30 üniversiteden 150’nin üzerinde katılımcıyla gerçekleştirilen ve 3 gün sürecek kongre kapsamında yaklaşık 35 konferans gerçekleşecek. Bu konferanslara 6 ayrı ülkeden konuşmacılar katılacak. Kongrenin çıktıları da bir dergide yayınlanacak.
Kongrenin açılışında konuşan Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, tıp fakülteleri arasında ilk 10’da yer alan, akredite bir tıp fakültesi olan Erciyes Tıp’ın her zaman bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetlere ev sahipliği yapmaktan onur ve gurur duyduğunu ifade etti.
Her genin bir hikaye anlattığına işaret eden Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, “Bu hikaye insanlığın hikayesi ve sizler bu hikayeleri öğrenip yeniden insanlığa armağan eden bilim insanlarısınız. Gen tedavilerinin ve genetik mühendisliğin geleceğin tıbbı olduğunu hepimiz biliyoruz. İnsanın biyolojik sırları genetik malzemesinde saklı ve bu sırlar çözüldükçe hem dejeneratif tıp alanında hem de hastalıkların kök nedenleri hususunda çok ciddi ilerlemeler kaydedeceğimiz açık. Eğer tıpta bir Kopernik Devrimi olacaksa bu kesinlikle genetik alanında olacaktır. Ben buna böyle inanıyorum ve işinize büyük bir saygı duyduğumu belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi aynı zamanda Kongre Başkanı Prof. Dr. Munis Dündar da mensubu olduğu kurumda hem ulusal hem uluslararası anlamda önem taşıyan bir kongrenin açılışını gerçekleştirmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Bazı bilimsel aktivasyonları yeterli performansta uluslararası düzeyde ortaya koyamamaktan yakınan Prof. Dr. Munis Dündar, Türk Genom Projesi’nin uluslararası düzeyde mecrasını bulamamasının önemli bir nokta olduğuna dikkati çekti.
Türkiye’de önemli genetik merkezleri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Munis Dündar, dernek temsilcilerine seslenerek, “Genom projesinde önemli bir rolünüzün olması lazım. Cemiyet ilişkileri kurarak bu ulusa bu hizmeti sunmamız lazım. Birinci vazifemiz bence bu ve çok önemli. Şu anda biz dünyada hem genetiğin hem de biyoteknolojinin altın çağını yaşıyoruz. Bizim bu altın çağını hissetmemiz ve rekabet etmemiz lazım. Çok genç yetişmiş genetikçilerimiz, uluslararası düzeyde hocalarımız var. Bunların bence gerçek mecrasını bulmasında önemli bir ulusal politika oluşturulması lazım” dedi.
Genetik camiası olarak çok hızlı büyüdüklerini belirten Tıbbi Genetik Derneği Başkanı Doç. Dr. Taha Bahsi, yarısı kamuda yarısı özel sektörde olmak üzere şu anda 118 adet Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi bulunduğunun altını çizerek, hem Türkiye’de hem de yurt dışında önemli hizmetler vermeye çalışan bir bölüm haline geldiklerini söyledi, “Genetiği geliştirmek için elimizden geleni yapıyoruz” şeklinde konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından kongre, Çocukluk Çağı Nadir Hematolojik ve Onkolojik Hastalıklarda Okuryazarlık başlıklı birinci oturumla devam etti.
İlk oturumun birinci konuşmacısı olan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Yılmaz Güleç “Çocukluk Çağı Nadir Hematolojik/ Onkolojik Hastalıklarda Kime Ne Zaman Hangi Testler Yapılmalı?”, Samsun Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Özlem Sezer “Çocukluk Çağı Nadir Hematolojik/Onkolojik Hastalıklarda Genetik Sonuçların Klinisyen Tarafından Doğru Okunması” ve son olarak Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tunç Fışgın ise “Pediatrik Hematolog/ Onkolog Genetikçiden Ne Bekler?” başlıklı sunum yaptı. – KAYSERİ
]]>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul’da Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Kılavuz ve Strateji Geliştirme Çalıştayı’na katıldı. Bugüne dek toplam 18 bin 597 adet geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulayıcı sertifikası verildiğini açıkladı. Bakan Koca, Emine Erdoğan’a geleneksel tıbbın simgesi “hayat ağacını” hediye etti.
Sağlık Bakanlığı, ulusal ve uluslararası bilim insanlarının katılımıyla bugün İstanbul’da Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları (GETAT) Kılavuz ve Strateji Geliştirme Çalıştayı’nı düzenlendi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Sağlık Bakanı Yardımcısı Huzeyfe Yılmaz, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İhsan Ateş, DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Dr. Hans Kluge, DSÖ Geleneksel, Tamamlayıcı ve Entegratif Tıp Birimi Sorumlusu/ Dünya Sağlık Örgütü Bitkisel İlaçlar İçin Uluslararası Düzenleyici İşbirliği Ağı (DSÖ-IRCH) Sekreterya Grup Başkanı Dr. Kim Sungchol ve DSÖ-IRCH Sekreterya Grup Başkan Yardımcısı Dr. Charles Wu katıldı.
Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Grubu (TÜMATA) tarafından mini konser verilen programda, çalıştayla ilgili tanıtım videosu izletildi.
Programda, Emine Erdoğan ve DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Dr. Kluge konuşma yaptı. Konuşmaların ardından, Sağlık Bakanı Koca Emine Erdoğan’a geleneksel tıbbın simgesi olan “hayat ağacını” hediye olarak takdim etti.
Koca, İstanbul’da bir otelde Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ev sahipliğinde düzenlenen “Dünya Sağlık Örgütü – Bitkisel İlaçlar İçin Düzenleyici İşbirliği Ağı (IRCH) 15. Yıllık Toplantısı” ile “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Kılavuz ve Strateji Geliştirme Çalıştayı”nda yaptığı konuşmada, “geleneksel tıp” teriminin ana akım tıpla birleşerek, “tamamlayıcı tıp” terimiyle eş anlamlı olarak kullanıldığını söyledi.
Sağlık Bakanı Koca, DSÖ-IRCH 15. Yıllık Toplantısı’nda şöyle konuştu:
“GELENEKSEL TIP YÖNTEMLERİNİN MERKEZE ALINARAK, MODERN TIP İLE BİRLEŞTİRİLMESİ İÇİN YASAL DÜZENLEMELERİN YAPILMASI, ÖNEMLİ, VE İHMAL EDİLEMEZ”
“İnsanlık tarihi boyunca, hastalıkların tedavisinde, çok sayıda yöntem denenip uygulanmıştır. Etkinliği tecrübe edilerek, insanların ilgisine mazhar olmuş ve nesilden nesile aktarılarak, insanlığın ortak mirası haline gelmiştir. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları, tarihin derinliği içinde, oldukça yeni sayılabilecek bir dönemde, Hipokrat veya İbn-i Sina gibi, dünyaca ünlü tıp insanları tarafından uygulanmıştır. Devam eden süreçte ve özellikle son iki yüzyılda, bu ortak mirastan devralınan tedavi modelleri, yeni araştırma usulleri ile kadim ama tamamen yeni bir tıp anlayışı ortaya çıkmıştır. Bugün “geleneksel tıp” terimi, insanlığın ortak tıp mirasına işaret ederken, ana akım tıpla birleşerek, “tamamlayıcı tıp” terimi ile, eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Geleneksel tıp yöntemlerinin merkeze alınarak, modern tıp ile birleştirilmesi için yasal düzenlemelerin yapılması, önemli, ve ihmal edilemez, toplumsal bir ihtiyaç haline gelmiştir. Ülkemizde bu ihtiyaca binaen; geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulama yöntemlerini belirlemek, bu yöntemleri uygulayacak kişilerin, eğitimi ve yetkilendirilmeleri ile, bu yöntemlerin uygulanacağı sağlık kuruluşlarının, çalışma usul ve esaslarını düzenlemek amacıyla, 27 Ekim 2014 tarihinde yürürlüğe giren, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği ile, yasal çerçevesi tanımlanmış ve sağlık sistemimize entegre edilmiştir. O tarihten bu yana, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları konusunda, eğitim vermek ve uygulama yapmak üzere başvuran, ve belirlenmiş yeterlilikleri sağlayan, kamu ve özel sağlık kuruluşları, Bakanlığımızca değerlendirilerek yetkilendirilmiştir.
“BAŞARILI HEKİMLERE, BUGÜNE DEK TOPLAM, 18.597 ADET, GELENEKSEL VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAYICI SERTİFİKASI VERİLMİŞTİR”
Ülkemizde, bu alanda eğitim verebilme yetkisi, en üst seviyede sağlık hizmetleri veren, 3. basamak sağlık kuruluşu olan, tıp fakültesi hastaneleri ile, eğitim ve araştırma hastanesi statüsündeki, sağlık kuruluşlarındadır. Uygulama yapılabilecek birimler açma yetkisi ise, bu sağlık kuruluşlarının yanı sıra, devlet hastanesi, özel hastane, tıp merkezi, muayenehane gibi sağlık kuruluşlarına da verilebilmektedir.Bu birimlerde verilen hizmetler, bütüncül sağlık sistemimizin, ayrılmaz birer parçası olmuştur. Güncel olarak, 2.408 sağlık kuruluşu, geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında, uygulama yapabilme yetkisine sahiptir. Ayrıca yetkilendirdiğimiz merkezlerce ilan edilen eğitimlere, tam katılım sağlayarak başarılı olan hekimlere, bugüne dek toplam, 18.597 adet, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulayıcı sertifikası verilmiştir. Sertifikaları tescil edilmiş hekimlerimiz, görev yaptıkları sağlık kuruluşlarında, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarıyla hizmet vermektedir. Sağlıkta gerçekleştirdiğimiz reformların, temel amacı olarak tanımlanan: ‘Herkes için ulaşılabilir, nitelikli ve sürdürülebilir sağlık hizmetinin, etkili, kaliteli, verimli ve hakkaniyete uygun bir şekilde sunulması’ hedefi, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları için de, aynen geçerlidir. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının, yetkin kişiler tarafından uygulanması, hayati önem arz etmektedir. Bu uygulamalar, her ne kadar yan etkisi çok az olan, doğal tedavi yöntemleri olarak görülse de, ehil kişiler tarafından yapılan uygulamalar, insan sağlığı için, en iyi sonuçları sağlayacaktır. Vatandaşlarımıza, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları alanında sunulan hizmetlerin, yalnızca bu alanda eğitimi bulunan kişilerce ve yine yalnızca, Bakanlığımızca yetkilendirilen sağlık kuruluşlarında sunulmasına, bütüncül bir sağlık hizmet sunumu olarak bakıyor ve büyük önem veriyoruz. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları alanında, güncel gelişmeleri, gerek ulusal, gerekse uluslararası alanda yürütülen uygulamalı, bilimsel ve akademik çalışmaları takip etme ve Bakanlığımıza görüş vermek amacıyla, 11 üyeden oluşan, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Ana Bilim Komisyonu teşkil edilmiştir.
“ÜLKEMİZDEKİ GELENEKSEL VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAMALARININ, “ANADOLU TIBBI”, İSMİ ALTINDA YÜRÜTÜLMESİNİ AMAÇLIYORUZ”
“Dünya Sağlık Örgütü tarafından tanınan ve DSÖ işbirliğinde bir akademi olmak üzere teklif edilen işbirliğinin Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı bünyesinde bulunan GETAT Enstitüsü ile birlikte yapılacağını ilan etmekten memnuniyet duyarım. Buradan Hans Kluge’ye destekleri için tekrar teşekkür ediyorum. Bu sayede, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları alanında, ar-ge çalışmaları, ve ürün geliştirme faaliyetleri hız kazanacak, ülkemizde, geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında sunulan hizmetin standardı ve kalitesi, en üst düzeye çıkarılarak, uluslararası tanınırlığının artırılması sağlanacaktır. Kadim medeniyetlerin beşiği, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birleşim noktası Anadolu toprakları, tarihteki, en önemli tıbbi gelişmelerin hamisi olmuştur. Birçok medeniyetten yetişen ve halen isimleri ve uygulamaları, saygıyla anılan bilim insanlarını taşımıştır.Kadim tekniklerimizin, dünyaya duyurulması yönünde çalışmalar yapmak, bugün kaçınılmaz olmuştur. Ülkemizdeki geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının, “Anadolu Tıbbı”, ismi altında yürütülmesini amaçlıyoruz. “Anadolu Tıbbı” ismi, 1 Haziran 2021, “Anatolian Medicine” ismi, 24 Haziran 2021 itibariyle, ve Hayat Ağacı sembolümüzün sonuncusu, 19 Şubat 2024 tarihinde tescil edilerek, korumaya alınmıştır.
