Osmanlı mutfağının lezzetlerinden biri olan ‘tahin’ İbni Sina’nın sağlık reçetelerine kadar uzanan bir kullanım alanına sahip. Bozkır ilçesindeki taş değirmenlerde öğütülen susamlar tahine dönüşerek sofralardaki yerini günümüzde de alıyor. İlçede babasından aldığı ve meslekte dördüncü kuşak olan 27 yaşındaki Hasan Hüseyin Turgut, şehir dışından aldıkları susamları ardıç odununun ateşinde yaklaşık 4 saat kavurduktan sonra değirmende susamı tahine dönüştürüyor. Tahin ustası Turgut, taş değirmende yaptığı tahini yurt dışı pazarına da gönderiyor.
“En önemli özelliğimiz susamların kara fırında çifte kavuruyor olmamızdır”
Susamların eski usul fırınlarda pişirdiklerini anlatan Hasan Hüseyin Turgut, “Burada susamları eski usul odun ateşinde kara fırında çifte kavuruyoruz. Bizim Bozkır tahinlerinin meşhur olmasının sebebi de budur. Geleneksel usullerle eski usul odun ateşinde kara fırında çifte kavrulmuş olmasıdır. İlk başta çiftçiden aldığımız susamlarımızı havuzlarımızda 24 ila 48 saat aralığında yıkıyoruz temizliyoruz. Yıkandıktan sonra eski usul odun ateşinde, kara fırınlarda çifte olarak kavuruyoruz. Kavrulmuş susamlarımız elendikten sonra da geleneksel eski usul taş değirmenlerde tahin olarak öğütüyoruz. En önemli özelliğimiz susamlarımızı eski usul odun ateşinde kara fırında çifte kavuruyor olmamızdır” dedi.
“Bir kere tadına bakan müdavimi oluyor”
4’üncü kuşat olarak ilçede tahin üreticiliği yaptığını aktaran Hasan Hüseyin Turgut, “Dedelerimizden almış olduğumuz üretim mirasını hiçbir değişikliğe uğratmadan geleceğe taşıyoruz. Odun ateşinde kavuruyoruz susamları. Geleneksel eski usul taş değirmenlerde öğütüyoruz. Dördüncü kuşağız ilkokul dördüncü sınıfta okuldan çıkar çıkmaz biz değirmenlere koşardık. Buradan ekmeğin arasına sıcak tahin sürüp burada karnımızı doyururduk. Burada tabii tahin doldurma işlemi yapardık. Araba yükleme işlemi yapardık. Bu şekilde yardımcı olurduk. Babamlara onlardan bu işi devraldık. Dördüncü kuşak olarak hiçbir değişikliğe uğratmadan bu işlemi aynı şekilde devam ediyoruz. Tahin üretimimizde iki çeşidimiz var. Çifte kavrulmuş ve tek kavrulmuş olmak üzere tek kavrulmuş halk arasında çiğ tahin olarak bilinir. Yani normalde susam tarladan çıktığı gibi tahin olmaz. Tek kavurma işlemi olur, ya da bu şekilde çifte kavurma işlemi olur. İki çeşit tahinimiz var. Bizim çifte kavrulmuş tahinimiz biraz daha lezzeti yoğun olur. Daha lezzetli olur bize göre. Ama tabii yeni nesil biraz daha bu tahini biraz daha acı tarzında olur diye de söylemler olur. Ama aslında bir acılık söz konusu değildir. Tamamen daha önce bizim çifte kavrulmuş tahini tüketmediklerinden dolayı. Damaklarına hitap etmez ama bir kere tadına bakan müdavimi oluyor, bir kere tadına bakan artık normal eski tek kavrulmuş tahinleri bile tüketmiyor” şeklinde konuştu.
“Bozkurt tahinlerimiz için 2020 yılında coğrafi tescilde aldık”
Tahinin çeşitli ürünlerle karıştırılarak bölgeye öz lezzet hazırlandığını belirten Turgut, “Bizim tahinlerimiz pekmezle karıştırılır, yöremizde köpüklü helvayla da ikram ederiz. Yöremize özel köpüklü helvamız var onunla da ikram ederiz. Gayet lezzetli olur ama tabii dışarıda en çok tahin pekmezle ikili olarak bilinir. Dünyaca ünlü meşhur Bozkurt tahinlerimiz için 2020 yılında coğrafi tescilde aldık. Yani bizim tahinimiz coğrafi işaretli, bozkır tayinidir. Tayinimizi Türkiye sınırlarını aşıp artık yurt dışında dahi ürünlerimiz var. Yani bunları sayacak olursak 4 ila 5 farklı ülkedeki marketlerde ürünlerimizin satışı vardır” diye konuştu. – KONYA
]]>Darbe girişimi gecesi Ankara İl Emniyet Müdürü olan teşkilata, “Merkeze ateş eden kim olursa olsun, karşılık verilecek” yönünde talimatlar veren Mahmut Karaaslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 15 Temmuz akşamı saat 21.00 sıralarında Genelkurmay Başkanlığı civarında silah sesleri duyulduğunu belirtti.
