Doğubayazıt ilçesi Suluçam köyünde yaşayan 87 yaşındaki Zübeyde Kaya, 3 ay önce aşırı kilo kaybı ve dışkı yapamama gibi şikayetlerle başvurduğu çeşitli hastanelerin ardından yatalak halde Erzurum Şehir Hastanesinden cerrahi onkolog Hamdi Sakarya’ya getirildi.
Tetkiklerde, karın bölgesindeki tümörün ince bağırsak, yumurtalık ve karın içi zarlarına yayıldığını, aynı zamanda sağ bacağa giden ana sinirlerin de tamamını sardığı tespit edilen Kaya, Sakarya ve ekibince ameliyata alındı.
Ameliyatta safra kesesiyle bağırsaklarının bir kısmı alınan, tümörün yayıldığı dokular karın bölgesinden temizlenen Kaya, başarılı ameliyatın ardından yoğun bakıma alındı.
“Bir deri bir kemik” geldiği hastanede, 33’ten 39 kiloya çıkan ve bir ay sonra normal serviste takibe alınan Kaya’nın, yeme ve içmesi düzeldi, çoklu organ tutulumlu kalın bağırsak kanserinden kurtuldu.
“Tümör, karın duvarındaki kasları ve bacağına giden femoral sinirleri sarmıştı”
Cerrahi Onkoloji Kliniği Şefi Sakarya, AA muhabirine, hastayı incelemelerinde, ileri evre kanserin, ince bağırsak ve yumurtalıklara sıçradığını, karın ön ve arka duvarındaki kaslara yayılıp aynı zamanda bacak hareketini sağlayan siniri de sardığını söyledi.
Tetkiklerde, kan kalsiyum düzeyi yüksek çıkan Kaya’nın boyun bölgesindeki paratiroid bezinde kansere benzer tümör tespit ettiklerini ifade eden Sakarya, şöyle konuştu:
“Safra kesesinde sıkıntıları da olan hastayı ameliyata aldık. Öncelikle yüksek kalsiyum düzeyleri için boyun bölgesinde ameliyat gerçekleştirdik. Ardından karın bölgesine yayılan kanser ameliyatına geçtik. Kalın bağırsağın yarısını, ince bağırsağın üçte birini, yumurtalık ve tüpleri, safra kesesini aldık. Ayrıca tümör karın ön ve arka duvarındaki kaslara yayılmıştı, aynı zamanda bacağına giden femoral sinirlerini sarmıştı. Ameliyatla sinirleri tamamen tümörlü dokulardan ayırdık.”
Sakarya, 5 saat süren ameliyatın ardından 1 ay yoğun bakımda kalan hastayı şifayla taburcu ettiklerini anlattı.
Hastanın ileri yaşta ve tümör nedeniyle aşırı kilo kaybıyla yatalak halde geldiğine işaret eden Sakarya, “Yemek yiyemiyor, büyük abdestini yapamıyordu. Ön hazırlık döneminde damardan besledik. Hastamız geldiğinde 33 kiloydu, 2,5 ay içinde 39 kiloya ulaştı, sağlıklı şekilde hayatına devam ediyor. Yakınları hastanın ameliyatı kaldıramayacağını düşünüyordu ama biz ileri yaş, aşırı kilo kaybı ve çoklu organ tutulumunun, kanser cerrahlarınca yapabileceğinin bir örneğini gerçekleştirdik.” diye konuştu.
” ’80-90 yaşında ve aşırı kilo kaybediyor’ diye kimse hastasından vazgeçmesin”
Hasta yakını muhtar Zafer Kaya da halasını Van, Ağrı, Iğdır ve Erzurum’daki üniversite hastanesine götürdüklerini, son olarak tavsiye ve duyum üzerine Erzurum Şehir Hastanesinden Sakarya’ya getirdiklerini belirtti.
Halasının son aylarda hiç yemek yiyemediğini söyleyen Kaya, “Adeta hayatı durmuştu. Allah razı olsun, Hamdi hocamız hastamızı başarılı ameliyatla kanserden kurtardı.” dedi.
Kaya, doktor yeğeninin halasının tedavi ve ameliyat sonrası sağlığına kavuşmasına çok şaşırdığını dile getirerek, “Buraya ilk getirdiğimizde 33 kiloydu, bugün tarttığımızda 39 kiloya çıktı. Önceden sıvıyla beslenirdi şimdi yemeğini yiyor. Hocamın başarılarının devamını diliyor, teşekkür ederiz. ’80-90 yaşında ve aşırı kilo kaybediyor’ diye kimse hastasından vazgeçmesin. Doktora güvensin.” ifadelerini kullandı.
]]>Bilen, AA muhabirine, her yıl martın ikinci haftasında Dünya Böbrek Günü’nün kutlandığını ve yaygın olan böbrek hastalıklarıyla ilgili farkındalık oluşturmak için çalışmalar yapıldığını söyledi.
