Elazığ’da sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi ve rüzgarlarında etkili olması sebebiyle son zamanlarda yangınlarda artış meydana geldi. Elazığ Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ekipleri ise canla başla mesai mefhumu gözetmeksizin çalışıyor. Bu çerçeve ekipler, 28 günde 270 yangına çarşamba günü ise 73 yangına müdahale etti. 30 yıldır itfaiye müdürlüğü yaptığını ve böyle bir yoğunluğu daha önce yaşamadığını aktaran İtfaiye Müdürü İbrahim Halil Başgün, vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyardı. Bir günde 559 çağrı aldıklarını dile getiren Başgün, ” Türkiye’nin en iyi itfaiyelerinden biriyiz. Ama ne kadar iyi olursanız olun tedbir her şeyin önündedir” dedi.
“Çağrı merkezimize bir günde 559 ihbar geldi”
Haziran ayıyla birlikte sıcaklıkların mevsim normallerinin çok üzerine çıktığını belirten Başgün, “Bu sebeple kısa sürede otlar kurudu, kuraklık başladı. Bununla birlikte yangınlarda da artış oldu. Biz 28 günde Elazığ’da 270 yangına gittik. 12 sıkışmalı trafik kazasına müdahale ettik, 48 insan kurtarmaya yardımcı olduk, 73 hayan kurtardık. Aynı zamanda 27 iş yerinde tatbikat yaptık ve 500 kişiye bire bir eğitim verdik, 64 iş yerine iş yerini açma ruhsatı verdik. Öyle günler oluyor ki 1 ayda yaşayacağın yangını bir günde yaşıyorsun. Bunlardan biride 26 Haziran Çarşamba günüydü. 73 yangına müdahale ettik. Bunlarında hepsi büyük yangınlar. 3-4 ekip ile müdahale ettiğimiz yangınlardır. O gün çağrı merkezimize 559 ihbar geldi. Aynı yer için 4-5 kişi de arıyor. Ekibimiz gidiyor aynı yerde 3-4 yeri söndürüyor. Bunların hepsini kayıtlara bir yangın diye geçiyoruz. Ben 30 yıldır Elazığ Belediyesi’nde itfaiye müdürlüğü yapıyorum. Bugüne kadar yaşadığımız en yoğun yangın, Çarşamba günü kuvvetli rüzgarlardan dolayı yaşadığımız yangınlardır” diye konuştu.
“Ne kadar iyi olursanız olun tedbir her şeyin önündedir”
Yangınların sebepleri hakkında bilgi veren ve vatandaşları uyaran Başgün, “Rüzgarlı havalarda kesinlikle açık alanlarda ateş yakmayın. Bulunduğunuz yerde mutlaka yangın söndürme cihazı olsun. Cam şişeleri rast gelen sağa sola fırlatmayın. Özellikle sigara ateşi. Sigarının ucundaki ateşin sıcaklığı 800 derecedir. Nereye düşse orayı yakar. 24 saat boyunca arkadaşlarımız içeri giremediler. Yangınlarla boğuşmak zorunda kaldık. Harput’taki yangına baktığımızda her ağaç kökünde bir şişe var. Normalde gölgede sıcaklık 37 dereceyse, güneşte bu 50 dereceye çıkıyor. 50 derecede bir cam parçası veya şişe yangın için geçerli bir sebep. Aynı zamanda araçlarda da vatandaşlarımız gözlüklerini göğse bırakıyorlar. Gözlük camları da mercek vazifesi görüyor. Bazı araçlarda parfüm, kolonya yangına davetiye çıkartıyor. Bir yıllık yangını bir ayda yaşıyoruz. Demek ki tedbirler de bir eksiklik var. Belediye başkanımız her türlü desteği verdi. Türkiye’nin en iyi itfaiyelerinden biriyiz. Ama ne kadar iyi olursanız olun tedbir her şeyin önündedir. Bir kişi tedbir almadığı zaman komşusunu da riske sokuyor. Sadece bir kişinin aldığı tedbir yeterli olmuyor. Yangın çıktığı zaman önüne neyi katarsa yakıp atıyor. O yüzden vatandaşların birbirlerini uyararak her türlü tedbiri alması lazım” şeklinde konuştu. – ELAZIĞ
]]>Kentte havaların ısınmasıyla yeniden görülmeye başlayan kene ısırması sonucu, son 1 haftada Gülbidin Ekberi (25), Şehri Tanrıveren (36) ve Emre Nacar (25), tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. SCÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. İlhan Çetin, Türkiye geneli güncel vaka sayıları hakkında bilgi vererek KKKA hastalığı hakkında uyarılarda bulundu. Havaların ısınmasının ardından KKKA vakalarında artış olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çetin, “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı bahar aylarının gelmesiyle başlar. Türkiye’de nisan ayı ile vakalar başlar ve artarak ekim ayına kadar devam eder. Haziran ve temmuz ayı genelde vakaların en fazla olduğu dönemdir. Ülkemizde genellikle ortalama olarak yıllık bin ila 1200 vaka oluyor. Bu sene nisan ayında ilk vakamız geldi. Şu an için Sivas’ta 35 civarında vaka sayımız var. Ne yazık ki, 3 vatandaşımız da hayatını kaybetmiş durumda. Özellikle iklimin ısınması nedeniyle bundan sonraki dönemlerde vaka sayılarında artış bekliyoruz. Aldığımız bilgilere göre, Türkiye genelinde 270-300 civarında vakanın oluştuğunu biliyoruz. Bu yıl 750 ile bin civarında vakayla dönemi kapatacağımızı tahmin ediyoruz. Umarız ki, şu ana kadar ilgili kurumların almış oldukları tedbirlerin etkisiyle bu sayı daha az olur. Maalesef bu yıl bahar aylarının çok sıcak geçmesi sebebiyle arazideki kene sayısında çok ciddi bir artış olduğunu gözlemledik. Otların yağmurlardan dolayı hem miktar olarak hem de boyut olarak artmasıyla kene popülasyonunda bir artış var. Umuyoruz ki, bu durum vaka sayılarına yansımaz” dedi.
‘KKKA HASTALIĞI TEDBİR ALINDIĞINDA ÖNLENEBİLİR’
Kenelerden korunmak için dikkatli ve tedbirli olunması gerektiğine değinen Prof. Dr. Çetin, “Halk sağlığı açısından önemli hastalıklar, tedbir alındığında önlenebilen hastalıklardır. Özellikle KKKA hastalığı da tedbir alındığında önlenebilir bir hastalık. Bu nedenle tedbirli olmamız gerekiyor. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanların sahada çalışırken üzerlerine kene yapışmaması için alacakları birtakım tedbirler var. Bunları mutlaka almaları gerekiyor. Eve gittiklerinde üzerlerini kontrol etmeleri gerek. Bizim üzerine basarak söylediğimiz bir diğer husus da, eğer üzerlerine kene yapışmışsa mutlaka kendileri çıkartmamalı. Hastane ortamında çıkarılmasının çok değerli olduğunu bir kez daha ifade etmek isterim” diye konuştu.
KURBAN ALIMLARINDA DİKKAT
Kurban Bayramı nedeniyle vatandaşların kenelere karşı daha dikkatli olmaları gerektiğini belirten Çetin, “İçinde bulunduğumuz dönem İslam alemi için önemli günler. Kurban Bayramı yaklaşıyor. Hem küçük hem büyükbaş hareketliliğinde artma oluyor. Orta Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nden batıya doğru hayvan taşımacılığı ve satışı için gidildiğini biliyoruz. Bu noktada hayvanları götüren insanların mutlaka tedbir alması, hayvanlarını kontrol etmesi gerekiyor. Özellikle hayvan pazarlarında daha çok dikkat edilmesi gerek. Hayvan satın alan insanların da hayvanın üzerinde kene olup olmadığını kontrol ederek almaları gerekiyor. Bütün bunların yanı sıra kurban kesiminde de hasta hayvanların kanından eldeki açık yaralardan virüs girebiliyor. Bunun için de mutlaka eldiven kullanarak işlemlerin yapılmasını ve hijyene dikkat edilmesini önemseyip öneriyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>“İSRAİL KARARLARI SÜRATLE YERİNE GETİRMELİ”
Bakanlık açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in Gazze’de Refah’a yönelik saldırılarını durdurmasına ve Refah sınır kapısını insani yardımlara derhal açmasına hükmeden ihtiyati tedbir kararını memnuniyetle karşılıyoruz.
