Toplum – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Sun, 18 Aug 2024 12:55:34 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Ali Koç’u yere iten ismin kimliği netleşti! Olay sonrası yaşananlar da skandal https://www.haber60.com.tr/ali-kocu-yere-iten-ismin-kimligi-netlesti-olay-sonrasi-yasananlar-da-skandal/ https://www.haber60.com.tr/ali-kocu-yere-iten-ismin-kimligi-netlesti-olay-sonrasi-yasananlar-da-skandal/#respond Sun, 18 Aug 2024 12:55:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/ali-kocu-yere-iten-ismin-kimligi-netlesti-olay-sonrasi-yasananlar-da-skandal/ FenerbahçeSpor Kulübü Başkanı Ali Koç’a saldıran kişinin kimliği belli oldu. Fatih Özkan isimli şahsın, Göztepe’de resmi bir yönetici olmadığı sadece görevli olduğu açıklandı. Fenerbahçe Spor Kulübü ise olay sonrası yayınladığı açıklamada dikkat çeken iddialarda bulundu. Olayın ardından zanlı, bu sabah gözaltına alındı.

“RESMİ YÖNETİCİ DEĞİL, SADECE GÖREVLİ”

Göztepe – Fenerbahçe karşılaşmasının ikinci yarısında sahaya girip Fenerbahçe tribünlerine giden ardından dönüşte yere düşürülen Ali Koç’u Fatih Özkan isminde bir görevlinin ittiği ifade edildi. Yoğun güvenlik koruması eşliğinde güney tribünün önünden geçtiği sırada Özkan tarafından fiziksel müdahaleye maruz kalan Koç bir anda kendini yerde buldu. Fatih Özkan’ın Göztepe’de resmi bir yönetici olmadığı sadece görevli olduğu açıklandı.

Koç'u yere iten ismin kimliği netleşti! Olay sonrası yaşananlar da skandal

“SALDIRGANA HİÇBİR İŞLEM YAPILMADI”

Yaşananlarla ilgili açıklama yapan Fenerbahçe Spor Kulübü, Ali Koç’a saldıran şahsa hiçbir işlem yapılmadığı ve söz konusu şahsın maçın ardından üstünü değiştirerek stadyumdan ayrıldığı iddia etti. Fenerbahçe, “Göztepe akreditasyon kartlı bu şahsın ayrıcalığı kimden ve nereden gelmektedir?” ifadelerini kullandı.

SUÇ DUYURUSUNUN ARDINDAN GÖZALTI

Koç’un, saldırgan ve görevinde ihmali bulunanlar hakkındaki suç duyurusunun ardından zanlı yakalanarak gözaltına alındı.

Koç'u yere iten ismin kimliği netleşti! Olay sonrası yaşananlar da skandal

2016 YILINDA YAPTIĞI PAYLAŞIM DİKKAT ÇEKTİ

Öte yandan Fatih Özkan’in 2016 yılında sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşım olay sonrasından çok dikkat çekti. Özkan, paylaşımında, “Sen stadı yakacaksın güvenlik güçlerini döveceksin kamu malına Esnafın malına zarar vereceksin sonra çıkıp bunlar futbol terörü en ağır cezayı verin diye demeçler vereceksin bu ülkede futbol terörü yıllardır İstanbul’da üç büyük denilen futbolu yönetmeye çalışan şerefsizler bizler salak değiliz akıllı olun BIZE HERYER Trabzon bursa Sakarya Göztepe Karşıyaka Karabük…”

Koç'u yere iten ismin kimliği netleşti! Olay sonrası yaşananlar da skandal

Fenerbahçe’de yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde;

“Futbol Takımımızın ligin 2. haftasında Göztepe ile oynadığı müsabakanın devre arasında;

hala stada alınmayan ve biber gazına maruz kalan taraftarlarımızın yaşadığı mağduriyetin çözümü için yöneticilerimiz dışarıda yetkililerle görüşmekteyken, Başkanımız Ali Y. Koç ve Genel Sekreterimiz Burak Kızılhan da taraftarlarımızın olduğu tribüne gitmiş ve yetkililerle görüşmüştür.

Devamında, taraftarımızın içeri girmesi ve olayların yatışmasıyla Başkanımız ve Genel Sekreterimiz yerlerine gitmekteyken,

hiçbir sebep olmaksızın Göztepe akreditasyon kartına sahip bir futbol teröristi tarafından başkanımıza arkadan fiili saldırıda bulunulmuştur.

Yaşanan menfur saldırının ardından, yetkililerce ilgili kişinin spor şubede ifade vermek üzere alındığı belirtilmişse de şahsın maçın geri kalanını akreditasyon kartıyla takip etmeye devam ettiği, hakkında hiçbir işlem yapılmadığı öğrenilmiş, elini kolunu sallayarak ve kıyafetini değiştirmiş halde stadyumdan ayrıldığı da bir gazetecinin dikkati sayesinde kamuoyunun gözleri önüne serilmiştir.

Ülkemizde yıllardır uygulanmakta olan 6222 sayılı yasa gereği en ufak taşkınlıklarda ilgililer hakkında derhal işlem yapıldığı ve tedbir uygulandığı herkesin malumuyken,

Göztepe akreditasyon kartlı bu şahsın ayrıcalığı kimden ve nereden gelmektedir?

Milyonların gözü önünde suç işlemekten çekinmeyen ve hakkında hiç bir işlem yapılmamış halde elini kolunu sallayarak stattan ayrılan bu şahsa bu cesareti kimler vermektedir?

Başkanımız Ali Y. Koç tarafından futbol teröristi bu şahıs başta olmak üzere ihmali olan tüm yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulmuş olup, süreç hassasiyetle takip edilecektir.

Ayrıca ilgili maçın öncesi, sırası ve sonrasında taraftarımıza yaşatılanlara dair de gereken tüm adımları atacağımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Kamuoyuna duyurulur.”

Koç'u yere iten ismin kimliği netleşti! Olay sonrası yaşananlar da skandal

Haber Kaynak : HABERLER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/ali-kocu-yere-iten-ismin-kimligi-netlesti-olay-sonrasi-yasananlar-da-skandal/feed/ 0
Kamu Yönetimi Bölümü: Dünyayı Daha İyi Bir Yer Haline Getirmek İçin 8 Neden https://www.haber60.com.tr/kamu-yonetimi-bolumu-dunyayi-daha-iyi-bir-yer-haline-getirmek-icin-8-neden/ https://www.haber60.com.tr/kamu-yonetimi-bolumu-dunyayi-daha-iyi-bir-yer-haline-getirmek-icin-8-neden/#respond Wed, 24 Jul 2024 09:00:19 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=41882

Toplumun refahını artırmak, ekonomik ve sosyal dengesizlikleri gidermek ve kamu hizmetlerinin etkin bir şekilde sunulmasını sağlamak, kısacası dünyanın daha iyi bir yer haline gelmesini sağlamak ilgi alanınıza giriyorsa Kamu Yönetimi Bölümü, ideallerinizi gerçekleştirmek için atacağınız ilk adımlardan biri olabilir.

Yeditepe Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Barış Gençer Baykan, bu bölümde eğitim almak için 8 nedeni anlattı.

KAMU POLİTİKALARINA KATKI

Kamu politikaları, toplumun refahını artırmak, ekonomik ve sosyal dengesizlikleri gidermek ve kamu hizmetlerinin etkin bir şekilde sunulmasını sağlamak açısından kritik bir öneme sahiptir. İyi tasarlanmış ve etkili bir şekilde uygulanan kamu politikaları, eğitim, sağlık, güvenlik, altyapı ve çevre gibi temel alanlarda yaşam kalitesini yükseltir. Kamu yönetimi mezunları, politika oluşturma ve uygulama süreçlerinde aktif rol alarak ülkenin ve dünyanın daha iyi bir yer haline gelmesine katkıda bulunabilirler.

DİJİTALLEŞEN YÖNETİM

“Kamu Yönetimi programları, öğrencilere dijital teknolojilerin kamu hizmetleri üzerindeki etkilerini anlama ve bu teknolojileri etkili bir şekilde kullanma becerisi kazandırır. Bu eğitim, özellikle büyük veri analitiği, yapay zeka, blok zinciri ve dijital güvenlik gibi ileri teknolojilerin kamu politikaları ve yönetim süreçlerine entegrasyonunu vurgular. Böylece, mezunlar, veri odaklı karar verme süreçlerini yönetebilir, dijital araçları kullanarak kamu hizmetlerini daha erişilebilir ve vatandaş odaklı hale getirebilirler. Ayrıca, dijitalleşme sayesinde, kamu yönetimi daha şeffaf, hesap verebilir ve yenilikçi bir yapıya kavuşur, bu da yönetimde daha etkin ve verimli sonuçların elde edilmesini sağlar.”

KAMU, ÖZEL SEKTÖR VE SİVİL TOPLUM İŞ BİRLİĞİNE KATKI

Kamu yönetimi mezunları, sivil toplum ve özel sektör ile kurulan ortaklıklar sayesinde toplumsal sorunlara yönelik daha kapsamlı ve etkili çözümler geliştirebilirler. Kamu yönetimi eğitimi almış bireyler, bu üç sektör arasındaki iş birliğini teşvik ederek, kamu hizmetlerinin daha verimli ve sürdürülebilir bir şekilde sunulmasını sağlarlar. Bu işbirlikleri, toplumun geniş kesimlerine fayda sağlayan projelerin hayata geçirilmesini mümkün kılarak toplumun refahını artıracak yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler üretmek için ideal bir zemin hazırlar.

YENİLİKÇİLİK VE LİDERLİK

Kamu yönetimi eğitimi, mevcut kamu politikaları ve hizmetleri analiz etme ve bu alanlarda yenilikçi çözümler geliştirme becerisi kazandırır. Bu da sorunları farklı açılardan görme ve yaratıcı çözümler üretme yeteneği sağlar. Öğrencilere liderlik teorileri ve uygulamaları hakkında kapsamlı bilgi sağlar. Bu sayede, mezunlar ekip yönetme, ilham verme ve etkili liderlik sergileme konularında donanımlı hale gelirler. Yenilikçi liderler, kararlarını bilimsel verilere dayandırmalıdır. Kamu Yönetimi eğitimi, öğrencilere veri analizi ve kanıta dayalı karar alma becerisi kazandırır, böylece daha etkili ve sürdürülebilir politikalar geliştirilebilir.

SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTLER YARATMAK

Kentlerin giderek daha fazla ön plana çıktığı modern yönetim sistemlerinde, yerel yönetimlerin rolü hayati bir önem kazanmıştır. Kamu yönetimi eğitimi almış kişiler, belediyeler ve il özel idareleri gibi yerel yönetim birimlerinde stratejik planlama, kaynak yönetimi ve kamu hizmetlerinin etkin sunumu konularında uzmanlaşarak kentlerin sosyal ve ekonomik kalkınmasına önemli katkılar sağlarlar.

KÜRESEL PERSPEKTİF

Kamu yönetimi eğitimi, öğrencilere uluslararası kamu politikaları, küresel yönetişim ve çok uluslu organizasyonların işleyişi hakkında derinlemesine bilgi kazandırır. Bu eğitim, küresel sorunların (iklim değişikliği, göç, uluslararası güvenlik) çözümünde etkili politikalar geliştirmeyi ve bu politikaları uluslararası işbirliği çerçevesinde uygulamayı öğretir. Ayrıca, farklı ülkelerin kamu yönetimi sistemlerini ve kültürel yaklaşımlarını karşılaştırarak, öğrencilere evrensel yönetişim ilkelerini anlama ve bunları yerel bağlamda uygulama becerisi kazandırır. Küresel perspektif, kamu yönetimi mezunlarının sadece kendi ülkelerinde değil, dünya genelinde etkili liderler ve yöneticiler olmalarını sağlar.

ETİK DEĞERLER

Kamu yönetimi eğitimi, etik değerler ve kamu hizmeti bilincinin gelişimi açısından temel bir rol oynar. Eğitim sürecinde öğrencilere, kamu yönetiminde dürüstlük, şeffaflık, hesap verebilirlik gibi etik ilkelerin önemi vurgulanır. Ayrıca, etik karar verme süreçleri ve kamu yararını gözeten uygulamalar üzerinde durularak, yöneticilerin mesleki sorumluluklarının bilincinde olmaları teşvik edilir. Kamu yönetimi eğitimi, sadece teknik bilgi ve beceriler kazandırmakla kalmaz, aynı zamanda kamu görevlilerinin topluma karşı olan etik sorumluluklarını anlamalarını ve bu doğrultuda hareket etmelerini sağlar.

DEĞİŞİMİN YÖNETİLMESİ

Kamu yönetimi, değişimin yönetilmesinde kritik bir rol oynar, çünkü toplumsal, ekonomik ve teknolojik dönüşümlerin etkili bir şekilde yönlendirilmesi ve yönetilmesi için gerekli olan stratejik planlama, politika geliştirme ve uygulama süreçlerini koordine eder. Kamu yönetimi, değişim süreçlerini analiz ederek, yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler üretir, bu çözümleri hayata geçirmek için gerekli kaynakları organize eder ve paydaşlar arasında işbirliğini sağlar. Ayrıca, kamu yönetimi, değişime karşı dirençle başa çıkma, toplumu bilgilendirme ve değişimin getirdiği fırsatları en iyi şekilde değerlendirme konularında da liderlik eder.

]]>
https://www.haber60.com.tr/kamu-yonetimi-bolumu-dunyayi-daha-iyi-bir-yer-haline-getirmek-icin-8-neden/feed/ 0
İBB Başkanı İmamoğlu, Galeri Beylikdüzü Görsel Sanatlar Yarışması Ödül Törenine Katıldı https://www.haber60.com.tr/ibb-baskani-imamoglu-galeri-beylikduzu-gorsel-sanatlar-yarismasi-odul-torenine-katildi/ https://www.haber60.com.tr/ibb-baskani-imamoglu-galeri-beylikduzu-gorsel-sanatlar-yarismasi-odul-torenine-katildi/#respond Wed, 17 Jul 2024 23:51:08 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=40335 (İSTANBUL) – İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Galeri Beylikdüzü Görsel Sanatlar Yarışması” ödül törenine katıldı. “Gerçekten bir toplumun zenginleşmesi, güzelleşmesi, barışla, huzurla hayata bakabilmesinin çok önemli kaynağıdır, kültür sanat” diyen İmamoğlu, “Yaşamsal olarak buna gerçek anlamda inanan, anlayan bir toplum oluştuğu takdirde, hiç kimse o toplumun hayata olan tutkusunu, yaşama sevincini, birbirine olan sevgisini, saygısını, toleransını, hoşgörüsünü asla yıkamaz. Ben inanıyorum ki bu toplum bunu hak ediyor. Milletçe kültürün, sanatın çok zenginleştiği bir geleceği hep beraber oluşturalım ve birer parçası olalım istiyorum” dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’un kültür sanat yaşamına yeni bir soluk getiren Galeri Beylikdüzü’nde düzenlenen “Görsel Sanatlar Yarışması Ödül Töreni”ne katıldı. Görsel sanatlar alanındaki güncel çalışmalar için alan açmak ve genç sanatçılara destek olmak amacıyla ilk kez düzenlenen ve 500 kişinin başvurduğu “Galeri Beylikdüzü Görsel Sanatlar Yarışması” kapsamında oylamalarla seçilen ilk 30 sanatçının eserlerinden oluşan sergi; Türkiye’nin birbirinden farklı illerinden genç sanatçıların disiplinler arası eserlerine ev sahipliği yapıyor. Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Batı İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Vakfı temsilcisi Neslihan Yakupçebioğlu’nun ev sahipliğini yaptığı törende İmamoğlu’na eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, CHP Parti Meclisi Üyesi Cem Aydın da eşlik etti.

Galeri Beylikdüzü’nde sergilenen eserler için heyecan duyduğunu belirten İmamoğlu, şunları söyledi:

“Beylikdüzü’nde kendi evimizde kendi galerimizde”

“Bu güzel buluşmayı Beylikdüzü’nde kendi evimizde kendi galerimizde yapıyor olmak herhalde benim için en güzel anlardan biri olsa gerek. Bu bağlamda her yönüyle bize katkı sunan, bu işin içinde olan tüm sanat dostlarına, yöneticilere herkese yürekten teşekkür ederim. Elbette değerli Beylikdüzü Belediyemize, kıymetli başkanımıza iş birliği için de teşekkür ediyorum ve burada güzel bir iş birliği alanı oluştuğunu da görüyorum. Her zaman sanata dair düşkünlüğünü ve ona dair çabasına emeğine şahitlik ettiğim ve gerçekten bir yerel yönetici şahsiyeti, kimliği olması itibarıyla da bugün aramızda bulunduğu için Hasan Akgün Bey’e de teşekkür ederim. Değerli parti meclisi üyemize Cem Bey’e bulundukları için ve değerli sanatçılarımıza, konuklarımıza, hepinize ayrı ayrı teşekkürler.

“Dilek sever olarak burada bulunmaktan mutluyum”

500 yüze yakın katılımın olduğu bir yarışmadan bahsediyoruz. Benim için çok değerli. İçeride de 30 eser sergilenecek. 30 sanatçı ve sanatçılarımız, genç sanatçılarımızın katılımın da öyle olduğunu öğrendim. Böyle bir kadın erkek eşit yoğunluğuyla katılmaları ve bu sürecin içinde olmaları beni çok çok mutlu etti. Emek veren çok değerli jüri üyelerimize açıkçası yürekten teşekkür ediyorum. Bütün bu yönüyle beraber inşallah birazdan içeride heyecanla 30 eseri göreceğiz ve gururlanacağız. Biz bu yolculuğu başta tariflerken buranın en titiz şekilde hazırlanmasıyla nasıl yönetici yönetileceğiyle ilgili nasıl bir mekan olacağı, insanlarla buluşacağı, çocuklara, gençlere ilham vereceği noktasında gerçekten çok özel düşüncelere başvurduk. Bir arada konuştuk, hep beraber düşündük. Bu yönde attığımız adımlarda hep beraber konuşup, beraber yol aldığımız bu değerli mekanın oluşumunda sevgili eşime Dilek İmamoğlu’na hem bir sanatsever olarak bir Ekrem sever olarak teşekkür ediyorum, onu söyleyeyim yani. Serginin önünde bile durunca insana ilham geliyor böyle. Yapacak bir şey yok. Ben de Dilek sever olarak burada bulunmaktan elbette mutluyum.

“Sınırları aşan sanatçılar olsunlar ve dünyaya ilham versinler”

Gücümüz var oldukça kültürün sanatın yanındayız ve burada da böylesi buluşmalar inşallah ilerleyen yıllarda yaş aldıkça beşinci, onuncu, yirminci, otuzuncu devam eder gider. Biz de gururlanırız.  Sanatçılarımız da dünyanın en güzel, en önemli eserlerine imza attıkça bir gün Beylikdüzü’nde böyle bir mekanda başkanımızla birlikte yarışmanın içinde olmuştum diye bizi anarlar, bize bu yeter. Onlara bir tebessüm vermek, onlara bir yolculukta cesaret katmak bu bize yeter. İnşallah sanatlarıyla, eserleriyle sınırları aşan sanatçılar olsunlar ve dünyaya da ilham versinler. Gerçekten bir toplumun zenginleşmesi, güzelleşmesi barışla, huzurla hayata bakabilmesinin çok önemli kaynağıdır, kültür sanat. Yaşamsal olarak buna gerçek anlamda inanan, anlayan bir toplum oluştuğu takdirde hiç kimse o toplumun hayata olan tutkusunu, yaşama sevincini birbirine olan sevgisini, saygısını, toleransını, hoşgörüsünü asla yıkamaz. Ben inanıyorum ki bu toplum bunu hak ediyor. Milletçe kültürün, sanatın çok zenginleştiği bir geleceği hep beraber oluşturalım ve birer parçası olalım istiyorum.

“Beylikdüzü 2014 yılından bu yana sanatla iç içe olan bir kent”

Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık da “Bugün burada Sayın Ekrem İmamoğlu’nun kurucusu ve onursal başkanı olduğu Batı İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Vakfı’yla birlikte hayata geçirdiğimiz Galeri Beylikdüzü, ne mutlu ki ilk meyvelerini vermek üzere. Kadim İstanbul’umuzun kültür sanat yaşamına yeni bir soluk getiren Galeri Beylikdüzü’nü ilçemize kazandıran kıymetli başkanım, Ekrem Başkan’ımıza yürekten teşekkür ediyorum. Artık Beylikdüzü 2014 yılından bu yana sanatla anılan, sanatla iç içe olan bir kent olmaya başladı. Bu yıl birincisini düzenlediğimiz bu yarışma sanat camiası açısından da aslında çok kıymetli ve önemli. Birbirinden değerli ve kıymetli eserler ortaya çıktı. Genç sanatçılar için genç yetenekler için çok önemli bir destek olduğunu düşünüyorum. Yarışmaya başvurup sergilenme hakkı kazanan 30 sanatçımızı yürekten tebrik ediyorum. Eserleri gördükçe jüri üyelerinin ne kadar zorlandığını da tahmin edebiliyorum” diye konuştu.

“Farklı bakış açılarını görünür kılmayı hedefliyoruz”

Batı İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Vakfı temsilcisi Neslihan Yakupçebioğlu ise “Toplumumuzun sanatla olan bağını güçlendiren ve erişimini kolaylaştıran sanatçıyı destekleyen bir sanat merkezi olmaya devam edeceğiz. Galeri Beylikdüzü’ne sadece toplu okul ziyaretlerimizden 10 binin üzerinde öğretmen ve öğrenci sergi ziyaretleri gerçekleştirmiştir. Görsel sanatlar yarışmamıza Türkiye genelinde gösterilen yoğun ilgiden dolayı da çok mutluyuz. Görsel sanatlar alanındaki güncel çalışmalara alan açmak ve genç sanatçılara destek vermek amacıyla başlattığımız bu yarışmayı her yıl düzenleyerek farklı bakış açılarını görünür kılmayı hedefliyoruz” dedi.

Konuşmaların ardından yarışmanın birincisi Mekin Avras, ikincisi Deniz Varlı ve üçüncüsü Yaren Yibri; İmamoğlu, Dilek İmamoğlu, Çalık, Akgün, Aydın ve Yakupçebioğlu’nun elinden ödüllerini aldılar. İmamoğlu ve beraberindeki heyet daha sonra sergiyi gezdi.

]]> https://www.haber60.com.tr/ibb-baskani-imamoglu-galeri-beylikduzu-gorsel-sanatlar-yarismasi-odul-torenine-katildi/feed/ 0 Diyarbakır Valisi Zorluoğlu’dan Belediyelerle İş Birliği Mesajı https://www.haber60.com.tr/diyarbakir-valisi-zorluogludan-belediyelerle-is-birligi-mesaji/ https://www.haber60.com.tr/diyarbakir-valisi-zorluogludan-belediyelerle-is-birligi-mesaji/#respond Fri, 12 Jul 2024 22:12:10 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=38922 AHMET ÜN

(DİYARBAKIR) – Cumhurbaşkanlığı kararıyla Diyarbakır Valiliği’ne atanan eski AKP’li Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, göreve başladı. Vali Zorluoğlu, Diyarbakır’ı daha yaşanabilir marka bir şehir haline getirmek için belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içinde olacaklarının mesajını verdi.

10 Temmuz günü Cumhurbaşkanlığı kararıyla Diyarbakır Valisi olarak atanan eski AKP’li Trabzon Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, kente gelerek görevine başladı. Valilik binasında kamu kurum ve sivil toplum kuruluşları tarafından karşılanan Vali Zorluoğlu, Valilik Şeref Defteri’ni imzalamasının ardından gazetecilere açıklamada bulundu. Diyarbakır Valiliği’ne atanmasından dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Yerlikaya’ya teşekkürlerini ileten Vali Zorluoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanımızın takdir ve tensipleriyle atanmış olduğum Diyarbakır Valiliği görevine bugün itibarıyla başlamış bulunuyorum. Binlerce yıllık tarihiyle 33 ayrı medeniyete ve sayısız kültüre ev sahipliği yapmış ülkemizin en önemli merkezlerinden birisi olan kadim şehir Diyarbakır’a vali olarak atanmaktan büyük onur ve mutluluk duymaktayım. Beni bu şerefli görev layık gören Sayın İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya ve kıymetli Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a Diyarbakır’dan şükranlarımı arz ediyorum” dedi.

“Geçmişti taşıdığı evrensel mirasını Anadolu kültürü ve irfanıyla yeniden yoğuran ve dünyayla paylaşan bu müstesna şehre hizmet bizim için büyük bir onur olmakla birlikte çok önemli mesuliyetleri de omuzlarımıza yüklemekteyiz” diyen Vali Zorluoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bunun bilinci olarak bütün mesai arkadaşlarımla birlikte hedefimiz insanı merkeze alan, hukuk, adalet ve hakkaniyet ölçülerine sıkı sıkıya bağlı, hesap verebilen, toplumun tüm kesimlerini kucaklayabilen, katılıma açık, şeffaf ve güler yüzlü bir yönetim anlayışını ortaya koymaktır. Yönetim geleneğimizin önemli unsuru olan istişare kültürünü yaşatacak, soruna en yakın olana, çözüme de en yakındır anlayışıyla şehrin meselelerini mutlaka taraflarıyla konuşarak çözme gayreti içinde olacağız. Makamında masasında oturan bir vali değil, daha çok sahada vatandaşların arasında olan bir vali profili çizmeye gayret edeceğiz. Özellikle devletimizin desteğine ve şefkatine en fazla ihtiyaç duyan şehit ve gazi ailelerimiz, ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız, kimsesiz yetim çocuklarımız, biçare kadınlarımız, engelli vatandaşlarımız ve yaşlı insanlarımızla bizleri daha çok bir arada göreceksiniz.”

‘Diyarbakır’ı inşallah Türkiye yüzyılının parlayan yıldızı haline getireceğiz’

Vali Zorluoğlu, Diyarbakır’da kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kurumlarıyla iş birliği içinde olacaklarını belirterek, “Başta terörle ve uyuşturucuyla mücadele olmak üzere güvenlik ve asayişin sağlanmasından, sosyal yardım ve desteğe, kentsel dönüşümden yeni istihdam alanı oluşturmada, tarım ve sanayi hizmetlerinden ekonomik büyümeye, gençlik hizmetlerinden turizme, çevrenin korunması ve sürdürülebilir kalkınmaya ve ulaşım altyapılarına kadar halkımızın hayatını kolaylaştıracak yeni projelerin hazırlanıp uygulamaya geçilmesinde yoğun bir çaba içinde olacağız. Bölgemizin lideri olan ilimizi daha yaşanabilir marka bir şehir yapma yolunda sayın milletvekillerimiz başta olmak üzere, kamu kurumlarımız, belediyelerimiz, üniversitemiz, meslek odalarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, kanaat önderlerimiz ve basın ile medya kuruluşlarımızla sürekli beraber çalışacak ve Diyarbakır’ı inşallah Türkiye yüzyılının parlayan yıldızı haline getireceğiz” şeklinde konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/diyarbakir-valisi-zorluogludan-belediyelerle-is-birligi-mesaji/feed/ 0
Kurtulmuş: Güçlü Türkiye, güçlü toplum anlayışıyla önümüzdeki döneme çok daha güçlü giriyoruz https://www.haber60.com.tr/kurtulmus-guclu-turkiye-guclu-toplum-anlayisiyla-onumuzdeki-doneme-cok-daha-guclu-giriyoruz/ https://www.haber60.com.tr/kurtulmus-guclu-turkiye-guclu-toplum-anlayisiyla-onumuzdeki-doneme-cok-daha-guclu-giriyoruz/#respond Mon, 08 Jul 2024 01:27:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=38004

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye olarak dünyanın en zor bölgesinde yaşadıklarını belirterek, “Dünyanın bütün çatışma ve birtakım gerilim alanlarının ortak noktasında Türkiye var. Bu dönem Türkiye için aynı zamanda büyük bir fırsatı da ortaya koymaktadır. Güçlü Türkiye, güçlü toplum anlayışıyla önümüzdeki döneme çok daha güçlü bir şekilde giriyoruz. Türkiye olarak karşımıza çıkan birtakım tehditlerden yılarak ve birtakım gelişmelerden çekilip geri adım atarak değil, önümüzdeki fırsatları değerlendirerek yolumuza devam edeceğiz.”

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, NATO Parlamento Başkanları Zirvesi dolayısıyla bulunduğu ABD’nin başkenti Washington’da, Amerika Diyanet Merkezi’ni ziyaret etti. Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi (TASC) tarafından Amerika Diyanet Merkezi’nde düzenlenen programa Kurtulmuş’un başkanlığındaki heyette Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Sedat Önal, TASC Başkanı Seyit Şahin, Türk-Amerika Diyanet Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Kanca da yer aldı.

‘ÇOK KUTUPLU YENİ BİR DÜNYA SİSTEMİ BAŞLADI’

ABD’deki Türklerle ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen Kurtulmuş, burada yaptığı konuşmada çok kutuplu yeni bir dünya sisteminin başladığını belirterek, “Dünyanın her bölgesinde, her yerinde sadece bir ülkeye ya da birkaç ülkenin yönlendirdiği bir dünya değil, tam tersine güç merkezlerinin birbirleriyle kıyasıya yarıştığı ortamların olduğunu görüyoruz. Bu çok kutupluluk, ekonomiden toplumsal yapılara, teknolojinin gelişmesinden askeri dengelere kadar birçok alanda önümüze yeni imkanlar, tehditler ve fırsatlar çıkaracak. Dolayısıyla önümüzdeki dönemin bu çok kutupluluğunu iyi algılamak, iyi anlamak ve ona göre mücadele etmek durumundayız” dedi.

‘ÖNÜMÜZDEKİ FIRSATLARI DEĞERLENDİREREK YOLUMUZA DEVAM EDECEĞİZ’

Türkiye olarak dünyanın en zor bölgesinde yaşadıklarını ifade eden Kurtulmuş sözlerine şöyle konuştu:

“Bir tarafımızda Karadeniz var; işte Rusya- Ukrayna arasındaki savaş. Güneyimizde Orta Doğu var, hemen bir sınırlarımızın güneyinde vekalet savaşlarının ürünleri olan terör örgütleri var. Doğu Akdeniz’deki, Kafkaslar’daki gelişmeler var. Dünyanın bütün bu çatışma ve birtakım gerilim alanlarının ortak noktasında Türkiye var. Bu dönem Türkiye için aynı zamanda büyük bir fırsatı da ortaya koymaktadır. Güçlü Türkiye, güçlü toplum anlayışıyla önümüzdeki döneme çok daha güçlü bir şekilde giriyoruz. Türkiye olarak karşımıza çıkan birtakım tehditlerden yılarak ve birtakım gelişmelerden çekilip geri adım atarak değil, önümüzdeki fırsatları değerlendirerek yolumuza devam edeceğiz.”

Numan Kurtulmuş, Türkiye’nin kültürel, siyasi ve ekonomik olarak farklı bölgelerle işbirliğini geliştirebilme potansiyeline sahip dünyadaki ender ülkelerden biri olduğunu belirterek, “Türkiye, Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar uzanan bölgede 300 milyon Türk’ün yaşadığı Türk dünyasının bir parçasıdır. Fas’tan Endonezya’ya kadar uzanan geniş coğrafyada yaklaşık 2 milyara yakın Müslüman’ın yaşadığı İslam dünyasının bir parçasıdır. Türkiye, ABD başta olmak üzere Batı ülkeleriyle yakın ilişkiler sürdürmekte olan önemli ülkelerden birisidir” ifadelerini kullandı.

NATO’nun 75’inci kuruluş yıl dönümü sebebiyle ABD’de bulunduklarını anımsatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“Biz meclis başkanlarının toplantısını yaptıktan sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın da katılımıyla NATO üyesi ülkelerin devlet başkanlarının toplantısı gerçekleştirilecek. Türkiye, aynı zamanda NATO’nun üyesi. Türkiye aynı zamanda Avrupa Birliği adayı olan bir ülke. Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatı’nın, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın bir parçası. Türkiye, BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü ile birtakım temaslar içerisinde olan bir ülke. Dünyada bizim kadar çok farklı dış politika kartı olan ikinci bir ülke yoktur. Dolayısıyla hiçbir zaman at gözlüklerini takmaksızın, hiçbir zaman tek taraflı bir anlayış içerisinde olmaksızın dünyanın bütün ülkeleriyle iyi ilişkileri geliştireceğiz ve bunu milletimizin, bölgemizin ve insanlığın hayrına kullanabilmek için gayret sarf edeceğiz. Zaten bu duruşumuzu, bu anlayışımızın sonuçlarını da farklı krizler karşısında ortaya koyuyoruz. Örnek olarak söylemek gerekirse üç yılını geride bıraktığımız Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta iki ülkeyle de konuşabilen, iki ülkeyle de görüşebilen ve iki ülkeye de diplomasi masasında müzakere yolunu gösteren tek ülke Türkiye oldu. Türkiye bu anlamda dünyanın birçok yerindeki gelişmelere bigane kalmadan, kendi menfaatlerini koruyarak önümüzdeki dönemde çok kutuplu dünyanın kendisine sunduğu fırsatları en iyi şekilde değerlendirecektir.”