Böbrek tümörünün genellikle 50-60 yaş sonrasında gelişen genetik aktarımlı formları da olan bir tümör olduğunu vurgulayan Bilen, “Çocukluğundan itibaren böbrek tümörü geliştiren insanlar var ancak bu nadir bir durum. Böbrek tümörü genellikle 60’lı yaşlardan sonra gelişen, ölümcül bir hastalık. Böbrek tümörü, prostat kanseri gibi yavaş ilerleyen bir hastalık değil. Örneğin prostat kanserinde bir hücrenin iki olması neredeyse iki yıl alırken bu süre böbrek tümörü için sadece 30 gün. Yani çok hızlı büyüyen, çok ölümcül bir hastalıktan bahsediyoruz.” diye konuştu.
Böbrek tümörünün farklı tiplerinin olduğunu anlatan Bilen, hastalığın ilaçla tedavisinin neredeyse mümkün olmadığını, kemoterapiye ve radyoterapiye dirençli bir yapısı bulunduğunu kaydetti.
“Böbrek tümörü çok dirençli bir kanser”
Son 5 yıla kadar böbrek tümörü tedavisinde ameliyat dışında hiçbir şeyin kullanılamadığını anlatan Bilen, şöyle devam etti:
“Böbrek tümörü çok dirençli bir kanser. Geçmişte insan vücuduna yayıldığında yapmanız gereken şey gittiği her yerden onu çıkartmaktı. Böyle bir tümörden bahsediyoruz. İnsan vücuduna yayıldığında ortalama yaşam süresi 1 yıldı. Bugün bu süre neredeyse 3-4 yıla kadar uzadı. Çünkü modern ilaç tedavileri, akıllı ilaçlar ortaya çıktı, cerrahi alanda da çok önemli gelişmeler sağladık. Ayrıca yayılmış böbrek tümöründe de çok büyük başarılara sahibiz.”
Bilen, hastalığın tipik belirtileri bulunduğunu, kitle etkisiyle ağrı ve idrarda kanamanın en önemli bulgular olduğunu dile getirdi.
Ağrı olmasının, kitlenin çok büyüdüğü anlamına geldiğini kaydeden Bilen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Böbrek tümörü büyüdükçe evre atlar. Bu da yaşam şansınızı azaltır. İdrarda kanama oluyorsa tümör büyüdü, böbrekteki idrar kanallarının içine girdi ve oradan kanıyor demektir. Bu da ileri bir evre. Ancak yine de bu durumdaki hastaların bile yarısından fazlasının hayatını kurtarabiliyoruz. Asıl düzenli doktor kontrolüne giden insanların hayatlarını kurtarıyoruz. Düzenli doktor kontrolüne giderseniz ve rastlantı eseri tümör tanısı konulduysa bilin ki hayatınız kurtulacak. Çünkü muhtemelen çok küçük 4-5 santimetrelik bir tümördür. Belki daha küçüktür. ve hiçbir bulgu yaratmaksızın tanısı konulmuştur. Erken evrede tanı konulduğunda bir ameliyatla böbreğiniz korunarak yüzde 95-98 olasılıkla hayatınıza geri dönebilirsiniz. O yüzden yavaş yavaş hastalık yaşınız geliştiğinde düzenli olarak doktora gidip kontrollerinizi yaptırmanız gerekiyor.”
Hem ameliyat hem iyileşme süreci kolaylaştı
Böbrek tümörü tedavisinin başarısında, böbrek koruyucu yöntemlerin önemli rol oynadığına dikkati çeken Bilen, böbreğin korunarak sadece tümörlü kısmının alındığını, robotik cerrahinin de bu noktada büyük kolaylık sağladığını anlattı.
Robotik cerrahinin, zorlu ameliyatlarda veya çok küçük alanlara müdahaleyi kolaylaştırdığını belirten Bilen, “Ameliyatları robotla yapabiliyor olmak, hastaların iyileşmesini de kolaylaştırdı. Tümörleri, böbreği koruyarak çıkarmamız, geri kalan böbreği çok güvenli şekilde onarmamız ve hastaları kısa sürede evlerine yollamamız artık mümkün. Aslında en önemli dokunuş, ilaçlardan geldi. Vücuda böbrek tümörü yayıldığında insanların çok daha uzun zaman sağlıklı yaşamalarını sağlayan ilaçlar son beş yılda kullanımımıza girdi.” ifadelerini kullandı.
]]>KONYA’da çene ağrısı çekip, yüz asimetrisi bozulan 2 hastanın çene eklemlerinde tümör olduğu tespit edildi. Uzun yıllar farklı tedaviler görüp, doğru teşhis alamayan Semiha Tezcan (54) ile Mustafa Küçükdemir (52), Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde yapılan operasyonla sağlığına kavuştu. Operasyonları gerçekleştiren Prof. Dr. Alparslan Esen, “Bu tümör yavaş büyüdüğü için ve yüzdeki asimetri de geç fark edildiği için genellikle ileri evrelerde karşımıza çıkıyor” dedi.
Necmettin Erbakan Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi’ne çenesindeki bozulma ve ağrı şikayetiyle başvuran yemek ve pasta eğitmeni Semiha Tezcan (50) ile bir fabrikada işçi olan Mustafa Küçükdemir’in (52) çene kemiklerinde tümör olduğu tespit edildi. Tedavilerine başlanan 2 hasta, ameliyat edilerek tümörleri alındı. Çene kemiklerine cerrahi müdahale yapılan 2 hastanın yüzlerindeki bozulma da tedavi edildi.
