CHP’nin düzenlediği 24 Saat Eğitim Maratonu’nun “Çocuk Hakları ve Çocuğun İyi Olma Hali” başlıklı son oturumu tamamlandı. Bu oturumda, FİSA Çocuk Hakları Merkezi Danışma Kurulu Üyesi Ezgi Koman, Psikolojik Danışman Tuba Nur Dündar, CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, CHP Genel Başkan Yardımcıları Suat Özçağdaş ile Meryem Gül Çiftçi Binici açıklamalarda bulundular.
CHP Seçim ve Parti Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Meryem Gül Çiftçi Binici, konuşmasında Türkiye’de çocuk istismarının giderek arttığına dikkat çekti.
“TÜİK, çocuk istismarları, çocuk suçları noktasında da bu verileri bizlerden saklıyor”
Meryem Gül Çiftçi Binici’nin konuya ilişkin açıklaması şöyle:
“Türkiye, Çocuk Hakları Sözleşmesine taraf bir ülke. Çocuk hakları dediğimizde aklımıza ne geliyor? Kanunen veya ahlaki olarak dünyadaki çocukların doğuştan sahip olduğu yaşam hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı, fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma hakkı gibi olan bütün hakların tamamından bahsedilen evrensel bir kavram olarak önümüze çıkıyor. Bu sözleşme dünya genelinde çocukların korunması ve refahı için hayati bir önem taşımaktadır. Ülkemizde geldiğimiz noktada çocukların korunmadığını, çocukların çeşitli sömürlere maruz kaldığını da üzülerek gözlemliyoruz. 54 maddeden oluşan bu sözleşme Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna kabul edildikten sonra çeşitli maddeler eklenmek suretiyle dünyanın gelişmiş ülkelerinde çocuklarının hakları temel insan hakları önünde gelen bir kavram haline geldi.
Çocuk Hakları Sözleşmesinin 19’uncu ve 39’uncu maddeleri ise çocuğun ihmal ve istismarından korunmasını düzenleyen maddeler olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde çocukların ihmal ve istismardan korunması maalesef yeterli mekanizmaları sağlanmamaktadır. Türk Ceza Kanunu’na baktığımızda Türk Ceza Kanunu çocuğun haklarını düzenleyen maddeler elbette mevcut olmakla birlikte yasanın uygulayıcılarının ne düşündüğü, ne hissettiği ya da o yasayı nasıl uyguladığı çok kıymetli. Yasada ne yazdığından daha ziyade uygulayıcılarının ne yaptığı, iklim belirleyen politikacıların söz sahibi olanların ise ne söylediği çok kıymetlidir bu noktada. Ülkemizde çocuk istismarının aslında cezasızlıktan beslenen bir suç olduğunu söyleyebiliriz temel anlamda. Çocuk istismarları maalesef ülkemizde son yıllarda şiddetli oranlarla artarak devam etmekte. Çocuk istismarının yükselmesinde etkin yargılama yapılmaması, failin kim olduğunun önemi, bu failin kişiliğinin yargılamaya etki etmesi, koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınmaması ve en önemlisi dönemin siyasilerinin çocuk istismarlarıyla ilgili ne söylediği maalesef bu davaların yönlenmesinde önemli rol almaktadır. TÜİK, çocuk istismarları, çocuk suçları noktasında da bu verileri bizlerden saklamaktadır. Ancak insan hakları dernekleri ve çocuk haklarına ilişkin çalışan kurumlardan aldığımız raporlar ve verilen doğrultusunda 2023 yılı verilerine göre 1739 suç mağduru. Maalesef son 9 yılda yüzde 287 oranında çocuk istismarının arttığını söyleyebiliriz. ‘Çocuğun rızası vardı’ gibi söylemler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile bağdaşmıyor.”
]]>İYİ Partili Kürşad Zorlu, sığınmacı sorunuyla ilgili İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na iki ayrı soru önergesi verdi.
