TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, AA muhabirine, KAAN’da üçüncü uçuş hazırlıklarının devam ettiğini belirterek, “Tarih, şu anda vermek biraz zor olabilir ama bu yıl içerisinde uçmayı planlıyoruz.” dedi.
Demiroğlu, KAAN’ın 2028’de teslimatı için testlere başlayacakları prototipler P1 ve P2’nin 2025’in sonlarına doğru sahne alacağını ve onlarla çok yoğun teste başlayacaklarını ifade etti.
“Şu anda herhangi bir gecikmemiz yok”
Demiroğlu, 2026’da ise P4 ve P5 prototiplerin testlerinin gerçekleştirileceğine değinerek, “Bu 4-5 prototipimizle tüm testleri hızlı şekilde yapmamız gerek çünkü süre çok kısa ve bizim çok fazla test yapmamız lazım. 2028’deki teslimata başlayabilmemiz için bunlar gerekli.” ifadesini kullandı.
“İnşallah hep beraber 2025’in sonunda da KAAN’larımızı gökyüzünde göreceğiz.” diyen Demiroğlu, çalışmaların yoğun şekilde devam ettiğini dile getirdi.
Demiroğlu, programlarında herhangi bir gecikmenin yaşanmadığını aktararak, şunları kaydetti:
“Geliştirme programlarında gecikme doğaldır, yani olabilir. Bir gün, 2 gün, 3 gün, 1 hafta, 2 ay, bunlar doğaldır, bu gecikme sayılmaz. Yani planınızdan biraz şaşmışsınızdır. Bizim şu andaki planımız 2028 teslimatı. Bununla ilgili ne gerekiyorsa şu anda o plan dahilinde çalışıyoruz. Aksi durum olsa da paylaşırız ama şu anda planımızda herhangi bir değişiklik yok.”
Hava Kuvvetleri KomutanlığıMilli Muharip UçakMehmet DemiroğluHavacılıkTeknolojiSavunmaGüncelTUSAŞ
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Eli kanlı iki hain, geçtiğimiz çarşamba günü TUSAŞ’ın Ankara Kahramankazan’daki yerleşkesine terör saldırısı yaptı. Hainler, dakikalar içerisinde etkisiz hale getirilirken, 5 vatan evladımız şehadete ulaştı. 22 kişinin ise yaralandığı açıklandı.

“TUSAŞ SALDIRISININ ARKASINDA CIA VAR”
TUSAŞ saldırısı sonrası güvenlik güçlerimiz terör örgütüne ait hedefleri yerle bir ederken İngiliz politikacı George Galloway dikkat çeken bir açıklamaya imza attı.
Birleşik Krallık Eski Avam Kamarası Üyesi Galloway, TUSAŞ’a yönelik saldırının arkasında CIA’nın (Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı) olduğunu açıkladı.
‘TUSAŞ saldırısının arkasında CIA var’


ABD, PKK’YI KULLANDI
Türkiye’nin BRICS ile yakınlaşmasının ABD’yi delirttiğine dikkat çeken Galloway, “CIA, PKK’yı kullanarak Ankara’nın Kazan ilçesinde saldırı düzenledi” ifadelerini kullandı. Saldırının Başkan Tayyip Erdoğan’ın Tataristan’ın başkenti Kazan’a gittiği gün yaşandığını hatırlatan Galloway, “BRICS eğer böyle pozitif bir gelişme olmasaydı CIA, Erdoğan’ın uçağının Kazan’a inişinden dakikalar sonra PKK’yı Ankara’nın Kazan ilçesindeki büyük terör saldırısı için kullanmazdı” açıklamasını yaptı.

