuşamazsak doğru ve sürdürülebilir, ülkelerimizin ve uluslarımızın faydasına olacak çözüm bulamayız.”
Bakan Szijjarto, enerji alımında kaynakların çeşitlendirilmesinin düşünülebileceğini ancak gaz veya petrol satın alabilmek için boru hatlarına muhtaç olunduğunu, hükümetlerin enerjinin satın alınacağı kaynağı ve taşıma güvenliğini sağlamakla yükümlü bulunduğunu kaydetti.
Szijjarto, AB’deki karar mekanizmalarının yaptırım kararlarının, Macaristan’ın enerji güvenliğini dahil olmadığı bir savaş için feda etmeye hazır olmadığını gösterdiğini savundu.
Macaristan’ın Rusya petrolünün aktarımında istisna olduğunu, bu nedenle AB’nin gaz nakli konusunda yaptırım uygulamadığını, Rusya’dan gelen bağlantının kesilmesi halinde ülkesinin ihtiyaçlarını karşılamayacağını dile getiren Szijjarto, mevcut boru hatlarıyla Rusya’ya alternatif bulunmadığı için bu ülkeyle enerji işbirliğinden, miktar, fiyat ve temin imkanları dolayısıyla memnun olduklarını söyledi.
Bakan Szijjarto, makul maliyetle çevreci elektrik üretimi için nükleer enerji kapsamında 50 yıldır Rusya’yla çalıştıklarını, ana ortakları Rusya olmasına rağmen alt yüklenicilerin Alman, Fransız ve Amerikalı olduğunu kaydetti.
Çeşitlilik açısından Romanya, Türkiye ve Azerbaycan’la gaz iletimi konusunda sözleşme imzaladıklarını söyleyen Szijjarto, Azerbaycan’ın da Gürcistan ve Romanya üzerinden yeşil enerji sağlayacağını vurguladı.
Szijjarto, inşa halindeki iki yeni nükleer santralle 4 bin 600 megavatlık kapasiteye ulaşacaklarını ve ülkesinin karbondioksit salınımının yıllık 17 milyon ton azaltılacağını, bu kapsamda “Nükleer Koalisyon” adıyla anılan Fransa, Romanya ve Çekya’yla işbirliği yapıldığını, Macaristan’ın batarya üretiminde dünya ikincisi olmayı planladığını söyledi.
Bakan Szijjarto, Azerbaycan, Romanya ve Gürcistan’la 1100 kilometrelik dünyanın en uzun elektrik hattı olacak projenin üzerinde çalıştıklarını, Türkiye’den gaz satın almayı ve Azerbaycan gazını da Türkiye üzerinden aktarmayı planladıklarını dile getirdi.
Romanya Enerji Bakanı Burduja da ucuz enerji ve güvenlik sağlanmadan ekonomik kalkınma ve büyümenin mümkün olmayacağını belirterek, güneş, rüzgar ve diğer yeşil enerji için 15 milyar dolarlık kaynak ayırdıklarını, karbondioksit salınımını azaltma amacıyla 2026 itibarıyla yüzde 1’in altına inmeyi planladıklarını ifade etti.
Burduja, “Neptun Deep Projesi”yle Karadeniz’deki 100 milyar kübik metrenin (bcm) üzerindeki rezervden yılda 18-20 bcm üretim kapasitesine ulaşarak Karadeniz’in ikinci büyük üreticisi olacaklarını, bunun için de yatırım bankaları ve Dünya Bankası kredileriyle doğal gaz altyapısı ve boru hatlarını geliştirmeye çalıştıklarını kaydetti.
Nükleer enerji kapsamında Rusya ile işbirliği yapmadıklarını, 1970’lerden itibaren reaktörlerle enerji ihtiyaçlarını karşıladıklarını belirten Rumen Bakan, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın adaletsiz olduğunu söyledi.
Burduja, yeşil enerji kapsamında kömürle üretim yapan tesislerini doğal gaza dönüştürdüklerini, Romanya’nın 2027’de 29 bcm’lik üretimle Avrupa’nın bir numaralı üreticisi konumuna geleceğini belirtti.
“Enerjinin Orta Asya’dan Karadeniz üzerinden Avrupa’ya aktarılması planlanıyor”
Azerbaycan Enerji Bakan Yardımcısı Abbasov da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığına teşekkür ederek, Gürcistan, Macaristan, Türkiye ve Azerbaycan arasında imzalanan, Slovakya ve SOCAR’ın da dahil olduğu anlaşmaların, enerji güvenliği alanında önemli olduğunu vurguladı.
Abbasov, Azerbaycan’ın doğal gaz rezervleriyle 2017’den itibaren gaz ihracatçısı konumunda olduğunu, yıllık 48 bcm üretimin 28 bcm’sinin ihraç edildiğini söyledi.
Azerbaycan’ın yenilenebilir enerji kaynakları konusunda da projeler yürüttüğünü ve güneş enerjisi alanında çalıştığını belirten Bakan Yardımcısı, ulaşılan yüzde 20 oranının 2030 itibarıyla yüzde 30’a çıkarılmasının planlandığını kaydetti.
Abbasov, Azerbaycan, Gürcistan, Macaristan ve Romanya arasında yeşil enerji odaklı anlaşma imzalandığını, Hazar Denizi çevresinde 247 gigavat kapasiteli proje yapılacağını, Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan iktisat, ekonomi ve enerji bakanlarının üretilen enerjinin Orta Asya’dan Karadeniz yoluyla Avrupa’ya aktarımı için çalıştıklarını dile getirdi.
Bakan Yardımcısı Abbasov, “Azerbaycan, TANAP, TAP ve Güney Gaz Koridoru üyesidir, enerjinin Orta Asya’dan Karadeniz üzerinden Avrupa’ya aktarılması planlanıyor.” dedi.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 29. Taraflar Konferansı’nın (COP29) kasımda Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapılacağını anlatan Abbasov, ülkesinin ekolojik dengeyi bozmadan güvenli enerji üretimine dair uluslararası çabaların öncüsü olacağını vurguladı.
]]>Bolat, İkitelli Organize Sanayi Bölgesi (İOSB) Kooperatif Başkanları ve İş Adamları Buluşması’nda yaptığı konuşmada, iş dünyası temsilcileriyle istişareye önem verdiklerini ifade ederek, bakanlık görevine getirilmesinden bu yana sektörel meslek kuruluşları, odalar, esnaf kooperatifleri ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere yaklaşık 9 ayda bine yakın istişare toplantısı yaptıklarını söyledi.
Organize sanayi bölgelerinin düzenli bir sanayinin oluşturulması, şehirlerin bir plan dahilinde geliştirilmesine destek olunması, üretimde verimlilik ve kar artışı sağlanması, az gelişmiş bölgelerde üretimin yaygınlaştırılması, nitelikli bir altyapı oluşturularak çevre kirliliğinin önüne geçilmesi gibi konularda büyük katkılar sağladığını belirten Bolat, Türkiye’de de organize sanayi bölgelerinin bu maksatların hasıl olmasında son derece önemli rol oynadığını vurguladı.
Bolat, organize sanayi bölgeleri arasında en önemlilerinden olan İOSB’nin 24 bin 864 aktif firmasıyla yıllık ortalama 5-6 milyar dolarlık bir katma değer ürettiğini belirterek, bu yönüyle, Türkiye’nin her şehrine ve dünya çapında neredeyse her ülkeye üretim gücü ile ulaşan önemli bir ekonomik güç merkezi olduğunu ifade etti.
İOSB’nin 32 bin aktif işletmenin faaliyetlerine ev sahipliği yaptığını, 380 bin kişiye istihdam sağladığını aktaran Bolat, İOSB ve içinde faaliyet gösteren 37 kooperatifle Türkiye’nin en büyük organize bölgesi olduğunu belirtti.
“İOSB’nin yenilenebilir enerji alanını dikkate almalarını tavsiye ediyoruz”
Ömer Bolat, son 21 yılda organize sanayi bölge sayısının 190’dan 355’e çıktığını, teknopark sayısının da 5’ten 96’yı aştığını ve hiç olmayan AR-GE ve teknoloji merkezlerinde de 1600’e ulaşıldığını kaydetti.
Ticaret Bakanlığı olarak Kooperatiflerin Desteklenmesi Programı (KOOP-DES) ile kooperatiflerin yanında olduklarını ifade eden Bolat, esnaf ve şirketlere özel destekleme programının da olduğunu söyledi.
Bolat, iki gün önce, esnaf ve sanatkarların Bakanlığa bağlı kredi ve kefalet kooperatifleri aracılığıyla Halkbank’tan kullandığı genel işletme kredilerinde şahıs üst limitinin 650 bin liradan 750 bin liraya yükseltildiğini hatırlatarak, makul maliyetlerle gerçekleşecek bu destek paketinin dünden itibaren kullanıma açıldığını kaydetti.
Esnaf ve kooperatiflere son 21 yılda yaptıkları destekleri anlatan Bolat, Türk Eximbank ile ihracatçıları desteklediklerini ve geçen yıldan bu yana Türk Eximbank’ın sermayesini 3 kez artırdıklarını belirtti.
Bir yandan üretip, bir yandan tüketirken, ortaya çıkan en önemli hususlardan birisinin de çevrenin korunması ve yeşil dönüşüm olduğuna dikkati çeken Bolat, şöyle devam etti:
“Bu anlamda, Avrupa Birliği ve ABD’ye yönelik ihracatta çevre dostu üretim çok büyük önem taşıyor. Hükümet olarak yenilenebilir enerji üretim kooperatiflerinin kurulmasını da destekliyoruz. Mesela, Kayseri’de Cumhurbaşkanımızın açtığı böyle bir kooperatif vardı. İOSB ve ona bağlı 37 kooperatifin de bu alanı ciddiyetle dikkate almalarını tavsiye ediyoruz. Yenilenebilir enerji kooperatifleri hem üyelerine enerji maliyetlerini düşürme noktasında hem de gelir elde etme noktasında çok ciddi bir başarı sağlayacaktır. Ayrıca, karbon salınımını da engelleyecektir.”
“İthalatımızda aldığımız tedbirlerle ciddi bir azalış trendi var”
Ticaret Bakanı Bolat, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat PMI’nın şubatta 50,2’ye yükseldiğini hatırlatarak, “Türkiye İmalat PMI 8 ay boyunca 50’nin altındaydı. Bunun anlamı pozitiftir arkadaşlar. 50 üstü olumluya geçti demektir. Firmalar üretim noktasında demek ki siparişler alıyor. PMI endeksinin yükselmesi sevindirici.” dedi.
Dün açıklanan büyüme performansıyla Türkiye’nin 37 üyeli OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer aldığına dikkati çeken Bolat, geçen yıl Türkiye ekonomisinde ilk defa 1 trilyon dolar eşiğinin aşıldığını, gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) tarihte ilk kez 1,1 trilyon dolar seviyesine ulaştığını aktardı.
Böylece kişi başına milli gelirin yüzde 23 artışla 13 bin 110 dolara yükseldiğini vurgulayan Bolat, şunları kaydetti:
“Büyümede imalatın, sanayinin ve yatırımların payı önemli. Sevindirici olan bir husus da bu büyümede imalatın, üretimin, yatırımların ve ihracatın payının yüksek olmasıdır. İhracatta da Allah’a şükür iyi gidiyoruz. Geçen yıl dünya ticareti gerileme kaydetti. Dünya ekonomik büyümesi durgunluk gösterdi ama Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüdü. Türkiye’nin ihracatı geçen yıl artış gösterdi ve 255,8 milyar dolarla Cumhuriyet tarihinin mal ihracat rekorunu kırdık, 100 milyar dolarla da Cumhuriyet tarihimizin hizmetler ihracat rekorunu kırdık. Bu yıl hedefimiz sizlerle beraber 265 milyar dolar mal ihracatı ve 100 milyar dolar hizmet ihracatı rekorunu kırmak.
Güzel bir gelişme de ithalatımızda aldığımız tedbirlerle ciddi bir azalış trendi var. Yarın sabah erkenden Adıyaman’a gidiyoruz. Adıyaman’da şubat ayının ihracat, ithalat, dış ticaret açığı ve ihracatı ithalatı karşılama oranları gibi önemli göstergeleri orada halkımızla, kamuoyuyla ve Adıyamanlılarla paylaşacağız. Oradan da size inşallah müjdeli haberler açıklayacağız. İnşallah bu olumlu gelişmeler ve iyimser beklentileri koruduğumuz takdirde, 2024 yılında da ekonomimizde halkımız için olumlu bilgiler vereceğiz.”
Bütün bu olumlu tablonun istihdam verilerine de yansıdığı belirten Bolat, ekonomi yönetimi olarak iş dünyasının yanında olmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.
]]>Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Yönetim Kurulu Başkanı Demir Şarman, tarım ve gıda sektörünün önündeki en temel sorunun girdi maliyetleri, işçilik ücretleri ve navlun bedelleri olduğunu söyledi. Şarman, bu sorunların önüne geçerek üreticilerin küresel piyasalarda rekabet edebilirliğini artırmak ve iç piyasadaki fiyat artışlarını dengelemek için etkili bir ihracat destek mekanizmasının gerekli olduğunu vurguladı. Şarman, bu kapsamda ‘Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu’ (DFİF) gibi bir mekanizmanın efektif şekilde uygulanmasının yararlı olacağını düşündüklerini kaydetti.
Şarman, küresel jeopolitiğin, tedarik zincirlerinin, enerji yollarının ve güç dengelerinin değiştiğini, Türkiye’nin yaşadığı birçok sorunun dünyanın sorunlarıyla ortak olduğunu belirterek, “Güvenilir gıdaya ulaşmak, gıda arz ve güvenliğinin sağlanması da en stratejik konulardan biri. Çünkü dünyada tarımsal üretimi etkileyen koşullar hızla değişiyor. Toprak ve su kaynaklarının azalması ve kirlenmesi, küresel gıda arz güvenliği, gıda milliyetçiliği, gıda ticaretindeki korumacı eğilimler ve tarımsal girdi fiyatlarındaki istikrarsızlık, küresel ısınma gibi etkenler, bu sektörde gelecek planlamamızı daha gerçekçi, verimli ve sürdürülebilir temeller üzerine oturtmamızı zorunlu hale getiriyor” diye konuştu.
“Tarım ve gıda sektörü artan üretim maliyetleri yüzünden güç kaybediyor”
Türkiye’nin tarım hasılasında Avrupa’da birinci ve dünyada ilk onda yer aldığının altını çizen Şarman, şöyle devam etti: “Ancak gerek ülke ekonomisine katkısı gerekse istihdama katkısı nedeniyle tartışmasız olarak stratejik bir sektör olan tarım ve gıda sektörü artan üretim maliyetleri yüzünden güç kaybediyor. Sektörün önündeki en önemli sorun; artan girdi maliyetleri, işçilik ücretleri ve navlun bedelleri gibi unsurların üretim maliyetlerini ciddi oranda artırması olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2023 yılı aralık ayı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) tarımda girdi maliyetlerinin bir yılda yüzde 41 arttığını gösteriyor.”
İşçiliğin çok yoğun olarak kullanıldığı tarım ve gıda sektöründe, aralık ayında açıklanan zam oranıyla birlikte Asgari Ücret’in yıllık bazda yüzde 99,9 oranında arttığını kaydeden Şarman, “Bir diğer temel girdimiz mazot ise yıllık bazda yüzde 68 yükseldi. Tarımsal girdi fiyatlarındaki artış sadece üreticiye değil, aynı zamanda tüketiciye de olumsuz yansıyor. Ayrıca bu durum üreticilerimizin küresel piyasalarda rekabet gücünü zayıflatmanın yanı sıra ihracat potansiyelini de olumsuz yönde etkiliyor” ifadelerini kullandı.
“Efektif bir DFİF uygulaması gerekiyor”
Sektördeki üreticilerin küresel piyasalarda rekabet edebilirliğini artırmak ve iç piyasadaki fiyat artışlarını dengelemek amacıyla etkili bir ihracat destek mekanizmasının gerekli olduğunu düşündüklerini vurgulayan Şarman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Geçmiş dönemlerde olduğu gibi DFİF mekanizmasıyla seçili sektör ve ürünlerde ihracatçıların desteklenmesi, tarım ve gıda sektöründeki bazı sıkıntıların çözümünde önemli bir adım olabilir. Yani efektif bir DFİF uygulaması gerekiyor. Bu yöntemle, enflasyon ve devalüasyon ile mücadele edilirken, ihracatçıların döviz kuru dalgalanmalarından olumsuz etkilenmesinin önüne geçilebileceği gibi, uluslararası piyasalarda rekabet gücünün artırılması, iç piyasada fiyat istikrarı ve tüketici refahının korunması gibi başlıklarda da katkı sağlanabilir.”
Şarman, “Enflasyon ve devalüasyon ile eşzamanlı mücadelede gıda sektörü ihracat desteği bekliyor. Sonuç olarak, mevcut ekonomik koşullar altında tarım ve gıda sektöründe girdi maliyetlerindeki artışla etkili şekilde mücadele etmek için ihracat yapan üreticilerimizin desteklenmesinin kritik öneme sahip olduğuna inanıyoruz. DFİF benzeri mekanizmaların devreye sokulması, tarım ve gıda sektörünün uluslararası piyasalardaki rekabet gücünü artırabilir ve ekonomik istikrarın sağlanmasına katkı sunabilir” ifadelerini kullandı.
“Sanayi ve tarımda yüksek katma değerli üretimi artırmalıyız”
Çok zorlu, belirsizlik ve dönüşümlerin giderek daha yoğunlaştığı bir dönemde, ekonomide bazı adımlarının vakit kaybetmeden atılması gerektiğine dikkati çeken Şarman, “Ekonomide rasyonel politikalarla yürürken, enflasyonla mücadelede para politikasının sosyal politikalar, maliye politikası ve yapısal tedbirlerle de desteklenmesinin bu dönemdeki önemli adımlardan biri olması gerektiğine inanıyoruz. Üretim yapımızı daha planlı, verimli ve teknolojik gelişmelere uygun hale getirmeliyiz. Sanayi ve tarımda yüksek katma değerli üretimi artırmalıyız. Ekonomimizin rekabetçiliğini artırmak için, kayıt dışı ile mücadeleyi daha da güçlendirmeliyiz” dedi.
Şarman, sözlerini “TGDF üyeleri olarak, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında müreffeh, adil, çevreci ve saygın bir Türkiye hedefi için ortak akılla, yan yana, birbirimizden güç alarak üretmeye, yatırım yapmaya, istihdama katkı vermeye, ülkemiz ekonomisine katkıda bulunmaya devam edeceğiz” diyerek tamamladı. – İSTANBUL
]]>İSO Türkiye İmalat PMI anketinin şubat ayı sonuçları açıklandı.
Eşik değer olan 50,0’nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, ocak ayında 49,2 olarak gerçekleşen manşet PMI, şubatta 50,2’ye yükselerek yeniden 50,0 eşik değerinin üzerine çıktı. Son veri, faaliyet koşullarının ılımlı düzeyde de olsa 8 aydır ilk kez iyileştiğine işaret etti.
Şubat ayında genel faaliyet koşullarının güçlenmesinde imalat sanayisi üretiminin yeniden büyümeye geçmesi belirleyici oldu. Üretim geçen yılın haziran ayından bu yana ilk kez artış kaydetti ve güçlü şekilde toparlandı.
Üretimde artış bildiren anket katılımcıları, müşteri talebinin iyileşme sinyalleri verdiğine dikkati çekti. Yeni siparişler azalmaya devam etse de şubattaki düşüş, 8 aydır süren yavaşlama döneminin en hafif düzeyinde gerçekleşti. Benzer şekilde, yeni ihracat siparişlerindeki gerileme hız kesti.
Yeni siparişlerin iyileştiği yönündeki kısmi sinyaller ve artan üretim gereksinimleri, firmaların satın alma faaliyetlerini son 8 ayda ilk kez genişletmelerini sağladı. Buna rağmen girdi stokları azalmaya devam etti. Söz konusu azalışta, Süveyş Kanalı’nın kullanımına ilişkin sorunlar nedeniyle tedarikçilerin girdi teslimlerinde yaşanan gecikmeler etkili oldu.
Satın alma faaliyetlerindeki toparlanmaya karşın gönüllü istifalar ve yeni personel bulmakta yaşanan zorluklara bağlı olarak istihdam düşüş kaydetti. Yine de imalatçıların birikmiş işlerindeki azalma eğilimi sürdü.
Ham madde ve nakliye fiyatlarındaki yükseliş, Türk lirasındaki değer kayıpları ve asgari ücrete yapılan zamma bağlı olarak girdi maliyetleri keskin şekilde artmaya devam etti. Öte yandan söz konusu artış önceki aya göre hafif hız kesti. Buna rağmen, nihai ürün fiyatlarında son 6 ayın en hızlı artışı gerçekleşti.
4 sektörde üretim arttı
İSO Türkiye Sektörel PMI raporu, şubatta, genel olarak durağan talep koşullarına ve halen yüksek seyreden enflasyonist baskılara rağmen bazı sektörlerin üretiminde kısmi iyileşme sinyalleri verdi.
Takip edilen 10 sektörden 4’ü şubat ayında üretimini artırdı. Bu sayı, geçen yılın ağustos ayından bu yana en yüksek düzeyde gerçekleşti.
Gıda üretimindeki keskin artış büyümede belirleyici olurken sektördeki genişleme, anket geçmişinin ikinci en yüksek hızında kaydedildi. Elektrikli ve elektronik ürünler ile kimyasal, plastik ve kauçuk sektörlerinde güçlü iyileşmeler görüldü. Kara ve deniz taşıtlarında ise büyüme sınırlı kaldı. Buna karşılık, üretimdeki en belirgin yavaşlama metalik olmayan mineral ürünler sektöründe kaydedildi.
Talep cephesinde ise üretimdeki kadar belirgin bir iyileşme gözlenmedi. Toplam yeni siparişler, gıda ürünlerindeki keskin artış haricinde tüm sektörlerde düşüş kaydetti. Yeni siparişlerdeki en sert gerileme ağaç ve kağıt ürünlerinde kaydedildi. Benzer bir görünüm, yeni ihracat siparişleri için de söz konusu oldu.
Anket kapsamında takip edilen sektörlerin yarısı şubat ayında personel sayılarını artırdı. İstihdam hacminde en güçlü artışlar “gıda ürünleri” ile “kimyasal, plastik ve kauçuk” sektörlerinde gözlendi. İstihdamdaki en belirgin azalışlar giyim ve deri ürünleri ile tekstilde gerçekleşti. Satın alma faaliyetlerinde ise büyümenin yaygınlığı daha sınırlı kaldı ve sadece 3 sektör girdi alımlarını artırdı.
Kızıldeniz’deki aksamalar nedeniyle tedarikçilerin teslimat süreleri baskı altında kalmaya devam etti. Sürelerde en belirgin uzama kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe yaşanırken sadece 3 sektörde tedarikçi performansı iyileşti.
Şubatta girdi maliyetleri enflasyonu yüksek seviyelerini korudu ancak çoğu sektörde ocak ayına göre düşüş gösterdi. Girdi fiyatlarındaki en hızlı yükseliş kara ve deniz taşıtlarında görülürken, en ılımlı artış ise metalik olmayan mineral ürünlerde kaydedildi.
Metalik olmayan mineral ürünler, aynı zamanda nihai ürün fiyatları enflasyonunun en düşük seviyede gerçekleştiği sektör oldu. Buna karşılık, gıda imalatçılarının satış fiyatları geçen yılın temmuz ayından bu yana en yüksek hızda arttı.
“Üretimdeki toparlanma, sektörlere ivme kazandırdı”
Açıklamada verilere ilişkin görüşleri yer alan S&P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şubatta üretimin yeniden artışa geçmesinin Türk imalat sektörüne ivme kazandırdığını ve bu durumun gelecek aylarda resmi verilerde de güçlü gerçekleşmeler yaşanabileceğine işaret ettiğini bildirdi.
Harker, “Yeni siparişlerin azalmaya devam etmesine rağmen talepteki düşüşün neredeyse durma noktasına gelmesi umut verici bir gelişme oldu. Önümüzdeki süreçte firmalar, yeni siparişlerin de üretimdeki olumlu trende eşlik edebileceği beklentisinde olacak.” ifadelerini kullandı.
]]>Kırşehir’de MALYA Tarım İşletmesi Müdürlüğünü ziyaret ederek, kuzu katımı programına iştirak eden Bakan Yumaklı, gazetecilere açıklamada bulundu.
Kırşehir’deki ziyaretleri kapsamında kendileri için çok önemli olan bu işletmeyi de ziyaret ettiklerini belirten Yumaklı, “Kuzu katımı yaptık. Gerçekten ifade edilmesi zor görüntüler, sadece hissedilebilir. Ben de kendimi şanslı addediyorum bu noktada.” ifadesini kullandı.
Bu yerin 219 bin dönümlük hari bir işletme olduğunu dile getiren Yumaklı, işletmede 12 bine yakın Akkaraman ve Malya cinsi koyun bulunduğunu anlattı.
Pazartesi günü açıkladıkları hayvancılık yol haritasında söyledikleri hususların aslında burada tezahürünü gördüklerini vurgulayan Yumaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ne demiştik orada biz, büyükbaş hayvancılıkla alakalı verimi arttıracağız. Küçükbaş hayvancılıkta da hem verimi hem kaliteyi arttıracağız. Özellikle hayvan hastalıklarıyla alakalı çok ciddi mücadele planımız ve programımız var. Burada küçükbaş hayvanlar için yapılacak olan hem çiçek aşısı hem de koyun, oğlak vebası ile alakalı aşıları bakanlık olarak bizler karşılayacağız. Yine aile işletmelerimizi destekleyeceğiz. Onlara ilk defa verilecek birçok destek programı belirledik. Çok kısa bir süre içerisinde de detaylarını arkadaşlarımız açıklayacaklar. Özellikle gençlerimizin ve kadın girişimcilerimizin tarımsal üretimin içerisinde hem bitkisel üretim hem de hayvansal üretim yönüyle olmalarını istiyoruz. Onlara da yine bu üretimi yapmaları ve Türkiye’nin üretimine katkıda bulunmaları sebebiyle desteklerimiz olacak. Bir konu daha söylemiştik. O da Türkiye’nin hem büyükbaş hayvancılık hem de küçükbaş hayvancılıkta damızlık ihtiyacını Et ve Süt Kurumu ile TİGEM işbirliğiyle çok daha üst kademeye taşımak ve üreticilerimizin, besicilerimizin o damızlık ihtiyacını, üstün nitelikli damızlık ihtiyacını karşılayacak bir yapıya kavuşturmak. Bunlar zaten yapılıyor idi. Ancak biz bunu bir üst seviyeye taşıyarak, üreticilerimizin ellerindeki halihazırda yapmış oldukları hem besi açısından hem de süt açısından büyükbaş ve küçükbaş hayvanların daha iyileriyle değiştirilerek, onların sürülerinin kabiliyetini, kapasitesini ve verimliliğini arttırmak istiyoruz.”
Bakan Yumaklı, işletmedeki kuzuların her birinin besicilerin, üreticilerin çiftliklerine gideceğini ve ülke üretimine katkıda bulunacağını söyledi.
Geçen yıl burada yüzde 46 olan ikiz kuzulamanın, bu yıl yüzde 51’e çıktığına dikkati çeken Yumaklı, verimlilikle alakalı çıtayı çok daha yukarılara taşıyacak uygulamaları devam ettirdiklerini aktardı.
“Bunun adı fırsatçılıktır”
Son dönemde özellikle et üzerinden devam eden bir tartışma olduğunu kaydeden Yumaklı, şunları söyledi:
“Bizim ülkemizin tarımsal üretim açısından gıda arz güvenliğini etkileyecek herhangi bir problemi yoktur. Ben bunu söylemekten imtina etmeyeceğim, hep söyleyeceğim. Hem bitkisel üretimde hem hayvansal üretimde bizim gerekli üretimimiz mevcut. Peki bu tartışma neden çıkıyor, bu tartışmayı, Rekabet Kurulu bugün açıkladı, sektör paydaşları açıkladı. Bunların herhangi bir maliyet artışıyla ya da üretimin azlığı ya da çokluğuyla açıklanabilir bir yönü yok. Bunun adı fırsatçılıktır. Ramazan öncesi fırsatçılığıdır. Açıkçası bunu da anlamakta güçlük çekiyoruz. Biz, Ticaret Bakanlığımızla birlikte bu fırsatçılara göz açtırmayacağız. Şöyle bir algı var, sanki Türkiye’de tüketilen etin hepsi yurt dışından geliyor, değil. Yani bizim hayvan sayılarımıza baktığımız zaman şu anda piyasa regülasyonu için yapılan ithalatın çok küçük bir oran olduğunu görürüz. Maalesef bu biraz da ‘kuşa bak’ diye bakışların yönünü o tarafa çevirip, fırsatçıların bu taraftan hakikaten tüketicilerin, bu ülke halkının cebinden tabiri caizse hiç hak etmedikleri bir geliri elde etmeleri anlamına gelir. Biz mücadelemize devam edeceğiz. Biz üreteceğiz, daha fazla üreteceğiz. Bugün bu içinde bulunduğumuz işletme gibi işletmeler bizim üreticilerimizin sürülerinin ya da bizim üreticilerimizin üretim yaptıkları alanların verimli üretim kapasitesini arttırmaya devam edecek. Buna da birebir sizler de şahit oldunuz. Ben şimdiden bütün besicilerimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Gerçekten bu üstün nitelikte hem büyükbaşta hem küçükbaşta ırkların, bizim hayvansal üretim kapasitemizi çok daha yukarılara taşıyacağını tekraren ifade etmek istiyorum.”
Yumaklı, hayvancılık yol haritaları açıklandığı andan itibaren sektörden çok güzel dönüşler aldıklarını belirtti.
Ülkenin gıda arz güvenliği açısından herhangi bir problemi olmadığını da vurgulayan Bakan Yumaklı, “Biz üretimimize devam edeceğiz. Hem kendi vatandaşlarımızın hem ülkemize gelen turistlerin ihtiyacını karşılayacağız. 2023 yılı ihracat rakamımız 31 milyar dolardı, bunu 35 milyar dolarlara, 40 milyar dolarlara çıkaracak gerekli üretim artışını yapacağız inşallah, üreticilerimizle birlikte. Bu konuda hem onlar kararlı hem de biz kararlıyız.” diye konuştu.
Bakan Yumaklı, açıklamasının ardından, yaralı halde bulunan ve tedavisi tamamlanan puhuyu doğaya saldı.
]]>Çeşitli programlara katılmak üzere kente gelen Bakan Yumaklı, Kırşehir Valisi Hüdayar Mete Buhara’yı ziyaret etti.
Buradan İl Tarım ve Orman Müdürlüğü bahçesinde düzenlenen TAKE Projesi Tohum Dağıtım Programı’na katılan Yumaklı, yaptığı konuşmada, Türkiye Yüzyılı’nı üretimin ve üreticinin yüzyılı yapma parolasıyla yola çıktıklarını, bu yoldaki en büyük destekçilerinin de çiftçiler olduğunu söyledi.
Yumaklı, çiftçilerin kullandığı tohumun sertifikalı olma zorunluluğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Siz bir dönümlük yere ektiğiniz tohumdan 300 kilogram yerine 400 kilogram alabilecek potansiyele sahipseniz ve bunun da başlangıç noktası tohumsa bunun da temel şartı o tohumun sertifikalı olmasıdır. Milli ve yerli sertifikalı tohumlarımızı üretmek için tohum firmalarımız, bakanlık teşkilatımız çok yoğun çaba içerisinde. Neden? Çünkü iklim değişikliği dediğimiz mevzu var. Bugün 29 Şubat, normalde bu mevsimde kar yağması gerekiyordu ama yok. Günlük, güneşlik bir ortam. Elbette şu an için bu bağlamda bizi etkileyecek bir şey yok bugün itibarıyla ancak bu gelişmeleri çok sıkı takip etmemiz gerekiyor. Çünkü iklim değişikliğine uyumlu ektiğiniz zaman sizin beklediğiniz hatta üzerinde verim verecek tohumları yetiştirmeniz gerekir. İşte bugün burada dağıtımını yapacağımız tohumlar da bu mesafede olan tohumlar.”
Türkiye’de 100 kilogram tohum kullanıyorlarsa 97 kilogramının bu memleketin topraklarında üretildiğini anlatan Yumaklı, patates gibi tohumlarla ilgili de çok yoğun çalışmalarının olduğunu belirtti.
Bakan Yumaklı, son 22 yılda tarımsal üretim anlamında Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin çok ciddi bir muhasebesini yapmak gerektiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Güçlü altyapı, son 22 yılda yapılan politikalarla ve desteklerle sağlandı. Kırşehir, gıda arz güvenliği açısından önemli bir şehir. Bütün yatırımları bugünün parasıyla hesap ettiğimizde yaklaşık 18,2 milyar liralık yatırım yapılmış Kırşehir’e. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın başta Kırşehir olmak üzere, üretim yapan bütün illere karşı gösterdiği ilgi ve teveccühün çok önemli bir göstergesi bu. 44 tane tesis var mesela. Yaklaşık 5 milyar hatta bunun da üzerinde bir rakamla yine kırsal kalkınma destekleri var. Bugün valilikte konuştuk, TKDK ile alakalı bunu 81 ile yaygınlaştırdık. Buradan da bunun duyurusunu yapmış olayım. Kırşehir’e de TKDK ofisi açıldı. Ben bütün üreticilerimizin projeleriyle buradan sağlamış olduğumuz hibe desteklerini mutlaka arkadaşlarımızla konuşmalarını istiyorum. Yaklaşık 786 milyon Avroluk üçüncü IPARD için finansmanı toparladık. Bunun tamamını Türkiye’de üretim yapan çiftçilerimizle buluşturmaya kararlıyız. Bu manada da bugün Kırşehir’deyiz. Kırşehir’deki bütün üreticilerimizi bu desteklerden yararlanmaya davet ediyorum.”
“Geçtiğimiz yıl bu rakam 31 milyar dolar oldu”
Kırşehir’de tarla bitkileri üretimindeki artışın yaklaşık yüzde 55, büyükbaş hayvan varlığındaki artışın 5 kat, küçükbaş hayvan varlığındaki artışın da 4 kat olduğunu vurgulayan Bakan Yumaklı, bu sayede son 20 yılda Kırşehir’in tarımsal hasılasının yaklaşık 18 kat arttığına işaret etti.
Tarımsal üretimin yararlı ve kaliteli yapılmasının önemine değinen Yumaklı, TAKE projesi hakkında da bilgiler verdi.
Yumaklı, bu projenin yaklaşık 3 yıl önce başladığını anımsatarak, şöyle devam etti:
“Son 2 yılda büyük bir ivme kazandı. 3 yılda 1241 projeye ayırmış olduğumuz kaynak tutarı yaklaşık 1 milyar lira. 2024 yılında, son 3 yılda harcamış olduğumuz bu rakamın yarısı kadar, yani 520 milyon liralık bir kaynağı bu projeye ayırmış durumdayız. Anlatmaya çalıştığımız, sizlerle paylaşmaya çalıştığımız şey şu; Türkiye’nin kendi vatandaşına gıda arz güvenliği açısından herhangi bir sorun yaşatmayacak potansiyele sahip olduğunu biliyoruz hatta daha fazlasını da yapabilir. Ülkeye gelen turistlerin, misafirlerin ihtiyacını karşılayabilir. Bunların da ötesinde ihracat yaparak ülkeye döviz kazandırmak mümkün. Geçtiğimiz yıl bu rakam 31 milyar dolar oldu. Bunlar hep sizin sayenizde, sizin ürettiğiniz ürünlerden oldu. Biz istiyoruz ki daha fazlası olsun. Elde edilen bu refahtan herkes eşit bir şekilde faydalanmış olsun inşallah.”
Bugün 500 çiftçiye yüzde 60 hibeli sertifikalı yağlık ayçiçeği tohumunu, 575 çiftçiye yüzde 50 hibeli yerli ve milli nohut tohumunu dağıtacaklarını ifade eden Yumaklı, bu kadim toprakların boş kalmaması için çiftçilerin kararlılığının önemine dikkati çekti.
Bakan Yumaklı ve il protokolü, konuşmaların ardından çiftçilere tohum dağıttı.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, NG Kütahya Seramik 100. Yıl Fabrikaları Açılış Töreni’nde konuştu. Nafi Güral’ın kurduğu Kütahya Seramik’in üretim yolculuğundaki 35 yılını geride bıraktığını, 8 fabrikaya ve 54 milyon metrekare üretim kapasitesine ulaştığını ifade eden Erdoğan, Kütahya’da üretilen bu seramiklerin 81 vilayetin yanı sıra 5 kıtada 79 ülkeye ihraç edildiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Açılan her yeni fabrika ihracatımızda yeni bir ivme, cari açığımızın kapanmasına katkı demektir. Bugün yatırım bedeli 140 milyon avro, kapalı alanı 126 bin metrekare olan iki yeni fabrikayı daha hizmete açıyoruz. NG Kütahya Seramik 100. Yıl Fabrikalarının ülkemize, şehrimize, grubumuza, çalışanlarımıza hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum.” ifadesini kullandı.

Erdoğan, Türkiye’nin İtalya ve İspanya gibi bu alanda dünyanın önde gelen ülkelerinde bile olmayan gelişmiş teknolojilere sahip üretim imkanına kavuştuğuna dikkati çekerek, aynı şekilde seramik üretiminin yanı sıra turizmde de önemli yatırımları olan grubun, istihdam kapasitesinin 5 bin 750 kişiye çıkmasını da taktirle karşıladığını kaydetti. Dijital dönüşümü fabrikalarında en üst seviyelerde uygulayan grubun su, ham madde ve ambalaj atıklarının geri kazandırılması konusunda da ileri seviyeye ulaştığını anlatan Erdoğan, fabrika çatılarına kurulan ve tamamı üretimde kullanılan 25 megavat gücündeki güneş enerjisi santrallerinin, yenilenebilir enerji alanında da örnek bir yaklaşıma işaret ettiğini söyledi.
“ÜLKEMİZİ DÜNYANIN ÖNDE GELEN TEDARİKÇİLERİ ARASINA ÇIKARTACAĞIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyümek mecburiyetinde olduğunu vurgulayarak, “Sadece kağıt üzerinde ekonomik görünümü iyileştirmek adına yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı büyümeden asla taviz veremeyiz. Makro dengelerle ilgili sorunlarımızı sanayide, teknolojide, ticarette, tarımda, turizmde ve diğer alanlarda büyümeyi sürdürerek çözeceğiz. Dünyanın en gelişmiş, en zengin ülkelerine baktığımızda onların da istihdam ve üretim merkezli bir ekonomik işleyişi hayata geçirmeye çalıştıklarına şahit oluyoruz. Bir dönem terk ettikleri üretim, bugün gelişmiş ülkelerin en kritik yumuşak karnı haline gelmiştir. Türkiye’yi böyle bir duruma asla düşürmeyeceğiz. Savunma sanayinden seramik sektörüne kadar her alanda tasarımıyla, üretimiyle, ihracatıyla ülkemizi dünyanın önde gelen tedarikçileri arasına çıkartacağız.” dedi.

Kütahya’nın giderek büyüyen seramik üretimi kapasitesini sadece toprağa ve kimyaya dayalı bir sektörün gelişmesi olarak görmediklerini dile getiren Erdoğan, Kütahya’daki bu ivmenin ülkenin Türkiye Yüzyılı’na hazırlanışının işareti olduğunu belirtti.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayıp iktidarlarına kadar devam eden dönemlerdeki siyasi ve ekonomik gecikmeler yaşanmasaydı Türkiye’nin bugün çok daha farklı bir yerde olacağını anlatan Erdoğan, “Milletin sorumluluk verdiği kişiler olarak bize düşen kaçan fırsatlara bakıp hayıflanmak değil, hem eskinin kayıplarını telafi etmek hem geleceğin hedeflerini inşa etmektir. Bundan 13 sene önce 2023 hedeflerimizi açıkladığımızda birileri kendi akıllarınca bizimle dalga geçmiş, projelerimizi küçümsemişti. Yaşadığımız onca badireye rağmen 2023 hedeflerinin önemli bir kısmını hayata geçirmiş birisi olarak karşınızdayım.” diye konuştu.

Şimdi de Türk milletine “Türkiye Yüzyılı” sözlerinin olduğunu anımsatan Erdoğan, bu vizyonu sağlam toplumsal yapı, istikrarlı ve güçlü ekonomi, adalet ve özgürlük, Türkiye eksenli küresel dönüşüm, huzurlu ve güvenli gelecek başlıkları altında tadat ederek millete sunduklarını dile getirdi.
“MİLLETİMİZE KARŞI SORUMLULUĞUMUZ TÜRKİYE YÜZYILI BAYRAĞINI ZİRVEYE ÇIKARMAKTIR”
Erdoğan, birileri gibi söz verip de sonra kulağının üzerine yatanlardan olmadıklarını belirterek, şunları paylaştı: “Milletimize verdiğimiz her sözün takipçisi olduk, her sözü yerine getirmek için var gücümüzle çalıştık, çabaladık. Eksiklerimiz elbette olmuştur ama ülkemize ve milletimize sağladığımız kazanımların büyüklüğünü kimse inkar edemez. Artık bundan sonra milletimize karşı sorumluluğumuz Türkiye Yüzyılı bayrağını zirveye çıkarmaktır. Allah’ın izniyle Türkiye Yüzyılı’nın inşasını da tamamladıktan sonra emaneti gençlere teslim edip köşemize çekileceğiz. Bu duygularla bir kez daha fabrikaların hayırlı ve bereketli olmasını diliyoruz. Tekrarını, tekrarını bekliyoruz.”

TÖRENDEN NOTLAR
NG Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Güral, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Kütahya Porselen Sanat Evi tarafından üretilen ve ortasında ayet yazılı el sanatı porselen tabak hediye etti. Törende daha sonra Erdoğan ve beraberindekiler kurdeleyi keserek NG Kütahya Seramik 100. Yıl Fabrikaları’nın açılışını yaptı ve fotoğraf çektirdi.
]]>Tarım ve Orman Bakanlı İbrahim Yumaklı Kastamonu’daki programları çerçevesinde Devrekani ilçesinde yapımı devam eden Devrekani Hayvancılık Organize Tarım Bölgesi’nde incelemelerde bulundu. 2025 yılının ortalarında hizmet vermeye başlaması planlanan bölgedeki çalışmalar hakkında bilgi alan Bakan Yumaklı’ya Kastamonu Valisi Meftun Dallı, AK Parti Kastamonu Milletvekili Devrekani Belediye Başkanı Engin Altıkulaç ve yetkililer eşlik etti. İncelemelerin ardından açıklamalarda bulunan Bakan Yumaklı, Türkiye genelindeki organize tarım bölgelerinin sayısını 100’e çıkartmayı hedeflediklerini söyledi.
“Türkiye çapında bu adedi 100’e çıkarmakla ilgili bir hedefi yürütüyoruz”
Organize tarım bölgeleri için uzun süredir çalışmalar yürüttüklerini belirten Bakan Yumaklı, “Bu çalışmaların en önemli ayağı da şehrin özelliklerine uygun olarak, eğer jeotermal varsa jeotermal kaynakların enerjide kullanılmasını sağlayacak organize tarım bölgeleri yapıyoruz. ya da şeylerin farklı özelliklerine göre besi organize tarım bölgeleri kurulmaya devam ediyor. Hali hazırda Türkiye’de 60 organize tarım bölgesinin kurulumu devam ediyor. Bunlardan 40’ı tüzel kişiliğini kazanmış durumda. Bazıları bittikten sonra peyderpey üretime başlamış durumdalar. Biz Türkiye çapında bu adedi 100’e çıkarmakla ilgili bir hedefi yürütüyoruz. Inşallah çok farklı bölgelerde, farklı illerimizde öncelikle o bölgenin ihtiyacını karşılayacak, ondan sonra da etrafındaki yakın illerin ihtiyacını karşılayacak hem bitkisel hem de hayvansal üretim yapacak, organize tarım bölgelerini hayata dahil etmiş olacağız, faaliyetlerini başlatmış olacağız” dedi.
“Şartlar uygun olursa burası belki de bu yılın sonlarına doğru artık üretim faaliyetine geçebilecek”
Devrekani Hayvancılık Organize Tarım Bölgesi ile ilgili de bilgi veren Bakan Yumaklı, ” Burada, bu bölgenin özelliklerine uygun olarak hayvancılık konusunda ciddi bir tecrübe var. Bu tecrübeyi hayata geçirecek olan, biraz dağınık olan bir yapıyı toplayacak, aynı zamanda ekonomik olarak da hayata geçirilmesini sağlayacak bir proje. Şu anda planlamalar 2025’in Haziran ayı gibi göstermekle birlikte, eğer şartlar uygun olursa burası belki de bu yılın sonlarına doğru artık üretim faaliyetine geçebilecek. Burası işletmelerimizin kendi alanları itibariyle üretime başlayabilecekleri bir alan olmuş olacak. Yaklaşık 20 bin hayvanlık bir bölge burası. 81’e yakın işletme olmuş olacak”
“Geçtiğimiz yıl 31 milyar dolar olan ihracatımızı bu yıl daha üst rakamlara çıkarmak için gayret ediyoruz”
Organize tarım bölgelerini illerin tarımsal üretimlerine göre şekillendirdiklerini kaydeden Yumaklı, “Bazı illerin kendi durumlarına göre, kendi tarımsal üretimle alakalı kabiliyetlerine göre bu organize tarım bölgelerini planlamak bizim için çok önemli. Çünkü her yere bir standart organize tarım bölgesi düşünmüyoruz. Bütün bunları üreticimizin daha fazla üretmesini sağlamak, verimli ve kaliteli üretim yapılmasını sağlamak, bunların sonucunda da yakın bölgelerden başlayarak ülkenin ihtiyacı olan hem bitkisel hem daha hayvansal üretimin tüketicilere uygun şartlarda, uygun fiyatlarda ulaşmasını sağlamak hedefiyle yapıyoruz. Bunların etkileri bu yılın ortalarından itibaren faaliyete geçecek olan diğer organize tarım bölgeleriyle birlikte hissedilmiş olacak. Bütün amacımız hem bitkisel hem de hayvansal üretimi arttırmak, bütün bunları da verimli ve kaliteli bir şekilde yaparak sektörün gelişmesini ve güçlenmesini sağlamak. Elbette sadece ülkemizin ihtiyaçları için değil. Aynı zamanda çok ciddi tarımsal ürün ihracatı yapan bir ülkeyiz. Geçtiğimiz yıl 31 milyar dolar olan ihracatımızı bu yıl daha üst rakamlara çıkarmak için gayret ediyoruz” şeklinde konuştu. – KASTAMONU
]]>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri çerçevesinde saat 14.00’da partisinin Kütahya mitinginde halka hitap etmesinin ardından NG Kütahya Seramik’in 100’üncü yıl fabrikalarının açılışına katıldı. Günün anısına Güral ailesi tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ‘Nur üstüne nur yazılı’ ayetinin yer aldığı el yapımı porselen tabak hediye takdim edildi. Yaklaşık 2 yıl önce inşasına başlanan fabrikanın açılışı Erdoğan’ın kurdele kesimiyle gerçekleşti. Programda konuşan Erdoğan, ekonomiyle ilgili önemli mesajlar vererek fabrikanın Türkiye’ye ve Kütahya’ya hayırlı olmasını diledi.
“Kütahya’da üretilen bu seramikler 81 vilayetimizin yarısına, 5 kıtada 79 ülkeye ihraç ediliyor”
Açılışta konuşma yapan Erdoğan, “Daha önce burada yine bir başka birimin açılışını yapmıştık ve buranın da yapılacağının müjdesini o zaman Nafi beyden ve oğlundan almıştık ve hamdolsun şimdi de bu devasa eserin açılışında bir aradayız. Nafi Güral beyefendinin kurduğu Kütahya Seramik, üretim yolculuğundaki 35 yılını geride bırakırken, 8 fabrikaya ve 54 milyon metre kare üretim kapasitesine ulaştı. Kütahya’da üretilen bu seramikler 81 vilayetimizin yarısına, 5 kıtada 79 ülkeye ihraç ediliyor. Açılan her yeni fabrika ihracatımızda yeni bir ivme, cari açığımızın kapanmasına katkı demektir. Bugün yatırım bedeli 140 milyon Euro, kapalı alanı 126 bin metrekare olan 2 yeni fabrikayı daha hizmete açıyoruz” diyerek fabrikaların ülkeye hayırlı olmasını diledi.
“Türkiye yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyümek mecburiyetindedir”
Böylece Türkiye’nin İtalya ve İspanya gibi bu alanda dünyanın önde gelen ülkelerinde bile olmayan gelişmiş teknolojilere sahip üretim imkanına kavuştuğunu belirten Erdoğan, “Aynı şekilde seramik üretiminin yanı sıra turizmde de önemli yatırımları olan grubumuzun istihdam kapasitesinin 5 bin 750 kişiye çıkmasını da takdirle karşılıyorum. Dijital dönüşümü fabrikalarında en üst seviyede uygulayan grubumuz su, ham, madde ve ambalaj atıklarının geri kazandırılması konusunda da ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Fabrika çatılarına kurulan ve tamamı üretimde kullanılan 25 megavat gücündeki güneş enerjisi santralleri yenilenebilir enerji anlamında da örnek bir yaklaşıma işaret ediyor. Hep söylediğimiz gibi, Türkiye yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyümek mecburiyetindedir. Sadece kağıt üzerinde ekonomik görünümü iyileştirmek adına yatırım, istihdam üretim ve ihracat odaklı büyümeden asla taviz veremeyiz. Makro dengelerle ilgili sorunlarımızı sanayide, teknolojide, ticarette, tarımda, turizmde ve diğer alanlarda büyümeyi sürdürerek çözeceğiz. Dünyanın en gelişmiş, en zengin ülkelerine baktığımızda onların da istihdam ve üretim merkezli bir ekonomik işleyişi hayata geçirmeye çalıştıklarına şahit oluyoruz. Bir dönem terk ettikleri üretim, bugün gelişmiş ülkelerin en kritik yumuşak karını haline gelmiştir. Türkiye’yi böyle bir duruma asla düşürmeyeceğiz. Savunma sanayinden seramik sektörüne kadar her alanda tasarımıyla, üretimiyle, ihracatıyla ülkemizi dünyanın önde gelen tedarikçileri arasına çıkartacağız” ifadelerini kullandı.
“Birileri kendi akıllarınca bizimle dalga geçmiş, projelerimizi küçümsemişti”
Bu bakımdan Kütahya’nın giderek büyüyen seramik üretimi kapasitesini sadece toprağa ve kimyaya dayalı bir üretimin gelişmesi olarak görmediklerini dile getiren Erdoğan, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Kütahya’daki bu ivme aynı zamanda ülkemizin Türkiye yüzyılına hazırlanışının bir işaretidir. 2. Dünya Savaşı sonrasında başlayıp bizim iktidarımıza kadar devam eden dönemdeki siyasi ve ekonomik gecikmeleri yaşamasaydık hiç şüphesiz bugün çok daha farklı bir yerde olurduk. Milletin sorumluluk verdiği kişiler olarak bize düşen, kaçan fırsatlara bakıp hayıflanmak değil, hep eskinin kayıplarını telafi etmek, hep geleceğin hedeflerini inşa etmektir. Bundan 13 sene önce 2023 hedeflerimizi açıkladığımızda birileri kendi akıllarınca bizimle dalga geçmiş, projelerimizi küçümsemişti. Yaşadığımız onca badireye rağmen 2023 hedeflerinin önemli bir kısmını hayata geçirmiş birisi olarak karşınızdayım. Şimdi de milletimize Türkiye yüzyılı sözümüz var. Bu vizyonu sağlam toplumsal yapı, istikrarlı ve güçlü ekonomi, adalet ve özgürlük, Türkiye eksenli küresel dönüşüm, huzurlu ve güvenli gelecek başlıkları altında milletimize sunduk. Biliyorsunuz, biz birileri gibi söz verip de sonra kulağının üzerine yatanlardan asla değiliz. Milletimize verdiğimiz her sözün takipçisi olduk, her sözü yerine getirmek için var gücümüzle çalıştık, çabaladık. Eksiklerimiz elbette olmuştur ama ülkemize ve milletimize sağladığımız kazanımların büyüklüğünü kimse inkar edemez. Artık bundan sonra milletimize karşı sorumluluğumuz Türkiye yüzyılı bayrağını zirveye çıkarmaktır. Allah’ın izniyle Türkiye yüzyılının inşasını da tamamladıktan sonra emaneti gençlere teslim edip köşemize çekileceğiz. Bu duygularla bir kez daha fabrikalarımızın hayırlı ve bereketli olmasını diliyoruz. Tekrarını, tekrarını bekliyoruz. Ne kadar tekrar, o kadar güzeldir, iyidir. Bu eserleri şehrimize ve ülkemize kazandıran Nafi Güral beyefendiye ve Erkan Güral kardeşime teşekkür ediyorum. Sizleri sevgiyle saygıyla, selamlıyorum.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a kurdele kesiminde Kütahya Valisi Musa Işın, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve AK Parti Kütahya milletvekilleri eşlik etti. Programda kurdele kesimine katılanlar dışında il protokol mensupları, partililer ve iş adamları yer aldı. – KÜTAHYA
]]>Kacır, Eskişehir Teknik Üniversitesindeki (ESTÜ) İleri Prototip İstasyonu Projesi açılış töreni öncesi üniversitenin öğrenci kulüplerinin stantlarını ziyaret etti.
