Türkeş, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşkerli köyünde yaşayan Koyunoğlu ailesinin, bir toprak meselesi yüzünden giriştiği kavga sonucu Sultan Abdülaziz’in fermanıyla Kıbrıs’a sürgün edilmesi nedeniyle 25 Kasım 1917’de, Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve eşi Fatma Zehra Hanım’ın oğulları “Ali Arslan” olarak Lefkoşa’da doğdu.
İlkokul ve rüştiye yıllarında Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asim Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş hocalardan feyzalan Türkeş’in adı Osman Zeki Bey tarafından “Sultan Alparslan’a denk bir yiğit Türk ol” denilerek, “Alparslan” olarak değiştirildi.
Ailesiyle 1933 yılında İstanbul’a yerleşen Türkeş, Kuleli Askeri Lisesi’ne kayıt oldu. 1936’da Kuleli Askeri Lisesi’ni pekiyi dereceyle asteğmen olarak bitiren Türkeş’in, Ankara ve Harp Akademisi yılları başladı. Türkeş, 1938’de genç bir teğmen olarak Harbiye’den mezun oldu.
Türkeş, 1944’te “Muzaffer Şükriye” ile evlendi. Bu evlilikten Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları olan Türkeş, 1974’te eşini kaybetti.
Daha sonra, Seval Hanım ile ikinci evliliğini yapan Türkeş’in, Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu daha dünyaya geldi.
1944’te üsteğmen rütbesindeyken Nihal Atsız ve Nejdet Sançar ile “Irkçılık-Turancılık” davasından yargılanan Türkeş, 9 ay 10 gün Tophane Askeri Hapishanesinde kaldı. 1945’te de Askeri Yargıtay kararıyla tahliye edilen Türkeş, 1947’de beraat etti.
Türkeş, 1947’de 15 Türk subayıyla ABD Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulunda iki yıl eğitim gördü. 1951’de kurmaylık sınavını kazanan Türkeş, 1955’de Harp Akademisi’nden Kurmay Binbaşı olarak mezun oldu.
Daha sonra, dış görev için açılan sınavı kazanarak ABD Pentagon’da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanan Türkeş, bu arada ekonomi eğitimi de aldı.
1957’de Türkiye’ye dönen Türkeş, 1959’da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderildi. Alparslan Türkeş, bu okulu başarıyla bitirmesinin ardından kurmay albaylığa yükseldi.
27 Mayıs darbesi
27 Mayıs 1960’da, Milli Birlik Komitesi’nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan Türkeş, ihtilal hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlendi. Türkeş, bu vazifesi sırasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurdu.
Milli Birlik Komitesi’nde ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13 Kasım 1960’da, Türkeş ve “ondörtler” olarak bilinen arkadaşları, emekliye sevk edilerek tasfiye edildi ve zorla evlerinden alınıp yurt dışında görevlendirilmek suretiyle sürgüne gönderildi. Türkeş, Türkiye’nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgün edildi.
1963 yılında yurda dönen Türkeş, dava arkadaşlarıyla kadro oluşturup partileşmek amacıyla “Huzur ve Yükseliş Derneği”ni kurdu.
Kısa bir süre sonra Talat Aydemir’in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiasıyla tutuklanan ve Mamak Askeri Cezaevinde 4 ay hücre hapsinde yatan Türkeş, yargılandı ve beraat etti.
CKMP Genel Başkanlığı’na seçildi
Türkeş, 1965’de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine (CKMP) katıldı ve partinin Büyük Kurultay’ında Genel Başkanlığa seçildi. Türkeş, aynı yıl yapılan genel seçimlerde de Ankara milletvekili oldu.
CKMP’nin adı 1969’da, Milliyetçi Hareket Partisi, amblemi de üç hilal olarak değiştirilirken, Türkeş o yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili seçildi.
