İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, sera gazlarının etkisiyle dünyanın sürekli ısınmaya devam ettiğini, bu durumun yağışları, yağışların ise toprağı etkilediğini söyledi.
“TOPRAK DEMEK HAYAT DEMEK”
Küresel ısınmanın yol açtığı olumsuz etkilerin sonuçlarının bugünlerde yaşandığını belirten Toros, şunları kaydetti:
REKLAM
“Buzulların erimesi, kuraklıkların artması, aşırı yağışlar, deniz su seviyesinin yükselmesi gibi onlarca felaketle karşı karşıyayız. Uzun yıllar yaşadığımız veya yeryüzünün, ekosistemin yaşadığı sistemdeki değişiklik… Bunlardan bir tanesi de topraklardaki ısınma. Aslında toprak demek hayat demek çünkü tüm gıdalarımızı toprakta yetiştiriyoruz. Toprakta bitkinin yetişebilmesi için güneş ışınına ihtiyacı var. Bol miktarda güneş ışığımız var ama bir de suya ihtiyacımız var.”
“FAZLA SUYUN BUHARLAŞMASI ANLAMINA GELİYOR”
Bir bölgede yağış düzeniyle birlikte topraktaki nem oranının da değiştiğini vurgulayan Toros, “Topraktaki nem oranı azaldıkça, bitkilerin yetişebilme şartları azalmaktadır. Bitkiler dezavantajlı duruma düşmektedir. Tabii sıcaklıkların artmasından bahsediyoruz. Su yüzeyinde sıcaklık bir derece arttığı zaman yüzde 7 su buharlaşması artıyor. Bu ne demektir? Toprakların ısınması, özellikle havanın ısınması, toprak yüzeyinden daha fazla suyun buharlaşması anlamına geliyor” şeklinde konuştu.
Toros, Türkiye’nin yüz ölçümü itibarıyla yağış bütçesine bakıldığında, yıllık ortalama 450 milyar metreküp yağış potansiyeli olduğunu belirterek, bu yağışların bazı yıllar 350 milyar, bazı yıllar da 550 milyar metreküpe kadar değiştiğini söyledi.
“YAĞIŞLAR YETERİNCE DEĞERLENDİRİLEMİYOR”
Yağışların yeterince değerlendirilemediğine işaret eden Toros, “Belki şu anda bunun dörtte, beşte birini ancak kullanabiliyoruz. Geri kalanı akıp gidiyor” dedi.
REKLAM
Toros, “Evimizde, iş yerimizde veya tarlamızda, bahçemizde, yağmur hasadı dediğimiz, yağan yağışın akıp gitmemesi için yerinde biriktirilmesiyle ve bitkilere ihtiyacı kadar suyun verilmesiyle suyu daha verimli kullandığımız takdirde önümüzdeki yıllarda kısa vadede herhangi bir tehlike bizi beklemiyor” ifadelerini kullandı.
“SON YILLARIN EN BÜYÜK SORUNLARINDAN BİRİ”
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Programı öğretim görevlisi Dr. Tuğçe Ağba Sevencan da iklim değişikliğinin son yılların en büyük çevre sorunlarından birisi olduğunu, insan hayatını dolaylı ya da doğrudan etkilediğini söyledi.
Sevencan, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin toprak üzerinde ciddi etkileri olduğunu, ısınma artışıyla birlikte toprakta farklı formlar, döngüler ve dönüşümlerin yaşanacağını ifade etti.
“BU DÖNGÜ, BİTKİ ÖRTÜSÜNE VE GIDAYA YANSIYOR”
Isınmayla birlikte buharlaşan havanın, yağış olarak tekrar yeryüzüne döndüğünü, bu durumun ise iklim değişikliklerine yol açtığını belirten Sevencan, bu döngünün direkt olarak bitki örtüsüne, çeşitliliğine ve oradan da tüketilen gıdaya yansıdığını dile getirdi.
REKLAM
Sevencan, “Önümüzdeki yıllarda bizi bu açıdan tehdit edecek birçok şey öngörülüyor, yörelerde yetişen sebzelerin, tarım ürünlerinin ya da bütün bitkisel floranın değişeceğiyle ilgili olarak. Tabii bu da kıtlık demeyelim ama besin azlığı ya da besinlerde dönüşüm şeklinde bir soru getiriyor aklımıza” diye konuştu.
“TOPRAK MAALESEF BUNDAN FAYDALANAMIYOR”
Toprak katmanlarının her yağıştan faydalanamadığını kaydeden Sevencan, “Küresel ısınma ve iklim değişikliği sebebiyle yağışlar çok daha hızlı ve kısa süreli oluyor. Toprak maalesef bundan faydalanamıyor. Böylelikle üst katmanlar her ne kadar ıslak ya da sulanmış gibi görünse de alt katmanlara doğru farklı bozulmalar meydana geliyor” ifadesini kullandı.
“HERKESİN YAPMASI GEREKEN ŞEYLER VAR”
Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin toprağı olumsuz etkilemesini önlemek amacıyla herkesin yapması gerekenler olduğunun altını çizen Sevencan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Biz her ne kadar direkt iklim değişikliği olarak bunu düşünsek de bizim de alabileceğimiz önlemlerimiz var. Mümkün olduğunca sera gazı salınımını azaltmak, kullandığımız kimyasal maddeleri azaltmak, toprağı besleyici ve verimsel anlamda iyi gelebilecek ürünlerle besleyebilmek… İşte bunun için alternatifler var, kompostlar olabilir, farklı gübreler olabilir. Bu şekilde toprağı besleyerek ya da farklı tarım uygulamalarına yönelerek biraz daha B planı şeklinde ilerleyebiliriz.”
*Haberin görselleri AA arşivinden alınmıştır.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, TSK Komuta Kademesi, Bakan Yardımcıları ve Birlik Komutanlarının da hazır bulunduğu video telekonferans toplantısında terörle mücadele başta olmak üzere devam eden faaliyetlere ilişkin bilgi aldı, değerlendirmelerde bulundu.
15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nü anarak sözlerine başlayan Güler, “Dün 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günümüzün sekizincisini hep birlikte idrak ettik. Cumhuriyetimize, demokrasimize ve milli birliğimize uzanan hain ellerin topyekun bir irade ile kırıldığı bu günde, tüm dünyaya ordu-millet dayanışmasının ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha açıkça ilan ettik. Bakanlığımızın kalleş FETÖ’yle mücadelesi, örgütle iltisaklı tek bir personel kalmayıncaya kadar titizlikle, rehavete kapılmadan aralıksız sürdürülmektedir ve kararlılıkla sürdürülmeye de devam edilecektir. Bu hafta ayrıca kahraman ordumuzun tarihindeki en önemli başarılardan birisi olan Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci yıl dönümünü de büyük bir gururla hep birlikte kutlayacağız. Bu vesileyle aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yad ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımızı sunuyoruz” dedi.
“Terör örgütü hareket edemeyecek hale getirilmiştir”
Terörle mücadelenin kararlılıkla sürdüğünü bildiren Güler, şunları söyledi:
“Günümüz güvenlik ortamı, çatışma ve gerginliklerle oldukça hassas hale gelmiş ve tehditlerin çeşitliliği de artmıştır. Bu kritik ortamda ülkemizi, yurttaşlarımızı, milli hak ve menfaatlerimizi korumaya yönelik faaliyetlerimizi 7 gün 24 saat esasıyla sürdürmekteyiz. Tüm personelime, milli güvenliğimizin sarsılmadan korunmasında verdiği emek, gösterdiği çaba ve mesai mefhumu gözetmeksizin icra ettiği kutsal görev için yürekten kutluyorum. Öncelikli görevimiz olan terörle mücadelede operasyonlarımız sarp arazi, aşırı sıcak hava koşullarında aralıksız devam etmektedir. Terör örgütü bu operasyonlar neticesinde hareket edemeyecek hale getirilmiştir. Örgüt mensupları kendi aralarında yaptıkları görüşmelerde büyük kayıplar yaşadıklarını itiraf etmektedirler. Terör örgütünün sözde elebaşları, kara propaganda ve dezenformasyon ile düştükleri acziyeti örtmeye çalışmakta, saklanacak güvenli yer aramakta ve Mehmetçiğin aman vermeyen takibi karşısında kaçınılmaz sona yaklaşmaktadır.”
“Irak toprak bütünlüğüne saygımız tamdır”
Türkiye’nin Irak’ın Merkezi Hükümeti ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile olan iş birliği neticesinde bölücü terör örgütünün gücünün azaldığına dikkat çeken Güler, şöyle konuştu:
“Irak Merkezi Hükümeti ve Bölgesel Yönetim ile son dönemde oluşan iş birliği iklimi ve sahada terör örgütüne karşı ortak mücadelemiz, örgütün çözülme hızında ivme yaratmış ve bölgenin kalıcı istikrarına zemin hazırlamıştır. Birlikte hareket ederek, tecrübelerimizi paylaşarak ve karşılıklı destekle kazandığımız müşterek kabiliyetler, sahadaki konumumuzu güçlendirmekte, bu birliktelikten rahatsızlık duyanları ise hayal kırıklığına uğratmaktadır. Şunu tekrar ifade etmek istiyoruz: Bizim kimsenin toprağında, egemenlik haklarında gözümüz yoktur. Mücadelemiz bölgenin huzur ve refahına zarar veren terör örgütleriyledir. Geçmişte DEAŞ terör örgütünün Irak topraklarını istila etme çabaları devam ederken söylediğimiz gibi Irak toprak bütünlüğüne saygımız tamdır. Bu toprakların geleceğinde yeri olmayan terör örgütünün sonunu, bölgenin gerçek sahipleri getirecektir. Bu durum, bölgedeki istikrarsız ortamdan nemalanan bazı kesimleri de kaygılandırmaktadır. İyi komşuluk ilişkilerimize yönelik attığımız her adımda barış ve huzur ortamını bozmayı hedefleyen odakların niyetlerinin farkındayız. Ancak, nifak tohumlarının bu topraklarda yeşeremeyeceğini tüm kesimlerin çok iyi bilmesi gerekiyor. Öte yandan, Suriye’deki gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Suriye’nin kaderini, kederinden memnuniyet duyanların değil, kendi halkının belirleyeceğini hatırlatmak istiyorum.”
Güler, Suriye topraklarında süren terörle mücadele çalışmalarına ilişkin ise, “Irak’ta olduğu gibi Suriye’deki terör yapılarını ortadan kaldırmaya yönelik samimi girişimleri de destekliyoruz. Özellikle belirtmek isterim ki bölgede barış ve huzurdan yana olan taraflar, Türkiye ile hareket etmektedirler. İllegal yapılarla ve terör örgütleriyle çarpık ilişkileri olan kimi kesimler ise Suriye’nin toprak bütünlüğünü, egemenlik haklarını, ekonomik kaynaklarını ve halkının huzurunu gasp etmektedirler. Operasyonlarımız daha önce söylediğimiz gibi alışılmadık, öngörülemez, süratli ve sürekli icra esaslarında devam etmektedir. Terörle mücadelemizde haklıyız, kararlıyız, azimliyiz, yetkiniz, yeterliyiz ve irade sahibiyiz” dedi.
Uluslararası alanda süren eğitim-danışmanlık faaliyetlerin de başarıyla sürdüğünü belirten Güler, “Bununla birlikte uluslararası harekat ve misyonlar ile dost ve müttefik ülkelerle eğitim-danışmanlık faaliyetlerimize dünyanın değişik coğrafyalarında başarıyla devam etmekteyiz. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ulaştığı seviye ve gösterdiği profesyonel yaklaşımın tüm uluslararası platformda olduğu gibi en son gerçekleşen NATO zirvesindeki temaslarda da dost ve müttefik ülkeler tarafından takdir edildiği iftiharla gözlenmiştir. Bu vesileyle tüm silah ve mesai arkadaşlarıma, görevlerinde başarılar diliyor, her birinizin gözlerinden öpüyor, yolunuz ve bahtınız açık olsun diyorum” şeklinde konuştu.
]]>Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ve eşi Arzu Genç, 15 Temmuz Şehitler ve Hürriyet Parkı’nda düzenlenen 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü anma programına katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan program, Kur’an-ı Kerim Güzel Okuma birincisi Muhammet Saka tarafından okunan Kur’an-ı Kerim ile devam etti. Sancak koşusunun yer aldığı anma programında “15 Temmuz” konulu video gösterimi gerçekleştirildi. Trabzon İl Müftülüğü Tasavvuf Musikisi Korosu’nun Şef Emre Bayraktar eşliğinde hazırladığı konserin ardından mehteran konserleri yapıldı.
“Milletimiz iradesine sahip çıktı”
Yaptığı konuşmada 15 Temmuz’un sadece bir hükümeti devirme operasyonu olmadığını ifade eden Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, “15 Temmuz, emperyal güçlerin bu toprakları sömürme adına milletimizin iradesini teslim alma gecesiydi. Ama milletimiz buna müsaade etmedi. İlelebet de etmeyecek inşallah. Biz böyle bir milletiz. O gece iradesine sahip çıkan Türk milletinin 253 tane aslan evladı gözünü kırpmadan şehadete yürüdü. Cenab-ı Allah gani gani rahmet eylesin. Yine 2 bin 190 vatandaşımız gazi olarak millet iradesine sahip çıktı. Milletimiz, ‘bu toprakları biz böldürmeyeceğiz’ dedi. İlelebet de böldürmeyeceğiz. Aynı gece Türk milletini meydana davet eden kıymetli Cumhurbaşkanımızın da canına kastettiler. Onu da öldürmek istediler. Ama Cumhurbaşkanımız ‘Ben şehit olacaksam topraklarımda şehit olacağım’ dedi ve milletimizi meydanlara davet etti. Allah ondan razı olsun. Trabzon’umuzun meydanından cesur lider, kararlı lider, Türk milletini yeniden ayağa kaldıran liderimiz Cumhurbaşkanımıza da sevgilerimizi, saygılarımızı gönderiyoruz. Bu topraklarımız bize birilerinden emanet aldığımız değil, şehitlerimizin kanlarıyla beraber bize teslim edilmiş topraklardır. O nedenle inşallah 15 Temmuz’da olduğu gibi bundan sonra da düşman postalı bu toprağı çiğneyemeyecek. Bu FETÖ sadece bir cemaat değil, Amerika’nın piyonudur. Bize diz çöktüremediler. Başaramadılar ve başaramayacaklar. Trabzon’umuzda olduğu gibi ülkemizin her noktasında iradesine, birliğine, beraberliğine, bayrağına, ezanına sahip çıkan bütün asaletli Türk milletini şükranla anıyorum. Trabzon’umuzda da bu kararlılığı ortaya koyan hemşehrilerimle gurur duyuyorum. Trabzonlu olmaktan da ayrıca gurur duyuyorum. Yarın böyle bir şey olacak olsa yine gözümüzü kırpmadan o tankın önüne atlayan genç kardeşim gibi buradaki herkes bayrağımız için, ezan için gözünü kırpmadan şehadet şerbetini içer. Hepinize çok teşekkür ediyorum. O gece de sesimiz kısılmıştı. Sesler belki kısılır ama nefesler son nefese kadar birlik için, vatan için bitmez” dedi.
“Topraktan binlerce fidan fışkırdı”
Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. 15 Temmuz 2016’da 253 şehit bu toprağa düştü. ve onların düştüğü yerdeki topraktan binlerce fidan fışkırdı. Bu vatanı, milleti koruyacak, onların hatırasını yarıda bırakmayacak pek çok gencimiz var artık. Buradaki gençlerimiz onların örneği timsalidir. Hepsini, bütün gençlerimizi alınlarından öpüyor, tebrik ediyorum. Yarının Türkiye’si gençlerimize emanettir” diye konuştu.
Programa Trabzon Valisi Aziz Yıldırım ve eşi Güllühan Yıldırım, AK Parti Trabzon İl Başkanı Sezgin Mumcu ve diğer siyasi partilerin temsilcileri, Trabzon Cumhuriyet Başsavcısı Sedat Çelik, KTÜ Rektör Yardımcısı Cemil Rakıcı, Trabzon İl Emniyet Müdürü Murat Esertürk, Trabzon İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mustafa Erdem, kamu kurumlarının il müdürleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. – TRABZON
]]>
Hortumlar sonrası Zonguldak’ın Alaplı, Devrek ilçeleri ve Dirgine bölgesi, Bartın’ın Ulus ilçesi, Karabük’ün Yenice ilçesi ve Büyükdüz ile Eğriova bölgelerinde çok sayıda kayın, köknar ve karaçam ağacı devrildi. Zonguldak Orman Bölge Müdürlüğü ekiplerinin, ağaç popülasyonunun devam etmesi amacıyla 3 ilde devrilen ağaçların tespiti ve kaldırılması için başlattığı çalışmalar sürüyor.

“MUTLAK TOPRAK DERİNLİĞİMİZ BİRAZ AZALDI”
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Orman Fakültesi Orman Amenajmanı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Durkaya, Batı Karadeniz’deki ormanların Türkiye’nin en zengin orman varlığı arasında yer aldığını ifade ederek, “Filyos havzasında yeterli yağış ve uygun toprak koşulları nedeniyle, bölgemiz karışık ormanlar kurmaya elverişli ortamlar arasında bulunmaktadır. Bölgemiz ağaçların çok verimli bir yetişme ortamı olduğu için Avrupa’nın sıcak noktaları arasında yer almaktadır. Dolayısıyla bölgemizde gen koruma ormanları arasındaki Yenice ormanlarımız da buradadır. Bölgemizin toprak yapısı killi, su tutma kapasitesi yüksek, bitki besin elementleri açısından da yüksek bir toprak yapımız var. Fakat yetişme ortamımızın bir handikabı var. Geçmiş yıllarda yoğun tarım yapıldığı için şu anda ormana dönüşmüş pek çok alanda erozyon nedeniyle mutlak toprak derinliğimiz biraz azaldı. Yani ana kayanın üzerindeki toprak derinliğimizin nispeten düşük olduğunu söylememiz gerekir” dedi.

“ALIŞIK OLMADIĞIMIZ HORTUMLAR YAŞANDI”
Son aylarda bölgede çok dikkat çekici hava olaylarının yaşandığını belirten Prof. Dr. Durkaya, “2023 yılı sonu ve 2024 yılının mayıs ve haziran aylarında bölgemizde çok dikkat çekici değişiklikler var. Bu aylarda bölgemizde rekor sıcaklıklar kaydedildi. Buna bağlı olarak da deniz suyu sıcaklıklarında rekor sıcaklıklar tespit edildi. Bu iklimde yaşanan düzensizlikler, tabii bunlar küresel iklim değişikliğinin bir sonucu olarak marjinal hava olaylarının yaşanmasına neden oldu. Bölgemizde daha önceden çok alışık olmadığımız hortum olayları görülmeye başlandı. Bölgemizdeki ağaçların devrilmesine neden olan ve bizim alışık olmadığımız hortumlar yaşandı” ifadelerini kullandı.

EKİPLER AĞAÇLARI DAMGALAMAYA BAŞLADI
Açıklamasının devamında “Daha önceden de görülüyordu ama sıklığı ve şiddeti gittikçe artmaya başladı” diyen Durkaya, şöyle devam etti: “Bu küresel iklim değişikliği sürecinde bunun artarak devam edeceği şu anda tahmin edilebilir. Bölgede yaşanan ağaç devrikleri sonrasında Zonguldak Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri de sahada çalışmalarına başlayarak, ağaçların damgalamaya başladı. Sonrasında bu ağaçların alandan çıkartılmasıyla tam hasar ortaya çıkacaktır. Çünkü hortumlarda devrikler düz bir şekilde olmuyor. Hepsi birbirinin üzerine devrildiği için çalışmaların uzun süreceğini görüyoruz. Küresel ısınmanın sonuçlarından bir tanesi de yağışların düzensizliğidir. Yani 3-5 ay içerisinde düşmesi gereken yağışın 20 dakikada aniden düşmesidir. Yine Bartın’da son yılarda bu yağış konusundaki rejimin son yıllarda artış gösterdiği görüyoruz ve sel olaylarına dönüşüyor. Bu sel konusunda ormanlar da dahil olmak üzere erozyon ve toprak kayıplarına neden oluyor. Küresel iklim değişikliğinin böyle bir etkisi de var. Evet ormanlarımız, topraklarımızı erozyona karşı korur ama aşırı yağışlarda bazen ormanlarımızın da yapacağı çok bir şey kalmıyor.”