Zorlu, önergesinde “İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya son basın toplantısında Türkiye’de yasal kalış hakkı olan yabancı sayısını 4 milyon 474 bin ve bu sayıda 3 milyon 114 bin geçici koruma kapsamında Suriyelinin bulunduğunu açıklamıştır. İstanbul’da ise bu sayısının 1 milyon 92 bin düzeyinde olduğu belirtilmiştir. Oysa İstanbul Göç İdaresi verilerine göre yasal olarak ilçe nüfusunun yüzde 20’sini aştığı için ikamete kapatılan 10 ilçesinde var olduğu belirtilen yabancı sayısı 1 milyon 341 bindir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tahminleri ise su tüketim artışına göre yaklaşık 2.5 milyondur” ifadelerine yer verdi.
Zorlu, Bakan Yerlikaya’ya şu soruları yöneltti:
“Türkiye’de yaşayan kayıtlı yabancı sayısı kaçtır? Kayıt altına alınamamış yabancı sayısının ne kadar olduğu tahmin edilmektedir? İstanbul’un diğer 29 ilçesinde yaşayan yabancı sayısı kaçtır? Türkiye’de yabancı nüfusu yüzde 20’yi aşan ilçeler hangileri olup bu ilçelerdeki mevcut yabancı sayısı kaç olmuştur? Başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere yerel yönetimlerle veri paylaşımı ve iş birliği yapılmakta mıdır? Yapılıyorsa hangi çalışmalar ve projeler yürütülmüştür?”
“Sığınmacıların doğurganlık oranı ve hızı…”
Zorlu diğer soru önergesinde ise, sığınmacıların doğurganlık oranına ve hızına dikkati çekerek, “Ülkemizde her geçen gün sığınmacı nüfusu artmaya devam etmektedir. Düzensiz göç ve sınır güvenliğinin bu durumda etkisi çok olduğu gibi ülkemizde bulunan sığınmacıların doğurganlık oranı ve hızı da büyük bir etkiye sahiptir. Ayrıca özellikle sığınmacıların yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde resmi ve gayri resmi evlilik yaptıkları bilinmektedir. Sığınmacıların doğurganlık oranıyla ve evlilik durumlarıyla ilgili çeşitli kuruluşlar araştırmalar yapsa da resmi kurumlardan bunun ile alakalı bir açıklama yapılmamıştır. Göç İdaresi’nin 20 Haziran 2024 tarihli açıklamış olduğu verilere göre ülkemizde 3 milyon 113 bin geçici koruma kapsamında Suriyeli, 1 milyon 121 bin ikamet izni verilen yabancı, 102 bin 879 düzensiz göçmen bulunmaktadır. Her ne kadar resmi olarak bu rakamlar açıklanmış olsa da sayıların çok daha yüksek olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Ülkemizin geleceğini ve demografik yapısını etkileyecek bu gibi konulara önem verilmeli ve çalışmalar yapılmalıdır” ifadesini kullandı.
Zorlu, Bakan Yerlikaya’ya, “Ülkemizde bulunan yabancıların doğurganlık ve evlilik durumlarıyla ilgili bir çalışma yapılmakta mıdır? Yapılıyorsa bunlar nelerdir? 2012 yılından itibaren ve yıllar itibariyle yabancıların evlilik sayıları ne kadardır? Uyruklarına göre dağılımı nedir? Ülkemizde mevcut yabancı sayıları göz önüne alındığında ve doğurganlık hızına da bakıldığında 2030 ve 2050 yılları itibariyle yabancı nüfusun ne kadar olacağı tahmin edilmektedir? İlerleyen yıllarda ülkemizin demografik yapısını olumsuz etkileyecek bu durumun önüne geçmek adına çalışma yapılmakta mıdır? Yapılıyorsa bunlar nelerdir” diye sordu.