Türkeş, ilki 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları, ikincisi de 1 Ağustos – 31 Aralık 1977 tarihlerinde, Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, başbakan yardımcılığı ve devlet bakanlığı yaptı.
Türkiye’de 1968 yılından itibaren Marksist ve komünist gençlik hareketlerinin üniversitelerde yer almaya başlaması ile Türkeş, toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle Türk toplumculuğu ve milliyetçiliğini anlattı. Kısa zamanda çoğalan ve örgütlenen gençler, “Dokuz Işık” etrafında toplandı.
12 Eylül askeri darbesi
12 Eylül 1980’de gerçekleşen askeri darbeden 3 gün sonra teslim olan Türkeş, önce Uzunada’da daha sonra da Ankara Askeri Dil Okulu’nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastanesinde 4,5 yıl hapis yattı. Bu süreçte Türkeş ve 218 ülkücünün idamı istendi. Türkeş, 9 Nisan 1985’de tahliye oldu ve beraat etti.
Türkeş, 1987’de siyaset yapma yasağının kalkmasının ardından Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) olağanüstü kongresinde partinin Genel Başkanı oldu. Türkeş, 1991 yılındaki genel seçimlerde MÇP’nin, Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile yaptığı seçim ittifakı neticesinde Yozgat milletvekili seçildi.
1992’de 12 Eylül’ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesine ilişkin değişikliğin ardından MHP’nin son kurultay delegeleri, MHP’nin isim ve amblemini MÇP’nin kullanabilmesine karar verdi.
Bu çerçevede, 1992’de yapılan MÇP’nin 4. Olağanüstü Kurultayı’nda partinin adı MHP, amblemi üç hilal olarak değiştirildi, genel başkanlığa tekrar Alparslan Türkeş seçildi.
Türkeş, 4 Nisan 1997’de geçirdiği kalp krizi sonucu 80 yaşında hayatını kaybetti. Türkeş için 8 Nisan 1997’de düzenlenen cenaze törenine yoğun katılım oldu. Türkeş’in naaşı, Beşevler’deki anıt mezara defnedildi. Türkiye’nin tüm illeri ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kırım, Balkanlar ve Türkistan’daki Hoca Ahmet Yesevi’nin türbesinden getirilen topraklar, Türkeş’in mezarına konuldu.
]]>Ülkücü Hareketin Lideri Alparslan Türkeş, vefatının 27. yılında anılıyor. Alparslan Türkeş, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşkerli köyünde yaşayan Koyunoğlu ailesinin, bir toprak meselesi yüzünden giriştiği kavga sonucu Sultan Abdülaziz’in fermanıyla Kıbrıs’a sürgün edilmesi nedeniyle 25 Kasım 1917’de, Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve eşi Fatma Zehra Hanımın oğulları “Ali Arslan” olarak Lefkoşa’da doğdu. İlkokul ve rüştiye yıllarında Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asim Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş hocalardan feyz alan Türkeş’in adı Osman Zeki Bey tarafından “Sultan Alparslan’a denk bir yiğit Türk ol” diyerek, “Alparslan” olarak değiştirildi. Ailesiyle 1933 yılında İstanbul’a yerleşen Türkeş, Kuleli Askeri Lisesi’ne kayıt oldu. 1936’da Kuleli Askeri Lisesi’ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitiren Türkeş’in, Ankara ve Harp Akademisi serüveni başladı.
1938’de teğmen oldu
Türkeş, 1938’de genç bir teğmen olarak Harbiye’den mezun oldu. Ardından 1944’te “Muzaffer Şükriye” ile evlendi. Bu evlilikten Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları olan Türkeş, 1974’te eşini kaybetti. Daha sonra, Seval Hanım ile ikinci evliliğini yapan Türkeş’in, Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu daha dünyaya geldi.
