Görüşme sırasında G.A, Abdulmecit Akın’a kendisinden ayrılacağını söyledi. İddiaya göre muhtar Akın, genç kızı silah çekerek tehdit etti.
G.A’nın şikayeti üzerine gözaltına alınan Akın tutuklanarak ceza evine gönderildi.
Köy muhtarın tutuklanmasının ardından muhtarlık yetkisi valilik kararıyla geçici olarak dördüncü muhtar azasına verildi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Şimdiye kadar ‘bölge ülkelerinden yapılan açıklamalara karşılık veririz’ diyen İsrail, bugün gerçekleştirdiği bu suikastla beraber bir ‘bölge savaşı’ istediğinin ilk tetiğini çekmiştir. ve bu artık yeni bir aşamaya geçildiğini göstermektedir. İsrail hükümeti bütün bölgedeki ülkelerin milli güvenliğini tehdit etmektedir” dedi.
AK Parti Sözcüsü Çelik, parti genel merkezinde açıklama yaptı. Çelik, Filistin davasının önemli liderlerinden Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye’nin Siyonist suikast neticesinde hayatını kaybederek, şehit olduğunu belirterek “Bu aynı zamanda milletimizin acısıdır. Cumhurbaşkanımız, Filistin davasındaki mücadeleyi Kurtuluş Savaşı’mıza benzetmişti. İnsanlık değerlerinden yana olanların ve herkesin acı bir günü bugün. Milletimizin ve tüm insanlığın da başı sağ olsun. Bu siyonist suikastı gerçekleştiren katliamcı ve soykırımcı şebeke, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrasında da aynı katliam siyasetine ve soykırıma devam edeceğini ifade ediyor. Bu bir dönüm noktasıdır. Dün Lübnan’a yapılan saldırı, bugün gerçekleştirilen bu saldırı net bir şeyi ortaya koyuyor ki, katliamcı ve soykırımcı şebeke bundan sonra zulümlerini artırarak devam edecektir. Amerikan Kongresinde Netanyahu ayakta alkışlanmıştı. Oradaki her alkışın bu zulme destek vermek anlamına geleceğini söylemiştik. ve orada verilen her alkış, bugünkü bu suikasta verilen destek olarak ortaya çıkmıştır, dün Lübnan’a yapılan saldırı olarak ortaya çıkmıştır” dedi.
‘ULUSLARARASI TOPLUMUN KAYITSIZLIĞI BU NOKTAYA GETİRMİŞTİR’
Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk andan itibaren Netanyahu’nun ve katliamcı-soykırımcı ekibinin saldırgan bir siyaset peşinde koştuğunu ve bunun Türkiye dahil, bölge ülkelerinin hepsinin milli güvenliğini tehdit eden sonuçlara ulaşacağını söylediğine dikkat çekti. Çelik, “7 Ekim’den bu yana görüldü ki; Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı açıklamalar teker teker gerçekleşmiş, ortaya çıkmıştır. Uluslararası toplumun kayıtsızlığı bu noktaya getirmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamalarına destek verenlerin Filistin Devleti’ni tanıdıklarını ve Filistin davasında daha pozitif bir rol aldıklarını hep beraber gördük. Fakat maalesef Batı toplumu barış için bir inisiyatif koymak yerine Filistin Devletini tanıyanlar ve destekleyenler hariç oraya savaş gemisi göndermeyi tercih ettiler. Bugün bu suikasttan sonra İsrailli bakanların yaptığı açıklamalara baktığımızda bu suikastı daha da öteye taşıyacak bir takım organizasyonlar içerisinde olduklarını görüyoruz. Eğer ilk gelen bilgiler doğruysa, başka bir devletin topraklarından Tahran’a füze atılarak bu suikast, bu alçak eylem gerçekleştirilmişse, İsrail’in bütün bölgede suikastlar ve istikrarsızlaştırıcı eylemler yapacak bir organizasyon ağı içerisinde olduğu görülmektedir” diye konuştu.
‘BÜTÜN ÜLKELERİN MİLLİ GÜVENLİĞİNİ TEHDİT ETMEKTEDİR’
Dünya barışının kilidinin Orta Doğu barışı olduğunu, Orta Doğu barışının kilidinin de Filistin barışı olduğunu vurgulayan Çelik, “Bu denklemi tersine çevirmektedir, Netanyahu’nun soykırımcı kabinesi. ve Filistin barışını yok edecek şekilde oraya dair bütün umutları ve zeminleri yok edecek şekilde bir katliam ve soykırım siyaseti güderken, aynı zamanda Orta Doğu barışını sabote etmeye çalışmaktadırlar. Bu da dünya barışının sabote edilmesi anlamına gelecektir. Bugün artık yeni bir güne geçilmiştir. Şimdiye kadar ‘bölge ülkelerinden yapılan açıklamalara karşılık veririz’ diyen İsrail, bugün gerçekleştirdiği bu suikastla beraber bir ‘bölge savaşı’ istediğinin ilk tetiğini çekmiştir. ve bu artık yeni bir aşamaya geçildiğini göstermektedir. İsrail hükümeti bütün bölgedeki ülkelerin milli güvenliğini tehdit etmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız 7 Ekim olaylarının olduğu ilk günden itibaren bu uyarıyı yapmaktadır. ve Sayın Cumhurbaşkanımızın onların Filistinli kardeşlerimizin mücadelesini bizim Kurtuluş Savaşı’na benzeten açıklamaları ortaya çıktığı zaman bazıları bunu yadırgamıştı. Ama şimdi görülmektedir ki bütün bölge ülkeleri açısından ve ülkemizin de yer aldığı içinde yer aldığı bölge ve çanak açısından İsrail’in bütün bu eylemleri ağır, aşırı, net ve yakın bir tehdit oluşturmaktadır” diye konuştu.
‘BU EYLEMİ GÜÇLÜ ŞEKİLDE LANETLİYORUZ’
Bazı devletlerden ilk duyulması gereken açıklamanın; bu eylemin kınanması ve lanetlenmesi olması gerektiğini ifade eden Çelik, şunları söyledi:
“Ama ABD adına yapılan ilk açıklama Savunma Bakanlığı’ndan yapıldı ve denildi ki; ‘İsrail’e bir saldırı olursa İsrail’i korumaya hazırız. Bugün mesele İsrail’in korunması meselesi değildir. Bölge halklarının ve bölgedeki devletlerin İsrail’den nasıl korunacağı esas meseledir.’ Tehdit oluşturan Netanyahu hükümetinin saldırganlığıdır. Bugüne kadar ‘İsrail’in güvenlik hakkı vardır’ diyerek, yapılan savunmaların altına ne koyuldu? Birileri ‘İsrail’in güvenlik hakkı vardır, İsrail’in kendini savunma hakkı vardır’ dedikçe İsrail hukukun dışına çıkarak, Netanyahu hükümeti hukukun dışına çıkarak çocukları öldürdü, kadınları öldürdü. Eğer soykırım yapmak için destek isteyeni, soykırım yapmak için, katliam yapmak için destek isteyeni, çocuk öldüreni ayakta alkışlarsanız o da başka eylemlere girişmeye kalkar. Bugün artık yeni bir faza geçilmiştir, yeni bir zemine geçilmiştir. Filistin ve Gazze’deki katliam ve soykırımlardan sonra bütün bölgeye dönük olarak bir saldırı silsilesi gerçekleştireceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu eylemi en güçlü şekilde lanetliyoruz.”
‘BÜTÜN DÜNYA BARIŞI TEHDİT ALTINDA KALACAKTIR’
AK Parti’li Çelik, kendilerine gelen ilk bilgilere göre saldırının başka bir ülkeden atılan füzeyle gerçekleştiğini ifade ederek, “Tabii bunların hepsi teyit edilmeye muhtaç. Böyle bir şey gerçekleştiyse, bütün bölge ülkeleri içerisinde İsrail’in böyle bir ağ ve network kurduğu, böyle bir bağlantı şeması içerisinden bu politikayı yürütmeye çalıştığı görülüyor. İlk günden itibaren ‘bölge ülkelerinin haritasını değiştireceğiz’ diyen Netanyahu, ‘David Koridorunu kuracağız’ diyen Netanyahu, bir takım dini referansları istismar ederek siyasi proje peşinde koşan bu soykırımcı hükümet bugün gelinen noktada tamamen bölge barışını hedef aldığını göstermektedir. Peki, bunu Avrupa’daki parlamentolarından, ya da ABD kongresinden uzaktan ve konforlu bir alanda izlediğini zannedenler bunun, bölgeyle sınırlı kalacağını mı düşünüyorlar? Kesinlikle hayır. Dünya barışının kilidi Orta Doğu barışıdır. Orta Doğu barışının kilidi Filistin barışıdır. Şimdi bu denklemi tersinden kurarak Netanyahu soykırımcı hükümeti, Filistin’de soykırım gerçekleştirerek bir bölge savaşı çıkarmaya çalışıyor. Bu olduğu takdirde de bütün dünya barışı tehdit altında kalacaktır. Sadece Orta Doğu’yla sınırlı kalmayacaktır. Akdeniz’e sıçrayacaktır, Avrupa barışını tehdit edecektir ve Atlantik’te birtakım sonuçlar doğuracaktır. Bugün yapılan eylem artık bütün bölge barışına ve insanlığın temel değerlerine karşı bir meydan okumadır. Bugünden itibaren durdurulmazsa bu çok daha vahim sonuçlara yol açacak neticeler ortaya çıkaracaktır. Bu savaş şebekesine karşı, bu soykırımcı şebekeye karşı, bu katliamcı şebekeye karşı temel değerler temelinde, uluslararası hukuk temelinde barışı desteklemeye, barışı güçlendirmeye ve Filistinli kardeşlerimiz için mücadele etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
]]>Sözcü’de yer alan habere göre; Pedagoglar eşliğinde kendisine zorla tecavüz eden sanıkları isim isim teşhis eden F.B’nin mahkeme ifadesi şöyle:
– E.Ş: Her seferinde zorla tehdit ve şantajla bana tecavüz etti. Gelmezsen ailenden birine zarar veririz dedi. Gitmediğimde yolda yürürken üzerime araba sürüp ezmeye çalıştı.
– M.S: Kırtasiyecidir. Tehditle beni ıssız yerlere götürüyordu. Sayısını hatırlamıyorum, ancak 6 kez benimle cinsel ilişkiye girdi.
– B.B: Kendi evine götürüp 2 kez ilişkiye girdi
– Y.A: Evin damında benimle 3 kez ilişkiye girdi. Yanında bir kişi daha vardı, onu tanımıyorum, o da benimle ilişkiye girdi. Annem bana neden dışarı çıktığımı soruyordu. Bende hava almaya çıktığımı söylüyordum. Çünkü babamın ölümünden sonra ailemi öldüreceklerini söylüyorlardı.