Türkiye’nin, ABD ve Batı dünyasıyla ilişkilerinde, ABD’deki Türk toplumunun varlığının önemli bir imkan sunduğunun altını çizen Kurtulmuş, “Demokrasilerde örgütlü sivil toplumların gücünün üstünde bir güç yoktur. Sayısal olarak belki bizim kadar olan, hatta bizim kadar bile sayısal gücü olmayan toplumların, örgütlü oldukları için Amerikan siyasetini nasıl yönlendirdiğini siz benden daha iyi biliyorsunuz. Dolayısıyla bizim buradaki 350 bin kişilik bu büyük devasa Türk toplumunun hem gücünü artırmak hem seviyesini yükseltmek hem de Türk toplumunun Türk-Amerikan ilişkileri başta olmak üzere diğer Batı ülkeleriyle ilişkilerimizde önemli rol oynamasını temin etmemiz lazım. Bu bakımdan TASC’ın ve buradaki diğer sivil toplum kuruluşlarımızın faaliyetlerine fevkalade büyük önem veriyoruz” dedi.

‘TÜRKİYE SADECE YAKIN ÇEVRESİYLE DEĞİL DÜNYANIN HER YERİYLE İLİŞKİLERİNİ ARTIRIYOR’

Yeni dönemde Türkiye olarak dünyayla ilişkileri üç halka ile ifade edilebilecek geniş bir strateji içerisinde ele aldıklarını vurgulayan Kurtulmuş, “Bunlardan birincisi önce kendi bölgemizde dünyanın en problemli bölgesi olan Kafkaslar, Balkanlar, Karadeniz, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesinde dost ve kardeşlerimizin, yakın çevremizin barış, esenlik içerisinde olabilmesi için olağanüstü çaba sarf ediyoruz. Bu bölgenin barış içinde olması, başta Türkiye olmak üzere, öncelikle bölge ülkelerinin yararınadır. Bu halka içerisinde var olan sorunların giderilebilmesi için, sorunları tek tek çözecek bir perspektifle barış anlayışı içerisinde, istikrar anlayışı içerisinde adımlarımızı atıyoruz. İkinci halka ise daha geniş coğrafyalarda, Türk dünyası ve İslam dünyasındaki dostlarımız başta olmak üzere dünyanın birçok yerindeki mazlum ve masum milletlerle insanlık onurundan yana olan insanlarla, çevrelerle ve devletlerle ilişkilerimizi arttırarak sürdürüyoruz. Bu çerçevede Türkiye sadece yakın çevresiyle değil Afrika, Asya, Latin Amerika başta olmak üzere dünyanın her yeriyle ilişkilerini düzenli olarak artırmakta, geliştirmektedir. Türkiye olarak çok kutuplu dünyada, üzerinde duracağımız üçüncü önemli halka ise yeryüzünde adalete ve eşitliğe dayalı bir dünya sisteminin kurulması çabasıdır. ‘Dünya beşten büyüktür’ derken bunu sadece bir slogan olsun diye söylemiyoruz, bunu sadece siyasi bir argüman olarak da ortaya koymuyoruz. Bunu dünyanın en önemli ihtiyaçlarından birisi olarak görüyor ve bunun teyit edilmesi için Türkiye olarak bütün gücümüzü seferber ediyoruz” diye konuştu.

‘MODERN ZAMANLARIN EN BÜYÜK ŞUÇLARINDAN BİRİ GAZZE SOYKIRIMIDIR’

Dünyadaki problemlerin birçok nedeninin bulunduğunu ama ana sebebin adaletsiz ve hakkaniyetsiz dünya sistemi olduğuna değinen Kurtulmuş, bugün dünyada iklim krizini ve göçmen sorununu çözülebilecek bir dünya sisteminin bulunmadığını ifade etti. Rusya ile Ukrayna arasında on binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olan savaşın dünyanın gözü önünde yaşandığını ve bu savaşın önlenemediğini vurgulayan Kurtulmuş, bugün insanlığın modern zamanlardaki en büyük suçlarından birisi olan, İsrail’in Gazze’de devam eden soykırıma varan katliamlarını, dünyanın önleyemediğini söyledi.

Kurtulmuş, “Savaşı neresi önleyecek? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ‘Acil ateşkes yapalım, şu insanlar ölmesin, bu insanlar açlıktan, susuzluktan, ekmeksizlikten ölüyorlar, acil buraya yardım yapalım’ diye giden onun üstündeki karar tasarısının sekiz tanesi veto edildiği için uygulama imkanı bulunmamış. Diğerleri ise veto edilmemiş ama onun da uygulanması mümkün olmamış.” ifadelerini kullandı.

Dünyada hakkaniyete ve adalete dayalı bir sisteminin kurabileceğini ve bunun için gayret sarf ettiklerini belirten Kurtulmuş, “Dünyanın her yerindeki Türk toplumunun, evrensel olarak insanlığa sunabileceği en önemli işlerden birisi, en önemli vazifelerinden birisi yeni bir dünya sisteminin kurulabilmesi için bu yönde mücadelemizi artırmaktır” dedi.

‘BU İNSANLIĞIN DİRİLİŞİDİR, İNSANLIK CEPHESİNİN YENİDEN KURULUŞUDUR’

Filistin’e destek için dünyanın her yerinde insanlık cephesinin kurulduğunu, her gün daha fazla güçlendiğinden bahsederek, “Bu zulme karşı çıkan, ‘artık bunu çözelim’ diyerek sokaklara, meydanlara çıkan milyonlarca insan, ‘yeter artık’ diyerek yan yana geldi ve büyük mücadele verdi. Bu, insanlığın dirilişidir, insanlık cephesinin yeniden kuruluşudur ve inşallah bu büyük katliamın, insanlığın yaşadığı bu büyük ayıbın sonunda öyle zannediyoruz ki artık ‘dünya beşten büyüktür, adil bir dünya sistemine ihtiyaç vardır’ sözünü anlatmak için çok uzun konuşmaya da gerek yoktur. İnşallah hep beraber bu zorlu günleri geride bırakacağız. Türkiye olarak güçlü toplumumuzla, yaşadığımız coğrafyanın gerçekten ekonomik ve siyasi istikrarı en sağlam olan ülkesi olan ülkemiz, bölgemizin ve dünyamızın parlayan yıldızlarından birisi olacak, bu istikamette yoluna devam edecektir” ifadelerini kullandı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/kurtulmus-guclu-turkiye-guclu-toplum-anlayisiyla-onumuzdeki-doneme-cok-daha-guclu-giriyoruz/feed/ 0
TBMM Başkanı Kurtulmuş, ABD’deki Türk toplumu ile buluştu https://www.haber60.com.tr/tbmm-baskani-kurtulmus-abddeki-turk-toplumu-ile-bulustu/ https://www.haber60.com.tr/tbmm-baskani-kurtulmus-abddeki-turk-toplumu-ile-bulustu/#respond Mon, 08 Jul 2024 00:24:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=38001 TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Güçlü Türkiye, güçlü toplum anlayışıyla önümüzdeki döneme çok daha güçlü bir şekilde giriyoruz. Türkiye olarak karşımıza çıkan birtakım tehditlerden yılarak ve birtakım gelişmelerden çekilip geri adım atarak değil, önümüzdeki fırsatları değerlendirerek yolumuza devam edeceğiz.” dedi.

Kurtulmuş, NATO Parlamento Başkanları Zirvesi dolayısıyla bulunduğu ABD’nin başkenti Washington’da, Amerika Diyanet Merkezi’ni ziyaret etti.

Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi (TASC) tarafından Amerika Diyanet Merkezi’nde düzenlenen programda, ABD’deki Türklerle ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen Kurtulmuş, burada yaptığı konuşmada, ilk kez ziyaret ettiği Diyanet Merkezi’nin Türkiye’nin büyüklüğüne, hedeflerine ve misyonuna yakışan nitelikte olduğunu ifade etti.

Dünyada insanlık tarihinin en önemli türbülanslarından birisinin yaşandığını dile getiren Kurtulmuş, iklim değişikliklerinden göçmen sorunlarına, küresel olarak yaşanan gelir dağılımı adaletsizliklerinden çatışmalara kadar birçok bölgede önemli değişimlerin bulunduğunu belirtti.

Çok kutuplu yeni bir dünya sisteminin başladığına işaret eden Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dünyanın her bölgesinde, her yerinde sadece bir ülkeye ya da birkaç ülkenin yönlendirdiği bir dünya değil, tam tersine güç merkezlerinin birbirleriyle kıyasıya yarıştığı ortamların olduğunu görüyoruz. Bu çok kutupluluk, ekonomiden toplumsal yapılara, teknolojinin gelişmesinden askeri dengelere kadar birçok alanda önümüze yeni imkanlar, tehditler ve fırsatlar çıkaracak. Dolayısıyla önümüzdeki dönemin bu çok kutupluluğunu iyi algılamak, iyi anlamak ve ona göre mücadele etmek durumundayız.

Türkiye olarak dünyanın en zor bölgesinde yaşıyoruz. Bir tarafımızda Karadeniz var; işte Rusya- Ukrayna arasındaki savaş… Güneyimizde Orta Doğu var, hemen bir sınırlarımızın güneyinde vekalet savaşlarının ürünleri olan terör örgütleri var. Doğu Akdeniz’deki, Kafkaslar’daki gelişmeler var. Dünyanın bütün bu çatışma ve birtakım gerilim alanlarının ortak noktasında Türkiye var. Bu dönem Türkiye için aynı zamanda büyük bir fırsatı da ortaya koymaktadır. Güçlü Türkiye, güçlü toplum anlayışıyla önümüzdeki döneme çok daha güçlü bir şekilde giriyoruz. Türkiye olarak karşımıza çıkan birtakım tehditlerden yılarak ve birtakım gelişmelerden çekilip geri adım atarak değil, önümüzdeki fırsatları değerlendirerek yolumuza devam edeceğiz.”

Kurtulmuş, Türkiye’nin kültürel, siyasi ve ekonomik olarak farklı bölgelerle işbirliğini geliştirebilme potansiyeline sahip dünyadaki ender ülkelerden biri olduğunu belirterek, “Türkiye, Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar uzanan bölgede 300 milyon Türk’ün yaşadığı Türk dünyasının bir parçasıdır. Fas’tan Endonezya’ya kadar uzanan geniş coğrafyada yaklaşık 2 milyara yakın Müslüman’ın yaşadığı İslam dünyasının bir parçasıdır. Türkiye, ABD başta olmak üzere Batı ülkeleriyle yakın ilişkiler sürdürmekte olan önemli ülkelerden birisidir.” dedi.

“Türkiye, çok kutuplu dünyanın sunduğu fırsatları değerlendirecek”

NATO’nun 75. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla bir grup milletvekiliyle ABD’de bulunduklarını anımsatan Kurtulmuş, şunları kaydetti:

“Biz meclis başkanlarının toplantısını yaptıktan sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın da katılımıyla NATO üyesi ülkelerin devlet başkanlarının toplantısı gerçekleştirilecek. Türkiye, aynı zamanda NATO’nun üyesi. Türkiye aynı zamanda Avrupa Birliği adayı olan bir ülke. Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatı’nın, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın bir parçası. Türkiye, BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü ile birtakım temaslar içerisinde olan bir ülke. Dünyada bizim kadar çok farklı dış politika kartı olan ikinci bir ülke yoktur. Dolayısıyla hiçbir zaman at gözlüklerini takmaksızın, hiçbir zaman tek taraflı bir anlayış içerisinde olmaksızın dünyanın bütün ülkeleriyle iyi ilişkileri geliştireceğiz ve bunu milletimizin, bölgemizin ve insanlığın hayrına kullanabilmek için gayret sarf edeceğiz. Zaten bu duruşumuzu, bu anlayışımızın sonuçlarını da farklı krizler karşısında ortaya koyuyoruz. Örnek olarak söylemek gerekirse üç yılını geride bıraktığımız Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta iki ülkeyle de konuşabilen, iki ülkeyle de görüşebilen ve iki ülkeye de diplomasi masasında müzakere yolunu gösteren tek ülke Türkiye oldu. Türkiye bu anlamda dünyanın birçok yerindeki gelişmelere bigane kalmadan, kendi menfaatlerini koruyarak önümüzdeki dönemde çok kutuplu dünyanın kendisine sunduğu fırsatları en iyi şekilde değerlendirecektir.”

“Demokrasilerde örgütlü sivil toplumların gücünün üstünde güç yok”

Türkiye’nin ABD ve Batı dünyasıyla ilişkilerinde ABD’deki Türk toplumunun varlığının önemli bir imkan olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Demokrasilerde örgütlü sivil toplumların gücünün üstünde bir güç yoktur. Sayısal olarak belki bizim kadar olan hatta bizim kadar bile sayısal gücü olmayan toplumların, örgütlü oldukları için Amerikan siyasetini nasıl yönlendirdiğini siz benden daha iyi biliyorsunuz. Dolayısıyla bizim buradaki 350 bin kişilik bu büyük devasa Türk toplumunun hem gücünü artırmak hem seviyesini yükseltmek hem de Türk toplumunun Türk-Amerikan ilişkileri başta olmak üzere diğer Batı ülkeleriyle ilişkilerimizde önemli rol oynamasını temin etmemiz lazım. Bu bakımdan TASC’ın ve buradaki diğer sivil toplum kuruluşlarımızın faaliyetlerine fevkalade büyük önem veriyoruz.” diye konuştu.

Kurtulmuş, yeni dönemde Türkiye olarak dünyayla ilişkileri üç halka ile ifade edilebilecek geniş bir strateji içerisinde ele aldıklarını belirterek, şunları söyledi:

“Bunlardan birincisi önce kendi bölgemizde dünyanın en problemli bölgesi olan Kafkaslar, Balkanlar, Karadeniz, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesinde dost ve kardeşlerimiz, yakın çevremizin barış, esenlik içerisinde olabilmesi için olağanüstü çaba sarf ediyoruz. Bu bölgenin barış içinde olması, başta Türkiye olmak üzere, öncelikle bölge ülkelerinin yararınadır. Bu halka içerisinde var olan sorunların giderilebilmesi için, sorunları tek tek çözecek bir perspektifle barış anlayışı içerisinde, istikrar anlayışı içerisinde adımlarımızı atıyoruz. İkinci halka ise daha geniş coğrafyalarda, Türk dünyası ve İslam dünyasındaki dostlarımız başta olmak üzere dünyanın birçok yerindeki mazlum ve masum milletlerle insanlık onurundan yana olan insanlarla, çevrelerle ve devletlerle ilişkilerimizi arttırarak sürdürüyoruz. Bu çerçevede Türkiye sadece yakın çevresiyle değil Afrika, Asya, Latin Amerika başta olmak üzere dünyanın her yeriyle ilişkilerini düzenli olarak artırmakta, geliştirmektedir. Türkiye olarak çok kutuplu dünyada üzerinde duracağımız üçüncü önemli halka ise yeryüzünde adalete ve eşitliğe dayalı bir dünya sisteminin kurulması çabasıdır. ‘Dünya beşten büyüktür’ derken bunu sadece bir slogan olsun diye söylemiyoruz, bunu sadece siyasi bir argüman olarak da ortaya koymuyoruz. Bunu dünyanın en önemli ihtiyaçlarından birisi olarak görüyor ve bunun teyit edilmesi için Türkiye olarak bütün gücümüzü seferber ediyoruz.”

“Yeni bir dünya sisteminin kurulabilmesi için mücadelemizi artırmalıyız”

Dünyadaki problemlerin birçok nedeni bulunduğunu ama ana sebebin adaletsiz ve hakkaniyetsiz dünya sistemi olduğunu dile getiren Kurtulmuş, bugün dünyada iklim krizini ve göçmen sorununu çözülebilecek bir dünya sisteminin bulunmadığını belirtti.

Rusya ile Ukrayna arasında on binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olan savaşın dünyanın gözü önünde yaşandığını ve bu savaşın önlenemediğini vurgulayan Kurtulmuş, bugün insanlığın modern zamanlardaki en büyük suçlarından birisi olan İsrail’in Gazze’de devam eden soykırıma varan katliamlarını dünyanın önleyemediğini belirtti.

Kurtulmuş, “Savaşı neresi önleyecek? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ‘Acil ateşkes yapalım, şu insanlar ölmesin, bu insanlar açlıktan, susuzluktan, ekmeksizlikten ölüyorlar, acil buraya yardım yapalım’ diye giden onun üstündeki karar tasarısının sekiz tanesi veto edildiği için uygulama imkanı bulunmamış. Diğerleri ise veto edilmemiş ama onun da uygulanması mümkün olmamış.” ifadesine yer verdi.

Dünyada hakkaniyete ve adalete dayalı bir sisteminin kurabileceğini ve bunun için gayret sarf ettiklerini vurgulayan Kurtulmuş, “Dünyanın her yerindeki Türk toplumunun, evrensel olarak insanlığa sunabileceği en önemli işlerden birisi, en önemli vazifelerinden birisi yeni bir dünya sisteminin kurulabilmesi için bu yönde mücadelemizi artırmaktır.” diye konuştu.

Filistin’e destek için dünyanın her yerinde insanlık cephesinin kurulduğunu, her gün daha fazla güçlendiğini ifade eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“Bu zulme karşı çıkan, artık bunu çözelim diyerek sokaklara, meydanlara çıkan milyonlarca insan, yeter artık diyerek yan yana geldi ve büyük mücadele verdi. Bu, insanlığın dirilişidir, insanlık cephesinin yeniden kuruluşudur ve inşallah bu büyük katliamın, insanlığın yaşadığı bu büyük ayıbın sonunda öyle zannediyoruz ki, artık dünya beşten büyüktür, adil bir dünya sistemine ihtiyaç vardır sözünü anlatmak için çok uzun konuşmaya da gerek yoktur. İnşallah hep beraber bu zorlu günleri geride bırakacağız. Türkiye olarak güçlü toplumumuzla, yaşadığımız coğrafyanın gerçekten ekonomik ve siyasi istikrarı en sağlam olan ülkesi olan ülkemiz, bölgemizin ve dünyamızın parlayan yıldızlarından birisi olacak, bu istikamette yoluna devam edecektir.”

Programda, Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Sedat Önal, TASC Başkanı Seyit Şahin, Türk-Amerika Diyanet Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Kanca da yer aldı. – WASHINGTON

]]>
https://www.haber60.com.tr/tbmm-baskani-kurtulmus-abddeki-turk-toplumu-ile-bulustu/feed/ 0
Konya’da Irkçı Nefret Dalgası Tehdit Ediyor https://www.haber60.com.tr/konyada-irkci-nefret-dalgasi-tehdit-ediyor/ https://www.haber60.com.tr/konyada-irkci-nefret-dalgasi-tehdit-ediyor/#respond Fri, 05 Jul 2024 07:18:11 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=36971 Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu Başkanı Adem Ceylan, Türkiye’de sistematik olarak artırılan ırkçı nefret dalgasının birkaç gündür zirve yaptığını belirterek, “Hiç kuşkusuz bu ırkçı provokasyonlar, toplumun huzurunu ve barışını tehdit eden en büyük unsurlardan biridir” dedi.

Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu tarafından son günlerde artan ırkçı nefret dalgasına dikkat çekmek için basın toplantısı düzenlendi. Aziziye Kültür Merkezinde düzenlenen toplantı, Suriye’den Türkiye’ye savaş sebebi ile gelen öğretmenlerin barışçıl konuşması ile başladı. Daha sonra konuşan Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu Başkanı Adem Ceylan, “Türkiye, sistematik bir tarzda geliştirilen, kabartılan ırkçı nefret dalgalarıyla adeta boğulma tehlikesi geçiren bir ülke görünümüne sürükleniyor. Sosyal medyadan siyaset arenasına, oradan sokaklara taşırılan yalanlarla, tahrikler ile kitleler salim düşünme melekesini yitirmiş, vicdan ve adalet duygusu taşımayan canavarlara dönüştürülmeye çalışılıyor. Bireylerin işlediği cürümler veya kabahatler öne çıkartılıp toplumsallaştırılmak suretiyle etnik, kavmi, ulusal köken ayrımları ve ithamları üzerinden saldırganlık meşrulaştırılırken, nefret dalgasının beslediği bir linç atmosferi yaygınlaştırılmak isteniyor” şeklinde konuştu.

“Tarihimizin sayfasına toplumumuz adına utanç verici bir hadise olarak kaydedilmiştir”

Kayseri’de yaşanan olayları hatırlatan Başkan Ceylan, “Kayseri’de Danişmentgazi Mahallesi’nde Suriyeli bir çocuğa karşı gerçekleştirildiği söylenen iğrenç taciz olayının ardından, zanlının emniyet güçleri tarafından gözaltına aldığı duyurulmasına rağmen suçun şahsiliği ilkesi tamamen ihlal edilmiş ve toplumsal linç kültürünün iğrenç bir örneği sergilenmiştir. Sonrasında da 7 yaşındaki bir çocuğa yapılan bu iğrenç saldırının zanlısı, çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklanmıştır. Bununla beraber, korkunç bir savaştan canlarını bize emanet ederek ülkemize sığınan masum insanları hedef alan saldırılar, tarihimizin sayfasına toplumumuz adına utanç verici bir hadise olarak kaydedilmiştir. Küresel olarak gerilimlerin artırıldığı ve Avrupa başta olmak üzere dünyada ırkçılığın yükseltildiği bir dönemde provokatörlerce tahrik edilmiş kitleler, hiçbir insani ve hukuki ölçü gözetmeksizin, vicdansızca ve ahlaksızca masum insanların iş yerlerine, araçlarına saldırmış; geniş bir kitleye, çoluk çocuk demeden korku dolu bir gece yaşatmışlardır. Yine aynı merkezden talimat alan veya aynı korkunç zihni paylaşan kişiler, bu oyunun yeni bir versiyonunu karşılık verme bahanesiyle bugün Suriye topraklarında da sergileyerek asıl amaçlarını ortaya koymuşlardır” diye konuştu.

“İslam ümmetine zarar vermektedir”

Başkan Ceylan, “Hiç kuşkusuz bu ırkçı provokasyonlar, toplumun huzurunu ve barışını tehdit eden en büyük unsurlardan biridir. Bu provokasyonlar, sadece suçluyu değil masum insanları da hedef alarak, toplumda derin yaralar açmaktadır. Irkçı nefret ve ayrımcılık, birlikte yaşama kültürümüzü zedeleyerek toplumsal uyumu bozmakta, hem dini hem tarihi hem de coğrafi olarak kardeşimiz olan insanlarla beraber bir parçası olduğumuz İslam ümmetine zarar vermektedir. Coğrafyamızın büyük bir kaos içerisinde bulunduğu dönemde istikrarını koruyan Türkiye’yi büyük sorunlarla boğulan bir ülke gibi gösteren bu saldırganlar, adaleti ve vicdanı yaraladığı gibi Türkiye’nin itibarını da zedelemektedir” ifadelerini kullandı. – KONYA

]]>
https://www.haber60.com.tr/konyada-irkci-nefret-dalgasi-tehdit-ediyor/feed/ 0
Güney Kore’de gençlerin toplumsal izolasyonu: Mutluluk Fabrikası https://www.haber60.com.tr/guney-korede-genclerin-toplumsal-izolasyonu-mutluluk-fabrikasi/ https://www.haber60.com.tr/guney-korede-genclerin-toplumsal-izolasyonu-mutluluk-fabrikasi/#respond Fri, 05 Jul 2024 05:09:11 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=36874 Güney Kore’nin Mutluluk Fabrikası’ndaki ufak hücrelerin dış dünyayla tek bağlantısı yemek dağıtımı için kapıda açılmış küçük boşluklar.

5 metrekarelik hücrelerde telefon veya bilgisayarlar yasak. Burada kalanlara yalnızca çıplak duvarlar eşlik ediyor.

Mavi üniforma giyinseler de buradakiler aslında mahkum oldukları için değil “inziva deneyimi” için hücrede kalıyorlar.

Çoğunun ortak paydası, toplumdan tamamen izole olmuş bir çocuklarının olması.

Tecrit hücreleri

Genç münzevilere hikikomori adı veriliyor; bu 1990’larda Japonya’da ergenler ve genç yetişkinler arasında görülen şiddetli toplumsal izolasyonu tanımlamak için ortaya atılmış bir kavram.

Nisan’dan bu yana ebeveynler, Kore Gençlik Vakfı ve Mavi Balina Kurtarma Merkezi adlı Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar) tarafından finanse edilen ve yürütülen 13 haftalık bir ebeveyn eğitim programına katılıyor.

Programın amacı insanlara çocuklarıyla nasıl daha iyi iletişim kuracaklarını öğretmek.

Bu süreçte ebeveynler tecrit hücresine benzer bir odada üç gün geçiriyor.

Bu izolasyonun ebeveynlerin çocuklarını daha iyi anlamalarına yardımcı olması umuluyor.

‘Kimse onu anlamadığı için kendisini sessizlikle koruyor’

Oğlu 3 yıldır odasından çıkmayan Jin Young-hae, Mutluluk Fabrikasına ilk gittiğinde toplumdan soyutlanmayı seçen diğer gençlerin notlarını okuduğunu söylüyor.

“Çocuğum benimle pek konuşmadığı için onun aklından neler geçtiğini bilmiyordum” diyor ve ekliyor:

“Bu notları okumak şunu fark etmemi sağladı: ‘Kimse onu anlamadığı için kendisini sessizlikle koruyor'”.

Park Han-sil takma adlı anne, yedi yıldır kimseyle görüşmeyen 26 yaşındaki oğlu için hücreye kapanmış.

Oğlu birkaç kez evden kaçmış; artık odasından nadiren çıkıyor.

Park, oğlunun video oyunları takıntı haline getirdiğini söylüyor.

Sosyal ilişkilerde zorluklar

Anne Park, oğluna ulaşmakta halen zorlanıyor ancak izolasyon programı sayesinde oğlunun duygularını daha iyi anlamaya başladığını anlatıyor.

“Çocuğumun hayatını belirli bir kalıba sokmadan kabul etmenin önemli olduğunu fark ettim” diyor.

Güney Kore Sağlık ve Refah Bakanlığının 2023’te yaşları 19-34 yaş arasındaki 15 bin kişiyle yaptığı bir ankete katılanların yüzde 5’inden fazlası kendilerini toplumdan soyutladıklarını söylemişti.

Veri Güney Kore’nin daha geniş nüfusuna uyarlanırsa bu, yaklaşık 540 bin kişinin izole olduğu anlamına geliyor.

Ankete göre toplumsal izolasyonun en yaygın nedenleri şunlar:

Japonya’da, kendilerini toplumdan izole eden gençler dalgası ilk olarak 1990’larda başladı. Bu, yaşlı ebeveynlerine bağımlı orta yaşlı insanların ortaya çıktığı yeni bir demografiyle sonuçlandı.

Sadece emekli maaşıyla yetişkin çocuklarına bakmaya çalışan bazı ebeveynler yoksulluğa sürüklendi ve depresyona girdi.

Kyung Hee Üniversitesi Sosyoloji bölümünden Profesör Jeong Go-woon, Güney Kore’de toplumun beklentilerinin, özellikle ekonomik durgunluk ve düşük istihdam zamanlarında gençlerde kaygıyı artırdığını söylüyor.

Toplumda çocuğun başarılarının ebeveynlerin başarısı olduğu görüş hakim. Bu da tüm ailenin birlikte izolasyon bataklığına sürüklenmesi riskini doğuruyor.

Birçok ebeveyn, çocuklarının yaşadığı zorlukları, kendileri açısından bir başarısızlık olarak algılıyor ve bu da suçluluk duygusuna yol açıyor.

Prof. Jeong, “Kore’de ebeveynler sevgilerini ve duygularını genellikle eylemler ve sorumlulukla ifade ederler” diyor ve ekliyor:

“Çocuklarının öğrenim ücretlerini çok çalışarak karşılayan ebeveynler, sorumluluğu vurgulayan Konfüçyüsçü kültürün tipik bir örneği.”

Güney Kore’nin 21. yüzyılın ikinci yarısındaki hızlı ekonomik büyümesi dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline gelmesini sağlamıştı. Bu hızlı büyümenin çok çalışmaya yapılan kültürel vurguyla bağlantılı olduğu düşünülüyor.

Ancak Dünya Eşitsizlik Veri Tabanına göre, ülkede ekonomik eşitsizlik son 30 yılda daha da derinleşti.

Programın yürütücülerinden Mavi Balina Kurtarma Merkezi Direktörü Kim Ok-ran, gençleri bir “yetiştirme sorunu” olarak gören birçok ebeveynin etraflarındakilerden uzaklaşmaya başladığını söylüyor.

Bazıları ise yargılanmaktan o kadar çok korkuyor ki, durumlarını yakın aile üyeleriyle bile paylaşamıyorlar.

Kim Ok-ran, “Sorunu açıkça konuşamıyorlar, bu durum ebeveynlerin de yalnız kalmasına yol açıyor” diyor.

Yardım almak için Mutluluk Fabrikasına gelen ebeveynler, çocuklarının normal hayata dönebileceği günü sabırsızlıkla bekliyor.

Tecritten çıkarsa oğluna ne söyleyeceği sorulduğunda anne Jin’in gözleri yaşarıyor:

“Çok fazla şey yaşadın.

“Senin için çok zor olmalı, değil mi?

“Yanındayım” diyor sesi titreyerek.

Bu makalede bahsi geçen sorunlardan etkilendiğinizi düşünüyorsanız yakınınızdaki güvenilir ruh sağlığı hizmetleri merkezlerinden profesyonel yardım isteyin.

]]>
https://www.haber60.com.tr/guney-korede-genclerin-toplumsal-izolasyonu-mutluluk-fabrikasi/feed/ 0
Belçika ve Türkiye, Göç Anlaşması’nın 60. yılını ‘Gurbet Kuşu Festivali’ ile kutladı https://www.haber60.com.tr/belcika-ve-turkiye-goc-anlasmasinin-60-yilini-gurbet-kusu-festivali-ile-kutladi/ https://www.haber60.com.tr/belcika-ve-turkiye-goc-anlasmasinin-60-yilini-gurbet-kusu-festivali-ile-kutladi/#respond Thu, 04 Jul 2024 22:57:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=36585 Belçika ve Türkiye’nin, Türk işçilerin Belçika’ya göçünü kolaylaştırmak amacıyla imzaladığı Göç Anlaşması’nın 60. yılı ‘Gurbet Kuşu Festivali’ ile kutlandı. Programda konuşan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “Göçün 60. yıl dönümüyle birlikte önemli figürler de çıktı toplumdan. İşçi olarak giden birinci kuşağın ardından doktorlar, mühendisler, siyasetçiler, sivil toplum kuruluşu değerli temsilcileri, iş insanları çıktı. Türkiye-Belçika dostluğunun artarak devam etmesini temenni ediyorum” dedi.

16 Temmuz 1964’te Belçika ve Türkiye’nin, Türk işçilerin Belçika’ya göçünü kolaylaştırmak amacıyla imzaladığı Göç Anlaşması’nın 60. yılı ‘Gurbet Kuşu Festivali’ ile kutlandı. Programa, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Belçika Ankara Büyükelçisi Bay Paul Huynen, Belçika Başkonsolosu Tim Van Anderlecht ve gurbetçi vatandaşlar katıldı. Bakan Mahinur Özdemir Göktaş Festivale gelen vatandaşlar ile fotoğraf çektirirken kurulan stantları teker teker gezdi.

Programda konuşan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “Belçikalı Türk toplumunun İstanbul’daki mukim vatandaşları öncelikle sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Gurbetçi Kuşu Festivali’nde sizlerle bir arada olduğum için çok mutluyum. Göçün 60’ıncı yılının kutlandığı ve Belçika-Türkiye iş gücünün 60. yıl dönümünün kutlandığı bu günlerde bu tür etkinliklerin çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Başkonsolosluğumuza bu güzel inisiyatif için çok teşekkür ediyorum. Hakikaten burada yaşayan vatandaşlarımızın, Avrupalı Türklerin, Belçikalı Türklerin ne kadar mutlu ve gururlu olduklarını bir kere daha görüyorum. Hem kendi tarihlerini hem geldikleri yeri hem de şu anda yaşadıkları tersine göç oluşturarak, buradaki yaşadıkları toplumla birleştirici olarak tarihe dayanarak aynı zamanda köklerini unutmadan yaşadıkları topluma her zaman güçlü katkılar sunmuştur Belçikalı Türkler. Ben her biriyle gurur duyuyorum” dedi.

