(ANKARA) – Ankara’da 15 Temmuz 2020’de antrenman dönüşünde alkollü sürücü Çağdaş Şenyüz’ün çarpıp kaçması sonucu yaşamını yitiren bisiklet sporcusu 19 yaşındaki Umut Gündüz’ün ölümünün üzerinden dört yıl geçti. ANKA Haber Ajansı’na konuşan baba Menderes Gündüz, “Oğlumun katili şu anda Ankara’nın sokaklarında yasaların vermiş olduğu cesaret ve güvenle özgür bir şekilde dolaşarak yeni işleyebileceği suç ve suçlar için zemin arıyor” dedi.
Ankara Batıkent’te antrenmandan dönenen Umut Gündüz’ü alkollü sürücü Çağdaş Şenyüz aracıyla çarparak öldürdü. Olayın ardından gözaltına alınan ve 1,53 promil alkollü olduğu belirlenen Şenyüz, mahkemece tutuklandı. Şenyüz, 4 ay sonra tahliye edildi. Bilirkişi raporunda Umut Gündüz’ün, yolun sağ şeridinden eksiksiz teçhizatla gittiği, kaskında ve bisikletinde sürücüleri uyarmak için ışıklandırma bulunduğu ve kusursuz olduğu belirtildi. Şenyüz’ün ise “asli kusurlu” olduğu kaydedildi.
Ankara 57’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde 6 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan sanık Şenyüz’e “taksirle ölüme neden olmak” suçundan önce 5 yıl 4 ay hapis cezası verildi. Daha sonra bu ceza “iyi hal indirimi” uygulanarak 4 yıl 5 ay 10 güne indirildi. Dört ay cezaevinde kalan Şenyüz, tutuklu kaldığı süre göz önünde bulundurularak yeniden cezaevine girmemiş, Umut Gündüz’ün ailesi 28 Ocak’ta İstinaf Mahkemesi’ne başvurmuştu.
“Yasaların vermiş olduğu cesaret ve güvenle…”
Umut Gündüz’ün babası Menderes Gündüz, ANKA Haber Ajansı’na geçen 4 yılda yaşadıklarını anlattı. Baba Menderes Gündüz, “15 Temmuz 2020 tarihinde lisanslı bisiklet sporcusu oğlumuz antrenman dönüşü alkollü bir sürücünün çarpıp kaçması sonucunda öldürüldü. Ölümünün akabinde tutuklu olarak yargılanan sanık 4 ayın sonunda ‘uzun tutukluluk’ mağduriyetiyle serbest bırakıldı. Karar duruşmasına geldiğimizde sanığın ‘iyi hali indirimi’ ve ‘sosyal ilişkileri’ göz önünde bulundurularak 4 yıl 5 ay 10 gün gibi bir süreyle ödüllendirildi ve hapis yatarlılığı ortadan kalktı. 1 yıl gibi bir süreyle ehliyetine el konuldu ve sonrasında teslim edildi. Şu anda Ankara’nın sokaklarında yasaların vermiş olduğu cesaret ve güvenle özgür bir şekilde dolaşarak yeni işleyebileceği suç ve suçlar için zemin arıyor” diye konuştu.
“Bizler adaletin ‘A’sını dahi görmedik”
Umut Gündüz’ü öldüren kişinin kendisine ve eşine dava açtığını belirten Gündüz, “Bizler adaletin ‘A’sını dahi görmedik. Yargılama sürecindeki karara verdiğimiz itirazdan dolayı oğlumun ölümüne sebep olan sürücünün yargılandığı 6 yılla benim söylediğim sözlerden dolayı 6 yılla yargılandım. Neticesinde 1,5 yıl ve sonrasında para cezasına çevrildi. Bundan cesaret alan katil ise eşimin sosyal medyada paylaştığı fotoğraftan dolayı kendisine tehdit ve hakaret olarak aldığı için bir dava açtı. Şu an hem benim yargılandığım davayı benden şikayetçi olan mahkeme heyeti hem de eşimden şikayetçi olan katilin avukatı İstinaf sürecine taşımış bulunmaktadır” dedi.
“Dört yıldır hukuk ve adaletin tarafsızlığını görmediğini” ifade eden Gündüz, şöyle konuştu:
“Şu an için Umut’u öldüren katilin yargılandığı davada İstinaf’tan gelmiş ve Anayasa Mahkemesi’ne taşımış bulunmaktayız. Bu süreç içerisinde Umut’un ölümünden ve ilk günden beri söylediğimiz ‘cesaretsizlik cesaretlendirir’ sözünün haklılığını maalesef bugün gördük. Onlarca bisiklet, motosiklet ve yayaların katilleri aynı cezasızlıkla ve aynı uygulamalarla serbest bırakıldı. Birçoğu ilk günden serbest bırakılırken, kimileri kamuoyu baskısı ve tepkisiyle 3 ay – 5 ay gibi göstermelik tutuklamalarla devam etti.
Bu dört yıl içerisinde hukukun, adaletin hiçbir şekilde tarafsızlığını ve adilliğini görmedik. Bu süreci halen sürdürüyoruz, mücadelemiz devam ediyor. Umut’un ölümünden sonra onlarca, yüzlerce ölümünde aynı benzerlikte ölmesinin adı kaza değil doğrudan doğruya cinayettir. Şehir içi hızını ihlal etmiş, arkadan çarpmış, yaralı şekilde yerde bırakmış ve kaçmış birisinin kaza olarak olarak değerlendirilmesi hiçbir vicdana, hiçbir ahlaka, hiçbir kanuna da sığmaz. Mücadelemizi devam ettireceğiz.”
Umut’un arkadaşları, yarın saat 15.00’te Ankara Kurtuluş Parkı’ndan Karşıyaka Mezarlığı’na pedal çevirecek. Ardından Umut Gündüz mezarı başında sevenleri tarafından anılacak.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu Maltepe Etkinlik Alanı’ndaki 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı 105’inci yıl kutlamalarına, Şehir Hatları tarafından restore edilerek yok olmaktan kurtarılan İsmail Hakkı Durusu Vapuru ile gitti. İmamoğlu, Atatürk ve arkadaşlarını 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaştıran Bandırma Vapuru’nun kaptanının adını taşıyan gemiye, eşi Dilek Kaya İmamoğlu ile birlikte Kabataş İskelesi’nden bindi. İmamoğlu çifti, yıllar sonra ilk seferini yapan ve yolcularına kavuşan tarihi vapurda; aralarında İstanbul Vakfı bursiyerleri, İBB Spor Kulübü sporcuları ile İBB Gençlik ve Spor Müdürlüğü kursiyerlerinin de bulunduğu yaklaşık 300 gençle bir araya geldi. İmamoğlu çifti, Kabataş’tan Maltepe’ye kadar süren yolculuk boyunca gençlerle sohbet etti. Canlı müzik performansıyla coşan gençler, İmamoğlu çiftiyle anı fotoğrafları çektirdi.