– R.E: Beni bıçakla tehdit edip şantaj yaparak zorla PTT binasının arkasında cinsel ilişkiye girdi. Bir defasında da PTT’nin arkasında minare denilen ıssız bir yere götürüp tecavüz etti, Burası bağırsanız da kimsenin duyabileceği bir yer değil. Uyuşturucu kullananların gittiği bir yerdir.
“ÜZERİMDE SİGARA SÖNDÜRÜP KEMERLE DÖVDÜLER”
– M.Y: Issız bir yerde bana tecavüz etti, sonra PTT arkasındaki minarenin orada benimle 4 kez tehdit ve şantajla ilişkiye girdi.
– S.A: Anadolu lisesinin önünde yürürken beni görünce ağzımı kapatarak beni orada bulunan bir evin damına çıkarıp tecavüz etti. Hastanede çalışan arkadaşı S.E’yi de çağırdı. İkisi de uyuşturucu içtikten sonra bana zorla tecavüz ettiler.
– A.K: Beni eve kapatıp kemerle bağladıktan sonra 2 kez tecavüz etti. Bir kez de ıssız bir yerde araç içinde bana tecavüz etti.
– S.E: Beni bir evin damına çıkarıp 3 kişi ile birlikte zorla bana tecavüz ettiler. Ağzımı yazma ile bağladılar. Gece olunca beni minare dediğimiz yere götürdüler. Burada ateş yakıp bira içtiler. Ben ağlayıp eve gitmek istedim, onlarda beni Diyarbakır’a götüreceklerini söyledi. Sonra başka zaman kendileriyle gideceğimi söyleyip kendilerini kandırıp eve gittim ve bir daha dışarı çıkmadım.
– H.Ç: Kendisiyle kaç kez ilişkiye girdiğimi hatırlamıyorum. Beni Kulp çayı kenarına götürüp tecavüz ediyordu. Bir gün bana tecavüz etti, sonra yanındaki 3 kişi sırayla bana tecavüz etti. Beni başkalarıyla ilişkiye zorluyordu, ilişkiye girdikten sonra bana eziyet ediyorlardı. Üzerimde sigara söndürüp dövüyorlardı. Eve gitmek istediğimde kemerle beni dövüyorlardı. Anneme, ağabeyime zarar vereceklerini söylüyorlardı. Annemin dikkatini çekmişti, neden bu haldesin, nereye gidiyorsun diye sordu.
Sanıklar ve aileleri beni şikayetimden vazgeçirmek için tehdit ediyorlar. 1 kişi hariç tüm sanıkları emniyet müdürlüğünde teşhis ettim ve hepsi bana ayrı ayrı tecavüz ettiler. Bana tecavüz olayları babamın ölümünden 2 ay sonra başladı.
“OKUL ÖNÜNDEN ALIP İNŞAATLARA GÖTÜRDÜLER”
Bana tecavüz edenler beni zorla başkalarıyla birlikte olmaya zorlayarak birbirlerine para karşılığı pazarlıyordu. Bir gün içinde defalarca tecavüze uğradığım oldu. Karnıma bıçak dayayıp beni götürüp ilişkiye giriyorlardı. Hiç hamile kalmadım. H.Ç bana 25 kez tecavüz etti. Beni okul önünden alıp inşaatlara, tenha yerlere götürüp defalarca tecavüz ettiler. Çünkü beni her tehdit eden kişi, bir önceki gün bana tecavüz eden kişinin adını verip onunla birlikte olsun, benimle de olacaksın diyerek tehdit ve şantajda bulunuyordu.
“BAZEN 3’ER 4’ER KİŞİ BENİMLE BERABER OLUYORDU”
Bazen 3’er 4’er kişi birlikte benimle beraber oluyordu. Arkadaşım N.Y’nin de tecavüze uğramasıyla polise giderek şikâyetçi oldum. Annemi dövdüler, şikayetten vazgeçmesi için para teklif ettiler. Yurtta kalmak istemiyorum, beni annemin yanına gönderin.
VÜCUDU DARP İZLERİYLE DOLUYDU
F.B’nin öğretmeni A.C mahkemedeki ifadesinde, “Bizim öğrencimizdir, zihin problemiyle ilgili rehabilitasyon merkezine gelirdi. Beni çok sevdiği için ders dışında da beni ziyarete gelirdi. Sürekli uzun kollu ve etek giyinirdi. Son dönemde başını da kapatmıştı. Özellikle sağ kolu omzuna kadar darp iziyle doluydu. Sağ elinin üstünde bileğe kadar çizikler, boynunda morluklar ve tırnak izleri vardı. Darp izlerinin ağabeyinden kaynaklandığını söylüyordu. Vücudundaki morluklar 2-3 haftada bir oluyordu” dedi.
SANIKLAR “İFTİRA KURBANIYIZ” DEDİLER
Sanıkların tümü F.B’yi tanımadıkları, kendisiyle cinsel ilişkiye girmediklerini belirterek iftira kurbanı olduklarını belirterek beraatlarını istedi. Geriye dönük HTS kayıtlarını inceleyen mahkeme, sanıkların birçoğunun mağdur kızın annesini defalarca aradıkları tespit edildi.
SAF ÇOCUKSU VE ÇABUK KANDIRILABİLİR KİŞİLERDENDİR
Çocuk izleme merkezindeki uzman psikolog tarafından tutulan gözlem raporunda, F.B’nin normal mental kapasiteye sahip olmadığı, zeka yaşının gerçek yaşına uygun olmadığı, gerçek yaşından daha düşük bir zekaya sahip olduğu, saf ve çocuksu diye tabir edilen kişilerden olduğu, çabuk kandırılabilir olduğu bildirildi. Gerçeği ve geleceği ayrıntılı irdeleme ve planlamada zorluk yaşayan, düşünce sürecinde istikrarsızlık yaşayan, çevrede tembel, haylaz, dikkatsiz olarak bilinen kişilerden olduğu, gerçeği algılamada zorluk çektiği, anlattıklarının gerçek olabileceği, çevredekiler tarafından kandırılmış olabileceği, cinsel istismara uğramış olabileceği ifade edildi.
Adli tıp kurumunca iç beden muayenesinde ise, mağdurun kızlık zararının yırtık olduğu, anal bölgeden de livataya maruz kaldığı ve eski yırtık olduğu rapor edildi. Akran ilişkilerinde kısıtlılık yaşadığı, entelektüel kapasitesinde kısıtlılık olduğu, öz bakım becerilerinde kısıtlılık olduğu, hafif düzeyde mental retardasyon olduğu, engelli durumunun tüm bunlar dikkate alınarak yüzde 50 olduğunun tespit edildiği, maruz kaldığı cinsel istismara ilişkin, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişmediği bildirildi.
UZUN ZAMAN GEÇMİŞ İFADELERİ ÇELİŞKİLİ
Savcı mütalaasında tüm sanıkların delil durumuna göre, çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve cebir, şiddet, hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak suçundan cezalandırılmalarını istedi. Mahkeme, tanık ifadelerinin görgüye dayalı olmadığını, mağdur kızın ifadelerinin ise birbiriyle çeliştiğini, cinsel istismarın kesin tarihlerinin belirlenemediğini belirtti.
Mağdurun birden fazla tecavüze uğradığı tarihteki yaşı göz önüne alındığında olayın uzun zaman sonra adli makamlara intikal etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu vurguladı. Mahkeme, suç tarihi ile şikâyet tarihi arasında uzunca bir süre geçtiğini, mağdurun ifadelerinin somut delillerle desteklenmediğini, çelişkili ve soyut ifadeleri dışında somut ve ikna edici sanıkların cezalandırılmalarına yeterli delil bulunmadığını kaydetti.
Mahkeme, ATK raporuna göre anal; vajinal bölgedeki yırtık ve cinsel istismar bulgularının sanıklarca işlendiğine dair delil bulunmadığına vurgu yaparak, bu tespitlerin kendi başına sanıklarla ilişkilendirilemeyeceğinin altını çizdi.
RUH SAĞLIĞINI BAŞKALARI DA BOZMUŞ OLABİLİR
Sanıklara ait biyolojik bulguların elde edilmediğini, zira istismar olayının sanıklar haricinde başkaca kişiler tarafından da işlenmiş olabileceğine dikkat çekildi. Mağdurun sanıkları tümüyle de teşhis edemediğini belirten mahkeme, ruh sağlığının bozulduğuna dair rapor alınmış olsa da, ruh sağlığı bozukluğunun başka şekil ve kişilerle ilişkili olarak da meydana gelmiş olabileceğinin muhtemel olduğunu kaydetti. Sanıkların suçu işlediklerine dair şüpheden uzak kesin bir delil bulunmadığını bildiren mahkeme, aksi halde masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkına aykırılık olacağı ifade edildi. Kuşkulu iddiaların, sanığın aleyhine yorumlanamayacağını belirten mahkeme, ceza yargılamasının en önemli amacı olan maddi gerçeğe ulaşma gayesi nazara alındığında yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak ceza verilemeyeceğinden tüm sanıkların ayrı ayrı beraatlarına karar verdi. Mahkeme, kendini avukatla temsil eden sanıklara 29.800’er lira da vekâlet ücreti ödenmesine hükmetti.
ÜYE HAKİM MUHALİF KALDI: DELİLLER SABİT CEZA OLMALI
Üye hakim ise sanıkların cezalandırılması gerektiği yönünde karara muhalefet şerhi yazdırdı. Hakim, mağdurun ruh sağlığının bozulduğu ve istismara uğradığının ATK raporuyla sabit olduğunu, ayrıca zihinsel engelli olmasına rağmen beyanlarına itibar edilebileceğine dikkat çekti. Tecavüze uğradığı tarihte 15 yaşından küçük olduğunun kemik yaşıyla da tespit edildiğini, teşhis ve ifadelerine göre sanıkların cezalandırılmaları gerektiği için karara katılmadığını vurguladı. Dosya bölge istinaf mahkemesine gönderildi.