ESTÜ Konferans Salonu’ndaki törende konuşan Kacır, Eskişehir’in, geçmişte Yunus Emre ve Nasreddin Hoca gibi önemli şahsiyetlerle Anadolu irfanına değer kattığı gibi şimdi de üreticisiyle, akademisyeniyle, çalışkan genç nüfusuyla ülkeye değer kattığını söyledi.
Kacır, Eskişehir Teknik Üniversitesi bünyesinde Avrupa Birliği eş finansmanıyla hayata geçirilen “İleri Prototip İstasyonu” ile inşa edilen ekosisteme bir altyapı daha eklemenin gururu içinde olduklarını anlatarak, şöyle konuştu:
“21. yüzyılda katma değerli üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyeti, ülkelerin kalkınma yolculuğunda yönünü ve hızını tayin ediyor. İnovasyon ve AR-GE çalışmalarına yapılan yatırımlar, sürdürülebilir büyümenin ve uluslararası rekabet gücünün anahtarını oluşturuyor. Gelişmiş teknolojilerin ve yenilikçi çözümlerin benimsenmesi, toplumların refah seviyesini artırıyor ve geleceğe yönelik güçlü bir vizyon sunuyor. Bu yaklaşımla, Sayın Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde son 22 yılda, kapsamlı bir AR-GE, yenilikçilik ve girişimcilik ekosistemi inşa ettik. Sanayimizin ihtiyaç duyduğu, planlı ve entegre sanayi altyapılarını hayata geçirdik. Özel sektörün yatırım iştahını ortaya çıkaracak, cazip teşvik sistemleri uygulayarak Türkiye’yi küresel bir üretim üssü haline getirdik.”
“Yüksek teknolojide ilk akla gelen sektörlerden biri havacılık ve uzay sanayisi”
Son 22 yılda AR-GE harcamalarını 1,2 milyar dolardan 12 milyar dolara, AR-GE personeli sayısını 29 binden 272 bine çıkardıklarını vurgulayan Kacır, “Havacılıkta teknolojide paradigma değişimlerinin öncüsü olduk. 60 yıllık hayalimiz yerli ve milli aracımızı Türkiye’nin yollarıyla buluşturduk. Şimdi yeni nesil uydulardan endüstriyel robotlara, biyoteknolojiden bataryaya 5G’den uçan hızlı trenlere birçok alanda büyük atılımlar gerçekleştirmenin arifesindeyiz. Yüksek teknolojide üretim altyapımızı güçlendireceğiz. Tabii yüksek teknolojide ilk akla gelen sektörlerden biri havacılık ve uzay sanayisi.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin özellikle savunma sanayisinin, AR-GE’de, inovasyonda ve üretimde uzun vadeli bakış açısı, paradigma değişimlerine odaklanan yaklaşımıyla havacılıkta üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetlerini üst düzeye taşıdığını dile getiren Kacır, “Havacılık sektörümüz ana ve alt yüklenicileri, KOBİ’leri, araştırma kuruluşları, üniversiteleri, geliştirdiği özgün ürünleri ve ihracat potansiyeli ile Türkiye’nin en önemli ve gelişim gösteren sektörlerinden biri haline geldi. Bayraktar TB2, ANKA, AKINCI, AKSUNGUR, Bayraktar TB3, ANKA 2, ANKA 3, KIZILELMA, ATAK, GÖKBEY, HÜRKUŞ, HÜRJET ve KAAN ile Türk havacılığının altın çağını yaşıyoruz. 100 yılı bulan havacılık tarihi ve sanayisi ile Eskişehir kuşkusuz bu başarının önemli merkezlerinden.” diye konuştu.
Kacır, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak, yatırım teşvikleriyle, sanayi sektörüne, KOBİ’lere sağladıkları imkanlarla Eskişehirli girişimcilerin ve sanayicilerin teknoloji odaklı üretim yolculuğunda yanında yer aldıklarını belirtti.
“Şehrimizin araştırma ve girişimcilik kültürüne çarpan etkisi oluşturacak”
Bakan Kacır, Eskişehir ekonomisinin lokomotifi KOBİ’leri de asla yalnız bırakmadıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“KOSGEB destek programlarımızla KOBİ’lerimize can suyu olduk. 22 yıl önce 100’den az KOBİ’miz bu desteklerden faydalanırken biz bu sayıyı 2 milyar liranın üzerinde bir destekle 15 bin 500’e çıkardık. Bakanlık olarak sağladığımız 176 milyon lira finansmanla bugüne gelen organize sanayi bölgelerimizde 23 binin üzerinde yeni istihdam oluşturduk. Eskişehir’imize 2 teknopark, 20 AR-GE merkezi ve 4 tasarım merkezi kazandırarak şehrimizin katma değerli üretim odaklı kalkınmasının yolunu açtık. Son 22 yılda, TÜBİTAK bilim insanı, AR-GE ve özel sektör destek programlarıyla 974 proje ve 2 bin 201 bilim insanımıza 4,1 milyar lira destek sağladık.”
İleri Prototip İstasyonu ile Eskişehir’in katma değerli üretim yolculuğuna yeni bir soluk getireceklerini bildiren Kacır, sözlerini şöyle tamamladı:
“4,4 milyon avro kaynak ile hayata geçirdiğimiz üretim ve ileri malzemeler, bilgi ve iletişim teknolojileri ve animasyon gibi geleceğin katma değerli sektörlerine hizmet edecek bu tesis ile girişimcilerimizin prototiplerini nihai ürünlere dönüştürmelerini sağlıyoruz. Aynı zamanda, mentorluk, teknoloji değerlendirme, kaynak yaratma, hukuk, fikri haklar gibi alanlarda sunduğumuz danışmanlık hizmetleriyle girişimcilerimizin fikirden ürüne giden yolda yanlarında yer alıyoruz. Bu proje ülkemizin stratejik endüstrilerinde faaliyet gösteren girişimcilerimizin ve sanayicilerimizin ulusal ve uluslararası pazarlara erişimini sağlayacak. KOBİ’lerin talaşlı imalat, tersine mühendislik ve eklemeli imalat alanlarında ihtiyaçlarına cevap verecek bu merkez ile Eskişehir sanayisinin özellikle havacılık ve raylı sistemler sektöründe sahip olduğu yetkinlikleri de güçlendireceğiz. KOBİ’lerimizin, uluslararası rekabet gücü yüksek daha yenilikçi ve verimli üretim yöntemlerini benimsemelerine ve bu teknolojileri geliştirmelerine olanak tanıyacağız. İnanıyorum ki bu merkez, şehrimizin nitelikli üretim altyapısı, AR-GE kabiliyetleri, araştırma ve girişimcilik kültürüne çarpan etkisi oluşturacak.”
Törende, Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez ve ESTÜ Rektörü Prof. Dr. Adnan Özcan da katılımcılara hitap etti.
Bakan Kacır, törenin ardından AK Parti Eskişehir İl Başkanlığını ziyaret etti.
]]>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye’nin 2024-2028 hayvancılık yol haritasını paylaştı. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (TİGEM) Gazi Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen basın toplantısında hayvan hastalıkları ile mücadele, anaç hayvan üretimini arttırma, ‘Islah Eylem Planı’ gibi konu başlıkları masaya yatırıldı.
“Sözleşmeli üretim modelini yaygınlaştırıyoruz”
Kırmızı et, beyaz et, süt ve yumurtada; kaliteli, yeterli ve sağlıklı üretiminin devamlılığı için suyu merkeze alan ve doğal kaynakların korunduğu bir sistemle üretim planladıklarını kaydeden Bakan Yumaklı, “Hayvansal üretimin en temel girdisi kaliteli kaba yem üretim kapasitesini, Mera varlığımızı ve yapılarını, Pazarlama imkanlarını dikkate alarak gerçekleştiriyoruz. Hem alıcıyı hem satıcıyı güvence altına alan sözleşmeli üretim modelini yaygınlaştırıyoruz” diye konuştu.
“Üreten herkese ürettiği kadar destek veriyoruz”
Aşısı ve kaydı olan her buzağıya destek verdiklerini hatırlatan Bakan Yumaklı, “Mevcut desteklemelerimizde işletme büyüklüğüne göre belirli sınırlandırmalar vardı. Yeni desteklemelerimizde bu sınırlandırmaları kaldırıp, üreten herkese ürettiği kadar destek veriyoruz” ifadesini kullandı.
“İlk defa genç ve kadın üreticilerimize yüzde 70 ilave destek veriyoruz”
Aile işletmelerine tüm hayvancılık desteklemelerinde ilk defa ilave destek verdiklerine işaret eden Bakan Yumaklı, “Bu sayede aile işletmeleri temel destekle aynı oranda ilave destek alarak en az iki kat destek almış olacak. Kırsalda üretimin ana direği olan kadınlara ve geleceğimizin teminatı gençlere pozitif ayrımcılık yapıyoruz. İlk defa genç ve kadın üreticilerimize yüzde 70 ilave destek veriyoruz. Ayrıca suni tohumlama, yerli sperma, soy kütüğü, ari işletme gibi verimliliği artırıcı destekleri artırarak vermeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Sahibi kadın olan aile işletmeleri daha fazla destek alacak
Yeni destekleme modelinden örnek veren Bakan Yumaklı, şöyle konuştu:
“Mesela sahibi kadın olan bir aile işletmesi düşünelim. Tüm şartları yerine getirdiğinde, buzağı başına mevcut modelde 2 bin 68 lira destek alırken, yeni sistemde, ilave verdiğimiz aile işletmesi, kadın desteği ve diğer verimlilik destekleriyle 5 bin 200 lira alacak. Yani 2 buçuk kat fazla destek alacak. Eğer bu işletme, ari işletme olursa ilave destek vereceğiz ve bu rakam buzağı başına 7 bin 900 liraya kadar çıkabilecek. Böylece desteği yaklaşık 4 kat artmış olacak.”
Bakan Yumaklı, besici aile işletmelerin 20 buzağıyı kesimine kadar beslediği takdirde, kesim anında dana başına ilave olarak 4 bin 500 liraya kadar destek verileceğini belirtti.
IPARD kredi üst limiti 40 milyon liradan 60 milyon liraya çıkartıldı
Kırsal kalkınma destek programlarından biri olan IPARD desteklerini 42 ilden 81 ile yaygınlaştırıldığını ve faydalanıcı sayısını arttırdıklarını dile getiren Bakan Yumaklı, “Sübvansiyonlu kredilerde; kadınlara, gençlere ve planlı üretim bölgelerine ilave indirim oranları uyguluyoruz. Ayrıca hayvancılıkta işletme başına 40 milyon lira olarak verilen kredi üst limitini 60 milyon liraya, eğer ari işletme olursa 80 milyon liraya çıkardık” ifadelerine yer verdi.
Ari işletme sayısının 2024 yılında 2 bin 500’e çıkartılması hedefleniyor
Bakan Yumaklı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Vereceğimiz ilave desteklerle ari işletme sayısını bin 136’dan 2024 yılında 2 bine, 2025 yılında ise 2 bin 500’e çıkarmayı hedefliyoruz. Hastalıktan ari işletmelerden, ülkenin ihtiyacı olan genetik kapasitesi yüksek anaç hayvan üretimini sağlamış olacağız”
Şap aşısı sayısı 2 dozdan 3’e çıkartıldı
Hayvansal hastalıklara karşı alınan tedbirlere değinen Bakan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bulaşıcı hastalıklardan koruyucu aşı uygulamasını da yaygınlaştırıyoruz. Şap hastalığına karşı her yıl rutin olarak 2 doz uygulanan aşı sayısını bu yıl 3’e çıkarttık. Bu ek aşının ücretini bakanlık olarak biz karşılıyoruz. Aile işletmelerinde buzağı, kuzu ve oğlak sağlığını koruyucu tedbirlere ağırlık vererek gerekli aşı desteğini bakanlık olarak biz sağlayacağız. Buzağı kayıplarını azaltmak için, ilk etapta 200 bin gebe sığırı aşılayacağız. Kuzu kayıplarını azaltmak amacıyla, ülke genelindeki tüm küçükbaş hayvanlara bu yıl içinde koyun keçi çiçek aşısı, yeni doğan tüm küçükbaş hayvanlara ise koyun keçi vebası aşısı yapılacak. Bahsettiğim tüm bu aşıların ücretlerini bakanlık olarak biz karşılayacağız.”
Veteriner Yol Kontrol ve Denetim İstasyonları açılıyor
Hayvansal hareketliliğin kontrolü amacıyla Veteriner Yol Kontrol ve Denetim İstasyonları açacaklarına işaret eden Bakan Yumaklı, “Buradaki amacımız, hastalıklı hayvanın başka bir bölgeye giderek hastalığın yayılmasını engellemek. Ayrıca bu istasyonlarda yapılan kontrollerle hastalığa yerinde ve erken müdahale etmek. 7 gün 24 saat görev yapacak bu istasyonlardan ilkini Erzurum’da açtık. Önümüzdeki günlerde ikincisini Elazığ’da açıyoruz. Yılsonunda bu sayıyı 7’ye çıkartacağız” kaydetti.
Veteriner Tıbbi Ürün Kontrol Merkezi oluşturulacak
Pendik Veteriner Kontrol Enstitü Müdürlüğü’n yeni bir Ulusal Aşı Üretim Tesisi kurduklarına dikkati çeken Yumaklı, “Burada daha modern ve teknolojik imkanlarla yüksek kapasiteli aşı üretimleri gerçekleştireceğiz. Ayrıca Veteriner Tıbbi Ürün Kontrol Merkezini de oluşturuyoruz. Burada da her türlü ilaç, aşı ve tıbbi malzemenin testlerini yapacağız” dedi.
100 bin yetiştiriciye farkındalık eğitimi verilecek
Buzağı ve kuzu kayıplarını azaltmak amacıyla her ilçede eğitimler düzenlediklerini belirten Yumaklı, bu yıl ve gelecek yıl içinde 100 bin yetiştiriciye yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları yapacaklarını aktardı.
Soğuk zincir izleme sistemi kurulacak
Bunun yanı sıra Yumaklı, hayvan hastalıklarından korunmak amacıyla aşıların ve ilaçların üretimden uygulama aşamasına kadar geçen süreçte, soğuk zincir izleme sisteminin bu yılın ilk yarısında kuracaklarını belirtti.
“Dişi buzağılara ilave destek veriyoruz”
Bir başka hedeflerinin ise anaç hayvan üretiminin arttırılması olduğunu dile getiren Yumaklı, “Bu kapsamda; hastalıktan ari işletmelerde cinsiyeti belirli sperma kullanımını teşvik ediyoruz. Anaç hayvan sayısının arttırılması amacıyla dişi buzağılara ilave destek veriyoruz. Bir diğer önemli adımımız ise TİGEM ve ESK iş birliğinde hayata geçireceğimiz yeni bir proje” dedi.
TİGEM işletmeleri damızlık merkezi olacak
‘Yerli Üreticimizi Güçlendirmek’ parolasıyla yola çıktıklarına işaret eden Yumaklı, söz konusu projede TİGEM işletmelerinin damızlık merkezi olacağını söyledi. ESK’nın desteğiyle sayıları artacak damızlık aile işletmelerine uygun maliyetle dağıtılacağını söyleyen Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, bu sayede yerli üreticinin damızlık ihtiyacını kamu güvencesiyle kaşılaşmış olacaklarını belirtti.
Türkiye’de en yaygın sütçü ırk olan Siyah Alaca ırkına vurgu yapan Bakan Yumaklı, şöyle konuştu:
“Ülkemizde en yaygın sütçü ırk olan Siyah Alaca ırkında yaklaşık 22 bin hayvanı verimlilik durumlarını genetik olarak ortaya koyarak referans popülasyonumuzu oluşturduk. Bu sayıyı her geçen yıl artırıyoruz. 2024 yılında artık bu ırktan doğan buzağılarda genetik yapısına bakarak, damızlık değerini belirlemeye başladık. Bu testi yaptıran yetiştiricilerimizin test maliyetini bakanlık olarak biz karşılıyoruz. Yine bu yıl içerisinde ülkemizde sayısı en fazla ikinci ırk olan Simental ırkında da genetik testler ile damızlık değerini belirlemeye başlıyoruz. Her iki ırk için bu hizmeti yetiştiricimizin hizmetine sunuyoruz. Bu testin yaygınlaşması amacıyla Genomik Test Merkezi’ni Haziran 2024’te Ankara’da açmış olacağız. Genomik seleksiyon ve embriyo transferi yöntemiyle, yüksek genetik kapasiteli üretim boğalarını Ocak 2025’te üretmeye başlıyoruz.”
Açıklamalarını tamamlayan Bakan Yumaklı, gazeteciler ile birlikte hatıra fotoğrafı çekindi. – ANKARA
]]>Şanlıurfa’da yılda 20 bin ton balık üretiliyor
Şanlıurfa’dan dünyaya balık ihracatı
ŞANLIURFA – Şanlıurfa’nın Birecik, Bozova, Hilvan ve Siverek ilçesinde bulunan tesislerde üretilen 20 bin ton balık, dünyanın birçok ülkesine ihraç ediliyor. Üretilen balıklarla, ülke ekonomisine yılda 100 milyon dolar destek sağlanıyor.
Atatürk Barajının Şanlıurfa’nın Birecik ilçesi kıyısı ile Bozova, Hilvan ve Siverek ilçelerinde yaklaşık 40 tesiste üretilen 20 bin ton sazan, şabut ve somon balığı, başta Türkiye’nin birçok iline gönderiliyor ayrıca dünyanın birçok ülkesine de ihraç ediliyor.
Türkiye’nin tahıl ambarı olarak adlandırılan Şanlıurfa’da, balık üretimi de gün geçtikçe artıyor. Atatürk Baraj Gölünün Şanlıurfa’nın Bozova ve Hilvan ilçeleri ile Fırat Nehri kenarındaki Birecik ilçesinde yaklaşık 40 tesiste alabalık üretiliyor. Havzada üretilen yaklaşık 20 bin ton balık, başta Karadeniz bölgesi olmak üzere Türkiye’nin birçok iline gönderiliyor. Üretilen balıklar, Türkiye’nin yanı sıra dünyanın da birçok ülkesine ihraç ediliyor. Üretilen balıklarla, ülke ekonomisine yılda 100 milyon dolar destek sağlanıyor.
Birecik Balık Üretme Tesisinde incelemelerde bulunan Şanlıurfa İl Tarım Müdürü Mehmet Aksoy, tatlı su balık üretiminde, Şanlıurfa’nın Türkiye’de birinci, dünyada ise ikinci sırada olduğunu söyledi. Aksoy, açıklamasının devamında, “Birecik havzamızda, Bozova ve Siverek’te dahil toplam yaklaşık 20 bin ton balık üretiyoruz. Ürettiğimiz bu balıkların yaklaşık olarak bize ihracatta katkısı 100 milyon dolar civarındadır. Türkiye’nin bu yıl ihracat rakamı 1 milyon 800 bin dolar civarındadır. Özellikle Cumhurbaşkanımızın tarımı stratejik alan ilan etmesinden bu tarafa, tarımın bütün sektörleri balıkçılık da buna dahil üretim noktasında çok müthiş bir ivme kazandı. Biz üretimin her kademesine destek veriyoruz. Özellikle balıkçılık ve su ürünleri genel müdürlüğümüz ve tarım bakanımızın büyük gayretiyle inşallah gelecek yıl bu rakamı biz 3 milyon doların üzerine çıkartmayı hedefliyoruz. İç sulardaki Türk somunu dünya ile rekabet edebilecek şekilde burada üretiliyor. Sağlıklı ve doğru bir şekilde de soğuk zincirle ihraç ediliyor. Bunun için devletimizin teşvikleri devrede bütün üretim tesislerine bizim hem kısal kalkınma hem TKDK hem de Ziraat Bankası üzerinden yüzde 75’e yakın hibe destekleri var. Özellikle yavru üretimine büyük destek veriyoruz. Sadece Şanlıurfa’da biz geçen sene 33 milyon adet yavru balık ürettik ve bunları iç sulardaki GAP bölgesindeki 9 tane ilimize verdik. Bunda 33 milyon balığın yaklaşık 22 milyonu sazan balığı geriye kalan da şabut balığıydı. Şabut balığı da biliyorsunuz Fırat’ın korunan ve özel türlerinden bir tanesidir. Üretim merkezi Bozova ilçemizdedir. Türkiye’nin en büyük üretim istasyonu dünyada da ikinci sıradadır. İnşallah biz bunu da ari yumurta üretim merkezi olarak balıkçılarımızın hizmetine sunacağız çünkü biz balık yumurtasını yurt dışından ithal ediyoruz. Büyük bir ithal kalemi, tarım bakanımızın bize bu konuda desteği var, sözü var. İnşallah bu işletmemizi de balık üretim merkezi olarak balıkçılarımızın hizmetine sunarsak üretim noktasında da Türkiye herhalde Norveç’ten sonra dünyadaki en önemli ülke olacaktır. Türk somonu noktasında bir yere gelmiş olacağız” dedi.
“20 yılda 80 kat büyüdük”
Aksoy, “Balıkçılık sektörü olarak son 20 yılda 80 kat büyüdük. Tabii devletimizin verdiği büyük teşviklerle oldu. Sadece iç sularda düşünmeyelim. Bunu kıyı balıkçılığı yapan denizlerde de balıkçılık yapan bütün balıkçılarımıza, teknelerin boylarını büyütme, ekipmanlarını yenileme, ağlarını yenileme ile ilgili devletimiz kredi verdi ve o balıkçılarımız da bu kredidedn çok faydalandılar. Türkiye balıkçılığı şu anda dünya ile rekabet edebilecek bir noktadadır. Şanlıurfa özeline gelecek olursak işte siz de işletmeleri görüyorsunuz. Şu anda çok yüksek bir noktadayız buradaki işletmelerimizin tamamı devlet desteğini bir şekilde almış ve devlet desteği ile devam eden işletmelerimizdir. Devlet sadece para vermiyor, bilgi veriyor, yer veriyor, alan veriyor. Son 20 yılda yaklaşık bin 38 tane büyük baraj yaptık. Hem sulamada bunları kullanıyoruz, hem içme suyunda kullanıyoruz hem de kullandığımız bu yeni barajları balık üretim istasyonları ve balık üretim merkezleri olarak kullanıyoruz. Özellikle gıdanın stratejik olarak bu kadar kıymetli olduğu bir zamanda yani şu stratejik dönemde balığı da biz milletimizin beslenmesi için bir stok olarak görüyoruz. İhracat noktasında da şu anda 33 ülkeye ihracat yapıyoruz ama şu anda Türk somununu, Rusya birinci alıcısı diğer ülkelere de satıyoruz” şeklinde konuştu.
Birecik-Fırat Balık üretme tesisi yöneticisi Su ürünleri mühendisi Hayri Aksoy, “Son 10 yılda sektörün gelişmesi ile havzamızın devlet desteği ve projeleri ile yetiştirici sayısı arttı ve kapasitemiz de artırıldı. Havzada Türk somunu üretimi yapılmakta bu da yaklaşık olarak 20 bin ton civarına çıktı. Türk somunu iç piyasaya çok düşük miktarda gidiyor. Dünya üzerinde balık tüketiminde çok geride bir ülkeyiz onun için ürettiğimiz balığı daha çok yurt dışına ihraç ediyoruz. Türk somunun birinci kalem Rusya ve Avrupa ülkeleri var” ifadelerini kullandı.
]]>Atatürk Barajının Şanlıurfa’nın Birecik ilçesi kıyısı ile Bozova, Hilvan ve Siverek ilçelerinde yaklaşık 40 tesiste üretilen 20 bin ton sazan, şabut ve somon balığı, başta Türkiye’nin birçok iline gönderiliyor ayrıca dünyanın birçok ülkesine de ihraç ediliyor.
Türkiye’nin tahıl ambarı olarak adlandırılan Şanlıurfa’da, balık üretimi de gün geçtikçe artıyor. Atatürk Baraj Gölünün Şanlıurfa’nın Bozova ve Hilvan ilçeleri ile Fırat Nehri kenarındaki Birecik ilçesinde yaklaşık 40 tesiste alabalık üretiliyor. Havzada üretilen yaklaşık 20 bin ton balık, başta Karadeniz bölgesi olmak üzere Türkiye’nin birçok iline gönderiliyor. Üretilen balıklar, Türkiye’nin yanı sıra dünyanın da birçok ülkesine ihraç ediliyor. Üretilen balıklarla, ülke ekonomisine yılda 100 milyon dolar destek sağlanıyor.
Birecik Balık Üretme Tesisinde incelemelerde bulunan Şanlıurfa İl Tarım Müdürü Mehmet Aksoy, tatlı su balık üretiminde, Şanlıurfa’nın Türkiye’de birinci, dünyada ise ikinci sırada olduğunu söyledi. Aksoy, açıklamasının devamında, “Birecik havzamızda, Bozova ve Siverek’te dahil toplam yaklaşık 20 bin ton balık üretiyoruz. Ürettiğimiz bu balıkların yaklaşık olarak bize ihracatta katkısı 100 milyon dolar civarındadır. Türkiye’nin bu yıl ihracat rakamı 1 milyon 800 bin dolar civarındadır. Özellikle Cumhurbaşkanımızın tarımı stratejik alan ilan etmesinden bu tarafa, tarımın bütün sektörleri balıkçılık da buna dahil üretim noktasında çok müthiş bir ivme kazandı. Biz üretimin her kademesine destek veriyoruz. Özellikle balıkçılık ve su ürünleri genel müdürlüğümüz ve tarım bakanımızın büyük gayretiyle inşallah gelecek yıl bu rakamı biz 3 milyon doların üzerine çıkartmayı hedefliyoruz. İç sulardaki Türk somunu dünya ile rekabet edebilecek şekilde burada üretiliyor. Sağlıklı ve doğru bir şekilde de soğuk zincirle ihraç ediliyor. Bunun için devletimizin teşvikleri devrede bütün üretim tesislerine bizim hem kısal kalkınma hem TKDK hem de Ziraat Bankası üzerinden yüzde 75’e yakın hibe destekleri var. Özellikle yavru üretimine büyük destek veriyoruz. Sadece Şanlıurfa’da biz geçen sene 33 milyon adet yavru balık ürettik ve bunları iç sulardaki GAP bölgesindeki 9 tane ilimize verdik. Bunda 33 milyon balığın yaklaşık 22 milyonu sazan balığı geriye kalan da şabut balığıydı. Şabut balığı da biliyorsunuz Fırat’ın korunan ve özel türlerinden bir tanesidir. Üretim merkezi Bozova ilçemizdedir. Türkiye’nin en büyük üretim istasyonu dünyada da ikinci sıradadır. İnşallah biz bunu da ari yumurta üretim merkezi olarak balıkçılarımızın hizmetine sunacağız çünkü biz balık yumurtasını yurt dışından ithal ediyoruz. Büyük bir ithal kalemi, tarım bakanımızın bize bu konuda desteği var, sözü var. İnşallah bu işletmemizi de balık üretim merkezi olarak balıkçılarımızın hizmetine sunarsak üretim noktasında da Türkiye herhalde Norveç’ten sonra dünyadaki en önemli ülke olacaktır. Türk somonu noktasında bir yere gelmiş olacağız” dedi.
“20 yılda 80 kat büyüdük”
Aksoy, “Balıkçılık sektörü olarak son 20 yılda 80 kat büyüdük. Tabii devletimizin verdiği büyük teşviklerle oldu. Sadece iç sularda düşünmeyelim. Bunu kıyı balıkçılığı yapan denizlerde de balıkçılık yapan bütün balıkçılarımıza, teknelerin boylarını büyütme, ekipmanlarını yenileme, ağlarını yenileme ile ilgili devletimiz kredi verdi ve o balıkçılarımız da bu kredidedn çok faydalandılar. Türkiye balıkçılığı şu anda dünya ile rekabet edebilecek bir noktadadır. Şanlıurfa özeline gelecek olursak işte siz de işletmeleri görüyorsunuz. Şu anda çok yüksek bir noktadayız buradaki işletmelerimizin tamamı devlet desteğini bir şekilde almış ve devlet desteği ile devam eden işletmelerimizdir. Devlet sadece para vermiyor, bilgi veriyor, yer veriyor, alan veriyor. Son 20 yılda yaklaşık bin 38 tane büyük baraj yaptık. Hem sulamada bunları kullanıyoruz, hem içme suyunda kullanıyoruz hem de kullandığımız bu yeni barajları balık üretim istasyonları ve balık üretim merkezleri olarak kullanıyoruz. Özellikle gıdanın stratejik olarak bu kadar kıymetli olduğu bir zamanda yani şu stratejik dönemde balığı da biz milletimizin beslenmesi için bir stok olarak görüyoruz. İhracat noktasında da şu anda 33 ülkeye ihracat yapıyoruz ama şu anda Türk somununu, Rusya birinci alıcısı diğer ülkelere de satıyoruz” şeklinde konuştu.
Birecik-Fırat Balık üretme tesisi yöneticisi Su Ürünleri Mühendisi Hayri Aksoy, “Son 10 yılda sektörün gelişmesi ile havzamızın devlet desteği ve projeleri ile yetiştirici sayısı arttı ve kapasitemiz de artırıldı. Havzada Türk somunu üretimi yapılmakta bu da yaklaşık olarak 20 bin ton civarına çıktı. Türk somunu iç piyasaya çok düşük miktarda gidiyor. Dünya üzerinde balık tüketiminde çok geride bir ülkeyiz onun için ürettiğimiz balığı daha çok yurt dışına ihraç ediyoruz. Türk somunun birinci kalem Rusya ve Avrupa ülkeleri var” ifadelerini kullandı. – ŞANLIURFA
]]>Dünyanın ilk 10 diş implantı üreticisi arasında yer alan MegaGen, implant yanında diş hekimi koltuğu, görüntüleme sistemleri ve bu alandaki yazılımları da üretiyor. MegaGen, dünyada 120’yi aşkın ülkede faaliyet gösteriyor.
Firma, Güney Kore dışındaki ilk üretim tesisini Türkiye’de İstanbul’a kurma kararı aldı ve buna yönelik çalışmalarını da hızlandırdı.
“Biz Türkiye’yi seçtik”
MegaGen Implant CEO’su Kwang Bum Park, AA muhabirine, firmanın Güney Kore’nin Daegu kentinde yer alan fabrikasında değerlendirmede bulundu.
Uzun zamandır yurt dışına açılma planları yaptıklarını belirten Park, çoğu şirketin yurt dışındaki ilk yatırımları için daha çok ABD ve Avrupa’yı düşündüğünü ancak kendilerinin geleceğe dair farklı fikirleri olduğunu söyledi. İş yapmak için belirli kararların verilmesi gerektiğini aktaran Park, “Yatırım için ABD ve Avrupa mantıklı olabilirdi ancak biz daha fazla gelişime açık olduğu için Türkiye’yi seçtik.” dedi.
Park, Kore’de robotik sistemlerle akıllı üretim yapan bir firma olduklarını, İstanbul’a kuracakları fabrikaya da Kore’deki gibi robotik sistem kuracaklarını belirtti.
Türkiye’deki üretimleriyle farklı ülkelere ve Avrupa’ya da yönelmeyi düşündüklerini vurgulayan Park, “Türkiye’de üretimi sağlayıp ‘Made in Türkiye’ etiketiyle ürünlerimizi Avrupa’ya göndermek gibi bir hayalimiz var. Türkiye, medikal turizmde oldukça meşhur bir ülke olduğu için Avrupa ve yurt dışından birçok hasta geliyor, bu hastalarla da ürünlerimizi duyurabileceğimizi düşünüyoruz.” diye konuştu.
Park, Türkiye’de ilk olarak bir üretim bandıyla yatırıma başlayacakları bilgisini vererek, şöyle devam etti:
“Türkiye’ye ilk aşamada 15 milyon dolarlık başlangıç yatırımı yapacağız. İlerleyen dönemde yatırımın karşılığı alındıkça daha fazla yatırım yapıp iş büyütülecek. Bu üretim bandında sonuçlar alındıkça büyümek istiyoruz. Türk devletinin desteklerinden faydalanarak daha büyük bina kurup, üretim bandını çoğaltıp her şeyi daha çok büyütmek hayalimiz. Çok daha büyük bir fabrika için 5 sene gibi bir sürenin ardından daha büyük yatırımlar yapmayı planlıyoruz. O zaman muhtemelen 100 milyon doların üzerinde yatırım yapılacaktır. Bu üretim tesisimizde dünyanın farklı yerlerinden gelecek diş hekimlerine eğitimler de verilecek.”
“İhracata da başlayacağız”
Türkiye’den İran, Birleşik Arap Emirlikleri ve Afrika ülkelerine de yönelme planları olduğunu bildiren Park, 5 yıllık üretim planının yarısında gelindiğinde ihracata başlamayı hedeflediklerini anlattı.
Park, kendisinin de diş hekimi olduğuna ve şirketi diş hekimleriyle birlikte kurduklarına dikkati çekerek, hekimlerin ihtiyaçlarını bilerek bu doğrultuda en doğru ürünleri ürettiklerini kaydetti.
İmplantın ardından diğer ürünlerinin de Türkiye’de üretimini sağlayıp “Made in Türkiye” etiketiyle dünyaya tanıtabileceklerini dile getiren Park, “Türkiye, iş bağlantısı kurmak için çok önemli bir ülke. Asya şirketlerinin bağlantı kurma eksikliği var. Türkiye üzerinden bağlantı kurup beraber başka yerlerde iş yapmak da istiyoruz. Biz Türkiye’deki şirketlere rakip olarak gelmek istemiyoruz. Biz teknik bilgi ve birikimimizi paylaşıp ülkedeki kalite ve standartların artırılmasına katkı sağlayabiliriz. Türkiye’deki ürün kalitemiz de Güney Kore’deki ile aynı olacak. Beraber güzel sonuçlar alabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Park, vergi gibi devletle ilişkiler ile çalışanlara karşı sorumluluk gibi konulara çok önem verdiklerini belirterek, Türkiye’deki yatırımlarını tamamlamaları için bazı izin ve işlem süreçlerinin hızlandırılmasını talep etti.
“Daha fazla Güney Kore şirketi gelecek”
Şimdiden MegaGen’in yatırımını izleyerek Türkiye’ye yatırım planı yapan Güney Koreli firmalar olduğuna işaret eden Park, “Daha fazla Güney Kore şirketinin Türkiye’ye gelip yatırım yapıp büyüyeceğini düşünüyorum. Türkiye’ye şu anda yapılan yatırımlar da sürekli büyüyor. Bizim ardımızdan global ve Güney Koreli yatırımcıların Türkiye’ye geleceklerini düşünüyorum.” dedi.
Park, dental pazarda dünyada 8’inci sırada yer aldıklarını, 2030’a kadar hedeflerinin 3. sıraya yükselmek olduğunu vurguladı. Sadece implant alanında değil, dental ve sağlık alanında da daha fazla inovasyon yapıp, yapay zekanın kullanıldığı dijital ürünler oluşturup farklı alanlara yönelmek istediklerini dile getiren Park, bu alanda AR-GE’ye de çok önem verdiklerini söyledi.
Türk Şehitliği’ni ziyaret etti
Türkiye’nin Kore Savaşı’nda Güney Kore’ye yardım eden ülkelerden biri olduğunu anımsatan Park, “Türkiye’den ‘kardeş ülke’ olarak bahsediyoruz. İki ülke halkları birbirine çok yardımcı oluyor. Fiziksel olarak Japonya ve Çin bize yakın ama duygusal olarak Türkiye’yi kendimize daha fazla yakın hissediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Park ile MegaGen Türkiye CEO’su Cem Dergin ve diğer şirket yöneticileri, basın mensuplarıyla yaptıkları görüşmenin ardından Güney Kore’nin Busan kentinde yer alan BM Anıtsal Mezarlığı’ndaki Türk Şehitliği’ni ziyaret etti. Şehitlik anıtına çiçek bırakan Park ve Dergin, saygı duruşunda da bulundu.
]]>TÜRASAŞ Sivas Bölge Müdürü Atanur Karadağ, 1939 yılında kurulan TÜRASAŞ’ın, vagon üretimi ve onarımında öncü bir fabrika olduğunu belirterek Mart ayında üretime girecek olan boji fabrikasının Türkiye’nin en büyük boji üretim tesisi olacağını kaydetti. Kurulacak olan fabrikada yılda yaklaşık 4 bin 500 boji üretimi gerçekleştirileceğini belirten Karadağ, boji üretimde oluşacak artışın ardından yılda bin 500 vagon üretebileceklerini ifade etti. Karadağ, yeni kurulacak fabrikanın 10 bin metrekarelik bir alanı kapsadığını belirterek, “2024 yılında Cumhurbaşkanlığı yatırım programına girmiş olan tank taşıma vagonu, tır dorsesi gibi projelerimiz de bulunmakta. Bu projelerin prototip ve seri imalatlarını da Sivas’ta gerçekleştirmekteyiz. Cumhurbaşkanımızın 2018 yılında dile getirdiği gibi, TÜRASAŞ’ı inadına büyüteceğiz. Biz de onu şiar edindik ve şu an TÜRASAŞ’ı inadına büyütüyoruz” dedi.
“Türkiye’nin en büyük boji üretim fabrikası olacak”
Türkiye’nin en büyük boji fabrikası olarak Mart ayında üretime başlayacaklarını belirten TÜRASAŞ Sivas Bölge Müdürü Atanur Karadağ, “TÜRASAŞ, 1939 yılında kurulmuş bir fabrikadır. Vagon yapar, vagon imalatı onarımı yapar. Bundan kırk yıl öncesine kadar lokomotif üretip onarım yapan bir kurumken, daha sonra sadece büyük vagonlara odaklanıp devam eden bir fabrika oldu. Seksen beş yıllık bir kurumuz. Kurulduğumuz günden bugüne Cer atölyesi, SİDEMAS, TÜDEMSAŞ, en sonunda TÜRASAŞ, Sivas Bölge Müdürlüğü olarak ismimiz değişti ama içeriğimiz hiç değişmedi. Bizim vagon imalat sektöründeki ağırlığımız hiç değişmedi. Biz şu an TÜRASAŞ Sivas Bölge Müdürlüğü olarak üç yıldır -ki 2020 yılından bu yana TÜRASAŞ olarak devam ediyoruz- buna katkı sağlamaya çalışıyoruz. Yaptığımız üretimlerle, yeni projelerimizle ki şu an içinde bulunduğumuz boji üretim fabrikası da bu yeni projelerimizden birisi. Şu ana kadar üç ana fabrikayla faaliyetlerimizi sürdürürken, şu an dördüncü ana fabrikayı açacak olmanın da mutluluğunu yaşıyoruz. Bu yeni fabrika, Türkiye’nin en büyük boji üretim fabrikası olacak. Senede yaklaşık 4 bin 500 boji civarında bir üretim yapacağız, bu bin 500 vagona tekabül eden bir üretim sayısıdır. Burada önce vagon üretim sayımızı arttırmayı amaçladık. Bunun için bojiyi artırmak gerekiyordu. Altyapıyı hazırladık. Allah nasip ederse Mart ayı içinde açılışını yapacağız. Bu fabrikanın bütün ihale süreçlerini tamamladık. Bir kısmını şu anda görüyorsunuz, sistemlerimiz kuruldu, kuruluyor. Kumlama, plazma kesim tezgahımız gibi işte test ünitelerimiz gibi fikstürlerimiz gibi tezgahlarımız geldi. Gelmeye devam ediyor. Bütün tezgah bağlantılarımızı yaptık. Personel alımlarımızı gerçekleştirdik. Hazineden gerekli izinleri alarak şu an personelimizin kadrolu bir kısmı geldi, gelmeye devam ediyor. İnşallah Mart ayı içerisinde ilk kaynağımızı vurarak bojiye Bismillah diyeceğiz” dedi.
“Tank taşıma vagonu, tır dorsesi taşıma vagonu gibi projelerimiz de bulunmakta”
Tank taşıma vagonu gibi projeler ile üretim konusunda da hız kesmediklerini belirten Karadağ, “Yaklaşık 400 bin metrekare alan üzerinde, 110 bin metrekare kapalı alan olmak üzere faaliyet gösteriyoruz. Kapalı alanın 26 bin metrekarelik bir kısmı vagon onarımı için ayrılmış durumda. 20 bin metrekarelik kısım vagon üretimine ayrılmış durumda. 15 bin metrekarelik bir metal işleri bölümümüz var ve en son fabrikamızda 10 bin metrekarelik bir boji üretim fabrikası olarak faaliyet göstereceğiz, Allah nasip ederse. Boji fabrikası projemizin de yanında normal üretimimizi yapmanın yanı sıra, milli vagon ve ikiz vagon dediğimiz yurt dışında da rağbet gören konteyner vagonumuzu üretmek için çalışıyoruz. Ayrıca, 2024 yılında Cumhurbaşkanlığı yatırım programına girmiş olan tank taşıma vagonu, tır dorsesi taşıma vagonu gibi projelerimiz de bulunmakta. Bu projelerin prototip ve seri imalatlarını da Sivas’ta gerçekleştirmekteyiz. Şöyle bir şiarımız var, Cumhurbaşkanımızın 2018 yılında dile getirdiği gibi, ‘TÜRASAŞ’ı inadına büyüteceğiz” diye konuştu. – SİVAS
]]>Kayseri Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonu’nda sektör temsilcileriyle bir araya gelen Yumaklı, salgın hastalıklar, doğal afetler, ülkeler arasındaki savaşlar, iklim değişikliği gibi hususların gıdanın neden stratejik bir sektör olduğunu öğrettiğini söyledi.
Ülkeler için gıda arz güvenliğinin milli güvenlik meselesi olduğunu dile getiren Yumaklı, bir yandan üretmeye devam ederken bir yandan da bütün dünyayı baskısı altına alan enflasyonla, üretimi baskılayan girdi maliyetleri gibi süreçlerle karşı karşıya kaldıklarını, bu baskıyı azaltacak tedbirleri almak için de gece gündüz çalıştıklarını belirtti.
Bakan Yumaklı, son 21 yılda Bakanlığın Kayseri’ye yaptığı bütün yatırımların, desteklerin toplam tutarının yaklaşık 60 milyar lira olduğu bilgisini vererek şöyle devam etti:
“Kayseri’de 110 milyon tohum ve fidan toprakla buluşturuldu. Kayseri’de 28 ürün var, markalaşmış ve coğrafi işaret alınmış. Kayseri pastırmamızla alakalı Avrupa Birliği’nde tescil başvurusu var. Bu süreçleri titizlikle takip ediyoruz. İnşallah çok kısa zamanda Kayseri pastırmasına Avrupa Birliği coğrafi işaret tescili kazandırmış oluruz. Burada bir itiraz süreci var, çok da önemli olduğunu düşünmüyoruz açıkçası. O sürecin tamamlanmasını da yakından takip ediyoruz. Her ne kadar Memduh (Büyükkılıç) başkanımla Kastamonu pastırması mı Kayseri pastırması mı tartışması yapıyor olsak da… Biz her halükarda bu tatlı tartışmayı başkanımızla devam ettireceğiz. Ama şuna karar verdik, her ikisi de ayrı kategoriler, birbirleriyle yarıştırmayalım. Her ikisini de ayrı kulvarlarda takip etmiş olalım.”
“Sözleşmeli üretimi yaygınlaştırmaya çalışıyoruz”
İşlenmeyen arazilerin üretime kazandırılmasıyla ilgili düzenlemeler yaptıklarını anımsatan Yumaklı, “Son dönemde yaptığımız düzenlemeler, Türk tarımında devrim niteliğindeki düzenlemelerdir. Tarımsal üretim alanlarının tamamının kayıt altına alınmasıyla alakalı düzenlemeler yaptık. Suya göre tarım yapılması olgusunu getirdik, suya göre tarım yapmamız gerekir çünkü su kaynaklarımız sonsuz ve sınırsız değil. Sözleşmeli üretim konusunu özellikle yaygınlaştırmaya çalışıyoruz.” diye konuştu.
Yumaklı, sözleşmeli tarım konusunda bazı sektörlerin, sözleşmenin koruyucu ya da süreklilik unsurunu bir kenara bırakarak bunu bir bağlayıcılık olarak gördüklerini dile getirdi.
Planlı üretime geçişle alakalı çalışmaların hızla devam ettiğini vurgulayan Yumaklı, “Ülkemizde hangi üründen ne kadar üreteceğiz, ne kadar fazlamız var, ne kadar eksiğimiz var, hangi ili nereye yönlendireceğiz konusunu da çalışmak istiyoruz. Bu basit bir yasal düzenleme değildir, sizlerle beraber bizim Bakanlığımızın, tüm arkadaşlarımızın el ele, omuz omuza vererek ortaya koyması gereken bir husustur. Başladığı andan itibaren 3 yıllık bir planlamayı gerektirecek, yani sadece 1 yıla ait bir şey değil. Dolayısıyla üretim yapacak olanlar da önündeki 3 yılı görmüş olacaklar.” ifadesini kullandı.
Planlı ve suya göre tarıma örnek veren Yumaklı, Kayseri’de sulama amaçlı kullanılan Sarıoğlan Barajı’nın yağışların yetersiz olmasından dolayı yeterli doluluk oranına ulaşamadığını, bölgede şeker pancarı üreten üreticilerin endişelendiklerini, il müdürlüğü ve büyükşehir belediyesinin bir proje başlattığını ve üreticiye yüzde 100 hibe nohut tohumu dağıtılarak 10 bin dekarda ekim yapılmasının sağlandığını anlattı.
Bakan Yumaklı, tarımsal arazilerin boş kalmamasıyla ilgili TAKE projesi olduğunu dile getirerek, “Bununla ilgili de çiftçilerimize yine yüzde 50 hibeli, suyu az tüketen nohut, aspir ve yeşil mercimek tohumlarını Bakanlık olarak dağıtacağız.” dedi.
TAKE projesine ilişkin bilgi veren Yumaklı, şunları kaydetti:
“Resmi Gazete’de dün gece yayımlanan hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. TAKE projesiyle 3 yılda yaklaşık 950 milyon lira tutarında 1241 projeye destek sağlamıştık. Bu yıl için de Türkiye’ye 520 milyon liralık bir kaynak tahsis ettik. Bu ödeneği vereceğimiz TAKE projelerimiz yaklaşık 1,7 milyon dekarlık arazide uygulanacak. Bir diğer gelişme de hayvancılıkla uğraşan üreticilerimiz bilir. Onlar, uygulanan aşı ve küpe bedellerini elden, tasvip edilmeyen bir uygulamayla yapıyorlardı. Bunlarla alakalı artık böyle para alışverişi olmayacak. Kendilerine olan desteklerimiz içinden bunlar tahsil edilmiş olacak.”
Toplantı, sektör temsilcilerinin sorularının cevaplanmasıyla basına kapalı devam etti.
]]>İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ), Çanakkale Ziraat Odası ve TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Çanakkale Şubesi ile Orta Anadolu Süs Bitkileri ve Mamuller İhracatçılar Birliği arasında protokol imzalandı.
Çanakkale Ziraat Odası aracılığıyla yapılan çağrı üzerine bir araya gelen 21 kadın çiftçi, “süs bitkilerinin üretim potansiyelinin belirlenmesi” konusunda yürütülecek projenin detaylarına ilişkin bilgilendirildi.
Protokole göre, hazırlanacak proje kapsamında Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği üreticilere başlangıç materyali sağlayacak, hasat edilen ürünlerin satış ve pazarlamasına destek olacak.
Ziraat Odası, çiftçilerin organizasyonuna, ÇOMÜ eğitim ve desteklenmesine, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekonomik ve sosyal yönden gelişimlerine, Ziraat Mühendisleri Odası ise birimlerin koordinasyon ve mühendislik desteklerine katkı verecek.
Özellikle kadın üreticilerin, kooperatif ve dernek benzeri oluşumlarla bir arada bulunabilecekleri bir organizasyon oluşturulmasının hedeflendiği çalışmanın ilk aşamasında, İstanbul’da mezat ziyareti yapılacak. Ayrıca, satış ve pazarlama üzerine görsel hafızalarını geliştirmek üzere toplantılar düzenlenecek, üretim seraları gezilecek, ÇOMÜ Sürekli Eğitim Merkezi’nde eğitim verilecek, ihracata yönelik üretim desteklenecek.
Koordinasyon sağlandıktan sonra altyapıları, üretim alanları, iş gücü ve üretim kapasiteleri değerlendirilerek, süs bitkisi üretimine temmuz ayında geçilecek. Her çiftçiye ortalama 600 metrekare alanda üretim materyali sağlanarak, kalite ve standardına bağlı olarak ürün ihracatı desteklenecek.
“Termalin olduğu ilçelerin salon bitkisi üretimine uygun olduğunu düşünüyoruz”
Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı İsmail Yılmaz, AA muhabirine, Çanakkale’nin hem iç hem de dış pazara yakınlığı nedeniyle süs bitkileri yetiştiriciliği konusunda avantajlı bir konumda yer aldığını söyledi.
Çanakkale’nin iklimsel olarak kışın birkaç ayın dışında süs bitkileri için uygun olduğunu ifade eden Yılmaz, “Burada üretim olursa yeni bir üretim alanı açmış oluruz. Şu anda süs bitkilerinde kesme çiçekte Antalya ağırlıkta bir ihracatımız söz konusu. Antalya’da yaz sıcağından dolayı iklimsel dezavantajlarımız var. Karanfilin dışında başka çeşitleri pazara sunamıyoruz. Daha fazla çeşitliliğin sağlanacağını düşündüğümüz bir bölge olduğu için Çanakkale’de birtakım çalışmalar yapılması adına iyi niyet protokolü imzaladık.” diye konuştu.
Yılmaz, Çanakkale’de kısa sürede süs bitkisi denemelerinin yapılacağını, birçok çeşidin uyumlu olacağını düşündüklerini aktardı.
Süs bitkisi üretiminin Çanakkale ve ülke ekonomisine önemli katkılar sunacağına inandığını ifade eden Yılmaz, “Bundan 10 yıl önce Sakarya’da süs bitkileri sektörü yokken şu an ciddi bir sektör oluştu. Tokat’ta böyle bir sektör yokken yeni yeni oluşmaya başlıyor.” dedi.
“Çanakkale’de de neden olmasın?” düşüncesiyle hareket ettiklerini vurgulayan Yılmaz, bu işi layıkıyla yapabilecek üreticilerle başlanıp projenin kendiliğinden büyüyeceğini öngördüklerini anlattı.
Yılmaz, Çanakkale’de üretilecek süs bitkilerin yerel esnafın ihtiyacını karşılayacak düzeyde olacağını, daha sonra büyük hedeflerin ortaya konulacağını belirterek, şunları kaydetti:
“Bir adım sonra kentin etrafındaki büyükşehirler, sektör daha da büyüdüğünde ihracat boyutuna taşınması gerekiyor. Bunu Isparta’da da yaşadık. Isparta’da 15 yıl önce sektör yokken şu an 1500-2 bin dönüm kapalı alanda yazlık karanfil üretimi yapılıyor. Bu ürünlerin tamamının Hollanda ve İngiltere’de satışı yapılıyor. Burada hem serada kesme çiçekler hem de dış mekanda üretimler gerçekleştiriliyor. Çanakkale’de termalin olduğu ilçelerin salon bitkisi üretimine uygun olduğunu düşünüyoruz. Süs bitkileri üretiminin neredeyse tamamı burada yapılabilecek potansiyele sahip.”
]]>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bir dizi inceleme ve açılışlara katılmak üzere geldiği Nevşehir’de sektör temsilcileri ile bir araya geldi. Bakan Yumaklı toplantıda yaptığı konuşmada, “Gıdanın, su ve ormanın her geçen gün öneminin ve değerinin arttığı bir dönemden geçiyoruz. Bu sektörlerde küresel alandaki gelişmeleri takip ederken yereldeki potansiyelimizi tespit edip, etkin politikalarla süreci yürütmemiz gerekiyor. Tabii bu çalışmalar masa başından olmuyor. Yerelde veya sahada üreticimiz, çiftçimiz, sanayicimiz, STK’larımız ve mesai arkadaşlarımızla bir araya gelerek sektörün dününü, bugününü ve yarınını değerlendirmemiz gerekiyor. Bu nedenle görevi devraldığım günden bu yana illerimizi ziyaret ediyor, sektöre ait sorunlara el atıyoruz. Sorunların çözümü noktasında yapabileceklerimizi kısa, orta ve uzun vadeli çalışma ajandamıza not ediyoruz. Yapamayacaklarımız konusunda da neden olmayacağını gerekçeleri ile paydaşlarımıza aktarıyoruz” dedi.
