Tersaneler ve Kıyı Yapıları Genel Müdürlüğü’ne bağlı Deniz Dibi Tarama Başmühendisliğince 2023 yılında 760 bin metreküp deniz dibi taraması, 2024 yılının ilk 5 ayında ise yaklaşık 300 bin metreküp tarama faaliyeti gerçekleştirdiklerini belirten Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, özel sektör firmaları tarafından da 2023 yılında yaklaşık 4 milyon metreküp, 2024 yılının ilk 5 ayında da 900 bin metreküp deniz dibi tarama faaliyeti gerçekleştirildiğini kaydetti.
Bakan Uraloğlu, Türkiye’de denizlerde gerçekleştirilen deniz dibi tarama faaliyetlerine yönelik bilgilendirmede bulundu. Deniz dibi tarama faaliyetinin mekanik veya hidrolik yöntemlerle gerçekleştirildiğini kaydeden Uraloğlu, bu taramalarda balçık basta olmak üzere kum, çakıl veya kaya benzeri yapıları çıkarma ve başka bir yere nakletme işleminin yapıldığını söyledi.
Uraloğlu şunları aktardı:
“Çevrenin, denizin ve kıyı şeridinin korunması için; her türlü kıyı altyapı tesisi, kıyı yapısı, deniz yapısı ve iç su yapısı, emniyetli su yollarının, yanaşma kanallarının, iki kıyıyı birbirine bağlayan su yolunun oluşturulması, kıyı alanlarındaki şev erozyonunun önlenmesi ve ıslahı ile mevcut su derinliğinin muhafazası alanlarında deniz dibi tarama faaliyetleri gerçekleştiriyoruz.”
“Günümüzde denizlerde yaşanan kirliliği göz önünde bulundurduğumuzda deniz dibi taramanın önemini bir kez daha görüyoruz”
Türkiye’nin deniz ticaretinde kapasitesinin artırılması için yaklaşık 10 bin 940 kilometre olan kıyı şeridi uzunluğu göz önüne alındığında yeni büyük limanların inşa edilmesi ile mevcut limanların şartlarının iyileştirilmesi ve bu sayede büyük kapasiteli gemilerin yüklerini elleçleyebilmek için deniz dibi tarama faaliyetlerinin önem arz ettiğini belirten Bakan Uraloğlu, “Ayrıca ülkemizde faaliyet gösteren tersaneler, gemi bakım-onarımları ve yeni gemi inşa projeleri faaliyetlerini icra edebilmek için belirli aralıklarla deniz dibi tarama faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Günümüzde denizlerde yaşanan kirliliği göz önünde bulundurduğumuzda deniz dibi taramanın önemini bir kez daha görüyoruz” diye konuştu.
“Tarama faaliyetlerinin yüzde 20’si 38 tarama gemisi ile gerçekleştirildi”
Deniz dibi tarama faaliyetlerinin belirli bir düzen ve kontrol mekanizması içerisinde icra edilebilmesi için Deniz ve İçsular Tarama Yönetmeliği’nde belirtilen şartları sağlayan 25 şirket bulunduğunu, bunların 3’ünün Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bünyesinde bulunan Deniz Dibi Tarama Başmühendisliklerince faaliyet gösterdiğini belirten Bakan Uraloğlu, “Deniz Dibi Tarama Başmühendisliklerimiz filosunda bulunan 38 adet tarama gemisi ile 2023 yılında ülkemizdeki deniz dibi tarama faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 20’sine denk gelen 760 bin metreküp deniz dibi taraması gerçekleştirildi. 2024 yılının ilk 5 ayına baktığımızda ise yaklaşık 300 bin metreküp tarama faaliyeti gerçekleştirdik. Ayrıca Tarama Yetki Belgesi sahibi özel sektör firmalarının filolarında bulunan 80 tarama gemisi ile 2023 yılında yaklaşık 4 milyon metreküp ve 2024 yılının ilk 5 ayında da 900 bin metreküp deniz dibi tarama faaliyeti gerçekleştirildi. Bahse konu tarama faaliyetlerinde, özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan seller sonucu oluşan tarama gereksinimleri ile balıkçı barınaklarının ihtiyacı olan taramalar Bakanlığımız tarafından yerine getirildi” şeklinde konuştu.