“GÖÇÜN 60. YIL DÖNÜMÜYLE BİRLİKTE TOPLUMDAN ÖNEMLİ FİGÜRLER ÇIKTI”

Göktaş, “Gerçekten göçün 60. yıl dönümüyle birlikte önemli figürler de çıktı toplumdan. İşçi olarak giden birinci kuşağın ardından doktorlar, mühendisler, siyasetçiler, sivil toplum kuruluşu değerli temsilcileri, iş insanları çıktı. Avrupa’da yaşayan Belçikalı Türklerin şu anda Türkiye’ye yerleşip iki ülke arasındaki ticaret hacmine önemli katkılarda bulunduğunu görüyoruz. Burada başarı örnekleri var. Ayrıca çok önemli sanatçılarımız da var. Kubat, Hadise… Futbolcularımız var. Toplumun önemli figürleri var. Benim çok değerli dostlarım var. Her birinize sevgilerimi sunuyorum. Bu güzel etkinliğin artarak devam etmesini ve Türkiye-Belçika dostluğunun artarak devam etmesini temenni ediyorum. Bu gerçekten çok kıymetli. Her birinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Göçün 70’inci, 80’inci, 100’üncü yıllarını da tekrar kutlamak nasip olur inşallah. Bu köklü iş birliğinin artarak devam etmesini iki ülke içinde diliyorum. Bu tür festivaller, kültür etkinlikleri bizleri birleştiriyor. Bu birliktelik etrafında daha fazla faaliyeti inşallah önümüzdeki dönemlerde hayata geçiririz. Çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Programın devamında Kubat, Doğukan Manço ve Ali Pınar sahne alırken, festival alanında çeşitli etkinlikler de düzenlendi.

]]> https://www.haber60.com.tr/belcika-ve-turkiye-goc-anlasmasinin-60-yilini-gurbet-kusu-festivali-ile-kutladi/feed/ 0 Konak Belediyesi ‘Uluslararası Gönüllü Eğitimciler Konferansı’ düzenledi https://www.haber60.com.tr/konak-belediyesi-uluslararasi-gonullu-egitimciler-konferansi-duzenledi/ https://www.haber60.com.tr/konak-belediyesi-uluslararasi-gonullu-egitimciler-konferansi-duzenledi/#respond Thu, 27 Jun 2024 23:15:11 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=36237 (İZMİR)- Konak Belediyesi, Global Hope Network International ile Toplumsal Dönüşüm Eğitim Kültür ve Sanat Derneği iş birliğinde düzenlenen ‘Uluslararası Gönüllü Eğitimciler Konferansı’ sona erdi. Konferansın son gününde katılımcılarla bir araya gelen Başkan Nilüfer Çınarlı Mutlu, “Çocukların özgür bireyler olarak sorgulayan, düşünen, akıldan ve bilimden yana kendine gelecek kurabileceği bir eğitimi hedefliyoruz. Dezavantajlı mahallelerde ‘Buradayız’ demek istiyoruz” dedi.

Konak Belediyesi’nin, Global Hope Network International ile Toplumsal Dönüşüm Eğitim Kültür ve Sanat Derneği iş birliğinde 25-27 Haziran tarihleri arasında Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlediği ‘Uluslararası Gönüllü Eğitimciler Konferansı’ sona erdi. Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, Amerikalı eğitimcilerin de katıldığı ve özellikle dezavantajlı bölgelerde eğitimde yaşanan zorluklar ile çözüm yollarının masaya yatırıldığı konferansın son gününde katılımcılarla bir araya geldi.

Konak’ın çok farklı bir demografik yapıya sahip olduğuna dikkati çeken Mutlu, “Konak, en yoksul, en zengin, en eğitimli ve en eğitime erişemeyenlerin bir arada yaşadığı yer. Biz dezavantajlı mahallelerde ‘Buradayız’ demek istiyoruz. Seçim sürecinde de mottomuz, ‘Adil kent, eşit yurttaşlık’ idi. Herkesin eşit olduğu ve kendini iyi hissettiği bir Konak için yola çıktık. Dolayısıyla semt merkezlerindeki ve başarabilirsek dezavantajlı mahallelerde Milli Eğitim Müdürlüğü ile yapılacak çalışmaları önemsiyoruz. Bütün çocukların eşit eğitim alması gerektiği düşünüyoruz. Bugün sizlerin burada yaptığı çalışmalar, konuklarımızın birikimlerini aktarması bizim için çok mutluluk verici. Yurt dışından gelen konuklara, öğrenmek ve bunları başkalarına aktarmak için zaman harcayan tüm katılımcılarımıza teşekkür ediyorum” dedi.

“İlk merkezimizi Kemeraltı’nda açacağız”

Mutlu, Kemeraltı’nda anne ve çocukların birlikte keyifli zaman geçirebilecekleri bir merkez açma hazırlığı içerisinde olduklarını belirterek, “Eğitimden uzak kalan çocukları anneleri ile birlikte sokağa çıkaracak ilk merkezimizi Kemeraltı’nda açmayı planlıyoruz. Ayla Ökmen Semt Merkezi binamızda artık çocuklar oynayacak, kadınlar eğitim alacak. Herkes eşit olsun diye çıktığımız bu yolda Konak Belediyesi olarak elimizden geleni yapacağız. Eğitimin ülkede ne yazık ki geldiği nokta ortada. Bundan hiçbirimiz memnun değiliz. Çocukların özgür bireyler olarak sorgulayan, irdeleyen, düşünen, akıldan ve bilimden yana kendine gelecek kurabileceği bir eğitimi hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Kendimizi onun sayesinde güçlü hissediyoruz”

Desteklerinden dolayı Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu’ya teşekkür eden Global Hope Network International Türkiye Temsilcisi ve Toplumsal Dönüşüm Eğitim Kültür ve Sanat Derneği Kurucu Başkanı Başak Çelik ise “Bir sivil toplum kuruluşu olarak biz karşımızda özellikle kentin dönüşümüne, dezavantajlı mahallelerdeki kadının, gencin, çocuğun her alandaki gelişimine bu kadar kararlı ve istikrarlı kamu iradesini görmekten ötürü çok mutluyuz. Bu sebeple sizlerin önünde kıymetli başkanımıza çok teşekkür ediyorum. Sivil toplum olarak kendimizi onun sayesinde güçlü hissediyoruz. Yaptığımız çalışmaların boşa gitmeyeceği kanaatindeyiz. Kendisinin ilk döneminde böyle bir başlangıç yapmış olmak çok sevindirici benim için. Önümüzdeki beş yılı düşünemiyorum bile. Çok güzel şeyler yapacağız. Şimdiden heyecan duyuyorum. Sizlerin iradesi ve mahallelerde yaptıkları çalışmalar ile dönüşecek pek çok şey” diye konuştu.

Üç gün süren konferansa Amerika’nın Pensilvanya eyaletinin Hershey kentinde öğretmenlik yapan Beth Scott, Mary Beth Krankowski, Brenda Rogers, Katrina Brown ve Valerie White konuk oldu. ‘Eğitimdeki zorlukları fırsata çevirmek’ konu başlığının temel alındığı konferans, eğitimcilere vizyon kazandırmak ve öğretmenlerin mesleki gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla düzenlendi. Özellikle Amerika’da dezavantajlı bölgelerin okullarında öğretmenlik yapan öğretmenler, kendi okullarında yaşadıkları zorlukları nasıl fırsata çevirdiklerini anlatarak, uygulamalarından örnekleri interaktif bir ortamda meslektaşlarıyla paylaştılar. Etkinlikte, dezavantajlı bölgelerde yaşanılan bazı sorunların ortak olduğu saptanırken, karşılıklı olarak ortak çözüm yollarının neler olabileceği üzerine de görüşler paylaşıldı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/konak-belediyesi-uluslararasi-gonullu-egitimciler-konferansi-duzenledi/feed/ 0
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, Genç Sanatçıların Eserlerine Ev Sahipliği Yapıyor https://www.haber60.com.tr/istanbul-buyuksehir-belediyesi-kultur-as-genc-sanatcilarin-eserlerine-ev-sahipligi-yapiyor/ https://www.haber60.com.tr/istanbul-buyuksehir-belediyesi-kultur-as-genc-sanatcilarin-eserlerine-ev-sahipligi-yapiyor/#respond Mon, 24 Jun 2024 22:27:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=35706 (İSTANBUL) – İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ, Taksim Sanat’ta, Türkiye’nin 20 farklı üniversitesinden 41 sanatçı adayının yaklaşık 80 eserinin yer aldığı “Genç Buluşmalar” sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, 21 Temmuz’a kadar sanatseverlerle buluşmaya devam edecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ’nin kamusal sergi alanı Taksim Sanat, ev sahipliği yaptığı farklı sanat disiplinleri sayesinde çok çeşitli izleyici profiline kapılarını açan öncü mekanlar arasında yer alıyor. Şehrin en işlek ulaşım noktalarından biri olan Taksim’deki Metro istasyonu içinde bir kültür sanat durağı olarak konumlanan Taksim Sanat, modern sanat dünyasına ve özellikle genç sanatçılara öncelik vererek dinamik bir kürasyonla hizmet vermeye devam ediyor. “Genç Buluşmalar” sergisi de bu anlayışın bir yansıması olarak öne çıkıyor. Geçen ay gerçekleşen Artcontact İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı’nda Kültür AŞ organizasyonuyla sanatseverlerle buluşan sergi, bu defa 13 Haziran’da Taksim Sanat’ta kapılarını açtı. Çok sayıda sanatçı ve sanatseverin ilgi gösterdiği sergi 21 Temmuz’a kadar ziyaretçilerini bekliyor.

“Genç yetenekler, geleceğin sanat dünyasını şekillendirecek”

Genç Buluşmalar sergisine ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirten İBB Kültür AŞ Genel Müdürü Murat Abbas, şunları söyledi:

“İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ olarak, sanatın evrensel dilini yücelterek genç sanatçıları desteklemeyi hep ön planda tuttuk. Bugün de genç sanatçıları siz değerli sanatseverlerle buluşturan bu özel serginin heyecanını yaşıyoruz. Taksim Sanat’ı modern sanat dünyasına kapılarını açan bir kültür sanat durağı olarak konumlandırdık. Bu mekanda, özellikle genç sanatçılara öncelik vererek dinamik bir kürasyonla hizmet vermeye devam ediyoruz. Genç Buluşmalar sergisi de bu anlayışın bir yansıması olarak öne çıkıyor. Resimden heykele, seramikten fotoğrafa kadar birçok farklı sanat disiplinini içinde barındıran sergide, toplumsal değerlere dokunan genç sanatçıların hayatla ilgili kaygılarına ve duygularına tanıklık edeceğiz. Umuyorum ki genç sanatçılarımızın ve tüm gençlerimizin kaygılarının giderek azaldığını görürüz.

Gençlerimizin sanatla, kültürle ve yaratıcılıkla buluşması, kendilerini özgürce ifade etmeleri, düşüncelerini paylaşmaları ve yeteneklerini geliştirmeleri bizim önem verdiğimiz konular arasında yer alıyor. Çünkü genç yeteneklerin yaratıcı enerjileri ve yenilikçi bakış açılarıyla geleceğin sanat dünyasını şekillendireceklerine gönülden inanıyoruz. Gençlerimize sunduğumuz fırsatlar, onların kendilerini keşfetmelerine ve potansiyellerini gerçekleştirmelerine yardımcı olurken, aynı zamanda toplumumuzun daha renkli, daha dinamik ve daha ileriye dönük bir gelecek inşa etmesine katkı sağlar. Bu bilinçle, gelecekte de gençlere dokunacak ve onların potansiyellerini en üst seviyeye çıkarmalarına olanak sağlayacak projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz.”

Konuşmasında “Gençlere Alan Açık” yarışmalarından da söz eden Abbas, ilki resim alanında gerçekleşen yarışmaların medya sanatı alanıyla devam ettiğini ve ileride de fotoğraf alanında yeni bir yarışmanın başlatılacağını belirtti.

Şırnak’tan Tekirdağ’a Türkiye’nin genç sanatçıları aynı sergide buluştu

Şırnak’tan Tekirdağ’a Türkiye’nin dört bir yanında 20 üniversitenin güzel sanatlar fakültesinde okuyan lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin resim, heykel, seramik, fotoğraf, dokuma gibi farklı malzeme ve disiplinlerden oluşan, 80’i aşkın eseri bu sergide bir araya geliyor. Küratörlüğünü Meriç Aktaş Ateş’in üstelendiği sergide, toplumsal değerlere değinen ve hayatla ilişkisini ön plana çıkaran eserler arasında atık, iklim krizi, doğa, ölüm, yaşam, metamorfoz, su, toplumsal ilişkiler, kadın ve şiddet gibi konuları temel alan çalışmalar bulunuyor. Toplumsal değerlere dokunarak hayatla ilgili kaygılarını ifade eden sanatçı adayları, toplum içindeki bireyselleşme, hayatın akışı ve kendi duruşlarını “Genç Buluşmalar” ile sanatseverlere yansıtıyor.

Çeşitli disiplinlerde, birbirinden farklı vizyona sahip özgün çalışmaları bir araya getiren “Genç Buluşmalar” sergisi, 21 Temmuz 2024 tarihine kadar Taksim Sanat’ta gezilebilecek.

]]>
https://www.haber60.com.tr/istanbul-buyuksehir-belediyesi-kultur-as-genc-sanatcilarin-eserlerine-ev-sahipligi-yapiyor/feed/ 0
Suriyeli Kürt Yazar: PKK/YPG Dış Güçlerin Araçlarıyla Ayrılık Yaratıyor https://www.haber60.com.tr/suriyeli-kurt-yazar-pkk-ypg-dis-guclerin-araclariyla-ayrilik-yaratiyor/ https://www.haber60.com.tr/suriyeli-kurt-yazar-pkk-ypg-dis-guclerin-araclariyla-ayrilik-yaratiyor/#respond Wed, 05 Jun 2024 23:03:25 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34927 Suriyeli Kürt yazar Ali Temmi, terör örgütü PKK/ YPG’nın, toplum bileşenleri arasında ayrılık yaratmak için dış güçlerce kurulan bir araç olduğunu belirterek, “Dış güçler özellikle Türkiye’yi hedef alıyor. Özerk yönetim, toplumsal sözleşme ve yerel konsey seçimleri gibi projelerle bölgede fiili bir durum yaratıp, uzun vadede Suriye’nin bölünmesini amaçlıyorlar.” dedi.

Memleketi Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınırındaki Aynularap (Kobani) ilçesi olan Ali Temmi, terör örgütü PKK/YPG’nin işgali altındaki bölgelerde tertiplediği sözde seçim konusunu AA muhabirine değerlendirdi.

2017’de terör örgütü PKK/YPG’nin eylemlerine karşı çıktığı için teröristler tarafından kaçırıldığını ve 3 ay boyunca alıkonduğunu bildiren Temmi, uluslararası kuruşların baskısı üzerine teröristlerin kendisini serbest bıraktığını söyledi.

Ali Temmi, teröristlerin kendisine Aynularap’ta yaşam hakkı vermeyeceklerini söyleyip tehdit etmesi üzerine, Türkiye’ye gitmek zorunda kaldığını anlattı.

“Kobani’de gerçek bir güvenlik ve emniyet ortamı oluşmadı”

Terör örgütü DEAŞ’ın 2014’de Aynularap’a saldırmasının ardından yaklaşık 250 bin kişinin Türkiye’ye göç ettiğini söyleyen ve daha sonra çok azının geri döndüğünü dile getiren Temmi, “Burada (Türkiye’de) yaşayanlar dönmüyor çünkü (PKK/YPG işgalindeki) Kobani’de (Aynularab) gerçek bir güvenlik ve emniyet ortamı oluşmadı.” dedi.

PKK/YPG’li teröristlerin işgali altındaki ilçede çocukların kaçırılıp zorla silah altına aldığını belirten Temmi, “Evleri yakıyorlar ve aktivistleri hedef alıyor. Dolayısıyla bölgeye dönüş için uygun ortam mevcut değil.” diye konuştu.

“50’den fazla Kürt parti bu yönetimi tanımıyor”

Ali Temmi, sözde “toplumsal sözleşmede” yer alan demokratik toplum, konfederasyon, çevre, kadın ve çocuk hakları gibi başlıkları, “örgütün kendi projesini dış dünyaya pazarlama araçları” olarak nitelendirerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“PKK, ülkedeki kaostan faydalanıyor. Ancak bu proje burada başarılı olmayacak. Bunun nedeni, bu yapının terör listelerinde bulunmasıdır, çocuklara yönelik ihlalleridir, zorla askere alma ve sivilleri göç ettirme uygulamalarını sürdürmesidir. Bu projeyi, Kobani, Rakka, Haseke veya Deyrizor’da dayatmak mümkün değil, çünkü bu toplum aşiret yapısına sahip. Bu toplum böyle eğilimleri reddediyor.”

Özellikle Amerikalıların varlığından sonra PKK/YPG’nin, Deyrizor ve Rakka’da hakim kaos ortamından faydalandığını aktaran gazeteci Ali Temmi, “Örgüt gerçeklikten uzak olduğu için sözde özerk yönetim gerçekleşmeyecek. Biz (Kürtler) bu özerk yönetimi tanımıyoruz. 50’den fazla Kürt parti bu yönetimi tanımıyor ve bunların arasında Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) de var. Bu konsey, Kürt siyasi güçlerinin en büyüğüdür.” şeklinde konuştu.

Esed rejiminin, Sünnilerle mücadele etmek ve Suriye devrimini bastırmak için terör örgütü PKK’yı kullandığına işaret eden Temmi, “Suriye toplumunun bazı kesimi, Kürtleri SDG veya PKK sanıyor ancak bu düşünce kesinlikle doğru değil. Bunu kabul etmiyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

DEAŞ’ın Sünni Arapların temsilcisi kabul edilemeyeceği gibi PKK oluşumlarının da Kürtleri temsil etmediğinin altını çizen Temmi, “Suriye’deki tüm bileşenler binlerce yıldır yan yana yaşıyorlardı. Rejim yanlısı bu örgütler, toplum mozaiğini bozmak veya toplum kesimleri arasında ayrılık yaratmak için var edildi.” ifadelerini kullandı.

“Konfederasyon ve toplumsal sözleşme” gibi kavramların, Suriye’nin kuzeydoğusunda uygulanamayacağını vurgulayan Temmi, “Biz, Gelecek Hareketi olarak bu yönetimi tanımıyoruz. Bu başlıklar, Doğu Fırat’ta uygulanamaz, çünkü bu muhafazakar toplumun aşirete dayalı sosyal bir yapısı var. Dolayısıyla bu proje başarısız olacak.” dedi.

“Biz Suriyeli Kürtler, binlerce yıldır tarihi topraklarımızda yaşıyoruz ve Suriye ulusunun bir parçasıyız.” diyen Temmi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz, PKK’yı Kürtlerin bir parçası olarak görmüyoruz. PKK, Suriye’deki Kürt toplumunu hedef alan dış güçlerin bir aracı. PKK, hiçbir zaman siyasi bir ortak kabul etmedi. Kendisine muhalif olanları hapislere attı. Biz Suriye’nin demokratik, çoğulcu, katılımcı bir devlet olmasını ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararının uygulanmasını istiyoruz. Bu, tüm taraflar için zorunludur.”

“Dış güçler özellikle Türkiye’yi hedef alıyor”

Temmi, Batı’nın Suriye’yi bölmek istediğinin altını çizerek, “Sınırlara, su ve petrol kaynaklarına, savunma ile dışişleri bakanlığı gibi yapıya sahip olmak ne demek? Erbil ve Süleymaniye’den gelen Batılı heyetleri bir devletmiş gibi karşılamak en demek? Bunlar, Suriye’nin parçalanmasının ön sesleridir.” diye konuştu.

Suriye’de durumu bölünmeden önceki Sudan’a benzeten ve bölünmeye aracı olan tarafın PKK olduğunu dile getiren Temmi, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bence, Dış güçler özellikle Türkiye’yi hedef alıyor. Özerk yönetim, toplumsal sözleşme ve yerel konsey seçimleri gibi projelerle bölgede fiili bir durum yaratıp uzun vadede Suriye’nin bölünmesini amaçlıyorlar. SDG’nin attığı her adım Amerikalılarla danışılarak yapılıyor, bu da dış güçlerin etkisini gösteriyor.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/suriyeli-kurt-yazar-pkk-ypg-dis-guclerin-araclariyla-ayrilik-yaratiyor/feed/ 0
Denizli Ticaret Odası’nda Kadının Ekonomik Güçlendirilmesi Çalışma Grubu Toplantısı Gerçekleştirildi https://www.haber60.com.tr/denizli-ticaret-odasinda-kadinin-ekonomik-guclendirilmesi-calisma-grubu-toplantisi-gerceklestirildi/ https://www.haber60.com.tr/denizli-ticaret-odasinda-kadinin-ekonomik-guclendirilmesi-calisma-grubu-toplantisi-gerceklestirildi/#respond Sun, 26 May 2024 21:51:44 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33161 Denizli Ticaret Odası’nın (DTO) Meclis Salonu’ndaki Kadının Ekonomik Güçlendirilmesi Çalışma Grubu toplantısında konuşan DTO Başkan Yardımcısı Melek Sözkesen Kartay, kadının toplumsal hayattaki misyonunun yanı sıra iş dünyasındaki önemine dikkat çekti.

Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu (TSKF), Kadının Ekonomik Güçlendirilmesi Çalışma Grubu, Kadın Liderlerle Dönüşüm Buluşmalarının ikincisini Denizli’de gerçekleştirdi. Denizli Merkezefendi İlçe Belediye Başkanı Şeniz Doğan ve Bozkurt İlçe Belediye Başkanı Birsen Çelik’in de katıldığı etkinlik, kadınlardan büyük ilgi gördü. Konuşmasında kadının ekonomideki yerinin tartışılamayacağını vurgulayan DTO Başkan Yardımcısı Melek Sözkesen Kartay, ” Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi dünyadaki her şey kadının eseridir! Denizli’de iş hayatında yer alan girişimci kadınlarımızla çalışan kadınlarımızın oranı, Türkiye ortalamasının üzerindedir. Türkiye genelinde yüzde 28 olan kadın istihdam oranı, Denizli’de yüzde 33’ün üzerindedir. Bu sevindirici bir veri fakat yeterli değil. 98 yıllık Denizli Ticaret Odası tarihinin yönetim kurulundaki ikinci kadın üyeyim ve başkan yardımcısıyım. Şu andaki hedefimiz, yönetim kurulumuzun yüzde 50’sini kadınların oluşturduğunu bir gün görebilmektir. Diğer taraftan Denizli Ticaret Odası’nda kayıtlı kadın girişimcimiz 2 bin 800 kişi fakat şirketlerin yönetim kurullarında, komitelerinde ve komisyonlarında kadınların adı yok. Kadın çalışıyor ama esamesi okunmuyor. Çünkü şirketi ya babasının üzerine ya da kocasının üzerine; kadınsa orada maaşlı olarak çalışıyor. Herhangi bir karar mekanizmasında yetkisi bulunmuyor. Artık hepimiz yaptığımız işlerde biraz daha sorumluluk almalıyız, sorumluluk verilmesini beklememeliyiz ve bu şekilde ilerlemeliyiz” dedi.

“Kadın erkek yan yana yürümeliyiz”

Dünyada ve Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dikkat çeken SKF Başkanı Betül Elmasoğlu, “Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre Türkiye ne yazık ki 146 ülke arasında 129’uncu. Bunun da sebebi kadınların istihdama, siyasete ve karar alma mekanizmalarına katılımlarının düşük kalması. Tüm bu yaşananlarsa maalesef ata erkil düzenin sonuçlarıdır. Bizlerin zihinlerimizi değiştirmeye, dönüştürmeye, kadınların öncelikli ve önde olduğu bir yaşama ihtiyacımız var. Ülkelerin sürdürülebilir kalkınması, kadınların özgürce var olabilmesi ile mümkündür. Bu tablonun bize yakışmadığı çok açıktır; çıkış yolumuzsa toplumsal cinsiyet kalıplarının aşılmasından geçmektedir. Çağdaş, demokratik ve müreffeh bir ülke için kadın erkek yan yana yürümeliyiz, birlikte mücadele etmeliyiz. Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu olarak iş hayatında öncü kadınlarla birlikte olmak, onların başarı hikayelerini dinlemek, kızlarımıza örnek olalım istedik. Bugün de bu kapsamda burada ikinci toplantımızı yapmanın mutluluğu ve gururunu yaşıyoruz. Denizli’de bize bu imkanı sundukları için Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Uğur Erdoğan başta olmak üzere Başkan Yardımcımız Sayın Melek Sözkesen Kartay ile yönetim kurulu üyelerine çok teşekkür ediyoruz” dedi.

“Kadın mutlu olduğunda, toplum da mutlu olur”

Bozkurt Belediye Başkanı Birsen Çelik ise konuşmasında kadın liderlerin önemine değindi. Çelik, “Bizlerin yani siyasetçilerin tek amacı, toplumu mutlu etmektir. Toplumu mutlu etmenin yolu da kadını mutlu etmekten geçmektedir. Çünkü kadını mutlu ettiğinizde aile de mutlu olur. Aile mutlu olduğunda da toplum mutlu olur. O nedenle Şeniz başkanımla bulunduğumuz bölgelerde pozitif ayrımcılık yapıp hem kadını mutlu etmek hem de toplumu mutlu etmek için çalışıyoruz” diye konuştu.

“Kadının olduğu yerde zarafet ve iletişim olur”

Kadınların yaşadıkları zorlukları belediye başkanı olduktan sonra daha net gördüğünü eden Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, “Başkan olduktan sonra, Türkiye’de kadınların ne kadar büyük zorluklar içinde olduğunu daha iyi gördüm. Şuna inanıyorum ki kadının bağımsız olabilmesi için ekonomik özgürlüğünün olması gerekiyor. Bizler, kadın yöneticiler olarak aldığımız eğitimle, yaptığımız işlerle ve doğru belediyecilik yönetimiyle, kadınlarımıza ve kızlarımıza örnek oluyoruz. Kadının olduğu yerde zarafet ve iletişim olur. Bu yüzden siyasi partilerde ve çalışma hayatında daha fazla kadının olması gerekiyor. Farklı bir zamanda biz de sizinle ortak bir proje yapmak isteriz” ifadelerini kullandı.

Açış konuşmalarının ardından Kadın Liderlerle Dönüşüm Oturumuna geçildi. TSKF Kadının Ekonomik Güçlendirilmesi Çalışma Grubu Koordinatörü Dilek Cesur’un moderatörlüğünde ManPowerGroup Türkiye Genel Müdürü Feyza Narlı, katılımcılara iş hayatındaki tecrübelerini aktardı. Narlı, kadının katma değeri yüksek işlerde yer almasının toplumun hızlı gelişmesindeki en önemli etkenlerden biri olduğuna inandığını dile getirdi. Özellikle mesleki beceri gerektiren alanlarda iyi yetişmiş nitelikli kadınların yer almasının buna büyük katkı sağlayacağını kaydetti. Bunun için de sivil toplum kuruluşlarıyla kurum ve kuruluşların iş birliğinin önemli olduğunu vurguladı. Bunları anlatmak için Denizli’de kendilerine sunulan imkandan dolayı DTO’ya teşekkür etti. – DENİZLİ

]]>
https://www.haber60.com.tr/denizli-ticaret-odasinda-kadinin-ekonomik-guclendirilmesi-calisma-grubu-toplantisi-gerceklestirildi/feed/ 0
Kayseri Üniversitesi ve Kayseri Valiliği işbirliğiyle ‘Güçlü Birey, Sağlıklı Aile ve Gelişen Toplum’ konulu çalıştay düzenlendi https://www.haber60.com.tr/kayseri-universitesi-ve-kayseri-valiligi-isbirligiyle-guclu-birey-saglikli-aile-ve-gelisen-toplum-konulu-calistay-duzenlendi/ https://www.haber60.com.tr/kayseri-universitesi-ve-kayseri-valiligi-isbirligiyle-guclu-birey-saglikli-aile-ve-gelisen-toplum-konulu-calistay-duzenlendi/#respond Fri, 24 May 2024 21:24:37 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=32839 Kayseri Üniversitesi ve Kayseri Valiliği işbirliği ile ‘Güçlü Birey, Sağlıklı Aile ve Gelişen Toplum” konulu çalıştay düzenlendi.

Üniversitenin 15 Temmuz Merkez Yerleşkesindeki Kongre ve Kültür Merkezi’nde Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından gerçekleştirilen çalıştaya, Rektör Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa, Melikgazi Kaymakamı Bülent Karacan, Sarıoğlan Kaymakamı Mehmet Fatih Uçar, Sarız Kaymakamı Kerem Albayrak, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Serdar Öztürk, Aile ve Sosyal Politikalar Kayseri İl Müdürü Mustafa Yıldırım, Eğitimci – Yazar Tahir Fatih Andı, senato üyeleri, akademisyenler, öğrenciler ve çok sayıda davetli katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan sempozyumun açılış konuşmalarında Rektör Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa, toplumda aile yapısının, sağlam aile yapısının önemine dikkat çekti.

Rektör Karamustafa, “Biz Üniversitemizde Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezini yaklaşık iki buçuk yıl önce kurmuştuk. Kadın ve aile; sağlıklı, nitelikli bir toplum için önemlidir. Toplumun eğitimi nereden başlıyor? Toplumun eğitimi ana kucağında, baba ocağında başlıyor. Sonra mahallede, okulda, evde, mezara gidinceye kadar hayatın her evresinde devam ediyor. Tabi ki nasıl güçlü birey olunur? Bilgi ile donatılmış, kişiliği kuvvetli, özgüvene sahip, aynı zamana kendisine eleştirel bakabilen bireylerle güçlü olunur. Güçlü bireyler nerede yetişir? Aile içerisinde yetişir. Ana kucağında baba ocağında yetişir. O yüzden aslında bu üçlü arasında; güçlü birey, aile ve gelişen sağlıklı toplum arasında döngüsel bir ilişki vardır. Güçlü toplumlar güçlü aileyi ve neticede güçlü bireyleri oluşturur. Güçlü aileler, güçlü bireyler ise güçlü toplumları oluşturur. Bu döngüde güçlü bireylerin, güçlü ailenin ve güçlü toplumun çok önemli olduğunu söyleyebiliriz. Biz, kadın ve aileyi çok önemsiyoruz. Kadın ve aileyi önemseyen bir inanç sisteminin, milli değerlerin ve kadim kültürün evlatlarıyız. Dolayısıyla bugün kendi kadim kültürümüzün güçlü bağları ve sağlam toplum yapımımızla kadına, aileye, bireye her zamankinden daha çok önem vermeli ve bunlar arasındaki bağların güçlü tutulması için elimizden gelen çabayı göstermeliyiz. Bu açıdan bugün düzenlenen bu sempozyumu önemsediğimizi belirtir, çalıştayın düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederim” dedi.

Melikgazi Kaymakamı Bülent Karacan ise, “Sürekli güçlü birey, sağlıklı aile, gelişen toplum diyoruz. Ben olaya farklı açıdan bakmak istiyorum. Olayı güçlü kadın, sağlam çocuk ve değişen toplum alanından değerlendirmek gerekiyor. Toplumda kadın güçlü olacak, kadın eğitimli olacak, kadın ayakları üzerinde duracak. Kadın ailenin temelini oluşturandır. Kadın ayakları üzerinde duramıyor ise eksik bir şey vardır. Kadın ekonomik özgürlüğe sahip olduğu müddetçe toplumun gelişimine olan katkısı daha fazla olacaktır. Bir de kadına yönelik şiddet konusu var. Kadına yönelik şiddeti sadece fiziksel şiddet olarak görüyoruz. Ekonomik ve psikolojik şiddet gözümüzden kaçıyor. Eğer bir ailede kadına yönelik şiddet mevcutsa, bundan çocuğun gelişimi olumsuz etkilenir. Çocuk problemli hale gelir. O yüzden hem kadınlarımız, kızlarımız okuyacak, diplomalı olacak. Bir meslekleri ve sanatları olacak. Kendi ayaklarının üzerinde durmasını bilecekler. Eğer bunu sağlayamadığınız zaman, istediğiniz kadar sağlıklı aile deyin, olmaz. Yani kadınlarımızın, çocuklarımızın eğitimine çok önem vermeliyiz. Bu konuda yapıcı eleştiride bulunarak, eksiklerimizi ve yapmamız gerekenleri iyi görmeliyiz” diye konuştu.

Açılış konuşmalarının ardından panele geçildi. Aile ve toplum konusunun geniş boyutuyla ele alındığı oturumlar sonrası konuşmacılara plaket takdim edildi. – KAYSERİ

]]>
https://www.haber60.com.tr/kayseri-universitesi-ve-kayseri-valiligi-isbirligiyle-guclu-birey-saglikli-aile-ve-gelisen-toplum-konulu-calistay-duzenlendi/feed/ 0
DEM Parti Ankara İl Örgütü, Kobani Davası için çağrıda bulundu https://www.haber60.com.tr/dem-parti-ankara-il-orgutu-kobani-davasi-icin-cagrida-bulundu/ https://www.haber60.com.tr/dem-parti-ankara-il-orgutu-kobani-davasi-icin-cagrida-bulundu/#respond Tue, 14 May 2024 23:48:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=31744 (ANKARA) – DEM Parti Ankara İl Örgütü, eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da yargılandığı Kobani Davası’nın, 16 Mayıs Perşembe günü yapılacak 83’üncü duruşması öncesi “Gelin yol yakınken bu çıkmazdan geri dönün, diyalog ve müzakerelerin, adil ve toplumsal bir barışın önünü açın” çağrısında bulundu.

DEM Parti Ankara İl Örgütü tarafından, karar beklenen Kobani Davası’nın 83’üncü duruşması öncesi Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yapıldı. DEM Parti milletvekilleri ve sivil toplum örgütleri de basın açıklamasına destek için geldi. Açıklama öncesi “Siyasi tutsaklar onurumuzdur”, “Savaşa hayır, barış hemen şimdi” sloganları atıldı.