“MODERN TIP İLE GELENEKSEL TIBBIN BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ OLDUĞU, AYRI AYRI ELE ALINMASI GEREKTİĞİ DÜŞÜNÜLEMEZ”
Ülkemizde, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları, bu markalar adı altında icra edilerek geliştirilecek, ve dünyaya tanıtılacaktır. Tedavide uygulanan yöntemlerin yanı sıra, tedaviyi olumlu yönde etkileyen en önemli etmen, inanç ve güvendir. Kadim olana inanç ve güven ise her zaman çok yüksektir. Geleneksel hale gelenin, çok defa tecrübe edilerek bugüne kadar geldiğini, akıldan çıkarmamak gerekir. Modern tıbbı geliştiren bizleriz. Kadim olanı da, bizler geliştirmiştik. Modern tıp ile Geleneksel tıbbın birbirinden bağımsız olduğu, ayrı ayrı ele alınması gerektiği düşünülemez. Modern olanın arka planında, kadim olan, Kadim olanın bugüne uygulanmasında, modern olanın yeri tartışılamaz. Bizim amacımız, sağlık hizmet sunumuna, bütüncül ve birleştirici bir bakış açısı getirmektir. Tam bu noktada, Cumhurbaşkanımızın kıymetli eşi, Emine Erdoğan hanımefendinin, bu konuda gösterdiği hassasiyet ve himaye için, şükranlarımı arz ediyorum. Destekleri ve bu konunun öncüsü olmaları, bizlere cesaret veriyor, bizleri gayretlendiriyor. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarında, Türkiye’nin öncü ülkeler arasında yer alması konusunda çalışmalarımızı, kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Bu amaçla; Dünya Sağlık Örgütü ile Bakanlığımız işbirliğinde gerçekleştirilen bu organizasyona, katılım sağlayan siz değerli katılımcılara, teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum”
]]>“OLANLARA ŞAŞIRMADIM”
Gökhan Zan hakkındaki iddialar için “Olanlara şaşırmadım” yorumunda bulunan Özel, “CHP’ye geldi. İyi Parti’ye gitti. İyi Parti’den adaylaştı. Ayrıldı. Bize tekrar geldi. Hatay Büyükşehir’i istedi. Ama dedi ki ‘Büyükşehir olmazsa Defne’yi verin, ben Lütfü Başkan’la uyumlu çalışırım.’ Defne’nin olmayacağını anlayınca Arsuz’u istedi. Hep bizdeki belediyeleri istedi. Bizde olmayan bir belediyeyi kazanırım demedi. Garanti belediyeleri istedi” ifadelerine yer verdi.
Özgür Özel’in Sözcü gazetesinden İsmail Saymaz’ın konuyla ilgili sorularına verdiği yanıtlar şu şekilde;
– Gökhan Zan’la ilgili iddialar için ne düşünüyorsunuz?
Ben olanlara şaşırmadım.
– Neden?
Çünkü 6 Şubat akşamı 100 protesto varsa 99’u hükümeteyken, tamamen Lütfü Savaş’ın protesto edildiği gibi bir görüntü yaymaya çalıştı. O gün (6 Şubat’ın yıldönümünde Hatay’daki anmayı kastediyor) meydanda Gökhan Zan’ın belli grupları organize ve koordine edip Savaş’a bir protesto olarak yansıtırken, gözündeki ateşi farklı gördüm. Başka bir hırs vardı. CHP’ye geldi. İyi Parti’ye gitti. İyi Parti’den adaylaştı. Ayrıldı. Bize tekrar geldi.
– Sizden bir şey istedi mi?
Hatay Büyükşehir’i istedi. Ama dedi ki “Büyükşehir olmazsa Defne’yi verin, ben Lütfü Başkan’la uyumlu çalışırım.” Defne’nin olmayacağını anlayınca Arsuz’u istedi. Hep bizdeki belediyeleri istedi. Bizde olmayan bir belediyeyi kazanırım demedi. Garanti belediyeleri istedi.
– Ne dediniz?
“Savaş’ı eleştiriyordunuz” dedim. “Lütfü Başkan’la uyumlu çalışıyorum” dedi. “Düşüneceğim” dedim. Yüzüne doğrudan reddetmek doğru değil. Ama Zan’ı hiç düşünmedik. Çünkü çok tutarsız, çok ihtiraslı ve çok çelişkilerle dolu gördüm. Sonra git gide sertleştiğini ve çirkinleştiğini gördüm. Sonra TİP’den aday oldu. Hatay’da hep şöyle sözler duydum: “Dışarıdan görüldüğü gibi değil. Siz onu bir tanısanız…”
Gördüğüm kadarıyla şimdi bütün Türkiye tanıdı. Hatay’da deprem sürecinde “Lütfü abiyle uyumlu çalışırım” deyip görev istemesi, olmayınca gidip protestoları Lütfü Bey’e karşı organize etmesi hiçbir samimiyet barındırmıyordu. Hukuk sürecini takip edeceğiz ama duyduğuma, gördüğüme şaşırmadım yani.
– Sizden red alınca TİP’e mi gitti?
Bizden ret yanıtı aldıktan sonra 6 Şubat süreci yaşandı. Sonrasında TİP, Zan’ı aday ilan etti. O süreçte TİP Genel Başkanı Erkan Baş’a Zan’ın doğru aday olmayacağını dostane söyledim. O da “Siz başka aday gösterirseniz biz çekeriz” demişti. Ben TİP’in değerleriyle bağdaşmayacak bir yapısı olduğunu görmüştüm ama üstü kapalı söyledim. Sonrasında iş buralara kadar geldi.
– Bundan sonra ne olur Hatay’da?
AK Parti’nin Hatay’ı almak için nelere tenezzül ettiğini görüyoruz. Geçmiş oydan dolayı cezalandırıldığını söylemek, gelecek oyuyla ilgili şantajda bulunmak ve bu işlere kalkışmak, Hatay’ın AK Parti tarafından nasıl bir mücadeleyle alınmaya çalıştığını gösteriyor. Muhalif seçmeni CHP altında birleşmeye bekliyoruz. Genel başkan olarak teminat veriyorum ki, Hatay muhalif seçmenin tedirginliklerini ve taleplerini görmeyen bir yönetim anlayışında olmayacak. Hatay’ı Hatay İttifakı’yla yöneteceğiz. Belki aday belirleme sürecini böyle yönetemedik. Bu süreçteki eksikliği üstüme alayım. CHP’ye oy versinler. Hatay’ı birlikte yöneteceğiz, birlikte ayağa kaldıracağız.
– Zan, bunun kumpas olduğunu iddia ediyor. Sizin “TİP’in kaybettirme ihtimali var” sözünüzü de ilişkilendiriyor. Ne düşünüyorsunuz?
TİP adayın arkasında kurumsal olarak dursa ve adayı çekmese bir kaybettirme potansiyeli vardı. Ama Gökhan Zan’ın bu süreçten sonra etkili bir siyasi aktör olmasını olanaklı görmüyorum. Geçmişte iyi niyetle TİP’e sevgisinden, CHP’ye kızgınlığından oy vermeyi düşünen herkesi, yaşananları göz önüne alıp Hatay’ı AK Parti’nin acımasız ellerine bırakmamaları için CHP’ye oy vermeye davet ediyorum.
]]>“ŞANTAJLA MONTAJLA TEHDİDE BOYUN EĞMEYECEĞİM”
Sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada “Adayım ve çekilmiyorum!” diyen Zan, “TİP Genel Merkezinin beni adaylıktan çekme konusundaki açıklamasının yasal ve siyasal karşılığı yoktur. Şantajla, montajla tehdide boyun eğmeyeceğim. Kişilik haklarıma yapılan saldırılara karşı korkmadım, korkmayacağım” dedi.
Zan, hakkındaki söz konusu ses kaydının da montaj olduğunu ileri sürerek suç duyurusunda bulunduğunu belirtti. Zan’ın yeni açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“Öncelikle destekleriniz için hepinize gönülden teşekkür ederim.
Bugün TİP Genel Merkezi tarafından yapılan açıklama üzerine bu açıklamayı yapmak zorunda kaldığımı ifade etmeliyim.
Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı konusunda, tüm muhalefet blokunun ve hemşerilerimizin itirazlarına rağmen CHP’nin aynı isim üzerinde israr etmesi üzerine, birçok farklı parti ve sivil toplum örgütünden arkadaşımızla görüşmelere başladık. Hatay halkının haklı itirazlarını görmezden gelenlerin ortaya koyamadığı iradeyi sergileyip hemşerilerimizi seçeneksiz ve çaresiz bırakmamak için çalışmalara başladık. Sonunda adına Hatay İttifakı dediğimiz bir bağımsız inisiyatifle yola çıkmaya karar verdik. Bu esnada TİP Genel Başkanı Sayın Erkan Baş’ın “Hataylıları seçeneksiz bırakmayacağız” açıklaması gelince TİP’in dahil olduğu görüşmelere başladık. Sonunda bu ittifakın TİP amblemiyle yola çıkması ve benim ismimin bu ittifakı temsilen adaylaşması gerçekleşti.
O günden bu güne Sayın Erkan Baş ve TİP yetkilileriyle halkımızla buluşmaya ve sahada çalışmaya devam ediyorduk.
“GEBZE KARŞILIĞINDA HATAY’DA ADAYIN CHP LEHİNE ÇEKİLECEĞİ İDDİALARI”
Adaylığım açıklandığı günden beri, TİP’in beni adaylıktan çekeceği, Gebze karşılığında Hatay’da adayın CHP lehine çekileceği iddiaları her sorulduğunda TİP Genel Başkanı Sayın Erkan Baş ve diğer yetkili arkadaşlar bu iddiayı kesin bir dille yalanladılar. Ben de bu iddiaları sorduğumda aynı cevabı bana da verdiler.
Bu süreçte çok tehdit aldığımı, şantajlara maruz kaldığımı, adaylıktan çekilmem için ahlaksız teklifler sunulduğunu da TİP’li arkadaşlarla ve kamuoyuyla hep paylaştım.
Her defasında bana, Hatay’da yerel iktidarı elinde tutanların bu tür pervasızlıklar yapacağını, aldırış etmemem gerektiğini, çalışmaya devam etmem gerektiğini, tehditlerde sınırı aşarlarsa o kişiler hakkında TİP Genel Merkezi olarak benimle beraber suç duyurusunda bulunacaklarını söylediler.
Bu sürecin beni yorma üzme ihtimaline binaen çekilmek istersen çekilebileceğimi söylediler. Ben de bu kaydı bana dinletmelerini ve vermelerini istedim. Her açıdan montaj olduğu belli olan bu kaydın nereden geldiğini benimle paylaşmadılar ve bana bu kayıtları vermediler. Kararlılığımı görünce, bu montaj iddialara itibar etmediklerini hatta Pazartesi günü ilgili şahıslar hakkında birlikte suç duyurusunda bulunacağımızı söylediler.