“BRICS ÜYELİĞİ NATO VE AB’Yİ DELİRTTİ”
Galloway, kendisine ait Youtube kanalında yaptığı yayında şu açıklamaları yaptı: Dakikalar öncesinde Erdoğan, Rusya’nın Kazan şehrine inmişti. Gündemde Türkiye’nin BRICS üyeliği vardı. NATO üyesi ve AB üyelik aşamasındaki bir ülkenin BRICS’e üye olma ihtimali bunları delirtti. BRICS, Dünyayı yeniden şekillendiren bir olgu. Yeni para birimi, az önce banknotu gördüm. BRICS parası ve finansal sistemi, ABD kontrolündeki diktatöryal sistemi bitirecek. Artık SWIFT dünde kaldı. BRICS sistemiyle üye ülkeler özgürce para transferi yapabilecek.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yurt içi ve yurt dışı fuar etkinliklerine dünyanın en büyük savunma sanayi buluşmalarından birisi olan IDEF’in organizasyonunu üstlenerek yeni bir boyut kazandıran KFA Fuarcılık, tanıtım çalışmaları kapsamında Malezya’da bu yıl 18. kez düzenlenen DSA 2024 Fuarı’na katıldı. KFA Fuarcılık, sadece sektör profesyonellerinin ziyaretine açık olan DSA 2024’te uluslararası nitelikteki işbirliklerini güçlendirmeyi amaçlıyor.
DSA 2024 Fuarı, 60 ülkeden bin 200 şirket ve 45 ülkeden 400’ün üzerinde delegasyonun katılımıyla gerçekleştirildi. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Türkiye’nin yerli ve milli teknolojilerle geliştirip fuarda sergilediği ürünlerin bulunduğu stantları ziyaret etti. IDEF 2025’te de yer alacak firmalarla bir araya gelen Başkan Burkay fuarda Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ömer Cihad Vardan, TUSAŞ Genel Müdürü Prof. Dr. Temel Kotil ile uzay savunma ve havacılık sektöründe faaliyet gösteren kuruluşların üst düzey yöneticileriyle bir araya geldi.
BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Malezya temasları kapsamında ayrıca Kuala Lumpur’da araştırma ve geliştirme merkezi olarak R&D Center’da TUSAŞ’ın teknoloji merkezini de ziyaret etti. TUSAŞ’ın ilk mühendislik ofisi olmasının yanı sıra 120 uzman ve mühendisin istihdam edildiği merkezi inceleyen Başkan Burkay, dünya genelinde farklı coğrafyalarda teknoloji ofisi bulunan TUSAŞ’ın Malezya’daki ofisinin iki ülke arasında uzun yıllara dayanan yakın ilişkileri savunma ve havacılık alanında pekiştirdiğini ifade etti. Başkan Burkay, “Gerçekleştirdiği projelerle sadece ülkemizin değil, dünya havacılık sektörünün de öncü kuruluşları arasında yer almayı başaran TUSAŞ’ın Malezya’daki ofisi ülkedeki ulusal savunma sanayinin yanı sıra havacılık ve uzay sanayinin de güçlenmesine katkı sağlıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve TUSAŞ gibi öncü kuruluşlarla ülkemizin uzay, savunma ve havacılık sanayinde ulaştığı yetkinlik seviyesi ve yakaladığı başarılarla bir kez daha gururlandık. TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sayın Ömer Cihad Vardan ve TUSAŞ Genel Müdürü Sayın Prof. Dr. Temel Kotil başta olmak üzere, ülkemizin bayrağını yüksek teknoloji alanında da dalgalandıran tüm TUSAŞ yetkililerine şükranlarımı sunuyorum” dedi.
BTSO Başkanı İbrahim Burkay, bugüne kadar yurt içi ve yurt dışındaki fuar organizasyonlarına imza atan KFA Fuarcılık’ın başarı çıtasını her geçen gün artırdığını ifade etti. Başkan Burkay, yurt içi fuar organizasyonlarıyla faaliyet alanını genişleten KFA Fuarcılık’ın Bursa Food Point Fuarı’ndan Junioshow’a, Bursa Textile Show’dan ev tekstili sektörüne yönelik dünyanın en büyük iki fuarından biri olan HOMETEX fuarlarını gerçekleştirme becerisine sahip olduğunu vurguladı. İbrahim Burkay, “Bilgi ve birikimini firmalar için yüksek değer üreten bir yapıya kavuşturan KFA Fuarcılık, Ticaret Bakanlığı’ndan ‘Yurt Dışı Fuar Düzenleme Yetki Belgesi’ alırken, Türkiye adına yurt dışı fuarlara milli katılım organizasyonları ve alım heyetleri düzenleyerek firmalarımızı uluslararası alıcılarla buluşturuyor” diye konuştu.