Dünyada hiçbir ülke hukukun üstünde değildir. Divan’ın aldığı tüm kararların İsrail tarafından süratle yerine getirilmesini bekliyoruz. Bunu teminen, BM Güvenlik Konseyi’ni üzerine düşeni yapmaya davet ediyoruz.” denildi.
ULUSLARARASI ADALET DİVANI’NDAN “İSRAİL SALDIRILARI DURDURMALI” KARARI
Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Refah’a saldırılarıyla ilgili aldığı kararı açıkladı. Refah’ın durumunun “felaket” boyutunda olduğunu söyleyen mahkeme, son mahkeme kararından bugüne, insani durumun daha da kötüleştiğini ifade etti. Mahkeme, insani felaketin önlenmesi için İsrail’in yeterli önlemleri almadığını ifade ederek ” İsrail, Refah saldırısını durdurmalı” dedi.

ASKERİ OPERASYONLARIN SONLANDIRILMASI İSTENDİ
Güney Afrika, Gazze’deki İsrailli askerlerin tahliye bölgelerini ve kalan tüm Filistinlileri meşru hedef olarak gördüğü “imha bölgeleri” olarak tanımladığına işaret ederek, daha fazla geç kalınmadan Divan’dan İsrail’in askeri operasyonlarını sonlandırmasına hükmetmesini istedi.
İSRAİL, SOYKIRIM SUÇLAMALARINI REDDETTİ
Duruşmada İsrail adına söz alan uluslararası hukuktan sorumlu Başsavcı Yardımcısı Gilad Noam ise Güney Afrika’nın iddialarının yersiz olduğunu savunarak, “Trajik bir savaş yaşanıyor ancak ortada bir soykırım yok.” ifadelerini kullandı.
Savunmasında Güney Afrika’nın iddiaları yanıtlamak yerine Hamas’ın saldırılarını anlatan ve Güney Afrika’yı Hamas’ı korumakla suçlayan Noam, “Güney Afrika gerçeğin ya da hukukun peşinde değil, mahkemenin yetkilerini kötüye kullanmanın peşinde.” ifadesini kullandı.

İSRAİL’E KARŞI TALEP EDİLEN YENİ TEDBİRLER
Uluslararası Adalet Divanı açıklamalarından öne çıkan satırbaşları şu şekilde:
“İsrail, Gazze’de çok fazla insanın ölümüne neden oldu. İsrail’in saldırıları nedeniyle 18 Mayıs itibarıyla BM verilerine göre Refah’ta 800 bin sivil yerinden edilmiştir. Refah’taki durum artık insani felaket olarak sınırlandırılmıştır.İsrail Refah’ı haftalarca bombaladı, altyapı yok olmak üzere. İsrail sorumluluklarını yerine getirmeli. Aldığı önlemler yetersiz durumda.
“İSRAİL, ASKERİ OPERASYONU DURDURMAK ZORUNDA”
Mahkeme, alınmış önlemlerin yeterli olmadığına ve İsrail’in askeri operasyonu durdurmak zorunda olduğuna karar verdi ve 28 mart tarihindeki tedbir kararında değişiklik kararı yapılması gerektiğine hükmetti. Bu nedenle yeni tedbir kararlarına ihtiyaç duyulduğuna karar verildi.
“SORUŞTURMA EKİBİNE ENGEL OLUNMAMALI”
Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in sivillere zarar verecek saldırılarına derhal son vermesi gerektiğini vurgulayarak İsrail Soykırımı Önleme Anlaşması çerçevesinde kanıtların korunması için etkin tedbirler alıp Gazze Şeridi’ne her türlü soruşturma ekibinin girişine engel olunmaması gerektiğini ifade etti.
“REFAH SINIR KAPISI AÇIK TUTULMALI”
Mahkeme, İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı’na rapor sunması gerektiğine hükmetti ve “İsrail, (Gazze’de) acilen ihtiyaç duyulan hizmetlerin ve insani yardımın engelsiz bir şekilde sağlanabilmesi için Refah sınır kapısını açık tutmalı” dedi.
İSRAİL, 1 AY İÇİNDE RAPOR SUNACAK
Karar gereği, İsrail’in Refah’taki ‘askeri operasyonunu’ durdurması, Mısır ile Gazze arasındaki Refah sınırını insani yardım girişi için açması, soruşturma yetkililerinin ve olay araştırma misyonlarının Gazze’ye erişimini sağlaması ve bu tedbirleri uygulama konusunda nasıl bir ilerleme kaydettiği ile ilgili UAD’ye bir rapor sunması gerekiyor.
NETANYAHU, KURMAYLARIYLA BİR ARAYA GELİYOR
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) kararlarına verilecek yanıtı ele almak üzere kurmaylarıyla görüşeceği belirtildi. İsrail basınında yer alan haberde, Netanyahu’nun kurmaylarıyla yerel saatle 17.00’de bir araya geleceği belirtildi. Görüşmede, UAD’nin bugün açıkladığı kararlara verilecek yanıtın ele alınacağı ifade edildi.
]]>MUSTAFA USTA
(SİNOP)- İktisatçı Prof. Dr. Aziz Konukman, tasarruf paketine ilişkin, “Her seferinde bir IMF programı olsun ya da olmasın, hep bir şeyin bedelini niye emekçiler ödesin? Bu tasarruf genelgesinin bedeli maalesef emekçilere ödetiliyor. Emekçilere gidecek kaynaklardan 100 milyar kesinti öneriyor. Kendilerinin masraflarından değil emekçilerden gidecek” dedi.
Sinop’ta yaşayan ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünden emekli iktisatçı Prof. Dr. Aziz Konukman, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıkladığı “Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi”ni yorumladı. Konukman, Meclis ve Saray’ın tasarruf tedbirlerine dahil edilmesi gerektiğini belirterek asıl paranın emekçilerden kesileceğini vuguladı. Konukman, şöyle konuştu.
“Bugünkü tedbir setini geçmişten uygulamalardan farklı kılan 3 tane husus var. Siz bir sürü tasarruf tedbirleri uygulamışsınız. Şimdi kalkıp ‘onlar işe yaramadı. 3 tane husus var. Bakın bu sefer bu 3 husus diğerlerinde olmayan husus’ diyorsunuz. O zaman niye planlamadınız bunu? 3 husus bugün mü aklınıza geldi? 22 yıldır iktidarsanız. Bu 3 hususu bugün keşfetmeniz gerçekten izaha muhtaç bir durum. O üç husustan birincisi; kamuda verimliliği hedefliyoruz diyor. Demek ki bu aynı zamanda itiraf. Demek ki biz bugüne kadar hiç verimli çalışmadık. İkincisi; güçlü bir izleme raporlama ve yaptırım modelini hayata geçiriyoruz. Demek ki siz geçmişte doğru dürüst izlememişsiniz, raporlamamışsınız ve herhangi bir yaptırım getirmemişsiniz. Zaten bunları yapmadıysanız tasarrufa uyulup uyulmadığını kim bilecek? Bunu itiraf ediyorsunuz. Bugün, bunu yapacağız diyorsunuz. Güzel fakat hangi araçlarla, hangi yöntemlerle yapacaksanız? Ben yaptırım uygulayacağım dediğiniz zaman o yaptırımın unsurlarını söyleyeceksiniz. Ne olacak, kime ne ceza verilecek? Yaptırım dediğiniz zaman tasarruf tedbirlerine uymayanlara müeyyide gelecek demek. Bunları göremiyoruz. Daha da önemlisi ‘tüm kamu bu tedbir paketinin kapsamındadır’ diyor. Buradan ne anlarsın? Cumhurbaşkanı da bu tedbirin kapsamında, Meclis’te. Fakat aynı ikili ‘Meclis hariç’ dediler. Niye Meclis kapsamın dışında? Meclisin arabaları var. İsrafın bir nedeni de orası gösteriliyor. Milletvekillerinin ailelerin sağlık bakımları var. Giderler korkunç boyutta. Halkın temsilcilerinin olduğu bir tüzel kişilik niye tasarruf paketinin dışında? İzahı yok.