“ERKAN BAŞ’A ULAŞAMADIM”
Dünden Sayın Erkan Baş’a ulaşmaya çalıştığım halde ulaşamadım. Bu görüşmemizi paylaştıkları bir arkadaşım bana iddia konusu kaydı gönderince ben suç duyurusunda bulunmak için, suç konusu montaj kayıtla birlikte savcılığa giderek suç duyurusunda bulunup, kamuoyu ile paylaştığım basın açıklamasını yaptım. Sonrasında ise TİP Genel Merkezinin açıklamasını üzülerek öğrendim. Benimle birlikte neden suç duyurusunda bulunmadıklarını, bu şantaja neden boyun eğdiklerini ve neden bu çetelerden birlikte hesap sormadığımızı anlayabilmiş değilim.
Değerli Halkım!
Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adaylığına, hemşerilerimizin teveccühü ve TİP dahil Hatay İttifakı bileşenlerinin tercihiyle çıktım.
Benim açımdan ne Hatay’ın gerçek gündemi değişti ne de halkımızın tercihleri değişti.
Çok net söylüyorum:
Adayım ve çekilmiyorum!
TİP Genel Merkezinin beni adaylıktan çekme konusundaki açıklamasının yasal ve siyasal karşılığı yoktur.
TİP amblemi, Hatay İttifakını temsilen TİP’in talebiyle pusulaya konmuştur ve o amblemin altında ismi olan aday olarak söylüyorum ben istifa etmediğim sürece adaylığım yasal ve siyasal olarak devam etmektedir.
Adaylığımı tartışmaya açanlar, üzülerek ifade ediyorum ki; yasal açıdan yok hükmünde açıklamalar yapmakta, siyasal açıdan teslimiyetçi bir tutum sergilemekte, sayısal açıdan da tükenişi tercih etmektedirler.
Şantajla, montajla tehdide boyun eğmeyeceğim. Kişilik haklarıma yapılan saldırılara karşı korkmadım, korkmayacağım!”


“AK PARTİ’DEN 5 MİLYON DOLAR İSTEDİ”
Saymaz’ın aktardığına göre T.K. isimli bir kişi Gökhan Zan’la iletişime geçti. İddiaya göre T.K. isimli kişi “AK Parti Hatay İl Binası’ndan aradığını” söyleyerek, kayıt altına aldığı bu görüşme sırasında Gökhan Zan’a adaylıktan çekilmemesi karşılığında 3 milyon dolar önerdi. Zan da iddiaya göre 5 milyon dolar için pazarlık etti.
TRT’DE SPOR YORUMCULUĞU YAPMAK İÇİN PAZARLIK
İkinci bir görüşme kaydında ise Gökhan Zan’ın TRT’de spor yorumculuğu yapmak için pazarlık ettiği ileri sürüldü. Turgay Kocakaya, bir süre sonra yine iddiaya göre bu kayıtları kullanarak Gökhan Zan’a şantaj yaptı. Gökhan Zan da suç duyurusunda bulundu. Bu iki ses kaydı CHP’nin adayı Lütfi Savaş’ın ekibine de TİP Genel Merkezi’ne de ulaştı. TİP Genel Merkezi, kayıtları dinledikten sonra Gökhan Zan’la görüştü. Gökhan Zan iddiaya göre ilk ses kaydının tamamen montaj olduğunu ve suç duyurusunda bulunacağını söyledi. Spor yorumculuğuyla ilgili olan ikinci kaydı ise kısmen doğruladı ve yerel seçimlerden sonra yorumcu olarak mesleğine devam etmek istediğini söyledi.
“SES KAYDININ MONTAJ OLMA İHTİMALİ ZAYIF”
Saymaz’a konuşan TİP yöneticileri ise ses kaydının montaj olduğuna ilişkin iddiayı inandırıcı bulmadıklarını, zaman zaman Türkçe, zaman zaman Arapça konuşulan ses kaydının montaj olma ihtimalinin zayıf olduğunu aktardı. Gökhan Zan’la yapılan görüşmenin ardından adaylıktan çekilmesi kararı alındı. Gökhan Zan ise bu meselenin kendisi için şeref meselesi olduğunu belirterek adaylıktan çekilmeyeceğini ve TİP desteği olmasa da yarışa devam edeceğini söyledi.

GÖKHAN ZAN’DAN İLK AÇIKLAMA
Türkiye İşçi Partisi’nin adaylığı geri çektiği Zan gelişme sonrası yaptığı ilk açıklamada adaylık süresi boyunca tehditlere ve şantajlara maruz kaldığını ifade edip “Yoluma ve adaylığıma daha azimli ve güçlü bir şekilde devam edeceğim” demişti.
“TEHDİT VE ŞANTAJLARA UĞRADIM”
Adliyeye giderek suç duyurusunda bulunan Zan, adliye önünde yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı: “Sevgili halkım. Sizlerle bu yola çıkarken asla pes etmeyeceğimi, mücadeleden vazgeçmeyeceğimi, yolumuza engeller çıkarsalar da geri adım atmayacağımı söylemiştim. Halkımızın kaynaklarını ve tercihlerini sömürerek kurdukları saltanatı sürdürmek isteyenler, adaylığımızdan ilk günden beri rahatsız oldular.
Tehditlerine ve şantajlarına boyun eğmediğimde de bu sefer en iyi bildikleri FETÖ’cü yöntemlere, montajlara sarıldılar. Ama bu sefer sert kayaya çarptılar ve desteğini her zaman yanımda hissettiğim siz değerli hemşerilerimin mücadele azmine ve kararlılığına yenik düşecekler.
Yoluma ve adaylığıma halkımla birlikte daha azimli ve güçlü bir şekilde devam edeceğim. Karanlık odaklara, kiralık çetelere ve satılık kalemlere inat güzel günler göreceğiz. Uğradığım tehdit ve şantajlar hakkında yaptığım suç duyurusu sonrası basın açıklamamı saygıyla paylaşıyorum.”

Haber: NİSANUR YILDIRIM/ Kamera: UĞUR DEMİRCİ
Türkiye İşçi Partisi (TİP), Ankara’da Güvenpark’ta halk buluşması düzenledi. TİP Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci, “Bu kez Çankaya’nın gerçekten nasıl parlayacağını çok iyi görecekler. Cumhuriyet’in başkentinde, Cumhuriyet’in kurulduğu yerde, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında halk kendi kaderini eline alacak. Söz veriyoruz. Hepimiz karar vereceğiz, birlikte üreteceğiz ve Çankaya’nın 5 kuruşunun hesabını hep birlikte soracağız” dedi. TİP Sözcüsü Sera Kadıgil de siyasette kadınların yeterince yer almadığını belirterek, “5 ilçede aday gösterdik bu 5 adayımızdan 3’ü kadın arkadaşlarımdan oluşuyor. 25 ilçenin tamamında belediye meclis üyesi adayları gösterdik. Gururla ilan ediyorum, yüzde 80’e yakını kadın arkadaşlarımdan oluşuyor. Çünkü bizim buna çok ihtiyacımız var” dedi.
TİP, bugün yerel yönetim seçimleri kapsamında Ankara Güvenpark’ta halk buluşması düzenledi. Halk buluşmasına TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, TİP Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci, TİP’in Altındağ Belediye Başkan adayı Neslihan Şahin Dalkaya, Mamak Belediye Başkan adayı Öznur Bilen, Gölbaşı Belediye Başkan adayı Aysel Duman, TİP Ankara İl Örgütü ve Ankaralı yurttaşlar katıldı.
TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, şöyle konuştu:
“BELEDİYE MECLİS ÜYELERİ SEÇİLİYOR, ÇATIR ÇATIR. YÜZDE 10’U BİLE KADIN DEĞİL”
“Gençler, ‘Ben artık istemiyorum. İlgilenmiyorum. Haber de okumuyorum. Oy da vermeyeceğim’ diyorlar. Ben de onlara ‘Ne yapacaksınız, nereye gideceksiniz’ diyorum. Bundan başka bir ülkemiz, gidecek yerimiz var mı bizim? Gidecek olsak, imkanlarımız olsa dahi gitmek istemiyoruz. Biz bu toprakları AKP denen karanlığa teslim etmemek için 20 yıldır direniyoruz. Gerekirse 20 yıl daha direneceğiz. Türkiye’de seçmenlerin yüzde 52’si kadın. 2019 seçiminde erkeklerin tek başına yönettiği partilerde gösterilen adaylarda yüzde kaç belediye başkanı var biliyor musunuz? Yüzde 3. 52 bin tane muhtar seçmişiz. Bin 200 tanesi kadın. Hak mı? Belediye meclis üyeleri seçiliyor, çatır çatır. Yüzde 10’u bile kadın değil. 2024 seçimlerinde de sağ olsun erkeklerimiz her köşeyi yine parsellemiş durumdalar. Sorduğumuz zaman da ‘Ne yapalım, kadınlarımız ilgilenmiyorlar, kadınlarımız aday olmak istemiyorlar’ diyorlar bize. Biz de kadınlar olarak onlara şunu söylüyoruz: Biz istiyoruz aslında, sizden çok da alasını yaparız ama bütün çocuk bakımı bizim üzerimizde, çamaşır bizde, ütü bizde, yemek bizde, bulaşık bizde, bize zaman mı bırakıyorsunuz da biz aday olalım, siyaset yapalım?
“AKP-MHP FAŞİST BLOKUNA MEVZİ KAZANDIRMAYACAK ŞEKİLDE ADAYLARIMIZI BELİRLEMEYE GAYRET ETTİK”
Biz bunu yıkmak için buradayız. Dedim ya, 15 gün var. TİP, 800’den fazla yerde seçime giriyor. Benim Ankara’ya gelme sebebim bu. 5 ilçede aday gösterdik ve ayrıca da şuna da dikkat ettik, AKP-MHP faşist blokuna mevzi kazandırmayacak şekilde adaylarımızı belirlemeye gayret ettik. ve gururla ilan ediyorum, bu 5 adayımızdan 3’ü kadın arkadaşlarımdan oluşuyor. 25 ilçenin tamamında belediye meclis üyesi adayları gösterdik. Gururla ilan ediyorum, yüzde 80’e yakını kadın arkadaşlarımdan oluşuyor. Çünkü bizim buna çok ihtiyacımız var.
“CHP’Lİ DOSTLAR ALINMASIN AMA 20 YILDIR PARLAMAYAN ÇANKAYA ŞİMDİ NEDEN PARLAYACAK?”
Şu anda Çankaya’dayız. CHP’li dostlar alınmasın ama her yere ‘Parla Çankaya’ diye afişler asıldığını görüyorum. İnsan şunu sormadan edemiyor. 20 yıldır bu Çankaya’yı siz yönetmiyor musunuz? 20 yıldır parlamayan Çankaya şimdi neden parlayacak?”
TİP Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci, şunları söyledi:
“BU KEZ ÇANKAYA’NIN GERÇEKTEN NASIL PARLAYACAĞINI ÇOK İYİ GÖRECEKLER”
“Günlerdir, yaklaşık bir aydır sokak sokak, cadde cadde geziyoruz. ‘Başka bir Çankaya, başka bir Ankara, başka bir dünya mümkün’ demek için yollara düştük. Çok paramız yok ama çok enerjimiz var ve umudumuz çok yüksek. Evrim Hocam (Ulusan), belediye meclis üyesi birinci sıra adayımız, şehir plancısı. Birlikte kampanya yapıyoruz, bir aydır Ankara’da adım atılmadık yer bırakmadık hep birlikte. O belediye meclisinde daha fazla yer alacağız birlikte, kent suçlarına karşı, ranta karşı ‘Buradayız’ demek için, ‘Böyle gelmiş, böyle gider’ diyenlere inat. Yola çıktık, son 15 güne girdik. Umudumuz yüksek. Bu kez Çankaya’nın gerçekten nasıl parlayacağını çok iyi görecekler. Cumhuriyet’in başkentinde, Cumhuriyet’in kurulduğu yerde, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında halk kendi kaderini eline alacak. Söz veriyoruz: Hepimiz karar vereceğiz, birlikte üreteceğiz ve Çankaya’nın 5 kuruşunun hesabını hep birlikte soracağız, hep birlikte.
