MİLLİ Savunma Bakanlığı (MSB) kaynakları tarafından, Suriye’de meydana gelen ve Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren bazı unsurlarca yürütülen provokatif eylemlerin dikkatle takip edildiği, bu eylemlere yönelik gerekli önlemlerin alındığı belirtilerek, “Şu an Suriye harekat alanlarımızda herhangi olumsuz bir durum yoktur” açıklaması yapıldı.
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta son bir haftada yapılan faaliyetlere ilişkin bilgilendirme toplantısı düzenledi. Aktürk, son bir asrın en kapsamlı ve en etkili faaliyetlerini gerçekleştiren Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, tüm tehdit ve tehlikelere karşı mücadelesine kararlılıkla devam ettiğini söyledi. Aktürk, “Irak ve Suriye’nin kuzeyinde icra edilen başarılı operasyonlarla; 57’si son bir haftada olmak üzere bu yılın başından itibaren 1327 terörist etkisiz hale getirilmiştir” diye konuştu. Aktürk, Irak’ın kuzeyindeki Metina, Gara, Hakurk, Kandil ve Asos’ta bulunan terör hedeflerine yönelik 3 Temmuz’da icra edilen hava harekatına ilişkin, “İçerisinde sorumlu düzeyde teröristlerin de bulunduğu değerlendirilen mağara, sığınak, barınak, depo ve terör örgütünün kullandığı tesislerden oluşan 37 hedef başarıyla imha edilmiştir. İcra edilen hava harekatında azami oranda yerli ve milli mühimmat kullanılmış, hedeflerdeki etki kıymetlendirmesi devam etmektedir” diye konuştu.
1216 GEÇİŞ ENGELLENDİ
Aktürk, hudutlarda 9’u terör örgütü mensubu olmak üzere 328 kişinin yasa dışı yollarla geçiş yapmak isterken yakalandığını, 1 Ocak’tan bugüne kadar yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısının 6 bin 29’a ulaştığını söyledi. Aktürk, son bir haftada geçişi engellenen 1216 kişi ile birlikte bu yıl engellenen kişi sayısının da 63 bin 433’e ulaştığını kaydetti.
‘ÖĞRENCİ ALIM VE TEMİN FAALİYETLERİ DEVAM EDİYOR’
Aktürk, personel ve askeri öğrenci alım ve temin faaliyetlerinin planlandığı şekilde devam ettiğinin altını çizerek, “‘Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2024 Yılı Uzman Erbaş Temini’ kapsamındaki başvurular, 30 Haziran itibarıyla tamamlanmış olup, aday değerlendirme süreci devam etmektedir. ‘Milli Savunma Üniversitesi 2024 Yılı Askeri Öğrenci Temini Seçim Aşaması Faaliyetleri’ 20 Temmuz’a kadar sürecektir” diye konuştu.
Bedelli askerlik tutarına ilişkin Aktürk, “Bedelli askerlik tutarı, daha önce yapılan düzenleme ile memur maaş katsayısındaki artış oranına sabitlenmiş ve miktar konusundaki belirsizlik ortadan kaldırılmıştı. Hazine ve Maliye Bakanlığınca 2024 yılı 2’nci 6 ayı için bedelli askerlik tutarına ilişkin bilgilendirme ‘Mali ve Sosyal Haklar’ genelgesi yayınlandıktan sonra yapılacaktır” ifadelerini kullandı.
‘TERÖR KORİDORUNA KARŞI SURİYE’DEYİZ’
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, Suriye’de Türkiye aleyhine yaşanan olaylarla ilgili sorular üzerine, “Suriye’de meydana gelen ve Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren bazı unsurlarca yürütülen provokatif eylemler dikkatle takip edilmiş ve edilmektedir. Bu eylemlere yönelik gerekli önlemler alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yönelik yapılan bu eylemlere hiçbir şekilde izin verilmeyecektir. O gün yaşanan olaylar bittikten ve kontrol altına alındıktan sonra akşam saatlerinde sanki olaylar yeni başlamış ve devam ediyormuşçasına sosyal medyadan yoğun paylaşımlar yapılmıştır. Bunun için sosyal medya üzerinden yapılacak provokasyonlara özellikle dikkat edilmesi önem arz etmektedir. Şuan Suriye harekat alanlarımızda herhangi olumsuz bir durum yoktur” ifadelerine yer verildi.
Bakanlık kaynakları, Türkiye ve Suriye arasındaki son açıklamalar sonrası sahadaki son duruma ilişkin sorulara ise “Türkiye, meşru müdafaa hakkı kapsamında topraklarına yönelik terör saldırılarını ve tehditlerini bertaraf etmek, hudutlarını korumak ve Suriye kuzeyinde adeta oldubittiye getirilerek bir terör koridorunun kurulmasını engellemek için Suriye’de bulunmaktadır. Türkiye, Suriye’de terörün yok edilmesini ve toprak bütünlüğünün sağlanmasını, siyasi istikrarın yeniden tesisini ve Suriye halkının huzur ve güven içinde yaşamasını arzu etmektedir” yanıtını verdi.
‘115 BİN 883 ADAYIN BAŞVURUSU ALINDI’
Bakanlık kaynakları, TSK’ya 25 bin uzman erbaş temini ile ilgili sorulara da “Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2024 Yılı (2024-2 Dönem) Uzman Erbaş Temini kapsamında; 03-30 Haziran 2024 tarihleri arasında 115 bin 883 adayın başvurusu alınmış, adayların değerlendirme süreci devam etmektedir. Bu rakam talebin neredeyse 5 katına tekabül etmektedir. Müteakip süreç; yazılı sınav, fiziki yeterlilik testi, mülakat, sağlık muayene işlemleri, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemleri ve sınıflandırma aşamalarından oluşmaktadır” yanıtını verdi.