]]>CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır’da son üç ayda ve son olarak da 12 Temmuz’da bir işletmeye yönelik düzenlenen saldırıları TBMM gündemine taşıdı. Tanrıkulu, TBMM Başkanlığı’na İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
Tanrıkulu önergesinin gerekçesinde, “Diyarbakır’da son zamanlarda siyasi ve ideoloji temelli korkutmalar, tehditler; doğrudan yurttaşlarımızın bir araya geldikleri ve hatta konutlarının özel alanlarındaki sosyal faaliyetlerine dönük saldırılar kamuoyuna yansımıştır. Son olarak 12 Temmuz’da Suriçi Bölgesindeki Karga ve Hewş kafeye ses bombalı ve silahlı saldırı düzenlenmiştir. Diyarbakır’da son 3 ayda, dans okulu etkinliğine, özel mülkiyetinde yer alan sosyal alanlarında zaman geçiren yurttaşlarımıza, kamusal alana dahil restoranlarda ve kafeteryalarda zaman geçiren vatandaşlarımıza dönük tekbir getirerek düzenlenen sözlü ve fiziksel saldırılar her türlü şikayete rağmen güvenlik güçleri tarafından görmezden gelinmiş ve Yargı makamlarınca da etkin biçimde soruşturulmamıştır” dedi. Bu durumun Diyarbakır halkında kaygı ve tepki uyandırdığını ifade eden Tanrıkulu, şunları ifade etti:
“Kimlikleri açıkça belli olan bu şahıslara anında müdahale edilmemesi, gözaltına alınsalar dahi kısa sürede serbest bırakılmaları yine kamuoyunda bu şahısların korunduğu düşüncesini geliştirmektedir.
12 Temmuz 2024 tarihinde yaşanan saldırıda kafeterya işletmecilerinin, saldırıdan önce tehdit aldıklarına dair güvenlik güçlerine başvuruda bulundukları, ancak tehdit eden ve saldırgan şahıslar hakkında herhangi bir işlem yapılmadığı da kamuoyuna yansımıştır.
Bu eylemleri gerçekleştirenlerin Anayasaya, Anayasada yer alan kurumlara karşı yasa dışı faaliyet içinde oldukları, güvenlik güçlerinin her düzeydeki birimlerinin bu faaliyetleri gerçekleştirenleri görmezden geldikleri, korudukları, hoşgörü gösterdikleri ve Yargı makamlarının da etkin soruşturma yürütmedikleri, Diyarbakır’daki meslek örgütlerinde, sivil toplum kuruluşlarında ve yurttaşlarımızda yaygın kanaat olarak bulunmaktadır.”
Tanrıkulu Bakan Yerlikaya’ya şu soruları yöneltti:
28 Mayıs 2023 tarihinden sonra Diyarbakır genelinde bahse konu saldırılara benzer saldırılara maruz kalan ve şikayette bulunan toplam iş yeri sayısı kaçtır? Bu şikayetler akabinde kaç kişi gözaltına alınmıştır ve kaç kişi adli mercilere sevk edilmiştir, bunlardan kaçı hakkında tutuklama kararı verilmiştir?
Bahse konu saldırılarda kullanılan silah ve mühimmatların kaçı ele geçirilmiştir, ele geçirilen silah ve mühimmatların çeşitleri nelerdir ve bu silahların nereden nasıl temin edildiği tespit edilmiş midir?
28 Mayıs 2023’ten saldırıya uğramadan önce tehdit aldığına dair güvenlik güçlerine başvuran toplam işletme sayısı kaçtır?
28 Mayıs 2023’ten sonra tehdit aldıklarına dair güvenlik güçlerine başvuran işletme, firma sahibi, çalışanı yurttaşlarımızın kaçının başvuruları hakkında işlem yapılmış ve adli mercilere iletilmiştir?
19 Haziran 2024 akşamı Diyarbakır’ın tarihi Suriçi Bölgesinde yer alan “Sihirbazın Mekanı” isimli kafeteryanın da kimliği belirsiz kişi veya kişilerce silahlı saldırıya uğradığı iddiaları doğru mudur?
22 Haziran 2024 akşam kamuoyuna da yansıyan görüntülerde Diyarbakır’da da şubesi bulunan Burger King ve Starbucks gibi zincir işletmelere saldırarak yurttaşlarımızın can güvenliğini tehdit eden şahısların organize biçimde eylem gerçekleştirdikleri açıktır. Kimlikleri görüntülerle de açıkça belli olan bu şahısların hangi dernek, vakıf, siyasi partinin üyeleri veya sempatizanları oldukları tespit edilmiş midir?
22 Haziran 2024 akşamı yaşanan saldırının ardından gözaltına alınan saldırganlar hangi yasa hükümleri gereği kısa bir süre sonra serbest bırakılmıştır? İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali, Darp, Yaralama, Tehdit, Mala Zarar Verme, Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit suçlarının yetkili Savcılık makamı tarafından etkin biçimde soruşturulmamasının gerekçesi ve izahı nedir?
12 Temmuz 2024 tarihinde Hewş ve Karga isimli kafeteryalara düzenlenen silahlı, ses bombalı saldırının öncesinde işletmecilerin tehdit aldıklarına dair emniyet birimlerine başvuruda bulundukları, bu başvuruların karşılıksız kaldığı iddiaları doğru mudur?
2024 yılı içerisinde Diyarbakır’da tehdit edildiğine dair güvenlik güçlerine başvuran işletme, firma sahiplerinin sayısı kaçtır? Bu başvuruların kaçı sonuçlandırılmıştır?
12 Temmuz 2024 tarihinde Diyarbakır’daki kafeteryalara yapılan saldırılarda kullanılan ses bombaları ve silahlar Emniyet Müdürlüğü envanterindeki kayıp, çalıntı mühimmat, silah envanteriyle karşılaştırılmış mıdır ‘
Orijinal isimleriyle ‘STUN GRENADE VE FLASH BANG GRENADE’ ciddi yaralanmalara yol açtıkları da bilinen Türkiye’de de ses bombası olarak adlandırılan mühimmatların internet ortamlarında dahi temin edilebilecekleri görülmektedir. Bu mühimmatların internet ortamlarında erişimi kolay biçimde pazarlanmalarına neden izin verilmektedir’
Saldırganların kullandıkları ses bombaları birçok özel operasyon tekniklerinde kullanılmaktadır; dolayısıyla saldırganların bu mühimmatları nereden ve nasıl temin ettikleri tespit edilmiş midir’
Saldırıda kullanılan silahların geçmişte emniyet mensuplarına dönük saldırılarda kullanılan silahlar olup olmadıklarına dair eşleştirme ve karşılaştırma yapılacak mıdır’
12 Temmuz 2024 günü bahse konu saldırıyı gerçekleştiren failler tespit edilip yakalanmış mıdır, haklarında yapılan yasal işlemler nelerdir’
Diyarbakır’daki saldırıları gerçekleştiren faillere ilişkin güncel adli süreç nedir’ Bu süreçler kamuoyuyla paylaşılacak mıdır?
Dozu giderek artan saldırılar Diyarbakırlı yurttaşlarımızı tedirgin etmektedir; dolayısıyla bu saldırılar ve saldırılara dair etkin bir soruşturma yürütülecek midir? Bu soruşturma kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılacak mıdır?
]]>Olay 31 Mart’ta gece saatlerine Beyoğlu Tarlabaşı’nda meydana geldi. İddiaya göre, Deniz Demirtaş, Peugeot marka otomobilini emanet olarak 2 günlüğüne arkadaşına verdi. Araçla gece saatlerinde Tarlabaşı’nda seyir halinde olan sürücü, sokaktan yola çıkarken hızlı gittiği öne sürülen Porsche marka lüks araçla çarpıştı. Kazanın ardından her iki araç da olay yerinden ayrıldı. Kazadan yaklaşık bir ay sonra, lüks aracın sahibi Bahçelievler Belediyesi’nin CHP’li Meclis üyesi ve Akasya İnşaatın sahibi olduğu iddia edilen Barış Ural ile Deniz Demirtaş telefonda görüştü. Demirtaş hasar gören aracını yaptırmadığını iddia ederken, Barış Ural ise aracını tamir ettirdiğini masrafının 400 bin lira olduğunu öne sürerek parayı istedi. Demirtaş, kaskosunun ve sigortasının olduğunu söyleyerek Ural’a kaza akşamı olay yerinden neden ayrıldığını ve neden polisi aramadığını sordu. 400 bin lira ödeyecek gücü olmadığını söyleyen Demirtaş, iddiaya göre Ural tarafından tehdit edildi. Demirtaş’tan masrafa karşılık aracı istendi. Demirtaş, uzlaşmak istediğini söyledi ancak tehdit telefonları sürdü. Demirtaş’a aracının getirilmesi konusunda saat verildi. Taraflar zaman zaman telefonda görüşmeye devam etti. Barış Ural, bir görüşmede aracı kendisinin kullanmadığını şoförü ayrıca kuzeni olan Çağatay isimli bir şahsın kullandığını öne sürdü. Bu kez Çağatay isimli kişi, aynı tehditleri sürdürerek Demirtaş’a ya aracını getirmesini ya da 600 bin liralık masrafının karşılanmasını söyledi. İddiaya göre tehditlerin ardı arkası kesilmeyince Deniz Demirtaş, avukatıyla görüşecek kendisinden masraflara karşılık aracını isteyen Barış Ural ve Çağatay isimli kişi hakkında suç duyurusunda bulunarak şikayetçi oldu.
Kaza anı kameraya yansıdı
Görüntülerde Deniz Demirtaş’a ait aracın sokaktan çıkarak dönüş yaptığı bu sırada hızla gelen Porsche marka lüks aracın ise otomobille çarpıştığı görülüyor.
“Porsche marka aracın fotoğraflarını gördüm, sadece bir kaç yerinde çizik var”
Otomobilini 2 günlüğüne arkadaşıma verdiğini söyleyen Deniz Demirtaş, “Arkadaşım Taksim Tarlabaşı Bulvarı’nda seyir halindeyken ne olduğunu anlayamıyor. Dönerken oradaki ışıklar yanıp sönüyor. Arkadaşım dönüyor. Sağına soluna bakıyor. Önünde bir tane cip var sağında taksi var. İki şerit de dolu. Solundan devam ediyor. Aynaya aynı zamanda bakıyor. Zaten hız yok arkadaşımda. Dikkatli dönüyor. Porsche marka bir araba hızla geliyor. Süratli geliyor. Zaten Tarlabaşı Bulvarı’nda tabela var. 30-50 hız sınırı var. Bu hız sınırını aşmış zaten gecenin bir saati. Frene basıyor, duramayıp benim aracıma boydan boya çarpıyor. Sürtüp buradan çıkıyor. O anda arkadaşım durmamış. Teybi açık yüksek sesle. Farkına bile varmıyor. Bana sarsıldığını setten geçtiğini zannediyor. Devam ediyor. Ben arabamı yaptırmadım. 1 gün sonra bana geldiğinde ne olduğunu sordum. O da bana farkında olmadığını, masrafı neyse karşılayacağını söyledi. O da çekindi herhalde. ‘Porsche marka araba durmuş. Sözde aks kesmiş. Beyin kendini kilitlemiş. Çekiye koydum Çekiciyle ben götürdüm, tamir ettirdim’ diyor. Porsche marka aracın fotoğraflarını gördüm. Sadece bir kaç yerinde çizik var. Benim aracın oradan gitmiş peki kendisinin neden trafik polisini çağırmadığını sordum. Benim kaskom sigortam var. 25 gündür haber bekliyorum. Kaza haberi gelir diye. Ben aracımı bir aydır yaptırmadım. Gelsin ki tutanak tutarız diye. Bu arkadaş tabi polis çağırmıyor. Trafik polisi çağırmıyor. Arabasını kimin kullandığı belli değil” dedi.