“CUMHURİYET’İN SEÇME VE SEÇİLME HAKKINA SAHİP EŞİT YURTTAŞLARIYIZ VE DAYATMALARA KARŞIYIZ”
Çankayalı komşularım, son 15 gün. Kendinize çok dikkat edin, sağlığınıza çok dikkat edin. Zaten 1 Nisan’dan sonra sağlığınız da bize emanet. Toplumsal cinsiyet eşitliğini de mutlaka politikalarımızın merkezine oturtacağız. Eşit yurttaşlık, Cumhuriyet’in seçme ve seçilme hakkına sahip eşit yurttaşlarıyız ve dayatmalara karşıyız. ‘Ben öyle istedim öyle oldu’ demelere karşıyız. Birlikte karar vereceğiz, birlikte yöneteceğiz. Yolumuz açık olsun.”
“BELEDİYE YÖNETİMİNİ ALMAK İÇİN GELİYORUZ, KORKABİLİRSİNİZ”
Değirmenci, konuşmasını tamamladıktan sonra sözü TİP Çankaya Belediye Meclis Üyesi 1. Sıra Adayı Evrim Ulusan’a verdi. Ulusan, “En kısa konuşan ben olacağım, uzun bir cümle kuracağım. Diyeceğim ki, bir kent kadın gözüyle nasıl yönetilir, nasıl planlanır, nasıl tasarlanır? Bir kentin bütçesi, bir evin bütçesi gibi bir kadın eliyle nasıl etkin bir şekilde kullanılır? Göstermek için, meclisleri almak için, belediye yönetimini almak için yola çıktık, geliyoruz. Korkabilirsiniz” diye konuştu.
Değirmenci, son olarak şöyle konuştu:
“ANKARA’NIN SOKAKLARININ BİR ÇİRKİNLİĞİNE BİR BAKIN. HER TARAFA BEZ AFİŞLER, PANKARTLAR. KENT BÖYLE PARLAMAZ”
“Ankara’nın göbeğinde saat 13.00’te sadece TİP’liler değil, bu kez TİP’e ve İrfan Değirmenci’ye güvenerek yılların oy alışkanlığını değiştirecek olan komşular bir araya geldi, diye yazacaklar. Burada ANKA Haber Ajansı var herkese servis edecektir. Artı TV var. Bakalım kimler televizyonda gösterecek, gösterebilecek? Kimler gösteremeyecek? Seçim gecesi iyi izleyin. Gece 12.00’ye kadar Çankaya’dan sonuç vermeyecekler. Sonra diyecekler ki ‘Çankaya’da gördüğümüz doğru mu, bu oluyor olabilir mi’ diyecekler. Oluyor bile, olacak. Şu Ankara’nın sokaklarının bir çirkinliğine bir bakın hele. Her tarafa bez afişler, pankartlar. Kent böyle parlamaz. Kent bilime, sanata, kadına, üretene kulak verirseniz parlar. Parlatacağız. Yolumuz açık olsun.”
DEĞİRMENCİ’DEN ÇANKAYA BELEDİYESİ İŞÇİSİNE: “DIŞARIDA SİZİ GÖRÜP YAKANIZA YAPIŞIYORLAR ‘ÇANKAYA’DA NİYE HİZMET YOK?’ DİYE. BÖYLE OLMAYACAK”
Değirmenci’nin konuşmasının ardından Çankaya Belediyesi’nde çalışan bir işçi yaşadıkları sıkıntılardan bahsetti. Değirmenci, belediye işçisine “Geçen cumartesi işçi arkadaşların bir kısmıyla bir araya geldim. Benimle konuşmalarına izin vermiyorlarmış. İçeride neler yaşandığını gördüm. 5 bin kişisiniz. Bir kısmı taşeron. Asgari ücretin bile altında alan var. Dışarıda sizi görüp yakanıza yapışıyorlar ‘Çankaya’da niye hizmet yok?’ diye. Böyle olmayacak. Başkanı görüp benim yakama yapışacaklar. Siz de insanca yaşayacak, insanca çalışacaksınız” diye yanıt verdi.
]]>
Cumhurbaşkanı Erdoğan, vazife esnasında şehit düşenler başta olmak üzere hayatını kaybeden sağlık çalışanlarına rahmet dileyerek, “Hastalara şifa, dertlilere deva olabilmek için ülkemizin dört bir yanındaki sağlık kuruluşlarımızda fedakarca görev yapan 1 milyon 300 bini aşkın sağlık personelimiz var. Bu sağlık ordumuzun her bir mensubuna ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.” ifadesini kullandı.

Sağlık personelini, “İnsanın kendini en çok çaresiz hissettiği, yardıma, umuda en çok ihtiyacı olduğu zamanda imdada koşanlar.” olarak tanımlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Sağlıkçılar dışında hayatının her anında Rabbimizin şafi esmasına şahit olan, halik esmasına şahitlik eden başka bir meslek grubu bulunmuyor. Aynı şekilde kendinin, evinin, çocuklarının rızkını kazanırken sağlık personelimiz kadar dua alan bir başka kimse de yoktur. Elbette rahat hayat sürmek için maddi imkanlar önemlidir ama canı yanan, yakalandığı hastalıktan kurtulmak için umut arayan bir hastanın şifa bulmasına vesile olmanın yeri asla doldurulamaz. Sizler işte böyle ulvi ve manevi yönü yüksek bir vazifeyi icra ediyorsunuz. Rabbim hepinizden razı olsun. Biz de yolumuz hastaneye her düştüğünde Kanuni Sultan Süleyman’ın şu veciz sözündeki hikmetin sırrına bir kez daha özellikle ulaşıyoruz; Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Evet, şu dünyada sağlıktan, bir nefes sıhhatten daha değerli bir nimet, daha büyük bir mutluluk olmadığının hepimiz farkındayız. O büyük sultan devletin tüm imkanlarını bir sağlıklı nefese feda edebileceğini söylüyor.”
“SON ASRIN EN BÜYÜK SAĞLIK KRİZİNİ BAŞARIYLA YÖNETTİK”
Sağlık kadar sağlık hizmetine ulaşım imkanlarının da çok önemli olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Güçlü, etkin, modern ve iyi işleyen bir sağlık sisteminin kıymetini Kovid-19 salgını süreci başta olmak üzere son yıllarda pek çok kez gördük. İki yıl boyunca tüm dünya ile birlikte ülkemizi de etkileyen, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği bu salgın, her ne sebeple olursa olsun sağlık yatırımlarının asla ihmale gelemeyeceğini bize göstermiştir. Türkiye, kimi çevrelerin art niyetli eleştirilerine rağmen 2002’den bu yana sağlık altyapısına yaptığı devasa yatırımların karşılığını Kovid-19 salgını döneminde fazlasıyla almıştır. Sizlerin de olağanüstü gayretleriyle son asrın en büyük sağlık krizini başarıyla yönettik. Bize örnek gösterilen Batılı ülkelerin bile baş etmekte aciz kaldığı bu zor dönemi hamdolsun biz devletimizi vatandaşına karşı mahcup edecek hiçbir duruma mahal vermeden suhuletle geride bıraktık.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli deprem felaketinde de sağlık altyapısının gücüne şahitlik ettiklerini söyledi. Depreme dayanıklı şekilde yeniden inşa ettikleri veya şehirlere sıfırdan kazandırdıkları sağlık tesislerinin depremden sonra adeta elleri, ayakları, her şeyleri haline geldiğini kaydeden Erdoğan, “Özellikle şehir hastanelerimiz hem salgınla hem de deprem felaketiyle mücadelenin sembolü haline geldi. Bugüne kadar toplamda 36 bin 300 yataklı 24 şehir hastanemizi hizmete açtık. ‘İsraf’ denilen, ‘Ne gerek var’ denilerek engellenmeye çalışılan bu modern sağlık üsleri, her iki süreçte de gerçekten kritik roller üstlendiler. Hastanelerimizden hizmet alan hasta yükümüzün dörtte birini şimdiden şehir hastanelerimiz yüklenmiş durumdadır.” ifadelerini kullandı.
HER BÜYÜK ŞEHRE BİR ŞEHİR HASTANESİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, her büyük şehri bir şehir hastanesiyle buluşturmayı hedeflediklerini dile getirerek, “Halihazırda 14 şehir hastanemizin inşaatı devam ediyor. Planlama aşamasında da 3 şehir hastanemiz var. İnşallah bunları da peyderpey tamamlayarak hizmete sunacağız.” diye konuştu.

“ÜLKEMİZİ EN ETKİN SAĞLIK HİZMETLERİNİN SUNULDUĞU BİR ÜLKE KONUMUNA GETİRDİK”
Göreve geldiklerinde diğer altyapılar gibi sağlık sisteminin de aksadığı bir Türkiye olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti: “Ekonomik imkanı olmayan doğru düzgün sağlık hizmeti alamıyor, insanlar cenazelerini teslim almak için senet imzalamak zorunda bırakılıyordu. Öyle ki hastaneler, şifa dağıtan bir sağlık yuvası olmaktan ziyade vatandaşın ‘Allah düşürmesin.’ dediği bir eziyet çarkına dönüşmüştü. Sağlık alanında Türkiye’ye ve Türk milletine yakışmayan bu tabloya son verdik. Ülkemizi, dünyanın en kapsayıcı sosyal güvenlik sistemiyle en etkin sağlık hizmetlerinin sunulduğu bir ülke konumuna getirdik. İnsanımızın sosyal ve ekonomik statüsünden bağımsız olarak en iyi sağlık hizmetini alabilmesi için gereken her türlü adımı attık. Çok farklı hayallerle Avrupa ve Amerika’ya giden kimi vatandaşlarımızın bu ülkelerde özellikle sağlık alanında yaşadıkları düş kırıklığı herkesin malumudur. “
“ÖYLE BİR SEVİYEYE ULAŞTIK Kİ ARTIK BİZİM HASTALARIMIZ DIŞARIYA GİTMİYOR”
“Sağlık altyapısında dünyada Türkiye’nin eline su dökecek ülke olmadığını bugün hemen herkes kabul ediyor.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hatta öyle bir seviyeye ulaştık ki artık bizim hastalarımız dışarıya gitmiyor, Avrupa’sından Amerika’sına, dünyanın onlarca farklı ülkesinden insanlar artık şifalarını Türkiye’de arıyor, Türkiye’deki hastanelerde arıyor. Kendi vatandaşlarımızla birlikte her yıl yüzbinlerce insan sağlığını sizlere, gurur kaynağımız olan Türk hekimlerine emanet ediyor. Türkiye’nin sağlık turizminden aldığı payın giderek arttığını görüyor, bundan da ülkemiz adına memnuniyet duyuyoruz. Sağlık turizminde geçen seneyi 1,2 milyon başvuruyla kapattık. Bu yılın ilk iki ayında başvuru sayısı ise 225 bini aştı. Şehir hastanelerimize yenilerinin eklenmesiyle inşallah sağlık turizminde çok daha iyi yerlere geleceğimize inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkenin sağlık altyapısını güçlendirirken sağlık çalışanlarını da ihmal etmediklerine vurgu yaparak şunları kaydetti: “Sistemin asli unsurunun doktoru, hemşiresi, bakıcısı, teknisyeniyle sağlık personelleri olduğunu asla unutmadık. Bu anlayışla özlük haklarından çalışma şartlarına kadar her alanda sağlık kadromuza destek verdik, sahip çıktık. Sağlıkta Beyaz Reform adını verdiğimiz bir dizi değişimle fiili hizmet zammı ve mali haklar konusunda iyileştirmeler yaptık. Döner sermayeden kesilen sabit ödemeleri merkezi bütçeye aktardık, ek ödemede iyileştirmelere gittik. Sağlık çalışanlarımızın 3 bin 600 ek göstergeden faydalanmasını sağladık. Tıp ile diş hekimliği son sınıf öğrencilerine asgari ücret düzeyinde ödemeyi başlatarak, emeklerinin karşılığını alabilmelerini sağladık. Mesleki Sorumluluk Kurulu marifetiyle hastaların ve sağlık çalışanlarının haklarını korumayı hedefledik.”