“SARAY’IN NE KADAR TASARRUF YAPACAĞI BELLİ DEĞİL”
Peki cumhurbaşkanı var mı; yok. Cumhurbaşkanının kendisi zaten tedbirleri açıklamıyor. Zaten o kuşkuyu orada doğurdular. Sarayın ne kadar tasarruf yapacağı belli değil. ya da cumhurbaşkanı yardımcısının ‘arkadaşlar biz bugüne kadar itibardan tasarruf yapılmaz görüşündeydik. Ama gördük ki, saray da artık bu tasarruf kapsamındadır’ diye söyleyebilirdi. Görüyoruz ki, Saray da kapsam dışı, Meclis’te kapsam dışı. Bunlar ciddi problemler. Bu tedbirler kimden kısıntı yapacak? Emekçilerden, çalışanlardan, personellerden. Her seferinde bir IMF programı olsun ya da olmasın, hep bir şeyin bedelini niye emekçiler ödesin? Bu tasarruf genelgesinin bedeli maalesef emekçilere ödetiliyor. Emekçilere gidecek kaynaklardan 100 milyar kesinti öneriyor. Kendilerinin masraflarından değil emekçilerden gidecek. ‘Kamuda personel servisini sonlandırmayı planlıyoruz’ diyor. Kamu personelinin ulaşım imkanını eğer siz sonlandırırsanız, bunlar ne yapacaklar? Otobüslerle, dolmuşlarla gelmeye kalkacaklar. Bu onların performansını etkilemez mi? Kamu da verimliliği arttıracağım diyorsun. Bir yandan da kamu hizmeti üretmek de, olan personelinin bütçeden taşıma masraflarını ortadan kaldırıyorsun. Bu karar da, verimliliği artırma kararıyla çelişiyor. ‘Yeni eleman ihtiyacı olduğu zaman emeklilikle sınırlandıracağız’ diyorlar. Yani emekli oluncaya kadar yeni personel almayacağız. Böyle bir kepazelik olabilir mi? Bir yandan kamuda artık dijital dönüşüm yapacağız diyorsunuz ama mevcut personelin bu deneyimi yok. Onların eğitilmesi lazım.
“DANIŞMANLIK ÜCRETLERİNDEN BAHSEDİLMİYOR”
Bir de emekli olanlar var. Siz diyorsunuz ki, ’emeklileri bir emekli edelim, ondan sonra bu işe bakacağız’. Bu da kamudaki verimliliği çok olumsuz etkileyecek bir durum. Eğer gerçekten bir personel ihtiyacı varsa bunlar da, dijital dönüşümü yapacak bir personelse onların alımı olmalıdır. Orada tasarruf olmaz. O aslında tasarruf gibi gözüken bir şey ama ileride maliyet olarak bütçeden daha fazla kaynak çıkışını gerektirir. Çünkü, personelden sakındığınız bu masraflar ilerde daha büyük masraf olarak karşınıza çıkar. Bunun dışında yönetim kurulu ücretlerinde sınırlama yapılacakmış. O zaman danışmanlık ücretlerini de aynı kategoriye koyalım ama danışmanlık ücretleriyle ilgili hiçbir şey söylenmiyor. Saray’da inanılmaz sayıda danışmanlar var. Keza, bakanlıklarda da öyle. Alınan kararlarda herhangi bir tasarruf söz konusu değil. Bir de, ‘araçları 3 yıl süreyle almayacağız’ diyorlar. Sizin parkınız araçlarla mı dolu? Zamanında bir sürü araçlar kiralamışlardı, almışlardı. Şimdi sanırım onlar o kadar şişkinlik yarattı ki, artık almama kararı veriyorsunuz. Halbuki, modern bir devlette bazen kamu hizmeti üretimi yeni araçları da gündeme getirebilir. Ama siz, 3 yıl sırayla bunları almayacağız diyorsunuz. Bunlar neden orta vadeli programda daha önce belirtilmedi?”
]]>
Mısır Dışişleri Bakanlığının Facebook sayfasından yapılan yazılı açıklamada, Güney Afrika’nın, Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali gerekçesiyle İsrail’e karşı açtığı davaya destek olmak amacıyla resmi olarak müdahil olma niyeti duyuruldu.

MISIR UAD’DAKİ DAVAYA MÜDAHİL OLUYOR
Söz konusu davaya müdahil olma kararının, İsrail’in, Gazze Şeridi’ndeki Filistinli sivillere yönelik saldırılarının ciddiyetinin ve kapsamının artması, Filistin halkına karşı doğrudan saldırılar da dahil olmak üzere sistematik uygulamaların sürdürülmesi, altyapının tahrip edilmesi, Filistinlilerin kendi toprakları dışına sürülmesi ve Gazze Şeridi’ni yaşanılmaz hale getiren benzeri görülmemiş bir insani krize yol açılması neticesinde alındığı belirtildi.
“ULUSLARARASI TARAFLAR DERHAL HAREKETE GEÇMELİ”
Açıklamada, Mısır’ın, İsrail’i, işgalci güç olarak yükümlülüklerini yerine getirmeye, UAD’nin aldığı geçici tedbirleri uygulamaya ve Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi uyarınca korunan bir halk olan Filistin halkına karşı herhangi bir ihlalde bulunmamaya çağırdığı ifade edildi. Açıklamada ayrıca, Gazze’de ateşkes sağlanması, Refah’taki askeri operasyonların durdurulması ve Filistinli sivillere gerekli korumanın sağlanması için Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne ve uluslararası taraflara derhal harekete geçme çağrısı yapıldı.

Daha önce Nikaragua, Kolombiya ve Libya’nın, Divan Şartı’nın 62. ve 63. maddeleri uyarınca müdahillik talebinde bulunduğu açıklanmıştı. Divan, İç Tüzüğü’nün 83. maddesi uyarınca Güney Afrika ve İsrail’i, Kolombiya’nın müdahale beyanına ilişkin yazılı görüşlerini sunmaya davet etmişti.
BAKAN FİDAN, TÜRKİYE’NİN DAVAYA MÜDAHİL OLACAĞINI DUYURMUŞTU
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davaya Türkiye’nin de müdahil olacağını söylemişti.
Dışişleri Bakanı Hakan FidanİSRAİL ALEYHİNE AÇILAN SOYKIRIM DAVASI
Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık 2023’te 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail aleyhine UAD’de dava açtı. Güney Afrika, Gazze’deki durumun aciliyet teşkil etmesi sebebiyle UAD’den ihtiyati tedbirlere hükmetmesini istedi ve tedbir talebine ilişkin duruşmalar 11-12 Ocak’ta Lahey’deki Barış Sarayı’nda yapıldı.
Divan, 26 Ocak’ta açıkladığı tedbir kararlarında, İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan fiillerin işlenmemesi için elinden gelen tüm önlemleri almasına, İsrail ordusunun Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesindeki fiilleri işlemesini engelleyecek önlemleri ivedilikle almasına, Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırım çağrısı yapanları önlemek, engellemek ve cezalandırmak için gereken tüm adımları atmasına, Gazze’deki Filistinlilerin karşılaştığı olumsuz yaşam koşullarını ortadan kaldırmak için ihtiyaç duyulan temel hizmetlere ve insani yardımın sağlanmasını mümkün kılan acil ve etkili önlemleri almasına, Gazze’deki Filistinlilere karşı Soykırım Sözleşmesi’nin ihlalini gösteren delillerin yok edilmesini önlemek ve korunmasını sağlamak için etkili tedbirler almasına, kararın yürürlüğe girmesinden itibaren 1 ayda alınan tüm tedbirler hakkında mahkemeye bir rapor sunmasına hükmetti.