]]>“MUTLAK TOPRAK DERİNLİĞİMİZ BİRAZ AZALDI”
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Orman Fakültesi Orman Amenajmanı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Durkaya, Batı Karadeniz’deki ormanların Türkiye’nin en zengin orman varlığı arasında yer aldığını ifade ederek, “Filyos havzasında yeterli yağış ve uygun toprak koşulları nedeniyle, bölgemiz karışık ormanlar kurmaya elverişli ortamlar arasında bulunmaktadır. Bölgemiz ağaçların çok verimli bir yetişme ortamı olduğu için Avrupa’nın sıcak noktaları arasında yer almaktadır. Dolayısıyla bölgemizde gen koruma ormanları arasındaki Yenice ormanlarımız da buradadır. Bölgemizin toprak yapısı killi, su tutma kapasitesi yüksek, bitki besin elementleri açısından da yüksek bir toprak yapımız var. Fakat yetişme ortamımızın bir handikabı var. Geçmiş yıllarda yoğun tarım yapıldığı için şu anda ormana dönüşmüş pek çok alanda erozyon nedeniyle mutlak toprak derinliğimiz biraz azaldı. Yani ana kayanın üzerindeki toprak derinliğimizin nispeten düşük olduğunu söylememiz gerekir” dedi.

“ALIŞIK OLMADIĞIMIZ HORTUMLAR YAŞANDI”
Son aylarda bölgede çok dikkat çekici hava olaylarının yaşandığını belirten Prof. Dr. Durkaya, şöyle konuştu; “2023 yılı sonu ve 2024 yılının mayıs ve haziran aylarında bölgemizde çok dikkat çekici değişiklikler var. Bu aylarda bölgemizde rekor sıcaklıklar kaydedildi. Buna bağlı olarak da deniz suyu sıcaklıklarında rekor sıcaklıklar tespit edildi. Bu iklimde yaşanan düzensizlikler, tabii bunlar küresel iklim değişikliğinin bir sonucu olarak marjinal hava olaylarının yaşanmasına neden oldu. Bölgemizde daha önceden çok alışık olmadığımız hortum olayları görülmeye başlandı. Bölgemizdeki ağaçların devrilmesine neden olan ve bizim alışık olmadığımız hortumlar yaşandı. Daha önceden de görülüyordu ama sıklığı ve şiddeti gittikçe artmaya başladı. Bu küresel iklim değişikliği sürecinde bunun artarak devam edeceği şu anda tahmin edilebilir.

Bölgede yaşanan ağaç devrikleri sonrasında Zonguldak Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri de sahada çalışmalarına başlayarak, ağaçların damgalanmasına başlandı. Sonrasında bu ağaçların alandan çıkartılmasıyla tam hasar ortaya çıkacaktır. Çünkü hortumlarda devrikler düz bir şekilde olmuyor. Hepsi birbirinin üzerine devrildiği için çalışmaların uzun süreceğini görüyoruz. Küresel ısınmanın sonuçlarından bir tanesi de yağışların düzensizliğidir. Yani 3-5 ay içerisinde düşmesi gereken yağışın 20 dakikada aniden düşmesidir. Yine Bartın’da son yılarda bu yağış konusundaki rejimin son yıllarda artış gösterdiği görüyoruz ve sel olaylarına dönüşüyor. Bu sel konusunda ormanlar da dahil olmak üzere erozyon ve toprak kayıplarına neden oluyor. Küresel iklim değişikliğinin böyle bir etkisi de var. Evet ormanlarımız, topraklarımızı erozyona karşı korur ama aşırı yağışlarda bazen ormanlarımızın da yapacağı çok bir şey kalmıyor.”

KOOPERATİFLER, ORMAN İŞLETME EKİPLERİNE DESTEK VERİYOR
Bartın’ın Ulus ilçesi Kumluca beldesindeki orman varlığının ekonomiye katkısında büyük rol oynayan kooperatifler de Zonguldak Orman Bölge Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı çalışmalara destek veriyor. Sınırlı Sorumlu Zafer ve Çevre Köyleri Tarım Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mustafa Güney, “Kumluca bölgesi yaylalarında küresel ısınmadan dolayı olduğu söylenen, daha önce çok görülmeyen ama bu sene hortumdan dolayı ormanda bulunan ağaçların devrildiğini tespit ettik. Bununla ilgili Zonguldak Orman Bölge Müdürlüğü, Ulus Orman İşletme Şefliği ile Kumluca, Ardıç, Sökü ve Sarıkaya Orman işletme şefliklerinde çalışmalar devam ediyor. Bu yaşanan durumun bilimsel olarak da çalışmalarının da yapıldığını söyleyebiliriz. Bu yaşanan olağanüstü durum nedeniyle bölgedeki orman kooperatifleri olarak Orman İşletme Müdürlüğü ekiplerimize yıkık, kırık ve devrik ağaçların kaldırılması aşamasındaki çalışmaları destek veriyoruz. İnşallah tekrarını yaşamayız” dedi.
]]>Anız yakılmasının tarım alanlarına ve çevreye verdiği zararlara dikkat çeken İbrahim Sağlam, “Tarımsal üretimin ana kaynağı olan toprağın biyolojik, kimyasal ve fiziksel yapısının ve çevrenin korunarak, doğal denge içerisinde toprağın verimliliğinin sürdürülebilirliği için gerekli önlemleri almak başlıca görevimiz. Hububat tarımında, hasadı takiben toprağın yapısına ve çevreye vereceği zarar göz önüne alınarak, anız yakılmasının önlenmesi için denetimlerimizi sürdürmekte ve tedbirler almaktayız. İl Müdürlüğümüz ekipleri tarafından, 2024 yılında anız yakılmasını önleme ile ilgili çalışmalarımız yıl boyunca sürdürülmekte olup, il/ilçe tarım ve orman müdürlüklerimizce çiftçi eğitimi programlarında geniş bir şekilde anız yangınlarına yer verilmekte, zararları etraflıca anlatılmaktadır. Yapılan eğitim-yayım çalışmalarında yerel yönetim imkanları ve sivil toplum örgütlerinin katkıları sağlanarak çevreye duyarlılık yaygınlaştırılmaktadır” diye konuştu.
Sağlam şöyle devam etti:
“Anız, tarımsal üretim sonucunda biçilmiş olan hububatların toprakta kalan kök ve saplarına verilen isimdir. Anız toprağa karıştırıldığında toprakta ayrışarak, ‘humus’ adı verilen ve toprağın verim gücünü artıran maddeyi meydana getirir. Ayrışma sırasında, anızın yapısında bulunan, bitkiye yarayışlı bitki besin maddeleri toprağa geçerek toprağın verim gücünü artırır. Çiftçilerimiz, bir an önce toprağın hazır hale gelmesi ve mazot tüketimini azaltmak için bilinçsizce anız yakma yoluna gitmektedir. Anız yakılması, tarım alanlarına birçok zarar vermektedir: Ekolojik denge bozulur, orman yangınlarına sebep olur, hava kirliliğini artırır, arazideki enerji iletim ve haberleşme hatları zarar görür, topraktaki organik madde miktarı azalır, toprakta su ve rüzgar erozyonuna sebep olur ve en önemlisi toprak verimliliğini azaltır.”
Anız yakanlara ceza
Anız yakmanın hukuki boyutuna değinen İl Müdürü İbrahim Sağlam, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 25.11.2023 tarih ve 32380 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2024/01 nolu Tebliğ’inin, ‘L’ bendinde ‘Anız yakanlara her dekar için 386,79 TL idari para cezası verilir. Anız yakma fiilinin orman ve sulak alanlara bitişik yerler ile meskün mahallerde işlenmesi durumunda ceza beş kat artırılır.’ İlimizde ekin ürün ekilişi yapılan yerlerde kontrollü anız yakılmasına da müsaade edilmeyecektir. Ayrıca biçerdöverlerde en az iki adet altışar kilogramlık yangın söndürme tüpü bulundurma mecburiyeti vardır. Bulundurmayanlara da 2024 yılı için 2 bin 52 TL idari para cezası uygulanmaktadır. Sürdürülebilir bir tarımsal üretim için mutlak gerekli olan tarım topraklarımızın verimliğinin korunması, kesinlikle anız yakma alışkanlığının bırakılmasına bağlıdır” şeklinde konuştu.
“Çocuklarımızın geleceğini karartmayalım”
Çiftçilere seslenen Sağlam, “Değerli çiftçilerimiz, gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras, iyi ve verimli bir topraktır. Anız yakarak geçim kaynağınız olan toprağı fakirleştirip çocuklarımızın geleceğini karartmayalım” ifadelerini kullandı. – SAMSUN
]]>MYP Genel Başkanı Remzi Çayır, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Hükümetin uyguladığı ekonomi politikalarını ve Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’ni eleştiren Çayır, şunları söyledi:
“Hükümet edenler, emniyet içerisindeki mafya yapılanmasından yola çıkarak, kendilerine tuza kurulduğu iddiasıyla neredeyse bas bas bağırma rollerine girmeye başladı. Üzüntü verici. Davul sırtınızda, tokmak elinizde, karar sizin. Elinizi kim tutuyor? Eğer böyle size karşı, millete karşı bir komplo varsa bir gayrimeşru yapılanma varsa veya hükümetin devrilmesi gibi bir eylem söz konusuysa bunları açığa çıkarmak, milletle paylaşmak, deşifre etmek sizin asıl vazifeniz. Bunları yapmak yerine hava pompalamak, kendinize bir bukalemun havası oluşturmak, insanların kafasını karıştırıp sonra da ‘bakın bizim yönetimimize ve bize karşı bir takım tezgahlar yapılmaktadır. Yeni FETÖ’cüler çıktı, bizi yolumuzdan alıkoymaya çalışıyorlar’ diye kendinize bir yol çizmeniz mağduriyeti oynamanız artı geçerli bir yol değil. Gerçek ne ise millet ile paylaşın. İktidarlar sorunları çözer, milletin kafasına yeni soru işaretleri sokmaz. Varsa bir ayaklanma onu yok etmek yasanın size verdiği bir emirdir.
“SİNAN ATEŞ DAVASINI SOL KESİMLER GÜNDEME GETİRİYOR, SEN ÜSTÜNE TOPRAK ATIYORSUN”
Hukuk olmazsa olmaz. Adalet olmazsa olmaz. Adalet her şeyin çözüm odağı olacak. Biz bu davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Kendisini milliyetçi sananların hiçbirisinden ses yok. Bu işi solcu kesimler gündeme getiriyor. Sol cenahlar bu işi gündemde tutuyorlar. Sen örtmek için üstüne toprak atıyorsun. Dosyanın üstüne toprak atmak, ülkenin üzerine toprak atmaktır. Faili meçhullerin üzerine toprak atmak, ülkenin üzerine toprak atmaktır.”
“BU ORTAMI ÖNEMSİYORUZ”
Çayır, “Son dönemdeki diyalog ortamını son derece doğru bulduğumuzu ifade etmek isteriz. Bu ortamı önemsiyoruz. Türkiye’nin bir ihtiyacı olduğunun altını çiziyoruz. İnsanlar, farklı gruplar ve partiler oturup birbiriyle konuşabilmeli.” ifadelerini kullandı.
“KENDİ KEMERLERİ YOK, KEMERSİZ YAŞIYORLAR”
Remzi Çayır, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirirken, “Şu an senin yaptığın bütün yanlışların ceremesini Türk milleti çekiyor. Hani sen ekonomisttin? Hani Erdoğanizm vardı, ne oldu? Parası olanı yine zengin ettin. Bankalar kazandı, halk iflas etti. Hepimiz iflas ettik. Ülkeye yazık oldu. Akıl sahiplerinden akıl al Sayın Cumhurbaşkanı. Bilenlerle ülkeyi yönet, bilenlere sor. Masallarla ülke yönetmeye devam etme. Ne zaman dara düşseler, çamura batsalar akıllarına hemen milletin kemerini sıkmak geliyor. Kendi kemerleri yok. Onlar kemer takmadan yaşıyorlar.” diye konuştu.
]]>“HEPİNİZİ ALNINIZDAN ÖPÜYORUM”
“Tarımsal gayrisafi yurtiçi hasılada Avrupa’da lider dünyada ilk 10 içindeyiz” diyen Erdoğan, “Fındık incir kiraz ve kayısı üretiminde dünyada açık ara 1. sıradayız. Sebzede 4, meyvede 5.’yiz. Tarımsal hasılamızı 2023’te 69,2 milyar dolara yükselttik. İhracatımızı 3,8 milyar dolardan 2023’te 31 milyar dolara ulaştırdık. Türkiye, 2023 yılında 2012 ülke ve bölgeye 2 bin 200 çeşit tarımsal ürün ihraç etti. Hepinizi alnınızdan öpüyorum” ifadelerini kullandı.
Erdoğan’ın açıklamalarından satırbaşları;
“Değerli çiftçi kardeşlerim, saygıdeğer katılımcılar, hanımefendiler beyefendiler sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizlerin vasıtasıyla toprağı işleyen kardeşlerime sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Türk tiyatrosunun usta ismi Ayten Gökçer’i rahmetle yad ediyorum. Sanat camiamıza baş sağlığı diliyorum.
“ÇİFTÇİLERİMİZİN DESTEKLERİNİ UNUTMAYACAĞIZ”
Çiftçi kardeşlerimize demokrasimize verdiği katkıdan dolayı da minnettarız. 15 Temmuz’da birileri bankamatik kuyruklarına koşarken, benim çiftçi kardeşlerim darbecileri engellemek için mahsulleri ateşe verdi. Çiftçilerimizin cesaretini ve vatanperverliğini hiçbir zaman unutmayacağız. Türkiye’yi vesayetten kurtarma mücadelemizi hep birlikte verdik. Türkiye’yi vesayetin her türlüsünden kurtarma mücadelesini beraber verdik. Ekonomide, tarımda, ihracatta ülkemizi hayal dahi edilemeyecek noktalara getirdik. Yüce Allah bizleri topraktan yaratmıştır, hayatımızı toprağın üzerinde ondan elde ettiğimiz mahsullerle sürdürüyoruz.
“ALIN TERİ DÖKMEZSENİZ TOPRAK DA SİZE BAKMAZ”
İnsanoğlunun sadık yari topraktır. Toprak olmazsa hayat olmaz. Toprak olmazsa ne dünyada kalacak yer ne de öteki aleme göçünce yatacak yer bulabiliriz. Biz toprağa ne kadar önem verirsek toprak da bizi yaşatır. Alın teri dökmez, gerekli yatırımı yapmazsanız toprak da size bakmaz. Bu anlayışla son 21 yılda çiftçi kardeşlerimize hak ettikleri önemi vermenin gayretinde olduk. Sorunlara kalıcı ve modern çözümler bulabilmek için gerçekten yoğun mesai harcadık.
Ülkemizin tarımsal potansiyelini gün yüzüne çıkarmak için ciddi hibeler sağladık. Üretimin gelişmesi için son 21 yılda 1 trilyon 364 milyar lira tarım desteği verdik. 2024 yılından şu ana kadara 45 milyar lira ödeme yaptık.
“‘TARIM BİTTİ’ DEMEK BÜYÜK BİR ART NİYETİN İŞARETİ”
440 tarımsal ovamızı koruma altına aldık. Tarsim ile çiftçimizin alın terini koruyoruz. Tarım sektörü ile ilgili gerçek dışı iddialar gündeme geliyor. Türkiye’nin tarım politikası kötüleniyor. Bu iddialar eli nasırlı çiftçilerimizin emeğine hakarettir. Her ülke gibi bizim de sıkıntılarımız var ama Türkiye’de tarım bitti demek sadece cehalet değil art niyetin işaretidir.
Tarımsal gayrisafi yurtiçi hasılada Avrupa’da lider dünyada ilk 10 içindeyiz. Fındık incir kiraz ve kayısı üretiminde dünyada açık ara 1. sıradayız. Sebzede 4, meyvede 5.’yiz. Tarımsal hasılamızı 2023’te 69,2 milyar dolara yükselttik. İhracatımızı 3,8 milyar dolardan 2023’te 31 milyar dolara ulaştırdık.
“HAYVANCILIK ÖZEL ÖNEM VERDİĞİMİZ ALAN”
117 ülkeye tohum ihracatı gerçekleştiriyoruz. Hayvancılık özel önem verdiğimiz diğer alan. Hayvancılık ülke tarımının geleceğidir. Suni fiyat artışlarını inceledik, sebeplerini araştırdık. Fahiş artışlarının piyasa şartları ile izah edilemeyeceği herkesin malumudur. Piyasa koşullarından ziyade fırsatçılık var. Kimi çıkar odakları fiyat manipülasyonu ile piyasayı bozmakta. Milletin aşına, ekmeğine göz dikenlerden bunun hesabını mutlaka soracağız. Enflasyona karşı yürüttüğümüz mücadeleyi fiyat oyunlarına kurban veremeyiz. Hayvancılıkta şikayetleri giderecek yeni politikaları devreye koyuyoruz. İlk defa genç ve kadın üreticilere yüzde 70 ek destek sağlayacağız. Hayvan hastalıkları ile mücadelede yeni tedbirler alacağız. Yenilenebilir kaynakların kullanılacağı organize tarım bölgeleri kuruyoruz. 41 adet organize tarım bölgesinin sürecini hızlandırdık. 1382 tarım ve gıda ürününün coğrafi işareti tescil edildi.”
]]>Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Toprak, Ulusal Süt Konseyi tarafından açıklanan 1 Mayıs 2024 tarihi itibarıyla çiğ süt fiyatlarında uygulanacak yüzde 8,5 oranında zammı değerlendirdi. Toprak, “Çiftçinin de para kazanacağı, hayatını idame ettirebileceği bir fiyatlandırmanın tekrar yapılması gerekiyor. Aksi takdirde ne yazık ki bu sütler ya dökülecek ya hayvanlar kesime gidecek. Dolayısıyla süt olmadığı için de peynir ve yoğurt başta olmak üzere süt ürünlerinin üretiminde ciddi problemler yaşanacak” dedi.
Ulusal Süt Konseyi resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, çiğ süt tavsiye fiyatı 1 Mayıs 2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yüzde 8,5 artışla litre başına 14,65 TL olarak belirlendi.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Toprak, Ulusal Süt Konseyi tarafından açıklanan 1 Mayıs 2024 tarihi itibarıyla çiğ süt fiyatlarında geçerli olmak üzere yüzde 8,5 oranında zamma ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
Çiğ süt alım fiyatıyla marketlerde ve bakkallarda satılan fiyatlar arasında uçurum olduğuna idkkati çeken Toprak, fiyat belirleme kriterlerinde mutlaka bir revizyona gidilmesi gerektiğinin altını önemle çizdi. Süt fiyatlarının makul değerlere çekilmediği takdirde oluşabilecek sorunları da aktaran Toprak, şunları söyledi:
“Bu rakamın çok kabul edilebilir bir durum olduğunu söylemek pek mümkün değil. Süt konseyinin vermiş olduğu belirlenen fiyatla şu anda alım yapılan fiyatlar arasında da bir uçurum olduğu, çiftçilerin de buradan para kazanamadığı, dolayısıyla bu sürecin sonunda da maalesef ki daha önce de olduğu gibi bu hayvanların kesime gidebileceği bir makul şüphe olarak önümüze duruyor. Çünkü daha önce de aynı durumlarla maalesef ki karşı karşıya kaldık. Çiğ sütün alım fiyatıyla marketlerde ve bakkallarda satıldığı fiyatlar arasında uçurum olduğunu da hepimiz biliyoruz. Buradaki fiyat belirleme kriterlerinde mutlaka bir revizyona gidilmesi gerekiyor. Çünkü yem dahil olmak üzere birçok girdi maalesef ki ithal ve Dolar veya Euro bazında alımları yapılıyor. Türk lirasının da yabancı para birimleri karşısında sürekli değer kaybettiğini de düşünürsek buradan çiftçi ne yazık ki zararlı çıkıyor. Yapılması gerekenler bu paritelerinin tekrardan hesaplanması. Çiğ süt fiyatlarının makul değerlere çekilmesi ve çiğ sütün satışıyla, paketlenip alışı arasındaki farkın mutlaka azaltılması gerekiyor. Çiftçinin de para kazanacak, hayatını idame ettirebileceği bir fiyatlandırmanın tekrar yapılması gerekiyor. Aksi takdirde ne yazık ki bu sütler görüyoruz ya dökülecek ya hayvanlar kesime gidecek. Dolayısıyla süt olmadığı için de peynir ve yoğurt başta olmak üzere süt ürünlerinin üretiminde ciddi problemler yaşanacak. Bununla birlikte de tekrar ürün azlığından dolayı da süt ürünlerinin raflardaki satış fiyatları maalesef ki yükselecek. Bunun önüne geçmek için de tekrardan bu paritelerinin hesaplanması gerekiyor.”
“VATANDAŞLAR SOKAK SÜTÜNE RAĞBET ETMEMELİ”
“Sokakta satılan sütlerin özellikle yaz aylarında mikrobiyal yük taşıma riski, soğutma işlemlerinin yapılıp yapılmadığı şüphesi ve araçların hijyeni konusunda ciddi bir gıda güvenliği riski barındırabileceğini” ifade eden Toprak, vatandaşlara sokakta satılan sütlere rağbet etmemeleri çağrısında bulunarak, sözlerini şöyle noktaladı:
“Bir uyarıyı da yapmadan geçmeyelim. Normal şartlarda da aslında yasak. Sokakta satılan sütlere itibar etmemek gerekiyor. Çünkü ciddi bir mikrobiyal yük olma ihtimali yüksek. Antibiyotik ihtimalleri yüksek. Özellikle yaz aylarında soğutma işlemlerinin yapılıp yapılmadığı hakkında çeşitli şüpheler var. Sağım araçlarının ve araçlarının temizliğiyle ilgili ciddi sıkıntılar olabilir. O yüzden de sokak sütüne rağbet etmemek gerektiğini de bir uyarı olarak sunalım.”