“Bir tefeci gibi beni tehdit ettiler”
Kazanın seçim gecesinde olduğunu söyleyen Demirtaş, “Ben aradım onu. Barış Bey bana Bahçelievler’de Akasya İnşaatın sahibi olduğunu, Bahçelievler’de CHP Belediye Meclis üyesi olduğunu söyledi. ‘Ne gerekirse yapalım’ dedim. İfademi verdiğimi, aracımı yaptırmadığımı, kaskom ve sigortam olduğunu söyledim. Kendisi aracını yaptırdığını, faturasını aldığını söyledi. 400 bin lira hasarı olduğunu, bunu karşılamayacağımı söyledi. Ben ona bu hasarı 400 bin olarak karşılayamayacağımı söyledim. Ona ‘sigortam, kaskom var. Trafik polisi çağırsaydınız. Kameralardan her yerden benim plakamı bulup araç benim üstüme bana bir telefon açsanız. Ben bu arabayı getirirdim. Rapora tutardık. Kaskomdan sigortamdan karşılanırdı. Ben bu parayı kaldıramam’ dedim. Uzlaşmak istediğimi söyledim. Meclis Üyesi dediğimiz kişi Barış Ural, benim bütün bilgilerime ulaştığını söyledi. Beni bu numaralardan arayıp tehdit etti. Beni akşam saat 22.00’de bile aradı. ‘Bu parayı ödemiyorsan. Arabanı alacağız’ dediler. Benim arabam yaklaşık 600 bin lira. Ben arabamın kredi borcu olduğunu söyledim. Arabamı veremeyeceğimi söyledim. Bunun üzerine araca el koyacaklarını söyledi. ‘Aracını akşam 22.00’ye kadar getireceksin’ dedi. Daha sonra aracı kendisinin kullanmadığını söyledi. ‘Şoförüm aynı zamanda kuzenim olan Çağatay Bey kullanıyor’ dedi. Çağatay Bey de beni aradı. Çağatay Bey aracı kendisinin kullandığını, 600 bin lira harcadığını, faturayı kestiğini, arabanın anahtarını saat 22.00’ye kadar getirmemi söyledi. Getirmezsen evinin adresi bütün bilgilerim onda olduğunu ifade etti. Beni öldürse de benim böyle bir param olmadığını bir kez daha söyledim. ‘Kaskoma dava açarsın, paranı alırsın’ dedim. Bir tefeci gibi beni tehdit ettiler. Suç duyurusunda bulunacağız. Ben sonuna kadar davacıyım. Dağ başında yaşamıyoruz. Önce devletimiz var hukuk var. Ben videoyu izledikten sonra haklı olduğumuzu gördüm. Hızlı geldiğini gördüm. Benim her şeyime bakmışlar” diye konuştu.
“Müvekkilimin can güvenliği yok”
Avukat Ece Canbolat ise, “Müvekkilim arabasını arkadaşına veriyor. Hızla gelip araca vuruyor. Sonra siyasi kimliklerini kullanarak. Bu arabayı bize vereceksin, zararımızı karşılayacaksın diyerek, baskı kuruyorlar ve tehdit ediyorlar. Hem tehdit etme suçu var hem de malını almaya çalışıyorlar. Bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Müvekkilime ait şahsi bilgilerini nasıl ele geçirdiler bilmiyoruz. Bir haftadır tehdit ediliyor. Müvekkilimin can güvenliği yok” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>DURUŞMADA BİR ARAYA GELDİLER
Banu Parlak’a ait güzellik merkezi 1 Ekim 2023 günü saat 02.00 ve 04.30 sıralarında motosikletli şüphelilerce kurşunlanmıştı. Olaya ilişkin hazırlanan iddianame kapsamında Dilan ve Engin Polat çiftinin de ‘azmettirme’ suçundan cezalandırılması istenen dava bugün Küçükçekmece Adliyesi’nde görüldü. Sanıklar Dilan, Engin ve Sezgin Polat ile müşteki Banu Parlak hazır bulundu. Duruşmaya taraf avukatları da katıldı. Duruşmada kimlik tespiti esnasında Engin Polat “aylık ortalama gelirim 200 bin” dedi. Dilan Polat da aylık gelirinin 200 bin TL olduğunu söyledi. Engin Polat duruşma salonunda küçük oğlu ile telefonda konuşup konuşamayacağını sorarak “6 aydır konuşmuyoruz” dedi. Hakim bu talebin üzerine “her türlü temas yasak” dedi.

DİLAN POLAT AĞLAYA AĞLAYA İFADE VERDİ
Dilan Polat savunmasında “Ben Banu Parlak’ı tanırım kendisi 6 yıllık arkadaşım. Küsüp barıştığımız dönemler oluyordu. İş yeri kurşunlanmadan önce işleri konusunda benden yardım, destek istemişti. Ben de kendisine seve seve yardım edeceğimi söyledim. Daha sonra sosyal medyada haberleri görünce haberim oldu. Can güvenliğinin olmadığını ve bizi sorumlu tuttuğuna dair paylaşımlar gördüm. O ana kadar aramızda problem yoktu. İş yerinin kurşunlandığını da basın ve sosyal medyadan öğrendim. Bu sırada yargılandığımız kişilerle de hiçbir bağlantımız yoktur. Daltonlar çetesi eşimi ve beni de tehdit etmiştir. Bununla alakalı mesajlar da mevcut” dedi. Polat savunması sırasında da zaman zaman duygulanarak ağladı.

“CAN DALTON BENİ TEHDİT ETTİ”
Dilan Polat savunmasına şöyle devam etti: “Can Dalton bana ‘Senin namusunu elinden alacağım’ diye mesajlar da iletmişti. Bizi tehdit eden kişilerle aynı dosyada neden yargılanıyoruz bilmiyorum. Gürcistan’a 2018-2019 yıllarında hamilelik dönemimde gittim. Yemek yedim ziyaret ettim döndüm. Sosyal medyada ön planda bir hayat yaşıyorum. Maddi durumumuzun iyi olmasından dolayı farklı yollarla Halil İbrahim Kalkan’ın haraç kesmek istediğini düşünüyorum. Pendik şubemize giderek ‘Tabelaları indirin’ demişti. Çalışanların elinde ses kayıtları da mevcut. Benim Banu Parlak ile husumetim yoktu. Neden böyle bir konuda beni ve ailemi hedef gösterdi anlamıyorum. Dosyada bahsi geçen kimseyi aile üyelerim dışında yani tanımıyorum. Video için de ben sosyal medyada o dönemde aleyhime paylaşımlar yapılıyordu. Çocuklarım ve ailem için. Kafam çok karışıktı herkes saldırı halindeydi. Suçlamayı kabul etmiyorum.”
Dilan Polat müşteki avukatının “Tedbir kararının anasını danasını göreceksin sözlerini kime söylediniz sorusu üzerine” “Benim orada direkt muhatabım yoktu. Kara para aklandığımıza, illegal işler yaptığımıza dair paylaşımlar yapılıyordu. Genel söyledim” dedi.

ENGİN POLAT: BANU PARLAK’I TANIMAM, BİZİM KİMSEYLE ALAKAMIZ YOK
Engin Polat ise savunmasında şunları söyledi: “Banu Parlak’ı tanımam. Görüşmüşlüğüm yoktur. Bir gün sosyal medyada ‘Benim başıma bir şey gelirse Dilan ve Engin Polat sorumludur’ diye açıklamalar yapıyor. Ben de eşime bu kadın senin arkadaşın değil mi neden böyle yapıyor ara kendisi ile görüş dedim. Eşim ‘Ben aramam dedi’ ben de üzerine düşmedim. Ama karım iyi niyetli olarak aramış benim sonradan haberim oldu. O ara çok mesele vardı. Kara para aklama. Onun da gerçek olmadığını yakında göreceğiz. Bu arkadaşın dükkanı kurşunlanmış. Akabinde bizden şikayetçi olmuş. İfadeye çağırdılar gittik. Olay bundan ibaret bizim hiç kimse ile bir alakamız yok.”
“DAVADA YALANCI TANIKLIK YAPIYOR”
“Ben diğer sanıkların olduğunu bu mahkemede öğrendim şu an. Yalancı tanık Halil İbrahim Kalkan, bizi tehdit edip şubelerimizi arayıp Sezgin ve Engin Polat ile görüşeceğim diyerek tehdit ediyordu. Bu daha önceden de başımıza geldi. ‘Onları şöyle yapacağım böyle yapacağım, bu tabelaları indirin bundan sonra burada Dilan Polat yazmayacak Halil İbrahim Kalkan yazacak’ diyormuş. 2-3 ay devam etti. Biz telefon sapığı diye dikkate almadık. Lakin bir gün Pendik şubemize gidip tehditte bulunmuş. Babama ‘bu böyle olmaz gidelim şikayetçi olalım fiziken de üzerimize gelmeye başladı’ dedim. Gayrettepe’ye gidip şikayetçi olduk. Açılan davalar sonucu bu şahıs ceza aldı öyle biliyorum. Bu şahıs ‘ben Sezgin Polat’a 500 bin TL borç verdim bunu almak için arıyorum’ diye kılıf uydurmuş. Bu kılıfına daha sonra Banu Parlak’ı ekledi. Güya Banu Parlak’ın vurulmasını istemişiz karşılığında para teklif etmişiz. Yalancı bir tanıktır.”