Divan, Güney Afrika’nın 6 Mart’ta yaptığı ek tedbir talebi üzerine 28 Martta, İsrail’den Gazze’ye acilen ihtiyaç duyulan insani yardımların ulaştırılmasını sağlamasını, Filistinlilerin haklarını ihlal etmemesi gerektiğini ve ek tedbirlere ilişkin aldığı önlemleri 1 ay içerisinde mahkemeye bir raporla sunmasına karar verdi.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AFAD Başkanlığı’nda Devlet Su İşleri (DSİ) Sel ve Taşkın Risk Azaltma Protokol Töreni’ne katıldı. Burada konuşan Erdoğan, şunları söyledi:
“KARADENİZ BLGEMİZDEKİ 13 İLİMİZDE RİSK AZALTMA FAALİYETLERİNE SÜRATLE BAŞLIYORUZ”
“AFAD Başkanlığımız ve DSİ Genel Müdürlüğümüz işbirliğiyle bugün sel ve taşkın risklerini azaltma yolunda kritik bir adım daha atıyoruz. Devletimizin ilgili kurumlarının sel taşkın afeti öncesi anı ve sonrasına müdahale noktasında lojistik ve teknik kapasitesini bu vesileyle güçlendiriyoruz. AFAD envanterinde bulunan 111 adet iş makinesinin devlet su işlerinin kullanımına verilmesini kapsayan protokol her iki kurumumuzun etkinliğini arttıracaktır.
Bugün ilk etapta 31 adet iş makinasının devir-teslimini gerçekleştiriyoruz. Bu iş makinalarının da hizmete girmesiyle birlikte Devlet Su İşleri’ndeki ekskavatör sayısı 816’ya ulaşacak. Yerli ve milli üretim olan ekskavatörlerimiz özellikle sel ve heyelan riski yüksek bölgelerimizde görev yapacak. Karadeniz Bölgemizdeki 13 ilimizde risk azaltma faaliyetlerine süratle başlıyoruz. Böylelikle öncelikle senelerce yaşadığımız sel, taşkın ve heyelan afetlerinin önüne geçmeyi hedefliyoruz. Derelerimizdeki temizlik ve ıslah çalışmalarına hız vermek suretiyle yoğun yağış dönemi başlamadan gerekli tedbirleri hayata geçireceğiz. Her zaman söylediğimiz gibi depremler, seller, heyelanlar, yangınlar gibi tabiat olaylarının önüne geçemeyiz. Fakat bunların yol açacağı zararları en aza indirmek bizlerin elindedir. Bizim inancımızda tedbir tevekküle mani değildir. Hangi meselede olursa olsun görevimiz önce her türlü önlemi almak ardından da Rabbimizin takdirine teslim olmaktır. Tedbirsiz tevekkül samimiyetin değil cehaletin alametidir.
Bugünkü imza töreniyle özellikle yağış mevsimi çalmadan kapımızı, riski en yüksek yerlerden başlayarak devlet olarak üzerimize düşeni yapıyoruz. Protokol sayesinde kullanıma sunulan yeni iş makinalarımızın da yardımıyla 2024 yılını daha sorunsuz, sıkıntısız, inşallah can ve mal kaybı yaşamadan atlatacağımıza inanıyorum. AFAD ve DSİ’ye çalışmalarında şimdiden kolaylıklar diliyorum.
“LAFA GELİNCE MANGALDA KÜL BIRAKMAYANLARIN SESİ SOLUĞU ÇIKMADI”
Ülkemizi sadece jeopolitik açıdan değil, coğrafi olarak da kritik bir bölgede yaşadığımıza göre tedbirlerimizi buna göre almalıyız. Negatif ve pozitif anlamlarıyla coğrafya kaderdir sözünün ne demek olduğunu bizler çok iyi biliyoruz. Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye aynı coğrafyayı paylaştığı diğer ülkelerle birlikte iklim krizinin can yakıcı sonuçlarını en çok hisseden, bundan en fazla mağdur olan devletlerin başında geliyor. 2023 senesi ülkemizle birlikte tüm dünyada en sıcak yıl olarak maalesef kayıtlara geçti. İklim değişikliği biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilik olarak adlandırılan üçlü gezegen krizi karşısında en yoğun mücadeleyi veren ülkelerden biri olduk. Son yıllarda depremden sel baskınlarına, yangınlardan taşkınlara, salgından savaşa çok farklı sınamalarla karşı karşıya kaldık. Tedbirli olmak ile tedbirsiz yakalanmak arasındaki devasa farkı bu sınamaların tamamında bizzat tecrübe ettik. Binlerce canımız plansızlığa, hazırlıksızlığa kurban giderken vaktinde önlem alındığında can ve mal kayıplarını nasıl azaltabileceğimizi de yine bu hadiselerde bizzat görmüş olduk. İşte evvelki gün İstanbul’un göbeğindeki bir parkta çok basit tedbirler alınmadığı için 5 yaşında bir evladımız göz göre göre hayatını kaybetti. Bu acı olayın öncesinde Beşiktaş Gayrettepe’deki gece kulübü yangınında 29 emekçi kardeşimizi, Antalya’daki teleferik faciasında 1 vatandaşımızı ihmallere kurban verdik. Lafa gelince işçi hakları konusunda mangalda kül bırakmayanların bu iş cinayetlerinin hiçbirinde sesi soluğu çıkmadı. Hatta Antalya’daki teleferik faciasının sorumlularını ellerinden gelse neredeyse demokrasi kahramanı ilan edeceklerdi.
6 Şubat depremlerinde aynı kesimlerin nasıl tavır aldıklarını hepimiz gayet iyi hatırlıyoruz. AFAD başta olmak üzere devletimizin kurumlarına karşı çok yoğun bir linç kampanyası yürüttüler. Tamamı yalan ve çarpıtma üzerinden resmi kurumlarımız gönüllü kuruluşlarımız, sahada canla başla çalışan askerimiz, polisimiz, yardım ve kurtarma görevlilerimiz fütursuzca eleştirildi. Vicdanları yaralayan ithamların muhatabı oldu. Daha sonra bu kirli kampanyayı sırf oy tercihlerinden dolayı depremzedelerimizi hedef alacak, onara hakaretler savuracak kadar ileriye götürdüler. Oysa toplam 14 milyon insanımızı ve 11 ilimizdeki 7 bin mahalle ve köyü etkileyen bu depremleri son bir asırda maruz kaldığımız en ağır tabii afetti. Asrın felaketi olarak nitelendirilen depremlerde 680 bini konut 170 bini iş yeri olmak üzere toplam 850 bin bağımsız bölüm kullanılamaz hale geldi. Depremin şehirlerimizde yol açtığı maddi hasarın toplamı 104 milyar doları geçti. Aramızdan ayrılan 53 binden fazla kardeşimizin acısı yüreklerimizde hiç dinmeyecek. Rabbim afetlerde kaybettiğimiz tüm kardeşlerimize rahmet ve merhamet eylesin diyorum.