]]>Eskişehir’in Orhangazi Mahallesi’nde yaşayan 73 yaşındaki Nurettin Toprak, 75 yaşındaki eşiyle birlikte, 36 yaşındaki yüzde 90 zihinsel engelli kızına adeta bir bebek gibi bakıp üzerine titriyor. Kızını çok seven Toprak, onu hafta içi her gün sırtına alarak oldukça dik merdivenlerden indirerek servise kadar taşıyor. Yoldan yaklaşık 5 metre yukarıda olan evinden her sabaha aşağıya, akşamları ise tekrar yukarı kızını sırtında taşıyan fedakar babanın ayağındaki platine rağmen gösterdiği çaba takdir topluyor. Baba Toprak, yetkililerden merdivenlere çözüm bulmasını talep etti.
“Benden bir şey isteseydi de dünyada hiçbir şeyim olmasaydı”
Kızının durumundan bahseden Nurettin Toprak “Hacer Toprak, yüzde 90 zihinsel engelli benim kızım. Kızım 36 yaşında, 36 yıldır bakıyoruz ona. Kendisi konuşamıyor, keşke benden bir şey isteseydi de dünyada hiçbir şeyim olmasaydı. Altını bağlıyoruz. Annesi zaten kanser, öyle bir durumu var. Onun da her iki dizini ameliyat ettik, platin var. Geçip gidiyoruz. Ben her akşam kızımın ayak parmaklarını temizliyorum. Kızım bize Allah’ın verdiği bir yadigardır. Bakın hanım da burada çoraplarını çıkardığım zaman ayak parmaklarını öperim her akşam. Kızımda bir gelişme yok ben diyorum ki, ‘Ya Rabbi, benim dünyada hiçbir şeyim olmasaydı ve kızım benden tek bir şey isteseydi. Napayım? Çaremiz bu işte” dedi.
“Ayağımda da platin var”
Ayağındaki platine rağmen kızını merdivenlerden sırtında indirip çıkardığını belirten 73 yaşındaki baba şöyle devam etti;
“Sırtıma alıp indiriyorum. Biraz önce merdivenlerde de gördünüz. Kızım, aktif olarak okuluna gidiyor. Yoksa gündüz akşam bizi bırakmıyor. Okula götürüp getiriyoruz, araba da aşağı da duruyor, mecbur indiriyoruz. Arabası alıp getirip götürüyor. Böyle geçinip gidiyoruz. Benim ayağımda da platin var, ameliyat oldum. Hanımın da her iki dizinde platin var. Eskişehir Şehir Hastanesi’nde 2 sene ameliyat oldu o da. Benim yaşım 73, hanım 75 yaşında. Gidip geliyoruz, başka çaremiz yok. Artık belediyenin bize yapacağı bir babalık yani başka bir şey değil.”
“Biz tekerlekli araba ile inip çıkarız”
Evinin girişindeki betonun kaldırılması yönünde çözüm isteyen baba Toprak, “Bir okuldan geliyor, bir okuldan gidiyor. Diyelim ki biz sokağa çıkacağız evin konumu bir tepenin üstü. Mecburen zorlanıyoruz. Bir ara ben düştüm. Çocuğumun kafasında yara izleri de var, benim de kaburgam kırıldı. Bizim isteğimiz girişteki betonun birini kaldırmaları. Onu kaldırsalar gerisini biz kendi gücümüzle yaparız yeter ki kaldırsınlar. Biz tekerlekli araba ile inip çıkarız. Şu anki merdivenden ne araba çıkıyor ne de başka bir şey. Bir çaremiz yok” ifadelerini kullandı. – ESKİŞEHİR
]]>***
30 Mart Filistin Toprak Günü, 15 Mayıs Nekbe (Felaket) Günü’yle birlikte Filistinlilerin ulusal kimliği, varoluş mücadelesi, sembolleri ve kolektif hafızası açısından en önemli iki tarihten biridir. Filistin Toprak Günü’nün kökeninde 30 Mart 1976’da İsrail’in Filistinlilere ait binlerce dönümlük arazilere el koyma girişimlerine karşı gerçekleşen grev ve yürüyüşler bulunuyor.
-Filistin Toprak Günü nasıl doğdu?
1976 itibariyle Filistin topraklarının tamamı İsrail işgali altındaydı ve Filistinli çiftçilere ait arazilere sıklıkla el konuluyordu. O yıl yeni bir müsadereye karar verilmesi sonrasında Filistinliler, güneyde Nakab’dan kuzeyde Celile’ye kadar pek çok yerde artan toprak gasplarına karşı seslerini yükseltti. Yürüyüşler esnasında İsrail askerlerinin halkın üzerine ateş açması sonucunda 6 Filistinli hayatını kaybetti ve yüzlercesi yaralandı. O günden beri her yıl 30 Mart’ta Filistin Toprak Günü, İsrail’in artan toprak gasplarına karşı bir mücadele günü olarak anılıyor.
Diğer yandan 1976 yılında yaşananlar, İsrail’in Filistinlilerin topraklarına el koymasının ilk örneği olmadığı gibi son örneği de değildir. Nitekim bütün bir 20. Yüzyıl tarihi İsrail’in hem siyasi otoriteyi güç kullanarak ele geçirme hem de halkı mülksüzleştirme anlamındaki toprak gasplarıyla doludur.
-Adım adım işgale giden yol
Yaygın spekülasyonların aksine, Osmanlı egemenliğinin son dönemine kadar Yahudi Ulusal Fonu, Filistin’deki arazilerin yüzde 2’den daha azına sahipti. Bu toprak edinimleri ağırlıklı olarak 19. Yüzyıl ortalarından itibaren devletten düşük bedeller karşılığı toprak satın alan ve Filistin’de yaşamayan Lübnanlı ve Suriyeli tüccar ailelerinin ilk Siyonist kafilelere şişirilmiş fiyatlar karşılığında arazileri satmasıyla mümkün oldu. Toprağı işleyen Filistinli köylüler ise gösterdikleri dirence rağmen bu arazilerden zorla çıkarıldı. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Filistin’de kurulan Britanya manda yönetimi yerli halkın artan tepkilerine rağmen toprak transferlerini hızlandırdı ve kolaylaştırdı. Ancak 1947 yılı itibarıyla Yahudi Ulusal Fonu mülkiyetine geçen arazilerin Filistin’deki arazilerin toplamına oranı hala yüzde 7’nin altındaydı.
Buna karşın 29 Kasım 1947 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda 13’e karşı 33 oyla kabul edilen Taksim Planı, Filistin’in yüzde 55’lik kısmının Yahudi Devleti’ne verilmesini kararlaştırdı. Zahiren kararı destekleyen David Ben Gurion liderliğindeki Siyonistler gerçekte bundan çok daha geniş bir toprak parçasına sahip olmak için yıllardır hazırlık ve plan yapıyordu. 1948’in nisan ayında Irgun, Haganah ve Lehi örgütleri Filistin köylerine saldırılar düzenleyip köyleri ele geçirmeye ve yerli nüfusu sürgün etmeye başladı. Mayıs ayında “resmen” patlak veren Birinci Arap-İsrail Savaşı sona erdiğinde ise Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs dışındaki tüm topraklar İsrail’in eline geçti. Yüzbinlerce Filistinli ise göçe zorlandı.
-İsrail’in toprak gaspında kanun kılıfı
İsrail’in devlet ilanı sonrasında mülkiyeti halen Filistinlilere ait olan topraklara “yasal” yollarla el koyma süreci başladı. Bu doğrultudaki ilk büyük adım, 1950 yılında çıkarılan 5710 sayılı Gaiplerin Mülkleri Yasası oldu. Bu kapsamda, yasanın çıktığı tarih itibarıyla 1 Eylül 1948’den önce ikamet ettiği yerde yaşamayan kişiler yani Nekbe sürecinde yerinden edilen kişiler “gaip” kabul edildi ve mülkleri İsrail’in mülkü haline getirildi. Bunu izleyen 1953 tarihli Toprak Edinimi Yasası ise devlet mülkü haline getirilen arazilerin askeri amaçlarla kullanılmasına ve üzerinde İsrail yerleşimleri kurulmasına olanak tanıdı. Takip eden yıllarda da yeni toprak transferlerine “meşru” çerçeve sağlayan yeni düzenlemelere gidildi.
1967 yılı İsrail’in egemenliğini tarihsel Filistin’in yüzde 78’inden yüzde 100’üne yaydığı bir yıl oldu. Haziran ayındaki Altı Gün Savaşı sonrasında Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs de askeri güç yoluyla işgal edildi. Üstelik Dördüncü Cenevre Sözleşmesi hükümlerince açıkça yasaklanan ve savaş suçu kabul edilen bir fiil de işlenerek, işgal edilen topraklara İsrailli yerleşimciler taşındı. Her yeni yerleşim biriminin inşası da yeni toprak gasplarını beraberinde getirdi.
Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden ve hatta yer yer Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) gelen itiraz ve tepkilere rağmen İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’da yeni İsrail yerleşim birimleri inşa etmeye devam ediyor. Bu şekilde işgali hem kalıcı hale getirmeyi hem de konsolide etmeyi hedefleyen İsrail, 1950’lerden beri uyguladığı yöntemlerle Batı Şeria’da mülkiyeti Filistinlilere ait olan arazilere de el koymayı sürdürüyor.
Yalnızca birkaç gün önce, Netanyahu hükümeti Batı Şeria’nın Ürdün Vadisi bölgesinde 800 hektarlık dev bir toprak parçasını “devlet mülkü” haline getirmeyi kararlaştırdı. Yine Batı Şeria’nın muhtelif bölgelerinde pek çok köy, geride bıraktığımız yıllarda askeri bölge haline getirilmek üzere Filistinli köylülerin elinden alındı.
20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla devredilen bu pratiklerde, askeri güç yoluyla Filistinlilere ait topraklar üzerinde siyasi hakimiyet kurulmasının ve “kanunlar” yoluyla Filistinlilerin arazilerinin ele geçirilmesinin birbirini tamamlayan iki araç olduğu görülüyor. Aynı zamanda, bugüne kadar gerçekleşen tüm toprak transferi süreçlerinde toprağın üzerinde yaşayan ve toprağı geçim kaynağı olarak kullanan yerli Filistinliler yaşadıkları yerden çıkarıldı.
Tıpkı toplu katliamlar ve tehcir gibi, mülksüzleştirme de bir etnik temizlik aracıdır. 1948’de etnik temizlik yoluyla kurulmuş olan İsrail, o günden beri hakimiyetini aynı araçları sistematik olarak kullanarak pekiştiriyor. İçinden geçtiğimiz süreçte dünyanın gözü Gazze’deki soykırıma ve yüzbinlerce kişinin yerinden edilmesine dönmüşken İsrail, Batı Şeria’da da etnik temizliği sürdürüyor.
[Dr. Selim Sezer, İstanbul Gedik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>CHP İstanbul Milletvekili Toprak, gündeme ilişkin farklı konularda hazırladığı değerlendirme raporuna ilişkin açıklama yaptı.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarında katledilen Filistinli sivillerin sayılarının arttığına işaret eden Toprak, “İsrail ile ticareti kesintisiz sürdüren iktidar, seçim meydanlarında İsrail ile ticaretin kesilmesini isteyen pankartlardan rahatsız. Gazze için buruk bir Ramazan yaşadıklarını söyleyenler, İsrail’in en büyük ticari tedarikçisinin Türkiye olmasını susarak geçiştiriyor. Meydanlarda Netanyahu’ya karşı en ağır ifadeleri kullanan iktidar sözcüleri, İsrail’i sözle kınayıp lanetliyor ama ikili ticareti hız kesmeden sürdürüyor.” ifadelerini kullandı.
“EKONOMİK MODELİN ÜLKEYİ UÇURUMA SÜRÜKLEDİĞİ GİZLENEMİYOR”
Şubatta yeni kurulan şirket sayısı yüzde 7,5 azalırken kapanan şirket sayısının yüzde 15,9’a yükselmesinin yaklaşan ekonomik ve sosyal depremin habercisi olduğunu kaydeden Toprak, “Yabancı yatırımcının gelmediği, yerli yatırımcının yurt dışına gittiği, borç-alacak kavgalarının cinayete dönüştüğü bir atmosfer tüm ülkeye yayılıyor. ” değerlendirmesini yaptı.
“KENDİNİ ERDOĞAN’A EKLEMLEYEN BİR SİYASİ PARTİNİN VARLIK NEDENİ ORTADAN KALKMIŞTIR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Bu benim son seçimim’ açıklamasının ardından Erdoğan’ı 4’üncü kez aday yapma arayışlarının başladığına işaret eden Toprak, “Kendisini Erdoğan ve AKP’ye endeksleyip-eklemleyen bir siyasi partinin varlık nedeni ortadan kalkmış, iddiası kalmamış, kendi partisinden umudunu kesmiş demektir. Ülkeyi tek kişiye mecbur etmek demokrasiye inanmamaktır. Türkiye, tek kişiye mahkum değildir, olmayacaktır.” ifadelerini kullandı.
“NİSAN AYINDAN İTİBAREN HANELER, SOLUK ALAMAZ HALE GELECEK”
Merkez Bankasının politika faizini 5 puan artışla yüzde 50’ye yükselttiğini anımsatan Toprak, şunları kaydetti:
“2018’de faizi yüzde 24’e, 2021’de yüzde 19’a çıkartan MB Başkanlarını görevden alan Cumhurbaşkanı, şimdi suskun. Bu karar, rezerv satıp kuru baskılama çaresizliğinin tıkandığını, enflasyonun dizginlenemediğini, yüksek faize boyun eğildiğini gösteriyor. Tüm faizleri yukarı çekecek bu kararın ardından, parasal sıkılaştırma, krediye erişim ve kredi kartı harcamalarına daha sert kısıtlamalar kaçınılmaz. Ancak çok ciddi mali disiplin, bütçe harcamalarında kısıntı, kamuda kapsamlı bir tasarruf içeren mali önlemler alınmadığı takdirde, tek başına faiz artışının etkisi kısa sürede sonuçsuz kalacak, maliyeti yüksek olacaktır. Yüksek faize rağmen kurların ve enflasyonun kontrolü zorlaşacaktır. Nisan ayından itibaren hanelerin ve işletmelerin soluk alamaz hale getirileceği bir süreç yaklaşıyor.”
“TÜİK VERİLERİ ÜRETİCİNİN CİDDİ BİR DARBOĞAZA GİRDİĞİNİ GÖSTERİYOR”
Tarımda üretici ve girdi fiyat endekslerinde aylık yüzde 7’yi aşan artışların gerçekleşmesinin, önümüzdeki aylarda tüm gıda maddelerinde yeni bir fiyat ve enflasyon artışı dalgasına işaret etiğini vurgulayan Toprak, “İktidar fiyat artışlarını ‘Ramazan fırsatçılığı’ diye nitelendirirken, TÜİK verileri üreticinin ciddi bir darboğaza girdiğini gösteriyor. Daha önce temel gıda ürünlerinde yaşanan fiyat artışlarını, soğan ve patatese kadar uzayan ürün kıtlığını ‘gıda teröristlerinin’ yarattığını öne sürerek sorunu para cezalarıyla çözmeye çalışan iktidar, şimdi yaş meyve-sebze ve diğer ürünlerdeki yüksek artışları ‘Ramazan fırsatçılığı’ diye nitelendiriyor. Üreticiye destek sağlamak yerine, fırsatçılıkla suçladığı üreticiyle-tüketiciyi karşı karşıya getirip ağırlaşan gıda ve beslenme sorununu gizliyor.” görüşünü dile getirdi.
“İKTİDAR SAMİMİYSE MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜ YASASINI YÜRÜRLÜĞE KOYSUN”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, “AB’ye tam üyelik hedefinin değişmediği, ilişkilerin güçlendirileceği” açıklamasında bulunduğunu anımsatan Toprak, “Şayet iktidar AB ile daha güçlü ilişkilerde samimiyse Medya Özgürlüğü Yasası’nı yürürlüğe koyma yönünde adım atabilir. Son dönemde kaynağı belirsiz sermayedarların sahipliğindeki yeni medya oluşumlarıyla ilgili iddiaların üzerine gidilebilir. Tüm bu adımları atmak için AB’ye tam üye olmayı, ilişkileri güçlendirmeyi beklemeye gerek yok. Demokrasiden, hukuk devletinden, özgür ve sansürsüz medyadan yana bir siyasi iradeyi sahiplenmek yeterlidir.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Ağrı Hüseyin Celal Yardımcı Fen Lisesinde öğretmen Melek Güçlü koordinesinde 9. sınıf öğrencisi Muhammed İkbal Kaya, volkanik Süphan Dağı’ndan etkilenerek proje hazırlamaya karar verdi.
Volkanik dağlardan verimi düşük arazilere toprak taşıyarak verimin artırılabileceğini düşünen Kaya, “Volkanik Toprakların Tarım Alanlarına Taşınmasının Yüksek Verimli Ürün Alımına Etkisi, Ağrı İli Örneği” projesini hazırladı.
Çevre dostu ve sürdürülebilir bir proje geliştirmeyi hedefleyen Kaya ve öğretmeni Güçlü, volkanik bölge özelliği taşıyan Türkiye’nin en yüksek noktası olan Ağrı ile Süphan ve Tendürek dağlarının yanındaki Hamur ilçesinden toprak numuneleri alarak projeyi tamamladı.
Ağrı, Bitlis, Hakkari, Muş, Siirt, Şırnak ve Van illerinin katılımıyla Batman’da 4 Mart’ta düzenlenen “TÜBİTAK 55. 2204 A Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması Van Bölge Finali”nde coğrafya alanında birinci olan Kaya, Ankara’da mayıs ayında yapılacak TÜBİTAK finaline katılacak.
Tutak Anadolu İmam Hatip Lisesinden danışman öğretmen Gamze Nur Aytekin, öğrencileri Merve Nur Altay, Hiranur Duran ve Yağmur Kılıç’ın hazırladığı “Geçmişten Geleceğimize Türk ve İslam Sembollerinin Senteziyle Yeni Tasarım Örnekleri” adlı proje de TÜBİTAK yarışmasında tarih alanında birinci oldu.
İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Kökrek, AA muhabirine, öğrencilerin başarılarıyla gurur duyduklarını ve her zaman onların yanında olduklarını söyledi.
Volkanik arazileri konu alan projenin amacının çorak arazilerdeki tarım verimliliğini artırmak olduğunu belirten Kökrek, şöyle konuştu:
“Dünya kaliteli gıda üretiminde sıkıntılı bir döneme doğru gidiyor. Atmosferin kirlenmesiyle gıdalarımızdaki nitelik düşmektedir. Bize de düşen görev, bu tür olumsuz durumların ortadan kaldırılması için projeler gerçekleştirmektir. Ağrı ve farklı iklime sahip Rize’nin topraklarını karşılıklı olarak yer değiştirerek hem ürün çeşitliliğini hem de toprağın kalitesini projenin sonucunda ölçmüş olacaklar. Tutak Anadolu İmam Hatip Lisesindeki öğrencilerimiz de tarih alanında bölge birincisi olarak TÜBİTAK finaline kaldı. İnşallah öğrencilerimiz finalde ilimizi en iyi şekilde temsil edecek.”
“Bu projeyle ekonomik refahımızı artırmayı düşünüyoruz”
Öğrenci Muhammed İkbal Kaya ise ailesinin Patnos ilçesinde tarımla uğraştığını ve Süphan Dağı’ndan etkilenerek projeyi yapmaya karar verdiğini anlattı.
Volkanik arazilerin toprak yapısının verimli olduğunu bildiğini dile getiren Kaya, “Bu projeyle ekonomik refahımızı artırmayı düşünüyoruz. Yurt dışında volkanik topraklar diğer verimsiz tarım alanlarına taşınabiliyor ama ülkemizde henüz bu yapılmadı. Acaba ‘biz yaparsak nasıl bir sonuç elde edebiliriz’ diyerek bu konuyu araştırmak istedik.” dedi.
Kaya, volkanik arazilerden aldıkları toprak numuneleri analiz ettirdiklerini, analizde toprağın sodyum, kalsiyum, demir ve çinko gibi elementler açısından yeterli düzeyde olduğunu, tarımsal verimlilik yönünden yeterli sayılabilecek mineraller içerdiğini ancak toprak taşınmasının maliyeti karışlayamadığını tespit ettiklerini ifade etti.