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti, kasten öldürme, silah kaçakçılığı ve işkence suçlarında olduğu gibi katalog suçlar kapsamına aldıklarını anımsatan Erdoğan, “Bütün bunlara rağmen sınırlı da olsa zaman zaman şiddet haberlerine rastlıyoruz. Şifa vermek için görev yapan sağlık çalışanlarımıza saldırılmasına, hakaret edilmesine, şiddet uygulanmasına müsamahamız yoktur ve olamaz. Sizlerin görevlerinizi huzur ve güven içinde yerine getirebilmeniz amacıyla elimizden gelen gayreti göstermeye devam edeceğiz.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iftara katılımlarından ötürü sağlık çalışanlarına teşekkür ederek, ramazan aylarını ve 14 Mart Tıp Bayramlarını tebrik etti.
NOTLAR
Konuşmaların ardından Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, modern tasarım hat levha, el yapımı kağıt üzerine akrilik ve yağlı boyla ile hazırlanan, Allah’ın isimlerinden “Ya Şafi” yazılı tabloyu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediye etti.

Programda daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İbni Sina Hizmet Ödülleri” kapsamında, “Cerrahi Tıp Bilimleri” kategorisinde Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Sezai Yılmaz’a, “Dahili Tıp Bilimleri” kategorisinde Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Ümit Murat Şahiner’e, “Temel Tıp Bilimleri” kategorisinde Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Özcan Erel’e ödüllerini verdi.
“Vefa ve Fedakarlık” kategorisinde ise Nevşehir Devlet Hastanesi’nden Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Yılmaztürk, Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. Cihat Yel ile Hatay Hassa İlçe Sağlık Müdürü Doktor Yasemin Türk de ödüllerini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden aldı.
]]>14 Mart Tıp Bayramı kapsamında Sağlık Bakanlığınca Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen iftar programında konuşan Koca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hekimlerin yaşadığı zorlukları aşması için iradesiyle hep yanlarında olduğunu belirtti.
Koca, Tıp Bayramı için 14 Mart’ın seçilmesinin 105 yıl önceki bir “hekim vatanseverliği” örneğine dayandığını söyleyerek, “14 Mart 1919’da tıp öğrencileri, İstanbul’daki işgal kuvvetlerine karşı hürriyet bayrağı açmışlardı. 14 Mart hem modern tıp eğitiminin bizdeki başlangıcını hem de tıbbiyelilerin vatan ve hürriyet aşkını esas alır.” diye konuştu.
“14 Mart, ülkemizde tıbbın bugününe ve geleceğine tutulmuş alkıştır”
Kendileri için özel bir gün olan bu günün arka planında “vatan” ve “modernlik” kavramlarının bulunduğuna işaret eden Koca, “Modernleşme sürecinde ülke olarak çeşitli sancılar yaşadık. Hekimlik alanı modernleşmesini en hızlı tamamlayan alanlar arasındaydı. Bu durumu, bugünün kıvanç verici gerçeğiyle bir arada düşünmeliyiz. Tıp bilimi ve hekimlikte bugün dünya ölçeğinde bir yetkinliğimiz var. 14 Mart bunların da kutlandığı bayramdır. 14 Mart, ülkemizde tıbbın bugününe ve geleceğine tutulmuş alkıştır. Hocalarımızı, hekimlerimizi tebrik ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Bakan Koca, hekimin hastaya şifa, devletine gurur veren kişi olduğunu dile getirdi.
Toplum ve insan için böylesine kıymetli, kıymetinden ötürü hakkıyla ayrıcalıklı bir mesleğin mensuplarına karşı devletin de değerbilir olacağına vurgu yapan Koca, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iradesi ve mutlak destekleriyle gerçekleşen “Beyaz Reform”un tamamen bu yaklaşımın sonucu olduğunun altını çizdi.
Koca, bu yıl bayramı pek çok sorunu çözmüş olarak kutladıklarını belirterek şöyle devam etti:
“Pek çok sorun çözülmekle kalmadı, soruna dönüş yolu da kapandı. Malpraktis davalarına karşı, dünyada bir örneği olmayacak şekilde hekim, yasanın güvencesi altındadır. İradeleri için Cumhurbaşkanı’mıza teşekkür ediyorum. Sağlıkta şiddete karşı alınan yasal, kati önlemler ve diğer çözüm bileşenleri için Sayın Cumhurbaşkanı’mıza ayrıca teşekkür ediyorum. Sağlıkta şiddeti terörle eş tutarak, en yüksek hassasiyeti gösterdiler. Özlük haklarında önemli iyileştirmeler yapıldı. Birçok sebebe bağlı olan yurt dışına gidişler artık çok az. Öte yandan, 10 binin üzerinde hekim ‘Beyaz Reform’la özel sektörden kamuya döndü.”
Tıpta uzmanlık sınavında yapılan düzenleme ile uzmanlık kontenjanlarına yüzde 100 yerleşme sağlandığını aktaran Koca, “Şu an uzman hekim sayımız Sağlık Bakanlığı hastanelerimizde 51 bin. Yapılan düzenleme sonucunda 4 yıl sonra 51 bin uzman hekim daha kadromuza katılacak. Uzman hekim sayısı 2 katına çıkacak. 4 yıl sonra geleceğimiz nokta, ülkemizin gelecek 30 yıllık uzman hekim ihtiyacını karşılayacak.” dedi.
Yapılan düzenlemeyle yan dal uzmanlık tercihlerinin yüzde 100 dolulukla neticelendiğini dile getiren Koca, yan dal uzmanlıkları konusunda da geleceğin güvence altına alındığını, bunların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Sağlıkta Türkiye Yüzyılı” vizyonunun eseri olduğunu kaydetti.
Sırada sağlık eğitiminde yapılacak reformların bulunduğunu anlatan Koca, hekimlerin her meselesini tüm milletin meselesi kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, iradesiyle bu yolu çizdiğini söyledi.
Bakan Koca, son yılların en anlamlı Tıp Bayramı’nı kutladıklarını ve gelecek bayramların daha da güzel olması için kararlı olduğunu ifade etti.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında Sağlık Bakanlığınca Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen iftar programında, geçen yıl 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli deprem felaketinde de sağlık altyapısının gücüne şahitlik ettiklerini söyledi.
Depreme dayanıklı şekilde yeniden inşa ettikleri veya şehirlere sıfırdan kazandırdıkları sağlık tesislerinin depremden sonra adeta elleri, ayakları, her şeyleri haline geldiğini kaydeden Erdoğan, “Özellikle şehir hastanelerimiz hem salgınla hem de deprem felaketiyle mücadelenin sembolü haline geldi. Bugüne kadar toplamda 36 bin 300 yataklı 24 şehir hastanemizi hizmete açtık. ‘İsraf’ denilen, ‘Ne gerek var’ denilerek engellenmeye çalışılan bu modern sağlık üsleri, her iki süreçte de gerçekten kritik roller üstlendiler. Hastanelerimizden hizmet alan hasta yükümüzün dörtte birini şimdiden şehir hastanelerimiz yüklenmiş durumdadır.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, her büyük şehri bir şehir hastanesiyle buluşturmayı hedeflediklerini dile getirerek, “Halihazırda 14 şehir hastanemizin inşaatı devam ediyor. Planlama aşamasında da 3 şehir hastanemiz var. İnşallah bunları da peyderpey tamamlayarak hizmete sunacağız.” diye konuştu.
“Ülkemizi en etkin sağlık hizmetlerinin sunulduğu bir ülke konumuna getirdik”
Göreve geldiklerinde diğer altyapılar gibi sağlık sisteminin de aksadığı bir Türkiye olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:
“Ekonomik imkanı olmayan doğru düzgün sağlık hizmeti alamıyor, insanlar cenazelerini teslim almak için senet imzalamak zorunda bırakılıyordu. Öyle ki hastaneler, şifa dağıtan bir sağlık yuvası olmaktan ziyade vatandaşın ‘Allah düşürmesin.’ dediği bir eziyet çarkına dönüşmüştü. Sağlık alanında Türkiye’ye ve Türk milletine yakışmayan bu tabloya son verdik. Ülkemizi, dünyanın en kapsayıcı sosyal güvenlik sistemiyle en etkin sağlık hizmetlerinin sunulduğu bir ülke konumuna getirdik. İnsanımızın sosyal ve ekonomik statüsünden bağımsız olarak en iyi sağlık hizmetini alabilmesi için gereken her türlü adımı attık. Çok farklı hayallerle Avrupa ve Amerika’ya giden kimi vatandaşlarımızın bu ülkelerde özellikle sağlık alanında yaşadıkları düş kırıklığı herkesin malumudur. “
“Öyle bir seviyeye ulaştık ki artık bizim hastalarımız dışarıya gitmiyor”
“Sağlık altyapısında dünyada Türkiye’nin eline su dökecek ülke olmadığını bugün hemen herkes kabul ediyor.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hatta öyle bir seviyeye ulaştık ki artık bizim hastalarımız dışarıya gitmiyor, Avrupa’sından Amerika’sına, dünyanın onlarca farklı ülkesinden insanlar artık şifalarını Türkiye’de arıyor, Türkiye’deki hastanelerde arıyor. Kendi vatandaşlarımızla birlikte her yıl yüzbinlerce insan sağlığını sizlere, gurur kaynağımız olan Türk hekimlerine emanet ediyor. Türkiye’nin sağlık turizminden aldığı payın giderek arttığını görüyor, bundan da ülkemiz adına memnuniyet duyuyoruz. Sağlık turizminde geçen seneyi 1,2 milyon başvuruyla kapattık. Bu yılın ilk iki ayında başvuru sayısı ise 225 bini aştı. Şehir hastanelerimize yenilerinin eklenmesiyle inşallah sağlık turizminde çok daha iyi yerlere geleceğimize inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkenin sağlık altyapısını güçlendirirken sağlık çalışanlarını da ihmal etmediklerine vurgu yaparak şunları kaydetti:
“Sistemin asli unsurunun doktoru, hemşiresi, bakıcısı, teknisyeniyle sağlık personelleri olduğunu asla unutmadık. Bu anlayışla özlük haklarından çalışma şartlarına kadar her alanda sağlık kadromuza destek verdik, sahip çıktık. Sağlıkta Beyaz Reform adını verdiğimiz bir dizi değişimle fiili hizmet zammı ve mali haklar konusunda iyileştirmeler yaptık. Döner sermayeden kesilen sabit ödemeleri merkezi bütçeye aktardık, ek ödemede iyileştirmelere gittik. Sağlık çalışanlarımızın 3 bin 600 ek göstergeden faydalanmasını sağladık. Tıp ile diş hekimliği son sınıf öğrencilerine asgari ücret düzeyinde ödemeyi başlatarak, emeklerinin karşılığını alabilmelerini sağladık. Mesleki Sorumluluk Kurulu marifetiyle hastaların ve sağlık çalışanlarının haklarını korumayı hedefledik.”
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti, kasten öldürme, silah kaçakçılığı ve işkence suçlarında olduğu gibi katalog suçlar kapsamına aldıklarını anımsatan Erdoğan, “Bütün bunlara rağmen sınırlı da olsa zaman zaman şiddet haberlerine rastlıyoruz. Şifa vermek için görev yapan sağlık çalışanlarımıza saldırılmasına, hakaret edilmesine, şiddet uygulanmasına müsamahamız yoktur ve olamaz. Sizlerin görevlerinizi huzur ve güven içinde yerine getirebilmeniz amacıyla elimizden gelen gayreti göstermeye devam edeceğiz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iftara katılımlarından ötürü sağlık çalışanlarına teşekkür ederek, ramazan aylarını ve 14 Mart Tıp Bayramlarını tebrik etti.
