SAMSUN Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yusuf Demir, 2050 yılına kadar Türkiye’deki ortalama yağış miktarında Karadeniz Bölgesi dışındaki bölgelerde yüzde 10’luk bir azalma beklendiğini söyleyerek, “Önümüzdeki 20-25 yıllık süreçte yani 2050 yılına kadar Türkiye’de ortalama sıcaklığın 2,5 dereceye varacak düzeyde bir artış hesaplanıyor. Bu rakamlar çok önemli rakamlardır çünkü bir bölgede sıcaklığın 1 derece artmasını çok büyük tehlikelere işaret ediyor” dedi.
Türkiye’nin gelecekteki yağış miktarına ilişkin konuşan OMÜ Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yusuf Demir, “2050 yılına kadar ülkemizdeki ortalama yağış miktarında Karadeniz Bölgesi dışındaki bölgelerde yüzde 10’luk bir azalma bekleniyor. Bu da ülkemize düşecek olan yağış miktarının ciddi anlamda azalacağını gösteriyor. Aynı zamanda önümüzdeki 20-25 yıllık süreçte yani 2050 yılına kadar Türkiye’de ortalama sıcaklığın 2,5 dereceye varacak düzeyde bir artış hesaplanıyor. Bu rakamlar çok önemli rakamlardır çünkü bir bölgede sıcaklığın 1 derece artması çok büyük tehlikelere işaret ediyor. Yağış rejimi ve yağış şekilleri açısından da değişimleri beraberinde getirmesi yapılan hesaplarda tahmin ediliyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte Türkiye’de kar yağışlarının azalma ihtimali, mevsimlerin kayması çok ciddi boyutlara ulaşabilir” diye konuştu.
‘YAĞIŞ, BELLİ BÖLGELERDE YÜZDE 50’YE VARAN ORANLARDA AZALDI’
Geçen aylardaki yağış miktarı ve kurallık durumlarını anlatan Prof. Dr. Demir, “2024 yılında da maalesef süreçten ciddi olarak etkilenen bir ülkeyiz. Geçtiğimiz 5-6 aylık sürece baktığımızda zaman zaman çok şiddetli yağışlar aldığımız kısa periyodları yaşasak da ortalamalar açısından baktığımızda ciddi bir kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya kaldığımızı söylemek yanlış olmaz. Elimizdeki veriler de bunu gösteriyor. Özellikle haziran ayına baktığımızda Türkiye’de yağış düşüş miktarı belli bölgelerde yüzde 50’ye varan oranlarda azaldığını görüyoruz. Bazı zamanlar bir bölgeye baktığımızda çok şiddetli yağış ve sel felaketini meydana getiriyor. Yağış rejimi azalıyor diyoruz ama o zaman da sel felaketi nasıl meydana geliyor diye yanlış bir algı oluşuyor. Bir ay içinde düşmesi gereken yağışın belki yarısı bile bir saatte düşerse toprağın bu yağışı emme ihtimali olmuyor ve bu durumda felaketleri beraberinde getiriyor” ifadelerini kullandı.
‘YANGIN, SEL, HORTUM GİBİ DOĞAL AFETLER KONUSUNDA TEDBİRLİ OLMAMIZ GEREKİYOR’
Türkiye’yi doğal felaketler konusunda uyaran Prof. Dr. Yusuf Demir, “Özellikle tarım ülkesi olan Türkiye’deki tarımsal üretim açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Tarımsal üretim açsından baktığımızda gelecek dönemde üretimin nitelik ve niceliğinde ciddi anlamda etkilenmesi söz konusudur. Çünkü yağışın düzenli olması, sıcaklıkların mevsim normallerinde gitmesi, buharlaşmanın dengeli olması ve kuraklığın olmaması gibi parametreler tarımsal olarak çok önemli konulardır. Eğer bu şekilde düzensiz bir yağış rejimi kuraklığın arttığı, buharlaşmanın çok değişken olduğu, sıcaklığın mevsim normalleri üzerinde devam ettiği bir süreci yaşarsak belli ürünlerde ürün kaybına, ürünlerin kalitesinde düşüşe sebep olabilir. Onun için de çiftçilerimizin ve yerel yönetimlerimizin bu konuda meteorolojide ilgili uzmanlarla çalışarak bölgesel bazda da tedbirlerin nasıl alınabileceğini tartışmaları gerekir. Bu sürecin en büyük tehlikelerinden biri de yaşayacağımız doğal afetlerdir. Yangın, sel, hortum gibi doğal afetler konusunda tedbirli olmamız gerekiyor. Özellikle dere ve su yataklarında, şehir merkezlerinde betonlaşmanın fazla olduğu yerlerde mutlaka hazırlıklı ve tedbirli olmamız gerekiyor” dedi.
]]>Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) tarafından Mardin’in Kızıltepe ilçesinde ‘Ekmek ve Adalet Buluşmaları’ kapsamında Tarım Mitingi düzenlendi. Kızıltepe Otogar Meydanı’ndaki mitingde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye’deki adalet ve ekonomi sorunlarına değindi. “AKP ve MHP iktidarı Türkiye’yi her anlamada uçurumun kenarına getirdi” diyen Bakırhan, “Ekonomi desen yok. Türkiye’de çok ciddi geçim sıkıntısı var. Emekçiler geçinemiyor, asgari ücretle çalışanlar kirasını dahi ödeyemiyor. Bir taraftan büyük bir işsizlik var. İnsanlar doğru düzgün beslenemiyor. Demokrasi desen yok. Kürdün diline, kültürüne düşmanlık halen devam ediyor. Konuştuğumuz Kürtçeye halen bilinmeyen bir dil diyorlar. Özgürlük deseniz hiç yok. Sizin irade olarak belirlediğiniz yüzlerce yoldaşımız Selahattin Demirtaşlar, Figen Yüksekdağlar ve yüzlerce canımız şu an cezaevinde” diye konuştu.
‘Ekmeğimizin karşılığını almak için mücadele edeceğiz’
22 yılda Türkiye’nin kısa bir özetini yapan Bakırhan, şunları söyledi:
“Ekmek yok, iş yok, demokrasi yok. Peki bu tablonun sebebi kimdir. AKP ve MHP iktidarıdır. 31 Mart’ta başta Kızıltepe, Mardin, Kürt ve Türk halkları aslında bu ülkeyi yoksullaştıran, özgürlüklerimizi demokrasiyi yok sayan anlayışa büyük bir cevap verdi sandıklarda. O büyük cevapta ders almamışlar, halen zamma, zulme, baskıya devam ediyorlar. O zaman biz ne yapacağız onlara daha büyük bir ders vermek için örgütleneceğiz, güçleneceğiz, büyüyeceğiz, hakkımızı arayacağız. Emeğimizin karşılığını almak için mücadele edeceğiz. Cezaevindeki arkadaşlarımızı özgürleştirmek, dilimizi özgürce konuşmak, Türkiye’deki halklarla birlikte demokratik bir Türkiye’de yaşamanın mücadelesini vereceğiz. Bugün ekmek ve adaleti konuşacağız. Türkiye’de olmayan iki temel mesele. Neden ekmek dedik? Milyonlarca emeklimiz geçinemiyor. Milyonlarca asgari ücretle çalışan insanlarımız, çocuklarını okutamıyor, doğru düzgün beslenemiyor. Milyonlarca insanımız işsiz. Binlerce insanımız KHK’lı. Milyonlarca gencimiz iş ve AŞ bulamadıkları için göç yollarında ya canlarını yitiriyorlar ya da aile ekonomilerine katkı sunmak için çok düşük ücretle çalışmak zorunda kalıyorlar. Bizim ekmeğimizi düşünen yok. Aksine bizim soframızda ekmeğimizi daha da küçültmek için, sermayeye daha büyük rantlar kazandırmak için AKP ve MHP iktidarı sermayeye rant kazandırıyorlar. Bunlar bizim ekmeğimizi çalanlar ve düşmanlarıdır” diye konuştu.
‘Beyefendiler Türkiye’yi mutlu bir ülke olarak anlatmaya çalışıyorlar’
Türkiye’de yaşanan sorunlara rağmen, iktidarın Türkiye’yi mutlu bir ülke olarak anlatmaya çalışmasına tepki gösteren Bakırhan, şunları kaydetti:
“Kürtler on yıllardır adalet arıyor. Aleviler on yıllardır eşit yurttaş olmak için mücadele ediyorlar. Türkiye’deki demokratik güçler, özgür demokratik bir ülke için yapmış oldukları mücadelelerinin karşılığında cezaevi, dipçik, kelepçeyle susturulmaya çalışılıyor. Her gün onlarca kadın katlediliyor. Ekmek yok, adalet yok. Beyefendiler Türkiye’yi mutlu bir ülke olarak anlatmaya çalışıyorlar. Adalet yok, ekmek yok ama diyorlar ki buna şükredin. Türkiye’de tarım alanında büyük bir kriz var. Bu krizin ana aktörü kimdir. AKP ve MHP iktidarıdır. Onların programlarında üretici, çiftçi, esnaf yok. Onların programında savaşa, saraya ve sermayeye rant yaratmak var. Bu ülkenin ekonomisinin büyük bölümü savaşa gidiyor. Bu ülkede tarım ve çiftçiye desteklemek yok. Bu ülkenin tek programı var, Kürdü yok saymak, yok etmek. Kürdün diline, kültürüne düşman etmek, Kürdü aç ve yoksul bırakmaktır. Bizler tam da buna itiraz ediyoruz. Siz çiftçinin ve üreticinin iktidarı değilsiniz. Siz bu ülkenin kaynağını bir avuç sermayeye peşkeş çeken bir iktidarsınız. Bunlar çiftçi ve üretenlerin düşmanıdır. Bunlar istiyorlar ki, Kürt bu coğrafyada ekmesin, biçmesin, geçinmezsin. Toprağını, coğrafyasını terk etsin, metropollerde ucuz iş gücü olsun, mevsimlik işçi olsun, yollarda kazalarda ölsün. Böyle bir zulüm olabilir mi? Bizler ekmeğimize sahip çıkmadığımız müddetçe, bizler bu adaletsizlik karşısında bir arada, omuz omuza direnmediğimiz müddetçe bunlar buğdayın, mısırın taban fiyatını daha da düşük belirleyerek, bizi köleleştirmeye, aç bırakmaya, sefil bırakmaya çalışacaklar. Biz buna itiraz ediyoruz. “
]]>CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, dün TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda vergi paketinin görüşmelerinde söz alarak eleştirilerde bulundu. Emekliye verilen 2 bin 500 lira artışın kira zammını bile karşılamadığına dikkat çeken Bakırlıoğlu “Türkiye’de mayıs ayı gıda enflasyonu yüzde 70. Bütün OECD ülkelerinin rakamlarını alt alta topluyorsunuz, yüzde 71 yapıyor. Böyle bir ülkede gıda harcamaları emeklilerin toplam harcamasının yüzde 28’iyken, emekliye 25 yüzde 25 zam yapılıyor; el insaf” dedi.
Türkiye’deki vergide asıl sorunun eşit ve adil şekilde dağıtılmaması olduğunu vurgulayan Bakırlıoğlu, şöyle konuştu:
“OECD’ye göre 1965 yılında yüzde vergi 10,6’ymış 2000’de yüzde 23,5’e, 2015’te yüzde 25’e ve 2022’de yüzde 20,8’e çıkmış. Şu an OECD’ye bakınca oran yüzde 34. OECD ortalamasına baktığımız zaman, Türkiye’de 2022 itibarıyla vergi yükü OECD ortalamasının altında. Peki, biz niye sabahtan beri vergi yükünden bahsediyoruz? Buradaki tartışmanın sebebi, vergide yük eşit ve adil şekilde dağıtılmıyor, rakamlar da bize bunu söylüyor., Türkiye’de, son beş yılın, dolaysız ve dolaylı vergi rakamlarına baktığımız zaman, Türkiye’deki toplanan son beş yıldaki vergilerin yüzde 34’ü gelire bağlı, yüzde 66’sı da dolaylı vergilerden oluşmakta. 2024 tahminlere baktığımız zaman da oranlar değişmiyor. Peki, bu vergiler kimlerden toplanmış? Son beş yılın ortalamasına bakılırsa toplanan vergilerin yüzde 18,5’i gelir vergisinden oluşmakta. Bu 18.5’in de yüzde 90’ı kaynağından kesilen gelir vergisi. Yani ilk ücretlerden kesilen gelir vergisi. Peki, kurumlar vergisi ne? Yüzde 15,6. Dolaylı vergilere baktığımız an, vergi yükünün ağırlığının ücretliler üzerinde olduğunu görmekteyiz. Dolaylı vergilere baktığımız zaman da KDV’nin ortalaması yüzde 9,1; ÖTV’de çok ciddi bir oran var, yüzde 20.5.”
“Türkiye’de ciddi bir gelir adaletsizliği var”
Türkiye’de çok ciddi bir gelir adaletsizliği olduğuna dikkat çeken Bakırlıoğlu, “Şu anda Türkiye’deki en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik dilim Türkiye’de gelirin neredeyse yüzde 50’sini almakta. En fakir yüzde 20’lik grup ise yüzde 6,2’sini almakta. 8,4’lük bir kat fark var arada. Bu, şimdiye kadar görülür bir fark değil. Şöyle özetlemek lazım: Diyelim ki en düşük gelir grubuna sahip olan 10 bin lira maaş alan bir emeklimizi bir de 80 bin lira maaş alan iki yurttaşımızdan bahsedelim. Bir alışveriş merkezine gittiler, her ikisinin de 5 bin liralık aynı alışveriş sepetiyle alışveriş yaptıklarını varsayarak yüzde 20 KDV verdiklerini düşünelim. Yani bin lira KDV ödesinler. Şimdi, 10 bin lira gelire sahip olan bir insan bin lira KDV ödediği zaman bu insandaki vergi yükü yüzde 10. Seksen bin lira gelire sahip birisi gidip, aynı alışveriş yapıp da bin lira KDV verdiği zaman bu insanın vergi yükü yüzde 1,25. Bir kere yük adil dağıtılmıyor; burada büyük bir problem var. Şimdi, bu aynı zamanda yani vergideki adaletsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizliği de körükleyen bir şey. Türkiye’de hakikaten de bu konuda çok ciddi sıkıntılar var” ifadelerini kullandı.