DEM Parti Ankara İl Eş Genel Başkanı Fatin Kara, “Kumpaslara Karşı Demokratik Siyaseti Savunuyoruz. Yargılanan değil yargılayanız. Yoldaşlarımızı rehin tuttuğunuz yeter” yazılı pankart önünde, basın açıklaması yaptı.

“Demokrasiden, haktan, hukuktan, adaletten ve özgürlüklerden yana olan herkesi, tüm duyarlı kamuoyunu, yalan ve iftiralarla içeride rehin tutulan yoldaşlarımızla dayanışmaya, bu son sürüm ağır hukuk kıyımına karşı yanımızda saf tutmaya çağırıyoruz.” ifadelerine yer verilen basın açıklamasında şöyle denildi:

“Bilinmelidir ki haksızlık, hukuksuzluk kime, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, olan demokrasiye, toplumsal huzur ve barışa olmaktadır. Kobani Kumpas Davası, partimizin demokratik faaliyetlerinin bastırılması, parti politikalarımızın ve çalışmalarımızın kriminalize edilmesi ve siyasi faaliyet yürüten arkadaşlarımızın rehin alınarak gücünün etkisizleştirilmesi amacıyla iktidar tarafından, 6-8 Ekim 2014’de Kobane ile dayanışma amacıyla yasal protesto hakkını kullanan halklarımıza karşı siyasi iktidar ve belirli odaklarca kışkırtılmış grupların saldırıları sonucu yaşanan, 37 yurttaşın, ki bunlardan 27’si HDP üyesi ve gönüllüsüdür, hayatını kaybettiği olaylardan tam 6 yıl sonra, demokratik protesto içeriği olan bir tweet bahane edilerek bir kumpas davası olarak açıldı. Hiçbir hukuki dayanağı olmayan bu dava üzerinden partimiz hedef gösterilerek AİHM başta olmak üzere ulusal ve uluslararası hukuk askıya alındı.

6-8 Ekim sonrası başlayan olaylar sonrasında yaşanan ölümler ve saldırılara ilişkin gerekli ve etkin soruşturma yapmayan siyasal iktidar aradan 6 yıl geçtikten sonra Kürt Siyasal Hareketinin ve HDP’nin tasfiyesi için tekrar, aslında kendi sorumluluğunda olan, Kobane olayları bahanesine sarıldı. Diğer yandan bu davayı önemli kılan bir başka unsur ise dava dosyası içerisine konulan belgeler ve yapılan suçlamalara dikkate alındığında, bu davayla ‘Çözüm Sürecinin’ de yargılanmak istendiği gerçeğidir.

“TOPLUMU SOKAK MUHALEFETİNDEN UZAK TUTMAYA ÇALIŞMAKTIR”

Bu dava, Kürt siyasal hareketi üzerinden HDP’yi dizayn etmeye, HDP üzerinden Türkiye toplumunu dizayn etmeye çalışan bir siyasal mühendislik pratiğidir. Siyasal iktidar bu dava ve özellikle sık sık ‘Kobane Olayları’ ve ‘Gezi Eylemleri’ kavramlarını kullanarak, bu iki barışçıl ve toplumsal talepli eylemleri itibarsızlaştırma ‘şeytanlaştırma’ algısı ile toplumu sokak muhalefetinden uzak tutmaya çalışmaktadır. Buradan tek çıkış yolu ise bütün baskılamalara rağmen faşizme varan iktidar pratiklerine karşı sokakta yasal, demokratik hakların kullanılmasında ısrarcı olmaktır.

“DEMİRTAŞ KARARI OLDUKÇA ÖNEMLİDİR”

2015 seçimleri döneminde HDP’nin parti olarak seçime girmeme beklentisi içinde olan AKP, HDP’nin parti olarak seçime girip AKP’nin tek başına iktidar olmasını engellemesi ile hedef olmuştur. Gelinen noktada AKP, AYM ve AİHM kararlarını da uygulamayarak HDP’den ve Kürt siyasetinden intikam almaktadır. Tepeden tırnağa yalanlarla ve uydurma ‘gizli tanık’ beyanlarıyla örülü bu dava, yargılama usulleri de dahil pek çok ihlalin iç içe geçtiği bir davadır. Bu yönüyle de bu dava sadece bir tasfiye davası değil, aynı zamanda bir intikam davasıdır. AİHM Büyük Dairesi’nin Demirtaş-Türkiye kararı, bu yargılamalarda oldukça önemlidir.

“TWEETLERİN İÇERİĞİ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ”

Dosya kapsamında yargılanan siyasetçilere, HDP’nin Twitter hesabı üzerinden atılan tweetler ile suçlama yapılmaktadır. Oysa AHİM Büyük Dairesi Demirtaş-Türkiye kararında bu tweetler uzun uzun değerlendirilmiş ve sonuçta söz konusu tweetlerin içeriğinin siyasal ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu, bu tweetler gerekçe gösterilerek soruşturma yapılamayacağını, dolayısıyla tutuklanma da olamayacağını ve ihlallerin ortadan kaldırılmasına, Sayın Demirtaş’ın tahliyesine karar vermiştir.

YOLDAŞIMIZI ÖZGÜRLÜKTEN ALIKOYMAYA DEVAM ETMEKTEDİR

Ancak mahkeme heyeti, bugüne kadar deyim yerindeyse ‘ihsası rey’ yaparak AİHM Demirtaş-Türkiye kararını uygulamamış ve halen başta 7 yıllık tutukluluk sınırını çoktan dolduran Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak ve Sabahat Tuncel olmak üzere pek çok yoldaşımızı özgürlüklerinden alıkoymaya devam etmektedir.

“BARIŞIN ÖNÜNÜ AÇIN”

Kobane Davası, birçok tarihi yargılamaların birebir izdüşümüdür. Özcesi, 40 yıldır sürdürülen savaş ve rant politikalarının kurtaranı Kobane, Gezi ve benzeri kumpas davaları değildir. Bu, sadece içinde bulunulan çıkmazı daha da derinleştiren, demokrasiyi işlemez kılan, özgürlükleri ayak altına alan beyhude bir yol olmaz, aynı zamanda çok yakından hissettiğimiz gibi emekçinin, yoksulun sofrasındaki ekmeğe de göz diken kötü gidişatı da perişanlıkla sonuçlandırır. Gelin yol yakınken bu çıkmazdan geri dönün, diyalog ve müzakerelerin, adil ve toplumsal bir barışın önünü açın.”

DEM Parti Ankara İl Örgütü üyeleri basın açıklamasının ardından “Kobani Davası’ndan kumpas, yalanlar ve gerçekler” başlıklı bildiri dağıttı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/dem-parti-ankara-il-orgutu-kobani-davasi-icin-cagrida-bulundu/feed/ 0
Otizmli Çocukların Anneleri İçin Güzellik Programı Düzenlendi https://www.haber60.com.tr/otizmli-cocuklarin-anneleri-icin-guzellik-programi-duzenlendi/ https://www.haber60.com.tr/otizmli-cocuklarin-anneleri-icin-guzellik-programi-duzenlendi/#respond Tue, 14 May 2024 23:15:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=31724 Türkiye Otistiklere Destek ve Eğitim Vakfınca (TODEV) düzenlenen “Mutlu Anneler Mutlu Çocuklar” projesi kapsamında çocukları otizmli olan anneler için güzellik programı gerçekleştirdi.

Beşiktaş Levent’teki bir kuaförde Anneler Günü’ne özel düzenlenen etkinlikte, bu kez kendileri için vakit ayıran anneler saçlarını yaptırma imkanı buldu.

TODEV Yönetim Kurulu Başkanı Yeşim Candan, burada yaptığı konuşmada, kendisinin de 38 yaşında otizmli bir çocuğu olduğunu söyledi.

Özel çocuk annelerinin toplum ve aile içinde çok yalnız kaldığını belirten Candan, bu yüzden annelere destek olmak istediklerini belirtti.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nden itibaren “Mutlu Anneler Mutlu Çocuklar” projesinin sürdüğünü kaydeden Candan, proje kapsamında çeşitli etkinlikler yaptıklarını dile getirdi.

Bu tür projelerin toplumda yaygınlaşması gerektiğini vurgulayan Candan, şöyle konuştu:

“Anneler canla başla uğraşırken, kendilerinden vazgeçiyorlar. Toplum baskısı her yerde var. İnsanlar kendilerinden olmayan ya da bu tip sıkıntılı durumları gördüğünde maalesef yok saymaya çalışıyorlar. Destek olmayı bırakın, keşke köstek de olmasalar. Her yerde sorun yaşanıyor. ‘Orada olmamalısınız’ hissini maalesef anneler her an hissedebiliyor. TODEV, annelerimizin yanında çünkü anneler mutlu ve kendilerinin farkına varırsa, çocuklarıyla da iletişimi ve çocuklarını topluma kabul ettirmeleri daha kolay olacaktır. Onun için güzel insanlarla güzel iş birlikleri yapıyoruz.”

“5 yıldır kendime ayıracak vakit bulamıyordum”

Anne Büşra Daral, şu an 5 yaşındaki oğlunun 2 yaşında otizmli olduğunu öğrendiğini anlattı.

Özel eğitimlerle çocuğu için uğraştığını belirten Daral, “Toplu taşıma, kafe, restoran, park vb. her yere gittiğimizde insanlar bizden geri çekilme yaşıyorlar. Parkta insanlar geri geri kaçıyor ve bu bizi çok kırıyor. Çok yalnızız. Ben 5 yıldır, kendime ayıracak vakit bulamıyordum. Hastalandığımız zaman bile tedavi olmaya tek başımıza gidemiyoruz, bu yüzden çocuklarımız için sağlığımızı bile erteliyoruz.” diye konuştu.

Otizmli çocuk sahibi olmanın zor ve sıkıntılı olduğunu ancak kabullenme dönemini atlatınca sürecin daha kolay ilerlediğini dile getiren 14 yaşında otizmli çocuk sahibi anne Şener Tok, özel çocuk annelerinin manevi olarak da kuvvetli olduğunu vurguladı.

Eğitim sürecinde bazen geriye gittiklerini ancak en ufak bir şeyde umutlandıklarını söyleyen Tok, “Anne olduğumu, ben otizmli çocuğumla daha çok fark ettim. Toplum bu konularda biraz daha bilinçlensin. Biz toplumun da bakışından dolayı dışarıda çok fazla vakit geçirebilen anneler değiliz. Bizi eve tıkmasınlar, sokağa çıkıp, insanlarla bir arada olalım. Artık bağırtılar insanların gözünde abartılı olmasın, uzun uzun bakılmasın. Anlayış ve empati isteğimiz bu kadar.” ifadelerini kullandı.

Oyuncu Hande Doğandemir de kurucu ortağı olduğu bir kozmetik markasının ürünlerini annelere hediye etti. Birkaç senedir doğum günlerinde Vakıf için elinden geldiğince destek olmaya çalıştığını kaydeden Doğandemir, “Özel çocuk anneleri sosyal hayattan çok kopuyorlar, büyük sorumluluklarının olduğu bir yaşamları var, kendilerine zaman ayıramıyorlar. Biz de kendilerine zaman ayırabildikleri bir gün yanlarında olduk.” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/otizmli-cocuklarin-anneleri-icin-guzellik-programi-duzenlendi/feed/ 0
Gaziantep’te 2. Uluslararası Aile Sempozyumu Sonuçlandı https://www.haber60.com.tr/gaziantepte-2-uluslararasi-aile-sempozyumu-sonuclandi/ https://www.haber60.com.tr/gaziantepte-2-uluslararasi-aile-sempozyumu-sonuclandi/#respond Mon, 13 May 2024 21:42:31 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=31526 Gaziantep’te, aile yapısının temellerini güçlendirmek ve küresel tehditlere karşı aileyi korumak amacıyla düzenlenen 2’nci Uluslararası Aile Sempozyumu sona erdi. Sempozyumun kapanış oturumunda okunan beyannamede Gaziantep Aile Akademisi’nin küresel tehditlere karşı önemli bir rol üstlendiğine dikkat çekildi.

Toplumun temelini oluşturan aile müessesesini küresel tehditlerden korumak, yapıcı adımlar ile aile kurumunu güçlendirmek için Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Aile Akademisi ve İstanbul Aile Vakfı iş birliğinde 2’nci Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi. Üç gün süren ve 15 farklı ülkeden 100’e yakın akademisyenin bir araya geldiği sempozyumda, 21 oturum gerçekleştirildi.

Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, İstanbul Aile Vakfı Başkanı Ali Rıza Arslan ve Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın’ın katılımıyla gerçekleşen sempozyumun kapanış oturumunda Sempozyum Düzenleme Kurulu adına Doç. Dr. Turgay Şirin, Sonuç Beyannamesi’ni okudu.

“Her ferdin ve ailenin inşası, bu dönemde her zamankinden daha çok önem arz ediyor”

Sempozyum kapsamında ortaya çıkarılan Sonuç Beyannamesi’nde aile yapısının önemine dikkat çekilerek, toplumun ortak hassasiyetlerinin istismar edilmemesi için ferdin ve ailenin inşasının her zamankinden daha çok önem arz ettiği vurgulandı. Gelişen teknolojilerin dezavantajlarından biri olarak öne çıkan ekran bağımlılığına karşı toplumdaki her ferdin bilgilendirilmesi, danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının gerektiği belirtildi. Yıllar geçtikçe Türk aile yapısında ebeveynler arasındaki yaş farkının giderek arttığının not alındığı Beyanname’de, dijital çağda bu gibi durumların kuşak çatışmalarına yol açtığı kaydedildi. Bu nedenle aile konusunda uluslararası iş birlikleri ve politika önerileri geliştirmenin ve aile akademilerinin kurulmasının öneminin yüksek olduğu ifade edildi. Türkiye ve dünya genelinden akademisyenlerin ve politika yapıcıların katılımıyla gerçekleşen sempozyumda aile yapısının korunması ve güçlendirilmesi yönünde atılacak adımlar konusunda büyük bir farkındalık oluşturdu.

“Sağlıklı aile ve güçlü bir toplum için 2024 yılını aile yılı ilan ettik”

Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, sempozyumun kapanış oturumunda yaptığı konuşmada 2024 yılının Gaziantep Aile Yılı olarak ilan edilmesiyle hızla dönüşen dünyada aile yapısının korunması, şuurlu birey, sağlıklı aile ve güçlü bir toplum modeli oluşturulması amacıyla bu yıl çeşitli etkinliklerin yapılacağını söyledi.

Konuşmasında Gaziantep Aile Akademisi’nden bahseden Başkan Fatma Şahin, “Kurulan hamamlar, hanlar ve külliyeler aslında nasıl bir medeniyetten geldiğimizi bizlere gösteriyor. İşte bu bakış açısıyla baktığımızda Bizim yaptığımız bu çalışmaların ne kadar önemli ve kıymetli olduğu ortaya çıkıyor. Her şey ailede başlıyor. Ailedeki ihya duygusunu gençlerimize hissettirmemiz, anlatmamız gerekiyor. Biz aile akademisini bu amaç doğrultusunda hayata geçirdik. Akademimiz, çok beğenildi. Şimdi İstanbul’da da aynı akademinin açılması kararı alındı” dedi.

“Eski aile yapımızı sürdürebilseydik bugün bu şehirde sorun diye konuştuğumuz şeyleri konuşmazdık”

Gaziantep Valisi Kemal Çeber ise aile yapısının korunarak ve her geçen gün daha güçlü hale getirilmesini sağlayarak ilerlemenin çok önemli olduğunu dile getirdi. Çeber, “Biz eski aile yapımızı orijinal hali ile sürdürebilseydik bugün bu şehirde sorun diye konuştuğumuz şeyleri konuşmazdık. Değerlerimize bağlı olduğumuz sürece toplumda bugün yaşadığımız asayiş olsun, trafik olsun buna benzer birçok konu sorun olarak karşımızda durmazdı. Yani iyi bir aile terbiyesi almış kişiler, trafikte 100 araç kuyruktayken hepsinin önüne geçip arabasını bir başka sürücünün önüne kırmayacağına ben eminim. Bunlar herkesin karşılaştığı çok basit örnekler” ifadelerini kullandı.

Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın da programda emeği geçen herkese teşekkürlerini sundu. – GAZİANTEP

]]>
https://www.haber60.com.tr/gaziantepte-2-uluslararasi-aile-sempozyumu-sonuclandi/feed/ 0
Eğitim-İş Sinop Şube Başkanı: Okulların Güvenli Hale Getirilmesini İstiyoruz https://www.haber60.com.tr/egitim-is-sinop-sube-baskani-okullarin-guvenli-hale-getirilmesini-istiyoruz/ https://www.haber60.com.tr/egitim-is-sinop-sube-baskani-okullarin-guvenli-hale-getirilmesini-istiyoruz/#respond Fri, 10 May 2024 21:12:40 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=31124

MUSTAFA USTA

(SİNOP) – Eğitim-İş Sinop Şube Başkanı Celal Şahbenderoğlu, “Devletin en önemli görevi eğitimdir. Her şey eğitimle başlar. Bir devlet olmanın gereği de okullarına, eğitim yuvalarına yaptığı yatırımlarla ölçülür aslında bakarsanız. Medeni toplum olmanın ilk şartı da budur. Biz bu noktalara özen gösterilmesini istiyoruz ve talep ediyoruz. Bu noktada tabi keşke bu tip olaylar yaşanmasaydı. Bugün İbrahim hocamızda aramızda olacaktı. Yani bir kişinin elinde silahlar çok rahat bir şekilde girmesi, biz defalarca söylememize rağmen ne kadar haklı olduğumuzu ortaya çıkardı” dedi.

Eğitim-İş Sinop Şube Başkanı Celal Şahbenderoğlu, İstanbul Eyüpsultan’da yabancı uyruklu bir öğrencinin saldırısı sonucu hayatını kaybeden okul müdürü İbrahim Oktugan için açıklamalarda bulundu. Öğretmenin değersizleştirildiğini belirten Şahbenderoğlu, gerekli önlemler alınmazsa güvenlik sorunlarının artabileceğini ifade etti.

“TEDBİRLER ALINMAZSA BU OLAYLAR SÜRECEK”

Celal Şahbenderoğlu, şöyle konuştu.

“Maalesef, İstanbul’da yaşanan bu üzücü olay tüm Türkiye’yi derinden sarstı. Biz tabi geçmişte de defalarca okullarda güvenlik sorununu dile getirdik. Bununla ilgili tedbir alınmadı. Bakanlık bunları ciddiye almadı ama maalesef bu tip olaylar yaşanmaya devam ediyor. Gelecekte de eğer bu tedbirler alınmazsa yaşanacak gibi görünüyor. Bu işlerin temelinde, okullardaki bu sıkıntıların temelinde aslında genel idarenin öğretmenlere yaklaşımı yatmakta. Biz, her ortamda şunu söylüyoruz; öğretmene saygı duyulmalı. Fakir Baykurt’un dediği gibi öğretmen ders verir, öğretmen kimsenin bakıcısı değildir, öğretmenin bir saygınlığı vardır. Dolayısıyla da bunu temelde artık herkesin kabullenmesi gerekir. Okullarımızda maalesef ortamlar güvenli değil. Geçmişte, okullarda bir takım güvenlik personelleri bulunuyordu. Bu son yıllarda gelinen süreç içerisinde maalesef bunlar ortadan kaldırıldı. Ülkede birçok konuya itibardan tasarruf olmaz mantığıyla harcamalar yapılırken eğitim yuvalarımız, en güvenli olması gereken alanlarımız maalesef güvenlikten yoksun hale getirildi çünkü buralara gerekli harcamalar yapılmadı. Neydi bu harcamalar? Her zaman bizim dile getirdiğimiz gibi çocuklarımıza verilmesi gibi okullara eğitimle ilgili güvenlik elemanı tesis edilmesi gibi, temizlik noktasında yine eleman yetersizliğini ortadan kaldırması gibi bir takım taleplerimiz var. Maalesef bu konularda tasarruflar edildi ve geldiğimiz noktada bu olmuş oldu.

“OKULLARIN DAHA GÜVENLİ HALE GETİRİLMESİNİ İSTİYORUZ”

Okullarda çok ciddi bir güvenlik, temizlik ve maalesef çocuklarımızın da iyi ortamlarda olmadığı şartlar söz konusu olmaya başladı. Biz bunların giderilmesini istiyoruz. Okulların daha güvenli hale getirilmesini istiyoruz. Bunların da tabi en temelinde öğretmenlere saygı yatıyor. Bu en önemli unsur diye değerlendiriyoruz çünkü maalesef mevcut hükümetin yapmış olduğu politikalar, söylemler öğretmenin itibarını zedeleyici, onlara sıradan bir meslekmiş gibi göstermek çabası, onlar sanki uzman değilmiş gibi onlara uzmanlık yaftaları yapıştırmaya çalışılması toplum gözünde öğretmeni değersizleştirme şeklinde karşımıza çıkıyor. Bunun kimseye faydası yok. Bir öğretmenin toplumda değersizleştirilmesi zincirleme bir şekilde öğrencilere yansıyacaktır ve beraberinde de velilere ve tüm topluma yansıyacak bir olgudur. O yüzden her şeyden önce öğretmenliğin saygınlığını hiçbir şekilde zedelemeyecek ve buna her zaman dikkat edilecek bir takım çalışmaların ve söylemlerin gerçekleştirilmesi gerekir. Maalesef, sanki öğretmenlik oturulan bir meslekmiş gibi, sanki çok para ödenmesi gereksizmiş gibi toplumda devlet tarafından birtakım algılar oluşturulmaya çalışılıyor. Bu doğru bir yaklaşım değil. Öğretmen neyse toplumda odur. Bunu herkes artık anlamalı ve bilmeli. Öğretmen toplumun aynasıdır. Dünyanın her yerinde savaşlarda bile okullar güvenli ortamlar olmak zorundadır. Bunu da bir şekilde mevcut hükümetler artık kafalarını yerleştirilmeli ve bu konuda çok özen göstermeli. Devletin en önemli görevi eğitimdir.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/egitim-is-sinop-sube-baskani-okullarin-guvenli-hale-getirilmesini-istiyoruz/feed/ 0
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, 9. Yargı Paketi’ne tepki gösterdi https://www.haber60.com.tr/chp-genel-baskan-yardimcisi-gokce-gokcen-9-yargi-paketine-tepki-gosterdi/ https://www.haber60.com.tr/chp-genel-baskan-yardimcisi-gokce-gokcen-9-yargi-paketine-tepki-gosterdi/#respond Wed, 08 May 2024 22:48:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=30861 HABER: ESRA TOKAT

(ANKARA)- CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un taslak çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu açıkladığı ‘9. Yargı Paketi’e ilişkin “TBMM tamamen dışlanarak buna iktidar partileri de dahil olmak üzere tamamen bakanlık nezdinde hazırlanan bir yasa teklifi oluyor. Sonrasında buradan teklif edilmiş gibi bir yöntem işletilmiş oluyor. Bunu doğru bulmuyoruz” dedi. Gökçen, Türkiye Barolar Birliği, meslek odaları ve sivil toplum örgütlerinin de sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, ‘9. Yargı Paketi’nin taslak çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu ve 20’den fazla kanunda değişiklik içerdiğini açıklamıştı. CHP Adalet Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.

9. Yargı Paketi’nin basında sıkça yer aldığını ifade eden Gökçen, “Fakat biz milletvekilleri olarak, muhalefet partileri olarak bundan resmi olarak haberimiz yok. TBMM’ye gelen bir kanun teklifi olmadığı için basın üzerinden bizler de takip ediyoruz. Ama bu konuda ciddi sıkıntı var. Çünkü daha önce yargı paketi çıkarıldı ama birincisi TBMM tamamen dışlanarak buna iktidar partileri de dahil olmak üzere tamamen bakanlık nezdinde hazırlanan bir yasa teklifi oluyor. Sonrasında buradan teklif edilmiş gibi bir yöntem işletilmiş oluyor. Bunu doğru bulmuyoruz” diye konuştu.

“İLGİLİ MESLEK ODALARI VE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN DAHİL EDİLMESİ LAZIM”

“İkincisi torba kanun usulü ile yapılıyor bunlar. Torba kanun, kanun yapma tekniği açısından sıkıntılı bir usul” diyen Gökçen, şöyle konuştu:

“Çünkü içerisinde birbirinden alakasız konular düzenleniyor. Örneğin infaz sistemi ile bir değişiklik yapılacağı söyleniyor bir anda başka bir maddesinde kişisel verilerin korunmasına dair değişiklikler olduğunu görüyoruz. Şu anda da basına yansıyanlar birbirinden ilgisiz konuların yine aynı şekilde bir paket içinde getirileceği söyleniyor. Bizler de bunu izleyeceğiz ve önümüze metin geldiği zaman onun üzerinden yorum yapacağız. Bununla birlikte süreçte barolar, Türkiye Barolar Birliği veya ilgili meslek odaları ve sivil toplum örgütlerinin dahil edilmesi lazım. Örneğin kadının soyadı kanununa dair bir düzenleme geleceğine dair basında bir takım haberler var, gerçeği yansıtıyor mu bilmiyoruz ama kadın örgütlerine bu konuya dair haber verilmesi gerekiyor, kadın örgütlerinin görüşünün alınması lazım. Ama süreç ne yazık ki bugüne kadar hiç böyle işletilmedi.”

“KANUNİLİK İLKESİ NEDEN VAR?”

9. Yargı Paketi’nde yer aldığı ifade edilen yabancı istihbarat örgütlerinin Türkiye’deki casusluk faaliyetlerinin önlenmesi için “yeni tip casusluk” suçlaması ve infaz süresi düzenlemesine ilişkin de konuşan Gökçen, şunları söyledi:

“Yargı paketinden toplumun beklentisi özellikle adil bir infaz düzenlemesi, suçların yatarıyla ilgili bir takım düzenlemeler olabilir. Fakat infaz ile ilgili bir düzenleme yapacaksanız birbiri ile bağlantısı olması lazım. Ama yepyeni bir suç üretiyorsanız, suçlarda ve cezalarda ‘kanunilik ilkesi’ var ve bu laf olsun diye değil. Yani şeklen sadece kanun olarak gelsin geçsin diye değil bu ilke. Neden var bu ilke? TBMM’deki milletin temsilcileri tartışsın ve hangi toplumsal ihtiyaca cevaben bu suçun olduğu ve bu suçun cezasının ne olması gerektiği ilgili uzmanlarla da hakkaniyetle tartışılsın ve ondan sonra ortaya çıkarılsın… Yoksa suçun niye üretildiğine dair siyasi yorumlar yapılabilir ve bir siyasi amaç için bu suçun üretildiğine dair de yorumlara çok açık bir ortam olur. Dolayısıyla bir infaz düzenlemesiyle yeni bir suç üretme düzenlemesi beraber yapılacak düzenlemeler değildir. Özellikle suç ve cezalarda kanunilik ilkesi gereğince ayrıca tartışılması gereken bir ceza kanunu değişikliği olabilir” dedi.

“HUKUK GÜVENLİĞİNİ SARSAN BİR DURUM”

Kanun yapım sürecini eleştiren Gökçen, “Biz kaliteli bir kanun yapalım, tartışarak yapalım, katılımcı bir usul işletelim ama devamında da sürekli değişikliğe ihtiyaç kalmasın, bir toplumsal ihtiyacı da karşılasın ama hukuk sistemi içinde de kendine doğru bir yer bulsun  istiyoruz. İlgili kanunlar, ilgili mevzuatta değiştirilecekse eğer ilgili kurumlar bunu bilsin ki ona göre herkes kendi görüşünü iletsin. Bu olmadığı sürece her geçen gün vatandaşlarımız özellikle karmakarışık bir mevzuat içerisinde kendini buluyor bu da hukuk güvenliğini sarsan bir durum.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/chp-genel-baskan-yardimcisi-gokce-gokcen-9-yargi-paketine-tepki-gosterdi/feed/ 0
Tülay Hatimoğulları: “Anayasa Tartışmalarının İktidara Can Simidi Olmasına Müsaade Etmeyeceğiz” https://www.haber60.com.tr/tulay-hatimogullari-anayasa-tartismalarinin-iktidara-can-simidi-olmasina-musaade-etmeyecegiz/ https://www.haber60.com.tr/tulay-hatimogullari-anayasa-tartismalarinin-iktidara-can-simidi-olmasina-musaade-etmeyecegiz/#respond Sun, 28 Apr 2024 21:48:43 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=29683 (ANKARA) –DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “DEM Parti olarak anayasa tartışmalarını toplumla birlikte yapmak üzere hazırlıklarımıza başlamış durumdayız. Anayasa tartışmalarının iktidara can simidi olmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Toplumun hakiki ihtiyaçları üzerinden anayasa tartışmaları ilerlemelidir. Siyasi partileri aşan, en geniş yelpazedeki toplumsal mutabakatı hedefleyen bir anayasa tartışması yaşamalıyız” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, parti genel merkezindeki İl Eş Genel Başkanları Toplantısı’nın açılış konuşmasını yaptı. DEM Parti açısından seçimlerin zorlu olduğunu belirten Hatiomoğulları, “Bunun nedeni bizlerin Kürdistan’da yarıştığı parti iktidar partisiydi ağırlıklı olarak ve devletin bütün olanaklarını seferber eden bir partiye karşı bizler yarışmış olduk. Kıt olanaklarla yarıştık. Aynı zamanda geçmiş dönemde atanmış olan kayyum rejimine karşı bizler halkla birlikte güçlü bir varoluş sergiledik ve bir başarıya imza attık” dedi.

Seçimlerde 32 merkeze asker ve polisler taşındığını kaydeden Hatimoğulları, “Seçimleri bizden bu şekilde de çalmaya çalıştılar. Ama bizler bunu da bertaraf ettik önemli oranda. 10 merkezimizdeki kayyım seçmenle seçimleri kazandığını zanneden AKP, bu seçimlerde bir kazanç elde etmemiştir” ifadelerini kullandı.

Kayyımcı rejimin Van’da bir darbe yapmaya çalıştığını söyleyen Hatimoğulları, Belediye Eş Genel Başkanı’na hukuku ve yargıyı yanlarına alarak bir girişimde bulunulduğunu ifade etti. Hatimoğulları, “Bu girişimi boşa çıkaran Van halkına, Van İl Örgütü’ne de burada sizlerin huzurunda teşekkür ediyorum” dedi. Eş Genel Başkan Hatimoğulları konuşmasında partisinin il örgütlerine yapılan saldırıları anımsatarak, “Bunlar bizi dün yıldırmadığı gibi bugün de yıldırmayacak” diye konuştu.

“TOPLUM OTORİTERLEŞMEYE KARŞI ‘DUR’ DEDİ”

Hatimoğulları, 31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimlerde toplumun bütün olarak “Artık yeter” dediğini belirterek “Bu seçimlerde AKP-MHP iktidarına, otoriter rejime geri adım attıran, onları başarısızlığa uğratan bir seçim sonuçları ortaya çıktı. Türkiye’de ortaya çıkan bu seçimin haritasını bütün siyasetçilerin en iyi şekilde okuması gerekiyor. Otoriterleşmeye karşı toplum ‘Dur’ demiştir. Özgürlüklerin kısıtlanmasına toplum ‘Dur’ demiştir” diye konuştu.

“Her alanda özgürlükler kısıtlandı” diyen Hatimoğulları, ODTÜ Rektörlüğü’nün bahar şenliği yasağıyla ilgili “ODTÜ’lü gençlerle dayanışma içinde olduğumuzun altını bir kez daha çiziyoruz” dedi.

“DEM PARTİ SAHADA OLACAK”

Seçimlerde halkın açlığa, yoksulluğa işsizliğe, hayat pahalılığına ‘dur’ dediğini ifade eden Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün Türkiye’de asgari ücret 17 bin lirayken, açlık sınırı 17 bine dayanmış durumdadır. Yoksulluk sınırı 57 bine dayanmış durumdadır. Gıda enflasyonu aldı başını gitti. Gıda enflasyonu yükseldikçe evde pişen yemeğimize yansıdığını hepimiz biliyoruz. Bizler sahadayken şunu o kadar açık ve net gördük ki, sebze halinin kapılarında bekleyen aileler ve kenara bırakılacak olan sebzeyi meyveyi götürüp evde çocuklarına yedirmek isteyen aileler, et almak için sabahın 4’ünde et kuyruğuna giren ailelere bizler tanıklık ettik bu seçim döneminde.

Bu açlık ve yoksulluk tablosu ortada dururken Hazine ve Maliye Bakanı diyor ki, ‘Türkiye sahalara döndü. Son yıllarda yaşanan sıkıntıları geride bıraktık’ diyor. Bunlar vatandaşlar düpedüz alay ediyorlar. Biraz önce bahsini ettiğim tablodan bihaber olarak davranan bu insanlar, esnafın siftah etmeden kepenk kapattığını bilmeyen insanlardır.