‘FARKLI FARKLI ŞEYLER SÖYLEDİLER’
2 çocuk annesi ve 1 torun sahibi Semiha Tezcan, “Yıllardır bu rahatsızlığı çekiyordum ve kurtuldum. Şu an çok iyiyim, hayatımı düzene soktum. Sol tarafta bir tümör içeride büyümüş. Tümör büyüdükçe çenemi sağ tarafa doğru bozulma yaptı. 3 ameliyat birden yaşadım. 20 yıldır bu rahatsızlığı yaşıyordum. Bana daha farklı tedaviler önerdiler ama sonuç vermedi. Ağrılarım artmaya başladı, kulağımın duymaması, ağzımı açamamam gibi problemler yaşamaya başlamıştım. Burada ameliyat oldum ve iyiyim. Daha önce gittiğim yerlerde tümör olduğunu söylemediler. ‘Kemikte uzama var’ dediler. Diş tedavisi gördüm. Neden kaynaklandığı da belli değildi. Farklı farklı şeyler söylediler. Böyle kalırım diye düşünüyordum. Kendimi daha öz güvenli hissediyorum. Daha rahat hissediyorum. Aynaya baktığımda daha mutluyum. Keşke 10 yıl önce olsaydı bu ameliyatı ama yine de mutluyum” dedi.
‘İNSAN İÇİNE ÇIKAMIYORDUM’
Mustafa Küçükdemir de “10 yıl önce bu rahatsızlığım başladı. Birkaç sağlık kuruluşuna gittim ama sonuç alamadım. En son Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde teşhisimi koydular ve ameliyat oldum. Bana yüz felci geçirdiğimi söylediler. Yüz felci tedavisi gördüm ama geçmedi. Ağrılarım başladı, yüzümün şekli değişti. Burada ameliyat oldum ve şu an çok iyiyim. Psikolojim bozulmuştu, insan içine çıkamıyordum. Görüntümden dolayı dışarıya çıkamıyordum. Ağzım bir tarafa eğilmiş, konuşamıyordum. Dostlarımdan bile uzaklaşmaya başlamıştım ama şimdi çok iyiyim” diye konuştu.
‘HASTALARIMIZIN BÜYÜK KISMI, 50 YAŞ ÜSTÜ’
Ameliyatları gerçekleştiren Necmettin Erbakan Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alparslan Esen, “Bu hastalarımız, tek taraflı eklem sorunu olan hastalar ve tümöre bağlı çene kemiklerinde büyüme meydana geliyor. Fakat bu eklemlerde oluşan tümörler yavaş büyüdüğü için hemen yüzde hızlı bir bozulma meydana gelmiyor. Zamanla tümör büyüdükçe yüzde de bozulmalar meydana geliyor. Dolayısıyla hastada ciddi bir yüz asimetrisi meydana geliyor. Aynı zamanda sadece estetik olarak değil; bu tümörün büyümesine bağlı olarak hastalarımız ağız açma konusunda sıkıntı yaşıyor. Burada tedavi ettiğimiz hastalarımızın büyük bir kısmı, 50 yaş üstü. Çünkü bu tümör yavaş büyüdüğü için ve yüzdeki asimetri de geç fark edildiği için genellikle ileri evrelerde karşımıza çıkıyor. Hastalarımız yüz asimetrisinin farkına varıyor ancak bunu önemsemiyor. Sonrasında ağız açıklığında kısıtlılık ve ağrı da meydana geldiği için bize başvuruyorlar. Aslında bize gelmeden önce başka merkezlere de başvurmuşlar ancak kompleks bir tedavi gerekiyor” dedi.
‘SADECE TÜMÖRÜ ALDIĞINIZDA İŞ BİTMİYOR’
Tedavi sürecine ilişkin de Prof. Dr. Esen, şunları söyledi:
“Sadece bu tümörü aldığınızda iş bitmiyor. Fonksiyonel açıdan belki hasta rahatlıyor ama yüz asimetrisi devam ediyor. Bu tümör alındığında yüz asimetrisi de hemen düzelmiyor. Dolayısıyla bu hastalarda cerrahi olarak hem eklem bölgesindeki bu tümörü çıkardık hem de aynı anda üst ve alt çene ameliyatı yaptık. Ortopedik cerrahi dediğimiz üst ve alt çene ameliyatlarını yaptık. Çünkü hem üst çenede hem alt çenede yer değiştirmeler oluyor. Yüz asimetrisi buna bağlı olarak zaten ortaya çıkıyor. Hem üst çene hem alt çene yerini alındığında tümör de ortadan kalktığında hasta normal görüntüsüne dönmüş oluyor hem de fonksiyonlarını normal sağlıyor.”
]]>HENÜZ anne karnındayken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar, “İleride kalp naklinden başka çaresi olmayacak” dedi. O büyürken, tümör de büyüdü ve kalbiyle aynı boyuta ulaştı. Ekin Ada Işık, 5 yaşına geldiğinde mucizevi bir ameliyatla yeniden doğdu. Adı, “Yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ile Opr. Dr. Yılmaz Zorman, ameliyat sırasında Ekin’in ‘kalbini yerinden söktü’, ameliyathane masasında iğneyle kuyu kazar gibi kalpteki tümörü temizledi ve 8 saat boyunca göğüs boşluğunda kalbi olmadan yaşatılan Ekin’e, kendi kalbi tekrar nakledildi. Doktorları, dünyada “bu kadar küçük yaşta” kardiyak oto-transplantasyon (kendinden kalp nakli) ile hayata dönen başka vakaya rastlamadıklarını söyledi.
