
1 ÇAY KAŞIĞI KADAR TUZ
DSÖ’nün günlük kişi başı tuz tüketimini 5 gramın altında önerdiğini söyleyen Uzm. Dr. Tarakçı, şu uyarılarda bulundu: “Bu miktar, bir çay kaşığına denk gelmektedir. Günlük olarak tüketilmesi önerilen bu miktar; gün içinde tüm besinlerimizle aldığımız tuzu (sodyumu) da kapsamaktadır. Tuz tüketimi 5 gramı aşmamalıdır. Tüketilen tuz iyotlu olmalıdır.”

TUZ TÜKETİMİNİ AZALTMAK İÇİN ÖNERİLER
UZM. Dr. Tarakçı, aşırı tuz tüketimini azaltmak için şu önerilerde bulundu:
Yemek hazırlama, pişirme ve tüketimi sırasında ilave edilen tuz miktarı azaltılmalıdır. Hatta besinlerin bileşiminde sodyum bulunması nedeniyle hazırlama ve pişirme sırasında mümkünse tuz eklenmemelidir.
Masada yemeklere tuz ilavesi yapılmamalı ve masadan tuzluk kaldırılmalıdır.
Geleneksel olarak evlerde hazırlanan turşu, salça, tarhana, yaprak salamurası vb. yiyecekler hazırlarken yüksek miktarda tuz kullanımından kaçınılmalıdır.
Salamura ürünlerin tuz içeriğinin azaltılması için suda yıkama ve bekletme gibi işlemler uygulanabilir.
Satın alınan işlenmiş ürünlerin etiket bilgisi mutlaka okunmalı, tuzsuz ya da tuzu azaltılmış ürünler tercih edilmelidir.
Ambalajlı tüketime sunulan gıdaların içeriği etiket bilgisinden okunmalı ve benzer gıdalarda tuz ve tuz yerine geçen maddelerin miktarları daha düşük olanlar tercih edilmelidir.
Ev dışı beslenmede yemeklerin ve besinlerin içindeki tuz miktarı öğrenilerek, mümkünse az tuzlu veya tuzsuz hazırlanması istenmelidir.
Tuz yerine doğal lezzet arttırıcı soğan, sarımsak, baharatlar, limon, sirke, biber kullanılmalıdır.

AŞIRI TUZ İÇEREN BESİNLER
UZM. Dr. Tarakçı, aşırı tuz içeren besinleri şöyle sıraladı:
Hazır soslar: Soya, ketçap, barbekü, tartar, hardal, makarna vb. soslar.
Atıştırmalık ürünler: Cips, tahıl bazlı bar, meyve bazlı bar, patlamış mısır.
Tuzlanmış kuru yemişler: Fındık, fıstık, ceviz, badem, leblebi, kabak ve ayçiçeği çekirdeği.
Siyah ve yeşil zeytin, sebze turşuları, balık konserveleri, tuzlanmış veya salamura edilmiş et ve balık ürünleri.
Aromalı-aromasız, gazlı ve gazsız mineralli içecekler
Geleneksel olarak evlerde hazırlanan turşu, salça, tarhana, yaprak salamurası gibi besinler.
İNME VE KALP HASTALIKLARININ NEDENİ
ÇOK fazla tuzun, kan basıncını artırarak (hipertansiyon) inme ve kalp hastalığı riskini yükselttiğini söyleyen Uzm. Dr. Tarakçı ,”İnme ve kalp hastalıkları da dünya çapında en önemli ölüm ve sakatlık nedenleri arasında gösterilmektedir. Sağlık Bakanlığı Türkiye Beslenme Rehberi’ne göre; aşırı tuz (sodyum) tüketimi, kalp-damar hastalıkları, böbrek hastalıkları, hipertansiyon, inme, osteoporoz ve bazı kanser türlerinin oluşmasına neden olabilmektedir” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından biri olan Bodrum’da kenti besleyen barajlardan biri olan Mumcular Barajı’nda hem tarımsal sulama hem de içme suyu sağlanamazken, barajdaki su seviyesi yüzde 15 civarında kaldı. 9 günlük Kurban Bayramı tatili sonunda Geyik Barajı’ndaki su seviyesi yüzde 45’lerde seyrederken, aradan geçen 1 ayın ardından bu rakam yüzde 36’lara geriledi. Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) tarafından Turgutreis Mahallesi’nde 6 adet kuyu açılacağı ve elde edilen bu suyun arıtılarak içilebilir hale getirildikten sonra Bodrum’a aktarılacağı belirtilirken, Turgutreis’te ilk etapta 10 bin, ikinci etapta 20 bin metreküp tuzlu suyun arıtılacağı desalinasyon tesisinin kurulmasının planladığı ve bu projenin hayata geçmesiyle Bodrum’a günlük 100 bin kişiye yetecek kadar ilave su sağlanacağı kaydedildi.