]]>
CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’ye, “Bakanlığınız tarafından ülkemizde hangi su havzalarında ‘Ekolojik Risk Değerlendirmesi’ yapılmıştır? Eğer yapıldıysa Ekolojik Risk Değerlendirme raporları nerede yayınlanmıştır? Erzincan İliç’teki altın madeni faciası sonrasında yer üstü ve yer altı suları ile toprak ve çökeltilerdeki kirliliği izlemek için bölgede hangi tarihlerde, hangi noktalardan hangi analizler yapılmıştır? Analiz hangi laboratuvarlarda yapılmış, analiz raporları nerede yayınlanmıştır? Bakanlığınızın siyanürle altın çıkartılan madencilik faaliyetlerinin çalışan sağlığına, halk sağlığına, çevreye ve ekolojik sisteme etkilerini izlemek için yürürlüğe koymaya karar vermiş olduğu herhangi bir eylem planı var mıdır” diye sordu.
CHP Bursa Milletvekili ve Halk Sağlığı Profesörü Dr. Kayıhan Pala, Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni’nde yaşanan toprak kaymasının ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’a soru önergesi verdi. Kaya, akarsu sistemlerindeki kimyasalların ekolojik risk değerlendirmesinin çevrenin korunması açısından hayati öneme sahip olduğunu belirttiği önergesinde Bakan Özhaseki’ye şu soruları yöneltti:
“BAKANLIĞINIZ TARAFINDAN ÜLKEMİZDE HANGİ SU HAVZALARINDA ‘EKOLOJİK RİSK DEĞERLENDİRMESİ’ YAPILMIŞTIR”
“Bakanlığınız tarafından ülkemizde hangi su havzalarında ‘Ekolojik Risk Değerlendirmesi’ yapılmıştır? Eğer yapıldıysa Ekolojik Risk Değerlendirme raporları nerede yayınlanmıştır? Bakanlığınız tarafından ‘Olasılıksal Ekolojik Risk Değerlendirmesi’ yapılan herhangi bir su havzası ve/veya akarsu sistemi var mıdır? Ülkemizdeki su havzaları için herhangi bir ‘Maruziyet Değerlendirmesi’ yapılmış mıdır? Ülkemizdeki su havzaları için herhangi bir ‘Etki Değerlendirmesi’ yapılmış mıdır? Ülkemizdeki su havzaları için herhangi bir ‘Risk Değerlendirmesi’ yapılmış mıdır’Bakanlığınız tarafından su havzaları ve akarsulara ilişkin, kirlenme olasılığı bulunan su sistemi üzerinde yaşayan türlerin potansiyel olarak etkilenen kısım açısından riskini değerlendirmek amacıyla hem maruz kalma hem de etki bilgilerini analiz etmek ve entegre etmek için kullanılan herhangi bir karar destek sistemi var mıdır?
“ÜLKEMİZDEKİ SİYANÜRLE ALTIN ÇIKARTILAN 20 MADENİN ETKİLEDİĞİ SU KAYNAKLARINDA ÇEVRESEL SİYANÜR KONSANTRASYONLARI ÖLÇÜLMEKTE MİDİR”
Ülkemizdeki mevcut siyanürle altın çıkartılan 20 madenin etkilediği su kaynaklarında çevresel siyanür konsantrasyonları ölçülmekte midir? Eğer ölçülüyorsa, söz konusu madenlerin faaliyete geçtiği tarihten itibaren siyanür konsantrasyonları ölçüm sonuçları aylara ve yıllara göre nedir? Söz konusu 20 altın madeninin çevresindeki yer üstü ve yer altı sularının, toprağın veya çökeltilerin kirliliğini izlemek amacıyla ve arzu edilen çevresel kalite hedeflerine ulaşmak için kullanılan herhangi bir ekotoksikolojik izleme/değerlendirme prosedürü var mıdır? Erzincan İliç’teki altın madeni faciası sonrasında yer üstü ve yer altı suları ile toprak ve çökeltilerdeki kirliliği izlemek için bölgede hangi tarihlerde, hangi noktalardan hangi analizler yapılmıştır? Analiz hangi laboratuvarlarda yapılmış, analiz raporları nerede yayınlanmıştır? Bakanlığınızın siyanürle altın çıkartılan madencilik faaliyetlerinin çalışan sağlığına, halk sağlığına, çevreye ve ekolojik sisteme etkilerini izlemek için yürürlüğe koymaya karar vermiş olduğu herhangi bir eylem planı var mıdır?”
]]>