Topluma dönük bir sivil toplum kuruluşu olma hedefini kendine çizen, şehir ve sanayi yakınlaşması için Eskişehir Sanayi Odası, yine Eskişehir için bir ilke daha imza attı. Gelecek nesillere bırakmak istenilen daha yeşil, daha yaşanabilir, daha sürdürülebilir bir Eskişehir hedefi doğrultusunda kente katkı sağlaması amacıyla Eskişehir İl Merkezinin EBRD Yeşil Şehir Programı Kriterlerine Göre Değerlendirilmesi Raporu kamuoyu ile paylaştı.
ESO tarafından uzun bir süredir üzerinde çalışılan ve emek harcanan rapor, Eskişehir’in su, hava, toprak ve iklim değişikliği konuları da dahil olmak üzere, geniş bir dizi çevresel zorlukla mücadele edebilmesi için yol haritası sunuyor.
“Daha yaşanabilir bir gelecek için paydaşlarımızla çalışıyoruz”
Raporun kamuoyuna tanıtım toplantısında konuşan Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, “Sanayimizin kentimizle birlikte entegre, sürdürülebilir, çevresel sorunlara karşı dirençli ve herkes için kapsayıcı bir yapıda olması için çalışmalarımızı bu düşüncede sürdürüyoruz. Üzerinde yaşadığımız dünyanın geleceğine yönelik en büyük tehditlerden birisi olan iklim krizinin şehrimiz ve doğal kaynaklarımız üzerinde oluşturduğu yıkıcı etkileriyle mücadele konusunda üyelerimizle birlikte adımlar atıyoruz. Bu rapor, uzunca süredir emek harcadığımız ve bizler için çok değerli olan bir çalışma oldu. Hazırlamış olduğumuz bu rapor, genel anlamda şehrimizin su, hava, toprak ve iklim değişikliği konuları da dahil olmak üzere, geniş bir dizi çevresel zorlukla mücadele edebilmesi için özel olarak hazırlanan bir yol haritası niteliği taşıyor. Yapmış olduğumuz bu çalışma, tüm paydaşların katılım ve gayretleriyle yeşil şehir olma yolunda ilerleyen bir kent için sürdürülebilirlik ve çevre dostu uygulamalardaki durumu ortaya koymayı ve gelişime açık alanları analiz etmeyi hedeflemekte” dedi.
Topluma dönük bir sivil toplum kuruluşu olma bilinciyle hareket ettiklerini aktaran ESO Başkanı Kesikbaş, “Amacımız, Eskişehir’imizin çevresel zorluklarını ve önceliklerini tespit ederek uzun vadeli bir vizyon oluşturulmasına katkıda bulunmak, bunları sürdürülebilir önlemlerle birleştirerek insan odaklı ve daha yaşanabilir bir geleceği tüm paydaşlarımızla birlikte inşa etmektir” diye konuştu.
“Mevcut durumumuz objektif olarak ortaya kondu”
Toplantıda rapor hakkında bilgi veren Eskişehir Sanayi Odası Meclis Üyesi ve Sürdürülebilir Yeşil Sanayi Birimi Koordinatörü Ömer Benli, “Hazırladığımız rapor Eskişehir’in Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından oluşturulan Yeşil Şehirler Programı kriterlerine göre değerlendirilmesini kapsamaktadır. Değerlendirme, Eskişehir’in çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik hedeflerine ne kadar yakın olduğunu objektif bir bakış açısıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır” ifadelerini kullandı.
Raporun arazi kullanımından katı atık yönetimine, su ve enerji yönetiminden sanayi faaliyetlerine kadar pek çok alanda EBRD tarafından oluşturulan Yeşil Şehirler Programı kriterlerine göre yapıldığını vurgulayan Benli, “Eskişehir’in sürdürülebilirlik performansını objektif bir şekilde değerlendirdik. Elde ettiğimiz veriler, Eskişehir olarak güçlü yönlerimizin yanı sıra iyileştirilmesi gereken alanları da açıkça ortaya koymaktadır. Sonuçlara göre, Eskişehir’in hızlı kentsel genişleme ve plansız arazi kullanımı, çevresel ve sosyal baskıları artırmakta, bu durum katı atık yönetimi, su kaynaklarının korunması ve enerji verimliliği gibi alanlarda iyileştirmeler yapılmasını gerektirmektedir. Öte yandan, sanayi faaliyetlerinin ekonomik gücü ve temiz üretim teknolojilerinin benimsenmesi, şehrin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasında önemli katkılar sağlayacaktır. Ayrıca, sürdürülebilir yapılaşma politikaları ve yeşil alanların korunması, Eskişehir’in yaşam kalitesini artırmaktadır” dedi.