‘YER ALTI SULARI TAMAMEN TUZLANABİLİR’
Deniz suyundan su arıtılması ile ilgili endişelerini dile getiren MSKÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Su Kaynakları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ceyhun Özçelik, “İçme suyu problemi şiddetlendikçe çözüm önerilerinin de daha karmaşık hale geldiğini görüyoruz. Su kanalizasyon İdaresi’nce geliştirilen çözüm önerilerinde Dalaman, Namnam Çayları’ndan su getirilmesi gündeme gelirken diğer taraf Ekinambarı ve Turgutreis’teki deniz suyu arıtmaları alternatif çözüm olarak değerlendiriliyor. Tabii deniz suyu arıtmaları bu sistemdeki çok küçük bir parça olarak sistem arz güvenliği noktasında devreye alınacak bir küçük minimal bir alternatif olarak değerlendirilebilmesine rağmen, Turgutreis noktasında özellikle burada açılacak kuyuları da güvenli çekimin ötesine geçilmesi durumunda yer altı suyu tuzlanacağı gibi yer altı su tablası da oldukça aşağıya inecektir. Bu bölge ve etrafında Kos Adası dahil olmak üzere onlarca ada ve adacık söz konusu. Bu bölgedeki batimetride 10 ila 20 metre civarında bir değişim söz konusu, bu adalardan. Yer altı su seviyesiyse Turgutreis’te geçmişte 5-10 metre iken şu an 30-40 metreden su alınamıyor. Kaldı ki yarımada genelinde yer altı su çekimi tamamen yasak. Şimdi deniz arıtması yaparak denizden su çekeceğimize, kuyulardan su çekmemiz durumunda bu bölgeyi tamamen tuzlandırmış, ayrıyeten de yer altı su tablasını tamamen kaybetmiş oluruz” dedi.
MALİYET VE KİRLİLİK
Deniz suyu arıtılmasının ardından oluşan maliyet ve kirlilik ile ilgili konuşan Doç. Dr. Özçelik, “Deniz suyu arıtma sistemleri, cazibeli sistemlere göre oldukça maliyetli sistemler. Deniz suyunun mebrandan geçerek tuzun arıtması sırasında suyu 600 ila 800 metre yukarıya basabilecek bir enerjiyi sisteme vermemiz gerekiyor. Bu ise bizim su faturalarımıza yansıyacak çok büyük bir maliyet olarak karşımıza çıkıyor. Diğer taraftan bu sistem yan ürün olarak onlarca tonluk bir tuz ortaya çıkarıyor. Bunun karasal olarak bertaraf edilmesi durumunda burada yoğun bir kamyon trafiği, deniz ortamına verilmesi durumunda ise denizel ortamda ciddi bir kirlilik ortaya çıkaracaktır. Burada üretilecek sistemlerde deniz suyunun yer altı suyu kuyularıyla temin edilmesi gündeme geliyor. Bu ise bizim yer altı suyunun kirlenmesi, bir taraftan da daha az tuzlu suyun sisteme verilmesi anlamına geliyor. Daha az tuzlu suyun sisteme verilmesi ve maliyetin düşürülmesine karşı, burada çevrede ciddi anlamda geri dönülemez bir kirlilik meydana gelecektir. Yer altı su seviyesi aşağı düşeceği gibi yer altı suyunda da kalıcı bir tuzlanma meydana getirecektir. Bu ancak Gazze bölgesi gibi kapalı bir alanda yukarı havzalardan suyun gelmediği bir durumda, ancak böyle çok elzem durumlarda, bizim yer altı sularını kullanarak deniz suyunu arıtmamız gündeme gelebilir. Burada böyle bir şey uygulamamız durumunda yer altı suyu tablasını, zaten burada su çekimi yasak, kalıcı olarak aşağılara düşürmüş olacağız” diye konuştu.