“Türkiye’de giderek artan deniz dibi tarama talebini karşılamak için çalışıyoruz”
Türkiye’de giderek artan deniz dibi tarama talebini karşılamak adına Bakanlık olarak tarama teknolojisini yükseltmek adına gerekli atılımları yaptıklarını da ifade eden Uraloğlu, “Tarama filosunu gençleştirmek, tarama faaliyetlerin süresi azaltmak, özellikle büyük projelerde dışa bağımlılığı bitirerek yabancı tarama firmalarına yüksek kira ücretleri ödemesinin önüne geçmek, tarama kapasitesini artırmak, ayrıca kıyı koruma ve düzenleme faaliyetlerine yardımcı olmak amacıyla sözleşmesi imzalanan ve Aralık 2024’te teslimi planlanan 1 adet 750 metreküp kapasiteli Split Barge Projemizin inşası devam ediyor” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>TÜRKİYE’de, çocuklarda zeka geriliğine yol açan ailevi geçişli metabolik bir hastalık olan ‘fenilketonüri’ye (PKU) karşı topuk kanı taraması programını başlatan emekli Prof. Dr. İmran Özalp’i (90) hekimler evinde ziyaret etti. ‘1 Haziran Ulusal Fenilketonüri Günü’ nedeniyle gerçekleşen ziyarette hekimler, hastalarının mesaj, mektup ve videolarını İmran Özalp ile paylaşıp, plaket verdi.
Prof. Dr. İmran Özalp, 1960’lı yıllarda Ankara Üniversitesi’nde eğitimini tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi’nde asistanlığa başladı. Hastaneye ileri derecede mental motoru geri çocukların başvurması üzerine Özalp, araştırmalarda bulundu. Yurt dışındaki üniversitelerde eğitim programlarına katılan ve tarama merkezlerinde bulunan Özalp, bir damla kan ile bir çocuğun fenilketonüri hastası olup olmadığının tespit edilebildiğini öğrendi. Özalp, 1970 yılında bir grup arkadaşıyla Türkiye’ye döndü. Özalp, TÜBİTAK’tan aldığı destekle Ankara’da doğumevlerinde doğan bebekleri tarayıp, fenilketonüri hastalığının ne sıklıkta olduğuna yönelik tespitler yaptı. Daha sonra Fenilketonüri Çocukları Tarama ve Koruma Derneği’ni kuran Özalp, hem Ankara’da hem de ülke genelinde tarama testinin uygulanmasını sağladı. 2007 yılından itibaren de Sağlık Bakanlığı’nın temel çocuk sağlığı hizmetleri arasına giren topuk kanı tarama programı, Türkiye’de doğan tüm çocuklarda uygulanmaya başlandı.
‘TEMEL SAĞLIK HİZMETİ OLARAK YAYGINLAŞTI’
Çocuk Beslenme ve Metabolizma Derneği’ne üye hekimler, ‘1 Haziran Ulusal Fenilketonüri Günü’nde, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Metabolizma Bilim Dalı’ndan emekli Prof. Dr. İmran Özalp’ı evinde ziyaret etti. Hekimler, hastalarının mesaj, mektup ve videolarını İmran Özalp ile paylaşıp, plaket verdi. Özalp, 1970 yılında Türkiye’ye döndükten sonra hastalıkla ilgili çalışmalar yürüttüğünü söyleyerek, “Bir grup arkadaşımla beraber bu hastalığa yönelik tarama çalışmalarını başlattık. Tarama hizmeti yaygınlaştı. Temel çocuk sağlığı hizmetleri arasına alınmasını sağladık. 2007 yılından itibaren de Sağlık Bakanlığı temel çocuk sağlığı hizmetleri arasına girerek bütün yükümlülüğü bakanlık aldı. Tarama, Türkiye’de doğan bütün çocuklara uygulanmaya başladı ve aşı gibi temel sağlık hizmeti yaygınlaşmış oldu” dedi.