‘BU DÜZENLEMELERİN ÇOĞU UYUM KAPSAMINDA’
Bakanlık kaynakları, TSK ile ilgili bazı kanunlarda yapılan değişiklerin neler getirdiğine dair sorulara şu cevapları verdi:
“Bu düzenlemelerin çoğu uyum kapsamında daha önce yönetmelik ile düzenlenen hususların kanunla düzenlenmesinden ibarettir. Yeni olarak ilgili kanunlara eklenen hususlardan önem arz eden bir kaçından bahsedecek olursak; Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin kimlik, görev veya faaliyetlerinin, radyo, televizyon, internet, sosyal medya vb. vasıta yoluyla yayınlanması veya açıklanmasıyla oluşabilecek güvenlik zafiyetinin önüne geçilmesi amaçlanmakta, uyarma, kınama, hizmete kısmi süreli devam disiplin cezalarının ilişik kesme işlemine esas teşkil etmesi durumunda mahkemelerce denetlenebilmesine imkan sağlanmakta, uzman çavuşlarımızın görev ihtiyacından dolayı kullanamadıkları yıllık izinlerini subay ve astsubaylarda olduğu gibi 60 günü geçmemek üzere müteakip sene içinde kullanabilmeleri sağlanmakta, Milli Savunma Bakanlığı kadro ve kuruluşunda görev yapan uzman erbaşlar ile sözleşmeli erbaş ve erlerin başta görevde başarısız olma, intibak edememe ve kendilerinden istifade edilememe halleri olmak üzere sözleşme fesih nedenlerinin ve bu hallerde uygulanacak yaptırımların kanunla düzenlenmesi sağlanmaktadır.”
GÖSTERİ UÇUŞLARININ İPTAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Bakanlık kaynakları, tasarruf tedbirleri kapsamında SoloTürk ve Türk Yıldızlarının milli bayramlarda gerçekleştirdiği gösteri uçuşlarının iptal edildiğine dair sorulara ise “Yurt dışı hava gösterileri mevcut programda planlandığı gibi icra edilecektir. 20 Temmuz’da KKTC’de Türk Yıldızları, 30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle Ankara’da Türk Yıldızları, İstanbul’da SoloTürk uçuşları icra edilecektir. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenleri Cumhurbaşkanlığı programına göre planlanmaya devam edilmektedir. Yurt içinde bunların haricinde uçuşlar icra edilmeyecektir” yanıtını verdi.
]]>CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM Genel Kurulu’nda söz alarak, yerinden konuşma yaptı. Günaydın, elinde tuttuğu kağıdı göstererek, şunları söyledi:
“Tüm ikazlarımıza rağmen ‘Bir koyup beş alacağız’ diyerek Suriye’ye girdiniz, emperyalizmin maşası oldunuz, Türkiye’de 10 milyon mülteci kaldı. O insanlardan bir kısmı Türkiye’de tutunmaya çalışıyor ama onların içerisinde Suriye’deki kirli savaşa katılmış olan, orada insan öldürmüş insanlar var. Bunlara ‘yabancı terörist savaşçısı’ deniyor. Peki, Suriye’de bu olaylara karışmış, insanlara, canilere yönelik herhangi bir sorumluluk, yaptırım hissediyor mu Türkiye? Hissetmiyor. Bakın elimizde Bursa Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğünün yazdığı resmi yazı var. Gereği için Hatay Valiliğine, bilgi için de İçişleri Bakanlığına yazıyor.
Aynen okuyayım ki herhangi bir spekülasyona konu olmasın, meseleyi net anlatalım. ‘Müdürlüğümüzce işlemleri yapılan Suriye uyruklu 13 Ocak 1993 doğumlu yabancı terörist savaşçısının -anlaşılan 31 yaşında, yabancı kimlik numarasını veriyor, ismini ve soyadını veriyor- Hatay Cilvegözü Kara Hudut Sınır Kapısı’ndan gönüllü geri dönüş işlemleri planlanmaktadır. Bu nedenle, gönüllü olarak ülkesine dönmeyi beyan etmiş, bu hususta Müdürlüğümüze dilekçeyle müracaatta bulunan bu kişiyi gelin Bursa’dan alın ve sınıra bırakın’ diyor.”
“Suriye’de kelle kesmiş adamların kaçı Türkiye’de elini kollunu sallayarak geziyor”
Bu yazının memleketin ne halde olduğunu göstermesi bakımından ibretlik olduğunu ifade eden Günaydın, şöyle devam etti:
“Ben, bir vatandaş olarak soruyorum; ‘YTS’ diye kodladığınız, yabancı terörist savaşçısı yani Suriye’de kelle kesmiş, ciğer yemiş, benzeri faaliyetlerde bulunmuş adamların, bunlardan kaçı Türkiye’de herhangi bir yaptırıma tabi tutulmadan, elini kolunu sallayarak aramızda dolaşmaya devam ediyor? Bunların silahtan arındırılması, psikolojik testlerinin yaptırılması, uluslararası mahkemelerde yargılanması, Türk Ceza Kanunu karşısında çeşitli soruşturma, kovuşturma aşamasından geçirilmesine yönelik ne yaptınız? Bursa’da bu vatandaşla bilmeden kapı komşusu olan vatandaşımızın güvenliği konusunda ne düşünüyorsunuz? ve bunun gibi daha kaçı bu memlekette elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor? Bu memlekette hiç kimsenin kişi güvenliğinin kalmadığına, bu memleketi yönetenlerin de buna yönelik en ufak bir kaygı duymadığına yönelik daha ne olsun dedirtebilecek bir yazıdır. Bu memleketi yönetenleri kalan sınırlı sürelerini hiç olmazsa ciddi geçirmeye davet ediyorum.”
“B.Ç. ne zaman subay oldu, generalliğe yükseltildi, bunlar ortaya çıkarsa beraber maklubeye kaşık salladıklarınız da çıkar”
Makam aracıyla insan kaçakçılığı yaptığı ortaya çıkan Tuğgeneral ile ilgili olarak da Günaydın, şöyle konuştu:
“Suriye’de, harekat bölgesinde operasyonları yöneten Tuğgeneral B.Ç. ne yapıyormuş? Suriye’de harekatları yönetiyormuş. Bu ‘B.Ç.’ denilen vatandaşın kendisine tahsis edilen aracıyla yani Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisine tahsis ettiği zırhlı aracını kullanan şoförü ve kullanan emir subayı şakır şakır insan kaçakçılığı yapıyormuş, Suriye’den Türkiye’ye adam getiriyormuş. Eğer bu B.Ç. hakkında bir işlem yapılmamış ve yalnızca emekliye sevk edilmişse neyi ima ediyoruz? Demek ki zırhlı aracından insan kaçakçılığı yapıldığından haberi yokmuş. Aracından haberi olmayan bir adamın, bu memleketin güvenliğiyle ilgili bir konuda bu denli önemli bir görevi üstlenmesi mümkün olabilir mi? Bu B.Ç. ne zaman Türk Silahlı Kuvvetlerinde subay oldu, ne zaman kurmay oldu, hangi Milli Savunma Bakanı zamanında acaba generalliğe yükseltildi? Bunları çıkarırsak beraber maklubeye kaşık salladıklarınız da ortaya çıkacaktır.”