Biz Kürdistan’da da çalışmalarımızı yürütürken, oradaki insanların açlık ve yoksullukla nasıl baş başa kaldığını gördük. Hayvancılığın ve tarımın nasıl bitirildiğini o bölgede bir kez daha gördük. Gençlerin özellikle, Kürdistan bölgesi başta olmak üzere Türkiye’deki gençlerin açlık ve yoksulluktan kaynaklı göç yolunu nasıl tuttuklarını hepimiz gördük, tanıklık ettik. Bunlara çözüm üretmek üzere biz sahada olacağız, DEM Parti sahada olacak.”

“HER KESİMDEN KOBANİ KUMPAS DAVASINDA DESTEK BEKLİYORUZ”

Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Sincan Cezaevi’nde 17 Nisan 2024 tarihinde 82’nci duruşması görülen, eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da yargılandığı Kobani Davası’na dair konuşan Hatimoğulları, “16 Mayıs’ta Kobani kumpas davasının karar duruşması gerçekleşecek. Türkiye’de bu iktidara ‘dur’ diyen, bu iktidara ‘artık yeter’ diyen her kesimden Kobani kumpas davasında destek bekliyoruz. Kobani kumpas davasına biz Türkiye halkları, ezilenleri ve sömürülenleri olarak ‘dur’ demeyi başarırsak Türkiye’de aydınlık sayfaların açılmasının zamanı yakın demektir. Türkiye’deki bütün siyasal ve toplumsal güçlere buradan çağrımızdır: Kobani kumpas davasında bizler hep birlikte dayanışalım ve kararın gerçekten demokrasinin lehine, siyaset yapma özgürlüğünün lehine çıkmasını sağlayalım” dedi. Hatimoğulları Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak, Sebahat Tuncel, Ayla Akat ve diğer tutukluların serbest bırakılması çağrısında bulundu.

“Kadınlar, ‘Her gün katledilmek istemiyoruz. Yaşam hakkı bizim de en doğal hakkımızdır ve yaşamak istiyoruz’ dedi. Kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçen AKP iktidarını cezalandırmıştır bu seçimlerde” diyen Hatimoğulları, Alevilerin de inançlarının Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanarak asimile edilmesine karşı “dur” dediklerini aktardı.

İktidarın depremzedelerin yaralarını sarmamaya ant içtiğini kaydeden Hatimoğulları, “Depremzedeyi adeta bir müşteri olarak gören, depremzedenin acısını paylaşmayan, yaşadığı maddi manevi yıkımı ve ölümleri görmeyen anlayışa depremzedeler ‘Artık yeter, ‘dur’ demiştir bu seçimlerde” diye konuştu.

“TOPLUM HUZURA KAVUŞMAK, MUTLU OLMAK İSTİYOR”

Hatimoğulları, topumun her kesiminin güçlü bir örgütlenmeye ihtiyacı olduğunu vurguladı. Devamında, “Farklı halkların ve inançların eşit yurttaşlık hakkı temelinde bir yaşamı ortaya koyma talebi vardır. Biz muhalefete düşen en büyük görev bunu sağlamaktır. Toplum yeterince ayrıştırıldı, toplum yeterince kutuplaştırıldı, toplum yeterince bölündü. Artık yeter. Toplum huzura kavuşmak istiyor, toplum mutlu olmak istiyor, toplum sorunlarına gerçek anlamda değecek ve siyasi bir çözüm üretecek siyasetin açığa çıkmasını istiyor. DEM Parti olarak bütün Türkiye halklarına buradan bir kez daha ilan ediyoruz ki, biz sizin verdiğiniz mesajı gayet iyi anladık. Bu mesaj çerçevesinde siyasetimizi yürüteceğimizin altını bir kez daha çiziyorum” ifadelerini kullandı.

Hatimoğulları, seçimlerde siyasetin Kürt halkı ve Türkiye haklarının mesajlarını en iyi şekilde alıp değerlendirme sorumluluğu olduğunun altını çizerek, “DEM Parti olarak bu konuda üzerimize düşen bütün görev ve sorumluluğumuzu yerine getirmeye hazırız, elimizi taşın altına koyduk” dedi.

“HER KESİMİ KAPSAYACAK DEMOKRATİK BİR ANAYASA TARTIŞMASINA İHTİYACIMIZ VAR”

Yeni anayasa çalışmalarına da değinen Hatimoğulları şu ifadeleri kullandı:

“Biz 82 iki askeri cunta anayasasıyla yol yürümeyeceğini, yaşadığımız bütün bu süreçlerin sorumlularından birinin de aynı zamanda askeri cunta anlayışının, darbeci anlayışın olduğunu bilen bir yerden söylüyoruz: Evet yeni bir anayasaya ihtiyaç var. Demokratik bir anayasaya ihtiyaç var. Biraz önce ortaya koyduğumuz bütün bu toplumsal sorunların çözümünde demokratik anayasanın oynayacağı rol çok önemli. Ama şunu altını çizmeliyiz, mevcut iktidar 82 anayasasını, askeri cunta anayasasını dahi uygulamayan bir iktidardır. ve bu iktidar şimdi diyor ki ‘Biz demokratik anayasa yapacağız’. O zaman şimdi söyleyeceğimizi iktidar da muhalefet de bütün toplumsal dinamikler de lütfen can kulağıyla dinlesin: Biz DEM Parti olarak anayasa tartışmalarını toplumla birlikte yapmak üzere hazırlıklarımıza başlamış durumdayız. Anayasa tartışmalarının iktidara can simidi olmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Toplumun hakiki ihtiyaçları üzerinden anayasa tartışmaları ilerlemelidir. Siyasi partileri aşan, en geniş yelpazedeki toplumsal mutabakatı hedefleyen bir anayasa tartışması yaşamalıyız.

Seçimlerden sonra planlı bir biçimde DEM Parti belediyelerini bayrak üzerinden sınamaya kalktılar. Başta hükümet sözcüleri, temsilcileri olmak üzere, yandaş sarayın yandaşı olan havuz medya başta olmak üzere neyle ilgili açıklama yapıyorlar? İşte DEM Parti bayrak indirdi. Bu külliyen yalandır. Önceki toplantımızda Eş Başkanımız Sayın Tuncer Bakırhan da buna en geniş şekilde açıklık getirmiştir. Bizim sembollerle, bayrakla bir sorunumuz yoktur. Bugün AKP’nin yaratmaya çalıştığı bir algıdır. Türkiye kamuoyunu olası bir kayyım atamayla ilgili hazırladığını düşünmekteyiz.

Kürt sorununun demokratik zeminde çözümü başta olmak üzere Aleviler ve bu topraklarda yaşayan bütün farklı halklardan ve inançlardan her yurttaşımızın, bu ülkede eşit yurttaşlık hakkından faydalanabilmesini garanti altına almak, kendi rengiyle bu ülkede yaşam sürmesini sağlayabilmek için bizlerin bir demokratik anayasa yapmaya ihtiyacı vardır. Aynı zamanda kadınların, gençlerin, işçilerin, emekçilerin, yoksulların, engellilerin ve çocukların ezcümle her kesimi kapsayacak bir demokratik anayasa tartışmasına ihtiyacımız olduğunu biliyoruz. Biz bu çerçevede çalışmaların sürdüreceğiz. Biz bu çalışmalarımızın startını zaten verdik ve çalışmalarımıza başlamış durumdayız.”

“1 MAYIS’TA ALANLARDA OLACAĞIZ”

1 Mayıs için çağrıda bulunan Hatimoğulları, “1 Mayıs alanlarında çok daha güçlü olarak, 8 Mart’ın, Nevruz’un ve 31 Mart seçimlerinin ruhunu 1 Mayıs mitinglerine, alanlara taşımak gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. 1 Mayıs’ta ‘Emeğin ve özgürlüğün ülkesini kurmak için geliyoruz’ şiarıyla Taksim’de, Van’da, Batman’da, Amed’de, Ege’de, Çukurova’da, Karadeniz’de, İç Anadolu’da, ezcümle Türkiye’nin dört bir yanında emek meslek örgütleriyle ve demokrasi güçleriyle birlikte alanlarda olacağız” diye konuştu.

Sözlerini bugün tutuklanan üç gazeteciye değinerek bitiren Hatimoğulları, “Tutuklanan üç gazeteci arkadaşımızın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Türkiye gazetecilerin en fazla hukuk talebi olduğu bir ülkedir. Bütün bunlar söz konusuyken kim, hangi anayasadan bahsedebilir ki? Demokratik bir anayasa yapacaksak, başta basın özgürlüğü olmalı ve basın emekçilerinin tamamı cezaevlerinden tahliye edilmelidir” ifadelerini kullandı.

]]> https://www.haber60.com.tr/tulay-hatimogullari-anayasa-tartismalarinin-iktidara-can-simidi-olmasina-musaade-etmeyecegiz/feed/ 0 Gökan Zeybek: “Biz Artık 31 Mart Gecesinin Zaferini Değil 2028’e Giden Yolda Seçim Takviminin Başlangıcını Sunduk” https://www.haber60.com.tr/gokan-zeybek-biz-artik-31-mart-gecesinin-zaferini-degil-2028e-giden-yolda-secim-takviminin-baslangicini-sunduk/ https://www.haber60.com.tr/gokan-zeybek-biz-artik-31-mart-gecesinin-zaferini-degil-2028e-giden-yolda-secim-takviminin-baslangicini-sunduk/#respond Sun, 21 Apr 2024 00:24:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=28566 Haber: İLEYDA ÖZMEN/ Kamera: BERKİN GÜLSOY

(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, CHP Genel Merkezi’nde düzenlenen “İktidar Yolunda CHP Belediyeciliği Çalıştayı” hakkında; “Bugün burada önemli bir çalışmayı gerçekleştirdik.  2028’in çalışmasına başladığımızı herkese duyurduk. Biz artık 31 Mart gecesinin zaferini değil 2028’e giden yolda seçim takviminin başlangıcını sunduk” dedi.

CHP Yerel Yönetimler ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, CHP Genel Merkezi’nde düzenlenen “İktidar Yolunda CHP Belediyeciliği Çalıştayı” hakkında ANKA Haber Ajansı’na konuştu.

“ÖNEMLİ BİR ÇALIŞMAYI GERÇEKLEŞTİRDİK”

“31 Mart 2024 seçimlerinde CHP’sini yüzde 38 oyla birinci parti yapan milletimize şükranlarımı sunuyorum. Bugün burada önemli bir çalışmayı gerçekleştirdik. Birkere 2028’in çalışmasına başladığımızı herkese duyurduk. Biz artık 31 Mart gecesinin zaferini değil 2028’e giden yolda seçim takviminin başlangıcını sunduk. Görev ve sorumluluklarımızı belediye başkanımızla paylaştık ve onların nasıl bir çalışma sistemi içinde süreci götüreceklerini de konuşuyoruz.

Yarın da devam edecek. Yarın da geçmişte günümüze belediye başkanlarının tecrübeleri üzerinde Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer’in, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Metin Böcek ve Aydın Büyükşehir Belediye Başkanımız Özlem Çerçioğlu deneyimlerini aktaracaklar. Sayın Zeydan Karalar Adana’da ‘Portakal çiçeği festivali’ olduğu için erken ayrıldı. Normalde onun da sunumu vardı. Sonrasında bu seçimlerin Türkiye’nin hep merakla beklediği iki belediye başkanı vardı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun nasıl bir performans göstereceği… Onlar da hem geçmiş beş yıllık deneyimlerini bizle paylaşacaklar hem de geleceğe ilişkin vizyon projeleriyle ilgili bir sunum gerçekleştirecekler.

“KATILIM SON DERECE YÜKSEK”

Burada bizim temel amacımız şu;  görevlerine devam eden belediye başkanlarımız ile yeni kazandığımız yaklaşık 300’ün üzerindeki belediyeyi bir araya getirdik ve dedik ki onlara; şimdi bu CHP’nin belediyeciliği, kalkınmacı, üretimi destekleyen, vefa destekleyen halkcı, toplumcu belediyecilikle neler başardığımızı siz bir altlık olarak alın ve bunun üzerine kendi birikimlerinizi koyarak CHP’yi 2028’de iktidara taşıyacak çalışmalar yapın. Çok başarılı geçiyor. Katılım son derece yüksek. Tabii bazı eksiklerimiz oldu. Nedir o? CHP genel merkezinin merdivenleri bu kadar çok belediye başkanını almaya yetmediğini gördük. Salonlarımız bu kadar çok sayıdaki belediye başkanını maalesef işte ayakta izleyenler de oldu. Ama şunu yaptık; Sayın Genel Başkanımızın da görüşleri doğrultusunda CHP’nin ortaya koyduğu ilkeler ışığında biz bunu bir otelde bir kamp tesisinde yapmadık. Doğrudan çalıştayın tamamını CHP Genel Merkezi’nde bu binadaki salonlarda, toplantı odalarında ya da konferans salonlarında gerçekleştirdik. Buradan da bir mesaj verdik yani belediye, il başkanları, parti yönetimi hepimiz tam bir birlik içinde süreci götüreceğiz.

“CHP’NİN ÖNÜNDE TEK BİR HEDEF VARDIR; TEK BAŞINA İKTİDAR YÜZDE 50’NİN ÜZERİNDE OY ALARAK İLK TURDA CUMHURBAŞKANINI SEÇTİRMEK”

Hatırlarsanız Türkiye’de böyle Marmara ve Ege, Akdeniz kıyılarında var olan kırmızıyı önce biz Ege’den İç Anadolu’ya Ankara, Kırıkkale ve Kırşehir’i alarak artık İç Anadolu’da bir kırmızı bölgeye dönüştü. Şimdi artık hedeflerimiz var. Toplum şunu görecek; biz bundan sonraki seçimlerde Trabzon’da, Samsun’da, Ordu’da, Gaziantep’te, Kocaeli’de, Sakarya’da, Malatya’da bu büyükşehirleri de CHPli belediye başkanının yönetmesi için bugünden çalışmaya başladık. Yine çok az oylarla kaybettiğimiz kimi seçim çevrelerinde de orada kaybetme nedenleri üzerinde araştırmalar yaptık. Hemen anket çalışmalarına başladık. Önümüzdeki günlerde sahaya milletvekillerimiz ve parti meclis üyelerimizi göndererek geri bildirimleri alacağız. Eksikliklerimiz var mıdır? Vardır. Bu seçimde yanlışlar yapmış mıyız, hatalarımız olmuş mudur? Mutlaka olmuştur ama bütün bunlardan ders çıkararak önümüzdeki süreçte CHP belediyeciliğini yani 2019-2024 bakın 11 büyükşehir belediyemizden Hatay şaibeli bir biçimiyle seçim kurulları itirazımızı kabul etseydi, orası da CHP’li bir belediye olarak kalacaktı ama o deprem bölgesinin koşullarında  olumsuz bir seçim atmosferinde gerçekleşti ama halkımız CHP’nin 2019-2024 döneminde büyükşehir belediyelerinde ve il belediyelerinde büyük ilçelerde verdiği belediyeciliğe prim verdi. Onu kabul etti. Biz de zaten işimiz gücümüz belediye, işimiz gücümüz, Türkiye, işimiz gücümüz Antalya, işimiz gücümüz İstanbul diyerek yani açık olarak şu mesajı verdik; biz belediyecilikte çalışmayı, halka hizmeti, eşit hizmeti, adaletli davranmayı, kalkınmacı bir belediyecilik anlayışını, toplumun yoksul kesimlerine, onların onurlarını ve itibarlarını zedelemeden yardım etmeyi, gençlere sahip çıkmayı, öğrencilere sahip çıkmayı, onlara karşılıksız burs vermeyi, yeni doğum yapmış olan annelerin çocuklarıyla birlikte özgürce hareket edebilmeleri için ücretsiz ulaşım, yeni doğmuş çocuklarımıza yüz binlerce şişe süt vermek, üreticiden aldığımız sütü doğrudan tüketiciye ulaştıracak bir zinciri oluşturabilmek gibi pek çok konu başlığında işte raylı sistemlerden toplu taşıma ulaştırmadan yeşil alan miktarı arttırılmasına kadar CHP Belediyeciliğinin dün başardıklarının üzerine şimdi yeni yeni proje başlıkları koyarak bunu topluma anlatacağız.

“YAPTIĞIMIZ ÇALIŞMALAR ÖRNEK TEŞKİL EDECEK”

Türk milletinin gerçekten betona dayalı, ranta dayalı, yağmaya dayalı bir belediyecilik anlayışı yerine şimdi kalkınmacı, dayanışmacı ve halkçı bir belediyecilik anlayışını kabul ettiğini gördük. O nedenle bir kez daha milletimize şükranlarımızı sunuyoruz. Kendimizi ifade edemediğimiz için, oy alamadığımız seçmenlere şunu söylüyoruz ki ya da 2028’de seçmen olacak olan gençlere şunu söylüyoruz; sizi anlıyoruz. Kendimizi size daha iyi anlatabilmek için sizin ayağınıza gelmeye devam edeceğiz. Yaptığımız çalışmalar örnek teşkil edecek, gelecekte yapacaklarımızla da ve sizin güveninizi kazanmaya çalışacağız. CHP’nin önünde tek bir hedef vardır; tek başına iktidar yüzde 50’nin üzerinde oy alarak ilk turla cumhurbaşkanını seçtirmek.

“BELEDİYE BAŞKANLARIMIZA ‘BELEDİYELERDE USÜLSÜZLÜZLÜK VARSA GEREKLİ İNCELEMELERİN YAPILMASINI SAĞLAYIN’ DEDİK”

Ranta ve çıkara dayalı belediyecilik anlayışı yaptığınız anda siz bütçe disiplinlerine uymadan gelir gider dengesini dikkate almadan belediyeleri hangi yatırım olduğunu da bilmiyoruz, bunlar gelir getirici yatırımlar mı yoksa keyfe keder, lüks ve şatafat için yapılmış yatırımlar mı? Belediyeler borçlanabilir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de dün borçlandı ama metro yatırımı için borçlanıyor. Yani toplumun rahatı, refahı, ulaştırma hizmetinin rahat olması, insanların gün içinde hareket ettikleri işe giderken harcadıkları zamanın kısalmasıyla ilgili projeler gerçekleştirir. Bugünkü yönetim anlayışı içinde belediyeler eğer yatırıma dönük, üretime dönük, toplumun refahına dönük kimi projeler yapıyor ve bunun için uzun vadeli düşük faizli krediler kullanıyorlarsa bu yönetim yapılanması içinde vardır. Ama görüyoruz ki paraların nereye gittiği belli değil. Yani özellikle de devraldığımız belediyelerde son bir ay içinde kesilen faturalara baktığımız zaman bunların her birisi soruşturmaya tabi tutulacak işlem ve biz bugün belediye başkanlarımıza şunu söyledik; hızlı bir biçimde teftiş kurullarını harekete geçirin bunlar içinde gördüğünüz usulsüzlükler varsa gerekli incelemelerin yapılmasını sağlayın. Çünkü yarın bir gün ben biliyorum ki bu iktidar bu kendi belediye başkanlarının yaptığı yolsuzluk ve usulsüzlüklerden dolayı bile yeni seçilen belediye başkanlığımızla ilgili bir soruşturma açabilir. O geçmişte yapılan bütün harcamalarının hesabını gelip o günlerde görev yapmayan belediye başkanımızdan sorabilir. Bu noktalarla ilgili de bugün hem tecrübeli belediye başkanlarımız hem de biz gerekli uyarıları belediye başkanlarımıza yaptık. Seçmenimiz şuna, yurttaşlarımız şuna inansınlar ki biz borçla aldığımız belediyelerde ağlama yeri değil çözümler üreteceğiz. Bu kadar borç aldık diye hiçbir çekincemiz yok. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi milyarlarca liralık borç almıştı. Hatırlayınız Ankara’da Sayın Mansur Yavaş, Melih Gökçek’in 800 milyon doların üzerinde işte bir lunapark için harcadığı, dinozor heykelleri için ödenen paranın bile borçlarını ödedi. Ama biz toplumun da gerçekleri bilmesini istiyoruz. Toplumun iktidardan uzaklaştırdığı bu yağmacı, bu rantçı, bu kamu kaynaklarını talan etmek üzerine siyaset yapan anlayışın gün yüzüne çıkması için de çaba harcıyoruz.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/gokan-zeybek-biz-artik-31-mart-gecesinin-zaferini-degil-2028e-giden-yolda-secim-takviminin-baslangicini-sunduk/feed/ 0
CHP Fatih Belediye Başkan Adayı Mahir Polat: Türkiye Artık Değişmiştir https://www.haber60.com.tr/chp-fatih-belediye-baskan-adayi-mahir-polat-turkiye-artik-degismistir/ https://www.haber60.com.tr/chp-fatih-belediye-baskan-adayi-mahir-polat-turkiye-artik-degismistir/#respond Mon, 01 Apr 2024 21:00:18 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=25576 HAKAN KAYA

AKP ile CHP’nin kıyasıya yarışın yaşandığı Fatih’te CHP Fatih Belediye Başkan Adayı Mahir Polat, ilçedeki son duruma ilişkin sabaha karşı açıklama yaptı. Kesin olmayan sonuçlara göre Fatih’i az bir farkla kaybettiklerini açıklayan Polat, “Türkiye artık değişmiştir. Türkiye’nin değişimi bugün akşam Türkiye’nin dört bir yanında herkese nakşolmuştur. Türkiye artık zümrelerin, particiliğin ve bir avuç insanın değil, Türkiye toplumunun özgür, paylaşımcı, adil bir toplum hasretinin siyasi yansımasını bulmuştur. Bizimle beraber koşturan binlerce insana canı gönülden teşekkür ediyorum.” dedi.

CHP Fatih Belediye Başkan Adayı Mahir Polat, sabah saatlerinde partisinin Fatih’teki seçim koordinasyon merkezinden ilçedeki son duruma ilişkin açıklamada bulundu.

“TÜRKİYE’NİN ÖZLEM DUYDUĞU VE İNSANLARIN HASRET OLDUĞU BİR DEVLET ADAMLIĞI GELENEĞİNİ GÖSTERDİK”

Kesin olmayan sonuçlara göre Fatih’i az bir farkla kaybettiklerini açıklayan Polat şöyle konuştu:

“Fatih’te bizim açtığımız ve ulaştığımız sandık sayısı 781. Sandıkların 98.74’ü açılmış oldu. Bu sonuçla beraber 44.27 puan bizim aldığımız oy, 47.8 puan rakibimizin aldığı oy.

83 bin 973 halkımızın bize verdiği oy, 90 bin 663 oy rakibimize giden oy. Böylelikle Fatih’te seçimin büyük oranda sonucuna ulaşmış olduk. Burada dört aydır sürdürdüğümüz çalışma, şu an sizin göremediğiniz kameranın arkasındaki yüzlerce arkadaşımızın emeği ve Fatih’de kapı kapı, sokak sokak dolaşarak taşıdığımız ses büyük bir yankı buldu. Biz yüzde 45 ile Türkiye’de kaleler, duvarlar, mahalleler algısının tamamını aşmış, yepyeni sözler söyleyebilecek, Türkiye toplumunun özlem duyduğu bir siyaseti ve insanların hasret olduğu bir devlet adamlığı geleneğini gösterdik. Bu seçimin sonucu inşallah ilk önce Fatih’imize hayırlı olsun, sonra İstanbul’umuza hayırlı olsun. Bu bizim için olgunlukla karşılanacak bir sonuçtur. Halkın iradesine saygı gösteriyoruz. İstanbul’da çok büyük bir zaferle ayrıldık. İstanbul’un dört bir köşesinde bugün Cumhuriyet Halk Partisi çok önemli kazanımlar elde etti. Bu kazanımlar için başta başkanımız Ekrem İmamoğlu’na, Genel Başkanımız Özgür Özel’e şimdiden canı gönülden tebriklerimi sunuyorum. Bununla beraber yeni kazanılan belediyelerdeki belediye başkanlarımıza başarılar diliyorum. Her zaman onların yanındayız”

“TÜRKİYE ARTIK DEĞİŞMİŞTİR”

Toplumcu ve halkçı belediyeciliğin seçimlerde galip geldiğini vurgulayan Polat, “Toplumcu belediyecilik, halkçı belediyecilik, dün küçümsenen yoksulun, garibanın yanında olma tutumuyla anlatılan halkçı belediyecilik, İstanbul’un dört bir köşesinde ve Türkiye’nin dört köşesinde galip gelmiştir. Bu duygularla büyük bir zafer gecesi yaşadığımızı, hiçbir kişisel başarının aslında bu büyük başarıdan daha değerli olmayacağının bilinciyle bize gösterilen teveccühe, bize gösterilen ilgiye, halkımızın, vatandaşlarımızın Fatih’e gösterdiği ilgiye çok teşekkür ediyoruz. Türkiye artık değişmiştir. Türkiye’nin değişimi bugün akşam Türkiye’nin dört bir yanında herkese nakşolmuştur. Türkiye artık zümrelerin, particiliğin ve bir avuç insanın değil,Türkiye toplumunun özgür, paylaşımcı, adil bir toplum hasretinin siyasi yansımasını bulmuştur. Bizimle beraber koşturan binlerce insana canı gönülden teşekkür ediyorum. Bu zafer herkese hayırlı uğurlu olsun. Çünkü Türkiye buna hasretti ve artık daha güzel günler, daha iyi bir Türkiye yolda” dedi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/chp-fatih-belediye-baskan-adayi-mahir-polat-turkiye-artik-degismistir/feed/ 0
İBB Başkanı İmamoğlu, Hemşehri Dernekleri ve STK’larla Bir Araya Geldi https://www.haber60.com.tr/ibb-baskani-imamoglu-hemsehri-dernekleri-ve-stklarla-bir-araya-geldi/ https://www.haber60.com.tr/ibb-baskani-imamoglu-hemsehri-dernekleri-ve-stklarla-bir-araya-geldi/#respond Mon, 25 Mar 2024 02:06:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=23157 Haber: ÇAĞATAN AKYOL – Kamera: UMUT EMRE GÖKBULUT

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, hemşehri dernekleri, vakıflar ve sivil toplum kuruluşları ile bir araya geldiği programda konuştu, “STK’ların daha etkin olabilmeleri için yerel idarenin de merkezi idarenin de sorumluluk alması şarttır. Biz payımıza düşeni fazlasıyla yapacak; ortak aklı, ortak iradeyi, katılımcı mekanizmaları, yani demokrasinin temel yapı taşlarını yaşatmak için hiçbir engel tanımayacağız” dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, hemşehri dernekleri, vakıflar ve sivil toplum kuruluşları ile birlik sofrası iftar programına katıldı. Yenikapı’daki Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’ndki programda konuşan İmamoğlu, Ramazan ayının eşitlik, adalet, birlik ve beraberlik duygularını hatırlattığını belirtti. İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Büyük bir İstanbul ailesi olarak bir aradayız. Çok değerli kuruluşlarımızla bir aradayız. Hemşehri dernekleri bu toprakların özellikle kültürel çeşitliliğini yaşamak ve yaşatmak adına da önemli bir yerde duruyor. Tabii çok önemli de bir irade koyuyor ortaya. Bunu da önemsiyorum, çok değerli buluyorum. Tabii şu yönünü de söylemek isterim. Hemşehri derneklerimiz, bu güzel cennet vatanımızın farklı kültürlerini, yaşam biçimlerini temsil eden muazzam bir topluluk ama her zaman ifade etmek isterim; hemşehri derneklerimiz, aynı zamanda İstanbul’umuzun -ben hepinizi İstanbullular derneği gibi de kabul ediyorum- bu şehrin birlik ve beraberliğinin de teminatı olduklarının altını çizmek istiyorum. Bu duygularla sizleri misafir ediyorum. Aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesi ve yaygınlaşması da güçlü bir demokrasi ve müreffeh bir toplumun en önemli kriterlerinden birisi. İstanbul, 30 bini aşkın sivil toplum kuruluşuyla tabiri caizse Türkiye’mizde sivil toplumun kalbi konumunda. Sadece İstanbullu hemşehri dernekleri değil, genel toplumun sorun ve ihtiyaçlarını tespit eden, buna yönelik çözüm üreten pek çok sivil toplum kuruluşu pek çok farklı başlıkta, farklı konularda İstanbul’umuza, topluma hatta insanlığa, farklı inançlara hizmet eden büyük topluluklar olarak İstanbul’da örgütlenmiş durumda.

“SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN GÜÇLENMESİNE DESTEK OLMAK ÖNCELİĞİM”

Bu anlamda, yeni kurulmuş olan sivil toplum kuruluşları şube müdürlüğümüzün de çok büyük bir misyonu olduğuna inanıyorum. Aynı zamanda tabii böylesi bir birimimizin önümüzdeki dönem farklı ihtiyaçlar üzerinden çok daha yüksek seviyede güçlendirilmesine ve bu kapsamda çok daha geniş kapsamda bu görünen büyük yapıyı ihtiyaçlarıyla karşılayan, ağırlayan ve onların gelişimlerine katkı sunacak statüde bir ortama kavuşmasını sağlamak da bizim en önemli kararlarımızdan birisidir. Vatandaşların sesi ve demokrasisinin temel bir aktörü olan sivil toplum örgütlerinin güçlenmesine, daha etkin çalışmalar yapmasına, toplumsal fayda üretme, karar alma ve politika yapma mekanizmalarında etkin aktörler haline gelmelerine destek olmak; inanın, benim kişisel yaşamımın da siyasi yaşamımın da belediye başkanlığımın da öncelikleri arasında olduğunu tekrar ifade etmek isterim.

“ÇALIŞMALARIMIZI HEP BİRLİKTE YÜRÜTECEĞİZ”

Bugüne kadar birçok konuda birlikte çalıştık. Bundan sonra da çalışmaya devam edeceğiz. Sivil toplum kuruluşları, toplumun sahip olduğu kültürel farklılıkları yaşatmanın en önemli aracılarından da biridir. Bununla birlikte toplumsal sorunlara ayna tutan, kamu ile sivil alan arasında bağ kuran, bizi toplumla buluşturan çok önemli yapılardır. Göreve geldiğimizden bu yana yaptığımız işlerde sivil toplumla pek çok paydaşlık kurduk. Kurduğumuz bu paydaşlıklarda olduğu gibi önümüzdeki dönemlerde de sivil toplum kuruluşlarının ihtiyaç ve sorunlarının haritasını birlikte çıkaracağız. Çözüme yönelik süreçleri katılımcılık, ortak akıl ve güçlü bir birliktelik iradesiyle ortaya koymak için çalışmalarımızı hep birlikte yürüteceğiz. Bu alanda üretilen bilgi ve tecrübenin görünürlüğüne destek olmaya devam edeceğiz. Elbette STK’ların daha etkin olabilmeleri için önündeki engellerin kaldırılması ve çalışmaların desteklenmesi konusunda yerel idarenin de merkezi idarenin de sorumluluk alması şarttır. Bu yadsınamaz bir gerçek fakat biz her zaman olduğu gibi payımıza düşeni fazlasıyla yapacak; ortak aklı, ortak iradeyi, katılımcı mekanizmaları, yani demokrasinin temel yapı taşlarını yaşatmak için hiçbir engel tanımayacağız.

“HİÇBİR SİVİL TOPLUM KURULUŞUYLA SİYASİ MENFAAT İLİŞKİSİ KURMADIK”

Mübarek Ramazan ayında bir iftar sofrasındayız. Bilinmelidir ki, hiçbir sivil toplum kuruluşuyla siyasi menfaat ilişkisi kurmadık, kurmayacağız. Hiçbir sivil toplum kuruluşu bizim için bize oy verirse vardır, oy vermezse yoktur anlayışını hiçbir zaman savunmadık, karşısında durduk, karşısında olmaya devam edeceğiz. Bu anlayışla hareket eden siyasilerin de siyasi yaşamlarını suni yaşam olarak görüyoruz. Hiçbir zaman organik değildir. Şunu net olarak söylüyorum. Siyasi yapılar, sivil toplum kuruluşları kendi bağımsızlıklarını ve kendi bağımsız haklarını sağlıklı organize ettikleri takdirde ülkemizde güçlü bir demokrasi var olacaktır. İnsanın insana saygısı büyüyecektir. Her kurumun her kuruma olan saygısı da o ölçüde yukarıya taşınacaktır. Bu anlamda ben, gördüğüm bütün sivil toplum kuruluşlarına eşit bir büyükşehir belediye başkanı, eşit bir siyasi kimlik ve her birinizin görevlerinde başarı dileyen bir insan; aynı zamanda yapması gerekenleri yapmakta asla geri durmayan ve çıkar amaçlı, süreci bir farklı amaca evirecek şekilde asla kullanmayacak sizlerin bir hemşehrisi olarak görmenizi istiyor, Ramazan ayınızın mübarek olmasını diliyor, tutulan oruçların kabul olmasını diliyor, hepinizi sevgi, saygı ve hürmetle selamlıyorum.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/ibb-baskani-imamoglu-hemsehri-dernekleri-ve-stklarla-bir-araya-geldi/feed/ 0
TÜBİTAK Başkanı: Sosyal ve beşeri bilimler üzerine çalışmalar yapıyoruz https://www.haber60.com.tr/tubitak-baskani-sosyal-ve-beseri-bilimler-uzerine-calismalar-yapiyoruz/ https://www.haber60.com.tr/tubitak-baskani-sosyal-ve-beseri-bilimler-uzerine-calismalar-yapiyoruz/#respond Tue, 12 Mar 2024 00:21:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=18051 TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, “TÜBİTAK deyince algısal olarak bilimsel ve teknolojik araştırma kurumun içerisinde daha fazla fen, mühendislik ve sağlık gibi alanlar başta geliyor gibi değerlendiriliyor. Ancak özellikle yakın zamanda sosyal ve beşeri bilimler üzerine çalışmalar yapıyoruz.” dedi.

