Ömer Çelik, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) sonrasında açıklamalarda bulundu. Çelik, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak’a düzenlediği ziyaret, yeni anayasa çalışmaları, öğretmen atamaları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MHP lideri Devlet Bahçeli ile yaptığı görüşme ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile yapacağı görüşmeye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutlayarak sözlerine başlayan Çelik, MYK toplantısında Gazze’deki durumun birinci gündem maddeleri olmaya devam ettiğini söyledi. Çelik, “Hiçbir güç Netanyahu hükümetinin soykırımcı politikasını durduramıyor. Batılı ülkelerin bir yandan Netanyahu’ya silah vermesi ve bir yandan Gazze’ye insani yardım göndermesi şeklindeki çifte standartlı gündem, onları daha çok cesaretlendiriyor. Bütün bunlara rağmen küresel vicdan ayakta. Dünyanın birçok şehrinde son derece asil ve soylu insanlar tepkilerini net bir şekilde ortaya koyuyorlar. Halklar Filistin davasından yana tavır koymaya devam ediyorlar” diye konuştu.
“SOYKIRIMA KARŞI ÇIKMAYA VURULAN TERS KELEPÇE BÜTÜN HAFIZALARA NAKŞEDİLDİ”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını protesto eden bir öğretim üyesinin fotoğrafını gösteren ve ABD’deki Filistin’e destek eylemlerine ilişkin konuşan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aydınlar, düşünürler, siyasetçiler, öğrenciler çeşitli vesilelerle tepkilerini ifade etmeye devam ediyorlar. Fakat gördüğümüz gibi son dönemde meydana gelen protestolar karşısında bütün bu protestolarının neticesi olarak gündeme gelen bir takım eylemlerde görünen şudur ki; Buna verilen tepkiler kesinlikle Gazze meselesinde insani bir duruşu bastırmaya, insanlığın ve vicdanın sesine tepki vermeye dönüktür. İnsanların Gazze’den yana Gazze’deki insanlık durumundan yana ortaya koydukları tepkileri, haklı duruşu dünyanın demokratik ve batılı ülkelerinin ters kelepçe dediğimiz bir uygulama ile karşıladığını görüyoruz. Düşünceye, felsefeye, vicdana, vurulan bu ters kelepçe şu anda en önemli gündem maddesi olmaya devam ediyor. Dünyanın demokratik dediğimiz ülkelerinin verdiği tepki maalesef hiçbir şekilde insanlık onuruna yakışan bir tepki değil. Bu görüntüler vicdana ve düşünceye vurulan ters kelepçenin, soykırıma karşı çıkmaya vurulan ters kelepçenin sembolü olarak bütün hafızalara nakşedilmiştir.”
“IRAK, PKK’YI TERÖR ÖRGÜTÜ LİSTESİNE ALMALI”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçekleştirdiği Irak ziyaretine ilişkin konuşan Çelik, “Görüşmenin başlıkları çok kapsamlıydı. Terörle mücadele, sınır aşan sular, güvenlik, savunma sanayi, ticaret, sağlık, enerji ve ulaşım gibi konularda çok kapsamlı değerlendirmeler yapıldı” dedi.
Tek seferde en çok anlama imzalanan ziyaret olduğuna dikkati çeken Çelik, “Yaklaşık 27 kalemde anlaşma imzalanmıştır. Bütün bölgede kaos ve istikrarsızlık sürerken, Kalkınma Yolu Projesi’nin bu ziyarette merkezi konulardan birisi olmasıdır. Irak makamlarının PKK’yı yasaklı örgütler listesine almasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ama doğrudan terör örgütü listesine alması gerektiğini de ifade ediyoruz. PKK, Irak’ın toprak bütünlüğüne de Irak halkına da karşı olan terör örgütüdür. Bir terör örgütünün görmesi gereken muameleyi görmesi gerekir.” diye konuştu. dedi.
“ŞİMŞEK VE EKİBİNE OLAN DESTEĞİMİZ TAMDIR”
Yeni anayasa görüşmeleri ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yönetilen eleştirilere de Çelik, “Meclis Başkanı’mızın yürüttüğü çalışmalar, partilerin Anayasa tekliflerinin olması ama Anayasa’nın milletin Anayasası olması şeklindeki prensip şeklinde sürüyor. Biz de bunlara olumlu yaklaşıyoruz. Ekonomi yönetimiyle ilgili spekülasyonlar yapılıyor. Mehmet Şimşek ve ekibine olan desteğimiz tamdır. Politikalarını tam olarak destekliyoruz. Bu çerçevede politikalarımız sürdüreceğiz” ifadesini kullandı.