“19 MAYIS, MİLLETÇE ESARETE KARŞI BAŞKALDIRMA GÜNÜDÜR”
Kabataş’tan Maltepe’ye İsmail Hakkı Durusu Vapuru ile geçen İmamoğlu, konuşma yapacağı özel tasarım sahneye, eşi Dilek İmamoğlu ve Maltepe Belediye Başkanı Esin Köymen ile birlikte çıktı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından konuşan İmamoğlu, özetle şunları söyledi:
“19 Mayıs, milletçe esarete karşı başkaldırma günüdür. Özgürlüğe tutkumuzun en güçlü simgesidir. 19 Mayıs 1919’da Samsun Limanı’na, rotası tam bağımsızlık olan bir gemi yanaştı. Beşiktaş’tan, İstanbul’dan üç gün öncesinde kalkan o gemi, sizin gibi pırlanta gençlerle doluydu. O gemideki özgürlük yolcularının lideri kaç yaşındaydı biliyor musunuz? 38 yaşındaki Mustafa Kemal’di. Mustafa Kemal, Anadolu’ya kurtuluş mücadelesinin ateşini yakmaya gidiyordu. O ateş bize, hepimize milletçe bağımsızlığımızı kazandırdı. O ateş bize, en büyük kazanımımızı, Cumhuriyeti kazandırdı. O zaman dahi gençlerin azim ve kararlılığıyla kuruldu, gençlerin emekleriyle bugüne geldi. Atatürk, en karanlık zamanlarda, gençlerden aldığı güçle yola çıkmıştı. Atatürk, gençlere güveniyordu. Onları tanıyordu. Yolun sonunda kurulacak olan cumhuriyetin, ancak gençlerle ayakta dimdik kalabileceğini çok iyi biliyordu. Onun için sevgili gençler, bu ülkeyi Ata’mız sizlere, gençlere emanet etti. Gençler her zaman, her dönemde hepinizle birlikte o güçlü emanete sahip çıktı.
“ÜLKEYİ YÖNETEN BAZI KİMSELER GENÇLERİ İHMAL ETTİ”
Ama dönem dönem sıkıntılar oldu. Ülkeyi yöneten bazı kimseler, her dönemde Atatürk’ün yaptığı gibi yapmadı; gençleri ihmal etti. Bazen sahip de çıkmadı. İşte 19 Mayıs ruhundan nasibini almamış yöneticiler, gençlerin o güzel rüyalarından, düşlerinizden, umutlarınızdan korktular. Gençlerin şarkılarından, türkülerinden korktular. En çok da sizin öz güveninizden, daha da çok sizin cesaretinizden, neşenizden, zekanızdan korktular. Atatürk’ü, Ata’mızı anlamayı değil, yok saymayı marifet sayan yöneticiler, gençleri kendi zihinlerindeki dar kalıplara sığdırmaya çalıştılar. Farklı renkleri, her renkten insanımızı, her kökenden, her anlayıştan insanımızı soldurmaya, farklı sesleri susturmaya uğraştılar. Başarabilirler mi? Susturabilirler mi? Oysa Atatürk, ‘Geleceğin ışık saçan çiçekleri’ dedi size. Sözün güzelliğine bakar mısınız? Cumhuriyeti emanet ettiği gençlerin özgür ruhlarının, onların o yaratıcı ruhlarının yukarıya tırmandığı bireyler olmasını istedi. Gençler, hiçbir zaman baskı altında kalmadan, özgürce düşünebilsin, vicdanlarının işaret ettiği yolda özgürce yürüsünler istedi.
“BUGÜN EN ÖNEMLİ GÖREVİMİZ NEDİR BİLİYOR MUSUNUZ?”
Bugün en önemli görevimiz nedir biliyor musunuz? Türkiye’yi, Türkiye’mizi, bütün gençlerin yaşamaktan mutluluk duyacağı güçlü bir özgürlükler ülkesi haline getirmektir. Bu hedefe ulaşmanın tek bir yolu var. Cumhuriyete ve demokrasiye, laikliğe ve hukuk devletine sahip çıkacağız. Başka yolu yok. Türkiye Cumhuriyeti, 19 Mayıs 1919 günü başlayıp, sonsuzluğa uzanan bir özgürlük ve bağımsızlık öyküsüdür. Tüm dünyaya örnek olan bu öykünün gerçek kahramanları, sizlersiniz. Hepiniz, benim gözümde geleceğin kahramanlarısınız. Türkiye Cumhuriyeti’nin öyküsünü, bugüne kadar gençler yazdı. Bundan sonra da kim yazacak? Siz yazacaksınız, gençler yazacak. Sizler, ‘Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir’ diyen Atatürk’ün evlatlarısınız. Şartlar ne olursa olsun, sonuna kadar mücadele edersiniz. Oturup bekleyenin değil, yola koyulanın, hedefe ulaştığını en iyi siz bilirsiniz.
“UMUT, HEPİNİZSİNİZ”
Sizler, taşıdığı emanetin kıymetini bilen, hepimizin umudu, hepimizin gururu, düşlediğiniz gibi bir ülkede, düşlediğiniz gibi bir hayatı yaşamak için ne yapacaksınız biliyor musunuz? Herkesten çok kendinize güveneceksiniz. Umut nerede? Hepiniz, ‘umut burada’ diyeceksiniz, umut burada. Hepiniz umutsunuz, hepiniz. Gençlerin birbirinize olan güvenini de büyüttüğünüz taktirde, gençlerin birliği ve kardeşliği, bu ülkede huzurun en güçlü teminatıdır. Ben, hepinizi çok seviyorum. Hepinize çok güveniyorum. Hepinizin geleceği aydınlık olsun. Hepinizin geleceği başarılarla dolu olsun. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.”
EFSANE VAPURUN ÖYKÜSÜ
Haliç Tersanesi’nde, 1985 yılında, “Karşıyaka” ismiyle inşa edilen ve ilk olarak İzmir’de çalışan vapurun adı, 19 Mayıs 1999’da, Türkiye Denizcilik İşletmeleri tarafından, “İsmail Hakkı Durusu” olarak değiştirildi. Bu tarih itibarıyla vapur; Eminönü- Kadıköy, Eminönü- Üsküdar, Karaköy-Kadıköy, Kabataş- Adalar, Beşiktaş-Adalar hatları ile Uzun Boğaz Turu’nda hizmet verdi. 2016 yılına kadar hizmet veren vapurun, Zonguldak İl Özel İdaresi’ne devri söz konusu oldu, ancak uygulama sonuçlanmadığı için, İsmail Hakkı Durusu, uzun yıllar Haliç Tersanesi’nde bekletildi. Periyodik olarak bazı bakımları yapılsa da restorasyon çalışmaları, tam anlamıyla 24 Temmuz 2023 tarihinde başladı.
İSTANBULLULARA NOSTALJİK BİR YOLCULUK KEYFİ YAŞATACAK
150’den fazla kişinin görev aldığı restorasyon sürecinde, vapurun tüm bölümleri titizlikle yenilendi. Ana makine ve yardımcı makineler hariç, geminin tamamı, siluetini bozmayacak şekilde restore edildi. Geminin iç ve dış yapısı, makineleri, elektrik devreleri, haberleşme sistemleri değiştirildi. Yolcu salonları daha emniyetli ve konforlu hale getirildi. Ayrıca, gemiye engelli erişimine uygun olanakların yanı sıra, çocuk oyun alanı da eklenerek daha geniş kapsamlı bir hizmet sunulması sağlandı. 1300 kişilik yolcu kapasitesine sahip olan İsmail Hakkı Durusu Vapuru, Kadıköy-Beşiktaş, Kabataş-Adalar, Kadıköy-Karaköy-Eminönü, uzun Boğaz Turu ve Boğaz gidiş-geliş hatlarında sefer yapacak. Şehir Hatları’nın “Vapur Kafe” markasını da bünyesine alan vapur, tüm İstanbullulara bir kez daha nostaljik bir yolculuk keyfi yaşatacak. Şehir Hatları, İsmail Hakkı Durusu’dan önce, yine kentin sembollerinden Paşabahçe ve Kızıltoprak vapurlarını da yok olmaktan kurtarıp, restore etmiş ve İstanbullulara kazandırmıştı.