“Eğitimde yoksul ile zengin arasında 42 kat fark var”
Konuşmasında hane halkı harcamalarına da değinen Bakırlıoğlu, şöyle konuştu:
“Hane halkı harcamalarına baktığımız zaman, Türkiye’deki en zengin yüzde 20’lik kesim harcamaların yüzde 40’ını yapıyor. En fakir yüzde 20’lik kesim yüzde 7,2’sini yapıyor. Türkiye’deki bütün eğitim harcamalarının yüzde 63’ünü, en zengin yüzde 20’lik kesim yapıyor. En gariban kesim ise yüzde 1,5; 42 kat fark var arada. Burada çok ciddi bir adaletsizlik var. Vergideki adaletsizlik bunu daha da fazla körüklemekte. Bu vergi paketinde, bu adaletsizliği ortadan kaldıracak herhangi bir düzenleme yok. Neler yapılmış burada? İşte, en düşük emekli maaşı 10 bin liradan 12.500 liraya çıkarılıyor. Yüzde 25’lik bir artış var, 12.500 lira. Temel geliri emeklilik olan insanlara, hanelere baktığımız zaman, bu insanların gelirlerinin yüzde 28,4’ü gıdaya, 31,9’u konut ve kiraya, yüzde 14,4’ü de ulaştırmaya yani bu üç kalem gelirlerinin yüzde 75’ine tekabül ediyor. Gıda enflasyonunda Türkiye OECD ülkeleri arasında yüzde 70 ile birinci sırada. Bütün OECD ülkelerinin gıda enflasyon rakamları alt alta topluyorsunuz, yüzde 71 yapıyor. Böyle bir ülkede gıda harcamaları emeklilerin toplam harcamasının yüzde 28’iyken biz yüzde 25 zam yapılıyor; el insaf! Bir emeklinin gelirinin yüzde 32’si konut ve kiraya gidiyor. Türkiye’de ortalama kira ne kadar? TÜİK’e sorarsan 5 bin 850 lira. Diğer bağımsız kurumlara sorarsanız, Manisa’da ortalama kira 14 bin lira. Hadi diyelim ki TÜİK’in rakamı doğru olsun, 5.850 lira. Temmuz ayında kira artışı ne kadar? Resmi kira artışı yüzde 65. 5 bin 850 lira kira ödeyen bir insan temmuz ayında kontrat yenilerse 3 bin 800 lira kira artışı olacak. Emeklinin 10 bin lira maaşı var, gelen zamla 12 bin 500 liraya çıkacak. Temmuz ayında ev sahibi kirasını yenileyecek, diyecek ki ‘Resmi veriler yüzde 65.’ Yani bu durumda emeklinin kirasında 3.800 lira artış olacak. Yani emekliye verilen 2.500 lira artış, emeklinin kira farkına TÜİK’in rakamlarına göre bile yetmeyecek. Geçen sene seçimlerde benzinin litresi 20 liraydı. Bugün 46 lira; 2 katından fazla artmış. Biz emekliye yüzde 25’lik bir zammı layık görüyoruz. Vallahi, akıl fikir versin yani bu şartlar altında bu emeklinin yaşama şansı, yaşama ihtimali yok.”
“Cezayı arttırıyoruz ama tahsil edemiyoruz”
Konuşmasında vergi cezası tahsilat oranlarına da değinen Bakırlıoğlu, “Biz bu cezaları artırıyoruz ama bu ülkede vergi cezası tahsil edebiliyor muyuz? Buna da bakmak lazım. Problemlerden bir tanesi bu. 10 kat, 20 kat artırıyoruz cezaları ama biz tahsilat yapabiliyor muyuz; vergi cezalarında tahsilat tahakkuk oranları ne alemde? Mesela, 2023 yılı verileri, toplamda tahakkuk eden cezalar 529 milyar lira -toplam cezalar- bunların 365 milyar lirası vergi cezası. Tahsilat ne? 365 milyar lirada, 30 milyar 887 milyon lira, tahsilat oranı yüzde 8.5. Tahsil edemiyoruz ki biz. 2024’ün Ocak-Haziran rakamlarına bakalım: Tahakkuk eden vergi cezaları 404 milyar 762 milyon lira, tahsilat ne? 29 milyar 575 milyon, oran yüzde 7,3. Yani biz vergi cezalarını tahsil edemedikten sonra bunları kat kat artırmanın ne manası var? Bir de şunu da sormak lazım: “Diğer vergi cezası” diye bir ceza var burada 332 milyar lira bu ceza, hiç ödenmiyor, hep bir sonraki yıla devrediyor. Bunun sebebi kim, bu cezalar neden tahsil edilemiyor? Bu konuda da bize izahat verilmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.
“Vergi cenneti listesi hazırlamak için neyi bekliyoruz?”
Getirilen vergi paketinde 200 milyar liralık bir gelirden bahsedildiğini vurgulayan Bakırlıoğlu şunları söyledi:
“Böylesi bir geliri varken ücretlilerin bu vergi dilimleri değiştirilmek suretiyle bu yük onlardan biraz daha hafifletilebilirdi. Bunu niye yapmıyoruz? Yükü kimi sırtlandığı belli esasında. Madem 200 milyar liralık bir vergi artışına sebebiyet verecek ve 2.500 lira fark verdiğimiz zaman Hazine’ye bunun 33 milyar lira da yükü olacak. Niye biz bunu artırmıyoruz yani niye emeklilere daha fazla, en az 1 asgari ücret kadar maaş vermiyoruz? Bunlar yapılabilirdi. Burada bir sürü vergiler getiriyoruz, cezalar getiriyoruz oysa Kurumlar Vergisi Kanunu madde 30/7; bu maddeye göre vergi cennetleri listesi Cumhurbaşkanı tarafından ihlal edildiği zaman, bu cennetlere kaçan sermayeden yüzde 30 oranında vergi kesintisi yapılabilmekte; yasa bizi bunu söylüyor. Peki, niye bekliyoruz? On sekiz yıldan beri Cumhurbaşkanı’nın bu listeyi hazırlamasını bekliyoruz. Peki, rakam ne kadar? Çok çeşitli rakamlar var; ‘200 milyar’ diyen var, ‘300 milyar’ diyen var. Yani bu ülkede bu sözünü etmiş olduğumuz off-shore ülkelere, vergi cennetlerine kaçan para, kaçan vergi için 200 milyar dolardan, 300 milyar dolardan bahsedilmekte. Yani bunun yüzde 30’u gelse, 50 milyar dolar, 60 milyar dolar geri gelir gelmiş olsa inanın, bugün konuştuğumuz pek çok şeyi konuşmazdık.”
]]>“TEKNOLOJİNİN TÜM ALANLARINDA MUAZZAM BİR DÖNÜŞÜM VAR”
Kacır, firmanın yeni nesil otomobiller ve modellerle ilgili bir üretim planı hazırladığını, Türkiye’de yeni nesil araç üretmeye yönelik güçlü bir planları olduğunu bildirdi. Bu planları Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak güçlü şekilde desteklediklerine dikkati çeken Kacır, şöyle konuştu; “Kendileriyle daha öte planlar yapmaya hazırlanıyoruz. Teknolojinin tüm alanlarında muazzam bir dönüşüm var. Biz de önemli yatırımcılarımızla, sanayicilerimizle 10 yıllık planlar hazırlıyoruz. Bu planlar Türkiye’nin kalkınma planlarıyla uyumlu şekilde hazırlanıyor. Arzu ediyoruz ki Türkiye yatırımcılar için öngörülebilir olsun.”
Kacır, Türkiye’nin yatırım teşviklerinin önemli bir enstrüman olduğuna işaret ederek, BYD’nin yatırımının da geçmiştekilere benzer şekilde destekleneceğini dile getirdi. Her bir proje için “terzi” usulü destek verdiklerini belirten Kacır, projenin öncelikli ihtiyacı neyse onu barındıran bir teşvik çerçevesi oluşturduklarını anlattı. Kacır, “kazan-kazan” stratejisine değinerek, “Önümüzdeki haftalarda BYD’nin yatırım teşvikine ilişkin de daha kapsamlı paylaşımlar yapacağız. Teşviklerde bizim yatırımcılara sunduğumuz ana unsurlar, yatırım yeri temini konusunda birtakım kolaylıklar sunuyoruz. İstihdama yönelik, vergi uygulamalarına yönelik farklı desteklerimiz de var. Hedefimiz, Türkiye’nin kalkınma yolculuğunda hızlanması, yatırımcılarla kazan-kazan ilişkisi oluşturabilmemiz.” ifadesini kullandı.
Türkiye’de gelecek dönemde hem elektrikli hem şarj edilebilir hibrit hem de diğer hibrit araçlarda üretimin payını artırmak istediklerini vurgulayan Kacır, “İçten yanmalı araçların payını adım adım hem üretimde hem de pazarda azaltmak istiyoruz. Bu yolda şimdiye kadar olduğundan daha hızlı koşmak istiyoruz. Bu yeşil dönüşümün tüm unsurlarını harekete geçirmek için çaba gösteriyoruz.” dedi.
“BYD’NİN ARDINDAN BİR BAŞKA FİRMAYLA İMZAYA YAKINIZ”
Kacır, BYD gibi hem mevcut hem de yeni markaların Türkiye’de yeni teknoloji yatırımlarını hızlandırmaları için gayret göstermeye devam edeceklerini dile getirerek şunları söyledi; “Özellikle son 1 ayda 2 markayla artık son noktaya geldik demiştim. Biriyle nihayetinde imzayı atmış olduk. Bir diğeriyle de yakın zamanda imza atma ihtimalimiz olabilir ama diğerleriyle de halen iletişim sürüyor. Nasıl Amerikalı, Avrupalı, Koreli ve Japon markalarla çok iyi işbirlikleri yaptıysak Çinli markalarla da işbirlikleri yapabiliriz. Yeter ki kazan-kazan anlayışı içinde hareket edelim. Onlar Türkiye’nin olanaklarından en etkin şekilde yararlansınlar, biz de onların sayesinde büyümemizde, kalkınma yolculuğumuzda hız kazanalım. Önümüzdeki dönemde benzer yatırım haberlerini hem bu sektörde hem diğer sektörlerde duyurmak arzusu içinde olduğumuzu ifade edebilirim, sürpriz olmaz.”
“TÜRKİYE DÜNYAYA TEKNOLOJİK ÜRÜNLERİ İHRAÇ EDEREK BÜYÜYECEK”
Önceliklerinin büyük ölçekli yatırımların Türkiye’ye gelmesi olduğuna dikkati çeken Kacır, ölçek ekonomisinin bugün küresel markaların en önemli rekabet unsurlarından biri olduğunu ve bazı sanayi kollarında özellikle yerli katma değerin oluşmasını beraberinde getirdiğini ifade etti. Kacır, Türkiye’ye yatırımların devam edeceğini dile getirerek, “BYD’nin yatırımı 1 milyar dolar olarak öngörülen bir yatırım. Diğer markaların yatırım tutarları biraz altında, biraz üstünde olabilir ama hassas olan Türkiye’de ölçek ekonomisi, rekabet gücü ve ihracat potansiyeli oluşturacak yatırımların hızla yükselmesi. Türkiye dünyaya teknolojik ürünleri ihraç ederek büyüyecek. Bu yatırımları biz bu yönüyle de çok önemsiyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’yi küresel markalar için üretim havuzu ve merkezi haline getirmeyi amaçladıklarını vurgulayan Kacır, yatırım ve ihracatlarla sadece üretim değil, AR-GE ve inovasyon alanında da Türkiye’nin küresel düzeyde rolünün perçinleneceğini söyledi. Kacır, Türkiye’ye küresel yatırımların ilk defa yapılmadığına işaret ederek şu değerlendirmede bulundu; “AK Parti iktidarları döneminde 260 milyar doların üzerinde bir doğrudan yabancı sermaye girişi sağladığımızı söylememiz lazım. Geçtiğimiz yıl 1,6 milyar dolar Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye girişi gerçekleşti. AK Parti iktidarları öncesinde Türkiye küresel doğrudan yabancı sermaye akımından yüzde 0,2 pay alıyordu. Son 22 yıllık dönemde bu pay yüzde 1’e yükseldi. Yani bu pastadan aldığımız pay dilimimizi beş katına çıkardık. Bu tek başına aslında Türkiye’nin yatırımcılar için doğru adres olduğunun yatırımcılar tarafından ispatı niteliğindedir. Elbette önümüzdeki dönemde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını hızlandıracak adımlar atacağız.”
“FARKLI FİNANSMAN YÖNTEMLERİNİN ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ”
Türkiye’de sanayi alanlarının oluşturulmasıyla ilgili kapsamlı çalışma planları yaptıkları bilgisini veren Kacır, “Tüm kamu paydaşlarıyla birlikte çalışarak, Türkiye’nin 2053’e kadar tüm ulaşım yatırımlarını hesaba kattığımız, Türkiye’nin tüm hedeflerinin bir ortak paydada buluştuğu bir yaklaşımla Ulusal Sanayi Alanları Planı hazırlıyoruz. Bunun en önemli sonucu Türkiye’de organize sanayi ve endüstri bölgelerinin ölçeğini büyütmek olacak.” dedi.Kacır, halihazırda Türkiye’de sanayi alanlarına ayrılan payın toplam yüz ölçümünün yüzde 0,36 düzeyinde olduğunu belirterek şunları kaydetti; “Bunu yüzde 1’e çıkarmayı hedefliyoruz. Bunun için bu planın hazır hale gelmesi ve hızla bu sanayi alanlarının yatırımcılara sunulabilecek şekilde hazırlanması önemli. Burada önümüzdeki dönemde farklı finansman yöntemlerinin üzerinde çalışıyoruz. Bunun yanında yatırım teşvikleri tarafında da elimizde çok geniş bir enstrüman seti var. Önümüzdeki dönemde yeşil dönüşümü, dijital dönüşümü, yüksek katma değeri ve bölgelerin yerel dinamiklerinin ekonomik kıymete dönüşmesini beraberinde getirecek yatırımlarla ilgili yeni bir teşvik çerçevesi oluşturacağız. Bunları, Cumhurbaşkanı’mız tarafından bütün dünyaya ilan edilecek yeni bir Yüksek Teknoloji Teşvik Programı ile duyuracağız. Bu da küresel düzeyde yatırımcıların dikkatini çekecektir.”