KFA Fuarcılık’ın dünyanın en büyük savunma sanayi fuarlarından birisi olan IDEF 2025’in tanıtımını DSA-2024’te gerçekleştirdiklerini ifade eden Başkan Burkay, “IDEF, hem Türk savunma sanayisi şirketlerinin hem de küresel şirketlerin son teknoloji barındıran platform ve sistemlerinin görücüye çıktığı önemli bir organizasyon olma özelliği taşıyor. KFA Fuarcılık olarak paydaşlarımızın katkısıyla, yerli ve milli savunma sanayimizin gücüne ve büyüklüğüne yakışan bir fuar organize etmeyi hedefliyoruz. İnşallah IDEF 2025 yeni işbirliklerinin temellerinin atıldığı bir fuar olacak” dedi.
IDEF’25 17’nci Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı T.C. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, T.C. Milli Savunma Bakanlığı ev sahipliğinde, T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı destekleriyle, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı yönetim ve sorumluluğunda, KFA Fuarcılık A.Ş. organizatörlüğünde 22-27 Temmuz 2025 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek. Dünyanın farklı coğrafyalarından katılımcı ve ziyaretçileri İstanbul’da buluşturacak olan IDEF 2025, KFA Fuarcılık organizatörlüğünde yeni konseptiyle birçok organizasyona da ev sahipliği yapacak ve yeni işbirliklerinin sağlanmasına imkan sunacak. – BURSA
]]>***
Takvim yaprakları 2015 Ocak ayını gösterdiğinde Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK) toplantısında tarihi bir karar alındı. İlgili karar ile Türkiye’nin Milli Muharip Uçağı (MMU) Geliştirme Projesi’nin ön tasarım fazının başlatılmasına hükmedildi. Hemen ertesi ayda TUSAŞ, Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) ve Hava Kuvvetleri Komutanlığından oluşan MMU Program Yönetim Ofisinin kurulması çalışmaları başlatıldı. 2016 Ağustos’unda TUSAŞ ve SSB arasında “Ön Tasarım Fazı” sözleşmesi imzalanırken; Eylül 2018 itibarıyla MMU Geliştirilmesi Projesi’ne bilfiil start verildi. Aynı tarihlerde eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, gerek ABD Kongresi’nde gerekse diğer NATO müttefikleriyle Ankara’yı nasıl, ne kadar süreliğine ve hangi düzeyde cezalandırılacaklarına dair yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyordu. Zira Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 25 Temmuz 2017’de “S-400” tedarik etmek için bir anlaşma imzaladı. Böylece Türkiye, soğuk savaştan sonra envanterine Rus sistemleri katan ilk NATO ülkesi olacaktı. Tabii ne ABD ne de NATO müttefikleri Ankara’nın bu kararı almasının arkasındaki hata payını kendilerinde aramadılar. Mevzunun nasıl bu noktaya evrildiğini sorgulamadan direkt caydırıcılık politikasından cezalandırma stratejisine yöneldiler. Oysa NATO ülkeleri, etrafı füze envanteriyle çevrili olan ve Suriye’den gelen hava tehdidinin ziyadesiyle arttığı bir dönemde yapay bahanelerle Türkiye’den Patriot sistemlerini çekme kararı alarak yine Ankara’nın 2010’da duyurduğu ve sürüncemede kalan T-LORAMIDS ihalesindeki istekleri karşılamaktan hep uzak durdular.
Devler ligine çıkma projesi: KAAN
Neticede Türkiye, on yıllardır süregiden tek kaynak bağımlılığının yarattığı “güvenlik boşluğundan” kurtulmak için bazı kararlar vermek zorundaydı. Bunlardan birincisi, S-400’ün yanı sıra kendisine ait katmanlı bir hava ve füze savunma sistemi geliştirmekti ki, bu sayede HİSAR-A, HİSAR-O ve SİPER doğdu. Diğer taraftan Ankara, savunma kadar caydırıcılığın da önemli olduğu bilinciyle helikopter ve İHA projelerinden sonra havacılıkta bir üst segmente geçme kararı aldı. Böylece HÜRKUŞ, HÜRJET ve MMU projelerinin hayata geçirilme sürecine tanıklık edilirken TUSAŞ’ın proje yelpazesi, dış politikadaki gelişmelere ve Türk Silahlı Kuvetlerinin (TSK) ihtiyaçlarına binaen hem çeşitlendi hem de büyük bir ivme yakaladı. Türkiye, savunma sanayinde stratejik özerkliği (en azından asli unsurlarda) kazanma çabası sarf edip tüm hızıyla yerli ve milli projelere odaklanırken Washington’dan pek şaşırtmayan bir karar çıktı. Beyaz Saray, 2020 Aralık’ında tarihsel bir kopuşun altına imza atarak, ilk defa bir NATO müttefikini CAATSA yaptırımlarına dahil etti. Ertesi yıl, 2’nci bir tarihi karar uygulamaya konuldu ve Türkiye’nin F-35 projesinden resmi olarak çıkartıldığı duyuruldu.