Tarımın stratejik öneminin artmasına son dönemde yaşanan salgın hastalıklar, savaşlar, doğal afetler, iklim değişikliği ve nüfus artışının sebep olduğunu ifade eden Bakan Yumaklı, “Biz bunları yeni normal olarak tanımlıyoruz. Nüfus artışıyla bir yandan daha çok ürün üretmemiz gerekirken, üretimi baskılayan, girdi maliyetlerini yükselten süreçlerle de karşı karşıya kalıyoruz. Ben inanıyorum ki bu süreci etkin ve verimli politikalar üreterek ve çiftçimizin üretme azmiyle hep birlikte geride bırakacağız. Son dönemde yaşadığımız yeni normal çerçevesinde gıda arz güvenliğinde herhangi bir sorun yaşamadıysak, bunu illerimize sağladığımız güçlü üretim ve sanayi altyapısı, ayrıca siz değerli kardeşlerimizin üretimlerine borçluyuz. Su alanında 2,9 milyar lira yatırım yaparak 59 tesisi hizmete aldık. Kırsal kalkınma desteklerimizle Nevşehir’in tarım ve orman altyapısını güçlendirdik. 20 milyon 300 bin fidanı toprakla buluşturduk. ORKÖY kapsamında 43 milyon lira hibe ve kredi desteği sağlayarak, yaklaşık 221 projenin hayata geçmesine vesile olduk. Tarımsal üretim alanlarının korunması amacıyla 366 bin dekar alana sahip Hacıbektaş ve Nevşehir Acıgöl ovalarımızı koruma altına aldık. Bu ovalarımızı gıda arz güvenliğimizin teminatı olarak görüyoruz. Bakanlık olarak verdiğimiz destekler ve yaptığımız yatırımlarla Nevşehirli üreticilerimiz hem modern tarımla buluştu hem de üretimde verimini arttırdı. Özellikle bitkisel ve hayvansal üretimde verilen destek ve yatırımlar ile son 21 yılda; sebze üretimini neredeyse 4 kat artırdı. Bakanlık olarak önümüzdeki dönemde politikalarımızı 5 eksen etrafında topladık. Bunlar; sürdürülebilirlik, verimlilik, kalite, kayıtlılık ve sektöre yatırımdır. Planlı üretim, suya göre tarım ve sözleşmeli tarım ile Nevşehir’in tarımsal üretim desenini yeniden ele alıyoruz. Bu çalışmaları yaparken üreticimizi belli bir ürün üretmeye zorlamayacağız, çiftçimizin ekonomik kazanç sağlayacağı, ülkemizin gıda arz ihtiyacının karşılanacağı bir sistem yürüteceğiz. Yani, kazan-kazan prensibi ile hareket edeceğiz. Kırsal kalkınma desteklerimizden gençlerimiz ve kadınlarımızın daha çok yararlanması için pozitif ayrımcılık yapmaya devam edeceğiz. 1,3 milyar lira tutarındaki 12 su ve sulama projemizi Nevşehir’e hızlı bir şekilde kazandırmak için çalışmalarımızı büyük bir gayretle sürdüreceğiz. İnşallah bizim teşvikimiz, sektör paydaşlarının da gayreti ile evelallah üstesinden gelemeyeceğimiz sorun yok. Güçlü Türkiye’nin yolunun güçlü tarımdan geçtiği düsturuyla var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu. – NEVŞEHİR
]]>KONYA – Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, katıldığı Akıllı Teknolojiler Tasarım, Geliştirme ve Protatipleme Merkezi açılışında yaptığı konuşmada, “Tarım makineleri imalatının yaygınlaşması için düzenlediğimiz 577 teşvik belgesi ile 34 milyar liralık yatırımın ve 10 binden fazla istihdamın önünü açtık. Vermiş olduğumuz bu destekler neticesinde tarımın başkenti Konya’mız tarım makineleri sektöründe de önemli bir mesafe kat etti” dedi.
Konya’da bulunan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Selçuk Üniversitesinde Alper Gezeravcı ile birlikte gençlerle söyleye katıldıktan sonra Konya Ticaret Odası’nın Akılı Teknolojiler Tasarım, Geliştirme ve Protatipleme Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi. Programda konuşan Bakan Kacır, “Cumhuriyetimizin ikinci asrında, Türkiye Yüzyılı’mızı inşa ederek ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine taşıma hedefimize kararlılıkla yürüyoruz. Dördüncü Sanayi Devrimi’nin üretimde, teknolojide, ticarette getirdiği paradigma değişimlerini küresel rekabette daha güçlü olmamız, sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve toplumsal refah artışı için bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Sanayi ve teknolojiye bütüncül bir bakış açısı getiren Milli Teknoloji Hamlesi’yle kritik teknolojileri milli olarak geliştirmemizi, yüksek teknoloji alanlarında rekabetçi ürün ve hizmetler sunmamızı sağlayacak politikaları hayata geçiriyoruz. Cumhurbaşkanımızın ısrarı, iddiası ve güçlü liderliğiyle Milli Teknoloji Hamlemizin öncü sektörü savunma sanayiinde elde ettiğimiz kazanımları sivil alanlara taşıyoruz. TOGG bu yaklaşımın en net ve başat çıktısıdır. Yeni nesil elektrikli ve akıllı milli otomobilimiz TOGG’la 60 yıl öncesinin Devrim otomobili hayalini devrin otomobilini üreterek gerçeğe dönüştürdük” dedi.
Bakan Kacır, ilerideki dönemde kamu öncülüğünde yürütecekleri etkin sanayi politikalarıyla ülke için stratejik önemi haiz sektörlerde büyük atılımlar gerçekleştireceklerini ifade ederek, “Yatırım ve Ar-Ge teşviklerinde daha yönlendirici davranarak katma değerli üretim altyapımızı güçlendireceğiz. İklim değişiklikleri, nüfus artışı, artan gıda talebinin tetiklediği yeni krizler karşısında; ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerinin etkin ve verimli kullanımını destekleyecek altyapıyı inşa edeceğiz. Bugün dünyada her üç kişiden birisi maalesef yeterli gıdaya erişemiyor. İklim değişikliği kaynaklı küresel su rezervlerinin azalması, yanlış tarım uygulamaları maalesef bu tablonun yakın zamanda düzelmeyeceğine işaret ediyor. Diğer yandan yeşil mutabakatın getirdiği çevresel standartlar ve sürdürülebilirlik hedefleri, tarım ve su yönetimi pratiklerimizi teknoloji odaklı yeniden şekillendirmemizi gerektiriyor. Uydu destekli kontrol sistemleri, görüntü işleme teknolojileri, dijital sensörlerle donatılmış tarım makineleri artık tarımsal üretimin her aşamasında daha fazla hassasiyet ve sürdürülebilirlik sağlıyor, su ve enerji tüketimini optimize ediyor. Zararlı kimyasalların kullanımını azaltarak çevresel etkiyi minimize ederken, aynı zamanda verimliliği artırıyor ve gıda güvenliğinin sürdürülmesine katkıda bulunuyor” şeklinde konuştu.
“25 binden fazla vatandaşımıza istihdam imkanı sunuyor”
Türkiye’deki son 22 yıldaki gelişmeleri anlatan Bakan Kacır, “Ülkemiz son 22 yılda inşa ettiği üretim ve teknoloji geliştirme altyapısıyla makine sektörünün birçok kolunda olduğu gibi tarım makineleri alanında kabiliyetlerini ve yetkinliklerini küresel standartların da üzerine çıkardı. Yıllık 2,8 milyar dolar üretim kapasitesine ulaşan tarım makineleri sektörümüz bugün 25 binden fazla vatandaşımıza istihdam imkanı sunuyor. Sektörümüz, güçlü ihracat performansıyla yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve büyüme rotasında ekonomik kalkınmamızda öncü rol üstleniyor. Ülkemizin tarımsal modernizasyonda ihtiyaç duyduğu ürün ve teknolojileri yerli imkanlarla karşılamamızı destekliyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak sektörümüzü katma değerli üretime yönlendirecek ve uluslararası rekabetçiliğini güçlendirecek destek programları uygulamaya devam ediyoruz. Bu alanda teknoparklarımızda faaliyet gösteren 60’tan fazla teknoloji girişimi ve 30 Ar-Ge ve tasarım merkezine sunduğumuz vergisel avantajlarla yenilikçi tarım uygulamalarının geliştirilmesi ve ticarileştirilmesini destekledik. Bugüne kadar KOSGEB aracılığıyla da 600’den fazla KOBİ’ye 244 milyon lira destek sağladık. TÜBİTAK’la tarım makineleri alanında 198 projeye 645 milyon liranın üzerinde bir kaynak ayırdık. Kalkınma Ajanslarımızla tarımda endüstriyel uygulamalar, tarım makineleri mükemmeliyet, prototipleme, laboratuvar merkezleri gibi altyapılarımız için 152 projeye 1,46 milyar lira destek verdik. Tarım makineleri imalatının yaygınlaşması için düzenlediğimiz 577 teşvik belgesi ile 34 milyar liralık yatırımın ve 10 binden fazla istihdamın önünü açtık. Vermiş olduğumuz bu destekler neticesinde tarımın başkenti Konya’mız tarım makineleri sektöründe de önemli bir mesafe kat etti” diye konuştu.
“Büyük ve güçlü Türkiye hedefinin köşe taşı, yapay zekadır, teknolojidir”
Konya’nın tarım alanından çok fazla birinci olduğu sektörün olduğunu belirten Bakan Kacır, “Bugün Konyalı tarım makineleri üreticilerimiz Türkiye genelinde; ‘hasat, gübre dağıtma, ekim ve seyyar süt sağım makineleri’ imalatında birinci; ‘traktör, pulluk ve su pompası’ üretiminde ise ikinci konumdadır. Traktörlerde kullanılan parçaların yüzde 80’den, tarım makinelerinde kullanılan parçaların ise yüzde 90’dan fazlasını üretebilme kabiliyetine sahiptir. Tabii sektörün rekabetçiliğini güçlendirmemiz için teknoloji odaklı dönüşümü başarıyla gerçekleştirmemiz gerekiyor. Konya’da kurduğumuz üst düzey teknoloji ile donatılmış Akıllı Teknoloji Merkezimiz ile KOBİ’lerin kendi imkanlarıyla erişemeyeceği bütüncül bir altyapıyı üreticilerimize sunduk. Tarım makineleri imalatçılarımızın akıllı teknolojiler ile donatılmış ekipmanlar üretebilme kapasitelerini artırdık. Üniversite – sanayi iş birliğinin örnek bir projesi olan bu merkez ile 21. yüzyılın en stratejik sektörlerinden biri olan gıda sektöründe verimliliği artırmaya yönelik tarım makinelerinin teknolojik modernizasyonunu gerçekleştireceğiz. Ayrıca, tarım makinelerinin yanı sıra ülkemizin kritik ve güçlü sanayileri olan havacılık ve otomotiv sektörlerinde kullanılan stratejik parçalar için prototipleme çalışmaları yürüteceğiz. Büyük ve güçlü Türkiye hedefinin köşe taşı, yapay zekadır, teknolojidir. Eğer ekonomimizi büyütmek, vatandaşımızın refahını artırmak istiyorsak, bunun yolunu teknolojide aramalıyız. Tam bağımsız Türkiye yolunda ilerliyorsak, milli teknoloji bilincine sahip olmaktan başka çaremizin olmadığını net bir şekilde kavramalıyız. ve bunu her alanda teknolojiyi uçtan uca yerlileştirerek, zamanın ruhuna uygun şekilde başarmalıyız. AKİTEK’in bu yolda önemli kazanımlarımızdan biri olacağından hiç şüphem yok. Bu merkezin başta tarım teknolojileri olmak üzere, daha birçok alanda, hem bölgesine hem de ülkemize sağladığı katma değeri, önümüzdeki günlerde görmeye başlayacağız” dedi.
“Konya tam bir tarım şehri”
Konya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Uğur İbrahim Altay ise, açılışı yapılan tesisten mutluluk duyduğunu ifade ederek, “Tarımda, sanayide geldiği noktayı bugün hep birlikte gördük. Bir taraftan da Konya 5 üniversitesinde 131 bin öğrencisiyle bir öğrenci şehri. Üniversitelerimiz şehrimizin gelişiminde çok önemli katkılar sunuyorlar. Karatay Üniversitemizde her yıl Konyamızın önemli sorunlarını çözmek ve fikir üretmek adına önemli çalışmalar yürütüyor. Konya bir tarım şehri. Çatalhöyük’te başlayan tarımsal üretimi bugüne kadar sürdürebilmiş dünyanın ender şehirlerinden birinde bulunuyoruz. Ayrıca pandemi döneminde gördük ki tarımsal üretim ve ülkenin kendi kendine yetme kapasitesi en az sınırlarımızı korumak kadar önemli. Konya her zaman üreten bir şehir oldu. ve üretimini geliştiren bir şehir oldu. Tarım makineleri, Konya’nın sanayisinin temel altyapısı. Önce tarım makinesi üretmeye başlamışız. Sonra OSB’de artık 50 bin insanın çalıştığı büyük bir çalışma alanına dönüştürdük. Bu manada tarım makinelerinin gelişiminde, teknolojinin kullanılması hem çevremizdeki tarımsal üretimin artmasına hem de teknolojimizin ve sanayi üretimimizin artmasına çok önemli bir katkı sağlayacak” şeklinde konuştu.
“Teknolojiyle ilgili odaklanan bir projeyi müşahede ediyoruz”
Konya Valisi Vahdettin Özkan, üniversite, sanayi ve kamunun birlikteliğini hep beraber müşahade ettiğini ifade ederek, “Aslında bu birliktelik aynı zamanda bir bereketi doğuruyor. Bugün de hem fonlara erişim, finansmana erişim hem pazarın önündeki engellerin kaldırması ve özellikle tarımsal kalkınmayla ilgili en önemli hususlardan birisi olan dijitalleşme, teknolojiyle ilgili odaklanan bir projeyi müşahade ediyoruz. Meyvelerini beraber topluyoruz” diye konuştu.
“Türkiye’nin artık kabına sığmaya zorlanamayacağını tüm dünya görmektedir”
Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk ise, “Türkiye şimdiye kadar bir bölgesel merkez oldu fakat gerçekleştireceğimiz kalkınma hamlesi ile yolumuza küresel ekonomik güç olarak devam etmek istiyoruz. Bunun yolu da Türkiye’yi dünyanın en büyük ekonomileri arasına sokacak Milli Teknoloji Hamlesi’nden geçmektedir. Türkiye, yürüttüğü milli teknoloji hamlesi ile artık çağın gerisinde kalmayacağını göstermiştir. Bir yandan tam bağımsız, milli üretim modeline geçişimizi sürdürürken bir yandan dünyadaki teknolojik değişimleri yakalamak hatta bir adım önünde yer almak istiyoruz. Savunma sanayimizdeki dünya çapında muhteşem ilerleyişimizle, bir yandan milli akıllı otomobilimiz TOGG’la taçlandırdığımız teknoloji hamlemizle; diğer taraftan uzaya açılan ülkemiz ile gurur duyuyoruz. Teknofest ile gençlerimiz ve çocuklarımızın ufkunu açıyoruz. Bunlarla birlikte diğer pek çok proje ile Türkiye’nin artık kabına sığmaya zorlanamayacağını tüm dünya görmektedir. Bakanımıza hem bakan yardımcılığı döneminde hem de bakanlığı döneminde tüm bu projelerin hayata geçmesinde gösterdiği gayretlerden dolayı huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız ve hükümetimizin üzerinde ısrarla durduğu yerli ve milli üretimi şiar edinen Türk özel sektörü, gelecekte ülkemiz ekonomisinin dünyanın sayılı ekonomileri arasına girmesi için çalışmaya devam edecektir” dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve beraberindekiler, Akıllı Teknolojiler Tasarım, Geliştirme ve Protatipleme Merkezi açılışının ardından Kapsül Teknoloji Platformu’na giderek, burada proje geliştiren gençlerle sohbet etti.
]]>Kacır, Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Akıllı Teknolojiler Tasarım, Geliştirme ve Prototipleme Merkezi’nin (AKİTEK) açılışında, sanayi ve teknolojiye bütüncül bir bakış açısı getiren Milli Teknoloji Hamlesiyle, kritik teknolojileri milli olarak geliştiren, yüksek teknoloji alanlarında rekabetçi ürün ve hizmetler sunan politikaları hayata geçirdiklerini söyledi.
Yeni nesil elektrikli ve akıllı milli otomobil Togg’la 60 yıl öncesinin devrim otomobili hayalini devrin otomobilini üreterek gerçeğe dönüştürdüklerini vurgulayan Kacır, “Önümüzdeki dönemde kamu öncülüğünde yürüteceğimiz etkin sanayi politikalarıyla ülkemiz için stratejik önemi haiz sektörlerde büyük atılımlar gerçekleştireceğiz.
Yatırım ve Ar-Ge teşviklerinde daha yönlendirici davranarak katma değerli üretim altyapımızı güçlendireceğiz.” diye konuştu.
Uydu destekli kontrol sistemleri, görüntü işleme teknolojileri, dijital sensörlerle donatılmış tarım makinelerinin artık tarımsal üretimin her aşamasında daha fazla hassasiyet ve sürdürülebilirlik sağladığını aktaran Kacır, böylece su ve enerji tüketiminin en aza indirildiğini dile getirdi.
“Destek programları uygulamaya devam ediyoruz”
Kacır, son 22 yılda üretim ve teknoloji geliştirme altyapısıyla makine sektörünün, birçok kolunda olduğu gibi tarım makineleri alanında kabiliyetlerini ve yetkinliklerini küresel standartların da üzerine çıkardığını belirterek, şöyle konuştu:
“Yıllık 2,8 milyar dolar üretim kapasitesine ulaşan tarım makineleri sektörümüz bugün 25 binden fazla vatandaşımıza istihdam imkanı sunuyor. Sektörümüz, güçlü ihracat performansıyla yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve büyüme rotasında ekonomik kalkınmamızda öncü rol üstleniyor. Ülkemizin tarımsal modernizasyonda ihtiyaç duyduğu ürün ve teknolojileri yerli imkanlarla karşılamamızı destekliyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak sektörümüzü katma değerli üretime yönlendirecek ve uluslararası rekabetçiliğini güçlendirecek destek programları uygulamaya devam ediyoruz. Bu alanda teknoparklarımızda faaliyet gösteren 60’tan fazla teknoloji girişimi, 30 Ar-Ge ve tasarım merkezine sunduğumuz vergisel avantajlarla yenilikçi tarım uygulamalarının geliştirilmesi ve ticarileştirilmesini destekledik.”
Bugüne kadar KOSGEB aracılığıyla da 600’den fazla KOBİ’ye 244 milyon lira destek sağladıklarını aktaran Kacır, “TÜBİTAK’la tarım makineleri alanında 198 projeye 645 milyon liranın üzerinde bir kaynak ayırdık. Kalkınma ajanslarımızla tarımda endüstriyel uygulamalar, tarım makineleri mükemmeliyet, prototipleme, laboratuvar merkezleri gibi altyapılarımız için 152 projeye 1,46 milyar lira destek verdik. Tarım makineleri imalatının yaygınlaşması için düzenlediğimiz 577 teşvik belgesiyle 34 milyar liralık yatırımın ve 10 binden fazla istihdamın önünü açtık.” ifadesini kullandı.
Konyalı tarım makineleri üreticilerinin Türkiye genelinde hasat, gübre dağıtma, ekim ve seyyar süt sağım makineleri imalatında birinci, traktör, pulluk ve su pompası üretiminde ise ikinci konumda olduğuna değinen Kacır, traktörlerde kullanılan parçaların yüzde 80, tarım makinelerinde kullanılan parçaların ise yüzde 90’dan fazlasını üretebilme kabiliyetine sahip olduklarına dikkati çekti.
“Büyük ve güçlü Türkiye hedefinin köşe taşı, yapay zekadır, teknolojidir”
Kacır, Konya’da kurulan AKİTEK ile KOBİ’lere kendi imkanlarıyla erişemeyeceği bütüncül bir altyapı sunulduğunu dile getirdi.
Üniversite-sanayi işbirliğinin örnek bir projesi olan bu merkez ile 21. yüzyılın en stratejik sektörlerinden biri olan gıda sektöründe verimliliği artırmaya yönelik tarım makinelerinin teknolojik modernizasyonunun gerçekleştirileceğini anlatan Kacır, şöyle devam etti:
“Tarım makinelerinin yanı sıra ülkemizin kritik ve güçlü sanayileri olan havacılık ve otomotiv sektörlerinde kullanılan stratejik parçalar için prototipleme çalışmaları yürüteceğiz. Büyük ve güçlü Türkiye hedefinin köşe taşı, yapay zekadır, teknolojidir. Eğer ekonomimizi büyütmek, vatandaşımızın refahını artırmak istiyorsak, bunun yolunu teknolojide aramalıyız. Tam bağımsız Türkiye yolunda ilerliyorsak, milli teknoloji bilincine sahip olmaktan başka çaremizin olmadığını net bir şekilde kavramalıyız. Bunu her alanda teknolojiyi uçtan uca yerlileştirerek, zamanın ruhuna uygun şekilde başarmalıyız. AKİTEK’in bu yolda önemli kazanımlarımızdan biri olacağından hiç şüphem yok. Bu merkezin, başta tarım teknolojileri olmak üzere, daha birçok alanda, hem bölgesine hem de ülkemize sağladığı katma değeri, önümüzdeki günlerde görmeye başlayacağız.”
AKİTEK’i gezen Kacır ve beraberindekiler, daha sonra Konya Büyükşehir Belediyesi Kapsül Teknoloji Platformu’nu ziyaret etti, çalışmalar hakkında bilgi aldı.
]]>Konya’da bulunan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Selçuk Üniversitesinde Alper Gezeravcı ile birlikte gençlerle söyleye katıldıktan sonra Konya Ticaret Odası’nın Akılı Teknolojiler Tasarım, Geliştirme ve Protatipleme Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi. Programda konuşan Bakan Kacır, “Cumhuriyetimizin ikinci asrında, Türkiye Yüzyılı’mızı inşa ederek ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine taşıma hedefimize kararlılıkla yürüyoruz. Dördüncü Sanayi Devrimi’nin üretimde, teknolojide, ticarette getirdiği paradigma değişimlerini küresel rekabette daha güçlü olmamız, sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve toplumsal refah artışı için bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Sanayi ve teknolojiye bütüncül bir bakış açısı getiren Milli Teknoloji Hamlesi’yle kritik teknolojileri milli olarak geliştirmemizi, yüksek teknoloji alanlarında rekabetçi ürün ve hizmetler sunmamızı sağlayacak politikaları hayata geçiriyoruz. Cumhurbaşkanımızın ısrarı, iddiası ve güçlü liderliğiyle Milli Teknoloji Hamlemizin öncü sektörü savunma sanayiinde elde ettiğimiz kazanımları sivil alanlara taşıyoruz. TOGG bu yaklaşımın en net ve başat çıktısıdır. Yeni nesil elektrikli ve akıllı milli otomobilimiz TOGG’la 60 yıl öncesinin Devrim otomobili hayalini devrin otomobilini üreterek gerçeğe dönüştürdük” dedi.
Bakan Kacır, ilerideki dönemde kamu öncülüğünde yürütecekleri etkin sanayi politikalarıyla ülke için stratejik önemi haiz sektörlerde büyük atılımlar gerçekleştireceklerini ifade ederek, “Yatırım ve Ar-Ge teşviklerinde daha yönlendirici davranarak katma değerli üretim altyapımızı güçlendireceğiz. İklim değişiklikleri, nüfus artışı, artan gıda talebinin tetiklediği yeni krizler karşısında; ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerinin etkin ve verimli kullanımını destekleyecek altyapıyı inşa edeceğiz. Bugün dünyada her üç kişiden birisi maalesef yeterli gıdaya erişemiyor. İklim değişikliği kaynaklı küresel su rezervlerinin azalması, yanlış tarım uygulamaları maalesef bu tablonun yakın zamanda düzelmeyeceğine işaret ediyor. Diğer yandan yeşil mutabakatın getirdiği çevresel standartlar ve sürdürülebilirlik hedefleri, tarım ve su yönetimi pratiklerimizi teknoloji odaklı yeniden şekillendirmemizi gerektiriyor. Uydu destekli kontrol sistemleri, görüntü işleme teknolojileri, dijital sensörlerle donatılmış tarım makineleri artık tarımsal üretimin her aşamasında daha fazla hassasiyet ve sürdürülebilirlik sağlıyor, su ve enerji tüketimini optimize ediyor. Zararlı kimyasalların kullanımını azaltarak çevresel etkiyi minimize ederken, aynı zamanda verimliliği artırıyor ve gıda güvenliğinin sürdürülmesine katkıda bulunuyor” şeklinde konuştu.
“25 binden fazla vatandaşımıza istihdam imkanı sunuyor”
Türkiye’deki son 22 yıldaki gelişmeleri anlatan Bakan Kacır, “Ülkemiz son 22 yılda inşa ettiği üretim ve teknoloji geliştirme altyapısıyla makine sektörünün birçok kolunda olduğu gibi tarım makineleri alanında kabiliyetlerini ve yetkinliklerini küresel standartların da üzerine çıkardı. Yıllık 2,8 milyar dolar üretim kapasitesine ulaşan tarım makineleri sektörümüz bugün 25 binden fazla vatandaşımıza istihdam imkanı sunuyor. Sektörümüz, güçlü ihracat performansıyla yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve büyüme rotasında ekonomik kalkınmamızda öncü rol üstleniyor. Ülkemizin tarımsal modernizasyonda ihtiyaç duyduğu ürün ve teknolojileri yerli imkanlarla karşılamamızı destekliyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak sektörümüzü katma değerli üretime yönlendirecek ve uluslararası rekabetçiliğini güçlendirecek destek programları uygulamaya devam ediyoruz. Bu alanda teknoparklarımızda faaliyet gösteren 60’tan fazla teknoloji girişimi ve 30 Ar-Ge ve tasarım merkezine sunduğumuz vergisel avantajlarla yenilikçi tarım uygulamalarının geliştirilmesi ve ticarileştirilmesini destekledik. Bugüne kadar KOSGEB aracılığıyla da 600’den fazla KOBİ’ye 244 milyon lira destek sağladık. TÜBİTAK’la tarım makineleri alanında 198 projeye 645 milyon liranın üzerinde bir kaynak ayırdık. Kalkınma Ajanslarımızla tarımda endüstriyel uygulamalar, tarım makineleri mükemmeliyet, prototipleme, laboratuvar merkezleri gibi altyapılarımız için 152 projeye 1,46 milyar lira destek verdik. Tarım makineleri imalatının yaygınlaşması için düzenlediğimiz 577 teşvik belgesi ile 34 milyar liralık yatırımın ve 10 binden fazla istihdamın önünü açtık. Vermiş olduğumuz bu destekler neticesinde tarımın başkenti Konya’mız tarım makineleri sektöründe de önemli bir mesafe kat etti” diye konuştu.
“Büyük ve güçlü Türkiye hedefinin köşe taşı, yapay zekadır, teknolojidir”
Konya’nın tarım alanından çok fazla birinci olduğu sektörün olduğunu belirten Bakan Kacır, “Bugün Konyalı tarım makineleri üreticilerimiz Türkiye genelinde; ‘hasat, gübre dağıtma, ekim ve seyyar süt sağım makineleri’ imalatında birinci; ‘traktör, pulluk ve su pompası’ üretiminde ise ikinci konumdadır. Traktörlerde kullanılan parçaların yüzde 80’den, tarım makinelerinde kullanılan parçaların ise yüzde 90’dan fazlasını üretebilme kabiliyetine sahiptir. Tabii sektörün rekabetçiliğini güçlendirmemiz için teknoloji odaklı dönüşümü başarıyla gerçekleştirmemiz gerekiyor. Konya’da kurduğumuz üst düzey teknoloji ile donatılmış Akıllı Teknoloji Merkezimiz ile KOBİ’lerin kendi imkanlarıyla erişemeyeceği bütüncül bir altyapıyı üreticilerimize sunduk. Tarım makineleri imalatçılarımızın akıllı teknolojiler ile donatılmış ekipmanlar üretebilme kapasitelerini artırdık. Üniversite – sanayi iş birliğinin örnek bir projesi olan bu merkez ile 21. yüzyılın en stratejik sektörlerinden biri olan gıda sektöründe verimliliği artırmaya yönelik tarım makinelerinin teknolojik modernizasyonunu gerçekleştireceğiz. Ayrıca, tarım makinelerinin yanı sıra ülkemizin kritik ve güçlü sanayileri olan havacılık ve otomotiv sektörlerinde kullanılan stratejik parçalar için prototipleme çalışmaları yürüteceğiz. Büyük ve güçlü Türkiye hedefinin köşe taşı, yapay zekadır, teknolojidir. Eğer ekonomimizi büyütmek, vatandaşımızın refahını artırmak istiyorsak, bunun yolunu teknolojide aramalıyız. Tam bağımsız Türkiye yolunda ilerliyorsak, milli teknoloji bilincine sahip olmaktan başka çaremizin olmadığını net bir şekilde kavramalıyız. ve bunu her alanda teknolojiyi uçtan uca yerlileştirerek, zamanın ruhuna uygun şekilde başarmalıyız. AKİTEK’in bu yolda önemli kazanımlarımızdan biri olacağından hiç şüphem yok. Bu merkezin başta tarım teknolojileri olmak üzere, daha birçok alanda, hem bölgesine hem de ülkemize sağladığı katma değeri, önümüzdeki günlerde görmeye başlayacağız” dedi.
“Konya tam bir tarım şehri”
Konya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Uğur İbrahim Altay ise, açılışı yapılan tesisten mutluluk duyduğunu ifade ederek, “Tarımda, sanayide geldiği noktayı bugün hep birlikte gördük. Bir taraftan da Konya 5 üniversitesinde 131 bin öğrencisiyle bir öğrenci şehri. Üniversitelerimiz şehrimizin gelişiminde çok önemli katkılar sunuyorlar. Karatay Üniversitemizde her yıl Konyamızın önemli sorunlarını çözmek ve fikir üretmek adına önemli çalışmalar yürütüyor. Konya bir tarım şehri. Çatalhöyük’te başlayan tarımsal üretimi bugüne kadar sürdürebilmiş dünyanın ender şehirlerinden birinde bulunuyoruz. Ayrıca pandemi döneminde gördük ki tarımsal üretim ve ülkenin kendi kendine yetme kapasitesi en az sınırlarımızı korumak kadar önemli. Konya her zaman üreten bir şehir oldu. ve üretimini geliştiren bir şehir oldu. Tarım makineleri, Konya’nın sanayisinin temel altyapısı. Önce tarım makinesi üretmeye başlamışız. Sonra OSB’de artık 50 bin insanın çalıştığı büyük bir çalışma alanına dönüştürdük. Bu manada tarım makinelerinin gelişiminde, teknolojinin kullanılması hem çevremizdeki tarımsal üretimin artmasına hem de teknolojimizin ve sanayi üretimimizin artmasına çok önemli bir katkı sağlayacak” şeklinde konuştu.
“Teknolojiyle ilgili odaklanan bir projeyi müşahede ediyoruz”
Konya Valisi Vahdettin Özkan, üniversite, sanayi ve kamunun birlikteliğini hep beraber müşahade ettiğini ifade ederek, “Aslında bu birliktelik aynı zamanda bir bereketi doğuruyor. Bugün de hem fonlara erişim, finansmana erişim hem pazarın önündeki engellerin kaldırması ve özellikle tarımsal kalkınmayla ilgili en önemli hususlardan birisi olan dijitalleşme, teknolojiyle ilgili odaklanan bir projeyi müşahade ediyoruz. Meyvelerini beraber topluyoruz” diye konuştu.
“Türkiye’nin artık kabına sığmaya zorlanamayacağını tüm dünya görmektedir”
Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk ise, “Türkiye şimdiye kadar bir bölgesel merkez oldu fakat gerçekleştireceğimiz kalkınma hamlesi ile yolumuza küresel ekonomik güç olarak devam etmek istiyoruz. Bunun yolu da Türkiye’yi dünyanın en büyük ekonomileri arasına sokacak Milli Teknoloji Hamlesi’nden geçmektedir. Türkiye, yürüttüğü milli teknoloji hamlesi ile artık çağın gerisinde kalmayacağını göstermiştir. Bir yandan tam bağımsız, milli üretim modeline geçişimizi sürdürürken bir yandan dünyadaki teknolojik değişimleri yakalamak hatta bir adım önünde yer almak istiyoruz. Savunma sanayimizdeki dünya çapında muhteşem ilerleyişimizle, bir yandan milli akıllı otomobilimiz TOGG’la taçlandırdığımız teknoloji hamlemizle; diğer taraftan uzaya açılan ülkemiz ile gurur duyuyoruz. Teknofest ile gençlerimiz ve çocuklarımızın ufkunu açıyoruz. Bunlarla birlikte diğer pek çok proje ile Türkiye’nin artık kabına sığmaya zorlanamayacağını tüm dünya görmektedir. Bakanımıza hem bakan yardımcılığı döneminde hem de bakanlığı döneminde tüm bu projelerin hayata geçmesinde gösterdiği gayretlerden dolayı huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız ve hükümetimizin üzerinde ısrarla durduğu yerli ve milli üretimi şiar edinen Türk özel sektörü, gelecekte ülkemiz ekonomisinin dünyanın sayılı ekonomileri arasına girmesi için çalışmaya devam edecektir” dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve beraberindekiler, Akıllı Teknolojiler Tasarım, Geliştirme ve Protatipleme Merkezi açılışının ardından Kapsül Teknoloji Platformu’na giderek, burada proje geliştiren gençlerle sohbet etti. – KONYA
]]>Nevşehir’in Gülşehir ilçesinde kayadan oyma doğal soğuk hava deposunda incelemede bulunan Yumaklı, dünyada farklı doğal depolama örnekleri bulunduğunu ancak kenttekilerin çok özel olduğunu dile getirdi.
Yumaklı, bu depolarda hem havalandırma hem de diğer hususlar için herhangi bir enerji harcamaya gerek kalmadan başta patates olmak üzere farklı ürünlerin depolanabildiğini belirtti.
Türkiye’de 5,7 milyon tonluk patates üretimi olduğunu aktaran Yumaklı, “Nevşehir, patates üretiminde Türkiye’de sekizinci sırada. Patates üretiminde kullanılan tohumların tamamı sertifikalı tohum. Bu, verimlilik açısından son derece önemli. Dünyadaki örneklerinden verimlilik açısından yaklaşık yüzde 80’e yakın daha fazla verim alınması söz konusu.” diye konuştu.
Türkiye’nin tohumculukta dünyada söz sahibi ülkelerden biri olduğuna dikkati çeken Yumaklı, şunları kaydetti:
“Türkiye, ilk 10 ülke arasındadır. Türkiye’de üretimde kullanmış olduğumuz tohumların yüzde 97’si bu ülkenin topraklarında üretilmektedir. Bizim tohum açısından ya da bitkisel üretim açısından herhangi bir problemimiz yok. Ancak bazı ürünler var ki bunların tohumlarıyla alakalı henüz istediğimiz seviyede değiliz. Bunlardan bir tanesi de patates tohumu. Ancak bu konuda gerçekten işletmelerimiz, firmalarımız Ar-Ge yaparak patatesteki tohum üretiminde şu anda yaklaşık yüzde 10-15’ler civarındayız. Yüzde 50-60’lara çıkarmakla ilgili ciddi bir çaba var. İçinde bulunduğumuz bu alan, yaklaşık 100 bin tonluk patatesin depolanması için gerekli potansiyele sahip.”
Bazı ürünler sembolleştirilerek bunların üzerinden siyaset yapıldığını vurgulayan Yumaklı, şöyle devam etti:
“Her zaman söylediğim gibi gıda ile alakalı konular, siyaset malzemesi yapılmamalı. Çünkü bu üreticiye de haksızlık, bu oluşan ortamdan olumsuz etkilenen tüketiciye de haksızlık. Geçtiğimiz yıllarda soğan ve patates konusunda maalesef bizim ülkemizde hakikaten çok kısa bir dönemi belki de 3-5 günlük ya da bir haftalık bir dönemi sanki o üretim yılının tamamında varmış gibi lanse etmekle alakalı maalesef gündemimiz oldu. Bu konunun tekrar altını çizmek istiyorum, sadece Nevşehir’de şu anda ki sezonun yeni ürünlerinin çıkmasına doğru gidiyoruz, sezonun toplamında şu anda Nevşehir’de 660 bin tonluk patates stoku var. Bunun 100 bin ton civarındaki kısmını eğer tohum olarak düşünürsek 500 bin tonluk sadece Nevşehir’de bir stok söz konusu.”
Diğer illerin depolarında da yeteri kadar ürün olduğunu belirten Yumaklı, “Türkiye, bazı ürünlerin üretimi konusunda kendi ihtiyaçları için ve ülkeye gelen turistlerin ihtiyacını karşılama anlamında yeterli. Yeterli olamadığımız kısımlar için de bunları yüzde 100’e tamamlamak için çok yoğun bir çaba var. O yüzden ben buradan başta patates üreticileri olmak üzere bu ülkenin gıda arz güvenliğine katkıda bulunan bütün üreticilere teşekkür ediyorum. Bu dönemde artık hepimiz de biliyoruz ki ne patatesle alakalı ne de soğanla alakalı aldığımız tedbirler neticesinde herhangi bir spekülasyon söz konusu değil, olmayacaktır da, olmaması için biz hükümet olarak her şeyi yapacağız.” diye konuştu.
Hem üretici hem de tüketici için haksızlık olan bu duruma hiçbir şekilde göz yummayacaklarını kaydeden Yumaklı, tüm ürünlerde haksız ortam oluşmasını engelleyeceklerini, bu konuda Ticaret Bakanlığıyla koordineli çalıştıklarını aktardı.
Türkiye’nin gıda arz güvenliğiyle alakalı bir sorununun olmadığını dile getiren Yumaklı, “Fiyat hareketlerini gıda arz güvenliği üzerinden tanımlamak mümkün değildir. Dolayısıyla bunun dışındaki hususlara da yani tüketicinin zararına olacak eylemlere de hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğiz. Bu konuda hem bizler Tarım ve Orman Bakanlığı hem de Ticaret Bakanlığı son derece kararlıyız.” dedi.
Açıklamasının ardından depodaki yetkililerden bilgi alan Yumaklı, burada çalışan işçilerle sohbet etti ve patates ayıkladı.
]]>Oba Makarnacılık’ın halka arzı OBAMS kodu ile Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası, Ünlü Menkul Değerler, Ziraat Yatırım Menkul Değerler ve QNB Finans Yatırım Menkul Değerler liderliklerinde oluşturulan konsorsiyum tarafından gerçekleştirilecek.
Halka arz fiyatı pay başına 39,24 lira olarak belirlenen şirketin 72 milyon 252 bin 259 lira sermaye artırımı, 24 milyon 84 bin 86 lira ortak satışı olmak üzere nominal değeri 96 milyon 336 bin 345 lira olan payları satışa çıkacak. Böylece şirketin yüzde 20,1’i halka açılmış olacak. Şirket, 22-23 Şubat’ta talep toplayacak.
Halka arz edilecek hisselerin yüzde 49’u yurt içi bireysel yatırımcıya, yüzde 45’i yurt içi kurumsal yatırımcıya, yüzde 5’i yurt dışı kurumsal yatırımcıya ve yüzde 1’i de Oba Makarnacılık çalışanlarına ayrıldı.
“Günlük 3 bin ton buğday kırma, 2 bin ton makarna üretimi gerçekleştiriyoruz”
Oba Makarnacılık Yönetim Kurulu Üyesi İpek Cıncıkcı, AA muhabirine, 2005’te tesisi aldıklarında 80 ton kapasiteli bir üretim tesisi olduğunu ve 2010’da yaptıkları yeni yatırımlarla Türkiye’nin en büyük makarna üretim tesisini hayata geçirdiklerini söyledi.
Cıncıkcı, “2010’da Gaziantep 4. organize sanayi bölgesinde yeni fabrikamızın inşaatına başladık ve o zamanın en yüksek üretim kapasitelerinden birine ulaştık. Ardından 2017’de stratejik bir kararla Sakarya Hendek’te üretim tesisi aldık. Bu tesisi satın aldığımızda üç hat vardı ve yeni yaptığımız yatırımlarla birlikte Hendek fabrikamızın kapasitesini neredeyse Gaziantep fabrikamıza ulaştırdık. İki fabrika toplamında günlük 3 bin ton buğday kırma, 2 bin ton makarna üretimi gerçekleşmekte.” şeklinde konuştu.
Cıncıkcı, 2019’da Sakarya fabrikasında tek hatla üretime başladıkları noodle ürününde 2020 sonunda kapasitenin yeterli gelmemeye başladığını ve yeni bir yatırım ihtiyacı doğduğunu belirterek, bu yatırımla noodle hattı sayısını 1’den 4’e çıkarttıklarını ve 90 milyon porsiyondan 985 milyon porsiyon kapasiteye ulaştırdıklarını ifade etti.
“Türkiye küresel makarna pazarında kritik bir oyuncu”
Küresel makarna pazarının yaklaşık 66 milyar dolar tutarında olduğunu bildiren Cıncıkcı, “Türkiye küresel makarna pazarında kritik bir oyuncu, hem üretim anlamında hem ihracat anlamında. Üretimde Türkiye, Amerika ve İtalya’dan sonra üçüncü. Türkiye’de yapılan makarna üretiminin yüzde 25’i Oba Makarnacılık tesislerinde gerçekleşiyor. Türkiye ihracatta da oldukça kilit bir aktör. İtalya’nın ardından 2. sırada yer almakta. Biz de Türkiye’nin ihracatından yaklaşık yüzde 30 pay almaktayız.” bilgisini paylaştı.
Cıncıkcı, halka arzdaki en büyük motivasyonlarının şirketlerinin, global ölçekte gıda liderleri arasındaki sıralamasını sağlamlaştırmak ve uzun vadede bu sıralamayı daha üst sıralara taşımak olduğunu söyledi.
Halka arzın şirkete kurumsallaşma anlamında önemli katkılar sağladığını belirten Cıncıkcı, “İkinci nesil kuşak olarak bizden sonraki nesillere de şirketimizi daha sürdürülebilir kılmak amacıyla bu yola baş koyduk. İnanıyorum ki Oba Makarnacılık, yatırımcı ve şirket ilişkisini en güzel şekilde yönetecektir. Halka arz öncesi de büyük yatırımlar yaptık. Halka arz gelirlerimizin yaklaşık yüzde 50’sini ürün çeşitlendirme, kapasite yatırımları ve enerji yatırımlarında değerlendiriyor olacağız.” diye konuştu.
Cıncıkcı, yabancı para pozisyonunda net artıda olduklarının bilgisini vererek, “30 Eylül 2023 itibarıyla ciromuz 12 milyar lira oldu. Ciromuzun yüzde 70’i ihracattan geliyor. Yeni dönemde de nakit akışımızı artırırken düşük borç düzeyi ile kendimizi karşımıza çıkabilecek fırsatlara karşı daima hazır hissetmek istiyoruz. Aynı zamanda risklere karşı da korunaklı bir hale geleceğiz.” dedi.
]]>İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, Terme ilçesi Akçay Mahallesinde bulunan topraksız tarım yapan modern sera işletmesini ziyaret etti. Müdür Sağlam, burada yaptığı incelemelerin ardından topraksız tarımın özellikleri ve sağladığı faydalar hakkında bilgilendirmede bulundu.
Topraksız tarımın her türlü tarımsal üretimin durgun veya akan besin eriyiklerinde veya besin eriyiklerince zenginleştirilmiş katı yetiştirme ortamlarında gerçekleştirilmesine verilen ad olduğunu ifade eden Müdür İbrahim Sağlam, ” Türkiye’de topraksız tarım yapan modern sera işletmelerinde ağırlıklı olarak sebze (domates ve biber) yetiştiriciliği yapılmakla beraber, son yıllarda su kültüründe marul ve katı ortam kültüründe topraksız çilek üretimine yönelim artmaktadır” dedi.
“Toprakta dekar 5 bin bitki dikilirken, topraksız olarak ise 25 bin bitki dikiliyor”
Topraksız tarımın, topraklı tarıma oranla avantajlarından bahseden Müdür Sağlam, “Topraksız tarımın seralarda yaygınlaşmasında monokültür sera toprağının yağmurdan ve normal hava hareketlerinden yoksun oluşu, gübre kullanımı, sera bitkilerinin ömrünün uzun olması, serada bitki artığının kalmaması, seradaki aşırı yaz sıcakları etkili olmaktadır. Topraksız kültürde kök ortamının ph, tuzluluk, besin madde dengesi ve hava su oranı daha sağlıklı bir şekilde ayarlanabilir. Toprak kaynaklı hastalık ve zararlılar ile yabancı otlar sorunu yoktur. Bundan dolayı kullanılan tarımsal ilaç miktarı da düşer. Topraksız tarım, ekim nöbeti zorunluluğunu ortadan kaldırır. Birim alandaki bitki sayısı artırılabilir. (Topraklı çilek yetiştiriciliğinde dekara 5 bin bitki dikilirken topraksız çilek yetiştiriciliğinde bu sayı 25 bine çıkmaktadır. Buda dekara verimi 2,5-3 tonlardan 12-13 tona çıkarmaktadır. Topraksız marul yetiştiriciliğinde üretim periyodu kısaldığından yılda 6 kez ürün alınmaktadır. (Bu üretim topraklı yapılsa 2 veya 3 dönem olacaktır). Topraksız kültürde her zaman temiz ürün alındığından insan sağlığı için önem taşımaktadır. Erkencilik, topraklı tarıma kıyasla daha belirgindir. Verim daha yüksektir” diye konuştu.
İlde topraksız tarım yapan tek yer hakkında da bilgi veren Sağlam, şunları söyledi:
“İlimizde su kültüründe marul üretimi ile başlayan topraksız tarıma yönelim çilek yetiştiriciliği ile artmaya başlamıştır. Hali hazırda ilimizde 2 dekar su kültüründe marul üretiminin yanında yeni yapılan 20 dekar domates ve 13 dekar çilek olmak üzere toplam 35 dekara ulaşmıştır. Tesisimiz Terme ilçemiz Akçay mahallesinde 2 dekar alan üzerine kurulmuş olup 2017 yılında üretime başlamıştır. Tesisin sera ve diğer eklentileri ile birlikte kurulum maliyeti bu günkü kur üzerinden yaklaşık 2,5 milyon TL olarak hesaplanmıştır. Tesisimizde yıllık 75 bin adet marul üretimi yapılmaktadır. Yeni uygulamaya başladığımız 2. kat üretim ilavesi ile bu üretimin 100 bin adetin üzerine çıkarılması hedeflenmektedir. Tesisimizin yıllık elektrik, tohum, gübre, kaya yünü, su, ilaç ve işçilik gideri 467 bin TL’dir. 75 bin üretim kapasitesine göre; 1 adet marulun maliyeti 6,23 TL olup üretim kapasitesi 100 bin adete çıkarıldığında 1 adet marulun maliyeti 5 TL ye düşecektir. Üreticimizin 2 kat haline dönüştürülecek modelde kazancı yıllık net işçilik de dahil 1 milyon TL’yi geçecektir. Bu yöntem ilimizde ilk defa uygulanmaktadır. Tesisimizin teknik iş ve işlemleri, tüm teknik programları il müdürlüğümüz teknik elemanları tarafından yürütülmektedir. Bu konuda yatırımcılarımızı il/ilçe müdürlüğümüze davet ediyoruz.” – SAMSUN
]]>Kayseri Ticaret Borsası Başkanı Recep Bağlamış, Kocasinan Jeotermal Kaynaklı Tarıma Dayalı İhtisas Sera OSB ile ilgili düzenlenen basın toplantısında Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri arasında ilk ve tek acele kamulaştırma kararı alınan OSB olma özelliğini taşıyan Kocasinan Jeotermal Kaynaklı Tarıma Dayalı İhtisas Sera OSB’nin 1 Milyon 277 metrekare alanda MTA tarafından etüt çalışmalarına başlandığını söyledi. Başkan Recep Bağlamış, “OSB’nin genel yerleşim planı, üst yapı modülleri, imar planları, parselasyon planlarının hazırlanması amacıyla da yapılan ihale sonuçlandı. Acele kamulaştırma hükümleri kapsamında da kamulaştırma işlemleri mahkemelerce yürütülüyor. Kayseri Kocasinan Tarıma Dayalı İhtisas OSB olarak diğer OSB’lere kıyasla çok kısa sürede birçok aşamayı geçerek, ön tahsis için hazırlıklarına başlıyoruz. Kayseri Tarımının Sanayi ile entegrasyonu açısından çok önemli olan projede çalışmalar titizlikle ve hızla devam ediyor. Yöre için mega bir proje olması hedeflenen OSB de 11 ay boyunca üretim yapılması, öncelik kadınlarda olmak üzere en az 2 bin kişiye istihdam sağlanması hedeflenmektedir. Bu sayede ilimiz ekonomisine yılda 3 milyar TL katkı sağlanacağına inanıyoruz. Kuruluşunu gerçekleştirdiğimiz, OSB’de, sera işletmeleri ile birlikte üretilen ürünlerin işlenmesine yönelik sanayi tesisleri de yer alacaktır. Kayseri iline 58, Nevşehir iline 65 Yozgat iline 116 Aksaray iline 147 Sivas iline 198 ve Ankara iline ise 288 kilometre mesafede bulunan Kayseri Kocasinan Jeotermal Kaynaklı Sera OSB lojistik maliyetlerinin düşürülmesi, nakliyeden kaynaklanan kayıpların azaltılması açısından da ön plana çıkmaktadır. Ayrıca projeyle; Kayseri ilinde tarımda ihtisaslaşmanın sağlanması, üretim döneminde iç ve dış pazarın ihtiyaçları dikkate alınmak suretiyle yetiştiriciliği yapılacak ürünlere yönelik üretim planlaması yapılması, Kayseri ilinin sebze tüketiminin yüzde 30’unun buradan karşılanması ve Kayseri sebze ve meyve ihracatının yüzde 25 oranında artırılması da projenin hedefleri arasında yer almaktadır” şeklinde konuştu.
Kocasinan Jeotermal Kaynaklı Sera OSB’nin kullanılacak yenilebilir enerji kaynakları ve kullanılan teknolojiyle bölgeye büyük katma değer kazandıracağını ifade eden Bağlamış, “Yaklaşık 2 yıl içinde bacasız fabrikaların hizmete alınması ve yıllık 40 bin ton ürün yetiştirilmesi hedeflenen OSB’de, Özellikle vurgulamak istiyorum, Hollanda’ya da Rusya’ya da Arap ülkelerine de sebze meyvelerimiz ihraç edilecektir. Buradaki asıl hedef, şehrin etrafındaki üretim alanlarının, kendi ihtiyaçlarını karşılamasının önemini vurgulamaktadır. Aslında sebzelerdeki fiyat dalgalanmalarındaki en önemli unsurlardan biri nakliyedir. Antalya’da ürettiğimizi Kayseri’ye taşıyoruz. Belki de ürünün kendi bedelinden daha fazla kilogram başına maliyet bindiriyoruz. İnşallah her şehir kendi etrafında, kendisine yetebilecek kadar alanda üretim yapabilirse tüketicilerimizin eline de çok daha uygun fiyata ürünler ulaşmış olacaktır. Kışın sebze meyvenin Antalya’dan gelmesini beklemeyeceğiz. Kayseri’mizde üretilen sebze meyve yaklaşık 60 kilometre öteden buraya gelecek. Bu da maliyeti düşürecek unsurlardan birisi olacaktır. Kayseri Kocasinan Jeotermal Kaynaklı Sera OSB; topraksız, tam otomasyonlu, ısıtma için jeotermal, RES, GES ve biyokütle gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanan modern ve tam otomasyonlu teknolojik seralardaki yüksek verim sayesinde ilimizin ve bölgemizin ekonomisine büyük katma değer sağlayacaktır. Teknolojik, çevreye uyumlu, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanıldığı, güçlü altyapısı olan, atık yönetimi süreçleri verimli ve sürdürülebilir şekilde tasarlanmış, sıfır atık ilkesiyle faaliyet gösterecek olan Kayseri Kocasinan Jeotermal Kaynaklı Sera OSB bölgenin üretim üssü olacaktır” diye konuştu. – KAYSERİ
]]>NEVŞEHİR – Nevşehir’de bir araya gelerek kooperatif kuran kadınlar, ürettikleri ürünleri ihraç etmeye başlıyor.
Hacıbektaş ilçesinde 4 kadının bir araya gelerek kurduğu ‘Kadıncık Ana Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi’ üyeleri 2020 yılında 700 lira ile başladıkları sermayesini 1 milyon liraya çıkarttı. Şu an 10 üyesi ve 4 çalışanı olan Kadıncık Ana Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi ürettikleri ürünleri yurt dışına ihraç etmeye hazırlanıyor.
‘Hazine arazilerini kiraladılar’
Erişte yaparak işe başlayan kooperatif üyeleri, ürün çeşitliliğini artırarak hem ev ekonomilerine hem de ülke ekonomisine katkı sağlıyor. Haftanın belirli günlerinde bir araya gelen kooperatif üyeleri çalışanları ile birlikte, hamur yoğuruyor, mantı doldurup, yaprak ve dolma yapıyor. Yaptıkları ürünleri satarak gelir elde eden kadınlar, hazine arazilerini kiralayarak nohut ekimi de yapıyor.