‘İLETİM HATLARINDA BİNLERCE PATLAK MEYDANA GELİYOR’
Doç. Dr. Özçelik, şöyle devam etti: “Elimizdeki su kaynaklarımız sıkıntılı. Ancak geçtiğimiz yıl her iki barajda su kurumasına rağmen ilave olarak Milas Ovası’nın ve Milas’a içme suyu sağlayan Akgedik Barajı’ndan su temin edilerek şehre su verilmiş ve su temininin sürekliliği kısmen de olsa sağlanabilmişti. Ama buradaki en önemli sorun, içme suyunun şehre sürekli ve güvenilir bir şekilde iletilebilmesi noktasında; iletim hatlarında binlerce patlak meydana geliyor. Her geçen gün bir patlak haberi alıyoruz. Bu hem kentsel altyapıya zarar verdiği gibi yollarda araçların yolunun içerisine gömüldüğü manzaralarla karşı karşıya kalıyoruz. Burada içme suyu borularının tipinden, cinsinden ve yerleştirilmesinden kaynaklı sorunlar olduğu gibi işletmeden kaynaklı sorunlar da olduğunu görüyoruz. Özellikle yüksek noktalara sular çıkamıyor. Bu sebeple vatandaşlarımız susuz kalıyor. Burada acilen bir basınç düzenlemesi ve gerekli noktalarda önlem alınması lazım ki bu tedbirler vesilesiyle vatandaşlarımızın susuzluğu minimum noktaya gelsin.”
‘İÇME SUYU SORUNU UZUN YILLARDAN BERİ ÇÖZÜLEMİYOR’
“Bodrum’un içme suyu sorunu maalesef uzun yıllardan beri çözülemiyor” diyen Doç. Dr. Özçelik, “İçme suyu sorununu iki kademede özetlememiz galiba uygun olacaktır. Birincisi su temininde yaşanan zorluklar, ikincisi suyun temin edilerek şehre iletilmesi. Bodrum’a içme suyu sağlayan barajlarımız, birincisi Mumcular Barajı, diğeri Geyik Barajı. Geçtiğimiz yıl bu iki baraj da kurumuştu. Şu an Mumcular Barajı’ndan su temini mümkün olamıyor. Geyik Barajı’nda yılın ilk üç ayında bakım onarıma alınmasına rağmen su seviyesi yüzde 36’lar civarında; bu 15 milyon metreküplük bir suya tekabül ediyor. Bunun 3 milyon metreküpünü kabaca ölü hacim olduğunu kabul edersek, 12 milyonluk bir su söz konusu. Bunun önemli bir kısmını termik santralin soğutma suyu olarak kullanılacağı diğer bir kısmı ise Bodrum’un önümüzdeki birkaç ay içerisinde idareli bir şekilde temin edilmesi ve Bodrum’un susuz kalmamasını sağlayacak bir su stoku olarak kabul edilebilir” dedi.
]]>Ercoşkun, numune aldığı il genelindeki doğal kaynak suları üzerine çalışma gerçekleştirdi.
Çalışması sonucunda özellikle Tuz Mağarası’nın bulunduğu kentin doğu bölgesindeki 50’den fazla doğal kaynak suyunun yoğun tuz barındırdığını tespit eden ve numune aldığı kaynak sularından sadece güneş altında bırakarak tuz elde eden Ercoşkun, laboratuvarda yaptığı incelemede, bu tuzun kaya tuzundan daha saf olduğunu belirledi.