İSMAİL HAKKI DURUSU KİMDİR?
1871 yılında Kayseri’de doğdu. Babası da kendisi gibi kaptan olan İsmail Hakkı, 1891 yılında Leyli Ticari Bahriye Mektebi’ni bitirdi. Çok sayıda gemide kaptanlık yaptıktan sonra, 1 Mayıs 1919 tarihinde, Bandırma Vapuru’nun kaptanı oldu. 15 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa, İsmail Hakkı Kaptan’ı çağırttı ve Samsun’a, Bandırma Vapuru ile yapılacak seyahatin ayrıntılarını anlattı. Sirkeci açıklarında demirli Bandırma Vapuru, 16 Mayıs 1919 tarihinde, işgalci İngiliz Yüksek Komiserliği askerleri tarafından arandı ve sefer izni verildi. 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirilen Mustafa Kemal Paşa, öğle üzeri, Kız Kulesi açıklarından vapura bindi. Beraberinde 20 civarında subay, asker ve sivil memur bulunmaktaydı. İngiliz zırhlısı, Bandırma Vapuru’nun peşine düştü. Karadeniz’de fırtınalı havada, yola devam etme kararı alındı. İsmail Hakkı Kaptan, fırtınalı havada İngiliz zırhlısının takibinden kurtulup, Mustafa Kemal Paşa ve maiyetini, 17 Mayıs’ta İnebolu’ya, 18 Mayıs’ta Sinop’a uğrayarak, kıyı şeridini takiben 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a getirdi. İsmail Hakkı Kaptan, soyadı kanunu çıktığında, “Durusu” soyadını aldı. 10 Ağustos 1922 tarihinde emekli olan Durusu, 1940 yılında İstanbul’da hayata gözlerini yumdu.
]]>CHP İstanbul İl Örgütü, 31 Mart’ta yapılan ve CHP’nin birinci parti olarak çıktığı yerel seçimlerdeki sandık görevlileri için Kadıköy Festival Park’ta sertifika töreni düzenledi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da katıldığı tören, Aybüke Albere’nin konseriyle başladı. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik yaptığı konuşmada, sandık görevlilerine seslenerek “Gece gündüz demeden sandıklarda büyük ve tarihi bir mücadele verdiniz. Bugün de yağmur, soğuk demeden demokrasi kahramanları buluşmamıza geldiniz. Hepiniz hoş geldiniz. Hepinizin ayağına, yüreğine sağlık. 31 Mart’ta hep birlikte tarihi bir başarı elde ettik. Yeniden kazandık. Meclis çoğunluğunu sağladık. İstanbul’da 26 ilçe belediyesi kazandık ve partimiz Türkiye’de birinci parti oldu” ifadelerini kullandı.
“KISA ZAMANDA BÜYÜK İŞ BAŞARDIK”
Bu sonucun İstanbul, Türkiye ve büyük bir toplumsal ittifakın başarısı olduğuna vurgu yapan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İstanbul ittifakına güvenen bütün İstanbullulara sizlerin huzurunda sonsuz ve yürekten teşekkür ediyorum. Çok kısa bir zamanda hep birlikte büyük bir iş başardık. Üstelik bu başarıyı çok zorlu koşullarda elde ettik. 2023 seçimleri büyük bir karamsarlık ortaya çıkartmıştı. Seçmende bir umutsuzluk vardı. Parti örgütümüzde bir umut yorgunluğu vardı. Sandık görevlilerinin motivasyonu düşüktü. Avukatlarımızın motivasyonu düşüktü. Bu zor koşullarda İstanbul’da 33 bin 227 sandıkta sandık görevlilerimizle, avukat, okul kat sorumlularımızla, bilişim sorumlularımızla çok tarihi bir mücadele verdik. Ben 31 Mart’ta verdiğiniz büyük mücadele için öncelikle bütün sandıklarda görev alan sandık görevlilerimize, müşahitlerimize, okul kat sorumlularımıza, bilişim sorumlularımıza, avukatlarımıza büyük bir teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten çok önemli bir mücadeleydi.”
“ODAK NOKTASI İSTANBUL’DU”
İlçe başkanlarına, il yöneticilerine, kadın ve gençlik kollarına, belediye başkan adaylarına, genel başkan yardımcılarına, milletvekillerine, üyelere mücadeleleri için teşekkür eden Çelik, sözlerine şöyle devam etti:
“Hepimizin bildiği gibi 31 Mart günü Türkiye’nin 81 ilinde bir seçim gerçekleşti ancak Türkiye’nin gözü kulağı İstanbul’daydı. 31 Mart seçimlerinde odak noktası İstanbul’du. İstanbul’da bir kez daha büyük bir mücadele örneği sergileyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’na büyük bir teşekkür ediyorum ve kendisiyle yol yürümekten büyük bir onur ve mutluluk duyduğum partimizin genel başkanı Sayın Özgür Özel’e büyük bir teşekkür ediyorum. Hep birlikte büyük bir mücadele örneği sergiledik.”
“31 MART’TAN SONRA GEZİ PARKI’NIN YÜZÜ GÜLMEYE BAŞLADI”
İstanbul’da ve Türkiye’de insanların yüzünün gülmeye başladığını belirten Çelik, “Validebağ Korusu’nun da yüzü gülmeye başladı. Galata Kulesi’nin de yüzü gülmeye başladı. Taksim’de Gezi Parkı’nın da yüzü gülmeye başladı. Beton Kanal İstanbul’un tehdit ettiği Marmara Denizi’nin yüzü gülmeye başladı. Ormanların, ağaçların, barajların yüzü gülmeye başladı. Artık çocuklar geleceğe daha umutlu gözlerle bakıyorlar. Artık gençler geleceğini yurt dışında aramak yerine ülkesine daha sıkı sarılıyorlar. 31 Mart’tan beri kadınlar, kendileri için daha eşit bir dünyanın daha eşit bir ülkenin hayalini kuruyorlar. Her geçen gün ekmeği küçülen emekçiler, emekliler, işçiler, esnaf gelecek güzel günlere yeniden inanmaya başladı 31 Mart’tan sonra” dedi.
Seçimlerin umut yarattığının da altını çizen Çelik, “O umut, İstanbul’un 26 ilçesindeki belediye başkanlarımızdır. O umut, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’dur. Umut, Türkiye’de genel başkanımız Özgür Özel’in öncülüğünde kazandığımız belediyelerdir” ifadelerini kullandı.