Notlar
Konuşmaların ardından Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, modern tasarım hat levha, el yapımı kağıt üzerine akrilik ve yağlı boyla ile hazırlanan, Allah’ın isimlerinden “Ya Şafi” yazılı tabloyu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediye etti.
Programda daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İbni Sina Hizmet Ödülleri” kapsamında, “Cerrahi Tıp Bilimleri” kategorisinde Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Sezai Yılmaz’a, “Dahili Tıp Bilimleri” kategorisinde Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Ümit Murat Şahiner’e, “Temel Tıp Bilimleri” kategorisinde Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Özcan Erel’e ödüllerini verdi.
“Vefa ve Fedakarlık” kategorisinde ise Nevşehir Devlet Hastanesi’nden Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Yılmaztürk, Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. Cihat Yel ile Hatay Hassa İlçe Sağlık Müdürü Doktor Yasemin Türk de ödüllerini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden aldı.
(Bitti)
]]>Ankara Tabip Odası (ATO), 14 Mart Tıp Bayramı öncesinde bugün sağlık çalışanları ve sağlık sisteminin acil çözüm bekleyen sorunlarını dile getirmek için Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi önünde eylem yaptı. Eylemde ‘sadaka değil hakkımızı isteriz’, ‘herkese sağlık güvenli gelecek’, ‘yaşamak yaşatmak istiyoruz’ sloganları atıldı. ATO üyeleri ‘Haklarımızı ve halkın sağlığını savunuyoruz. 14 Mart’ta acil taleplerimiz’ yazılı pankart açtı. Eyleme CHP Sağlık Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı doktor Zeliha Aksaz Şahbaz ve SOL Parti Sözcüsü İlknur Başer de katıldı.
“SAĞLIK ALANINA YÖNELİK DÜZENLENLEMELER, SAĞLIK MESLEK VE EMEK ÖRGÜTLERİNİN GÖRÜŞÜ ALINARAK OLUŞTURULMALI”
ATO Özel Hekimlik Komisyonu Üyesi Mine Coşkun yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:
“Fiili hizmet süresi zammı 120 gün olmalı, sağlık çalışanlarının ek göstergesi kademeli olarak artırılmalı, hekimler için 7 bin 600 olmalıdır. Çalışırken alınan ücretlerin emekliliğe yansıdığı tek kalemde maaş uygulanmalıdır. Aile sağlığı merkezlerinde çalışanlar başta olmak üzere alınan vergi yüzde 15’i geçmemelidir. Bütün sağlık çalışanların ve emekli hekimlerin aylıkları yoksulluk sınırının üzerinde olmalıdır. 150 milyon başvurunun gerçekleştiği acil servisler, acil hizmetleri sekteye uğratan poliklinik hizmetlerinden arındırılmalıdır. Hekimlerin muayene sayı ve süresini kendisinin ayarlayacağı ( mahkeme kararıyla da onaylanan ) bir sisteme geçilmelidir. Sağlık alanına yönelik bütün düzenlemeler üniversiteler, sağlık meslek ve emek örgütleriyle ilgili kurumların görüşüyle oluşturulmalıdır. Tıpta uzmanlık eğitimi ve uzmanlık öğrenci sayısı ülke gerçekleri ve eğitimin niteliği gözetilerek yapılmalıdır. Sağlığa tedavi edici değil, sağlığı koruyucu bir gözle bakılmalı; başta HPV ve grip aşıları olmak üzere tüm aşılar ücretsiz olmalı ve rutin aşılama programına alınmalıdır. Hekimlerin bağımsız çalışma koşullarını zorlaştıran uygulamalar terk edilmelidir. Hak arama olanaklarını ortadan kaldırmayı amaçlayan, son yasal düzenlemede var olan çifte cezalandırma uygulaması iptal edilmelidir.”
“HASTALAR EVLERİNDE RANDEVU BEKLERKEN SAĞLIKLARINI KAYBEDİYOR”
CHP Genel Başkan Yardımcısı doktor Zeliha Aksaz Şahbaz da şunları söyledi:
“Bugün 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayamıyoruz çünkü biraz önce de ifade edildiği gibi; bu bir bayram olmaktan çıktı. Artık halkın sağlık hakkının, sağlık emekçilerinin haklarının arandığı bir direniş haftasına dönüştü.
Bizler CHP olarak, sağlığın ticari bir işlem değil, sağlığın bir hak olduğunu savunuyoruz. Bugün sağlıkta bir özelleştirme, ticarileşme ile karşı karşıyayız. Sağlığın, sadece hasta sayısı üzerinden tartışıldığı ve rant kapısı olarak görüldüğü bir sistemi yaşıyoruz. Hastalarımız evlerinde randevu beklerken 5 dakikalık muayene süresi için sağlıklarını kaybediyorlar. Biz, eşit, nitelikli, ulaşılabilir sağlık hakkını sonuna kadar savunacağız.”
“SAĞLIK EMEKÇİLERİ KÖLELEŞTİRİLMİŞ”
SOL Parti Sözcüsü İlknur Başer ise “Bugün ülke sağlıksız. Sağlık; fiziksel, sosyal ve ruhsal yönden tam bir iyilik halidir. Etrafımıza bakalım; fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden iyi bir toplum görüyor muyuz? İyi bir sağlık ortamı görüyor muyuz? Sağlık emekçileri köleleştirilmiş, sağlık hizmeti ticarileştirilmiş. Bizlerin tek bir sihirli formülü, tek bir çıkış yolumuz var; birbirimize, emeğimize, onurumuza örgütlenerek mücadele etmek. Ellerimizi birleştirelim, insanca yaşam, insanca yaşama koşulları için 14 Mart’ları kutlanacak bayramlara dönüştürmek için birleşelim” diye konuştu.
]]>Haber: NİSANUR YILDIRIM/ Kamera: ÜNAL AYDIN
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci, “Ya mevcut düzeni kazanacak Çankaya’nın ya da Türkiye İşçi Partisi kazanacak. Üçüncü bir seçenek yok. Çankaya’da AKP’nin kazanma riskini görsem, oyları bölüp AKP’ye kazandıran bir isim olarak anılmak beni bunca yıllık tecrübemi ve ekranda sergilediğim tavrı reddetmem olurdu. Ben burada AKP’nin kazanma riski olmadığını, oylar CHP’nin oyları ikiye değil üçe de bölünse yine de AKP’nin kazanamayacağını gördüğüm için burada ya TİP ve İrfan Değirmenci ya da CHP ve adayı kazanacak. İki ihtimal olduğunu gördüğüm için buradayım. Çankaya seçmeninin karşısındayım” dedi.
İrfan Değirmenci, TİP Genel Merkezi’nde gazetecilerle bir araya geldi. Değirmenci’ye; TİP Ankara İl Başkanı Fırat Çoban, TİP PM üyesi İlke Kumartaşlıoğlu ile Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı ve TİP Çankaya Belediye Meclisi Üyesi Adayı Tuğba Gürsoy eşlik etti.
Sözlerine Gezi Direnişi’nde öldürülen Berkin Elvan’ı anarak başlayan TİP Ankara İl Başkanı Fırat Çoban, şöyle konuştu:
“Bu kazanım siyasetinin en somutlandığı alanlar bizim için yerel seçimler. Ümit ediyoruz ki TİP 31 Mart yerel seçimlerinden, memleket genelinde, Ankara’da, Hatay’da, Malatya’da, Tokat’ta, Erzincan’da, belediyeler kazanarak ve bu memlekete, cumhuriyetin ikinci yüzyılında bir Sosyalist Belediyeler Birliği armağan ederek yoluna devam edeceğiz. Şimdi bu yerel seçimlerde 2 ilke önceledik. Birincisi; her ne olursa olsun biz saray rejiminin yeni belediyeler kazanmamasını arzu ediyoruz. Muhalefetin yönetmesi hiçbir şey ifade etmeyebilir ama saray rejiminin yeni bir belediye kazanması, bu memleketteki emekçiler, kadınlar, gençler adına çok şey ifade ediyor. Bu yüzden TİP hiçbir tartışmaya girmeden, pazarlığa girmeden, üzerine düşen sorumluluğu memleketi adına yerine getirmiştir. Aday çıkarmadığımız yerler, büyükşehirler, iller, ilçeler, bunlar zaten kamuoyunun da malumudur. Biz saray rejimine yeni bir belediye hediye eden, yalnızca kendi ikbalini düşünen bir siyasi hareket değiliz. Masalara oturan, masalardan kalkan, vekil, belediye pazarlıklarına giren, çantaları alıp götüren bir siyasi hareket değiliz. Memlekette bunlardan yığınla zaten var.
İkinci ilkemiz bu memlekette AKP iktidarı gibi bu kadar pespaye bir rejimin 20 yıldır hüküm sürmesinin, üstelik kendisini sürekli tahkim ederek ve egemenlik alanını genişleterek hüküm sürmesinin en temel sebeplerinden biri de muhalefet yapma biçimi. Bu memlekette kurumsallaşmış, ana akım muhalefet… TİP aldığı bir milyon oyun yurttaş iradesinin desteğiyle bu seçimlerde AKP’ye hediye etmeyeceği ama kendisinin kazanabileceği yerlerde çok güçlü adaylarla seçime girme kararı almıştır. Çankaya da bu iddiamızın en merkezileştiği yerlerden biri. Burada Çankaya da çok açık ki aradan AKP, MHP adayının, Cumhur İttifakı adayının sıyrılma riski kesinlikle yok. ya TİP’in aday gösterdiği İrfan Değirmenci Çankaya’nın belediye başkanı olacak ya da müesses nizam devam edecek. Böyle gelmiş, böyle gider denilen ilişkiler, belediye anlayışı. Yurttaşa, müşteri, kente parsellenecek bir arsa olarak bakan, yakasına taktığı rozet her ne olursa olsun bu bakışı değişmeyen bu anlayış devam edecek.”
“GEZİ DİRENİŞİ’NDE SANSÜRE BOYUN EĞMEDİM’ DİYEBİLİRİM”
TİP Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci, şunları söyledi:
“14 yaşında martı kaşlı bir çocuk. Aramızdan koparıldı. Bugün tam 10 yıl olmuş. 10 yıl önce o gün doğanlar bugün 10 yaşında. 10 yıl önce o gün 8 yaşında olanlar bu yıl ilk kez oy kullanacaklar. Gezi Direnişi’nden, Berkin Elvan’dan söz ediyorum. Yan stüdyoda penguen belgeseli gösterirlerken, tüm sansür girişimine rağmen ona boyun eğmeyerek Berkin Elvan’dan söz eden, Kanal D sabah haberlerinde bunu yapan biriyim. Gururla söylüyorum. İleride anlatmam gerekirse sadece kendimle ilgili bunu söylerim herhalde. ‘Ne yaptınız siz hayatınızda’ dediklerinde. ‘Gezi Direnişi’nde sansüre boyun eğmedim’ diyebilirim.
2013 yılından sonra hiçbir şey bizim için eskisi gibi olmadı. Benim dünya bakışım da değişti. Yıllar boyunca yaptığım muhabirliği sorgulamaya başladım. Etkisiz miydi acaba diye. Bir başıma ne kadar mücadele edebileceğimi sorguladım. O çadırlarda, Gezi Parkı’nda biber gazı yerken, birbirimizin gözünün içine limon sıkmaya çalışırken, hepimiz gibi o gün değişti dünyaya bakış açım. 2013’ten sonra hiçbir şeyi eskisi gibi olmadı benim içinde. Zaten sakıncalı piyadeydim, Uğur Mumcu’nun tabiriyle. Ama 2013’te Gezi Direnişinde yaptığımız yayınlarla daha da sakıncalı hale geldim. En son 2017 yılında, tek adam rejiminin oylandığı referandum sürecinde ‘hayır’ oyu kullanacağımı tweet serisiyle kamuoyuna açıkladığım için işime son verildi. Doğan Grubu ‘gazeteciliğin tarafsızlığı’ ilkesini zedelediğimi söyledi. Çok kısa bir fıkraydı. Çünkü aynı grupta ‘evet’ oyu kullanacağını açıkça beyan edenler terfi ettirilirken ben ‘hayır’ oyu kullanacağımı açıkladığım için tazminatsız işten çıkarıldım.”