“AKP ve MHP NATO’nun toplantısında Gürcistan’daki etki ajanlığı düzenlemesine karşı imza attı, bakalım Türkiye’de ne yapacaklar”
Günaydın, NATO’nun 490’ıncı Deklarasyonu’na konu olan 27 Mayıs 2024 tarihli Sofya toplantısına AKP’den ve MHP’den milletvekillerinin katıldığını belirterek, şunları kaydetti:
“15 maddelik de bir anlaşmayı, bir deklarasyonu oy birliğiyle geçirdiniz. Bunun 12’nci maddesi diyor ki ‘Gürcistan’ın demokrasisini, bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü Avrupa ve Atlantik emelleri konusundaki gelişmesine yönelik derin kaygılar vardır.’ Ülke açısından geriye doğru bir adım olan dış nüfuzun şeffaflığı konusunu, demokratik konsolidasyonu NATO ve AB hedeflerine ters düştüğünü ifade ediyor ve ‘Gürcü yetkililerin Gürcistan demokrasisine daha fazla zarar vermeden yasayı geri çekmesini talep ediyoruz’ diyor. Bunu AKP’nin MHP’nin milletvekilleri imzalamış. Yani, ‘Gürcistan etki ajanlığı yasasını getirmiş, bu, demokrasiye aykırıdır, geri çekin’ diyor. Haftaya göreceğiz, 9. yargı paketinde etki ajanlığı konusunda bu arkadaşların elleri acaba hangi tarafı gösterecek? Dolayısıyla, biraz daha ahlak, biraz daha ciddiyet, biraz daha etkinliği bu güzel memleket herhalde hak ediyor.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World Editörü Ghida Fakry’nin üstlendiği “Suriye’de İstikrara Giden Yol” paneline, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, Müzakere Komisyonu Başkanı Bedir Camus, BM Genel Sekreter Yardımcısı ve BM Suriye Krizi Bölgesel İnsani Koordinatörü Muhannad Hadi ve Atlantic Council’da araştırmacı Rich Outzen katıldı.
Panelde konuşan BM Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi Pedersen, Suriye’deki duruma ilişkin bir ilerleme kaydedilemediğini belirterek ülkedeki savaş bölgelerindeki halkın yarısından fazlasının evlerini terk ederek geri dönemediklerini söyledi.
Pedersen, tüm göstergelerin her alanda yanlış yönü gösterdiğine işaret ederek insani ihtiyaçların arttığını ancak uluslararası desteğin azaldığını vurguladı.
Güvenlik durumuna ilişkin iki unsur olduğunu ve bunlardan birinin Gazze’deki savaşla alakalı olduğunu kaydeden Pedersen, bunun Suriye’ye de sıçradığını dile getirdi.
Pedersen, terör örgütü DEAŞ’in de Suriye’de kol gezdiğine işaret ederek, Suriye konusunda BM kapsamında özellikle Güvenlik Konseyinin ve daimi üyelerin desteğine ihtiyaçları olduğunun altını çizdi.
Suriye’de Rusya’nın rolünün arttığını, İsrail’in saldırıda bulunduğunu, uyuşturucu kaçaklığı sorununun ortaya çıktığını anlatan Pedersen, bu sorunların tüm tarafların çabalarıyla çözülebileceğini belirtti.
Tüm taraflar masaya oturmalı
Pedersen, tüm paydaşların masanın etrafından oturması gerektiğine dikkati çekerek ABD, Türkiye İran ve Rusya gibi aktörlerin de masada olması gerektiğini ifade etti.
Suriye’de Mart 2020’den bu yana cephelerin çok fazla değişmediğine işaret eden Pedersen, bu krizin askeri alanda çözülemeyeceğini ve savaşın kazanılamayacağını aktörlerin anladığını kaydetti.
Pedersen, meselenin artık savaşı kazanmak değil, barışı kazanmak olduğunun da altını çizdi.
Suriye’de askeri bir çözümden bahsedilemeyeceğini siyasi tarafının olması gerektiğini vurgulayan Pedersen, Gazze’deki savaşın Suriye’ye sıçramamasını amaçladıklarını dile getirdi.
İnsani yardımın artırılması gerektiğini vurgulayan Pedersen, şöyle devam etti:
“Suriye konusunda tek başına çözüm üretilemez. Burada muhalefet, devlet, hükümet bir araya gelmeli, ortak paydada buluşmak zorunda. Aynı zamanda bütün farklı faktörleri de dahil etmemiz gerekiyor, Suriye’deki krize neden olan unsurları değerlendirmemiz gerekiyor. Politik sürece daha geniş kapsamlı bakmamız lazım, Suriye’nin egemenliği ve bağımsızlığından bahsetmemiz gerekiyor. Türkiye’nin ABD ile ilintili olarak bu politik sürecin değerlendirmesinde ve buna çözüm bulması gerekiyor, güvenlik meselesini değerlendirmemiz gerekiyor, terörizmle savaşmamız gerekiyor, bunu BM ve kararlarla beraber nasıl yapacağımızı değerlendirmemiz gerekiyor, sivil halkı nasıl koruyacağımızı düşünmemiz lazım.”
“Suriye çatışması bertaraf edilmezse diğerleri de edilemez”
Müzakere Komisyonu Başkanı Bedir Camus, 2012’den bu yana süreç içinde müzakerelere başlandığını aktararak birçok girişim olduğunu ancak hiçbir şey elde edilemediğini ve partnerlerinin de olmadığını söyledi.
Camus, daha fazla sorumluluk alınması gerektiğini vurgulayarak bir masa etrafında toplanıp çözüm aranması gerektiğini ifade etti.