]]>AGRESİF BÜYÜMEYİ YENİ BİR SEVİYEYE TAŞIDILAR
Şirketin Türkiye temsilcisi ATMO Group’tan yapılan açıklamaya göre, SWM Motor, 2023 yılı sonunda giriş yaptığı Türkiye pazarını, global büyüme stratejisinin merkezlerinden biri olarak belirledi. Şirket, bu kapsamda Türkiye’de üretim yapmak için başvuruda bulundu. ATMO Group, üretim girişimiyle agresif büyümesini yeni bir seviyeye taşıdı.
HER GEÇEN GÜN ÜRÜN GAMINI GENİŞLETİYORLAR
SWM Motor, kısa süre önce giriş yaptığı Türkiye pazarında G01, G01F, G03F ve elektrikli hafif ticari X30L EV modelleriyle Türk tüketicisinin karşısına çıktı. SWM Motor Türkiye, haziran ayı itibarıyla G05 isimli yeni D-SUV modeliyle ürün gamını genişletti.

“YILDA 50 BİNDEN FAZLA ARAÇ ÜRETECEĞİZ”
Açıklamada, konuya ilişkin görüşleri yer alan ATMO Group Üst Yöneticisi (CEO) Anton Chernov, markaya Türkiye’de ilginin yoğun olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı; “ATMO Group olarak Türkiye’de yatırım yapmaya ve daha fazla proje geliştirmeye ilgi duyuyoruz. Türkiye’deki çalışan sayımız geçen yıla göre iki katına çıktı. Gelirimiz her yıl artıyor ve gelişim için uzun vadeli bir planımız var. Şu anda yıllık 50 binden fazla araç üretim kapasitesine sahip bir üretim tesisi üzerinde çalışıyoruz. Üretim tesisi, Türkiye pazarının ihtiyaçlarını karşılayacak ve aynı zamanda Balkan ülkeleri ve AB bölgesindeki diğer pazarlara da ihracata odaklanacak. Türkiye’de üretim için aylar öncesinden Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile görüşmelere başladık. Ayrıca Ticaret Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile görüşmelerimiz devam ediyor. Yeni projelerimiz için güçlü yerel ortaklarla aktif olarak iletişim halindeyiz. Ancak yatırım projesi hakkındaki nihai karar, devletten sağlanan destek tedbirlerine bağlı olacaktır.”
TİCARİ ARAÇLAR DA ÜRETECEKLER
Chernov, Türkiye’de modern hibrit ve elektrikli araçların yanı sıra bir dizi ticari aracın üretimini gerçekleştirmeyi planladıklarını kaydederek, “Tüm detayları netleştirmek için aktif olarak çalışıyoruz ve bu konuda devletin desteğini ve aktif yardımını umuyoruz” açıklamasında bulundu.

“TÜRKİYE İŞ GELİŞTİRME AÇISINDAN YÜKSEK POTANSİYELE SAHİP”
SWM Türkiye Ticari Direktörü Burak Azmanoğlu da Türkiye’de markaya yoğun ilgi olduğunu vurgulayarak, şu bilgileri paylaştı; “Son dönemdeki yasal düzenlemelerdeki değişikliklerle birlikte mevcut iş modelimizi, yerel üretim seçeneklerini de içerecek şekilde gözden geçirmeye başladık. Türkiye, uzun vadeli iş geliştirme açısından yüksek potansiyele sahip bir bölge. Profesyonel ve güçlü bir bayi ağı kurduk ve yeni ortaklar katılmaya devam ediyor. Satış sonrası hizmetler ve yedek parça tedarikinde genişleyen bayi ağımızla müşterilerimizi destekliyoruz. Türkiye genelinde ilk parti gelen araçlarımız yollarda. İlk müşterilerin yorumları çok olumlu oldu ve Türkiye’de markanın imajı için çok şey yaptık. Amacımız, Türk müşterilere yüksek kaliteli SUV modellerini uygun fiyatlarla sunmaya devam etmek ve istediğimiz konuma gelene kadar Türkiye’deki operasyonlarımızın gelişimine yatırım yapmaya devam edeceğiz.”
]]>2011 yılından bu yana özellikle de sosyal medyada Suriyelilerle birçok farklı bilgi paylaşılıyor.
Son olarak geçen hafta ardından Suriyelilerle ilgili sosyal medyada yoğun olarak bilgi paylaşımı yapıldı.
Bu bilgilerin bir bölümü gerçeği yansıtmazken bir bölümü de güncel verilerden oluşmuyor.
Türkiye’deki Suriyelilerle ilgili merak edilenleri çeşitli kurumların verilerini kullanarak, teyitli olarak ve güncel bilgiler üzerinden bir araya getirdik.
Türkiye’de ne kadar Suriyeli yaşıyor?
İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin sayısıyla ilgili en güncel verileri 27 Haziran 2024 tarihinde paylaştı.
Türkiye’ye gelmeye başlayan Suriyeliler, ülkede geçici koruma statüsüyle yaşıyor.
Göç İdaresi’nin verilerine göre Türkiye’de bu statüye sahip, kayıtlı 3 milyon 112 bin 683 Suriyeli bulunuyor.
Geçici koruma statüsüyle Türkiye’de bulunanlar dışında bir de ikamet izni ile Türkiye’de yaşayan Suriyeliler var.
Bu kesim, ekonomik durumu nispeten daha iyi olan Suriyelilerden oluşuyor.
Bu izinle Türkiye’de bulunan Suriyelilerin sayısı ise 76 bin 842.
Resmi verilerden anlaşıldığı üzere bunların yanında, düzensiz göçmen konumunda olan kayıt dışı Suriyeliler de oluyor.
Yasadışı giriş, giriş koşullarının ihlali, vizenin geçerlilik tarihinin sona ermesi, izinsiz çalışma veya yasadışı çıkış nedenleriyle, bulundukları ülkedeki hukuki statüden yoksun olan kişilere düzensiz göçmen deniyor.
Suriyelilerin geçici koruma statüsünden doğan haklarını kullanmaları için bu statüde kayıt yaptırmış olmaları gerekiyor.
Bu yüzden düzensiz göçmen olan Suriyelilerin, başka bir ülkeye yasadışı yollarla göçün de aralarında olduğu çeşitli hedeflerle hareket ettiği ve sayılarının kayıtlı olanlara kıyasla yüksek olmadığı düşünülüyor.
Göç İdaresi’nin verilerine göre 2024 yılında, 27 Haziran tarihine kadarki sürede 21 bin 387 Suriye uyruklu düzensiz göçmen yakalandı.
2014’te 24 bin 984, 2015’te 73 bin 422, 2016’da 69 bin 755, 2017’de 50 bin 217, 2018’de 34 bin 53, 2019’da 55 bin 236, 2020’de 17 bin 562, 2021’de 23 bin 468, 2022’de 45 bin 909, 2023’te 58 bin 621 düzensiz Suriyeli göçmen yakalanmıştı.
Suriyelilerin en çok ve en az yaşadıkları kentler hangileri?
İstanbul, ülkede en büyük Suriyeli nüfusuna sahip kent. Şehirde, 530 bin 506 geçici koruma statüsündeki Suriyeli yaşıyor.
İstanbul’u Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay, Adana, Mersin, Bursa, Konya, İzmir ve Ankara takip ediyor.
Gaziantep’te 429 bin 855, Şanlıurfa’da 272 bin 788, Hatay’da 257 bin 90, Adana’da 218 bin 220, Mersin’de 201 bin 521, Bursa’da 171 bin 457, Konya’da 121 bin 947, İzmir’de 119 bin 671, Ankara’da ise 89 bin 743 Suriyeli yaşıyor.
Türkiye’de en az Suriyelinin yaşadığı kent ise sadece 8 Suriyeliyi barındıran Hakkari.
Yine en az Suriyelinin yaşadığı kentlerden Tunceli’de 28, Bayburt’ta 34, Iğdır’da 63, Artvin’de 75 Suriyeli ikamet ediyor.
Yerleşik nüfusla karşılaştırıldığında Suriyelilerin en yoğun oldukları yerler nereler?
Yerleşik nüfusla kıyaslandığında Suriyelilerin en yoğun yaşadığı kent, Kilis.
Resmi verilere göre bugün Suriyeli nüfusu ile Kilis’teki il nüfusunu karşılaştırma yüzdesi 31,02.
Göç İdaresi’nin sitesindeki bu oran, şehrin toplam nüfusu içindeki Suriyeli oranını değil, o ilde yaşayan Türk vatandaşı sayısının yüzde kaçı kadar Suriyeli bulunduğunu gösteriyor.
Bu karşılaştırma yüzdesi Gaziantep’te yüzde 16,57, Hatay’da yüzde 14,27, Şanlıurfa’da yüzde 10,97, Mersin’de yüzde 9,42, Adana’da yüzde 8,77 ve Mardin’de yüzde 6,22.
Suriyelilerin nüfus yoğunluğunun en az olduğu şehir ise Hakkari.
Hakkari’de yaşayan Suriyelilerin nüfusu ile yerleşik kent nüfusunu karşılaştırma yüzdesi 0,00.
Bu oran; Tunceli ve Iğdır’da yüzde 0,03, Bayburt ve Erzincan’da yüzde 0,04, Giresun ve Gümüşhane’de yüzde 0,06, Sinop’ta ise yüzde 0,07.
Suriyelilerin yaş ve cinsiyet dağılımı nasıl?
Geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin 1 milyon 619 bin 328’i erkeklerden, 1 milyon 493 bin 355’i ise kadınlardan oluşuyor.
Yaş dilimi açısından çocuklar ve gençler Suriyelilerin çok büyük bir bölümünü oluştururken, 30’lardan sonra yaş ilerledikçe sayı düşüyor.
0 ile 18 yaş arasındaki Suriyelilerin sayısı, 1 milyon 562 bin 165.
19-24 yaş arasında 338 bin 72, 25-29 yaş arasında 311 bin 930, 30-34 yaş arasında 230 bin 809, 35-39 yaş arasında 195 bin 381 Suriyeli bulunuyor.
Yaşları 40 ila 49 yaş arasındakilerin sayısı 243 bin 595, 50 ila 59 arasındakilerin sayısı 138 bin 26.
Yaşı 60’dan büyük tüm Suriyelilerin sayısı ise 92 bin 705.
Bugüne kadar kaç Suriyeliye Türk vatandaşlığı verildi?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Aralık 2019’da yaptığı açıklamasında 110 bin Suriyeliye vatandaşlık verildiğini söyledikten sonra, “Biz bu 110 bin vatandaşlığın dışında diğerleri için de bu vatandaşlık sürecini daha da artırma konumundayız. Niye? Çünkü bu insanlar, benim ülkemde kaçak, göçek yaşamasın. Vatandaşlık aldığı zaman herhangi bir kurumdan, kuruluştan işini bulsun, çalışsın” diye konuşmuştu.
Hükümet yetkilileri yıllar içinde dönem dönem bu konuda veriler paylaştı.
Son olarak ise İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 9 Kasım 2023’te Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Türk vatandaşı olan Suriyelilerin sayısının 238 bine yaklaştığını açıkladı.
Yerlikaya, “2023 Kasım itibarıyla Türk vatandaşlığını kazanan Suriyeli sayısı 237 bin 995, 18 yaşını dolduran Suriyeli sayısı ise 156 bin 987” diye konuştu.
Suriyelilere maddi yardım veriliyor mu?
Suriyeliler çeşitli kamu kurum ve kuruluşları üzerinden farklı yardımlardan yararlanabiliyor.
Çok amaçlı bir nakit yardım programı olan Sosyal Uyum Yardımı Programı (SUY) bunların en önemlisi.
Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen SUY programı kapsamında yardımlar, KIZILAYKART platformu üzerinden, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Türk Kızılay iş birliğinde iletiliyor.
Kızılay’ın Mayıs ayı verilere göre Türkiye’de 1 milyon 206 bin 179 yabancı SUY’dan yararlanıyor. Bu kişilerin çoğunluğu Suriyeli.
SUY kapsamında, yardım için uygun bulunan ailelere, Halkbank üzerinden Kızılay kart veriliyor ve ailede kayıtlı her fert başına ayda 500 TL yardım yapılıyor.
Bu, programın Kızılay tarafından finanse edildiği anlamına gelmiyor.
Program, AB Sivil Koruma ve İnsani Yardım Operasyonları Birimi (ECHO) tarafından finanse ediliyor.
Kızılay kartlarının üzerinde hem Türkiye’nin hem de AB’nin bayrakları bulunuyor.
Yine AB tarafından finanse edilen Tamamlayıcı Sosyal Uyum Yardımı (T-SUY) ise “iş gücüne yönlendirilmeleri mümkün olmayan en kırılgan bireylerin temel ihtiyaçlarını onurlu bir şekilde karşılamalarını sağlamak üzere hazırlanan nakit temelli bir destek projesi” olarak tanımlanıyor.
Kızılay’ın sitesindeki verilere göre bu proje kapsamında da 376 bin 20 kişiye düzenli nakit yardımı yapılıyor.
Okul çağında çocukları olan ve maddi imkanı kısıtlı Suriyeli aileler, Yabancılara Yönelik Şartlı Eğitim Yardımı’ndan da (YŞEY) yararlanabiliyor.
Proje kapsamında sunulan nakit yardımlarla, çocukların okula erişimlerinin ve düzenli devam edebilmelerinin sağlanması amaçlanıyor.
Bu proje, AB’ye bağlı ECHO, ABD Nüfus, Mülteciler ve Göç Dairesi ve Norveç hükümetinin finansmanı ve UNICEF işbirliğiyle uygulanıyor.
Proje; AB, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Türk Kızılayı ve Millli Eğitim Bakanlığı tarafından ortaklaşa yürütülüyor.
YŞEY kapsamında kamp dışında yaşayan ailelere, çocuklarının düzenli okula devam etmeleri koşuluyla nakit yardımda bulunuluyor.
Proje kapsamındaki ödemeler anaokulundan 8. sınıfa kadar kız çocuklarına aylık 100 TL, erkek çocuklarına aylık 90 TL olarak; lise çağındaki kız çocuklarına aylık 150 TL, erkek çocuklarına ise aylık 130 TL olarak belirlenmiş durumda.
Bunun dışında çeşitli kamu kuruluşları ve yerel yönetimler, Suriyelilerin yardım ve destek taleplerini değerlendirebiliyor.
