Osmanlı mutfağının lezzetlerinden biri olan ‘tahin’ İbni Sina’nın sağlık reçetelerine kadar uzanan bir kullanım alanına sahip. Bozkır ilçesindeki taş değirmenlerde öğütülen susamlar tahine dönüşerek sofralardaki yerini günümüzde de alıyor. İlçede babasından aldığı ve meslekte dördüncü kuşak olan 27 yaşındaki Hasan Hüseyin Turgut, şehir dışından aldıkları susamları ardıç odununun ateşinde yaklaşık 4 saat kavurduktan sonra değirmende susamı tahine dönüştürüyor. Tahin ustası Turgut, taş değirmende yaptığı tahini yurt dışı pazarına da gönderiyor.
“En önemli özelliğimiz susamların kara fırında çifte kavuruyor olmamızdır”
Susamların eski usul fırınlarda pişirdiklerini anlatan Hasan Hüseyin Turgut, “Burada susamları eski usul odun ateşinde kara fırında çifte kavuruyoruz. Bizim Bozkır tahinlerinin meşhur olmasının sebebi de budur. Geleneksel usullerle eski usul odun ateşinde kara fırında çifte kavrulmuş olmasıdır. İlk başta çiftçiden aldığımız susamlarımızı havuzlarımızda 24 ila 48 saat aralığında yıkıyoruz temizliyoruz. Yıkandıktan sonra eski usul odun ateşinde, kara fırınlarda çifte olarak kavuruyoruz. Kavrulmuş susamlarımız elendikten sonra da geleneksel eski usul taş değirmenlerde tahin olarak öğütüyoruz. En önemli özelliğimiz susamlarımızı eski usul odun ateşinde kara fırında çifte kavuruyor olmamızdır” dedi.
“Bir kere tadına bakan müdavimi oluyor”
4’üncü kuşat olarak ilçede tahin üreticiliği yaptığını aktaran Hasan Hüseyin Turgut, “Dedelerimizden almış olduğumuz üretim mirasını hiçbir değişikliğe uğratmadan geleceğe taşıyoruz. Odun ateşinde kavuruyoruz susamları. Geleneksel eski usul taş değirmenlerde öğütüyoruz. Dördüncü kuşağız ilkokul dördüncü sınıfta okuldan çıkar çıkmaz biz değirmenlere koşardık. Buradan ekmeğin arasına sıcak tahin sürüp burada karnımızı doyururduk. Burada tabii tahin doldurma işlemi yapardık. Araba yükleme işlemi yapardık. Bu şekilde yardımcı olurduk. Babamlara onlardan bu işi devraldık. Dördüncü kuşak olarak hiçbir değişikliğe uğratmadan bu işlemi aynı şekilde devam ediyoruz. Tahin üretimimizde iki çeşidimiz var. Çifte kavrulmuş ve tek kavrulmuş olmak üzere tek kavrulmuş halk arasında çiğ tahin olarak bilinir. Yani normalde susam tarladan çıktığı gibi tahin olmaz. Tek kavurma işlemi olur, ya da bu şekilde çifte kavurma işlemi olur. İki çeşit tahinimiz var. Bizim çifte kavrulmuş tahinimiz biraz daha lezzeti yoğun olur. Daha lezzetli olur bize göre. Ama tabii yeni nesil biraz daha bu tahini biraz daha acı tarzında olur diye de söylemler olur. Ama aslında bir acılık söz konusu değildir. Tamamen daha önce bizim çifte kavrulmuş tahini tüketmediklerinden dolayı. Damaklarına hitap etmez ama bir kere tadına bakan müdavimi oluyor, bir kere tadına bakan artık normal eski tek kavrulmuş tahinleri bile tüketmiyor” şeklinde konuştu.
“Bozkurt tahinlerimiz için 2020 yılında coğrafi tescilde aldık”
Tahinin çeşitli ürünlerle karıştırılarak bölgeye öz lezzet hazırlandığını belirten Turgut, “Bizim tahinlerimiz pekmezle karıştırılır, yöremizde köpüklü helvayla da ikram ederiz. Yöremize özel köpüklü helvamız var onunla da ikram ederiz. Gayet lezzetli olur ama tabii dışarıda en çok tahin pekmezle ikili olarak bilinir. Dünyaca ünlü meşhur Bozkurt tahinlerimiz için 2020 yılında coğrafi tescilde aldık. Yani bizim tahinimiz coğrafi işaretli, bozkır tayinidir. Tayinimizi Türkiye sınırlarını aşıp artık yurt dışında dahi ürünlerimiz var. Yani bunları sayacak olursak 4 ila 5 farklı ülkedeki marketlerde ürünlerimizin satışı vardır” diye konuştu. – KONYA
]]>KOCAELİ’nin Körfez ilçesinde tartıştığı Fırat Ceylan tarafından tabancayla vurularak öldürülen DEVA Partisi Körfez İlçe Başkan Yardımcısı Savaş Taş (41) cinayetiyle ilgili Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Cumhuriyet savcısı mütalaasını açıkladı. Savcı, tutuklu sanık Fırat Ceylan hakkında Taş’a karşı ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet, olayda silahla ayağından vurulan iş yeri çalışanı İ.K.’ya karşı ise ‘silahla kasten yaralama’ suçundan 1 yıl 6 aydan 4 yıl 5 aya kadar hapis cezası talep etti. Duruşmada dinlenen Fırat Ceylan, Savaş Taş’ın babası ve eşinden özür dilerken Taş’ın babası ise “Makine davasından dolayı mahkemeye tazminat davası açabilirlerdi. Beni, eşi ve çocuğunu mağdur ettiler” ifadelerini kullandı.
Olay, 21 Eylül 2022’de, Körfez ilçesi Güney Mahallesi Fatih Caddesi’nde meydana geldi. Fırat Ceylan ve ağabeyi R. Ceylan, borç- alacak meselesinden husumetli olduğu, DEVA Partisi Körfez İlçe Başkan Yardımcısı Makine Mühendisi Savaş Taş’ın tekstil atölyesine gitti. Burada çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesiyle Fırat Ceylan, Savaş Taş’ı tabancayla vurdu. Bu sırada seken mermilerden biri de iş yeri çalışanı İ.K. isimli kadının ayağına isabet etti. Ambulansla Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Taş, kurtarılamadı. İ.K. ise tedavisinin ardından taburcu edildi. Polis tarafından gözaltına alınan 2 şüpheliden Fırat Ceylan tutuklandı, R. Ceylan ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Fırat Ceylan hakkında ‘kasten öldürme’ ve ‘silahlı yaralama’ suçundan, R. Ceylan hakkında ise ‘suça iştirak’ten dava açıldı.
TİCARİ ANLAŞMAZLIK YAŞANDI
Olay ile ilgili açılan davanın 5’inci duruşması bugün Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada tutuklu sanık Fırat Ceylan, öldürülen Savaş Taş’ın ailesi ve taraf avukatları hazır bulundu. Duruşmada mütalaasını açıklayan Cumhuriyet savcısı, Fırat Ceylan ve kardeşi R. Ceylan’ın, Savaş Taş ile ticari anlaşmazlık yaşadığını belirtti. Savcı, olay tarihinde Ceylan kardeşlerin otomobille Taş’ın dükkanına geldiklerini, iş yerinde yaşanan tartışma ve arbede sonrasında Fırat ve ağabeyinin buradan çıktıkları, Taş’ın da arkasından geldiğini ve tartışmanın devam ettiğini ifade etti.
‘ARACININ KAPISINI AÇARAK SAVAŞ TAŞ’A ATEŞ ETTİ’
Ağabeyinin Fırat Ceylan’ı tartışmanın büyümemesi için aracına bindirip Savaş Taş ile tartışmaya devam ettiğini belirten Cumhuriyet savcısı, Fırat Ceylan’ın aracın kapısını açarak elinde bulunan tabancayı maktule doğrulttuğunu ve birden fazla kez ateş etmek suretiyle ölümüne sebebiyet verdiğini belirtti. Savcı ayrıca, Ceylan’ın tabancasından çıkan mermilerden birinin İ.K.’nın ayağına isabet ettiği ifadelerine de yer verdi.
GÖRÜNTÜ KAYITLARI DA MÜTALAADA YER ALDI
Savcı, mütalaasında olay günü çekilen görüntü kayıtlarıyla ilgili bilirkişi raporuna da yer verdi. Kayıtlarda Ceylan’ın, Savaş Taş’a hitaben ‘Çık lan dışarı, erkek misin oğlum sen, yakarım seni, kafanı koparırım senin, hazırlığını yap’ şeklinde sözlerinin ardından küfrettiği, Taş’ın ise sanıkların arabaya bindiği sırada ‘Bekle, bekle gitme bekle, o iş bitti ya’ şeklinde sözler sarf ettiği yer aldı.
