Şam yönetimi, yeni sürecin net temellere dayanması gerektiğini vurguluyor. Ankara’nın beklentisi ise Suriye’nin Türkiye’nin barış çağrısına olumlu yanıt vermesi.
Rusya’nın arabuluculuğunda gelişmesi beklenen sürecin, taraflar arasında uzlaşılacak yol haritasına göre yaşama geçirilmesi planlanıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Zirvesi için gittiği ABD’den dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye ile yeniden barış ortamını kurmaya hazır olduğunu söyledi. Erdoğan, “Şu ana kadar bu süreç olumlu istikamette gelişti. Temenni ediyorum ki yakın bir zamanda somut adımları da atarız” dedi.
Erdoğan, süreçle ilgili yol haritasının oluşturulması için Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a verdiğini, Fidan’ın ilgili meslektaşlarıyla süreci devam ettireceğini kaydetti.
Türk basınına yansıyan haberlere göre, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un önümüzdeki haftalarda Türkiye’ye yapacağı ziyaret, sürecin ilerletilmesi açısından önemli bir fırsat oluşturacak.
Türk ve Arap basınında çıkan ancak resmi kaynakların yorum yapmadığı haberlere göre, Türkiye ve Suriye istihbarat yetkilileri son dönemde Irak’ın arabuluculuğunda bazı teknik görüşmeler gerçekleştirdi.
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in de son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı Bağdat’ta buluşturmaya hazır olduklarını içeren açıklamalarının altında, teknik düzeyde yapılan görüşmelerde elde edilen ilerleme olduğu değerlendiriliyor.
Türkiye ile Suriye arasındaki yeni normalleşme sürecinin, yine istihbarat-dışişleri-hükümet sırasına göre mi gelişeceği, yoksa Erdoğan’ın dediği gibi liderler arasında bir temasla mı başlayacağı, yapılan görüşmelere göre netleşecek.
Asıl arabulucu Rusya
Irak’ın süreçte rol oynamak istemesine karşın, Türkiye-Suriye normalleşme sürecinin asıl arabulucusu olarak Rusya öne çıkıyor.
Moskova, önce istihbarat ve dışişleri yetkililerinin gerçekleştirdiği teknik içerikli görüşmelerin ardından 2022’in son günlerinde ve 2023’ün ilk aylarında Türkiye ve Suriye hükümet yetkililerini bir araya getirmeyi başarmıştı. Ancak süreç Suriye’nin, siyasi sürecin ilerlemesi için Türk askerinin Kuzey Suriye’den çekilmesi koşulu nedeniyle sekteye uğramıştı.
Mevcut sürecin yeniden başlamasında da Rusya’nın girişimleri dikkat çekti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Orta Doğu Özel Temsilcisi Alexander Levrantiev, Haziran ayında Şam’da Esad ile görüşmüştü. Esad görüşme sonrası, “Türkiye ile görüşmelere açığız” demişti.
Moskova’nın girişimleri sonucu, Şam’ın Türkiye ile ön koşulsuz müzakere yapmasının önünün açıldığı yapılan değerlendirmeler arasında.
Rusya’nın ABD’de 5 Kasım’da yapılacak Başkanlık Seçimleri öncesi bu süreci başlatmak istediği, Donald Trump’ın olası ikinci başkanlık döneminde Suriye’den asker çekebileceği öngörüsüyle hareket ettiği değerlendiriliyor.
Suriye’de önemli sayıda askeri ve üsleri olan Rusya’nın, Orta Doğu’da ağırlığını artırmak niyetinde olduğu da yapılan yorumlar arasında.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, 12 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Ankara-Şam yakınlaşması konusunda kararlılıklarını ifade etti.
Zaharova, “Ankara ve Şam arasındaki normalleşmenin Suriye sorununa kapsamlı bir çözüm sunması ve bölgesel güvenliği güçlendirmesi açısından çok önemli olduğu gerçeğiyle hareket ediyoruz” dedi.
İran nasıl davranacak?
Türkiye-Suriye normalleşme süreci, İran tarafından da yakından izleniyor.
Esad’a iç savaşın başladığı 2011’den bu yana önemli askeri ve siyasi destek veren İran da geçen yıl normalleşme sürecinde devreye girmiş ancak Ankara’ya göre olumlu katkıda bulunmak yerine Şam’ın, “Önce Türk askeri çekilsin” çıkışını cesaretlendiren güç olmuştu.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın hafta sonu Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile düzenlediği basın toplantısında yaptığı “Burada Rusya ve İran’ın yapıcı rol oynamasını bekliyoruz” açıklaması, Ankara’nın Tahran ve Moskova’dan beklentilerinin olduğunu göstermesi açısından dikkat çekti.