“SEÇİMLER BİZE BÜYÜK GÖREV VE SORUMLULUK VERDİ”
“31 Mart’ın ortaya çıkarttığı bu umutla şimdi hepimizin sorumluluğu, görevi çok daha büyük” diyen Çelik, şunları söyledi:
“31 Mart seçimleri hepimize daha ve daha büyük görev ve sorumluluklar yükledi. Seçmen bize 31 Mart’ta çok önemli bir mesaj verdi. Seçmen bizi birinci parti yaparak eğer kazandığınız belediyeleri etkili bir biçimde yönetirseniz, halk belediyecilik uygulamalarını 2019’dan beri olduğu gibi etkili bir biçimde uygularsanız, çok çalışırsanız sizleri ilk genel seçimde iktidar yapacağız, dedi. Şimdi sorumluluğumuz çok daha büyük. Bu yönüyle 31 Mart seçimleri bizim için bir sonuç değil, yeni bir başlangıçtır. 31 Mart seçimleri, Türkiye demokrasi mücadelesinin en önemli başlangıcıdır. Hep birlikte yeni başlıyoruz ve çok çalışacağız. Emeklinin, emekçinin sesi olacağız. Yoksulluğu bu ülkenin kaderi olmaktan çıkartacağız. Bizlere Atatürk’ün emaneti olan Cumhuriyetimizin değerlerini geliştireceğiz. Demokrasimizi güçlendireceğiz. Ülkemizin toplumsal barışını sağlayacağız. Sosyal hukuk devletini hayata geçireceğiz. İnsanların refah, huzur, barış içerisinde yaşayacağı bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Bunu yine sizlerin mücadelesiyle gerçekleştireceğiz. Tekrar büyük mücadelemiz için hepinize sonsuz ve yürekten teşekkür ediyorum.”
Konuşmanın ardından program sandık görevlilerine sertifika verilmesi ve Kalben konseriyle program sona erdi.
]]>Osmaniye’de 2014’te ön bacakları dibinden kesilmiş ve arka ayağı yaralı halde bulunan, bir süre oyuncak araba parçaları kullanılarak hareket etmesi sağlanan Umut tedavi için Ankara’ya gönderildi. Umut, Ankara Kedi Hastanesindeki uzun tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu.
Hastanenin Veteriner Başhekimi Tarkan Özçetin’in himayesine aldığı Umut’a, her anına tanıklık eden veteriner hekimlerle birlikte 10’uncu yaş günü kutlaması yapıldı.
Umut’un yeni yaşı, artık evi olan hastanede mumların dikildiği yaş mamadan “pasta” ile kutlandı.
Özçetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 10 yıl önce bir kedinin 2 ön bacağının kökünden kesik halde tren raylarının yakınında bulunduğu haberiyle Umut ile tanıştıklarını anlattı.
Özçetin, “Tren raylarının üstünde bir kedi, kesilen ayakları da kenara bırakılmış, oldukça dramatik ve üzücü bir haberdi. Osmaniye’deki imkanlar yeterli olmadığı için Umut’u hastanemize naklettiler. Umut’un hayata tutunması için yoğun çaba verdik. Umutsuz bir vakaydı ama yaşama azmini görünce biz de Umut ismini verdik.” dedi.
“Bunu sadist ruhlu bir varlığın yaptığından neredeyse eminiz”
Umut’un iddia edildiği gibi tren kazası sonucu 2 bacağını kaybettiğini düşünmediklerini ifade eden Özçetin, şunları söyledi:
“Bir kedinin tren raylarında kalıp sadece iki ön ayağının kesilmesi bize inandırıcı gelmedi. Biraz araştırınca olayın gerçekten öyle olmadığı ortaya çıktı. Umut’un tren kazasından dolayı bu duruma düşmediğini herkes biliyor. Bunu sadist ruhlu bir varlığın yaptığından neredeyse eminiz. Bunu yapan insanlar yarın çocuklara, güçsüzlere yapıyor. Keşke 10 yıl önce bu daha ciddiye alınsaydı da belki bugün yaşadığımız olayları daha az yaşardık.”
Özçetin, Umut’un Ankara’ya geldiğinde yaşam mücadelesi verdiğini, Osmaniye’de geçirdiği ameliyatların uygun şartlarda yapılmadığını, orada oyuncak arabadan geçici ayak takıldığını, Ankara’da geldiğinde ilk olarak o aparatı çıkardıklarını söyledi.
Umut’a yürümesi için protez bacak yapıldığını ama Umut’un bunları reddettiğini, sadece ilk adımlarını atarken kullandığını kaydeden Özçetin, Umut’un zamanla arka ayaklarını kullanarak yürümeye başladığını aktardı.
“Uyutun diyenlere en güzel cevabı 10 yıl sonra Umut veriyor”
Özçetin, 10 yıl önce bazı kişilerin Umut’un uyutulmasını önerdiğini ancak tedaviye devam ettiklerini anlatarak, “Uyutun, o engelli kedi. Yaşamasının anlamı yok dendi. ‘Uyutun’ diyenlere en güzel cevabı 10 yıl sonra yine Umut veriyor” dedi.
Hayvanların can taşıdığının unutulmaması gerektiğine dikkati çeken Özçetin, hayvanların bazı uzuvlarını kaybetmesinin uyutma nedeni olmaması gerektiğini, hekimlerin de bunu en son çare olarak gördüğünü ifade etti.
“Hiçbir problemin çözümü ölüm olmamalı”
Özçetin, “Günümüzde teknoloji gelişti. Her canlının yaşamaya hakkı olduğunu düşünüyoruz. Hiçbir problemin çözümünün ölüm olmaması lazım. Maalesef insanlar birbirlerini öldürerek, hayvan öldürerek bir takım şeylere çözüm bulacaklarını zannediyorlar. Bu geldiğimiz yüzyılda bunların olmaması en büyük dileğimiz.” ifadelerini kullandı.
Özel bakıma ihtiyaç duyan Umut’un hastanede kalmasının sağlığı için daha iyi olduğunu düşündüklerini kaydeden Özçetin, bu konuda yanılmadıklarını belirtti. Özçetin, “Umut’un 10. yılını aslanlar gibi geçiriyoruz. Umarım bir 10 yıl sonra da sizlerle buluşuruz.” dedi.
]]>CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay, Buca Fırat Mahallesi Ova Pazaryeri’nde, ilçe sakinleriyle iftar sofrasında buluştu. Tugay, CHP Buca Belediye Başkan Adayı Görkem Duman ile CHP Buca İlçe Başkanı Çağdaş Kaya’nın da katıldığı iftarda, yaklaşık 2 bin kişi yer aldı. Programda birlik ve beraberliğin önemine değinen Cemil Tugay, “Şehrimizin ve ülkemizin çok güzel günler görmesini istiyoruz. Bunun için çalışan insanlarız. Bugün burada sizinle iftar sofrasını paylaşmak istedik. Ne mutlu bize ki kardeşlerimizle, büyüklerimizle, çocuklarımızla hep beraber bu sofrada oturduk. İzmir’de güzel ve önemli işler başarmak istiyoruz. Bu hikayede bizler görev almak istiyoruz” dedi.
ULAŞIMDA İNDİRİM, ANNE KART
Gençlerin okuyarak meslek sahibi olmaya çalıştıklarını ancak bunu yaparken büyük sıkıntılarla karşı karşıya kaldıklarını belirten Başkan Cemil Tugay, “Onların yaşadığı sorunlara çözüm üretmek istiyoruz. Öğrenim hayatlarına vereceğimiz bursla katkı sunacağız. Ulaşım konusunda otobüs ücretlerini indireceğiz. Okulu bitince de bu şehirde iş bulsunlar, karınlarını doyursunlar, kendilerine gelecek kursunlar diye bu göreve talibim. Çocuklarına yemek bulmaya çalışan, okul ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan eli öpülesi anneler artık yalnız kalmayacak. 4 yaşından küçük çocuğu olan kadınlar, İzmir’de toplu ulaşımdan anne kart uygulaması ile ücretsiz faydalanacak” diye konuştu.