“AKSAYAN YERLERİN HER ZAMAN DÜZELTİLMESİ MÜMKÜNDÜR”
Çelik, “İYİ Partili Müsavat Dervişoğlu parlamenter sistem haricinde görüşmelere kapıyı kapattı. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Cumhurbaşkanlığı makamı ile başbakanlık arasındaki çelişki askeri ve yargı vesayetini doğuruyor. Anayasa kitapçığı fırlatma hikayesinde Türkiye’nin ödediği ekonomik bedel çok yüksektir. Gelinen noktada vatandaşa verilen hak asla geri alınmaz. Cumhurbaşkanını seçme yetkisi doğrudan vatandaşımıza verilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tüm testlerden geçmiştir. Türkiye’nin çağdaş sivil bir anayasaya ihtiyacı var. Aksayan yerlerin her zaman düzeltilmesi mümkündür.”
Çelik, öğretmen atamalarına yönelik soruya ise “Takvim çalışmaları ve sayı çalışmaları yapılıyor. Kısa sürede açıklanır. Kendileri her zaman bizim gündemimizde. Genç arkadaşlarımızın atanma konusundaki arzularını son derece saygıyla karşılıyoruz.” dedi.
“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu verdiği bir röportajda Hamas’a yönelik bazı eleştiriler getirdi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Çelik, “Biz bu açıklamaları yanlış bir açıklama olarak değerlendiriyoruz. Hamas’ın bir terör örgütü olarak nitelenmesi ve suçlanması tamamen yanlıştır” diye yanıt verdi.
“RUTİN OLARAK İSTİŞARELER SÜRÜYOR”
AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasındaki görüşmeye ilişkin bir soru üzerine de şunları söyledi:
“Görüşmenin herhangi bir şekilde çeşitli olaylara bağlı olarak da gelişebilir. Kendi rutini olarak da istişareler sürüyor. Cumhurbaşkanımız MYK toplantımızda da bu konuya değindi. İç ve dış politikaya dair gündemlerin gözden geçirildiğini ifade etti. Bahçeli ve Cumhurbaşkanımız arasında geçen görüşme herhangi bir olaya endeksli değil. Türkiye’de nitelikli bir muhalefet olsun. Doğru siyasi rekabetin kurulduğu söylemler ve politikalarla siyasi diyalektik gerçekleşsin. Bu olduktan sonra Türkiye’de siyasetin daha verimli yapılması konusunda yeni kapılar açılmış olur. Umarız yeni dönemde CHP’nin tutumu bu şekilde şekillenir.”
rn
]]>Miroğlu, Bursalı’ya tepki gösterdiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bir milletvekilinin halka karşı sorumluluğu bir yasama yılıyla sınırlı değildir. Milletvekilinin ülkesine karşı ahlaki ve vicdani sorumluluğu bana kalırsa ölünceye kadar devam eder. Yasama yılı bittiğinde bugün artık özgürlüğüme kavuştum diye düşünen milletvekili, o makama hiç inanmamış demektir. Ve ülkemizin içine sürüklendiği vasatlık -vekil olduğunun bilinciyle hareket eden vekillerimizi tenzih ederim- son yıllarda geldi, TBMM seçimlerini de vurdu.
“Milletvekilliği itibar satın almanın mümkün hale geldiği bir alana dönüştü”
Liyakat, siyasi temsil gibi vasıflar rafa kaldırıldı. Milletvekilliği çeşitli karmaşık ilişkilerden ‘aklanmak’ ve ‘netameli bir geçmişi silmek ve itibar satın almanın mümkün hale geldiği bir alana dönüştü. Manzarayı umumiyeye bakan herkesin, rahatlıkla ‘bu iş demek bu kadar ucuz ‘ diyebileceği bir alan! Oysa ilk meclisin kuruluşundan başlayarak meclisimize giren vekillerimizin her biri roman olabilecek kadar güçlü hayat hikayelerine bakarsanız, gerilemenin ve düşüşün ne boyutlarda olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz.
Devir, kabul edelim ki, o makama inanmadan oturmayı, o makamı her kapıyı açacak bir maymuncuk olarak kullanmayı amaçlayanların ve başkaları tarafından o makama oturtulmayı her nasılsa rahatlıkla başaranların devridir artık. Milletvekilliği hiçbir meslek grubuyla eşdeğer değildir. Adı üstünde milletin vekili!
“İnsanlar bunu mesele eder”
Venezuelalı bir turistin İstanbul’da Nusret’te et yemesini sorun etmez kimse, haber değeri bile olmaz ama halkı yoksulluktan ülkesini terk ederken Venezuela Devlet Başkanı Maduro (üstelik sosyalist!) İstanbul’da Nusret’te görülürse bunu mesele eder insanlar. (Nitekim öyle de oldu, hatırlayın.)