Söz konusu olaylar silsilesi içerisinde TUSAŞ, mühendislik odağının büyük bir bölümünü MMU’ya aktardı. Zira MMU, şu ana kadar Türk savunma sanayinin sadece en büyük bütçeli yatırımı değil; aynı zamanda mühendislikte devler ligine çıkma projesiydi. Bu bağlamda idarecisi, mühendisi ve teknisyeni ile dev bir kadro gece gündüz demeden MMU projesine adanmış bir serüvene dahil oldular. Kimilerine göre bu serüven gereksiz kimilerine göre ise imkansız bir hayalden ibaretti. Hatta TUSAŞ Genel Müdürü Prof. Dr. Temel Kotil, ilk test uçuşu için tarihi 2 kez öne çekerek “2024’e hazır olacağız” dediğinde, birçoğunun yüzünde alaycı bir tebessüm belirmişti. Oysa MMU Proje Ofisi ekibi hedeflerine odaklanarak süreci emin adımlarla ilerletiyorlardı. 2021 yılı Mayıs ve Temmuz aylarında “Ön Tasarım Gözden Geçirme” ve “Kritik Tasarım Gözden Geçirme Toplantısı” akabinde kasım ayında “İlk Metal Kesimi” gerçekleşerek büyük bir heyecan yaşandı. 2022 yılında ise “Üretim Hattının tamamlanması”, “Nihai Montaj Hattı Başlangıcı” ve “Uçağın İniş Takımları üzerine alınması” safhaları hayata geçirildi. 2023 yılında tüm gözler MMU projesindeydi; zira herkes 2024’te MMU’nun gökyüzüyle buluşup buluşmayacağını merak ediyordu. 2023 yılı yoğun fakat verimli bir yıl oldu. Ocak, şubat ve mart aylarında peşi sıra “Test Hazırlık Gözden Geçirme”, “Hangardan Çıkış ve İlk Motor Çalıştırma” ve “İlk Taksi Faaliyeti” safhaları başarıyla tamamlandı ve eylülde “Yer Testlerinin Başlaması” gerçekleştirildi.
Müstakil oyuncu: Türkiye
21 Şubat 2024 ise sadece MMU Projesi’nde değil Türk dış, güvenlik ve savunma politikaları açısından da büyük bir kırılma yarattı. KAAN’ın geliştirme test uçağı ilk uçuşu başarıyla tamamlanırken Türkiye, imkansız gibi görülenlerin imkansız olmadığını bir kez daha bütün dünyaya gösterdi. Birincisi, 2000’li yıllarda siyasi istikrar ve motivasyon sayesinde başlatılan Milli Teknoloji Hamlesi ile teknik insan kaynağındaki yetkinliğin ürünlere dönüştürülmesi sağlandı. Bu anlamda TUSAŞ, 1980’li yıllardan bugüne uzanan süre zarfında havacılık sanayinde biriktirdiği bilgi ve tecrübeyi bir kez daha somut çıktısıyla ortaya koydu ve KAAN doğdu. Her bir üründe kazanılan deneyim, diğer ürüne referans ve altyapı teşkil etti. Örneğin HÜRKUŞ ve HÜRJET projeleri olmasaydı, MMU olabilir miydi? 2000’li yılların başında 2 bin civarı olan TUSAŞ insan kaynağı, bugün 17 bine yükseldi. MMU projesinde başta 27 kişi çalışırken mevcut durumda projede tam zamanlı olarak çalışan kişi sayısı 2 bine ulaştı. Böylece Türkiye, savunma sanayinde daha zengin bir insan sermayesine, Kotil’in tabiriyle “stratejik varlığına” kavuştu. Bu sermaye sayesinde TSK’nın ihtiyaçlarını yerli imkanlarla karşılama oranı yüzde 70’leri geçerken savunma sanayindeki millilik, operasyonel esneklik açısından temel kazanç oldu. Türkiye operasyonel bağımsızlığa doğru ilerledikçe, Ankara’nın askeri ve savunma diplomasisindeki tutumu ve buna bağlı olarak dış politikadaki pozisyonu değişti.