Toprağın organik madde açısından düşük olduğunu belirten Kaya, şunları kaydetti:
“Bu organik maddeyi artırmak için doğal gübreleme yöntemi kullanılabilir. Tarım alanlarında düzenli kalite kontrolü yapılması, ilaçlama ve iyileştirme çalışmalarının daha yüksek bir bilinçle gerçekleştirilmesi, kaliteli tohum kullanımı ve gübreleme gibi metotlarla toprak zenginliğimizin korunmasını ve tarımda verimin artırılmaya çalışılmasını öneriyoruz.”
Hedefinin Türkiye birinciliği olduğunu dile getiren Kaya, bunu başararak ülkeye bir şeyler kazandırmak istediğini söyledi.
Tutak Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencisi Yağmur Kılıç da 21 farklı tasarım yaptıklarını, Türk ve İslam sembollerini sentezleyerek yeni tasarım ürünlerini oluşturduklarını dile getirdi.
]]>Bingöl Valiliği ile Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından 18 Mart Şehitleri Anma ve Çanakkale Zaferi’nin 109’uncu yıldönümü nedeniyle şehit ve gazi ailelerine yönelik iftar programı düzenlendi. Programa Vali Ahmet Hamdi Usta, Belediye Başkanı Erdal Arıkan, il protokolü ve aileler katıldı. Okunan duanın ardından bir konuşma yapan Bingöl Valisi Ahmet Hamdi Usta, “Bu vesileyle vatan ve mukaddesat uğruna canlarını hiçe sayıp şehitlik mertebesine ulaşarak bu kutsal ve şerefli bir unvanı taşıyan şehitlerimiz ve yakınlarının ‘Şehitler Günü’nü ve ’18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 109. yıl dönümünü kutluyorum. Vatan, insanın halen üzerinde yaşadığı, geçmişin acı tatlı hatıraları ile avunduğu, istikbale ümitle baktığı, kısacası her üç zamanı da idrak ettiği bir mekandır. Vatan kelimesini özellikle kullanıyorum. Bir toprak parçasının vatan olabilmesi kolay değildir. Binlerce yıldır yurt edinilen, uğrunda şehitler verilerek kanla yoğrulan toprak parçasıdır vatan. Ülke ise sınırları çizilmiş bir oluşumdur, bir toprak parçasıdır. O yüzden ülkelerin sınırları ve kaderleri müzakerelerle masada çizilebilir. Oysa vatanların kader ve sınırları, alanlarda, muharebe meydanlarında bedel ödenerek çizilir. Bir toprak parçasına vatan diyebilmek için bedel ödemek gerekir. Başka bir deyişle vatan belli bir bedel ödenmiş toprağın adıdır. İşte bu bedel de, bu topraklar için verilen canlar, cephe meydanlarında bırakılan organlar ve de dökülen kanlardır. İşte vatan budur. Mukaddes vatan toprağı bu demektir. Toprağa mukaddesat kazandıran da verilen şehitler, dökülen kanlar, bırakılan hatıralardır. O yüzden dünya, sıradan gördükleri toprak parçaları için bu kadar mücadelemizi anlayamazlar” dedi.
“Bu vatan, bu millet, size minnet ve şükran borçludur” diyen Vali Usta, “Dünyada Türkiye gibi bir vatan yoktur ki, bu kadar çok bedel ödensin, şehitler verilsin, kanlar dökülsün, geriye gaziler bıraksın ve hala da bedel ödenmeye devam edilsin. Ama bu Türkiye gibi jeopolitik ve jeostratejik bir coğrafyaya sahip olan devletin kaçınılmaz kaderidir. Bu toprakları vatan yapmak için sizler en değerli varlıklarınızı; çocuklarınızı, eşlerinizi, kardeşlerinizi, yakınlarınızı, kısacası en sevdiklerinizi bu millet için feda ettiniz. Sizler vatanımızın birliği ve bütünlüğü için milletimizin huzurunu ve güvenliğini muhafaza için üstün cesaret, feragat ve kahramanlıklar gösterdiniz. Vatanımız için şehitliği göze alarak canlarınızı ortaya koydunuz. Bunun dünyada herhangi bir karşılığı söz konusu olamaz. Bundan daha kıymetli, bundan daha büyük bir fedakarlık da yoktur. Onların bu kahramanlıkları ve fedakarlıkları bizim varlık sebebimiz olmuştur ve bizler, sizler için ne yaparsak yapalım hakkınızı hiçbir şekilde ödeyemeyiz. Sizlere olan minnet borcumuzu anlatmada ne söylesek azdır, ne kadar güzel kelimeler kullansak yetersizdir. Sizler bizim en değerli misafirlerimizsiniz, başımızın tacısınız. Bu vatan, bu millet size minnet ve şükran borçludur” şeklinde konuştu. – BİNGÖL
]]>Emine Erdoğan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Tarım ve Orman Bakanlığının ilgili kuruluşu Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) tarafından düzenlenen “Tarımda Kadın Emeği Zirvesi”ne katıldı.
Zirve öncesinde Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Mersin’den Ordu’ya, Denizli’den Şanlıurfa’ya Türkiye’nin dört bir yanından gelen kadın çiftçilerin el emeklerini sergiledikleri stantları gezen Emine Erdoğan, buradaki ürünler hakkında bilgi aldı, kadın çiftçilerle sohbet etti, hatıra fotoğrafı çektirdi.
“Anadolu toprağı nasıl bereketliyse Anadolu kadını da çalışkandır”
Emine Erdoğan, zirvede yaptığı konuşmada, Avrupa kıtasının tamamında 13 bin çeşit bitki türü varken, Türkiye’de 12 bin çeşit bitki yetiştiğine dikkati çekti.
Bir ayrıcalık olan coğrafyanın bu zenginliğini korumanın herkese mühim bir sorumluluk yüklediğini ifade eden Emine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu sorumluluğun ağırlığını en iyi sizlerin anladığını düşünüyorum. Çünkü, kadınla toprak arasında, emeğe dayalı uzun bir geçmiş var. Tohumu, topraktan kundağına yatıran, suyunu dualarla veren, şefkat damlayan elleriyle büyüten, sizlersiniz. Toprağın alın yazısı olduğunu, sabrı öğreten kadim bir öğretmen olduğunu biliyorsunuz. Anadolu toprağı nasıl bereketliyse Anadolu kadını da çalışkandır, üretkendir.”
Emine Erdoğan, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gıda üretiminin yarıdan fazlasının kadınların ellerinde gerçekleştiğini belirtti.
“Sizler, bir yandan vatanınızı doyurarak milletimize analık yapıyor, diğer yandan henüz doğmamış evlatlarımızın hakkını gözetiyorsunuz.” diyen Emine Erdoğan, Ata Tohumu Projesi’ne başlandığında bu gerçeği çok daha iyi gördüklerini ifade etti.
“1537 çeşit ata tohumunu koruma altına aldık”
Emine Erdoğan, sandıklarda ve kilerlerde yıllarca saklanan ata tohumlarının, sahip olunan ferasetin, deneyimin ve ileri görüşlülüğün bir ispatı olduğunu dile getirdi.
2017’den bu yana 1537 çeşit ata tohumunu, gen bankalarında koruma altına aldıklarını vurgulayan Emine Erdoğan, “37 yerel çeşidi de tescil ederek kayıt altına aldık. Bildiğiniz gibi geleceğimizin güvence altına alınması için doğa temelli, sürdürülebilir üretim modelleri esastır. Böyle bir üretim de ancak bölgesel koşullara ve iklime uygun yerel tohumların kullanılmasıyla mümkün olabilir.” diye konuştu.
Yerel türlerin, bulundukları coğrafyanın hafızası olduğuna, bölgenin geçirdiği değişimleri bilerek, kendisini yeni koşullara adapte ettiğine dikkati çeken Emine Erdoğan, yerel türlerin korunmasının biyoçeşitlilik kaybına bağlı çevre krizlerinin engellenmesi için de çok önemli bir çaba olduğuna işaret etti.
Emine Erdoğan, “Tarlada, hasatta, nakliyede ve depolamada gıda kaybını önleyecek kalıcı çözümler üreteceğiniz kanaatindeyim. Bu noktada, aile çiftçiliği de hem iklim değişikliğiyle mücadelede hem de sürdürülebilir tarımda önemli bir güçtür.” şeklinde konuştu.
Tarımsal bilgi ve deneyimin hafıza merkezi olduğunu belirten Emine Erdoğan, gençlerin bu mirasa sahip çıkmaları için teşvik edilmesi çağrısında bulundu.
“Ekilmemiş tek bir karış toprağımız kalmasın”
Emine Erdoğan, tarımın en büyük zenginlik olduğu dünyada el birliğiyle, kırsalı gençler için fırsatlarla dolu bir alana dönüştürmenin önemine değinerek, şunları söyledi:
“İnanıyorum ki biz yerel ve bölgesel üretime sahip çıktıkça, hem geleceğimizi koruyacağız, hem de kırsalımızı kalkındıracağız. Doğru tarım uygulamalarıyla, tabiata ihtiyaç duyduğu şifayı vereceğiz. Peygamber Efendimiz, bir hadisişeriflerinde, ‘Kimin tarlası varsa onu eksin. Kendisi ekmezse din kardeşine ektirsin’ buyuruyor. Bir verip bin aldığımız toprağın, üzerimizde hakkı vardır. Bu hakkı, onu ekerek, koruyarak, zehirli maddelerden uzak tutarak teslim edebiliriz.
Bu hususta sizlerden çok şey beklediğimi ifade etmek istiyorum. Gelin sizler bu konuda öncü olun. Ekilmemiş tek bir karış toprağımız kalmasın. İmece kültürümüzü burada da yürürlüğe koyalım. El birliğiyle ekelim, el birliğiyle toplayalım. Toprağa yalnızca karnımızı doyuracak ürünü değil, geleceği de ektiğimizi hiç aklımızdan çıkarmayalım.”
Emine Erdoğan, kompost gübrenin toprağı zenginleştirdiğini, su tutma kapasitesini arttırdığını, üzerinde yetişen bitkiler için de şifa olduğunu, kimyasal gübreler ve zirai ilaçların ise toprağı yorduğunu, küstürdüğünü belirterek, şöyle konuştu:
“Mesela, biz Külliye’de oluşan organik atıklarımızı kompost gübreye dönüştürüyor ve park bahçe faaliyetlerimizde kullanıyoruz. Bahçede gördüğünüz bütün bitkiler kompost gübreyle beslenip serpiliyor. Böylece kimyasal gübrelerin toprakta birikmesini, derinlere sızarak yer altı sularına karışmasını ve gaz halinde havayı kirletmesini de engellemiş oluyoruz.”
Tarım uygulamaları ve toprak kalitesinin toplum sağlığını doğrudan etkilediğine dikkati çeken Emine Erdoğan, sofraya koyulan ürünlerin sağlıklı bir topraktan gelmediği takdirde nesillerin sağlığını bozduğunu söyledi. Emine Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kimyasal ilaç ve gübrelere alternatif doğal yöntemleri kullanmazsak biyoçeşitliliğimiz de tehlike altına giriyor. Oysa bu topraklar, Yaradan’ın yeryüzüne nakşettiği muhteşem bir eserdir. Attığımız her adımda, toprağa ve tabiata muamelemizde bu gerçeği hiç unutmayalım. Topraklarımıza bir anne şefkatiyle sahip çıkan siz değerli kadın çiftçilerimizin ve tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü şimdiden tebrik ediyorum. Tüm sorunlarınızın çözümünde ve projelerinizde destekçiniz olduğumu bilmenizi istiyorum.”
Emine Erdoğan, kadın çiftçiler Munise Çetin, Buket Yıldırım, Hatem Kümbet, Zübeyde Baloğlu, Merve Atıcı’ya plaket takdim etti, aile fotoğrafı çektirdi.
Zirve sonrasında kadın muhabirlerle de hatıra fotoğrafı çektiren Emine Erdoğan, onların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı.
Zirvede, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, TKDK Başkanı Ahmet Antalyalı ve TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı da konuşma yaptı.
]]>Tarım arazilerinin verimliliğinin her geçen gün azaldığı Dünya’da topraksız tarım önem arz etmeye başladı. Öğrenci değişim programı kapsamında Tayvan’dan Türkiye’ye gelen 23 öğrenci, Reyhanlı ilçesinde yaşayan Tuğba Alvanoğlu’nu topraksız tarımla tanıştırdı. Alvanoğlu, PVC boru içerisinde küçük kum taneleriyle ve suyla kurduğu sistemle, topraksız tarım yapmayı başardı. İlk olarak marul yetiştirmeyi başaran kadın, PVC boru içerisinde üretim yaparak gelir elde etmeyi başardı.
İş yerine kurduğu sistemin Tayvan’dan gelen 23 öğrencinin projesi olduğunu söyleyen Alvanoğlu, “Hatay’ın toprak bakımından çok zengin. Çok ciddi anlamda Türkiye’nin belirli ürünlerini de karşılayabiliyor. Ama ona rağmen buradaki gençlere ve en önemlisi depremde zarar gören gençlere bir örnek olmak. İlerleyen dönemlerde biliyorsunuz insanlar çoğalıyor ve toprak kalmayabilir, bunun küçücük bir bilim adamı şeklinde bir projeyle geldiler. Kendileri çok ciddi bir laboratuvar çalışması ile bize bu projeyi hayata geçirdiler. Çok ciddi anlamda da kısa bir süreçte verim aldık. Yapmış oldukları çalışma 3 aylık bir süreçti. 3 aylık süreçte gençlerimiz hem projeyi hayata geçirdiler hem de neler yetiştirilebilir bir de bunun takibini yaptılar. Yani farklı bir coğrafya da farklı bir olay nasıl hayata geçirilebilir, bunun çalışmasına resmen bizde şahit olduk. Çünkü insanların, acaba ‘nasıl yapılıyor, nasıl bir sistemle çalışıyor’ diye gerçekten dikkatini çekiyor. Çocukların ve gençlerin uğrak yeri olduğu için sürekli olarak bizler takip ediyoruz. Umarız ilerleyen dönemler de bu tür projeler hem gençlerimize örnek olur hem de tarım alanın da bu tür projelerle ekonomik yönden de ciddi anlamda bir destek olur” dedi.
Küçük kum tanelerinin su ile birleşiminden oluşan projede marul yetiştirmeyi başardıklarını belirten Alvanoğlu, “Teoride değil de pratikte belirli bir şekilde sizlere sunuyoruz. Sadece sudan ve küçücük kum taneleriyle beraber yapılan bir proje, suyun devir daim yapmasıyla çalışan bir sistem. Burada toprakta olan bütün alacağı maddeler neler varsa bu maddeleri bu sefer suyla beraber kayalarla suyun içine katarak yapıyorsunuz. Toprakta hangi ürün, hangi besleyici neler varsa, onu insan yapısı olarak su ve kumla birleştirerek böyle bir projeyi hayata geçiriyorlar. Şu anda marullarımız var. Dönem dönem mevsimsel olarak ürünler var. Önce ne kadar dayanaklıdır diye çiçeklerle denedik. Şimdi marullarımız var. Çok kısa sürede cevap verdi. Nerdeyse 10 günlük bile değil. Büyüyünce artık yemeye çalışıyoruz. Bu mevsim bittikten sonra daha farklı bir ürünle hayata geçireceğiz. Bu bizim biraz da pilot çalışmamız, bir pilot çalışmasında bunlar yapıldığı zaman, ilerleyen dönemde Reyhanlı’da yetişmeyen bir çilek ya da farklı ürünler olabilir. Bunları yapabiliriz” şeklinde konuştu. – HATAY
]]>Hatay Depremzede Derneği, Defne Hancağız Mahallesi’nde kamulaştırma kararı sonrası yaşanan zeytin kıyımına ilişkin basın açıklaması yaptı. Hatay Depremzede Derneği Hukuk Komisyonu üyesi avukat Fidel Doğru, “Hancağız köylüsü topraksızlaştırılmaktadır. Acele kamulaştırıldığı söylenen 600 dekarlık alanda takriben 30 bin fazla zeytin ağacımız bulunmaktadır. Elinde herhangi bir belgesi olup olmadığını bilmediğimiz kepçe dozer ve kamyonları ile zeytinliklerimizi sökmeye başlayan Binbay inşaatın herhangi bir resmi izni, belgesi iki satır yazısı var mıdır elinde? Son on yılda milyarlarca TL’nin üzerinde ihale alan, 2018 yılında AKP’den milletvekili aday adayı olan Bedrettin Binbay’ın şirketi Binbay yapı yine TOKİ ile anlaşma sağlayarak yeşilimizi griye, zeytinliklerimizi betona büründürüyor” diye konuştu.
Hatay’ın Defne ilçesinin Hancağız Mahallesi’ndeki kamulaştırma kararının ardından zeytin ağaçları kesildi. Hatay Depremzede Derneği, yaşanan zeytin kıyımına ilişkin Hancağız Zeytinliği’nde basın açıklaması yaptı. Hatay Depremzede Derneği Hukuk Komisyonu üyesi Avukat Fidel Doğru, şunları söyledi:
“Basın açıklamamıza Homeros’un İlyada Destanı’nda geçen bir sözüyle başlamak isteriz. ‘Ben herkese aitim ve kimseye ait değilim, sen gelmeden önce de buradaydım, sen gittikten sonra da burada olacağım.’ Homeros, zeytinin çığlığını insanlığa ulaştırıyor.
“ZEYTİNLİKLERİ ORTADAN KALDIRARAK HATAY YENİDEN İNŞA EDİLEMEZ, AYAĞA KALDIRILAMAZ”
2021 yılı zeytin üretim istatistiklerine göre Hatay, Türkiye’de üretilen toplam dane zeytinde yüzde 7’lik bir paya sahiptir. Hatay zeytinciliği, ülkemiz zeytin üretimindeki yerinin yanı sıra zeytinin anavatanı olarak kabul edilen bölge içerisinde yer alması ve bölgedeki zeytinciliğin çok eskiye dayanmasıyla da ayrı bir önem taşımaktadır. Zeytin ve zeytinlikler Hatay halkının ekonomik olduğu kadar sosyal ve kültürel hayatının da bir parçasıdır. Hatay halkı hep zeytinlerle, zeytinliklerle iç içe yaşam sürmüştür. Depremle kentsel yaşam ve tarihi kent merkezi ortadan kalksa da zeytinlikler Hatay kimliğinin, kadim-geleneksel yaşam biçiminin sürdürülmesine katkı sunmaya devam ediyor. Zeytinliksiz Hatay olmaz. Zeytinlikleri ortadan kaldırarak Hatay yeniden inşa edilemez, ayağa kaldırılamaz. Dahası zeytinlikleri ortadan kaldırarak Hatay’ı sosyal ekonomik kültürel olarak yaşanılabilir bir yer olmaktan uzaklaştırırsınız. Hatay halkı için zeytinin, zeytin ağacının, üretiminin, var oluşunun değerini anlatmak güç. Fakat yerinden acımasızca sökülen her ağaç yerinde bir kor bırakarak sökülüyor bizler için.
“ACELE KAMULAŞTIRMA KARARI İLE EL KONULAN ZEYTİNLİKLERİMİZ BİZLERİN GEÇİMİNE KATKI SUNAN YAŞAM KAYNAKLARIMIZDIR”
Dün Dikmece, Orhanlı, Gülderen. Bugün Hancağız. Yarın başka bir köy, başka bir mahalle… Bu kıyımı durdurmak için Hancağız’a sahip çıkmak, memleketimize sahip çıkmaktır. Üzerinde binlerce ağacın olduğu yüzlerce dönüm zeytinliğimiz, bini aşkın konutun inşa edileceği betona bürünecek. Toza bulanmış bu kentte en çok ihtiyaç duyduğumuz oksijenin de hayatımızdan çalınmasına neden olacak. Hancağız halkı yıllardır bu topraklarda atadan dededen kalma toprağını işler, zeytinine gözü gibi bakar. Acele kamulaştırma kararı ile el konulan zeytinliklerimiz bizlerin geçimine katkı sunan yaşam kaynaklarımızdır.
“DEFNE’NİN EN KÜÇÜK MAHALLESİNİN TARIM ARAZİLERİ VE ZEYTİNLİKLERİNİN ACELE KAMULAŞTIRILMASI ANLAŞILIR OLMAKTAN UZAKTIR”
Şubat Depremleri ile kaybettiklerimiz saymakla bitmez, Hancağız’da sadece bir ailenin onlarca kaybı var. Köyün yüzde doksanı yıkılmış durumda, barınma sorunları çözülmemiş, verilen sözler tutulmamış, insanlar hala çadırda veya konteynerde yaşamaktayken, sağlık, eğitim, ulaşım hizmeti almakta zorlanırken, bir gün topraklarımızın kamulaştırıldığı haberi ile karşılaşıyoruz. Ne bir tebligat ne bir askı süreci ne bir muhatap varken onlarca yıldır emek emek baktığımız zeytin ağaçlarımızın sökülmeye başlandığını görüyoruz. Onlarca canını, evini, işini kaybetmiş bir yılı aşkın süredir yaşam mücadelesi veren insanların elinden topraklarının habersiz, sorgusuz sualsiz alınması akıl alır gibi değildir. Hatay’da yüzlerce belki de binlerce dekar hazine arazisi varken Defne’nin en küçük mahallesinin tarım arazileri ve zeytinliklerinin acele kamulaştırılması anlaşılır olmaktan uzaktır.