Türkiye’de de bunca yoksulluk varken ve her iki vekilin partisi son seçimde yerelde iktidarı kaybetmekle kalmamış bir de ‘kan ve ruh kaybettiği’ liderinin dilinden ifade edilmişken, partiye oy veren ve üye olan milyonlarca insan nefesini tutmuş ne olacak diye beklerken, böyle bir süreçte gerçekleşen Monaco ve Maldivler tatiline de yurt içindekilere de bakarlar insanlar ve sorgularlar her bakımdan!
“Mesele, durumun milletin vekili olmanıza yakıştırılamaması”
Sizin çıktığınız tatilde faturayı ödeyecek zenginlikte olmanız değildir mesele, milletin vekili olmanıza durumun yakıştırılamamasıdır. Milletvekili seçilmişseniz özel hayatınız, ve başka vasıflarınızla kamuoyunun önünde yaşamayı kabullenmişsiniz demektir. Milletvekili bir sosyal medya fenomeni gibi davranamaz. Malumunuz, kişinin kendini ‘ifşa etmesi” sosyal medyanın insanı adeta mecbur kıldığı bir ‘merak ve hoşlanma’ alanına dönüştü.
Son iki hadisede de bu ifşa tutkusunun yol açtığı zarar- ziyanı hep beraber yaşamış olduk ve en büyük zararı da bu vekillerimiz ve partileri görmüş oldu ki unutulacak gibi de değil hadise. Milletvekili sevincini, acısını, insanlığın ortak değerlerini hatırlatmaya hizmet edecekse özel hayatına ilişkin anları ve zamanları da paylaşır elbette, gerisi ona kalır, ama ‘ifşa etmez’.”
AK PARTİ’DEN GELEN DİĞER TEPKİLER
Eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner de AKP’li Orhan Miroğlu’nun paylaşımını alıntılayarak Bursalı’ya tepki gösteren isimlerden oldu. Mehmet Metiner paylaşımında “Daha nelere şahit olacağız. En çürümüş kurumların başında ahbap-çavuş-talimat ilişkisiyle yürüyen medya geliyor. O yüzden yeni bir medya düzeni şart dediğimde o birileri hop oturup hop kalkıyor” ifadelerini kullandı.
AKP Hatay Milletvekili Abdülkadir Özel kendisine ait sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Bursalı’ya tepki gösterdi. Özel, paylaşımında, “Hem halktan sokaktan kopuk hem de yediğini gezdiğini paylaşacak kadar görgüsüz…” dedi.
Bursalı’nın Monaco’da yediği ıstakozun fotoğrafını sosyal medya hesabından paylaşmasına en sert tepki de AKP MKYK Üyesi Mücahit Birinci’den geldi. Birinci, Bursalı’nın paylaşımı hakkında “Herkes kendine gelsin! Ya da bu partiden defolup gitsin! Yeter!” mesajı paylaştı.
]]>İran’ın Şam Büyükelçisi, saldırıda yedisi İran Devrim Muhafızları (IRGC) üyesi ve altı Suriye vatandaşı olmak üzere 13 kişinin öldüğünü açıkladı.
Öldürülenler arasında, IRGC’nin ülke dışındaki kolu Kudüs Gücü’nün önemli isimlerinden Tuğgeneral Muhammed Rıza Zahedi de vardı. İsrail, herhangi bir açıklama yapmasa da İran ve Suriye bu ülkeyi suçladı.
London School of Economics (LSE) Uluslararası İlişkiler Profesörü Fawaz Gerges “Bu sadece İran devletinin kendisine karşı değil, Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nün üst düzey liderliğine karşı bir saldırıydı. Kudüs gücü Lübnan’daki Hizbullah ve Suriye’ye silah ve teknoloiji transferinin koordinasyonu için” dedi.
Saldırı, İran hükümetinin üst düzey isimlerinden kızgın tepkilerin yanı sıra misilleme tehditlerini de beraberinde getirdi.
Dini lider Ali Hamaney “Onları, bu suçu işlediklerine ve benzer hamlelere giriştiklerine pişman edeceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de, Suriyeli mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde saldırıyı “insanlık dışı, saldırgan ve rezil bir hareket” diye tanımladı.
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahyan da saldırıyı tüm uluslararası zorunluluklar ve anlaşmaların ihlali olarak tanımladı.
Emir Abdullahyan dışişleri bakanlığının internet sitesindeki açıklamasında da doğrudan İsrail’i suçladı ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun “akli dengesini tamamen kaybettiğini” söyledi.
Bu yorumlar, Gazze Savaşı devam ederken İsrail ve İran’ın müttefikleri arasındaki şiddetin yükseleceği korkularını artırdı. Ancak BBC’ye konuşan uzmanlar İran’ın misilleme seçeneklerinin hem boyut hem de sayıları anlamında kısıtlı olduğunu vurguladı.