Anadolu Üniversitesi (AA) Öğrenci Merkezi Nasreddin Hoca Salonu’nda düzenlenen “Bilim, Teknoloji ve Yenilik Ekosisteminde Durum Değerlendirilmesi ve TÜBİTAK Odaklı Yeni Süreçler” konulu söyleşide konuşan Mandal, Anadolu Üniversitesinin projelerinin TÜBİTAK tarafından desteklenme oranının yüzde 23’lerle, Türkiye ortalamasına eş değer olduğunu söyledi.

Bunun iyi bir oran olduğunu kaydeden Mandal, sadece 2023 yılı referans alındığında oranın yüzde 40’larda olduğunu belirterek, “24 proje önermiş, 9’u desteklenmiş. Bu iyi bir taraf. Anadolu Üniversitesinin önerdiği projelerin, son 5-6 yıldır performansı Türkiye ortalamasıyla en aza eş değer. 2023 yılında da çok daha iyi ama gelişim alanları noktasında baktığımız zaman da sayı çok az. Hoca gelmiyor. Dolayısıyla başvuran hocalar arasında esasında başarısı, son 5 yılın ortalaması, Türkiye’nin eş değeri son bir yıl içinde bakıldığı zaman Türkiye ortalamasının çok üzerinde.” diye konuştu.

Projelerin daha fazla Eğitim Bilimleri Fakültesinden geldiğini ifade eden Mandal, “Nicel başarı geliştirilmeli. Nitel anlamda baktığımız zaman da üniversitenin ana diğer büyük yapısının içerisinde, fakülteler yapısı içerisinde daha fazla dominant olan eğitim bilimleri fakültesinden bize projeler geliyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Anadolu Üniversitesinin potansiyelinin hem genel, nicel anlamda yüksek olduğunu dile getiren Mandal, “Kendi ifadesiyle Anadolu Üniversitesinin ‘Kimse yokken biz vardık’ dediği sosyal ve beşeri iktisadi idari bilimler fakültesi, iletişim fakültesi, edebiyat fakültesi, hukuk fakültesi gibi alanlarda da Ankara’dan bilinen, hacimsel büyüklüğü var.” ifadelerini kullandı.

TÜBİTAK olarak bakış noktalarının bir taraftan var olan süreçleri iyileştirmekken diğer açıdan da sosyal ve beşeri bilimler alanını çok daha kuvvetli bir şekilde bütün süreçlerine dahil etmeye çalıştıklarını vurgulayan Mandal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“TÜBİTAK deyince algısal olarak bilimsel ve teknolojik araştırma kurumun içerisinde daha fazla fen, mühendislik ve sağlık gibi alanlar başta geliyor gibi değerlendiriliyor. Ancak özellikle yakın zamanda sosyal ve beşeri bilimler üzerine çalışmalar yapıyoruz. TÜBİTAK olarak daha çok evrensel, küresel boyutta bakıldığı zaman da tüm dünyanın sosyal bilimlere olan ihtiyacı, sosyal ve beşeri bilimlere, daha doğrusu toplum bilime olan ihtiyacı çok daha fazla, toplum bilimin önemi artıyor. Daha da artacak.”

Birçok alanda yaşananların çözümü için teknolojinin araç olmaya devam edeceğini ama çözüme ulaşması için toplum bilim boyutunun çok daha kuvvetli bir şekilde geleceğini söyleyen Mandal, “Bundan dolayı dünyada yıllardır konuşulan yapı olan üniversite-sanayi-kamu işbirliği yapısı, üniversite sanayi kamu toplum işbirliği. Dörtlü sarmal yapıya doğru dönüşümde. Artık toplum üniversitelere sorulduğu zaman eğitim öğretim araştırma ve toplumsal katkı diye bahsedilen başlıklar altında toplum, faydalanıcı değil direkt toplum sürecin kendi içinde. Üniversite, sanayi, kamu eşit koşullarda. Bizim artık görev noktamız veya misyon noktamız, toplum için bilgi üretmek değil, toplumla birlikte bilgi üretmek.” şeklinde konuştu.

Bunun bütün ülkelerdeki bir çalışma ve dönüşüm noktası olduğuna dikkati çeken Mandal, “İyi uygulama örneğiniz var mı dediğiniz zaman da bizim en büyük bütçeyle desteklediğimiz 1004 programı. Bizim ‘Yüksek Teknoloji Platformları’ diye her birine 150 milyon lira verdiğimiz, şu an 20 tane yürürlükte olan programımız. Şu anda Yeşil dönüşüm odaklı yeni bir çağrı açtık. Yine en az 10 tane daha destekleyeceğiz. Her bir platformda, platformun kaç tane proje çalışacağına platformun kendisi karar veriyor. ‘En az bir tane projeyi biz istiyoruz’ diyoruz. TÜBİTAK olarak bu projeniz yoksa bu platform zaten değerlendirmeye dahi alınmayacak. O da toplumsal katkı boyutu.” diye konuştu.

Her bir platformda proje yöneticilerinin buna karşı çıktığına değinen Mandal, şunları kaydetti:

“Biz dedik ki ‘Bu teknolojik gelişimin etki değerinin boyutunu biz sonradan görmek istemiyoruz. Baştan itibaren toplum bilim boyutunun projenin ilk önerildiği aşamada olmasını istiyoruz’. Başlangıçta biraz zorlandık. Algısal olarak ama ‘şu an gerçekten 20 platformda da iyi ki dahil edilmiş’ diyoruz. Çünkü toplumdaki karşılığını görüyorlar. Yapılan çalışmanın esasında toplumda bir karşılığı yoksa siz ne kadar mükemmel makale üretseniz de ne kadar bunun zincirindeki yerini söyleseniz de fark etmiyor. Toplumun bunu ne kadar sahiplendiği önemli, pandemi döneminde, deprem, iklim bunların tümünde bunu gördük.”

Mandal’ın konuşmasının ardından soru cevap bölümüne geçilen söyleşiye, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/tubitak-baskani-sosyal-ve-beseri-bilimler-uzerine-calismalar-yapiyoruz/feed/ 0
Efeler Belediyesi, Türk Kadınlar Birliği’nin Kurucu Üyesi Emine Nadide Çakılcı’nın adını taşıyan parkı açtı https://www.haber60.com.tr/efeler-belediyesi-turk-kadinlar-birliginin-kurucu-uyesi-emine-nadide-cakilcinin-adini-tasiyan-parki-acti/ https://www.haber60.com.tr/efeler-belediyesi-turk-kadinlar-birliginin-kurucu-uyesi-emine-nadide-cakilcinin-adini-tasiyan-parki-acti/#respond Sat, 09 Mar 2024 01:21:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=17210 Efeler Belediye Başkanı Mehmet Fatih Atay, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde anlamlı bir açılış gerçekleştirerek, Aydın’ın ilk kadın derneği Türk Kadınlar Birliği’nin Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi Merhume Emine Nadide Çakılcı’nın adının yaşatılacağı parkı hizmete açtı.

“Kadınların hakları için çabalayan bir kadının adını ölümsüzleştiriyoruz”

Açılışa katılan kişilere teşekkür ederek konuşmasına başlayan Efeler Belediye Başkanı Mehmet Fatih Atay, “Hepiniz hoş geldiniz. Bir etkinliğimizde daha bizi yalnız bırakmadığınız için sonsuz şükranlarımı sunuyorum. 5 yıllık görev sürem içerisinde beni hiç yalnız bırakmadınız. Sevgili kadın örgütlerine de şükranlarımı sunuyorum. Sivil Toplum Örgütleri’ne, siyasi parti temsilcilerine de çok teşekkür ediyorum. Bir söz vardır ‘hak verilmez, alınır’. Bunun için mücadele etmek gerekir. Evet bugün, anlamlı bir günde öyle bir kişi için bu parkın açılışını yapıyoruz ki; mücadeleden yılmadan, kadınların, çocukların bütün haklarını elde etmesi için çabalayan bir yaşam anlayışına sahip olan kişinin adını ölümsüzleştiriyoruz. Bu bizim için çok önemliydi, yaşam anlayışımızın da bir göstergesiydi. Ben buranın yapımını gerçekleştirdim ama adının verilmesi konusunda gereken öneriyi yapan başkan ve bütün kadın derneklerine sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Esas alkışlanması gereken sizsiniz, sağ olun. Bu parkın, bu mahallenin hem çehresi için hem de kadınlarımızın, çocuklarımızın bir sosyal alan bulmaları için önemli olduğunu düşünüyorum. Buranın, hepimize, Efeler halkına hayırlı olmasını diliyorum. Seçim dönemi desteklerinizi bekliyor, çok teşekkür ediyorum. Hayırlı, uğurlu olsun” diye konuştu.

“Annem Türk kadınının saygınlığı için çok emek verdi”

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde annesinin adının bir parka verilmesinin aileleri için gurur verici olduğunu kaydeden, Merhume Emine Nadide Çakılcı’nın oğlu Sait Çakılcı törende kardeşinin adına da bulunduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Annemin Türk Kadınlar Birliği’ndeki arkadaşlarıyla birlikte toplumda Türk kadınının yerini iyileştirmek için, saygınlığını iyileştirmek için, toplumdaki cinsiyet eşitliğini sağlamak için çok emek verdiğini hep gözlemledim. Onun bu vizyonu ile büyüdük biz çocukken. Şimdi de yıllar sonra bunun hala hatırlanıyor olması ve toplumda bir karşılık görüyor olması da benim için çok umut verici. Çünkü umuda çok ihtiyacımızın olduğu dönemlerden geçiyoruz. Bu tür değerlerin önemsendiğini görmek çok büyük mutluluk ve gurur verici. Bu güzel parkın oluşturulmasında annemin ismini verilmesinde emeği geçen Efeler Belediye Başkanımız Mehmet Fatih Atay, belediye yetkilileri, Türk Kadınlar Birliği yönetimi, bütün paydaşlara minnettar olduğumu belirtmek istiyorum. Umarım parkımız Aydın için hayırlı, uğurlu olur”

Efeler Belediyesi’nce Efeler Mahallesi’nde yapımı tamamlanan Emine Nadide Çakılcı Parkı’nın açılış törenine, Efeler Belediye Başkanı Mehmet Fatih Atay, Merhum Çakılcı’nın kıymetli ailesi ve yakınları, İYİ Parti Efeler İlçe Başkanı Özgür Metin ile yönetimi, ilçedeki kadın dernekleri, kentteki siyasi partilerin, derneklerinin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının ve sendikaların temsilcileri ile Efeler Belediyesi meclis üyeleri ve adayları, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı. – AYDIN

]]>
https://www.haber60.com.tr/efeler-belediyesi-turk-kadinlar-birliginin-kurucu-uyesi-emine-nadide-cakilcinin-adini-tasiyan-parki-acti/feed/ 0
Dışişleri Bakanlığı’nda “Diplomaside Kadınların Etkisi” konulu panel düzenlendi https://www.haber60.com.tr/disisleri-bakanliginda-diplomaside-kadinlarin-etkisi-konulu-panel-duzenlendi/ https://www.haber60.com.tr/disisleri-bakanliginda-diplomaside-kadinlarin-etkisi-konulu-panel-duzenlendi/#respond Fri, 08 Mar 2024 21:42:36 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=17053 Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM), 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Dışişleri Bakanlığı’nda “Diplomaside Kadınların Etkisi” konulu panel düzenledi.

CNN Türk Ankara Temsilcisi Dicle Canova’nın moderatörlüğünü yaptığı panele, Bilgi Teknolojileri Genel Müdürü Büyükelçi Ayşe Hilal Sayan Koytak, Türkiye’nin ilk Paraguay Büyükelçisi Armağan İnci Ersoy, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümünden Prof. Dr. Şebnem Köşer??????? Akçapar, Işık Üniversitesinden Prof. Dr. Seda Demiralp, Manisa Celal Bayar Üniversitesinden Doç. Dr. Feyda Sayan Cengiz konuşmacı olarak katıldı.

Prof. Dr. Akçapar, kadın olmanın çoklu kırılganlıklara sahip olduğunu belirterek, savaş bölgesindeki kadının, göçmen bir kadının çoklu kırılganlığı beraberinde getirdiğini söyledi.

Türkiye’de kadınların durumunun yıllar içinde daha iyiye gittiğini dile getiren Akçapar, panele ev sahipliği yapan Dışişleri Bakanlığının cinsiyetler arası ayrımcılığın en az görüldüğü kamu kurumu olduğunu ifade etti.

Akçapar, Türkiye’nin ilk kadın diplomatı Adile Ayda’nın 1932’de büyük güçlüklerle göreve geldiğini, 1934’te kadın diplomatların yurt dışına çıkma yasağı nedeniyle 1934’te mesleği bıraktığını ve akademisyenliğe geçtiğini hatırlattı.

Yasak kaldırıldığında Ayda’nın yaklaşık 20 yıl sonra mesleğine geri döndüğünü aktaran Akçapar, Türkiye’de 2023’te kadınların istihdam rakamlarını aktardı.

Akçapar, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türk toplumunun yüzde 49,9’unun kadınlardan oluşturulduğunu, nüfus olarak bir eşitliğin söz konusu olduğunu ve bu adaletin toplum içerisinde görülmediğini kaydetti.

“(2023’te) Kadınların istihdam oranı erkeklerin yarısından bile daha az.” diyen Akçapar, yarı zamanlı çalışma oranının BM Kadın rakamlarına göre yüzde 35 civarında olduğunu aktardı.

Akçapar, yüksek öğrenimde görevli kadın oranına değinerek, karar alma mekanizmalarında kadınların sayısının daha az olduğunu, bunun kadının aile içindeki görevi ile bağlantılı olabileceği değerlendirmesini yaptı.

Akçapar, “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın bulunduğu” sözünü hatırlatarak, “Her başarılı kadının yanında da bir erkek var.” dedi.

“Gazzeli kadınlar da Kadınlar Günü’nü yaşamalı”

Büyükelçi Koytak da İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında binlerce kişinin hayatını kaybettiğine dikkati çekerek, “Katledilen 32 bin insanın yüzde 70’nin kadın ve çocuklardan oluştuğunun altını çizmek istiyorum. Bu şiddet sarmalından bölgemizin, dünyanın bir an önce kurtarılmasını diliyorum.” dedi.

Gazzeli kadınların, savaş bölgesinde yaşayan, zulme uğrayan kadınların da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü yaşaması gerektiğini söyleyen Koytak, dünyanın bir an önce bu zorlu günleri geride bırakmasını diledi.

Türkiye’nin ilk kadın Kuveyt Büyükelçisi olarak Orta Doğu’da görev aldığını hatırlatan Koytak, “Orta Doğu’da kadın büyükelçi olmak, ülkemizi temsil etmek çok onurlu bir görevdi.” ifadesini kullandı.

Koytak, Kuveyt’te kadın büyükelçi olmasının pozitif karşılandığını, genç bir büyükelçi olmasının ise yadırgandığını, Kuveyt’te büyükelçi olarak görev aldığı dönemde uzun süre tek kadın büyükelçi olarak görev yaptığını, bu süreçte bölgeye merakı nedeniyle Arapça dersleri aldığını aktardı.

Koytak, kadınların diplomaside çok büyük bir avantaja sahip olduğunu aktararak, insanlarla daha kolay iletişim kurulduğunu kaydetti.

Görev süresi boyunca erkek gibi davranmak zorunda kalmadığını ancak kadınsı davranmamaya çalıştığını söyleyen Koytak, “Erkek egemen bir ortamda başarılı olmak, işinize odaklanmak istiyorsanız, kıyafetlerinizden tutun, tavırlarınızda da biraz daha resmi olmanız gerekiyor.” dedi.

Koytak, iki sene Kuveyt’te görev yapmasının ardından ülkede kadın büyükelçi sayısında çok hızlı bir artış yaşandığını söyleyerek şunları kaydetti:

“Bu benim için gurur verici bir şey. Sadece Kuveyt değil, görev yaptığınız yerde bir ilki temsil ediyorsanız, eğer bu pozitif örnekse bunun diğer ülkelerde de yansımaları oluyor.”

Kadınların kamusal alanda görünür olmasında, Türkiye’de ve dünyada karar alıcı mercilerde erkeklerin desteğinin önemli olduğunu kaydeden Koytak, kadınların deneyimlerini paylaşmasındaki öneme de dikkati çekti.

Kadının diplomasideki rolü

Türkiye’nin ilk Paraguay Büyükelçisi Ersoy ise kadın olarak mesleki hayatında “güvensizlik” hissetmediğini, eğitim hayatının kendisine güven kazandırdığını ve mesleki anlamda rol modelleri olduğunu belirtti.

NATO’da görev yaptığı dönemde savunma konularıyla ilgilendiğini ve bu konuların o dönemde erkeklerin ilgilendiği konular olarak görüldüğünü söyleyen Ersoy, kadın olduğu için negatif bir şey hissetmediğini aktardı.

Ersoy, Türkiye’de ve dünyada kadınların diplomasi alanında kritik noktalarda görevlendirilip görevlendirilmemesine ilişkin, “Biz o bakımdan, aslında derece eşitlikçi bir bakanlığız. Yıllar içinde bu konumumuz daha pekişti. Kadının diplomasideki yerine baktığımızda, Türk Dışişleri dünyanın önde gelenlerinden bir tanesi.” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin bu konuda ileri bir konumda olduğunu vurgulayan Ersoy, bakanlığın bilgiye dayalı olduğunu, kadınların duygu ve mantık arasında denge kurmak zorunda olduğunu anlattı.

“Büyükelçi eşleri diplomaside çok önemli işler yapıyor”

Büyükelçi eşlerinin diplomasideki katkısını değerlendiren Ersoy, “Büyükelçilerin eşlerinin diplomasiye yaptığı katkılar dillendirilmiyor ama çok önemli işler yapıyorlar. Bu kadınlar bulundukları ülkelerde kariyer sahibi olacak kadınlar.” dedi.

Ersoy, kadınların temsil işlerini yürütürken yaratıcı olma kabiliyetinin önemli olduğunu söyleyerek, büyükelçi olarak farklı iklim ve kültürlere sahip görevlendirmeler sırasındaki adaptasyon sürecine dikkati çekti.

“Soğuk ve karanlık bir ülkeden tropik bir ülkeye gitmek adaptasyon gerektiriyor. Ev kurma ve adaptasyon konusunda kadınların yeteneği çok yüksek.” diyen Ersoy, kadınların toplumdaki sağlam duruşuna ilişkin şunları kaydetti:

“Annelerin kız çocuklarını nasıl yetiştirdiği çok önemli. Cesaret önemli. Anneler daha cesur yetiştirirlerse daha güvenli hissedeceklerdir.”

“Kadınların birbirlerinin deneyimlerinden güç alacağına inanıyorum”

Prof. Dr. Demiralp ise geleneksel olarak kadınların mahrem alana ait olarak tanımlandığını, kadının ev dışındaki varlığının yıllar boyunca teşvik edilmediğini, bazen de doğrudan engellendiğini belirtti.

Bu durumun uzun yıllar sürdüğünü, ekonomik değişikliklerin kadının emeğine olan ihtiyacı kamusal alana davet ettiğini belirten Demiralp, “Kadın bu mahrem alandan kamusal alana doğru yönelmeye başladı. Bu kolay bir süreç değil.” diye konuştu.

Demiralp, kadınların ev içi sorumluluklarının arttığı ve çocuk yetiştirmeye başladığı dönemlerin kariyerinde çıkış yapacağı zamanlara denk geldiğini vurgulayarak, kadınların karar verici pozisyonlarda böylelikle yer almadığını dile getirdi.

“Cesaret, kararlılık, iddia koymak” gibi özelliklerin toplumsal sebepler nedeniyle bastırıldığını kaydeden Demiralp, “Kadınların birbirlerinin deneyimlerinden güç alacağına inanıyorum.” dedi.

Kadınlar arasında tecrübe paylaşımı

Doç. Dr. Cengiz de kadınların kamusal ve özel alanlardaki varlığına değinerek, kadınların zayıflık olarak nitelenebileceği gerekçesiyle özel alanının görülmesini istemediğini söyledi.

“Bu ikilemin içerisinden nasıl çıkılır? Kadınlar arasında tecrübe paylaşımı burada kilit bir nokta.” diyen Cengiz, kadınların toplumdaki bütün sektörlere sonradan dahil olduğunu, erkekler gibi daha önceden var olan ağlarını kullanmadan başladığını aktardı.

Cengiz, ağ kurma ve deneyim paylaşımında çözüm aranması gerektiğini vurgulayarak, bazı toplumlarda kadınsı davranışın ve gücün birbirine yakıştırılmadığını aktardı.

Kadından toplumsal olarak “özel alanı” boş bırakmamasının beklendiğini söyleyen Cengiz, özel alandaki sorumluluğu nedeniyle kariyerini kaybetmek durumunda kaldığını belirtti.

Cengiz, “Güç meselesi, kadınsılık ve güç birbirinden ayrı gitmemeli.” değerlendirmesini yaparak, kadınlar arası deneyim paylaşımının önemine dikkati çekti.

]]>
https://www.haber60.com.tr/disisleri-bakanliginda-diplomaside-kadinlarin-etkisi-konulu-panel-duzenlendi/feed/ 0
Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşı: ‘Farklı bir meslekle aynı şeye hizmet ettim’ https://www.haber60.com.tr/afyonkarahisar-valisi-kubra-guran-yigitbasi-farkli-bir-meslekle-ayni-seye-hizmet-ettim/ https://www.haber60.com.tr/afyonkarahisar-valisi-kubra-guran-yigitbasi-farkli-bir-meslekle-ayni-seye-hizmet-ettim/#respond Fri, 08 Mar 2024 01:45:31 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=16777 Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşı, savaş muhabiri olma hedefiyle okuduğunu, ancak şimdi başka bir yerde olduğunu belirterek, “Aslında farklı bir meslekle aynı şeye hizmet etmiş oldum. Şimdi insanların gönlüne girip, onların hayatını güzelleştirebileceğimiz başka işler yapıyorum.” dedi.

Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü’nde düzenlenen “Türkiye’nin Yeni Yüzyılında Kadınlar” başlıklı söyleşiye katılan Yiğitbaşı, öğrencilerle bir araya geldi, sorularını yanıtladı.

Yiğitbaşı, buradaki konuşmasında, İletişim Fakültesi’ni bitirip akademide kariyer yapmaya başladığını, doktora yaptığı dönemde iki çocuğuyla birlikte zorlu bir süreç yaşadığını, fakat hiçbir zaman çalışmaktan ve üretmekten vazgeçmediğini söyledi.

Kadınların aile ve iş arasında ikilemde kalabildiğini, ancak iki alanda da başarının mümkün olduğunu belirten Yiğitbaşı, şunları söyledi:

“Çocuk sahibi olmak ve akademik kariyer yapmak birbirine engel değil. Zor da olsa bunu başarmak mümkün. Savaş muhabiri olma hedefiyle okudum fakat şimdi başka bir yerdeyim. Aslında farklı bir meslekle aynı şeye hizmet etmiş oldum. Şimdi insanların gönlüne girip, onların hayatını güzelleştirebileceğimiz başka işler yapıyorum. Farklı mesleklerde de kadına, çocuğa, topluma, ülkenize, dünyaya değer katacak, iyiye hizmet edecek işler yapmak mümkün.”

Yiğitbaşı, kariyeri boyunca çocuk, kadın ve aile sorunlarıyla yakından ilgilendiğini, bu konuda televizyon programları ve belgeseller hazırladığını anlattı.

Her toplumda önyargılar olduğunu söyleyen Yiğitbaşı, “Siz kendiniz olun. Ön yargılardan ve etiketlenmelerden uzak durmaya çalışın.” tavsiyesinde bulundu.

Yiğitbaşı, Türkiye’nin bu konuda çok ilerleme kaydettiğini vurgulayarak, “Toplumda ön yargılar ve etiketler giderek azaldı. Daha da azalması için bizim de doğru olanı samimiyetle, gayretle yapmamız lazım. Bizim için adil olmak, doğru olmak, kişiye ve gruplara göre değişen bir şey olmamalı.” ifadelerini kullandı.

“Sivil toplum kuruluşlarında mutlaka görev alın”

Vali Yiğitbaşı, sonrasında başarılı olabilmek için üniversitede neler yapılması gerektiğini soran bir öğrenciye, şu yanıtı verdi:

“Sivil toplum örgütlerinde mezun olmayı beklemeden mutlaka görev alın. Her türlü farklı STK’lere gidin, tanışın. Oradaki ilişkiler çok şey öğretecek. Akademisyenken çocuklarla ve kadınlarla ilgili neler yapabilirim diyerek içerikler üretmeye çalışıyordum. Ayrıca yabancı dil öğrenimine gayret etmek ve farklı alanlarda kendinizi geliştirmek, mesela bir hikaye kitabı yazmak gibi kendi yeteneğinize göre çalışmalar yapmak önemli.”

Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından deprem bölgesine giden ilk kadın vali olduğunu kaydeden Yiğitbaşı, bu göreve gitmeyi kendisinin istediğini anlattı.

Yiğitbaşı, deprem bölgesinde kamu görevlilerinin zorlu şartlarda tüm gayretleriyle çalıştıklarını ifade ederek, “Bölgeye gittikten sonra özellikle kadın ve çocuklar için neler yapabilirim, sosyal hizmetler alanında neler yapabilirim diye düşünerek çalışmalar yaptım. Bir kadın vali ya da daha doğrusu bir kadın yöneticinin orada olmasının ne kadar önemli olduğunu gördüm.” dedi.

Oraya gidince eğitimle, aileyle ve sosyal yardımlaşmayla ilgili konulardaki çalışmaları üstlenmek istediğini aktaran Yiğitbaşı, “Eğitimle ilgili çalışmaları yaptıktan sonra hasarlı olmayan okullarımızı bir hafta içinde açtık. Öğretmenler, aileler, çocuklar çok mutlu oldu. O atmosferden çıkmak, çocukların akranlarıyla görüşmeleri aslında bir terapi oldu. İyi ki gitmişim dedim.” şeklinde konuştu.

Yiğitbaşı, söyleşinin ardından öğrencilerle sohbet ederek, hatıra fotoğrafı çektirdi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/afyonkarahisar-valisi-kubra-guran-yigitbasi-farkli-bir-meslekle-ayni-seye-hizmet-ettim/feed/ 0
Karabük’te Veli Okul Basarak Öğrenci ve Öğretmene Şiddet Uyguladı https://www.haber60.com.tr/karabukte-veli-okul-basarak-ogrenci-ve-ogretmene-siddet-uyguladi/ https://www.haber60.com.tr/karabukte-veli-okul-basarak-ogrenci-ve-ogretmene-siddet-uyguladi/#respond Fri, 08 Mar 2024 00:00:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=16698 Karabük’te bir veli okul basarak, çocuğu ile tartışan öğrenciyi ve Türkçe öğretmenine şiddet uygulayarak darp etti. Yaşanan olay sonrası Türkçe öğretmeni şikayetçi olurken, Eğitimciler Birliği Sendikası Şube Başkanı Zeki Öz, okul önünde basın açıklaması yaparak duruma tepki gösterdi.

Edinilen bilgiye göre olay, dün Mimar Sinan Ortaokulu’nda yaşandı. İddiaya göre, 8 sınıf öğrencisi olan iki öğrenci kendi aralarında tartışarak kavga etti. Bunun üzerine yaşanan olayı ailesine anlatan öğrencinin babası Ünal Y. okula gelerek girdiği sınıfta çocuğuyla tartışan öğrenciyi darp etmeye çalıştığı sırada öğrencisini korumaya çalışan Türkçe öğretmeni Süleyman Seven’i darp etti.

Okul idarecileri ve diğer öğretmenlerin araya girmesi ile sınıftan çıkarılan Ünal Y., ihbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri tarafından ifadesi alınmak üzere karakola getirildi.

Yaşanan olay sonrası okula giden Eğitimciler Birliği Sendikası Şube Başkanı Zeki Öz, basın açıklaması yaparak, duruma tepki gösterdi.

Olaya müdahale etmeye çalışan ve öğrencisini korumak için çabalayan öğretmenin öğrenci velisi tarafından şiddete uğradığını kaydeden Öz, “Olayı gerçekleştiren şahıs adeta eğitim kurumunda terör estirmiştir. Yapılan bu şiddet eylemi asla kabul edilemez. Hafife alınamaz. Görmezden gelinemez. Gündemden düşmesi beklenemez. Maalesef benze olaylar sıkça yaşanmaya başlanmıştır. Eğitim çalışanları bazen bu olayda olduğu gibi fiili şiddete maruz kalmakta bazen de psikolojik şiddetin muhatabı olmaktadırlar. En büyük gayesi bu güzel ülkenin çocuklarını milletini ve memleketini seven insani değerleri esas alan bir anlayışla yetiştirmek için mücadele eden öğretmenlerimize karşı yapılan bu çirkin davranışı şiddetle kınıyoruz. Bizim kültürümüzde bizim medeniyetimizde öğretmen eli öpülen insandır. Bilgi ve hikmeti temsil eder. Çocuklar bizim gözbebeğimizdir. Onların arasında yaşanan küçük tartışmalar okulda çözülür. Bu da eğitimin bir parçasıdır. Henüz 11-12 yaşındaki bir çocuğun bir veli tarafından diğer öğrencilerin gözü önünde darp edilmesi asla kabul edilemez. Şiddete uğrayan öğretmenimizin, öğrencimizin ve diğer öğrenci ve öğretmenlerin ciddi bir travma yaşadıkları aşikardır. Burada yapılan saldırı bütün öğretmenlere ve eğitim camiasına yapılmıştır. Şiddet, her geçen gün artmakta, farklı faillerle yeni kulvarlar bulmakta, en uzağında olması gereken yerlere bile girmekte; toplumsal bağlarımızı çözmekte, geleceğimizi karartmaktadır. Toplumsal değerlerimiz erozyona uğramakta, insana saygı azalmakta, hürmet yerini şiddete bırakmaktadır. Geleceğimizin mimarı eğitimcilerimiz, ince bir sanatı icra ederken kaba bir muameleye maruz kalmaktadır” dedi.

Zeki Öz, eğitim çalışanlarına yönelen şiddetin genel ve yaygın bir görünüm arz etmesi, psikolojik ve sosyolojik kökenleri olan toplumsal bir sorun haline geldiğini de ifade ederek, “Şiddeti önleyecek önemli bir aktör olması gereken eğitimciler maalesef şiddetin mağduru durumuna gelmiştir. Eğitimcinin itibarını artıracak, konumunu güçlendirecek, onu tehlikelere karşı koruyacak tedbirleri almak zorundayız. Eğitimci, şiddete karşı yasal güvenceyle korunan, kendisi bizzat şiddeti önleyen; eğitim ise şiddeti ortadan kaldıran bir enstrüman olmalıdır.

Bunun için, yetkili kişi ve kurumlardan sivil toplum örgütlerine kadar toplumun tüm katmanlarına sorumluluk düşmektedir. Başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, bütün eğitim camiası, siyasiler, mülki idareler, aydınlar, gazeteciler, aileler bu konuda büyük bir aile olduğumuz şuuru ve duyarlılığı ile sorumlu davranmalıdır. Herkesi ilgilendiren, herkesin ilgili olduğu bir meselede, toplumsal duyarlılık bilinci ve farkındalık oluşturmak için herkesin yapacağı bir şey mutlaka vardır, olmalıdır. Mevcut düzenlemelerin caydırıcı olmadığı, bilakis şiddeti beslediği artık görülmelidir. Sorun üreten bir sistem çare olamaz. Yapılması gereken, medeniyet değerlerimizi merkeze alan bir kültür seferberliğine ve eğitim programına geçmektir. Eğitimciler Birliği Sendikası olarak bu ve benzeri olaylara asla duyarsız kalmayacağız. Bu menfur olayın takipçisi olacağız. Olayın faillerinin hukuk önünde hesap vermesi için her türlü çalışmayı yapmaya devam edeceğiz. Şiddete maruz kalan öğretmen arkadaşımıza, öğrencilerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz” ifadelerine yer verdi. – KARABÜK

]]>
https://www.haber60.com.tr/karabukte-veli-okul-basarak-ogrenci-ve-ogretmene-siddet-uyguladi/feed/ 0
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı: Dizilerin toplum üzerindeki etkisini dikkate almalıyız https://www.haber60.com.tr/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-dizilerin-toplum-uzerindeki-etkisini-dikkate-almaliyiz/ https://www.haber60.com.tr/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-dizilerin-toplum-uzerindeki-etkisini-dikkate-almaliyiz/#respond Tue, 05 Mar 2024 21:24:27 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=15655 Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “Televizyonun toplumun algısını yönlendirmedeki etkisini sizler bire bir tecrübe ediyor, yaşıyorsunuz. Bu etkinin baş aktörleri ise diziler. Bu anlamda dizilerin insanlar ve toplum üzerindeki etkilerini dikkate almak zorundayız” dedi.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, RTÜK’ün ev sahipliğinde düzenlenen Televizyon Dizilerinde Kadın Paneli’ne katıldı. Programda konuşan Bakan Göktaş, Türk dizilerinin dünyada bir marka haline geldiğini ve bunun Türkiye’nin tanıtımı için bir fırsat olduğunu söyledi. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin ise dizi ve filmlerdeki şiddet sahnelerinin ortadan kaldırılması üzerine yoğun çaba harcadıklarını söyledi.