Yapılan açılış konuşmalarından sonra ESO Sürdürülebilir Yeşil Sanayi Birimi Danışmanı ve Eskişehir Teknik Üniversitesi Ekoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cengiz Türe, raporun hazırlanışı, elde edilen neticeler ve raporun ortaya koyduğu durum hakkında geniş bir sunum gerçekleştirdi. – ESKİŞEHİR
]]>Batı Anadolu Grubu, geleceğe yönelik sürdürülebilirlik hedeflerini, çalışmalarını ve kültürünü özetleyen ilk sürdürülebilirlik raporunu yayımladı. ‘Ortak mirasımız, merkezinde insan olan sürdürülebilir dönüşüm’ başlığıyla yayımlanan rapor; yurt içi pazarların yanı sıra 4 kıtada 30’dan fazla ülkede çimento, hazır beton, lojistik ve enerji sektörlerinde şirketlerinin çevresel, sosyal ve yönetişim faaliyetlerinin çıktılarını ve hedeflerini ele alıyor.
Batı Anadolu Grubu, faaliyetlerine yönelik sürdürülebilirlik taahhüdü kapsamında, Küresel Raporlama Girişimi (GRI) standartlarına uygun olarak hazırladığı 2023 yılı sürdürülebilirlik raporunu yayımladı. Grubun sürdürülebilirlik kültürüne ve hedeflerine yönelik çalışmalarını içeren raporda; çimento, hazır beton, lojistik ve enerji alanındaki şirketlerinin ekonomik, çevresel, sosyal ve yönetişim faaliyetlerinin çıktıları ölçüldü.
1966 yılında kurulan İzmir merkezli grubun ilk sürdürülebilirlik raporunda Batıçim, Batısöke, Batıliman, Batıbeton ve Batıenerji şirketlerinin faaliyet alanlarında yarattığı değer ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) için sağladıkları katkılar aktarıldı. ‘Önce insan’, ‘Gezegene saygı’ ve ‘Dönüşüm’ başlıkları altında sürdürülebilirlik odaklı çalışmaların anlatıldığı raporda, grubun iş sağlığı ve güvenliği, kurumsal yönetim, çalışan gelişimi ve memnuniyeti, düşük karbon emisyonlu yeni nesil ürünleri, bilgi güvenliği, dijitalleşme, müşteri memnuniyeti, insan hakları ve adil çalışma koşulları, iş etiği, atık yönetimi, atık ısı yatırımları, alternatif hammadde kullanımı, tedarik zinciri, emisyonlar ve biyoçeşitlilik konularındaki çalışmalarına dair bilgiler yer aldı.
“KALKINMAYA DEĞER KATACAĞIZ”
Batı Anadolu Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkan Vekili Gülant Candaş grubun misyonunu ve hedeflerini şu şekilde anlattı:
“Çevresel ve toplumsal sorumluluklarımızı yerine getirmek ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etme rolünü üstleniyoruz. Paydaşlarımızın memnuniyeti ve bölgemizde sürdürülebilir kalkınmaya değer katma azmiyle yenilikçilik ve sürdürülebilirlikle öne çıkan lider bir sanayi topluluğu olmayı istiyoruz.”
Pandemi ve 6 Şubat depremleri gibi iki büyük belirleyicinin ardından sürdürülebilirliğin öneminin bir kez daha öne çıktığına değinen Candaş, “2023 yılında küresel çatışmalar, enerji krizi ve arz güvenliği belirsizliklerinin artmasına, iklim krizinin giderek derinleşmesine tanık olduk. Paris İklim Anlaşması, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve ülkemizin bu alandaki politika ve taahhütleri doğrultusunda grup stratejimiz çerçevesinde sıfır emisyon hedefiyle çalışıyoruz. 100 yaşındaki Cumhuriyetimizin 58 yılına tanıklık etmiş bir sanayi topluluğu olarak faaliyette bulunduğumuz alanlarda güçlü varlığımızı korumaya, sürdürülebilirlik ilkeleri odağında kalkınmaya yönelik hedeflere katkı sağlamaya devam edeceğiz. Hep birlikte gelecek nesiller için işimizi ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirebiliriz” diye konuştu.