Balıkesir’de yaşayan Mustafa ve Fahriye Işık çiftinin tek çocuğu Ekin Ada’nın, anne karnında 32 haftalıkken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar bebeği alalım dese de anne Fahriye Karaca Işık, onu doğurmak istedi. Daha doğmadan başvurdukları her doktor “Tek çare kalp nakli olur” dedi. 5 yaşına kadar, tümörü kalbiyle birlikte büyüdü, 8 santimlik minik kalbi, kendi büyüklüğünde bir tümörü de taşımak zorunda kaldı. Ekin Ada, geçtiğimiz Ekim ayında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ve dünya tıp literatürüne girecek bir ameliyatla yeniden doğdu. 8 saat süren ameliyat sırasında Ekin Ada’nın kalbini “yerinden söküp” tümörü ameliyat masasında temizledikten sonra tekrar nakleden, “yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ve Opr. Dr. Yılmaz Zorman, bu eşi benzeri olmayan operasyonu, “O kadar riskli bir ameliyattı ki nefesimizi tutarak yaptık. Kadavradan kalp nakli olsa, elinizde sağlam başka bir organ var. Oto-transplantasyon, yani hastanın kendinden nakilde ise en ufak bir hatada tekrar yerine takabileceğiniz başka bir organ yok” şeklinde anlattı.
“İKİNCİ DOĞUMUNA ŞAHİT OLDUM”
“Bu çocuğun ben ikinci doğumuna tanık oldum” diyen Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik ve Konjenital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekin Ada kızımızla 32 haftada anne karnındayken ilk olarak tanıştım. Fetal EKO’sunda bir kalp tümörü tespit edilmişti. Kızımız doğdu, ondan sonra 3 ila 6 aylık aralarla izlemeye başladık. Kalp içindeki tümör yaşı büyüdükçe, kalple beraber büyüyordu. Bu tümörlerin bir kötü tarafı da ritim düzensizlikleri yaratmaları. Ani ölüm riskinin çok yüksek olduğu vakalar bunlar. Tümörün büyüklüğü neredeyse kalp kadar olmuştu. 7 santimlik bir tümör, Ekin Ada’nın kalbi 8 santim uzunluğundaydı zaten. Sol karıncıktaki tümörün bir büyük tehlikesi daha vardı. Önemli bir koroner arter damar, tümörün içinden geçiyordu.”
“SOĞAN KABUĞU SOYAR GİBİ TÜMÖRÜ KALPTEN AYIRDIK”
Tümörün içinden hayati bir damarın geçmesi nedeniyle kalp yerindeyken ameliyat etmenin imkansız olduğunu anlatan Prof. Dr. Kalangos, çok büyük bir riske girerek kalbi yerinden çıkarıp ameliyat etme yolunu seçtiklerini vurguladı. Prof. Dr. Kalangos, “Çok dikkatli çalışmamız gerekiyordu o nedenle kalbi yerinden söktük, damarlarından ayırdık ve masanın üzerine yatırarak (kalp vücuttan ayrıyken) ameliyata devam ettik. Göğüs boşluğu tamamıyla boş kaldı, ‘kalpsiz’ bir durumda makineye bağlı takip edildi. Kalbi masanın üzerinde sol karıncığa hasar vermeden, hem kasları hem arterleri koruyarak açtık. Dr. Yılmaz Zorman ile beraber nefesimizi tuttuk, ince ince, soğan kabuğu soyar gibi kalp kasından tümörü ayırdık. Tümörün içinden geçen o ince, bir milimetrelik koroner damarı bulduk ve onu da titiz bir şekilde tümörden ayırarak kalbi tamamen temizledik. Onarılmış kalbi tekrar yerine taktık” dedi.
KALBİ TAKTIKTAN SONRA GÖZÜ EKRANDA, İLK ATIŞINI BEKLEDİ
Kalbi Ekin Ada’ya geri naklettikten sonra ilk yaptığı şeyin monitöre bakmak olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Kalangos, sözlerini şöyle noktaladı: “O anda ilk yaptığınız şey tabii ki monitöre gözünüz takılıyor. Kalp tekrar çalışmaya başladı ve büyük bir rahatlama yaşadık. Ben özellikle yurt dışında Cenevre’deyken çocuklarda kalp akciğer transplantasyonunu rutin olarak yapan bir cerrahtım. Kalp naklinde oldukça tecrübesi olan bir cerrah olmama rağmen oto-transplantasyon yani hastanın kalbini yerinden çıkarıp tekrar takma tecrübesini ilk defa yaşadım. Dolayısıyla benim için de özel bir andı bu. Ekin Ada’nın başka alternatifi yoktu. Düşünün ölüme mahkum olan bir insanın, mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmesi, bu ikinci doğuş değil de nedir?”