Covid-19 salgınıyla başlayan bölgemizdeki savaşlarla artan ekonomik zorluklarımız depremin omuzlarımıza bindirdiği yükle daha da ağırlaştı. Ama bu zorluklara rağmen asrın felaketinin üstesinden asrın birlikteliğiyle geliyoruz ve geleceğiz. Bugüne kadar 80 bine yakın konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim ettik. Her ay 10-15 bin konutun teslimatını yaparak yıl sonuna kadar bu rakamı 200 bine ulaştırmayı hedefliyoruz. 6 Şubat depremleri ülkemiz açısından bir kırılma noktası olmuştur. Deprem öncesinde son 21 yılda afete hazırlık bakımından attığımız her olumlu adımın faydasını çok net bir şekilde gördük. Biliyorsunuz daha evvel afet yönetimi farklı kurumların uhdesindeydi. Bu da özellikle afet anında ciddi koordinasyon sorunu olarak ortaya çıkıyordu. Söz konusu görevlileri bir araya toplayarak 2009 senesinde AFAD’ı kurduk. Devletimizin ilgili tüm kurumlarını afet öncesi ve sonrası süreçlere dahil ederek koordinasyon ve işbirliğini güçlendirdik. Bugün vatandaşlarımız AFAD’ı, UMKE’si, Kızılay’ı, polisi, jandarması, sosyal yardım uzmanıyla en sıkıntılı günlerinde devletini yanında buluyor. DSİ de özellikle orman yangını, sel ve taşkınlarda mücadele noktasında vazgeçilmez roller üstleniyor. Van, Elazığ, İzmir ve Maraş depremlerinde Manavgat orman yangınına Batı Karadeniz ve Kumluca’daki sel baskınlarında diğer tabii afetlere kadar vatandaşlarımız en zor günlerinde devletimiz tüm kurumlarıyla seferber olmuştur.
“TOKİ BİNALARIMIZ 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDEN ALNININ AKIYLA HAMDOLSUN ÇIKMIŞTIR”
Kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi yanında TOKİ vasıtasıyla dayanıklı, modern, sağlam binalar inşa ettik. 2003 yılından bu yana TOKİ tarafından yapılan bina sayısı 1 milyon 351 bini aşıyor. Kentsel dönüşüm projeleriyle ülkenin dört bir yanında 3,3 milyon konutun inşasını tamamladık. Muhalefetin haksız yere eleştirilerine maruz kalan TOKİ binalarımız 6 Şubat depremlerinden alnının akıyla hamdolsun çıkmıştır. 6 Şubatta yıkılan tüm binaların yüzde 90’ından fazlası 1999 yılı öncesinin inşaat standartlarının yapılanlarıydı.
“SADECE TAŞKINLARDAN DOLAYI OLUŞAN FATURA 4 MİLYAR DOLARI BULMAKTADIR”
Bugüne kadar DSİ tarafından inşa edilen 10 bin 765 tesisle toplam 20 milyon dekar alanda taşkın kontrolü sağladık. Ancak buna rağmen ülkemizde son 3 yılda 386’sı Karadeniz’de olmak üzere toplam bin 500 adet sel, su baskını ve taşkın meydana geldi. Bu afetlerde gerçekten üzülerek ifade ediyorum 113 insanımız hayatını kaybederken 405 kardeşimiz de yaralandı. Sadece taşkınlardan dolayı oluşan fatura 4 milyar doları bulmaktadır.”
]]>
Yüksel, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin açtığı soykırım davası kapsamında UAD’nin verdiği yeni tedbir kararlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
UAD’nin daha önceki ihtiyati tedbir kararlarının açıklamasından itibaren İsrail’in bu kararların gereğini yapmadığını belirten Yüksel, Gazze’deki insani durumun daha da kötüleştiğini vurguladı.
Cüneyt Yüksel, Güney Afrika’nın, 6 Mart’ta UAD’den daha fazla ihtiyati tedbir kararına hükmetmesini ya da 26 Ocak’ta alınan tedbir kararlarının değiştirilmesini talep ettiğini aktardı.
Uluslararası Adalet Divanının, İsrail’in Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerine uygun olarak, Gazze’deki Filistinlilerin karşı karşıya olduğu kötüleşen yaşam koşulları, yaygınlaşan kıtlık ve açlık dikkate alınarak dün ilave ihtiyati tedbir kararlarına hükmettiğini anımsatan Yüksel, 14 e karşı 2 oyla, 26 Ocak’ta tarihinde verilen ihtiyati tedbir kararlarının yinelendiğini ve bu kararların hala geçerli olduğunun teyit edildiğini belirtti.
Cüneyt Yüksel, oy birliğiyle de İsrail’in, Gazze’deki Filistinlilerin acilen ihtiyaç duyduğu temel hizmetlerin, tıbbi malzeme ve tıbbi bakım ve insani yardımın engelsiz bir şekilde sağlanmasını temin etmek için gerekli ve etkili tüm önlemleri gecikmeksizin almasının kararlaştırıldığını bildirdi.
Ayrıca İsrail ordusunun, Gazze’deki Filistinlilerin haklarının hiçbirini ihlal eden eylemlerde bulunmamasına da hükmedildiğini belirten Yüksel, ilave tedbirlerin uygulanmasının takibi için İsrail’in bir ay içerisinde rapor sunmasının da kararlaştırıldığını aktardı.
“İsrail askerinin yardımları engellemek suretiyle faaliyet göstermesi yasaklanmıştır”
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Yüksel, “Mahkeme, 26 Ocak 2024’ten bu yana İsrail’in askeri operasyonunun Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler arasında 6 bin 600’den fazla ilave ölüme ve yaklaşık 11 bin yaralanmaya yol açtığını kararında belirtmiştir. İsrail’in soykırım eylemleri artık izahtan varestedir. Mahkeme, 26 Ocak 2024 tarihinden bu yana yaşanan gelişmelerin ve davanın koşullarının, 26 Ocak 2024 tarihli kararda belirtilen geçici tedbirlere ilaveler yapılmasının gerektiği sonucuna varmıştır.” bilgisini paylaştı.
Yeni tedbir kararları ile UAD’nin, Gazze Şeridi’ndeki feci durumun, Refah da dahil olmak üzere Gazze Şeridi genelinde geçerli olan 26 Ocak 2024 tarihli ihtiyati tedbir kararlarında belirtilen önlemlerin derhal ve etkili bir şekilde uygulanması gerektiğinin altını çizdiğine işaret eden Yüksel, şunları kaydetti:
“İsrail askerinin yardımları engellemek suretiyle faaliyet göstermesi yasaklanmış ve bu yöndeki bir faaliyetin Soykırım Sözleşmesi kapsamında suç teşkil edeceği ortaya konulmuştur. Özellikle karar metninde de geçtiği üzere İsrail’in Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Ajansı’nın (UNRWA) feshedilmesini sağlamak için 26 Ocak 2024’ten bu yana yürüttüğü faaliyetler dikkate alındığında Mahkemenin İsrail’i Birleşmiş Milletler ile iş birliğine zorunlu kılması oldukça önem arz etmektedir. Yaşanan gelişmeler ışığında Mahkemenin vermiş olduğu ihtiyati tedbir kararlarının etkili bir biçimde uygulanması önem arz etmektedir. Bizim UAD’den beklediğimiz, İsrail’in işlemiş olduğu soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının derhal Mahkemenin vereceği esasa ilişkin nihai karar ile ortaya konması ve kamuoyuna ilan edilmesi, bu yönde olağanüstü durumlar da dikkate alınmak suretiyle yargılama sürecini hızlandırmasıdır.”
]]>***
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı nezdinde İsrail aleyhine 29 Aralık 2023’te, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin (Soykırım Sözleşmesi) ihlali gerekçesiyle açtığı davada talep edilen geçici tedbirlere dair duruşmalar 11-12 Ocak 2024’te gerçekleşti. Dünya kamuoyu bu duruşmaların sonucunun açıklanmasını büyük merakla bekliyordu. Divan, bu merakı dün gidererek son derece hızlı bir şekilde, geçici tedbir kararlarını açıkladığı 2022 tarihli ve yine Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali esaslı Ukrayna’nın Rusya’ya karşı açtığı davadan da hızlı davranarak, 4 günde kararını açıklamış oldu.