“Kadınlar üretime katkı sağlamalı”
Kooperatif ortaklarından Sabriye Polat, “Kadıncık Ana Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi ortaklarındanım. Burada çalışmaktan mutlu ve huzurluyum. Arkadaş ortamımız çok güzel. Evde yalnız yaşıyorum. Kooperatif sayesinde kendime güvenim arttı” dedi. Tüm kadınların üretime katkı sağlaması ve çalışması gerektiğini söyleyen Polat, “Tüm kadınlarınız sosyal olmalı ve çalışmalılar. Kadın her zaman üretir ve isterse daha da başarılı olur. Üretmeyen kadınlara da tavsiye ederim” şeklinde konuştu. Ev hanımı iken Hacıbektaş Kadıncık Ana Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifinin kurucu ortağı olan Hatice Yiğit’ de açıklamasında, “Ev hanımı olarak çiftçi olan eşime yardım ediyordum. İlçemizde açılan kursa katıldıktan sonra kooperatif kurduk. Kooperatif çalışmalarına başlayınca, çalışma azmimiz de arttı. Daha önceden de üretime katkı sağlıyorduk. Buraya gelince daha geniş üretim yapmaya başladık” dedi. Kadınların çalışması gerektiğini de söyleyen Yiğit, “Kadınlar sosyal olarak da, ekonomik olarak da kendi özgürlüklerini ellerinde bulundurmalı ve eşlerine muhtaç olmamalılar” şeklinde konuştu.
‘Fildişi Sahili’ne tarhana, Almanya’ya tablo ihraç edecekler’
İki yıl önce 700 lira sermaye ile kurdukları kooperatiflerini, şu an ürettikleri ürünleri ithal eder duruma getirdiklerini söyleyen Hacıbektaş Kadıncık Ana Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı İnci Mine Özkan; “Bu başarı ne kişisel ne de kurumsal. Bu başarıda farklı bir güç oluştu. Kamusal güç, akademik güç ve kadınların emek gücü bir araya geldi. Sonuç olarak bu gün itibariyle ihracatta yer almaya başlayan bir rol oynuyoruz” dedi. Kooperatif üyelerinin ürettiği tarhanayı Fildişi Sahili’ne satmaya hazırlandıklarını söyleyen Özkan; “Kooperatif üyelerimizin ürettikleri ürünleri burada satarak, üyelerimizin ayağa kalmasını gücünü fark etmesini sağlıyoruz. Sıfırdan başlayarak buralara kadar gelmemiz bizi ayrı ayrı besliyor. Ben yerine biz olma duygusunu hep birlikte yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.
Çalışmalarına erişte üreterek başladıklarını söyleyen Kooperatif Başkanı Özkan; “Çalışmalarımıza erişte ile başladık. Erişte çok hızlı bir şekilde sermayeye dönüşen bir ürün. Biz erişteyi ana ürün değil de, araç ürün alarak kabul ettik. Erişteden kazandığımız parayla hazine arazilerini kiraladık. Kiraladığımız tarlalara nohut ekmeye başladık. Sonrasında da türev ürünler üretmeye başladık. Özellikle glütensiz ürünler ürettik. Fonksiyonel gıdalar ürettik. Yine erişteden kazandığımız paralar ile tablolar ürettik. Önümüzdeki günlerde tablolarımızı da Almanya’ya ihraç etmeye başlayacağız” ifadelerini kullandı.
Her gün ‘daha fazla ne yapabiliriz’ diye düşündüklerini söyleyen Özkan; “Bugün kooperatifimizde 10 ortak ve 4 çalışanımız var. Elimizden geldiği kadar ulusal ve uluslararası piyasada yerimizi almaya çalışıyoruz” dedi.
]]>Hacıbektaş ilçesinde 4 kadının bir araya gelerek kurduğu ‘Kadıncık Ana Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi’ üyeleri 2020 yılında 700 lira ile başladıkları sermayesini 1 milyon liraya çıkarttı. Şu an 10 üyesi ve 4 çalışanı olan Kadıncık Ana Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi ürettikleri ürünleri yurt dışına ihraç etmeye hazırlanıyor.
‘Hazine arazilerini kiraladılar’
Erişte yaparak işe başlayan kooperatif üyeleri, ürün çeşitliliğini artırarak hem ev ekonomilerine hem de ülke ekonomisine katkı sağlıyor. Haftanın belirli günlerinde bir araya gelen kooperatif üyeleri çalışanları ile birlikte, hamur yoğuruyor, mantı doldurup, yaprak ve dolma yapıyor. Yaptıkları ürünleri satarak gelir elde eden kadınlar, hazine arazilerini kiralayarak nohut ekimi de yapıyor.
“Kadınlar üretime katkı sağlamalı”
Kooperatif ortaklarından Sabriye Polat, “Kadıncık Ana Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi ortaklarındanım. Burada çalışmaktan mutlu ve huzurluyum. Arkadaş ortamımız çok güzel. Evde yalnız yaşıyorum. Kooperatif sayesinde kendime güvenim arttı” dedi. Tüm kadınların üretime katkı sağlaması ve çalışması gerektiğini söyleyen Polat, “Tüm kadınlarınız sosyal olmalı ve çalışmalılar. Kadın her zaman üretir ve isterse daha da başarılı olur. Üretmeyen kadınlara da tavsiye ederim” şeklinde konuştu. Ev hanımı iken Hacıbektaş Kadıncık Ana Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifinin kurucu ortağı olan Hatice Yiğit’ de açıklamasında, “Ev hanımı olarak çiftçi olan eşime yardım ediyordum. İlçemizde açılan kursa katıldıktan sonra kooperatif kurduk. Kooperatif çalışmalarına başlayınca, çalışma azmimiz de arttı. Daha önceden de üretime katkı sağlıyorduk. Buraya gelince daha geniş üretim yapmaya başladık” dedi. Kadınların çalışması gerektiğini de söyleyen Yiğit, “Kadınlar sosyal olarak da, ekonomik olarak da kendi özgürlüklerini ellerinde bulundurmalı ve eşlerine muhtaç olmamalılar” şeklinde konuştu.
‘Fildişi Sahili’ne tarhana, Almanya’ya tablo ihraç edecekler’
İki yıl önce 700 lira sermaye ile kurdukları kooperatiflerini, şu an ürettikleri ürünleri ithal eder duruma getirdiklerini söyleyen Hacıbektaş Kadıncık Ana Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı İnci Mine Özkan; “Bu başarı ne kişisel ne de kurumsal. Bu başarıda farklı bir güç oluştu. Kamusal güç, akademik güç ve kadınların emek gücü bir araya geldi. Sonuç olarak bu gün itibariyle ihracatta yer almaya başlayan bir rol oynuyoruz” dedi. Kooperatif üyelerinin ürettiği tarhanayı Fildişi Sahili’ne satmaya hazırlandıklarını söyleyen Özkan; “Kooperatif üyelerimizin ürettikleri ürünleri burada satarak, üyelerimizin ayağa kalmasını gücünü fark etmesini sağlıyoruz. Sıfırdan başlayarak buralara kadar gelmemiz bizi ayrı ayrı besliyor. Ben yerine biz olma duygusunu hep birlikte yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.
Çalışmalarına erişte üreterek başladıklarını söyleyen Kooperatif Başkanı Özkan; “Çalışmalarımıza erişte ile başladık. Erişte çok hızlı bir şekilde sermayeye dönüşen bir ürün. Biz erişteyi ana ürün değil de, araç ürün alarak kabul ettik. Erişteden kazandığımız parayla hazine arazilerini kiraladık. Kiraladığımız tarlalara nohut ekmeye başladık. Sonrasında da türev ürünler üretmeye başladık. Özellikle glütensiz ürünler ürettik. Fonksiyonel gıdalar ürettik. Yine erişteden kazandığımız paralar ile tablolar ürettik. Önümüzdeki günlerde tablolarımızı da Almanya’ya ihraç etmeye başlayacağız” ifadelerini kullandı.
Her gün ‘daha fazla ne yapabiliriz’ diye düşündüklerini söyleyen Özkan; “Bugün kooperatifimizde 10 ortak ve 4 çalışanımız var. Elimizden geldiği kadar ulusal ve uluslararası piyasada yerimizi almaya çalışıyoruz” dedi. – NEVŞEHİR
]]>Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ (Türkşeker) bünyesindeki Susurluk Şeker Fabrikası, Balıkesir- Bursa kara yolunda 21 bin 322 metrekare alanda yaklaşık 700 kişiden oluşan çalışanlarıyla faaliyet gösteriyor.
Susurluk Şeker Fabrikası, 69 yıllık tarihinde en fazla üretim miktarına 1998 yılında ulaştı. O dönem 1 milyon ton pancar işleyip 105 bin ton şeker imal ederek rekor kıran fabrika, 2000’li yıllardaki en yüksek üretimini ise 83 bin 410 ton şekerle 2020-2021 sezonunda yaptı.
Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Manisa ve İzmir’de üretimin artırılmasına yönelik çalışmalarla son yıllarda üretimde artış ivmesi yakalanan tesiste, geçen sezon 521 ton pancar işlenerek 60 bin ton şeker üretildi.
Fabrikada 68. kampanya dönemi ise 21 Ekim 2023’te başladı. Şu ana kadar 900 bin pancar işleyerek 100 bin ton şeker, 350 bin ton küspe ve 50 bin ton melas üreten Susurluk Şeker Fabrikası, kampanyanın sona ereceği mart ayının ilk haftasına kadar 1998’deki rakamları geçerse tarihinin rekorunu kıracak.
“Şeker stratejik bir üründür”
Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası (Şeker-İş) Susurluk Şube Başkanı Yavuz Gürsoy, AA muhabirine, kuruluşundan bu yana Susurluk Şeker Fabrikası’nın, bölgenin ekonomisine ve istihdamına, çiftçinin kalkınmasına önemli katkılarının bulunduğunu söyledi.
Kampanya döneminin çok iyi geçtiğini belirten Gürsoy, “Genel Müdürlüğümüz fabrikamıza desteğini çok fazla artırdı. Fabrikamızın geçen yıl kullanım kapasitesinde birinci olması, bu yıl da 1 milyon ton pancar işlenebilecek seviyeye gelmesi önemli. Bundan sonra bunun sürdürülebilir olmasını istiyoruz. Seneye de muhtemelen 800-900 bin ton pancar işleyerek sürdürülebilirliği devam ettireceğiz.” dedi.
Gürsoy, bu başarıdaki en önemli etkenlerden birinin fabrika müdürü, teknik birimler, yeni yetişen personel ile emekliye ayrılan 100 çalışanın yerlerine alınan işçilerin de şevk, heyecan ve özveriyle işlerini yapmaları olduğunu vurguladı.
Fabrikanın başarıyla yönetildiğini dile getiren Gürsoy, şöyle konuştu:
“İnanıyorum ki bundan sonra Susurluk Şeker Fabrikası ilelebet üretime devam edecektir. Şeker üretmek meşakkatli bir iştir, emek ister. Bizim emeğimiz tarlada çiftçiyle başlar. Nakliye yapan kişilerin ve fabrika çalışanlarının büyük emeği vardır. Son 2 yılda Fabrika Müdürümüz Kürşad Erdoğan’ın çabalarının yanı sıra yatırım taleplerini kabul eden ve tüm yatırımları gönderen Genel Müdürümüz Muhiddin Şahin’in emekleri çok büyüktür. Şeker-İş Genel Başkanımız İsa Gök ve yönetiminin katkısı çok büyüktür. Şeker stratejik bir üründür. Fabrikamıza değer katan herkese teşekkür ediyoruz.”
Susurluk Belediye Başkanı Nurettin Güney de fabrikanın birçok iş kolundaki esnafa katkı sağladığını aktardı.
Belediyenin arazilerine şeker pancarı ekerek çalışmalara destek olduklarını bildiren Güney, “Üreticileri teşvik eden bir çalışma oldu. Bu sene 67 dönüm arazimize şeker pancarı ektik. Bölgemizde 350 bin ton pancar üretimi yapıldı. Bazı yıllarda 40 gün süren kampanya bu sene 6 aya çıktı; bundan gurur duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Oba Makarna CEO’su Alpaslan Özgüçlü, “Köklü şirket tarihimizde önemli bir eşiği ifade eden halka arz sonrasına ilişkin planlarımız ve projelerimiz hazır. Ürün bandımızın genişletilmesi, çeşitlendirilmesi ile üretim kapasitemizi büyütüp, Oba Makarna’nın büyüme planlarına paralel olarak şirket sermayemizi güçlendireceğiz. Sürdürülebilirlik hedeflerimiz doğrultusunda yeşil enerjiyi daha fazla kullanmayı planlıyoruz. Halka açık bir marka olarak, büyüme yolculuğumuza daha kurumsal ve stratejik yepyeni adımlarla devam etmek istiyoruz” dedi.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, Türkiye’nin makarna sektöründe son 10 yıllık dönemde ihracat şampiyonu olan ve İstanbul Sanayi Odası tarafından 2022 yılsonu itibarıyla açıklanan ülkemizin en büyük sanayi şirketleri arasında yer alan Oba Makarna halka arzı için 22-23 Şubat tarihlerinde talep toplanacak. Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası, ÜNLÜ Menkul Değerler, Ziraat Yatırım ve QNB Finansinvest liderliğinde, toplam 43 aracı kuruluştan oluşan konsorsiyum aracılığıyla gerçekleştirilecek halka arzda pay başına satış fiyatı 39,24 TL olarak belirlendi.
Altı kıtada 100’ün üzerinde ülkeye ihracat gerçekleştiren Oba Makarna’nın halka arzında, çıkarılmış sermayesinin 407 milyon 169 bin 500 TL’den 479 milyon 421 bin 759 TL’ye çıkarılması nedeniyle ihraç edilecek 72 milyon 252 bin 259 TL nominal değerli paylar ile mevcut ortaklardan Alpinvest Yatırım Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ve Turkey Pasta Holding LTD’ye ait toplam 24 milyon 84 bin 86 TL nominal değerli paylar olmak üzere toplamda 96 milyon 336 bin 345 adet pay satışa sunulacak olup, halka arz büyüklüğü 3 milyar 780 milyon 238 bin 178 TL olarak hedefleniyor. Bireysel yatırımcıya eşit dağıtım yöntemi uygulanacak halka arzda halka açıklık oranının da yüzde 20,1 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor.
Minimum yüzde 10 kar dağıtım taahhüdü
Oba Makarna, kar dağıtım politikası kapsamında dağıtılabilir net dönem karının asgari yüzde 10’unun dağıtılacağı taahhüdünde bulunurken, hakim ortaklar tarafından şirket paylarının Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladığı tarihten itibaren 1 yıl boyunca halka arz fiyatından bağımsız olarak Oba Makarna paylarına yönelik olarak Borsa’da veya Borsa dışında herhangi bir hisse satışı yapılmayacak. Bununla birlikte, şirket paylarının Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladığı tarihten itibaren 1 yıl boyunca, bedelli ve bedelsiz sermaye artırımları da dahil olmak üzere, şirket payları dolaşımdaki pay miktarının artmasına yol açacak şekilde satışa veya halka arza konu edilmeyecek.
Katılım Endeksine uygun ve fiyat istikrarı planlanıyor
Şirket payları Borsa İstanbul Yıldız Pazar’da #OBAMS koduyla Katılım Endeksi’ne uygun olarak işlem görecek olup, payların işlem görmeye başlamasından itibaren 30 gün boyunca fiyat istikrarı işlemlerinin uygulanması planlanıyor.
“Sürdürülebilir büyüme stratejimizle geleceğe doğru emin adımlarla yürüyeceğiz”
Oba Makarna’nın halka arzına ilişkin olarak açıklamalarda bulunan ve halka arz sonrası ürün çeşitliliğini ve yatırımlarını daha da artırmayı hedeflediklerinin altını çizen Oba Makarna CEO’su Alpaslan Özgüçlü, “Bin 200’ün üzerinde çalışanımızın emeği sayesinde artan üretim hacmimiz, ihracatımız ve satış gelirlerimizle daima ileriyi hedefliyoruz. 2020 yılında 3 milyar 99 milyon TL olan ciromuzu, 2021 yılında yüzde 68 artışla 5 milyar 215 milyon TL’ye, 2022 yılında ise yüzde 112 artışla 11 milyar 69 milyon TL’ye çıkardık. 2023 yılının ilk 9 ayında ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 46 artışla 11 milyar 997 milyon TL ciro elde ettik. Yenilikçi ve kalite odaklı yaklaşımımızdan ödün vermeden, global ölçekte pazar payımızı artırarak, hızlı, sağlıklı ve sürdürülebilir büyüme stratejimizle geleceğe doğru emin adımlarla yürümeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Hedef ülke ekonomisine katma değer sağlamak”
Oba Makarna olarak dünya makarna ticaretinde sahip oldukları yüzde 7’lik pay ile küresel anlamda da söz sahibi bir oyuncuyu olduklarına işaret eden Özgüçlü, “Köklü şirket tarihimizde önemli bir eşiği ifade eden halka arz sonrası sürece ilişkin planlarımız ve projelerimiz hazır. Hedefimiz sektörümüzde küresel ölçekte her alanda kilit bir aktör olmak olduğu için halka arz ile birlikte yatırımlarımıza güçlü bir şekilde devam edeceğiz. Oba Makarna olarak, entegre modern üretim tesislerimizde el değmeden, en gelişmiş kontrol cihazlarıyla donatılmış laboratuvar analizleri ile hizmet vermeye devam ediyoruz. Halka arzdan elde edilecek gelir ile birlikte öncelikli olarak ürün kapasitemizi ve çeşitliliğimizi büyütüp yatırımlarımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz. Ürün bandımızın genişletilmesi, çeşitlendirilmesi ile üretim kapasitemizi büyütüp, Oba Makarna’nın büyüme planlarına paralel olarak şirket sermayemizi güçlendireceğiz. Sürdürülebilirlik hedeflerimiz doğrultusunda yeşil enerjiyi daha fazla kullanmayı planlıyoruz. Halka açık bir marka olarak, büyüme yolculuğumuza daha kurumsal ve stratejik yepyeni adımlarla devam etmek istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Son 10 yıllık dönemde ihracat şampiyonu”
Makarna, noodle, un ve irmik alanlarında faaliyet gösteren Oba Makarna’nın Gaziantep Fabrikası günlük bin 155 ton buğday kırma, yıllık 332 bin ton makarna üretim kapasitesine sahip. Gaziantep Fabrikası’nda gelişmekte olan pazarlar için makarna üretiminin yanı sıra un ve irmik üretimi de gerçekleştiriliyor. Hendek Fabrikası ise yıllık 450 bin ton buğday kırma kapasitesi ve yıllık 174 bin ton makarna üretim kapasitesi ile faaliyetlerine devam ediyor. Şirketin Hendek Fabrikası’ndaki 2 yeni makarna hattının tamamlanması ile yıllık 174 bin ton olan makarna üretim kapasitesinin 2024 yılı başında yıllık 253 bin tona ulaşması öngörülüyor. Öte yandan, 2019 yılında noodle sektörüne yatırım yapan Oba Makarna, 2021-2022 yıllarında gerçekleştirdiği ilave yatırımlar ile Hendek Fabrikası’nda yıllık 950 milyon porsiyon noodle üretim kapasitesine ulaştı. Bu sayede hem Türkiye’nin hem de Avrupa’nın en yüksek noodle üretim kapasitelerinden birini yakalamış oldu.
Dünya standartlarında, yüksek teknoloji ile üretim yapan Oba Makarna, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin 2022 yılsonuna kadar açıklanan Türkiye’nin ilk 1000 ihracatçısı araştırma verilerine göre makarna sektöründeki şampiyonluğunu son 10 yıllık dönemde sürdürüyor. Şirket, 2022 yılında Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500) sıralamasında 118’nci, Fortune 500 Türkiye listesinde ise 117’nci sırada yer alıyor. Oba Makarna, yurt içi pazarda Oba Makarna ve Obamie Noodle markalarıyla ürün satışı gerçekleştirirken, yurt dışı pazarda Oba Makarna’nın yanı sıra, Oba Gold, Obalino, Nido, Eva, Omelia, Pasta Layla, Pasta Savana, Vera, Rosa Linda markaları ile faaliyetlerine devam ediyor.
Ar-Ge çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor
Pazardaki genel ihtiyaçların ve müşterilerin isteklerini analiz eden, değişen tüketim alışkanlıkları ve tüketici beklentilerini yakından takip eden Oba Makarna, araştırma, geliştirme ve iyileştirme çalışmalarına sürekli devam ediyor. Ar-Ge çalışmalarını daha ileri taşımak için 2022 yılında Hendek Fabrikası’nda yüzde 200 metrekare alana sahip Ar-Ge Merkezi’nin inşaatına başlayan şirket, merkezi 2024 yılının ilk çeyreğinde devreye almayı planlıyor.
Ar-Ge Merkezi’nde Mikrobiyoloji, Enstrumental, Formülasyon laboratuvarlarının yanı sıra üretimde kullanılan Noodle hattının minyatürünün ve otomatik sos karışımlarının yapılabileceği minyatür sos makinasının yer aldığı pilot tesis laboratuvarı ile çeşitli tariflerin uygulaması için endüstriyel mutfak ve ofislerin yer alması planlanıyor. Şirket ürettiği ürünlere ilişkin Ar-Ge faaliyetlerinin yanı sıra, ambalaj ve atıkların geri kazanılması konularında da Ar-Ge çalışmalarına devam ediyor.
Yenilenebilir enerji yatırımlarıyla yıllık 3 bin 500 ton karbon emisyonunu engellemeyi hedefliyor
Sürdürülebilirlik ilkeleri çerçevesinde karbon izini ve atıklarını azaltmaya yönelik faaliyetlerine devam eden Oba Makarna, tükettiği enerjinin bir kısmını kendi ürettiği temiz enerjiden karşılıyor. Şirket, Hendek Fabrikası’nın çatısındaki 2,4 MW kapasiteli GES ile noodle üretim hatlarının elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 50’sini yenilenebilir enerjiden karşılamayı, hem de yıllık bin 700 ton karbon emisyonunu engellemeyi hedefliyor. Gaziantep Fabrikası için de 2,1 MW kurulu güce sahip GES’i devreye alan şirket, yılda bin 800 ton karbon emisyonunu engellemeyi amaçlıyor. – GAZİANTEP
]]>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesine verdiği yanıtta; Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı çiftçi sayısının 2 milyon 177 bin, bunlardan sözleşmeli bitkisel üretim yapanların sayısının ise 167 bin 547 olduğunu belirtti. Yumaklı’nın yanıtını değerlendiren Gürer, “Görünen o ki organik tarımdan vazgeçen çiftçi sayısı da 4 bin geçmiş durumda. Tarım ülkesi olan 85 milyonluk Türkiye’de çiftçi sayısı 2 milyon 177 bine düştü” dedi.
CHP Niğde Milletvekili Gürer, Türkiye’deki çiftçi sayısı, organik tarım yapan çiftçiler ile sözleşmeli tarım yapan çiftçilerin sayısıyla ilgili Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi vermişti. Gürer, Bakan Yumaklı’ya şu soruları yöneltmişti:
“Ülkemizdeki çiftçi sayısı kaçtır? Sözleşmeli üretim yapan çiftçi sayısı kaçtır? Sözleşmeli şeker pancarı ve haşhaş üretimi yapan çiftçi üretici sayısı kaçtır? Serbest piyasada sözleşmeli tarım yapan çiftçi sayısı kaçtır? Organik tarım yapan çiftçi sayısı kaçtır? Ülkemizde kaç organik pazar kurulmaktadır? Ülkemizde her hafta açılan semt pazar sayısı kaçtır?”
Gürer, Yumaklı’nın verdiği yanıtla ilgili açıklama yaptı. Gürer’in açıklamasına göre; Yumaklı, 2022 yılında ÇKS’ye kayıtlı çiftçi sayısının 2 milyon 177 bin 880 kişi olduğunu, bunlardan 167 bin 547 çiftçininsözleşmeli bitkisel üretim yaptığını belirtti.
2022 yılında 77 bin 000 çiftçinin şeker pancarı üretimi gerçekleştirdiğini belirten Yumaklı, “Türkşeker tarafından 2022 yılında 1.241 köyde 28.427 üretici ile 1.037.470 dekar alanda, pancar ekimi gerçekleştirilmiştir” dedi.
“ORGANİK TARIMDAN VAZGEÇEN ÇİFTÇİ SAYISI DA 4 BİN GEÇMİŞ DURUMDA”
Yumaklı, Türkiye’de 21 adet organik pazar bulunduğunu da belirterek, 2022 yılında organik tarım yapan çiftçi sayısı 48 bin 244 olarak açıkladı.
Eski Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin soru önergesine verdiği yanıtta “2020 yılında iyi tarım uygulamaları yapan çiftçi sayısı 14 bin 051’dir. 2020 üretim yılı organik tarım yapan çiftçi sayısı 52 bin 590, organik yem bitkisi üretimi yapan çiftçi sayısı ise 7 bin 672’dir” dediğini anımsatan Gürer, “Görünen o ki organik tarımdan vazgeçen çiftçi sayısı da 4 bin geçmiş durumda. Tarım ülkesi olan 85 milyonluk Türkiye’de çiftçi sayısı 2 milyon 177 bine düştü” diye konuştu.
Gürer, bir tarım ülkesi konumundaki Türkiye’de AKP hükümetleri döneminde uygulanan yanlış tarım politikaları nedeniyle çiftçi sayısında belirgin bir azalmanın görüldüğünü belirtti.
Ziraat odalarına kayıtlı çitçi sayısının 5 milyon civarında olduğuna işaret eden Gürer, ÇKS’ye kaydını yaptıranların ise 2 milyona kadar düştüğünün görüldüğünü vurguladı. Destekleme alabilmek için ÇKS’ye dahil olmak gerektiğini söyleyen Gürer, başta ithalat ve girdi maliyetleri düşürülmesi gerektiğini ve çiftçi tarım kanuna uygun desteklenmesi gerektiği ifade etti.
“BUNUN TEK NEDENİ AKP’NİN İŞ BİLMEZ YÖNETİCİLERİNİN HATALI TARIM POLİTİKALARIDIR”
AKP hükümetleri döneminde hem tarım alanlarının hem de çiftçi sayısının belirgin bir şekilde azaldığını belirten Gürer, “Bunun tek nedeni AKP’nin iş bilmez yöneticilerinin hatalı tarım politikalarıdır. Üretici başta gübre ve yem olmak üzere girdi maliyetlerindeki artış karşısında tarım yapamaz duruma gelirken, siyasi iktidar çözümü ithalatta bulmaya çalıştı ama bu kez de artan ürün fiyatları tüketiciyi mağdur etti. Böylece bir tarım ülkesi olan Türkiye, ne yazık ki tarımsal ürünlerde de ithalatçı konusuna düştü. Ürününe değer bulamayan üretici ise üretimden uzaklaşmak zorunda kaldı” dedi.
]]>
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından “Çalışan ve Üreten Gençler Programı” kapsamında finanse edilen ve Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı desteğiyle Ortahisar Belediyesince yürütülen proje kapsamında, Geçit Mahallesi’ndeki 11 bin 500 metrekarelik alana “En Mutlu Köy” kuruldu.
Özel gereksinimli bireylerin hem doğanın içinde köy hayatını deneyimleyebilmesi hem de günlerini keyifli uğraşılarla geçirmesi hedeflenen proje çerçevesinde seralar, üretim atölyeleri, kümes ve kafe yaptırılan “En Mutlu Köy”, 26 Ekim 2023’te faaliyete geçti.
Proje kapsamında istihdam edilen 20 özel gereksinimli birey, seralarda sebze, fide ve süs bitkisi yetiştiriciliğini, kümeste yumurta tavukçuluğunu, atölyelerde dokuma, pasta yapımı, tekstil ile ahşap işlemeciliğini öğreniyor.
Ortahisar Belediyesine ait servislerle geldikleri köyde el becerilerine göre branşlara ayrılan özel bireyler, mesai bitimine kadar ziraat mühendisleri ve usta öğreticiler eşliğinde çalışıyor.
Ortahisar Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürü Sıddık Yılmaz, AA muhabirine, ilk olarak çeri domates ürettikleri köydeki 4 serada şu anda marul çeşitleri yetiştirdiklerini söyledi.
Süs bitkisi, sebze fidesi ve istiridye mantarı da yetiştirmeyi planladıklarını belirten Yılmaz, “Tavuk kümesimiz ve üretim atölyelerimiz var. Burası çok fonksiyonlu ama ilerleyen aşamalarda daha da çeşitlendirmeyi planlıyoruz. Özel gereksinimli bireylerin burada engelsiz bireyler gibi çalışabileceğini göstermek açısından önemli bir proje.” dedi.
“Projede doğa ve üretim faktörü öne çıkıyor”
Yılmaz, proje kapsamında istihdam sağladıkları özel gereksinimli bireylere sosyal ve psikolojik anlamda destek de verdiklerine dikkati çekerek, “Projede doğa ve üretim faktörü öne çıkıyor. Çalışanlarımız hem doğal ortamda çalışıyor hem de para kazanıyor. Domates ve marul üretim ve hasat dönemleri onların rehabilitasyonuna katkı sağlıyor. Çalışanlarımız gerçekten mutlu, onların iyi olmalarına ne oranda katkı sunduğumuz çok önemli.” diye konuştu.
Projenin akademik çalışmalara da örnek olabileceğine işaret eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“En mutlu insanların En Mutlu Köy’de daha da mutlu olmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Ziraat mühendisleri, sera görevlimiz, usta öğreticilerimiz, özel eğitim hocalarımız, güvenliğimiz olmak üzere toplamda 35 personelin 20’si, otizmli, zihinsel, görme ve işitme engelli özel gereksinimli bireylerden oluşuyor. Özel gereksinimli bireyler saat 08.00’de belediye önünde toplanıp 09.00’da işbaşı yapıyor. Görev tanımı yaptıklarımızın bir kısmı tarımsal üretimle ilgileniyor, kümeste günlük kontroller, yemleme, yumurta toplama gibi işlemler yapılıyor.”
Sıddık Yılmaz, üretim atölyelerinde ise günlük eğitim gördüklerini kaydederek, ilerleyen zamanlarda oluşturulacak satış reyonlarında ürünlerin alıcıyla buluşturulacağını sözlerine ekledi.
Çalışmaktan mutlular
Yöresel dokuma tezgahında çalışan 20 yaşındaki Rafet Kalfa, çalışmayı çok sevdiğini söyledi.
Sera ve kümeste çalışan 27 yaşındaki Yusuf Yavuz ise kıvırcık, düz ve yağlı marul yetiştirerek bakımlarını yaptığını, çalışmaktan mutlu olduğunu dile getirdi.
Ahşap atölyesinde görevli 29 yaşındaki Alperen Ergin de “Bizim arkadaş grubuyla çalışıyoruz. 4 öğrenci, 1 öğretmen var. Güzel vakit geçiriyoruz, çalışmak güzel ve zevkli bir şey, hepimiz mutluyuz.” dedi.
]]>6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerde, Dulkadiroğlu ilçesindeki Küçük Sanayi Sitesi’nde yer alan Bakırcılar Çarşısı’nda tencere, çaydanlık gibi küçük ev eşyaları üreten birçok iş yeri de zarar gördü.
Sağlanan destek ve yapılan çalışmalarla iş yerlerini onaran işletmeler, deprem sonrasında yüzde 5’e kadar düşen üretimlerini yüzde 40’a çıkardı.
Kahramanmaraş Bakırcılar, Alüminyum Ürün İmalatçıları ve Dökümcüleri Esnaf ve Sanatkar Odası Başkanı Selamet Atlı, AA muhabirine, 6 Şubat depremlerinden herkes gibi kendilerinin de olumsuz etkilendiğini, Küçük Sanayi Sitesi’nde yer alan 400 iş yerinin kullanılamaz hale geldiğini anlattı.
Atlı, sitedeki iş yerlerinin bakır, granit, teflon, çelik, alüminyum mutfak eşyaları ürettiklerini bildirerek, “Türkiye’de metal mutfak eşyalarının yüzde 90’ı Kahramanmaraş’ta üretiliyor. Geçen yıl mart, nisan aylarında üretim yüzde 5 civarında seyrediyordu. KOSGEB’in katkısıyla, devletin gücüyle yüzde 40’a şu an çıkmış durumdayız.” dedi.
“Eski günlerimize ulaşmak istiyoruz”
Depremde yıkılan iş yerlerinin yapılması için ilk kazmanın bir süre önce vurulduğunu aktaran Atlı, “Biz daha hızlı, devlet, vatandaş, esnaf olarak bir an önce eski günlerimize ulaşmak istiyoruz. Eski samimi ortamı, esnafımızın eski çalışma dönemini özledik, o günlere dönmek istiyoruz.” diye konuştu.
Atlı, kentte metal sektöründe büyük fabrikalarla birlikte yaklaşık 50 bin kişinin istihdam edildiğini vurgulayarak, ailelerle 200 bin kişinin bu sektörden ekmek yediğini sözlerine ekledi.
Üretim kapasitesi artıyor
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası (KMTSO) Başkanı Mustafa Buluntu ise ciddi bir sanayi kenti olduklarını, 2002’de 1,5 milyar dolar olan ihracatlarının depremin etkisiyle geçen yıl 1 milyar 20 milyon dolara, 200 bin civarında olan istihdam rakamlarının ise 150-170 binlere düştüğünü belirtti.
Organize sanayi bölgelerindeki hasarları toparlamaya çalıştıklarını, kapasite oranlarının şu anda yüzde 40-50 civarında olduğunu dile getiren Buluntu, kentte kalıcı konutların tamamlanması, yıkılan yerlerin yeniden ayağa kaldırılmasıyla birlikte ticari hayatın normale döneceğini kaydetti.
Buluntu, 12 bin dolayında odaya kayıtlı şirket olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:
“Organize sanayi bölgelerinin içerisinde de 2 binin üzerinde sanayi kuruluşumuz var. Bunların hasarsız olanı hiç yok gibi. Bir kısmı çok ciddi manada ağır hasar almış ve yıkılmıştı. Çelik mutfak eşyalarının şu an en büyük pazar payı Mısır. Mısır, Afrika’ya acılan bir kapı gibi. Biz hedef pazarlar belirlemiştik. Kanada olsun, Amerika olsun. İhracat yaptığımız ülkeleri de ciddi manada geliştiriyorduk. Tekstil konusunda Kahramanmaraş çok güçlüydü. Onlarla ilgili de yeni hedeflerimiz yeni pazarlarımız vardı. Depremden önce bir çok çalışmamızı tamamlamıştık. 2023 yılında hedefimiz 1,5 milyar dolardan 2,5 milyar dolara seviyesine çıkarmaktı şehrimizi. Asrın felaketini yaşadık. Bir taraftan travmalarla uğraşırken bir taraftan da üretimsel faaliyetleri de hayata geçirmek için TSO olarak çok ciddi manada depremin ilk anından itibaren mücadele veriyoruz.”
]]>Toplantının açılışında konuşan Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) Başkanı Memiş Kütükcü, Türk sanayisinin gücünü OSB’lerden aldığını vurgulayarak, Türkiye’deki OSB sayısının 401’e, istihdamın ise 2 milyon 600 bin kişiye ulaştığını söyledi. 67 binin üzerinde fabrikanın üretim yaptığı organize sanayi bölgelerinin, Türkiye’nin toplam sanayi üretiminin yüzde 45’ini gerçekleştirdiğini kaydeden Kütükcü, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin üretim iştahının yüksek olduğunu ifade etti. Kütükcü, “Güneydoğu Anadolu Bölgemiz, bizim üreten, istihdam sağlayan, sanayileşme motivasyonu en yüksek bölgelerimiz arasında. Özellikle son 20 yılda yaşanan gelişmeler, Güneydoğu Anadolu Bölgemizin yatırım ve üretim motivasyonunu en somut şekilde ortaya koyuyor. Bölgedeki toplam 32 organize sanayi bölgemizin, 25’i son 20 yılda kuruldu. Bu hem Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin üretim iştahını, hem de devletimizin bu bölgeye olan güvenini ve desteğini ortaya koyuyor. Ayrıca şu anda bölgedeki organize sanayi bölgelerimizde 3 bin 372 fabrikamız üretim yapıyor ve 400 binin üzerinde insanımıza istihdam sağlıyor. Bu rakamların daha da artacağına, bölgenin sanayileşme sürecinin tüm zorluklara rağmen kesintisiz devam edeceğine yürekten inanıyorum” dedi.
Depremden etkilenen OSB’lerde toparlanma sürüyor
Konuşmasında 6 Şubat depremlerinden etkilenen 11 ilden 5’inin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde olduğunun altını çizen Kütükcü, bölgedeki organize sanayi bölgelerinde toparlanma sürecinin devam ettiğini kaydetti. Kütükcü, “Rabbimden bizlere bir daha böylesine büyük acılar yaşatmamasını temenni ediyorum. Elbette millet olarak bu acıyı hiçbir zaman unutmayacağız. Ancak şehitlerimizin hatıralarına sahip çıkmak, yaralarımızı sarmak için, her gün bir önceki güne göre daha çok çalışacağız. Güneydoğu Anadolu Bölgemizde, depremin üretimi adeta vurduğu 5 şehrimiz Diyarbakır, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis de tam olarak böyle yaptı. Hamdolsun bu 5 ilimiz de, depremden sonra yaşanan üretim kayıplarını telafi ederek, pozitif alana geçmeyi başardı. Yaşadığımız büyük acılara rağmen adeta bağrına taş basarak üretime devam etme gayretinde olan tüm organize sanayi bölgelerimizi, katılımcı sanayicilerimizi, değerli başkanlarımı tebrik ediyorum” şeklinde konuştu.
OSB’lerinin talepleri istişare edildi
Toplantıda söz alan Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Mustafa Fidan ise, Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesinin bölgedeki gelişmeler ve yatırımlar hakkında bilgi verdi. Yatırımcılar konusunda artık seçici davranmaya başladıklarını söyleyen Fidan, toplantının bölgede düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.
Bölge toplantısının Diyarbakır’da yapılması dolayısıyla OSBÜK’e teşekkür eden Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya ise, OSBÜK’ün bölge ile ilişkilerini her dönemde yüksek tuttuğunu belirtti. Kaya, şehirdeki sanayi üretimi ve yatırımları hakkında da değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmaların ardından toplantının istişare bölümüne geçildi ve bölge OSB’lerin başkan ile bölge müdürleri, OSB’lerle ilgili talep, sorun ve çözüm önerilerini Başkan Kütükcü’ye iletti. – DİYARBAKIR
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Ticaret Bakanlığı’nın, yeşil mercimek ithalatında 30 Haziran’a kadar gümrük vergisinin sıfırlanmasına yönelik kararının, ürün fiyatını düşürmeyeceği için ne tüketiciye ne de üreticiye faydasının olacağını belirtti. Bu uygulamanın ithalatçının vurgun yapmasına zemin hazırlayacağı gibi üreticinin de ‘ürünüm para etmeyecek kaygısıyla’ üretimden uzaklaşmasına neden olacağını belirten Gürer, ithalatın sınırlandırıp yerli üretimin desteklenmesi gerektiğini söyledi. Konuyu Meclis gündemine taşıyan Gürer, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya “Gübre fiyatlarına neden müdahale edilmiyor?” diye sordu.
“YANLIŞ UYGULANAN TARIM POLİTİKALARI, MERCİMEK ÜRETİMİNDE ÜLKEMİZİ SORUNLU HALE GETİRDİ”
Ticaret Bakanlığı’nın söz konusu uygulamayı ‘Yerli üretimin korunması da göz önünde bulundurularak çiftçilerin üretim motivasyonuna zarar vermeyecek şekilde, hasat dönemi de dikkate alınarak belirlenmiştir’ ifadesiyle kamuoyuna duyurduğunu aktaran CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Mercimeğin anavatanı olan Türkiye’de üretilen mercimekler, dünyanın en kaliteli mercimekleriydi. Buna rağmen uygulanan yanlış tarım politikaları, mercimek üretiminde ülkemizi sorunla hale getirdi” dedi. Gürer, “Kırmızı mercimek üretimi 1990 yılında 630 bin ton iken, 2013 yılında 395 bin tona geriledi. 2023 yılında 424 bin ton oldu. Mercimek ithalatı ise geçen yıl üretim kadar gerçekleşti. Yeşil mercimek üretimi ise 1990 yılında 216 bin ton iken, 2023 yılında 22 bin ton, 2022 yılında 45 bin ton ve 2023 yılında 50 bin ton olarak yetiştirildi. İthalat miktarı da yine geçen yıla göre üretim miktarı kadar oldu” diye konuştu.
“NE OLDUĞU BELLİ OLMAYAN MERCİMEĞİ İTHAL EDİYORUZ”
Türkiye’de mercimeğin organik düzeye yakın üretildiğine ve bunun için de kalitesinin daha yüksek olduğuna işaret eden Gürer, “Biz ürettiğimiz organik mercimeğin bir kısmını da yurtdışına ihraç ediyoruz. Dışarıdan da içeriğinde ne olduğunu bilmediğimiz mercimeği ithal ediyoruz. Dışarıdan ithal ettiğimiz mercimekle ülkemizde üretilen organik mercimek arasındaki fark, net bir şekilde görülebiliyor. Yeşil mercimek Orta Anadolu’da, kırmızı mercimek ise Doğu Anadolu’da yetişiyor” dedi.
“İTHALAT RAKAMLARININ YÜKSEK OLMASI GIDA İÇİN BİR FAYDA SAĞLAMIYOR”
Üretim alanlarının daralmasının en önemli nedeninin bu ürünlerle ilgili uygulanan yanlış tarım politikalar olduğunu ifade eden Ömer Fethi Gürer, “Neredeyse ürettiğimiz kadar dışarıdan mercimek ithal eder duruma gelmemizi önleminin yolu, ekim alanlarını geliştirip, çiftçinin ürününü maliyetine göre değerlendirip destek vermektir. Çiftçiden ürün çıktığı zaman fiyat artıyor, sonra ithal ürün getiriliyor. Sanayici koruyan, ithalatçıyı destekleyen bir politika izleniyor. İthalat rakamlarının yüksek olması gıda için bir fayda sağlamıyor” diye konuştu.
“ÇİFTÇİ ÜRETİMDEN UZAKLAŞTI”
Gürer, kararın yaratacağı olumsuzlukları örneklendirerek, şöyle devam etti:
“Tarım Bakanlığına verdiği soru önergesine gelen yanıtta, 2022 yılında Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı çiftçi sayısı 2.177.880 kişi olarak açıklandı. 167.547 çiftçi sözleşmeli bitkisel üretim yapmış. Ziraat Odasına kayıtlı 5 milyon çiftçi varken ÇKS kaydı yapanların sayısı 2 milyon 177 bine kadar düşmüş. Çiftçi bir yıl ürettiğinden para kazanamazsa farklı ürün arayışına giriyor. Yine kazanamazsa üretimden uzaklaşıyor. Çiftçi 2 yıldır neredeyse aynı fiyatla mercimek ürünü tüccara verebildiği için üretimden uzaklaştı. Bu konuda sıkıntı artabilir.”
“ÇİFTÇİNİN İHTİYACI OLAN GÜBRELERİN FİYATLARI ARTIYOR”
Girdi maliyetlerindeki artış devam etiğini belirten Gürer, “Tarım Kredi Kooperatifleri bile gübre fiyatlarını piyasa değerlerinin üzerinde satmaya başladı. Hangi gübreye çiftçinin ihtiyacı var ise o gübrenin fiyatı artıyor. TÜİK de çiftçinin ihtiyacı olmayan gübreyi dikkate aldığı için ortalamayı düşük gösteriyor. Üre gübreye ihtiyaç varken üre gübrenin fiyatı yükseliyor, dap gübreye ihtiyaç varken dap gübrenin fiyatı yükseliyor. Böyle de gübre fiyatlarındaki artışın bir kısmı TÜİK eliyle düşük gösteriliyor. Oysa çiftçinin ihtiyacı olan gübrenin fiyatı önemli, çiftçinin bu dönem ihtiyacı olan gübrenin fiyatı son günlerde yine artmaya başladı. Üst gübre atılacak. Üst gübre için genel olarak üre gübre kullanılıyor. O nedenle üre gübrenin fiyatlarındaki artış devam ediyor” dedi.
“GÜBRE FİYATLARINA NEDEN MÜDAHALE EDİLMİYOR?”
Bu konuyu da soru önergesiyle Meclis gündemine getirdiğini aktaran CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ” İlgili bakanlığa verdiğimiz soru önergesinde, Tarım Kredi Kooperatifleri ile Gübretaş arasında imzalanan bayilik sözleşmesi kapsamında fiyatların neden sürekli artığını sordum. Gübre fiyatları geçen yıl şubat ayında 9 bin 450 lira iken ağustos ayında neden 19 bin 250 liraya çıktığının açıklanmasını istedim. Bakan ise soruya doğrudan bir yanıt vermiyor. Sağlanan desteklemeleri anlatıyor. Bakan, Kimyasal gübre kullanımının etkinliğin artırılmaması ve yerli imkanlarla üretilen organik ve orgamineralli gübre kullanımının teşvik edilerek çevre kirliliğinin azaltılması ve topraklarımızın sağlığını koruyarak, sürdürülebilir tarımın devamının sağlanması için gübre desteği verildiğini belirtiyor. Bakanın verdiği yanıtın içeriğinde, şu ana kadar kullanılan gübrelerin çevre kirliliğine neden oluyor deniliyor. Pekiyi bunu kim teşvik etti? Türkiye’de gübre fabrikaları kamunun elindeyken, bunların özel sektöre devri sonrası, ülkeyi yurtdışından gübre ithal eder duruma kim getirdi? İran’dan, Mısır’dan, gübre getirilip kullanılması, döviz fiyatlarındaki artış nedeniyle de gübre fiyatlarının da dövize endeksli olarak artmasına neden olmadı mı? Kamunun bu alandan çekilmesi üzerine, üretici sahipsiz bırakılmadı mı?” diye sordu.
]]>Kardemir Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Demir, Kardemir A.Ş.’nin çizdiği stratejik plan, yatırım hedefi, üretim tonajı, Yeşil Mutabakat ve sınırda karbon düzenlemesi ve yeşil çelik yatırımlarında atılabilecek yerli ve milli teknoloji adımları hakkında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Kardemir’in ham çelik üretin tonajını 2,5 milyon ton seviyelerinden 3,5 milyon tona çıkartmayı amaçladıklarını ifade eden Demir, Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir stratejik plan hazırlandığını ve önümüzdeki 5 yılda 1,5 milyar doları bulacak yatırım hedefleri olduğunu ifade etti. Demir, Kardemir’in demir çelik sektöründe yerli ve milli üretim stratejileriyle sektörel bağımsızlığı sağlayacağını ve küresel bir güç olmak vizyonuyla yoluna devam edeceğini belirterek, “Kardemir, bu kapsamda yenilikçi teknoloji ve sürekli iyileştirme anlayışının vurgulandığı, çevresel sosyal sürdürülebilirliğin ve paydaş değerlerinin ön planda tutulduğu mevcut üretimin ötesinde değer katan ve fark oluşturan operasyonları ile değişime liderlik etmeyi hedeflemektedir” diye konuştu.
“5 yıl içerisinde 1,5 milyar doları bulacak yeni yatırım hedefimizi paylaşmak istiyorum”
Hazırlanan 5 yıllık stratejik plandan ve Türkiye Yüzyılı’nın ilkelerinden hareketle uzun vadeli iş modellerinde yatırımlar yapmaya öncelik gösterdiklerini söyleyen Demir, “Stratejik planlarımız doğrultusunda önümüzdeki 5 yıl içerisinde 1,5 milyar doları bulacak yeni yatırım hedefimizi paylaşmak istiyorum. Ham çelik üretim tonajımızı kısa vadede yeni yatırım planlarımızla beraber 2,5 milyon ton seviyelerinden 3,5 milyon tona çıkartmayı hedeflemekteyiz. Katma değerli çelik üretimini önümüzdeki 5 yıl içerisinde iki katına çıkaracak planlamalar içindeyiz. Süreç boyunca uygulanacak kontrol mekanizmaları ile yarı mamul ve nihai mamul kaliteli teknolojiler ve nitelikleri sürekli iyileştirilecek, bunu destekleyen operasyonel verimlilik artırılacaktır” açıklamasında bulundu.
“Özel demiryolu taşımacılık işletmesi olma yolunda onay sürecinin iki yıl içinde tamamlanmasını planlıyoruz”
Demir, kapasite açısından lojistik kısıtlamaların aşılması gerektiğine dikkati çekerek, bu bağlamda lojistik master planı hazırlanacağını ve alternatif taşıma kanallarının ortaya konacağını sözlerine ekledi. Lojistik master planı dahilinde görüşülen liman işletmeciliği ve demiryolu işletmeciliği projelerinin de hayata geçirileceğini söyleyen Demir, “Yük taşımacılığı hizmetlerimizin verimliliğini artırmaya ve daha yeşil ulaşım seçeneklerine geçişi desteklemeye yönelik başladığımız bu serüvende büyüklüğümüzü sürdürecek atılımların bir parçası olarak gördüğümüz özel demiryolu taşımacılık işletmesi olma yolunda alınan kararlar ile başlanılan projede onay sürecinin iki yıl içinde tamamlanmasını planlıyoruz. Bu konuları stratejik iş birliği yapılabilecek paydaşlarla yapmakta planlarımızın bir parçası olabilir. Bu formülle liman ve demiryolu projeleri ile kritik stok seviyeleri etkin olarak takip edilecek, fırsat alımları değerlendirilecek ve stok maliyetleri kontrol altında tutulacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
“Cumhurbaşkanımızın Kardemir’e verdiği değer kritik bir role sahip”
Demir, büyüme stratejileri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kardemir’e verdiği desteğin çok kıymetli bir yere sahip olduğunu ifade ederek, “Cumhurbaşkanımızın Kardemir’e vermiş olduğu değer, ülkemizin sanayi ve ekonomik kalkınması açısından kritik bir role sahiptir. Bu destek, Kardemir’in sadece bir sanayi kuruluşu olmanın ötesinde, ulusal ve uluslararası alanda rekabet edebilirlik gücünü artırarak Türkiye’nin sanayi potansiyelini daha da geliştirmesine katkı sağladığı gibi bu desteği, yerli üretimin teşvik edilmesi ve istihdamın artırılması gibi stratejik hedeflerimizi ve ülkemizin sanayideki önemli konumunu korumasına yardımcı olmaktadır” diye konuştu.
“2024 yılı için çevre yatırımlarımıza yaklaşık 40 milyon dolar bütçe ayırdık”
Mali yapıyı güçlendirmek adına sürdürülebilir bir Kardemir oluşturmak istediklerini aktaran Demir, Kardemir’in çevre yatırımları, Avrupa Birliği Yeşil Mutabakat ve sınırda karbon düzenlenmesi hakkında atılacak adımların öneminin altını çizdi. Kardemir’in mali yapılarını güçlendirmesinin sürdürülebilirlik açısından en önemli konulardan biri olduğunu söyleyen Demir, “Kardemir’in sürdürülebilir rekabet gücünü artıracak etkin finansal sistem yapısı geliştirilecek, maliyet azaltıcı ve karlılık artırıcı faaliyetler ile ‘Mali Yapıyı Güçlendirmek amaçlanmaktadır. Katma değer ve karlılık konuları önceliğimiz olacaktır. Bu sayede karlılığımız yeni ve yenilikçi yatırımları mümkün kılacağı gibi temettü dağıtımı ile hissedarlarımıza değere ortak etmeyi sürdürmek isteriz. Hisselerinin tamamı Borsa İstanbul’da işlem gören Şirketimiz yaptığı yatırımlar ve karşılığındaki kazanç potansiyelini ortaya koyarak yatırımcı çekmeye devam edecektir. Demir-çelik şirketlerinin önünde artık AB Yeşil Mutabakat ve sınırda karbon düzenlemesi vardır. Şirketimizde bu düzenlemeye uygun bir şekilde 2053 hedefleri doğrultusunda yola devam edecektir” ifadelerine yer verdi.
Demir, Kardemir’in ‘Sağlıklı Çevre ve Verimli Üretim’ ilkesinden hareketle tüm üretim ve yatırım faaliyetlerinde çevreye duyarlı olmayı ve sürekli geliştirmeyi temel prensipler olarak kabul ettiğini de dile getirdi.