Ne kadar Suriyelinin çalışma izni var?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sitesinde Yabancı Çalışma İzinleri İstatistikleri adlı yıllık raporlar bulunuyor.
Bu raporların sonuncusu 2023’te yayımlanmış.
Bu raporda 108 bin 520 Suriyelinin çalışma izni olduğu yazıyor.
Türkiye’deki Suriyelilerin önemli bir bölümünün kayıt dışı olarak çalıştığı düşünülüyor.
Suriyelilerin Türkiye’de kayıtlı olarak çalışabilmeleri için çalışma iznine sahip olmaları gerekiyor.
Çalışma izni başvurusu, işverenler tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yapılıyor.
İşverenin bu süreçte belirli bir çalışma izin harcı da ödemesi gerekiyor. İşe alımdan sonra ise işçiye en az asgari ücret tutarında ödeme yapılması gerekiyor.
Bu alanda belli bir istihdam kotası bulunuyor.
Suriyeli bir işçiye bakanlıkça çalışma izni verilmesi halinde bu izin, işçinin geçici koruma kararı ile kalmasına izin verildiği iller için geçerli oluyor.
Mevsimlik tarım işi ya da hayvancılıkta ise başvuruyla çalışma izni muafiyeti alınabiliyor.
Sağlık meslek mensupları için Sağlık Bakanlığı’ndan, eğitim meslek mensupları için Milli Eğitim Bakanlığı’ndan veya Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’ndan ön izin alınması gerekiyor.
Türkiye’de aralarında avukatlık, eczacılık, diş tabipliğinin de bulunduğu bazı mesleklerin yabancılara yasaklı olması durumu ise Suriyeliler için de geçerli.
Suriyeliler oy kullanabiliyor mu?
Geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin oy kullanma hakkı bulunmuyor.
Sadece vatandaşlık almış Suriyeliler oy kullanabiliyor.
İçişleri Bakanı Yerlikaya’nın 9 kasım 2023’teki açıklamasına göre Türk vatandaşlığı alıp 18 yaşını doldurmuş Suriyeli sayısı 156 bin 987.
Ülkesine dönen Suriyeli sayısı ne kadar?
İçişleri Bakanlığı yetkilileri dönem dönem ülkelerine geri dönen Suriyelilerle ilgili veriler paylaşıyor.
Bu yöndeki son açıklama 13 Haziran 2024’te İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’dan geldi.
Yerlikaya, son bir yılda ülkesine geri dönen Suriyeli sayısının 103 bin 45 olduğunu açıkladı.
2016 ila 2024 arasında dönüş yapanların sayısının ise toplam 658 bin 463 olduğunu söyledi.
]]>Dijital Mecralar Platfomu AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman başkanlığında toplandı. Toplantıya Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gülşah Deniz Atalar, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nden de temsilciler katıldı.
“Tu¨rkiye’miz ic¸in tarihi gu¨nlerden bir tanesi”
Komisyon Başkanı Hüseyin Yayman şunları söyledi:
“Bugu¨n Tu¨rkiye’miz ic¸in tarihi gu¨nlerden bir tanesidir. Dijital du¨nyada c¸ok o¨nemli konu bas¸lıklarından bir tanesi olan dijital telif konusuyla ilgili c¸ok degˆerli Google temsilcilerini Komisyonumuzda misafir ediyoruz. Bugu¨n dijital du¨nyada o¨zellikle medya sekto¨ru¨nu¨n, basın-yayın kurulus¸larının u¨zerinde c¸ok ısrarla durdukları dijital telif meselesini ele alacagˆız. Daha o¨nce biz tarafları dinlemek suretiyle, uzmanları dinlemek suretiyle bu konunun genel bir c¸erc¸evesini c¸izmeye c¸alıs¸tık. Bugu¨n de bu networkün, bu yo¨netis¸im masasının o¨nemli paydas¸larından ve taraflarından bir tanesi Google’ı ilk defa bu du¨zeyde, Tu¨rkiye’de dinlemis¸ olacagˆız. Dijital telif konusu hepimizin c¸ok o¨nemsedigˆi ve Tu¨rkiye’de basın-yayın sekto¨ru¨nu¨n, basın emekc¸ilerinin emek istismarının, emek hırsızlıgˆının o¨nu¨ne gec¸ilmesi ve gerc¸ekten gerc¸ek anlamda bir basın-yayın faaliyetinin gerc¸ekles¸mesi ic¸in atılması gereken adımlar noktasındaki taleplerinden bir tanesidir.
“Maalesef biz dijitalles¸meyi değil sosyal medyanın yıkıcı etkisini konuşuyoruz”
Gu¨nu¨mu¨z du¨nyasında maalesef biz dijitalles¸meyi, yapay zekayı konus¸mak yerine sosyal medya paylas¸ımlarını ve sosyal medyanın yıkıcı etkisini konus¸maktayız. Gerc¸ekten yapay zekayı daha fazla konus¸mamız gerekiyor. Bu konuda Meclisimizde de bir aras¸tırma komisyonu kurulmasıyla ilgili c¸alıs¸malar var, biz bunu c¸ok o¨nemsiyoruz ve o¨nu¨mu¨zdeki gu¨nlerde bu konuyla ilgili daha o¨nemli adımların atılacagˆı kanaatindeyim. Ayrıca biz de Dijital Mecralar Komisyonu olarak bu yaz do¨neminde daha yogˆun c¸alıs¸mak suretiyle Tu¨rkiye’nin bir dijital degˆerler haritasını c¸ıkarmak ve dijital du¨nyanın bir anlamda nedenlerini, nic¸inlerini, nasıllarını ortaya koymak ve bu konuda bir c¸erc¸eve c¸izmek istiyoruz. Dijitalles¸me meselesi sadece kamu yo¨netimlerinin birtakım kamu politikaları belirlemek suretiyle yo¨netecekleri bir alan degˆildir. Muhakkak, dijital mecraların kendi toplum so¨zles¸melerini, kendi anayasalarını bireyle, toplumla ve devletle yapması gerekmektedir. Biz buna topluluk kuralları diyoruz, topluluk kurallarının yeniden belirlenmesi gerekiyor.”
“Türkiye’de ofisimiz var, çalışanlarımız var”
Google Hükümetle İlişkiler ve Kamu Politikası Birimi Başkanı Tolga Sobacı ise şunları söyledi:
“Google olarak misyonumuz du¨nyadaki bilgileri du¨zenleyerek herkesin eris¸ebilecegˆi ve yararlanabilecegˆi haale getirmektir. Bu misyon tu¨m u¨ru¨nlerimizin ve hizmetlerimizin de temelini olus¸turmaktadır. Misyonumuz dogˆrultusunda insanların hayatını kolaylas¸tırmanın ve iyiles¸tirmenin yanı sıra teknolojiyi fayda sagˆlamak ic¸in gelis¸tirmenin o¨nemine inanıyoruz. Google Reklamcılık Pazarlama ve Limited S¸irketi u¨lkemizde 2006 yılında kuruldu. O do¨nem yerles¸ik ofisimizin kurulus¸u basında da c¸ok yer almıs¸tı ama biz yine bu vesileyle tazelemek isteriz. Biz yerles¸ik olarak buradayız c¸u¨nku¨ birc¸ok toplantılarda bize soruluyor ‘burada mısınız’, ‘Tu¨rkiye’de ofisiniz var mı’, ‘bir c¸alıs¸anınız var mı?’ Evet, buradayız ve c¸alıs¸anlarımız da var. En son buraya gelis¸imizin u¨c¸ yıl o¨nce 15’inci yılımızı kutluyorduk, bugu¨n de 18 yıldır yerles¸ik ofisimizden hız kesmeden c¸alıs¸ıyor olmanın gururunu yas¸ıyoruz. 2023 yılı sonu itibarıyla Tu¨rkiye’de 100’den fazla c¸alıs¸anımız bulunmakta.”
“Çagˆa ayak uyduran genc¸lerin yetis¸mesine c¸ok o¨nem veriyoruz”
Google Hükümetle İlişkiler ve Kamu Politikası Müdürü Duygu Yücesoy, şöyle konuştu:
“18 yıllık yolculugˆumuzda yaptıgˆımız katkıyı kategorilendirmek c¸ok zor olsa da dijitalles¸me, egˆitim ve giris¸imcilik ve ku¨ltu¨r mirasımızın tanıtılması alanlarına odaklanmanın c¸ok daha faydalı olacagˆını du¨s¸u¨ndu¨k. Cumhurbas¸kanlıgˆımızın Dijital Do¨nu¨s¸u¨m Ofisi olsun Sanayi ve Teknoloji Bakanlıgˆımız, Ticaret Bakanlıgˆımız, Ku¨ltu¨r ve Turizm Bakanlıgˆımız olsun c¸ok farklı paydas¸larla bu is¸ birligˆi programlarına devam etmekteyiz. Burada belki KOBI·’lerimize o¨zel bir o¨nem atfetmekte fayda var, o¨zellikle zorlayıcı ekonomik kos¸ullarda ekonomimizin bel kemigˆini olus¸turan KOBI·’lerin ayakta durması c¸ok daha kritik hale geliyor ve biz zamanında 12 milyon dolarlık bir destekle TESK’e hibe olsun, KOBI·’lerimize kredi destegˆi olsun, bundan ayrı olarak bakanlıklarımıza reklam kredisi destegˆi olsun 12 milyon dolarlık bir katkıda bulunduk. Bunun haricinde dijital c¸agˆa ayak uyduran genc¸lerin yetis¸mesine c¸ok o¨nem veriyoruz, bu hem giris¸imcilik alanında hem de egˆitim alanında gec¸erli.”
“Tıklanmadıgˆı su¨rece herhangi bir s¸ekilde bir u¨cret alınmıyor”
Telif Hakları Uzmanı Adrienn Timar şunları söyledi:
“Haberler konusuna baktıgˆımız zaman, bir de ‘Haberler’ sekmemiz var. ‘Haberler’ sekmesinden bahsetmek gerekirse, burada bir kullanıcının yapmıs¸ oldugˆu sorguya cevaben haber sonuc¸larını filtrelemesi amacıyla kullandıgˆımız, ayırmak u¨zere kullandıgˆımız o¨zel bir filtre. Dolayısıyla burada gu¨ncel haberlere o¨ncelik verilebiliyor ve bo¨ylece, aynı zamanda, kullanıcı yapmıs¸ oldugˆu sorguyla alakalı habere daha rahat ulas¸abiliyor. Kısaca, reklamlardan da bu slayt c¸erc¸evesinde bahsetmek isterim, burada o¨zellikle Google’ın nasıl gelir elde ettigˆine dair o¨rneklerden bir tanesi bu c¸u¨nku¨. Bu c¸erc¸evede, haberlerin yanında go¨sterilen reklamlara baktıgˆımız zaman bunlar arama sonuc¸larına go¨re go¨steriliyor ve aynı zamanda tıklama sonucunda u¨cret elde ediliyor bunlardan. Dolayısıyla, ilgili kullanıcı burada kars¸ısına c¸ıkan reklamı tıklayacak kadar ilginc¸ ve kullanıs¸lı bulursa egˆer o zaman, o takdirde Google u¨cret alıyor; aksi takdirde, tıklanmadıgˆı su¨rece herhangi bir s¸ekilde bir u¨cret alınmıyor.”
“Olumlu olacak bir yaklaşım içinde bulunmaya hazırız”
Sunumların ‘dijital telif’ bağlamının eksikliğine vurgu yapan Komisyon Başkanı Yayman, “Google olarak dijital telife dair fikirleriniz nelerdir? Türkiye sizden umutlu bir yaklaşım bekliyor” dedi. Google yetkilerinden Duygu Yücesoy ise, “Her ülkenin habercilik ekosistemi çok farklı. Bizler iki taraf için de olumlu olacak bir yaklaşım içinde bulunmaya hazırız” ifadelerine yer verdi.
Bir önceki komisyon toplantısında gelir ve vergi miktarının açıklanmamasına tepki gösterilen Google için benzer konular yeniden gündeme geldi. Google yetkililerinden Tolga Sobacı, “Vergi miktarını açıklayamıyoruz ama vergi mükellefi olarak ödeme yaptığımızı söyleyebiliriz. Ticari sır niteliğindeki bilgilerimizi maalesef açıklayamıyoruz. Herhangi bir Türkiye şirketinin tabi olduğu bütün gerekliliklere tabiyiz. Amerika’da da bu şekilde” dedi.
CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan ise şirketin Amerika’da halka açık bir şirket olduğunu vurgulayarak, “İnsanlar bilmeden yatırım yapıyor, hisse senedi alıyor yani” ifadelerini kullandı.
“Tu¨rkiye’de haber sayfalarına yılda 10 milyar tıklama sagˆlanıyor”
Duygu Yücesoy, “Aslında burada birkac¸ rakam paylas¸mak istiyorum c¸u¨nku¨ bagˆımsız bir kurulus¸ tarafından o¨zellikle de global anlamda yapılan bir aras¸tırmanın Tu¨rkiye’deki verileri de paylas¸ıldı. Tu¨rkiye’de haber web sayfalarına yılda 10 milyar tıklama sagˆlanıyor, bu 2023 rakamı. Habercilerimiz ic¸in bunun yarattıgˆı da bir ekonomik degˆer var, bu degˆer de 2 milyon dolardan fazla. Yani gerc¸ekten burada ciddi bir degˆer yaratımı so¨z konusu ve ku¨resel rakamlara baktıgˆımızda, u¨lkemizdeki rakamlar da oldukc¸a iyi go¨ru¨nu¨yor” ifadelerine yer verdi.
Komisyon, milletvekillerinin Google temsilcilerine soruları ile devam ediyor.
]]>CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM Genel Kurulu’nda söz alarak, yerinden konuşma yaptı. Günaydın, elinde tuttuğu kağıdı göstererek, şunları söyledi:
“Tüm ikazlarımıza rağmen ‘Bir koyup beş alacağız’ diyerek Suriye’ye girdiniz, emperyalizmin maşası oldunuz, Türkiye’de 10 milyon mülteci kaldı. O insanlardan bir kısmı Türkiye’de tutunmaya çalışıyor ama onların içerisinde Suriye’deki kirli savaşa katılmış olan, orada insan öldürmüş insanlar var. Bunlara ‘yabancı terörist savaşçısı’ deniyor. Peki, Suriye’de bu olaylara karışmış, insanlara, canilere yönelik herhangi bir sorumluluk, yaptırım hissediyor mu Türkiye? Hissetmiyor. Bakın elimizde Bursa Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğünün yazdığı resmi yazı var. Gereği için Hatay Valiliğine, bilgi için de İçişleri Bakanlığına yazıyor.