Karaaslan, bölgeye gönderdiği müdür yardımcısının, alandan ayrılmadan tekrar silah seslerinin yükseldiğini söylemesi üzerine kendisinin de olay yerine gittiğini söyledi.
Bir subayın, “Asker cinnet getirdi, onu etkisiz hale getirmeye çalışıyoruz”, bir başkasının da “Terörist grup geldi” demesi üzerine doğru bilgi verilmediğini düşündüğünü kaydeden Karaaslan, “Ekipleri, Genelkurmay Başkanlığının çevresine topladım. Ankara Valisi ve Emniyet Genel Müdürümüzü durumdan haberdar ettim, bir toplantı kararlaştırdık. ‘Binalarımıza hiç kimsenin sokulmaması, gerekiyorsa şiddetli şekilde çatışmaya girilmesi, gerekiyorsa arkadaşların, en ağır silahlarla silahlandırılması’ talimatını verdim.” diye konuştu.
Karaaslan, dönemin Jandarma Genel Komutanlığı Harekat Başkanı Arif Çetin’in kendisini arayarak, Beştepe’deki Jandarma Genel Komutanlığı’nın işgal edildiğini söylemesi üzerine, dönemin Ankara Özel Harekat Şube Müdürü Eraslan Er’e de binayı darbecilerden temizleme talimatı verdiğini aktardı.
“Polis ve vatandaşın direnişi bunları allak bullak etti, zıvanadan çıkarttı”
Mahmut Karaaslan, saat 23.30 sıralarında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne giderken, Milli Kütüphane yakınlarında darbe karşıtı bir grup sivilin toplandığı anonsu üzerine, sokağa çıkan bütün vatandaşların Genelkurmay Başkanlığı’na taşınması talimatı verdiğini belirterek, şunları söyledi:
“Sabaha kadar Genelkurmayı, polis ve vatandaş kuşatmış olduk. Darbe planlamasını yaparken, muhtemelen geçmiş darbelerde neler yaşandığını görmüş olmalılar ki ona göre bir planlama yaptılar. Geçmişte böyle bir direniş yok, ne polisin direnişi var ne de vatandaşın sokağa çıkması var. Bu iki direniş bunları allak bullak etti, zıvanadan çıkarttı. Meclis’in, bizim binamızın, Özel Harekatın, Külliye’nin bombalanmasını, iyice çıldırmışlığın sonucu bir davranış olarak yaşadık.”
Turgut Aslan’ın nasıl kurtarıldığını anlattı
Jandarma Genel Komutanlığında darbecilerin başından vurarak yaraladığı dönemin TEM Daire Başkanı Turgut Aslan’ın kurtarılma sürecini ekibiyle yöneten Mahmut Karaaslan, yaşananları şöyle anlattı:
” Emniyet Genel Müdürlüğü’nde yaptığımız toplantıda Turgut bey yoktu, halbuki ilk haber aldığımda Turgut beyle birlikteydik. Ben Genelkurmay’a gitmek üzere ayrıldığımda, Jandarmaya gideceğini söylememişti, sonra bir haber alamadık. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar Turgut beyden haber alamadık. Beştepe’deki binada şiddetli çatışmalar sürüyordu, sabaha karşı Eraslan Er, arayarak Turgut Başkanın içeride olduğunu söyledi. Binaya yönelik operasyonda bizim hassasiyetimiz daha da arttı. Saat 06.00 gibi bina tahliye edildi, Eraslan Er aradı, ‘Turgut Başkanımızı bulduk, yaşıyor’ dedi, koruması şehit olmuştu.”
Eski Emniyet Müdürü Karaaslan, ülkenin içine düştüğü zorluklarda gerekiyorsa ölümü göze almak için yemin etmiş insanlar olduklarını dile getirerek, şöyle devam etti:
“(Öleceksek bunun için ölmemiz gerekiyor) dedim. O emirleri de bu duygularla verdim. İlk emrim Genelkurmay’ın kuşatılması oldu. İkinci ve önemli emrim, binalarımıza polis dışında hiç kimsenin sokulmaması, tabir aynen şöyle ‘Asker masker dinlemeyip, direniş olursa misliyle silahlı karşılık vererek binalarınıza sokulmaması’ talimatını verdim ve bu arkadaşlarım da bu emirlerimi harfiyen yerine getirdi, yerine getirmeselerdi kuru sözden ibaret kalırdı, bir başarı varsa bu pay arkadaşlarımındır.”