TUTUKLU SANIK HAKKINDA MÜEBBET VE 12 YILA KADAR HAPİS CEZASI
Savcı, Fırat Ceylan hakkında Savaş Taş’a karşı ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası, ‘tehdit’ suçundan 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası, ‘alenen hakaret’ suçundan 3 aydan 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası talep etti. Olayda Ceylan’ın silahından çıkan kurşunla ayağından yaralanan İ.K. ile ilgili savcı, ‘silahla kasten yaralama’ suçundan 1 yıl 6 aydan 4 yıl 5 aya kadar hapis cezası talep etti. Olayda kullanılan silahla ilgili savcı, Ceylan hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesini istedi. Tutuksuz sanık R. Ceylan hakkında savcı, mütalaasında Savaş Taş’ın ellerine vurarak yaralanmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle 4 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istedi.
‘OĞLUMU ÖLDÜRMEYE KARAR VERDİKLERİ TELEFON GÖRÜŞMELERİNDE ANLAŞILMAKTADIR’
Öldürülen Savaş Taş’ın babası Aydın Taş, “Telefon görüşmelerinde sanıkların oğlumu öldürmeye karar verdikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca öldürdükten sonra Fırat’ın kardeşi A. Ceylan’a ‘Biz öldürme işini hallettik, elhamdülillah’ diye söylemektedir. Oğlum haksız yere öldürüldü. Makine davasından dolayı mahkemeye tazminat davası açabilirlerdi. Beni, eşi ve çocuğunu mağdur ettiler” dedi.
Savaş Taş’ın eşi Pınar Taş ise “Eşime R. Ceylan’ın yumrukla vurduğunu gördüm. Fırat da aynı şekilde vurdu. Biz, bunları dışarı çıkardık. Dışarıda herhangi bir kavga olmadı. Gidecekleri sırada Fırat, eşime küfretti. Biz ofisin kapısının yanındaydık, küfürden sonra dışarı çıktık. R. Ceylan bu sırada kardeşini tutup arabaya götürdü ve eşime karşı ‘Hazırlığını yap’ dedi. Eşim sanıklara küfretmedi. Bizim dışarı çıkmamız ile ateş etmesi bir anda oldu” ifadelerini kullandı.
‘İLK ÖNCE BANA SONRA DA AĞABEYİME VURDU’
Duruşmada söz verilen Fırat Ceylan, Savaş Taş’ın babası ve eşinden özür diledi. Ceylan, Savaş Taş’ın kendilerini ticari olarak zarara uğrattığını, kendisine iletmelerine rağmen mağduriyetlerini gidermediğini belirtti. Ceylan, “Olay günü karşılıksız çıkan çekimin düzeltme hakkını kullanmak ve makineler hakkında konuşmak istedim ancak benim mağduriyetimi anlamadı. Gayet sakin davrandı. İlk önce bana vurdu, sonra da ağabeyime vurdu. Bana vurduktan sonra ben de kendisine vurdum. Ağabeyimin vurup vurmadığını hatırlamıyorum” dedi.
‘BEN SAVAŞ’IN YÜZÜNDEN PERİŞAN OLDUM’
Küfrü, kendisine edildikten sonra etmiş olabileceğini ayrıca tehdit ettiğini hatırlamadığını söyleyen Ceylan, “Arabaya binip gideceğimiz sırada bana küfretti. Ben de bunun üzerine tabancayı çıkartarak kendisine ateş etmeye başladım. İlk önce hedef gözetmeden 3- 4 el ateş ettim, sonrasında 1- 2 basamak kendisini takip ettim. Ben Savaş’ın yüzünden perişan oldum, ekonomik dar boğaza girdim” ifadelerini kullandı.
Avukatların mütalaaya karşı süre istemesi nedeniyle duruşma ileri bir tarihe ertelendi.
]]>Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) Genel Müdürlüğü 35 milyon TL yatırım bedeliyle Turgutlu ilçesine bağlı Çıkrıkçı Mahallesi’nde başlattığı alt ve üstyapı çalışmalarını tamamladı. Altyapı çalışmaları kapsamında 8 kilometre içme suyu hattı, 8 kilometre kanalizasyon hattı imalatı ile bin 500 kişilik fosseptik imalat çalışması gerçekleştirildi. Altyapı çalışmalarının ardından ise 50 bin metrekarelik üstyapı çalışmalarıyla mahalle yepyeni bir görünüme kavuşturuldu.
“Hiçbir eksiğimiz yok”
Yapılan çalışmalarla birlikte mahallenin hiçbir eksiği kalmadığını ifade eden mahalle muhtarı Apdil Gülten, “Mahallemizin altyapı ve üstyapısı yenilendi. 3-4 aylık kısa bir zamanda hiç aksama olmadan çalışmalar sırasıyla bitirildi. Üstyapı çalışmaları kapsamında kilit parke döşemesi yapıldı. Şu an parke taşı olmayan sokağımız kalmadı. Mahallemiz çok güzel, harika bir görünüme büründü. Hiçbir eksiğimiz yok diyebiliriz. Mahallemiz güzelleşti, ivme kazanmış oldu. Çalışmalardan önce sularımız sağlıklı değildi, koku sorunumuz vardı. Artık koku sorunumuz kalmadı. Sularımız pırıl pırıl akıyor. Parke taşları döşenince çamur, toz ve toprak sorunumuz da kalmadı. Tertemiz oldu. Herkes rahatlıkla yaşıyor. Ferdi Başkanımıza ve çalışan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ederiz” dedi.
“Sularımız daha tazyikli akıyor”
Mahalle sakini Beytullah Altınten, “Çalışmalardan memnunuz. Yağmur yağdığında artık çamur sorunundan kurtulduk. Sularımız daha tazyikli akıyor. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımıza, MASKİ Genel Müdürlüğü’ne ve emeği geçenlere teşekkür ederiz” dedi.
“Tozdan, çamurdan kurtulduk”
Çalışmalarla birlikte mahallenin toz ve çamurdan kurtulduğunu ifade eden mahalle sakini Erol Torlak, “Bizim mahallede kahvehanemiz var. Altyapı yapılmadan önce kahvenin arka tarafında bulunan fosseptiğin dolması nedeniyle sorun yaşıyorduk. Yapıldıktan sonra bu anlamda çok rahatladık. Çok memnunuz. Mahallemiz Türkiye’nin güzel köylerinden bir tanesi, çalışmalarla daha iyi oldu. Taş döşeme işleri de bitti, köyümüz temizlendi, tozdan çamurdan kurtulduk. Belediye başkanımıza teşekkür ederiz” dedi.
“Çalışmalar köyümüze güzellik kattı”
Mahalle esnafı Mehmet Uslu, “Çalışmalardan memnunuz. Her sokakta kilit parke taşı yoktu, tamamlandı. Çalışmalardan önce müşteriler marketime giremiyorlardı, çamur ve toz çok oluyordu. Böyle daha iyi oldu. Köyümüze de güzellik kattı” dedi.
“Mahalleyi yepyeni bir görünüme kavuşturduk”
Çalışmalarla ilgili bilgi veren Yatırım ve İnşaat Dairesi Başkanlığı’na bağlı kontrol mühendisi Esra Türker, “MASKİ Genel Müdürlüğü olarak 35 milyon TL yatırım bedeliyle Turgutlu ilçesine bağlı Çıkrıkçı Mahallesi’nde alt ve üstyapı çalışması gerçekleştirdik. İş kapsamında 8 kilometre içme suyu hattı, 8 kilometre kanalizasyon hattı imalatı ile bin 500 kişilik fosseptik imalatı gerçekleştirdik. Üstyapı çalışmaları kapsamında ise 50 bin metrekarelik kilit parke taşı döşeme çalışması gerçekleştirdik ve mahalleyi yepyeni bir görünüme kavuşturduk” ifadelerini kullandı. – MANİSA
]]>MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
(SAMSUN) – Samsun’un Kavak ilçesinde Köseli Mahallesi’nde yapılması planlanan taş ocağına mahalle sakinleri tepki gösterdi. Esra Us, “Kavak’ın en verimli toprakları burası. Yetkililerden artık gözlerini, ellerini köyümüzden çekmelerini istiyoruz” dedi.
Köseli Mahallesi halkı, köylerine yapılmak istenen taş ocağı ve çimento fabrikasını protesto etmek amacıyla eylem düzenledi. Mahalle sakinleri, ağaçların kesilmesini, ellerindeki halatlarla birbirine bağlanmış baltalarla protesto etti.