“BAKANIN İŞGALCİ DİYE TANIMLADIĞI KÖYLÜLERİN ÇOĞUNLUĞU TAPU SAHİBİDİR. ASIL İŞGALCİ OLAN KİMDİR”
Hancağız köylüsü topraksızlaştırılmaktadır. Acele kamulaştırıldığı söylenen 600 dekarlık alanda takriben 30 binden fazla zeytin ağacımız bulunmaktadır. Atalarımızın zeytin ağacı ile ihya ettiği bu toprakların tapulu sahibi veya ecrimisilini ödeyen Hancağız köylüsü bu karardan sonra ne ekip ne biçecektir? Ne yiyip içecektir? Neyle geçinecektir? Elinde herhangi bir belgesi olup olmadığını bilmediğimiz kepçe dozer ve kamyonları ile zeytinliklerimizi sökmeye başlayan Binbay inşaatın herhangi bir resmi izni, belgesi iki satır yazısı var mıdır elinde? Son on yılda milyarlarca TL’nin üzerinde ihale alan, 2018 yılında AKP’den milletvekili aday adayı olan Bedrettin Binbay’ın şirketi Binbay yapı yine TOKİ ile anlaşma sağlayarak yeşilimizi griye, zeytinliklerimizi betona büründürüyor. Bakanın işgalci diye tanımladığı köylülerin çoğunluğu tapu sahibidir. Asıl işgalci olan kimdir? Hancağız halkı yasanın izin verdiği ölçüde hazine arazilerini zeytin ağaçları ile ihya etmiştir. Bahsi geçen alanın ne kadarı hazine arazisi, ne kadarı tapulu alandır?
“KENTİMİZİN EKOLOJİK DENGESİ İÇİN BÜYÜK BİR ÖNEME SAHİP ZEYTİNLİKLERİMİZİN ELİMİZDEN ALINMASINI KABUL ETMİYORUZ”
Zeytin ağaçları, kökleri toprağa sıkıca tutunarak erozyonu önler. Zeytin bahçeleri, çok çeşitli bitki ve hayvan türlerine de ev sahipliği yapar. Bu alanlar, kuşlar, böcekler ve diğer canlıların yaşam alanıdır. Zeytin ağaçları, fotosentez sırasında karbondioksiti emer ve oksijen üretir. Bu nedenle, atmosferdeki oksijenin artmasına katkı sağlarlar. Ayrıca toprak altındaki suyun korunmasına yardımcı olur. Kökleri, yeraltı sularını besler ve bu su kaynaklarının sürdürülebilirliğine katkı sağlar. Zeytinler, zeytinyağı ve doğrudan tüketim için çok önemli bir gıda kaynağıdır. Bu, yerel ekonomilere katkı sağlar. Kentimizin ekolojik dengesi için büyük bir öneme sahip zeytinliklerimizin elimizden alınmasını kabul etmiyoruz. Zeytinlikler onu eken biçen köylüye aittir.
“ZEYTİNLİKLERİMİZİ, TOPRAĞIMIZI, KÜLTÜRÜMÜZÜ, SOFRAMIZI, GEÇİM KAYNAKLARIMIZI SAHİPSİZ BIRAKMAYACAĞIZ”
Hancağız’ın nüfusu bine ulaşmamışken burada köyün içinden binlerce insanın yerleşeceği kocaman bir şehir yaratılacak olması köylüyü düşündüren ve endişelendiren başka bir konu olarak karşımızda duruyor. Yüzyıllardır komşusuyla, akrabasıyla, kültürüyle birlikte yaşayan bu halk, TOKİ inşaatlarıyla birlikte yaşamsal sorunların yaşanabileceğini öngörüyor ve bu konuda yetkililerin nasıl bir planlama yaptıklarını merak ediyor. Bu kıyımları gerçekleştirenlere sesleniyoruz. Zeytinliklerimizi, toprağımızı, kültürümüzü, soframızı, geçim kaynaklarımızı sahipsiz bırakmayacağız. İş makinelerinizi acilen zeytinlik ve ormanlık vasfı taşımayan hazine arazilerine, halkın evlerini kendi yerinde inşa etmek istedikleri alanlara yöneltin ve bu halkın barınma hakkını acilen bedelsiz bir şekilde karşılayın. Her iki başlığın da bizler açısından hayati öneme sahip olduğu barınma hakkımızla zeytinliklerimizi karşı karşıya getirmenize izin vermeyeceğiz.”
]]>Erzincan’ın’ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik’in işlettiği altın madeninde meydana gelen heyelanda sonrası toprak altında kalan 9 işçinin ailelerinin bekleyişi sürüyor. Uğur Yıldız’ın annesi Sevda Yıldız, “Benim çocuğumu biran önce bana versinler. Ben anneyim ve hissediyorum. Benim çocuğum yaşıyor. Ama bu gidişle ve çalışmaya göre benim oğlum açlıktan ölecek. Yeter artık toplantı üstüne toplantı. İlk 2 gün çalışma oldu, bir arpa boyu yol alınamadı” dedi. Baba Ali Ekber Yıldız ise “Bu kadar sahipsizlik olmaz. Bir bakanın, başbakanın çocuğu orada yatsaydı, o çocukları canlı canlı çıkarırlardı. Bir an önce evladımızı bize teslim etsinler. Başka bir şey istemiyoruz” diye isyan etti.
Çalık Holding’in ortağı olduğu Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 2010 yılı Aralık ayından beri altın üretimi yaptığı Çöpler Maden Sahası’nda çıkarılıp istiflenen toprak, 13 Şubat saat 14.28’de kaydı. Yaklaşık 10 milyon metreküp toprak, 200 metrelik yamaçtan bir su gibi vadiye doğru aktı. 9 işçi, geniş bir alana yayılan toprağın altında kaldı. Toprak altında kalan işçileri kurtarmak için Erzincan başta olmak üzere, Erzurum, Sivas, Rize, Malatya, Giresin, Diyarbakır, Tokat ve Tunceli’nden gelen AFAD ekipleri de görev aldı. Birçok gönüllü yardım kuruluşu da kurtarma çalışmalarına katılıyor. Bölgede 3 gün önce yaşanan toprak hareketliliği nedeniyle çalışmalar durduruldu. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın bölgede oluşturulan kriz merkezinde koordinasyonu ise devam ediyor.
Olayın üzerinden 9 gün geçti. Aileleri ve yakınlarının göçük altında kalan işçilerin çıkarılması için bekleyişi sürüyor. Uğur Yıldız’ın ailesi, ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
“YER ÜSTÜNDE YAŞAYAN VARLIĞI YERALTINA GÖMMÜŞ”
Uğur Yıldız’ın amcasının oğlu Selahattin Yıldız, “İki gündür yayın yok. Hanginiz duydu? Yayına geldi mi kısıyorsunuz. Biz burada bu canı alacağız. Vermek zorunda bu devlet. Yer üstünde yaşayan varlığı, yer altına gömmüş. Bunu vermek zorunda, çıkarmak zorunda. Ben bunun taşını okşamadan, mezarını ziyaret etmeden rahat etmem. Benim inancım, kültürüm bu. Bu kirli toprakları atsınlar. Benim her karışında dedemin burada şehit kanı var. Bu toprakları pisletmeyecekler. Bu toprakları neden kirlettiniz? Benim çocuğumu orada eritiyorsunuz. Onların gözü vadide, insanda değil” diye isyan etti.
“ÇOCUĞUMU ALMADAN BURAYI ASLA TERK ETMEYECEĞİM”
Olayın ardından bölgeye gelen işçilerin ailelerinin ise çocuklarının kurtarılma umudu ile bekleyişleri sürüyor. 1,5 yıl önce Gamze Yıldız ile dünya evine giren ve olay günü toprak altında kalan Uğur Yıldız’ın (33) annesi Sevda Yıldız (52) gözyaşı dökerek, “Söylenecek çok şey var. Benim çocuğumu bir an önce bana versinler. Kimse inanmasa da bir anneyim. Hissediyorum, benim yavrum yaşıyor. Ama bu çalışmaya göre benim çocuğum açlıktan ölecek. Bir an önce bu işi çözsünler. Benim yavrumu versinler. Ben alayım evime götüreyim. Yeter artık, toplantı üstüne toplandı kriz masası şudur. İlk iki gün çalışma oldu, bir arpa boyu yol alınamadı. Benim çocuğumun arkadaşları bana ‘İlk gün AFAD bizi içeri koymadı. AFAD bizi içeri soksaydı, biz 24 saat içinde biz arkadaşımızı kurtarırdık. Burayı bizim kadar kimse bilemez. Biz yıllardır burada çalışıyoruz’ dedi. Bir an önce çocuğumu bize versinler. Onların söylemesine bakarsanız ayları da bulur. O kadar dayanacak gücüm de sabrım da yok. Ben çocuğumu almadan burayı asla terk etmeyeceğim. Çocuğumu almadan gitmeyeceğim. Onların amacı bizi uzaklaştırmak. Ne şekilde üstünü kapatacaklar bilmiyorum. Bir adım gitmeyeceğim. Gerekirse oğlum için canımı feda edeceğim. Ne gerekirse onu yapacağım. Bir evin bir oğluydu, benim yavrumun kimseye zararı yoktu. Benim yavrum iyi niyetliydi” dedi.
“BİR BAKANIN, BAŞBAKANIN ÇOCUĞU ORADA YATSAYDI, O ÇOCUKLARI CANLI CANLI ÇIKARIRLARDI”
Oğlunun ve diğer işçilerin arama kurtarma çalışmalarını takip eden baba Ali Ekber Yıldız (58) ise sadece toplantı yapıldığını belirterek, “Bu kadar sahipsizlik olmaz. Bir bakanın, başbakanın çocuğu orada yatsaydı, o çocukları canlı canlı çıkarırlardı. Artık her şeyi kabullendik. Bir an önce evladımızı bize teslim etsinler. Başka bir şey istemiyoruz. Hayallerimizi aldılar. Kolumuzu, kanadımızı kırdılar. Çocuğumu aldılar benden. Şimdi toplantı üstüne toplantı yapıyorlar. Bilen insanları getirin. Toplantı, toplantı başka bilgi, çalışma yok. Kayma varmış. Kayma benim canımı aldı. Kayma varsa kaydırın gitsin. Orada bir canlı kalmadı ki. Biz her şeyi kabullendik. Lütfen bir an önce evladımı versinler. Olan garibanlara oluyor. Yazıklar olsun” diye konuştu.
]]>
Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat günü yaşanan olayda, yaklaşık 10 milyon metreküplük ve dağ görünümündeki yığma toprak kaymış, siyanürlü solüsyon ile toprağın madenin çevresine yayıldığı bildirilmişti. Toprağın altında kalan 9 işçiye ise arama kurtarma çalışmalarına rağmen hala ulaşılamadı.
TİP, İliç’te yaşanan faciaya ilişkin, eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum da dahil olmak üzere olayda sorumluluğu bulunan çok sayıda şirket ve kamu yetkilisi hakkında kamu davası açılması talebiyle suç duyurusunda bulundu.
Suç duyurusunda şu ifadeler yer aldı:
“Basında yer alan tüm haberlerde görüleceği üzere meydana gelen bu toprak kayması milyonlarca metreküplük dağ görünümü veren yığma toprak kütlesinin adeta nehir gibi akmasıyla gerçekleşmiştir. İşbu olay ‘münferit’ bir kazadan ibaret olmayıp maden işletmesinin faaliyete girdiği günden bugüne dek pek çok kusur ve ihmal işbu kazanın gerçekleşeceğini önceden göstermekteydi. Buna rağmen bahsi geçen tüm şüpheliler maden işletmesinin faaliyetinin durdurulması, gerekli tedbirlerin alınması yönünde görevini yerine getirmemiş ve hiçbir eylem gerçekleştirmemiştir.
13.02.2024 tarihinde gerçekleşen işbu facia nedeniyle toprak altında kalan 9 işçi henüz kesin şekilde bilinmemekle birlikte hayatını kaybetmiş veya yaralanmıştır. İnsan hayatı dışında ilgili bölge doğası telafisi imkansız zarara uğramıştır. İzah edildiği üzere bu facianın yaşanacak olması yetkililer için açıkça bilinebilir bir durum olup buna rağmen maden işletmesinin faaliyeti durdurulmamış, gerekli işlemler ve önlemler gerçekleştirilmemiştir. Sorumlular nedeniyle bugün halen 9 işçi toprak altından sağ veya ölü şekilde çıkarılmamıştır.
“ESKİ BAKAN MURAT KURUM VE YETKİLER HAKKINDA KAMU DAVASI AÇILMASINI TALEP EDERİZ”
Yukarıda izah edilen tüm nedenlerle, facianın meydana geldiği madeni işleten Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. yönetici ve yetkililerinin, yine tüm risklere rağmen görevini kötüye kullanarak ve izin ruhsat süreçlerini devam ettirerek onaylayan önceki dönem ve mevcut Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve Bakanlık yetkilileri, Erzincan Valisi ve Valilik yetkililerinin, ÇŞİB Erzincan İl Müdürü ve Müdürlük yetkililerinin, projeye ilişkin ÇED, izin ve denetim süreçlerini yürüten önceki dönem ve mevcut Erzincan Valisi ve sorumlu valilik yetkililerinin, Projeye ilişkin ÇED Olumlu kararı veren eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve bu süreci yürüten diğer sorumlu yetkililerin tespit edilerek, birden fazla işçinin hayatını kaybetmiş ve yaralanmış olması sebebiyle TCK 81 ve TCK 86 Maddeleri uyarınca, siyanür nedeniyle çevrenin kirletilmesi sebebiyle TCK Madde 181 uyarınca, bahsi geçen kamu görevlerinin görevlerini kötüye kullanması sebebiyle TCK 257 Maddesi uyarınca haklarında soruşturma başlatılmasını ve cezalandırılmalarının sağlanması için haklarında kamu davası açılmasını talep ederiz.”
]]>MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
Samsun Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Havva Yurduseven, AKP’li Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin, Kürtün vadisinin birinci sınıf mutlak tarım arazilerini imara açmasına tepki gösterdi. Bayzat, “Kürtün çayı vadisinde yer alan mutlak tarım arazisinin kesinlikle tarım dışı amaçla imara açılması doğru değildir. Samsun ilinde yapılaşmaya ve imara açılabilecek alternatif araziler varken 1. sınıf mutlak tarım arazilerde tarım dışı kullanıma izin verilmemelidir. Ziraat Mühendisleri Odası Samsun Şubesi olarak yer aldığımız Toprak Koruma Kurulu’nda Kürtün Çayı vadisindeki sulu mutlak tarım arazilerinin imara açılarak tarım dışı kullanılmasına karşı oy vereceği bilinmelidir” dedi.
Samsun Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Havva Yurduseven Bayzat, Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin Kürtün vadisindeki tarım arazilerini imara açmasına tepki gösterdi. Bayzat konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“KÜRTÜN VADİSİNİN YAPILAŞTIĞINI GÖRÜYORUZ”
Havva Yurduseven Bayzat şunları söyledi:
“Kürtün Çayı, Samsun’un Kavak ilçesinden kaynağını alıp merkez ilçeden Karadeniz’e dökülen akarsuırmağın yağış alanı 320 kilometrekare olup akarsu boyu 47 kilometredir. 1100 metre rakımdan doğan akarsu, döküldüğü yerde küçük bir delta oluşturur. Kürtün çayının Çivril Köyünden başlayan ve denize döküldüğü yere kadar olan yaklaşık 10 kilometrelik bölümünün her iki yanını kapsayacak şekilde alüvyal toprak özelliğindedir. Bu kısımdaki topraklar binlerce yıl boyunca Kürtün çayının taşıdığı ince malzemelerin akarsuların yayıldıkları alanlarda birikmesi sonucunda oluşan verimli tarım arazileridir. Toprak etüt haritalarında bu kısımda yer alan topraklar derin profilli, alüvyal özellikte ve 1. sınıf sulu tarım arazisi olarak yer almaktadır. Bir diğer ifade bu toprakların büyük kısmı dikili sulu mutlak tarım arazisidir. Kürtün çayı vadisinde her türlü meyve ve sebzenin üretilmesine uygun bu alanların tarım dışına çıkarılarak imara açılması 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’na göre de uygun değildir. Ancak son yıllarda tarımsal girdi fiyatlarındaki artış tarımsal faaliyetlerin yürütülmesinde sınırlayıcı bir etken olmaya başlamıştır. Tarımsal üretim sonucunda elde edilen gelirler düştükçe çiftçilerin son yıllarda tarımsal faaliyetleri terk ettiğine şahit olunmaktadır. Kürtün vadisinin konumuna baktığımızda, Atakum ve İlkadım ilçe sınırları arasında kaldığını, Ankara karayolu kenarında, doğusu ve batısının yapılaşmaya açılmış olduğunu görmekteyiz. Kürtün vadisi konumu itibarıyla yapılaşmanın tüm baskılarını üzerinde hissetmektedir. Kürtün vadisinde tarımsal faaliyetle uğraşan çiftçilerimizin yeterli tarımsal geliri elde edemediklerinden ve yapılaşma baskıları nedeniyle arazilerinin imara açılmasını talep edebilmektedirler. Samsun ilimizin başta Deveci armudu ve şeftali olmak üzere muhtelif meyveliklerin bulunduğu vadinin imar rantına karşı korunması için çiftçilerimize hibe şeklinde girdi desteği verilmesi gerekmektedir.
“TELAFİSİ MÜMKÜN OLMAYAN SONUÇLAR DOĞACAK”
6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli meydana gelen deprem göstermiştir ki taban suyu yüksek tarım alanlarına yapılan yapıların büyük çoğunluğu yıkılmış ve yıkılan binalarda binlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Kürtün vadisi de dere kenarında yer alan ve taban suyu yüksek olan bir konumdadır. Kürtün vadisinin imara açılması, meydana gelebilecek bir depremde zemin sıvılaşması nedeniyle telafisi mümkün olamayacak sonuçlar da doğurabilecektir. Kürtün çayı vadisinde yer alan mutlak tarım arazilerinin korunması amacıyla tarımsal faaliyette bulunan çiftçilerimize hibe şeklinde girdi desteği verilmeli, yapılaşmaya yönelik imar planlarının Samsun ilinde depreme dayanıklı zemini bulunan ve tarımsal potansiyeli düşük bölgelerde yoğunlaştırılması gerektiği düşünülmektedir. Yerel seçimler öncesinde rant için tekrar gündeme getirilen Kürtün çayı vadisinde yer alan mutlak tarım arazisinin kesinlikle tarım dışı amaçla imara açılması doğru değildir. Samsun ilinde yapılaşmaya ve imara açılabilecek alternatif araziler varken 1. sınıf mutlak tarım arazilerde tarım dışı kullanıma izin verilmemelidir. Ziraat Mühendisleri Odası Samsun Şubesi olarak yer aldığımız Toprak Koruma Kurulu’nda Kürtün Çayı vadisindeki sulu mutlak tarım arazilerinin imara açılarak tarım dışı kullanılmasına karşı oy vereceği bilinmelidir.”
]]>
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, geçen hafta Antalya’da aşırı yağışlardan kaynaklanan su baskınlarından zarar gören vatandaşların elinden tutulacağına inandığını belirtti.
Geçmiş olsun temennisinde bulunan Bahçeli, hayatını kaybeden vatandaşa Allah’tan rahmet, yaralı vatandaşlara şifa diledi.
MHP lideri Bahçeli, Erzincan’ın İliç ilçesinde altın üretimi yapılan bir maden sahasından çıkarılarak istiflenen toprağın kaymasıyla milleti hüzne boğan bir felaket meydana geldiğini hatırlatarak, milyonlarca metreküp toprak kütlesinin 200 metrelik yamaçtan bir sel gibi vadiye akarak geniş bir alana yayıldığını anlattı. 9 maden işçisinin toprak altında kaldığını anımsatan Bahçeli, toprak kaymasından hemen sonra kriz masası kurulduğunu, devletin gecikmeksizin bütün imkanlarıyla seferber olduğunu, ilgili bakan ve bürokratların kısa süre içinde maden sahasına giderek arama kurtarma faaliyetlerine refakat ettiğini dile getirdi. Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir haftadır AFAD ekipleri, gönüllü yardım kuruluşları, hatta yöre insanımız çalışmalarını fedakarlıkla yürütmektedir. İşçilerimize ulaşmak ve gün ışığına çıkarabilmek amacıyla maden alanına yığılan devasa toprak kütlesinin tahliye ve temizlik işlemi dikkatle ve kararlılıkla sürdürülmektedir. Ancak heyelan bölgesinde hala riskli alanların varlığı, bu kapsamda yeni toprak kaymalarının zaman zaman yaşanıyor olması, ister istemez arama kurtarma ekiplerini zora sokmakta, çalışmalarını da aksatmaktadır. Üstelik bölgenin yağışlar sebebiyle çamur ve balçıkla kaplanmış olması araştırma ve incelemelerin metal detektörlerle yapılmasını mecburi hale getirmektedir. Kayaçların içindeki altın cevherini siyanürleyip ayrıştıran, müteakiben kalan siyanürlü atıkları suyla arındırıp tekrar kullanılmasını sağlayan, yani çok zor şartlarda damla damla dökülen alın terlerinin bereketiyle helal lokmasını arayan işçilerimizin hayata döndürülmesi yegane dilek ve beklentimizdir. Üzgün olsak bile ümitsiz değiliz. Kaldı ki Allah var, gam yoktur. Ümitlerimizi diri tutarak bölgeden gelecek müjdeli haberlere kulağımızı çevirmiş durumdayız.”