Geçici tedbir kararı
Öncelikle şunu hatırlatmak gerekiyor: Açıklanan geçici tedbir kararı sadece bir ara karar. Zira eğer hızlıca müdahale edilmezse telafisi mümkün olmayacak bir zarar ortaya çıkabilir. Bu, ilk bakışta davanın esasıyla talep edilen koruyucu tedbirler arasında makul bir bağlantının kurulabildiği durumlarda alınabilen bir karar, yani davanın esasına ilişkin değil. Hatta her ne kadar Divan’ın yetkili olduğundan şüphe olmasa da Divan teknik olarak bu davaya bakmaya yetkili olduğunu dahi henüz karar altına almadı. Dolayısıyla sadece başlangıç aşaması için Güney Afrika’nın tezlerinin zaferi, İsrail’in tezlerinin ise kabul görmeyişi olarak yorumlanabilecek karar, davanın sonunda İsrail’in eylemlerinin soykırım olarak tescilleneceğine dair herhangi bir anlam taşımıyor. Nitekim 1993 yılında yine soykırım esasında açılan Bosna-Sırbistan Davası’nda aynı yıl içerisinde bazı geçici tedbirlere hükmedilmiş ancak 14 yıl sonra çıkan nihai kararda Srebrenitsa katliamı dışında hiçbir olay soykırım kapsamına sokulmamıştı.
Öte yandan, geçici tedbir kararları tıpkı nihai kararlar gibi bağlayıcı. Bu konuda bir şüphe vardıysa da 1999 yılından itibaren böyle bir şüpheye mahal kalmadı. O yıl Divan’ın aldığı meşhur LaGrand Kararı bu konuda herhangi bir tartışmaya noktayı koydu. Her ne kadar o davanın davalı tarafı olan Amerika Birleşik Devleti (ABD), Divan tarafından alınmış geçici tedbir karlarına uymasa da Divan, davanın sonunda geçici tedbirlere uyulmamış olmasının da müstakil bir ihlal olduğunu hüküm altına aldı.
O halde İsrail dün kendisine karşı alınan kararlarla bağlı. Alınan kararın kapsamında 6 ayrı tedbir bulunuyor. Buna göre İsrail Devleti;
Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülükleri uyarınca Gazze’deki Filistinlilere karşı işbu Sözleşme’nin 2. maddesindeki fiillerin (bir toplumsal grubun üyelerinin öldürülmesi, grubun üyelerine ciddi bedensel ve zihinsel zarar verilmesi, grubun tamamının veya bir kısmının yok olmasına imkan verecek şekilde hayat şartlarının kötüleştirilmesi, grup içinde doğumların engellenmesi) işlenmesini önlemek,Askeri birliklerinin ve kendisine bağlı askeri grupların bir önceki maddede yer alan fiilleri gerçekleştirmesini engellemek,Filistinlilere yönelik doğrudan ve aleni soykırım kışkırtıcılığı ve çağrısı yapanları engellemek ve cezalandırmak,Gazze’ye Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı olumsuz yaşam koşullarının giderilmesi için acilen ihtiyaç duyulan temel hizmetlerin ve insani yardımın ulaştırılmasını sağlamak,Gazze Şeridi’ndeki Filistinli grup üyelerine karşı Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali niteliğinde olduğu iddia edilen fiillere ilişkin delillerin yok edilmesini önlemek ve korunmasını sağlamak için tüm gerekli tedbirleri derhal ve etkili bir şekilde almak,Buna ek olarak da hükmedilen tedbirlerin uygulamaya geçirildiğine dair bir raporu 1 ay içerisinde Divan’a sunmak zorundadır.- Güney Afrika ne talep etti, karar ne çıktı?
Söz konusu tedbirler, Güney Afrika’nın talep ettiği tedbirlerin tamamını karşılamıyor. Zaten kararları açıklayan Divan Başkanı Yargıç Joan Donoghue, Divan’ın bu konuda belli bir esneklikle hareket ettiğinin altını çizdi.
En dikkat çekici husus, askeri operasyonların tamamen durdurulması talebinin aynen kabul görmemesi. Bu durum kararı takip edenleri hayal kırıklığına uğratmış olabilir ancak yine de yürütülen askeri operasyonlara dair hiçbir şey söylenmiyor demek isabetli olmaz. Alınan tedbir, aslında operasyonların ölçeğine ve biçimine dair kısıtlayıcı bir nitelik de taşıyor. Çünkü, her ne kadar ifadenin genelliği ve yoruma açıklığı kesin bir çıkarım yapmayı zorlaştırsa da, operasyonların “Soykırım Sözleşmesi’nin ihlaline yol açmayacak” biçime getirilmesinin tek anlamı bu olabilir.
Güney Afrika’nın bir diğer talebi de Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali niteliğinde eylemlerde bulunabileceği varsayılan asker yahut sivil tüm kişilere yönelik cezalandırma yükümlülüğüne hükmedilmesiydi. Divan’ın mevcut kararında sadece doğrudan ve aleni soykırım kışkırtması yapan kişilerle sınırlı bir çerçevenin ortaya koyulması da dikkat çekici.
Ayrıca İsrail’in rapor verme yükümlülüğünün Güney Afrika’nın talebi olan 1 hafta içerisinde değil de 1 ay içerisinde olacak şekilde kararlaştırılması, mevcut saldırıların yıkıcılığı göz önüne alınırsa uzun bir süre gibi gözüküyor. Buna karşın, aynı yükümlülüğün 2019 tarihli Myanmar Davası’nda 4 ay olduğu düşünülünce 1 ayın çok uzun olmadığı yorumu da yapılabilir. Bu tedbire dair daha sıkıntılı husus, tedbirin tek bir rapor ile sınırlı tutulması ve belli periyotlarla ek raporların verilme yükümlülüğünün verilmemesi. Bu durum, Güney Afrika’nın talebiyle de Myanmar Davası’nda verilen kararla da ters düşüyor.
Alınan tedbir kararlarının gerekçelendirmesinde Birleşmiş Milletler (BM) organlarının ve uzmanlık kuruluşlarının açıkladığı rapor ve ortaya koyduğu beyanlara geniş biçimde referansta bulunulması da son derece dikkate şayandır. Çünkü, “bu kadar açıklama, kınama ne işe yarıyor?” şeklindeki sorulara tam bu noktada bir cevap verilmiş oluyor: Eğer o çabalar ve açıklamalar olmasaydı bugün bu tedbirleri alabilecek bir hukuki zemini oluşturmak belki de mümkün olmayacaktı. Tüm bu kaynaklardaki göz yumulamaz seviyedeki vahim veriler -bağımsız kaynaklardan teyit edilememiş şerhiyle bile olsa- tüm dünya kamuoyunun önünde dile getirilip Gazze’deki insani açıdan felaket denebilecek durumun teyit edilmesini sağladı. Yine belki de aynı sebepledir ki alınan karar, kimi zaman 15’e karşı 2, kimi zaman ise İsrail’in atadığı ad-hoc Yargıç Barak’ın katılımına rağmen 16’ya karşı 1 gibi ezici bir çoğunlukla alınabilmiş oldu.
Uluslararası Adalet Divanı, 26 Ocak kararıyla İsrail’in uluslararası hukukun üzerinde veya adaletin ulaşamayacağı bir noktada olmadığı konusunda bir umut ışığı yaktı. Elbette bunu, “Dünya Mahkemesi”ni İsrail’in vahşi saldırganlığına karşı birtakım kararlar ilan edebilme noktasına getirme yolunda büyük çaba göstermiş Güney Afrikalı yetkililere, Güney Afrika’nın bu davadaki hukukçu heyetine ve bugüne kadar Gazze’de yaşanan mezalime dair kanıtları en zorlu şartlar altında toplamış ve muhafaza edebilmiş herkese borçluyuz.
[Deniz Baran, İstanbul Üniversitesi Milletlerarası Hukuk Bölümü Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Yüksel, UAD’de, Gazze’deki insanlık dışı saldırılarla ilgili alınan ihtiyati tedbir kararına ilişkin yaptığı açıklamada, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’e karşı UAD nezdinde 29 Aralık 2023’te Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin (Soykırım Sözleşmesi) ihlali gerekçesiyle dava açtığını, talep edilen geçici tedbirlere dair duruşmaların 11-12 Ocak 2024’te gerçekleştirildiğini söyledi.