2011’den bugüne kadar Orta Doğu’daki sorunların devam ettiğini kaydeden Camus, “Suriye çatışmasını bertaraf edilmezse diğerlerini de edemezsiniz. Biz Suriye’den başlamaya hazırız, her zaman müzakereler için hazırız.” dedi.
Camus, BMGK’nin verdiği kararların uygulanması için çalıştıklarını belirterek Suriye’de muhalefetin daima olumlu sonuçlar istediğini ve müzakereler için uğraştığını dile getirdi.
Camus, Suriye’deki terör örgütlerine ilişkin, “PKK-YPG, Suriye için terör örgütüdür, kuzeydoğudaki yerleşik örgütler bizim için terör örgütüdür.” ifadesini kullandı.
“Suriye’de gereken çözüm siyasi, insani değil”
BM Genel Sekreter Yardımcısı Hadi de insani yardım için de siyasetçilerin çözüm bulması gerektiğini vurgulayarak “Suriye için yapılacak çözüm siyasidir, insani bir çözüm değildir. Herkes de birinci günden bu yana insani yardım çözümüne odaklanıyor, bu esas mesele değil.” diye konuştu.
Hadi, Suriyelilerin gittikçe daha zor duruma girdiğine dikkati çekerek eğitim, kadın ve çocukların korunması, ekonomi ve sağlık gibi alanlarda da sorunların büyüdüğünü söyledi.
İnsani yardımın siyasallaştırıldığına ilişkin eleştirilere yönelik Hadi, tarafsız davranarak ayrım yapmadıklarını belirterek, siyasi bir çözüm bulunmazsa bütün bölgenin istikrarsız olacağını ifade etti.
Hadi, Suriyelilerin desteklenmesinin bir gereklilik olduğuna işaret ederek “Suriye halkı için geri dönülmez bir noktaya geldiğimizden, onların geleceği için korkuyorum. Bunların hepsi bir kırmızı alarm. Siyasi çözüm beklemek, zarar vermektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
Suriye’de insani yardım konusunun çözülmesi gerektiğine vurgu yapan Hadi, “Suriye’de çok erken bir zamandan beri gördüğümüz üzere insani yardım boşluğu kapatılmazsa başkaları bu boşlukları negatif yönde kapatıyor. Bunu dünyanın birçok yerinde gördük. Sadece o ülkeyi bölgeyi değil, bütün dünyayı etkileyebildiğini görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ABD-Türkiye oldukça olumlu adımlar atıyor”
Düşünce kuruluşu Atlantic Council’da araştırmacı Outzen ise siyaset, diplomasi ve insani yardımın güvenlikle bağlantılı olduğunu belirterek dünyadaki krizlerin genişlemeye başladığına dikkati çekti.
Outzen, Şam yönetimine yeterli miktarda baskının yapılmasıyla müzakerelerin sağlanabileceğine işaret ederek “ABD ya da Avrupa’ya bakıldığında normalleşme yapıldığında bunun başarısız olduğunu gördük. Şam bütün yaptığı suçlardan ellerini yıkayıp çıkması söz konusu olmamalı.” dedi.
Bu krizinin çözümü için etkin şekilde Türkiye ile çalışılması gerektiğini belirten Outzen, çok istikrarsız bir durumun bulunduğunu kaydetti.
Outzen, ABD-Türkiye ilişkilerine dair, “Oldukça olumlu adımlar atılıyor, umarım ileride daha güzel işbirlikleri sağlayacaktır. Değişim için bir motor gücü gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı.
]]>Şükür Şermatov, sınıftaki 20 kadın öğrenciyi böyle selamlıyor. Şermatov’un kafasındaki keçeden yapılmış geleneksel başlık dışında, bu okulda geleneksel bir şey yok.
Bu okul, iki kat askeri güvenlik çemberi içinde yer alıyor. Öğrencileri Suriye’de IŞİD örgütünün kontrolündeki kamplardan ülkeye geri getirilen kadınlar.
Kırgızistan’ın kuzeyindeki dağların arasındaki bu “rehabilitasyon merkezi”, IŞİD militanı olduğundan şüphelenilen kişilerin eşleri ve çocuklarının, ülkeye geri getirildikten sonra ilk altı haftalarını geçirdikleri yer.
BBC Dünya Servisi buranın ilk ziyaretçilerinden ve buranın diğer misafirleri gibi, bizim de ne yaptığımız ve ne söylediğimiz Kırgız istihbarat servisince yakından takip ediliyor.
İlk derslerine katılan kadınlar, Şükür’ün anlattıklarını dikkatle dinliyor.
Müfredatta vatandaşlık, dini ahlak ve öfke kontrolü var. Duvarlardaki posterlerde duygularınızı nasıl kontrol edebileceğinizle ilgili tavsiyeler yer alıyor.
Bu ‘yeniden eğitim’ programına ek olarak ailelere tıbbi tedavi, psikolojik destek, ve – birçokları için yıllardır bir ilk olan- yeterli gıda, temiz su ve barınacak yer sağlanıyor.
İçinde dört adet tek kişilik yatak bulunan, basit bir odaya götürülüyoruz, burada bizi mor bir türbana sarılı bir kadın, Fatima, bekliyor (güvenlik nedeniyle gerçek ismini kullanmıyoruz).
Yatakhanenin küçük camından gördüğü karla kaplı göl manzarası, geride bıraktığı Suriye’deki kamptan tamamen farklı.
“Buradaki asıl şey sakinlik. Herkes bundan çok memnun. Çocuklar buna bayılıyor” diyor ve durup bir an sessizliğin tadını çıkarıyor, “Sakinlik”.
Fatima, 2013’te, orada çalışmak istediğini söyleyen kocasının peşinden Türkiye’ye gitmiş. Tüm aile; iki yetişkin oğlu, bir kızı ve bir torunu da onlara katılmış. Fatima Türkiye yerine Suriye’de olduklarını ancak savaş uçaklarının sesini duyup, IŞİD militanlarını görünce anlamış.
Ona gerçekten nereye gittiğine dair bir fikri olup olmadığını yeniden soruyoruz ki bu soruyu orada tanıştığımız birçok kadına sormak zorunda kaldık. Nereye gittiklerinden haberdar olmadığında ısrar ediyor ve bir kadının kocasını takip etmesinin normal olduğunu söylüyor.