“Dizilerin insanlar ve toplum üzerindeki etkilerini dikkate almak zorundayız”

Bakanlık olarak ‘Güçlü Kadın, Güçlü Aile, Güçlü Türkiye’ anlayışıyla hareket ettiklerini söyleyen Bakan Göktaş, “Toplumun güçlü ve sağlam temeller üzerine inşa edilmesi ancak kadınların her alanda güçlü olmasıyla mümkündür. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, son 22 yılda, kadınların hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi için çok önemli atılımlar gerçekleştirdik. Kadın refahının artırılması ve her alanda etkin bir şekilde yer almaları için çok büyük bir yol kat ettik. Şuna yürekten inandık; kadının güçlenmesi demek ailenin güçlenmesi demek, Türkiye’nin güçlenmesi demektir. Bakanlığımızın tüm çalışmalarını; kadınlara, çocuklara, yaşlılara ve engellilere yönelik yürüttüğümüz proje ve hizmetleri bu bakış açısıyla oluşturuyoruz. Sahadaki hizmetlerimiz, koruyucu ve önleyici politikalarımız kadar eğitim ve farkındalık çalışmalarına da özel bir önem veriyoruz. Özellikle farkındalık çalışmalarında tüm paydaşlarla birlikte hareket etmenin çok kritik bir değer taşıdığına inanıyoruz. Bu farkındalığı oluşturmada ise televizyonun etkisi çok büyük. Bugün bu salonda konunun uzmanı pek çok katılımcı bulunuyor. Televizyonun toplumun algısını yönlendirmedeki etkisini sizler bire bir tecrübe ediyor, yaşıyorsunuz. Bu etkinin baş aktörleri ise diziler. Bu anlamda dizilerin insanlar ve toplum üzerindeki etkilerini dikkate almak zorundayız” ifadelerini kullandı.

“Televizyonun zararlarından nasıl korunacağımızı değil, televizyonun gücünden nasıl yararlanacağımızı konuşmalıyız”

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına pek çok dizi ve televizyon programıyla ilgili binlerce şikayet ulaştığını söyleyen, “RTÜK ile bu konuda sık sık görüşüyoruz. RTÜK Kanunu’ndaki madde aslında çok açıktır. ‘Yayın hizmetleri, toplumun milli ve manevi değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz.’ Şiddeti özendiren yayın yapılamaz. Kadını, çocuğu, yaşlıyı, engelliyi istismar eden yayın yapılamaz. Bugün buradaki birlikteliğimizin nedeni cezalandırmanın ötesine geçmektir. Toplumumuzu olumsuz etkileyen yayınlara karşı kalıcı çözümler bulmaktır. Cezalandırma ve yasaklama tedbirinin demokratik ve özgür yayıncılık anlayışına uygun olmadığını biliyoruz. Ancak aile, kadın ve çocukların geleceğini tehlikeye sokan herhangi bir yayının da özgürlük olduğuna inanmıyoruz. Aile saygın bir kurumdur. İnsan her yönüyle saygın bir varlıktır. Bu saygınlığı zedeleyecek kötü örneklerin medya aracılığıyla sunulması son derece tehlikelidir. Yapımcılarımız bu sorunun farkında. Burada bulunan oyuncularımız, senaristlerimiz bu sorunun farkında. Artık toplumda bu soruna karşı bir duyarlılık da oluştu. Artık bilime, kültüre, sanata, edebiyata ve tarihe daha çok emek vermek zorundayız. Artık televizyonun zararlarından nasıl korunacağımızı değil, televizyonun gücünden nasıl yararlanacağımızı konuşmalıyız. Ülkemizi büyütecek olan budur. Bizleri, hayalini kurduğumuz geleceğe ulaştıracak olan budur. Medyanın ticari kaygılarını yok sayamayız. Bunu elbette anlıyoruz. Ancak hiçbir ticari kaygı değerlerimizin ve aile hassasiyetlerimizin önüne geçmemelidir” diye konuştu.

“Türk dizileri, yapımları ülkemizin tanıtımı için çok büyük bir fırsat”

Türk dizilerinin dizi sektöründe dünya markası olduğunu söyleyen Bakan Göktaş, “Bir araştırma, 2020 ile 2023 arasında Türk dizilerine olan küresel talebin yüzde 184 arttığını gösteriyor. Türk dizilerinin uluslararası arenadaki ekonomik değeri her geçen gün artıyor. Uluslararası diplomasi alanında da diziler artık önemli bir enstrüman. Türkiye, dünyaya en çok dizi ihraç eden üçüncü ülke. İhraç edilen her dizinin ülkemizi en iyi şekilde temsil etmesi hepimizin istediği bir şey. Bu yüzden ülkemizi, Türk aile yapısını, kadınlarımızı temsil ederken daha dikkatli, özenli davranmalıyız. Türk dizileri, yapımları ülkemizin tanıtımı için çok büyük bir fırsat” ifadelerine yer verdi.

“Şiddet sahneleri toplumda olağanlaşmaya, kadına yönelik insanlık dışı muamelelerin kanıksatılmasına sebep oluyor”

Dizi ve filmlerdeki şiddet sahnelerinin ortadan kaldırılması üzerine yoğun mesai yürüttüklerini söyleyen RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, “Geçtiğimiz hafta yine Sayın Bakanımızın teşrifleriyle dizi film yapımcılarımızla bir araya geldik. İstanbul’daki istişare toplantısında aynı masa etrafında buluşarak iyi niyetle fikirlerimizi paylaştık. Açıkça gördüm ki, kadına yönelik şiddet sahneleri yapımcıların da çok arzu ettiği türden görüntüler değil. Ancak, kendi aralarındaki reyting rekabeti zaman zaman sınırları zorlamalarına sebep oluyor. Hepinizin yakından tanıdığı hem oyuncu hem de yapımcı kimliğiyle İstanbul’daki toplantımıza katılan bir arkadaşımız, kadına yönelik şiddet sahnelerinin tersinden görülmesi gerektiğini söyledi. Kendilerinin bir toplumsal soruna dikkat çekmek için şiddet sahnelerini kullandıklarını ifade etti. Ancak yanıldığı bir nokta vardı. Şiddet sahneleri toplumda olağanlaşmaya, kadına yönelik insanlık dışı muamelelerin kanıksatılmasına sebep oluyor. Sanki kadına şiddet uygulamak normal bir şeymiş gibi bir algı ortaya çıkıyor. Son derece tehlikeli olan bu duruma yönelik günün sonunda yapımcılarımızın daha dikkatli olacakları yolunda izlenim edindik, umarız yanılmıyoruzdur” dedi. – ANKARA

]]>
https://www.haber60.com.tr/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-dizilerin-toplum-uzerindeki-etkisini-dikkate-almaliyiz/feed/ 0
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, Medyada Şiddetin Sıradanlaştırıldığını Söyledi https://www.haber60.com.tr/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-goktas-medyada-siddetin-siradanlastirildigini-soyledi/ https://www.haber60.com.tr/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-goktas-medyada-siddetin-siradanlastirildigini-soyledi/#respond Fri, 01 Mar 2024 23:57:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=13722 Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “Bugün pek çok medya içeriğinde şiddetin sıradanlaştırıldığını görüyoruz. Kadına yönelik şiddette failin eylemini meşrulaştıran bir dil kullanıldığına şahitlik ediyoruz. Özellikle şiddet, sadece kadınları ilgilendiren bir sorun değildir. Şiddet, toplumun temellerini sarsan ciddi bir sorundur.” dedi.

Göktaş, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) işbirliğinde Şişli’de bir otelde gerçekleştirilen 4. Medya Buluşması İstişare Toplantısı’na katıldı.

Burada konuşan Göktaş, dizi ve filmlerin hayatın bir parçası olduğunu, bu anlamda çocuk, kadın ve aile konularında karşılıklı istişarelerde bulunmanın çok kıymetli ve değerli olduğunu söyledi.

Türkiye’nin dizi ve sinema sektöründe çok önemli bir yere geldiğini belirten Göktaş, bu süreçte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde, sektörün sorunlarının çözümüne dair önemli atılımların gerçekleştirildiğini dile getirdi.

Göktaş, yapılan düzenlemelerle Türk sinema ve dizi sektörünün uluslararası alanda rekabet gücünü her geçen gün daha da artırdığını kaydederek, “Bu atılımlarla Türkiye, Amerika’dan sonra dünyanın en çok dizi ihraç eden üçüncü ülkesi konumundadır. Fransa’dan Asya ve Orta Doğu’ya, Japonya’dan Latin Amerika’ya kadar dünyanın dört bir yanında Türk yapımı dizilere olan ilginin yoğunluğu bizler için bir gurur vesilesidir.” diye konuştu.

Bu konuda yapımcılar başta olmak üzere, yönetmenlerden senaristlere, oyunculardan kameramanlara kadar sektöre emek ve gönül veren çalışanların katkısının çok büyük olduğunu ifade eden Göktaş, perdeden dijitale doğru bir geçişin yaşandığı bu dönemde, Türk dizi ve sinemasının uluslararası alanda çok daha güçlü bir yere gelmesinin en büyük temennisi olduğunu ifade etti.

“Aile değerlerimizin korunması, üzerinde hassasiyetle durduğumuz konuların başında geliyor”

Bakan Göktaş, Türklerin kökleri asırlar ötesine giden bir medeniyetin mensupları olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Türkiye, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı, Doğu’nun ve Batı’nın kesiştiği emsalsiz bir ülkedir. Sadece kültürel anlamda değil, coğrafi olarak da büyük bir zenginliğe sahibiz. Anadolu birbirinden kıymetli hikayelerle dolu. Bu anlamda sahip olduğumuz bu değerlerin, zenginliklerin, geleneklerin korunması ve aktarılmasında hepimizin üzerine büyük bir sorumluluk düşmektedir. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki dizi ve sinema, insanları etkileyen, farklı farklı yaşam tarzları sunan, hatta toplumları birleştiren ve kültürel zenginliği arttıran önemli bir mecradır.”

Dizi ve sinemanın bir sanat formu olmanın ötesinde kültürel, politik ve toplumsal etkileri olan önemli bir iletişim aracı olduğunu vurgulayan Göktaş, “7’den 77’ye hepimiz vaktimizin önemli bir kısmını ekran karşısında geçiriyoruz. Özellikle olumsuz etkilenme faktörünü göz önünde bulunduracak olursak, sizlerin ürettiği içerikler bizim için daha da büyük bir önem arz ediyor. Bu anlamda kadın ve çocukların her alanda temsili, aile değerlerimizin korunması, üzerinde hassasiyetle durduğumuz konuların başında geliyor.” ifadesini kullandı.

Göktaş, Türk kadınının medyadaki temsilinin halen iyi bir noktaya gelmediğini kaydederek, “Bugün pek çok medya içeriğinde şiddetin sıradanlaştırıldığını görüyoruz. Kadına yönelik şiddette failin eylemini meşrulaştıran bir dil kullanıldığına şahitlik ediyoruz. Özellikle şiddet, sadece kadınları ilgilendiren bir sorun değildir. Şiddet, toplumun temellerini sarsan ciddi bir sorundur.” değerlendirmesinde bulundu.

“Medya, özellikle kadın temsilinde ciddi sorunlar barındırıyor”

Gazetecilerin yaptığı haberlere değinen Göktaş, şiddete uğrayan ve hatta şiddet nedeniyle hayatını kaybeden kadınlara dair yapılan haberlerde kullanılan magazin dilinin terk edilmesi gerektiğini söyledi.

Göktaş, haberlerin kişilik haklarına saygı ve özen gösterilerek yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Cinsel suçlar haberleştirilirken duyarlı olunmalıdır. Suçlayıcı, yargılayıcı, aşağılayıcı ve küçük düşürücü ifadelerden özellikle kaçınılması gerekmektedir. Mahremiyeti alenileştiren, şiddeti duyarsızlaştıran, olumsuz davranışları özendiren içerikler bireye ve topluma faydadan ziyade yalnızca zarar üretir. Bu hususlara dikkat edilmesi, medyada çalışan tüm arkadaşlarımızdan en büyük beklentimizdir.” görüşünü paylaştı.

Aile değerlerini gözü gibi korumuş, kadını her daim baş tacı etmiş, çocukları medeniyetin temsilcileri olarak görmüş bir milletin ferdi olduğunu belirten Göktaş, şöyle devam etti:

“Biz, kadınlarıyla var olmuş güçlü bir devletiz. Gençleriyle büyüyen bir ülkeyiz. Fakat ne yazık ki medya, özellikle kadın temsilinde ciddi sorunlar barındırıyor. Öyle olmadığı halde, kadınlar daha çok bakıma muhtaç, mağdur, çaresiz bireyler olarak sunuluyor. Aile içi ilişkilerden çocuk yetiştirme tarzlarına kadar pek çok konuda önemli değişikliklere sebep olan yapımlar, aile değerlerimizi doğrudan etkiliyor. Özellikle çocukların ve gençlerin izledikleri içeriklerin, aile değerleri ile uyumlu olup olmadığı konusu her geçen gün büyük önem kazanıyor.”

Göktaş, iyi seçilmiş yayınların çocukların öğrenme süreçlerine katkısı olurken, şiddet içerikli yayınların çocukları olumsuz şekilde etkilediğini herkesin gördüğüne işaret ederek, şunları kaydetti:

“Bu anlamda, tüm çocukların, ihmal, istismar ve şiddet başta olmak üzere her türlü riskten korunmaları, çocukların üstün yararı ilkesi gözetilerek yayınların yapılması büyük önem arz ediyor. Bunun yanı sıra yapacağınız her bir yayınla engelli ve yaşlıların sesini duyururken, toplumda farkındalığın artmasına, davranış kalıplarının dönüşmesine destek olacak sosyal mesajlara yer verilmelidir. Saydığım tüm bu hususlarda yapımcılarımızın üstleneceği sorumluluğun toplumda çok kıymetli yansımaları olacaktır. Bu anlamda her bir yapımcımızın, toplumun farklı dinamiklerini de göz önünde bulundurarak içerik üretmeleri en büyük beklentimizdir.”

“Toplumu bir ve bütün kılan yapımların ekranlarda daha çok yer almasını istiyoruz”

Mahinur Özdemir Göktaş, medya ve toplum ilişkisinin karmaşık ve etkileşimli bir yapıya sahip olduğunu, her geçen gün medyanın toplumu değiştirme ve dönüştürme gücünün daha da arttığını anlattı.

Bu karmaşık yapının ve etkileme gücünün üstesinden gelmenin, sorunlara çözüm üretmenin, etkili bir işbirliğiyle gerçekleştirilebileceğini aktaran Göktaş, “Biz artık kadın ile ayrımcılık kelimesini yan yana kullanmak istemiyoruz. Kadın bedeninin metalaştırıldığı yapımları ve programları izlemek istemiyoruz. Kadınları daha çok başarı hikayeleriyle görmek istiyoruz. Biz her zaman ‘güçlü birey, güçlü kadın, güçlü aile, güçlü Türkiye’ diyoruz.” dedi.

Ekranlarda rol model olacak güçlü ve başarılı kadınlar görmek istediklerini kaydeden Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Aile, bizim en hassas olduğumuz konu. Toplumun sağlam bir temel üzerinde inşası aile kurumunun istikrarına bağlıdır. Bu anlamda aile bütünlüğüne öncelik veren, toplumu bir ve bütün kılan yapımların ekranlarda daha çok yer almasını istiyoruz. Ailelerimizle birlikte gönül rahatlığıyla izleyebileceğimiz yapımların artmasını arzu ediyoruz. Entrika, şiddet ve manipülasyon üzerine kurulmuş aile içi ilişkileri değil, eşler arası sadakatin ve olumlu ebeveyn rol modellerinin yer aldığı içerikler izlemek istiyoruz. Aile içi iletişim, eşler arası ilişki, ebeveyn tutumları, okul, aile ve bağımlılık gibi konularda rehberlik edici program ve yapımları daha çok görmek istiyoruz. Medeniyetimizi yansıtan, aile kültürümüzü aktaran yapımlara öncelik vermenizi diliyoruz.”

RTÜK ve medya kuruluşlarının bu zamana kadar yaptığı çalışmaların çok değerli ve kıymetli olduğunu belirten Göktaş, yıllardır süregelen bu olumsuz tablonun değişmesinin güçlü bir işbirliğiyle mümkün olduğunu kaydetti.

Göktaş, burada bulunan bütün yapımcılara da açık bir işbirliği teklifinde bulunduğunu vurgulayarak, “Gelin hep birlikte medyada kullanılan olumsuz dili ve görüntüyü el birliğiyle ortadan kaldıralım. Bu konuda hepimizin ortak bir sorumluluğu var. Reyting, çok tıklanma gibi önceliklerden ziyade önceliğimizin kadınlar, çocuklar, gençler, velhasıl toplumumuzun her bir ferdi olması gerekiyor.” ifadesini kullandı.

Bakan Göktaş, konuşmaların ardından toplantının basına kapalı gerçekleştirilen bölümünde, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin ile birlikte katılımcılarla fikir alışverişinde bulundu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-goktas-medyada-siddetin-siradanlastirildigini-soyledi/feed/ 0
AK Parti İnsan Hakları Başkanı: Milletin Sandıkta Seçtiği Partiler Gerçek İktidarlar Olacak https://www.haber60.com.tr/ak-parti-insan-haklari-baskani-milletin-sandikta-sectigi-partiler-gercek-iktidarlar-olacak/ https://www.haber60.com.tr/ak-parti-insan-haklari-baskani-milletin-sandikta-sectigi-partiler-gercek-iktidarlar-olacak/#respond Wed, 28 Feb 2024 23:00:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=13167 AK Parti İnsan Hakları Başkanı Hasan Basri Yalçın, “Artık milletin sandıkta seçtiği partilerin ve isimlerin gerçek iktidarlar olacağı bir ülkede yaşıyoruz. İşte bu büyük devrim Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde milli irade ruhuyla toplumun ve AK Parti teşkilatlarının eseri olarak kalacaktır.” dedi.

AK Parti İnsan Hakları Başkanlığınca 28 Şubat’ın yıl dönümü dolayısıyla parti genel merkezinde “28 Şubat: Vesayetin Son Perdesi” programı düzenlendi.

Yalçın, 28 Şubat’ın, insan hakları ve demokrasi adına kara bir gün olarak hafızalardaki yerini aldığını ve başörtüsü zulmü, katsayı adaletsizliği, fişlemeler, brifingler, bildiriler, Batı Çalışma Grubu, algı operasyonları gibi utanç simgeleriyle hatırlandığını söyledi.

Binlerce üniversite öğrencisinin sırf başörtüsü nedeniyle üniversite kapılarından geri çevrildiğini, ikna odalarında faşist bir psikolojik işkence metoduna tabii tutulduğunu, katsayı adaletsizliği nedeniyle yüzbinlerce öğrencinin eğitim hakkının elinden alındığını anımsatan Yalçın, gencecik insanların geleceklerine ambargo koyulduğunu kaydetti.

AK Parti’li Yalçın, iş yerlerinde, devletin çeşitli kurumlarında namaz kılanların, abdest alanların fişlendiğini, kovuşturma ve soruşturmaya uğradığını, işinden, ekmeğinden edildiğini belirtti.

Sırf dindar bir yaşam tarzına sahip olduğu için insanlara “mürteci” damgası vurulduğunu ifade eden Yalçın, dindarlığın bir ulusal güvenlik tehdidi gibi algılatılmaya çalışıldığına işaret etti.

MGK kararlarında, “dindarların ve dindarlığın PKK teröründen bile daha tehlikeli olduğunun” iddia edildiğine dikkati çeken Yalçın, “Hakimlere, savcılara, gazetecilere kümeler halinde Genelkurmay’da brifingler verildi. Nasıl yayın yapmaları gerektiği öğretildi. Nasıl karar vermeleri gerektiği ezberletildi.” dedi.

Brifing alan gazetecilerin her türlü algı operasyonunun aparatı haline dönüştüğünü, “camiye gidenler sanki bir suç işliyormuş” gibi haberler yapıldığını, manşetlerle, köşe yazılarıyla ayrımcılığın en açık örneklerinin sergilendiğini belirten Yalçın, şöyle devam etti:

“Bu bakımdan 28 Şubat herhangi bir cuntanın bir silahlı darbesinden ibaret değildir. 28 Şubat devasa bir vesayet mekanizmasının toplumun içerisindeki tüm uzantılarıyla örgütlü ve sistemli biçimde toplumun koca bir bölümünü ezip yok etmek için kurgulanmış bir plandı. Klasik darbelerde darbeciler devleti ele geçirip kendi çıkarları çerçevesinde bir siyaset dayatmaya çalışır. Klasik darbelerde topluma müdahaleler genelde sonradan gelir. Ancak 28 Şubat toplumu ezerek, sindirerek dönüştürmeyi ta ilk baştan kafaya koymuş hain ve faşist bir zihniyetti. O nedenle darbeciler 1000 yıl süreceğini düşünüyordu. Dindar insanların oy verdiği partiler kapatılarak dindar insanların siyaset yapmasının önü kapanacaktı. Gençliğin üniversitelere girişi engellenerek bir nesil kırılacak, eğitimsiz kalacak, devlet kademelerinde, bürokraside rol alamayacaktı. Toplumun geri kalanı da medyada yapılan algı operasyonlarıyla baskı altına alınacak Müslüman olduğunu bile söyleyemez hale getirilecekti. İnsanları camiye bile gitmekten çekinecek hale getirmek için uğraşıyorlardı.”

“Ülkeyi vesayetçiler yönetmeye devam edecekti”

Dinin kamu alanından uzaklaşmasından kastın dinin toplumda baskı altına alınması olduğunu ve bu sayede vesayetin kendi diktasını sürdüreceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasetçiler seçim kazanacak ama ülkeyi vesayetçiler yönetmeye devam edecekti. Bütçeden neye ne kadar kaynak aktarılacağı bile onların tercihlerine bağlı olacaktı. Bankalar kolayca hortumlanacaktı. Seçmene hesabı sandıkta siyasetçiler verse bile vesayetçiler siyasetçiler üzerindeki hegemonyalarını sorunsuz sürdüreceklerdi. Dindar insanlar devletten dışlanacak toplumsal olarak baskı altına alınacak ve sistemin dışında tutulacaktı. Plan buydu. İşte bütün bunların hepsine kısaca ‘vesayet düzeni’ diyoruz. ve 1000 yıl süreceği iddia ediliyordu. Sürmedi. Bu milletin bağrından çıkan bir yiğit yine milletiyle beraber planları da bozdu, vesayeti yıktı. 28 Şubat bir darbeci/muhtıracı grubun demokrasimiz üzerindeki son hamlesi olarak kaldı. Vesayetle topyekun bir mücadelenin miladı haline geldi. Bir toplum, bir siyasi hareket ve hepsine öncülük eden bir siyasi lider o günden itibaren bıkmadan usanmadan yılmadan yorulmadan bu vesayetle mücadeleye başladı.”

“Hepsini çökertmeyi başardık”

Yalçın, okuduğu bir şiir bahane edilerek hapse atılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın toplumda organik bir biçimde doğan bu mücadele ruhunun doğal lideri haline geldiğini, bu ruhla milletin kalbinde kendine ayrıcalıklı bir yer edindiğini, bir toplumsal sözleşmeyi arkasına alarak AK Parti teşkilatlarıyla beraber her türlü tehdide karşı dik durduğunu ve eğilmediğini dile getirdi.

Vesayet dağlarını sırasıyla teker teker aştıklarını belirten Yalçın, “Vesayet mekanizmasının bir engelini aşınca karşımıza yepyeni bir engel çıkardı. ‘Ne kadar da çok aktörü, aparatı varmış’ demekten kendimizi alamadık. Ama bir kardeşlik türküsü söyler gibi birlik ve beraberlik duygusuyla sabırla, inatla, dirençle, dirayetle, o sıra dağları sadece geçmekle kalmadık. Hepsini çökertmeyi da başardık.” değerlendirmesinde bulundu.

Yalçın, bugün kimsenin kılık kıyafeti nedeniyle eğitim hakkından mahrum edilmediğini, iş hayatından uzaklaştırılmadığını, başı kapalı ve açık memurun aynı ofiste çalışabildiğini, başörtülü başörtüsüz hakimlerin, savcıların, kaymakam ve valilerin bulunduğunu, milletin vekillerinin milletin meclisinde başörtülü başörtüsüz beraberce görev yapabildiğini anımsattı. Yalçın, “Siyaset ve toplum 28 Şubat’tan sonra bir liderin etrafında toplanarak yıllar içerisinde bu vesayet düzenini yerle bir etti. Bu güçlü bir siyasi liderliğin, davasına inanmış bir teşkilatçılığın, iradesine sahip çıkan bir milletin zaferidir.” diye konuştu.

“Geleceğe güvenle bakıyoruz”

Birçok başarıya imza atan AK Parti iktidarlarının en köklü ve kalıcı başarılarından birinin ülkedeki vesayeti sona erdirmesi olduğunun altını çizen Yalçın, milli iradenin önündeki vesayet dağları çökertildikten sonra devlet toplum kucaklaşması yaşandığını söyledi.

Siyasi iktidarın muktedir hale geldiğini vurgulayan Yalçın, şunları kaydetti:

“O vesayet düzeni devam etseydi bugün yerli ve milli bir savunma sanayisi de bu başarıları gösteremezdi. Vesayetçiler dışarıdaki patronlarını mutlu etmek uğruna milletin iradesini hiçe saydığı gibi milli serveti de yabancı ülke ve şirketlere peşkeş çekmeye devam edebilirdi. 28 Şubat’tan sonra da darbe deneyenler yeni vesayet heveslileri oldu. Bundan sonra da bu tür darbe heveslileri çıkabilir. Fakat hem 28 Şubat sonrasında hem de 15 Temmuz’da milli iradenin her türlü vesayetçiye kararlılık dersi verdiğini düşünmeden edemiyoruz. Bu bakımdan geleceğe güvenle bakıyoruz. Bundan sonra iktidarlar gelir iktidarlar gider hatta nesiller gelir nesiller geçer ancak her ne olursa olsun artık milletin sandıkta seçtiği partilerin ve isimlerin gerçek iktidarlar olacağı bir ülkede yaşıyoruz. İşte bu büyük devrim Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde milli irade ruhuyla toplumun ve AK Parti teşkilatlarının eseri olarak kalacaktır. Tarihe düşülmüş en mühim not işte bu milli irade imzasıdır. Vesayetin kovulması, milli irade ve demokrasinin bu ülkedeki en büyük zaferidir.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/ak-parti-insan-haklari-baskani-milletin-sandikta-sectigi-partiler-gercek-iktidarlar-olacak/feed/ 0
GÖRÜŞ- Postmodern değil gerçek bir darbe: 28 Şubat https://www.haber60.com.tr/gorus-postmodern-degil-gercek-bir-darbe-28-subat/ https://www.haber60.com.tr/gorus-postmodern-degil-gercek-bir-darbe-28-subat/#respond Wed, 28 Feb 2024 22:21:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=13130 Gazeteci Meryem İlayda Atlas, “28 Şubat darbesi”nin Türk demokrasisini ve toplum dinamiklerini nasıl etkilediğini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Türk siyasi hayatında önemli bir kırılma noktası olarak 28 Şubat darbesi, başörtüsü yasağının, katsayı uygulamasının, muhafazakar iş insanlarına yönelik baskıların, neredeyse toplumun her kesimine verilen askeri brifinglerin bin yıl sürecek söyleminin miladıydı. 28 Şubat süreci, gönüllü işbirlikçiler ve medya eliyle demokrasimize önemli hasarlar veren kutuplaşmalar ve nefret söylemlerini zerk etti. 28 Şubat’ta derinleşen laik-şeriatçı tartışması zaman zaman hala ülkenin gündemini işgal ediyor. Kimi çevrelerce hala başörtüsü-türban ayrımı yapılıyor. Hatta 28 Şubat bir darbe olarak sadece muhafazakarları ilgilendiren bir konu olmalıymış gibi, bazı çevreler bu darbenin anlatılmasından, konuşulmasından dahi rahatsız oluyor. 28 Şubat gündem olduğunda “Yine mi mağduriyet?”, “Sorunlar çözülmedi mi?” tarzında yaklaşımlarla toplumsal muhasebenin de önüne geçilmek isteniyor.

28 Şubat’ın aktörleri

Bu muhasebenin asıl muhatabı, elbette 4 Şubat 1997’de Sincan’da tankların yürütülmesi ile başlayan süreçten sorumlu ve o dönemde siyasetin üzerinde önemli bir vesayet kurumu olan ordu mensuplarıdır. Diğer sorumlular arasında başta üniversite rektörleri, savcılar, yüksek mahkeme mensupları, bürokratlar, üniversite hocaları gibi 28 Şubat döneminde topluma karşı hizmet görevini belli bir kesime zorbalık etmek üzerinden icra eden devlet memurları geliyor. Bu aktörlerin elini rahatlatan, onlara adeta yol açıp algıyı yöneten 28 Şubat medyası da darbeci zihniyetle beraber anılıyor. Bütün bu aktörlerin yanında devletçi-seçkinci refleksleri ve indirgemeci tavırları ile her konuda mutlak bir Batıcılığı benimsemiş, kendisini Türk halkından üstün ve ayrıcalıklı kabul eden bir zümre de onlara eşlik ediyor. Toplumun geniş bir kesimini kutuplaştıran 28 Şubat darbesine gönülden destek veren bu zümrenin en belirgin muhatabı ise maalesef sokakta ve medyada genellikle daha kolay hedef olabilen başörtülülerdi. Bazı örnekleri hatırlamak gerekirse, İstanbul Üniversitesinde uygulanan, başörtülü öğrencilere karşı psikolojik bir işkence metodu olan ikna odaları, Nur Serter’in projesi olarak hayata geçmişti. Nur Serter, daha sonra ana muhalefet partisi CHP’den iki dönem milletvekilliği yaptı ve kutuplaştırıcı söylemlerine Meclis çatısı altında devam etti. O dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başörtülülerin Suudi Arabistan’a gitmesi gerektiğini söylerken, Siyaset Meydanı, A Takımı gibi o dönemin önemli tartışma programlarına çıkan konuşmacılar sık sık başörtülüleri hedef alıyor ve belli menfaatler çerçevesinde başörtüsü taktıklarını dile getirip “İrancılıkla” ve “tarikatçılıkla” suçluyorlardı. CHP’li Canan Arıtman ise Sümerlerde “fahişe” rahiplerin örtündüğünü söylemişti ve bu argüman uzun süre başörtüsü takan bireylere karşı bir suçlama halini aldı. O yıllarda başörtüsü ve türban ayrımı ortaya atılarak, Anadolu’nun başı yazmalı kadınlarının “başörtülü”, üniversitedeki kadınların ise siyasal bir simge olan “türbanlı” olduğu iddia edildi. “Türban siyasal simgedir.” argümanı uzun yıllar Türkiye’nin gündemini meşgul etti.

Gerçekten de postmodern bir darbe mi?

On yıllardır 28 Şubat üzerine yorumlar, çerçevelendirmeler, tanımlamalar içeren bir düşünce pratiği içindeyiz. 28 Şubat neden meydana geldi, sebepleri, sonuçları nelerdi, hangi uluslararası bağlamda ortaya çıktı? Bu tanımlamalardan en yaygın kabul göreni ise 28 Şubat’ın postmodern bir darbe olduğudur. Bu tanım literatüre de geçmiş ve epey kabul görmüştür. Baudrillard, Foucault, Derrida, Lacan gibi düşünürlerin öncülüğünde bir modernizm-modernite-modernlik tartışması ve bir anlamda eleştirisi olan postmodernizm, 20. yüzyılın düşünce akımları içinde kendine has bir yere ve olumlu bir algıya sahiptir. 28 Şubat’ın ise postmodern bir darbe olmasının bu bağlamda bir karşılığı yoktur. Bu, seçilmiş hükümetlere karşı onları destekleyenlerin bastırılması ve cezalandırılması yoluyla anayasal düzene müdahaledir. 28 Şubat darbe gibi bir darbedir. 1980 darbesinin yıkıcılığına sahip olmamasının sebebi, 28 Şubat’ın muhatabı olan kitlelerin 80 darbesinin muhatabı olan kitlelerden “şiddetin kullanımı açısından” farklılığı olabilir. 28 Şubat’ın faaliyet alanı olan “engellemek, yasaklamak, kamusal görünürlüğü yok etmek” gibi fiiller “postmodern” falan değildir. Tam tersine 28 Şubat’ın yaptığı uygulamalara bakılırsa rijit modernleşmeci, aşırı pozitivist, patriarkal ve indirgemeci olduğu apaçıktır. Bu uygulamalar devlet söylemi üzerinden büyük bir seçkinci anlatı kurar ve bu hali ile büyük anlatılara karşı çıkan postmodernite ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Postmodern darbe, kelimenin teori içindeki yerini ve anlamını bilmeyenler için bir hoşluk barındırırken, aslında bağlam itibarıyla da bir relativite barındırarak bizleri “sana göre, bana göre” gibi muğlak bir tanıma da sevk ediyor. Meseleyi olduğundan hafife indirgiyor. Halbuki 28 Şubat da tıpkı kendinden önceki darbeler gibi Türk demokrasisine büyük bir hasar vererek birkaç kuşak devam edebilecek önemli bir kırılmaya sebep oldu. Üstüne üstlük yasaklar ve engellemeler kaldırılmış olsa da o dönemde kullanılan itibarsızlaştırıcı ve kutuplaştırıcı dil bugünlere miras kaldı. Bu kutuplaştırıcı dil ise toplumsal birlikteliğin önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor.