“EN UFAK BİR HATADA BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTU”
Prof. Dr. Kalangos ile birlikte ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Yılmaz Zorman ise 8 saat süren ameliyat sırasında defalarca nefeslerini tuttuklarını söyleyerek şunları anlattı: “Çok uzun süren bir ameliyattı. Hocayla kaç kere göz göze geldik, kaç kere nefesimizi tuttuk gerçekten hatırlamıyorum. Ekin Ada, her şeyiyle çok özel bir çocuk. Ben bu tür bir ameliyatla meslek hayatım boyunca hiç karşılaşmadım. Literatür taraması da yaptık hocamızla birlikte. Böyle bir tanıyla, başarılı bir şekilde ameliyat olmuş bu yaşta bir hasta literatürde bulamadık. Bazı denemeler olmuş ama bu yaştaki bir çocukta başarılı bir ameliyat ve oto-transplantasyon, bence bu ameliyatı nadir kılan unsurlar.”
Ritim bozuklukları nedeniyle ani ölüm riski yaşamaya başlayan Ekin Ada’nın kendi yaşı, boyu ve kilosuna uygun kalp bulunana kadar nakil bekleyecek durumda olmadığını da anlatan Dr. Zorman, “Diyelim ki kalp nakli ameliyatı yapıldı, elinizde bir alternatifiniz olurdu o anda. Çünkü orada sağlam bir kalp dokusu var ve yerine taktığınızda çalışacak. Ama bizim ikinci bir alternatifimiz yoktu. Hatta biz Ekin’i ameliyata almadan önce neden yapıyorsunuz sorusuyla da çok muhatap olduk. Çünkü annesinin kucağından alıp ameliyathaneye götürüyorsunuz ama işler yolunda gitmezse onlara kötü bir haber vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu, çok yıkıcı olurdu hepimiz için. Şimdi bizi ziyarete geliyor, bu mutluluğun tarifi inanın yok” diyerek sözlerini noktaladı.
“BİRİLERİ RİSK ALMALI DEDİ VE ONU KURTARDI”
Hamileliğinin son haftalarında aldığı korkunç teşhisle yüzleşmenin çok zor olduğunu anlatan anne Fahriye Işık Karaca ise duygularını şu şekilde ifade etti: “Her şey 32 haftaya kadar çok güzel giderken bir anda bizi alt üst eden bir haberle sarsıldık. Gezdiğimiz hastanelerde, kızımız için hiçbir şey yapılamayacağı söylendi. Doğumdan sonra 10 gün yoğun bakımda kaldı, ancak 10 gün sonra kucağıma alabildim. Herkes çocuğunu alıp çıkıyor ama siz hastaneden boş çıkıyorsunuz. Çaresizliğin ne demek olduğunu ben kızımda yaşadım. Allah’a şükürler olsun ki Kalangos hocamızla tanıştık. O bize hiçbir çocuğun kaderine terk edilemeyeceğini, birilerinin risk alması gerektiğini söyledi. Denenecek başka bir yöntem de yoktu. Onun için gözünüzü karartıp kabul ediyorsunuz. İlk gittiğimiz hastanede anne karnında çocuğun hayatını sonlandırıp bana doğum yaptırmaktan bahsedilirken, öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki çocuğunuzu sizin elinize sağlığına kavuşturup veriyor, onunla bir ömür geçirebileceğinizi size gösteriyor. Dünyalar benim oldu desem az kalır yanında.”
“KAHRAMAN GİBİ HİSSEDİYORUM”
Baba Mustafa Işık ise kızının doğumundan önce başvurdukları her hastanede kalp naklinden başka şansının olmadığını söylediklerini kaydederek, “Ameliyat tamamlandığında hocamız bizi ameliyathanenin kapısını çağırdı. Ellerini açtığı anda ameliyatın iyi geçtiğini anladık ve bütün dünyalar bizim oldu. Hocama sarılıp ağladım” diye konuştu. Minicik bedeniyle böylesine zor bir hastalığa direnen ve geçirdiği mucizevi ameliyatla sağlığına kavuşan minik ekin Ada ise kendini kahraman gibi hissettiğini söyleyerek, “Ameliyata girmeden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Kahraman gibi bekliyordum. Daha önce iki kez yoğun bakımda yatmıştım. Günler çok uzun geçmişti o zaman. Artık korkmuyorum çünkü büyüdüm. İleride veteriner olmak istiyorum çünkü hayvanları çok seviyorum. Onları iyileştirmek istiyorum” dedi.
]]>HENÜZ anne karnındayken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar, “İleride kalp naklinden başka çaresi olmayacak” dedi. O büyürken, tümör de büyüdü ve kalbiyle aynı boyuta ulaştı. Ekin Ada Işık, 5 yaşına geldiğinde mucizevi bir ameliyatla yeniden doğdu. Adı, “Yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ile Opr. Dr. Yılmaz Zorman, ameliyat sırasında Ekin’in ‘kalbini yerinden söktü’, ameliyathane masasında iğneyle kuyu kazar gibi kalpteki tümörü temizledi ve 8 saat boyunca göğüs boşluğunda kalbi olmadan yaşatılan Ekin’e, kendi kalbi tekrar nakledildi. Doktorları, dünyada “bu kadar küçük yaşta” kardiyak oto-transplantasyon (kendinden kalp nakli) ile hayata dönen başka vakaya rastlamadıklarını söyledi.