Özalp, topuktan alınan bir damla kanın incelenmesi ile teşhis konabildiğini ve hastalığın tedavisinin gerçekleştirildiğini belirterek, “Birçok hastadan, ailelerden teşekkür mektubu alıyoruz. Bu benim için çok büyük bir mutluluk, çok mutluyum. 90 yaşıma giriyorum. Yeni yaşımda benim içim ayrı bir mutluluk. Çevremde yetiştirdiğim birçok kişi var. Bu da benim için ayrı bir mutluluk. Bir öğreticinin en mutlu olduğu an kendi yetiştirdiklerinin, öğrettiklerini daha ileriye götürmesidir. Ben de böyle hissediyorum. 90’a bastığım bu yaşta başlattığım hizmetin yaygınlaşması ve yerini bulması, birçok çocuğun taranarak tedavi edilmesi ve normal yaşama ulaşması çok önemli. Bunun mutluluğunu hissediyorum. Yetiştirdiğim arkadaşlarımın buna önem vermesi, benim bıraktığım yerden daha ileriye götürmek için çaba sarf etmeleri benim için çok önemli ve mutluluk verici” diye konuştu.
‘HOCAMIZA MİNNET DUYGULARIMIZI İLETTİK’
İmran Özalp’in yetiştirdiği, Çocuk Beslenme ve Metabolizma Derneği Başkanı Dr. Neslihan Önenli Mungan da “36 yıllık hekimim ve İmran hocam ve onun yetiştirdiği ekiple Türkiye’de küçük bir ekiple yıllardır çocukların topuk kanıyla tanı alıp ardından tedaviyle sağlıklı bireyler olarak topluma kavuşmaları için mücadele ediyoruz. Bu tür kalıtımsal hastalıklar her gebelikte yüzde 25 riskle ortaya çıkmakta. Bizimki gibi akraba evliliğinin çok yoğun olduğu, çocuk sayısının yoğun olduğu ülkelerde bu hastalıklar diğer ülkelere göre daha sık görülmektedir. Örneğin, Türkiye dünyada fenilketonürinin en sık görüldüğü ülkedir. Her 5 bin çocuğun 1’inde görülmektedir. Halbuki akraba evliliği olmadığı takdirde bu hastalıklar giderek azalacaktır. Türkiye’de sağlık alanında idol kadınlar vardır. Türkan Saylan Hocamız vardır ve İmran Özalp Hocamız vardır. Biz de onların açtığı ışıkta bir Cumhuriyet kadını olarak ülkemiz, hastalarımız ve sağlıklı nesiller için mücadeleye devam amacıyla hocamızın yanına geldik, ellerinden öptük. Ona minnet duygularımızı ilettik” ifadelerini kullandı.
]]>Sarıkaya, mesajında, kanserin dünyada ve Türkiye’de sebebi bilinen ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alan önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti.
Bilgi eksikliği, korku, ihmal gibi nedenlerle tanı geciktiğinde tedavinin de güçlendiğini aktaran Sarıkaya, “Bu önemli sağlık sorununa halkın dikkatinin çekilmesi, toplumun kansere yönelik bilincinin artırılması ve farkındalık oluşturulması amacıyla 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası olarak belirlenmiş olup her yıl düzenlenen etkinlikler kanser mücadelesinde oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Ülkemizde kanser yıllardır en sık izlenen ikinci ölüm sebebidir. Yaklaşık her 6 ölümden biri kanser nedeniyle gerçekleşmektedir. 2019 yılında Türkiye’de toplam 223 bin 87 kişiye yeni kanser teşhisi konulmuştur. Erkeklerde akciğer, kadınlarda ise meme kanseri en sık izlenen kanser olma özelliğini sürdürmektedir. Kolorektal kanserler de önceki yıllarda olduğu gibi üçüncü sıklıkta izlenmeye devam etmektedir.”