“2053 yılına kadar karbon nötr bir tesis olmayı hedeflemekteyiz”
Demir, karbon nötr tesis hedefi ile alakalı çizdikleri yol haritasından da söz ederek, 2020 yılı sonuna kadar 250 MW yenilenebilir enerji üretimine ulaşılmasını hedeflediklerini dile getirdi. Misyonlardan bir tanesinin efektif bir demir çelik ekosistemini kurmak olduğunu dile getiren Demir, “Bu kapsamda rekabet öncesi iş birliği geliştirilerek ürünlerin sektörler arası kullanımı artırılacak ve demir çelik geleceğini inşa edecek ARGE projeleri sektör firmaları ile geliştirmeyi planlamaktayız. Demiryolu sektöründe ray ve tekerde tek üretici konumunda olan şirketimiz, geliştirmekte olduğu ürünlerde de yol haritasını sektör temsilcileriyle birlikte oluşturacaktır. Demir çelik sanayiini geliştirecek ve sürdürülebilirliği sağlayacak yeşil çelik stratejilerini ortaya koyacak Yeşil Çelik Strateji Yol Haritası son haline getirilecektir. Burada önemle altını çizdiğimiz konu ise yeşil çelik konusundaki teknolojiyi yerli ve milli firmalarla ortak payda da buluşarak geliştirmeyi planlıyoruz. Karbon nötr yolunda karbon emisyonlarını 2030 yılına kadar yüzde 15 azaltmayı ve 2053 yılına kadar karbon nötr bir tesis olmayı hedeflemekteyiz” şeklinde konuştu.
Demir, enerji tüketimlerinin verimli yönetilmesi için enerji verimliliği projeleri geliştirileceğini ve alternatif yenilenebilir enerji kaynakları yatırımları yapılacağını da duyurdu. Böylece ton ham çelik başına düşen enerji tüketim miktarının düşürüleceğini ifade eden Demir, değişen çevre koşulları ve iklim krizine bağlı olarak yüzey suyu ve yer altı sularının azalarak tehlike arz ediyor olmasından dolayı toplam tüketilen su miktarının yüzde 15 oranında düşürüleceğini aktardı.
“Ortaklık yapısıyla yeni iş modeli tasarlayacağız”
Kardemir, bağlı ortaklık yapısını da yeniden değerlendirilerek, yeni iş modeli tasarlayacaklarını ifade ederek, “Şirketlerimizin mühendislik kabiliyetlerini ön plana çıkaran ve pazarlayan kuruluşlar haline getireceğiz. Kardökmak’ı demir çelik sektörünün Ar-Ge mühendislik, tasarım ve Ür-Ge firması haline getirmeyi, Enbatı’yı yeni ve yenilenebilir enerji teknolojileri alanında uzmanlaştırmayı, Karçel’i ise yapısal çelikte imalat montaj ve tesis kurulumunda bir çelik servis merkezi kurulumuyla beraber daha da etkin ve yetkin hale getirmeyi hedefliyoruz” dedi.
“Savunma sanayii alanı için kaliteli malzemelerin tedarikinde önemli bir role sahibiz”
Demir, savunma sanayii alanında kendi tecrübelerini de aktararak, Kardemir’in gelişmiş alt yapısı ile faydalı işlere imza atılabileceğini söyledi. Demir, şu ifadeleri kullandı:
“Kardemir, demir ve çelik üretimindeki uzmanlığıyla başta savunma sanayii olmak üzere nitelikli alaşım ihtiyacı olan kritik sanayi alanlarının ihtiyaç duyduğu yüksek kaliteli malzemelerin tedarikinde önemli bir role sahiptir. Kardemir’in büyük ölçekli üretim kapasitesi ve esnek üretim yetenekleri, bağlı ortaklıklar ile sağladığı esneklik ile kritik ve stratejik sanayimizin taleplerini karşılamak için ideal bir altyapı sunmaktadır. Kardemir’in bu katkıları; yerli ve milli üretimdeki güçlü adımlarımızı destekleyerek ülke güvenliğimizi daha da sağlamlaştırabilir. Savunma sanayiinde kazandığımız uzun yıllara dayanan deneyimleri, Kardemir’in operasyonlarına entegre ederek hem ulusal hem de uluslararası alanda rekabet gücünü artırmayı hedefliyoruz.” – ANKARA
]]>Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Müdürlüğünce Mehmet Şirin Açar Kongre Salonu’nda düzenlenen, “Sanayici Buluşması” programında konuşan Kütükcü, OSBÜK olarak Türkiye’deki 401 organize sanayi bölgesinin kanunla kurulmuş çatı kuruluşu olduklarını söyledi.
Kütükcü, organize sanayi bölgelerinin artık sanayi üretiminin yapıldığı alanlar olmanın çok ötesine geçtiğini, birer yaşam alanı olduğunu aktardı.
“OSB’ler artık üretimin ötesinde konulara odaklanmış durumda”
Organize sanayi bölgelerinin sadece üretimle değil artık mesleki eğitimle, geri dönüşümle ve yenilenebilir enerji tesisleriyle, yaşamın tüm alanlarına dokunan faaliyetleriyle öne çıktığına işaret eden Kütükcü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de sanayi üretiminin yüzde 45’inin gerçekleştirildiği organize sanayi bölgeleri artık üretimin ötesinde konulara odaklanmış durumda. Bunların başında da karbon vergisi uygulaması ve yeşil dönüşüm süreci geliyor. İhracatımızın yüzde 50’sinin Avrupa Birliğine ve Avrupa kıtasına olduğunu düşünürsek sanayi işletmelerimizin artık bu sürece hazırlanması gerekiyor. OSBÜK olarak bu konuda yoğun çalışıyoruz. Ankara OSBÜK merkezinde Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik Merkezi kurduk. Organize sanayi bölgelerimize ve şirketlerimize buradan destek vermeye çalışacağız.”
Kütükcü, eğer “Türkiye Yüzyılı”nın mottosu üretim, yatırım, istihdam ve ihracatsa bunun gerçekleşeceği alanların da organize sanayi bölgeleri olduğunu vurguladı.
Ülkenin üretim yapısını ve üretimini güçlendirmenin yolunun organize sanayi bölgelerini güçlendirmekten geçtiğini belirten Kütükcü, organize sanayi bölgelerini gelecek yüzyıla hazırlamak için hep birlikte çalışmaya devam edeceklerini kaydetti.
Kütükcü, OSBÜK’de uzaktan izleme sistemiyle her gün 176 organize sanayi bölgesinin enerji tüketimini anlık izlediklerini ifade ederek, şunları söyledi:
“Bunu her ayın sonunda devletimize rapor ediyoruz. Üretim verileri bir ay sonra açıklanıyor ancak elektrik tüketimi, üretim hakkında en kesine yakın veri oluşturan öncü veridir. Dolayısıyla deprem bölgemiz de hamdolsun 6 Şubat öncesine hızla dönüyor. Üretim kayıplarını büyük oranda telafi etti, etmeye de devam ediyor. Bunların tamamı sizin çalışmanız, gayretiniz, azminiz, kararlılığınızla oluyor.”
“Fabrika sayımız 400’lere doğru gidiyor”
Diyarbakır OSB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Fidan da OSB’deki 1’inci, 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü etaplardaki arsaların tahsis edildiğini belirterek, 5’inci etap için çalışmaları sürdürdüklerini söyledi.
Yönetime geldikleri 2018’de OSB’de fabrika sayısının 205, çalışan sayısının da 7 bin civarında olduğunu, bugün 300 yatırımcının yatırım yapmak için sırada beklediğini ifade eden Fidan, şöyle dedi:
“Şu an çalışan sayımız 20 bin civarında, fabrika sayımız da 400’lere doğru gidiyor. Hedefimiz çalışan sayısını 40 binlere çıkarmaktır. Üretim yapmaktan başka şansımız yok. Kendimiz, ailemiz, ülkemiz ve geleceğimiz için üretim yapmaya devam edeceğiz. Diyarbakır’ı dünyada marka haline getireceğiz.”
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya da bir konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından basına kapalı devam eden programa, Vali Yardımcısı Ömer Coşkun, KOSGEB İl Müdürü Vedat Güler, Diyarbakır Ticaret Borsası Başkanı Engin Yeşil, sanayiciler ve iş insanları katıldı.
]]>Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Merkez Birliğince Antalya’daki Belek Turizm Merkezi’nde düzenlenen “9. Su Ürünleri Yetiştiriciliği Çalıştayı” başladı. Programa, 11 ülkeden aralarında mühendisler, birlik başkanları, Tarım ve Orman müdürlerinin de bulunduğu 800 sektör paydaşı katıldı.
Bakan Yardımcısı Gizligider, açılışta yaptığı konuşmada, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın, Amasya’daki programlar nedeniyle çalıştaya katılamadığını söyledi.
Daha çok su ürünleri mühendisine ihtiyaç olduğundan 111 personelin yakında istihdam edileceğini anlatan Gizligider, Türkiye’nin Asya, Afrika ve Avrupa’nın ortasında önemli bir merkez olduğuna dikkati çekti.
Üretimde yeni sürece girdiklerine işaret eden Gizligider, şunları kaydetti:
“Su varsa biz varız, yoksa yokuz. Temele suyu aldığımız, ihracatımızı, ithalatımızı, ihtiyacımızı ve uzun vadede yeni ihtiyaçlarımızı planlayarak üretim planlamasına 2024 itibarıyla geçiyoruz. Bundan sonra kimin, nerede, ne kadar, nasıl ve ne şekilde üretim yapacağına toprağın doğal mirası karar verecek. Devlet de bunun düzenlemesini yapacak. Destekler, teşvikler, yönlendirmeler yer yer yaptırımlar buna yönelik olacak. Sözleşmeli üretim modeline de bu yıl itibarıyla geçiriyoruz. Sözleşme örnekleri yayımlandı. Tam hukuki koruma altına alındığı yeni model şimdiden sadece Türkiye’de değil, yakın coğrafyada da ciddi yansıma buldu.”
“Yetiştirdiğimiz balığın üçte ikisini ihraç ediyoruz”
Gizligider, sürdürülebilirliğin her sektör için kritik öneme sahip olduğunu belirterek, su ürünlerinde de üretim planlamasına ihtiyaç olduğuna değindi.
Türkiye’nin, levrek üretiminde dünyada birinci, alabalıkta ise dünyada ikinci, Avrupa’da da birinci olduğuna dikkati çeken Gizligider, Türk somonunda da ciddi başarı sağlandığını aktardı.
Gizligider, 2002’de 97 milyon dolar olan su ürünleri ihracatının 2023’te 1,7 milyar doları aştığını vurgulayarak, “Türk somonu ve balık çeşitlerimiz dünyada aranır ürünler oldu. Yaklaşık 100 ülkeye balık ihracatımız var. Japonya’dan tutun ABD’ye, Rusya’ya, Çin’e, Güney Kore’ye, Orta Doğu ve Balkanlar’ın tamamına ihracatımız söz konusu. Yetiştirdiğimiz balığın üçte ikisini ihraç ediyoruz. Çok daha fazla ihraç edebiliriz. Balık tüketiminde de üç katına ulaşmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“Sünger şehirler oluşturulacak”
Antalya’daki su baskınlarına değinen Gizligider, “İklim değişiyor, Antalya’da bunu gördük. Artık bir yılda yağması gereken yağmur, bir, iki günde yağıyor, afet boyutuna geçen yeni dünya düzenine karşı yeni tedbirler almamız gerekiyor. Sadece tarım ve ormancılık sektörüyle değil, aynı zamanda yeni şehircilik sistemine geçmemiz gerekiyor. Artık sünger şehirleri net şekilde konuşmamız, bu sürece geçmekle ilgili altyapı yatırımları gerekiyor. Bu alanda önemli hazırlıklarımızı yaptık. Yakında müjdesi paylaşılacaktır.” diye konuştu.
Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Mustafa Altuğ Atalay da sektörün her yıl büyüdüğünü, 2030’da ihracat hedeflerinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti.
Antalya Tarım ve Orman İl Müdürü Şakir Fırat Erkal ise su ürünleri sektörünün önemli girdi sağladığını bildirdi.
Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Coşkun, doğayla çevreyi koruyarak kaliteli mal satmanın önemli olduğunu hatırlatarak, küresel iklim değişikliğinden sektörün etkilenmemesi için kapalı devre sistemler kurmak gerektiğini söyledi.
Çalıştay 17 Şubat’ta sona erecek.
]]>TUSAŞ’ın Kahramanmaraş’a yapacağı yatırımların ilk etabı olarak Türkoğlu Organize Sanayi Bölgesi’nde 3 yıllığına kiralanan binada, altyapı, makina ve ekipman kurulumunda son aşamaya gelindi.
Uçak ve helikopter parçası üretimi yapılacak tesiste ilk aşamada TUSAŞ tarafından eğitimden geçirilen 100 kişi istihdam edilecek.
Açılış 22 Şubat’ta
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Buluntu, AA muhabirine, Savunma Sanayii Başkanlığınca şehirde yatırım yapılması kararı alınmasının ardından TUSAŞ’a yer tahsis edildiğini söyledi.
Depremlerin ardından savunma sanayisi şirketlerinin bölgede yatırım yaptığını belirten Buluntu, “Kahramanmaraş’taki adımlar kapsamında TUSAŞ bu yatırımı üstlendi. Geçtiğimiz nisan ayı gibi Türkoğlu OSB’deki bir binada işe koyuldular ve şu anda deneme üretimleri başladı. 22 Şubat’ta da bu tesisin açılışını yapacağız.” dedi.
Buluntu, Kahramanmaraş’ın, Türkiye’nin pamuk ipliğinin yüzde 55’ini, dokuma, örme ve denim kumaşlarda yaklaşık yüzde 20’sini ürettiğini, çelik mutfak eşya sektöründe de ülke üretiminin yüzde 70’ini yaptığını dile getirerek, yeni dönemde katma değeri yüksek ürünlerle ihracatta lig değiştireceklerine inandığını ifade etti.
Kahramanmaraş’ın ihracatının yüzde 80’inin tekstil ve çelik mutfak eşyalarından oluştuğunu belirten Buluntu, şöyle konuştu:
“İki alanda kümelenme söz konusuydu. Biz istiyorduk ki Kahramanmaraş biraz daha değişik sektörlerde yatırım yapsın, ekonomik bakımdan çeşitlilik sahibi olsun. TUSAŞ yatırımıyla beraber biz savunma sanayisinde de iddialı hale geleceğiz. Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan, TUSAŞ Başkanı ve Savunma Sanayii Başkanı’mız, Kahramanmaraş’a pozitif ayrımcılık yaptı. Bizim de gayretli ve istekli olduğumuz görülünce işin daha ileri taşınacağını düşünüyoruz. 22 Şubat’ta önemli isimlerle beraber bu tesisin açılışını yapacağız. Kahramanmaraş, 100 yılın felaketini yaşadı ama tekrar küllerinden doğacak ve 100 yılın yatırımını da alacağız.”
İlk üretimi Boeing’e yapmak istiyorlar
Tesisin TUSAŞ’ın ortaklığında Kahramanmaraş iş dünyasının girişimleriyle faaliyet göstereceğini ve Kahramanmaraş Uzay ve Havacılık Sanayi AŞ adlı şirket üzerinden çalışmalarını yürüteceğini anlatan Buluntu, “Bu şirket, ilk etapta üretimlerini TUSAŞ’a yapacak. Türkiye, Boeing firmasından uçak almıştı. Bunun yüzde 20’sinin Türkiye’de üretilme şartı var. İnşallah biz bu tesisi hızlı bir şekilde faaliyete geçirebilirsek belki ilk üretimlerimizi Boeing’e yaparız. Bu anlamda çok istekliyiz.” dedi.
Savunma sanayisi yatırımıyla kentin büyük bir sıçrama yaşayacağını vurgulayan Buluntu, şunları kaydetti:
“Savunma sanayisiyle beraber yüzlerce yeni iş kolları, yeni sektörler oluşacak. Özellikle nitelikli iş gücü dediğimiz alanda gelişmeler olacak. Gençlerimizin de bu alana çok ilgi duyduğunu gözlemliyoruz. Savunma sanayisiyle Kahramanmaraş ihracat çıtasını yükseltecek ve devler liginde olacak.”
Kahramanmaraş Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Narlı da kentin böyle bir yatırıma kavuşmasının önemine işaret ederek, “Yeni bir müjde var; TUSAŞ… İnşallah Sayın Cumhurbaşkanı’mız bize müjdeyi verecek. Bir TUSAŞ şirketi kuruyoruz Kahramanmaraş’ta halkla beraber, sanayiciyle beraber. Devletimiz bizim yanımızda oldu. Biz de inşallah onun altından kalkacağız. Bir de borcumuzu ödemiş olacağız devletimize.” dedi.
]]>Çalışmalarında özgün unsurlar barındıran ve deneysel bakış açılarını koruyarak üretimlerinde yenilikler sergileyen sanatçıları bir araya getiren sergi, sürece tanıklık eden sanatçıların bakış açılarıyla dijital dönüşümü yansıtıyor.
Sergide, araştırma sürecinde olağan bir unsur olarak dijital kültürü benimseyen ve yeni teknolojileri denemeyi öncelik olarak gören sanatçılar ile sanatçı kolektiflerinin çalışmaları yer alıyor.
“Dijital kültürün etkilerini yansıtan çalışmalar inceleniyor”
Serginin ön izlemesinde basın mensuplarına açıklama yapan küratör Ümit Mesci, özellikle genç sanatçıların üretimlerine katkı sağlayan sergideki yapıtların tarih boyunca sanat üretiminde öne çıkan doğa, tarih, mimarlık, kent, kimlik ve toplum gibi konuları merkezine aldığını söyledi.
Mesci, sergide dijital kültürün etkilerini yansıtan çalışmaların sanat tarihinin ilk döneminden bugüne bir bütün olarak incelendiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Sergi, dijitalleşmenin olanak tanıdığı ifade tekniklerinin, sanatçıların farklı temalara ilişkin bakış açılarını nasıl dönüştürdüğünü kayıt altına almayı amaçlıyor. Mutlak sonuçlara ulaşmaya değil, sorgulamaya ve soru sormaya odaklanan sergi, sanatçıların araştırma ve anlatımlarındaki özgün unsurları görünür kılıyor.”
“Ödüllü projeler ilk kez bu sergide izleyiciyle buluşuyor”
Küratör Nilay Dursun ise İstanbul Modernin, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle gerçekleştirdiği “Dijital Sanat Alanında Genç Üretimler” programının, serginin araştırma ve geliştirme sürecinde etkili olduğunu dile getirdi.
Müzenin proje kapsamında, farklı disiplinlerde üretim yapan genç sanatçıları “dijital üretim” odağında buluşturduğunu vurgulayan Dursun, şöyle devam etti:
“Yeni müze binamızın açılış hazırlıkları sürerken hayata geçirdiğimiz program, İstanbul Modern’in genç sanatçılarla hayata geçireceği çok yönlü çalışmaların başlangıcı niteliğindeydi. Program süresince katılımcılar tarafından hazırlanan ve müzenin bulunduğu bölge başta olmak üzere, İstanbul’a odaklanan projeler de sergi kapsamında değerlendirildi. Ödül kazanarak üretim desteği alan projeler arasından Yasin Arıbuğa-Toprak Fırat’a ait ‘Rastlantı’ ile Beste İleri’nin ‘Sentimap Istanbul’ adlı çalışmalarını ilk defa bu sergide izleyiciye sunuyoruz.”
Sergi hakkında
Sergide, çoğunlukla çevrim içi kanallarda ve dijital uygulamalarda görülmeye alışılan üretim biçimleriyle çeşitli imge ve ifadeler, onları farklı yöntemlerle ele alan sanatçıların yapıtlarıyla müze içinde fiziksel olarak sunuluyor.
Küratörlüğünü Ümit Mesci ve Nilay Dursun’un üstlendiği sergide, Cem A., Atıf Akın, Ozan Atalan, Kerem Ozan Bayraktar, Mehmet Berk Bostancı, Cihad Caner, Yasin Arıbuğa-Toprak Fırat, Beste İleri, Alican İnal, Yelta Köm, Ebru Kurbak, Oddviz, Özcan Saraç, Ahmet Rüstem Ekici-Hakan Sorar, Meltem Şahin ve Berkay Tuncay’ın çalışmaları yer alıyor.
Müze koleksiyonundaki ana başlıklarla ilişki kuran sergideki yapıtlar, aralarında kesin sınırlar olmayan üç çerçevede bir araya getiriliyor.
Dijitalleşmenin olanak sağladığı yeni anlatım olasılıklarından yola çıkılan ilk bölüm, dil ve ifade üzerine yoğunlaşarak, dijital araçların getirdiği yeni eleştirel düşünme alışkanlıklarına eğiliyor.
Dijitalleşmenin ve sürekli dönüşen teknolojik araçların doğa ve tarih eksenindeki tartışma alanlarını inceleyen ikinci başlıkta bu yönelimle bir araya gelen yapıtları üreten sanatçılar, bilim ve sanat arasındaki kesişimde arkeoloji ve felsefe gibi alanları incelerken yapay zeka ve benzer teknolojilerin de yönlendiriciliğine başvuruyor.
Sergideki mimarlık ve kent zemininde odaklanan son alanda ise İstanbul’a ait duyusal manzaralarla kent topografyasını oluşturan bileşenler, dijital araçlar yardımıyla çözümleniyor.
Sergi, 11 Ağustos’a kadar görülebilecek.
]]>10 Şubat Dünya Bakliyat Günü Mersin’de etkinlikle kutlandı. Bir otelde gerçekleştirilen etkinlikte bakliyat ürünleri tanıtılırken, tamamı bakliyat ürünleri kullanılarak yapılan yemek menüsü de konuklara ikram edildi. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Ulusal Baklagil Konseyi ve Mersin Ticaret Borsası Başkanı Özdemir, sağlığın en büyük zenginlik olduğunu söyledi. Herkesin ortak arzusunun sağlıklı bir nesil yetiştirmek olduğunu dile getiren Özdemir, bunun ön şartının ise bilinçli beslenmek olduğunu, bilinçli beslenmenin de sağlıklı besinlerle olacağını ifade etti.
Bakliyatın sahip olduğu özellikler nedeniyle en sağlıklı gıdalar arasında yer aldığını ve diyet listelerinde başta geldiğini vurgulayan Özdemir, “Mersin Ticaret Borsası olarak bu anlamlı günü ülkemiz bakliyat ticaretini merkezi olan Mersin’imizde sizlerle birlikte kutlamayı bir görev bildik” dedi.
Dünyada 1 milyara yakın insanın yetersiz beslendiğini, 1,8 milyar insanın aşırı kilolu olduğunu vurgulayan Özdemir, şöyle devam etti:
“Bunun 850 milyonu obez, 530 milyon diyabet hastası var. Her yıl gerçekleşen ölümlerin yüzde 40’ı kalp damar hastalıkları ve kanserden kaynaklanıyor. Yaygınlaşan Amerikanvari ve fast food beslenme tarzı özellikle genç nesillerimiz için önemli bir risk oluşturuyor. Tüm bu sağlık sorunlarıyla mücadelede bakliyat en etkin besin kaynakları arasında gösteriliyor. Çünkü baklagiller, protein açısından zengindir, önemli bir lif kaynağıdır, temel vitamin ve mineralleri ihtiva eder, kolesterol bulunmaz, gluten içermez, anti alerjiktir. Diğer bir özelliği ise hayvansal protein içeren diğer gıdalara kıyasla daha uzun süre bozulmadan saklanabiliyor. Bir diğer özelliği de zengin olsun, fakir olsun, her sofranın gıdası olmasıdır. Et ve et ürünleriyle benzeri protein seviyesine sahiptir. Oysa fiyat olarak kıyaslandığında bakliyat çok daha ekonomiktir, porsiyon başına maliyeti düşüktür. Sağlıklı beslenmeye olan katkısı yönüyle de gelir seviyesi yüksek sofralar için vazgeçilmezdir.”
Bakliyatın insanlar için olduğu kadar toprak için de faydalı olduğuna işaret eden Özdemir, toprağa azot salgıladığından dolayı toprağı daha verimli hale getirdiğini belirtti.
“Ana vatanı Türkiye olan bakliyatta üretimi ve tüketimi muhakkak artırmalıyız”
Dünyada bakliyat üretiminin son 35 yılda yüzde 70 artarak 96 milyon tona ulaştığına dikkati çeken Özdemir, Türkiye’de ise tersinin yaşandığını kaydetti. Türkiye’de 30-35 yıl önce 2,5 milyon ton bakliyat üretildiğini ve yarısının ihraç edildiğini vurgulayan Özdemir, “Şu an üretim hacmimiz 1 ila 1,3 milyon arasında dalgalanıyor. Yani 1990’lı yıllarda 2,5 milyon ton üretim yaparken nüfusumuz 54 milyondu. Şimdi nüfusumuz 85 milyon oldu, üretimimiz 1 milyona düştü. Anavatanı Türkiye olan bakliyatta üretimi ve tüketimi muhakkak artırmalıyız. Türkiye bir bakliyat ülkesi. Üretim kültürümüz var, ticaret kültürümüz var. Bu zenginliğimizi kaybetmemeliyiz” diye konuştu.
Kanada’da 3 milyon ton kırmızı mercimek üretilmesine karşın bir kilo dahi kırmızı mercimek tüketilmediğinin altının çizen Özdemir, Kanada’nın ihraç etmek için üretim yaptığını kaydetti. Mersin’de bakliyat eleme ve kırmızı mercimek kırmak için önemli bir kapasite olduğunu anlatan Özdemir, “O zaman üretmemiz lazım. Çünkü Türkiye’nin enteresan bir şekilde dışarıda pazarı da var. Hala biz Kanada’da mercimeği alıyoruz, burada kırıyoruz, üçüncü ülkelere satıyoruz. Bu bir yere kadar gider. Ama esas tercih ettiğimiz kendi üretimimizi yükseltmek, büyütmek. Bir de bu baklagillerin fasulye haricinde en büyük avantajı kıraç alanlarda yetişmesi. Büyük bir şey. 25 milyon dekar nadas alanı var, 20 milyon dekar ekilmeyen alan var. Bunların beşte biri ekilse şu andaki üretim bakliyatının iki misli üretiriz” ifadelerini kullandı.
“Üretim arzında giderek bir artış söz konusu”
Vali Ali Hamza Pehlivan da 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü’nün önemine işaret ederek, tanıtımın olduğu kadar üretim, işleme, paketleme, pazarlama, pazara ulaştırma ve ihracat boyutunun da olduğunu söyledi.
Bakliyatın gıda ve beslenmedeki öneminden bahseden Pehlivan, “İnsan beslenmesinde bitkisel kaynaklı proteinlerin yüzde 22’sini bakliyat teşekkül ediyor. Gene karbonhidrat olarak da yüzde 7’ye tekabül ediyor. Tabii insan beslenmesi yanında hayvanların beslenmesi konusu da var. O konuda da gene yüzde 38 nispetinde bakliyattan nasipleniliyor. Gene yüzde 5 nispetinde karbonhidrat hayvan beslenmesinde de bakliyattan elde ediliyor” dedi.
Bakliyat denildiğinde fasulyeden nohuda, mercimeğe kadar birçok ürünün akla geldiğini ifade eden Pehlivan, şöyle devam etti:
“Ülke olarak bakliyatta biz de aslında azımsanmayacak boyutta üretim gerçekleştiriyoruz. Bu sene 1,3 milyona tona tekrar çıktı. Özellikle de nohutta üçüncü mercimekte de dünyada dördüncü sıradayız. Ürün arzında son 15-20 yılda veya 30 yılda belli bir gerileme olduğu kabul edilebilir, söylenebilir ama yine son yıllarda devletimiz, Tarım ve Orman Bakanlığımızın üretim politikaları çerçevesinde sağlamış olduğu teşviklerle 1 milyon tondan 1,3 milyon tona çıktı. Dolayısıyla üretim arzında giderek bir artış söz konusu.”
Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ise Mersin’in, Türkiye’nin bakliyat işleme, pazarlama ve ihracat konusunda en gelişmiş yerlerinden biri olduğunu söyledi. Bakliyat sektörünün kente büyük bir ekonomik hareketlik kazandırdığını vurgulayan Seçer, “Bizim bölgemizi ilgilendiren sektörün buradaki işleme kapasitesi ve ticaret kapasitesi. Mersin Limanı, şehrin lokasyonu, bir ticaret kenti olması, Doğu Akdeniz çanağından dünyaya açılma imkanının olması, kara yolu güzergahıyla da Arap Yarımadası’na, Orta Doğu ve Kafkaslar’a ticareti mümkün olması, bakliyat sektörünü burada özellikle 1980’li yıllardan sonra çok geliştirmiş” ifadelerini kullandı.
Türk yemek uzmanı ve yazar Sahrap Soysal’ın da katıldığı etkinlik sonunda, kum sanatçısı Ramazan Yumrutepe gösteri sundu. – MERSİN
]]>Işık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, organik ürünlerde dünya genelinde artan taleple Türkiye’nin tarımdaki potansiyelini organik sektöründe de gösterdiğini ifade etti.
Organik üretime 1980’lerin sonunda başlayan Türkiye’nin gelinen noktada önemli bir tecrübeye ulaştığını aktaran Işık, ülke genelindeki 7 bölgede yaklaşık 311 bin hektar arazide 53 bin çiftçinin organik sertifikalı üretim gerçekleştirdiğini söyledi.
Üretici sayısı bakımından Avrupa’da 4, dünyada 13’üncü sırada yer aldıklarını kaydeden Işık, kuru, taze ve dondurulmuş meyvelerle pamuğun öne çıktığı 268 çeşitte organik sertifikalı üretim yapıldığını kaydetti.
Organik ihracatçısı firmalardan alınan verilere göre 2023 yılında organik sertifikalı ürünlerin ihracatından elde edilen gelirin 1 milyar dolar sınırını aştığını aktaran Işık, şöyle konuştu:
“İncir, kayısı, fındık, kiraz ve vişnenin organik üretim ve ihracatında dünyada açık ara lider durumdayız. Bu meyvelerden elde ettiğimiz meyve suları da çok rağbet görüyor. Dondurulmuş ürünlerde de ihracatımız her geçen gün artıyor. Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve zeytinyağı da ihracatı artan ürünlerimiz. Pamukta da 250 bin ton civarı organik ihracat karşılığı 500 milyon dolar gelir elde ediyoruz. (Organik ürünler ihracatı) 1 milyar dolar rakamını yakaladık. İnşallah bunu ilk etapta 1,5 milyar dolara çıkarmak istiyoruz, ardından 2 milyar dolarlık hedefimiz var.”
Yeşil Mutabakat pazarı büyütecek
Organik ürünler sektöründe en önemli pazarlar olan AB ülkeleri, ABD ve Uzak Doğu ülkelerinde yeşil tarım hareketinin büyüdüğünü, gıdada organik ürün tüketiminin devlet politikası olarak benimsendiğini aktaran Işık, AB’nin de Yeşil Mutabakat hedefi kapsamında iddialı üretim hedefleri koyduğuna işaret etti.
Bu sürecin organik ürünler sektöründe hızlı bir büyümeyi beraberinde getireceğini öngördüklerini anlatan Işık, bu nedenle organik ürün fuarlarına ihracatçılar olarak ağırlık verdiklerini anlattı.
Organik ürünler sektörünün koordinatörü olarak görev yapan Ege İhracatçı Birliklerinin bu alanda dünyanın önde gelen fuarları için milli katılım organizasyonları düzenlediğini dile getiren Işık, sektörün dünyadaki en büyük buluşma noktası olarak gösterilen Almanya’daki BioFach Fuarı için de hazırlıkları tamamladıklarını aktardı.
Nürnberg şehrinde 13-16 Şubat tarihleri arasında organize edilecek fuarda 37 ihracatçı firmayla yeni bağlantılar kurmak üzere çalışacaklarını aktaran Işık, fuarda aynı zamanda Türk gıda ürünleri ve mutfak kültürünün de anlatılacağını bildirdi.
Organik üretim payını yüzde 10’a çıkarma hedefi
Işık, Türkiye’nin organik tarım üretimini artırması için havza bazlı planlama yapması ve miras yoluyla arazilerin bölünmesinin önüne geçilmesi gerektiğini ifade ederek 2030 yılına kadar tarımsal üretimin yüzde 10’unu organik sertifikalı olarak yapabileceklerini aktardı.
Organik ürünlerde iç pazarın da hızla büyüdüğünü, 20 civarında organik pazar kurulduğunu, marketlerde organik reyonları oluştuğunu aktaran Işık, Türk tüketicisinin organik ürünlere ilgi gösterdiğini, ailelerin bütçeleri oranında belli ürünleri belirleyerek organik sertifikalı ürünlere kademeli olarak geçiş yapmayı tercih ettiğini sözlerine ekledi.
]]>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 10 Şubat Dünya Bakliyat günü dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. Beslenmede baklagillerin önemine dikkat çeken Bayraktar, şunları kaydetti:
“SON YILLARDA ÜLKEMİZDE SAĞLIKSIZ FAST FOOD VE HAZIR GIDA TÜKETİMİNİN ARTMASIYLA BAKLAGİLLER, DİYETİSYENLER VE DOKTORLAR TARAFINDAN DAHA FAZLA ÖNERİLMEYE BAŞLANDI”
“Yağ oranı düşük, karbonhidrat oranı yüksek ve besleyici olan baklagiller, beslenmede bitkisel proteinin ana kaynağını oluşturuyor. En çok protein içeren besin gruplarından olan baklagiller günümüzde sağlıklı beslenme konusunda önemini artıran ürün grubudur. Baklagillerin her biri ayrı besin değerlerine sahip olmanın yanında ülkemizin kültürel değerleridir. Son yıllarda ülkemizde sağlıksız fast food ve hazır gıda tüketiminin artmasıyla baklagiller diyetisyen ve doktorlar tarafından daha fazla önerilmeye başlandı. Baklagillerin toplum olarak öneminin vurgulanması amacıyla, Birleşmiş Milletler tarafından 2016 yılı ‘Uluslararası Bakliyat Yılı’ olarak ilan edildi ve takip eden süreçte her yıl 10 Şubat günü ‘Dünya Bakliyat Günü’ olarak belirlendi.
“DÜNYADA 2 MİLYARDAN FAZLA İNSAN İÇİN ÖNEMLİ PROTEİN KAYNAĞIDIR”
“Baklagiller dünyada 2 milyardan fazla insan için önemli bir protein kaynağıdır. Bu rakam dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturuyor. Baklagiller dünyada yaklaşık 96 milyon hektar alanda 96 milyon ton üretimle, ortalama 135,2 milyar dolarlık piyasa değeri, 14,6 milyar dolar ihracat ve 16 milyar dolar ithalat değeri olmak üzere toplam 30,6 milyar dolarlık dış ticaret değerine sahip bir ürün grubudur. Dünya toplam baklagil üretiminde yüzde 28,8’lik payla Hindistan ilk sırada yer alıyor. Ülkemizin toplam baklagil üretiminden aldığı pay yaklaşık yüzde 1,3 civarındadır.
Türkiye’de üretimi gerçekleştirilen 7 çeşit yemeklik baklagiller arasında en fazla üretilenler nohut, kuru fasulye ve mercimektir. Baklagil üretimi ülke geneline yayılmış olsa da Güneydoğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi ve Marmara Bölgesi’nin güneyinde yoğunlaşmıştır. Genel olarak, kırmızı mercimek Güneydoğu’da, yeşil mercimek İç Anadolu’da, bakla Ege ve Güney Marmara’da, nohut ve kuru fasulye ise birçok bölgemizde yetiştiriliyor. Toplam yemeklik baklagil üretiminin, yüzde 44’ünü nohut, yüzde 30 buçuğunu kırmızı mercimek, yüzde 20,6’sını kuru fasulye oluşturuyor. Geri kalan yüzde 4,9’unu ise yeşil mercimek, bakla, bezelye ve börülce oluşturuyor.
“BAKLAGİL EKİM ALANLARINDA YÜZDE 55,4 ORANINDA AZALMA YAŞANDI”
Ülkemizde 1990 yılında toplam 20 milyon dekar olan baklagil ekim alanı bugüne geldiğimizde 9 milyon dekara geriledi. Yani ekim alanlarında yüzde 55,4 oranında azalma yaşandı. Aynı şekilde üretimde de yüzde 34,8 oranında bir gerileme gerçekleşti. Tarım ve Orman Bakanlığının girişimleriyle 2016 yılı FAO tarafından ‘Uluslararası bakliyat yılı’ olarak ilan edilmişti. Bu yıldan sonra baklagillerde ekim alanlarının artırılmasına yönelik yapılan çalışmalar yapılsa da belirli ürünlerde istenilen düzeye maalesef ulaşılamadı. Halen üretim açığı yeşil mercimekte yüzde 49, kırmızı mercimekte yüzde 43 oranındadır.
“HALKIMIZIN SAĞLIKLI BESLENMESİ İÇİN BU TEMEL GIDA ÜRÜNLERİNDE ÜRETİM ARTIRILMALI, İTHALATTAN VAZGEÇİLMELİ”
Et fiyatlarının yüksekliği karşısında halkımız baklagil tüketiyor. Üretim tüketimi karşılamıyor. Alternatif protein kaynağı olan baklagillerde de ithalat artarak devam ediyor. Baklagillerde son 5 yılda toplam ithalatımız yüzde 90,6 oranında artarak 702 bin ton oldu. Yine son 5 yılda baklagil ithalatına ödediğimiz tutar yüzde 227,6 oranında artarak 544 milyon dolara ulaştı. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. İnsanımızın protein ihtiyacı karşılamasında önemli bir yere sahip olan baklagillerin üretimini artırmak zorundayız. En önemli protein kaynaklarından olan et ve baklagilde ithalatçı olmamız kabul edilemez. Halkımızın sağlıklı beslenmesi için bu temel gıda ürünlerinde üretim artırılmalı, ithalattan vazgeçilmelidir. Ayrıca tüketicilerimizin ucuz gıdaya ulaşabilmesi için üretici tüketici arasındaki makas kapatılmalıdır. Nitekim son yaptığımız çalışmada baklagillerde de bu makasın çok açık olduğu görülüyor. Üreticide 17 buçuk lira olan kırmızı mercimek 47 liraya, 29 buçuk lira olan nohut 76 liraya, 29 lira olan kuru fasulye 85 liraya, 26 lira olan yeşil mercimek 64 liraya markette satılıyor. Protein ihtiyacının yeterince karşılanması bakımından üreticide ucuz olan bu ürünleri tüketicilerin pahalı yemesi kabul edilemez. Bu gibi temel gıda ürünlerine yönelik yasal düzenlemeler yapılmalı, marketlerde tavan fiyat uygulaması getirilmelidir.
“VERİLEN DESTEKLERİN AMACINA UYGUN OLMASI İÇİN GÜNÜN ŞARTLARINA GÖRE ARTIRILMALIDIR”
Ülkemizde baklagiller üretim maliyetlerinin yüksekliği ve alternatif ekilen ürünlerden elde edilen kazancın daha yüksek olması üreticilerin baklagil üretiminden uzaklaşmasına neden oldu. Ülkemiz baklagil ihracatında görülen azalış hem üretimde yaşanan sorunlar hem de dünya piyasasında rakip ülkelerin elde ettikleri rekabet üstünlüklerinden kaynaklanıyor. Baklagil üretimini arttırmak ülkemizi önce kendine yeter, sonrasında ihracatçı ülke konumuna getirir. Bunun için baklagiller üretim planlamasında öncelikli ürün grubuna alınmalıdır. Kurak ve yarı kurak alanlarda nohut ve mercimeğin, sulu alanlarda ise fasulyenin ekim nöbetine girmesi sağlanmalıdır. Baklagillere verilen prim desteği kiloya 50 kuruş olarak veriliyor. Ancak bu destek 2018 yılından bu yana değişmedi. Verilen desteklerin amacına uygun olması için günün şartlarına göre artırılmalıdır. Baklagillerde ülkemizin arz güvenliğini ve üretimin devamlılığını sağlamanın yolu, üreticiyi memnun edecek bir fiyatın piyasada oluşmasıdır. Bu nedenle hasat dönemine yakın baklagil ithalatı yapılmamalı, piyasanın dengesi bozulmamalıdır. Ülkemizin az da olsa yapmış olduğu baklagil ihracatında yurt dışı piyasaların talepleri göz önünde bulundurularak istenen kalitede ve Türkiye orijinli ürün üretimi teşvik edilmelidir. Geçmiş yıllarda uygulanan nadas alanlarda üretim uygulaması yeniden başlatılması, sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaştırılması ve tohum desteğinin artarak devam etmesi gereklidir.”
]]>İhracattaki artış, yeni yatırımlar ile mevcut tesislerdeki kapasite artırımını beraberinde getirdi. Kedi köpek maması ihracatının yarıdan fazlasının yapıldığı Ege Bölgesi’nde bu yıl 4-5 yeni üretim tesisinin devreye girmesi, bazı firmaların da yeni yatırımlarla kapasite artırımına gitmesi planlanıyor.
Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) verilerinden derlenen bilgiye göre, sevimli dostların mama ihracatı son 5 yılda katlandı. Sektörün ihracatı 2018’de 8 milyon, 2019’da 16 milyon, 2020’de 30 milyon dolara çıktı.
Artış geçen yıl da devam etti, ihracat önceki yıla göre yüzde 38’lik artışla 122 milyon dolara yükseldi. Böylece kedi köpek maması ihracatı 10 yıl içerisinde 27 kat arttı.
İhracatın yüzde 60’ı EİB kanalıyla gerçekleşti. EİB’nin 10 yıldır kesintisiz artan ihracatı 1 milyon dolar seviyesinden 74 milyon dolara çıktı.
En fazla ihracat yapılan ülkeler Malezya, İsrail, Irak, ABD ve İngiltere oldu.
Üretim ve ihracat üssü Ege
Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Muhammet Öztürk, AA muhabirine, ülkenin ihracatının yüzde 60’ının bölgeden yapıldığını söyledi.
Birliğin bu yıl için 150 milyon dolar ihracat hedefi koyduğunu belirten Öztürk, “Yeni yatırımları da gördükçe bunu da aşmak için, ihracatçılarımızın uluslararası pazarlarda önlerini açmak için elimizden geleni yapacağız.” dedi.
Öztürk, üretimde özellikle Manisa, Muğla ve Balıkesir’de kümelenme olduğunu kaydederek, “Önümüzdeki 5 yıl içinde bu sektörü 500 milyon dolar seviyelerine kadar arttırmayı düşünüyoruz. 4 milyon dolar seviyelerinden 120 milyon dolarlara geldik. Ama henüz alacak çok yolumuz var. Dünyadaki pazar 10 milyarlarca dolar diyebiliriz. Sektördeki yeni yatırımlarla beraber ihracatın daha da çok artacağını düşünüyoruz.” diye konuştu.
Sektörün yatırımcıların ilgisini çektiğini ifade eden Öztürk, bu yıl 4-5 firmanın yeni yatırımlarla üretime başlamasının planlandığını aktardı. Öztürk, yerli üretimle pazardaki ithal ürün oranının da azaldığını dile getirerek, sektöre ciddi yatırımların yapıldığını ve yatırımların devam ettiğini söyledi.
Mevcut tesisler kapasite artırıyor
Salihli ilçesinde üretim yapan Lider Group’un Pazarlama ve Kurumsal İletişim Müdürü Oktay Diker de 2009 yılında yıllık 35 bin ton üretimle faaliyete başladıklarını, yıllar içinde tesisi büyüterek yıllık 220 bin ton üretim miktarına ulaştıklarını ifade etti.
Diker, üretimlerinin yüzde 35’inin ihracata gittiğini anlatarak, şöyle konuştu:
“4 kıtada 70’ten fazla ülkeye ihracatımız mevcut. Önümüzdeki yıllarda hem kapasite artışı hem de ürün çeşitlendirmesiyle, yaş mama anlamında da bir yatırımımız var, yeni pazarlar elde etmek üzere hedeflerimizi oluşturduk. Kuru mama tarafında yatırımımızla 60 bin tonluk bir ilave tesis yatırımı yapıyoruz. Onunla birlikte de kapasitemiz artmış olacak. Artışın temel nedeni hayvan sahiplenme oranlarının dünya üzerinde özellikle pandemiyle ciddi anlamda artması. O dönemde gelen talepleri hazırlığımız çerçevesinde karşıladık. ve gittikçe de bu yaşam tarzlarının farklılaşması, gelir yükselmesiyle birlikte mamadaki ihtiyaç artıyor.”
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ankara Sanayi Odası (ASO) tarafından, Aralık 2018’de ASO Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezi’nin (Model Fabrika) hayata geçirilmişti. Üretimde verimliliğin arttırılması, dijital dönüşüm sürecinin hızlandırılması amacıyla kurulan Model Fabrika’da; hata yapma özgürlüğünün olduğu gerçek bir üretim ortamında, deneyimsel öğrenme teknikleri kullanılarak operasyonel mükemmeliyet ilkelerinin öğretilerek, eğitim ve danışmanlık hizmetleri veriliyor. Model Fabrika’da yüzde 65 uygulamalı, yüzde 35 ise kurumsal eğitimden faydalanılarak, deneyimsel öğrenme ilkelerine dayalı programları benimseniyor.
Model Fabrikanın ana hizmet alanlarından biri olan Öğren Dönüş Programı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, ASO, ASO 1. Organize Sanayi Bölgesi (OSB) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) destekleri ile Mayıs 2019’da resmi olarak başlamıştı. Öğren-Dönüş Programı ile KOBİ ve ufak işletmelerin hiçbir yeni yatırım yapmadan sadece üretime bakış açılarını değiştirerek, “Yalın Üretim Metodolojisi” ile verimliliklerini önemli ölçüde artırmalarını, elde ettikleri kazanımları kendi içlerinde yayarak sürdürebilir kılmalarını, iş hacimlerini ve istihdamlarını artırmaları sağlanıyor.
Bu kapsamda, ASO Hizmet Binası Zafer Çağlayan Meclis Toplantı Salonu’nda ASO Model Fabrika 14. Öğren Dönüş Programı için tanıtım toplantısı düzenlendi. Toplantıya ASO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ercan Ata ve ASO 1. OSB Yönetim Kurulu Üyesi Serdar Tütek’in yanı sıra Öğren-Dönüş Programı’na katılan 6 firmanın temsilcileri ve ASO üyeleri katıldı.
ASO Başkan Yardımcısı Ercan Ata, burada yaptığı konuşmada, inovasyon ve teknoloji alanında önemli bir dönemeçten geçildiğini aktararak, “15-19 Ocak tarihleri arasında İsviçre’nin Davos kasabasında ‘Güvenin Yeniden İnşası’ ana temasıyla düzenlenen zirvede tartışılan ana konuların teknolojideki yenilikler, robotik gelişmeler, yapay zeka ve dijitalleşme olduğunu gördük. Dijital teknolojiler ve inovasyon, sürdürülebilir ekonomi için en önemli araçlar artık. Bu yetkinlikleri elde edebildiğimizde verimliliği arttırarak önemli rekabetçi avantajı sağlayacağımız aşikardır” dedi.
Dünyada rekabetçiliğin hızla değiştiğini savunan Ata, “Dolayısıyla biz de ülke olarak ikiz dönüşüm ve verimliliğe odaklanmalı, bunu yanında üretken yapay zeka seferberliğini de ortaya koymalıyız. Bunları gerçekleştirmez isek, ülke olarak hem coğrafi konum avantajını hem de yetenekli iş gücümüz nedeniyle kazanmış olduğumuz rekabetçi iş gücümüzü kaybedebiliriz” diye konuştu.
Sanayileşme ve bilgi toplumu olma yolunda endüstriyel robotların kullanımının dünya ülkelerinde yaygınlaştığı bilgisini veren Ata, “Gelişmiş ülkelerde, endüstriyel robotlar artık sadece büyük birkaç şirketin kullanım tekelinden çıkıp tüm endüstriyel sektörlerde ve orta ölçekli şirketlerde kullanılır hale geldi. Ülkelerin endüstriyel robotları kullanma durumu, sanayide 10 bin çalışan başına düşen robot sayısı ile ölçülüyor, Robot Yoğunluğu olarak adlandırılıyor. 2022 yılında dünya genelinde ortalama Küresel Robot Yoğunluğu 10 bin çalışan başına 151 robotla en yüksek seviyeye yükseldi. Bu oran Güney Kore’de bin, Singapur’da 730, Almanya’da 415 seviyesinde. Ülkemiz ise 40 robotla bu konuda oldukça gerilerde” ifadelerini kullandı.
ASO Başkan Yardımcısı Ata, 5 yıldır, ASO Model Fabrika olarak, gelişen, değişen ve dönüşen dünyada öncü rol oynamaya çalıştıklarını savunarak, “Bu süre zarfında, teknolojinin sınırlarını zorlamak, sürdürülebilir çözümler üretmek ve geleceği şekillendirmek adına birçok başarıya imza attık” değerlendirmesini yaptı.
Ata, 4 ayda hiçbir yeni yatırım yapmadan, sadece üretime bakış açısını değiştiren ‘Yalın Sistem Yaklaşımı’nın sahada nasıl bir fark oluşturduğuna, sonuçlarını paylaştıkları Öğren Dönüş Programı tanıtımlarında herkesin tanık olduğunu kaydetti.
Ata, konuşmasına şöyle devam etti:
“Pilot alanda elde edilen kazanımların ciroya yansımasıyla Öğren Dönüş Programlarımızın aslında kendi kendini ödeyen bir yapısı olduğunu tekrar hatırlatmak isterim. Hesaplanan yatırım yani program hizmet bedeli geri dönüş sürelerinin günler bazına inmesi bunun en somut kanıtıdır.”
ASO 1. OSB Yönetim Kurulu Üyesi Tütek ise ASO Model Fabrikalarının önemli olduğunu söylediği görevleri yerine getirdiğini belirterek, “Türkiye’deki sanayicilerin verimliliğinin artmasını yanı karlılığının artmasını sağlıyor. Eğer ülkemizi hep beraber bir yere getirmek istiyorsak öncelikle sanayicilerimizi sanayi tesislerinden para kazanır hale getirmemiz gerekiyor. Çünkü eskiden biz bir ürüne fiyat verirken müşterimiz bizden teklif istiyordu. Biz de bu fiyatları verirken maliyetlerimizi çıkarıyorduk, ardından maliyetlerimizin üzerine makul bir kar koyarak müşterimize sunuyorduk. Artık her ürünün kendi coğrafyasına göre bir market fiyatı var. Yani bir ürün Alman ise farklı bir fiyatı var, Türk ise farklı fiyatı var. Ama siz bu fiyatın dışında bir fiyatla karşılaşamıyorsunuz. Demek ki bizim karımızı artırmamız için iki tane şeye ihtiyacımız var. İlki maliyetlerimizi düşürmemiz, ikincisi de ülkemizin toplumsal kalite değerini yukarı almamız gerekiyor. Her iki konuda da Model Fabrika bu görevi yerine getirmeye çalışıyor. Tam da o noktaya atış yapıyor” dedi.
Model Fabrika’da yaptıklarının teknik bir konu olmadığını dile getiren Tütek, “Bir şeyin kullanımını öğretmiyoruz. Kültür değişimi yapıyoruz. İnanın bana bu çok zor ve zaman alıcı. Yapmaktan başka şansımız yok. Eğer yarın başlarsa bugüne göre bir gün daha geriden gideceğiz. Amaç, Türkiyemizin gelişmesi ise amaç ülkemizde daha iyi şartlarda yaşamaksa gömleğin ilk düğmesi Yalın Üretim’e geçiş olmalı. Eğer gömleğin ilk düğmesini doğru iliklersek arkasından diğer doğrularımız gelecek. Maalesef bir Yalın Üretim’in sanayide yaygınlaşması konusunda çok geç kaldık. Artık kaybedecek bir dakikamız bile yok. Çok hızlı, çok çabuk davranmamız gerekiyor. Eğer birileri Model Fabrika sayesinde bu ihtiyacı kendilerinde hissetmişlerse hızlı bir şekilde cesaretimizi toplayıp yürümemiz gerekiyor” diye konuştu.
Tanıtım toplantısının ardından Öğren-Dönüş Programı’na katılan 6 firmanın üst düzey yöneticileri, program sonucunda, firmalarının saha çalışmalarında elde edilen sonuçları yanı sıra firmaların program süresince yaşadıkları deneyimleri aktarması ile sona erdi.
Programın sonuçları
ASO Model Fabrika 14. Öğren Dönüş Programı kapsamında acil aydınlatma sistemleri üzerine üretim yapan bir fabrikada 2 ürün ortalamasında üretim adedi/gün artışında yüzde 131 artış, çalışma süresinde yüzde 56 azalma sağlandı. Ayrıca söz konusu firmada program ile ürün başı işçilik maliyetlerinde 59 azalma gerçekleşirken yatırımı geri kazanma süresi ise 8 güne düştü.
Program ile bulaşık makinesi sepeti, buzdolabı rafı ve çekilmiş tel üreten bir firmada ise tel kesme üretim miktarında yüzde 21, tapa çakma üretim miktarında ise yüzde 13,2 artış sağlandı. Firmada yapılan personellere yapılan yetkinlik matrisleri ile mevcut durumun belirlenmesi, eğitim yapılması konusunda çalışma adımlarının atılması gibi iyileştirmelerle kalıp değişim süresinde yüzde 22 azalmanın yanı sıra yatırımı geri kazanma süresi de 11 güne düşürüldü.
10 ülkeye ihracat yapan askeri ve mobilizasyon kampları, okul, konut, hastane, yatakhane ve GSM kabinleri kuran bir firmada ise program kapsamında toplam ekipman verimliliği artışında yüzde 74 artış, kalıp değişim süresindeki azalma ise yüzde 60 azalma sağlandı.