Ercoşkun, AA muhabirine, Çankırı’da, yüzeyin yaklaşık 400 ile 1000 metre altının tuz katmanına sahip olduğunu söyledi.
Kentte oluşmaya 50 milyon yıl önce başlayıp 35 milyon yıl önce bugünkü haline ulaşmış tuz madenleri de bulunduğunu belirten Ercoşkun, “Bu kadar büyük tuz madeninin oluşu, özellikle sonbaharda ve ilkbaharda yağan yağışlarla suyun yer altına ulaşması, yer altındaki tuzu çözüp yer üstüne çıkmasına neden oluyor. Bu şekilde Çankırı kaya tuzu madenlerinden kaynaklanan 50’den fazla tuzlu akan pınarımız, deremiz var.” dedi.
Boşa akan tuzlu doğal kaynak sularının toprağı tuzlulaştırdığına, bunun tarımı olumsuz etkilediğine işaret eden Ercoşkun, “Bu açıdan bu suyun tuz üretiminde kullanılması önem taşıyor. Hem kırsal alanda yeni bir ekonomik faaliyet oluşturulması hem de toprağın kondisyonunun, tuz içeriğinin azaltılması için çalışıyoruz. Her bir kaynaktan numune alıp, tuzu kaya tuzu haline getiriyoruz. Ürettiğimiz bu yeni kaya tuzunun özelliklerine bakarak hangi tuzlu su kaynaklarından hangi özelliklerde tuz üretebiliriz diye çalışıyoruz.” diye konuştu.
“Pınar tuzu olarak isimlendirilebilecek yeni bir tuzumuz daha var”
Çankırı’da çok miktarda tuzlu su olması sebebiyle kurumların bu konuda önayak olması gerektiğini vurgulayan Erçoşkun, “Çiftçilerimiz, kuracakları kooperatif kanalıyla ürettikleri gerçek Çankırı tuzunu pazarlayabilir. Bu da çiftçiye rutin bir gelir kaynağı sağlayacaktır. Dolayısıyla bir metrekareden 3 günde birkaç kilo tuz üretmek mümkün. Kaya tuzunun fiyatı ortalama 60 lira civarında. Bizim sudan üreteceğimiz tuzun kalitesi yaklaşık 60 liralık getiriye sahip. Çankırı tuzuyla meşhur bir şehrimiz. Sadece kaya tuzu değil, akarsu, ‘kaynak veya pınar tuzu’ olarak isimlendirilebilecek yeni bir tuzumuz daha var.” ifadesini kullandı.
Ercoşkun, tuzda gıda güvenliği riskinin son yıllarda üzerinde çokça bilimsel makale yazılan bir konu olduğunu, tuzda ağır metal, mikroplastik ve radyoaktivite bulunabildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Dünya hızla kirleniyor, insan nüfusu artıyor. Bu kirlilikten en fazla maalesef denizler nasibini alıyor. Son yıllarda yapılan çalışmalarda görüyoruz ki dünyanın neresinde olursa olsun, içinde bir lityum kirliliği olmayan tuz üretmek mümkün değil. Yine aynı şekilde dünyanın neresinde olursa olsun, deniz tuzunu mikroplastikten ari şekilde üretmek de mümkün değil. Deniz tuzu gerek mikroplastik gerek ağır metal kirliliği taşıyabilme riskine sahiptir. Kaya tuzunda mikroplastik bulunmamakla birlikte ağır metal riski bulunabiliyor. Birçok tuz madeninde kurşun, arsenik, civa tespit edilebiliyor. Radyoaktif kirlilik de söz konusu ancak Çankırı tuzunda yaptığımız çalışmalarda gördük ki ağır metal ve radyoaktivite ile ilgili bir kirlilik söz konusu değil. Çankırı kaya tuzundan üretilecek su tuzu, kaynak tuzu, gerek ağır metal gerek mikroplastik gerekse radyoaktivite kirliliği bakımından dünyanın en temiz tuzlarından birisi olarak karşımıza çıkıyor.”
]]>