“CAN DALTON ÇETESİNİ TANIMAM”
Gürcistan ile hiçbir bağlantısının olmadığını söyleyen Engin Polat, “Bağlantımı bırakın orada olan birini 1 kere bile telefon ile aramadım. Gürcistan’a 4-5 sene evvel 6 aile çift olarak tatile gittik” dedi. Engin Polat devamında “Ben Daltonlar çetesini de tanımam. 2 ay önce gazete okurken öğrendim. Can Dalton daha önce eşimi tehdit etmişti. 2 dükkanım 3 ayrı zaman diliminde kurşunlandı. Ben de bunun üzerine şerefsizler diyerek video paylaştım. Bu adam daha sonra bana yanıt verdi. ‘Bundan sonraki mermi sana’ diye cevap verdi. Bu dosyada iftiraya uğradık. Ticari itibarımız zedelendi. Beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum. Yalanın ve iftiranın delili olmaz. Ben ve ailemde en ufacık bir delil bulunursa her türlü cezaya razıyım” şeklinde konuştu.
Müşteki avukatının sorusu üzerine Engin Polat “Emirhan Döner diye birini tanımıyorum böyle biri ile görüşmedim. Fatih Gezer benim çocukluk arkadaşımdır. Cezaevinden beni aradı. Medyada dükkanımızın kurşunlandığını görmüş. Bana kendi çabasıyla yardımcı olmaya çalıştı şunu tanıyorum bunu tanıyorum diye ama konuşmada Daltonlar çetesi adı geçmedi” dedi.
İDDİANAMEDEN
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede Dilan Polat ile müşteki Banu Parlak arasında husumet bulunduğu belirtildi. Dilan Polat’ın sosyal medya hesabından yayınladığı bir videoda “Tedbir kararının anasını göreceksin, iftiranın danasını göreceksin. Bitti bitti. Sana bu prim fazla bile.Sana daha ne mesajlarım var sıra sıra” şeklinde yaptığı açıklamayla Parlak’a tehdit mesajı gönderdiğine yer verildi. Bu mesajdan kısa bir süre sonra Sezgin, Engin ve Dilan Polat’ın ortak kararıyla, Engin Polat, Banu Parlak’ın işyerine tehdit amaçlı silahlı saldırı düzenlenmesi için Gürcistan ülkesindeki bağlantılarıyla kamuoyunda “Daltonlar çetesi” olarak bilinen suç örgütünün firari yöneticilerinden olan Beratcan ve kardeşi Batın Can Gökdemir ile irtibat kurduğu kaydedildi.
HAPİS CEZALARI İSTENİYOR
İddianamede şüpheliler Barış Boyun, Beratcan Gökdemir ve Batin Can Gökdemir’in hakkında yakalama kararı çıkartıldığı, belirtildi. Barış Boyun, Beratcan ve Batin Can Gökdemir’in ‘Silahlı suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ ve ‘Ruhsatsız silah taşıma’ suçlarından ayrı ayrı toplamda 8 yıl 4 aydan 23 yıla kadar hapsi istendi. Dilan, Engin ve Sezgin Polat için ise ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ suçlarından toplamda ayrı ayrı 2 yıl 4 aydan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi. Ayrıca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaları istendi. Diğer 5 sanığın da çeşitli suçlardan değişen oranlarda cezalandırılmaları talep edildi.
]]>“ORTALAMA GELİRİM 200 BİN TL”
Küçükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, sanıklar Dilan, Engin ve Sezgin Polat ile müşteki Banu Parlak hazır bulundu. Duruşmaya taraf avukatları da katıldı. Duruşmada kimlik tespiti esnasında Engin Polat “aylık ortalama gelirim 200 bin” dedi. Dilan Polat da aylık gelirinin 200 bin TL olduğunu söyledi.
Engin Polat duruşma salonunda küçük oğlu ile telefonda konuşup konuşamayacağını sorarak “6 aydır konuşmuyoruz” dedi. Hakim bu talebin üzerine “her türlü temas yasak” dedi.

KIZINA AĞLAYARAK “BİZ YAPMADIK” DEDİ
Dilan Polat ise ağlayarak duruşma salonuna girdi ve eşinin elini tuttu. Polat, duruşma salonunun izleyici kısmında oturan kızının da elini tutmak istedi ancak jandarma izin vermedi. Dilan Polat kızına sık sık “Kızım seni çok seviyorum, hepsi geçecek, yapmadık biz yapmadık” dedi. Sanık Polat duruşma salonunda göz yaşlarına hakim olamadı.
“MERKEZİNİN KURŞUNLANDIĞINI SOSYAL MEDYADAN GÖRDÜM”
Dilan Polat savunmasında “Ben Banu Parlak’ı tanırım kendisi 6 yıllık arkadaşım. Küsüp barıştığımız dönemler oluyordu. İş yeri kurşunlanmadan önce işleri konusunda benden yardım, destek istemişti. Ben de kendisine seve seve yardım edeceğimi söyledim. Daha sonra sosyal medyada haberleri görünce haberim oldu. Can güvenliğinin olmadığını ve bizi sorumlu tuttuğuna dair paylaşımlar gördüm. O ana kadar aramızda problem yoktu. İş yerinin kurşunlandığını da basın ve sosyal medyadan öğrendim. Bu sırada yargılandığımız kişilerle de hiçbir bağlantımız yoktur. Daltonlar çetesi eşimi ve beni de tehdit etmiştir. Bununla alakalı mesajlar da mevcut” dedi. Polat savunması sırasında da zaman zaman duygulanarak ağladı.

“CAN DALTON BENİ TEHDİT ETTİ”
Dilan Polat savunmasına şöyle devam etti: “Can Dalton bana ‘Senin namusunu elinden alacağım’ diye mesajlar da iletmişti. Bizi tehdit eden kişilerle aynı dosyada neden yargılanıyoruz bilmiyorum. Gürcistan’a 2018-2019 yıllarında hamilelik dönemimde gittim. Yemek yedim ziyaret ettim döndüm. Sosyal medyada ön planda bir hayat yaşıyorum. Maddi durumumuzun iyi olmasından dolayı farklı yollarla Halil İbrahim Kalkan’ın haraç kesmek istediğini düşünüyorum. Pendik şubemize giderek ‘Tabelaları indirin’ demişti. Çalışanların elinde ses kayıtları da mevcut. Benim Banu Parlak ile husumetim yoktu. Neden böyle bir konuda beni ve ailemi hedef gösterdi anlamıyorum. Dosyada bahsi geçen kimseyi aile üyelerim dışında yani tanımıyorum. Video için de ben sosyal medyada o dönemde aleyhime paylaşımlar yapılıyordu. Çocuklarım ve ailem için. Kafam çok karışıktı herkes saldırı halindeydi. Suçlamayı kabul etmiyorum.”
Dilan Polat müşteki avukatının “Tedbir kararının anasını danasını göreceksin sözlerini kime söylediniz sorusu üzerine” “Benim orada direkt muhatabım yoktu. Kara para aklandığımıza, illegal işler yaptığımıza dair paylaşımlar yapılıyordu. Genel söyledim” dedi.

ENGİN POLAT: BANU PARLAK’I TANIMAM, BİZİM KİMSEYLE ALAKAMIZ YOK
Engin Polat ise savunmasında “Banu Parlak’ı tanımam. Görüşmüşlüğüm yoktur. Bir gün sosyal medyada ‘Benim başıma bir şey gelirse Dilan ve Engin Polat sorumludur’ diye açıklamalar yapıyor. Ben de eşime bu kadın senin arkadaşın değil mi neden böyle yapıyor ara kendisi ile görüş dedim. Eşim ‘Ben aramam dedi’ ben de üzerine düşmedim. Ama karım iyi niyetli olarak aramış benim sonradan haberim oldu. O ara çok mesele vardı. Kara para aklama. Onun da gerçek olmadığını yakında göreceğiz. Bu arkadaşın dükkanı kurşunlanmış. Akabinde bizden şikayetçi olmuş. İfadeye çağırdılar gittik. Olay bundan ibaret bizim hiç kimse ile bir alakamız yok. Ben diğer sanıkların olduğunu bu mahkemede öğrendim şu an. Yalancı tanık Halil İbrahim Kalkan, bizi tehdit edip şubelerimizi arayıp Sezgin ve Engin Polat ile görüşeceğim diyerek tehdit ediyordu. Bu daha önceden de başımıza geldi. ‘Onları şöyle yapacağım böyle yapacağım, bu tabelaları indirin bundan sonra burada Dilan Polat yazmayacak Halil İbrahim Kalkan yazacak’ diyormuş. 2-3 ay devam etti. Biz telefon sapığı diye dikkate almadık. Lakin bir gün Pendik şubemize gidip tehditte bulunmuş. Babama ‘bu böyle olmaz gidelim şikayetçi olalım fiziken de üzerimize gelmeye başladı’ dedim. Gayrettepe’ye gidip şikayetçi olduk. Açılan davalar sonucu bu şahıs ceza aldı öyle biliyorum. Bu şahıs ‘ben Sezgin Polat’a 500 bin TL borç verdim bunu almak için arıyorum’ diye kılıf uydurmuş. Bu kılıfına daha sonra Banu Parlak’ı ekledi. Güya Banu Parlak’ın vurulmasını istemişiz karşılığında para teklif etmişiz. Yalancı bir tanıktır” şeklinde konuştu.
“BEN VE AİLEMDEN EN UFACIK DELİL BULUNURSA HER TÜRLÜ CEZAYA RAZIYIM”
Gürcistan ile hiçbir bağlantısının olmadığını söyleyen Engin Polat, “Bağlantımı bırakın orada olan birini 1 kere bile telefon ile aramadım. Gürcistan’a 4-5 sene evvel 6 aile çift olarak tatile gittik” dedi. Engin Polat devamında “Ben Daltonlar çetesini de tanımam. 2 ay önce gazete okurken öğrendim. Can Dalton daha önce eşimi tehdit etmişti. 2 dükkanım 3 ayrı zaman diliminde kurşunlandı. Ben de bunun üzerine şerefsizler diyerek video paylaştım. Bu adam daha sonra bana yanıt verdi. ‘Bundan sonraki mermi sana’ diye cevap verdi. Bu dosyada iftiraya uğradık. Ticari itibarımız zedelendi. Beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum. Yalanın ve iftiranın delili olmaz. Ben ve ailemde en ufacık bir delil bulunursa her türlü cezaya razıyım” şeklinde konuştu.
Müşteki avukatının sorusu üzerine Engin Polat “Emirhan Döner diye birini tanımıyorum böyle biri ile görüşmedim. Fatih Gezer benim çocukluk arkadaşımdır. Cezaevinden beni aradı. Medyada dükkanımızın kurşunlandığını görmüş. Bana kendi çabasıyla yardımcı olmaya çalıştı şunu tanıyorum bunu tanıyorum diye ama konuşmada Daltonlar çetesi adı geçmedi” dedi.