SPOR TESİSLERİ, KREŞLER, KURSLAR
Türkiye’nin, İzmir’in en güzel hizmetleri hak ettiğini belirten Başkan Cemil Tugay, herkesin umut dolu olması gerektiğini dile getirerek, şunları söyledi:
“Çok sevdiğim ve değer verdiğim, tarihiyle övündüğüm, bugünkü değerleriyle ayrıca gurur duyduğum ve geleceğinden de umutlu olduğum bu güzel ülkemin çok güzel şeyler hak ettiğine inanıyorum. Sizin de inanmanızı umut ediyorum. Yüzünüzdeki bulutlar gitsin. Zihninizde umutsuzluk kalmasın. Çalışırız, çabalarız, mücadele ederiz, haksızlıklara karşı bu mücadeleyi kazanırız ve bu ülkeyi hep beraber düze çıkarırız. Bundan hiç endişeniz olmasın. Burada çocuklarımız için spor tesisleri, annelerin evlatlarını bırakabilmesi için kreşler, kadınlarımız için kurslar açmak istiyoruz. Her şeyin en iyisine layıksınız. En iyisini burada yapmak boynumuzun borcu olsun. Güzel günleri birlikte yaşayalım. Seçimde bize oy versin vermesin, tüm vatandaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Allah bu güzel ülkenin güzel vatandaşlarının hepsinden razı olsun.”
ADİL VE ŞEFFAF BELEDİYECİLİK SÖZÜ
CHP Buca Belediye Başkan Adayı Görkem Duman da seçimlere sayılı günler kaldığını anımsatarak, “Bizler Buca ittifakını sizlerle birlikte, sizin gönlünüzle kurduk. Bu ittifak her geçen gün büyüyor. Bu ittifak büyürken birilerini de rahatsız ediyor. Rahatsızlık artık kıskançlık boyutuna dönüştü. Nifak tohumları ekmeye çalışıyorlar ama kimse bunu beceremiyor. Çünkü sizler kim samimi kim takiye yapıyor çok iyi biliyorsunuz. Bizim kapımız ve gönlümüz herkese açık. Bizim belediyecilik anlayışımızda şeffaflık, adalet, hakkaniyet olacak” diye konuştu.
Konuşmaların ardından dualar okundu. Programda çocuklar için de eğlenceli kukla gösterilerine yer verildi.
]]>Ülkemizde ‘Asrın felaketi’ olarak adlandırılan 6 Şubat depremlerinde, Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde yaşanan ilk depremde, oturdukları apartman hasar gören Bedia-Durmuş Ali Kılınç çifti ile çocukları 7 yaşındaki Neziha, 5 yaşındaki Cafer Efe ile yirmi günlük Umut dışarı çıkarak kurtulurken öğlen saatlerinde yaşanan ikinci depremde sığındıkları kayınbiraderinin evinin çökmesiyle ailenin tamamı enkaz altında kalmıştı. Enkazdan sağ olarak çıkan ve Sivas’ta farklı hastanelere kaldırıldıkları bebeğiyle 20 gün sonra kavuşan 3 çocuk annesi Bedia Kılınç, taburcu olduktan sonra bir hayırseverlerin desteğiyle Sivas’a yerleşerek çocuklarıyla birlikte hayata yeniden tutundu.
“Çocuklarım için hayata tutunmaya çalışıyorum”
Deprem de eşini, annesini, abla ve eniştesini kaybettiğini söyleyen 37 yaşındaki 3 çocuk annesi Bedia Kılınç, “Zor bir süreçten geçtik halen de geçiyoruz. Her şeye, her zorluğa rağmen yine de çocuklarım için hayata tutunmaya çalışıyorum. Onların yokluğunu arıyorum ama arasam da gelmiyorlar. Yapacak hiçbir şey yok. Deprem anında Umut babasının kucağındaydı. Babası kendini siper etti, üzerine kapandı. Eşim o anda vefat etti. Umut’ta yeniden hayata tutundu. Deprem’de ayaklarım kırılmıştı Umut’u hiç göremedim. 20 gün sonra hastaneye getirdiler. Hastaneden taburcu olduğumda ayaklarım tam anlamıyla iyileşmemişti bu nedenle Umut’u sevgi evine bırakmıştım. Umut’un beni unutmaması, benden soğumaması için her hafta sevgi evlerinden Umut’u bana getirdiler. Allah onlardan razı olsun. Tamamen iyileşmesem de altı ay önce geri aldım” dedi.
“Benim gibi hayata yalnız tutunan tüm kadınların da kadınlar günü kutlu olsun”
Bazen zamanlar oluyor ki eşimi, annemi, ablamı hepsini arıyorum diyen Kılınç, “Yalnız kaldım. Hepsi benden gitti bir tek bana oldu olan. Üç çocukla hayata tutunuyorum ama çok zor. Allah mekanlarını cennet eylesin. Sosyal hizmetten gelen para ve yardımlarla idare etmeye çalışıyorum, böylelikle çocuklarımla geçinip gidiyorum. Yardım edenlerden de Allah bin kez razı olsun. Tüm kadınların kadınlar gününü kutluyorum. Benim gibi hayata yalnız tutunan tüm kadınların da kadınlar günü kutlu olsun. Ben enkaz altındayken bana kızımın anne diye sesi geldi. O sesi duyunca çok şükür çocuklarım yaşıyor dedim. O anda bana AFAD veya Jandarma tam hatırlamıyorum bir ışık geldi. Lamba uttular abla çocukların yaşıyor dediler. Çocukların için mücadele et çık dediler. Ben kendi çabalarımla dışarı çıktım. Jandarmadan da Allah razı olsun o an gelip bana yardım ettiler. Çocuklarımı da çıkardılar ama ne yazık ki eşim ablam orada vefat etti. Ben o enkazın altındayken kendimi unuttum. Çocuklarım çıkmayacaksa bende çıkmayım diye düşündüm. Çocuklarımın sesini duyunca canıma can geldi o an nasıl çıktım hatırlamıyorum. Çok kötü bir felaketti Allah’ım kimseye yaşatmasın. Üç çocuğumu da rabbim bana bağışladı. Kaybettiklerimin yokluğunu arıyorum ama her şeye rağmen hayata tutunuyorum” ifadelerine yer verdi. – SİVAS
]]>Umut Yıldız, ODTÜ’deki ilk dersinin ardından AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’ye döndükten sonra ODTÜ Fizik Bölümünden teklif aldığını, bunun üzerine Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) üniversiteler dışında çalışan doktora derecesine sahip araştırmacılara ilişkin ek-46 adı verilen düzenlemesi kapsamında ders vermeye başladığını söyledi.
ODTÜ’de öğrencilerle buluşmaktan duyduğu heyecanı dile getiren Yıldız, şöyle devam etti:
“Dersimin içeriği uzay teknolojileri ve enstrümanlar. Derslerimde uzaya gönderilen ve gönderilecek tüm araçların nasıl planlandığını öğrencilerle beraber tartışacağız. Belki birlikte yeni bir uzay görevi de oluşturabiliriz. İnanıyorum ki ODTÜ’deki öğrencilerle çok güzel projeler geliştireceğiz. NASA’da ve diğer kuruluşlarda uzay alanında edindiğim tecrübeleri öğrencilere aktarmayı çok istiyordum. Buradaki öğrencilerin uzay konusunda çok heyecanlı olması ve gelecekte bu alanda kariyer yapmak istemeleri beni çok mutlu etti. Umuyorum daha fazla öğrenciye ulaşırız ve uzayla alakalı çok daha güzel bir geleceği hep beraber kurarız.”