Kanser gelişiminde yüzde 90 çevresel, yüzde 10 oranında ise genetik faktörlerin etkili olduğuna vurgu yapan Sarıkaya, şu ifadeleri kullandı:
“Çevresel faktörler arasında yer alan tütün kullanımı, alkol tüketimi, fazla kilolu olma ve enfeksiyonlara maruziyet gibi risklerin engellenmesi yolu ile gelişmekte olan kanserlerin günümüzde yüzde 30, yüzde 50 oranında önlenebileceği bilinmektedir. Özellikle tarama programları ve kanser belirtilerinin erken fark edilmesi, teşhis ve tedavi hizmetlerine erken dönemde erişilmesi yolu ile uygulanan tedavinin yaşam kalitesine çok şey katabildiği kanser türleri göz önüne alınırsa, korunmanın önemi daha da artmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalar, kanser konusunda en önemli kontrol stratejisinin korunma ve erken teşhis olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.”
Birçok kanserin bir şeylerin yolunda gitmediğini gösteren erken belirti ve semptomlar gösterdiğini aktaran Sarıkaya, şunları kaydetti:
“Bunlara meme, rahim ağzı, kolorektal, deri, ağız ve bazı çocukluk çağı kanserleri dahildir. Bunu bilmek önemlidir, çünkü kanseri erken teşhis etmek neredeyse her zaman tedaviyi ve hatta iyileştirmeyi kolaylaştırır, bu da kanser teşhisi konan kişilerin hayatta kalma şansının ve yaşam kalitesinin artması anlamına gelir. Kanserin erken uyarı işaretlerini tanımak uygun maliyetlidir ve çoğu durumda herhangi bir özel teknoloji gerektirmez. Ülkemizde, Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği 3 kanser türünde, 40-69 yaş arası kadınlara 2 yılda bir meme kanseri taraması, 30-65 yaş arası kadınlara 5 yılda bir rahim ağzı kanseri taraması, 50-70 yaş arası kadın ve erkeklere 2 yılda bir kalınbağırsak kanseri taramaları yapılmaktadır. Tarama sonrası sonucu pozitif ya da şüpheli çıkan kişiler, tarama sonrası teşhis merkezlerine yönlendirilmekte ve ileri tetkikleri yapılmaktadır. Tarama yaş grubundaki tüm vatandaşlarımızı ücretsiz olarak kanser taramalarını yaptırmak üzere, hastanelere, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezine (KETEM), Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM), Toplum Sağlığı Merkezlerine (TSM) davet ediyoruz.”
]]>Programları kapsamında Bolu Ticaret ve Sanayi Odası’nı ziyaret eden Yılmaz, kentteki çalışmalar hakkında oda başkanı Abdullah Alemdar’dan bilgi aldı. Yılmaz, burada kaptığı konuşmada, sağlık alanındaki gelişmelere ve bu yönde yapılan çalışmalara değinerek, meme kanserinin erken teşhisi konusunda devletin tarama programları başlattığını hatırlattı.
Taramaların, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi’nde (KETEM) yapıldığını anlatan Yılmaz, Türkiye’de günde taramadan geçen 3 bin 500 ila 4 bin kişinin yaklaşık yüzde 1’inin riskli grupta yer aldığını aktardı.
Yılmaz, bu taramaların okunma süresinin hizmet alımı üzerinden yapıldığına işaret ederek, “İhale ediliyor ve süre biraz uzun. 60 günün üzerinde rakamlar var. Biz 6 Şubat’tan beri bunu yapay zekayla okutturuyoruz. Bunu da ilk defa açıklıyorum. Onda bire kadar düşmüş durumda. Yani 6 günde okuyacak duruma gelmiş durumda.” diye konuştu.