Köselili emekli öğretmen Seyit Ahmet Us, şunları söyledi:
“Bugün burada köyümüze yeni bir taş ocağı, konkasör tesisleri kurulmasıyla ilgili demokratik tepkimizi göstermek için bulunuyoruz. Tabii ki ayrıca hukuksal mücadelemiz de devam edecek. Biz 1970’li yıllardan bu tarafa, çevre sorunlarıyla boğuşmaktayız. Artık öyle bir noktaya geldi ki bıktık usandık, burada yaşayamaz hale geldik. Açıklamamıza ilgililerin, yetkililerin duyarsız kalmamasını istiyoruz. Bizim köyümüz 250 hane, çok şirin, ormanı, doğası, her şeyiyle yaşanabilecek bir köydü. Ancak 1970’li yıllarda köye çok yakın bir kireç ocağı kuruldu. Çevre ve insan sağlığına zararları olduğu bugün tespit edildi. Hatta birkaç sene önce Samsun Çevre İl Müdürlüğü 70’lerde kurulan kireç ocağına, ÇED’den muaf çalışma izni verdi. Bugün tepkisini göstereceğimiz ocak gibi. Biz itiraz ettik çünkü böyle bir tesisin ÇED olmadan çalışması mümkün değil. Kurallara, yönetmeliklere, yasalara uygun değil. Daha sonra o bitti, hemen şu tarafta su kaynaklarımızın baş tarafında bir konkasör tesisi daha kuruldu. Köylümüzün hukuksal mücadelesiyle bu konkasör tesisi, kurulan tesis ortadan kaldırıldı, iptal edildi. Şu anda yerinde SASKİ’nin su deposu var. O bitti daha sonra 2008’lerde köye çok yakın malzeme ocağı yakın, fabrika yeri yakın bir çimento fabrikası ile karşılaştık. Bunun mücadelesini verirken, hukuksal mücadelesini verirken, sayfalarca ÇED raporunu incelediğimizde bunun içerisinde o kadar yalan, doğru olmayan tespitler var ki inanamazsınız.”
“Kavak’ın en verimli toprakları burası”
Esra US da şöyle konuştu:
“Ben de bu köyde doğup büyüyüp yetişmiş bir gencim. Yıllardır köyümüz hep bir mücadele halinde ama Kavak’ın en verimli toprakları burası, en eğitimli köyü burası. Sadece yetkililerden artık gözlerini, ellerini köyümüzden çekmelerini istiyoruz. Gözlerini çeksinler, ellerini çeksinler, biz böyle bu mücadele yerine daha verimli hale nasıl getirebiliriz onu düşünelim” diye konuştu.
Köseli Mahallesi’nden Feride US da “Bizimle uğraşa uğraşa ne tarlamızdan ne tabanlarımızdan bir şey alamaz olduk. Ne uğraşıp duruyorlar bizimle” dedi.
Elif Kaş, “Ben de bu köyde doğdum büyüdüm. Dedelerimden babalarımıza kadar hala daha burada yaşıyoruz. Köyümüzün toprağından, suyundan, ormanlarından her türlü manevi ya da maddi her türlü güzelliklerinden yararlanıyoruz. Ancak şimdiki durumda maalesef ki toprağımızla beraber, ormanlarımız tahrip edilir durumda. Öğrencilerime burayı gösterirken, biyoçeşitlilik ve ekolojik ayak izinden bahsederken, şimdi diyorum ki ‘Bakın çocuklar nasıl doğa tahrip oluyor, insan eliyle nasıl mahvediliyor, dünya küresel ısınmayla tehdit altındayken, hala daha bu tür işlerle dünya anlaşmalar imzalarken, bizler fabrika anlaşmaları ya da bunun gibi taş ocağı anlaşmaları imzalıyoruz.’ Bu bizi müthiş derecede üzüyor ve mücadelemizi sürdürmeye kararlıyız” şeklinde konuştu.
“Bu yeşillik olsun yeter çocuklarımıza”
Köseli Mahallesi Muhtarı Mehmet Çuğu “Bulunduğumuz yer şu anda Kaldırım Deresi. Daha önceden ‘Kervan yolu’ olarak adlandırılan bu dere, Samsun Erbaa’ya giden Kervan yolu. Bulunmuş olduğumuz taşın olduğu yer, yol taşı ve işareti olarak geçmektedir. Şu anda bunun olduğu yere de taşocağı açılacak, tam içerisine. Ama yetkililere müracaat yapıldı, bundan sonraki aşama Anıtlar Kurulu’na gitti. Kuruldan ne zaman çıkacağını bilmiyoruz” şeklinde konuştu.
93 yaşındaki Kezban US da tepkisini “Çimento fabrikası istemiyorum. Benim çocuklarım da istemesin. Ocak çıkaracaklarmış oraya, onu da istemiyorum. Bu köy bir şey istemiyor. Bu yeşillik olsun yeter çocuklarımıza. Hani tarlalarımız hep gitti, tarlalarımız battı” şeklinde dile getirdi.
]]>Bilecik 1. Amatör Ligi’nde şampiyonluk adayı iki takım Söğütspor ile 1308 Osmaneli Belediyespor müsabakası dün Söğüt İlçe Stadı’nda oynandı. Maçın 38. dakikasına 1-0 önde giren deplasman ekibi maçın 45. dakikasında 2-1 geriye düşünce 1308 Osmaneli Belediyespor teknik heyeti, maçın orta hakemi Gökhan Keskin’e tepki göstererek takımı sahadan çekti. Maç sonrası 1308 Osmaneli Spor Kulübü futbolcuları ve taraftarlarını taşıyan kafile Ertuğrulgazi Türbesi önünde geldiğinde taşlanarak, camları kırılmıştı. Bu esnada taraftar ve emniyet karşı karşıya gelirken, 10’u biber gazından etkilenen 14 taraftar hastanelik olmuştu.
Söğütspor açıklaması
Yaşanan olaylar sonrası Söğütspor konuyla ilgili şu açıklamaları yaptı:
“Dün yaşanan olayların öncelikle bizi derinden üzdüğünü belirterek sözlerimize başlamak isteriz. Türk futboluna yakışmayan olayların her zaman karşısında durduğumuzu, hem yönetim olarak hem taraftarımızla hem de futbolumuzla bunu yıllardır göstermiş bulunmaktayız. Maça gelince Osmaneli Belediyespor’un taraftarlarının hepsinin alkollü veya değişik madde kullanarak maça geldikleri gözle görülmüştür. Küfürlü tezahüratlarla başlayarak maç boyunca tribünümüzü tahrik etmişlerdir. Yardımcı hocaları tribünümüze dönüp el hareketleri yapıp taraftarımızı tarik edilmiştir. Osmaneli Belediyespor’un 21 numaralı oyuncusu maç başında başlayarak defalarca tribünümüzü fazlasıyla tarik edilmiştir. Sakinleştirmek için elimizden geleni yapmış bulunmaktayız ve en sonunda hakemin kararı üzerine misafir takım kulübesinin arkasından taraftarlarımızı kaldırıp kendi kulübemizin arkasına taşımış bulunmaktayız. Maçın 45+4. dakikasında, takımımız 2-1 öne geçtikten sonra, rakip takımın hocası taraftarımızı kaldırmamıza rağmen önce tribünü bahane ederek sonrasında hakemin kararlarını doğru bulmadığını söylersek takımını sahadan çekme kararı almıştır ve hakemde maçı 2-1 iken tatil etmiştir. Maç sonunda istenmeyen hadiseler yaşanmış olup sonuçları bizi derinden üzmüştür. Taraftar otobüsünü kullanan şoförün stat çıkışında taraftarımıza kornalar basarak içindeki sözde taraftar diye gezinen şahısların camdan kafalarını çıkararak ağızlarından çok kötü küfürler savurarak tahrik etmeye devam etmişlerdir. Bunların sonucunda da istenmeyen hadiseler meydana gelmiş bulunmaktadır. Şunu da özellikle belirtmek isteriz ki, play-off’un ilk devresinde Osmaneli Belediyespor deplasmanındaki maçında hem taraftarımıza hem sahadaki oyuncularımıza soda şişeleri, alkol şişeleri, taş, cam bardak atılmıştır. Maç sonunda otobüslerimiz taşlanarak zor bela stattan çıkarılmıştır. Bizim taraftarımız ise en ufak bir karşılık vermeyerek stattan ayrılmıştır. Bugün gelinen noktada ise karşımızda mağdur edebiyatı yaparak kamuoyunun tepkisini üstümüze çekmeye çalışan Osmaneli Belediyespor bulunmaktadır. Tribünümüzden kendilerine alkol şişesi atıldığını iddia etmektedirler. Böyle bir durum söz konusu dahi değildir. Henüz 15 yaşında olan bir evladımıza otobüsten inip 15 kişi birden saldırmış olup, şu an Bilecik’e sevk edilmiş durumdadır. Çok şükür hayati tehlikesi bulunmamaktadır. Ellerinde kesici aletlerle taraftarlarımızın üstüne koşarak gelen bir taraftar grubu vardı bugün karşımızda neyse ki devletimizin polisi yetişerek olayların büyümesine engel olmuştur. Çok şükür ki iki taraftarda herhangi bir can kaybı vb. Bir durum söz konusu değildir. Olayların buraya gelmesini her ne olursa olsun kınıyoruz. Türk futboluna yakışmayan hareketler bunlar hiç hoş şeyler değildir. Osmaneli Belediye Spor kulübü ve oyuncularına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Temennimiz bu ve benzeri olayların bir daha yaşanmamasıdır” denildi.