1996’da OSTİM’de kurulan asansör güvenlik ekipmanları üzerine üretim yapan bir fabrikada ise program ile üretim takip formaları oluşturulması, 150 metrekare alan tasarrufu sağlanması ve yetkin operatör kalıp model ayarı için tezgah duruşları yüzde 12 azaltılması sonucunda toplam ekipman verimliliği yüzde 42 artarken, kalıp ve model değişim süresi yüzde 33 azaldı.
230 çalışanlı otomotiv, mimari, endüstriyel, balistik ve ısı yalıtımlı cam imalatı yapan bir fabrikada ise program kapsamında fazla mesai oranında yüzde 100 azaltma yapılması, üretim hedeflerinin belirlenerek günlük performans takibi yapılması sonucunda laminede ortalama günlük üretim adedi yüzde 67, cam işlemede ise yüzde 80 artış sağlandı. Bunun yanı sıra fabrikada toplam ekipman verimliliğinde yüzde 58 artış meydana gelirken, fazla mesai ihtiyacında yüzde 100 azalma sağlandı.
Program ile 15 ülkeye ihracat yapan endüstriyel mutfak ekipmanları üretimi yapan bir fabrikada tek parça akış üretim modeline geçilmesi, anlık performans takibi sağlanması ve 120 metrekare alan tasarrufu sağlanması sonucunda, günlük üretim adedinde yüzde 192, adam başı üretim adedinde ise yüzde 133 artış sağlandı. – ANKARA
]]>Akçin, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin birinci yılı dolayısıyla AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Depremin ardından yaşanan artçı sarsıntılar nedeniyle binaların yeniden kontrol edildiğini belirten Akçin, bu sürecin kentteki yıkım çalışmalarını uzattığını dile getirdi.
Akçin, depremin ardından gelen ilk bir aylık sürecin arama-kurtarma çalışmalarıyla geçtiğini, takip eden aylarda diğer ihtiyaçların giderilmeye çalışıldığını ifade etti.
Depremin 6. ayından sonra iş yerleri için alanlar oluşturulduğunu ve konteyner kentlerin kurulduğunu anlatan Akçin, bazı işletmelerin buralara yerleştirildiğini ve bu alanlara hala talep olduğunu bildirdi.
Akçin, şehir merkezindeki esnafın depremden çok etkilendiğine işaret ederek, “Esnafımız hayata tutunmaya çalışıyor. Bununla ilgili desteklemeler var ama yeterli mi, değil. Çünkü bütün sermayesi dükkanları içinde olan esnaflarımız var. Üretim yapmayan, gündelik çalışan esnaflarımız var. Bunlara mutlak suretle desteğin artırılması gerekiyor.” dedi.
Yüksek kira artışı ve personel sorunu
Malatya’da sanayi sitesi planının en son 1978’de yapıldığına dikkati çeken Akçin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Depremle beraber Altay Kışlası’na sanayi sitesi ihalesi yapıldı, şu anda devam ediyor. Depremle beraber oluşan ihtiyaçları karşılamamız için sanayi sitelerinin hepsini doldurmamız ve sayılarını artırmamız lazım. Küçük çapta üretim yapan işletmelerimiz buraya yerleşsin. Çünkü Malatya’da kiralar, yer sıkıntısı yüzünden, fahiş arttı.”
Personel konusunda ciddi sıkıntılar olduğunu ifade eden Akçin, sorunun çözülmesi için işsizlere eğitim verilmesi veya kontrollü şekilde dışarıdan personel alımı yapılması gerektiğini söyledi. Akçin, çalışmak isteyenlerin ekonomiye kazandırılması gerektiğini de belirtti.
Depremin ardından Malatya’daki nitelikli birçok insanın göç ettiğine dikkati çeken Akçin, şunları kaydetti:
“Bu göçlerin geri gelebilmesi için personelimize TOKİ’de öncelik verilmesi gerekli. Çalışanlarımıza öyle bir imtiyaz tanınmalı. Çünkü şehir merkezinde hizmet sektörü yıkıldı ama organize sanayi bölgelerimiz sağlam. Organize sanayi bölgelerinde üretimi devam ettirmemiz lazım ki şehri tekrardan yapılandıralım, tekrar ayağa kaldıralım. Sadece kamu kaynakları ile bunu yapmamız mümkün değil. Bizim tekrar üretimi devam ettirmemiz, ihracatımızı artırmamız lazım. Bu ihracatla birlikte de üretimi artırmamız lazım ki ekonomi bir yandan kendi döngüsü içinde binalar yapmaya başlasın. Ekonomi çarklarını çevirmezsek bu şehri ayağa kaldırmamız mümkün değil.”
“İhtiyaç duyulan malzemeler Malatya’da da üretilmeli”
Akçin, Malatya’da konut ihtiyacının hızlı şekilde karşılanması için özel sektörün de devreye girmesi gerektiğini ifade etti.
Malatya ekonomisinde önemli bir yer tutan kuru kayısı üretimindeki azalma nedeniyle ihracatta geçen yıl düşüş yaşandığını dile getiren Akçin, “Kuru kayısı bizim dünya markamız, 115 ülkeye gönderiyoruz. Kuru kayısı işletmelerimizde herhangi bir sıkıntı yok. Ürün olduğu sürece üretimi rahat yapıyoruz.” diye konuştu.
Yunus Akçin, inşaat sektörünün ihtiyaç duyduğu malzemelerin Malatya’da da üretilmesinin şehir ekonomisine katkı sağlayacağının altını çizdi.
Akçin, depremden etkilenen kent esnafının “ticari enkaz”ın da kalması durumunda şehrin ayağa kalkamayacağını sözlerine ekledi.
]]>TÜRKİYE 30 yılda tarım alanlarının yüzde 13’ünü, Antalya ise yüzde 15’ini kaybetti. Üretimden vazgeçen çiftçi, sera ve tarlalarını müteahhitlere vererek depo ve daire yaptırıp kira geliriyle geçinmeyi tercih ediyor.
Turizm kenti Antalya, aynı zamanda örtü altı üretimin de merkezi. Kentte naylon ve cam seralarda yılın her mevsiminde sebze ve meyve üretimi yapılıyor. Gazipaşa ilçesi muz ve tropikal meyve üretimi, Manavgat ilçesi de muz yetiştiriciliğinde adından söz ettirir hale geldi. Ancak son yıllarda artan girdi maliyetleri nedeniyle üreticiler tarım için kullandıkları arazilerini elden çıkarmaya başladı. Türkiye’de son 30 yılda tarım arazilerinde büyük oranda daralma oldu.
Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Erkan, betonlaşmanın Antalya’nın turizm kenti olması nedeniyle biraz daha fazla olduğunu söyledi. Tarım alanlarındaki azalmaya dikkati çeken Prof. Dr. Erkan, “Antalya’daki tarım alanlarında yüzde 15’in üzerinde bir azalma söz konusu. Üretim anlamında bakıldığında Avrupa’nın en büyük tarım üreticisi konumundayız. Bu anlamda bir sorunumuz yok. Meyvede 5, sebzede 4’üncü ülkeyiz Avrupa’da. Son 30 yılda tarım alanlarında Türkiye genelinde yüzde 13, Antalya’da ise yüzde 15’lik azalma var. Turizm sektörünün canlı olması, tarımsal alanlardaki azalmayı daha da artırmış durumda” diye konuştu.
‘TARIM ALANLARI AZALIYOR, ÜRETİM ARTIYOR’
Tarım alanları azalmasına rağmen üretimde sorun yaşanmadığını kaydeden Prof. Dr. Mustafa Erkan, “En sevindiğimiz nokta da bu. Bu kadar olumsuzluğa rağmen tarımda çok ciddi üretim artışı var. Islah ile çok üstün verimli ürünler elde ediliyor. Son 30 yılda buğday üretiminde 4 katlık verim artışı, bazı meyve türlerinde 2, sebzede 3 katı olabiliyor. Genel olarak bakıldığında 30 yılda yüzde 50 oranında tüm ürün kollarında verim artışından söz edebiliriz” dedi.
ÜRETİMDEN VAZGEÇEN ÇİFTÇİ KOLAY KAZANCIN PEŞİNDE
Kentin merkez ilçelerinden Aksu’da domates ve sebze üretimi yapan çiftçilerin birçoğu, üretimden vazgeçerek tarım alanlarını farklı şekilde değerlendiriyor. Girdi maliyetlerinin hasat zamanı kazandıkları paraya eş değer duruma geldiğinden dert yanan üretici, çözümü ise sera ve tarlalarını depoya çevirmekte buldu. Bazıları depo inşa edip kiraya vererek geçinmeyi planlarken ev ya da iş yeri yapımı konusunda sorun olmayan tapulu araziler ise daire ve dükkan karşılığında müteahhitlere veriliyor. Yaşı genç olan kesim ise turizm tesislerinde aylık ücretle çalışmayı tercih ediyor.
Aksu’da uzun yıllardır üreticilik yapan Gökhan Kurul, “Çiftçiliği artık bıraktık. Yapamıyoruz. Zorluğundan, girdi maliyetlerinden dolayı bıraktık. Seranın her şeyi maliyet. İlacı, gübresi ve bakımı maliyetli. Özel sektörde iş buldum ve çalışıyorum” dedi.
Kurul, seranın kurulduğu tarlanın artık atıl durumda olduğunu, mesafenin uzaklığı nedeniyle de gidemediklerini söyledi. Kurul, “Boş bekliyor o alan. Müteahhit ya da benzer şekilde bir teklif gelse vermek isteriz. Uzun vadede karı zararı ne olur hesaplamadık” diye konuştu.
Bir başka çiftçi Erhan Bahar, 10 yıl öncesine kadar 20 dönüm serada üretim yaptıklarını anlattı. Girdi maliyetlerinin artması ve gençler artık üretim yapmaktan vazgeçtiği için çiftçiliği bıraktıklarını belirten Bahar, “Bizim kendimizi bir şekilde geçindirmemiz lazım. Müteahhit ve depo gibi çözümler bulduk. Kalan yerleri de ailemiz kendileri işletmeye çalışıyor. İşi garantiye almak zorunda kaldık. Kira geliri olsun yeter” dedik.
TARIM ARAZİSİNİN YARIDAN FAZLASINDA TARLA BİTKİSİ VAR
Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün paylaştığı verilere göre, 20 bin 177 kilometrekarelik yüz ölçüme sahip kent, 10,8 milyar liralık gelirle bitkisel üretimde Türkiye’de ilk sırada yer alıyor. Arazi alanı açısından Türkiye’deki arazi varlığının yüzde 2,78’ini elinde bulunduran Antalya’nın tarım alanı 360 bin 245 hektar. 180 bin 587 hektarlık alanda tarla bitkileri üretilirken, genel tarım alanlarına göre oranın yüzde 50’nin üstünde olduğu kaydedildi.
]]>AA muhabirinin, Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden yaptığı derlemeye göre, bitkisel ürün grupları içinde en fazla üretim artışı geçen yıl 2022 yılına kıyasla yüzde 10,3 ile tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde gerçekleşti. Bu ürün gruplarında üretim miktarı 77 milyon 686 bin 237 tona ulaştı.
Tahıllarda öne çıkan ürünlere bakıldığında, tritikale üretimi yüzde 15,6 artarak 370 bin tona, yulaf üretimi yüzde 12,3 yükselerek 410 bin tona ve buğday üretimi yüzde 11,4 artışla 22 milyon tona çıktı. Çeltik üretiminde ise yüzde 5,3 düşüşle 900 bin tonluk üretim kaydedildi.
Patates üretimi 2023’te yıllık bazda yüzde 9,6 artış gösterdi. Geçen yıl 5,7 milyon ton patates üretildi. Bezelyede yüzde 58,8 artış gözlendi ve 3 bin 800 ton üretim kayıtlara geçti. Kırmızı mercimek üretimi de yüzde 6 artarak 424 bin ton oldu. Kuru fasulye üretimi ise yüzde 11,1’lik azalışla 240 bin tona gerilerken nohut üretimi değişmeyerek 580 bin ton olarak hesaplandı.
Yağlı tohumlardan aspir üretimi yüzde 30 artarak 39 bin tona yükselirken ayçiçeği üretimi yüzde 13,8 azalışla 2 milyon 198 bin tona geriledi.
Antep fıstığı üretimi azaldı
Parfümeri ve eczacılık alanlarında kullanılan lavanta ve ada çayı üretiminde de bu dönem artış gerçekleşti. Lavanta üretimi yüzde 23,1 artarak 9 bin 509 tonu, ada çayı üretimi yüzde 33 yükselerek 3 bin 313 tonu buldu. Haşhaş üretimi ise yüzde 35,3 düşerek 7 bin 922 tona geriledi.
Trabzon hurması üretimi 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 30,5 yükselerek 127 bin 314 tona, vişne üretimi de yüzde 19,5 artarak 211 bin 291 tona çıktı.
Bu dönemde zeytin ve Antep Fıstığı üretimindeki düşüş dikkati çekti.
Zeytin üretimi geçen yıl 2022’ye göre yüzde 48,9 düşerek 1 milyon 520 bin tona, Antep fıstığı üretimi yüzde 26,4 azalarak 176 bin tona geriledi.
Turunçgillerde üretim yüzde 67,2 arttı
Söz konusu dönemde turunçgillerde üretim yüzde 67,2 yükseldi. Limon üretimi yüzde 75,8 artışla 2 milyon 325 bin 726 ton, portakal üretimi yüzde 74,8 yükselerek 2 milyon 311 bin 335 ton olarak hesaplandı. Greyfurt üretimi de yüzde 43,7 yükseldi ve 284 bin 565 tona ulaştı.
Mandalina üretiminde de artış oldu. Bu üründe üretim yüzde 58,3 yükselerek 2 milyon 952 bin 775 ton olarak kayıtlara geçti.
Baharat bitkilerinden kimyon üretimindeki artış da dikkati çekti. Kimyon üretimi bu dönemde yüzde 41,2 yükselerek 11 bin 480 ton oldu.
Soğan ve sarımsak üretimi arttı
Yumru ve kök sebzelerden kuru soğanın üretimi yüzde 10,6 artışla 2 milyon 600 bin tona, taze sarımsak üretimi yüzde 14 yükselerek 54 bin 127 tona ulaştı.
Domates üretimi yüzde 2,3 arttı ve 13 milyon 300 bin ton olarak gerçekleşti. Hıyar üretimi ise yüzde 3,4 azalarak 1 milyon 871 bin 712 tona düştü.
Kavun ve karpuz üretimi sırasıyla yüzde 11,6 ve 7,3 azaldı. Kavun üretimi 2023’te 1 milyon 403 bin 214 ton, karpuz üretimi 3 milyon 147 bin 921 ton olarak kayıtlara geçti.
]]>TARIM ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, TÜİK tarafından haziran ayında açıklanacak olan 2023 yılı su ürünleri üretiminin yeni bir rekorla 900 bin-1 milyon ton düzeyinde olacağını bildirdi. Bakan Yumaklı, “Balıkçılarımıza ve yetiştiricilerimize vermiş olduğumuz desteklerin ve uygulamaya koyduğumuz projelerin meyvelerini almaya devam ediyoruz. 2023 yılı için Cumhuriyet tarihinin üretim rekorunu kıracağımızı öngörüyoruz” dedi.
TÜİK tarafından 2024 Haziran’da açıklanacak 2023 yılı su ürünleri üretiminde rekora imza atılması bekleniyor. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, DHA’ya yaptığı açıklamada, 2022’de Cumhuriyet tarihinin rekorunun 849 bin 808 tonluk üretim miktarı olduğunu ve Bakanlık olarak su ürünleri ve balıkçılık sektörüne önem verdiklerini ifade ederek, “Balıkçılarımıza ve yetiştiricilerimize vermiş olduğumuz desteklerin ve uygulamaya koyduğumuz projelerin meyvelerini almaya devam ediyoruz. Bu kapsamda geçtiğimiz yılın su ürünleri üretiminin 900 bin-1 milyon ton düzeyinde gerçekleşmesini ve Cumhuriyet tarihinin üretim rekorunu kıracağımızı öngörüyoruz. Ayrıca son yıllarda yetiştiricilikten elde edilen üretime bağlı olarak sürdürülebilir artış eğilimi gösteren su ürünleri üretimimiz, ihracattaki artışla birlikte dünyada dikkat çeken bir ivme yakalamıştır. Balıkçılık ve su ürünleri sektöründe net ihracatçı konumundaki ülkemiz, her geçen yıl başarılarına yenilerini ekliyor. Bu alanda Türkiye Yüzyılı’na yakışır yeni başarı hikayelerini yazmaya devam edeceğiz inşallah” ifadelerini kullandı.
‘SU ÜRÜNLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİNDE 550 BİN TON ÜRETİM’
Bakan Yumaklı, su ürünleri yetiştiriciliğinde de üretim artışının sürdüğüne işaret ederek, bu alanda üretimin 2023 yılında 550 bin ton civarında gerçekleşmesinin beklendiğini söyledi. Bakan Yumaklı, markalaşma yolunda önemli mesafeler kateden ‘Türk Somonu’ yanında alabalık yetiştiriciliğinde son senelerde ciddi artışlar gerçekleştiğini vurgulayarak, aynı durumun çipura ve levrek için de geçerli olduğunu belirtti. Bakan Yumaklı, geçen sene verimli bir sezon geçiren balıkçıların, hamsinin çok miktarda av vermesi ile 300 bin ton civarında av rakamına ulaşmasını öngördüklerine dikkati çekerek, “Ayrıca bu sezonda çaça, sardalya ve deniz salyangozunda iyi miktarda av verimi elde edilmiştir. İç sularımızdaki su ürünleri avcılığının ise 30 bin ton civarında olacağını tahmin ediyoruz” dedi.
Bakan Yumaklı, su ürünleri politikalarının ana hedefinin, deniz ve iç sulardaki su ürünleri kaynaklarını koruyarak, sürdürülebilir işletilmesini sağlamak olduğunu, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün faaliyetlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu doğrultuda sürdüreceğini kaydetti.
KAÇAK AVDA 78 GEMİYE EL KOYULDU
Öte yandan, Tarım ve Orman Bakanlığı, kaçak avcılığın önlenmesine yönelik denetimlerini de sürdürdü. Denizlerde ve iç sularda su ürünleri kaynaklarının korunması ile sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla 2023’te kaçak avcılığın önlenmesine yönelik 7 gün 24 saat esasına göre denetim yapıldı. Bu kapsamda, paydaş kurumların da desteği ile 2023 yılında gerçekleştirilen denetimlerde yasa dışı avcılık yapan 78 gemiye el koyuldu. 171 bini aşkın denetimde 74 milyon TL idari para cezası uygulandı.
]]>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Demir ve Demir Dışı Metaller Meclisi Başkanı Veysel Yayan, Türkiye’nin çelik üretimi ve tüketimindeki farkı, güncel verileri, çelik sektöründeki sorunları ve çözüm önerilerini İHA muhabirine değerlendirdi.
Yayan, Türkiye’nin çelik üretiminin, 2023’ün Kasım ayı itibariyle 30 milyon 500 bin tona ulaştığını belirterek, “Bu rakam 2022 yılına göre 30 milyon 500 bin tonun üzerine 3 milyon ton daha ilave edersek yıl sonu itibariyle 33 milyon 500 bin ton olacak. 33 milyon 500 bin ton 2022 yılının 35,2 milyon tonluk rakamına göre yaklaşık bir buçuk milyon ton, buna karşılık 2021 yılının 40,4 milyon tonluk rakamına göre ise yaklaşık 7 milyon ton civarında daha düşük bir üretim seviyesini ifade ediyor. Bu üretimdeki gerilemede özellikle, 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi sonrasında enerji fiyatlarındaki olağanüstü artışların Türk çelik sektörünü uluslararası piyasada rekabet edemez duruma getirmesi etkili oldu” diye konuştu.
“Yakalamış olduğumuz ivme, bizim için kabul edilebilir, geçmişte gerçekleştirdiğimiz rakamların üstünde bir rakamı ifade etmiyor”
Kahramanmaraş depremlerinin Türk çelik sektörü açısından ciddi olduğunu söylediği kayıplara yol açtığını aktaran Yayan, “Bölgede bulunan çelik üreticilerimiz, belirli bir süre için üretimlerini durdurmak mecburiyetinde kaldı. Yaklaşık bir buçuk milyon ton civarında bir üretim kaybı yaşadık. Ama haziran ayından itibaren bu üretim kayıplarını telafi ettik. Tüm üreticilerimiz tekrar faaliyete geçmeye başladı. 2023 yılının ikinci yarısından itibaren tekrar üretimimiz artmaya başladı ama bu üretim artışları aylık ortalama 2 milyon 900 bin ton civarında bir üretime tekabül ediyor. Oysa biz, 2021 yılında aylık ortalama 3,4 milyon ton civarında bir üretim yapıyorduk. Dolayısıyla son yakalamış olduğumuz ivme, bizim için kabul edilebilir, geçmişte gerçekleştirdiğimiz rakamların üstünde bir rakamı ifade etmiyor” dedi.
Çelik üretimindeki düşüşün sebeplerini ele alan Yayan, “Birincisi yılın başında enerji fiyatları konusundaki şartların belli ölçülerde etkisini sürdürüyor olması. Bir de depremden ortaya çıkan kayıplar. Bugün geldiğimiz noktada birincisi yeni tesislerimizin devreye girmiş olmasının birtakım katkıları var. İkincisi enerji fiyatları makul seviyelere inmiş vaziyette. Buradan dolayı Enerji Bakanlığına müteşekkiriz. Üçüncüsü de Ticaret Bakanlığımızın almış olduğu birtakım tedbirler var. Son olarak Türkiye’deki ithalat eğilimini göz önünde bulundurarak, burada bir zarar oluşma ihtimalini dikkate alarak 176 dolar civarında bir koruma tedbiri uygulanmasına karar verildi. Bunun Türkiye’deki kapasiteleri tam olarak kullanma ve aynı zamanda ölçek ekonomisinden yararlanması sebebiyle sektörün, ihracat şansını da artırma gibi faydaları olacağını düşünüyoruz” ifadelerine yer verdi.
“Uzun vadeli hedefimiz çelik üretiminde dünyada Kore’yi de yakalayarak 6. sıraya yerleşmek”
Türkiye’nin 9 buçuk milyon tona yakın yassı ürünü ithal ettiğini dile getiren Yayan, “Uzun ürünlerle baktığımızda 14 milyon ton civarı da bir ithalat söz konusu. Bunların büyük ölçüde yurt içinden tedarik edilmesi imkan dahiline girecek. Yalnızca cari işlem dengesi açığının kapatılmasına değil, aynı zamanda Türkiye’de katma değer oluşturulmasına ve ilave istihdam sağlanmasına da katkıda bulunacak. Dolayısıyla 2024 yılında bu yönde ciddi adımlar atılmasını, 2025 yılında daha da güçlendirilmesini bekliyoruz. Böylelikle çelik sektörümüzün daha önce yakaladığı 2022’de terk ettiği tekrar Avrupa’nın en büyük çelik üreticisi olma pozisyonunu 2024 yılından itibaren tekrar yakalayabileceğini ümit ediyoruz. Uzun vadeli hedefimiz ise Kore’yi de yakalayarak 6. sıraya yerleşmek olacaktır. Bizim beklentimiz bu” değerlendirmesini yaptı.
“Çevre katkı payının kaldırılması gerekiyor”
Türkiye’nin Yeşil Mutabakat kapsamında yatırım yapmak zorunda olduğunu hatırlatan Yayan, “Milyarlarca dolarlık yatırım yapmak durumundayız. Sadece Erdemir’in 3 gün evvel açıkladığı rakamlar 3,2 milyar dolarlık bir yatırıma işaret ediyor. Sektör açısından Türkiye için Dünya Bankası’nın belirlediği 650 milyar dolarlık yatırımın yaklaşık yüzde 10’unu gerçekleştirmek gibi bir durum söz konusu. Bunu yapabilmek için finansman açısından güçlü olmak durumundayız. Ancak üzerimizde bir çevre katkı payı yükü var. Bunun kaldırılması gerekiyor. 70 milyon dolar civarında yıllık bir maliyet getiriyor” dedi.
“2024’ten ümitliyiz”
İlerleyen yıllarda hurda ve kömürden gerçekleştirilen çevre katkı payı kesintilerinin 70 milyon doları aşabileceğini tahmin ettiklerini kaydeden Yayan, şu ifadeleri kullandı:
“Bu bizim için endişe kaynağı. En son İnşaat Demiri İzleme Sistemi çerçevesinde inşaat demirlerinin etiketlenmesi ve güvenlikli boya ile boyanması konusunda da hiç beklemediğimiz, olağanüstü yüksek fiyatlarla karşı karşıya kaldık. Bizim daha evvel satın almakta olduğumuz benzeri etiketler için ödediğimiz fiyatın 38 misli bir fiyat gündeme geldi. Bu çok rahatsız edici bir durum. Bu çevre katkı payıyla bunları ikisini bir araya getirdiğimizde bizim sektörün rekabet etmesini engelleyecek bir başka faktör gündeme gelmiş oluyor. Bunu mutlaka ve mutlaka gözden geçirmemiz ve bu İzleme Sistemi’nin çalışmasına ağırlık vermemiz lazım. Kamu erkini kullanarak belirli gelirler elde etmeye çalışmak kamu kuruluşlarına yakışmıyor. Dolayısıyla bundan vazgeçilmesi ve çelik sektörünün tekrar ayağa kalkma yönündeki, 2023 yılındaki ciddi kayıplarını telafi etme yönündeki çabalarına destek olma zamanındayız. 2023 yılında bizim ihracatımızda yüzde 43 civarında bir gelir düşüşü söz konusu oldu. Üretimimizde de ciddi bir düşüş söz konusu oldu. Bunlar bir bütün olarak Türkiye ekonomisini olumsuz yönde etkileyen faktörler. Kapasite kullanım oranlarımız düştü. 2024’ten ümitliyiz. Bunun gerçekleşmesi için üzerimizdeki bütün suni yüklerin kaldırılması ve sektörün üzerinden marjinal birtakım kesintiler yapmak yerine sektörün ekonomiye verdiği katkıya, istihdama katma değer vergisine odaklanılması ve onu yapabilir durumda olmasını sürdürebilecek bir yaklaşım içerisinde bulunulması hayati önem taşıyor.” – ANKARA
]]>Yumaklı, Antalya’da Kundu Turizm Merkezi’ndeki bir otelde düzenlenen Seracılık Çalıştayı’nda yaptığı konuşmada, Antalya’nın seracılığın başkenti olduğunu ve seracılık alanında önemli gelişmeler kaydedildiğini söyledi.
Üreticilerin 365 gün boyunca durmadan üretim yaptıklarını, sadece Türkiye’yi değil, dünyayı beslediklerini dile getiren Yumaklı, özellikle Antalya’nın bu noktada önemli bir kent olduğunu kaydetti.
Çalıştayda bitkisel üretim alanında mevcut sorunların ve sektörün geleceğinin değerlendirileceğini anlatan Yumaklı, çıkacak sonuçları ve raporları, karar alma noktasında dikkate alacaklarını vurguladı.
Türkiye’nin, bulunduğu coğrafi konum itibarıyla 4 saatlik bir uçuşla 67 ülkeye ulaşabildiğini aktaran Yumaklı, dünya nüfusunun yüzde 20’sine ulaşılabilecek imkanın bulunduğunu kaydetti.
Bakan Yumaklı, son 21 yılda etkin politikalarla üretimi iyi bir şekilde yönetme gayreti içinde olduklarını belirtti.
Küresel salgın döneminde, dünyadaki tüm marketlerde raflar boşalırken Türkiye’de üreticilerin hiç durmadan üretmeye devam ettiğini, hiçbir vatandaşın aradığı gıdayı bulmakta zorlanmadığını anlatan Yumaklı, 11 ili etkileyen asrın felaketi olarak nitelendirilen depremde de ülkede herhangi bir şekilde gıda eksikliğinin hissedilmediğini kaydetti. Yumaklı, bu deneyimlerin sektörün güçlü bir altyapıya sahip olduğunu gösterdiğini bildirdi.
Kayıtlı olmayan seralar için düzenleme
Tarım sektörünü tarımsal, kırsal kalkınma hibe destekleriyle, uygun faizli finansman seçenekleriyle, TARSİM’le, Ar-Ge çalışmalarıyla, yapısal reformlarla, ürün alım politikalarıyla hep desteklediklerini anlatan Yumaklı, “Bugün toplamda 137 milyon tonluk bitkisel üretime ulaştık. Son 21 yıldaki gelişim yüzde 40.” dedi.
Bu artışta, çiftçilerin, mühendislerin, akademisyenlerin, müteşebbislerin, STK’lerin, büyük tarım ailesinin alın teri ve emeği bulunduğunu dile getiren Yumaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu başarı, sadece ülke literatürümüze giren bir başarı değil. Bugün Türkiye, tarımsal hasıla bakımından Avrupa’da birinci sırada, dünyada ise ilk 10 ülke arasında yer alıyor. Bu başarının tesadüfü yok. Ülkemizin, bitkisel üretiminde rekorlar kırmasını sağlayan yöntemlerden birisi de elbette seracılık. Son 21 yılda seracılık yüzde 123 büyüyerek piyasaya 9,4 milyon tonluk sebze ve meyve arz ediyor. Örtü altı üretim alanları olarak Avrupa’da 2. sırada, dünyada ise 4. sıradayız. Bugünkü konu başlıklarından bir tanesi de hem bu alanların hem de üretim miktarının artırılmasına yönelik olacak. Ülkemizdeki seracılık üretim alanlarının yüzde 92’si Hatay’dan, İzmir’e kadar olan sahil şeridimizde. 61 binden fazla üreticimiz var, 485 bin dekar kayıtlı alanda üretim yapıyorlar. Kayıt altında olmayan yüzde 40 alan var, bunu kayıt altına almaya çalışıyoruz. Çünkü analiz edemediğiniz, bilmediğiniz bir şeyi ölçemezsiniz. Yüzde 40, az bir rakam değil. Bunun üzerinde durmaya devam edeceğiz.”
Sera üreticilerini birçok alanda destekleyerek sektörün gelişmesine önemli katkılar sağladıklarını aktaran Yumaklı, bu kapsamda kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesinin, IPARD uygulamalarının ve Ziraat Bankası ile Tarım Kredi Kooperatiflerince yatırım ve işletme kredisi kullanımlarında faiz indiriminin devam edeceğini belirtti.
Mevzuatları, seracılığın teşvik edilmesi için revize ettiklerini dile getiren Yumaklı, bakanlık olarak sadece mevzuat değişikliği yapmadıklarını, sektöre yatırım yapan, üreten herkesi desteklediklerini, her zaman üreticinin yanında yer aldıklarını söyledi.
Bakan Yumaklı, Türkiye’nin jeotermal enerji kaynağı bakımından da dünyada 7’nci, Avrupa’da ise birinci sırada yer aldığını söyledi.
Dünyanın en büyük OTB’si Balıkesir’e kuruluyor
Tarımdaki potansiyeli en verimli şekilde kullanmak için Organize Tarım Bölgeleri’ne (OTB) yönelik çalışmalara da hız verdiklerini anlatan Yumaklı, Aydın ve Denizli’deki OTB’lerde üretimin başladığını bildirdi.
12 OTB’nin yatırım aşamasında olduğunu belirten Yumaklı, Balıkesir Gönen’de dünyanın en büyük OTB’sinin kurulması için çalıştıklarını kaydetti.
Üretimin, alanların verimli kullanılarak ve teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanılarak artırılabileceğini dile getiren Yumaklı, dünyanın önemli örtü altı üretim yapan ülkelerinden biri olarak önemli ve güçlü bir altyapıya, insan gücüne sahip olduklarını kaydetti.
Bakan Yumaklı, çalıştayın başarılı geçmesini temenni etti.
Sera yatırımları, Türkiye’deki ve dünyadaki üretim metotları, arazi koşulları ve mevzuat alanlarına ilişkin oturumların yapılacağı çalıştay, yarın sona erecek.
]]>Bakan Yumaklı, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Antalya’nın Muratpaşa ilçesindeki bir otelde düzenlenen Seracılık Çalıştayı’na katıldı. Tarımsal üretim denilince genelde akla bitkisel üretimin geldiğini dile getiren Bakan Yumaklı, Türkiye’nin su ürünleri ihracatı son dönemde önemli bir ivme kaydettiğini bildirdi.
Antalya’nın seracılığın başkenti olduğunu ve bu alanda gelişmeyi Türkiye’ye ve tüm dünyaya duyurduğunu dile getiren Yumaklı, “Bizler 365 gün üretim yapan, hem kendi ülkemizdeki nüfusu hem ülkemize turistleri diğer misafirleri besleyen bunun dışında da geçtiğimiz yıl 30 milyar dolardı, bu yıl öyle tahmin ediyorum ki bu rakam 1 milyar dolar daha artacak. Bütün dünyayı besleyen bir ülkeyiz. Bunun da en önemli noktalarından bir tanesi Antalya’dır. Bitkisel üretim alanında sorunları konuşmanın yanında aslında çok önemli ve kıymetli olanlar geleceği değerlendirmektir. Biz buna yeni normal diyoruz. Dolayısıyla geleceğe dönük neler var, bizi bekleyen, bunlara nasıl hazırlıklı olabiliriz. Üretimimizi en verimli ve kaliteli nasıl arttırabiliriz. Elbette bu sadece toplandık, konuştuklarımızın ibaret olmayacak. Bizler buradan gelecek olan sonuçları raporları mutlaka bundan sonraki karar karar alma mekanizmalarında mihenk taşı olarak önümüzde tutacağız” diye konuştu. Bakan Yumaklı, kararları şekillendirmede mutlak suretle sektörle ve paydaşlarla birlikte hareket etmek istediklerinin altını çizdi.
“8.6 trilyon dolardan payımızı almalıyız”
Türkiye’nin coğrafi konum olarak önemli bir noktada olduğunu işaret eden Bakan Yumaklı, “4 saatlik, bir uçuşla 67 ülkeye ulaşabiliyoruz. Bu şekilde de dünyanın nüfusunun yüzde 20’sine ulaşabiliyoruz. Avrupa, Asya, Afrika arasında her türlü ulaşım yollarının, ulaşım vasıtalarını kullanabiliyoruz. Bu coğrafyada dönen ticaretin hacmi 8.6 trilyon dolar. Yani içinden pay almak zorunda olduğumuz büyüklüğü dikkat çekmek istiyorum. Bölgenin nüfusu da yıldan yıla artıyor. Avrupa’nın en çok yolcu geçişi olan havalimanı İstanbul Havalimanıdır. Bu yoğunluktan en fazla nasibi tarım sektörü alacaktır. Dünya nüfusu son 25 yılında üçte bir artmış, 8 milyara yükselmiş. Ülkemizin nüfusu aynı oranda 85 milyona yükselmiş. 2050 yılı dünya nüfusu projeksiyonu 10 milyar kişi ülkemizin nüfusunun 105 milyona ulaşmasını bekliyoruz. Buda artan gıda ve su ihtiyacını beraberinde getiriyor” ifadelerine yer verdi.
“130 milyon tonluk bitkisel üretime ulaştık”
Deprem bölgesinin tarımsal üretimin yaklaşık yüzde 15 civarında önemli olduğunun altını çizen Bakan Yumaklı,” 11 şehrimiz etkilendi. Ama ülkemizde gıda eksiliği hissedilmedi. Tarımsal bitkisel sektörü dirençli hale getirenler neler, tarımsal destekler, kırsal kalkınma destekleri, kamu bankalarının sağladığı krediler, TARSİM, lisanslı depoculuk, yapısal reformlar sektörlerin dayanıklı olmasının önünü açtı. Bu ana başlıkların dışında bir çok husus var. Bu yıl toplamda 137 milyon tonluk bitkisel üretime ulaşmış olduk. 20 yıldaki gelişim yaklaşık yüzde 40. Üretim yelpazemiz bütün dünyada hitap etmeyecek bir nokta bırakmamak kaydıyla gelişti. Bugün Türkiye tarımsal hasıla bakımından Avrupa’da birinci Dünyada ise ilk 10 arasında yer alıyor” dedi.
“Yüzde 40 kayıp”
Son 21 yılda seracılığın yüzde 123 büyüdüğünü kaydeden Bakan İbrahim Yumaklı, ” Piyasaya 9.4 milyon tonluk sebze ve meyve arz ediyor. Örtü altı üretim alanları olarak Avrupa’da 2. Dünyada ise 4. sıradayız. Ülkemizdeki seracılık üretim alanlarının yüzde 92’si Hatay’dan, İzmir’e kadar olan sahil şeridimizdedir. 61 binden fazla üreticimiz var. 485 bin dekar kayıtlı alanda üretim yapıyorlar. Kayıt altında olmayan yüzde 40 alan var, bunun için uğraşıyoruz. Çünkü analiz edemediğiniz bilmediğiniz bir şeyi ölçemezsiniz. Yüzde 40 az bir rakam değil. Jeotermalde Dünyada 7. Avrupa’da ise 1. sıradayız” ifadelerine yer verdi.
“Organize tarım bölgelerinin kendi mevzuatı olacak”
Organize tarım bölgelerine çok önem verdiklerinin altını çizen Bakan Yumaklı, “Aydın, Denizli’deki Tarım Bölgelerinde üretime başlandı. 12 Organize Tarım Bölgesi yatırım aşamasında. Balıkesir Gönen’de dünyanın en büyük bölgesi faaliyete geçmek için çalışmaları devam ediyor. Organize Tarım Bölgelerinin ayrı bir mevzuatı olacak. Ziraat Bankası kredilerinde faiz indirimleri de devam edecek. Sadece söylenmiş olmak için değil bizler üretici bakanlığız. Üretim yapmak isteyen, üretimini geliştirmek isteyen herkese bakanlığımız emrindedir. Üreticilerimiz yanındayız. Yarın dünden daha fazla gıda üretmek zorundayız. Birincisi üretim alanlarımızı verimli kullanarak ikincisi teknolojinin bütün nimetlerini kullanarak. Bu bahsetmiş olduğum iki yöntemden bir tanesini seçmek zorunda değiliz. İkisini birbirine entegre etmek zorundayız” değerlendirmesini yaptı. Tarımsam üretim planlamasının sadece bir cümle olmadığının altı çizen Bakan Yumaklı, bunun bir ülkenin geleceği olduğuna dikkat çekti.
“Üretim planlamasının önemi”
Hangi ürünün nerede nasıl üretilmesinin yanında gelecek vizyonunda ortaya konularak bir üretim planlaması yapılması gerektiğine değinen Bakan Yumaklı, “Herkesin bir sene öyle bir sene başka türlü bir üretimle ne dünya ile boy ölçüşebilirsiniz, nede gıda güvenliğini sağlayabilirsiniz. Bunun örtü altı üretim içinde konuşulması gerektiğine inanıyoruz. Buradan çıkacak olan sonuçlar bizler için üretim planlaması anlamında önemli olacaktır. Ülkemizin markalaşma olma yolunda ilerleyen avantajlı konumda olan seracılık sektörünün uluslararası alanda genişlemesi ve söz sahibi olması adına paydaşların verdikleri desteğe teşekkür ediyoruz” ifadelerine yer verdi.
“Gıda güvenliği”
Antalya Valisi Hulusi Şahin, kentteki seracılığın tüm dünya tarafından kabul gördüğünü, büyüdüğünü ve geliştiğini söyledi.
Seracılığın geniş bir sektör olduğunu dile getiren Vali Şahin, “Geçtiğimiz günlerde en büyük tarım fuarına ev sahipliği yaptık. Orada seracılığın bir sanayi sektörü olduğunu gördük. Antalya 2023 yılında 1.2 milyar dolar tarımsal ürün ihracatı yaptı. Yaşananlar dünyada gıdanın ne kadar önemli bir rolü olduğunu gösterdi. Pandemi, Ukrayna krizi çıktı, önümüzdeki günlerde olumsuz günler muhtemeldir. O riskler gıda güvenliğini etkiliyor. Kendi gıdamızı kendimiz üretmeli ve musluğu, vanayı elimizde bulundurmamız son derece kritik” açıklamasında bulundu. – ANTALYA
]]>Çınarbaş, AA muhabirine, Türkiye’de kauçuğun, otomotiv, inşaat, havacılık ve savunma sanayisi, inşaat makineleri, medikal, ayakkabıcılık, tarım ve hayvancılık olmak üzere hemen her sektörde yoğun kullanıldığını söyledi.
Kauçuk sektörünün, dünyada 50 milyar dolarlık ticaret hacmi bulunduğuna işaret eden Çınarbaş, üretimin ise doğal ve sentetik kauçuk olmak üzere yıllık 30 milyon ton civarında olduğunu belirtti.
Çınarbaş, Türkiye’nin ise bu alandaki üretim kapasitesinin 2023 itibarıyla 1 milyon tonun üzerinde olduğunu dile getirerek, “Bundan da elde edilen ihracat 3,5-4 milyar dolar civarında. İhracatın yaklaşık yüzde 50’sini lastikler oluşturuyor.” diye konuştu.
Kauçuk bazlı ürünlerin elektrikli araçlarda kullanımı öngörülüyor
Türkiye’de, sektördeki üretimin 2028’e kadar artarak 2 milyon tonu bulmasının öngörüldüğünü bildiren Çınarbaş, bu alanda çeşitli gelişmelerin yaşanacağına dikkati çekti.
Çınarbaş, “Şu an elektrikli araçlar oldukça gündemde. Dolayısıyla elektrikli araçlarda kullanılan birçok komponentin yerine kauçuk bazlı yanmaz ürünler kullanılacak. Bu, sektör için yeni bir gelişme olacak.” diye konuştu.
Türkiye’nin bu alanda en çok Avrupa ülkelerine ihracat gerçekleştirdiğini dile getiren Çınarbaş, “İhracat yaptığımız ilk 5 ülke, sırasıyla Almanya, Polonya, Amerika Birleşik Devletleri, İtalya ve Fransa.” dedi.
Afrika ülkelerinin hem ham madde tedariki hem de nihai ürün satışı anlamında hedef pazarları olduğunu anlatan Çınarbaş, “Bunun yanı sıra Orta Doğu ülkeleri de hedefimizde.” ifadesini kullandı.
Çınarbaş, kauçuk sektörünün, ham maddeyi de Türkiye’de üretmeyi amaçladığını söyledi.
Özellikle sentetik kauçuğun yurt içinde üretilmesinin girdi maliyetlerini düşürerek, ihracat rakamlarını rekabet anlamında artıracağını dile getiren Çınarbaş, söz konusu ürünün tedarik zincirini kolaylaştırdığına, fiyat anlamında da denge sağladığına işaret etti.
Çınarbaş, kauçuk sektörünü savunma sanayisi kadar önemsediklerinin altını çizerek, “Savunma sanayisinin elde ettiği ihracat geliri, kauçuk sektörünün elde ettiği ihracat geliriyle başa baş gidiyor. Lastik üretimini çıkarırsak da dış ticaret fazlası veren ender sektörden biriyiz. Geçen yıl 220 milyon dolar dış ticaret fazlası vermiş bulunuyoruz. Öte yandan üretilen ürünler birçok sektörde, spesifik noktalarda kullanılıyor.” dedi.
Türkiye’de tüm ürünlerde ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 65 olduğunu aktaran Çınarbaş, kauçuk sektöründe lastik üretimi dahil bu oranın yüzde 90 seviyesinde bulunduğunu bildirdi.
Üretimlerinin yüzde 75’ini ihracat ediyorlar
Büyük Anadolu Kauçuk Firması Müdürü Bekir Karakaş da bu alanda birçok sektörün ihtiyacına yönelik üretim yaptıklarını söyledi.
Karakaş, üretimlerinin yüzde 75’ini ihraç ettiklerini dile getirerek, “Başta İtalya olmak üzere İspanya, Almanya, Çekya, Estonya, Belarus ve diğer Avrupa ülkelerine ihracat gerçekleştiriyoruz. Hedef pazarlarımız ise Amerika, İngiltere, Fransa. Bu nedenle üretimimize teknolojik yatırımlar yaparak hem daha ileriye gitmek hem de ülkemize ihracatla katkı sağlamak istiyoruz.” diye konuştu.
Ham maddede dışa bağımlılığın bir dezavantaj olduğunu aktaran Karakaş, diğer sektörlerde olduğu gibi bu alanda da ara ve nitelikli eleman bulmada sorun yaşadıklarını sözlerine ekledi.
]]>TARIM ve Orman Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanı Selim Kaplan, limon suyu izlenimi veren limon sosu gibi ürünlerin yurt içi piyasaya arzının yasaklanmasıyla ilgili yönetmeliğin Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından üretimine izin verilmeyeceğini söyledi. Kaplan, yıl sonu itibarıyla da bu ürünlerin raflardan ve masalardan kalkacağını belirtti.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, önceki gün, limon suyu izlenimi veren limon sosu gibi ürünlerin yurt içi piyasaya arzının yasaklanacağını açıklamıştı. Tarım ve Orman Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanı Selim Kaplan, konuyla ilgili alınan kararın detaylarını anlattı. Kaplan, “Bu uygulamanın bir benzerini geçtiğimiz yıl nar aroması veren, nar ekşili sos ya da nar aromalı şurup gibi ürünlerde yapmıştık. Nar da limon da Türkiye için çok önemli bitkisel üretim ürünleri kalemi. Netice itibarıyla biz bu ürünlerin çok iyi de üreticisiyiz. Nar ekşisini doğrudan üretmek ya da limon suyunu doğrudan üreterek bu ürünlere katma değer sağlamak bakanlığımızın ebetteki çalışmaları arasında. Bu düzenlemelerle amacımız öncelikle tüketicilerimizi korumak. Tüketicilerimizin yanlış yönlendirilmesini engellemek ve bu sayede de ülkemizde katma değerli ürün üretimi artırmak. ve bunun da ihracatımıza olumlu yansıyacağını düşünüyoruz” dedi.
‘KARARININ YAKIN ZAMANDA YAYIMLANMASINI PLANLIYORUZ’
Kaplan, konuya ilişkin kararı yayıma gönderdiklerini belirterek, “Kararın çok yakın bir zamanda yayımlanmasını planlıyoruz. Yayımlandıktan sonra da artık bu ürünler Türkiye’de üretilemeyecek. Tamamen limon suyundan elde edilmiş ürünler ambalajlanarak raflarımızda yer alacak, tüketicilerimize ulaşacak. Sadece limon aroması, su, tatlandırıcı vesaire gibi girdilerle limon sosu ya da benzer isimlerle ürünler üretilip raflarda yerini alamayacak. Limon aromalı sosta da bu yasaklamalar olduktan sonra piyasa kontrollerimizi yapacağız. Biz bu piyasa kontrollerimizi hem bu ürünleri üreten gıda işletmelerinde yapıyoruz hem de bu ürünlerin özellikle yoğun bir şekilde piyasaya arz edildiği toplu tüketim yerlerinde; lokanta, restoran ile perakende satış yerlerinde yapıyoruz. Oralarda tespitlerimiz olduğu zaman bu ürünlerle ilgili yani hem üretim yerinde hem tüketim yerinde tespitimiz olursa 5996 sayılı kanun kapsamında gerekli yasal işlemi uyguluyor ve bu ürünleri toplatıyoruz” diye konuştu.
‘PİYASADAKİ ÜRÜNLERİN ÇOĞUNDA LİMON YOK’
Yaptıkları araştırmalar sonucunda, limon soslarında limonun kendisine çok az rastlandığını ya da hiç rastlanmadığını vurgulayarak, “Şu an maalesef piyasadaki ürünlerin büyük çoğunluğunda limon yok. Bazı ürünlerde çok az miktarlarda limon kullanılıyor ama kalan kısmı yine diğer bileşenlerden oluşuyor. Şu an Türkiye’nin limon üretimi geçen yıla göre yüzde 75 arttı. Biz gerçekten limonda da narda da iyi bir üreticiyiz. Yani limonu hem yurt içi piyasamıza arz ediyoruz hem ihraç ediyoruz. Yani bu kadar üretimin olduğu bir yerde elimizde bu kadar ürünümüz var iken bundan limon suyu üretmek yerine limon suyu izlenimi veren sosların piyasaya arz edilmesi ve içerisinde hiç limon olmaması, limon suyu olmaması tabi ki manidardır. Biz de bunları gördüğümüz için, bakanlık olarak, düzenleyici yetkili kurum olarak müdahale etmek durumunda kaldık. Bu kararla tüketicimiz daha sağlıklı gıdaya ulaşmış olacak. Tüketicimizin yanıltılmasını önlenmiş olacak. Aynı zamanda katma değerli ürün üretimine de katkı sağlamış olacağız. Buradaki kararda önceliğimiz kesinlikle halk sağlığı. Bu, halkımızın sağlığını korumak için aldığımız bir karar” ifadelerini kullandı.
‘SIKI DENETİMLER YÜRÜTECEĞİZ’
Kaplan, söz konusu kararın Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra yürürlüğe gireceğini işaret ederek, “Yönetmeliğin yayımlanmasından önce üretilen bu ürünleri masalarda, restoranlarda bir süre daha görebileceğiz. Ama bu ürünler bu yıl sonu itibarıyla tamamen raflardan ve masalardan kalkacak. Yönetmelik yayımından itibaren halen bu ürünleri üreten işletmeleri tespit edersek onlara da yaptırım uygulayacağız. Tekrar ediyorum; yönetmeliğin yayımlandığı andan itibaren bu ürünlerin üretilmiyor olması lazım. Üretim noktalarında böyle tespitlerimiz olursa yasal işlem uygulayacağız. Raflarda ya da toplu tüketim yerlerinde üretilen ürünlerin de yine bizim yönetmelik yayınlanmasından önce mi sonra mı üretildiğinin kontrollerini yapacağız, öyle tespitlerimiz olursa yine onlara da yasal işlem uygulayacağız. Yani o konuda sıkı denetimleri de yürüteceğiz” dedi.
]]>TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, düzenlediği basın açıklamasında TZOB’un 2023 yılı değerlendirmesini ve 2024 yılı beklentilerini içeren raporu değerlendirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılında sanayi ve hizmetler sektörü yeni yeni oluşmaya başlarken Türkiye’nin ekonomik büyümesini tarım sektörünün sırtladığını belirten Bayraktar, düşük verimlilik ve işgücüne dayanan tarım sektörünün geride bırakılan bir asırlık sürede birçok zorluğa göğüs gerdiğini söyledi. Bayraktar, halen devam eden yapısal sorunların yüksek maliyetle yapılan üretimin devlet destekli kredi kullanamayan çiftçilerin yüksek faiz oranları ile kullandığı kredilerin, ihracat kısıtlamalarının ve fiyat ve pazarlamada yaşanan sorunların üreticileri zorladığını belirtti. 2023 yılını tarım sektörü bazında değerlendiren Bayraktar, tarımsal üretimde bazı ürünlerde düşen üretici fiyatları nedeniyle üreticilerin mağduriyet yaşadığını aktardı. Bayraktar, çiftçilerin yıllardır dile getirdiği üretim planlamasıyla üretim yapılan her tarım alanının ve üretim yapan her çiftçinin kayıt altına alınması gerekliliğinin ise bu yıl çözüme kavuştuğunu söyledi.
“2023 Aralık ayı itibarıyla gıda enflasyonu yüzde 72,01 oldu”
Tarım sektörünün Türkiye ekonomisinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Bayraktar, “Tarım sektörü, üretime, istihdama ve dış ticaretimize hatırı sayılır bir katkı veriyor. 2022 yılının 3’üncü çeyreğinde yüzde 3,7 oranında büyüyen tarım sektörü, 2023 yılının aynı çeyreğinde yalnızca yüzde 0,3 oranında büyüdü. 2023’ün 3’üncü çeyreği sonunda tarım sektörünün Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya katkısı yüzde 5,5 oldu. 2023 yılında tarım sektörünün istihdamdaki payı azalsa da hala önemini koruyor. Üçüncü çeyrekler itibarıyla 2022 yılında yüzde 16,9 olan tarımın istihdamdaki payı 2023 yılında yüzde 16,1’e geriledi. Tarım sektörü 5,1 milyon kişiye istihdam sağladı. 2023 Aralık ayı itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 64,77 olarak gerçekleşirken, gıda enflasyonu yüzde 72,01 oldu” diye konuştu.
2023 yılı bütçesinden tarımsal destekler için 63 milyar 379 milyon lira kaynak ayrıldığını bildiren Bayraktar, “2023 üretim dönemi için ödenecek destekler miktarı 2024 yılı bütçesinde 91 milyar 554 milyon olarak planlandı. 2024 yılı bütçesinde tarımsal desteklere yüzde 44,4 artış yapılmış olsa da yaşanan ekonomik gelişmeler, girdi fiyatlarındaki artışlar ve enflasyon dikkate alındığında belirlenen rakam yeterli olmadı. Diğer yandan destek bütçesinin Tarım Kanunu’nda belirtildiği gibi Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın en az yüzde 1 oranında olması gerekirken, bu rakam Orta Vadeli Plan’da açıklanan GSYH tahminine göre yüzde 0,25 düzeyinde kaldı. 2023 yılı için açıklanan destek kalemlerine baktığımızda gübre desteğinde artış olmazken, mazot desteğinde ve (yem bitkileri dışında) tüm ürünlerde artış oldu. Arpa, buğday, çavdar, yulaf ve tritikale ürünlerinde mazot desteği 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 37,33 oranında artarak 103 liraya yükseldi. Diğer ürünlerdeki mazot desteği artış oranı yüzde 35,5 ile 38,71 arasında değişiyor” açıklamasında bulundu.