Aynen okuyayım ki herhangi bir spekülasyona konu olmasın, meseleyi net anlatalım. ‘Müdürlüğümüzce işlemleri yapılan Suriye uyruklu 13 Ocak 1993 doğumlu yabancı terörist savaşçısının -anlaşılan 31 yaşında, yabancı kimlik numarasını veriyor, ismini ve soyadını veriyor- Hatay Cilvegözü Kara Hudut Sınır Kapısı’ndan gönüllü geri dönüş işlemleri planlanmaktadır. Bu nedenle, gönüllü olarak ülkesine dönmeyi beyan etmiş, bu hususta Müdürlüğümüze dilekçeyle müracaatta bulunan bu kişiyi gelin Bursa’dan alın ve sınıra bırakın’ diyor.”
“Suriye’de kelle kesmiş adamların kaçı Türkiye’de elini kollunu sallayarak geziyor”
Bu yazının memleketin ne halde olduğunu göstermesi bakımından ibretlik olduğunu ifade eden Günaydın, şöyle devam etti:
“Ben, bir vatandaş olarak soruyorum; ‘YTS’ diye kodladığınız, yabancı terörist savaşçısı yani Suriye’de kelle kesmiş, ciğer yemiş, benzeri faaliyetlerde bulunmuş adamların, bunlardan kaçı Türkiye’de herhangi bir yaptırıma tabi tutulmadan, elini kolunu sallayarak aramızda dolaşmaya devam ediyor? Bunların silahtan arındırılması, psikolojik testlerinin yaptırılması, uluslararası mahkemelerde yargılanması, Türk Ceza Kanunu karşısında çeşitli soruşturma, kovuşturma aşamasından geçirilmesine yönelik ne yaptınız? Bursa’da bu vatandaşla bilmeden kapı komşusu olan vatandaşımızın güvenliği konusunda ne düşünüyorsunuz? ve bunun gibi daha kaçı bu memlekette elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor? Bu memlekette hiç kimsenin kişi güvenliğinin kalmadığına, bu memleketi yönetenlerin de buna yönelik en ufak bir kaygı duymadığına yönelik daha ne olsun dedirtebilecek bir yazıdır. Bu memleketi yönetenleri kalan sınırlı sürelerini hiç olmazsa ciddi geçirmeye davet ediyorum.”
“B.Ç. ne zaman subay oldu, generalliğe yükseltildi, bunlar ortaya çıkarsa beraber maklubeye kaşık salladıklarınız da çıkar”
Makam aracıyla insan kaçakçılığı yaptığı ortaya çıkan Tuğgeneral ile ilgili olarak da Günaydın, şöyle konuştu:
“Suriye’de, harekat bölgesinde operasyonları yöneten Tuğgeneral B.Ç. ne yapıyormuş? Suriye’de harekatları yönetiyormuş. Bu ‘B.Ç.’ denilen vatandaşın kendisine tahsis edilen aracıyla yani Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisine tahsis ettiği zırhlı aracını kullanan şoförü ve kullanan emir subayı şakır şakır insan kaçakçılığı yapıyormuş, Suriye’den Türkiye’ye adam getiriyormuş. Eğer bu B.Ç. hakkında bir işlem yapılmamış ve yalnızca emekliye sevk edilmişse neyi ima ediyoruz? Demek ki zırhlı aracından insan kaçakçılığı yapıldığından haberi yokmuş. Aracından haberi olmayan bir adamın, bu memleketin güvenliğiyle ilgili bir konuda bu denli önemli bir görevi üstlenmesi mümkün olabilir mi? Bu B.Ç. ne zaman Türk Silahlı Kuvvetlerinde subay oldu, ne zaman kurmay oldu, hangi Milli Savunma Bakanı zamanında acaba generalliğe yükseltildi? Bunları çıkarırsak beraber maklubeye kaşık salladıklarınız da ortaya çıkacaktır.”
“AKP ve MHP NATO’nun toplantısında Gürcistan’daki etki ajanlığı düzenlemesine karşı imza attı, bakalım Türkiye’de ne yapacaklar”
Günaydın, NATO’nun 490’ıncı Deklarasyonu’na konu olan 27 Mayıs 2024 tarihli Sofya toplantısına AKP’den ve MHP’den milletvekillerinin katıldığını belirterek, şunları kaydetti:
“15 maddelik de bir anlaşmayı, bir deklarasyonu oy birliğiyle geçirdiniz. Bunun 12’nci maddesi diyor ki ‘Gürcistan’ın demokrasisini, bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü Avrupa ve Atlantik emelleri konusundaki gelişmesine yönelik derin kaygılar vardır.’ Ülke açısından geriye doğru bir adım olan dış nüfuzun şeffaflığı konusunu, demokratik konsolidasyonu NATO ve AB hedeflerine ters düştüğünü ifade ediyor ve ‘Gürcü yetkililerin Gürcistan demokrasisine daha fazla zarar vermeden yasayı geri çekmesini talep ediyoruz’ diyor. Bunu AKP’nin MHP’nin milletvekilleri imzalamış. Yani, ‘Gürcistan etki ajanlığı yasasını getirmiş, bu, demokrasiye aykırıdır, geri çekin’ diyor. Haftaya göreceğiz, 9. yargı paketinde etki ajanlığı konusunda bu arkadaşların elleri acaba hangi tarafı gösterecek? Dolayısıyla, biraz daha ahlak, biraz daha ciddiyet, biraz daha etkinliği bu güzel memleket herhalde hak ediyor.”
]]>GELİR EŞİTSİZLİĞİ AB’NİN ÇOK ÜZERİNDE
Raporda, TÜİK’ten elde edilen verilere göre 2023 yılında Türkiye’de kişi başına düşen milli gelirin 13,110 dolar olduğuna işaret edildi. Gelir dağılımı eşitsizliğinin derinleştiği belirtilen raporda Eurostat verilerine göre, Türkiye’deki gelir eşitsizliği oranının AB üyesi ülkelerin ortalamasına göre oldukça yüksek seviyede bulunduğuna işaret edildi. Türkiye’deki gelir eşitsizliği oranının yüzde 0,433 iken, AB üye ülkelerinde bu oranın ortalama yüzde 0,366 olduğu belirtildi.
EN DÜŞÜK ASGARİ ÜCRETE SAHİP 3. AVRUPA ÜLKESİYİZ
Rapora göre Türkiye, en düşük asgari ücrete sahip üçüncü Avrupa ülkesi. Eurostat verilerine göre, Türkiye’de Ocak 2024’te yapılan düzenleme ile asgari ücret 450 Euro’ya denk gelmesine karşın birçok Avrupa ülkesinin oldukça gerisinde. En düşük asgari ücrete sahip beş ülke Arnavutluk, Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan ve Türkiye iken, en yüksek asgari ücrete sahip beş ülke ise Lüksemburg, İrlanda, Hollanda, Almanya ve Belçika.
GELİR ADALETSİZLİĞİ DERİNLEŞTİ
Yıllık olarak ortalama en yüksek iş gelirine sahip grup işverenler, en düşük gelire sahip grup ise yevmiyeli çalışanlar olurken yıllık ortalama iş gelirleri sırasıyla işverenlerde 408 bin 174 TL, kendi hesabına çalışanlarda 115 bin 622 TL, ücretli maaşlılarda 102 bin 821 TL ve yevmiyelilerde 53 bin 334 TL oldu. TÜİK verilerine göre, 2022 yılında 18 milyon 30 bin olan yoksul sayısı, 2023’te 18 milyon 219 bin kişiye yükseldi; yoksulluk oranı yüzde 21,7’ye ulaştı. Bu verilere göre, sadece son bir yıl içerisinde 190 bine yakın kişi yoksullaştı.
SÜREKLİ YOKSULLUK ORANI YÜZDE 14’E ÇIKTI
TÜİK verilerine göre (2023), ciddi finansal sıkıntılarla karşı karşıya olan insanların oranı olarak tanımlanan maddi yoksunluk oranı, bir yılda yüzde 26,4’ten yüzde 28,4’e yükseldi. Ayrıca, son dört yılın en az üç yılında yoksulluk sınırının altında yaşayanları ifade eden sürekli yoksulluk oranı da, 1,7 oranında artarak yüzde 14’e yükseldi. Raporda duruma ilişkin, “Bu veriler, maddi sıkıntıların ve yoksulluğun geldiği noktayı işaret ederken ekonomik dengesizliklerin ve gelir adaletsizliğinin derinleştiğini göstermektedir” değerlendirilmesi yapıldı.
YOKSULLUK EN FAZLA ÇOCUKLARI ETKİLİYOR
TÜİK verilerine göre, 2023 yılında yoksul çocuk oranı yüzde 31,3 iken ciddi maddi yoksunluk içinde olan çocukların oranı da yüzde 33,3. Bu veriye göre, neredeyse her 10 çocuktan 3’ü yoksul. Raporda yoksulluğun en fazla çocukları etkilediği ifade edilirken “Çocuk yoksulluğu oranları ile çocukların en temel gereksinimleri olan beslenme, sağlık, eğitim ve barınma imkânlarından yoksun olma oranları arasında doğru bir orantı vardır. Bu durum, çocukların maddi, manevi ve duygusal açıdan gelişimlerini olumsuz etkilemektedir. Bu koşullar altında, zihinsel ve bedensel gelişim açısından temel gereksinimleri karşılanmayan çocuklar, erken yaşlarda çalışma hayatına katılarak işçi olmaktadır. Çocuk işçiliği, devletin çocukları koruma politikalarının yetersizliğinin bir sonucu olduğu gibi, sosyal ve ekonomik politikalardaki adaletsizliğin bir yansımasıdır” denildi.
ÇALIŞANLARIN YÜZDE 15’İ YOKSUL
Eurostat’ın 2023 verilerine göre AB ülkelerinde çalışan yoksulluğunun en yüksek olduğu ülke Türkiye. Türkiye’de çalışanların yüzde 15’i yoksul. Türkiye’yi izleyen diğer ülkeler İspanya ve Slovenya. Buna karşın, çalışan yoksulluğunun en düşük olduğu ülkeler arasında Çekya, Danimarka ve Belçika bulunmakta.
Raporda öne çıkan diğer başlıklar ise şöyle:
* Türkiye’de yoksulluk ve sosyal dışlanma riski en çok kadın ve çocukları etkiliyor
* Her 10 kadından 4’ü yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında
* Türkiye’de her iki kişiden biri borçlu
* Borçluluk düzeyi arttıkça tüketici kredilerine başvuru ve kredi kartı kullanımı artıyor
* Tüketici kredilerinin tutarı bir yılda yüzde 22 artarken; kredi kartı kullanımı yüzde 59 arttı.
]]>YÖK’ün hazırladığı Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Tanıma ve Denklik Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. YÖK, aynı yönetmelikte 15 Mart 2024 tarihinde değişiklik yaparak, “Ortaöğrenimlerini Türkiye’de tamamlayanlardan; Türkiye’de başarı sıralaması şartı aranan programlara denklik müracaatlarında yurtdışı yükseköğretim kurumuna kayıt olunduğu yıl ÖSYM tarafından yapılmış olan merkezi yerleştirme sınavında ilgili programın asgari başarı sıralaması şartını sağlamış olduklarını gösterir sınav sonuç belgesi” isteneceğine ilişkin düzenleme yapmıştı.
Yönetmelikte bugün yapılan değişiklikle, söz konusu programların isimleri belirtildi. Yeni düzenlemede, “Ortaöğrenimlerini Türkiye’de tamamlayanların; Türkiye’de başarı sıralaması şartı aranan tıp, diş hekimliği, eczacılık ve hukuk programlarına denklik müracaatlarında, 7’nci maddenin beşinci fıkrasında belirtilen sıralamaya giremeyen yurt dışı yükseköğretim kurumuna kayıt olmaları halinde, ilgili yılda ÖSYM tarafından yapılmış olan merkezi yerleştirme sınavında programın asgari başarı sıralaması şartını sağlamış olduklarını gösterir sınav sonuç belgesi” isteneceği hükmü yer aldı.
Ayrıca, 15 Mart 2024 tarihinde yapılan değişiklikle getirilen “Ortaöğrenimlerini Türkiye’de tamamlayanların; Türkiye’de başarı sıralaması şartı aranan programlara denklik müracaatlarında, yurtdışı yükseköğretim kurumuna kayıt oldukları yılda ÖSYM’nin yapmış olduğu merkezi yerleştirme sınavında, denklik müracaatında bulunulan programın puan türünde asgari başarı sıralaması şartını sağlamayan başvuruları reddedilir” hükmü de söz konusu programların isimleri açık yazılarak yeniden düzenlendi.
Bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce başvuruya esas diploma programına kayıt yaptıranlar hakkında, yeni düzenleme hükümleri uygulanmayacak.
Diploma denklikleri için Mart ayında yapılan yeni düzenleme
YÖK, mart ayında Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Tanıma ve Denklik Yönetmeliği’nde değişiklik yapmış, ardından bu değişikliğin uygulanmasında ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi için şu usul ve esasları belinlemişti:
Priştine’de bir otelde 17-18 Mayıs’taki Arnavut İş İnsanları Birliği 10. Yıl Fuarı’na Türkiye’nin çeşitli kentlerinden katılan 25 iş insanı, farklı ülkelerden gelen Arnavut kökenli iş insanlarıyla yatırıma ve ihracata yönelik bağlantılar yaptı.
Arnavut İş İnsanları Derneği (ARNİAD) Başkanı Gökhan Biçen, AA muhabirine, Türkiye’de farklı alanlarda üretim yapan iş insanlarının fuara katılım sağladığını söyledi.
