Gaziantep’te küçük bir terzi dükkanında çırak olarak başladıkları terzilik mesleğini usta olarak devam ettirten 67 yaşındaki Abdurrahman Ergen ile 66 yaşındaki Haci Demir, tam 55 yıldır iğne ipliği elinden düşürmüyor. İki usta, yarım asırdır aynı iş yerinde terzilik yaparak hem geçimlerini sağlıyor hem de gelişen teknolojiye direnen mesleği ayakta tutuyor. Çırak olarak başladıkları mesleklerini ilk günkü heyecanla yaparak müşterilerine hizmet eden Abdurrahman Ergen ile Haci Demir, terziliğe başlama hikayelerini ve mesleğin inceliğini anlattı.
“Bu mesleği ilgisi ve sevgisi olmayan yapamaz”
İlkokul 4’üncü sınıfta iken okulu terk ederek terziliğe başladığını anlatan Abdurrahman Ergen, yarım asırdır mesleğini severek yaptığını söyledi. 1968 yılının başında çırak olarak terziliğe başladığını ve 1978 yılında da kendi iş yerini açtığını söyleyen Ergen, “İlkokuldan sonra terzilik mesleğini tercih ettim. Hala da devam ediyoruz. İşimizi de severek yapıyoruz. Bu mesleğe ilgisi ve sevgisi olmayan yapamaz. Terzilik mesleği güzel sanatlara girdiği için biraz daha üzerinde fazla durulması gereken bir meslektir. Bütün ustalar gibi biz de mesleğe ilgi gösterdik. İlgi gösterdiğimiz için de mesleğimizi severek yapıyoruz” dedi.
“Müşterinin ‘eline sağlık’ demesi büyük mutluluk veriyor”
Müşteri memnuniyetini önemsediklerini belirten Ergen, “Mesleğimizin güzel tarafı siparişi bitirip müşteriye teslim ettikten sonra, müşteri de elbisesini giyip ‘eline sağlık’ dediği zaman o bize çok büyük bir mutluluk veriyor. Onun için de mesleğimizi severek yapıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Mesleğimiz zor bir meslek olduğu için kimse tercih etmiyor”
Kentteki sayılı terzilerden biri olduğunu ve kendilerinden sonra da terzi kalmayacağını kaydeden Ergen, “Ne benim çocuğum ne de torunum bu mesleği öğrendi. Mesleğimiz zor bir meslek olduğu için kimse tercih etmiyor. Ustamız, kalfamız ve çırağımız olsun, bu mesleğin kazancını az gördükleri için terziliği tercih etmiyor. 10 sene sonra da bu meslekte usta kalacağını sanmıyorum. Mesleğimiz bitmeye mahkum. Çünkü şu anda da sadece hazır elbise giymeyi tercih etmeyen ve takım elbise giymekten zevk alanlar diktiriyor” şeklinde konuştu.
“Hem terzi hem de terzi ustası sayısı azaldı”
İlkokula giderken terziliğe başladığını ve yarım asırdır da bu mesleği icra ettiğini belirten Hacı Demir de “Altın bilezik” olarak nitelendirilen terziliğin çok güzel bir meslek olduğunu ifade etti. Çıraklığı döneminde terziliğin daha kıymetli olduğunu ifade eden Demir, “Ben ilkokulu bitirdikten sonra bu mesleğe başladım. Ondan sonra kalfalık dönemi ve ustalık dönemine kadar bu şekilde bu mesleğe devam edip bugüne geldik. Çocukken bu mesleği sevdiğim için ve beğendiğim için tercih ettim. Çocukluktan beri de devam ediyorum. Çocukluk dönemimizde mesleğe ilgi bayağı vardı. O dönem konfeksiyon sayısı azdı. O dönemler çok sayıda terzi de vardı. Usta, kalfa ve çırak bayağı vardı. Şimdi ise hem terzi hem de terzi ustası sayısı azaldı” diye konuştu.
Mesleğini çok sevdiği için emekli olduğu halde çalışmaya devam ettiğini belirten Demir, Abdurrahman Ergen ile birlikte terzilik yapmaya devam edeceklerini de sözlerine ekledi. – GAZİANTEP
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
Yozgat’ta 71 yıldır terzilik yapan 82 yaşındaki Yaşar Özayan, çırak bulamadıklarını, mesleğin yok olmaya başladığını belirterek “Terzilik mesleği öyle tek kişiyle yapılacak bir meslek değil. Mutlaka yardımcı şart, tek kişiyle çok ağır oluyor” dedi.