]]>Olay 17 Mart günü Bornova ilçesi Erzene Mahallesi 116/7 Sokakta bulunan 34 hanelik bir sitede meydana geldi. Edinilen bilgiye göre site sakini Aysun Bodur (55) toplantı esnasında, emekli olan site yöneticisinin part-time çalışması hakkında teklif verdi. Bir anda sinirlendiği iddia edilen site yöneticisi M.B. (47), eline aldığı sandalyeyle Bodur’un boynuna vurdu. Neye uğradığını şaşıran kadın yere düşerken, M.B., site sakinleri tarafından uzaklaştırıldı. Bu esnada kadına hakaret ve tehdit savurduğu ileri sürülen M.B. dışarı çıkartılırken, Aysun Bodur hastaneye gitti. Darp raporu alan Bodur, site görevlisi hakkında suç duyurusunda bulundu.
Evine pankart astı
Uğradığı saldırı sonrası M.B.’nin tehditlerinden korktuğunu söyleyen Aysun Bodur, site yönetimi tarafından M.B.’nin işine son verilmesini istedi. İşine son verilmeyen ve hala sitede oturan M.B.’den korktuğunu ve çözüm alınamadığını söyleyen Bodur, mağduriyetini dile getirmek için evine pankart astı. Aysun Bodur, “Burası Esin Sitesi, 19 yıldır burada yaşayan kadın site sakiniyim. 17 Mart 2024 akşamı site toplantısında emekli olan site görevlimiz için yeni çalışma alternatiflerini anlatırken site görevlimiz tarafından küfürle hakarete uğradım, sandalye ile darbedildim. ‘Ya sen, ya ben’ diyerek tehdit edildim. Site yönetimi bu konuyla ilgili iş yasasını hala uygulamamış, bu kişinin işine son vermeyerek yönetim olarak şiddeti meşrulaştırmış ve şiddete ortak olmuştur” yazılı pankartı evinin penceresine astı.
‘Ya sen, ya ben’ diyerek tehdit savurdu
Olay anını anlatan siyte sakini Aysun Bodur, “Site yönetimine girmem hakkında teklif yapılınca ben de toplantıda bazı görüşlerimi söylemek istedim. Biz 34 daireli küçük bir siteyiz ve gelirimizin çoğunu hizmetli için veriyoruz. Kendisi geçen yıl emekli olmuş ve zaten emekli maaşı alan biri için tekrar 30 sigorta primi ödemeyelim diye yan sitedeki yöneticilerle görüştüğüm ve çeşitli alternatifler sundular. Bana en mantıklı gelen part-time sistemiydi. Evinde yine oturacak, belli bir miktar maaş alacak ve diğer giderleri de karşılanacaktı. Biz de primimizi onun çalıştığı o saatlere göre ödeyecektik. Bunu anlatmaya başladım ve daha cümlemi bitirmeden bu beyefendi altında oturduğu metal ayaklı bir sandalyeyi havaya kaldırarak hışımla üzerime doğru geldi. Ben o esnada sadece sandalyeyi havada gördüm ve refleks olarak sağa doğru kaydım. O esnada sandalye ile boynuma vurdu ve ben darbeyle geriye doğru düştüm. Ben yerde yatarken 4-5 kişi onu hala tutmaya çalışıyordu ve hala bana küfür edip sandalyeyle vurmaya çalışıyordu. Geriye düşmeseydim kesin bir kaç darbe daha şansım vardı. O esnada arkadaşlar onu dışarıya çıkarırlarken ‘Ya sen, ya ben’ diyerek tehdit ederek ortamı terk etti” dedi. Daha sonra hastaneden darp raporu aldığını söyleyen Bodur, polis merkezine giderek M.B.’den şikayetçi oldu.
Site görevlisi M.B. tarafından darbedildiğini ve tehditler nedeniyle tedirgin olduğunu dile getiren Aysun Bodur, sesini duyurmak için evinin penceresine bir pankart astı. Apartman yönetiminin kendisine saldıran apartman görevlisinin sözleşmesini feshetmesi gerektiğini söyleyen Aysun Bodur, “Yeni seçilen yönetimin normalde iş yasası gereği bu kişinin iş akdini feshetmesi gerekiyordu. Ama ne yazık ki yönetim böyle bir şey yapmadı. Hatta ertesi gün WhatsApp grubumuz var. Sitemize yeni yönetici seçilen kişi, ben istifa ediyorum diyerek bir mesaj attı ki bu da yasal bir şey değil zaten. Sürekli gruptan bakın arkadaşlar ben çok kötü durumdayım, sokağa çıkamıyorum, tehdit edildim. Psikolojik destek alıyorum, ilaç alıyorum. Artık bu kişiyi yasa gereği göndermeleri gerekiyor dememe rağmen karşıdan bana hiçbir şekilde dönüş olmadı yönetimden. Ben de artık bu şekilde bir yöntemle çığlığımı herkese duyurmaya çalışıyorum. Bir an önce bu kişinin buradan gitmesini istiyorum” diye konuştu.
“Darbetmedim, yalan söylüyor”
Aysın Bodur’u darp ve tehdit ettiği ileri sürülen apartman görevlisi M.B. ise, telefon görüşmesinde yaptığı açıklamada, “Ben darp veya tehdit etmedim; kendisi yalan söylüyor, ekmeğimle oynuyor” sözlerine yer verdi. – İZMİR
]]>İSTANBUL – Zeytinburnu’nda 2020 yılında 5 el ateş ederek eşinin yaraladığı Nurtaç Canan, bu kez de 4 yıldır boşanamadığı eşi Ragıp Canan’ın tehdit ve hakaret mesajlarının hedefi oldu. Cezaevinden tahliye edildikten sonra kadını mesaj yoluyla rahatsız eden Ragıp Canan’a elektronik kelepçe takıldı. Ancak kelepçeyi de kıran Ragıp Canan tehdit mesajları yağdırmaya devam etti. Korkudan dışarı çıkamadığını ifade eden Canan, “Şahıs kelepçeyi kırınca Ankara İzleme Merkezi’nden beni aradılar. ‘Biz tekrar kelepçe takana kadar KADES’e basabilirsiniz ya da kadın sığınma evine geçebilirsiniz’ diye söylendi. Daha sonra eve hapsoldum oldum. Hiçbir yere çıkamadım. Can güvenliğim de yok” dedi.
Nurtaç Canan, şiddetli geçimsizlik yaşadığı 25 yıllık eşi Ragıp Canan’dan ayrılma kararı aldı. Nurtaç Canan, 4 Haziran 2020 günü kayınpederinin Zeytinburnu’ndaki evindeyken içeri Ragıp Canan kadını 5 el ateş ederek yaraladı. Kurşunların hedefi olan kadın uzun bir savaşın ardından hayata tutundu. Gözaltına alınan Ragıp Canan’a ‘eşini kasten yaralama’ suçundan 9 yıl hapis cezası verildi. Hastaneden taburcu olduktan sonra Nurtaç Canan ise boşanma davası açtı. Ragıp Canan boşanmayı kabul etmedi. 4 yıldır devam eden boşanma davası sonuçlanmadı. Ayrıca eşini silahla yaralayan Ragıp Canan 3 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi. Cezaevinden çıkan Ragıp Canan eşiyle barışmak istedi fakat Nurtaç Canan kabul etmeyince hakaret ve tehdit yoluna başvurdu. Nurtaç Canan’a korku dolu günler yaşatmaya devam eden Ragıp Canan’a, tehditleri nedeniyle elektronik kelepçe takıldı. Yaklaşık 5 gün önce ise Ragıp Canan’dan, Nurtaç Canan’a fotoğraflı bir mesaj geldi. Mesajı açan kadın, Ragıp Canan’ın kırdığı kelepçeyi gördü.
“200 metre yakınındayım”
Şüpheli attığı sesli tehdit mesajlarında, devletin, polisin ve savcının kendisine engel olamayacağını, kadının nerede olduğunu bildiğini, 200 metre yakınında olduğunu belirtti. Nurtaç Canan ise bir türlü boşanamadığı eşi Ragıp Canan’ın kelepçesinin yeniden takılmasını ve yaşadığı bu korku dolu günlerin bitmesini istiyor.
“‘Biz kelepçe takana kadar KADES’e basabilirsiniz ya da kadın sığınma evine geçebilirsiniz'”
Yaşadığı korkuyu anlatan Nurtaç Canan, “2020 yılında beni 5 kurşunla yaraladı. Yargılama, adam öldürmeye teşebbüsle başladı. Daha sonra 8 sene 9 ay ceza aldı. Bunun da 3 yılını yattı, çıktı. Daha sonra kelepçe kararı verildi. Fakat kelepçesini kırdı. Ankara İzleme Merkezi’nden kırdıktan sonra beni aradılar. Şahıs kelepçeyi kırdı. ‘Biz kelepçe takana kadar KADES’e basabilirsiniz ya da kadın sığınma evine geçebilirsiniz’ diye söylendi. Daha sonra ben eve hapsoldum oldum. Hiçbir yere çıkamadım. Can güvenliğim de yok zaten” dedi.
“Tedirginim çünkü kelepçesiz bir şekilde geziyor”
Ragıp Canan’ın her yerden çıkabilecek tehlikede olduğunu söyleyen Nurtaç Canan, “Bu adamın hemen yargılanıp tekrar yeni baştan kelepçenin takılmasını talep ediyorum. Fotoğraf attı ve izleme merkezi hemen beni aradı. Saat sabah 1 buçuk gibi. Şahıs kelepçeyi çıkartmış. ‘Güvende misiniz? Ekip yollayalım’ dediler. Ben güvendeyim. Evdeyim dedim şu anda. O halde dedi ‘KADES’e basabilirsiniz. Yeniden bir kelepçe gönderene kadar’ diye söylediler. Şahıs her an, her yerden çıkabilecek nitelikte bir potansiyel tehlikedir. Benim can güvenliğim yoktur. Acilen buna kelepçe takılırsa ben yeniden rahat edeceğim. Fotoğrafı gördükten sonra sabah erken karakola gittim. Kelepçe gelene kadar dikkat etmemi söylediler. Tedirginim çünkü kelepçesiz bir şekilde geziyor” şeklinde konuştu.