Fuarın ikili iş görüşmeleri şeklinde geçtiğini anlatan Biçen, şöyle devam etti:
“Aramızda enerji, inşaat, otomobil, tekstil ve mobilya sektöründen iş insanı bulunuyor. Dünyadaki Arnavut diasporası iş insanlarıyla bir araya gelerek güzel iş birliklerine imza atıyorlar. Türkiye’de yaşayan Arnavut kökenli iş insanlarının, dünya üzerine yayılmış Arnavut diasporası iş insanlarıyla ortak proje üretesini sağlayarak ülkemize, ekonomimize de katkı vermeyi amaçlıyoruz. Derneğimizin kuruluş amacı da bu. Dünya üzerinde Arnavut diasporası olarak 7 milyon insan yaşıyor ve 150 milyar dolara yakın bir ekonomiye sahipler, bundan ülkemizi ve Türkiye’de yaşayanları faydalandırabilmeyi amaçlıyoruz.”
Küresel Arnavut Diasporası İş Ağı Birliği Onursal Başkanı Lazim Destani’nin 35 bin kişiye istihdam sağlayan dünyanın önemli iş insanlarından biri olduğuna işaret eden Biçen, “22 ülkenin temsilcisi ve dernek başkanı burada. Bunlar bulundukları ülkelerin ekonomilerine yön veren sanayiciler, Türk iş adamlarıyla buluşmaları çok değerli.” ifadesini kullandı.
İş insanı Lazim Destani de organizasyona çok büyük katılım olduğunu belirterek “Önümüzdeki yıllar daha geniş çapta bu etkinlik devam edecektir. Bizim sınırımız yok, 20’yi aşkın ülkeden gelen iş insanları burada. Kosova çok yeni bir ülke, hedefimiz her geçen yıl ilerlemek ve gelişmek. İnşallah hedeflerimize ulaşacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye ile ekonomik işbirliklerinin ve çalışmalarının olduğuna değinen Destani, “Türkiye’deki insanları çok seviyoruz. Geçen yıl davet edildim, Bursa’da bulundum ve çok memnun kaldım. 7 büyük Türk firmasıyla çalışmalarımız devam ediyor. Türkiye bundan 20 yıl önce nasıldı, bugün nasıl. Türkiye’nin gelişimi, bizim için çok güzel bir örnektir.” diye konuştu.
“Türkiye’den geldiğimizi duyan herkes bizimle ticaretini attırmaya çalışıyor”
Küresel Arnavut Diasporası İş Ağı Birliği Avrupa Başkanı Yll Blakaj ise fuara 433 firmanın katıldığını söyledi.
Türk iş insanlarının da fuarda olmasından duydukları memnuniyeti dile getiren Blakaj, “Geçen yıl Bursa’daki fuara katılmıştık. Oradaki ihracat ve ithalat kapasitesinin büyüklüğünden de memnunuz. Ekonomik işbirlikleri konusunda iş insanlarımızı da yönlendiriyoruz.” diye konuştu.
Blakaj, milyonlarca avroluk ticari anlaşmaların fuardaki görüşmelerle yapıldığına işaret etti.
Almanya Arnavut İş İnsanları Derneği Başkanı Nazmi Vika ise Türkiye ile işbirliğini arttırma noktasında girişimlerde bulunacaklarını dile getirerek “Avrupa genelindeki tüm Arnavut iş insanların amacı iş birliklerini attırmak. Bununla ilgili çalışmalara devamlı katılmaktayız.” dedi.
ARNİAD üyesi iş insanı Bayram Taşocak da otomotiv ve plastik ham madde alanında faaliyet gösterdiklerini aktararak şunları kaydetti:
“Geçtiğimiz yıl bu fuarın aynısını Türkiye’de düzenledik. Orada tanıştığımız iş insanlarıyla tekrar görüşme fırsatı bulduk. Ticaretimizi daha da geliştirme açısından görüşmeler yaptık. Bu görüşmelerimiz çok olumlu geçti. Bu coğrafyayla ticaretimizi arttırmayı hedefliyoruz. Buralar bizim ata topraklarımız, kendi akrabalarımızla bir arada olmak çok değerli. Ticaretimizi geliştirmek bizim için önem taşıyor. Ülkemizin bu bölgenin tarihinde önemli bir yeri var. Türkiye’den geldiğimizi duyan herkes bizimle ticaretini attırmaya çalışıyor. Çok önem veriyorlar.”
]]>Kocasinan Belediyesi’nin çölyaklılara yönelik Türkiye’de ilk olarak hayata geçirdiği hizmetleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) gündemine taşıyan AK Parti Kayseri Milletvekili Bayar Özsoy, ” 9 Mayıs Dünya Çölyak Günü vesilesiyle, Çölyak hastalığının farkındalığını artırmak ve glütensiz yaşamı desteklemek adına Gazi Meclisimiz çatısı altında bizler de; Kayseri Büyükşehir Belediyemizin ve Kocasinan Belediyemizin çölyak hastalarına yönelik sunmuş oldukları hizmetleri dile getirdik. Özellikle glütensiz ürünler, Kocasinan Belediye’miz fark doğuran projelerinden birine konu oldu. Devletin bir eli olan Kocasinan Belediyesi, çölyak hassasiyeti olan ve ihtiyaç sahibi görülen yüzlerce aileye ulaşılması güç alınması oldukça maliyeti ürünlerden oluşan gıda paketlerini her ay düzenli olarak teslim ediyor. Ayrıca Kocasinan Belediyemiz, Türkiye’de ilk olan Glütensiz Kayseri Mutfağı ile de çölyaklı hastalarımıza hizmet etmeye devam ediyor. Kayseri’de ve özelde Kocasinan’da yaşamanın ayrıcalık olduğunu Kocasinan Belediyesi aracılığıyla bir kez daha tüm vatandaşlarımıza hayatın her alanında desteğimizin devam edeceğini belirtiyor, tüm çölyak hastası vatandaşlarımıza Allah’tan acil şifalar diliyorum. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Memduh Büyükkılıç ile Kocasinan Belediye Başkanımız Ahmet Çolakbayrakdar’a göstermiş oldukları gayret ve hassasiyet için yürekten teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar ise vatandaşın sesi olan AK Parti Kayseri Milletvekili Bayar Özsoy’a teşekkür ederek, “İlkleri biz yaptık, yine biz yapacağız. Her alanda Türkiye’ye model ve örnek olmaya devam edeceğiz. 2017 yılında ilk olarak başlattığımız glütensiz ürün paketi çalışma, TBMM’de oluşturulan Araştırma Komisyonu’nun incelemesi ve ardından Türkiye’deki diğer belediyelere örnek olması ne denli isabetli hizmetin yapıldığının göstergesi oldu. Türkiye’de diğer belediyelere örnek olan uygulamayla o dönem ilçe genelinde ikamet eden 60 çölyaklı aileye destek olurken bugünlerde 230 çölyaklı aileye, çölyak paketi dağıtıyoruz. Bunun yanı sıra farklı projeler üretmeye çalışıyoruz. Türkiye’de ilk ve tek olan ‘Glütensiz Kayseri Mutfağı’ Proje’miz, hem glüten hassasiyeti olan vatandaşlarımıza hem de glütensiz ürünleri tüketmeyi yaşam biçimi haline getirenlere yönelik bir çalışmadır. Vatandaşlarımız yoğun bir şekilde glütensiz ürünler kullanmayı talep ediyor. Bu projeyle hem çölyaklı aileler hem de sağlıklı beslenmek isteyenler faydalanabiliyor. Bizim gayretimiz, toplum içerisinde bizden farklı yaşayan vatandaşlarımızı, Kayseri çatısı altında toplayabilmektir” ifadelerini kullandı.
Öte yandan ömür boyu diyet zorunluluğu olan çölyaklılar için de ayrıcalıklı bir ilçe haline getiren Kocasinan Belediyesi, çölyak hassasiyeti bulunan 230 vatandaşa glütensiz ürün paketini düzenli olarak dağıtmaya devam ediyor. Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’nün hazırladığı glütensiz ürün paketlerinin içerisinde; kek unu, hamur işi unu, nişastalı karışımı, kakaolu çıtır top, burgu makarna, spagetti, şehriye, köftelik bulgur, fındık ezmesi, portakallı mini kek ve susamlı çubuk kraker gibi glüten içermeyen yiyecekler bulunuyor. – KAYSERİ
]]>“Tarih Okuyan Şaşırmaz” sloganıyla 12 yılda 172 sayıya ulaşan derginin genel yayın yönetmeni Taha Kılınç, Türkiye’de yayınlanmaya devam eden tarih dergileri içinde Derin Tarih’in seçkin konumuna işaret ederek, editoryal bağımsızlık, ekonomik güç ve çalışkan yazı işleri kadrosuyla avantajlı bir durumda olduklarını söyledi.
Dergideki görevine 2021’de başlayan Kılınç, kağıt fiyatlarının günden güne arttığı ve insanların alım gücünün düştüğü bir ortamda kağıda basılı dergi yayınlamanın Albayrak Medya yönetimi açısından ciddi bir özveri olduğunu ifade etti.
“İslam medeniyeti, Müslümanların dünyada bıraktığı izler Osmanlı’dan ibaret değil”
Derin Tarih’in yazı işleri kadrosunun alanında tecrübeli isimlerden oluştuğunu aktaran Kılınç, 5 bin aboneye sahip olduklarını ve her ay 12, 15 bin adet baskı gerçekleştirdikleri bilgisini verdi.
Taha Kılınç, göreve ilk geldiğinde 1944 Tatar Sürgünü’nü dergide dosya olarak ele aldığını dile getirerek, “Sonra Ermeni lobilerinin dünyada nasıl çalıştığını ele alan bir sayı yaptık. Haccın serüvenini yaptık, bu benim çok önemsediğim bir sayı. Türkiye’de yapılmamıştı, birçok konuda dikkat çekti, çok farklı yerlere ulaştı. Abdürreşid İbrahim Efendi’yi seyyah ve alim olarak özel bir dosyaya konu ettik. Yine unutturulan Tripoliçe Katliamını özel bir sayıda ele aldık. Gündemde tutmak gerektiğini düşündük.” dedi.
Kılınç, dergide ayrıca Osmanlı’nın denizlerdeki hakimiyeti, Köprülü Ailesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun hakim olduğu şu anda Türkiye sınırları dışında kalan coğrafyalarda da ne yaşandığı, Balkanlar ve Gazze’nin de arasında bulunduğu birçok önemli konuyu dosya olarak işlediklerini anlattı.
Üç ayda bir özel sayı da hazırladıklarını, Valide Sultanların yanı sıra Osmanlı dağıldıktan sonra Balkanlar’da neler olduğuyla ilgili ve Timur üzerine de yakın zamanda özel sayı çıkaracaklarını belirten Kılınç, “Bizde Osmanlı merkezci bir bakış var. Sadece tarih ve coğrafya, Osmanlı üzerinden değerlendiriliyor ama İslam medeniyeti, Müslümanların dünyada bıraktığı izler Osmanlı’dan ibaret değil. Büyük bir medeniyet, başka parçalar da var.” diye konuştu.
“Türkiye’de tarih hususen Cumhuriyet ideolojisi ile birlikte bir savaş alanı haline geldi”
Derin Tarih dergisinin en eski yazarlarından Prof. Dr. İsmail Kara ise programda Türkiye’de tarih dergiciliği konusunu ele aldığı konuşmasında, Derin Tarih’in alanı içerisinde büyük bir boşluğu doldurduğunu ifade etti.
Derginin aynı zamanda okurla çok sıcak ve samimi bir bağ kurduğunu söyleyen Kara, popüler tarihçilikte 1965 yılının önemli bir dönüm noktası olduğuna işaret ederek, “Hayat Tarih dergisinin çıkmaya başladığı dönem hem kalite itibariyle hem kağıt, baskı itibariyle tarih dergiciliğinde gerçekten bir seviye işareti. Aslında bizde popüler tarihçilik şifahi kültürle yaşıyor, matbuat dönemine kadar. Matbuat dönemiyle beraber gazetelerde artık tarih köşeleri görmeye başlıyoruz. Bu durum Batı’da da biraz böyle. Yani matbuatın gelişmesi, yazılı tarihe olan ilgiliyi arttırıyor ve kuvvetlendiriyor. Tarihi romanların çıkışı da böyle bir şey.” açıklamasını yaptı.
Kara, Şevket Rado tarafından 1956’dan 1978 yılına kadar çıkarılan Hayat mecmuasının de popüler tarihçiliğe önemli katkılar sunduğunun altını çizerek, “1980’li yıllara kadar popüler tarih dergileri tarihseverlere hitap etmek bakımından daha rahat bir atmosfere sahiptiler. Ama Türkiye’de tarih hususen Cumhuriyet ideolojisi ile birlikte bir savaş alanı haline geldi ve şu anda da bu savaş devam ediyor. Maalesef bu savaşı hala çözemedik, bu durum birbirimizden istifademizi, çalıştığımız konuların ilgili herkese hitap etme imkanlarını zayıflatıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Popüler tarihçiliğe Reşat Ekrem Koçu, Niyazi Ahmet Banoğlu, Cemal Kutay, Murat Sertoğlu, Midhat Sertoğlu, Feridun Fazıl Tülbentçi, Feridun Kandemir, İbrahim Hakkı Konyalı, Fazıl İsmail Ayanoğlu, Yılmaz Öztuna ve Cemaleddin Server Revnakoğlu’nun önemli katkılarda bulunduğunu vurgulayan İsmail Kara, “Türkiye’de popüler tarihçiliğe Hayat Tarih dergisinden sonra birkaç merhale kat ettiren Mete Tunçay’dır. Tarih ve Toplum dergisi 1984 yılında çıkmaya başlamıştır.” ifadesini kullandı.
Programa, Prof. Dr. Adnan Demircan, Doç. Dr. Abdülkadir Macit, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, Dr. Ahmet Uçar, yazar Beşir Ayvazoğlu, Prof. Dr. Arzu Terzi, Fatma Türk Toksoy, Yıldırım Ağanoğlu, Prof. Dr. İdris Bostan, Prof. Dr. İsmail Taşpınar, Prof. Dr. Kahraman Şakul, Prof. Dr. Mehmet İpşirli, Prof. Dr. Mustafa Budak, Prof. Dr. Süleyman Berk, Tahir Günay, Dr. Turgay Şafak ve Yusuf Sami Kamadan’ın aralarında olduğu çok sayıda akademisyen ve yazar katıldı.
]]>Bir kulüp başkanının , bir başka kulüp başkanının hakem kararlarını beğenmeyip , Trabzonspor-Fenerbahçe maçında tarafların sahaya girip futbolculara saldırması hem ulusal hem de uluslararası spor kamuoyunun gündemindeydi.