“TBMM’nin devreye girmesini yerinde bulduk ve destekledik”
MHP Genel Başkanı Bahçeli, Çöpler köyündeki maden sahasında toprak kaymasını duyar duymaz Genel Başkan Yardımcısı ve Erzurum Milletvekili Kamil Aydın başkanlığında teşkil edilen bir heyeti Erzincan İliç’e gönderdiklerini belirterek, heyetin incelemelerini yaptığını, tespitlerini bir rapor hazırlayarak kayda geçirdiklerini anlattı.
Konuyla ilgili Meclis Araştırması Komisyonunun kurulmasını isabetli bir karar olarak gördüklerini ve yanında durduklarını aktaran Bahçeli, “Mezkur altın madeni faciasının her boyutuyla tetkik edilmesi, konuyla ilgili hiçbir boşluğun, hiçbir kuşkunun, hiçbir sisli noktanın bırakılmaması arzumuzdur.” dedi.
Özellikle bazı televizyon yorumcuların, sözde çevrecilerin, nevzuhur maden uzmanlarının ve rant devşirme peşinde koşan siyasetçilerin kamuoyuna yansıyan iddialarını dikkate alarak Meclis Araştırması Komisyonu marifetiyle dinlenmelerinin, doğal ve doğru bir tercih olacağını dile getiren Bahçeli, herkesin eteğindeki taşları dökmesini, kimin ne biliyorsa açıklamasını istedi. Türkiye’yi töhmet altında bırakan, millete korku aşılayan, yöre insanını istismar eden, heyelan bölgesini çıkarlarının ikmali için fırsat kapısı gören kim veya kimler varsa muhakkak görüş ve düşüncelerine müracaat edilmesi gerektiğini ifade etti.
Bahçeli, “Milletimizin, ak koyunu da kara koyunu da açıklıkla tefrik etmesi için uygun zemin oluşturulmalıdır. Adeta uzaya çıkar gibi özel koruyucu kıyafetlerin üstüne dehşet uyandıran maskeler takan ve ikinci Çernobil hezeyanını telaffuz edip siyanür atıklarının Sabırlı Deresi’ne akıtıldığını ve bu atıkların yağışla beraber yeraltı sularına karışarak Fırat Nehri’ni kirlettiğini söyleyenler iddialarını ispatla mükelleftir. Ağzıyla değil de karnıyla konuşanların şımarıklıkları tahammül sınırlarından taşmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yeni bir bilirkişi heyetinin oluşturulması akla en uygun seçenektir”
MHP lideri Bahçeli, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının konuyla ilgili kamuoyuyla paylaştığı “Toprak kayması sırasında akan malzemenin Fırat Nehri’ne ulaşmasının engellenmesi amacıyla Sabırlı Deresi’nin Fırat Nehri’ne ulaştığı menfezin kapaklarının kapatıldığı” şeklindeki açıklamasını aktararak, şunları kaydetti:
“Açıklama ortadayken, halen dedikodu üretmenin, halen kaygıları diri tutmanın ahlaken tutarlı bir yanı var mıdır? 9 canı, 9 hayatı kurtarma çalışmaları sürüyorken, kayan toprak kütlesinin içinde hangi ağır metallerin bulunduğuyla ilgili resmi ağızlardan bir açıklama yapılmadığını eleştirenlerin amacı bize göre üzüm yemek değil, bağcı dövmek için mevzi almaktır. Acılarımız üzerinde siyasi ve ideolojik geçim kapısı açmaya heveslenmek vicdansızlıktır, insafsızlıktır, izansızlıktır, pis bir fırsatçılıktır. Kayan toprak inşallah kaldırılacaktır, yaralarımız elbirliğiyle sarılacaktır, peki insanlığını kaybedenler tekrar eski hallerine nasıl dönebileceklerdir? Ayıp, günah, yazık değil mi?”
Bahçeli, ucu nereye dayanıyorsa dayansın sorumluluğu somut delillerle belirlenen kurum ya da kişilerin adli ve idari temelde hesap vermesinin acil ve elzem bir ihtiyaç olduğunu söyledi.
İliç’te tehlikeli bir sızıntının şu ana kadar tespit edilmediğini ifade eden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çöpler Altın Madeni’nde geçmişe sari var olan ihmaller zincirinin, 13 Şubat faciasındaki payını yok saymak elbette mümkün değildir. Çalışanların risklerden korunması için alınması gereken tedbirlerin göz ardı edildiği, yığınlarda oluşan çatlaklara karşı gerekli müdahalenin zamanında yapılmadığı, iş güvenliği uzmanlarının ikazlarına rağmen çatlakların oluştuğu alanlara solüsyon basılması gibi eksik, hata ve kusurların süreç içerisinde yaygınlık kazanarak felaketin alt yapısını hazırladığı, ABD’li şirketin alt işverenleri yeterince denetim ve gözetime tabi tutmadığı için tali kusurlu, maden operasyonlarından sorumlu olanların da asli kusurlu sayıldığı, maden sahasında oluşan çatlaklar nedeniyle bazı alt yüklenici firmaların işçilerini çektiği, ancak asıl yüklenici firmanın çalışmaya devam ettiği gibi iddialar bir haftalık süreç içinde ziyadesiyle gündeme yansımıştır. Bu kapsamda yürütülen adli soruşturmanın sağlam ve sağlıklı sonuçlar verebilmesi için hazırlanan bilirkişi raporunun aceleye getirilmesi bir başka tartışma konusudur. Bu nedenle bilirkişi raporunun tekrar ele alınması, yeni bir bilirkişi heyetinin oluşturulması bizim görüşümüze göre akla en uygun seçenektir.”
“Sayın Murat Kurum ne hikmetse hedef tahtası haline getirilmiştir”
Bahçeli, Çöpler köyündeki altın madeni felaketiyle birlikte Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum’un, hedef tahtası haline getirildiğini söyledi.
Bahçeli, “İliç’i konuşuyorken konunun Sayın Kurum’un bakanlık dönemine geçiş yapması, nihayetinde haksız ve hayasız eleştirilerin sökün etmesi sinsi bir propagandanın tedavülde olduğuna işaret etmiştir. İstanbul’da havlu atacaklarını şimdiden fark eden müflis zihniyetler Sayın Kurum’u yıpratmak için devreye girmişlerdir.” diye konuştu.
Çöpler köyündeki altın madeninin yüklenici firmasına ÇED raporunu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının vermediğini belirten Bahçeli, Bakanlığın yalnızca çevresel etkileri değerlendirip denetlediğini, bunun yanında altın madeninin çevreye zarar verip vermediğini incelediğini anlattı.
Altın madeninin geçmişte defalarca denetlendiğini, 21 Haziran 2022’de de 20 metreküplük siyanür sızıntısı nedeniyle sorumlu görüldüğü için madeni işleten firmaya Çevre Kanunu’ndaki en üst sınırdan para cezası verildiğini ve firmanın faaliyetlerinin geçici süreyle durdurulduğunu ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:
“Anlaşılacağı üzere Sayın Murat Kurum görevini layıkıyla yapmıştır. Verilemeyecek bir hesabının olmadığı ortaya çıkmıştır. Altın madeni felaketinin sızısı yüreklerimizi titretiyorken, çok geçmeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim sürecinin bir malzemesi haline getirilmesi baştan ayağa yanlıştır, maksatlıdır, utanmazlıktır. Menfur ve melun emel sahiplerinin çabaları boşuna, çırpınışları beyhudedir; Allah’ın izniyle, Türk milletinin teveccühüyle Ankara altın çağına ulaşacak, İstanbul muradına kavuşacak, yerel yönetimler zilletin ayak bağlarından mutlaka kurtarılacaktır. Ne yaparlarsa yapsınlar, istismarın kazanını olmayacak, iradesizliğin sonucu görülmeyecektir.”
Toprak altında bulunan işçilerin sağ salim çıkarılmalarını ve aileleriyle kucaklaşmalarını Allah’tan niyaz eden Bahçeli, “Maden felaketine neden olan ihmallerde payı bulunan hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmaması temennimdir. Taşı toprağı altın olan İliç ilçemizin ve Çöpler köyümüzün tekrar belini doğrultacağı günler yakındır; devlet-millet dayanışmasıyla bu sıkıntılı günler sabırla, sebatla aşılacaktır.” şeklinde konuştu.
(Sürecek)
]]>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar eşliğinde maden ocağı girişinde gazetecilere açıklamada bulunan Bakan Yerlikaya, kayıp 9 kişiyi aramayla ilgili ilk günden bu ana kadar çalıştıklarını söyledi.
İnsan kaynakları ve araç yönünden her şeylerinin tam olduğunu ifade eden Yerlikaya, şöyle konuştu:
“Hem Sabırlar Vadisi’ne gelen bugünkü ölçümle 8 milyon metreküplük kaymayla oluşan toprak kütlesi hem de hemen onun arka tarafındaki manganez ocağına gelen bugünkü ölçümle 2 milyon metreküplük kaymayla gelen toprak kütlesinde canlarımızı arıyoruz. Planımız var, buradaki kayan kütleden dron radarlarla beraber aramış olduğumuz araç konteyner ile ilgili olan lokasyonlarda çalışmalarımız belli ama tüm arama kurtarma veya tüm arama faaliyetlerinde bizim olmazsa olmaz bir önceliğimiz var. O arama kurtarma veya arama faaliyetlerinde bulunan AFAD ile onların koordinasyonundaki tüm insan gücünün güvenliği, yani önce güvenlik.”
Bakan Yerlikaya, arama faaliyetlerini yaparken bir çalışanın dahi canını tehlikeye atmamak için mücadele verdiklerini belirterek, bunun için bilim insanları, mühendisler ve son teknolojik cihazlarla çalıma yaptıklarını anlattı.
“Hızlı çalışan bir uyarı mekanizmamız var”
Arama kurtarma çalışmalarının yapıldığı ve toprak kütlesinin bulunduğu Sabırlar Vadisi ile manganez ocağı bölgesindeki hakim tepelere yerleştirilen radarla sismik ölçümler yaptıklarından bahseden Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Bir alarm sistemi de var. eğer toprak kütlesinin Sabırlar Vadisi ve manganez tarafına kayma ihtimali olursa aşağıdaki arama faaliyetindeki arkadaşlarımızın, çalışan kamyon, iş makineleri vesaire onların tamamıyla ilgili birçok hızlı çalışan uyarı mekanizmamız var. Şimdi açık konuştuğumuzu biliyorsunuz. Manganez ocağıyla ilgili az önce Sayın Bakanımız da söyledi, dün akşam ilk anından itibaren 6 gün önceki olayın olduğu günden bu yana oradaki duran kütlenin stabil değil maalesef aktif ama gittikçe de daha aktif hale gelme riskini görünce oradaki arama faaliyetini durdurduk.”
Sabırlar bölgesindeki aramayla ilgili durumdan bahseden Yerlikaya, “Oranın da tamamıyla ilgili yine onun üstünde duran liç alandaki kütlenin, bir bölümünün maalesef stabil değil orada da aktif olduğunu, bunun dışında kalan yerle ilgili de arama çalışmalarını yine baştan söylediğim gibi önce güvenlik duruşuyla, ilkesiyle devam ettiriyoruz.” dedi.
Yerlikaya, şunları kaydetti:
“İlk günden itibaren hep olumlu haber vermek, iyi haber vermek gayretindeyiz ama böyle bir gerçek var. Eğer bu her iki kaymanın olduğu lokasyonun sırtlarındaki liç alanı da stabil olsa, biz her gün size kaç araç naklini geçici toplama alanlarına naklettiğimizle ilgili her gün kendimizi nasıl geliştirdiğimiz haberlerini verecektik ve bununla beraber buradaki toplam kütleyi ne kadarlık bir sürede aktaracağımızı söyleyecektik. Ama şu anda içinde bulunduğumuz durum her zaman ama her zaman anlık. Maalesef bu olumsuzluğu göz önünde bulundurmamız ve dolayısıyla manganez ocağının olduğu yerdeki kısmı dün akşam itibarıyla durdurduk.”
Yerlikaya, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın da bölgeye geleceğini ifade ederek, ulaştıkları noktayı gün boyu değerlendireceklerini aktardı.
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, İliç’te maden ocağında yaşanan toprak kaymasına ilişkin, “İliç’te karşılaştığımız felaket sonucunda tarımsal üretim, yaban hayatı, balıklar, insanlar ve tüm canlılar için yıkıcı sonuçlar doğacağı açıktır. Siyanür ve sülfürik asit nedeniyle Fırat havzasında sulanan geniş bir tarım alanının zarar göreceği hesaplanmalıdır. Şu anda en önemli adım, toprak, su ve hava ortamlarında olası toksik madde kirliliğini hızla tespit etmek için bir kontrol-izleme faaliyeti başlatmaktır. Ayrıca, bölgede üretilen gıda ürünlerinin bu kirlilikten ne kadar etkilendiği belirlenmelidir. Siyanür, direkt olarak suya karışmasa bile toprağa karıştıktan sonra yeraltı sularına ulaşabilir. Yeraltı suları kendi döngüsü gereği denizlere, nehir ve göllere ulaşır ve içme suyunu etkiler. Toprağa karışan bu madde, içinde yaşayan canlıları öldürür ve toprağın verimini kaybetmesine neden olur. Bu durum, bir süre sonra siyanürle kirlenmiş topraklarda herhangi bir ürünün yetişmemesine ve dolayısıyla bir gıda krizine yol açar” dedi.
CHP Tarım ve Orman Bakanlığından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, 13 Şubat 2024 tarihinde Erzincan ilinin İliç ilçesinde Anagold Madencilik tarafından işletilen madende yaşanan toprak kayması sonucunda, bölgedeki tarım, hayvancılık ve yaban hayatında meydana gelebilecek olumsuzluklara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Adem’in açıklaması şöyle:
“SİYANÜR, DİREKT SUYA KARIŞMASA BİLE TOPRAĞA KARIŞTIKTAN SONRA YERALTI SULARINA ULAŞABİLİR. BU DURUM BU TOPRAKLARDA HERHANGİ BİR ÜRÜNÜN YETİŞMEMESİNE VE GIDA KRİZİNE YOL AÇAR”
“İliç’te karşılaştığımız felaket sonucunda tarımsal üretim, yaban hayatı, balıklar, insanlar ve tüm canlılar için yıkıcı sonuçlar doğacağı açıktır. Siyanür ve sülfürik asit nedeniyle Fırat havzasında sulanan geniş bir tarım alanının zarar göreceği hesaplanmalıdır. Şu anda en önemli adım, toprak, su ve hava ortamlarında olası toksik madde kirliliğini hızla tespit etmek için bir kontrol-izleme faaliyeti başlatmaktır. Ayrıca, bölgede üretilen gıda ürünlerinin bu kirlilikten ne kadar etkilendiği belirlenmelidir. Bu tür bir izleme ve kontrol faaliyeti, çevresel etkilerin hızla belirlenmesine ve gerekli önlemlerin alınmasına olanak sağlayacaktır. Siyanür, direkt olarak suya karışmasa bile toprağa karıştıktan sonra yeraltı sularına ulaşabilir. Yeraltı suları kendi döngüsü gereği denizlere, nehir ve göllere ulaşır ve içme suyunu etkiler. Toprağa karışan bu madde, içinde yaşayan canlıları öldürür ve toprağın verimini kaybetmesine neden olur. Bu durum, bir süre sonra siyanürle kirlenmiş topraklarda herhangi bir ürünün yetişmemesine ve dolayısıyla bir gıda krizine yol açar.
“ALTIN MADENLERİNİN HİÇ FAALİYETE GEÇMEMESİ GEREKİYORDU ANCAK BU SAĞLANAMADI”
Altın madenlerinin hiç faaliyete geçmemesi gerekiyordu ancak maalesef bunun sağlanamadığı görüldü. Şimdi yapılması gereken en önemli adım, toprak, su ve hava ortamlarında olası toksik madde kirliliğini hızla tespit etmek için bir kontrol-izleme faaliyeti başlatmaktır. Ayrıca, bölgede üretilen gıda ürünlerinin bu kirlilikten etkilenip etkilenmediği belirlenmelidir. Bu, çevreyi ve insan sağlığını korumak adına acil bir adım olarak görülmelidir. Bu tür denetim ve izleme faaliyetleri aslında Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı gibi ilgili kamu kurumlarının görevidir. Ancak, mevcut siyasi durumda bu kurumların görevlerini yerine getirmesini beklemenin pek de anlamlı olmadığı açıktır. Bu nedenle CHP olarak çevresel etkileri kontrol altına almak ve halk sağlığını korumak için kamu kurumlarını harekete geçmeye zorlamak ve acil önlemler alınması için gereken adımları atmak konusunda takipçi olacağız.”
]]>
Bakan Yerlikaya, “Toprağın yığıldığı yerden üç ana yere dağıldı. Sabırlı Deresi’nin olduğu yerde 5 milyon metreküp, maden ocağının olduğu yere 1.2 milyon metreküp ve yukarıda asılı kalan ama yerinden oynamış 3.5 milyon metreküplük bir toprak kütlesi var. Bizim zamanla yarışıp, çok dikkatli olmamız lazım. Tekrar kayma riski var.” ifadelerini kullandı.
Çalışmaların gece gündüz demeden, duraksamadan sürdüğünü ifade eden Yerlikaya, “Rakamlar devamlı değişiyor ama 2 bin 700 insan gücü, 800’ün üzerinde araç, teknoloji burada, ne ihtiyaç varsa o burada, bilgi, tecrübe, deneyim, bilim insanıyla hepsiyle beraberiz.” diye konuştu.
Yerlikaya, Bakanlık olarak arama kurtarma noktasında olduklarını anlatarak, şöyle konuştu: “O 2 bin 700 arkadaşımızın içerisinde 500 arama kurtarma, bunların her biri işlerinde tecrübeli ve deneyimli arkadaşlar. Her zaman olduğu gibi her şeyin başı iş sağlığı ve güvenliği diyoruz. 940 hektarlık bir arazi üzerinde dev bir tesis burası, her bakanlık kendi görev alanını yapıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı buranın ruhsat sahibi, bakanımız sağ olsun başından beri burada. Biz de ona güç veriyoruz.
Adalet Bakanlığımızın süreci belli, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığımız süreci yönetiyor. Tarım ve Orman Bakanlığımız özellikle DSİ Genel Müdürlüğünün burada büyük bir çalışması var. 5 milyon metreküpün aktığı ve kaydığı Sabırlı Deresi’nin geldiği o alanda Sabırlı Deresi haline gelen o 3 kolun kayan toprakla bir araya gelmeden onun tahliyesiyle uğraşıyor. Belli bir noktaya geldiler ve kısa zamanda bitecek. DSİ aynı zamanda bu kayan 5 milyon metreküp toprağın önündeki yere tedbir amaçlı set yapıyor.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının devamlı olarak belli aralıklarla bilim insanlarıyla beraber bölgeden numuneler aldığını hatırlatan Yerlikaya, numunelerin ya Bakanlığın buradaki mobil laboratuvarına ya da Türkiye’de akrediteli laboratuvarlarına gönderildiğini anlattı.
Yerlikaya, çalışanların sağlığı ve güvenliğiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ilgilendiğini aktararak, “Geçmişteki iş kazasıyla ilgili onların bir denetim süreçleri var ama aynı zamanda burada yapılan şu andaki bu arama kurtarma ve toprak tahliyesiyle ilgili olan süreç, yani burada çalışan 2 bin 700 kişinin güvenliğiyle ilgili çalışıyoruz. Bununla ilgili alınan güvenlik tedbirlerinin kontrolü yapılıyor.” diye konuştu.
Yerlikaya, liç alanı bölgesine yerleştirilen 2 jeoradar ile bölgeyi sürekli takip ettiklerini söyleyerek, alarm sistemiyle bunları kontrol ettiklerini belirtti. En ufak bir toprak kayması yaşanmadan, arama, tarama, toprak tahliyesi süreçlerinin tamamını sıkıntısız bitirmeyi arzuladıklarını vurgulayan Yerlikaya, bir an önce 9 işçiye ulaşmak istediklerini ifade etti.