Balıkesir’de yaşayan Mustafa ve Fahriye Işık çiftinin tek çocuğu Ekin Ada’nın, anne karnında 32 haftalıkken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar bebeği alalım dese de anne Fahriye Karaca Işık, onu doğurmak istedi. Daha doğmadan başvurdukları her doktor “Tek çare kalp nakli olur” dedi. 5 yaşına kadar, tümörü kalbiyle birlikte büyüdü, 8 santimlik minik kalbi, kendi büyüklüğünde bir tümörü de taşımak zorunda kaldı. Ekin Ada, geçtiğimiz Ekim ayında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ve dünya tıp literatürüne girecek bir ameliyatla yeniden doğdu. 8 saat süren ameliyat sırasında Ekin Ada’nın kalbini “yerinden söküp” tümörü ameliyat masasında temizledikten sonra tekrar nakleden, “yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ve Opr. Dr. Yılmaz Zorman, bu eşi benzeri olmayan operasyonu, “O kadar riskli bir ameliyattı ki nefesimizi tutarak yaptık. Kadavradan kalp nakli olsa, elinizde sağlam başka bir organ var. Oto-transplantasyon, yani hastanın kendinden nakilde ise en ufak bir hatada tekrar yerine takabileceğiniz başka bir organ yok” şeklinde anlattı.
“İKİNCİ DOĞUMUNA ŞAHİT OLDUM”
“Bu çocuğun ben ikinci doğumuna tanık oldum” diyen Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik ve Konjenital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekin Ada kızımızla 32 haftada anne karnındayken ilk olarak tanıştım. Fetal EKO’sunda bir kalp tümörü tespit edilmişti. Kızımız doğdu, ondan sonra 3 ila 6 aylık aralarla izlemeye başladık. Kalp içindeki tümör yaşı büyüdükçe, kalple beraber büyüyordu. Bu tümörlerin bir kötü tarafı da ritim düzensizlikleri yaratmaları. Ani ölüm riskinin çok yüksek olduğu vakalar bunlar. Tümörün büyüklüğü neredeyse kalp kadar olmuştu. 7 santimlik bir tümör, Ekin Ada’nın kalbi 8 santim uzunluğundaydı zaten. Sol karıncıktaki tümörün bir büyük tehlikesi daha vardı. Önemli bir koroner arter damar, tümörün içinden geçiyordu.”
“SOĞAN KABUĞU SOYAR GİBİ TÜMÖRÜ KALPTEN AYIRDIK”
Tümörün içinden hayati bir damarın geçmesi nedeniyle kalp yerindeyken ameliyat etmenin imkansız olduğunu anlatan Prof. Dr. Kalangos, çok büyük bir riske girerek kalbi yerinden çıkarıp ameliyat etme yolunu seçtiklerini vurguladı. Prof. Dr. Kalangos, “Çok dikkatli çalışmamız gerekiyordu o nedenle kalbi yerinden söktük, damarlarından ayırdık ve masanın üzerine yatırarak (kalp vücuttan ayrıyken) ameliyata devam ettik. Göğüs boşluğu tamamıyla boş kaldı, ‘kalpsiz’ bir durumda makineye bağlı takip edildi. Kalbi masanın üzerinde sol karıncığa hasar vermeden, hem kasları hem arterleri koruyarak açtık. Dr. Yılmaz Zorman ile beraber nefesimizi tuttuk, ince ince, soğan kabuğu soyar gibi kalp kasından tümörü ayırdık. Tümörün içinden geçen o ince, bir milimetrelik koroner damarı bulduk ve onu da titiz bir şekilde tümörden ayırarak kalbi tamamen temizledik. Onarılmış kalbi tekrar yerine taktık” dedi.
KALBİ TAKTIKTAN SONRA GÖZÜ EKRANDA, İLK ATIŞINI BEKLEDİ
Kalbi Ekin Ada’ya geri naklettikten sonra ilk yaptığı şeyin monitöre bakmak olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Kalangos, sözlerini şöyle noktaladı: “O anda ilk yaptığınız şey tabii ki monitöre gözünüz takılıyor. Kalp tekrar çalışmaya başladı ve büyük bir rahatlama yaşadık. Ben özellikle yurt dışında Cenevre’deyken çocuklarda kalp akciğer transplantasyonunu rutin olarak yapan bir cerrahtım. Kalp naklinde oldukça tecrübesi olan bir cerrah olmama rağmen oto-transplantasyon yani hastanın kalbini yerinden çıkarıp tekrar takma tecrübesini ilk defa yaşadım. Dolayısıyla benim için de özel bir andı bu. Ekin Ada’nın başka alternatifi yoktu. Düşünün ölüme mahkum olan bir insanın, mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmesi, bu ikinci doğuş değil de nedir?”