Son olaraksa 1 Mart 2024 tarihinde yapılan Türkiye Futbol Federasyonu’na (TFF) bağlı Merkez Hakem Kurulu (MHK) eğitim toplantısına ait bir video sosyal medyaya sızdırıldı.
Videoda 26 Şubat’ta oynanan Galatasaray-Antalyaspor maçında yaşanan bir ikili mücadele için video yardımcı hakem (VAR) uyarısıyla verilen penaltıya dair konuşmalar yer aldı.
Bu konuşmalarda MHK danışmanı ve hakem eğitmeni Hugh Dallas, maçın hakemi Abdülkadir Bitigen ve VAR hakemi Özgür Yankaya ile birlikte pozisyonu değerlendiriyor. Gerek Bitigen gerekse de Yankaya pozisyonda hata yaptıklarını itiraf ediyor.
Bu diyalogların ardından TFF de toplantının tamamına ait görüntüleri resmi internet sitesi üzerinden kamuoyuyla paylaştı.
Bu görüntülerde 24 Şubat’ta oynanan Fenerbahçe-Kasımpaşa maçına ait iki pozisyon da tartışılıyor. Dallas, VAR hakemi Erkan Engin ve orta hakem Cihan Aydın’a Fenerbahçe lehine verilen ve verilmeyen penaltı pozisyonlarını soruyor.
Bu konuşmalarda Engin, Fenerbahçe lehine verilen penaltı için “Şu anda izlediğimde el yok gibi, ben de net bir elle oynama göremiyorum ama benim odadaki hissiyatımdan bahsetmem gerekirse kale arkasından ve tighttaki görüntüden emin oldum” diyor.
Orta hakemlerin VAR hakemleriyle kurduğu diyaloglara duyulan güvensizlik uzun süredir tartışma konusu. TFF Şubat ayı ortasından beri orta hakemlerin VAR monitörüne çağrıldığı her pozisyonun kayıtlarının sesli ve görüntülü olarak kamuoyuyla paylaşıyor.
Peki, Türkiye’de spor kamuoyu neden VAR sistemine güvenmiyor? VAR standartlarının neden bir türlü yakalanamadığı düşünülüyor?
VAR standardı neden yakalanamıyor?
Eski Süper Lig hakemlerinden Asım Yusuf Öz’e göre VAR standartlarının yakalanamamasında en büyük sebep, başarısız olduğu düşünülerek sahada görev verilmeyen çok sayıda hakemin VAR hakemi olarak görev yapması.
BBC Türkçe’ye konuşan Öz, “Sahada yorum hatası yapan hakemleri VAR’da oturttular. Bu kişileri zaten yeterli görmüyorsun ki sahada görev vermiyorsun. Bu adam VAR’da seyrediyor, yine yanlış yorum yapıyor” diyor.
Öz, kulüplerin baskılarıyla görevlerinden alınan tecrübeli hakemlere VAR’da görev verilmemesini ise büyük bir fırsatın kaçırılması olarak değerlendiriyor.
“Cüneyt Çakır’a hakemliği bıraktırdılar. Bülent Yıldırım’la maç yönetirken, inşallah VAR hakemi Cüneyt Çakır olur diyorduk. Niye? Çok başarılıydı. Bizi rahatlatıyordu. Fırat Aydınus hakemliği bıraktı, onu değerlendirebilirlerdi ama değerlendirmediler. Bu isimleri VAR kadrosuna alsalar sorunun büyük kısmını çözerlerdi.”
“Bazı stadyumlarda ofsayt çizgisi çizilemiyor bile” diyen Öz, yeterince kameraya ve farklı açıya sahip olunamamasını da bir eksiklik olarak nitelendiriyor.
‘VAR kayıtlarının açıklanması güvensizliği doğurdu’
Futbolda hakem kararlarında hataların önüne geçilmesi için uygulamaya konan VAR uygulamasında hata yapılması dünya futbol kamuoyunun da sıkça tartıştığı bir mesele.
Ancak Türkiye’de bu güvensizlik yaşanan her olaydan sonra giderek artıyor.
Güvensizliğin Avrupa’da da büyük bir problem olduğunu belirten Hürriyet gazetesi futbol yazarı ve S Sport kanalı yorumcusu Murat Fevzi Tanırlı’ya göre bunun arkasında yatan ilk sebep standartın sağlanamaması, ikincisi ise kayıtların açıklanması:
“Hakemlerin yatak odasının ardına kadar açılması sonucunda, kulüplerin gördüklerinden sonra güven konusunda büyük soru işareti yaşamaları bir sebep. VAR, amacına uygun kullanıldığında hayat kurtaran ve güvenilmesi gereken bir yenilik.”
Eski hakem Öz, TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi ve yönetiminin göreve geldiğinden beri yaptığı “kulüplere şirin görünmek için hakemler üzerinden tavizler vermesini” eleştirdi.
Öz’e göre VAR kayıtlarının açıklanması da bunun bir parçasıydı ve “taviz tavizi doğurdu”.
‘Türkiye’de insanlar birbirine de güvenmiyor’
Futbol yorumcusu Önder Özen ise Türkiye’deki toplumsal güven eksikliğine işaret ediyor.
Özen, “Çünkü VAR’ın uygulaması Türkiye’de yapılıyor. Türkiye’deki insanlar İngiliz VAR’ına, Alman VAR’ına güveniyor. Ama birbirine güvenmiyor. Sorun bu ve basit” diyor.
Bu güven eksikliğinin toplumun çeşitli kademelerinde yaygın olduğunu belirten Özen şöyle devam ediyor:
“Türkiye’de bana da, diğerlerine güvenilmiyor. Objektif olmadığımız söyleniyor. Ben de dönerciye güvenmiyorum, kafeye güvenmiyorum. Kahve istedim, yudumlayana kadar o, istediğim kahve mi bilmiyorum. Bardak temiz mi bilmiyorum. Kahveci de ben hesabı ödeyene kadar parayı verecek miyim, vermeyecek miyim bilmiyor.”
YouTube kanalı Vole’de yorumculuk yapan Özen, hakem eğitim toplantısına dair görüntülerin internete sızdırılmasında şaşırılacak da üzülecek de bir şey olmadığını savunuyor.
“Üçüncü dünya ülkelerinde olan şeyler bunlar” diyen Özen, “Anayasal düzeniniz yoksa, TFF’nin Anayasal bir düzeni var mı? Olmadığı görülüyor. Yoksa böyle şeyler olur” diyor.
‘Büyükekşi’nin yalan söylediği tescillendi’
Tanırlı, internete sızdırılan kayıtlar sonrasında toplantıya dair tüm kaydın yayımlanmasını da çeşitli nedenlerden dolayı eleştiriyor.
Bunlardan ilki, geçen haftalarda TFF’nin internet sitesinde VAR sorumlusu Tolga Özkalfa’nın istifa ettiğine yönelik haberin paylaşılmasına rağmen, Büyükekşi’nin toplantıda “Özkalfa’yı görevden aldık” şeklinde sözler sarf etmesi.
Tanırlı, “Böyle olduğunu elbette biliyorduk ancak TFF Başkanı’nın resmi olarak yalan söylediğinin tescillenmesi oldu. Her konuda şeffaf olacağız deyip, Türk hakemliğini yap boz tahtasına çeviren ve resmi bir koltukta oturan bir başkanın yalan söylemesi kabul edilemez” diyor.
TFF Başkanı’nın hakem seminerlerine katılmasının, federasyon kurullarının özerkliğine zarar verdiğini söyleyen Tanırlı, diğer bir eleştirisinde de şunları söylüyor:
“Büyükekşi’nin diğer tüm MHK seminerlerinde ağır konuşmalar yapıp, hiç yumuşak olunmayacak skandal hataların konuşulduğu bir MHK seminerinde bu kadar yapıcı ve olumlu konuşması ister istemez insanı şeytanın avukatlığına soyunduruyor.
“Acaba bu konuşmaların sızacağını mı tahmin etti de “bakın ben elimden geleni yapıyorum, ancak gördüğünüz gibi hakemler neler yapmışlar” demek mi istedi? Yaklaşımının 180 derece farklı olması artık bunu bile düşündürebiliyor ne yazık ki.”
Daha iyi bir VAR sistemi için ne yapılmalı?
Hürriyet gazetesi futbol yazarı ve S Sport kanalı yorumcusu Murat Fevzi Tanırlı standardın yakalanabilmesi için MHK’nın dirayet göstermesi gerektiğini düşünüyor.
Tanırlı, “Tüm VAR kadrosuna ve VAR’da görev alacak olan sahadaki hakemlere TFF otoritesinin hakemlerin arkasında olduğunu hissettirmesi gerekir. Ardından da IFAB protokolüne sadık kalınmasını isteyecek bir VAR mantalitesi oturtulmalı. Protokole bağlı kalmayanı, VAR’ı “Turkish VAR”a çeviren hakemleri sert cezalar beklemeli” diyor.
Her sezon başında eğitimler verildiğini ve bu eğitimlerde de “Çok katıyız, asla taviz vermiyoruz. Standartlarımız bunlardır” dendiğini hatırlatan Öz ise standardın neden sağlanamadığını şöyle anlatıyor:
“4. haftadan sonra ‘A takımı lehine ya da aleyhine yapılan bir değerlendirme, B takımı için neden yapılmıyor?’ diye sorulur. Eğitimci de A da haklı B de haklı der.
“Hakemler zeki insanlardır. Başka bir hakem de der ki, ‘Ya A’daki arkadaşım hata yaptı ya da B’deki arkadaşım.’
“İki hafta sonra A’daki hakem de B’deki hakem de müsabakaya çıkar. 6. haftaya gelindiğinde de diğer hakemler de hangi kararın uygulayacağını şaşırır.
“Sonra da kaos başlar. Standart kaçmaya başlar. Sonra da eğitimci bir derste ‘Buna müdahale ederek doğru yaptın’ dediğine, bir ay sonra ‘Bu müdahale yanlıştı” der ve hakemlerin kafası karışmaya başlar. İster inanın ister inanmayın durum bu.”
]]>Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından şiir okumayı, yazmayı ve yayınlamayı teşvik etmek amacıyla ilan edilen 21 Mart Dünya Şiir Günü, 25 yıldır kutlanıyor.
Dilsel çeşitliliğe de bir fırsat sunması hedeflenen Dünya Şiir Günü kapsamında, birçok ülkede çeşitli etkinlikler düzenleniyor.
“Şiirin kendine has kelimeleri vardır”
Turan, ilk şiirinin Yenidevir Gazetesi’nde yayınlandığını belirterek, “Tarih 22 Ocak 1982’ydi. Bursa’daydım. Çok mutlu olmuştum. Sabah ezanı sularında bitmişti şiir. Hiç uyumadan sabahladım ve rahmetli hocam Mahmut Kanık’a koşarak gitmiştim.” dedi.
Şiire ilgisinde Kanık’ın büyük payı olduğunu aktaran Turan, şunları kaydetti:
“Bize çok özel davranırdı. Birçok öğrencisi vardı ama biz birkaç kişi onun etrafındaydık. Biz ona Mahmut Ağabey derdik. Şiiri çok beğenmişti ama 1-2 uyarı yapmıştı. Bazı kelimeleri sert bulmuştu. Ondan şiirin de kendine has kelimeleri olduğunu öğrenmiştim. Tabii haklıydı. O uyarıları ben dikkate alırım. Hayatımızda kullandığımız her kelimenin şiire girmemesi gerektiğini ondan öğrenmiştim.”
Turan, son dönemde daha çok tematik şiire yöneldiğini vurgulayarak, “Tematik yazmak beni daha çok konsantre ediyor. ‘Mesel’ şiirleriyle başladı. Sonra ‘Taş’ şiirleri yazdım. Daha sonra Arjantinli yazar Luis Borges’le ilgili ‘Borges Borges’ adında bir kitap yazdım. Ardından İrlanda’nın milli şairi James Clarenca Mangan’la ilgili ‘Mangan Mangan’ isimli şiir kitabı geldi.” şeklinde konuştu.
“Mangan Mangan” adlı şiir kitabına Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2021’de ödül verildiğini kaydeden Turan, ödülün kendisini memnun ettiğini söyleyerek, şu bilgileri verdi:
“Türkiye’de pek bilinmiyor. İrlanda’nın milli şairi. Bizi çok sevmiş, Türkçe öğrenmiş. Çok zorlandığını da söylüyor tabii. Almanca üzerinden bizim divan edebiyatımızı fark ediyor. Batı tarzı şiir yazmayı bırakıyor. Divan şiirini çok seviyor. Türkiye’de tanınması ve bilinmesi lazım. İnşallah ilerleyen yıllarda Mangan, Türk okuyucusu tarafından okunmaya başlayacaktır. Bazı akademisyenler ciddi anlamda çalışıyor.”
“Türkiye’de iyi şiirler yazılıyor”
Adem Turan, son dönemde Fars edebiyatının önemli ismi Hafız-ı Şirazi ile ilgili tematik şiirler kaleme aldığını aktararak, tematik şiirler yazmaya devam edeceğini dile getirdi.
Türkiye’nin şiir atmosferinin iyi olduğuna vurgu yapan Turan, “Türkiye’de iyi şiirler yazılıyor. Çok dergi çıkıyor. Bu kadar dergi çıkması, şiire ilginin olduğunu gösteriyor. Türkiye’de binlerce şair var. Deli dolu akan bir nehir düşünün, beraberinde bir sürü şeyler getirir. Sonra biter ve geride kalan neyse işte onlar elle tutulur nesnelerdir. Türk şiirinde de böyle bir şey var. Birçok kişi şiir yazıyor, şairdir filan ama kalburu elediğiniz zaman üstte kalacak olanlar vardır.” değerlendirmesinde bulundu.
Turan, şiire gösterilen ilgiden memnun olduğunun altını çizerek, şiir etkinliklerinin sayısının artması gerektiğini sözlerine ekledi.
]]>Kavakcı, Bursa Teknik Üniversitesince (BTÜ) Mimar Sinan Yerleşkesinde düzenlenen “BTÜ Konuşmaları” etkinlikleri kapsamında “Değişen Jeopolitikte Değişmeyenler: Bir 28 Şubat Okuması” başlıklı konferansta yaptığı konuşmada, dünya siyasetini şekillendiren olaylardan birinin 11 Eylül 2001’de ABD’de meydana gelen saldırılar olduğunu, Türkiye’de ise 28 Şubat’ın yaşandığını söyledi.