Kayıp işçilerden 5’inin konteyner içerisinde, 1’inin manganez ocağına düşen kamyonda ve 3’ünün başka bir araçta olduğunu aktaran Yerlikaya, “Bunlarla ilgili tam hangi noktada olduğunu bilmiyoruz ama onun etrafında ve mücavirinde olduğu bir alanı işaretledik, oraya odaklanıyoruz. Seyir tepesinden göstermiş olduğumuz, basın buluşmasını yaparken gösterdiğimiz yerde konteynerle ilgili olan şeyi arıyoruz. Yer belli oraya odaklanıyoruz.” dedi.
Yerlikaya, bölgede görev yapan araç sayısı hakkında da bilgi vererek, şunları kaydetti: “50’nin üzerinde ekskavatör, günlük 1000 kamyonla hafriyat toprağını mermer ocağının olduğu güvenli ve geçici depolama alanına bir taşıma işleminden bahsediyoruz. Her gün bir öncekinden daha hızlı nasıl olabiliriz ama güvenli ortamda nasıl olabiliriz gayretiyle çalışıyoruz.
Basın mensuplarımızla gece gündüz demeden her zaman bir araya geleceğiz. Tek bir niyetimiz var, doğru bilgileri zamanında aktarmak, sizler aracılığıyla milletimize aktarmak. Sizler aracılığıyla duyurulmayan hiçbir şeye de değer vermesinler. Doğruyu bizden alsınlar, biz de bunları sizler aracılığıyla milletimizle paylaşalım ki gereksiz yere tartışma konusunu uğraş alanı haline getirmeyelim.”
Bakan Yerlikaya, bir gazetecinin firari şüphelinin olup olmadığını sorması üzerine “Firari bir şüpheli bilmiyorum, şu vakitte bilmiyorum. En son adli kontrol ve yurt dışı yasağı getirilen genel müdür olduğunu sizler de haber ettiniz. Adalet Bakanımız ve buradaki Erzincan Başsavcılığımız kamuoyunu çok yakinen izliyorlar. Eğer bununla ilgili bilgilendirme ihtiyacı hissettikleri zaman kesinlikle onlardan bir paylaşım görürsünüz, zaten yapıyorlar. Şu ana kadar 3-4 paylaşım yaptıklarını biliyorum.” yanıtını verdi.
]]>Sabah saatlerinde gözaltına alınan C.D., ifade işlemleri için İliç Adliyesi’ne sevk edildi. Burada ifade veren zanlı, yurt dışına çıkış yasağı getirilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Toprak kaymasına ilişkin soruşturmada, aralarında maden ocağını işleten firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 6 zanlı tutuklanmış, 2 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
İÇİŞLERİ BAKANI: 35 MİLYON METREKÜP TOPRAK VAR
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, liç alanında 35 milyon metroküp toprak olduğunu vurgulayarak toprak kaymasıyla birlikte Sabırlı Dere’ye 5 milyon metroküplük yeni bir kütle geldiği bilgisini paylaştı.
Günlük 1500 kamyonla tahliye yapıldığını da ekleyerek toprak altındaki 9 ailenin yakınlarını ziyaret ettiklerini belirten Yerlikaya, 2 bin 700 insan gücünün yer aldığı 500’ün üzerinde arama kurtarma ekibiyle çalıştıklarını, araç ve insan kaynağı olarak eksik olmadığını açıkladı.
ENERJİ BAKANI: HALK SAĞLIĞINA ZARAR VERECEK BİR ŞEY YOK
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da arama kurtarma çalışmalarıyla ilgili şu ifadeleri kullandı: “Arkada çok büyük bir kütle var. 3 ayrı noktaya aktığını görüyoruz. Buradaki toprak kütlesinin taşınacağı alanın hazır hale getirilmesi önemliydi. Büyük bir fedakarlık içerisinde çalışmalar devam ediyor. Çevre anlamında her türlü tedbiri almış durumdayız. DSİ alana su girmemesi için ciddi bir çalışma yürütüyor. Yeni bir su hareketini kontrol altına almak için çalışmalar yapılıyor. Şu anda halk sağlığına zarar verecek bir şey olmadığı belirlendi. En kısa zamanda kurtarma ve arama faaliyetiyle ilgili sonuç almayı ümit ediyoruz.”
Bayraktar, toprağın gideceği mermer ocağıyla ilgili hazırlıkların bittiğini belirtip onay sonrası toprak taşınmasına başlandığını söyledi. Bayraktar, radar ve dedektörlerle yapılan çalışmalarda tespit edilen noktalar olduğunu açıklarken “Bölüm bölüm kısım kısım tespit edilen noktalara göre kurtarma çalışmaları devam ediyor. Alınan numunelerin hiçbirisinde herhangi bir risk görünmüyor. İşçilere ulaşıldığında da buradaki tüm toprağı kaldırmak durumundayız.”
BİLİRKİŞİ HEYETİ ÖN RAPORU: ÇATLAKLAR GÖZ ARDI EDİLMİŞ
Maden sahasında incelemelerde bulunan iş güvenliği uzmanı, çevre, jeoloji, inşaat ve ziraat mühendislerinin bulunduğu heyetin hazırladığı bilirkişi ön raporunda, aralarında “yığındaki çatlaklar için vaktinde önlem almayan” proses oksit müdürünün de bulunduğu 5 kişi asli kusurlu bulunmuştu.
Raporda oksit operasyon başmühendisinin de yığın liçinde meydana gelen çatlaklar konusunda iş güvenliği uzmanı tarafından defalarca uyarılmasına rağmen solüsyon verdiği ve yığın liçinde hareketi hızlandırdığı, çatlakların belli aralıklara gelmesini gördüğü halde bunu hiçe saydığı, bu riskli durumu bilmesine rağmen alanın boşaltılması konusunu göz ardı ederek çalışanların can güvenliklerini tehlikeye attığının tespit edildiği vurgulanmış ve kazada asli kusurlu olduğu kanaatine varılmıştı.
6 ZANLI TUTUKLANMIŞTI
Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İliç’teki maden ocağında yaşanan toprak kaymasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve İliç Adliyesine çıkarılan J.R.G, A.C, H.Ü, M.B, Ş.D, S.D, M.T. ve A.R.K, savcılıktaki ifadelerinin ardından sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş, zanlılardan altın madeni ocağını işleten şirketin Kanadalı yöneticisi J.R.G’nin de aralarında bulunduğu 6’sı tutuklanmış, 2 zanlı adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.


İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve yetkililer eşliğinde maden ocağı sahasında gazetecilere açıklama yapan Bayraktar, kaymanın ardından oluşan kütlenin 3 ayrı noktada; mevcut yerde, dere yatağına ve arka taraftaki manganez ocağına akışı olduğunu gördüklerini belirtti.
Bakan Bayraktar, koordinasyon süreci içerisinde ilgili kurumlarla yapılan görüşmelerde en önemli konunun, toprak kütlesinin taşınacağı alanın tespiti ve oranın hazır hale getirilmesi olduğunu vurgulayarak, “Bu bölge tahliye edilmeye başlanmış durumda. Arama faaliyetiyle ilgili yoğun çaba, büyük fedakarlık ve uyum içerisinde devam ediyor.” diye konuştu.
Bayraktar, arama faaliyetlerinden kısa sürede sonuç alıp hem aileleri hem de tüm milleti neticeye ulaştırmayı temenni ettiklerini dile getirdi.
Sahada çevreyle ilgili alınması gereken ciddi tedbirlerin bulunduğuna da dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:
“Bununla alakalı her türlü tedbiri almış durumdayız. Özellikle DSİ, çok yoğun çalışmayla buradaki su hareketini kontrol edip, bu sahaya tekrar suyu sokmadan farklı alanlara yöneltmekle ilgili çok hızlı çalışma yürütüyor. Onlara teşekkür ediyorum. Aşağıda sedde ile ilgili çalışmalarımız büyük oranda tamamlanmış durumda. Yani yeni bir su hareketini kontrol altına almayla alakalı bütün tedbirler alınmış durumda.”
Bayraktar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının sürekli ölçümler yaptığına dikkati çekerek, “Şu anda gözüken, burada halk sağlığına zarar verebilecek herhangi bir şey olmadığı yönünde. Dolayısıyla o noktada da kontrollerimiz eş zamanlı, eş güdümlü şekilde devam ediyor. İnşallah en kısa zamanda arama kurtarma faaliyetiyle ilgili netice almayı ümit ediyoruz.” şeklinde konuştu.
“Toprak taşınmaya başladı”
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Bayraktar, eski mermer ocağındaki hazırlıkların hangi aşamada olduğu ve toprağın taşınma sürecinin ne kadar süreceği sorusu üzerine, toprağın taşınması hazırlıklarının tamamlandığını bildirdi.
Bakan Bayraktar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ilgili onayı verdiğini aktararak, “Nasıl bu yığın liç alanında yerleşimle alakalı onayları ÇED kapsamında ilgili Bakanlık verdiyse, orayla alakalı ‘Evet buraya şu şartları hazırladığınızda, buraya döküm yapabilirsiniz.’ onayını aldığımız için artık şu anda hem buradan hem de manganez ocağının olduğu yerden toprak taşınmaya başlandı. Sizi bugün oraya götüremiyoruz ama orada şu anda bu faaliyet devam ediyor. Yani yolda gördüğünüz kamyonlar oraya doğru hareket ediyor.” ifadesini kullandı.
Toprak altındaki işçilere dair iz olup olmadığı sorusu üzerine Bayraktar, ekiplerin radar, dedektör ve dronlarla tespit ettikleri lokasyonlara doğru yoğun şekilde çalıştığını söyledi.
“Yakın köylerde kullanılan içme suyuna buradan, atıkların, siyanürün akmamasına yönelik nasıl çalışma yürütülüyor?” sorusunu yanıtlayan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Şimdi buraya, bu dereye gelen temiz suyun daha yukarıdan kontrollü şekilde barajın arkasından normal temiz akış kanalına, kuşaklama dediğimiz hadiseyi DSİ çalışmış durumda. Dolayısıyla bununla alakalı herhangi bir risk görmüyoruz. Buradan şu andaki toprağın olduğu suyun, toprağın altından ilerlemesiyle alakalı da ileride biliyorsunuz sedde yapıldı. Orada da herhangi bir şekilde ölçümlerde, gözlem kuyularında aldığımız numunelerin hiçbirisinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın buradaki laboratuvarında, mobil laboratuvarında ve Ankara’ya gönderdiği numunelerde herhangi bir risk şu anda gözükmüyor.
Zaten burası kuru bir dereymiş, bize söylenen bilgi ama şu anda bu toprak kalkana kadar suyu buradan hareket ettiremeyiz. Dolayısıyla bunu mutlaka başka bir yere aktarmamız lazım. Daha sonraki süreçte de DSİ bu toprak kalktıktan sonra yine buradan bir kanalla suyu aşağı doğru gönderecek.”
“Şu anda çevre izin belgesinin verildiği şartlar ortadan kalktı”
Bayraktar, işçilere ulaşılsa dahi toprak kaldırma çalışmalarının devamına yönelik soruya ilişkin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının mevzuatına göre buranın mutlaka kaldırılıp farklı yerde depolanması ve istiflenmesi gerektiğini, dolayısıyla çalışmalara devam edeceklerini söyledi.
Madenin çevre izin belgesinin iptal edildiğini hatırlatan gazetecinin, “Madenin geleceğiyle ilgili başka tasarruf olacak mı?” sorusunu ise Bayraktar, şu şekilde yanıtladı:
“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız, çevre izin belgesini iptal ettiler. Dolayısıyla çevre izin belgesi olmayan herhangi bir işletme, maden veya herhangi bir şeyin çalışması söz konusu değil. Dolayısıyla çevre izin belgesi şu anda iptal edilmiş durumdadır. Yani bu madenin çalışması için gerekli izinler, müsaadeler, her kurumun farklı şeyi var ama esas itibarıyla çalışma izni, faaliyet izni, çevre izin belgesi üzerinden olur. Çevre izin belgesi olmayan herhangi bir madenin çalışması söz konusu değildir. O belge olana kadar, yenilenene kadar, şayet yenilenecekse herhangi bir faaliyet söz konusu olamaz. Şu anda o çevre izin belgesinin verildiği şartlar ortadan kalktı. Onun için çevre izin belgesini bakanlığımız iptal etti.”
]]>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ve yetkililer eşliğinde maden ocağı sahasında gazetecilere açıklama yapan Yerlikaya, toprak kaymasının üzerinden 6 gün geçtiğini hatırlattı.
İlk andan itibaren devlet, hükümet olarak tam bir seferberlik ruhuyla durmadan duraksamadan çalıştıklarını ifade eden Yerlikaya, şöyle konuştu:
“Bu maden ocağı, 940 hektarlık bir arazi. Hemen ardımız görmüş olduğunuz liç alanı dediğimiz yerde yaklaşık 35 milyon metreküplük bir toprak kütlesi var. 14.28’de o vakitte, toprağın kaydığı zamanda, bu ardımızdaki Sabırlı Dere Alanı dediğimiz yere yaklaşık 5 milyon metreküplük bir toprak kaymasıyla yeni bir kütle vadiye doğru geldi. Hemen arkasındaki manganez ocağı dediğimiz yer var ki, oradan geliyoruz. Orada da 1,2 milyon metreküplük bir toprak kaymasıyla yer değiştirmiş vaziyette ve hemen sırt tarafta yani toplam liç alanının olduğu yerde de devamlı karşı tepelerde iki tane konuşlandırılan jeoradarla da duraksamadan yaptığımız arama kurtarmayla ilgili, çalışmalarımızda çalışan arkadaşlarımızın güven ortamında çalışmasıyla ilgili bundan sonra olma ihtimali olan bir kaymayı anlık izliyoruz. Bunun da altını çizmek istiyorum.”
Yerlikaya, arama kurtarmayla ilgili AFAD’ın başından beri 500’ün üzerinde profesyonel ekiple görev yaptığını belirterek, 2 bin 700’ü aşkın kişi, 800 en modern ve güçlü araçla bölgede çalışmaları sürdürdüklerini dile getirdi.
“Sabır, şu anda en fazla ihtiyacımızın olduğu duygu”
Araç ve insan kaynağı olarak hiçbir eksiklerinin bulunmadığını vurgulayan Yerlikaya, “Anbean buradaki bilim insanlarımızın yol göstericiliğinde, istişarelerle, işçimizden şoförüne varıncaya kadar hepimizin tek niyeti var. Bu işi olabilecek en kısa zamanda tamamlamak. Bunun için de eğer ilave araç ve insan kaynağıyla ilgili bir ihtiyacımız doğuyorsa bilin ki olabilecek en kısa sürede bunu biz tamamlıyoruz. Öncelikle 9 canımız şu anda bu toprağın altında. Yakınlarımızın her birini ziyaret ettik, devamlı da ediyoruz. Onlar da buraya zaman zaman geliyorlar. Onların akrabalarından bu maden ocağında çalışan kardeşlerimiz de var. Az önce onlarla tekraren görüştük. Onların sabrı, anlayışı için minnettarız. Tekrar geçmiş olsun dileklerimi paylaşmak istiyorum. Sabır, şu anda en fazla ihtiyacımızın olduğu duygu.” diye konuştu.
Yerlikaya, çalışmalarla ilgili planlarından bahsederek, şöyle devam etti:
“Böyle büyük bir toprak kütlesinin hareket ettiği bir ortamda bizim planımız basitçe şu, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızdan arkadaşlarımız ve bilim insanlarımızla hemen bu ardımızdaki görmüş olduğumuz 5 milyon metreküplük hedef alanda ve arkasındaki manganez alanında toprağı geçici depolama alanı olarak az önce gelmiş olduğumuz ve tamamen Çevre Şehirciliğin bizzat talimatıyla ve yerinde yaparak oluşturmuş olduğu güvenli ortama geçici tahliye ediyoruz. Şu an için 60’a yakın ekskavatör ki en büyük hacimli ekskavatörlerle günlük bin, 1500’e yakın bir kamyon hareketiyle burayı ve hemen arkasındaki manganez ocağı, kamyonun içinde bulunduğu, toprak kaymasının olduğu yere, bu tahliye sürecini AFAD koordinasyonunda yapmaya devam ediyoruz. İklim koşulları ve özellikle jeoradarların devamlı takibiyle güvenli bir ortamla ilgili sıkıntı olmadığı müddetçe, Allah’ın izniyle aziz milletimize, bu kardeşlerimize eriştiğimizin müjdesini verebilmek için canı gönülden çalışıyoruz.”
” Bir ihmal, bir kusur varsa, kesinlikle hak, adalet tecelli edecek”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çalışmaların her anını yakından takip ettiğini aktaran Yerlikaya, tüm ekiplerin koordineli bir çalışma yürüttüğünün altını çizdi.
Yerlikaya, bir gazetecinin adli soruşturmalardaki gelişmelerle ilgili sorusu üzerine, “Adalet Bakanı’mız sürecin takipçisi ve bağımsız Türk yargısı burada. Bir ihmal, bir kusur varsa, bilin ki kesinlikle ve kesinlikle hak, adalet tecelli edecek. Buna hiç kimsenin şüphesi olmasın. Gerek Yılmaz Bakanımız, gerekse Başsavcılığımız bununla ilgili sizleri de bizleri de aydınlatır ve süreç de benim bildiğim kadarıyla devam edecek.” yanıtın verdi.
]]>Bakan Bayraktar, maden ocağı yerleşkesinde bulunan Kriz Yönetim Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, haritalar üzerinden arama kurtarma çalışmalarında gelinen son duruma ilişkin bilgi verdi.
Heyelan sonrasında yaklaşık 10 milyon metreküplük toprak aktığını, hesaplamalara göre Sabırlı Deresi’ne ise yaklaşık 5 milyon metreküp toprağın hareket ettiğini söyleyen Bayraktar, heyelanın iki yönlü gerçekleştiğini hatırlattı.
Arama kurtarma çalışması süren 9 kişiden 6’sının bu dere yatağına gelen toprak alanının içerisinde, 3’ünün ise manganez ocağının içerisinde olduğunu düşündüklerini kaydeden Bayraktar, çalışmaları bu bölgeye yoğunlaştırdıklarını dile getirdi.
Manganez ocağında 1,5 milyon metreküpe yakın bir toprak bulunduğunu, bu toprağın 35 metre yüksekliğe ulaştığını, bunun da neredeyse 12 katlı bir apartmana karşılık geldiğini aktaran Bayraktar, şöyle konuştu:
“Dolayısıyla oraya erişmeye çalışıyoruz. Özellikle geçtiğimiz 3 gün içerisinde çok ciddi bir heyelan riski devam ediyordu. Dolayısıyla AFAD çalışanlarımızın da çalışma alanını riske sokacak bir durumdaydı. Biz özellikle dün akşam itibariyle biraz daha sahanın stabil, durgun olduğunu gördük. Onun için de çalışmalarımızı geceden itibaren yoğunlaştırdık. Çok büyük bir topraktan bahsediyoruz, yaklaşık 210 bin metrekarelik bir alanı etkiledi. Dolayısıyla burada özellikle yaptığımız radar ölçümleri, dedektörlerle yaptığımız çalışmalar neticesinde potansiyel işçi kardeşlerimizin ulaşacağı yerleri tespit edip oralara yoğunlaşmış durumdayız.”
Dere yatağına gelen toprağın kaldırılmasının öncelikli konulardan biri olduğunu, bunun çok zaman alabileceğini dile getiren Bayraktar, “Ama bu toprakları da herhangi bir yere gelişigüzel bir şekilde koyma şansımız yok. Dolayısıyla bu kontamine olmuş toprağı, en emniyetli olabilecek yer olarak manganez ocağının yanında geçmişte çalışılmış bir mermer ocağına aktarmayı planlıyoruz. Buna karar verdik. Mermer ocağını hazırlıyoruz. Gerekli tedbirleri almak suretiyle inşallah buradan toprağa hızlı bir şekilde şuraya aktarmış olacağız.” diye konuştu.
“Su ve toprak analizlerini yapıyoruz”
Bakan Bayraktar, haritalar üzerinde Sabırlı Deresi yatağını göstererek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buradan herhangi bir şekilde suya, hem buradaki suya hem de yer altı suyuna kontaminasyon, bulaşma olmasın istiyoruz. Onun için bu işlemi biraz hızlı yürütüyoruz. Her gün farklı lokasyonlardan, suyla alakalı 9 ayrı lokasyondan ölçüm alıyoruz. Barajın hem kaynak kısmında hem çıkış kısmında iki ayrı noktadan su ölçümü yapıyoruz ve halk sağlığını etkileyecek herhangi bir olumsuzluk var mı ona bakıyoruz. Önceki günlerde ve en son dün itibariyle yaptığımız ölçümlerde herhangi bir olumsuzluğa rastlamış değiliz.