[Meryem İlayda Atlas, gazetecidir.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

]]>
https://www.haber60.com.tr/gorus-postmodern-degil-gercek-bir-darbe-28-subat/feed/ 0
Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gedik, BM Genel Merkezi’nde konuştu https://www.haber60.com.tr/gedik-holding-yonetim-kurulu-baskani-hulya-gedik-bm-genel-merkezinde-konustu/ https://www.haber60.com.tr/gedik-holding-yonetim-kurulu-baskani-hulya-gedik-bm-genel-merkezinde-konustu/#respond Tue, 13 Feb 2024 09:42:14 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=7677 Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gedik, New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi’nde düzenlenen 9. Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Zirvesi’nde konuştu.

Holdingden yapılan açıklamaya göre, 8-9 Şubat’ta The Royal Academy of Science International Trust (RASIT) ve Birleşmiş Milletler işbirliğiyle gerçekleştirilen etkinlikte, “Bilimde Kadın Liderliği ve Yeni Dönem için Sürdürülebilirlik” başlığı altında dünyanın çeşitli ülkelerinden bilim ve iş insanları, sivil toplum kuruluşları liderleri ve kanaat önderleri bir araya geldi.

Zirvede tek Türk iş kadını olarak yer alan Hülya Gedik, sanayi, üretim, eğitim, AR-GE, teknoloji ile ilgili sürdürülebilir kalkınma amaçları ve sürdürülebilir kalkınmada kadınların rolü üzerine konuşma yaptı.

Gedik; eğitim, yoksulluk, sağlık ve çevre gibi küresel olarak öne çıkan kritik konuları içine alarak sürdürülebilir kalkınma için çalışan uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olan RASIT’te Danışma Kurulu Üyesi olarak da görev yapıyor.

“Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çok yaygın bir sorun olarak karşımıza çıkıyor”

Açıklamada, BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşmaya yer verilen Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gedik, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının birçok maddesinin kadın ve kız çocuklarının güçlendirilmesi ile ilgili olduğunu, dolayısıyla birçok amaçtan kadınların etkilendiğini belirtti.

“Kadın yapamaz” görüşünün tümüyle yıkılması gerektiğini belirterek hem Gedik Holding’de hem de İstanbul Gedik Üniversitesi’nde kadınların hayatın her alanında yer alması ve erkek egemen olarak bilinen farklı iş kollarına kadınların yönlendirilmesi konusunda yaptıkları çalışmalardan bahseden Gedik, Türkiye’nin kalkınmasına ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına hizmet ettiklerini anlattı.

Gedik, kadınların ve kız çocuklarının dünya nüfusunun yüzde 50’sini oluşturduğunu kaydederek, küresel potansiyelin yarısının kadınlar ve kız çocuklarının elinde olduğunu, fakat bugün toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çok yaygın bir sorun olarak karşılarına çıktığını, bu nedenle kadınların ve kız çocuklarının potansiyelini tam olarak ortaya koyamadıklarını vurguladı.

Hülya Gedik, “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının 5’incisi olan ‘toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve tüm kadınlar ile kız çocuklarını güçlendirmek’ için çalışmaların artırılması büyük önem arz ediyor.” ifadelerini kullandı.

“Birçok sektörde kadınlar tüm kademelerde arzu edilen seviyede yer alamıyor”

Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Gedik, faaliyet gösterdikleri metal sektöründe kadınlar için kısıtlı imkanların bulunduğunu belirterek, tüm dünyada metal sektöründe faaliyet gösteren şirketlerde çalışan kadınların oranının yüzde 3 ile yüzde 29 arasında değiştiğini, yönetici kademelerinde bu oranın ortalama yüzde 20 olduğunu anlattı.

Birçok sektörde kadınların tüm kademelerde arzu edilen seviyede yer alamadığını kaydeden Gedik, üretim, sanayi, girişimcilik, AR-GE, yüksek teknoloji, inovasyon, yazılım, yapay zeka ve dijital alanlarda kadınların daha çok yer alması gerektiğini vurguladı.

Gedik, bu amaçla yönettiği tüm kuruluşlarda geniş kapsamlı ve sonuç odaklı çalışmalar yaptıklarını, kuruluşların 5 yıllık stratejik planlarında da bu yönde amaç ve hedefler belirlediklerini kaydederek, BM’nin 2016’da yürürlüğe koyduğu Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını, Gedik Holding ve İstanbul Gedik Üniversitesinin tüm süreçlerinde benimsediklerini vurguladı.

Mühendislik alanında çalışan ve eğitim gören kadın ve kız çocuklarının sektörde daha fazla imkan bulabilmesi için daha çok çalışmaları gerektiğinin altını çizen Gedik, “Herkes her işi yapabilir yeter ki isteği, kabiliyeti ve bilgisi olsun.” ifadesini kullandı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/gedik-holding-yonetim-kurulu-baskani-hulya-gedik-bm-genel-merkezinde-konustu/feed/ 0
Çorum’da Kadının Sosyo-Ekonomik Durumunun Güçlendirilmesi Çalıştayı Düzenlendi https://www.haber60.com.tr/corumda-kadinin-sosyo-ekonomik-durumunun-guclendirilmesi-calistayi-duzenlendi/ https://www.haber60.com.tr/corumda-kadinin-sosyo-ekonomik-durumunun-guclendirilmesi-calistayi-duzenlendi/#respond Tue, 13 Feb 2024 09:21:17 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=7662 Hitit Üniversitesi Kadın ve Aile Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (HÜKAM) ev sahipliğinde “Çorum’da Kadının Sosyo-Ekonomik Durumunun Güçlendirilmesi Çalıştayı” düzenlendi.

Çorum Valiliği, Çorum Belediyesi ve Çorum Ticaret ve Sanayi Odası iş birliğinde bu yıl ikincisi düzenlenen çalıştayda kadınların yaşadığı sosyal ve ekonomik sorunlar ve bu alanda yapılması gerekenler analiz edilerek raporlanacak. Hazırlanacak rapor 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kamuoyuyla paylaşılacak.

Çalıştay açılışında konuşan Kadın ve Aile Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (HÜKAM) Müdürü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Nurcan Baykam, çalıştayın amacının toplumların kalkınmasında önemli bir rolü olan kadının sosyo-ekonomik durumunun güçlendirmeye yönelik Çorum özelinde kalkınmanın paydaşları olan üniversite, kamu kurum kurumları, belediye ve tüm paydaşlarla kadının sosyoekonomik sorunlarını, ihtiyaçlarını, beklentilerini analiz etmek ve bunlara yönelik hedeflerler belirleyerek uygulamalar başlatmak olduğunu söyledi.

İlk çalıştayın somut verilerini almaya başladıklarını dile getiren Prof. Dr. Nurcan Baykam, “Hitit Üniversitesi olarak kadınlarımıza yönelik Anne Üniversitesi projesini hayata geçirdik. Buradan mezun olan kadınlarımızdan altı tanesi de üniversitemizi kazanarak eğitim görmeye başladı. Birçoğu farklı sektörlerde istihdam edildi” dedi.

“Kadınlar, sürdürülebilir kalkınmanın ana aktörü”

Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, sürdürülebilir kalkınmanın ana aktörünün kadınlar olduğunu vurgulayarak, “Sürdülebilir kalkınma Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Kalkınma Planı’nın anahtar kelimelerinden birisi. Yerel düzeyde, kent düzeyde de baktığınızda sürdürülebilir plan, hedef ve uygulamaların sonuç verecek şekilde bir şekliyle kalkınma ile ilişkilendirilmesi konusu 21. Yüzyılda dünyanın anahtar kelimelerinden birisi. Sürdürülebilir kalkınmanın ana aktörü kadınlarımız. Kalkınmayı sürdürülebilir kılmak için kadınlarımızı her zaman baş tacı yaptığımız gibi sürdürülebilir kalkınmanın da öncüsü, önderi yapmalıyız. Ulusal düzeyde bu alanda Cumhurbaşkanımızın riyasetinde merkezi yönetimler tarafından adımlar atılmakta ve 21. yüzyılda emin adımlarla kadınlarımızla birlikte yürümek için çeşitli vesilelerle birçok politika hayata geçirilmekte. Yerel düzeyde yapılacak çalışmalarla ilgili olarak da sayın valimizin riyasetinde belediyeler, kamu, sivil toplum kuruluşları çalışmalar yapıyor” ifadelerini kullandı.

“Kadınlar toplumun her alanında olacak”

Vali Doç. Dr. Zülkif Dağlı, kadınların toplumun her alanında olacağını açıkladı. Çalıştayın ilkinin 2017 yılında yapıldığını hatırlatan Vali Doç. Dr. Dağlı, “Üç ilçemizde Hitit Üniversitemiz tarafından hayata geçirilen Anne Üniversitesi’nin yeniden oluşturulması için çalışmalara başladık. Bayat, Boğazkale ve Laçin kaymakamlarımızı görevlendirdik. Bu kaymakamlarımızda bayan kaymakamlarımız. Çalışmalara başladılar. Alaca MYO müdürümüz de bayan olduğu için çalışmaya Alaca ilçemizi de ilave ettik. Çalışmalar meyvesini vermeye başladı” diye konuştu.

Üniversitedeki bayan öğrenci oranının erkek öğrenci oranının üzerinde olduğunu dile getiren Vali Dağlı, “Bu çok güzel. Ülkemiz, geleceğimiz ve çocuklarımız için çok güzel gelişme. Bayanların okutulmadığı, erken yaşta evlendirildiği, toplumun dışında tutulduğu günlerden, dönemlerden bugünlere geldik. Bu toplumumuzun ilerleme seviyesinin bir göstergesi. Çalışmaya devam edeceğiz. Kadınlarımız toplumun her alanında olacak. İş dünyasının her alanında olmalı. Eğitimde olacaklar. Akademi de olacaklar. Tüm sektörlerde olacaklar. Kadınlarımızın her alanda olması bizim içinde gurur verici. Çünkü kadınlarımız olmadan toplumu ileriye götürmemiz mümkün değil. Onun için hep beraber çalışmaya devam edeceğiz. Yerel yönetimlerimiz, üniversitemiz, kamu kurumlarıyla ve halkımızla bu anlamda hem bilinçlendirme ve farkındalık oluşturmaya hem de reel ve somut adımlar atmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Programa İl Jandarma Komutan Yardımcısı Hasan Taner Özbey, İl Genel Meclisi Başkanı Mehmet Bektaş, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. – ÇORUM

]]>
https://www.haber60.com.tr/corumda-kadinin-sosyo-ekonomik-durumunun-guclendirilmesi-calistayi-duzenlendi/feed/ 0
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa’da deprem paneli düzenlendi https://www.haber60.com.tr/istanbul-universitesi-cerrahpasada-deprem-paneli-duzenlendi/ https://www.haber60.com.tr/istanbul-universitesi-cerrahpasada-deprem-paneli-duzenlendi/#respond Tue, 06 Feb 2024 21:18:14 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=6325

İSTANBUL Üniversitesi Cerrahpaşa Jeofizik Mühendisliği bölümünde, 6 Şubat Kahramanmaraş depremleriyle ilgili panel düzenlendi. Panelde öğrencilere sunum yapan Jeofizik Mühendisi Prof. Dr. Eşref Yalçınkaya, “Deprem olduğunda çalışmalarda bir hızlanma ortaya çıkıyor. Fakat bir süre sonra bunların unutulduğu çok açık gözüküyor. Bunların bir süreç olduğunu hepimiz bilmemiz lazım. Dolayısıyla bu süreci en başarılı şekilde götürebilmek için planlarımızı daha uygun geliştirmemiz lazım ve kesintiye uğratmamamız lazım” dedi. Yalçınkaya, “Öncelikle toplumun bu baskıyı oluşturması sonra da buna yetkili kişilerin hazırlıklı hale gelmesiyle başlayacak. Eminim ki bu süreçte yol almaya çalışacağız; ama şu anda yeterli yol aldığımızı söyleyemem” dedi. Yalçınkaya, “Daha kaliteli bir eğitimin, daha kaliteli bir uygulamanın, daha kaliteli bir denetlemenin bizim önceliğimiz olması lazım. Daha sonra da bunun topluma yayılacak adımlarını oluşturmamız lazım” diye konuştu.

Kahramanmaraş başta olmak üzere 11 ili etkileyen 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Jeofizik Mühendisliği bölümünde panel düzenlendi.Panele İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nuri Aydın, Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Zihni Mümtaz Hisarlı, akademisyenler ve Jeofizik Mühendisliği Bölümü öğrencileri katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda açılış konuşmalarının ardından Yüzey Kırığı Geometrisi ve Atım Dağılımı, Yapısal Hasarların Kapsamlı Değerlendirmesi ve Afetlerden alınacak dersler ve gelecek vizyonu konulu paneller düzenlendi. Etkinlikte konuşan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nuri Aydın, “Aradan 1 yıl geçti ancak sanki biz depremi unuttuk. Bu hakikaten çok yakın zamanda gerçekleşmiş, hepimizi bütün ülkemizi etkileyen ve dünyada da sayılı örneklerden biri olan, belki de başka bir örneği olmayan aynı gün içerisinde bu kadar şiddette depremin yaşandığı bir tecrübe oldu. Yaşanan durum tüm ülkemizi etkilediği kadar üniversitemizi de etkiledi. Üniversitemizde değişik fakültelerden 6 öğrencimizi deprem sırasında kaybettik. Deprem hepimize çok şey öğretti; acılarla öğretti ama öğretti.” ifadelerini kullandı.

“ÖNEMLİ OLAN AYNI HATALARI TEKRARLAMAMAK”

Jeofizik Mühendisi Prof. Dr. Eşref Yalçınkaya, depremlerden yeterince ders alınmadığının altını çizerek, “Bu konuda çok başarılı olduğumuz söylenemez tabii ki. Deprem konusunda çok ciddi sorunları olan bir ülkeyiz. Zaman zaman bu konuda gelişmeler göstersek de bunların bir süreklilik taşıması önem arz ediyor. Biz genellikle felaketler durumunda bir hazırlık içine giriyoruz fakat daha sonra bunları unuttuğumuz oluyor. Dolayısıyla bunların bir süreç olduğunu, sürekli tekrarlanması gerektiğini, bunların her kuşağa aktarılması gerektiği konusunda bir program oluşturmalıyız. Bu sadece belli dönemlerde değil, tüm dönemlere yansıyan bir hazırlık içinde olmamızı gerektiriyor. Bazı ülkeler bunu yapabiliyor, biz de yapabiliriz. Bu ciddi tehlike karşısında kendi imkanlarımızı kullanarak biz de gelişmeler gösterebiliriz. Önemli olan geriye dönmemek ya da aynı hataları tekrarlamamak. Öncelikle toplumun bu baskıyı oluşturması sonra da buna yetkili kişilerin hazırlıklı hale gelmesiyle başlayacak. Eminim ki bu süreçte yol almaya çalışacağız; ama şu anda yeterli yol aldığımızı söyleyemem” diye konuştu.

“DAHA KALİTELİ EĞİTİM, UYGULAMA, DENETİM”

Türkiye’nin deprem adına gelecek vizyonunun oluşması için tehlikenin çok iyi belirlenmesi gerektiğini söyleyen Yalçınkaya, “Bu konuda insan kalitesi herşeyin önünde. Bizim daha yetenekli, daha güçlü, daha bilgili insanlarla bu deprem konusunu topluma yayılan bir şekilde incelememiz ve araştırmamız gerekiyor. Bu konuda elbette ki çok iyi işbirliklerimiz de var. Yurtdışıyla da bağlantılarımız çok güçlü. Fakat dediğim gibi insan kalitesi en önemli unsurlardan birisi. Daha kaliteli bir eğitimin, daha kaliteli bir uygulamanın, daha kaliteli bir denetlemenin bizim önceliğimiz olması lazım. Daha sonra da bunun topluma yayılacak adımlarını oluşturmamız lazım. Dolayısıyla bu adımların bizim önümüzü açacağını düşünüyorum” dedi.

“BİLİMSEL ÇALIŞMALAR TEHLİKEYİ ÖNÜMÜZE SERİYOR”

“Geçmiş depremleri konuşurken bir yandan da İstanbul depremi için çalışmaları hızlandırmalıyız” diyen Yalçınkaya, “İstanbul depremi bizim için çok önemli. Dolayısıyla bilimsel çalışmalar bu konuda önemli aşamalar kaydetti ve tehlikeyi büyük oranda önümüze sermiş durumda. Bu tehlikeye uygun adımlar atmamız gerekiyor. Ne yapmamız gerek? Riski düşürmemiz lazım. Risk nedir? İstanbul’un taşıdığı bina stokudur, insanların eğitimidir ya da kritik öneme sahip olan noktaların iyileştirilmesidir. Dolayısıyla bu tehlike karşısında atılması gereken adımların büyük çoğunluğunu toplumsal birliktelik oluşturuyor, ekonomik güç oluşturuyor. Dolayısıyla bunlar üzerinde düşünmeliyiz. Nasıl bir ekonomik süreç tanımlayacağız ki biz bunları zaman içinde iyileştirmeye devam edelim ve bunlardan sonuç alabilelim. Ne yazık ki bu süreci çok iyi yönetemediğimiz konusunda bazı şüphelerimiz var. Niye? Kesintiye uğruyor. Bunların kesintiye uğramaması için bu planların tüm iktidarlara, tüm siyasilere, toplum kuruluşlarına, sosyal iletişime sahip insanların taşıması gereken bazı süreçler var. Bu konuda adımlar atmalıyız. Bunların bir süreç olduğunu bilmeliyiz ve bu süreci adım adım ilerleyecek bir hale sokmalıyız” ifadelerini kullandı.

“DEPREM OLDUĞUNDA ÇALIŞMALAR HIZLANIYOR; BİR SÜRE SONRA UNUTULUYOR”

Prof. Dr. Yalçınkaya “En büyük önceliğimiz bizim yaşam alanlarımızı depreme dayanıklı, depreme dirençli alanlar haline getirmeye çalışmamız gerekir. Bunun ilk önceliği tabii ki toplumun talebiyle oluşur. Fakat toplumun talebinin ekonomik koşullarla birebir gittiğini de söylemekte fayda var. Dolayısıyla insanların bu konuda adım atabilmesi için önceliğinin deprem olması ya da bunun vereceği zararı doğru görmesiyle ortaya çıkacağını düşünüyorum. Deprem olduğunda çalışmalarda bir hızlanma ortaya çıkıyor. Fakat bir süre sonra bunların unutulduğu çok açık gözüküyor. Bunların bir süreç olduğunu hepimiz bilmemiz lazım. Dolayısıyla bu süreci en başarılı şekilde götürebilmek için planlarımızı daha uygun geliştirmemiz lazım ve kesintiye uğratmamamız lazım” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/istanbul-universitesi-cerrahpasada-deprem-paneli-duzenlendi/feed/ 0
İstanbul Üniversitesi’nde Kahramanmaraş depremleriyle ilgili panel düzenlendi https://www.haber60.com.tr/istanbul-universitesinde-kahramanmaras-depremleriyle-ilgili-panel-duzenlendi/ https://www.haber60.com.tr/istanbul-universitesinde-kahramanmaras-depremleriyle-ilgili-panel-duzenlendi/#respond Tue, 06 Feb 2024 21:06:09 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=6319

İSTANBUL Üniversitesi Cerrahpaşa Jeofizik Mühendisliği bölümünde, 6 Şubat Kahramanmaraş depremleriyle ilgili panel düzenlendi. Panelde öğrencilere sunum yapan Jeofizik Mühendisi Prof. Dr. Eşref Yalçınkaya, “Deprem olduğunda çalışmalarda bir hızlanma ortaya çıkıyor. Fakat bir süre sonra bunların unutulduğu çok açık gözüküyor. Bunların bir süreç olduğunu hepimiz bilmemiz lazım. Dolayısıyla bu süreci en başarılı şekilde götürebilmek için planlarımızı daha uygun geliştirmemiz lazım ve kesintiye uğratmamamız lazım” dedi. Yalçınkaya, “Öncelikle toplumun bu baskıyı oluşturması sonra da buna yetkili kişilerin hazırlıklı hale gelmesiyle başlayacak. Eminim ki bu süreçte yol almaya çalışacağız; ama şu anda yeterli yol aldığımızı söyleyemem” dedi. Yalçınkaya, “Daha kaliteli bir eğitimin, daha kaliteli bir uygulamanın, daha kaliteli bir denetlemenin bizim önceliğimiz olması lazım. Daha sonra da bunun topluma yayılacak adımlarını oluşturmamız lazım” diye konuştu.

Kahramanmaraş başta olmak üzere 11 ili etkileyen 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Jeofizik Mühendisliği bölümünde panel düzenlendi.Panele İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nuri Aydın, Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Zihni Mümtaz Hisarlı, akademisyenler ve Jeofizik Mühendisliği Bölümü öğrencileri katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda açılış konuşmalarının ardından Yüzey Kırığı Geometrisi ve Atım Dağılımı, Yapısal Hasarların Kapsamlı Değerlendirmesi ve Afetlerden alınacak dersler ve gelecek vizyonu konulu paneller düzenlendi. Etkinlikte konuşan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nuri Aydın, “Aradan 1 yıl geçti ancak sanki biz depremi unuttuk. Bu hakikaten çok yakın zamanda gerçekleşmiş, hepimizi bütün ülkemizi etkileyen ve dünyada da sayılı örneklerden biri olan, belki de başka bir örneği olmayan aynı gün içerisinde bu kadar şiddette depremin yaşandığı bir tecrübe oldu. Yaşanan durum tüm ülkemizi etkilediği kadar üniversitemizi de etkiledi. Üniversitemizde değişik fakültelerden 6 öğrencimizi deprem sırasında kaybettik. Deprem hepimize çok şey öğretti; acılarla öğretti ama öğretti.” ifadelerini kullandı.

“ÖNEMLİ OLAN AYNI HATALARI TEKRARLAMAMAK”

Jeofizik Mühendisi Prof. Dr. Eşref Yalçınkaya, depremlerden yeterince ders alınmadığının altını çizerek, “Bu konuda çok başarılı olduğumuz söylenemez tabii ki. Deprem konusunda çok ciddi sorunları olan bir ülkeyiz. Zaman zaman bu konuda gelişmeler göstersek de bunların bir süreklilik taşıması önem arz ediyor. Biz genellikle felaketler durumunda bir hazırlık içine giriyoruz fakat daha sonra bunları unuttuğumuz oluyor. Dolayısıyla bunların bir süreç olduğunu, sürekli tekrarlanması gerektiğini, bunların her kuşağa aktarılması gerektiği konusunda bir program oluşturmalıyız. Bu sadece belli dönemlerde değil, tüm dönemlere yansıyan bir hazırlık içinde olmamızı gerektiriyor. Bazı ülkeler bunu yapabiliyor, biz de yapabiliriz. Bu ciddi tehlike karşısında kendi imkanlarımızı kullanarak biz de gelişmeler gösterebiliriz. Önemli olan geriye dönmemek ya da aynı hataları tekrarlamamak. Öncelikle toplumun bu baskıyı oluşturması sonra da buna yetkili kişilerin hazırlıklı hale gelmesiyle başlayacak. Eminim ki bu süreçte yol almaya çalışacağız; ama şu anda yeterli yol aldığımızı söyleyemem” diye konuştu.

“DAHA KALİTELİ EĞİTİM, UYGULAMA, DENETİM”

Türkiye’nin deprem adına gelecek vizyonunun oluşması için tehlikenin çok iyi belirlenmesi gerektiğini söyleyen Yalçınkaya, “Bu konuda insan kalitesi herşeyin önünde. Bizim daha yetenekli, daha güçlü, daha bilgili insanlarla bu deprem konusunu topluma yayılan bir şekilde incelememiz ve araştırmamız gerekiyor. Bu konuda elbette ki çok iyi işbirliklerimiz de var. Yurtdışıyla da bağlantılarımız çok güçlü. Fakat dediğim gibi insan kalitesi en önemli unsurlardan birisi. Daha kaliteli bir eğitimin, daha kaliteli bir uygulamanın, daha kaliteli bir denetlemenin bizim önceliğimiz olması lazım. Daha sonra da bunun topluma yayılacak adımlarını oluşturmamız lazım. Dolayısıyla bu adımların bizim önümüzü açacağını düşünüyorum” dedi.

“BİLİMSEL ÇALIŞMALAR TEHLİKEYİ ÖNÜMÜZE SERİYOR”

“Geçmiş depremleri konuşurken bir yandan da İstanbul depremi için çalışmaları hızlandırmalıyız” diyen Yalçınkaya, “İstanbul depremi bizim için çok önemli. Dolayısıyla bilimsel çalışmalar bu konuda önemli aşamalar kaydetti ve tehlikeyi büyük oranda önümüze sermiş durumda. Bu tehlikeye uygun adımlar atmamız gerekiyor. Ne yapmamız gerek? Riski düşürmemiz lazım. Risk nedir? İstanbul’un taşıdığı bina stokudur, insanların eğitimidir ya da kritik öneme sahip olan noktaların iyileştirilmesidir. Dolayısıyla bu tehlike karşısında atılması gereken adımların büyük çoğunluğunu toplumsal birliktelik oluşturuyor, ekonomik güç oluşturuyor. Dolayısıyla bunlar üzerinde düşünmeliyiz. Nasıl bir ekonomik süreç tanımlayacağız ki biz bunları zaman içinde iyileştirmeye devam edelim ve bunlardan sonuç alabilelim. Ne yazık ki bu süreci çok iyi yönetemediğimiz konusunda bazı şüphelerimiz var. Niye? Kesintiye uğruyor. Bunların kesintiye uğramaması için bu planların tüm iktidarlara, tüm siyasilere, toplum kuruluşlarına, sosyal iletişime sahip insanların taşıması gereken bazı süreçler var. Bu konuda adımlar atmalıyız. Bunların bir süreç olduğunu bilmeliyiz ve bu süreci adım adım ilerleyecek bir hale sokmalıyız” ifadelerini kullandı.

“DEPREM OLDUĞUNDA ÇALIŞMALAR HIZLANIYOR; BİR SÜRE SONRA UNUTULUYOR”

Prof. Dr. Yalçınkaya “En büyük önceliğimiz bizim yaşam alanlarımızı depreme dayanıklı, depreme dirençli alanlar haline getirmeye çalışmamız gerekir. Bunun ilk önceliği tabii ki toplumun talebiyle oluşur. Fakat toplumun talebinin ekonomik koşullarla birebir gittiğini de söylemekte fayda var. Dolayısıyla insanların bu konuda adım atabilmesi için önceliğinin deprem olması ya da bunun vereceği zararı doğru görmesiyle ortaya çıkacağını düşünüyorum. Deprem olduğunda çalışmalarda bir hızlanma ortaya çıkıyor. Fakat bir süre sonra bunların unutulduğu çok açık gözüküyor. Bunların bir süreç olduğunu hepimiz bilmemiz lazım. Dolayısıyla bu süreci en başarılı şekilde götürebilmek için planlarımızı daha uygun geliştirmemiz lazım ve kesintiye uğratmamamız lazım” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/istanbul-universitesinde-kahramanmaras-depremleriyle-ilgili-panel-duzenlendi/feed/ 0
İLKE Vakfı Yeni Yönetim Kurulunu Atadı https://www.haber60.com.tr/ilke-vakfi-yeni-yonetim-kurulunu-atadi/ https://www.haber60.com.tr/ilke-vakfi-yeni-yonetim-kurulunu-atadi/#respond Wed, 17 Jan 2024 12:39:10 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=3661

Eğitim, sivil toplum, iktisat ve toplum alanlarında araştırma ve yayın faaliyetleri yürüten İLKE Vakfı’nda Mütevelli Heyet yeni yönetim kurulunu atadı. Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüten Prof. Dr. Lütfi Sunar, görevini Başkan Yardımcısı Ahmet Sait Öner’e devretti. Fatih Neslişah Kültür Merkezi’nde düzenlenen devir teslim töreniyle Öner ve yeni yönetim kurulu da görevine başladı. Yeni yönetim kurulunda akademi, sivil toplum, hukuk ve iş dünyasından önemli çalışmalara imza atmış isimlerin bulunduğu aktarıldı.

Mütevelli Heyet Başkanı Nihat Erdoğmuş konuşmasında sivil bir bakışla ve sivil alanda kalarak daha müreffeh bir dünyanın inşası için çalışmaya devam edeceklerini söyleyerek “Yapıcı katkıya siyasetin, toplumun, ekonominin, ailenin, kısaca hepimizin ihtiyacı var. Gelir dağılımı adaletsizliğini giderme gibi pek çok meselede çözümler gerekiyor. İLKE Vakfı bir yandan içerik üretirken bir yandan güçlü kurumsal yapılarla organize ve verimli çabalar sunma gayretinde. Çalışmalarımızda sürekli yenilenmeye çalışıyoruz. Görevi devreden bütün üyelerimiz çok değerli ancak Lütfi hocamıza ayrı bir başlık açmak gerekiyor. Bir nefer gibi çalıştı ve yoğun bir emek ve mesai harcadı. Kendisine sizlerin huzurunda çok teşekkür ederim” dedi.

KURUMLARDA YENİ İNSANLARA YER AÇMAK GEREKİYOR

Törende bir konuşma gerçekleştiren Lütfi Sunar ise “İLKE Vakfı’nı kurarken isim bulmakta zorlandık. Böyle kuruluşlara anlamlı bir isim bulmak zordur. En sonunda İLKE üzerinde mutabık kaldık. İLKE bizim için sadece süslü bir kelime değil. Her durumda her farklı yerde farklı davranmamak, ilkeli olmak için kullandığımız bir kelime anlamına geliyor. Bendeniz dokuz yıldan fazla bir zamandır yönetim kurulu başkanlığı yapıyorum. Bu biraz bayrak yarışı gibi ancak aynı zamanda hep birlikte yapılacak bir iş. İLKE’de eşgüdümlü, organize ve birlikte çalışma kültürünü yakaladık.  Yeni insanlara yer açmak, yer vermek gerekiyor. Ahmet Sait Öner benden bayrağı devraldı. Yeni yönetim kurulunun hayırlara vesile olmasını niyaz ederim” diye konuştu.

BAYRAĞI DAHA YUKARI TAŞIYACAĞIZ

Yeni Başkan Av. Ahmet Sait Öner de yaptığı konuşmada Lütfi Sunar ve yönetimine teşekkür ederek İLKE’de bugüne kadar yapılan çalışmaların üstüne koyarak aldıkları bayrağı daha yukarı taşıyacaklarını ifade etti ve şöyle konuştu:

“Lütfi Hoca dokuz yıldır devam ettiği görevi devrettiğini söyledi ancak biz onun fikirlerinden ve tecrübesinden yararlanmaya devam edeceğiz. Kendisine bugüne kadarki emeklerinden dolayı çok teşekkür ederim. İLKE’de bir düşünce kuruluşu olarak düşünce ve strateji üretiyoruz.  2024 itibariyle sadeleş ve derinleş mottosunu belirledik. Değişim ve dönüşümü yakalayabilmek bir strateji gerektirir. Nasıl şirketlerimizin nitelikli büyüme hedefleri varsa vakıfların da bu modele uygun hareket etme gerekliliğinin farkındayım. Dinamik ancak suhuletle iş yapmaya devam edeceğiz. Heyecanlı olduğumu belirtmek istiyorum. Yapacağımız işlerin ümmete faydalı olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ederim.”

Av. Ahmet Sait Öner başkanlığındaki yeni yönetim kurulunda, Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Ümit Güneş, üyeler, Dr. Elyesa Koytak, Erol Erdoğan, Dr. Fatih Gündoğan, Ömer Burak Tek ve Şükrü Alkan yer alıyor.

AHMET SAİT ÖNER KİMDİR?

2003 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans eğitimini tamamlayarak mezun oldu. Serbest avukatlık mesleğinin yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik görevlerinde bulundu. 2014 yılında kurduğu Adalet ve İlim Akademisi’nin (ADİL) yöneticiliğini yapmaktadır. Hukuk ve edebiyat alanlarında çeşitli dergilerde yayımlanmış araştırma ve yazıları bulunmaktadır. Halen özellikle hukuk alanında araştırma ve yazım faaliyetlerine devam etmektedir. Ekim 2023’ten beri ise İLKE Vakfı Mütevelli Heyet Üyeliğini yürütmektedir.

]]>
https://www.haber60.com.tr/ilke-vakfi-yeni-yonetim-kurulunu-atadi/feed/ 0