Türkiye’de 28 Şubat sürecinde milletvekiliyken yaşadıklarından sonra ABD’ye döndüğünde eğitimine devam ettiğini belirten Kavakcı, şöyle konuştu:
“Gördüm ki Türkiye’de başörtü yasağının kalkması için başka bir yerde bir şeyler yapabilirim. Zira dünya çok küçük. Benim uluslararası ilişkiler alanında bir kitabım var, ‘Küresel Köyde Uluslararası İlişkiler’ adında. Derleme, farklı hocaların makalelerinin bulunduğu bir kitap. Aslında biz küresel bir köyde yaşıyoruz. O günlerden, ben Meclis’e girdiğimden, başörtü yasağını yaşadığımız günlerden, o kitabı kaleme aldığım günlerden bugünlere çok daha fazla bir küresel köyde yaşıyoruz. O gün olanlar bugüne tesir ediyor, o tarafta olanlar burayı etkiliyor. Hiçbir zaman için ‘Biz bir yerdeyiz ve izole yaşıyoruz’ diyemiyoruz ve gördüm ki başörtüsü yasağıyla ilgili bazı çalışmalar yapmak gerekiyor. Gördüm ki Türkiye’deki başörtüsü yasağıyla ilgili veya genel olarak ülkemizdeki kadınlarla ve meseleleriyle ilgili yazılan eserler hep Batılılar tarafından kaleme alınmış. O sebeple de içimizden bir ses olarak kendi bakış açımdan görünenleri ifade etmek arzusuyla doktora çalışmamı da bu alanda yaptım. Bu işlere biraz kafa yordum.”
Kavakcı, Türkiye’de yıllardır Şapka Kanunu’nun yürürlükte olduğunu, her Türk erkek vatandaşının şapka giyme zorunluluğunun bulunduğunu anlattı.
Şapka uygulamasının pratikte yerinin olmadığını ifade eden Kavakcı, “Siz görüyor musunuz bu uygulamayı? Ama bu ülkede başörtüsü hiçbir kanunla asla yasaklanmamışken 1920’lerden beri uygulanan bir yasak vardı. Yani kadınlar üzerinden belli siyasetler yürütmek, ideolojiler şekillendirmek her zaman için daha kolay olabilmiştir. Başörtüsü yasağı da buna bir örnek teşkil eder.” ifadesini kullandı.
Konuşmasının ardından öğrencilerin sorularını yanıtlayan Kavakcı, “28 Şubat gerçek bir darbe midir?” sorusu üzerine şunları dile getirdi:
“Darbedir, postmodern ultramodern fark etmez, darbedir, müdahaledir. 28 Şubat’ın önemli bir ölçüde başarılı olduğunu düşünenlerdenim. Yasak kalkmış olmasına rağmen, başörtü yasağından bir örnek olarak bahsedersek. Yoksa tek alanı hiç şüphesiz başörtüsü yasağı değildi. Fakat Latinceden gelme İngilizce güzel bir kelime var ‘protean’, içine girdiği şeyin kalıbını alan maddeye verilen isim. Yasağın protean olduğuna inanıyorum. Farklı tezahürlerle aramızda çok yaygın bir şekilde ki bu bence Müslüman camianın üzerinde kafa yorması gereken bir şeydir, devam edebildiğini görmekteyim.”
Ayrıca Kavakcı, “Sayın Cumhurbaşkanı’mızın dirayeti, vizyoner bakış açısı, demokrasiye bağlılığı olmasaydı bu yasak 2013’te, 2017’ye kadar süren bir süreç sonucunda bugün de kalkmazdı. Bundan da son derece eminim.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Dünyanın ilk 10 diş implantı üreticisi arasında yer alan MegaGen, implant yanında diş hekimi koltuğu, görüntüleme sistemleri ve bu alandaki yazılımları da üretiyor. MegaGen, dünyada 120’yi aşkın ülkede faaliyet gösteriyor.
Firma, Güney Kore dışındaki ilk üretim tesisini Türkiye’de İstanbul’a kurma kararı aldı ve buna yönelik çalışmalarını da hızlandırdı.
“Biz Türkiye’yi seçtik”
MegaGen Implant CEO’su Kwang Bum Park, AA muhabirine, firmanın Güney Kore’nin Daegu kentinde yer alan fabrikasında değerlendirmede bulundu.
Uzun zamandır yurt dışına açılma planları yaptıklarını belirten Park, çoğu şirketin yurt dışındaki ilk yatırımları için daha çok ABD ve Avrupa’yı düşündüğünü ancak kendilerinin geleceğe dair farklı fikirleri olduğunu söyledi. İş yapmak için belirli kararların verilmesi gerektiğini aktaran Park, “Yatırım için ABD ve Avrupa mantıklı olabilirdi ancak biz daha fazla gelişime açık olduğu için Türkiye’yi seçtik.” dedi.
Park, Kore’de robotik sistemlerle akıllı üretim yapan bir firma olduklarını, İstanbul’a kuracakları fabrikaya da Kore’deki gibi robotik sistem kuracaklarını belirtti.
Türkiye’deki üretimleriyle farklı ülkelere ve Avrupa’ya da yönelmeyi düşündüklerini vurgulayan Park, “Türkiye’de üretimi sağlayıp ‘Made in Türkiye’ etiketiyle ürünlerimizi Avrupa’ya göndermek gibi bir hayalimiz var. Türkiye, medikal turizmde oldukça meşhur bir ülke olduğu için Avrupa ve yurt dışından birçok hasta geliyor, bu hastalarla da ürünlerimizi duyurabileceğimizi düşünüyoruz.” diye konuştu.
Park, Türkiye’de ilk olarak bir üretim bandıyla yatırıma başlayacakları bilgisini vererek, şöyle devam etti:
“Türkiye’ye ilk aşamada 15 milyon dolarlık başlangıç yatırımı yapacağız. İlerleyen dönemde yatırımın karşılığı alındıkça daha fazla yatırım yapıp iş büyütülecek. Bu üretim bandında sonuçlar alındıkça büyümek istiyoruz. Türk devletinin desteklerinden faydalanarak daha büyük bina kurup, üretim bandını çoğaltıp her şeyi daha çok büyütmek hayalimiz. Çok daha büyük bir fabrika için 5 sene gibi bir sürenin ardından daha büyük yatırımlar yapmayı planlıyoruz. O zaman muhtemelen 100 milyon doların üzerinde yatırım yapılacaktır. Bu üretim tesisimizde dünyanın farklı yerlerinden gelecek diş hekimlerine eğitimler de verilecek.”
“İhracata da başlayacağız”
Türkiye’den İran, Birleşik Arap Emirlikleri ve Afrika ülkelerine de yönelme planları olduğunu bildiren Park, 5 yıllık üretim planının yarısında gelindiğinde ihracata başlamayı hedeflediklerini anlattı.
Park, kendisinin de diş hekimi olduğuna ve şirketi diş hekimleriyle birlikte kurduklarına dikkati çekerek, hekimlerin ihtiyaçlarını bilerek bu doğrultuda en doğru ürünleri ürettiklerini kaydetti.
İmplantın ardından diğer ürünlerinin de Türkiye’de üretimini sağlayıp “Made in Türkiye” etiketiyle dünyaya tanıtabileceklerini dile getiren Park, “Türkiye, iş bağlantısı kurmak için çok önemli bir ülke. Asya şirketlerinin bağlantı kurma eksikliği var. Türkiye üzerinden bağlantı kurup beraber başka yerlerde iş yapmak da istiyoruz. Biz Türkiye’deki şirketlere rakip olarak gelmek istemiyoruz. Biz teknik bilgi ve birikimimizi paylaşıp ülkedeki kalite ve standartların artırılmasına katkı sağlayabiliriz. Türkiye’deki ürün kalitemiz de Güney Kore’deki ile aynı olacak. Beraber güzel sonuçlar alabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Park, vergi gibi devletle ilişkiler ile çalışanlara karşı sorumluluk gibi konulara çok önem verdiklerini belirterek, Türkiye’deki yatırımlarını tamamlamaları için bazı izin ve işlem süreçlerinin hızlandırılmasını talep etti.
“Daha fazla Güney Kore şirketi gelecek”
Şimdiden MegaGen’in yatırımını izleyerek Türkiye’ye yatırım planı yapan Güney Koreli firmalar olduğuna işaret eden Park, “Daha fazla Güney Kore şirketinin Türkiye’ye gelip yatırım yapıp büyüyeceğini düşünüyorum. Türkiye’ye şu anda yapılan yatırımlar da sürekli büyüyor. Bizim ardımızdan global ve Güney Koreli yatırımcıların Türkiye’ye geleceklerini düşünüyorum.” dedi.
Park, dental pazarda dünyada 8’inci sırada yer aldıklarını, 2030’a kadar hedeflerinin 3. sıraya yükselmek olduğunu vurguladı. Sadece implant alanında değil, dental ve sağlık alanında da daha fazla inovasyon yapıp, yapay zekanın kullanıldığı dijital ürünler oluşturup farklı alanlara yönelmek istediklerini dile getiren Park, bu alanda AR-GE’ye de çok önem verdiklerini söyledi.
Türk Şehitliği’ni ziyaret etti
Türkiye’nin Kore Savaşı’nda Güney Kore’ye yardım eden ülkelerden biri olduğunu anımsatan Park, “Türkiye’den ‘kardeş ülke’ olarak bahsediyoruz. İki ülke halkları birbirine çok yardımcı oluyor. Fiziksel olarak Japonya ve Çin bize yakın ama duygusal olarak Türkiye’yi kendimize daha fazla yakın hissediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Park ile MegaGen Türkiye CEO’su Cem Dergin ve diğer şirket yöneticileri, basın mensuplarıyla yaptıkları görüşmenin ardından Güney Kore’nin Busan kentinde yer alan BM Anıtsal Mezarlığı’ndaki Türk Şehitliği’ni ziyaret etti. Şehitlik anıtına çiçek bırakan Park ve Dergin, saygı duruşunda da bulundu.
]]>Afrikalı akademisyen, diplomat, öğrenci ve iş insanları ile kıtaya ilgi duyan ve bu alanda farklı çalışmalar yürüten kişilerin katıldığı forumda, Afrika diasporasının sorunları konuşuldu.
Bizim Afrika Platformu Genel Koordinatörü Faruk Mintoiba, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Afrika dışında yaşayan Afrikalılar olarak ilk kez Türkiye’de bir araya gelerek bu forumu düzenlediklerini belirtti.
Mintoiba, “Foruma, Afrikalı yazar, müzisyen, entelektüel olmak üzere farklı kesimlerden kişiler katılıyor. Burada diasporadaki Afrikalıların sorunlarını ve çözüm yollarını konuşmak istiyoruz.” dedi.
Forumda Türkiye-Afrika ilişkilerinin güçlendirilmesinde diasporanın yeri, Afrikalıların Türkiye’deki geleceği ve kültürler arası ilişkiler gibi başlıklarda paneller düzenlendiğini ifade eden Mintoiba, Türkiye’de Afrika diasporasının birlik ve beraberliği, ileriye yönelik daha yapıcı adımların atılması için çalışmalarının devam edeceğini söyledi.
Bizim Afrika Platformunun 2022’de faaliyete geçtiğine değinen Mintoiba, Türkiye’de zaman zaman yabancılarla ilgili yaşanan sorunların çözümü için Afrikalılar olarak her zaman yapıcı katkı sunmayı amaçladıklarını belirtti.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler öğrencisi ve Bizim Afrika Genel Sekreteri Madagaskarlı Harena Rilamasinavalona Rabiarison ise Türkiye’deki Afrika diasporasının sayısının her geçen gün arttığını kaydederek, “Türkiye’de Afrika’nın farklı ülkelerinden öğrenciler bulunuyor. Bizim de amacımız bu öğrenciler arasındaki ilişkileri güçlendirmek.” şeklinde konuştu.
Rabiarison, “Bu platformla tecrübelerimizi paylaşıyoruz, sorunlarımıza çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bu sorunları hem Afrikalılar olarak hem de Türkiye’deki resmi makamlarla işbirliği içinde azaltmayı hedefliyoruz.” ifadesini kullandı.
Binlerce Afrikalı genç Türkiye’de eğitim alıyor
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) İstanbul Koordinatörü Emre Oruç da forumda yaptığı konuşmada, YTB olarak tüm dünyada olduğu gibi Afrika’da da çalışmalar yürüttüklerini dile getirdi.
Türkiye’deki Afrika diasporasının deneyimleri ve karşılaşılan zorlukları ele almak üzere bir araya geldiklerini belirten Oruç, “Bu toplantının ele alacağı konuların konuşulması, tartışılması ve farklı bölgelerdeki tecrübelerin paylaşılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyorum.” dedi.
2012’den bu yana yaklaşık 12 bin Afrikalı öğrenciye burs verildiğini anlatan Oruç, 2023’te bu kıtadan 35 binin üzerinde başvuru alındığını ve 941 öğrenciye burs desteği sağlandığını bildirdi.
Oruç, “Türkçe öğrenmek ve Türkiye’yi yakından tanımak isteyen kamu görevlileri, akademisyenler ve araştırmacılara yönelik tasarlanan KATİP programı kapsamında, 2014 yılından itibaren 82 farklı ülkeden 178 katılımcı ülkemizde 8 ay süreyle misafir edilmiştir. Bu katılımcılardan 74’ü Afrika’nın 29 ülkesini temsilen programa katılmıştır. Afrika Medya Temsilcileri Eğitim Programı’na (AFMED) ise 23 Afrika ülkesinden 56 Afrikalı medya temsilcisi katılmıştır.” diye konuştu.
Emre Oruç, YTB ile Afrika Birliği (AfB) arasında, diaspora, yükseköğrenim bursları, bilimsel ve akademik araştırma programları, dil öğrenimi ve kısa dönem eğitim programlarına ilişkin ortak çalışmaların artırılması hedefiyle 2021’de işbirliği protokolü imzalandığını ifade etti.
Forumda, Afrika’nın kültürel zenginliğini tanıtan etkinlikler ve müzik dinletileri yapıldı.
]]>