Suriye’ye ulaşmalarından birkaç gün sonra Fatima’nın kocası, aracına isabet eden bir bombayla yanarak ölmüş, oğullarından biri de keskin nişancılar tarafından vurularak öldürülmüş. Diğer oğluysa bir süre sonra hastalanarak hayatını kaybetmiş.
Fatima ve kızı, tek başlarına oradan ayrılamadıkları için sonraki altı yılı Irak ve Suriye’deki IŞİD kamplarında geçirmiş ve kızının bu süreçte başka çocukları da olmuş.
IŞİD militanları geri püskürtülünce; Fatima, kızı ve dört torunu kendilerini, Suriye’de IŞİD’le bağlantılı olduğu düşünülen kişiler ve aileleri için oluşturulan en büyük kamp olan el-Hol’da bulmuş. Evlerine geri dönebilmeyi umut ederek, bir dört yılı da burada geçirmişler.
Fatima, “Kadınlar hastaydı, çocuklar sürekli ağlıyordu. Bizi serbest bırakmaları için onlara yalvarıyorduk. Zar zor hayatta kaldık. Kırgızistan’dan yetkililer ilk grubu almak için kampa geldiklerinde herkes şoke oldu” diyor.
Ekim ayında kızına ve torunlarına ülkelerine geri gönderilecekleri söylenmiş, Fatima’nınsa biraz daha beklemesi gerekmiş.
“Bana listede olmadığımı söylediklerinde ağladım. Nasıl listede olmazdım? Ben onların annesiyim!” diyor ve hıçkırarak ağlıyor. “Ama şimdi buradayım ve yakında aileme kavuşacağım. Çok mutluyum. Torunlarım eğitim alacağı için çok memnunum. Onların bilim öğrenmesini, dünyayı daha iyi anlamalarını istiyorum”.
57 yaşındaki Fatima bu rehabilitasyon merkezindeki en yaşlı kadın. Burada geçen yıl Suriye’den Kırgızistan’a geri götürülen 110 anne ve 229 çocuk var. Kırgızistan, 2023 yılında, Irak’tan sonra Suriye’den en çok vatandaşını ülkesine geri götüren ülke.
En az 260 kadın ve çocuğun daha ülkeye geri götürülmesi planlanıyor. Akrabaları Suriye’de sıkışıp kalmış Kırgızlar, bunun için yıllardır kampanya yürütüyor. Hükümet programının amacı, kurban olduğu düşünülen kişilere, ikinci bir şans vermek.
Yine de ülkeye geri götürülen kişiler sorgulanıyor, yeniden entegrasyon kursunu tamamlıyor, ondan sonra evlerine dönmelerine izin veriliyor ve yakın şekilde takip ediliyorlar.
Kırgız ulusal güvenlik konseyinin başkanı BBC’ye, 10 kadından dokuzunun cezai soruşturma geçirdiğini; kadınların ne zaman Kırgızistan’ı terk ettiği, kimlerle beraber oldukları, teröre yardımcı olup olmadıkları ya da çocuklarını savaş bölgesine götürmek gibi suçlara karışıp karışmadıklarının araştırıldığını söylüyor.
Şu ana kadar ceza alan ya da hüküm giyen olmamış. Olası bir mahkumiyet durumundaysa en yüksek ceza 11 yıl hapis.
Başka bir kadınla daha görüşüyoruz; Elmira (gerçek ismi değil) rehabilitasyon merkezindeki süreci tamamlamış ve başkent Bişkek yakınında bir kasabada hayatını yeniden kuruyor. Yetkililer tarafından sık sık ziyaret ediliyor ve Uluslararası Kızıl Haç Örgütü’nden maddi destek alıyor.
Buluşmayı ayarlamamızdan kısa süre sonra Elmira’dan sorumlu sosyal görevli bizi arayıp, görüşmede kendisinin de bulunacağını söyledi. Görüşmeye gittiğimizdeyse, ailenin de tanıyor olduğu iki terörle mücadele polisini de orada gördük. Durumu anlattıktan sonraysa polisler dışarıda beklemeyi kabul etti.
Kadınlar, gözetim ve sorgulamalar nedeniyle, Suriye’deki hayatları hakkında konuşmakta gönülsüz. Ve birçoğu için orada geçirdikleri zaman, artık geride bırakmak istedikleri travmatik bir deneyim.
Elmira da internetten tanıştığı bir adam tarafından kandırılarak Suriye’ye götürüldüğünü iddia ediyor. Anlattığına göre tanıştığı adam onu Türkiye’de kendisine katılmaya, orada birlikte mutlu olacaklarına ikna etti ve Elmira 18. doğum gününden 4 gün sonra onunla buluşmak üzere uçağa bindi.
Ancak uçaktan indiğinde onu konuştuğu adam değil, o adamın arkadaşı olduğunu söyleyen başka bir adam bekliyordu. Elmira’yı arabaya bindirdi ve 17 saat süren yol sonunda Elmira kendisini Suriye’de buldu. Ne olduğunu fark ettiğinde, geri dönmek için çok geçti.
Elmira orada iki kez evlendi. İlk kocası evlendikten birkaç ay sonra öldü. Sonra Dağıstanlı bir adamla evlendi ve çocuğu oldu. İkinci kocasının Suriye’de ne yaptığına dair bir bilgi vermiyor ancak, bir roket saldırısında ölmeden önce, beraber oradan ayrılmanın yollarını aradıklarını söylüyor.
Elmira en kötü anının, kızının öldüğünü sandığı an olduğunu söylüyor. Kızının evde, kendisinin dışarıda olduğu bir anda, mahallelerine roket düşmüş ve Elmira gözyaşları içinde eve koşmuş.
“Birisi onu evden çıkardı, hayattaydı, sağlıklıydı, sadece korkmuştu. Komşularımızın evleri vurulmuştu ve oradaki çocuklar öldü”
Elmira ve kızı da, Fatima ve ailesi gibi kendilerini el-Hol kampında bulmuş.