“Sürekli tehdit altındayım”
Boşanma davasının sürdüğünü belirten Nurtaç Canan, “Bana 5 kurşun sıkan bir adamdan bahsediyoruz. Ayrıca boşanma davam hala sürüyor. İstinaf mahkemesinde hala bekliyor. Ben rica ediyorum, benim boşama hakimim bayandı. Ona özellikle söyledim. Hanımefendi dedim ben boşanmak istiyorum. Empati kurun. Sizin de kızınızın, kendinizin başına böyle bir şey gelse nasıl bir şey hissedersiniz? Ben hala boşanamadım. ve bu boşanma süreci dört yıldır devam ediyor. Çok korkuyorum. Arabama gidemiyorum, dışarı çıkamıyorum, bayramda eve hapsoldum diyebilirim. Çünkü biz azılı bir gangsterden bahsediyoruz. Sürekli ses kayıtları atıyor. Sürekli ses mesajları geliyor. Sürekli tehdit altındayım. Her telefonunu engelliyorum. Başkalarının aracılığıyla bana mesaj atıp başka numaralardan mesaj atıp o numarayı da engelliyor. Sabit hatlardan çok arama geliyor bana. Sürekli tehdit altındayım. Sürekli ses kayıtları atıyor. Sürekli korkmam gerektiğini, her an ölebileceğim yönünde mesajlar atıyor. Bunun gibi yüzlerce mesaj var. Bu da kırdığı kelepçe” şeklinde konuştu.
]]>Nurtaç Canan, şiddetli geçimsizlik yaşadığı 25 yıllık eşi Ragıp Canan’dan ayrılma kararı aldı. Nurtaç Canan, 4 Haziran 2020 günü kayınpederinin Zeytinburnu’ndaki evindeyken içeri Ragıp Canan kadını 5 el ateş ederek yaraladı. Kurşunların hedefi olan kadın uzun bir savaşın ardından hayata tutundu. Gözaltına alınan Ragıp Canan’a ‘eşini kasten yaralama’ suçundan 9 yıl hapis cezası verildi. Hastaneden taburcu olduktan sonra Nurtaç Canan ise boşanma davası açtı. Ragıp Canan boşanmayı kabul etmedi. 4 yıldır devam eden boşanma davası sonuçlanmadı. Ayrıca eşini silahla yaralayan Ragıp Canan 3 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi. Cezaevinden çıkan Ragıp Canan eşiyle barışmak istedi fakat Nurtaç Canan kabul etmeyince hakaret ve tehdit yoluna başvurdu. Nurtaç Canan’a korku dolu günler yaşatmaya devam eden Ragıp Canan’a, tehditleri nedeniyle elektronik kelepçe takıldı. Yaklaşık 5 gün önce ise Ragıp Canan’dan, Nurtaç Canan’a fotoğraflı bir mesaj geldi. Mesajı açan kadın, Ragıp Canan’ın kırdığı kelepçeyi gördü.
“200 metre yakınındayım”
Şüpheli attığı sesli tehdit mesajlarında, devletin, polisin ve savcının kendisine engel olamayacağını, kadının nerede olduğunu bildiğini, 200 metre yakınında olduğunu belirtti. Nurtaç Canan ise bir türlü boşanamadığı eşi Ragıp Canan’ın kelepçesinin yeniden takılmasını ve yaşadığı bu korku dolu günlerin bitmesini istiyor.
“‘Biz kelepçe takana kadar KADES’e basabilirsiniz ya da kadın sığınma evine geçebilirsiniz'”
Yaşadığı korkuyu anlatan Nurtaç Canan, “2020 yılında beni 5 kurşunla yaraladı. Yargılama, adam öldürmeye teşebbüsle başladı. Daha sonra 8 sene 9 ay ceza aldı. Bunun da 3 yılını yattı, çıktı. Daha sonra kelepçe kararı verildi. Fakat kelepçesini kırdı. Ankara İzleme Merkezi’nden kırdıktan sonra beni aradılar. Şahıs kelepçeyi kırdı. ‘Biz kelepçe takana kadar KADES’e basabilirsiniz ya da kadın sığınma evine geçebilirsiniz’ diye söylendi. Daha sonra ben eve hapsoldum oldum. Hiçbir yere çıkamadım. Can güvenliğim de yok zaten” dedi.
“Tedirginim çünkü kelepçesiz bir şekilde geziyor”
Ragıp Canan’ın her yerden çıkabilecek tehlikede olduğunu söyleyen Nurtaç Canan, “Bu adamın hemen yargılanıp tekrar yeni baştan kelepçenin takılmasını talep ediyorum. Fotoğraf attı ve izleme merkezi hemen beni aradı. Saat sabah 1 buçuk gibi. Şahıs kelepçeyi çıkartmış. ‘Güvende misiniz? Ekip yollayalım’ dediler. Ben güvendeyim. Evdeyim dedim şu anda. O halde dedi ‘KADES’e basabilirsiniz. Yeniden bir kelepçe gönderene kadar’ diye söylediler. Şahıs her an, her yerden çıkabilecek nitelikte bir potansiyel tehlikedir. Benim can güvenliğim yoktur. Acilen buna kelepçe takılırsa ben yeniden rahat edeceğim. Fotoğrafı gördükten sonra sabah erken karakola gittim. Kelepçe gelene kadar dikkat etmemi söylediler. Tedirginim çünkü kelepçesiz bir şekilde geziyor” şeklinde konuştu.
“Sürekli tehdit altındayım”
Boşanma davasının sürdüğünü belirten Nurtaç Canan, “Bana 5 kurşun sıkan bir adamdan bahsediyoruz. Ayrıca boşanma davam hala sürüyor. İstinaf mahkemesinde hala bekliyor. Ben rica ediyorum, benim boşama hakimim bayandı. Ona özellikle söyledim. Hanımefendi dedim ben boşanmak istiyorum. Empati kurun. Sizin de kızınızın, kendinizin başına böyle bir şey gelse nasıl bir şey hissedersiniz? Ben hala boşanamadım. ve bu boşanma süreci dört yıldır devam ediyor. Çok korkuyorum. Arabama gidemiyorum, dışarı çıkamıyorum, bayramda eve hapsoldum diyebilirim. Çünkü biz azılı bir gangsterden bahsediyoruz. Sürekli ses kayıtları atıyor. Sürekli ses mesajları geliyor. Sürekli tehdit altındayım. Her telefonunu engelliyorum. Başkalarının aracılığıyla bana mesaj atıp başka numaralardan mesaj atıp o numarayı da engelliyor. Sabit hatlardan çok arama geliyor bana. Sürekli tehdit altındayım. Sürekli ses kayıtları atıyor. Sürekli korkmam gerektiğini, her an ölebileceğim yönünde mesajlar atıyor. Bunun gibi yüzlerce mesaj var. Bu da kırdığı kelepçe” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Trendyol Süper Lig’in 31. haftasında Galatasaray, evinde Hatayspor’u 1-0 mağlup etti. Müsabakanın ardından sarı-kırmızılıların başkanı Dursun Özbek, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Karşılaşmayı değerlendirerek sözlerine başlayan Özbek, “3 puan aldık. Şampiyonluk yürüyüşümüz devam ediyor. 7 maç kaldı. Hedefimiz 7 maçı da alarak şampiyon olmak. Taraftarlarımıza teşekkür ediyorum. Bugün tribünleri doldurdular. Şampiyonluk hedefimize onların desteğiyle yürüyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Şampiyonluklar tehditle kazanılmıyor”
Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç’un, sarı-lacivertlilerin bugün gerçekleştirilen olağanüstü genel kurulunda Galatasaray Sportif A.Ş. Başkan Vekili Erden Timur’u tehdit ettiğini belirten Başkan Özbek, “Bu gidişat biz Galatasaraylıları memnun eden bir gidişat değil. Bugün şampiyonluktaki rakibimizin başkanı olağanüstü genel kurulu topladı. Böyle bizi hayretlere düşüren açıklamalarda bulundu. Neresinden başlayayım bilmiyorum. O kadar büyük bir kalabalığın önünde, taraftarı önünde başkan vekilimi tehdit ediyor. Tehdidin boyutu da lafzı bir tehdit değil. Topyekun tehdit. Bugün, yarın, bunda sonra.. Nedir bu ya? Nerede yaşıyoruz. Ülkenin huzurunu düşünmüyor musun? İki camia, 60 milyon taraftara hitap ediyoruz. Biri bir şey yapsa, çoluğu var, çocuğu var. İstenmeyen olaylara sebep mi olmak istiyorsun? Başına bir şey gelse.. Geçmişte benzerlerini yaşadık. Daha yakın zamanda benzerlerini yaşadık. Onun ateşi sönmeden tekrar tehditlerle taraftarın bir şeye uğraması memnun mu edecek seni? Kendisine sesleniyorum. Konuştuğun kelimeleri gece yatmadan bir daha dinle. O tehditlere, o konuşma tarzına bizden aynı seviyede yanıt gelmez. Şampiyonluk için yapılanlara herhangi bir yorum getirmek istemiyorum. Bir can gitse değer mi? Trabzon’da yaşadık. Onun üzüntüsü daha bitmeden, bir provokasyonla insanları tehdit eden, buradan da vazife çıkaracak insanlar olduğu için son derece üzüntülüyüm. Şampiyonluklar tehditle falan kazanılmıyor. Şampiyonluklar, mertçe sahada mücadele ile kazanılıyor. Bir değil, iki değil. Benzer tehdidi federasyondaki toplantıda da yapmıştı. Orada da tehdit etmeye kalktı. Ben de oradaydım, gereken cevabı aldı, yerine oturdu. Ayıptır. Kendisi eğitimli, yurt dışında eğitim görmüş, çok önemli bir ailenin ferdi. Yakışıyor mu? Akşam konuşmasını dinlesin, konuşmasını akıl süzgecinden geçirsin. Bizi zorlamasın. Galatasaray Kulübü hiçbir zaman onun seviyesine inmeyecek” şeklinde konuştu.
“Hukukun bu işte gereğini yapmasını bekliyoruz”
Başkan Dursun Özbek, Ali Koç’un açıklamalarının cezasız kalmaması gerektiğine de dikkat çekerek, “Laf bitmiyor. Söylenecek o kadar çok şey var. Burada en önemli vurgulanması gerek ülkenin huzuru. 60 milyon insanı birbirine kırdırmaya yönelik cümleler duydum. Bir ülkede hiçbir kimseden böyle açık tehdit duymadım. Başka bir sektörü çağrıştırıyor. Acilen buradan cumhuriyet savcılarını göreve çağırıyorum. Savcılar hemen harekete geçmeli. Bu tehdit cezasız kalmamalı. Bir futbol adamı olarak çok üzgünüm. Birbirimizi tehdit ediyoruz. Siz yazdıklarınızla topluma yön veriyorsunuz. Biraz bu konuya neşter atın. Gidişatınız doğru bir gidişat değil. Hukukun bu işte gereğini yapmasını bekliyoruz. Bütün taraftarlara itidali tavsiye ediyorum” cümlelerine yer verdi. – İSTANBUL
]]>CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, “Geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanı Hatay’da: ‘Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, mahzun kaldı’ dedi ve adeta ‘oy yoksa hizmet de yok’ diyerek vatandaşlarımızı tehdit etti. Biz Muğla’da bugüne kadar hiçbir tehdide boyun eğmedik. Kendi göbeğimizi kendimiz kesebildik. Kendi üretimlerimizle kendi işimizi gördük. Bundan sonra da başaracağız. O iradeye ve tüm tehditlere inat şehrimizi, kentimizi bu zihniyetin talanından koruyarak yine sosyal belediyecilik, halk için belediyecilik yapmaya devam edeceğiz” dedi.