İleri tetkik aşamasında da bu çalışmanın devam ettirilmesi gerektiğini belirten Yılmaz, “Bu taramayı 40-69 yaşındaki bayanlara yapıyoruz. Meme kanserinde tarama 2 ay, 2 ay da ileri tetkik süresiyle yaklaşık 5-6 ayda ancak teşhisini koyabiliyorduk. Hedefimiz bunu 20 ila 25 güne kadar düşürmek. Tüm Türkiye’de böyle bir çalışma yapılıyor.” şeklinde konuştu.
“Yaklaşık yüzde 94 oranında doğruluk yakalandı”
Yılmaz, yapay zeka kullanılmadan önce taramaların radyologdan geçtiğini, sonrasında ondan bağımsız bir gözün okuduğunu, arada fark olması halinde üçüncü bir kişiye müracaat edildiğine işaret ederek, bu döngünün süreci çok uzattığını vurguladı.
Şu anda ise taramaların birinci göz olarak yapay zekaya okutturulduğunu anlatan Yılmaz, “Çok kısa sürede yapay zeka okuyor. Yaklaşık yüzde 94 oranında doğruluk yakalamış durumda. 6 Şubat’tan beri test ediliyor. Tabii bunun biraz daha süresi var. 3-5 ay bunun üzerinde çalışma devam edecek.” ifadesini kullandı.
Yapay zekanın da kendi kendine öğrenme sürecinin bulunduğuna dikkati çeken Yılmaz, Türkiye’de ilk olan çalışmanın ileri seviyelerinde raporu da yapay zekanın yazacağını ve çok daha iyi doğruluk oranlarına ulaşılacağını belirtti.
Yılmaz, şu anda sadece meme kanseriyle ilgili yapay zeka çalışmalarının tamamlandığını, üzerinde çalışılan 7-8 proje daha olduğunu bildirdi.
Sağlık Bakanlığının üzerinde çalıştığı diğer yapay zeka sistemleri hakkında da bilgi veren Yılmaz, “EKG ham verileri üzerinden kalp krizinin yapay zekayla önlenmesi, önceliklendirilmesi; BT Toraks görüntüleri üzerinden karar destek yapılması, MHRS’de sadakat oranlarının arttırılmasıyla ilgili çalışma var. Çalışan 30 kişiye yakın ekip var. Bunları da kısa sürede devreye alacağız.” ifadesini kullandı.
Yılmaz, Bolu’da 2023’te 30 binin üzerinde taramanın yapıldığını aktararak, kentte KETEM bulunduğunu, ticaret ve sanayi odasının şehre mobil tarama tırı kazandırmalarını da beklediklerini sözlerine ekledi.
Alemdar da tarama tırı konusunda her türlü desteğin verileceğini ifade etti.
Ziyarette, odanın yönetim kurulu ve meclis üyeleri ile Gerede Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ersin Kaşka ve AK Parti Belediye Başkan adayı Muhammed Emin Demirkol da hazır bulundu.
]]>İl Sağlık Müdürü Dr. Gürsel Bedir koordinesinde “Erken teşhis hayat kurtarır” sloganıyla çalışan Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) ekipleri, yıl başından bu yana kanserde erken teşhisle hayat kurtarmak için mahalle mahalle dolaşıyor.
Sağlıkçılar, ilçe ve kırsal bölgelerin yanı sıra kent merkezinde nüfusun kalabalık olduğu aile sağlığı merkezleri önüne konuşlandırılan mobil tırda, vatandaşlara ücretsiz meme kanseri, rahim ağzı ve kolon kanseri taramaları yapıyor.
Tarama sonucu riskli görülen vatandaşları sağlık kuruluşlarına yönlendirip takiplerini de yapan ekipler, gittikleri yerlerde yaptıkları salon toplantılarında vatandaşlara kanserde erken tanı ve tedavi için bilgilendirici faaliyette de bulunuyor.