Elmira “Hala inanamıyorum. Bazı geceler uyanıyorum ve rüyada mıyım diye soruyorum. Bizi oradan çıkaran, orada terk etmeyen herkese çok minnettarım. Her ülkenin bunu yapmadığını biliyoruz” diyor.
Şimdi terzilik eğitimi alan Elmira, sosyal medyada bazı Kırgızların, ülkeye geri götürülen kişilere dair yorumlarını gördükten sonra, geçmişinden kimseye bahsetmeme kararı almış.
“Hoş değil. Birçoğumuz bizden neden korktuklarını anlamıyoruz. Biz onlardan korkuyoruz! İnsanlar buraya otomatik silahlarda ve intihar yelekleriyle geldiğimizi düşünüyor. Durum böyle değil. Biz de onlar gibi insanız. Ailelerimiz, çocuklarımız var. Biz de huzurlu, mutlu bir hayat sürmek istiyoruz” diyor.
“Unutmak isterken neden insanlara anlatayım ki? O zaman 18 yaşındaydım, şimdi 27 yaşındayım ve o kadar saf olmamayı öğrendim”.
Elmira’nın dokuz yaşındaki kızı, şu ana kadarki yaşamının büyük kısmını el-Hol kampında geçirmiş. Bize yaptığı resimleri, üzerinde “Kırgızistan’a gitmek istiyoruz, bizi güvenli yere götürün” yazan çizimlerini gösteriyor.
Elmira’nın annesi, Hamida Yusupova, son 10 yılını, kızını ve torununu geri getirmeleri için Kırgız yetkilere yalvararak geçirmiş. Kendisi gibi aileler için bir kampanya başlatmış.
Yusupova, “Suriye’nin dönüşü olmayan bir yol olabileceğini biliyoruz. Çocuğunuzun bir daha eve geri dönemeyebileceğini anlamaya başlıyorsunuz” diyor.
“Tanrıya şükürler olsun artık evinde ve sonunda torunumla tanıştım. Ama Elmira gençliğinin dokuz yılını kaybetti, bu uzun bir süre”.
Hamida onları rehabilitasyon merkezinden almaya gittiğinde, gözyaşları kelimeleri bastırmış.
“Elmira anne olmuştu. Bir çocuğu 18 yaşına kadar büyüttüğünüzde, bir gün çocuğunuzun ‘çalışmaya gidiyorum’ diyip, kapıyı çarpıp Suriye’ye gitmesinin ne kadar zor bir duygu olduğunu artık anlıyor. Hiçbir anne bunu yaşasın istemem”.
“Elmira’nın tek söyleyebildiği ‘Anne beni affet, beni affet’ oldu. Ondan sonra da bana ne kadar yaşlandığımı söyledi”.
Ancak Elmira ve Hamida, çevrelerindeki herkesin bu kadar affedici olmayacağının farkında.
Komşu Orta Asya ülkelerinde de olduğu gibi, Kırgızistan nüfusunun yüzde 90’ı kendisini Müslüman olarak tanımlıyor ve burası IŞİD’in ilk zamanlarda en fazla militan toplandığı yerlerden biriydi.
Hamida kızının manipülatif bir adamın kurbanı olduğunu ve tek suçunun “kolay aldanmak” olduğunu düşünüyor.
Ancak konuştuğumuz, Elmira yaşındaki bazı Kırgız kadınlar, IŞİD’den geri dönenlerin başkalarını da radikalleştirebileceğinden endişe ettiklerini söylüyor. Taliban’ın Afganistan’da kontrolü nasıl yeniden ele geçirdiğini görmek de onların endişelerini artırmış.
Hamida “Bir anne olarak çok fazla hakaret yedim. Çocuğumun bunları duymasını, parmakla işaret edilerek ona terörist denmesini istemiyorum” diyor.
Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Edil Baysalov, geri döndürme politikasının Kırgızistan’ın hoşgörülü, vatandaşlarına sahip çıkan bir demokrasi olduğunun kanıtı olduğunu göstermekte istekli.
Baysalov “Bence yapılacak en iyi şey yaşadıkları kabusu unutmaları, aileleri ve çevrelerindeki kimsenin bu durumu hatırlamaması. Herkes iyi birer Kırgızistan vatandaşıdır” diyor.
Ancak Baysalov bunun, özellikle bazı Batılı ülkelerde, tartışmalı bir konu olduğunu biliyor. Baysalov geçmişte Kırgızistan’ın Londra Büyükelçiliği görevinde de bulunmuş. Bu göreve, IŞİD’e katılmak üzere Londra’dan Suriye’ye giden üç kızdan biri olan Şamima Begüm’ün İngiltere vatandaşlığının geri alınmasından hemen sonra atanmış.
Baysalov, siyasi bir mesaj da göndermek istiyor ve “Bu Kırgızistan için kolay bir karar olmadı. Tabii ki bizim yaşadığımız İslam radikal değil. Bizimkisi çok hoşgörülü, diğer dinlere saygılı bir İslam. Biz küçük bir milletiz ve birbirimize iyi bakmak zorundayız, hata yapanlar da dahil” diyor.
İnsan hakları örgütleri 2020’deki tartışmalı seçimlerden ve bazı yeni kanunların kabulünden sonra ülkenin demokrasisini sorgulamaya başlamıştı.
“Geri döndürme” programı Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından da destekleniyor. UNICEF’ten Sylvi Hill Kırgızistan’ın bu çabasının “övgüye değer” olduğunu söylüyor ve UNICEF’in tüm hükümetlere “çatışmadan etkilenmiş tüm çocukların geri döndürülmesi, rehabilitasyonu ve yeniden entegrasyonu” için çağrıda bulunduğunu belirtiyor.
Konuştuğumuz tüm kadınlar kendilerine ikinci bir şans verilmesinden memnun olduklarını söylüyor ve hepsi de dünyanın her yerinden yaklaşık 50 bin kadının hala Suriye’nin kuzeyindeki kamplarda, çıkış yolu bulamadan sıkışıp kaldığının farkında.
]]>AA muhabirleri, iç savaşın 13 yıldır sürdüğü Suriye’de 2023’te öne çıkan konuları ve dönüm noktalarını derledi.
6 Şubat’taki 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler, Suriye’nin kuzeybatısında büyük yıkımlara yol açtı.
Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisinden (OCHA) 8 Mart’ta yapılan açıklamaya göre, Suriye’de 8,8 milyon kişinin etkilendiği depremlerde binlerce insan evsiz kaldı, 10 bin 600 bina yıkıldı.
Depremlerde Suriye’de, yarısından fazlası muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde olmak üzere en az 3 bin 680 kişi hayatını kaybetti, 14 bin 749 kişi yaralandı.
Suriye Müdahale Koordinatörlüğünün verilerine göre, depremler yüzünden Suriye’nin kuzeybatısında muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde 229 bin 747 kişinin oluşturduğu 41 bin 784 aile yerinden oldu.
Öte yandan Suriye muhalefeti ve yerel sivil toplum kuruluşları, Birleşmiş Milletlerin (BM) Suriye’nin kuzeybatısındaki depremzedelere ilgisizliğine tepki gösterdi.
Göç verilerine ilişkin çalışmalar yürüten Suriye Müdahale Koordinatörlüğünün verilerine göre, Kahramanmaraş merkezli depremlerde Suriye’nin kuzeybatısındaki bölgelerde 1983 bina yıkıldı, 4 bin 73 bina ağır hasar gördü, 31 bin 498 binanın da bakım-onarımdan geçmesi gerekiyor.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarına paralel olarak ABD’nin Suriye’deki üslerine saldırılar arttı
İsrail’in Gazze’ye 7 Ekim’de başlattığı saldırıların ardından, Suriye’de 22 üste varlık gösteren ABD güçlerine yönelik saldırılarda artış kaydedildi.
ABD askerlerinin konuşlandığı Suriye’nin güneyindeki Tenef bölgesi ile Haseke ve Deyrizor illerindeki toplam 8 üs, karadan karaya atış yapılan silahlar ve aidiyeti bilinmeyen SİHA’larla sıkça hedef alındı.
ABD güçleri de bu saldırıların bazılarına karşılık verdiğini açıkladı.
Arap aşiretleri ile terör örgütü PKK/YPG çatışması
Suriye’nin doğusundaki Deyrizor ilinde PKK/YPG baskısı altındaki Arap aşiretleri ile ABD’nin desteklediği terör örgütü arasında çatışmalar 2023’e damgasını vurdu.
Örgütün yapılanmasında yer alan “Deyrizor Askeri Meclisi’nin” sözde komutanı Ahmet el-Habil’i Ağustos’ta PKK/YPG’li teröristlerce alıkonması bu çatışmaların fitilini ateşledi.
Deyrizor ilinde 27 Ağustos’ta başlayan çatışmalar, diğer Arap aşiretlerinin katılımıyla Rakka ve Haseke illeri ile Halep’in Münbiç ilçesinde hızla yayıldı.
Çatışmalara örgütün işgalindeki Deyrizor’da, Akidat aşireti lideri İbrahim el-Hefıl öncülük etti.
Arap aşiretleri, 27 Ağustos-13 Eylül’de düzenledikleri operasyonlarda Deyrizor, Rakka ve Haseke illeri ile Halep’in Münbiç ilçesine bağlı toplam 33 köyü terörden arındırdı.
Ancak Araplar, terör örgütünün saldırıları sonucu sivil kayıpları önlemek için bu köylerden geri çekilip ABD ile müzakere masasına oturdu.
Halihazırda Arap aşiretler, örgütün sözde yol kontrol noktaları ile karargahlarına ara ara gece saatlerinde baskınlar düzenliyor.
İsrail, Halep ve Şam’daki havalimanlarını hedef almaya devam etti
Esed rejimine iddiasına göre İsrail, 2023 yılında başkent Şam ile Halep, Dera, Hama, Tartus, Humus ve Deyrizor illerinde en az 33 kez Suriye ordusu ile İran destekli grupları hedef aldı.
İsrail, 7 Ekim’de Gazze’ye başlattığı saldırılara paralel olarak, Suriye’de Şam ve Halep’teki havalimanlarını bombalaya yoğunlaştı.
İsrail uçakları, ekimden bu yana söz konusu havalimanlarını en az 8’er kez hava harekatıyla hedef aldı.
İran’ın yarı resmi haber ajansı Tesnim, 25 Aralık 2023’te İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Suriye’deki komutanlarından Razi Musevi’nin, İsrail’in, Şam yakınlarına düzenlediği saldırıda öldürüldüğü bildirdi.
İsrail makamları, genelde Suriye’de düzenlediği hava harekatları hakkında açıklamalar yapmıyor.
Suveyda ilindeki rejim karşıtı gösteriler sürüyor
Ülkenin güneyinde, Ürdün’e komşu Süveyda ilinde ekonomik kriz ve hayat pahalılığı, uyuşturucunun yaygınlaşması ve bölgede güven ortamı olmaması nedeniyle Esed rejimi karşıtı protestolar, bu yıl dikkati çeken önemli gelişmelerden biri oldu.
Şam yönetiminin 16 Ağustos’ta aldığı akaryakıta zam kararının ardından il genelinde protestolar patlak verdi.
Dürzi nüfusun ağırlıklı olduğu ilde, Esed yönetimi karşıtı barışçıl gösteriler sürüyor.
Suriye’de hakimiyet alanlarında son durum
Türkiye ile Rusya’nın 5 Mart 2020’de sağladığı yeni mutabakatın ardından İdlib’de ateşkes büyük ölçüde korunuyor. Söz konusu tarihten itibaren de ülkede hakimiyet alanlarında önemli bir değişiklik kaydedilmedi.
Suriyeli El Jusur Araştırma Merkezinin harita ölçümlerine göre, halihazırda Rusya ve İran destekli Esed rejimi güçleri, ülkenin yüzde 63 civarındaki alanına hakim.
Ülke topraklarının yaklaşık yüzde 11’lik bölümü askeri muhalifler ve rejim karşıtı silahlı grupların elinde bulunuyor.
ABD’den silah ve eğitim desteği gören terör örgütü PKK/YPG, ülke topraklarının dörtte birini işgal ederken DEAŞ’lı teröristler ise Humus, Deyrizor ve Rakka’daki çöllerde dağınık ve sürekli yer değiştirerek varlık göstermeye çalışıyor.