İran’da yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın göreve başlamasının ardından Suriye ve Orta Doğu politikalarının nasıl gelişeceği merak edilen konular arasında.
30 Temmuz’da görevine başlaması öngörülen seçilen Pezeşkiyan, dış politikaya ilişkin ilk mesajlarında bölgesel barış ve istikrar için, aralarında Türkiye ve diğer komşuların da olduğu ülkelerle yakın iş birliği arayışında olacağını söyledi.
Suriye’nin mesajları neler?
Şam’dan son yapılan açıklamanda “Türk askerinin çekilmesi” önkoşuluna doğrudan yer verilmemesi, Ankara’nın da Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi egemenliği ilkesine güçlü vurgu yapması, tarafların yeniden aynı masa etrafında buluşmalarının zemini olarak görülüyor.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ile normalleşme sürecine ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, Şam açısından hedefin ikili ilişkilerde “2011 öncesi duruma dönülmesi” olduğunu kaydetti.
Şam bu açıklamayla, Türkiye-Suriye normalleşme sürecinin net temellere dayanması, sürecin sonucunda Türk askerinin çekilmesi ve “terörist gruplarla” mücadele edilmesi hedeflerine ulaşılması gerektiğinin altını çizdi.
Bu açıklama, Şam’ın Türk askerinin çekilmesini, ön koşul olmak yerine sürecin sonucunda ulaşılması gereken bir hedefe dönüştürdüğü değerlendirmelerine neden oldu.
Şam yönetiminin başlayacak bir süreçte bu hedefleri güvence altına almak için yazılı mutabakat isteyebileceği de kaydediliyor.
Türkiye’den ‘İçişlerine karışmayız’ güvencesi
Esad’ın açıklamalarına doğrudan yanıt veren Erdoğan, Türkiye’nin Suriye’nin içişlerine karışmak gibi bir niyeti olmadığını, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliği ilkesine bağlı olduğunu kaydetti.
Dışişleri Bakanı Fidan da hafta sonu düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin Suriye ile normalleşmek istemesinin zayıflık ya da çaresizlik olarak algılanmaması gerektiğini belirtti. Fidan, “Zamanın ruhu bizi barışı aramaya, istikrarı aramaya zorluyor” dedi.
“Cumhurbaşkanımız burada liderlik vizyonunu kullanarak en üst düzeyden bir barış çağrısında bulunmuştur. Bu son derece kıymetli bir çağrıdır, umarım bunun değerini anlarlar” sözleriyle Şam’a mesaj veren Fidan, Suriye’nin güvenliğinin ve toprak bütünlüğünün Türkiye’nin de hedefleri arasında olduğunu anımsattı.
Türkiye açısından Suriye ile müzakerelerde gündeme gelecek konular arasında ikili ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, öncelikli iş birliği alanlarının belirlenmesi ve uygulama adımlarının atılması bulunuyor.
Bunlara paralel olarak güvenlik alanında atılacak adımlar, “terörizmle” mücadele, sınırların güvenliği ile Türkiye’nin kurduğu ve yönettiği Suriye Milli Ordusu’nun Suriye güvenlik birimlerine entegrasyonu gibi başlıklar da Ankara’nın gündeminde.
Türkiye açısından Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönüşü de bu sürecin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
]]>AK Parti Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’nin konuk olarak katıldığı İSO Meclisi’nin 2024 yılı şubat ayı olağan toplantısının ana gündemi, “Küresel Gelişmeler Işığında Türkiye Ekonomisini Değerlendirirken; Sanayicilerimizin Vizyoner Bir Bakışla Bugün ve Geleceğe Dair, Ekonomi, Üretim, Çalışma Hayatına Yönelik Düzenleme Talepleri ve Çözüm Önerileri” olarak belirlendi.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan, 2024’ün ekonomik açıdan zorluklarla geçeceğine işaret ederek, bu süreçte toplumun diğer kesimleri gibi sanayicilerin de gidişatı anlamaya, geleceği kestirmeye çalıştığını söyledi.
Önlerinde sabır ve fedakarlık gerektiren bir süreç olduğunu kaydeden Bahçıvan, “Ancak fedakarlık sadece biz sanayicilerden, ihracatçılardan beklenirse bu hem haksızlık olur hem de üretim hayatında çok daha fazla sıkıntılara neden olur. Bu nedenle içinde bulunduğumuz süreçte tasarruf, herkesin görev ve sorumluluğu olmalı.” dedi.