Duruşmaları, Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Başkanı, İstanbul Milletvekili Dr. İsmail Emrah Karayel ve Anayasa Komisyonu Üyesi, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’dan oluşan TBMM heyetiyle takip ettiklerini belirten Yüksel, “Divan, bugün 11-12 Ocak’ta yapılan duruşmalarda öne sürülen taleplere dair kararını açıkladı. Bu kararı da titizlikle takip ettik. Divan, geçici tedbir taleplerinin değerlendirilebilmesi için öncelikli olarak gerekli olan ön şartların varlığını incelemiş ve tüm şartların var olduğuna hükmetmiştir.” diye konuştu.
Bu ön şartların, ilk bakışta bir uyuşmazlığın ve Divan’ın yetkisinin varlığı olduğunu ifade eden Yüksel, “İsrail’in, Güney Afrika’nın öne sürebileceği bir uyuşmazlığın olmadığı iddiaları karşısında Divan, Güney Afrika’nın bu davayı açmadan önce İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini farklı uluslararası mecralarda öne sürdüğünü dikkate almıştır. Dahası, Soykırım Sözleşmesi’nde korunan hakların Sözleşme tarafı ‘erga omnes’ nitelikte, yani tüm devletlere karşı yükümlü olunan özellikte haklar teşkil ettiğinin altını çizmiştir. Dolayısıyla İsrail’in bu tezi kabul görmemiştir. Soykırım Sözleşmesi tarafı tüm devletlerin Sözleşme’nin herhangi bir şekilde ihlali durumunda bu ihlali öne sürebileceği uluslararası yargı mercisinin Uluslararası Adalet Divanı olduğu açıktır.” ifadelerini kullandı.
Sözleşme’nin 9. maddesinin Divan’ı açıkça yetkilendirdiğine dikkati çeken Yüksek, “Nitekim bugünkü kararında Divan da bu gerekçeyle ‘prima facie’ yetkisinin olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca geçici tedbirlere karar verilebilmesi için Divan’ın ilgili davaya bakmak için kesin olarak yetkili olduğuna karar verilmesinin gerekmediğini hatırlatmıştır. Böylece İsrailli yetkililerin hukuki dayanaktan açıkça yoksun sebeplerle Divan’ı yetkisiz kılma çabaları akim kalmıştır.” dedi.
Divan’ın geçici tedbir taleplerini değerlendirme kararı aldıktan sonra tespit etmesi gereken hususları açıklayan Yüksel, “Birincisi, ihlal edildiği iddia edilen hakların korunması için yapılan koruma taleplerinin makul görülmesi. İkincisi, talep edilen tedbirlerle korunması istenilen haklar arasında bir ilginin varlığı. Üçüncüsü, söz konusu haklara yönelik telafisi mümkün olmayan zararların önlenmesini gerektirecek bir ‘acil durum’un, gerçek ve çok yakın bir riskin bulunması.” diye konuştu.
Divan’ın bu hususların tespitini yaparken zorlanmadığını düşündüklerini belirten Yüksel, “Zira Gazze’de İsrail’in gerçekleştirdiği askeri operasyonlara dair BM’nin çeşitli organları ve uzman kuruluşlarının rapor ve beyanları açıktır ve Divan bunları dikkate almıştır. Özellikle de BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths ve BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı Genel Komiseri Philippe Lazzarini tarafından Ocak 2024 içerisinde yapılan Gazze’deki vahim durumu ve insanlık suçlarını açıkça ortaya koyan açıklamalara atıfta bulunulmuştur. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine referans verilmiştir.” ifadelerini kullandı.
İhlal için gerekli olan “soykırım kastı” unsuru konusunda ise İsrailli üst düzey devlet yetkililerinin açıklamalarının dikkate alındığını aktaran Yüksel, “Divan Başkanı’nın bugün tüm dünya kamuoyunun önünde 25 bin 700 Filistinlinin öldürüldüğüne, 63 binden fazla kişinin yaralandığına, 360 binden fazla konutun yıkıldığına veya kısmen hasar gördüğüne, yaklaşık 1,7 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiğine dair BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi verilerini açıkça dillendirmesi, İsrail’in işlediği tüm suçların artık gizlenemeyecek seviyeye geldiğinin açık göstergesi olmuştur.” dedi.
Yüksel, “İsrail’in eylemlerinin soykırım kastı taşımadığı ve bu sebeple Divan’ın bu davayı tümüyle reddetmesi gerektiği” yönündeki iddialara karşı ise Divan’ın başta İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog olmak üzere, İsrailli üst düzey devlet yetkililerinin açıklamalarına yine dünya kamuoyunun önünde işaret etmesinin, bu iddiaların kolayca savunulamayacağını tasdik etmesi açısından dikkate değer olduğunu vurguladı.
Cüneyt Yüksel, İsrail’in üst düzey devlet yetkililerinin soykırım kastını ortaya koyan insanlık dışı söylemlerinin, kaçmaya çalıştıkları uluslararası hukuk mecralarında önlerine çıktığını kaydetti.
“Divan, 6 geçici tedbire hükmetti”
Birtakım geçici tedbirlere hükmedilmesinin zaruri hale geldiğini vurgulayan Yüksel, şöyle devam etti:
“Divan, 6 geçici tedbire hükmetmiştir. Bir, İsrail Devleti, Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülükleri uyarınca Gazze’deki Filistinlilere karşı sözleşmenin 2. maddesindeki fiillerin işlenmesini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm tedbirleri almalıdır. Bu fiiller; bir toplumsal grubun üyelerinin öldürülmesi, grubun üyelerine ciddi bedensel ve zihinsel zarar verilmesi, grubun tamamının veya bir kısmının yok olmasına imkan verecek şekilde hayat şartlarının kötüleştirilmesi, grup içinde doğumların engellenmesidir. İki, İsrail Devleti, askeri birliklerinin ve kendisine bağlı askeri grupların bir önceki maddede yer alan fiillerin gerçekleştirmesini engelleyecek tedbirleri derhal almalıdır. Üç, İsrail Devleti, Filistinlilere yönelik doğrudan ve aleni soykırım kışkırtıcılığı ve çağrısı yapanları engellemek ve cezalandırmak için tüm tedbirleri derhal almalıdır. Dört, İsrail Devleti, Gazze’ye Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı olumsuz yaşam koşullarının giderilmesi için acilen ihtiyaç duyulan temel hizmetlerin ve insani yardımın ulaştırılması için gerekli tüm tedbirleri derhal almalıdır. Beş, İsrail Devleti, Gazze Şeridi’ndeki Filistinli grup üyelerine karşı Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali niteliğinde olduğu iddia edilen fiillere ilişkin delillerin yok edilmesini önlemek ve korunmasını sağlamak için etkili tedbirler almalıdır. Altı, İsrail Devleti, hükmedilen tedbirlerin uygulamaya geçirildiğine dair Divan’a 1 ay içerisinde rapor sunmalıdır. Tüm bu kararların ya 15’e 2 ya da 16’ya 1 ezici çoğunlukla alınmış olması çok önemlidir.”
Divan’ın ihtiyati tedbirlerle ilgili olarak UAD Statüsü’nün 41. maddesinde kendisine verilen yetkiye dayanarak aldığı bu kararın tartışmasız bir şekilde bağlayıcı olduğuna dikkati çeken Yüksel, “Bu karar, İsrail Başbakanı (Binyamin) Netanyahu başta olmak üzere mevcut mezalimde sorumluluğu olan İsrailli her yetkilinin uluslararası hukuk önünde hesap vermekten kaçamayacağı anlamını taşımaktadır. Uluslararası Adalet Divanı bu kararıyla İsrail’in hukukun üzerinde veya adaletin ulaşamayacağı bir noktada olmadığını ilan etmiştir. Bu karar, İsrail’in Filistin’deki onlarca yıllık işgalini, yerinden etme, zulüm ve apartheid politikalarını gözler önüne sermiştir. Divan’ın, İsrail’in katliamlarını soykırım çerçevesinde ele alması itibarıyla bu karar tarihi bir niteliktedir.” diye konuştu.