CHP Muğla milletvekili Cumhur Uzun, Bozburun Yarımadası İçme Suyu Projesi Tanıtım Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Uzun, şunları söyledi:
“ONAY GEREKEN BU PROJELER MERKEZİ İDARE TARAFINDAN BÜYÜK BİR KISKANÇLIKLA YA UZUN SÜRE BEKLETİLMEKTE YA DA HİÇ ONAYLANMAMAKTADIR”
“Bugün, 70 yıllık bir özlemin sona ermek üzere olduğu bir projenin tanıtımı nedeniyle buradayız. Su hayattır. Hayatın var olabilmesi için o suyun ihtiyaç olduğu her damlasının akıtılması gerekir. ve bu proje, bu ihtiyaca dönük ve önemli bir projedir. Yöremiz çok hızlı büyümekte ve özellikle yaz aylarında nüfusumuz çok artmaktadır. Bu nedenle de birçok ihtiyaç planlanandan daha fazla ve hızla büyümektedir. Buna bağlı hizmetlerin de bir an önce devreye alınması gerekmektedir. Bu konuda, hemen harekete geçen belediyelerimiz maalesef merkezi yönetimin bazı zorluklarını aşmak zorunda kalmaktadır. Bazen çalışmalar yetersiz görülebiliyor olabilir ancak asıl yetersizlik ülkeyi 22 yıldır yönetmekte olan zihniyetten ileri gelmektedir. Projesi hazır, ihtiyaç olup olmadığı doğru tespit edilmiş ve hatta finansmanının hazır olduğu, öz kaynaklarla yapılacak hizmetler dahi merkezi yönetimin imzasına takılmaktadır. Sadece onay gereken bu projeler merkezi idare tarafından büyük bir kıskançlıkla ya uzun süre bekletilmekte ya da hiç onaylanmamaktadır. İktidar yöreye gelecek hizmet için atması gereken imzaları atmamakta. Bu, hizmetlerin gecikmesine ya da tamamen yapılamamasına neden olmaktadır.
“TÜM TEHDİTLERE İNAT ŞEHRİMİZİ, KENTİMİZİ BU ZİHNİYETİN TALANINDAN KORUYARAK HALK İÇİN BELEDİYECİLİK YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanı Hatay’da: ‘Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, mahzun kaldı’ dedi ve adeta ‘Oy yoksa hizmet de yok’ diyerek vatandaşlarımızı tehdit etti. Biz Muğla’da bugüne kadar hiçbir tehdide boyun eğmedik. Kendi göbeğimizi kendimiz kesebildik. Kendi üretimlerimizle kendi işimizi gördük. Bundan sonra da başaracağız. Özverili ve tahammüllü olmamız gerekecek ancak biz özgürlüğümüzden ve inandığımız değerlerden vazgeçmektense; aç kalmayı, susuz kalmayı, yüreğimize taş basmayı bilen bir toplumuz. O iradeye ve tüm tehditlere inat şehrimizi, kentimizi bu zihniyetin talanından koruyarak yine sosyal belediyecilik, halk için belediyecilik yapmaya devam edeceğiz.
“RANTÇILARA DEĞİL, HALKA HİZMET ETMEK İSTEYENLER HER ZAMAN BAŞARMIŞTIR”
Biz mazeret değil, iş ve hizmet üreten bir belediyecilikle Muğla’mıza hizmet etmeye devam edeceğiz. Elbette mazeret üretmeyeceğiz, iktidarın engellemelerine ve tehditlerine rağmen vatandaşlarımıza hizmet ettik yine edeceğiz. Çıkış yollarını her zaman bulduk yine bulacağız. Rantçılara değil, halka hizmet etmek isteyenler her zaman başarmıştır. İşte o hizmetlerden birini bugün burada görüyoruz. Sosyal belediyecilik anlayışında yapacak olduğumuz bayrak değişikliğinin yapılacak olan hizmetlerin aksamasına hiçbir şekilde sebep olmayacağını da bilmenizi isterim. Aynı şevkle yeni adaylarımızla beldemize, belediyemize, kentimize hizmet etmek için sabırsızlıkla bekleyen arkadaşlarımızla aynı yolda devam edeceğiz.”
]]>
İZMİR’in Çeşme ilçesinde, 7 haftalık hamile, 1 çocuk annesi eşi Yonca B.’yi (32) tehdit ve darbettiği iddiasıyla kasten yaralama suçundan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan iş insanı Yiğit B. (34), 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hükmün açıklanması geri bırakıldı.
Bir şirkette insan kaynakları yöneticiliği yapan Yonca B., 19 Haziran 2022’de Çeşme ilçesindeki yazlıklarında eşi, tanker kazanı fabrikası sahibi Yiğit B.’nin kendisine iki kez şiddet uyguladığını ve ölümle tehdit ettiğini belirtip şikayetçi oldu. 1 çocuk annesi Yonca B., avukatları aracılığıyla verdiği şikayet dilekçesinde, “Evliliğimiz boyunca iki kez şiddete uğradım. İlkinde eşim ve görümcemle, bir restoranda yemek yedikten sonra dayısıyla ilgili tartıştık. Kendisine, ‘Dayına götüreyim onu döv, konu da kapansın ‘ diye söyledim. Eve gittiğimizde, eşim bana, ‘Sen insanların içinde bunu nasıl söylersin. Seni öldürürüm, ağzının burnunun yerini değiştiririm’ diyerek tehdit etti. Odama giderken, kolumdan ve saçımdan çekip, beni darbetmek istedi. Kız kardeşi araya girip, onu engelledi. 6 gün sonra yaşanan ikinci şiddet eyleminde ise 7 haftalık hamileydim. Kendisi işe giderken, ‘Seni de o karnındaki piçi de istemiyorum. Aldır, ara doktoru bu işi bitir’ dedi. Ardından tekme savurdu. Doktor raporunda, karnıma darbe aldığım ve sağ kolumda 3 adet ekimoz olduğu belirtildi. Kendisinden şikayetçiyim” dedi.
SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
Hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Yiğit B., soruşturma aşamasındaki ifadesinde, “Yaklaşık iki sene önce dayım, anneme şiddet uygulamıştı. Eşim bunu gündeme getirip, bana ‘Götüreyim seni dayına döveceksen döv konu kapansın’ diyerek kırıcı konuştu. Yemek yedikten sonra birlikte eve döndük. Evde de bu şekilde konuşmaya devam etti. Kendisini ‘Yeter sus’ diyerek, uyardım. Bunun üzerine bağırmaya başladı. Kendisinin kolundan tutarak içeri çektim. Kesinlikle darbetmedim. İkinci tartışmamızda eşim evden ayrılarak karşı komşuda kalıp daha sonra eve döndü. Dönünce kendisine, ‘Sağlıklı bir ilişki kuramıyoruz. Mantıklı bir karar vermemiz gerekiyor, İkimizin de yaşı genç. İkimizin de bir hayatı var. Doğru karar vererek duygularımızla değil mantığımızla hareket etmeliyiz. Çocuğu aldıralım, tek başına doğurmak senin kararın değil, ikimizin ortak paydasıdır’ dedim. Ancak, kesinlikle, ‘Seni de o karnındaki piçi de istemiyorum. Aldır, ara doktoru bitir bu işi’ demedim” diye konuştu.
Soruşturmanın ardından Yiğit B. hakkında ‘Eşi kasten yaralama’ ve ‘Kadına tehdit’ suçlarından toplam 8 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Davanın 6’ncı duruşması Çeşme 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde, 25 Ocak’ta görüldü. Duruşmaya Yonca B. ve avukatı Asena Kılınç dışında katılan olmadı. Aynı gün Yiğit B.’nin avukatı ise duruşmanın belirtilen saate bekletilmesi için dilekçe verdi.
Yonca B.’nin avukatı Asena Kılınç, “Önceki beyanlarımızı aynen tekrar ederiz. İzmir’de duruşmalarımız ve süreli işlerimiz bulunduğundan ayrıca dosyada daha önce mütalaa alındığı için karar aşamasında olduğundan sanık müdafinin bekletme talebinin reddi ile dosyanın karara çıkartılmasını talep ederiz. Şikayetimiz devam etmektedir. Dosya kapsamında sanığın üzerine atılı suçu işlediği sabittir. Dosya tekemmül etmiştir. Yargılamanın sürüncemede kalmaması açısından dosyanın karara çıkartılmasını talep ederiz” diye konuştu.
Savcı ise Yiğit B.’nin avukatının duruşmanın belirtilen saate bekletilmesi talebi hususunda takdirin mahkemede olduğunu belirterek, “Önceki mütalaamızı tekrar ederiz. Tüm soruşturma ve kovuşturma evrakı birlikte değerlendirildiğinde; Yonca B.’nin beyanlarına itibar edilmekle sanık Yiğit B.’nin eşini ‘Seni öldürürüm, ağzının burnunun yerini değiştiririm’ demek suretiyle tehdit ettiği ve darbedip, tekme savurmak suretiyle yaraladığı, dosya kapsamındaki katılan raporundan da anlaşılmaktadır. Sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur” dedi.
Yonca B.’nin avukatı esas hakkındaki mütalaaya katıldıklarını belirtip, bu doğrultuda karar verilmesini talep ettiklerini söyledi.
İKİNCİ OLAYDA SUÇU SABİT GÖRÜLDÜ
Hakim, beyanların alınmasını ardından kararını açıklayıp, Yiğit B.’nin avukatının duruşmanın bekletme talebini reddetti. Hakim sanık Yiğit B.’nin yaşanan ilk olaydaki ‘Tehdit ve kasten yaralama’ suçlarından beraatine, yaşanan ikinci olayda suçunun sabit görülmesi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak, ‘Kasten yaralama’dan 1 yıl 3 ay hapisle cezalandırılmasına karar verip, hükmün açıklanmasını geri bıraktı.
Çiftin, olayın ardından açtıkları boşanma davası ise sürüyor.
]]>