-“Rezerv gelişmeler, en önemli barometrelerden biri olacak”
Son dönemlerde yaşanan ekonomik gelişmeler hakkında da değerlendirmelerde bulunan Erdal Bahçıvan, şöyle devam etti:
“Sermaye akımlarında son aylarda belirli bir toparlanma eğilimi görülüyor olsa da henüz arzu edilen seviyelere gelinmedi. Yerel seçimlerle birlikte siyasi belirsizliğin azalması, CDS primlerinin daha da düşmesi, enflasyonun ana eğiliminde gerileme ve rasyonel ekonomi politikalarında kararlı duruş çok kritik olacak. Bu bakımdan, rezerv gelişmelerinin en önemli barometrelerden biri olacağını da belirtmemiz gerekiyor.”
Geçiş döneminde herkesin gözünün enflasyonda olacağına dikkati çeken Bahçıvan, “Bu noktada, Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelede kararlılık mesajını güçlendirmiş olması önemli. Zira sürecin tüm zorluklarına karşın fiyat istikrarının ve öngörülebilirliğin ne kadar değerli olduğunu da fazlasıyla tecrübe etmiş durumdayız. Ekonomide sert bir durgunluk ve ani işsizlik artışına yol açmaksızın iç talebin dengelenmesini ve beklentilerin iyileşmesini sağlamak elbette zorlu bir süreç.” diye konuştu.
-“Finansman koşullarının sıkı kalacağının farkındayız”
Ekonomi yönetiminin son dönemlerde dezenflasyon sürecinin temel unsurlarından biri olarak Türk lirasında “reel değerlenme” vurgusunu öne çıkardığını aktaran Bahçıvan, şunları kaydetti:
“Yaşadığımız enflasyonist sürecin başlıca kaynağı olan döviz kurlarında istikrar sağlanırken bunun dış dengeleri ve rekabet gücünü gözetecek makul bir patikada olması gerektiğine inanıyoruz. Bu vesileyle finansman meselesine de kısaca değinmek istiyorum. Hiç kuşkusuz, üretim hayatının sağlıklı işleyişi için uygun finansman koşullarının yaratılması çok önemli. Merkez Bankamız bu ay itibarıyla faiz artışlarını durdurmuş olsa da yaşadığımız geçiş sürecinde finansman koşullarının bir süre daha sıkı kalacağının ve bunun reel sektör açısından oluşturacağı zorlukların farkındayız. Öte yandan, finansman koşullarında sağlıklı bir rahatlama sağlanabilmesi için asli koşul, dezenflasyonun kalıcı bir şekilde sağlanması ve bu yolla faizler üzerindeki baskının ortadan kalkmasıdır. İçinden geçtiğimiz bu geçiş sürecinde ekonomi yönetimimizden başlıca beklentimiz budur.”
Konuşmasında nüfus ile ilgili açıklanan son TÜİK verilerine de değinen Bahçıvan, özellikle İstanbul’da yaşanan tersine göç rakamlarına dikkati çekerek, bunun gelecek yıllarda ciddi bir nitelikli istihdam sıkıntısının göstergeleri olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.
Teknoloji ve yüksek katma değerli üretimde bilgi ve becerilerini üretime yansıtabilen nitelikli insanın en temel faktör olduğunu belirten Erdal Bahçıvan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Günümüz dünyasında bu hedeflere ulaşmak ancak ve ancak nitelikli insana yatırım yapmakla mümkün. Bu doğrultuda, üniversite ve meslek lisesi eğitiminin nitelikli işgücü ihtiyacına cevap verebilmesi büyük önem taşıyor. Türkiye’nin orta vadeli, tutarlı ve sürdürülebilir bir istihdam politikasına ihtiyacı var. İkiz dönüşüm olarak adlandırılan süreçte sanayinin dijital ve yeşil dönüşümü için önümüzdeki dönemde teşvik-destek mekanizmalarının, insan kaynakları ve eğitim politikalarını da içerecek şekilde kurgulanması önemlidir. Bu ihtiyaç, insan kaynağımızın etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmesi için YÖK’ün de dahil olacağı bir eğitim planlamasıyla geleceğimiz adına eğitimin her kademesinde mutlaka giderilmelidir.”
]]>ÖNDER İmam Hatipliler Derneği tarafından Fatih’teki dernek binasında 28 Şubat sürecinde yaşananları anlatmak ve tanıklıkları dinlemek amacıyla “Şubat Hep 28” sloganıyla program düzenlendi.