“Divan’ın da kararında atıf yaptığı BM Genel Kurulu Kararı’nda isabetli bir şekilde belirtildiği üzere ‘Cinayet, tek tek insanların yaşama hakkının inkarı, soykırım ise tüm insan gruplarının var olma hakkının inkarıdır ve toplumların var olma hakkının bu şekilde inkarı, insanlığın vicdanını sarsar.’ Soykırım niteliğindeki eylemlere göz yumulması BM’nin ruhuna ve amaçlarına aykırıdır.” ifadelerini kullanan Yüksel, konuşmasını şöyle noktaladı:
“Bu ruhun ve amaçların korunması için bugünkü kararla müspet bir adım atan UAD nezdinde devam edecek davanın yakın takipçisi olacağız. İsrail’in Filistin’de yürüttüğü işgal, apartheid ve soykırım politikalarına karşı mücadeleye devam edeceğiz. Bugün, böyle bir kararın çıkması ve uluslararası adalete dair bir ümit ışığı yakılması için büyük gayretler göstermiş Güney Afrikalı yetkililere, halkına ve bugüne kadar Gazze’de yaşanan mezalime dair kanıtları en zorlu şartlarda muhafaza etmiş herkese müteşekkiriz. Türkiye olarak, her platformda Filistin davasına sahip çıkan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi ateşkesin tesisi, kalıcı barışa giden yolun temini adına, adaletin süratle tecelli edebilmesi için çalışmaya devam edeceğiz.”
???????Yüksel’e açıklaması sırasında AK Parti milletvekilleri İsmail Emrah Karayel ve Cahit Özkan da eşlik etti.
]]>Güney Afrika’nın İsrail aleyhine UAD’de açtığı “soykırım” davası duruşmalarını takip etmek için ABD’den Hollanda’ya gelen ve New York merkezli Anayasal Haklar Merkezinde (CCR) kıdemli hukukçu olarak çalışan Shamas, davanın taraflarının iddialarını, muhtemel tedbir kararlarını ve kararların diğer devletlere etkisini AA muhabirine değerlendirdi.
New York’ta avukatlık yaptığını belirten Shamas, “Bu, gerçekten tarihi bir andı. Güney Afrika her ne kadar kendi adına hareket etse de bir anlamda Filistin halkı adına soykırımı gündeme getiren bu davayı UAD’ye götürdü. Bu, gerçekten izlemeye değerdi.” dedi.
Shamas, canlı yayınlanan duruşmaların çok sayıda kişi tarafından izlendiğini, hukukçu olmayanların dahi Güney Afrika’nın iddialarından etkilendiğini ve bunları ikna edici bulduğunu belirtti.
“Filistin’deki apartheid’ı Güney Afrikalı yetkiliden duymak etkileyiciydi”
Güney Afrika’nın iddialarına Filistin’in işgalini anlatan bağlamı hakimlere hatırlatmasının dikkati çekici olduğunu dile getiren Shamas, “Güney Afrika avukatları bunun 1948’de başladığını söyleyerek 75 yıllık apartheid’a atıfta bulundu. Bunu Güney Afrikalı bir yetkiliden duymak, Filistinliler ve dünya için elbette etkileyiciydi.” diye konuştu.
Shamas, Güney Afrika avukatlarının soykırımın tüm unsurlarını karşılayan, hukuken ve ahlaken çok güçlü bir iddialar ortaya koyduğunu vurguladı.
Güney Afrika’nın iddiaları cevaplanmadı
İsrail’in duruşmalardaki savunmasında, Güney Afrika’nın iddialarına cevap vermek yerine 7 Ekim olayları ve Hamas’a odaklamasının Güney Afrika avukatları tarafından beklenen bir durum olduğunu kaydeden Shamas, “İsrail, kamuoyu önünde verdiği tüm röportajlarda mahkemede dile getirdiği (7 Ekim olayları ve Hamas’a yönelik) argümanları tekrar tekrar dile getirmişti. Güney Afrika avukatları bu yüzden konuşmalarına bu meseleden başladılar.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in Hamas’ı bahane ederek yaptığı tüm ihlallerin haklı olduğunu ve uluslararası hukuk kurallarının kendisine karşı kullanılamayacağı yönündeki tutumunun makul bir gerekçe olmadığını kaydeden Shamas, “Güney Afrika avukatının duruşmada söylediği gibi vahşet ne kadar büyük olursa olsun ya da saldırı ne kadar ciddi olursa olsun, soykırım asla meşru bir yanıt değildir. Soykırım yasal değildir ve meşru müdafaa hakkı olarak kullanılamaz.” ifadelerini kullandı.
“Uluslararası toplum için bir test olacak”
Shamas, UAD’nin, Güney Afrika’nın tedbir taleplerini kabul etmesini beklediğini dile getirerek şunları kaydetti:
“Bu, uluslararası toplum için bir test olacak. Çünkü İsrail’in hesap vermeden ihlallerine devam etmesine izin verenler, desteğini geri çekmeyen diğer devletler; burada özellikle ABD’yi kastediyorum, İsrail’i kayıtsız şartsız desteklediler ve bu desteği sürekli tekrarladılar.”
Shamas, tedbir kararları karşısında tüm gözlerin ABD ve Avrupa Birliği’ne (AB) çevrileceğini dile getirerek “Umuyorum ki (ABD ve AB) İsrail’e olan askeri, siyasi ve diplomatik desteğini geri çeker.” diye konuştu.
Tedbir kararının Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) dahil olmak üzere iç hukukta da birçok yeni dava açılmasına kapı aralayacağına dikkati çeken Shamas, “Bence farklı devletler de evrensel yargı yetkisine dayanılarak ceza davaları açabilir ve (Divanın) tedbir kararı bu davalar için kesinlikle çok önemli olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Asıl soru, ABD’nin Güvenlik Konseyinde ne yapacağı”
İsraillilerin geçici tedbirlere uymaması halinde Güney Afrika’nın ya da diğer devletlerin alabileceği önlemlere değinen Shamas, şöyle devam etti:
“Bence asıl soru, ABD’nin Güvenlik Konseyinde ne yapacağı ve UAD kararının uygulanmasına yönelik çabaları veto edip etmeyeceğidir. Bu da nihayetinde maalesef durumu siyasi bir soruna dönüşmektedir. Güney Afrikalı avukatlardan birinin dün söylediği gibi uluslararası hukukun değeri, meşruiyeti ve güvenilirliği bu davada terazinin kefesinde durmaktadır.”
Güney Afrika’nın ihtiyati tedbir talebi
Güney Afrika, Divan’dan, İsrail’i “soykırım yapmamaya, soykırımı önlemeye ve soykırımın faillerini cezalandırmaya” zorlamak için geçici tedbir uygulanmasını istiyor.
Bu tür geçici tedbirler, dava süreci devam ederken durumun daha da kötüleşmesini önlemeyi amaçlıyor.
Bu kapsamda Güney Afrika, Divan’dan, İsrail’in;
1- Gazze’deki askeri operasyonları derhal durdurmasına,
2- Kontrolü altındaki herhangi bir grup tarafından, Gazze’deki herhangi bir askeri operasyonu ilerletecek adımlar atmamasına,
3- Filistinlilere yönelik soykırımın önlemesi için gerekli tüm makul tedbirleri almasına,
4- Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamına giren her türlü eylemden kaçınmasına,
5- Yerlerinden edilenlerin evlerine dönerek yeterli gıda, su, yakıt, tıbbi ve hijyen malzemeleri, barınak ve giysi dahil olmak üzere insani yardıma erişiminin sağlamasına,
6- Soykırıma karışanların engellenmesi ve cezalandırılmaları için gerekli adımları atmasına,
7- Soykırımın delillerini muhafaza etmesine ve bu amaçla gelen uluslararası görevliler ve diğer yetkililerin Gazze’ye erişimini engellememesine,
8- Verilen tedbirleri uyguladığına ilişkin Divan’a düzenli rapor sunmasına,
9- Davayı zorlaştıracak veya uzatacak eylemlerden kaçınmasına hükmetmesini istiyor.???????
]]>