Onun dışında Çöpler Deresi ve Sabırlı Deresi’nin hem gözlem kuyularında hem Sabırlı Deresi’nin burada kurduğumuz seddi önünde ve arkasında ölçümlerimizi gerçekleştiriyoruz. Dediğim gibi çok şükür bu 9 lokasyonun hiçbirinde suda halk sağlığına zarar verecek herhangi bir olumsuzluk söz konusu değil bugün itibariyle. Ama biz yakın bir şekilde hem suyu hem toprak analizlerini yapıyoruz hem buradaki laboratuvarlarımızda yapıyoruz hem de Ankara’da yapıyoruz. Dolayısıyla işin çevresel boyutu, çevreye verdiği olumsuzlukla alakalı konuları da yakın bir şekilde takip ediyoruz.”
Bakan Bayraktar, buradaki toprağın kaldırılmasının arama kurtarmayı da destekleyecek bir konu olduğunu dile getirerek, konuyla ilgili soruşturmanın ise titizlikle devam ettiğini ifade etti.
Adli soruşturma kapsamında 6 kişinin tutuklandığını, 2 kişinin adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını hatırlatan Bayraktar, dün madenci aileleriyle de bir araya geldiklerini belirtti.
Onlara gerekli bilgileri verdiklerini ve her şeyi bütün şeffaflığıyla anlattıklarını vurgulayan Bayraktar, “Temiz suyun buradaki dere havzasına karışmadan daha farklı yollarla aktarılmasıyla alakalı da özellikle DSİ’nin koordinasyonu ve kontrolünde ciddi bir çalışmayı yürütüyoruz. Yani hem çevreyle alakalı gerekli tedbirleri almaya devam ediyoruz hem de yoğun bir şekilde arama kurtarmaya gece gündüz devam ediyoruz. Ümit ediyorum en kısa sürede bu kardeşlerimize ulaşırız.” ifadelerini kullandı.
“Kamyona ait parçaları bulduk”
Daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bayraktar, toprak kaymasının olduğu gün dinamit patlaması olduğu iddialarıyla ilgili soru üzerine müfettişlerin bu konuda soruşturmasının sürdüğünü ancak toprak kaymasının olduğu gün patlatma yapıldığıyla alakalı kendilerinde bir veri olmadığını söyledi.
Patlamayla ve sahada bulunan dinamitle alakalı şu ana kadar gördükleri bir aykırılık olmadığını aktaran Bayraktar, “Ama soruşturma bitmeden de bir şey söylemek erken olur diye düşünüyorum.” dedi.
Başka bir gazetecinin “kayıp madencilerin kullandığı bir kamyonun parçalarının bulunduğu” iddiasıyla ilgili sorusu üzerine de Bayraktar, “Evet bu kamyona ait parçaları bulduk. Dolayısıyla oraya odaklanmış durumdayız.” diye konuştu.
“5 işçinin konteyner içerisinde olduğu ve 6 metre derinlikte tespit edildiği” iddialarına ilişkin soru üzerine ise Bayraktar, bu konuda çok net bir bilgilerinin olmadığını, madencilerin dere yatağına gelen kısımda konteynerin içerisinde veya civarında olduklarının tahmin edildiğini, tespit edilen bazı lokasyonlar bulunduğunu bildirdi.
Toprak hareketliliğinde daha stabil bir görüntü
Bakan Bayraktar, toprak istiflerinin nasıl yapıldığı ve mevzuatın ne kadarına izin verdiğine ilişkin soruya da şöyle cevap verdi:
“3 ayrı lokasyonda istiflemeden söz edebiliriz. Yani üçe bölünmüş gibi düşünebiliriz. Maden firması atıkla alakalı Çevre Şehircilik Bakanlığının ilgili birimlerine planlamalarını sunarak izinlerini alıyor. Uygulama, soruşturma konusu, zaten ana konulardan bir tanesi. Uygulama esnasında yaptıkları farklı bir şey var mı? Bu soruşturmanın neticesinde ortaya çıkacak.”
Yeni bir göçük ihtimali olup olmadığına yönelik soruya da Bayraktar, ana toprak kaymasının olduğu manganez ocağı tarafında toprak hareketlerini cihazlarla takip ettiklerini, son 3 günde bazı hareketler olduğu için daha temkinli hareket ettiklerini ifade ederek dün akşamdan bu yana ise biraz daha stabil bir görüntü olduğu için sahada daha yoğun bir çalışma yaptıklarını anlattı.
Bakan Bayraktar, bu noktada bir aksilik yaşanmadan en kısa sürede 3 kişiye ulaşmayı planladıklarını da sözlerine ekledi.
]]>Bakan Bayraktar, maden alanında arama kurtarma çalışmalarına ilişkin basına açıklamalarda bulundu.
Kurtarma çalışmalarının yoğun şekilde sürdüğünü belirten Bayraktar, “9 kardeşimizi arıyoruz. Bu arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin, işçilerimizin 3’ünün bir lokasyonda, 6’sının diğer bir lokasyonda olduğunu tespit ettik. Belirlediğimiz noktalara inşallah bugün daha yoğun bir şekilde gireceğiz.” şeklinde konuştu.
Bayraktar, bütün riskler alınarak kurtarma çalışmalarına daha fazla yoğunluk verileceğini dile getirerek, “İnşallah ümit ediyorum ki bunlardan da netice alırız çünkü buradaki ailelerin, buradaki işçi kardeşlerimizin yakınlarının yoğun bir şekilde beklentileri var, çok haklı olarak. Biz de bunlara cevap verebilmek için gayret ediyoruz, çalışıyoruz.” diye konuştu.
Tehlikeli sızıntı iddialarına yönelik de sahada sürekli olarak ölçümlerin yapıldığını, heyelanın oluştuğu dere yatağının ilerleyen kısımlarında hem sudan hem topraktan sürekli numune alındığını ve testlerin yapıldığını belirten Bayraktar, şu ifadeleri kullandı:
“Şu ana kadar yaptığımız tespitlerle, testlerin neticesinde endişe edecek, endişeye mahal edecek bir durum söz konusu değildir. Halk sağlığını tehdit edecek veya orada çalışan şu anda personelimizi, özellikle AFAD personelini tehdit edecek herhangi bir şey söz konusu değildir. Dolayısıyla emniyetli bir şekilde bölgede çalışıyoruz.”
Toprakların boşaltılması için yol haritası çıkarılacak
Heyelanla oluşan toprak yığınını kaldırılmasına ilişkin ise Bayraktar, “Burada (İliç) bahsettiğimiz heyelanla oluşan toprak yığınını kaldırmayla alakalı planlama aşamasına geçmiş durumdayız. Elbette bu belki aylarca sürecek bir hadise ama biz bugün o toprakları alıp emniyetli bir şekilde tekrar depolayacağımızla alakalı çalışmamıza başlamış durumdayız. Muhtemelen bugün öğleden sonra yapacağımız toplantıda bunun yol haritasını da çıkarmış olacağız. ” ifadesini kullandı.
Mevcut kontamine toprak kütlesinin taşınacağı operasyona ilerleyen birkaç gün içerisinde başlamayı hedeflediklerini ve bu konuda ilgili tüm kurumlarla yoğun bir şekilde çalışmayı sürdürdüklerini kaydeden Bayraktar, “İnşallah çevreyi ve halk sağlığını etkileyecek hiç bir riski göz ardı etmeden o kütleyi ortadan kaldırmış olacağız.” diye konuştu.
8 personel adliyeye sevk edildi
Bayraktar, temel önceliklerinin kurtarma operasyonuna devam etmek olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
“İnşallah bundan bir netice alırız. Bugün buradan ayrıldıktan sonra ailelerimizle birlikte olacağız. Zaten onların bir kısmı burada bu faaliyetleri yerinde takip ediyorlar. Önceliğimiz bu konudur. Bunun dışında idari ve adli anlamda soruşturma devam ediyor. Başsavcımızdan aldığımız bilgiye göre, 8 personelle alakalı içlerinde yabancı uyruklu yönetici de olmak üzere adliyeye sevk edilmiş durumdalar. Muhtemelen önümüzdeki saatlerde ve günlerde ilave soruşturma kapsamında ifade verecekler. Bunların elbette kusuru, eksiği varsa bunu yargı mutlaka tespit edecektir ve gereğini yapacaktır.”
İlgili bütün kurumlar ve bakanlıklarla teknik ve idari yönden soruşturmaya devam edildiğini vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:
“Bu hadisenin neden kaynaklandığı kök sebepleri neydi, bu konu ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Detayları kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz. Büyük bir operasyon yürütüyoruz, bir nebze sabır bekliyoruz, inşallah sahadaki çalışmalar netice verecek.”
Bayraktar, işletmenin ait olduğu şirketin üst düzey yöneticilerin hepsinin şu anda sahada olduğu bilgisini paylaşarak, “Şu anda bir tanesi hakkında soruşturma devam ediyor. Ama diğerleri de buradalar. Bizimle ortak, uyumlu şekilde çalışıyorlar. Şirket burada tümüyle bizim de belirlediğimiz esaslar çerçevesinde çalışıyor ve katkı koymaya başlamış durumdalar.” dedi.
Bu olayın üstü kapatılacak bir tarafının olmadığını aktaran Bayraktar, “Birçok farklı kurumumuz ile yoğun şekilde çalışıyoruz. Yapılan ve yapılacak konuları istişare ederek ilerliyoruz. Bu soruşturmanın neticesinde de bütün sorunlar ortaya çıkacak. Bir daha böyle bir hadiseyi, inşallah, Türkiye’de yaşamayız. Hakikaten çok üzgünüm.” ifadesini kullandı.
]]>
9 İŞÇİ 10 MİLYON METREKÜP TOPRAĞIN ALTINDA KALDI
Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 2010 yılı Aralık ayından beri altın üretimi yaptığı Çöpler Maden Sahası’nda çıkarılıp istiflenen toprak, 13 Şubat günü saat 14.28’de kaydı. Yaklaşık 10 milyon metreküp toprak, 200 metrelik yamaçtan bir su gibi vadiye doğru aktı. 9 işçi, geniş bir alana yayılan toprağın altında kaldı.

1000 KİŞİLİK EKİPLE ARAMA YAPILIYOR
İhbar üzerine bölgeye Erzincan Jandarma, AFAD ve sağlık ekipleri yönlendirildi. Ayrıca bölgeye Erzurum, Sivas, Rize, Malatya, Giresin, Diyarbakır, Tokat ve Tunceli AFAD ekipleri de takviye olarak bölgeye sevk edildi. Birçok gönüllü yardım kuruluşu da kurtarma çalışmalarına katıldı. AFAD, JAK, TSK, Emniyet Genel Müdürlüğü, madenciler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan yaklaşık 1000 kişi alanda görev yapıyor. Çalışmalarda 5 dron, 2 kimyasal biyolojik ve nükleer araç, 5 metale duyarlı radar cihazı ve 5 kurtarma köpeği de kullanılıyor.

SİS VE YAĞMUR ETKİLİ
Olayın yaşandığı ilk günden itibaren ekiplerin bölgedeki çalışması sürüyor. Tek sıra halinde AFAD ekiplerinin bölgedeki arama çalışmaları dronla da havadan görüntülendi. Çalışma yapılan alanda ayrıca zaman zaman sis etkili olduğu da görüldü. Bölgede ayrıca gece saatlerinde de yağmur etkili oldu. Kayan toprağın yağmur nedeniyle sıvılaşması da ekiplerin alandaki çalışmasını zorlaştırıyor. Arama kurtarma çalışmalarının üçüncü gününde de işçilere ulaşılamadı.

“YAŞAYAN BİRİ YOK, BİRBİRİMİZİ KANDIRMAYALIM”
Olayın yaşandığı günden itibaren toprak altındaki 9 işçinin aileleri de bölgeye geldi. Ailelere ayrılan alanda toprak altındaki yakınlarının çıkarılmasını bekleyen ailelerin umutlu bekleyişi sürüyor. Kurtarma çalışmalarını yapan ekiplerden umutlu bir haber bekleyen aileler, gözyaşı döküyor. Ailelerin zaman geçtikçe toprak altında kalan yakınlarının kurtulacağı umudu da azalıyor. Bazı ailelerin ‘Orada yaşayan biri yok, birbirimizi kandırmayalım’ diyerek feryat ettiği görüldü.

VALİ AYDOĞDU AİLELERLE GÖRÜŞTÜ
Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, aileleri kriz masasında görüşmek üzere maden sahası içerisinde bulunan idari binaya davet etti. Hamza Aydoğdu’nun burada aileler ile görüşerek, son 3 günde kurtarma çalışmalarında hangi aşamaya gelindiği konusunda bilgilendirme yapacağı öğrenildi.

“CİĞERİMİZ YANIYOR”
Öte yandan gözyaşı döken işçilerin ailelerine, Erzincan Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ekiplerince psikososyal destek veriliyor. Mesai arkadaşları toprak altında kalan Cihat Karadağ, gazetecilere, olay anında deprem olduğunu zannederek dışarı çıktığını söyledi. Arkadaşlarını telefonla aradığını ancak ulaşamadığını anlatan Karadağ, “Senelerdir beraber çalıştığımız, ailemiz, canlarımız. Diyecek hiçbir şey bulamıyorum, ciğerimiz yanıyor. En az onlar kadar ciğerimiz yanıyor” dedi.
]]>Azerbaycan’da 7 Şubat’ta yapılan erken cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev için Azerbaycan Milli Meclisi’nde yemin töreni düzenlendi. Cumhurbaşkanı Aliyev, bakanlar, milletvekilleri ve üst düzey konukların katıldığı yemin törenin ardından konuşma yaptı.
Azerbaycan’ın kapsamlı kalkınması ve toprak bütünlüğünün korunması için hiçbir çabadan kaçınmayacağını belirten Aliyev, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisine bir kez daha büyük güven ve destek gösteren Azerbaycan halkına teşekkür etti.
“Ermenistan 2. Karabağ Savaşı’nın sonuçlarını unutmuş gibiydi”
Azerbaycan’ın 2. Karabağ Savaşı’ndan sonrası dönemde her konuda ilkeli duruş sergilediğini vurgulayan Aliyev, “Ermenistan üstlendiği tüm yükümlülükleri yerine getirilmesi gerekir. Ancak zaman geçtikçe bize karşı toprak iddialarında yeniden bulunduklarını gördük ve kirli işlerinden vazgeçmediler. Biz haklı olarak tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesini talep ediyorduk. Ermenistan kendisi bu yükümlülüklere imza attı. Ermenistan bu yükümlülüklerini 3 yıl boyunca yerine getirmedi. Ermenistan 2. Karabağ Savaşı’nın sonuçlarını unutmuş gibiydi. Belki birileri bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi için onlara bazı tavsiyelerde bulunuyordu. Üç yıl boyunca Ermenistan kendi silahlı güçlerini Azerbaycan topraklarından çekmemekle birlikte, bizim topraklarımıza silah ve mayınlar gönderdi. Ermenistan Karabağ’dan silahlı güçlerini çektiğini söyleyerek bütün dünyayı kandırmaya çalışıyordu. Bu yalana inananlar Ermenistan yönetimi ile birlikte bütün sorumluluğu taşıyor. Onun için terörle mücadele operasyonu kaçınılmazdı” dedi.
“Bize asılsız iddialarla şantaj yapmak onlara pahalıya mal olacaktır”
Hankendi’de sandığa attığı oy pusulasının Ermeni ayrılıkçıların tabutuna çakılan son çivi olduğunu belirten Aliyev, “Ermenistan’ın ne kadar destekçisi olursa olsun bizi kimse durduramaz. Bizim Ermenistan topraklarında hiçbir iddiamız yok ama onların da kendi iddialarını geri çekmeleri gerekiyor. Bize asılsız iddialarla şantaj yapmak onlara pahalıya mal olacaktır ve bunu herkes görmektedir. Ordumuz gücünü eğitimlerde, geçit törenlerinde değil, savaş alanlarında göstermiştir. Ermenistan ve onu askeri olarak destekleyenler şunu bilmelidir ki bizi hiçbir şey durduramaz. Bize yönelik toprak iddialarına son verilmezse, Ermenistan mevzuatını düzeltmesi ise elbette barış anlaşması da olmayacaktır” dedi.
Azerbaycanlıların Karabağ’daki topraklarına geri dönme sürecinin başarıyla devam ettiğini ifade eden Aliyev, “Bu yıl en az 20 yerleşim yerine insanlar geri dönecek. Yılsonuna kadar 5 il ve 15 köyde 20 bin vatandaşımızı işgalden kurtarılan topraklara yerleştirmeyi planlıyoruz. 100’den fazla şehir ve köyün ana planları hazırlanarak onaylandı ve birçok şehir ve köyde inşaat çalışmaları başladı. Karabağ ve Doğu Zengezur ekonomik kalkınmamızın yeni destek noktası olacaktır. O bölgelerde hem tarım hem de yenilenebilir enerji ile ilgili projeler, turizm projeleri gibi petrol dışı sektörlere büyük destek sağlayacaktır” dedi.
Azerbaycan’ın dünyada ulaşım merkezi olarak tanındığını söyleyen Aliyev, “Batıdan, Doğudan, Kuzeyden, Güneyden başvuru alıyoruz. Azerbaycan’da tüm ulaşım altyapısı çalışır durumda. Sadece bazı demiryollarının modernizasyonu gerekiyor, biz de yapıyoruz. Dünyadaki jeopolitik durumun yakın gelecekte değişmesi muhtemelen mümkün değildir. Böyle bir durumda ulaşım altyapımıza olan ihtiyaç artacaktır” dedi.
Aliyev’den Avrupa Konseyi’ne tepki
Bazı ülkelerin veya bir grup ülkenin uluslararası toplumun işlevlerini üstlenmek istediğini ve uluslararası toplum adına konuşmaya çalıştığını belirten Aliyev, “Sözü bitince uluslararası toplumun o ve bu konuyu iyi kabul etmeyeceğini söylüyor. Sınırlı sayıdaki 20-30 ülke uluslararası toplum adına konuşamaz, bir ülke ise hiç konuşamaz. Uluslararası toplum bizim yanımızdadır, İkinci Karabağ Savaşı’nda, terörle mücadele operasyonunda da uluslararası toplum bize destek vermiştir. Bugün Azerbaycan’ın uluslararası itibarı kimseye sır değildir” ifadelerini kullandı.
“Türk Devletleri Teşkilatı bizim ailemizdir”
Uluslararası kuruluşlarla ilgili adımlar atmaya devam edeceklerini vurgulayan Aliyev, “Öncelikle Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu bizim için bir önceliktir. Bu bizim için temel uluslararası kuruluştur, çünkü o bizim ailemizdir. Başka bir ailemiz yok. Bizim ailemiz Türk dünyasıdır. Türk Devletleri Teşkilatına üye olan tüm ülkelerle kardeşlik ilişkilerimiz mevcut olup, politikamız Türk Devletleri Teşkilatı’nı güçlendirmektir. Geniş bir coğrafya, geniş bir toprak, büyük bir askeri güç, büyük bir ekonomi, doğal kaynaklar, ulaşım yolları, genç bir nüfus, artan bir nüfus ve aynı soydan, kökenden gelen halklar. Bundan daha güçlü bir birlik olabilir mi? Tabii ki hayır. Türk Devletleri Teşkilatı’nın küresel alanda önemli bir aktör ve güç merkezi haline gelmesi için ortak çaba sarf etmeliyiz. Bunu ancak birlikte başarabiliriz” dedi.
“Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin normalleşme sürecinin uluslararası gündemden çıkarılması gerektiğine inanıyorum”
Ermenistan Azerbaycan’a yönelik asılsız iddialarda bulunmaya devam ederse iki ülke arasında barış anlaşmasının imzalanmayacağını belirten Aliyev, “Hakkımızda hala asılsız iddialar ileri sürülürse bu sözleşme imzalanmayacak ama Azerbaycan için hiçbir şey değişmeyecek. Önümüzdeki zorluklara, bize karşı yürütülen çirkin politikalara karşı hazırlıklı olmamız gerektiğini daha önce söylemiştim. Bu nedenle Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin normalleşme sürecinin uluslararası gündemden çıkarılması gerektiğine inanıyorum. Çünkü konuyla alakası olmayan kişiler bile bu meseleyle ilgilenmek istiyor, gidin kendi işinizi yapın. Bu yüzden bu konuya çok fazla zaman harcamak istemiyorum çünkü buna değmez. Sorunumuzu çözdük. Bugün Ağdam, Fuzuli, Laçin, Cebrayıl, Zengilan, Gubadlı, Kelbecer, Şuşa, Hadrut, Hocalı, Ağdere, Askeran ve Hankendi’deyiz. Bu yeni dönem başarıyla başlıyor. Başarıyla devam edeceğinden eminim. Hepimize bu yolculukta başarılar, yolumuz açık olsun” ifadelerini kullandı. – BAKÜ
]]>