“Milletimiz, devletinin o mücadelesinin arkasında durmaya devam etsin”
Mahmut Karaaslan, son günlerde sosyal medyada FETÖ’cülerin kendilerini aklama ve kendilerine yapılan hareketi bir komplo gibi sunma girişimleri olduğunu belirtti. Buna alet olanlar bulunduğunu belirten Karaaslan, şu ifadeleri kullandı:
“Diyorlar ki ‘Masum insanlar ne yapmışlar, Bank Asya’ya para yatırmışlar, insanlar bundan mahkum mu edilir?’ Bunlar öyle bir örgüt ki, ‘Silahlı değil’ diyorlar, ordunun silahlarını çaldılar, hangi terör örgütünde savaş uçağı, tank var? O gece Polatlı’dan buraya getirilen kamyonların üzeri füze yüklüydü, kalkıp da bu insanlara ‘silahsız’ nasıl dersiniz? Beni üzen sanki o günler yaşanmamış gibi, bir milletin hafızası bu kadar zayıf olmamalı. Biz bunu unutursak yarın yine benzer tehlikelerle karşı karşıya kalırız. O gün yapılanlar, o gün verilen mücadele sonuna kadar haklı bir mücadele, devletin verdiği mücadele doğru bir mücadele, milletimiz devletinin o mücadelesinin arkasında durmaya devam etsin.”
]]>Prof. Dr. Turgut: “Zor cerrahileri genç hekimlere sevdirmek istiyoruz”
İSTANBUL – Bu yıl 6’ncısı düzenlenen Kafa Tabanı Kongresi birçok branşta uzman isimlerin katılımıyla gerçekleştirildi. Programda konuşan Kongre Başkanı Prof. Dr. Suat Turgut, “Zor cerrahileri gençlere sevdirmek ve multidisipliner yaklaşım için bu toplantılar düzenleniyor. Hangi olguda ne yapacağız, hastalarımızı nasıl tedavi edeceğiz herkes görüşünü ortaya koyuyor ve en mükemmeli, en iyiyi bulmak üzere ortak akılla hareket ediyoruz” dedi.
Kulak burun boğaz, nöroşirürji (beyin ve sinir cerrahisi), ağız ve çene cerrahisi ile radyoloji gibi disiplinlerin katılımıyla bu yıl 6’ncısı organize edilen Kafa Tabanı Kongresi İstanbul’da bir otelde gerçekleştirildi. Kafa Tabanı Derneği tarafından 16-18 Şubat tarihlerinde düzenlenen kongrede kafa tabanına yönelik multidisipliner yaklaşımın önemi, cerrahideki son gelişmeler, kafa kaidesi anatomisi, vaka incelemeleri ve görüntülemesi gibi konular detaylı olarak ele alındı. Kafa Tabanı Derneği ve Kongre Başkanlığını Prof. Dr. Suat Turgut ile Prof. Dr. Memduh Kaymaz’ın yaptığı Türkiye’nin birçok üniversite ve hastanesinden uzmanların bulunduğu kongrede vakalarda disiplinler arası iletişimin giderek daha fazla önem kazandığına dikkat çekildi. Kafa Tabanı Derneği ve Kongre Başkanı, Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü Klinik Şefi Prof. Dr. Suat Turgut da kongreye ilişkin bilgi verdi. Prof. Dr. Turgut, iş birliği içerisinde hareket edilerek hastalar için en doğru tedavi şeklinin bulunması noktasında bu toplantıların büyük önem taşıdığını ifade etti.
“Zor cerrahileri gençlere sevdirmek için böyle toplantılar düzenliyoruz”
Kongrede konuşan Kafa Tabanı Derneği ve Kongre Başkanı, Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü Klinik Şefi Prof. Dr. Suat Turgut, “Tıptaki birçok branşın çene, beyin cerrahları, kulak burun boğaz cerrahlarının bir araya geldiği bir kongre estetiğe, kolay işlere yönelimin olduğu bir dönemde, Kafa Tabanı Derneği olarak riskli hastalar, ulaşılması zor alanlar, zor cerrahileri gençlere sevdirmek için böyle toplantılar düzenliyoruz. Bütün branşlardan epey de bir katılım var, birçok cerrah var, bunların ortak alanlarında çalışmalar yapıyoruz. Multidisipliner yaklaşım için bu toplantılar düzenleniyor. Gençleri heveslendirmek istiyor, her sene bir kez bu toplantıyı yapıyoruz. Bütün üniversitelerin beyin cerrahi servisleri, kulak burun boğaz, çene cerrahisi, maksillofasiyal (yüz ve çeneyi ifade eden bölge) cerrahi bölümleriyle kontak kuruyoruz, davet ediyoruz, bilgi paylaşımı yapıyoruz, zor olgularımızı tartışıyoruz. Hangi olguda ne yapacağız, nasıl davranacağız, hastalarımızı nasıl tedavi edeceğiz, herkes görüşünü ortaya koyuyor ve en mükemmeli, en iyiyi bulmak üzere ortak akılla hareket ediyoruz. Çünkü siz nöroşirürjenseniz sadece o açıdan bakıyorsunuz, kulak burun boğazcıysanız bu açıdan bakıyorsunuz ama bütün açılar bir araya geldi mi bütünleşiyor. Dolayısıyla da hastamıza en uygun, kaliteli, yararı olacak tedaviyi ortak akılla bulmuş oluyoruz” dedi.
]]>