Yıldız, üniversite öğrencilerinin sadece derse girip çıkmalarının yanında kulüplerde farklı projeleri hayata geçirmelerini yıllardır önerdiğini ifade etti.
Öğrencilerin kendi inisiyatifleri ile projelerde çalışıp bir şeyler yaptığında bir fark ortaya koyacaklarını vurgulayan Yıldız, “ODTÜ’de pek çok öğrenci kulübü var, bu kulüplere zaman içerisinde elimden gelen destekler olursa bunu da vermeyi çok isterim.” dedi.
“Uzay misyonları için üniversitelerden çok daha farklı bilim projeleri ortaya çıkar”
Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın uzayda yaptığı deneylerle ilgili değerlendirmesi sorulan Yıldız, şöyle konuştu:
“13 deneyi öneren üniversite hocalarımız, deney sonuçlarına göre makalelerini yazacaklar ve bilime katkıda bulunacaklar. Gelecekteki insanlı uzay misyonları için de umarım ODTÜ’den ve Türkiye’nin diğer üniversitelerinden çok daha farklı bilim projeleri ortaya çıkar ve bundan sonra uzaya daha fazla insan götürmemiz için bir motivasyon olur.”
Üniversite öğrencilerinin yorumları
Yıldız, dersin ardından öğrencilerle sohbet etti.
Bazı öğrenciler, daha önce yayınlarından tanıdıkları Umut Yıldız’la ilgili “İyi ki geldiniz hocam”, “Videolarınızı izliyordum, şimdi dersinize girdim çok mutlu oldum”, “Sizin sayenizde ODTÜ Fizik Bölümündeyim”, “Bana NASA logolu arma yollamıştınız, o hala duruyor”, “TEDx konuşmanızda size sürekli soru soranlardan biri bendim” şeklindeki yorumlarını dile getirdi.
ODTÜ bünyesindeki Uzay Takımı öğrencileri ise NASA’nın desteklediği model uydu yarışması CanSat’a hazırlanan öğrencilerin daveti üzerine Yıldız, “Yarışmayı biliyorum, takıma da gelirim, artık beraberiz. Kulüplerdeki öğrencilerimin projeleri için elimden geleni yapmaya çalışırım.” değerlendirmesinde bulundu.
“Umut hocadan ders alma fırsatını bir insan kaç defa yakalayabilir”
İnşaat mühendisliği bölümü ikinci sınıf öğrencisi Gökser Pirik, AA muhabirine, “Umut hocadan ders alma fırsatını bir insan kaç defa yakalayabilir. Derse erkenden geldim, heyecanla bekliyorum. Zaten kendisini sürekli takip ediyordum.” dedi.
Fizik bölümü birinci sınıf öğrencisi Ömer Faruk Altan ise Umut Yıldız’ı fizik ve bilimle ilgilenen her öğrenci gibi kendisinin de lise yıllarından itibaren internet üzerinden yakından takip ettiğini belirterek, şöyle konuştu:
“İnternet sayesinde bilim iletişimi çok gelişti. Hatta fizik okumamda Umut hocanın etkisi olmuştur. Umut hocamızın prestijli üniversitemiz ODTÜ’de ders vermesinden çok mutluyuz. Derse kayıt oldum, hatta bir-iki saat önceden derse geldim ve bekledim. Onunla tanışmak bile yeterli, ondan bir şeyler öğrenmeyi, birlikte bir projede çalışmayı çok isterim.”
Bilgisayar mühendisliği bölümü dördüncü sınıf öğrencisi Mustafa Berentürk de derse kayıt olmadığını, sadece dinlemeye geldiğini belirterek, “Umut hocanın ODTÜ’ye geldiğini herkes biliyor artık. Daha önce fizik yazmayı düşünüyordum, konferanslarına gittiğim Umut hocanın ODTÜ’ye gelmesinden çok mutluyum. Umarım sayesinde yeni Umut hocalar çıkar.” diye konuştu.
Elektrik elektronik mühendisliği bölümü ikinci sınıf öğrencisi Yusuf Berkin Güler ise kontenjan bularak dersi seçebilmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi.
Siyaset bilimi ve kamu yönetimi ikinci sınıf öğrencisi Zeynep Kara da “Umut hocanın NASA’dan geldiğini biliyorum ve kendisini yakından takip ediyordum. Böyle değerli bir hocanın bizim üniversitemizde ders veriyor olması nedeniyle çok şanslı hissediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu arada, ders seçim süreci devam eden ODTÜ’de açılan Dr. Umut Yıldız’ın verdiği “uzay teknolojileri” dersi için daha önce 20 olan öğrenci kontenjanı, önce 100’e ardından 400’e çıkarıldı.
]]>Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum Kağıthane’de düzenlenen 2. Bölge 3 Kademe Mahalle Başkanları Toplantısı’na katıldı. Programda Kurum’a AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, AK Parti İstanbul Gençlik Kolları İl Başkanı Muhammed Cem Çekerek, AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Saliha Demirer eşlik etti. Murat Kurum’u programda Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin, AK Parti Kağıthane İlçe Başkanı Serkan Cantürk karşıladı. Toplantıda AK Parti’nin İstanbul’daki mahalle başkanlarıyla bir araya gelen Kurum, ilgiyle karşılandı. Programda vatandaşlarla sohbet eden kurum hatıra fotoğrafı da çektirdi.
“Bir CHP klasiği haline gelen söylemlerini yine ortaya saçmaya devam ediyorlar”
Programda konuşan İBB Başkan Adayı Murat Kurum, “Milletimizin 5 yıldır hasretle aradığı, özlediği, beklediği projelerimizi ilan ettik. Biz milletimize mesajımızı bu hedeflerimizle veriyoruz. Milletimiz de bize o beklenen işareti sunuyor. İstanbul’da bir değişimin, bir yenilenmenin ayak sesleri sayenizde süratle yükselmektedir. Artık İstanbul’da umutsuzluk azalmakta, mutluluk çoğalmaktadır. Sayenizde İstanbul’un tüm sokakları yeniden umutla, heyecanla dolmaktadır. Mutluluk yayılıyor ama İstanbul’un kayıp 5 yılının muhafızları boş durmuyor. Artık bir CHP klasiği haline gelen söylemlerini yine ortaya saçmaya devam ediyorlar. 5 yıldır gördüğümüz gündem değiştirme çabaları olanca hızıyla devam ediyor. Bunu her zaman görüyoruz ve 31 Mart akşamına kadar da görmeye devam edeceğiz. Zaten o akşam da artık son kez algı yaptıkları gün olarak tarihe geçecek. Açıkçası İstanbul’un gerçek gündemine girememelerini anlamak hiç zor değil. Çünkü konuyu ne zaman İstanbul’a getirseler şöyle birbirlerine bakıyorlar, sağa sola bakıyorlar, ellerine bakıyorlar, sırtlarına bakıyorlar, ellerinin ve heybelerinin bomboş olduğunu görüyorlar. Çünkü bunların heybelerinde algı çalışmaları, reklam masraflarından başka hiçbir şey yoktur” dedi.