“Hastanelerin yükünü azaltmak ve halkı bilinçlendirmek için sahaya indik”
Yakutiye İlçe Sağlık Müdürü Dr. Cüneyt Aygün, AA muhabirine, yoğun ve kabalık nüfusa sahip aile sağlığı merkezlerinde kanser taraması yapmaya başladıklarını söyledi.
İlçe merkezinde 1 haftada 300’den fazla kişiye kanser taraması gerçekleştirdiklerini ifade eden Aygün, şöyle konuştu:
“Kanser tedavisi zor olan hastalık, erken tanı da hayat kurtaran bir durum olduğu için erken dönemde hem 3. basamak hastanelerin yükünü azaltmak hem de halkımızı bu konuda bilinçlendirmek için sahaya indik. Taramalar sonucu kansere erken dönemde tanı koyulması ve tedavi mümkün. Aynı zamanda kanser tedavileri maliyetli hizmet, erken dönemde tanı ve tedavi ile yakaladığımızda hayat kurtarıyoruz, önemli hizmet veriyoruz.
Aygün, şüpheli durumlarda vatandaşları onkoloji ve genel cerrahi gibi birimlere yönlendirdiklerini ve kırsal mahallelerin yanı sıra bölgedeki Kur’an kursları, okullar ve diğer kamu kurumlarındaki vatandaşları da servis araçlarıyla mobil tırın bulunduğu alanlara getirip tarama yaptıklarını dile getirerek, “Ocak ve şubat itibarıyla 2 binin üzerinde vatandaşımıza ulaştık. İlçe sınırlarımızda yaklaşık 191 bin kişinin yaşamı söz konusu, ekiplerimizle sürekli sahada olacağız.” diye konuştu.
“Kanserden değil geç kalmaktan korkmalıyız”
İl Sağlık Müdürü Gürsel Bedir de dünyada ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alan ve önemli halk sağlığı sorunu olan kansere karşı kent genelinde kapsamlı tarama gerçekleştirdiklerini ifade etti.
Kentte 2022 yılından itibaren günümüze kadar 53 bin 758 kişiye kanser taraması yapıldığını söyleyen Bedir, “17 bin 882 meme kanseri, 13 bin 414 rahim ağzı kanseri ile 22 bin 462 kalın bağırsak kanseri taraması yapıldı. Sonucu pozitif veya şüpheli olan 2 bin 458 kişi uzman hekimlere randevu alınarak yönlendirildi. Toplamda 37 kanser tanısı alan hasta oldu. Kanserden değil geç kalmaktan korkmalıyız, taramaların amacı hastalığın önüne geçmek ve hastalığın meydana gelmesini engellemek.” ifadelerini kullandı.
Bedir, kanser riskini ortadan kaldırmak ve vatandaşları bu konuda bilgilendirmek için sağlık çalışanlarının büyük gayret gösterdiğini vurguladı.
Kansere bağlı ölümleri azaltmak istediklerini aktaran Bedir, “Kanser nedenli ölümlerin üçte birini sigara ve alkol kullanımı ile sağlıksız yaşam ve hareketsizlik oluşturuyor. KETEM, Sağlıklı Hayat Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezlerinde 40-69 yaş arası kadınlara 2 yılda bir meme kanseri taraması, 30-65 yaş arası kadınlara 5 yılda bir rahim ağzı kanseri taraması 50-70 yaş arası kadın ve erkeklere 2 yılda bir kalın bağırsak kanseri taramaları ücretsiz yapılıyor. Tüm vatandaşlarımızın taramalara katılmasını istiyoruz.” şeklinde konuştu.
Kanser taraması yaptıran 50 yaşındaki Ayşe Taşması ise hizmetlerden memnun olduğunu anlatarak, “Devletimiz her zaman yanımızda. Eşim de kanserdi, Allah razı olsun devletimizden, her şey özel gibi oldu. Herkese kanser taramalarını yaptırmasını tavsiye ederim.” dedi.