1308 Osmaneli Kulübü’nden açıklama
1308 Osmaneli Kulübü’nden konuyla ilgili yapılan yazılı açıklama ise şu şekilde:
“Maçın 10. dakikasında öne geçmemize rağmen, karşılaşmanın hakemi tarafından yapılan skandal hatalar, maçın gergin bir atmosfere bürünmesine neden oldu. Maçın başından ilk yarı sonuna kadar, Söğütspor taraftarı, yedek kulübemize taş, sopa, soda şişesi gibi çeşitli yabancı maddeler atarak saldırdı. Skor lehimize iken hakemin uyarılarımıza rağmen maçı durdurmaması ve skandal kararlar vermeye devam etmesi, gerilimi artırdı. Teknik ekibimiz defalarca hakem triosunu uyardı ancak maç devam etti. Bu durum üzerine durumu Söğüt Emniyet güçlerine ilettik. Ancak Emniyet güçleri, hakem müdahale etmedikçe müdahale edemeyeceklerini belirtti. Bu güvenlik sorunları nedeniyle kulüp başkanımız ve yönetimimiz, sporcularımızın ve taraftarımızın can güvenliğini düşünerek takımı sahadan çekme kararı aldı. Stat çıkışında güvenliği sağlamak amacıyla kulüp sporcu otobüsü ve taraftar otobüsü Söğüt İlçe Stadyumu’nda bekletildi. Sivil araçlarla maça gelen taraftarlarımız, dönüş yolunda petrol ofisinde taş ve sopalı bir şekilde Söğütspor taraftarının pusu için beklediği bilgisini bize iletti. Bu durumu Emniyet güçlerine ilettik ve güveliği sağladıklarını bir sorun olmadığını bize belirttiler. Ancak dönüş yolunda, Söğütspor taraftarının otobüslere taş ve sopa saldırısına maruz kaldık. Otobüs camları kırıldı ve sporcularımız ile taraftarlarımız yaralandı. Bu saldırı sırasında, kendimizi koruma amaçlı dışarı çıktığımızda ise emniyet güçlerinin cop ve biber gazı ile müdahalesiyle karşı karşıya kaldık. Eğer takımımız maçtan çekilme kararı almamış olsaydı nasıl bir durumla karşılaşacağımızı düşünmek bile istemiyoruz. Tüm Osmanelispor camiası olarak, yaşadığımız bu skandal durumu takip edeceğimizi belirtmek isteriz. Osmanelispor, yalnız değildir ve sahipsiz değildir.” – BİLECİK
]]>Gümüşhane ile Giresun illerini birbirine bağlayan Gümüşhane-Kürtün Karayolu’nda kaya düşme riski bulunan dağlar ve yamaçlar endüstriyel dağcılar tarafından çelik ağlarla örülüyor.
Özellikle ilkbahar dönemlerinde yağışların da etkisiyle sık sık heyelanların, kaya ve taş düşmelerinin meydana geldiği, ölümlü ve yaralanmalı kazalara sebep olan bölgede vatandaşların güven içerisinde seyahat edebilmesi için Karayolları tarafından çalışma başlatıldı.
Geçtiğimiz yıllarda dağcılar tarafından kaya düşürme çalışması yapılan alanda bu kez uzman ekipler tarafından belirlenen kayalar çelik ağlarla kafese alınarak risk minimuma indiriliyor.
İki ay önce başlayan ve şimdiye kadar 3 noktada gerçekleştirilen çalışmalarda her bir yamaç yaklaşık 7 bin metrekare çelik ağla örülürken, Kürtün ilçesine bağlı Özkürtün Beldesi Karaçukur Mahallesi geçişinde bulunan dağ yamacında çalışmalarını sürdüren 9 kişilik uzman ekip 50 metrelik vinç yardımıyla çelik tel ağ ve halka marifetiyle adeta dağı kafes içine alıyor.
Zorlu çalışmada karayolunda trafik kontrollü olarak tek şeritten sağlanırken özel eğitim almış uzman ekip halatlar yardımıyla kendilerini bağladıkları dağın yamacına kafesi serip 1 metreden fazla deldikleri kayaya bağlıyor.
Çalışmayı yapan ekibin şefi İpli Erişim Uzmanı Tanju Demirel alanında uzman 8 personelle birlikte yürüttükleri çalışmada yerde birleştirdikleri çelik ağları 50 metrelik vinç yardımıyla dağ yamacına sererek yolu güvenli hale getirdiklerini söyledi.
“Bu yol için her zaman bir risk söz konusu”
Bölgede çok az bir yağışta bile taş dökülmelerinin meydana geldiğini aktaran İpli Erişim Uzmanı Tanju Demirel, “Yaptığımız çalışmada karayollarının güvenliğini tehlikeye atan ve taş düşme riskli bulunan alanları güvenli hale getiriyoruz. Bunun iki yöntemi var birisi kayaların temizlenmesi birisi de tel ağlarla örtüleme. Bu riskli alanları Karayolları belirliyor ve biz de bu süreçten sonra gerekli çalışmaları yapıyoruz. Amacımız burada yol ve vatandaşın güvenliğini sağlamak bu noktada Karayolları ve emniyet birimleriyle birlikte çalışıyoruz. Yaklaşık 2 ay önce bu bölgede çalışmaya başladık ve bu çalışmalar 20 gün daha devam edecek. Haziran ve Ağustos ayları içerisinde de Karayolları’nın uygun gördüğü noktalarda çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Şu ana kadar 3 noktada çalışma yaptık Kirazlık bölgesi ve Karaçukur bölgesinde. Bu bölgede şu an için başka çalışma görülmüyor Burada yaptığımız çalışmada 7 bin metrekarelik bir alanı örtülüyoruz. Arkadaşlarımız iple erişim sertifikasına sahip, bu uluslararası bir sertifika tüm dünyada geçerli. Belirli bir eğitim sürecinden geçtikten sonra burada çalışabiliyorlar. Şu anda toplamda 9 kişilik bir ekiple çalışıyoruz ve 50 metrelik bir vinç kullanıyoruz. Yamaçtan yola düşebilecek farklı ebatlardaki taşları tutacak kapasite bu teller. Burası riskli bir bölge olduğu için halka ağlar da kullanıldı. Çalışmalar bittiğinde vatandaşlarımız bu alandan güvenli bir şekilde geçebilecekler. Burada en ufak bir yağmurda çok fazla dökülme meydana geliyor bu yol için her zaman bir risk söz konusu” dedi.
“Dağ kafese alınıyor ve taş düşmeleri engelleniyor”
Gümüşhane-Kürtün karayolunu sürekli olarak kullandığını dile getiren sürücü Selçuk Çelik, “Ben diyaliz teknisyeniyim yıllardır bu yolu kullanırım. Tabi ki buradan korkuyorum başımıza sürekli küçük küçük kazalar geliyor, taş düşüyor hele ki yağmurlu havalarda. Kışın daha kötü oluyor. Bu yapılan çalışmada görüldüğü üzere dağ kafese alınıyor ve taş düşmeleri engelleniyor bu da bizim sağlığımızı koruyacaktır diye düşünüyorum” diye konuştu. – GÜMÜŞHANE
]]>Minimal İnvaziv Üroloji Derneğince bu yıl sekizincisi düzenlenen “Ulusal Minimal İnvaziv Ürolojik Cerrahi Kongresi”, 7-10 Mart’ta Antalya’daki bir otelde yapıldı.
Çok sayıda Türk ve yabancı bilim insanın katıldığı kongrede, üroloji alanında en güncel tanı yöntemleri ve minimal invaziv cerrahi teknikleri konuşuldu.
Minimal İnvaziv Üroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Demir, AA muhabirine, üriner sistem taş hastalığının ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini söyledi.
Türkiye’de de bu hastalığın sıklıkla görüldüğünü aktaran Demir, sıvı tüketiminin azlığı, idrar yollarındaki anatomik darlıklar, doğumsal bozukluklar, beslenme alışkanlıkları, şişmanlık ve diyabetin taş oluşumunu artırdığını dile getirdi.