Programın açılışında konuşan Ceylan, üzerinden çeyrek asır geçmiş bir acının, bir dönemin tekrardan konuşulacağını söyledi.
Bugün itibarıyla 27 yılın geride bırakıldığını belirten Ceylan, şunları kaydetti:
“28 Şubat, hayatlarımızda mağduriyetler, çok ciddi acılar, çok büyük hatıralar, çok derin izler bıraktı. Bizler açısından Türkiye’nin 100 yıllık tarihinde çok önemli bir kırılma noktasıydı. O dönemin belki yoğun bir şekilde siyasi çıktılarını, siyasi sonuçlarını konuşuyoruz ama günün sonunda baktığımızda psikolojik, sosyolojik, ekonomik olarak ve eğitim camiası açısından çok önemli sonuçları vardı. 28 Şubat’ın bugüne tesir eden, belirleyen çok önemli çıktıları oldu.”
Bugün gün boyu 28 Şubat’ın konuşulacağını aktaran Ceylan, “Eğitim camiası açısından, o dönemin en büyük mağduru olan imam hatip okullarımızı, imam hatip neslini dünüyle bugünüyle ve geleceğiyle konuşacağız. Sadece 28 Şubat’a bundan 25 yıl öncesine takılıp kalmadan bugünleri ve Türkiye’nin yeni yüzyılını da beraberinde konuşmuş olacağız.” ifadelerini kullandı.
Ceylan, bugün aynı zamanda ski Başbakanlardan merhum Necmettin Erbakan’ın vefat yıl dönümü olduğunu dile getirerek, Erbakan’ı, o dönem imam hatip okulları için, bu ülkenin gençleri ve geleceği için verdiği mücadelesiyle her daim yad ettiklerini belirtti.
Ülkede 28 Şubat zihniyetinin bitmediğini anlatan Ceylan, “28 Şubat’tan 15 Temmuz’a gelen sürecin birbiriyle bağlantılı olduğuna ve Gezi sürecinin yine aynı zihniyetin ürünü olduğuna inanıyoruz. Bugünlere geldiğimizde de bunların tekrardan yaşanmaması için imam hatip gençliği olarak dimdik ayakta durmaya, ülkemizi bir adım öteye taşımak için mücadele edeceğimizi bir kez daha beyan etmek istiyoruz.” diye konuştu.
“Şubat bizler için ‘hep 28’ olarak kalacak.” diyen Ceylan, 28 Şubat’ı gençlerin nazarında unutmamak ve unutturmamak için bu mücadeleyi sürdüreceklerini anlattı.
28 Şubat’ı tanıkları anlattı
Programda konuşan Avukat Cihat Gökdemir, 28 Şubat sürecinin ilk döneminin öğrenciliğine, son döneminin ise avukatlığının ilk yıllarına denk geldiğini söyledi.
Gökdemir, 28 Şubat döneminde ülkede yargı bağımsızlığının kalmadığını, bunu bizzat mahkemelerde yaşayarak gördüklerini ifade etti.
Avukat Gökdemir, hem o dönemde hem sonraki devam eden süreçlerde “brifing yargısı” diye isimlendirdikleri bir yargı sürecinde insanların cezaevlerine gönderildiğini kaydetti.
Şair Ahmet Mercan ise 28 Şubat’ın “postmodern darbe” denilen bir darbe türü olduğunu anlatarak, “Bunu diğer darbelerden ayrılan tarafıyla milletin bir kısmını, milletin bir kısmına düşman etme. Daha açıkçası da İslam’ın sadece cenaze törenlerine indirgenmesini sağlayabilecek ve bin yıllık mücadeleyi göze alan bir anlayıştır.” diye konuştu.
O dönemde çok yönlü bir mücadele içerisinde olduklarını belirten Mercan, “Bu mücadelede sanatın da önemli bir işlevi vardı. Bu konuda çeşitli şair arkadaşlar da şiirler yazdılar. Benim yazdığım ‘Meryem gibi’ şiiri, özellikle o başörtülü kızların durumunu ifade etmesi açısından önemli.” ifadesini kullandı.
Programda, “Direnişe Can Veren Şiirler ve Ezgiler”, “Darbeler Tarihi”, “ÖNDER ve 28 Şubat”, “28 Şubat ve İliştirilmiş Gazetecilik”, “Yurt Dışında Eğitim”, “27. yılında 28 Şubat” başlıklı konular ele alındı.
]]>