Mobil tırda eşi ile tarama yaptıran Selçuk Akkaya, devletin vatandaşlara sağlık alanında çok önemli destek ve imkan sağladığını belirterek, “Sağlık ekipleri çok ilgili. Hizmetlerden memnunuz, devlet ayağımıza kadar her şeyi getiriyor ve her türlü imkanı sağlıyorlar. Bundan daha iyi bir şey olamaz.” ifadesini kullandı.
]]>Kadın hastalıkları ve doğum uzmanları ile Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi’nde (KETEM) görevli hekimler, dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan rahim ağzı kanserinden korunma yöntemleri ve tarama programları hakkında AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Erhan Aktürk, kadınlar arasında yaygın görülen ve dünyada önlenebilir ölüm sebepleri arasında yer alan serviks kanserinin önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi.
Türkiye’de bu kanser türünün görülme sıklığının ve ölüm oranlarının yıllar içerisinde Sağlık Bakanlığının düzenlediği kanser tarama programları sayesinde azaldığını anlatan Aktürk, Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) serviks kanserinin 2120 yılında ortadan kaldırılmasını hedeflediğini dile getirdi.
Doç. Dr. Aktürk, rahim ağzı kanseri vakalarının yüzde 99’unun cinsel temas yoluyla bulaşan HPV virüsünden kaynaklandığını, bu virüsün de bazı tarama yöntemleriyle tespit edilebildiğini belirterek, “Rahim ağzından aldığımız hücrelerde ‘Bu virüs var mı?’ diye bakabiliyoruz. İkinci bir yöntem de smear testi. Smearle lezyonları kansere ilerlemeden önce ya da çok erken evrede kanseri kolayca tedavi edilebilecek şekildeyken tespit edebiliyoruz. Bütün kadınlar düzenli aralıklarla bu testleri yaptırırsa ölüm oranlarını daha da düşürebiliriz.” diye konuştu.
Kadının hayat standartları ile sağlığının korunması adına farkındalık oluşturulması ve erken önlem alınması gerektiğini vurgulayan Aktürk, bu kanser türündeki bir numaralı önlemin kadınların rahim ağzı kanserinin ne olduğunu, nasıl bulaştığını bilmesi, doğru kaynaklardan bilgi alması ve etrafını da bilgilendirmesi olduğunu ifade etti
“Aşı ne kadar erken yaşta yapılırsa koruyuculuğu o kadar iyi oluyor”
Doç. Dr. Aktürk, ikinci basamak korunma yönteminin ise aşılar olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
“Bu aşılar, HPV virüsünün kansere ilerlemesinin engellenmesi için oluşturulmuş. Türkiye’de de 9’lu aşı var. Rahim ağzı kanserlerinin yüzde 93’üne HPV’nin 7 tipi sebep oluyor. Aşı bu 7 tipi içeriyor. HPV’nin ‘siğil’ dediğimiz, kanser olmayan ama rahatsızlık veren hastalığı da oluşturan 2 tane tipi var. Aşı bunu da içeriyor. 9-46 yaş aralığındaki tüm kadınlara öneriliyor. Hedef kitle, özellikle 9-14 yaş arasındaki çocuklar. Ne kadar erken yapılırsa koruyuculuğu o kadar iyi oluyor ama 46 yaşına kadar da bu aşı yapılabilir. Üç doz şeklinde yapılıyor.”
HPV aşısına yönelik halk arasında “kısırlığa sebep oluyor” veya “öldürüyor” gibi bazı yanlış düşüncelerin olduğunu aktaran Aktürk, “Bu aşıyı olduğunuz zaman (genital) siğillerin yüzde 90’ını engellemiş oluyorsunuz, rahim ağzı kanserine yüzde 93 olasılıkta daha az yakalanıyorsunuz. DSÖ, 2030’da tüm dünyadaki 15 yaşına gelmiş kız çocuklarının yüzde 90’ının aşılanmış olmasını hedefliyor. Bu kadar önemli ve üzerinde durulan bir konu.” diye konuştu.