İkincisi, Türkiye zamanla TSK’nın ihtiyaçlarını karşılama odaklı bir savunma sanayi politikasının sınırlılıklarından kurtuldu. Savunma sanayi, salt gider değil, aynı zamanda bir gelir kalemine dönüştü. Türkiye, küresel savunma pazarına bir “alt yüklenici” ya da “proje ortağı” statüsünde değil; “müstakil bir oyuncu” olarak dahil oldu. Öyle ki Türkiye’nin savunma pazarına girişi, sadece kendi güvenlik ortamını değil; aynı zamanda diğer devletler arasında cereyan eden çatışma ve savaşların seyrini de değiştirdi. Bu anlamda Karabağ ve Ukrayna, Türk savunma sanayinin rüşdünü ispat ettiği muharebe alanları olarak dünyanın dikkatini çekti. Her bir müşteri, bir diğer müşteriye referans teşkil ederken TUSAŞ’ın müşteri yelpazesi farklı kıtalara yayıldı. Ancak yurt dışına sadece TUSAŞ açılmadı; TUSAŞ’ın projelerinde görev alan alt yükleniciler ve yardımcı sanayi firmaları da yurt içi ve yurt dışı satışlardan ziyadesiyle beslendi ve beslendikçe büyüdü. Sadece KAAN projesinde alt sistem tedariki ve hizmet alımında 20 uçak üretiminde 100’ün üzerinde Türk yardımcı sanayi firması görevlendirildi. Böylece özelde TUSAŞ genelde Türk savunma sanayi, potansiyeli yüksek bir ihracat kalemi ve aynı zamanda önemli bir diplomasi enstrümanına dönüştüler.
Üçüncüsü, 2000’li yılları müteakip Türk savunma sanayinin gelişim serüveninde multidisipliner bir yaklaşıma şahitlik edildi. Bu bağlamda, savunma sanayi Türkiye’nin defansif gereksinimleri kadar ofansif gücünü ortaya koyan bir caydırıcılık unsuru haline evirildi. Keza Türk savunma sanayi, gerek savaş gerekse barış zamanında finanse edilmesi icap eden önemli bir teknoloji yatırımı olarak kıymetlendirildi. Bu nedenledir ki, Suriye iç savaşı gibi cari tehditlerin olmadığı bir ortamda dahi savunma sanayi ekosisteminin kendi çarkını döndürebileceği bir yapıya kavuşturulması öncelendi. Diğer bir izahla Ankara, gerek askeri gerekse sivil kullanım maksatlarına yönelik Milli Teknoloji Hamlesi’ni başlattı ve bunu tabanda tüm sektörlere yayacak bir mekanizmanın inşasını teşvik etti. Sonuç itibarıyla TUSAŞ’ın KAAN’ı ülkenin sadece askeri caydırıcılığı ve muharip yetenekleri açısından bir “sert güç” enstrümanı olarak atfedilmemelidir. Aksine TUSAŞ’ın havacılık sanayindeki ürün yelpazesinin tümü Türkiye’nin “akıllı güç” envanterinin teşekkülleridir. Geliştirilen tüm platformlar; kuvvet hazırlama seviyesi, operasyonel esneklik, dış politikada bağımsız karar alma ve icra seviyesi, geleneksel ve geleneksel olmayan diplomasi ögeleri, savunma ekonomisi, teknoloji yatırımı, ihracat kalemleri, eğitim politikası, zengin ve nitelikli insan gücü, sosyokültürel değişim gibi birçok hususta dönüştürücü etkilere haizdirler.
[Doç. Dr. Merve Seren, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>TUSAŞ’ın Kahramanmaraş’a yapacağı yatırımların ilk etabı olarak Türkoğlu Organize Sanayi Bölgesi’nde 3 yıllığına kiralanan binada, altyapı, makina ve ekipman kurulumunda son aşamaya gelindi.