1955’de kurmay binbaşı
1944’te üsteğmen rütbesindeyken Nihal Atsız ve Nejdet Sançar ile “Irkçılık-Turancılık” davasından yargılanan Türkeş, 9 ay 10 gün Tophane Askeri Hapishanesinde kaldı. 1945’te de Askeri Yargıtay kararıyla tahliye edilen Türkeş, 1947’de beraat etti.
Türkeş, 1947’de 15 Türk subayıyla ABD Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulunda iki yıl eğitim gördü. 1951’de kurmaylık sınavını kazanan Türkeş, 1955’de Harp Akademisi’nden Kurmay Binbaşı olarak mezun oldu.
Daha sonra, yurt dışı görevi için açılan sınavı kazanarak ABD Pentagon’da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanan Türkeş, bu arada ekonomi eğitimi de aldı. 1957’de Türkiye’ye dönen Türkeş, 1959’da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderildi. Bu okulu başarıyla bitiren Türkeş, ardından kurmay albaylığa yükseldi.
27 Mayıs Darbesi
27 Mayıs 1960’da, Milli Birlik Komitesi’nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan Türkeş, ihtilal hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlendi. Türkeş, bu vazifesi sırasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurdu. Milli Birlik Komitesi’nde ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13 Kasım 1960’da, Türkeş ve “on dörtler” olarak bilinen arkadaşları, emekliye sevk edilerek tasfiye edildi ve zorla evlerinden alınıp yurt dışında görevlendirilmek suretiyle sürgün edildi. Türkeş, Türkiye’nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderildi.
4 ay hapis cezası yattı
1963 yılında yurda dönen Türkeş, dava arkadaşlarıyla kadro oluşturup partileşmek amacıyla “Huzur ve Yükseliş Derneği”ni kurdu. Kısa bir süre sonra Talat Aydemir’in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiasıyla tutuklanan ve Mamak Askeri Cezaevinde 4 ay hücre hapsinde yatan Türkeş, yargılanarak beraat etti.
CKMP Genel Başkanı Türkeş
Alparslan Türkeş, 1965’de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine (CKMP) katıldı ve partinin Büyük Kurultay’ında Genel Başkanlığa seçildi. Türkeş, aynı yıl yapılan genel seçimlerde de Ankara milletvekili oldu.
CKMP’nin adı 1969’da, Milliyetçi Hareket Partisi, amblemi de üç hilal olarak değiştirilirken, Türkeş o yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili seçildi.
Türkeş, ilki 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları, ikincisi de 1 Ağustos – 31 Aralık 1977 tarihlerinde, Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yaptı.
Türkiye’de 1968 yılından itibaren Marksist ve komünist gençlik hareketlerinin üniversitelerde yer almaya başlaması ile Türkeş, toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle Türk toplumculuğu ve milliyetçiliğini anlattı. Kısa zamanda çoğalan ve örgütlenen gençler, “Dokuz Işık” etrafında toplandı.
12 Eylül 1980 Darbesi
12 Eylül 1980’de gerçekleşen askeri darbeden 3 gün sonra teslim olan Türkeş, önce Uzunada’da daha sonra da Ankara Askeri Dil Okulu’nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastanesinde 4,5 yıl hapis yattı. Bu süreçte Türkeş ve 218 ülkücünün idamı istendi. Türkeş, 9 Nisan 1985’de tahliye oldu ve beraat etti. Türkeş, 1987’de siyaset yapma yasağının kalkmasının ardından Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) olağanüstü kongresinde partinin Genel Başkanı oldu. Türkeş, 1991 yılındaki genel seçimlerde MÇP’nin, Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile yaptığı seçim ittifakı neticesinde Yozgat milletvekili seçildi. 1992’de 12 Eylül’ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesine ilişkin değişikliğin ardından MHP’nin son kurultay delegeleri, MHP’nin isim ve amblemini MÇP’nin kullanabilmesine karar verdi.