“TÜRKİYE’DE REJİM DEĞİŞTİ”
Türkiye’de rejim değişti. Rejim değişikliğine karşı daha da güçlü muhalefet edebilmek için bir parti çatısı altında örgütlenmem gerektiğini fark ettim. O parti çatısı TİP’ti. Çünkü TİP, toplumsal muhalefetin Gezi’de yan yana duran ve büyüyen toplumsal muhalefetin siyasi haliydi. Meclis’te TİP’i temsil eden dört milletvekili Erkan Baş, Sera Kadıgil, Barış Atay ve Ahmet Şık aslında gezinin ta kendisiydi. Her zaman yapılanları yaparak farklı sonuç beklenemeyeceğini bize anlattılar, öğrettiler. Muhalefet yapmak için de farklı bir tarz gerekiyordu. Daha etkili muhalefet yapmak için de kürsülerde farklı söylemler geliştirmek gerekiyordu. Beni TİP’e yönlendiren de onların Meclis’te sergilediği bu cesur tablo oldu aslında. Son bir buçuk iki yıldır da TİP’te siyaset yapmaktayım. Doğup büyüdüğüm, okula gittiğim yerde, ilk kez aşık olduğum Ankara’da, Çankaya’da değiştirebileceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum. Çankaya’da ya mevcut düzen böyle gelmiş böyle gider denilen mevcut düzen devam edecek ya da TİP yıllardan sonra yollardan sonra yeniden şarkı söylenmesini sağlayacak çocuklar için. Bizim de bütün amacımız o zaten. Çocuklar yeniden şarkı söyleyebilsinler. Bu kente neşesi geri gelsin. Bu kentin şenliği geri gelsin. Bu kentte yapılması gerekenler yapılsın diye yola çıktık.”
Değirmenci, bir gazetecinin “CHP’nin kalesi olan bir yerden adaysınız. Seçilme şansınız çok kolay değil. Burada neden aday oldunuz. TİP kendini mi görmek istiyor? Hedefiniz nedir” sorusunu, şöyle cevapladı:
“BİZ İKTİDARIN EKMEĞİNE SÜREN, MUHALEFETE ZARAR VEREN BİR PARTİ OLMAK İSTEMİYORUZ”
“Biz iktidarın ekmeğine süren, muhalefete zarar veren bir parti olmak istemiyoruz. İstemedik de. Genel seçimde de tavrımız buydu. Kendini muhalefette tanımlayan, saray iktidarıyla mücadele eden hiçbir partiye zarar vermemek gibi bir politika benimsemiş durumdayız. Çok bıçak sırtı olan yerlerde de aday gösterip, iktidar bloğunun kazanmasının önünü açmak istemedik. Bu aday belirleme kriterlerimizden biriydi. Ancak çok sembolik olan ilçeler var. Türkiye sol hareketi için çok sembolik ve önemli olan ilçeler var. O ilçelerde adayımız var. Büyükşehir belediyesinde bir adayımız yok mesela. Ama şunu biliyoruz ki Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nde de TİP’li üyelerin olması en azından belki bu kentin bir ulaşım master planını artık hayata geçirilmesini sağlayacak. Çünkü bilime kulak verilmemiş. Kentin ulaşımı planlanırken master plan ya ne olacak, beklesin denilerek ellerinin tersiyle itilmiş ve bugün trafikte saatler kaybediyoruz Ankara’da. Planlama olmadığı için. TİP’li belediye meclis üyeleri iyi bir oy aldığımız ve Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’ne de girdiğimiz takdirde bunun yapılmasını sağlayacak mesela. Bir işe yarayacağız.
Çankaya, son seçimlerde yüzde 70’e varan oyla mevcut Belediye Başkanı’na destek olmuş. CHP’nin oyları hiçbir zaman yüzde 50’nin altına düşmemiş, AKP’nin aldığı oy da yüzde 15’in üzerine çıkmamış. Burada bir rahatlığımız var. ya mevcut düzeni kazanacak Çankaya’nın ya da Türkiye İşçi Partisi kazanacak. Üçüncü bir seçenek yok. Çankaya’da AKP’nin kazanma riskini görsem, oyları bölüp AKP’ye kazandıran bir isim olarak anılmak beni bunca yıllık tecrübemi ve ekranda sergilediğim tavrı reddetmem olurdu. Ben burada AKP’nin kazanma riski olmadığını, oylar CHP’nin oyları ikiye değil üçe de bölünse yine de AKP’nin kazanamayacağını gördüğüm için burada ya TİP ve İrfan Değirmenci ya da CHP ve adayı kazanacak. İki ihtimal olduğunu gördüğüm için buradayım. Çankaya seçmeninin karşısındayım.”
Değirmenci, somut projelerine ve planlarına ilişkin soru üzerine, şöyle konuştu:
“ÇANKAYA’DA İŞLEVSEL DURUMDA TEK BİR KADIN SIĞINMA EVİ YOK”
“Çankaya’da işlevsel durumda tek bir kadın sığınma evi yok şu anda. Bir tek kadın sığınma evi var, adı adresi bilinmekte. Belediye üzerine düşeni yapmış olsaydı bu şiddete karşı Çankaya’da en azından adım atılmış olabilirdi. 1 milyon insanın yaşadığı Çankaya’da müteahhitlere rica minnet yaptırılmış 15 kreş var. 123 mahalle var Çankaya’nın. 15 kreşimiz var. Kreşlerin ortalama kapasitesi 40 çocuk. Toplasanız 600 çocuk. 1 milyon kişiyiz. 600 çocukluk kreşimiz var. Sonra diyorlar ki ‘Kadın istihdamını arttıracağız, destek olacağız.’ Bugüne kadar 123 mahallenin 123’ünde de belediyenin kendi imkanlarıyla çalışan anne babaların çocuğunu bırakabileceği hatta gece de bırakabilecekleri, gündüz ve gece kreşlerini yapmış olmanız gerekiyordu. Yapacağız.
100 bini aşkın üniversite öğrencisi var Çankaya’da. 6 devlet, 6 özel üniversite var. Öğrencilerin barınma sorunu var. Bugüne kadar yönetmiş olanlar bu barınma sorununu çoktan çözebilmiş olmalıydı. Çankaya’da dahi apartmanın giriş katında ya da bilmediğiniz bir dairesinde dernek, vakıf adı altında cemaat ve tarikatların öğrencileri kendi tuzağına düşürmeye çalışmasının önüne geçmiş olması gerekiyordu. Yapacağız.”
İrfan Değirmenci, “Seçilemezseniz gazeteciliğe tekrar dönecek misiniz yoksa siyasete devam mı edeceksiniz” sorusuna, “1 Nisan sabahı çok güzel bir sürpriz yapacak Çankayalı. Onların yanlarında olduğum gibi aynı zamanda belediye meclisinde belediye başkanı olarak oturumu yönetiyor olacağım. Sözümü duyurmak için TV’de olmak durumunda değiliz, sosyal medyada da kamuoyu yaratmak mümkün, birçok alandan bunu yapabiliriz” yanıtını verdi.
]]>Hukuk, tıp, ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin yüksek katılım sağladığı etkinlikte her biri alanında uzman olan hocalar konuşma yaptı. Rektörlük Mavi Salonunda yapılan etkinliğin konuşmacıları; Erzurum Adli Tıp Grup Başkanı Prof. Dr. Ahmet Nezih Kök, Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Kurban, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Gamze Nur Cimilli Şenocak, Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Bilgehan Savaşçı Temiz ve Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Pınar Aktaş Avci idi.
Erzurum Hukuk Kulübü Başkanı Abdullah Emre Azim, etkinlik hakkında şöyle konuştu: “Erzurum Hukuk Kulübü olarak pek çok alanda faaliyet yürütme gayreti içerisindeyiz. Bu alanların başında akademi sahası geliyor. Erzurum Hukuk Kulübü olarak yapmış olduğumuz büyük işlerden birisi olacak bu sempozyum hukukun ve tıbbın kesiştiği alanlardan birini irdeleme fırsatı bulmamızdan ayrıca mutluluk duyuyoruz.”
Erzurum Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. Muhammed Çağatay Engin, Tabip Odalarının ilgilendiği en önemli konulardan birisinin de malpraktis ve hekimin hukuki sorumluluğu olduğunu dile getirerek, “Hekimin hukuki sorumluluklarını bilmesi iyi bir hekim olması kadar önemli bir konudur. Tıbbi uygulamalara bağlı hukuki sorunları Amerika’da da ülkemizde de incelediğimizde en sık karşılaşılan branş jinekolojik ve obstetrik uygulamalardır. O yüzden bu toplantıyı biz de Erzurum Tabip odası olarak çok önemsiyoruz. Hukuki sorumluluklarının farkında olan, mesleki uygulamalarını farkındalıkla gerçekleştiren hekimlerin varlığı ülkemizde çok daha nitelikli sağlık hizmeti sunulmasına katkı sağlayacaktır. Bu amaca hizmet eden bu sempozyumu düzenlediği için Erzurum Hukuk Kulübüne şükranlarımı sunuyorum.” diye konuştu.
Akademisyenlerin de yoğun ilgi gösterdiği sempozyumun birinci oturumunun başkanlığını yapan Erzurum Barosu Başkanı Avukat Talat Göğebakan ” Erzurum Hukuk Kulübü’ne teşekkür ederek başlamak istiyorum. Çünkü hukukçularla tıpçıları bir araya getirmek çok kolay bir iş değil. Ama biz tıpçılar olmadan yapamıyoruz. Onlar bizim ışığımız. Birçok davada tıp olmadan özellikle adli tıp olmadan bizlerin adım atması çok da kolay değil. Biz bir de akademik dünyayı çok önemsiyoruz. Çünkü onların görüşlerinden yargı, özellikle yüksek yargı, çokça yararlanıyor, emsal kararlarında dikkate alıyor. O nedenle bu tür etkinlerde olgunlaşan görüşler bizim için çok önemli. Bizi bir araya getirdiği ve bizlere bu fırsatı sunduğu için Erzurum Hukuk Kulübü yönetim ekibine ve hocalarımıza teşekkür ediyorum.”
Atatürk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü hocalarından Prof. Dr. Hava Özkan ve Prof. Dr. Serap Ejder Apay ile Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Zeynep Karaman Özlü de sorularıyla katkıda bulundu. – ERZURUM
]]>TİP, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde bulunan Darıca’da bugün bir işçi buluşması düzenledi. Buluşmaya; Gebze Belediye Başkanlığı’na aday olan TİP Genel Başkanı Erkan Baş ve TİP Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hakan Koçak da katıldı. İşçi buluşmasında açılış konuşmasını TİP Kocaeli İl Başkanı Umut Yaşar Özgen yaparken, TİP Gebze Gençlik Birimi Üyesi Arda Yüksel Karameşe, liman işçisi ve Derince Belediye Meclis Üyesi Adayı Sinan Teksoy, TİP Kocaeli İl Yönetim Kurulu Üyesi Yağmur Ertuğrul, Fontana işçisi Yusuf Karakaya ve TİP Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hakan Koçak da birer konuşma yaptı.
“DEVLET OLANAKLARINI ELE GEÇİRMİŞ BİR ÇETE, TARİKATLARI CEMAATLERİ ELE GEÇİRMİŞ ONLAR ÜZERİNDEN SİYASET YAPIYOR”
Buluşmada konuşan TİP Genel Başkanı ve Gebze Belediye Başkan Adayı Baş, şunları söyledi:
“Bu seçimlerde işçileri yok saymalarına, Türkiye’de her şeyi yaratan biz değilmişiz gibi davranmalarına izin vermiyoruz. Bu seçimlerde işçiler var, bunlar konuşacak. Bu seçimlerde Gebze konuşulacak, Türkiye’ye değer katan, Türkiye’de binlerce insandan çok daha fazlasını yaratan bir ilçe bu seçimlerde Türkiye çapında konuşulacak. Kocaeli konuşulacak, bunların üstünden atlanmasına izin vermiyoruz.