Uçak ve helikopter parçası üretimi yapılacak tesiste ilk aşamada TUSAŞ tarafından eğitimden geçirilen 100 kişi istihdam edilecek.
Açılış 22 Şubat’ta
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Buluntu, AA muhabirine, Savunma Sanayii Başkanlığınca şehirde yatırım yapılması kararı alınmasının ardından TUSAŞ’a yer tahsis edildiğini söyledi.
Depremlerin ardından savunma sanayisi şirketlerinin bölgede yatırım yaptığını belirten Buluntu, “Kahramanmaraş’taki adımlar kapsamında TUSAŞ bu yatırımı üstlendi. Geçtiğimiz nisan ayı gibi Türkoğlu OSB’deki bir binada işe koyuldular ve şu anda deneme üretimleri başladı. 22 Şubat’ta da bu tesisin açılışını yapacağız.” dedi.
Buluntu, Kahramanmaraş’ın, Türkiye’nin pamuk ipliğinin yüzde 55’ini, dokuma, örme ve denim kumaşlarda yaklaşık yüzde 20’sini ürettiğini, çelik mutfak eşya sektöründe de ülke üretiminin yüzde 70’ini yaptığını dile getirerek, yeni dönemde katma değeri yüksek ürünlerle ihracatta lig değiştireceklerine inandığını ifade etti.
Kahramanmaraş’ın ihracatının yüzde 80’inin tekstil ve çelik mutfak eşyalarından oluştuğunu belirten Buluntu, şöyle konuştu:
“İki alanda kümelenme söz konusuydu. Biz istiyorduk ki Kahramanmaraş biraz daha değişik sektörlerde yatırım yapsın, ekonomik bakımdan çeşitlilik sahibi olsun. TUSAŞ yatırımıyla beraber biz savunma sanayisinde de iddialı hale geleceğiz. Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan, TUSAŞ Başkanı ve Savunma Sanayii Başkanı’mız, Kahramanmaraş’a pozitif ayrımcılık yaptı. Bizim de gayretli ve istekli olduğumuz görülünce işin daha ileri taşınacağını düşünüyoruz. 22 Şubat’ta önemli isimlerle beraber bu tesisin açılışını yapacağız. Kahramanmaraş, 100 yılın felaketini yaşadı ama tekrar küllerinden doğacak ve 100 yılın yatırımını da alacağız.”
İlk üretimi Boeing’e yapmak istiyorlar
Tesisin TUSAŞ’ın ortaklığında Kahramanmaraş iş dünyasının girişimleriyle faaliyet göstereceğini ve Kahramanmaraş Uzay ve Havacılık Sanayi AŞ adlı şirket üzerinden çalışmalarını yürüteceğini anlatan Buluntu, “Bu şirket, ilk etapta üretimlerini TUSAŞ’a yapacak. Türkiye, Boeing firmasından uçak almıştı. Bunun yüzde 20’sinin Türkiye’de üretilme şartı var. İnşallah biz bu tesisi hızlı bir şekilde faaliyete geçirebilirsek belki ilk üretimlerimizi Boeing’e yaparız. Bu anlamda çok istekliyiz.” dedi.
Savunma sanayisi yatırımıyla kentin büyük bir sıçrama yaşayacağını vurgulayan Buluntu, şunları kaydetti:
“Savunma sanayisiyle beraber yüzlerce yeni iş kolları, yeni sektörler oluşacak. Özellikle nitelikli iş gücü dediğimiz alanda gelişmeler olacak. Gençlerimizin de bu alana çok ilgi duyduğunu gözlemliyoruz. Savunma sanayisiyle Kahramanmaraş ihracat çıtasını yükseltecek ve devler liginde olacak.”
Kahramanmaraş Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Narlı da kentin böyle bir yatırıma kavuşmasının önemine işaret ederek, “Yeni bir müjde var; TUSAŞ… İnşallah Sayın Cumhurbaşkanı’mız bize müjdeyi verecek. Bir TUSAŞ şirketi kuruyoruz Kahramanmaraş’ta halkla beraber, sanayiciyle beraber. Devletimiz bizim yanımızda oldu. Biz de inşallah onun altından kalkacağız. Bir de borcumuzu ödemiş olacağız devletimize.” dedi.
]]>