Demir, taş hastalığının genetik tabanının olduğuna dikkati çekerek, hastalığın tedavisinde çeşitli yöntemlerin uygulanabildiğini hatırlattı.
“Minimal invaziv yöntemi hastalar için daha konforlu”
Dışarıdan şok dalgaları yöntemiyle müdahalenin her taş için uygun olmadığını belirten Demir, şunları kaydetti:
“Bazı durumda gelişimsel tedavi dediğimiz bir ameliyat gerekli. Bu da minimal invaziv cerrahi. Bundan 20-25 yıl önce bir santimetrelik taş belki 15 santimetrelik cerrahi kesiyle alınıyordu. Günümüzde artık bir santimlik taş için belki hiç kesi yapılmadan idrar kanallarından girilerek, taş lazerle kırılıp küçük parçalar şeklinde alınıyor veya düşmesi bekleniyor. Daha büyük taşlara ise böbrek bölgesinden yaklaşık beş santimetrelik kesiyle taşın bulunduğu alana girip, taş görüntülendikten sonra küçük parçalara ayrılıp oradan alınması yöntemi uygulanıyor.”
Hastalar için bu yöntemlerin çok daha konforlu olduğunu vurgulayan Demir, “Bir santimetrelik bir delikten ya da hiç kesi yapmadan minimal invaziv cerrahi yöntemiyle yapılan işlem hastanın hayat kalitesini yükseltiyor. Cerrahiye bağlı etkiler, ağrı ve enfeksiyon gibi yan etkilerin mümkün olduğunca az olmasını sağlıyor. Minimal invaziv cerrahi yöntemleri hastalarımız açısından çok büyük konfor sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
Kongre Başkanı Prof. Dr. Ender Özden de kongreye 460 uzmanın katıldığını, teorik sunumların yanı sıra yarı canlı ve 8 canlı ameliyat sunumu yapıldığını söyledi.
Kongrede bu yıl kadın ürologlara pozitif ayrımcılık tanıdıklarını aktaran Özden, “Ürolojide kadın oranı çok düşük. Bir toplum içinde kadın oranı arttığında orada güzel şeyler çıkıyor. Ürolojide de kadın uzman oranının artmasını çok önemsiyoruz. Bu nedenle farkındalık yaratmak istedik. Kongremizde 39 kadın üroloji uzmanı ve asistanını ağırladık.” diye konuştu.
Diğer konuşmacılar
Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Derneğin İkinci Başkanı Prof. Dr. Barbaros Başeskioğlu ise prostat kanserinin tanı sürecinde robotik yöntemlerle yapılan biyopsilerin kanama, ağrı ve enfeksiyon riskini ciddi oranda düşürdüğünü vurguladı.
Derneğin Kurucu Başkanı Prof. Dr. Cenk Yücel Bilen ise erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat tedavisinde robotik cerrahinin giderek daha popüler hale geldiğin belirtti.
Türkiye’nin “ilk öğretim üyesi kadın üroloğu” Doç. Dr. Naşide Mangır da üroloji alanında eşit temsilin ve çeşitlilik sağlanmasının, farklı görüşlerle birlikte sağlık hizmetinin kalitesini artırdığını, ürolojik hastalıkların sadece erkeklerde görülmediğini bildirdi.
Derneğin Genel Sekreteri Doç. Dr. Ahmet Güdeloğlu ise iyi huylu prostat büyümesinde enükleasyon teknikleri hakkında bilgi verdi.
]]>Güzel Sanatlar Fakültesi Cam Bölümünü bitirdikten sonra bir cam fabrikasında çalışmaya başlayan 36 yaşındaki Taş, işini severek yaparken kurumsal hayatın kendisine göre olmadığını anlayıp, hayallerinin peşinden koşmaya karar verdi.
Kız kardeşleri ve annesinin yardımıyla 2018’de kendi şirketini kuran Taş, camdan ürettiği takılarla bir marka yaratarak, sosyal medya, alışveriş siteleri ve büyük mağazalarda satış yapıyor.
Nermin Taş, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde tüm kadınlara örnek olacak başarı hikayesini AA muhabiriyle paylaştı.
“Cama olan merakım hayatım boyunca peşimden geldi”
Camla ilk kez 6 yaşında kırdığı bir bardağın elini kesmesiyle tanıştığını ve o gün camın değişik yapısından çok etkilendiğini aktaran Taş, “Cama olan merakım hayatım boyunca peşimden geldi. Bu nedenle Kocaeli Üniversitesi Cam Seramik Bölümünde okumak istedim. Okurken bir taraftan da cam sanatçısı asistanlığı yaptım. Bu sırada cam sanatıyla tanıştım. Okul bittikten sonra bir cam fabrikasında ustabaşı olarak çalışmaya başladım. 8 yıl burada çalıştıktan sonra Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girdim. Cam sanatına ilgim orada daha da arttı.” dedi.
İkinci fakülteyi bitirir bitirmez, 2018’de yüzde 90 devlet desteğiyle kendi şirketini kurduğunu vurgulayan Taş, şöyle devam etti:
“Aslında düzenli bir işim ve iyi de bir gelirim vardı. Bu konfor alanından çıkıp bir hayalin peşinden koşmak çok kolay olmadı. Bu arada babam emekli işçiydi. Bizi çok zorluklarla okuttu. Ailem manen hep yanımdaydı ama madden yapabilecekleri çok bir şey yoktu. O da beni biraz korkutuyordu ama ilk adımı attıktan sonra her şey o kadar güzel ilerledi ki şimdi o korkuların boşuna olduğunu anlıyorum. Hayal kurmanın ve hayallerin peşinden koşmanın çok önemli olduğuna inanıyorum.”
Yoldan topladığı atık camla uluslararası ödül aldı
Taş, 2019’da İspanya’da bir katedralin restorasyonuna denk geldiğini ve inşaat atıkları arasındaki renkli camların ilgisini çektiğini anlatarak, “O camları görür görmez, ‘Ne gibi mücevherler yapabilirim?’ fikirleri kafamda uçuşmaya başladı. Zorla da olsa o atıkların içindeki camları alabildim. Sonra bu camları birer mücevher haline getirip, uluslararası bir yarışmaya gönderdim ve ödül aldım.” diye konuştu.
Bu ödülün kendisine birçok kapı açtığına ve eserlerinin müzelerde sergilenmeye başladığına dikkati çeken Taş, Osmanlı motiflerinden esinlenerek yaptığı koleksiyonun Topkapı Sarayı ve Ayasofya’daki müze mağazalarında satışa sunulduğu bilgisini verdi.
“Pandemide 10 yılın tasarımını yaptım”
Özgüveninin arttığı ve marka olma yolunda hızlı adımlarla ilerlediği dönemde dünyada baş gösteren Kovid-19 salgını nedeniyle eve kapanmasını fırsata çevirdiğini kaydeden Taş, “O süreç boyunca tasarımlarıma devam ettim, önümüzdeki 10 yılın tasarımını yaptım diyebilirim. Bu süreci bir inziva ve meditasyon gibi geçirdim. Son derece verimli bir dönemdi.” ifadelerini kullandı.
Cam bölümü öğrencilerine atölyesinde staj yapma imkanı sağladığını ve iş kurma süreciyle ilgili destek verdiğini dile getiren Taş, son yaptığı koleksiyonla ilgili de şunları aktardı:
“Şimdi resifler ve deniz canlılarıyla ilgili bir koleksiyon üzerinde çalışıyorum. Bu koleksiyonla denizlerdeki kirliliğe ve iklim krizine dikkati çekmek istiyorum. Önce resifleri araştırdım. Sonra her şeyi hayal gücüme bıraktım. Her gün an az 4 saat çalışarak, 1200 derece sıcaklıktaki ateşin karşında camlara şekil veriyorum. Hayal ettiğim her şey ateşin sıcaklığında eriyerek şekil almaya başlıyor. Kalpten gelen şey elden çıkıyor. Ruhuma en uygun mesleği seçtiğimi düşünüyorum. O yüzden bu şansın farkındayım ve şükrediyorum.”
“Bana hala pimapenci gözüyle bakan var”
Eserlerinde Osmanlı ve Türk motiflerinden ilham aldığını ve kültürel değerleri çağdaş sanatla birleştirdiğini vurgulayan Taş, girişimci olmak isteyen ama gerekli cesareti gösteremeyen kadınlara, “Hayal kurun, hayallerinize inanın ve peşinden ısrarla koşun, gerisi geliyor. İnanan Türk kadını her şeyi başarır.” diye seslendi.