Orta Doğu uzmanı ve yazar Ali Sadrzade, “İran ekonomik, siyasi ve askeri kabiliyetleri anlamında İsrail ile büyük bir çatışmaya girecek imkanlara sahip değil” dedi.
“Ancak iç tüketim ve bölgesel müttefikleri arasındaki itibarını korumak için bir tür tepkiyle gelmek zorunda.”
Fawas Gerges de bu görüşe katılıyor ve “İsrail İran’ı gerçekten küçük düşürse de, burnunu kanatsa da” Tahran’ın İsrail’e doğrudan bir misillemede bulunmayacağını vurguluyor.
Gerges, İran’ın büyük ihtimalle “stratejik bir sabır” göstereceğini, çünkü daha önemli bir amaca, nükleer silah yapmaya öncelik vereceğini söylüyor.
“İran güç topluyor, uranyum zenginleştiriyor ve ilerleme kaydediyor. Ve İran için büyük ödül 50 balistik füze yollayıp, 100 İsrailli öldürmek değil, stratejik caydırıcılık elde etmek. Sadece İsrail’e karşı değil ABD’ye de.”
Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana, Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’de İran destekli milislerin İsrail çıkarlarına yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları arttı. Ancak , İsrail’i topyekun bir savaşın içine çekmekten kaçınıyor gibi görünüyorlar.
Sadrzade “İran’ın vekil güçlerinin İsrail’in bir diplomatik misyonuna saldırı düzenlemesini bile düşünmek zor” diyor.
Ancak Ali Sadrzadeh, İran destekli Husi milislerinin Kızıldeniz’de özellikle ABD ve İsrail bağlantılı gemilere saldırılarını büyük ihtimalle sürdüreceğini tahmin ediyor.
Ancak, İsrail’le şimdiden kuzey sınırında çatışan İran destekli güçlü Hizbullah milislerinin, Şam saldırısına tepki verecek mi?
Hizbullah, dünyadaki en büyük ağır silahlı ve devlet aktörü olmayan silahlı güç. Bağımsız tahminler örgütün 20 ila 50 bin savaşçısı bulunduğunu söylüyro. Bir çoğu da Suriye iç savaşına katılmış olmalarından dolayı iyi eğitimli bi çatışma deneyimli.
Buna ek olarak, düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezine göre ellerinde tahminen 130 bin roket ve füze var.
Ancak yine de BBC’nin konuştuğu uzmanlar, Hizbullah’ın İsrail ile çatışmayı yoğunlaştırmasının düşük bir ihtimal olduğunu söylüyor.
Fawas Gerges “Hizbullah gerçekten İsrail’in tuzağına düşmek istemiyor. Çünkü Benyamin Netahyanu ve savaş kabinesinin savaşı genişletmek istediğini fark ediyorla. Benyamin Netanyahu’nun siyasi geleceği Gazze’deki savaşın devamına kuzey sınırında Hizbullah’la çatışmanın yoğunlaşmasına ve hatta İran’ın kendisiyle savaşa tutuşmaya bağlı” diyor.
Ali Sadrzade de İran’ın İsrail’le bir savaşı göze almak yerine “sembolik” bir tepki vereceği görüşünde.
İran’ın İrak’takti Al Asad Hava Üssüne düzenlediği saldırıyı hatırlatan Sadrzade “İran en önemli komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesine verdiği karşılık gibi sembolik saldırılar düzenlemede uzman” diyor.
İran’ın “ağır intikam” sözlerine karşın, üsteki ABD’li askerlerden ölen olmamıştı ve ABD Ordusu’nun füzelerin gelişine dair uyarı aldığını söyleyen haberler gündeme gelmişti.
Fawas Gerges Şam’daki saldırının “İran’ın savunmasının altını oymayı, dünyaya İran’ın kağıttan bir kaplan olduğunu göstermeyi ve İran’ın güvenlik aygıtının belini kırmayı” amaçladığını vurguluyor.
Gerges “Ancak İran’dan dünyayı sarsan, doğrudan bir tepki görmeyeceğiz” diye de ekliyor.
Peki, büyük bir askeri tepki olmayacaksa, İran’ın önündeki diğer seçenekler ne?
İsrail Siber Politika Enstitüsü’nden Tel Pavel “İran’ın İsrail’den intikam almak için siber alemi ya da başka bir boyutu kullanması olasılığını yabana atamayız. Felç etmek, bilgi çalmak ya da sızdırmak için enformasyon teknolojisine siber saldırılar düzenleyebilirler” diyor.
Ülkenin nasıl bir tepki göstereceğine İran ve özellikle de dini lider karar verecek. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kanani pek renk vermedi.
Sözcü “İran tepki verme hakkını saklı tutuyor ve saldırgana karşı nasıl bir misilleme ve cezalandırma olacağına karar verecek” dedi.
]]>