4 Nisan 1997’de hayata gözlerini yumdu
Bu çerçevede 1992’de yapılan MÇP’nin 4. Olağanüstü Kurultayı’nda partinin adı MHP, amblemi üç hilal olarak değiştirildi, genel başkanlığa tekrar Alparslan Türkeş seçildi.
Türkeş, 4 Nisan 1997’de geçirdiği kalp krizi sonucu 80 yaşında hayatını kaybetti. Türkeş için 8 Nisan 1997’de düzenlenen cenaze törenine yoğun katılım oldu. Türkeş’in naaşı, Beşevler’deki anıt mezara defnedildi. Türkiye’nin tüm illeri ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kırım, Balkanlar ve Türkistan’daki Hoca Ahmet Yesevi’nin türbesinden getirilen topraklar, Türkeş’in mezarına konuldu. – ANKARA
]]>MHP KANADINDAN AYNI SERTLİKTE YANIT GELDİ
MHP Genel Başkan Yardımcıları Semih Yalçın ve İzzet Ulvi Yönter’i hedef alan Türkeş, “Sizlerin Türkeş’in evladı olması imkansız, zira Türkeş o.. çocuk yapmadı hiç! Babalarınızı aramaya devam edin” ifadelerini kullanmış ve MHP kanadından Türkeş’e aynı sertlikte yanıtlar gelmişti.
“KİMSENİN KİMSEYE HAKARET ETMEYE HAKKI YOK”
Yaşanan gerilime ilişkin değerlendirmelerde bulunan Alparslan Türkeş’in oğlu Kutalmış Türkeş, “O açıklamayı MHP’dekileri muhatap alarak söylemedim. Onlar üstüne alınmışlar. ‘Semih’ yazmışım diye Semih Yalçın niçin üstüne alınıyor? Ben ‘Alparslan Türkeş’in evladıyız’ deyip Türkeş’in öz evlatlarına hakaret edenlere söylüyorum. Onlar üstüne alınıp ortaya çıkmaz. Türkeş’i görmemiş 15-20 yaşında çocuklara, talimatla bize hakaret ettiriyorlar. Ben onu kastediyorum. Kimsenin kimseye hakaret etmeye hakkı yok. Benim de yok. Ama ediyorsan da en azından Türkeş’i bilen bir adam olarak hani bir muhataplığın olur” dedi.
“O SEMİH BİR ROMAN KAHRAMANI DİYELİM”
Türkeş sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Sen Türkeş’i ömründe görmemişsin. Neye göre bana, benim öz babamı, öldüğü güne kadar evde yaşamış babamızı bile bile, gece gündüz oradan talimat verilip hakaret ediliyor. Bunu kim kabul eder ki? Ben size ‘Sen o babanın evladı değilsin, onun evladı benim’ desem siz nasıl bir şey hissedersiniz? Bu normal bir şey değil. O yüzden MHP’nin yaptıkları normal bir şey değil. ‘Semih’ yazınca o kendi üstüne alınıyorsa ben bir şey yapamam. Bunun hukuki değeri de yok, farklı yorumlayabilir. O Semih bir roman kahramanı diyelim. Şimdi o konunun birkaç boyutu var. Örneğin Alparslan Türkeş’in kızı olarak o Adana’da aday olmuş. Onu destekleyeceğine, kalkıyor orada AKP adayını destekliyor. Tamam onu desteklesin ama bir de kalkıyor sana ‘hain’ diyor. Söyleyen haindir. Bunu anlamak için ülkücü, Türkeşçi falan olmaya da gerek yok.
“BİZLERİ TEHDİT ETMEYE NE HAKKINIZ VAR?”