Cama hak ettiği değeri vermeyi amaçladığına işaret eden Taş, “Oysa cam günümüzde çok değersiz. Hatta, ‘Cam ustasıyım.’ dediğimde bana hala pimapenci gözüyle bakan var. Cama hak ettiği değeri vermek için atık camları eritip şekil vererek, mücevher yapıyorum. Ancak hayal gücümün ürünlerini yapabilmek için ithal cam da kullanıyorum. Çünkü bu ithal camları istediğiniz gibi şekillendirme imkanınız var. Atık camlar hemen kırıldığı için şekil vermek zor oluyor. ” değerlendirmesinde bulundu.
Nermin Taş, cam ustalığının henüz bilinmese de gelecekte hak ettiği değeri göreceğine inandığını da sözlerine ekledi.
]]>AVUKATI ARACILIĞIYLA ŞİKAYETÇİ OLACAK
Heyecanla kargo paketini açan genç kadın, tablet yerine taş çıkınca hayatının şokunu yaşadı. Zengin, o anki şaşkınlığıyla tableti aldığı internet sitesini aradı. Siteden sorun olmadığı, kargo şubesinde sorun olabileceği cevabını aldı. Bunun üzerine kargo şubesine başvuran Sibel Zengin, buradan da karşılık alamayınca Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuru yaptı. Zengin, avukatı aracılığıyla da şikayetçi olacağını belirtti. Engelli kadın şimdi Tüketici Hakem Heyeti’nden çıkacak kararı bekliyor.

“TABLET BEKLERKEN TAŞ GELDİ”
Bedensel engelli Sibel Zengin, “2 Şubat Cuma günü bir teknolojik mağazadan tablet satın alımı gerçekleştirdik. Cuma günü aldığımız için araya hafta sonu girdi. 5 Şubat’ta biz kargomuzu almak üzere; ben engelli olduğum için evden bizzat aile büyüğümden birini gönderdim. Onlar da gidip alıp getirdi. ‘Hayırlı olsun’ diyerek açmak istedi dayım. Açınca içinde kare şeklinde bir taş gördük.” dedi.

“SATICI ‘BİZ DÜZGÜN ŞEKİLDE KARGOLADIK’ DEDİ”
Zengin, “Kutusu da büyük bir şekildeydi. Hani biz bunun üzerine her yere bildirdik. Mağaza ve kargo şubesini aradık. Mağaza kendisi kabul etmedi bunu. Aldığım mağaza, ‘Diğer satıcı mağazaya söyleyin’ dediler. Biz de satıcı mağazayı aradık. Bayağı bir onlar ilgilendiler, baktılar, incelediler. Bir süre haber gelmedi zaten. Dediler, ‘Kargoluktur sorun.’ Biz kargonun genel müdürlüğünü aradık. Genel müdürü de bütün kayıtları, transfer sürecini, hepsini incelediğini beyan etti. ‘Bu bizlik değil, satıcının suçu’ dediler. Biz de satıcıya tekrar döndük. Aradık, satıcı da ‘Biz düzgün bir şekilde kargoladık’ dedi.” ifadelerini kullandı.

“TAŞI GÖRÜNCE ŞOK OLDUM, 20 BİN LİRA VERDİM”
Dolandırıcı mağduru Zengin, “20 bin lira söz konusu ortada, iki tarafta suçu birbirine atıyor. 20 bin liralık bir tablet satın aldık. Satıcıyı aradığımızda, ‘Aldığınız internet sitesi üzerinden satıcıya iade edin, iade olursa ürününüz, paranızı alırsınız’ dediler. Biz iade ettik. İadeyi reddettiler, içinde taş olduğu için kabul etmediler. Tutanak gönderdiler iade olmadığına dair. Gelen taş da şu şekilde. Ben şikayetçiyim, böyle durumda şikayet edilmesi gerekiyor. Tüketici hakem heyetine de başvuru yaptık. Mağdur oldum, bu resmen insanları dolandırmak. Avukatımızla hukuki süreci başlatacağız. Yani taşı görünce şok oldum, 20 bin lira verdim. Birazcık zoruma gitti, üzüldüm. Ben para biriktirerek aldım o ürünü. Böyle bir taş geldi bize, şok olduk. Tablet beklerken taş geldi. Yani aldığımız tablet yok” diye konuştu.

“CEP TELEFONU YERİNE SALATALIK…”
Tüketici Konfederasyonu (TÜKONFED) Başkanı Aydın Ağaoğlu, “Bu internet üzerinden yapılan açık bir dolandırıcılık. Fakat tüketiciler artık bilinçlendi. Tanınmış internet satış portalları üzerinden alım yapıyorlar. Ucuz da bulsalar güvenmedikleri yerlere girmiyorlar. Şikayet sitelerinden sorguluyorlar. Tüketici bilinçlendi ama görülüyor ki güvenilir büyük internet satış portalları da bu tür sahtekarlara, dolandırıcılara, mağazalarına açıyor sayfalarını ve orada satış yapmalarına müsaade ediyor.” dedi. Ağaoğlu, “Burada taş gönderilmesinin sebebini de size söyleyeyim. Savcılık açısından soruşturulduğunda ‘Depocu karıştırmış bu bir dolandırıcılık değil’ demek için bazı açgözlü satıcılar cep telefonu yerine salatalık, tablet yerine de taş gönderebiliyor” ifadelerini kullandı.
]]>DİYARBAKIR – Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan arazi anlaşmazlığı olayına ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. İddianamede muhtar Behçet Taş’ın olaydan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları belirtildi.
İlçenin Serçeler Köyünde 15 Haziran 2023 tarihinde arazi anlaşmazlığı nedeniyle kalaşnikof silahların kullanıldığı, 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili soruşturma tamamlandı. İddianamede, olayı gerçekleştiren Taş ve Alyamaç ailelerine mensup 31 kişi hakkında birden fazla kişiye karşı tasarlayarak kasten öldürme suçunu işledikleri gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis istendi.
Sanıkların tarlada birbirlerine karşı vahim nitelikli silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda Halil, Orhan, Serhat ve Mehmet Can Taş ile Mehmet Emin, Mehmet Selim, Ömer, Yunus ve Muhammet Alyamaç’ın öldürüldükleri belirtildi.
Olay yerine giden jandarma timlerine de yaralılara müdahale etmeyi engellemek için araziye hakim olup silahlı kontrolü sağlayarak güvenlik güçlerine de ateş açtıkları belirlendi.
Yaralılara yardım ve ilk müdahale edildiği sırada arazinin hakim tepelerine yerleşen faillerin jandarma timlerine kesintisiz yoğun yaylım ateşi açtıkları, jandarma timlerinin tüm uyarılarına rağmen siren ve tepe lambalarını açan jandarmaya ait resmi araçlara ve timlere yoğun ateş açmaya devam ettikleri kaydedildi. Yerde yatan ölü ve yaralıların güvenli bir bölgeye taşınmak istediği sırada tepelere yerleşen faillerin seri atışa devam ettikleri belirtildi.
İddianamede, olay yerindeki bir traktör ile pulluğun arkasına siper alan timleri gören saldırganların bu kez yoğun biçimde traktörü yaylım ateşine tuttukları, jandarma timlerinin kafalarının üzerinden birbiri ardına kalaşnikof mermilerinin geçtiği ve timlerin ölü ve yaralılara müdahalesini geciktirdikleri yer aldı.
Saldırganların arazi yapısını ve kırsal patika yollarını iyi bildikleri için araçlarla toz bulutu oluşturup plakası belirlenemeyen bir araçla olay yerinden kaçtıkları belirtildi. Ateşin kesilmesi üzerine tarlada üzerlerinde hücum yeleği ve 5 kalaşnikof ile 3 tabanca bulunan 6 cesedin hastaneye kaldırıldığı, bunlar arasında yaralı olanlardan 3’ünün de daha sonra hayatını kaybettiği belirtildi.
İddianamede, ölü ve yaralılara müdahale etmek için olay yerine giden ve saldırıya uğrayan jandarma timi ile mağdur-sanıkların da ifadelerine ayrıntılı yer verildi. Dehşet anını anlatan timler, kaçan saldırganları da fotoğraflarından teşhis ettiler. Otopsi raporlarında ise katliamın boyutu yer aldı. Ölü muayenesi yapılan cesetlerin topuklarından, kafa ve vücutlarına kadar mermi çekirdeği olduğu bildirildi. Olay yeri inceleme ekiplerince geniş bir alanda yürütülen arama ve tarama faaliyetinde ise yüzlerce boş kovan ve mermi çekirdekleri bulunduğu belirtildi.
Ambulans kamerasına yakalandılar
İddianamede, sanıkların katliam öncesi ve sonrasında araç içinde ve açık arazide yüzleri poşu ile ellerinde kalaşnikof tüfeklerle biçilmemiş buğday tarlasında yürürken ve güvenlik güçlerinin yaralılara müdahalesini engellemek için araçlara ve jandarma timlerine rastgele ateş açtıklarını gösteren fotoğraflar da delil olarak yer aldı. Bu fotoğrafların bir kısmının sanıklar üzerinde, bir kısmının da ambulansa ve olay yerine giden güvenlik güçlerine ait araçların kamera görüntülerinden alındığı yer aldı.