Yozgat il genelinde bir zamanlar gözde meslekler arasında yer alan terzilik, hazır giyim karşısında ayakta kalabilmenin mücadelesini veriyor. Çırak bulamadığı için kalfa yetiştiremeyen terziler, kendilerinden sonraki nesillere mesleği öğretememenin huzursuzluğunu yaşıyor. 82 yaşındaki Yaşar Özayan, Yozgat’ta yaklaşık 71 yıldır terzilik mesleğini aynı heyecanla yürütmeye çalışıyor. Terziliğin son yıllarda yok olmaya yüz tutmuş, çırak ve usta yetiştiremeyen bir meslek haline geldiğine dikkat çeken Özayan, kendilerinden sonra mesleği yapabilecek çırak bulamadıklarını anlattı.
71 YILDIR ELİNDEN İĞNE İPLİK DÜŞMÜYOR
İlkokulu bitirdikten sonra bir ay demirci ustası yanında çıraklık yapan, daha sonra da babası tarafından terzi Osman Şenyiğit’in yanına çırak olarak verilen Özayan, ilerlemiş yaşına rağmen mesleğini ilk günkü titizliğiyle sürdürüyor. Terzilik mesleğini çok sevdiğini dile getiren Özayan, şöyle konuştu:
“1953 yılında terzi çırağı olaraktan girdim, 1961 yılının sonunda askere gittim. O güne kadar da hep terzi çıraklığı, kalfalığı yaptım, bir ustayla yetiştim, çok da seviyordum. Ustam da Yozgat’ın en eski terzilerinden biriydi. Büyük bürokratlardan müşterileri vardı. Çok da seviyordum, onlar da beni çok seviyorlardı, yaptığım işi severek yaptığım, başarılı olduğum için. 1961 yılının sonunda askere gittim. Askerde işin en garibidir terzilik yapmadım, bölükte yazıcıydım, çok beğenildik. Taburumuz da Kars’taydı. Orada bütün subaylar bana hep ‘kibar yazıcı’ diye hitap ederlerdi. Askerden terhis oldum geldim 1964 yılının birinci ayında, büyük yenilikler var. Arkadaşlarım dükkan açtı, ben açmadım. Düşük kemerler, İspanyol paçalar, üç düğme elbiseler, yanlardan yırtmaçlı, vücuda oturuyor. Ben dükkanı açmadım, 10 ay daha ustamın yanında çalıştım. Gelen müşteriler beni tanısınlar, hem yeniliklerin içerisine gireyim, aniden böyle içine düşmeyelim dedik. 10 ay sonra dükkan açtım. Bir ay kadar bir sendeleme yaptık. Ondan sonra devam ettim ama manifaturacılardan da bir tanesi beni çok destekledi. Arta kalan işlerini hep gönderirdi bana. Ondan sonra da işte terziliğimizi ilerlettik. Beğenildik, bütün bürokratlar ustamın olduğu müşteriler gibi bana gelmeye başladı.”
“SANAT EMEK VERDİKÇE PARA DA GELİR, MADDİYAT DA GELİR”
Eskiden çırağı köyden getirirler, eti senin kemiği benim derlerdi. Sanatı illaki iyisini öğrensin derlerdi. Benim yanımda 7-8 kişi çalışırdı, onlarla beraber arkadaşça çalışırdık, gecenin geç vakitlerine kadar, diğer günlerde de aynı. Çocukları yetiştirdim, çok gelen oldu da içlerinden 12 tanesi yetişti, usta oldu. Çokları da sanatı bıraktılar. Biz devam ettirdik, ettiriyoruz, çok da seviyorum. 2012 yılında ‘yılın ahisi’ seçildim, beni aday göstermişler. Eskiden Kırşehir’deydi sonradan Yozgat’tan ilk olarak beni aday gösterdiler. Jürimiz çok büyüktü. Vilayetten, ticaret müdürlüğünden, ticaret odasından, esnaflar birliğinden büyük bir jüri huzurunda bize cübbeyi giydirdiler. Yılın ahisi seçildik, çok onurlandım. Sanata kıymet vermiyorlar. Sanatımız çok güzeldir. Sanat emek verdikçe para da gelir, maddiyat da gelir. Şimdi hazır elbiseler çıktı. Hazırın yanı sıra da siparişler de geliyor. Ben şu yaşa gelmişim hala daha sipariş de geliyor. Müşterilerim dışarıdan da içeriden de geliyor. Geliyorlar yapıyorum ve beğeniliyor da. Fakat şimdi bizim terzilik mesleği öyle tek kişiyle yapılacak bir meslek değil. Mutlaka yardımcı şart, tek kişiyle çok ağır oluyor. Bugüne kadar da devam ettirdik, geldik. Ama her şeyden önce sanat, müşteriye hitap, bu en başta gelir. Müşteriye hitap etmesinde başarılı olacaksın. Çünkü gelen müşterilerin hepsi de üst düzeyde olduğu zaman sen de kabiliyetliysen sanatın en güzelini öğrendiğin gibi kelimelerin de en güzelini öğrenirsin. Bilgin de artar müşterilerinle muhatap olursun, beğenilirsin, sevilirsin. Yani en başta gelen şey; hem sanat hem kabiliyet hem konuşma.”
]]>