“Bu millet, Cumhur İttifakı’na, Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a güvendi”
Kurum konuşmasında, “Bugün de deprem üstünden polemik üretmeye çalışıyorlar. Depreme hazırlık konusunda konuşabilecek en son kişi CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adayıdır. Hatay üzerine yaptıkları açıklamalar asla ve asla depremzedelerin derdiyle ilgili değildir. Dert ettikleri, kendi istikballeri, düşündükleri kendi koltuklarıdır. Samimiyet sözünü tutmakla belli olur. İstanbul’da ve Hatay’da insanlara vaat ettiklerini yapmakla olur. İnsanlara bedava konut yapacağız dediler, para yardımı dediler, ağız dolusu vaatlerde bulundular. Sonuç ne, sıfır. Hiçbir şey yapmadılar. Deprem bölgesinde bir çakıl tanesini bile zahmet edip yerden kaldırmadılar. Bu millet de manzarayı görüp ne CHP’nin adayına, ne de CHP yönetimine hiçbir şekilde inanmadı, güvenmedi. Bu millet, Cumhur İttifakı’na, mazlumların lideri Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a güvendi. Bu millet, 28 Mayıs’ta sandıkta bu güveni yeni bir oy rekoruyla tarihe kaydetmiştir” ifadelerini kullandı.
“115 bin konut sözünüz vardı, tutmadınız”
CHP yönetiminin tek bir sözünü bile tutulmadığının altını çizen Murat Kurum “Hatay’da, Defne’de, Antakya’da, İskenderun’da, Samandağ’da biz vardık. Buraların altyapısı yenilenirken, yeni yuvalar yapılırken biz vardık. Bizim belediyelerimiz vardı. Bunlar deprem bölgesinde iş yapmak istediler de ellerinden tutup yapmayın diyen mi vardı? İBB 50 bin konut yapsaydı, herkes alkışlamaz mıydı? Ama bunlar yapmadılar, sadece konuştular. Tekirdağ’da, o şehre sığınmış afetzede kardeşimizi acımasızca kapı dışarı yaptılar. Haftalarca sosyal medyada, televizyonlarda, depremzede kardeşlerimize ağza alınmayacak hakaretlerde bulundular. Siz İstanbul’da depreme karşı, kentsel dönüşüm için, bu milletin geleceği için elle tutulur tek bir adım atmadınız. Tek bir sözünüzü bile tutmadınız. 115 bin konut sözünüz vardı, tutmadınız. Evi güvensiz halde olan insanlara umut verip annelerimizi, yavrularımızı kandırdınız. Bu millet bunların sahte kahramanlıklarını ve masallarını çok gördü, bu millet bu filmleri çok izledi. Ama artık masalların da, filmlerin de son perdesi kapanıyor. 1 Nisan sabahı yeniden İstanbul’un, şimdi İstanbul’un, sadece İstanbul’un perdesi açılıyor” dedi.
“Benim pusulam daima adil ve eşit bir İstanbul olacak”
“İstanbul, Türkiye’nin iddiasıdır” diyen İBB Başkan Adayı Kurum, “Bu büyük şehrin sadece İstanbul diyen, irade koyan bir yönetime her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır. İstanbul, Türkiye Yüzyıl’ını bu yüzyıla uygun bir şekilde yeniden tasarlayacak. Şu karmaşadan, sistemsizlikten acilen kurtaracak anlayışa ihtiyacı vardır. Yolumuz uzun, yolumuz çetindir. Bu yol, İstanbul’u en iyi haline getirme noktasında sonsuz bir yoldur. Bu yol, gelecek nesiller için umut ateşini güçlendiren bir yoldur. Ben tüm İstanbullu kardeşlerimizi bu yolculuğa davet ediyorum. İstanbullular davetimize akın akın katılıyor. Çünkü İstanbullular artık laf istemiyor, hizmet istiyor. İstanbullular geleceğe güvenle bakmak istiyor, iş istiyor, sevda istiyor. Halkımız sabah şehrin sokaklarına çıkınca kaygılarla, endişelerle uğraşmayı değil, somut, gözle görülür, günlük hayatına yansımış projeler bekliyor. Biz daima yollarda, sokaklarda olacağız. İnsanımızın kalbine, yüreğine talip olacağız. İstanbul’un her annesi, bizim annemiz olacak. İstanbul’un tüm gençleri, çocukları, bizim kardeşimiz olacak. Biz sesini duyuramayanların sesi, umutsuzluğa kapılanların umudu olacağız. Çamurlu çizmelerimiz, alnımızdaki terimiz, milletimizin duaları, yavrularımızın gülen yüzleri bize yeter diyeceğiz. Benim pusulam daima adil ve eşit bir İstanbul olacak. Dinlenmeyeceğim, durmayacağım. İstanbul’un her mahallesine eşit fırsatları sunana kadar koşacağım” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>ZONGULDAK’ın Çaycuma ilçesinde boşanma aşamasındaki eşi N.K.’nin (39) bulunduğu evde, birlikte gördüğü sevgilisi olduğu öne sürülen Yaşar Esen’i (35) 8 bıçak darbesiyle öldüren Mustafa Köse, 2 oğlu ve oğlunun arkadaşı hakkında ‘Tasarlayarak öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. İddianamede yer alan savunmasında olay yerinde olmadığını söyleyen Mustafa Köse’nin giydiği pantolonunun üzerindeki kan izlerinin Yaşar Esen’e ait olduğu DNA raporuyla ortaya çıktı.
Olay, geçen yıl 3 Nisan’da Çaycuma ilçesi Ahatlı köyünde meydana geldi. Karabük’te oturan N.K., Çaycuma ilçesine bağlı Ahatlı köyündeki ağabeyinin evine geldi. N.K., 10 gün sonra burada sevgilisi olduğu öne sürülen Yaşar Esen ile buluştu. Durumu öğrenen N.K.’nin boşanma aşamasındaki eşi Mustafa Köse de gece saatlerinde oğulları Umut Köse (20), S.T. (16) ve oğlunun arkadaşı Umut Çelen (19) ile birlikte köye geldi. 4 kişi, N.K., 11 yaşındaki kızı ve Yaşar Esen’in bulunduğu eve, camı kırarak girdi. Burada grup, Esen’e bıçak ve sopalarla saldırdı. Esen 8 yerinden bıçaklanırken, 4 şüpheli kaçtı. Çağrılan ambulansla Çaycuma Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Yaşar Esen kurtarılamadı. Şüpheliler, suç aletleriyle birlikte şehir dışına kaçmaya çalışırken yakalandı. Mustafa ile oğlu Umut Köse ve arkadaşı Umut Çelen tutuklanırken, annesi N.K.’nin kızlık soy ismini taşıyan diğer oğlu S.T. adli kontrol ile serbest bırakıldı.
‘SİZ ÜSTLENİN, BEN SİZE BAKARIM’ DEMİŞ
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturmasını tamamlayarak iddianame hazırladı. İddianamede sanıklardan Umut Çelen ifadesinde, “Mustafa Köse, oğlu Umut’u arayıp ‘Toplayabildiğiniz kadar adam toplayın’ dedi. Bizi aldı ve yola çıktık. Mustafa ‘N.K. başka erkekle yatıyor. Namus meselesi’ diyerek paspasın altından 3-4 tane bıçak çıkarıp vermek istedi. Ben almadım. Eve varınca Yaşar Esen’i camdan uygunsuz gördük, küfür etti. İlk Mustafa, sonra Umut, ben ve S.T. camdan içeri girdik. Olay yerinden kaçarken Mustafa, Umut’a ‘Ben Yaşar’ı bıçakladım. Siz üstlenin, ben size bakarım’ dedi. Onlar kabul etmedi” dedi.