Bayraktar, şu şekilde devam etti:
“2023 yılında buğday primi yüzde 900 artarak 10 kuruştan 1 liraya yükseldi. Arpa, çavdar, yulaf, tritikalede primler yüzde 400 artışla 10 kuruştan 50 kuruşa, ayçiçeğinde yüzde 100 artışla 50 kuruştan 1 liraya, pamukta yüzde 45,4 artışla 1 lira 10 kuruştan 1 lira 60 kuruşa, kanolada ise yüzde 25 artışla 80 kuruştan 1 liraya yükseldi. Ayçiçeği prim desteği yaşanan kuraklık nedeniyle Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli’nde 1 liradan 1 lira 50 kuruşa artırıldı. Yine 2023 yılında yağlık ayçiçeği su kısıtı olan bölgelerde sertifikalı tohum kullanımı destek kapsamına alındı. 2023 yılı prim desteklerinde 18 ürünün 8’inde artış oldu. Ancak bazı ürünlerde uzun yıllardır artırılmayan desteklerin bu yıl da değişmediğini görüyoruz. 15 yıldır çeltik primi 10 kuruş, 8 yıldır aspir primi 55 kuruş, soya primi 60 kuruş, zeytinyağı primi 80 kuruş, 7 yıldır dane mısır primi 3 kuruş, 5 yıldır dane zeytin primi 15 kuruş, fındıkta alan bazlı destek ise 10 yıldır dekara 170 lira olarak ödeniyor.”
“Girdilerde en fazla artış yüzde 69,6 ile mazotta görüldü”
Geçen yılda değişen gübre fiyatlarını da değerlendiren Bayraktar, “Gübre fiyatlarında geçen yılın aralık ayına göre DAP gübresi yüzde 18,8 oranında, 20.20.0 gübresi yüzde 14,1 oranında, amonyum sülfat gübresi yüzde 9,2 oranında, amonyum nitrat (yüzde 26) gübresi yüzde 3,4 oranında ve ÜRE gübresi yüzde 1,3 oranında arttı. Mazot fiyatı son bir yıla göre yüzde 69,6 oranında artış gösterdi. Son bir yılda besi yemi fiyatı yüzde 39,8 ve süt yemi fiyatı yüzde 41,1 oranında arttı. Zirai ilaçlardan Deltametrin EC’nin (25 g/L) fiyatı son bir yılda yüzde 64,3 artışla tonu 630 liraya yükseldi” diye konuştu.
Üreticiler açısından en önemli maliyet kalemlerinden birinin de sulama ücreti olduğunu belirten Bayraktar, 2023 yılında Devlet Su İşleri tarafından yüzde 50,4’e varan oranda artış yaşandığını ifade etti. 2023 yılında artan enflasyon ve faizlerde kullanılan kredi rakamlarının beklenenin üzerinde gerçekleştiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre 2022 yılı Kasım ayı sonunda tarım ve balıkçılık nakdi ve takipteki toplam kredi bakiyesi, 309 milyar 814 milyon lira olarak gerçekleşirken, 2023 yılı Kasım ayı sonunda 584 milyar liraya ulaştı. Son bir yıllık süreçte çiftçilerin bankalara olan toplam kredi borcu yüzde 88,5 arttı. 2022 yılı Aralık ayında Ziraat Bankası’nın 1 yıllık işletme kredilerinde kullandığı cari faiz oranı yüzde 9,5 iken, peş peşe artan oranlarla 2023 yılı Aralık ayında yüzde 42 seviyesine yükseldi.”
2022 yılı Aralık ayında yüzde 17 olan bir yıllık işletme kredisi faiz oranının geçtiğimiz yıl yüzde 62’ye ulaştığını hatırlatan Bayraktar, Tarım Kredi Kooperatiflerinin kredilerinde değişken faiz uygulandığına dikkati çekerek, “Çiftçi kredisini alırken o günkü faiz oranı ile borcunu hesaplatıyor. Ancak ödeme günü geldiğinde çiftçi çok farklı bir borçla karşılaşıyor. Maalesef ki çiftçi bu faiz çıkmazının içinde bu oranlarla ve değişken faizle kredi kullanmaya devam etmek zorunda kalıyor. Tarımsal kredilerde devlet desteği uygulanarak faiz oranları düşük tutuluyor. Buna rağmen 2023 yılında çiftçilerin yaklaşık yüzde 37’si yüksek faiz oranları ile tarımsal kredi kullandı” ifadelerine yer verdi.
Türkiye’de 1 Ekim 2022 ile 30 Eylül 2023 dönemini kapsayan 2023 tarım yılı yağışlarının normalin yüzde 6 altında gerçekleştiğini dile getiren Bayraktar, buna rağmen ülke geneline yayılan tarımsal kuraklığın yaşanmadığını söyledi. 2023 yılında başta deprem olmak üzere yaşanan aşırı yağış, sel ve fırtına afetlerinin tarımsal üretime zarar verdiğini anlatan Bayraktar, “Şubat ayında Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremler 11 ilimizi etkileyerek 50 binden fazla insanımızın vefatına yol açtı. Deprem afeti tarım ve hayvancılığımızda da kayıplara neden oldu. Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın kart ayında yayımladığı raporda 8 bin 241 büyükbaş, 64 bin 260 küçükbaş, 42 bin baş kanatlı hayvanın telef olduğu tespit edildi. Mart ayında depremden etkilenen Şanlıurfa, Adıyaman ve Malatya illerimizde meydana gelen sel afeti tarım alanlarını da etkiledi” diye konuştu.
Çiftçilerin asgari ücrete endeksli tarım BAĞ-KUR primlerinin 4 bin 628 liradan yüzde 49,11 oranında artışla 6 bin 900 lira 86 kuruşa yükseldiğini aktaran Bayraktar, şöyle konuştu:
“Borcu bulunmayan çiftçilerimize verilen 5 puanlık hazine desteği göz önünde bulundurulsa bile çiftçilerimizin ödeyeceği tarım BAĞ-KUR primi aylık 3 bin 957 lira 28 kuruştan yüzde 49,11 artarak 5 bin 900 lira 74 kuruşa yükseldi. Bu rakamlar çiftçilerin ödeme gücünü aşmakta ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na kayıtlı BAĞ-KUR sayısı her geçen yıl azalmaktadır. SGK verilerine göre 2021 yılında 1 milyon çiftçimiz kayıtlı iken, bu yıl bu sayı 500 binin altına geriledi.”
TÜİK verilerine göre toplam bitkisel üretimin bir önceki yıla göre yüzde 6,2 oranında artarak 128,9 milyon tondan 136,9 tona ulaştığını ifade eden Bayraktar, “2023 yılında tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerin üretimi bir önceki yıla göre yüzde 10,3, meyve, içecek ve baharat bitkilerinin üretimi yüzde 2,3, sebze üretimi ise 0,6 oranında artış gösterdi. Tahıllarda artış oranı yüzde 9,1 olarak gerçekleşti. Bir önceki yıla göre buğday üretimi yüzde 11,4 artarak 19 milyon 750 bin tondan 22 milyon tona, arpa üretimi yüzde 8,2 artarak 8 milyon 500 bin tondan 9 milyon 200 bin tona çıktı” açıklamasında bulundu.
Mısır üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 5,9 oranında artarak 8 milyon 500 bin tondan 9 milyon tona yükseldiğini açıklayan Bayraktar, “Bu yıl mısırda artan ve rekor olan üretim üreticilerimizin gelirine yansımadı. TMO yüzde 14 nem mısırda alım fiyatını 6 lira olarak açıkladı. Kilogram başına 6 lira olarak açıklanan fiyat, 2022 yılı fiyatı olarak açıklanan kilogram başı 5 lira 70 kuruşun sadece yüzde 5,3 üzerinde açıklandı. Beklediği geliri elde edemeyen üreticilerimiz hayal kırıklığına uğradı” dedi.
Narenciye ürünleri içerisinde en fazla üretim artışının yüzde 78,8 ile limonda görüldüğüne dikkati çeken Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:
“Limonda geçen yıl 1 milyon 323 bin ton olan üretim, 2 milyon 325 bin tona ulaştı. Portakalda üretim yüzde 74,8, mandarinde üretim yüzde 58,3, greyfurtta üretim yüzde 43,7 artış gösterdi. Ülkemizde üretim planlaması olmamasının bedelini bu yıl en çok narenciye üreticisi ödedi. Narenciyede hasadın ilk başladığı Çukurova bölgesinde erkenci çeşit limonda üretici fiyatları kilogram başına 50 kuruşa kadar geriledi.”
Geçtiğimiz yılın aralık ayında limon üretici fiyatlarının ortalama 7 lira olduğunu hatırlatan Bayraktar, fiyatların bu yıl 3 liraya gerilemesinin çiftçileri hayal kırıklığına uğrattığını belirtti. Mersin’de yaşanan dolu hadisesi sonrası mayer limonda alım satımın tamamen durduğunu söyleyen Bayraktar, “Kasım ayında hasadı başlayan Aydın cinsi limonun alıcı bulamaması, artan işçilik maliyetleri ve işçi bulunamaması nedeniyle ürün dalında kaldı. Bazı üreticilerimiz seneye yine zarar etmemek için ağaçlarını kesti. Müdahale alımı yapılmaması milli servetimizin yok olmasına neden oldu. Benzer sorunlar bu yıl rekoltenin fazla olduğu portakal, mandalina ve greyfurtta da yaşandı. Mandalina fiyatı geçen yıl aralık ayında 11 lira 50 kuruş iken, bu yıl aralık ayında 4 lira 25 kuruşa geriledi” ifadesini kullandı.
Üreticinin ürettiği ürünü satmakta zorlandığını aktaran Bayraktar, narenciye bahçelerinde kesilen her bir ağacın yerine konamayacağını belirtti. Türkiye’deki büyük ve küçükbaş hayvancılığa da değinen Bayraktar, şöyle konuştu:
“TÜİK verilerine göre 2020 yılında 18,2 milyon baş olan büyükbaş hayvan sayısı, 2021 yılında 18 milyon başa geriledi. 2022 yılında ise 17 milyon baş olan büyükbaş hayvan sayısı 2023 yılının ilk altı ayında yüzde 2 oranında azalarak 16,7 milyon başa geriledi. Küçükbaş hayvan sayısı ise 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,2 azalarak 56,3 milyon başa, 2023 yılının ilk 6 ayında ise yüzde 5,3 azalarak 53,3 milyon başa geriledi. Böylelikle sadece 6 aylık dönemde büyükbaş hayvan sayımız 502 bin, küçükbaş hayvan sayımız ise 3 milyon azalmış oldu.”
“Canlı hayvan ve et ithalatına ödenen rakam 1 milyar 200 bin doları aştı”
Sığır hayvan ithalatının 2023 yılı Ocak-Kasım döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık 10 kat artarak 57 bin 430 baştan 555 bin 279 başa yükseldiğini ve karşılığında 658 milyon 837 bin dolar ödendiğini ifade eden Bayraktar, “Yine aynı dönemde büyükbaşta yaklaşık 86 bin baş damızlık, 75 bin baş kasaplık hayvan ithal edilirken, küçükbaşta 46 bin baş kasaplık, 5 bin baş damızlık hayvan ve 32 bin tona yakın karkas et ithal edildi. Canlı hayvan ve et ithalatına ödenen rakam 2022’de 164,9 milyon dolarken, 2023 yılı ilk 11 ayda toplam 1,2 milyar doları aştı” diye konuştu.
TÜİK verilerine göre 2021 yılında 23,2 milyon ton olan toplam süt üretiminin 2022 yılı itibarıyla 21,6 milyon tona gerilediğine dikkati çeken Bayraktar, “Türkiye’de üretilen sütün yaklaşık yarıya yakını sanayiye aktarılıyor. Toplanarak sanayiye aktarılan inek sütü, 2023 yılı Ocak-Ekim döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 artarak 8 milyon 237 bin tondan 8 milyon 535 bin tona çıktı. Ulusal Süt Konseyi tarafından çiğ süt tavsiye satış fiyatı 15 Ekim 2022-31 Temmuz 2023 tarihleri arasında net 8 lira 50 kuruş, 1 Ağustos’tan itibaren de net 11 lira 50 kuruş olarak belirlendi” açıklamalarında bulundu.
Tarımdan kaçışı önlemek için genç çiftçilere ek teşvik ve destekler getirilmesi gerektiğini belirten Bayraktar, “2023 yılında buğday ürününü TMO’ya ve piyasaya satan ÇKS’ye kayıtlı tüm üreticilere verilen kilogram başı 1 lira destek, artırılarak 2024 yılında da devam ettirilmelidir. Çiftçilerimizin kendi imkanlarıyla kullandıkları yeraltı suyu ücretleri düşürülmeli ve ruhsatsız olan kuyulara bir kereye mahsus olmak üzere af getirilerek ruhsat verilmelidir” dedi.
Çiğ süt fiyatlarına ve damızlık hayvanlar konusundaki problemlere değinen Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:
“Çiğ süt fiyatı belirlenirken gerekçesi ne olursa olsun baskı yapılmamalı ve piyasa şartlarına göre güncellenmelidir. Damızlık hayvanlar için çok önemli olan süt/yem paritesinin 1,5 seviyelerinde olması sağlanmalıdır. Dünyada büyük miktarlarda kanatlı eti ve kanatlı ürünleri, yumurta ve yumurta ürünleri, süt ürünleri talebi vardır. Bu talep değerlendirilmeli, başta Ortadoğu olmak üzere yakın pazarlara yoğunlaşmalı, mevcut pazarlarda rekabet edici ve pazar payını artırıcı tedbirler alınmalıdır.”
2023 yılında hava şartlarının iyi gitmesinden dolayı bitkisel üretimde artış yaşandığına vurgu yapan TZOB Genel Başkanı Bayraktar, şunları kaydetti:
“Çiftçilerimiz zor şartlara rağmen üretimini sürdürdü ve ülkemiz ekonomisine katkı sağladı. Başta girdilerin pahalılığı ve pazarlama sorunları olmak üzere çözülmesi gereken sorunlarımız bulunuyor. Bu sorunlar çözülür ve yeterli destek verilirse çiftçilerimiz üretimden kopmaz, 2024 yılında ve sonraki yıllarda üretimde sıkıntı yaşamayız. Tüm halkımıza ve çiftçilerimize doğal afetlerden uzak, bereketli, üretilen ürünlerin değerinde pazarlandığı, bereketin çiftçi refahına yansıdığı, sorunsuz bir yıl temenni ediyorum.” – ANKARA
]]>ADANA Çukurova Üniversitesi’nden (ÇÜ) Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, örtü altı yetiştiriciliğinde kullanılan poşet ve plastik malzemelere dikkati çekip, Çukurova’nın bereketli topraklarını ‘plastik ovası’na döndüğünü belirtti. Gündoğdu, “Karpuzu neden plastiğin altında yetiştiriyoruz, tadı mı güzel oluyor? Hayır, sadece bunu 20 gün daha erken hasat etmek için yapıyoruz. Hasattan sonra plastik atıklar toplanmadığı için rüzgarla çevreye savrulup, parçalanıyor” dedi.
ÇÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, mikroplastikler ve plastik kirleticiler üzerine yaptığı çalışmalarla ilgili ÇÜ Türkoloji Araştırmaları Merkezi’nde konferans verdi. Doç. Dr. Gündoğdu, plastik geri dönüşüm fabrikalarının atıkları, burada meydana gelen yangınlar, gömülü olarak bulunan çöp döküm sahaları, seracılıkta örtü altı yetiştiriciliğinde kullanılan poşet ve plastik malzemelerin Çukurova’nın bereketli topraklarını ‘plastik ovası’na dönüştürdüğünü anlattı. Bu bölgede karpuz ve örtü altı yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığını hatırlatan Doç. Dr. Gündoğdu, “Karpuzu neden plastiğin altında yetiştiriyoruz, tadı mı güzel oluyor? Hayır, sadece bunu 20 gün daha erken hasat etmek için yapıyoruz. Hasattan sonra plastik atıklar toplanmadığı için rüzgarla çevreye savrulup, parçalanıyor. Denize ve içme sularımıza kadar karışıyor. Yine biber, domates, salatalık ya da kabak gibi ürünlerin yetiştirilmesinde aynı sorunlar yaşanıyor. Örtü altı yetiştiriciliğinin su tasarrufu açısından avantaj olduğu söyleniyor. Ama örtü altı yetiştiriciliği yaparken sadece kullandığınız sudan tasarruf ediyorsunuz. O plastiğin üretimi ve geri dönüşümünde kullanılan suyu hesaba katmıyorsunuz. Ayrıca denizel ortamlarımızı da kirletiyor. Dolayısıyla 20 gün için tüm toprakları plastik ve mikroplastik ile kirletmek gibi bir tercihte bulunuyoruz. Bunu engellemek için erken hasat yaklaşımını terk etmemiz lazım” diye konuştu.
‘TÜRKİYE’DE HER AY 12 GERİ DÖNÜŞÜM TESİSİ YANIYOR’
Plastiğin yanıcı bir malzeme olduğunu ve bundan dolayı yangınların da meydana geldiğine vurgu yapan Doç. Dr. Gündoğdu, “Türkiye’de her ay yaklaşık 12 tane plastik geri dönüşüm tesisi yanıyor. Yılda 150’ye yakın plastik geri dönüşüm tesisi, büyük yangınlara sahne oluyor. Bunlar, büyük çaplı yangınlar. Dumanını 10 kilometre öteden görebildiğiniz yangınlardır. Küçük yangınları dahil etsek bunun sayısı, ayda 50-60 olabilir. Adana’da bu yangınların sıklıkla gerçekleştiği yerlerden biri. Geçtiğimiz aylarda Sarıhamzalı’da bir geri dönüşüm bölgesinde 7-8 fabrika bir arada yanmıştı. Ondan önce Toprakkale’de 2 yıl süreyle art arda aynı tesis yanmıştı. Bu örnekler, çoğaltılabilir. Plastiğin olduğu yerde yangın da olur” dedi.
‘BM PLASTİK ANLAŞMASINA ÜRETİM KISITLAMASI KOYMALI’
Dünyada plastik kirliliğini çalışan 300 bilim insanı olarak bir koalisyon kurduklarını ve bu sorunların çözümünün üretim kısıtlaması olduğu sonucuna vardıklarını bildiren Prof. D. Gündoğdu, “Bilim insanları koalisyonu adı altında dünyada plastik kirliliğini çalışan 300 bilim insanı olarak Birleşmiş Milletler’in, BM Plastik Anlaşması’na üretim kısıtlaması koyması için uğraşıyoruz. Çünkü üretim kısıtlaması olmadan iyi bir atık yönetimi olsa bile maalesef bu kirliliği çözemiyoruz. Tüm çalışmalar bunu gösteriyor. Bireysel olarak bardak, pipet kullanmamak bir tercih ancak sorunun çözümü değil. Sadece sizi plastiğin maruziyetinden bir nebze koruyor. Ancak kirlenen ekosistemle plastikten beslenmek zorunda kalıyorsunuz” diye konuştu.
]]>TÜBİTAK 1512 Girişimcilik Destek Programı’ndan (BiGG) faydalanan Koçak, Eskişehir AR-GE ve İnovasyon (ARİNKOM) Kuluçka Merkezi’nde 2021’de 200 bin lira destekle lityum iyon pil üretmek için Tayko Pil Üretim AŞ’yi kurdu.
Koçak, otomobillerin uzaktan kumandasında, oyuncuklarda, basküllerde, bilgisayarda kullanılmak üzeri bor elementi ve sodyum karboksimetil selülozuyla (CMC) geliştirdiği 3 voltluk CR-2032 sınıfı küçük lityum iyon pilin prototipini üretti.
Geliştirdiği bor katkılı çevreci pil ile birçok yarışmada dereceler elde eden Koçak, günlük 500 pil üretme kapasitesine ulaştı. Koçak, yatırımcılarla görüşüp, daha hızlı ve yüksek kapasitelerde pil üretme hedefiyle, Eskişehir Teknik Üniversitesi (ESTÜ) Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölümü Laboratuvarı’nda çalışmalarını sürdürüyor.
Yerli pilin üreticisi Dr. Tayfun Koçak, AA muhabirine, ESTÜ bünyesine katılan Anadolu Üniversitesi Malzeme Mühendisliği Bölümünden 2012’de mezun olduğunu, 2013’te lityum iyon piller üzerine yüksek lisansa başladığını söyledi.
İsveç Uppsala Üniversitesi ve Almanya’daki bazı laboratuvarlarda araştırmacı olarak çalıştığını aktaran Koçak, şöyle devam etti:
“2017’de lityum iyon piller üzerine uzmanlaşmak için Çin Halk Cumhuriyeti’nin bursu ile Nanjing Havacılık ve Uzay Bilimleri Üniversitesinde lityum iyon piller üzerine doktoramı tamamladım. Türkiye’ye gelerek 2021 yılında BiGG’den faydalanıp şirketimi kurdum. Şirketimizde, 3 voltluk CR-2032 sınıfı küçük lityum iyon piller üretiyoruz. Otomobillerin uzaktan kumandasında, oyuncuklarda, basküllerde, bilgisayarlarda kullanılabiliyor. Pilimizin Avrupa Patent Ofisinden elektronik iletkenlik üzerine patenti var. 2022 yılında ise bor elementi içeren nano seviye yüzey kaplaması üzerine TÜRKPATENT’e de başvurumuzu yaptık. Yakın zamanda tamamlanacağını düşünüyoruz.”
Koçak, Türkiye’de aktif 2 lityum iyon pil üreticisinin bulunduğuna değinerek, “Kayseri’deki ASPİLSAN ‘kalem pil’ sınıfı silindirik 18650 piller üretiyorlar. Ankara’da kurulan Pomega-Kontrolmatik firması ise prizmatik pil grubu üretiyor. Daha çok şebeke tipi enerji depolama ve büyük taşıma araçlarında kullanılan bir pil türü. Bizim ürünümüz olan CR-2032 sınıfı pili ise Türkiye’de üreten yok.” diye konuştu.
“Benzerlerinden uzun ömürlü, çevre dostu yerli pil ürettik”
Pil üreticilerinin genellikle poliviniliden florür (PVDF) bağlayıcı ve toksik olan NVP kimyasalı kullanılmak zorunda olduğunu aktaran Koçak, şöyle devam etti:
“Biz bunun yerine Türkiye’de üretilen çevreci, organik bir bağlayıcı olan ve doğadan elde edilen sodyum karboksimetil selülozu kullanıyoruz. Daha ucuz, daha az karbondioksit emisyonu ve insan sağlığına zararlı değil. Bor elementini ise pil yapımında kullanılan katot tozunun kristal yapısına ekleyerek ömrünü yüzde 10 uzattık. Bordan ürettiğimiz malzemenin üzerini seramik malzeme ile kaplayıp pilin ömrünü bağımsız olarak yüzde 10 uzattık. Sonuç olarak, benzerlerinden uzun ömürlü, çevre dostu yerli bir pil ürettik. Seri üretim aşamasına geldik. Günde 500 adede kadar pil üretebiliriz. Yatırımcılarla görüşüp daha hızlı ve yıllık 5 milyon pil üretimi yapmayı planlıyoruz. Prototip ürün hazır, seri üretim aşamasına geldik. TÜBİTAK 1512 desteğiyle AR-GE faaliyetlerimizi tamamladık, yatırımcıların gelmesiyle yüksek üretim kapasitelerine geçilecek.”
Dr. Tayfun Koçak, ürettikleri pili, denemeleri için ücretsiz olarak distribütörlerine gönderdiklerini bildirdi.
Daha büyük pillerin üretimini de amaçladıklarını dile getiren Koçak, “Dünyadaki diğer ham madde üreticileriyle, kendi geliştirdiğimiz daha büyük pilleri üretmeyi hedefliyoruz. 5 yıl Çin’de yaşadım, lityum batarya ve ham madde üreticilerini çok yakından takip ediyorum. 300 bin dolarlık bir yatırıma ihtiyacımız var. Bu yatırım karşılığında gelecek kişilere şirketimizin hisselerinden pay vereceğiz.” ifadesini kullandı.
Koçak, ürettikleri uzun ömürlü ve çevre dostu bor katkılı lityum iyon pil projesiyle Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) tarafından düzenlenen 2022 Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışması’nda, Elektrik Dağıtım Şirketleri (ELDER) Yarışması’nda ve 2022 Anadolu Üniversiteler Birliği Yarışması’nda birincilik, İstanbul Teknik Üniversitesi 2022 Big Bang Startup Challenge’da ve 2023 Girişimci İş Adamları Vakfı (GİV) Ödülleri’nde ikincilik elde ettiklerini sözlerine ekledi.
]]>Demir, AA muhabirine, KARDEMİR’in öncelikli görevinin istihdam edilecek potansiyel insan kaynağının yetiştirilmesi olduğunu belirtti.
KARDEMİR’in çevre hassasiyetinin toplum ve Karabük için artarak devam edeceğini anlatan Demir, “Üretim hacmimizi artırmak üzere yeni fırın yatırımlarımızı gündeme taşıyacağız. 2024 yatırımlar yılı olacak. Yatırımlar tamamlanmasa bile kararlarımızı aldığımız 2024 bütçemizi gözden geçiriyoruz. Önemli yatırımların orada olması gerekiyor.” dedi.
Demir, sektörde iniş çıkışların bulunduğuna ve rekabetçi olmak gerektiğine dikkati çekti.
KARDEMİR’in maden sahasının bulunmadığına işaret eden Demir, “Yerli cevher kullanıyoruz ama gerek Türkiye’deki maden sahalarından istifade etmek, gerek mevcut işletmecilerle daha uzun vadeli stratejik işbirlikleri yapmak, bunun yanında maden sahamızın olmasıyla ilgili tedbirler almak gündemde. Belirli kaynakların araştırmasını yaptık. Gerek maden sahası gerek bazı alternatifler olarak önemli haberler verebiliriz.” diye konuştu.
Demir, maden sahası açılması, yerinde zenginleştirilmiş cevherlerin taşınması, iç proseslerin işlenmesi, daha butik ve katma değerli ürünler üretilmesi, bilimsel çalışmalar ve insan kaynağı yatırımları konularının gündemlerinde yer aldığını bildirdi.
“Okulların KARDEMİR’le iç içe çalışmasını sağlamak gerek”
KARDEMİR’in kente kültürel desteklerinin artarak devam etmesi gerektiğini söyleyen Demir, bu katkıların topluma, insana, gençlere dokunacak projeler çerçevesinde yapılmasının gerekliliğine işaret etti.
Demir, gençlerin, mesleki eğitimin başından itibaren demir çelik sektöründeki tezgah, metot ve süreçlerde uzmanlığı kazanacak şekilde alana girmesinin öneminin altını çizerek, şöyle devam etti:
“Okulların KARDEMİR’le iç içe çalışmasını sağlamak gerek. Öğrencilerin, kurumun öğretme ve tecrübe imkanlarından olabildiğince faydalanmalarını sağlamak birinci aşama. İkinci aşama ise gerek meslek yüksekokulu gerek üniversite bazında faaliyetlerin sürdürülmesi. Toplumsal ve sosyal açıdan gençlerin mesleki eğitimlerinin yanında burs imkanları olmalı. Sadece demir çelik özelinde değil, yöneticilik, çeşitli mesleki kabiliyet edinmeleri anlamında üniversite, yüksek lisans ve doktorada başarı göstermek isteyen, bu anlamda iddialı olan gençlerimizin de burs ve çeşitli imkanlardan faydalandırılması önemli.”
Demir, personeli mutlu edecek ve çalışma iştiyakını arttıracak, maddiyatın yanı sıra onun çevresel açıdan geliştirecek faktörlerin de en az para kadar önemli olduğu yorumunu yaptı.
“TCDD işletmeciliğin yüzde 20’ye yakın müşterisi biziz”
KARDEMİR’in sadece demir yolu sahasında faaliyet gösterdiğinden bahseden Demir, Türkiye’nin lojistik problemlerinin bir anlamda kendilerini de etkilediğini söyledi.
Demir, problemlerin çözülmesini beklemek yerine kurumu ilgilendiren kısımlarda inisiyatif aldıklarını vurgulayarak, “Çözüm ortaklarımız TCDD Taşımacılık, Devlet Demiryolları veya diğer taşımacılık şirketleriyle nasıl entegre çözüm yapılabilir? Bu zincirden maksimum ölçüde KARDEMİR nasıl istifade edebilir? Türkiye’nin taşımacılık sorunuyla ilgili KARDEMİR’in rolü ne olur? Malum TCDD Taşımacılığın yüzde 20’ye yakın müşterisi biziz. Burada vagon lokomotif zinciri var. Savunma sanayinden gelen alışkanlıklarımızla, yerli ve milli olmakla ilgili idealleri KARDEMİR’de da hayata geçirmek istiyoruz. Üretilen rayların bu amaca hizmet etmesi, ihraç edilmesi, demir yolu tekerleği ve aksın yerli üretiminde KARDEMİR’in katkısının ne olabileceği gibi konuların hepsi gelecek planlarımız arasında yer alıyor.” ifadesini kullandı.
İstanbul Teknopark ve Ankara Ostim Teknopark’ta ofis kurduklarını aktaran Demir, “Bütün üretim aşamamızın dijital ikizle modellenebilmesini vizyonuma koyuyorum. Yazılım işin bir parçası ama alttaki her aşamanın bilimsel modeli ve yaklaşımı var. Yani burada kimyasal, metodolojik ve sırasal analizler gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yeşil çelik’ üretiminde başka ülkelerin eline kalmak istemiyoruz”
Demir, hidrojen kullanımı ve yeşil üretim gibi bir dizi metotlarının bulunduğunu, AR-GE ile belli aşamaları katedebileceklerini ancak asıl beklentilerinin, üniversitelerden ayakları yere basan, uygulanabilecek önerilerin gelmesi olduğunu anlattı.
Modelleme, yazılım ve geleceğe yönelik teknolojilerle ilgili çalışmaların neler olabileceğine ilişkin yönünde bir dizi çalışma yaptıklarına değinen Demir, şunları dile getirdi:
“Bu metal, malzeme yolculuğu, insanlık tarihi boyunca gelmiş ve hala devam eden bir yolculuk. Burada da üniversite ile yakın temasta işbirliği ve iletişim içinde olmak istiyoruz. Özellikle ‘yeşil çelik’ ve çevre söz konusu olduğunda dünyada da önemli tercihler var. Kaçırmamamız gereken tren de şu; ‘yeşil çelik’ üretimi safhasında biraz geride kalırsak, yarın ‘Bu üretimi yaptık, bu teknolojiyi uyguluyoruz, size de uygulamamızı istiyorsanız, bunun şu kadar fiyatı var, biz girip bunu kurarız.’ diyen ülkelerin eline kalmak istemiyoruz. Tam aksine bu teknolojilerde biz ön alıp, ‘Evet, yeşil çeliğe geçildi, biz şunları başardık. Buyurun size de kuralım.’ diyen ülke olmak bizim için ideal bir konum.”
]]>Zanbak, AA muhabirine, şu an dünya gündemini oluşturan Orta Doğu’daki sorunların, Ukrayna- Rusya ile Filistin- İsrail arasındaki çatışmaların ve uluslararası terör gelişmelerinin yanı sıra “askeri güç kullanılmayan ekonomik savaşlara” da dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.
Japonya’nın Çin balıkçı teknelerini esir alması gerekçesiyle 2010’ların başında Çin’in nadir toprak elementleri (NTE) ihracatını yasaklamasıyla tetiklenen küresel hammadde ticareti çekişmelerinin gelişmiş ülkeler arasında devam ettiğine dikkati çeken Zanbak, 10 Ekim 2022’de ABD yönetiminin çip endüstrisine milyarlarca dolar sübvansiyon verirken, Çin’in yarı iletken endüstrisini sekteye uğratmaya yönelik bir dizi kapsamlı kural yayınladığını aktardı.
Zanbak, bilgi işlem gücü yüksek yapay zeka çiplerinin Çin’e akışını yavaşlatacak ABD uygulamalarının yanı sıra, bu tür çiplerin üretiminde dünya liderlerinden Hollanda’nın da üretim ekipmanlarının Çin’deki çip üreticilerine ihracatına yönelik önemli kontroller getirdiğini hatırlattı.
Son bir yılda, ABD ile ticari sürtüşmeye bir çözüm bulunamayınca, dünyanın bir numaralı NTE cevher üreticisi ve işleyicisi Çin’in NTE cevherlerini çıkarmak ve ayırmak için halihazırda uygulanan teknoloji yasağına ilaveten ek kısıtlamalar getirdiğini ifade eden Zanbak, şöyle devam etti:
“Özellikle son beş yıldır, gelişmiş ülkeler tarafından küresel iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında uygulanan ‘yeşil ekonomik/teknolojik büyüme’ politikaları sebebiyle uluslararası sürtüşmeler hızla artıyor. Çin’in nadir toprak metalleri içeren mıknatısların imalatına yönelik teknoloji ihracatını ‘ulusal güvenliğin ve kamu çıkarının korunmasını’ gerekçe olarak göstererek yasaklaması, ekonomik savaşların en güncel örneğidir.”
Zanbak, belirli NTE elementlerinin saflaştırılmış metalik formlarının yeni nesil enerji üretim ve motor gücü sağlamada kullanılan daimi mıknatısların imalatında en önemli hammadde konumunda olduğunu vurgulayarak, “NTE’ler konusunda hammadde konsantrelerinin yanı sıra, bu hammaddeleri işleme teknoloji transferinin yasaklanması, yeşil enerji üretimi ve yeni nesil elektrikli araçların üretimi konusunda global pazarlarda büyük rakipler olacağı bilinen AB ve ABD’yi adeta bir panik içine sokmuş durumda.” değerlendirmesinde bulundu.
Çin’in uyguladığı bu tür ihracat yasaklamalarının sadece NTE’lerle sınırlı olmadığına işaret eden Zanbak, “Ağustosta bilgisayar çiplerinin hammaddeleri olan galyum ve germanyum, 1 Aralık’tan bu yana da çeşitli grafit türlerini ve samaryum-kobalt mıknatıslar, neodimyum-demir-bor mıknatıslarla seryum mıknatıs ihracatı ve NTE kalsiyum oksiborat üretimine yönelik teknolojiler de Çin Ticaret Bakanlığı’nın ‘İhracatı Yasaklanmış ve Kısıtlanmış Teknolojiler Kataloğu’na eklenmiş durumda. Söz konusu kataloğun belirtilen amaçları arasında Çin’in ulusal güvenliği ve kamu çıkarının korunması yer alıyor.” diye konuştu.
NTE cevherlerinin katma değeri yüksek hammaddelere dönüştürülmesi şart
Zanbak, Eskişehir’in Beylikova ilçesinde kurulan tesisin, NTE cevherlerini “oksit” kimyasalları türüne dönüştüreceğini belirterek, NTE oksitlerinden metalik elementlerin elde edilebilmesi için Çin’in şu anda ihracat yasağı getirdiği daha ileri teknolojilerin kullanılması ya da bu teknolojilerin Türkiye’de de geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Çin’in bu konudaki ihracat kısıtlamalarının hammadde tedariki açısından Türkiye’nin imalat sektörüne önemli bir etkisinin olmayacağını aktaran Zanbak, şunları kaydetti:
“Beylikova’daki tesis geliştirildiğinde, bu değerli ‘ara mamul’ gelişmiş ülkelerin peşinde koşacakları bir kritik/stratejik hammadde niteliği kazanacaktır. Bu nedenle, Beylikova’da üretilecek NTE oksitlerinin sadece bir ara mamul olarak ihracatı yerine, Çin dahil gelişmiş ülkelerin Türkiye’de daha yüksek katma değerli ‘metalik NTE’ üretimine yönelik stratejik iş birlikleri geliştirmesinde yarar var.”
Zanbak, benzer bir durumun iki yıl önce yeşil enerji üretim ve tüketimi açısından önemli bir hammadde olan nikel konusunda Endonezya’da yaşandığına değinerek, “Dünyadaki nikel cevherleri açısından en büyük kaynağa sahip Endonezya’nın işlenmemiş nikel cevherlerinin ihracatını yasaklaması sonrasında, Çin dahil diğer gelişmiş ülkeler Endonezya’da metalik nikel üretim tesisi kurmak için milyarlarca dolarlık yatırım yaptı. Benzer bir politika metalik NTE’lerin üretimi için de uygulanabilir.” dedi.
Gün geçtikçe gelişmiş ülkelerin kritik hammadde temini konusundaki ihtiyaçlarının katlanarak artacağına dikkati çeken Zanbak, her ne kadar geri kazanıma ağırlık verilse de katlanarak artacak ihtiyaçların, doğal kaynak olan ülkelerdeki madencilik sektörü tarafından sağlanmak zorunda olduğuna işaret etti.
Zanbak, maden cevheri çeşitliliği açısından oldukça zengin olan Türkiye’nin potansiyeline değinerek, “Ülkenin kritik hammaddeleri mümkün olduğunca ham cevher ihracatı yerine ‘katma değeri yüksek’ hammaddeler olarak ihraç etme politikası takip etmesinde yarar var.” diye konuştu.
]]>GAP kapsamında yapılan Suruç Tüneli aracılığıyla Atatürk Barajı’ndan alınan su Suruç Ovası’na hayat veriyor.
Yatırımlarla büyük bir kısmının sulandığı ilçede, pamuk, sebze, mısır ve buğday en fazla yetiştirilen ürünler arasında yer alırken, çiftçiler alternatif ürünlere yönelmeye başladı.
Suruç Kaymakamlığı bünyesinde İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ile GAP Bölge Kalkınma İdaresinin destekleriyle kurulan 8 serada çiftçiler üretimlerini sürdürüyor.
Birer dönüme kurulan seralarda 4 mevsim ürün yetiştirebilen çiftçiler, küçük birimden yüksek gelir elde etmeye başladı.
Bu projeyi örnek alan çiftçilerin de katılmasıyla ilçedeki sera sayısı 30’a ulaştı.
İlçe Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Murat Yahlizade, AA muhabirine, Suruç Ovası’na 2012 yılında suyun gelmesiyle ilçede tarımda hareketlenmenin başladığını söyledi.
Suyla birlikte kuru ve boş olan bozkır alanların yeşillenmeye başladığını aktaran Yahlizade, suyun vatandaşların ekonomisine de can verdiğini belirtti.
Kendi topraklarında üretime başladılar
Mevsimlik işçi olarak ilçe dışına giden çiftçilerin suyla beraber artık kendi toprağında üretime başladığını anlatan Yahlizade, “Bununla beraber gelir düzeyimiz yükselmeye başladı. Ovamızda, pamuğumuz, mısırımız, buğdayımız, zeytinimiz, kuraklığa dayanıklı olan fıstık, üçte iki oranında gelişmeye başladı. Kaliteli olmaya başladı. Vatandaş pamuk, buğday, mısır kaldırarak ekonomik refaha ulaştı. Bu da ister istemez sosyal kültürel yaşantısına yansıdı.” dedi.
İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü olarak küçük arazileri olan çiftçileri birim alandan büyük oranda verim elde etmek için serayla tanıştırdıklarını dile getiren Yahlizade, “8 çiftçimize birer dönüm olmak üzere sera projesi hazırladık. Buradaki hedef kitlemiz özellikle bu işi yapabilen, yapmaya meyilli olan, aile sayısı buna uygun olan kişileri tercih etmeye çalıştık. O yönde çalışmalarımızı yaptık. Başvuruları aldık. O anlamda istediğimiz hedeflere ulaştık. Hedef kitlemizi bulduk, onlarla buluştuk. Projemizi yaptık. Projemiz kabul gördü ve çiftçilerimize yüzde 70 hibeyle anahtar teslimi yaptık.” diye konuştu.
İlçede yaklaşık 30 seranın bulunduğunu aktaran Yahlizade, şöyle devam etti:
“Çiftçilerimiz bunu örnek alarak kendileri de sera yapıyor. Gelirini görüyor. Yeni projelerimiz olacak. 2024 yılının çiftçilerimiz için üretimin, üreticinin yılı olacağı kanaatindeyim. Üreticilerimizin başvurularını alacağız, inşallah onları yeni seralara kavuşturacağız. Bizim buradaki çalışmamızın temel noktası bir kıvılcım başlatmaktı. Bu kıvılcımın da çoğalmasıydı. Bunu şu anda görüyoruz.”
Çiftçi Hacı Arslan, 2021 yılında İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün başlattığı projeden aldığı destekle kendi serasını kurduğunu kaydetti.
Arslan, tahıl ürünlerine oranla serada yetiştirdiği sebzeden daha çok gelir elde ettiğini, yılda en az 2 dönem ürün yetiştirdiğini dile getirdi.
Çiftçi Ahmet Arslan ise bir dönüm üzerine kurduğu serada geçimini sağladığını kaydetti.
Çevresindeki çiftçilerin de kendisini örnek alarak sera kurduğunu söyleyen Arslan, mısır ve pamuğa göre seracılığın daha kazançlı bir iş olduğunu ifade etti.
]]>Yerelden kalkınma hedefi ile planlı ve sürdürülebilir bir tarım için üreticilerle işbirliği içerisinde çalışan Antalya Büyükşehir Belediyesi, aşamasında tüm imkanlarını seferber ederek, tarımsal üretimin her çiftçinin yanında yer alıyor. Fide ve fidan destekleri ile üreticinin sağlıklı, kaliteli fide ve fidanlara ulaşmasını ve yatırım maliyetinin düşürülmesini sağlayan Büyükşehir Belediyesi, hem üreticileri yeni ürünlerle tanıştırdı hem de gelirlerinin artmasına katkı sağladı.
Üretimin devam etmesi sağlandı
Artan girdi maliyetleri karşısında fide ve fidan almakta bile zorlanan çiftçilere destekte bulunan Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Bitkisel Üretim ve Eğitim Şube Müdürlüğü tarafından 2019-2023 yıllarını kapsayan süreçte 29 bin 600 adet ceviz fidanı, 22 bin adet zeytin fidanı, 325 bin adet keçiboynuzu fidanı, 200 bin adet defne fidanı, bin 500 adet kestane fidanı, ipekböcekçiliğini desteklemek amaçlı 11 bin adet dut fidanı hibesi gerçekleştirildi.
4 bin adet Antep fıstığı fidanı dağıtıldı
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin büyük önem verdiği projelerden birisi de ekonomik getirisi yüksek, diğer meyve türlerine nispeten daha az su isteyen ve fakir topraklarda yetiştirilebilen Antep fıstığı ile üreticileri tanıştırmak oldu. Bu amaçla Antep fıstığı yetiştiriciliğine uygun olan Korkuteli ve Elmalı bölgesinde 4 bin adet Antep fıstığı fidanı dağıtımı yapıldı.
Getirisi yüksek fidanlar dağıtıldı
Bunun yanı sıra birim alanda getirisi son derece yüksek olan fidanlar da üreticiyle buluşturuldu. Antalyalı üreticilere 2 bin adet ahududu fidanı, 2 bin adet böğürtlen fidanı, 16 bin 580 adet aronya fidanı dağıtıldı. Yetiştiriciliği kolay, dayanıklı, katma değeri yüksek tıbbi ve aromatik bitki fideleri hibesi de gerçekleştirildi. Bu kapsamda çiftçilere 1 milyon 838 bin 65 adet lavanta, kekik, adaçayı ve biberiye fidesi hibe edildi. Kırsal bölgelerde tarımsal ürünlerin çeşitliliğini arttırarak çiftçilere katkı sağlamak amacıyla birim alanda yüksek getiriye sahip alternatif ve çok fazla su istemeyen ürünler de dağıtıldı. Bu kapsamda toplamda 80 bin adet salep, nergis ve frezya, 200 kilogram da safran soğanı desteklemesi yapıldı.
Ekilemeyen alanlar tarıma kazandırıldı
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ekilemeyen arazilerin tarıma kazandırılması amacıyla “Tohum bizden üretim sizden” sloganıyla başlattığı tohum desteği de çiftçilerden yoğun ilgi gördü. Tarımda girdi maliyetlerinin hızla artmasıyla üretimden çekilen üreticileri desteklemek için 114 bin 850 kilogram buğday tohumu, 500 kilogram ayçiçeği tohumu, 2 bin kilogram nohut tohumu, 200 kilogram silajlık mısır tohumu, 2 bin kilogram arı otu tohumu verildi. Sözleşmeli üretim ile 10 bin kilogram patates tohumluğu hibesi yapıldı. Üretilen patatesler faydalı böcek üretiminde kullanıldı.
Biyolojik ve biyoteknik mücadele
Biyolojik ve biyoteknik mücadeleyi de destekleyen Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Bitkisel Üretim ve Eğitim Şube Müdürlüğü bu konuda da önemli çalışmalara imza attı. Alanya, Aksu, Manavgat, Döşemealtı ve Kumluca İlçelerinde zeytin ve avokado üreticilerine potansiyel hastalıklara, zararlılara karşı etkili ve ekonomik mücadele kapsamında kullanılmak üzere 8 bin kilogram tarımsal kaolin kili hibe edildi. Sağlıklı ve kaliteli ürün yetiştiriciliğini teşvik etmek amacıyla turunçgil ve nar ağaçlarında unlu bit zararlısına karşı 5 bin 350 dekar alana predatör ve parazitoit böcek dağıtıldı. Bunun dışında örtü altı yetiştiricilikte zararlılarla biyolojik mücadele için üreticiye 287 bin 250 adet sarı mavi yapışkan tuzak verildi. Kültür mantarının verim ve kalitesini olumsuz etkileyen mantar sineği ile mücadele için de 120 adet elektrikli tuzak dağıtımı yapıldı.
500 bin metrekare sera örtüsü
Tarım üreticisinin her alanda yanında olmaya gayret gösteren Antalya Büyükşehir Belediyesi fırtına, hortum gibi doğal afetler sonucu sera örtüleri zarar gören üreticilere 500 bin metrekare plastik sera örtüsü dağıtarak çeşitli sebeplerden Tarım Sigortası yaptıramayan üreticilerin mağduriyetlerini giderdi.
Ücretsiz toprak analizi desteği
19 ilçeden alınan toprak örneklerinin analizi yapılarak ürün çeşidine göre gübreleme reçetesi oluşturuldu ve minimum alanda maksimum verim elde edilmesi planlandı. İhtiyaç fazlası ve gereksiz gübrelemenin engellenmesi ve üretim girdilerinin azaltılması, bilinçli üretim yönteminin geliştirilmesi hedefiyle çalışmalar yürütüldü.
Ürün kayıplarının önüne geçildi
Dijital Tarım Projesi ile de ürün kayıplarının önüne geçildi. Dijital tarım teknolojilerinin üreticiler tarafından benimsenmesi ile sağlıklı ve kaliteli ürün elde edilmesi teşvik edildi. Bilinçsiz ilaç, gübre ve su kullanımının önüne geçilmesi için Elmalı ve Kumluca’da 300’den fazla çiftçiye dijital sensör hibe edilerek, üretimleri takibe alındı.
23 bin üreticiye eğitim
Ayrıca son 5 yılda 23 bin üreticiye tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliği, sabun yapımı, defne yetiştiriciliği, zeytin yetiştiriciliği, iyi tarım, organik tarım, toprak analizi, budama ve aşılama, biyolojik ve biyoteknik mücadele ile ipekböceği yetiştiriciliği konularında eğitim verildi. – ANTALYA
]]>Irak sınırında yüksek dağlarla çevrili olan, ılıman iklimi sayesinde incir, nar, pirinç ve Trabzon hurması gibi ürünlerin yetiştiği ilçede, yapılan desteklemelerle susam da çiftçiler için önemli gelir kaynakları arasında yer aldı.
Kaymakamlık ve belediyenin desteğiyle 5 yıl önce uygulanmaya başlanan “Zap Vadisi Projesi” ile susamın ekim alanları ve elde edilen ürün miktarı arttı.
Proje kapsamında alım garantisinin verilmesiyle üretime ağırlık veren ilçedeki çiftçilerin üretimi yıllık 25 tonun üzerine çıktı.
Çukurca Kaymakamlığı da çiftçilerden satın aldığı tonlarca susamı tarihi değirmende öğüterek elde ettiği tahini “Zap” markasıyla satışa sunmaya başladı.
Uzun uğraşlar sonucu hasat edilen ve temizlenerek kabuklarından ayrılan tonlarca susamdan üretilen tahin, doğallığı ve lezzetiyle birçok ilin yanı sıra yurt dışında yaşayanların da ilgisini çekti.
Gelen siparişleri yetiştirmekte zorlanan kaymakamlık ve ilçedeki çiftçiler, tarihinin katma değerinin yükselmesiyle gelirlerini de artırdı.
Tarihi değirmende tahin üretimi yapan Çukurca Kaymakamlığı, bu sayede hem üretimin devamlılığını sağlıyor hem de 20 kişiyi susamın tahine dönüştürüldüğü süreçte istihdam ediyor.
“Ata tohumundan üretilen susamları satın alıyoruz”
Çukurca Kaymakamı Mert Kumcu, AA muhabirine, ilçede üretilen susamın 400 yıllık tarihi taş değirmenin dönmesiyle tahine dönüştüğünü söyledi.
Daha önce bölgede üretilen tahinin bu kadar meşakkatli süreçlerden geçerek sofralara geldiğinin bilinmediğini anlatan Kumcu, ilçede göreve başladıktan sonra tahinin tanıtımına yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.
Tahinin artık ilçenin önemli gelir kaynakları arasında yer aldığını belirten Kumcu, “Ata tohumundan ürettiğimiz susamlarımızı Kaymakamlık olarak vatandaşlarımızdan satın alıyoruz. Bu susam, su dolu bidonlarda bekletilerek kabuklarından ayrılması sağlanıyor. Ardından değirmende çalışanlar tarafından odun ateşinde kavrulduktan sonra su ile dönen taş değirmende tahin haline geliyor.” dedi.
Kaymakamlık tarafından 5 yıl önce başlatılan projeyle üreticilerin de kazanç elde etmeye başladığını dile getiren Kumcu, şunları kaydetti:
“Proje başladığında yaklaşık 1,5 ton susam alınıyordu. Şu anda ise yaklaşık 7 tonu buluyor. 1 ton susamdan yaklaşık 800 kilogram tahin çıkıyor. Şu anda siparişlere yetiştiremiyoruz. Çukurca’nın tahini farklı olduğu için dünyaca üne sahip. Sınırın sıfır noktasından bu tahini dünyaya tanıtıyoruz. Siparişlerimiz İsviçre, Almanya, Belçika, Danimarka’ya kadar ulaşıyor. Herkesin bu lezzeti yerinde tatması için tüm vatandaşlarımızı buraya bekliyoruz. Tamamen yöresel yöntemlerle üretilen tahini uygun fiyata satışa sunuyoruz. Değirmenimizi yeniledikçe yöredeki üreticiler de üretime daha ağırlık vermeye başladı. Bu çalışmamız teşvik edici oldu bir proje oldu. ‘Zap’ markası ile elde ettiğimiz geliri, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığıyla da öğrencilerimize kitap, kırtasiye desteği olarak sunuyoruz.”
“Ürettiğimiz tahin hiç kalmıyor. Ciddi bir talep var”
SYDV Müdürü Eyüp Akkaya da yörede susamların mayısta ekildiği sonbaharda da biçildiğini anlattı.
Zorlu sürecin ardından üretilen susamın bir bölümünü çiftçilerden satın aldıklarını bildiren Akkaya, “Bu şekilde hem çiftçilerimize hem ilçemizin tanıtımına hem de üretime katkı sağlıyoruz. Tahinimizin en önemli özelliği, ata tohumundan üretim yapılması ve geleneksel yöntemlerle makine kullanılmadan elde edilmesidir. Üretim sürecinde yaklaşık 20 kişi istihdam ediliyor. Ürettiğimiz tahin hiç kalmıyor. Ciddi bir talep var. Siparişlerimiz yoğun. Farklı illere gönderiyoruz. Özellikle Avrupa ülkelerinden ilgi var. Son dönemlerde kadın kooperatifleri de bizden çok ürün alıyor. Elde edilen gelirle öğrencilere destek oluyoruz, döngünün devamını sağlıyoruz.” diye konuştu.
Akkaya, ilçedeki bazı çiftçilerin de kendi üretimlerini yaparak satışa sunduğunu söyledi.
Susamın eleme işlemini yapan kadınlardan Şehriban Akkaya da yazın yetiştirilen susamları önce yıkadıklarını, sonra kabuklarından ayrılması için dövdüklerini ve tekrar sudan geçirdiklerini belirtti.
Akkaya, “Susamları odun ateşinde kavurduktan sonra eliyoruz. Üretimi çok zahmetli oluyor ama tadı çok güzel. Eleme işini genellikle kadınlar yapıyor. Biz de bu işte çalışarak kazanç sağlıyoruz.” dedi.