Neymiş efendim, Türkiye’de işçiler, emekçiler, yoksullar sağ partilere oy veriyormuş. Bakın, bunu da değiştireceğiz. Bu nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Devlet olanaklarını ele geçirmiş bir çete, tarikatları cemaatleri ele geçirmiş onlar üzerinden siyaset yapıyorlar. İşçileri, emekçileri en kötü koşullarda, örgütsüz, uzun saatler boyunca güvencesiz, iş güvenliği olmadan düşük ücrete çalıştırıyorlar; medya olanaklarını ele geçirmişler, tarikatlarıyla kuşattıkları yetmiyormuş gibi oradan bir yalan rüzgarıyla, medya ablukasıyla sabah akşam ‘Vatan, Millet, Sakarya’ edebiyatı yapıp insanları yoksulluğa mahkum ediyorlar. Dini kullanarak, ülke sevgisini kullanarak insanları esir ettikleri bir düzenin devamlılığını sağlıyorlar.
“20 YILDIR YOKSULLAR DAHA YOKSUL, ZENGİNLER DAHA ZENGİN OLMADI MI?”
Biz buraya şunu anlatmaya geldik: Söz veriyoruz, kapı kapı, sokak sokak, mahalle mahalle gezeceğiz. Artık saklanamıyor, bu ara herkes yoksulluktan bahsediyor. Yahu yoksulluğumuzu bize anlatmanıza gerek yok, o yoksulluğun nedenini konuşacağız. Biz niye yoksuluz arkadaşlar? Çünkü birileri hak etmeden çok büyük servetler kazanıyor.
Binlerce işçi kardeşime buradan sesleniyorum: Sen AKP’ye, MHP’ye, Cumhur İttifakı’na oy veriyorsun. Peki bunların yönettiği ülkede son 20 yıla bir bak bakalım. Son 20 yıldır yoksul daha yoksul olmadı mı, zenginler daha zengin olmadı mı? Pandeminin bütün yükünü yoksullara yıkmadılar mı? Ekonomik krizin bütün yükünü yoksullara yıkmadılar mı? Biz anlamıyoruz ki, ‘Memleket büyüyor, Türkiye zenginleşiyor’ diyorlar, milyonlarca insan yoksullaşıyor. Peki biz nasıl büyüyoruz, nasıl zenginleşiyoruz? Demek ki Türkiye’nin tepesine çökmüş asalaklar hak ettiklerinden çok daha fazla kazanıyorlar. Bunu AKP, MHP, Cumhur İttifakı yapıyor, bunu bu düzen partileri yapıyor. Bizim oyumuzu alıyorlar, zenginlerin servetine servet katıyorlar. Onlar bizim dualarımızı seviyorlar, zenginlerin dolarlarını seviyorlar. Onlar bizim yanımıza gelip Filistin için ağlıyorlar, çocukları gidiyor İsrail’le ticaret yapıyor. Biz halkımızı bu ikiyüzlülere, bu sahtekarlara, bu yalancılara, bu düzenbazlara terk mi edeceğiz? Bu insanlar sağa oy veriyor diye terk mi edeceğiz? Yok öyle yağma. Öyle bir şey yapmayacağız.”
]]>Türkiye İşçi Partisi, (TİP) bugün Ankara’da aday tanıtım toplantısı düzenledi. TİP’in 13 Ocak 2024’te gerçekleştirdiği yerel Yönetimler Çalıştayı’nın sonuç metninin katılımcılarla paylaşıldığı toplantıya; TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün, Ankara İl Başkanı Fırat Çoban, Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci ve belediye başkan ve belediye meclis üyesi adayları katıldı.
Toplantıda konuşan TİP Genel Başkan Yardımcısı Ergün, şunları söyledi:
“50 YILDIR NASIL MUHAFELETTE KALINABİLECEĞİNİ SİZDEN ÖĞRENDİK. BİZ ARTIK İKTİDARI İSTİYORUZ”
“Türkiye İşçi Partisi konuşuluyor. Ezber bozuyoruz, şaşırtıyoruz, ‘ne yapıyor bunlar’ deniyor. ‘Nereden çıktı aday çıkarmak, nereden çıktı iddialı şekilde seçimlere girmek’ deniyor. Biz ezber bozmaya devam edeceğiz. Siyasette oluşmuş bu statükoyu bozmak istiyoruz. Biz parayla, şantajla, koltukla, makamla geri adım atacak insanlar değiliz. Bize, ‘Bu işler böyle yapılmaz’ diyen arkadaşlar var. Evet, çok iyi biliyoruz arkadaşlar, 50 yıldır muhalefettesiniz. 50 yıldır nasıl muhalefette kalınabileceğini sizden öğrendik. Biz artık iktidarı istiyoruz. 50 yıldır mevcut durumu değiştirememişsiniz, girdiğiniz mahallelerden çıkamamışsınız, o mahallelerde kendi iktidarınızı aynı sağ partilerin yaptığı gibi rant merkezi haline getirmişsiniz. Bizim de buralardan çıkamamamızı istiyorsunuz.
“KENDİ MAHALLEMİZE SIKIŞMAYACAĞIZ”
Bu sadece muhalefete dönük değil AKP’ye dönük de bir meydan okumadır. Maalesef Türkiye’de solun/sosyalistlerin yapamadığını mahalle mahalle gezerek, ev toplantıları yaparak, gerekirse camilerin ve paranın gücünü kullanarak ama o çalışmayla örgütlendiklerini biliyoruz. Bizim bu statükoyu değiştirmek için aynı şekilde mücadele etmemiz gerekiyor. Parayla, camiyle değil ama aynı emekle karış karış gezerek mücadele etmemiz gerekiyor. Kendi mahallemize sıkışmayacağız. İmam Hatip’teki çocukları kazanacağız, cemaatlere sıkıştırılmış genç kadın arkadaşlarımızı, merdiven altı atölyelerde hiç solun kendilerine el uzatmadığı kadın kardeşlerimizi kazanacağız. Emekçileri her türlü gericilikten kurtarmak için bu adımı atıyoruz.”
“PATRONLARIN PARASIYLA MUHALEFETÇİLİK OYNAMAYA YOKUM”
Toplantıda söz alan TİP Çankaya Belediye Başkan Adayı Değirmenci ise şöyle konuştu:
“Ekranda ezilenlerin, emekçilerin hallerini anlattım. Baskılara rağmen anlattım. Herkes gelmiş, stüdyolar kurmuş Hatay’a. Etrafını çevirmişler güvenlik şeridiyle içeri Hataylıları sokmuyorlardı. Biz gittik, sokağa bir masa bir sandalye attık. Dedim ki Hataylılara, ‘Bir yıldır ne yaşadığınızı siz biliyorsunuz. Bir vekil seçtiniz, hapisten çıkartmıyorlar, Meclis’e göndermiyorlar. Gelin konuşun.’ Hataylılar geldi, saatlerce sadece onlar konuştu o televizyonda. Bu yayın bile, ‘Ne yaptın televizyona dönünce’ diyenlere bir yanıt oldu. Milletvekilleri hapisten çıkarılmayan, Can Atalay’a özgürlük diyen Hataylıları konuşturdum televizyonda. Muhalif medyanın patronları, ‘İşini iyi yapıyorsun, yapmaya devam et. Bu ekranda olman senin kariyerin açısından çok önemli’ dediler. Kariyerin iyi giderse çok rahat yaşarsın, güzel tatillere gidersin, bir başına mutlu olursun. Mutlu eder mi bu İrfan Değirmenci’yi? Etmez. Patronların parasıyla muhalefetçilik oynamaya yokum. Düzen devam etsin diye muhalefetçilik oynamaya yokum.
Çankaya Belediyesi’nin çok büyük bir bütçesi var. Bu bütçeyle 4 bin Çankayalıya 2 ayda bir 4 bin lira para verip sosyal yardım yapıyorum demek olmaz. Bu bütçeyle Çankaya’da yaşayan emeklilerin ömürlerinin en güzel zamanlarında sosyalleşebilecekleri yerler açmadıysan hala, bu bütçeyle Çankaya’da yaşayan gençlerin ücretsiz faydalanabileceği, 7/24 açık merkezleri hala kurmadıysan, üniversite öğrencileri ‘Çankaya’da acaba nerede kalacağız biz’ diye tereddüt ediyorsa o zaman burada bir sorun var demektir. O zaman o para doğru harcanmıyor demektir. O parayı hep birlikte doğru harcayacağız, siz denetleyeceksiniz.”
]]>KAMERA: SADIK KARAKULOĞLU
Türkiye İşçi Partisi (TİP), İstanbul İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısıyla Hatay İttifakı’nın Büyükşehir Belediye Başkan Adayı’nın Gökhan Zan olduğunu açıkladı. Zan konuşmasında, “Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı bu felaketin sorumluları arasında. Kendisi bu sorumluluğunu kabul edip geri çekilmek yerine partisi tarafından yeniden aday gösterilmiştir. Bu adaylık kente, kendisine daha önce oy vermiş Hatay halkına danışılmadan kararlaştırılmıştır” dedi.
Türkiye İşçi Partisi (TİP), İstanbul İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısıyla Hatay İttifakı’nın Büyükşehir Belediye Başkan Adayını açıkladı. Toplantıda konuşan TİP Sözcüsü İstanbul Milletvekili Kadıgil, “Biz Hatay halkının sesini duyduk. Biz Hataylıların yükselen çığlığını duyduk. Biz öksüz, yetim, kimsesiz bırakılan bunun üzerine bir de seçeneksiz bırakılmaya çalışılan Hatay halkının isyanını duyduk. Bu isyan Hatay halkının kendi içinde oluşturduğu ittifak bize bir isim söyledi. ‘Biz bu iki seçeneğin arasına sıkışmak istemiyoruz. Bize bir seçenek sun Türkiye İşçi Partisi’ diye, Türkiye İşçi Partisi’nin sırtına bir görev yükledi. Bir siyasi partinin görevi kendi istediğini, canının istediğini yapmak değil, temsil ettiği yurttaşların sesini taşımaktır. Biz o bu sesi sizlerle buluşturmak için buradayız” diyerek Hatay İttifakı’nın büyükşehir Belediye Başkan adayının Gökhan Zan olduğunu duyurdu.
Zan konuşmasında sadece Lütfü Savaş’a karşı değil Hatay’ı depremde yalnız bırakanlara karşı aday olduğunu belirterek şunlara değindi:
“6 ŞUBAT’TA KİMİMİZ ÖLDÜK KİMİMİZ YETİM KALDIK: Biz 6 Şubat’ta 4.17’yi gösterdiğinde saatler maalesef kimimiz öldük, kimimiz yetim kaldık, kimimiz eksik kaldık. Ama o gün ilk üç gün yanımızda hiç kimse yoktu. Kim vardı biliyor musunuz? Millet vardı, halk vardı. Milletin dayanışması vardı. Onların elini gördük. Onların ruhunu yanımızda hissettik. Ne o sabah ne de sonraki günler boyunca maalesef yanımızda devlet kurumlarını ve belediyeleri göremedik. İlk 3 gün dediğim gibi yalnız bırakıldık, terk edildik. AFAD da gelmeli, yardım da gelmedi. Umutsuzluğa kapıldık, öfkemizi, haykırdık. Ama bizim umudumuz halkımızın az önce ifade ettiğim gibi ülkenin dört bir yanında bize hemen o sabah uzatılan milyonlarca el oldu. O anlarda belki acıdan kıvrılıp soğuktan titriyorduk. İnsanımız elinde avucunda ne varsa gönderdi. Yetmedi, kendisi de geldi. Enkazlara çıplak elleriyle girdiler. Onlarca insanı çıkardılar. Biz o elleri hala tutuyoruz.
]]>