“EN UFAK BİR HATADA BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTU”
Prof. Dr. Kalangos ile birlikte ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Yılmaz Zorman ise 8 saat süren ameliyat sırasında defalarca nefeslerini tuttuklarını söyleyerek şunları anlattı: “Çok uzun süren bir ameliyattı. Hocayla kaç kere göz göze geldik, kaç kere nefesimizi tuttuk gerçekten hatırlamıyorum. Ekin Ada, her şeyiyle çok özel bir çocuk. Ben bu tür bir ameliyatla meslek hayatım boyunca hiç karşılaşmadım. Literatür taraması da yaptık hocamızla birlikte. Böyle bir tanıyla, başarılı bir şekilde ameliyat olmuş bu yaşta bir hasta literatürde bulamadık. Bazı denemeler olmuş ama bu yaştaki bir çocukta başarılı bir ameliyat ve oto-transplantasyon, bence bu ameliyatı nadir kılan unsurlar.”
Ritim bozuklukları nedeniyle ani ölüm riski yaşamaya başlayan Ekin Ada’nın kendi yaşı, boyu ve kilosuna uygun kalp bulunana kadar nakil bekleyecek durumda olmadığını da anlatan Dr. Zorman, “Diyelim ki kalp nakli ameliyatı yapıldı, elinizde bir alternatifiniz olurdu o anda. Çünkü orada sağlam bir kalp dokusu var ve yerine taktığınızda çalışacak. Ama bizim ikinci bir alternatifimiz yoktu. Hatta biz Ekin’i ameliyata almadan önce neden yapıyorsunuz sorusuyla da çok muhatap olduk. Çünkü annesinin kucağından alıp ameliyathaneye götürüyorsunuz ama işler yolunda gitmezse onlara kötü bir haber vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu, çok yıkıcı olurdu hepimiz için. Şimdi bizi ziyarete geliyor, bu mutluluğun tarifi inanın yok” diyerek sözlerini noktaladı.
“BİRİLERİ RİSK ALMALI DEDİ VE ONU KURTARDI”
Hamileliğinin son haftalarında aldığı korkunç teşhisle yüzleşmenin çok zor olduğunu anlatan anne Fahriye Işık Karaca ise duygularını şu şekilde ifade etti: “Her şey 32 haftaya kadar çok güzel giderken bir anda bizi alt üst eden bir haberle sarsıldık. Gezdiğimiz hastanelerde, kızımız için hiçbir şey yapılamayacağı söylendi. Doğumdan sonra 10 gün yoğun bakımda kaldı, ancak 10 gün sonra kucağıma alabildim. Herkes çocuğunu alıp çıkıyor ama siz hastaneden boş çıkıyorsunuz. Çaresizliğin ne demek olduğunu ben kızımda yaşadım. Allah’a şükürler olsun ki Kalangos hocamızla tanıştık. O bize hiçbir çocuğun kaderine terk edilemeyeceğini, birilerinin risk alması gerektiğini söyledi. Denenecek başka bir yöntem de yoktu. Onun için gözünüzü karartıp kabul ediyorsunuz. İlk gittiğimiz hastanede anne karnında çocuğun hayatını sonlandırıp bana doğum yaptırmaktan bahsedilirken, öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki çocuğunuzu sizin elinize sağlığına kavuşturup veriyor, onunla bir ömür geçirebileceğinizi size gösteriyor. Dünyalar benim oldu desem az kalır yanında.”
“KAHRAMAN GİBİ HİSSEDİYORUM”
Baba Mustafa Işık ise kızının doğumundan önce başvurdukları her hastanede kalp naklinden başka şansının olmadığını söylediklerini kaydederek, “Ameliyat tamamlandığında hocamız bizi ameliyathanenin kapısını çağırdı. Ellerini açtığı anda ameliyatın iyi geçtiğini anladık ve bütün dünyalar bizim oldu. Hocama sarılıp ağladım” diye konuştu. Minicik bedeniyle böylesine zor bir hastalığa direnen ve geçirdiği mucizevi ameliyatla sağlığına kavuşan minik ekin Ada ise kendini kahraman gibi hissettiğini söyleyerek, “Ameliyata girmeden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Kahraman gibi bekliyordum. Daha önce iki kez yoğun bakımda yatmıştım. Günler çok uzun geçmişti o zaman. Artık korkmuyorum çünkü büyüdüm. İleride veteriner olmak istiyorum çünkü hayvanları çok seviyorum. Onları iyileştirmek istiyorum” dedi.
]]>Kazakistan’da yaşayan 61 yaşındaki Aıganym Yeleuova, 1 yıl önce ağız kanseri olduğunu öğrendi. Ülkesinde ameliyat olan ancak hastalığı nüks eden Yeleuova, tedavi için Türkiye’ye geldi. Konuşma, yeme ve içme gibi hayati fonksiyonlarını kaybetmek üzere olan hastanın ağız tabanından sol çenesine yayılan ceviz büyüklüğündeki tümör 3 saatlik operasyonla alındı. Yeleuova’ya göğsünden doku alınarak yeni bir yanak yapıldı. Pipetle beslenen yavaş yavaş konuşabilen hasta ölümden döndü.