]]>Tescilli 2 çeşit keneviri bulunan Samsun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile Türkiye’de ‘kenevir üretim üssü’ olarak konumlandırıldı. 2019 yılından itibaren özellikle Vezirköprü ilçesinde üretilen kenevir, tekstil başta olmak üzere birçok sektörde ihtiyaca karşılık vermeye çalışıyor. Havza ilçesindeki tekstil fabrikasının 2024’te yapacağı üretim sözleşmesi ile Samsun’da ekilen kenevir alanların bir hayli genişleyeceğine değinen Müdür İbrahim Sağlam, Samsun’un 2024 yılında da Türkiye’de en çok kenevir üreten il olacağına dikkat çekti.
“Samsun kenevir üssü olacak”
Kenevirin kullanım alanı arttıkça Samsun’un üs olmaya devam edeceğini ifade eden İbrahim Sağlam, “Kenevir ve salep izne tabi ürünler. 2019 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Samsun’da kenevir üretimini arttırmaya yönelik talimatları vardı. 2020’de 350 dekar alanda ekimi yapılıyordu. 2021’de bunu 2 bin 300 dekar alanda kenevir ekimi gerçekleşti. Kenevirin sanayisi varsa para ediyor, yoksa para etmiyor. 2022’de 500 dönüm alanda kenevir ektik. Narlı ve Vezir çeşitlerimiz tescilli kenevirlerimiz 2023’de Havza’ya tekstil fabrikası kuruldu. Burada sözleşmeli üretim ile 2 bin 730 dönüm alanda kenevir üreterek tekrar Türkiye’de en çok üretim yapan il olduk. Tekstil fabrikasının 1 Nisan’da izinlendirmeleri bitecek. 2024 yılı için ise 5-10 bin dekar alanında kenevir ekeceğiz. Bu yıl kenevir ekimimiz en az 4 bin dekar alan olacak ama tahminim 5-10 bin dekar alanında kenevir ekim bekliyorum. Bu kenevir sadece tekstilde değil, kağıt fabrikaları, otomotiv sektörü gibi birçok Ar-Ge çalışması yapıyoruz. Ayrıca sağlık alanında da kenevir kullanımı arttığında Samsun kenevir üssü olacak. Bizim amacımız ülkemizin ihtiyacı ürünü üretmek ve birim alandan alınan verimi arttırmak. Çiftçiye nasıl fazla kazanç saplayabiliriz, gelir düzeyini arttırabiliriz, onun için çalışıyoruz” dedi.
Özel izinle üretimi gerçekleştirilen diğer bitkisel ürünler hakkında da bilgi veren Sağlam, “Salepte 2022’de 86 dekar alanda 56 ton salep ürettik. 2023’te daha fazla üretim yaptık. Salebin sahadan sökülmesi yasak. Samsun’da 60’a yakın çiftçi salep üretiyor. Salep üretiminin zorluğu; çok ilgi ve emek istemesi. 10 dönüm salep üretimi yapmanın planlaması çok zor. 1 dönümde üretim yapmak için bile çok kişiye ihtiyaç duyuluyor. Ekilişinin haricindeki tüm süreçler el emeği gerektiriyor. İzinli üretim kalemlerinden göl soğanı, lale, kekik, nane, defne, ada çayı da üretimleri devam ediyor. Kenevir nasıl Vezirköprü ile özdeşleşmiş ise salep, lale gibi endemik bitkileri de kendi özdeşleştikleri ilçelerde üretiyoruz. Samsun hem Karadeniz’in incisi hem de tarımcı birincisi konumunda. Bitkisel üretimde ülkemizde söz sahibiyiz. Ülke genelinde 11. sırada yer alıyoruz. Üretim planlamamızı da gelebilecek tehlikelere göre ve ihracatına göre yaptık” diye konuştu. – SAMSUN
]]>Şırnak’ın dağlarında sağlanan huzur ve güven ortamıyla birlikte bölgede yapılan sismik ve sondaj çalışmaları sonrasında günlük 30 bin varil petrol üretimine ulaşıldı. Gabar Dağı’nda şehit Astsubay Esma Çevik ve şehit Öğretmen Aybüke Yalçın’ın adlarının verildiği iki sahada günlük yaklaşık 30 bin varil petrol üretimi seviyesine ulaşıldı. Üretimi 2024 yılı sonunda 100 bin varile çıkarmak üzere çalışmalar yoğun şekilde devam ediyor.
Şırnak Valiliği ve Belediye Başkanlığı’nı ziyaret eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Şehit Esma Çevik SEÇ-26 No’lu Sondaj Kulesi’ni ziyaret etti. Bakan Bayraktar burada yaptığı açıklamada, “Şu saatlerde Gabar’dayız. Gabar’da Şehit Esma Çevik sahasında petrol kuyularımızın, petrol sondajlarımızın olduğu sahadayız. Dolayısı ile biz de o bilinçle ve o azim ve kararlılıkla büyük ve güçlü Türkiye yolunda burada kararlılıkla bu çalışmaları yürütüyoruz. Gabar ve Şırnak, bu bölge biliyorsunuz terör ile anılan bir bölgeydi. Yıllarca buralarda terör kol gezdi ve halkımıza huzur vermedi. Binlerce cana mal oldu. Ama bugün burada bu topraklarda, Şırnak’ta Cumhuriyet tarihinin en büyük karadaki keşfini yaptık 2021 yılında. Çok kısa bir süre içerisinde buradaki üretimi bugün itibari ile 30 bin varile çıkardık. Çok kısa bir sürede Şırnak, önümüzde ki 3 ay içerisinde inşallah hedeflerimiz o minvalde. Şırnak Türkiye’nin en büyük petrol üreten ili haline gelecek ve 2024 yılı sonuna geldiğimizde, yani 100 bin varil üretim hedefine geldiğimizde de açık ara Türkiye’nin bir numaralı petrol şehri olacak” dedi.
Bakan Bayraktar, “Biz adeta Şırnak’ı enerji üssü diye tanıtıyoruz. İnşallah sadece petrol değil, burada madenler, jeotermal kaynakları, güneş santralleri, rüzgar santralleri, inşallah Kato Dağı’nda da, Cudi Dağı’nda artık rüzgar santralleri olacak. Dolayısı ile adeta bir enerji üssü haline gelmiş bir Şırnak’ı hedefliyoruz. Bunun en önemli projelerinden bir tanesi de Gabar’da ki petrol. Bu gün bu sahalarda 30 civarında kuyu açtık. 23 kuyudan şuanda üretim yapıyoruz ve biraz önce ifade ettiğim gibi, yaklaşık 30 bin varillik bir üretim var. Bu üretimi 100 bin varile çıkarmak 2024 sonunda hedefimiz ve bu sayede Türkiye’nin sadece bu bölgeden günlük ihtiyacının yüzde 10’nunu karşılamış olacağız. Elbette ki Gabar’a bu hizmetler, bu projeler geldiği sürece buradaki istihdam alanları artacak. Hepinizin malumu, Cumhurbaşkanımız aile ve gençlik bankası ile gerek Gabar’da gerekse Sakarya gaz sahasındaki doğal gaz keşfimizin gelirlerini, milletimizin ihtiyaçları doğrultusunda sarf edilmesi ile alakalı bir vizyon ortaya koymuştur. Bu yasalaştı. Meclisimizden geçti. Dolayısı ile biz burada ki petrol üretimini arttırdıkça önce gençlerimiz, ailelerimiz başta olmak üzere burada ki zenginliği, refahı inşallah tüm milletimize yaymış olacağız. Bu bölgeye istihdam imkanları artacak. Biraz önce onu söylüyorduk. Şuanda burada bin 200 kişiye istihdam sağlıyoruz. Bunu 2024 yılının sonuna kadar 100 kuyuya çıktığımız gün inşallah bu rakam yaklaşık 5 bine çıkacaktır. ve kalıcı sürede de burada istihdam imkanları daha da artacaktır” dedi.
“Türkiye’nin farklı illerinde, bölgedeki illerde de Hakkari’de olsun, Van’da kış koşulları nedeniyle başlayamadık” diyen Bakan Bayraktar, “İnşallah ilk çeyrekte orada da başlatmayı hedefliyoruz. Lokasyonu tespit ettik. Siirt’te olmak üzere Türkiye’nin her yerinde çalışmalarımız devam ediyor. Biz Türkiye’de, ülkemizin ihtiyacı olan petrol ve doğal gazı nerede varsa orada olmak için çalışmalarımıza ve gayretlerimize devam ediyoruz. Türkiye’nin mutlaka enerjide dışa bağımlılığı konusunda büyük bir hedefimiz var. İnşallah bu hedefler doğrultusunda hep birlikte çalışacağız. Sakarya Gaz sahasında yine Cumhuriyet tarihinin en büyük doğal gaz keşfini yapmıştık. Hatırlarsanız 2020 yılında. ve çok kısa bir sürede dünya tarihinde rekor olabilecek bir sürede kıyıdan 170 km uzaklıktaki doğal gazı biz karaya çıkardık. 20 Nisan 2023 tarihinde karada bu gazı yaktık. Bu gün Sakarya Gaz sahasında üretilen gaz, şuanda evlerimizde kullanılıyor. Şebekeye bağlı ve biz onu BOTAŞ hatlarından tüketim noktalarına taşıyoruz. Elbette ki, üretimin daha artmasını bekliyoruz ve hedefliyoruz. İlk etapta 10 milyon metre küp. Ondan sonra da günlük 40 milyon metre küpe çıkıp, inşallah Türkiye’de konutların doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek seviyede bir üretime çıkmayı hedefliyoruz. Elbette Türkiye’de doğal gazda sadece evlerde değil sanayide doğal gazı kullanıyoruz, elektrik üretiminde kullanıyoruz” dedi.
21 yıl önce sadece 5 ilde doğal gaz olduğunu söyleyen Bakan Bayraktar, “Bugün içerisinde bulunduğumuz Şırnak’ta dahil olmak üzere 81 ilde doğal gaz kullanılıyor. 828 yerleşim yerinde doğalgaz gitmiş durumda. 2018 yılından beri Şırnak’ta doğal gaz var. inşallah Şırnak’a doğal gaz gitmemiş ilçelerine de önümüzde ki süreçte doğal gazı götürmek istiyoruz. Ama bunu kendi ürettiğimiz, kendi gazımızla yapmak istiyoruz. Onun için Sakarya Gaz sahasındaki çalışmalarımız devam ediyor. Gabar’ı görüyorsunuz, inşallah bu çalışmalarda tüm Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını düşürme noktasındaki çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bütün bu faaliyetlerimizden eminin 85 milyon, milletimiz büyük bir gurur duyuyor. Büyük bir memnuniyet duyuyor. Hepimiz çok büyük bir onuru yaşıyoruz burada. Çok büyük bir emek var bu işin arkasında. Tabi bundan rahatsız olanlar da var. yani Türkiye dışa bağımlı olsun, Türkiye kendi petrolünü gazını çıkarmasın diyenlerde var. Bu nokta da sayın Cumhurbaşkanımız biliyorsunuz, Türkiye yüzyılı hedefi koydu önümüze. Önümüzde ki süreçte de bu hedef doğrultusunda, bu vizyon doğrultusunda enerji de dışa bağımlılığı bitirecek tam bağımsız bir Türkiye’yi ideali ile hep birlikte, burada gördüğünüz bütün ekip ile çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
Yeni yıl ile ilgili de mesaj veren Bakan Bayraktar, “2023 yılı Cumhuriyet’imizin 100’üncü yılıydı. 2023 yılında biliyorsunuz çok büyük talihsiz hadiseler yaşandık. Özellikle 6 Şubat depremleri ülkemizin tamamını etkiledi. Sadece o bölgede ki 11 ili değil. Bir sürü can kaybımız oldu, yaralılarımız oldu. Şehirlerimiz yıkıldı. Öncelikli hedeflerimizden bir tanesi yeni yılda da inşallah deprem bölgeleridir. Çok hızlı bir şekilde, insanların normal yaşamlarını sağlayacak, tekrar sosyal iştimai ve ticari hayatı tekrar normalleştirecek çalışmaları önceliklendirme olacak. Ümit ediyorum Cenab-ı Hakk bize böyle acıları tekrar göstermesin. Onun dışında da Türkiye yüzyılı hedefleri doğrultusunda Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını düşürecek ve ülkemizi daha ileri götürecek, inşallah halkımızın gelir seviyesini arttıracak bir yıl olmasını diliyorum. Bu doğrultuda biz çalışmalarımıza devam edeceğiz. ve hep birlikte inşallah bunu başaracağız. Tüm milletimize hayırlı, huzurlu bir sene diliyorum. Biz milletimizin dualarını her daim arkamızda hissettik, onların duaları ile bugünlere geldiğimizi düşünüyoruz. Bundan sonra da dualarını onlardan bekliyoruz. Onlara layık olacağımızı, onlara mahcup olmayacak şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz. Herkese sağlık, huzurlu, güzel bir yıl diliyorum” dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar’a Vali Cevdet Atay, Belediye Başkanı Mehmet Yarka, Emniyet Müdürü Cemal Dalman, AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, TPAO Şırnak Bölge Müdürü Oğuz Şahin eşlik etti. – ŞIRNAK
]]>Bir dizi temas ve ziyaretlerde bulunmak üzere Şırnak’a gelen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Şırnak Valiliği’ni ziyaret ederek, Vali Cevdet Atay ile görüştü. Bakan Bayraktar, daha sonra Şırnak Belediyesi’ne geçerek, Belediye Başkanı Mehmet Yarka’dan kentteki çalışmalarla ilgili bilgi aldı. AK Parti İl Başkanlığı’nı da ziyaret eden Bakan Bayraktar, burada partililerle bir araya geldi. Temaslarının ardından Bakan Bayraktar, beraberindeki Bakan Yardımcıları Ahmet Berat Çonkar, Zafer Demircan, Vali Cevdet Atay, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürü Arslan Narin, Turkish Petroleum International Company (TPIC) Genel Müdürü Halim Çakmak, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Yönetim Kurulu üyesi Muhammet Faruk Aykur, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Murat Bulut, İl Emniyet Müdürü Cemal Dalman ve AK Parti Milletvekili Arslan Tatar ile Şehit Esma Çevik Üretim İstasyonunu ziyaret ederek, çalışmalar hakkında bilgi aldı. Bakan Bayraktar ve beraberindekiler, daha sonra Şehit Esma Çevik Seç-26 No’lu sondaj kulesini ziyaret etti.
‘2024 SONUNDA HEDEFİMİZ 100 BİN VARİL’
Şehit Astsubay Esma Çevik-26 petrol kuyusunu ziyaret eden Bakan Bayraktar, Gabar’daki petrol sahalarında günlük 30 bin varil üretim yapıldığını belirterek, “Birkaç saat sonra, 2024 yılına merhaba diyeceğimiz şu saatlerde, Gabar’dayız. Gabar’da, Şehit Esma Çevik sahasında, petrol sondajımızın olduğu sahadayız. Geçtiğimiz hafta şehit olan Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Gazilerimize, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Ailelerine sabır diliyorum. Onlara tüm milletimiz adına şükranlarımızı sunuyorum. Onlar büyük ve güçlü Türkiye ideali kapsamında şehit oldular. Ülkemizin savunması için, ama esas itibari ile bizlerin de burada bu faaliyeti yapabilmemiz için canlarını feda ettiler. Dolayısıyla biz de o bilinç ile ve o azim ve kararlılıkla büyük ve güçlü Türkiye yolunda burada kararlılıkla bu çalışmaları yürütüyoruz. Gabar, Şırnak ve bu bölge, terör ile anılan bir bölgeydi. Yıllarca buralarda terör kol gezdi ve halkımıza huzur vermedi. Binlerce cana mal oldu. Ama bugün burada bu topraklarda, Şırnak’ta, Cumhuriyet tarihinin karadaki en büyük keşfini yaptık. 2021 yılında ve çok kısa bir süre içerisinde buradaki üretimi, bugün itibari ile 30 bin varile çıkardık. Çok kısa bir süre içerisinde, 3 ay içerisinde Şırnak, Türkiye’nin en çok petrol üreten ili haline gelecek. 2024 yılında 100 bin varil hedefimize ulaştığımızda da açık ara Türkiye’nin en iyi ili olacak. Biz Şırnak’ı adeta enerji üssü diye tanımlıyoruz. Sadece petrol ile değil, madenler, jeotermal kaynakları, güneş, rüzgar santralleri… İnşallah Cudi ve Kato dağlarında artık rüzgar santralleri olacak. Dolayısıyla adeta bir enerji üssü haline gelmiş bir Şırnak’ı hedefliyoruz. Bunun en büyük projelerinden biri, tabii ki Gabar’daki petrol. Bugün bu sahalarda 30 civarında kuyu açtık. 23 kuyuda şu anda üretim yapıyoruz. Yaklaşık 30 bin varillik bir üretim var. Bu üretimi 2024 sonunda 100 bin varile çıkarmak hedefimiz. Sadece bu bölgeden, Türkiye’nin günlük ihtiyacının yüzde 10’unun karşılamış olacağız” dedi.
‘1200 KİŞİYE İSTİHDAM SAĞLIYOR’
Petrol sahalarında aynı zamanda istihdam sağladığını belirten Bakan Bayraktar, “Elbette ki Gabar’a bu imkanlar geldiği sürece, buradaki istihdam imkanları artacak. Cumhurbaşkanımız, Aile ve Gençlik Bankası ile gerek Gabar’dan, gerek Sakarya’daki gaz sahası gelirlerimizi, milletimizin ihtiyaçları doğrultusunda sarf edilmesi ile alakalı bir vizyon ortaya koydu. Meclisimizden geçti. Dolayısıyla biz, buradaki petrol üretimimizi arttırdıkça gençlerimize, ailelerine, buradaki refahı, zenginliği, tüm milletimize yaymış olacağız. Bu bölgeye istihdam imkanları artmış olacak. 1200 kişiye burada istihdam sağlıyoruz. 2024 yılı sonunda bu rakam 100 bin varile çıktığında, 5 bin kişiye istihdam sağlamış olacağız. Türkiye’nin farklı illerinde de Hakkari’de ve Van’da, kış koşulları nedeniyle başlayamadık, inşallah ilk çeyrekte orda da başlamayı düşünüyoruz. Lokasyonumuzu tespit ettik. Siirt’te de olmak üzere, Türkiye’nin her yerinde çalışmalarımız devam ediyor. Biz Türkiye’de ülkemizin ihtiyacı olan petrol ve doğalgazı bulmak için nerde varsa çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Türkiye’nin mutlaka dışa bağımlılığını düşürmek gibi bir hedefimiz var inşallah bu hedefimize ulaşacağız” diye konuştu.
‘TÜRKİYE’DE KONUTLARIN GAZ İHTİYACINI KARŞILAYABİLECEK BİR SEVİYEDE ÜRETİM HEDEFLİYORUZ’
Türkiye’nin enerji üretiminde dışa bağımlılığını düşürecek çalışmaların sürdüğünü belirten Bakan Bayraktar, şöyle dedi:
“Sakarya gaz sahasında yine Cumhuriyet tarihinin en büyük doğalgaz keşfini yapmıştık. 2020 yılında çok kısa bir süre içerisinde dünya tarihinde bir rekor olabilecek düzeyde kıyıdan 170 kilometre uzaklıktaki bir doğalgazı biz karaya çıkardık. 2023 Nisan ayında biz o gazı yaktık. Bugün Sakarya gaz sahasında üretilen gaz şuanda evlerimizde kullanılıyor. Ebette üretimin daha da artmasını bekliyoruz. İlk etapta 10 milyon metreküp, ondan sonra da günlük 40 milyon metreküpe çıkıp, inşallah Türkiye’de konutların doğal gaz ihtiyacını karşılayabilecek seviyede bir üretime çıkmayı hedefliyoruz. Elbette Türkiye’de doğalgaz sadece evlerde değil sanayide, elektrik üretiminde de kullanıyoruz. Bundan 21 yıl önce sadece 5 ilde doğalgaz vardı, şimdi Şırnak dahil olmak üzere 81 ilde doğal gaz kullanılıyor. 828 yerleşim yerine doğalgaz gitmiş durumda. 2018 yılından beri Şırnak’ta doğalgaz var inşallah Şırnak’ın doğalgaz gitmeyen ilçelerine önümüzdeki süreçte doğalgaz götürmeyi hedefliyoruz. Bunu kendi ürettiğimiz gaz ile yapmayı hedefliyoruz. Tüm bu faaliyetlerimizden 85 milyon milletimiz gurur duyuyordur. Memnuniyet duyuyordur. Çok büyük bir emek var bu işin arkasında, tabi bundan rahatsız olanlar da var. ‘Türkiye dışa bağımlı olsun, Türkiye kendi petrolünü gazını çıkarmasın’ diyenler de var. Ama biz bu noktada, Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Türkiye Yüzyılı’ hedefi doğrultusunda, enerjide dışa bağımlılığı düşürecek ‘Tam Bağımsız Türkiye’ ideali ile hep birlikte çalışıyoruz.”
]]>Şırnak’ın dağlarında sağlanan huzur ve güven ortamıyla birlikte bölgede yapılan sismik ve sondaj çalışmaları sonrasında günlük 30 bin varil petrol üretimine ulaşıldı. Gabar Dağı’nda şehit Astsubay Esma Çevik ve şehit Öğretmen Aybüke Yalçın’ın adlarının verildiği iki sahada günlük yaklaşık 30 bin varil petrol üretimi seviyesine ulaşıldı. Üretimi 2024 yılı sonunda 100 bin varile çıkarmak üzere çalışmalar yoğun şekilde devam ediyor.
Şırnak Valiliği ve Belediye Başkanlığı’nı ziyaret eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Şehit Esma Çevik SEÇ-26 No’lu Sondaj Kulesi’ni ziyaret etti. Bakan Bayraktar burada yaptığı açıklamada, “Şu saatlerde Gabar’dayız. Gabar’da Şehit Esma Çevik sahasında petrol kuyularımızın, petrol sondajlarımızın olduğu sahadayız. Dolayısı ile biz de o bilinçle ve o azim ve kararlılıkla büyük ve güçlü Türkiye yolunda burada kararlılıkla bu çalışmaları yürütüyoruz. Gabar ve Şırnak, bu bölge biliyorsunuz terör ile anılan bir bölgeydi. Yıllarca buralarda terör kol gezdi ve halkımıza huzur vermedi. Binlerce cana mal oldu. Ama bugün burada bu topraklarda, Şırnak’ta Cumhuriyet tarihinin en büyük karadaki keşfini yaptık 2021 yılında. Çok kısa bir süre içerisinde buradaki üretimi bugün itibari ile 30 bin varile çıkardık. Çok kısa bir sürede Şırnak, önümüzde ki 3 ay içerisinde inşallah hedeflerimiz o minvalde. Şırnak Türkiye’nin en büyük petrol üreten ili haline gelecek ve 2024 yılı sonuna geldiğimizde, yani 100 bin varil üretim hedefine geldiğimizde de açık ara Türkiye’nin bir numaralı petrol şehri olacak” dedi.
Bakan Bayraktar, “Biz adeta Şırnak’ı enerji üssü diye tanıtıyoruz. İnşallah sadece petrol değil, burada madenler, jeotermal kaynakları, güneş santralleri, rüzgar santralleri, inşallah Kato Dağı’nda da, Cudi Dağı’nda artık rüzgar santralleri olacak. Dolayısı ile adeta bir enerji üssü haline gelmiş bir Şırnak’ı hedefliyoruz. Bunun en önemli projelerinden bir tanesi de Gabar’da ki petrol. Bu gün bu sahalarda 30 civarında kuyu açtık. 23 kuyudan şuanda üretim yapıyoruz ve biraz önce ifade ettiğim gibi, yaklaşık 30 bin varillik bir üretim var. Bu üretimi 100 bin varile çıkarmak 2024 sonunda hedefimiz ve bu sayede Türkiye’nin sadece bu bölgeden günlük ihtiyacının yüzde 10’nunu karşılamış olacağız. Elbette ki Gabar’a bu hizmetler, bu projeler geldiği sürece buradaki istihdam alanları artacak. Hepinizin malumu, Cumhurbaşkanımız aile ve gençlik bankası ile gerek Gabar’da gerekse Sakarya gaz sahasındaki doğal gaz keşfimizin gelirlerini, milletimizin ihtiyaçları doğrultusunda sarf edilmesi ile alakalı bir vizyon ortaya koymuştur. Bu yasalaştı. Meclisimizden geçti. Dolayısı ile biz burada ki petrol üretimini arttırdıkça önce gençlerimiz, ailelerimiz başta olmak üzere burada ki zenginliği, refahı inşallah tüm milletimize yaymış olacağız. Bu bölgeye istihdam imkanları artacak. Biraz önce onu söylüyorduk. Şuanda burada bin 200 kişiye istihdam sağlıyoruz. Bunu 2024 yılının sonuna kadar 100 kuyuya çıktığımız gün inşallah bu rakam yaklaşık 5 bine çıkacaktır. ve kalıcı sürede de burada istihdam imkanları daha da artacaktır” dedi.
“Türkiye’nin farklı illerinde, bölgedeki illerde de Hakkari’de olsun, Van’da kış koşulları nedeniyle başlayamadık” diyen Bakan Bayraktar, “İnşallah ilk çeyrekte orada da başlatmayı hedefliyoruz. Lokasyonu tespit ettik. Siirt’te olmak üzere Türkiye’nin her yerinde çalışmalarımız devam ediyor. Biz Türkiye’de, ülkemizin ihtiyacı olan petrol ve doğal gazı nerede varsa orada olmak için çalışmalarımıza ve gayretlerimize devam ediyoruz. Türkiye’nin mutlaka enerjide dışa bağımlılığı konusunda büyük bir hedefimiz var. İnşallah bu hedefler doğrultusunda hep birlikte çalışacağız. Sakarya Gaz sahasında yine Cumhuriyet tarihinin en büyük doğal gaz keşfini yapmıştık. Hatırlarsanız 2020 yılında. ve çok kısa bir sürede dünya tarihinde rekor olabilecek bir sürede kıyıdan 170 km uzaklıktaki doğal gazı biz karaya çıkardık. 20 Nisan 2023 tarihinde karada bu gazı yaktık. Bu gün Sakarya Gaz sahasında üretilen gaz, şuanda evlerimizde kullanılıyor. Şebekeye bağlı ve biz onu BOTAŞ hatlarından tüketim noktalarına taşıyoruz. Elbette ki, üretimin daha artmasını bekliyoruz ve hedefliyoruz. İlk etapta 10 milyon metre küp. Ondan sonra da günlük 40 milyon metre küpe çıkıp, inşallah Türkiye’de konutların doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek seviyede bir üretime çıkmayı hedefliyoruz. Elbette Türkiye’de doğal gazda sadece evlerde değil sanayide doğal gazı kullanıyoruz, elektrik üretiminde kullanıyoruz” dedi.
21 yıl önce sadece 5 ilde doğal gaz olduğunu söyleyen Bakan Bayraktar, “Bugün içerisinde bulunduğumuz Şırnak’ta dahil olmak üzere 81 ilde doğal gaz kullanılıyor. 828 yerleşim yerinde doğalgaz gitmiş durumda. 2018 yılından beri Şırnak’ta doğal gaz var. inşallah Şırnak’a doğal gaz gitmemiş ilçelerine de önümüzde ki süreçte doğal gazı götürmek istiyoruz. Ama bunu kendi ürettiğimiz, kendi gazımızla yapmak istiyoruz. Onun için Sakarya Gaz sahasındaki çalışmalarımız devam ediyor. Gabar’ı görüyorsunuz, inşallah bu çalışmalarda tüm Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını düşürme noktasındaki çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bütün bu faaliyetlerimizden eminin 85 milyon, milletimiz büyük bir gurur duyuyor. Büyük bir memnuniyet duyuyor. Hepimiz çok büyük bir onuru yaşıyoruz burada. Çok büyük bir emek var bu işin arkasında. Tabi bundan rahatsız olanlar da var. yani Türkiye dışa bağımlı olsun, Türkiye kendi petrolünü gazını çıkarmasın diyenlerde var. Bu nokta da sayın Cumhurbaşkanımız biliyorsunuz, Türkiye yüzyılı hedefi koydu önümüze. Önümüzde ki süreçte de bu hedef doğrultusunda, bu vizyon doğrultusunda enerji de dışa bağımlılığı bitirecek tam bağımsız bir Türkiye’yi ideali ile hep birlikte, burada gördüğünüz bütün ekip ile çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
Yeni yıl ile ilgili de mesaj veren Bakan Bayraktar, “2023 yılı Cumhuriyet’imizin 100’üncü yılıydı. 2023 yılında biliyorsunuz çok büyük talihsiz hadiseler yaşandık. Özellikle 6 Şubat depremleri ülkemizin tamamını etkiledi. Sadece o bölgede ki 11 ili değil. Bir sürü can kaybımız oldu, yaralılarımız oldu. Şehirlerimiz yıkıldı. Öncelikli hedeflerimizden bir tanesi yeni yılda da inşallah deprem bölgeleridir. Çok hızlı bir şekilde, insanların normal yaşamlarını sağlayacak, tekrar sosyal iştimai ve ticari hayatı tekrar normalleştirecek çalışmaları önceliklendirme olacak. Ümit ediyorum Cenab-ı Hakk bize böyle acıları tekrar göstermesin. Onun dışında da Türkiye yüzyılı hedefleri doğrultusunda Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını düşürecek ve ülkemizi daha ileri götürecek, inşallah halkımızın gelir seviyesini arttıracak bir yıl olmasını diliyorum. Bu doğrultuda biz çalışmalarımıza devam edeceğiz. ve hep birlikte inşallah bunu başaracağız. Tüm milletimize hayırlı, huzurlu bir sene diliyorum. Biz milletimizin dualarını her daim arkamızda hissettik, onların duaları ile bugünlere geldiğimizi düşünüyoruz. Bundan sonra da dualarını onlardan bekliyoruz. Onlara layık olacağımızı, onlara mahcup olmayacak şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz. Herkese sağlık, huzurlu, güzel bir yıl diliyorum” dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar’a Vali Cevdet Atay, Belediye Başkanı Mehmet Yarka, Emniyet Müdürü Cemal Dalman, AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, TPAO Şırnak Bölge Müdürü Oğuz Şahin eşlik etti. – ŞIRNAK
]]>Demir, AA muhabirine, “yerli ve milli” kavramının Türkiye’nin olmazsa olmazı olduğunu söyledi.
Yapacakları işlerde olabildiğince yerli şirketlere inisiyatif vermek istediklerini dile getiren Demir, “Risk almayınca yerli üretim olmuyor. Bu riskleri almak için de biraz cesaret lazım, biraz riski hesaplamak lazım ama fırsat vermezsek bunlar olmaz. Fırsat verirken de belirli bedeller ödenebilir mi, ödenebilir. Ama uzun vadede ödeyeceğimiz bedel dışarı bağımlı kalarak, kısa vadede ödeyeceğimiz bazı küçük bedellerden çok daha fazla olacaktır. Bunu görmek gerekiyor. Bunu savunmada biz çok net gördük.” diye konuştu.
KARDEMİR Döküm Makine Sanayi ve Ticaret AŞ’yi (KARDÖKMAK) bu anlamda öne çıkarmayı düşündüklerini anlatan Demir, şöyle devam etti:
“Orada yapılacak butik çalışmalar, demir çelik enstitümüzün ve üniversitemizin de katkısıyla bizi bu alanda öne geçirebilir. Ayrıca döküm unsuru var. Türkiye’nin çeşitli döküm tesisleri var ama döküm hassas bir konu. Özellikle daha girift, sofistike parçaların veya yüksek kalite alaşımların yapılması, alaşımdan sonra döküm safhasının, özellikle bazı dökümlerin yapımı önemli bir unsur. Mesela gaz türbinlerinde tek kristal büyütmüş malzemeye ihtiyacımız var. Bununla ilgili proje başlatmıştık. Başarılı sonuçlar aldık. Bu devam edecek. Yarın bizim yüzlerce, binlerce motor yaptığımızı düşündüğümüz zaman bu tür malzemelere çok daha fazla ihtiyaç olacak. Bu teknolojilerin ne olduğunu, hangi aşamada olduğunu, burada bizlerin ne yapabileceğini gündeme taşımak lazım.”
Bir taraftan KARDEMİR’in üretim hacminin 3,5 milyon ton civarına taşımasıyla ilgili unsurları düşünürken diğer taraftan da katma değerli üretimlerin gündeme alınması gerektiğini vurgulayan Demir, “Ray, tekerlek, aks gibi konularda da çalışmalar devam ediyor. Tekerlek seti olarak satış işlemine geçeceğiz. Onunla ilgili yatırımlarımız var. Gerekirse daha da yatırımlar yapılacak. Türkiye’deki sanayiyle entegre olunacak. Karabük için KARDEMİR çok önemli, Türkiye için önemli.” ifadelerini kullandı.
“Yeşil çelik üretiminde adımlar atmak istiyoruz”
Demir, insana, çevreye, ülkeye saygı gereği sorumluluklarının olabildiğince çevre dostu üretime yönelmek olduğunu bildiklerini belirterek, “Bu konuda çok hassasız, hassas olacağız. Bu konuda yapılacak yatırımların asla israf olmadığını, olmayacağını ve olmaması gerektiğini biliyoruz. Bu tür yatırımların hem devlet hem uluslararası alanda çeşitli destekleri var. Bu destekleri de olabildiğince kullanmak ve bir an önce yeşil çelik üretiminde adımlar atmak istiyoruz.” şeklinde konuştu.
Yeşil çelik konusunda işbirliklerine hazır olduklarını bildiren Demir, bu alanda teknolojiyi de kullanmak istediklerini kaydetti.
Demir, KARDEMİR’in teknoloji konusunda da yatırımlar yaptığına ve kendisini sürekli geliştirdiğine değinerek, “KARDEMİR ilk adım olarak ERP sisteminin birinci fazını entegre etmiş durumda. İkinci fazına geçiş çalışmaları devam ediyor. Üretimin her safhasının verilerinin hassas şekilde alınabilmesi, biriktirilmesi ve bunun analizi çok önemli.” dedi.
“İstanbul ve Ankara’da küçük Teknopark ofisleri açıp işbirliği yapmak istiyoruz”
Karabük Üniversitesinin teknoloji konusunda fabrikaya önemli katkısı olacağını düşündüklerini dile getiren Demir, “Demir Çelik Enstitüsü şu anda üniversitemizde kurulmuş durumda. Yetkin bir laboratuvarı var. Diğer taraftan Teknoparkın ve orada oluşturulacak belirli şirketlerin de demir çelik üretimi konusunda katkıda bulunmasını bekliyoruz. Karabük’ten dışarıya çeşitli bilgi transferleri yapmak ve belirli kabiliyetleri daha etkin kullanabileceğimiz, laboratuvar imkanlarını kullanabileceğimiz çeşitli kabiliyetli araştırmacılarımızı da işin içine katabileceğimiz şekilde gerek İstanbul gerekse Ankara’da küçük Teknopark ofisleri açıp işbirliği yapmak istiyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Demir, KARDEMİR olarak tek başlarına değil, bağlı şirketlerle de belirli bir güç çerçevesi oluşturduklarına işaret ederek, şu bilgileri verdi:
“Özellikle KARDÖKMAK ve KARÇEL düşünüldüğünde savunma sanayi sektöründe hizmet etmesini beklediğimiz yüksek alaşımlı, yüksek nitelikli çelik ve malzemelerin üretimi de bizi çeken bir konu. O daha butik, yani yıllık tüketimine baktığınızda 1000 tonu geçmeyecek bir rakam var. Bir entegre tesisin kapasitesini düşündüğünüzde çok küçük bir miktar ama belki o 1000 ton yıllık üretiminizin hepsinin getireceği değeri, getirecek nitelikte de bir değeri var. Hem ülkemiz için de stratejik. O açıdan da KARDÖKMAK’ı, hem çevre alanlarında hem de bu teknolojilerde kullanmak istiyoruz. KARÇEL’in de Demir Çelik Enstitüsünün katkılarıyla çelik konstrüksiyon binaların artık Türkiye’de etkin olması gerektiği, burada da belirli çözümleri çözüm ortaklarıyla hayata geçirmek üzere hem yurt içinde hem de yurt dışında faaliyetler yapmasını bekliyoruz.”
“Üçüncü çeyrekte 1,2 milyar liranın üzerinde karımız oldu”
Demir, 2023’ün bazı sıkıntıların yaşandığı bir yıl olduğuna, buna rağmen KARDEMİR için iyi geçtiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Üçüncü çeyrekte 1,2 milyar liranın üzerinde karımız oldu. Yıl sonunda bunun daha da artmasını bekliyoruz. Bu da genelde sektörü düşündüğümüzde başarılı bir sonuç. Bu yıl içinde belirli yatırımlar yapıldı. Yatırımların bir kısmının tamamlanmasına yaklaşıldı, bir kısmının da belli aşamaları geçildi. 2024 bütçemize de yine önemli yatırımlar koymayı düşünüyoruz. Haddehanemizde belli iyileştirmeler yapıldı, yapılmaya devam ediliyor. Yine üretim tesislerimizin tam kapasite kullanılması için üretim zincirimizin bütün aşamalarının da koordine edilmesi açısından belirli adımlar atıldı. Belirli analizler yapıldı. O analizlerin neticesinde ortaya çıkan iyileştirmeler adım adım uygulanıyor, uygulanmaya devam ediyor. Yine daha kapsamlı bir stratejik plan çalışmamız aşama aşama devam ediyor.”
Yeni yılın daha da iyi geçmesi için gerekli çalışmaları yapacaklarını vurgulayan Demir, “Yatırımlar işin esası. Karlılık da tabii yatırımların lokomotifi oluyor bir anlamda. Tabii bu bir zincir. Bu zincirin her adımında israfa mahal vermeden en verimli şekilde çalışmaları yürütmek niyetindeyiz. Yatırım kararı alınması önemli. Tabii her yatırım o yıl içinde bitecek diye bir kural yok. Bazıları çok uzun soluklu olabilir veya bazıları birbirinin arkasında gelen yatırımlar olabiliyor. Önümüzdeki dönemin bizim için en önemli konularından biri de yeşil çelik meselesi olacak. Kendi enerji üretimimizle ilgili belirli konuları masaya yatırdık. Güneş enerjisi gibi konuları da düşünüyoruz.” diye konuştu.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2023 yılı Bitkisel Üretim İstatistikleri’ni paylaştı. Buna göre, üretim miktarları, 2023 yılında bir önceki yıla göre tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde (yem bitkileri hariç) yüzde 10,3; sebzelerde yüzde 0,6; meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde yüzde 2,3 oranında arttı. Buna göre 2023 yılında tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde 77,7 milyon ton; sebzelerde 31,8 milyon ton; meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde 27,4 milyon ton üretim gerçekleşti.
Tahıl üretimi 2023 yılında bir önceki yıla göre arttı
Tahıl ürünleri üretim miktarları 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 9,1 oranında artarak yaklaşık 42,2 milyon ton olarak gerçekleşti.
Bir önceki yıla göre, buğday üretimi yüzde 11,4 oranında artarak 22 milyon ton, arpa üretimi yüzde 8,2 oranında artarak 9,2 milyon ton, çavdar üretimi yüzde 11,7 oranında artarak 305 bin ton, yulaf üretimi yüzde 12,3 oranında artarak 410 bin ton oldu.
Kuru baklagiller grubunda nohut, kuru fasulye ve kırmızı mercimek üretimi sırasıyla 580 bin ton, 240 bin ton ve 424 bin ton oldu. Yumru bitkilerden patates ise bir önceki yıla göre yüzde 9,6 oranında artarak 5,7 milyon ton üretildi.
Yağlı tohumlardan soya üretimi yüzde 11,3 oranında azalarak 137,5 bin ton, ayçiçeği üretimi ise yüzde 13,8 azalarak yaklaşık 2,2 milyon ton oldu.
Şeker pancarı üretimi yüzde 22,1 oranında artarak 23,5 milyon ton olarak gerçekleşti.
Sebze üretimi 2023 yılında bir önceki yıla göre arttı
Sebze ürünleri üretim miktarı 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 0,6 artarak yaklaşık 31,8 milyon ton olarak gerçekleşti.
Sebzeler grubu ürünlerinden domateste yüzde 2,3, kuru soğanda yüzde 10,6, salçalık kapya biberde yüzde 8,2 oranında üretim artışı; karpuzda yüzde 7,3, kavunda yüzde 11,6, hıyarda yüzde 3,4 oranında üretim azalışı oldu.
Meyve üretimi 2023 yılında bir önceki yıla göre arttı
Meyveler, içecek ve baharat bitkileri üretim miktarı 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,3 oranında artarak yaklaşık 27,4 milyon ton olarak gerçekleşti.
Meyveler grubunda, bir önceki yıla göre elmada yüzde 4,5, zeytinde yüzde 48,9 üretim miktarı azaldı. Şeftali ve nektarin toplamında yüzde 6,8, kirazda yüzde 12,3, vişnede yüzde 19,5 oranında üretim arttı.
Turunçgil meyvelerinden mandalinada yüzde 58,3, portakalda yüzde 74,8, limonda yüzde 75,8 oranında üretim artarken, sert kabuklu meyvelerden fındıkta yüzde 15,0, Antep fıstığında yüzde 26,4 oranında üretim azaldı. Cevizde ise yüzde 7,5 oranında üretim arttı.
Muz üretiminde yüzde 6,7 oranında azalış gerçekleşti.
Süs bitkileri üretimi 2023 yılında bir önceki yıla göre arttı
Süs bitkileri üretim miktarı 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 4,0 oranında arttı.
Süs bitkileri üretimi içinde kesme çiçeklerin yüzde 65,3, diğer süs bitkilerinin ise yüzde 34,7’lik bir paya sahip olduğu görüldü.
Bir önceki yıla göre kesme çiçek üretiminde yüzde 0,8 azalış, diğer süs bitkileri üretiminde ise yüzde 14,5 oranında artış gerçekleşti. – ERZİNCAN
]]>Kırsal kalkınmanın sağlanması amacıyla tarımsal projelerin geliştirilmesi yönünde önemli çalışmalar ortaya koyan Nilüfer Belediyesi, Bursa Uludağ Üniversitesi ile yeni bir projenin protokolünü imzaladı. Projeyle Nilüfer’de ikamet eden ve tarımsal faaliyetlerle uğraşan kişilerle yüz yüze anket çalışması yapılacak. Böylece bitkisel ve hayvansal üretim performansı, tarım makinesi ve teçhizatlarının envanteri oluşturulacak. Muhtarların da programa katılımı ile sürdürülebilir tarımsal üretim envanter yönetimi yazılım programı ve network teknolojisi kullanımı güncellenecek bir web uygulaması geliştirilecek. Geliştirilen yazılımın mümkün olan en geniş kullanıcı kitlesine hitap etmesi ve kullanıcıların işletme yönetim sistemlerine en doğru şekilde entegre olmaları sağlanacak. Nilüfer’de tarımsal üretim açısından kapsamlı bir veri tabanının oluşturulmasının yanı sıra üretim artışının sağlanması, üreticinin girdi maliyetlerine ucuza ulaşması ve pazarlama sorunlarının giderilmesine yardımcı olarak hem üretim ve verimlilik, hem de rekabet etme gücü artırılacak.
Konuyla ilgili protokol imzalarının ardından açıklama yapan Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem, bu çalışmanın tüm kente yayılması gerektiğini vurguladı. Hem tarımda verimliliği artırabilmek, hem de sağlıklı gıdaya ulaşabilmek konusunda önemli çalışmalar yürüttüklerini hatırlatan Erdem, hemen arkasından gelen pandeminin toprağın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdiğini vurguladı. Açıklamasında kent için sanayinin de önemli olduğunu belirten Erdem, “Ama Bursa’da bir karar vermemiz lazım. Sanayiyi mi destekleyeceğiz? Tarımı mı? ya da ikisini nasıl bir araya getirip, entegre edip, daha verimli hale getireceğiz? Tabi bunun kararı sizin bilim yuvası üniversitenin vereceği değerler üzerinden açıklanmalı. Umarım iyi bir örnek olarak ortaya çıkar” diye konuştu.
BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz da büyük verinin tılsımlı bir kelime haline geldiğini belirterek, kurumlar ya da makro ölçekteki tüm yapıların kendi yapısına hakim olma ve yönetme gayretinde olduğunu kaydetti. Kendilerinin de üniversitede veriler peşinden koştuklarını söyleyen Yılmaz, “Üniversite, sanayi dilimize dolanmış durumda ama bunun içinde tarımsal sanayi ve temelde tarımın kendisi yatıyor. Özellikle uluslararası sistemin bu denli gerildiği ortamlarda kendine tarımsal üretim olarak yetebilme kıymet arz ediyor. O yüzden kıymetli proje” dedi.
Protokolle ilgili bilgi veren BUÜ Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şule Turhan da asıl amacın Nilüfer İlçesi’nde tarımsal üretim yapan tüm üreticilerin envanterini çıkarmak olduğunu söyledi. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 14 Eylül 2023 tarihinde yeni bir yönetmelik çıkardığını ifade eden Turhan, “Tarımsal üretimde planlı döneme geçiş başladı. Bir senelik bir süreç var. Dolayısıyla Türkiye’nin her bölgesinde kurumsal üretimle ilgili tüm verilerin dikkatli şekilde hesaplanması gerekiyor. En büyük eksiklerimizden biri bu. ÇKS var ama maalesef ülkemiz genelinde yüzde 60 civarında da kayıtlı olmayan üreticimiz var. Bu projedeki amacımız Nilüfer Bölgesi’nde yer alan tarımsal üretimle ilgilenen tüm üreticilerin sayısını, arazi miktarını, hayvan varlığı ve bitkisel üretimle ilgili tüm verileri ortaya çıkarabilmek” dedi.
BUÜ Ziraat Fakültesi’nde hayvansal üretimle ilgili Prof. Dr. İbrahim Ak, bitkisel üretimle ilgili Doç. Dr. Oya Kaçar ve gıda mühendisliğinden de Prof. Dr. Ozan Gürbüz ile birlikte bu projeye başladıklarını anlatan Turhan, yüksek lisans ve doktora düzeyinde 15 öğrencinin de çalışma içinde yer alacağını ekledi. Bir bilgisayar programı aracılığıyla sisteme oturtmayı, düzenli olarak tüm verileri yıl bazında tutulmasını sağlamayı planladıklarını ifade eden Turhan, proje ekibinde yer alan yazılımcı bir arkadaşlarının FAMBOOST isimli bir çalışma ortaya koyacağını açıkladı. Projenin, Türkiye’de ilk olacağını söyleyen Turhan, Türkiye’nin diğer bölgelerine de yayılmasını sağlayacaklarını sözlerine ekledi. – BURSA
]]>İncirde çeşit ve verimliliğin artırılması, tarımda alternatif ürün oluşturulması, kapama incir bahçelerinin sayısının artırılarak incir yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması ile yüksek verim ve kaliteli meyveler elde ederek üreticilerin gelir seviyelerinin yükseltilmesini amaçlayan proje bünyesinde 13 ilçede 478 üreticiye, yüzde 50 hibeli olarak toplam 14 bin 654 adet incir fidanı dağıtıldı.
Endemik bir incir türü olan ‘Tarsus Siyahı’ ve ‘Mut Beyazı’ üretimini artırmak, rekoltesini yükseltmek ve ihracata uygun bir tür olduğu için üreticinin kar elde etmesini sağlamak için başlatılan proje çerçevesinde Türkiye’de incir üretiminde dördüncü sırada olan Mersin’in ilk sıraya taşınması hedefleniyor.
“Özellikle Tarsus, incir üretiminde stratejik bir konumda”
İncirin Mersin ve özellikle Tarsus için stratejik bir konumu olduğunu kaydeden Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı Ziraat Mühendisi Hasan Özdemir, özellikle ‘Tarsus Siyahı’ incirinin üretiminin artırılması için destek verdiklerini söyledi. ‘Bursa Siyahı’ türündeki incirin ülke genelinde duyulduğunu, ancak erkenci olan ‘Tarsus Siyahı’nın çok bilinmediğine dikkat çeken Özdemir, “Tarsus siyahı erkenci olduğu için, ihracat potansiyeli yüksek bir çeşit. Bursa siyahına nazaran erken çıkmasından dolayı, piyasa eder miktarı daha yüksek oluyor. Bu nedenle verdiğimiz desteklerle, endemik bir tür olan Tarsus Siyahının yaygınlaştırılmasını, geliştirilmesini ve üretim rekoltesinin artırılmasını amaçlıyoruz” ifadelerine yer verdi. Üreticinin 5-6 yıl içerisinde verim almaya başlayabileceğini kaydeden Özdemir, sonraki yıllarda bu verimin katlanarak devam edeceğini belirtti.
“Siyah incirde yurt dışı, beyaz incirde yurt içi piyasayı hedefliyoruz”
Mersin’in yaş incir üretiminde Türkiye genelinde dördüncü sırada olduğunu ifade eden Özdemir, “Türkiye genelindeki sıralamada daha üst sıralara gelme hedefimiz var. Siyah incirde yurt dışı, beyaz incirde ise yurt içi piyasayı hedefliyoruz. Rağbet görmesi ise, sürdürülebilir olması için çok önemli. Sürdürülebilir duruma gelinmesi için de daha farklı destekleme modellerine başvuracağız” diye konuştu.
“İncirin üretim alanı daha da genişliyor”
Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Ziraat Teknikeri Hakan Aykut ise, “13 ilçenin incir yetişilebilecek her yerine, siyah ve beyaz incir çeşidi olarak dağıtım yapıyoruz. Mut’ta da Mut ilçesinin kendine özgü bir çeşidini dağıttık” dedi. Aykut, Mersin Büyükşehir Belediyesinin destekleri sayesinde incirin üretim alanının arttığının altını çizerek, “Büyükşehir belediyemizin bu katkıları ile birlikte, incirin üretim alanı daha da genişliyor ve bunun çarpan etkileri var. Örneğin şu an üreticilerimiz taze olarak tüketemediği incirleri, kurutma tesisinde kurutarak daha uzun süreli muhafaza ediyor ve satış portföylerini genişletiyorlar” ifadelerini kullandı.
Üretici, verilen destekler sayesinde rahat bir nefes alıyor
Kalburcu köyünde üretimle ilgilenen emekli ebe Derya Akın da torunlarına kalıcı olması için incir dikeceğini söyledi. Emekli olduğundan itibaren üzüm ve zeytin üretimiyle ilgilendiğini kaydeden Akın, “Gücümün yettiği kadar üretmeye çalışıyorum. Belediyenin destekleri sayesinde az da olsa nefes aldık. Bunun ekimi var, dikimi var, yerinin hazırlaması var. İşçilik de dahil. Desteklerin artmasını isterim” şeklinde konuştu.
İncir fidanı desteğinden faydalanan üreticilerden Ali Soydan ise, “Böyle destekler tarım için, ülke için güzel bir şey, bizim için velinimettir. Her zaman yapılmasını temenni ederim” dedi. Destek ile ticaretini yapmak üzere incir üretmeye başlayacağını söyleyen Soydan, “Şimdi daha da çok üreteceğiz” sözlerine yer verdi. – MERSİN
]]>Tesla üretim makinesi, bir mühendisi yaraladı
Tesla, 2022 AI günü etkinliğinde Optimus projesini tanıtmıştı. İnsan hayatına yardımcı olması beklenen robotun bilim-kurgu filmlerindeki gibi dünyayı ele geçirmesinden korkulmuyor değil. Bugün ortaya çıkan ve birçok önemli kaynak tarafından paylaşılan “Tesla robotu insana saldırdı” haberinin sanıldığı gibi Optimus insansı robotu ile bir alakası yok.
Gece saatlerinde Daily Mail gazetesinde ilginç bir haber yayınlandı. Bir Tesla mühendisi, şirketin Austin yakınlarındaki Giga Texas fabrikasında kötü bir olay yaşadı. Habere göre Tesla üretim robotu, bir anda yanındaki mühendise saldırdı.
Tesla’dan 2023 raporu! Kriz teğet geçti
Birçok kaynak tarafından insansı robot gibi paylaşılsa da olayı gerçekleştiren araç, Tesla arabası üretiminin bir parçası. Özetle anlatmak gerekirse robot, yeni dökülmüş alüminyum araba parçalarını yakalayıp taşımak için tasarlanmış bir makine. Sorunun yazılımsal bir anlık hatadan gerçekleştiği düşünülüyor. Yine de durum, iş yerlerindeki otomatik robotların insan hayatı için oluşturduğu risklere bir örnek teşkil ediyor.

Yaralanma vakasına gelecek olursak Tesla üretim robotu, bir anlık hatayla çalışana karşı saldırıya geçti. Robot, çalışanın sırtında ve kolunda yaralar oluşturdu. Kaza sırasında mühendis, dalgınlıkla robot çalışma alanına mı girdi, yoksa robot bir anda arıza verip çalışanı mı algıladı? Bu konu hakkında net bir detay bulunmuyor.
Öte yandan olayda iki tane de görgü tanığı bulunuyor. Acil kapatma düğmesiyle üretim robotu kapatıldıktan sonra kazanın mağduru mühendisin sol kolunda kanayan bir yara oluştuğu gözlemlendi. Bu olay, DailyMail.com tarafından incelenen 2021 yaralanma raporunda ortaya çıktı.
]]>