Kaldı ki benim tepkim şuna: Binlerce, yüzlerce hakaretle ‘Siz onun evladı değilsiniz. Sen hainsin’ diye başlayan, akla gelmedik çeşitli şeyler yazıyorlar. Bakıyorsun hepsi MHP ilçe başkanı, ilçe yönetim kurulu üyesi. Zaten adamın hesabında ocak başkanı, ocak yönetimi gibi hazır kalıp bazı cümleler, aynı ağızdan çıkmış. O mesajımda kastettiğim bize hakarete edenlerdir. Tabii üzücü bir durum. Necmettin Erbakan’ın oğlu Recep Tayyip Erdoğan’a ne ağır eleştiriler yaptı. Adamlar bir gün kalkıp da küfür etmedi. Onu bırakın, herhangi bir partinin kurucusunun ailesine böyle hakaretler, tehditler yağdıran böyle bir mekanizma yok. Bizleri tehdit etmeye ne hakkınız var? Bu tehdit mekanizmasına kimsenin dokunmadığı bir durum da var. Türkeş’in ailesine hakaret edenleri ben Türkeş’in evladı olarak kabul etmiyorum. Bu kadar basit.
“KİMSE BİR HALT YAPAMAZ”
Diyalog, oturursun konuşursun. Yapılanın Türkçesi şu: Biz size küfrederiz, tehdit ederiz, saldırı düzenleriz, siyaset zeminini kapatırız, her şey yaparız. Ama sen gıkını çıkarmayacaksın. Alparslan Türkeş Vakıf toplantısına saldırmışlardı. Kafa yarıp öldürmeye kalkıştılar. Babamın mezarına gittim, önüme geçip, ‘Giremezsiniz’ dediler. Bunlar normal şeyler değil. Yine bizimle ilgili tehdit yayınladılar. Kimse bir halt yapamaz. Geleceği varsa göreceği de var. Kader kime ölüm yazmışsa ölür gider. Herkes için geçerli. Biz kadere inanıyoruz.” MHP’de “Yedi kat yabancıya” partide görev almaları için çağrılar yapılırken, Ayyüce Türkeş’e hiç davet gitmediğini de belirten Kutalmış Türkeş, “Benim mesajımda kastettiğim, ömründe Türkeş’i görememiş kişiler oraya geliyor, ‘Ben Türkeş’in temsilcisiyim’ diyor. Değilsin, olamazsın. Alparslan Türkeş sizi kabul etmez. Siz bizi aşağılayacaksınız ama size bir şey söylenmeyecek. Böyle bir şey olabilir mi?”
MHP’Lİ SEMİH YALÇIN: YALAN SÖYLÜYOR
Sözcü gazetesine açıklamalarda bulunan Kutalmış Türkeş’e MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın cevabı ise şöyle oldu; “Biz kendisinden uzak durmaya, bulaşmamaya çalışıyoruz. Kastettiği Semih de benim. Yalan söylüyor. Anladığım kadarıyla hukuki bir takibata uğramaktan endişe ederek böyle söylüyor olabilir. Bu olay yeni değil 3-4 yıldır devam ediyor. Bir ara beni mahkemeye de verdi. Bir şey söylüyorsa arkasında durmalı. İnanın Saygı Bey bana, bizim çocuklar hiçbir şey yapmıyor. Kendisinde ocak, parti takıntısı ve rahatsızlığı var bu arkadaşın. Doğruyu söylemekte fayda var, kendisi bu ortamı yaratıyor.”
]]>ÜLKÜ OCAKLARI, AYYÜCE TÜRKEŞ’İ İHANETLE SUÇLADI
Adana Ülkü Ocakları, İYİ Parti’nin Adana Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Ayyüce Türkeş’i ihanetle suçlamıştı. Ayyüce Türkeş’in “Adana’nın hakkı daha fazlası” yazılı pankartının hemen yanına asılan pankartta “Adana’da ihanete geçit yok. Dalından kopan yaprağın akıbetini rüzgar tayin eder!” sözleri yer almıştı.