Suriye’de 12. yılını geride bırakan iç savaşın oluşturduğu şartlarda hayata tutunmaya çalışan halk, 6 Şubat’taki Kahramanmaraş merkezli depremlerle sarsıldı.
Kronoloji
Suriye sahasında 2023’te öne çıkan olaylar şöyle:
25 Ocak: Suriye’nin kuzeyinde askeri varlığını güçlendirmeyi amaçlayan Rusya, Münbiç ilçesinin güney kırsalında aktif hale getirdiği Cirah Askeri Havaalanı’na konuşlandı.
16 Şubat: ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), SDG ismini kullanan PKK/YPG terör örgütü ile Suriye’nin kuzeydoğusunda bir DEAŞ hücresi olduğu ileri sürülen yere düzenledikleri saldırı sırasında meydana gelen patlamada 4 Amerikan askerinin yaralandığını duyurdu.
20 Şubat: Umman’a giden Suriye’deki rejimin lideri Beşşar Esed ve beraberindeki heyet, Sultan Heysem bin Tarık ile bir araya geldi.
15 Mart: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye’deki rejimin lideri Beşşar Esed ile başkent Moskova’da bir araya geldi.
23 Mart: ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran’a ait bir intihar insansız hava aracıyla (İHA) Suriye’nin Haseke vilayetinde DEAŞ ile mücadele koalisyonuna ait bir tesise saldırı düzenlediğini, saldırıda 1 sözleşmeli personelin öldüğünü, 1 sözleşmeli personel ile 5 ABD askerinin yaralandığını açıkladı.
28 Mart: ABD yönetimi, sentetik bir uyuşturucu türü olan “captagon”un üretimi ve ihracatında rol oynadıkları gerekçesiyle aralarında Suriye’deki rejimin lideri Beşşar Esed’in 2 kuzeninin de bulunduğu 6 kişiyi yaptırım listesine aldı.
3 Nisan: Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Suriye’ye büyükelçi atanması yönünde talimat verdi.
4 Nisan: Türkiye, Rusya, Esed rejimi ve İran arasında dışişleri bakan yardımcıları seviyesinde toplantı yapıldı.
7 Nisan: Ukrayna hükümeti, Suriye rejimine 50 yıllık süreyle yaptırım uygulamayı önerdi.
12 Nisan: Tunus Dışişleri Bakanlığı, Suriye’deki Esed rejiminin başkent Tunus’ta büyükelçilik açma kararı aldığını duyurdu.
12 Nisan: Esed rejiminden, 12 yıl aranın ardından dışişleri bakanlığı düzeyinde Suudi Arabistan’a ilk ziyaret gerçekleşti.
18 Nisan: Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Şam’daki rejimin lideri Esed ile Suriye kriziyle ilgili siyasi çözüm çabalarını ele aldı.
25 Nisan: Moskova’da Türkiye, Rusya, Suriye ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanları arasında dörtlü toplantı yapıldı.
7 Mayıs: Arap Birliği’ne üye ülkelerin dışişleri bakanları, Esed rejiminin, Birliğe dönmesi konusunda anlaşmaya vardı.
8 Mayıs: Suriye’nin güneyinde Ürdün sınırındaki bazı noktalara hangi ülkeye ait olduğu belirlenemeyen uçaklarca hava saldırısı gerçekleştirildi.
9 Mayıs: Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Suriye’deki diplomatik misyonunun yeniden faaliyete başladığını duyurdu.
10 Mayıs: Türkiye, Rusya, İran ve Suriye’deki Esed rejimi Dışişleri Bakanlarının “Suriye konulu” toplantısı Rusya’da yapıldı. Toplantıda Türkiye-Suriye ilişkilerinin ilerletilmesi için bir yol haritası hazırlanmasını kararlaştırdı.
16 Mayıs: ABD askerleri, Suriye’nin doğusunda yer alan Deyrizor ilindeki PKK/YPG’li teröristlere tank kullanma eğitimi verdi.
14 Haziran: Suriye’de helikopter kazasında yaralanan 10 ABD askerinin tedavi için Almanya’ya nakledildiği bildirildi.
20-21 Haziran: Suriye krizine çözüm amaçlı Türkiye, Rusya ve İran arasında oluşturulan Astana görüşmelerinin garantörleri, Kazakistan’ın başkentinde 20. kez bir araya geldi.
30 Haziran: BM Genel Kurulu, Suriye’de kayıp kişilerin araştırılması için bir kuruluş oluşturulmasını onayladı.
3 Temmuz: Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, Şam’a yaptığı resmi ziyarette Devlet Başkanı Esed ile bir araya geldi.
27 Ağustos: Arap Aşiretleri ile terör örgütü PKK/YPG arasında çatışmalar başladı.
1 Eylül: Münbiç’te yuvalanan PKK/YPG’li teröristlerin Cerablus’a düzenlediği roket saldırısında 6 sivil öldü.
5 Eylül: Terör örgütü PKK/YPG’nin Bab ilçesine saldırısında 4 sivil yaralandı.
21 Eylül: Esed, ülkesinde 12 yıldır süren iç savaşın başından bu yana ilk kez Çin’e resmi ziyarette bulundu.
14 Ekim: ABD ordusu, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor ilinde terör örgütü PKK/YPG işgalinde bulunan petrol sahasında sık sık İran destekli yabancı teröristlerce hedef alınan üslerine yeni Sentinel radar sistemi sevkiyatı yaptı.
1-31 Ekim: Suriye ordusu ile destekçilerinin, ekimde “İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi” sınırları içindeki 70 sivil yerleşime düzenlediği saldırılarda 66 sivil hayatını kaybetti, 270 sivil yaralandı.
15 Kasım: Fransa’da mahkeme, Suriye Devlet Başkanı Esed için tutuklama emri çıkardı.
6 Aralık: Münbiç’te esnaf, PKK/YPG’nin “vergi” adı altında topladığı haracı kepenk indirerek protesto etti.
6 Aralık: Suriye yönetimi, 11 yıl aradan sonra Suudi Arabistan’a büyükelçi atadı.
25 Aralık: İran Devrim Muhafızları Ordusunun Suriye’deki komutanlarından Razi Musevi’nin, İsrail’in, Şam yakınlarına düzenlediği saldırıda öldürüldüğü bildirildi.
]]>