BİLGİSİ OLMADIĞINI ÖNE SÜRDÜ
İddianamede ayrıca sanıklardan Mustafa Köse’nin de ifadelerine yer verildi. Köse’nin suçlamaları reddederek, “Olayla ilgili hiçbir bilgim yok. Eve giderken polis ekipleri durdurunca öğrendim. Yaşar Esen’i kim niye öldürdü, bilmiyorum. Aracımdan çıkan bıçakları da bilmiyorum” dedi.
İddianamede, Köse’nin giydiği pantolondaki kan izlerinin Yaşar Esen’e ait olduğu DNA testiyle ortaya çıktığı, şüphelinin ifadelerinin suçtan kurtulmaya yönelik olduğu değerlendirildiği ifade edildi.
Cinayeti babasının işlediğini öne süren Umut Köse ise “Eve girince babam yatak odasının kapı camını kırarak odaya girdi. Önce Yaşar bıçak çekti. Yaşar bize doğru da küfür edince sinirlenip sopa ile vurdum. S.T., Yaşar’ı bacağından bıçakladı. Umut Çelen de kafasına küçük masayla vurdu. Yaşar yere düştü, babam da üzerine çıkıp bıçakladı” diye konuştu.
S.T. ise Yaşar Esen’i bıçaklamadığını, kimin nasıl vurduğunu görmediğini söyleyerek suçlamaları reddetti.
‘AĞRI KESİCİ’ SOPA
İddianamede olay yeri incelemesi sırasında yatak odasında 1 kanlı bıçak ile ‘ağcı kesici’ yazan kanlı sopanın ele geçirildiği, diğer bıçakların Mustafa Köse’nin otomobilinden çıktığı belirtildi. Ayrıca kırılan cam parçalarında Umut Çelen’in parmak izi olduğu tespit edildi.
ORTAK AMAÇ İÇİN YOLA ÇIKMIŞLAR
İddianamede ‘Mustafa Köse’nin uzun süredir ayrı yaşadığı eşi N.K.’nin Yaşar Esen ile aynı ikamette kaldığını öğrenmesi üzerine, namusuna leke geldiği düşüncesinin verdiği sinirle Umut Köse, Umut Çelen ve S.T.’yi yanına alarak köye gittikleri ve hangi ortak amaç için yola çıktıklarının bilincinde oldukları ve hiçbirinin bu duruma karşı çıkmadan veya vazgeçme imkanları varken ikamete girdikleri, yatak odası kapısını hep birlikte kırdıkları’ belirtilerek eylem ve fikir birliği içinde hareket ettikleri öne sürüldü. Zonguldak 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilen iddianameyle sanıklar hakkında ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı. Sanıklar ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkacak.
]]>Lüleburgaz ilçesinde erken doğum sonucu Umut Erkul’a epilepsi ve sağ hemiparezi teşhisi konuldu. Bunun yanında mental retardasyon teşhisi de konulan Erkul’un zihinsel engelli olduğu ortaya çıktı.
Umut Erkul, en çok istediği üniversiteyi az bir puanla kaçırdı. Oğlunun hayali olan kitabevi için anne Berna Erkul harekete geçerek, Lüleburgaz ilçesinde bulunan yerel yazarlar, yakınları ve komşularının desteğiyle imece usulüyle hazırlanan Umut Kitap Evi faaliyete başladı.
Oğlunun hayali için kollarını sıvadıklarını anlatan anne Berna Erkul, “Umut üniversiteyi az bir puan ile kaçırınca kitabevi açmak istedi, evde durmak ona iyi gelmedi. İmkanlarımız da kısıtlı olmasına rağmen ne imkanımız varsa, dostlarımızın, sevdiklerimizin desteği ile Umut’a hiç yoktan bir düzen kurduk. Hayalini gerçekleştirmek için adım attık. Evdeki kitaplarını, oyuncaklarını, çocukluk hatıralarını toparladık. Konu komşu, arkadaşları, öğretmenleri, ellerindeki kitapları Umut’a sundular. Küçük bir dükkan bulduk, şimdilik onu hayaline kavuşturduk” dedi.
“Hayallerinin peşinden koşuyor”
Küçük yaşlardan beri engeline rağmen hayal ettiği her şeyi yaptığını aktaran Berna Erkul, “Umut erken doğdu, 8 aylık dünyaya geldi. Çok zor günlerden geçtik. Yoğun bakımda 20 gün kendine gelmesini bekledik. Birlikte fizik tedavilere gittik. İlkokulda cihazlı ayakkabı kullanıyordu, sürekli nöbetçi öğrencilerin olduğu yerde onu beklerdim. Yürümede sorun yaşıyordu. O inatla ben yaparım, isteklerimin başında olmak isterim dedi. Her topluma katılmak ve deneyimlemek isteyen sosyal bir çocuk. Umut görerek ve duyarak her şeyi öğrenebiliyor. İlkokuldayken okuma yazmaya geçmeden önce sınıftan öğretmeninin istediği özel bir kitap almıştım. Öğretmeni de okumaya henüz geçmediği için yanında oturan öğrenciye kitabı vermek istemiş. Umut da önü boş kalsın istemezdi. Eve geldiğinde kitabı bize açtı. Ben okuyorum diyerek kitaptaki bütün konuları bana tek tek anlattı. Umut yazmadan okumayı söktü, o hayalleri ve istekleri olan bir çocuk. Kendini güzel ifade eden bir çocuk. İsteklerini de beni zorlayarak başarıya ulaştıran bir çocuk. Ben de annesi olarak onun arkasında olmaya çalışıyorum” diye konuştu.
Anne Erkul, kitabeviyle, hem oğlu Umut’un sosyalleşmesini hem de onun gibi özel bireylerin sosyalleşmesini amaçladıklarını söyledi.
“Burada kazandığım para ile gidip orijinal Galatasaray forması aldım”
Galatasaray’ı çok sevdiğini belirten Umut Erkul, “Çocukluğumdan beri Galatasaraylıyım, en büyük aşkımdır kendisi. Burada kazandığım para ile gidip orijinal Galatasaray forması aldım” ifadelerini kullandı.
ifadelerini kullandı.
Kendini geliştirmek istediğini aktaran Umut Erkul, “Burayı internette yayınlayıp daha büyük yerler açmayı düşünüyorum. Kendimi geliştirmek istiyorum. Kendim açısından da dükkan açısından da daha iyi yerlere ulaşabileceğimi düşünüyorum. Burayı çevre edinmek için açtım. Herkesi beklerim. Sadece kitap okumaya değil sohbet etmeye de gelebilirsiniz. Herkesi bekleriz” diyerek insanları kitabevine davet etti.
Yerel yazarlardan Umut’a destek
Lüleburgaz’da yerel yazar ve şairlerden oluşan topluluk Umut’un bu mücadelesine katkı sağlamak için kendi yazdıkları ve kütüphanelerinde bulunan kitapları kitabevine getirerek raflara okuyucuları ile buluşmaları için bıraktı.
Yerel yazar Yılmaz Taşdelen, amaçlarının onun işini toparlayıp kendi ayakları üzerinde durabilmesi, vergisini ödeyebilmesi, sosyal güvenlik primini yatırabilmesi gibi normal birey hissi yaşattıklarını söyledi. – KIRKLARELİ
]]>