Türkiye’deki tarama programı kapsamında 3 yılda 1 smear, 5 yılda 1 de HPV testi yapıldığını, böylece tanının erken konulduğunu, tedaviye erken başlanıldığını anlatan Aktürk, aşı olunsa dahi tarama testlerinin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
“Türkiye’de rahim ağzı kanseri taraması üzerinde titizlikle duruluyor”
Doç. Dr. Aktürk, HPV kansere dönüştüğünde yüz güldürücü olmayan sonuçlara yol açabildiğine dikkati çekerek, kanser belirtilerini “artan yoğun akıntı, hastalığın evresine göre lekelenme şeklinde veya yoğun kanama, kasık ağrısı, idrar veya büyük abdestle ilgili problem” olarak sıraladı.
Serviks kanserinde hastalığın evresine göre kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi gibi tedavi metotları bulunduğunu anlatan Aktürk, bu kanser türünde de ileri evrede ölüm riskinin yüksek olduğunu kaydetti.
Doç. Dr. Aktürk, “Türkiye’yle ilgili 2021 verilerine göre, 43 milyon kadın nüfusunda 100 binde yüzde 4-5 oranında yıllık yeni vaka görülüyor. Dünya genelinde de yılda 600 bin yeni vaka ve 350 bin ölüm oluyor. Türkiye’de de 2021’de 43 milyon kadın nüfusunda 1300 ölüm gerçekleşmiş. Dünyada görülen rakamlara göre oldukça düşük. Çünkü Türkiye’de Ulusal Kanser Tarama Programı çerçevesinde rahim ağzı kanseri taraması üzerinde titizlikle duruluyor ve bunun sonuçları da alınıyor, ölüm oranları düşüyor.” ifadelerini kullandı.
Rahim ağzı kanserine yönelik taramaların devlet bünyesindeki kuruluşlarda ücretsiz yaptırılabildiğini belirten Aktürk, kamu hastanelerinin hepsinde smear alındığını, HPV taramalarının da KETEM ile Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) 5 yılda bir düzenli yaptırılabildiğini sözlerine ekledi.
KETEM’lerdeki taramada HPV riski tespit edilenler hastaneye yönlendiriliyor
Ümraniye İlçe Sağlık Müdürlüğüne bağlı Dudullu KETEM’de sorumlu hekim olan Dr. Ayşe Keleş ise bu merkezlerde Ulusal Kanser Tarama Programı kapsamında DSÖ’nün önerdiği rahim ağzı, meme ve kolorektal kanserlerine yönelik tarama yapıldığını söyledi.
Rahim ağzı kanserine karşı 30-65 yaş arası kadınlara 5 yılda bir HPV tarama programını uyguladıklarını aktaran Keleş, bu yaş aralığındaki kişilerin tarama programına dahil edilmesiyle erken evrede kanser oluşumunun engellendiğini ve tedavinin sağlandığını ifade etti.
Dr. Ayşe Keleş, İstanbul’da geçen yılki tarama programına katılım oranına ilişkin, “Rahim ağzı kanseri için İstanbul’daki birinci basamak sağlık tesislerinde yaklaşık 81 bin tarama gerçekleştirildi. Erken evredeki ya da hiçbir belirtisi olmayan kişilere daha fazla ulaşmamız gerekiyor.” dedi.
Merkezde tanı koymadıklarını, bir kişinin riski olup olmadığını tespit ettiklerini anlatan Keleş, rahim ağzından aldıkları akıntı örneğinde HPV pozitiflik durumu saptanırsa ileri tetkik ve tedavi için kişinin hastaneye sevkinin sağlandığını aktardı.
Dr. Keleş, tarama yaptırmak için KETEM’den randevu almak isteyenlerin Sağlık Bakanlığının internet sitesinden kendilerine en yakın merkezin bilgilerine ulaşıp oraya direkt başvurabileceklerini, ayrıca telefon ya da “Kanser Randevu Sistemi”nden randevu oluşturabileceklerini kaydetti.
]]>