Kulak Burun Boğaz ve Baş – Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Tayfun Apuhan’a ulaşan hastada ağız tabanından sol çenesine yayılan agresif bir tümör tespit edildi. Metastaz da yapan tehlikeli tümör 3 saatlik operasyonla başarılı bir şekilde alındı. Yanağından ceviz büyüklüğünde tümör çıkarılan hastaya göğüs bölgesinden alınan doku nakledilerek yeni bir yanak yapıldı. Pipetle beslenen yavaş yavaş konuşabilen hastanın ölümden döndüğünü söyleyen Prof. Dr. Apuhan, “Dil ve çenenin bir kısmını almak zorunda kaldık. Tümör hastanın boynuna da yayıldığı için boyun bölgesini de temizledik. Hastamız, konuşma, yeme ve içme gibi önemli hayati fonksiyonlarını kaybetme noktasına gelmişken, göğsünden aldığımız doku ile kendisine başarılı bir yanak nakli gerçekleştirerek yeniden sağlığına kavuşturduk. Hastayı ağızdan beslemeye başladık ve rahatlıkla yutkunabiliyor. Kısa?süre sonra taburcu edeceğiz” dedi.
Aıganym Yeleuova’nın hastalığı, tümörün tamamen temizlenememesi sebebiyle tekrarladı. Ancak tekrar yapılacak olan operasyonun riskli olması nedeniyle Kazakistan’daki hastanelerde tedavi edilemeyen Yeleuova, Türkiye’de Hisar Hospital Intercontinental’da Kulak Burun Boğaz (KBB) ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Tayfun Apuhan’a başvurdu. Prof. Dr. Tayfun Apuhan, “Bu tür durumlarda en önemli faktör, geriye rezidü (kalıntı) tümör bırakmamaktır. Cildi de rezidiv etmesini önlemek adına girişimde bulunmamız gerekiyordu. Hastamızda; cilt, ağız tabanında dilin bir kısmı ve çenenin bir kısmını almak zorunda kaldık. Aynı zamanda tümör, boyun bölgesine yayıldığı için bu alandaki tümörü de temizledik. Burada rekonstriksüyonu (anatomik bütünlüğün?sağlanarak uzvun işlevinin geri kazandırılması)?sağlamak ise en önemli şeydi. Tümörün tümünü temizledikten sonra boş kalan bölgeye doku transferi yapmamız gerekiyordu. Bu hastamızda göğüs bölgesindeki kasla cilt transferi yaparak cerrahiyi tamamladık. Ameliyat sonrası sekizinci gündeyiz. Hastayı ağızdan beslemeye başladık ve rahatlıkla yutkunabiliyor. Kısa?süre sonra taburcu edeceğiz” açıklamasını yaptı.?
“AĞIZ TÜMÖRLERİ AGRESİF SEYREDER”
Ağız tabanı tümörlerinin çok agresif seyrettiğine değinen Prof. Dr. Apuhan, “Çok kısa?sürede yayılır ve hastanın hayatını riske sokabilir. Ağız taban tümörleri; baş, boyun bölgesi tümüyle içerisinde önemli yer tutar. Bunlar çok agresif seyrettiği için tedavi ilk planda cerrahidir. Cerrahi yaparken mutlaka geriye tümör dokusu bırakmamak gerekir. Bu bölge özellikle hem fonksiyonel hem de kozmetik açıdan önemli olduğu için cerrahisi biraz da zahmetli oluyor” dedi.
“BU CERRAHİ YÖNTEMLERDE TÜRKİYE ÇOK İYİ YERDE”
Bu tür operasyonlarda yüz felci, dil felci gibi durumların yaşanabildiğini belirten Prof. Dr. Apuhan, “Özellikle aktarılan dokunun beslememe sorunu yani nekroz olabilirdi. Ama sekizinci gündeyiz. Hasta gayet?sağlıklı ve rahatlıkla beslenebiliyor. Bu konuda Türkiye olarak çok iyi yerdeyiz. Bunu gururla söyleyebiliriz. Özellikle baş boyun bölgesi tümörlerinin etolojisinde; sigara, alkol, son zamanda artan HPV virüsü, ultraviyole açısından maruz kalma veya radyasyona maruz kalma gibi şeyler kanser zemini hazırlar. Erkeklerde ve ileri yaşlarda biraz daha sık görürüz.? Çevresel faktörlerden tutun, yaşam tarzı, ağız hijyenin bozuk olması, bunların hepsi birer sebeptir, tümöre zemin hazırlar” uyarısında bulundu.?
“BU TÜR CERRAHİLER ALT YAPISI İYİ MERKEZLERDE YAPILMALIDIR”
Baş boyun kanserlerinde yaklaşımın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Apuhan son olarak şunları söyledi:
“Multidisipliner yaklaşım gerekiyor. Bizim hastanemizde bütünleşik onkoloji merkezimiz var. Bizim geniş bir konseyimiz var. Bu tür hastaları, burada detaylı bir şekilde değerlendiriyoruz. Tedavi seçeneklerini, bütün ailesini izledikten sonra cerrahiyi yapıyoruz. Bu tür cerrahileri mutlaka böyle büyük, altyapısının iyi olduğu merkezde yapmak gerekiyor. Bizim hastanemizde gerekli teknoloji donanımımız var. Anestezi, yoğun bakım şartları çok iyidir. Ama Allah’a şükür yoğun bakıma gerek kalmadan bu hastamızı takip ediyoruz.”
]]>