TÜRKEŞ’İN OĞLU’NDAN MHP’Lİ İSİMLERE ZEHİR ZEMBEREK SÖZLER
MHP’nin kurucu genel başkanı Alparslan Türkeş’in oğlu Kutalmış Türkeş, Adana Ülkü Ocakları’na MHP Genel Başkan Yardımcıları Semih Yalçın ve İzzet Ulvi Yönter’i hedef alarak tepki gösterdi. Twwiter’dan paylaşım yapan Kutalmış Türkeş zehir zemberek ifadeler kullandı.
“SİZİ KULLANAN ADAMLARA BAKIN”
Türkeş paylaşımında şunları söyledi: “Alparslan Türkeş’in evladı olduklarını iddia ederek Türkeş’in adını ve kanını taşıyan öz evlatlarına hakaret edenler, Hele de ömründe Türkeş’i görmemiş olanlar! Sizlerin Türkeş’in evladı olması imkansız, zira Türkeş o…… çocuk yapmadı hiç! Siz babalarınızı aramaya devam edin, fazla uzaklara değil sizi kullanan adamlara bakın, mesela domuz suratlı Semihe, mesela Sinan’ın katili çift cinsiyetli İzzetsiz ulviye’ye!”

“DİKKAT ET KUDUZ KÖPEKLERİN SONUNU HERKES BİLİR… BİZ UYARALIM DA”
Kutalmış Türkeş’in hakaretine MHP ve Ülkü Ocakları yöneticilerinden yanıt gecikmedi. Adı Sinan Ateş suikastı dosyasına da giren Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım, Türkeş’e sosyal medya hesabından yanıt verdi: “Ahmet Kutalmış (@kutalmisturkes) denilen rezil, ahlaksız herif!.. Başbuğumuzu görmediği halde gönülden seven, davasını ve ülküsünü yaşatmak için mücadele eden Ülküdaşlarımıza küfür edecek kadar aşağılıksın! Hayatın Başbuğumuzun emanetlerine hıyanet etmekle, kemiklerini sızlatmakla geçti. Başbuğumuzun soyadının arkasına sığınarak milyonlarca Ülkücünün mukaddes davasına, kutsal Ocağına ihanet ettin! Kuduz köpekten farkın yok! Haddini bil salyalarını Parti ve Ocağımızdan öteye akıt. Dikkat et; kuduz köpeklerin sonunu herkes bilir..! Biz uyaralım da…”

“ŞİZOFREN AHLAKSIZ, İFTİRALAR YÜZÜNE YAPIŞIP KALACAK”
Kutalmış Türkeş’in hedef aldığı MHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter de “Şizofren ahlaksız, feyk hesaplardan ettiğin ağır küfürler, doğrudan attığın iftiralar elbette utanmaz yüzüne yapışıp kalacak! İnsanlıktan çıkmışsın, ne kullanıyorsan ara vermeni tavsiye ederim, itimat etmiyorsan iğrenç yüzüne bakabilirsin…Elbette bu hakaretlerinden ve müfteriliğinden dolayı hukukta hesap vereceksin…” ifadelerini kullandı.

“BU DİLİN SAHİBİ BAŞBUĞ TÜRKEŞ’İN EVLADI OLAMAZ”
MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy ise Kutalmış Türkeş’e şu yanıtı verdi: “Bu ahlaksız dilin, bu şekilde mikrop saçması iradesini kaybetmiş haplanmış bir halin yansımasıdır. Başbuğ Türkeş Türk gençliğine ‘Hepiniz birer Türk Bayrağı’sınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.’ Çağrısında bulunurken, bu haplanmış dilin sahibi her türlü lekenin bizzat üreticisi durumundadır. Bu dil psikolojik tedaviye, ahlaki bir terbiyeye ihtiyaç duymaktadır . Bu dilin sahibi Başbuğ Türkeş’in evladı olamaz. Olsa olsa onun miras bıraktığı Ülkücü ahlaka ihanet eden hain evlat olur. Başbuğumuzun mirası ahlakla, edeple, adapla yaşatılır.”