İddianamede, geçmişte de anlaşmazlık nedeniyle mahkemelik olan arazinin büyüklüğü ve maddi değerinin yüksek olması, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı nedeniyle aileler arasında husumet başladığı ve devamında 9 kişinin öldüğü olayın yaşanmasıyla noktalandığı vurgulandı. Taş ailesinden maddi gücü olan ve aynı zamanda eski muhtar olan Behçet Taş’ın, Alyamaç ailesinden ise Mehmet Selim ile Ahmet Alyamaç’ın aile meclisinde söz sahibi oldukları kaydedildi.
Alyamaç ailesini öldürmek için yangın çıkarıp araziye çekmişler
Muhtar Behçet Taş’ın katliamdan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları ifade edildi.
Taş ailesinin uzun namlulu silah ve tam teçhizat ekipmanlarla olay yerine çatışma amacıyla gidildiği belirtilen iddianamede, amaçlarının Alyamaç ailesinin mülkiyetinde bulunan araziyi ateşe vererek Alyamaç ailesini araziye çekmeye çalışarak katliamın fitilini ateşledikleri vurgulandı. Çıkan yangını görünce söndürmek amacıyla olay yerine giden Alyamaç ailesinin tarlaya gittiklerini gören Taş ailesi ve akrabalarının daha sonra birbirleriyle yoğun telefon trafiğine girerek olay yerine uzun namlulu silahlarla gitme şeklini planladıkları ifade edildi.
“PALA” yoğun silah kullandı
Yangına müdahaleye giden Alyamaç ailesine mevzi ve siper alarak organize biçimde ateş açtıkları ve karşılıklı çatışmada Alyamaç ailesinden 5, Taş ailesinden 4 olmak üzere 9 kişinin öldüğü kaydedildi. Şaban Taş tarafından aile bireylerinin kışkırtıldığı, Behçet Taş tarafından azmettirildiği, Ömer Taş tarafından da aile bireylerinin olay yerine toplandığı, Ömer Taş’ın bizzat traktör üzerinde bulunan Alyamaç ailesine yoğun ateş açıldığı bildirildi.
Nurettin Taş’ın telefon dinlemesinde, “O öldürdü Serçeler’dekileri” dediği, Pala lakaplı Mehmet Taş’ın da yoğun silah kullandığı ve ölenlerden bazılarını bizzat kendisinin vurduğu ifade edildi.
Katliamdan sonra ölen ve tutuklanıp cezaevine girenlerin ailelerine de muhtar Behçet Taş tarafından bir ömür bakılması için aile meclisinin de kendi aralarında karar aldıkları belirtildi.
Behçet Taş’ın gözlerinin görmediği için her yere oğlu Aziz ile birlikte gittiği ve Aziz’in de katliam sonrasında alacağı cezadan kurtulmak için başkasına ait pasaportla yurtdışına kaçmaya çalıştığı vurgulandı. Bazı sanıkların ise katliamdan hemen sonra silah kullandıkları için üzerlerinde atış artığı ve svap örneği çıkan elbiselerini evlerine yakın noktadaki tandırın içinde yakarak, duş aldıkları ve delilleri gizlemeye çalıştıkları kaydedildi.
Bazı sanıkların ısrarla olay yerinde olmadıklarını ve suçsuz olduklarını belirtmiş olmalarına rağmen, cenaze ve yaralılara almaya gelen ambulansa ait kamera görüntülerinde ellerinde uzun namlulu silahlarla olay yerinde oldukları da tespit edilerek bu kayıtlar dosyaya delil olarak konuldu.
İddianamede, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı, aile meclisi kararlarının bağlayıcılığı, aile meclisinde alınan kararlarına tüm aile bireyleri tarafından uyulmasının yaptırıma tabi olduğu, aile bireylerinin olaya katılmaması halinde hak iddia edemeyeceklerine dikkat çekildi. Bu nedenle her iki aile meclisince alınan kararlara aşiret kararı gibi aile fertlerinin kesin olarak katılmasının esas alındığını vurgulandı.
Olaya katılmayı reddeden aile bireylerinin dava konusu arazi üzerinde bir hak edemeyeceği gibi, bundan sonraki süreçte de meydana gelen olaylarda aile fertleri tarafından dışlanarak korunmayacaklarını bildikleri için tüm aile bireyi olan sanıkların fikir ve eylem birliği içinde çatışmaya katılarak 9 kişinin ölümünden sorumlu olduklarına işaret edildi. Olayda 7 kalaşnikof tüfek ile 4 tabanca ele geçirilmiş olsa da, olay yerinden toplanan boş kovanların kriminal incelemesinde, katliamda 17 ayrı kalaşnikof tüfek kullanıldığı tespit edildi.
Mahkeme nakil istedi
Sanıkların 9 kişiyi tasarlayarak öldürmek, ölü ve yaralılara müdahaleye giden 9 jandarma timini de öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 19 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi. İddianameyi kabul eden Ağır Ceza Mahkemesi ise, taraflar arasında husumetin devam etmesi nedeniyle davanın güvenlik gerekçesiyle naklini talep etti. Davanın Diyarbakır’da görülmesinin güvenlik açısından sakıncalı olacağı gerekçesiyle başka bir ilde görülmesi için Valilikten nakil talebinde bulunuldu.
]]>ZONGULDAK Valisi Osman Hacıbektaşoğlu, kentte Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından ihtiyaç sahiplerine dağıtılan kömür çuvallarında, ‘kabul edilebilir düzeyin üstünde’ taş çıkmasıyla ilgili, süreçle ilgilendiklerini, mağduriyeti gidereceklerini söyledi. İlgili kurumların sözleşmelerinde sorun çıkması halinde telafi edileceğinin garanti altına alındığını belirten Hacıbektaşoğlu, “Dağıtılan kömürle ilgili sorun yaşayanların mutlaka vakfımıza iletmesini bekliyoruz” dedi.
Zonguldak Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, 2023-2024 kışı için merkez ilçede 3 bin haneden her birine 800’er kilo olmak üzere toplam 2 bin 400 ton kömür dağıtımı planladı. Kasım ayında başlayan dağıtım süreci, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) himayesinde kömür sevkiyatı yapıldıkça devam etti. Ocak ayında dağıtılan kömürlerde taş olduğunu öne süren vatandaşlardan bazısı, sosyal medyadan tepki gösterdi, bazısı da Valiliğe başvuru yaptı. Yüzde 10 ve altındaki taş oranı, kömürün yapısı gereği kabul edilebilir olsa da yapılan incelemelerde bazı kömür çuvallarından ‘kabul edilebilir düzeyin üstünde’ taş tespit edildi. Konuyla ilgili inceleme başlatan Valilik, tespit edilen 70 haneye ilave kömür desteği verildiğini ve çalışmaların sürdüğünü ifade etti.
VATANDAŞA ÇAĞRI
Yardım amacıyla devletin satın aldığı kömürlerde, taş oranının yüksek olması gibi hatalı durumlarda yapılan sözleşmenin, zararın firma tarafından telafi edilmesini garanti altına aldığını ifade eden Vali Osman Hacıbektaşoğlu, “Gerekli vasıflara sahip kömürü ihtiyaç sahiplerine dağıtıyoruz. Şimdiye kadar bize ulaşan, tespit edilen vatandaşlarımızın mağduriyetlerini giderdik. Dağıtılan kömürle ilgili sorun yaşayanların mutlaka vakfımıza iletmesini bekliyoruz. Bize ulaşan vatandaşlarımızın da mağduriyetlerini de gidereceğiz” dedi.
‘SOBA KENDİNİ ISITIYOR’
Kömür verilen M.T., “Kömür yanmıyor. Yani külü eleyemiyoruz, çünkü iri iri taşlar var. Sobanın içini komple indirip tekrar yakmamız gerekiyor. Kömür değil bu, çok değişik bir şey. Ben hayatımda hiç bu şekilde kömür görmedim. Kışın hiçbir şekilde tüp kullanmıyordum. Sobanın üstünde yemek yapıyordum. Ama şu an soba kendini anca ısıtıyor gibi. Evin içini ısıtmıyor” dedi.
‘TELAFİSİ YAPILSIN’
Kömürü yakmaya başladıktan sonra gözlemlediklerini anlatan M.T., durumun telafi edilmesi gerektiğini ifade ederek, “Kömürü kömürlüğe taşıdım. Eve çıktım ve fotoğrafladım. Çevremdeki kömür alan arkadaşlara söyledim. Onlar da aynı mağduriyeti yaşadıklarını, gitmeye çekindiklerini ‘Seneye bize kömür vermezler’ tarzında konuştular. Muhtarlarımız da dilekçe vermemi söylediler. Birkaç kişiye bundan bahsettim, yanıma geldiler. Kömüre baktılar ‘Biz, böyle kömür görmedik’ dediler. Taşı bana vermenize gerek yok. Ben sokaktan taş toplarım, yansa zaten. Kömürün bir şekilde telafisi yapılsın. Önümüz kar-kış biz ne yapacağız?” diye konuştu.
‘DİLEKÇE VEREMEYENLER VAR’
Valilikteki toplantıda sorunun gündeme geldiğini ifade eden Yeşil Mahalle Muhtarı Arif Pınar, “Yıllarca kömürcülük yaptım. Böyle kömür görmedim. Taş toprak içerisinde bir kömür. Biz kimlere kömür verildiğini bilmiyoruz. Bana mağdur olup gelenlere yardımcı olmaya çalışıyorum. Vatandaşın çoğu dilekçe veremiyor. Aynı sıkıntıyı bu sene kömür alanların hepsi yaşıyor. Dilekçe veremeyenlere de aynı şekilde kömür verilmesini istiyorum. Çünkü insanlar çekiniyor. Valilik ilave yardım yapıyor ama vatandaşın dilekçe vermesi gerekiyormuş. Kömür herkese verilmeli, dilekçe veremeyenler de var. Sıkıntı yaşıyorlar ama dertlerini anlatamıyorlar. Onun için herkese verilmeli” ifadelerini kullandı.
]]>Elmasın, dökülen kan ve sefaletle eş anlamlı hale geldiği bu Afrika ülkesinde, bu elmasın getireceği refah, yerel halkın yaşamını iyileştirecekti.
Ancak bu medya çılgınlığının ötesinde kazıcılar vardı. Bu çok ağır işi yaparak, elması bulanlar.
Kamba Johnbull ve Andrew Saffea, elması bulan beş kişilik grubun en genç üyeleriydi ve sadece ergenlerdi.
O büyük, parlayan taşı gördüklerinde tüm düşleri gerçek olmuş gibiydi.
Ama altı yıl sonra mucizevi buluşları, hayalkırıklıklarıyla gölgelendi.
Plan for survival
Saffea, yoksulluk yüzünden okulu bırakmak zorunda kaldığında parlak bir öğrenciydi. Johnbull’un ailesi ise1991-2002 arasındaki iç savaşta parçalanmıştı.
Birlikte, bir papazın masraflarını karşıladığı beş kişilik kazı grubuna katıldılar. Para almıyorlardı, ancak basit kazı malzemeleri ve hem kendileri hem de aileleri için yiyecek veriliyordu. Bir elmas bulunursa da, aslan payını masrafları karşılayan sponsor alıyordu.
İkili, çok ağır koşullarda çalışıyordu. Şafak sökerken kalkıp, bir palmiye çiftliğinde çalışmaya başlıyorlar, kahvaltıdan sonra da günün geri kalanında kazı yapıyorlardı. Okula geri dönecek kadar para biriktirmeyi umuyorlardı ama çalışma koşulları çok yorucuydu.
Saffea “Johnbull’a hayalimin yıkıldığını söyledim” diyor.
Johnbull, yoğun yağış ve zorlu yaz sıcaklarıyla nasıl başa çıkmak zorunda kaldıklarını hatırlıyor.
“Motive olmak için birbirimize teşvik edici şeyler söylüyorduk. Şakalar yapıyorduk. Bir Bluetooth cihazımız da vardı, müzik bile çalıyorduk.”
İkili, aniden zengin olurlarsa, neler yapmayı hayal ettiklerini de konuşuyordu.
Johnbull iki katlı bir evle, Toyota FJ Cruiser marka bir araç, Saffea da eğitimini tamamlamak istiyordu.
Dev elmas
Şanslarının güleceği gün, diğer günlerden farksız başlamıştı. Kaynamış muzla kahvaltı yapıp, dua ettikten sonra madene gittiler.
Kazıcılar, aslında zamanlarının çok küçük bir bölümünü elmas arayarak geçiriyor.
13 Mart 2017 Cuma günü planları hazırlıkları yapmak, toprağı yarmak, çakıl taşlarını çıkartmak ve yağmur mevsiminin ilk günlerinden kalan yağmur sularıyla uğraşmaktı.
Sonra Johnbull’un gözü bir parıltıya takıldı.
“Akan suyun altında, suyla birlikte sürüklenenen taşı gördüm. Benimkisi bir içgüdüydü, çünkü daha önce hiç elmas görmemiştim.”
“Taşa bir dakikadan fazla baktım. Sonra amcama ‘Amca, şu taş parıldıyor, ne taşı bu?’ dedim.”
Johnbull uzanıp, taşı sudan çıkarttı.
“Çok soğuktu taş. Alır almaz elimden kapıp ‘Bu bir elmas!’ dediler.”
Elmas 709 karattı ve dünyada kayıtlara geçen en büyük 14.üncü büyük taştı.
Kazıcılar, sponsorları Papaz Emmanuel Momoh’a haber verdiler. Momoh da elması karaborsada satmak yerine, yetkililere götürerek tarihe geçti.
Elmas, müzayedede 6,5 milyon dolara satıldı.
Johnbull ve Saffea gibi yüzbinlerce Sierra Leoneli kayıt dışı madenlerde çalışıyor. Şansları yaver giderse, küçük bir elmas buluyorlar, ancak herkesin hayali, herkesi motive eden böyle büyük bir elmas bulma ihtimali.
Sonunda, kazıcıların her birine pay verilmesi, kârın bir kısmının da yerel kalkınma için hükümete verilmesi üzerinde anlaşıldı.
Kazıcılara ilk olarak sadece 80’er bin dolar verildi. Saffea ve Johnbull’un bu işe ilk girdiklerinde umduklarından çok daha büyük bir paraydı bu miktar. Ancak yine de bu kadar küçük bir pay aldıkları için aldatılmış hissediyorlar.
Johnbull “Payımı ilk aldığımda, bir hafta boyunca dokunmadan elimde tuttum. En sonunda bir ev satın almak için başkent Freetown’a gittim” diyor.
Saffea eğitim için Kanada’ya gitmek ve Johnbull da ona katılmak istiyordu.
Bir aracıya seyahat ve barınma ve üniversite harcı için 15 bin dolar ödediler. Sonra Gana’ya gittiler ve burada altı ay kalıp, paralarının büyük kısmını harcadılar.
Vize başvuruları reddedilince planları çöktü. Johnbull, Sierra Leone’ye geri döndü. Elmastan aldığı paranın çoğu gitmişti. Saffea ise yeni bir yolculuğa başladı.
Güvenliği için açıklamadığımız üçüncü bir ülkeye geçti. Burada gündüz şoförlük yapabileceği, akşamları da okula gidebileceği söylenmişti. Ancak Saffea bu ülkeye ulaştığında, gerçek çok farklıydı.
“Bir ahırda atlara baktım ve orada yatıp, yiyordum. Diğer işçilere barınacak yer veriliyordu ama ben ahırda yatmak zorunda kaldım.”
Saffea’nın elmastan beklediği müreffeh yaşam bu değildi. Oturumu olmadığından da savunmasız bir durumda.
Sierra Leone’de satın aldığı mülk dışında, elmastan elde ettiği para tükendi. Şimdiyse, evine dönmek istediğini söylüyor.
Takdir edilmemek
İkiliyi en çok üzen de, yaptıkları keşif için düzgün bir şekilde takdir edilmemiş olması.
Elmasla ilgili haberlerde, madene sponsorluk yapan papazın adı geçiyordu. Kazıcılardan pek bahsedilmemişti. Saffea, dışlanmış hissediyor.
Johnbull, parasını farklı bir şekilde kullanmış olmayı diliyor.
“Param olduğunda çok gençtim. Geriye baktığımda iyi hissetmiyorum. O zaman kıyafetler alıp hava atıyordum. Bilirsiniz işte, gençler böyle.
“Keşke orada daha fazla para kazanma umuduyla ülke dışına gitme hırsım olmasaydı. Ziyan ettiğim parayla, burada çok şey yapabilirdim.”
Belki bekledikleri yaşama kavuşmadılar, ancak Johnbull şimdi Freetown’da alüminyum pencere yaparak iyi bir yaşam sürüyor ve ülke dışındaki umutları gerçekleşmezse, Saffea’nın da dönmesini umuyor.
Johnbull “Ben dünyaya geldiğimde, anne ve babamın evi yoktu. Çocuklarım, Freetown’da babalarının evinde büyüyor. Bu çok önemli. Çocuklarım benim çektiğim zorlukları çekmeyecek” diyor.
]]>