“İNSAN ODAKLI BÜYÜME”
Gülant Candaş, grubun sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için stratejik adımlar attığına da vurgu yaptı. “İş operasyonlarımızı yeniden değerlendiriyor, enerji verimliliği ve atık yönetimi gibi alanlarda geliştirmeler yapıyor, tedarik zincirimizi sürdürülebilir malzemeler ve tedarikçilerle güçlendirme çabalarına odaklanıyoruz” diyen Candaş, şunları ekledi:
“Çalışanlarımız, toplumumuz, paydaşlarımız için çevre odaklı yenilikçi büyüme anlayışımızı temsil eden sürdürülebilirlik ilkelerimiz; samimiyet, birliktelik, inovasyon ve sürekli geliştirme gibi değerlerimizle faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Ekonomik büyümemizi insan odaklı, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını gözeten, doğal kaynakları ve çevreyi koruyan, toplumsal fayda amaçlı yatırımlar ve sosyal sorumluluk görevlerinin bilincini taşıyan bir anlayışla sürdüreceğiz. Teknolojik gelişimi, yenilikçiliği sürdürülebilir büyümenin yapı taşları olarak görüyoruz. Çevre dostu teknoloji ve ürünlerle faaliyetlerimizi yenileme ve geliştirmeyi önceliklendirerek, dönüşüme tüm gücümüzle destek olacağız.”
]]>Panel programı çerçevesinde ilk olarak açılış konuşmaları yapıldı. Ardından KalDer tarafından düzenlenen Türkiye Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri çerçevesinde büyük ödüle layık görülen Borçelik firmasından Serkan Ürkmez, ödül sürecinde elde ettikleri birikim ve tecrübelerini katılımcılarla paylaştı. Tepebaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu da Tepebaşı Belediyesi’nin iyi sürdürülebilirlik uygulamaları ve yerel yönetimlerin sürdürülebilirliğe nasıl yaklaşmaları gerekliliği konusunda katılımcılara bilgi verdi. Gerçekleştirilen son oturumda ise Türkiye Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri çerçevesinde bir diğer büyük ödüle layık görülen Akçansa Firması Sürdürülebilirlik Müdürü Erhan çalışkan ve Büyükçekmece Fabrika Müdürü Erhan Arslan gerçekleştirdikleri iyi uygulamaları anlattı.
“Geleceğimizi düşünerek hareket etmek zorundayız”
Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren Başkan Ataç, “İçinde bulunduğumuz bu binayı sanatın sürdürülebilirliğini sağlamak için yaptık. Konuk sanatçılarımız ile kent halkımız burada buluşacak. Kentimizin geleceğini şekillendirmek ve sürdürülebilirlik konusunda yeni uygulamaları konuşmak için burada toplandık. Bizler geleceğimizi düşünerek hareket etmek zorundayız. Aksi halde gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmamız mümkün olmayacaktır. Belediyemiz uzun süredir sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için çeşitli projeler üretmektedir. Bu çerçevede sürdürülebilirlik ve yenilenebilir enerji, atık yönetimi gibi alanlardaki çalışmalar önceliğimiz arasında yer alıyor. Tepebaşı Belediyesi’nde yaklaşık 2 bin 500 dönüm suladığımız yeşil alan var. Kişi başı 12,15 metrekare yeşil alan düşüyor. Türkiye genelinde bu rakam 6-7 civarında. Enerji verimliliği çalışmalarımızla da kamu binalarında temiz enerji üretimini sağlıyor ve karbon ayak izini azaltıyoruz. 2009’da göreve tekrar seçildiğimizde, yeni hizmet binamızı ısıtmak ve soğutmak zor oluyordu. 400 adet güneş paneli hibesi aldık. 100 bin lira da eş finans yaptık, o 400 paneli belediyenin çatısına yerleştirdik. Bitince TEDAŞ dedi ki, bunu bizim çift yönlü sayaca bağlayalım. Biz de zaten bunu istiyorduk, bağladık. Hafta içi elektrik alıyoruz, hafta sonu elektrik satıyoruz. Yüzde 20 tasarruf ediyoruz. Zaten ilk 3 yılda parasını çıkardı. Kentimizdeki sosyal projelerimizde dezavantajlı grupların yaşam şartlarını iyileştirmek ve ekonomik fırsatlar verebilmek için çalışıyoruz. Eğitim, sağlık gibi alanlarında yaptığımız yatırımlarla daha adil ve kapsayıcı bir toplum oluşturmayı amaçlıyoruz. Bugün yapılan bu etkinlikle de sürdürülebilirlik konusundaki farkındalığın artacağına inanıyorum. Hep birlikte kentimizi ve dünyamızı daha yaşanabilir bir hale getirebiliriz” diye konuştu.
“Ne kadar önemli olduğunu iyi anlamalıyız”
KalDer Şube Başkanı Burak Erdinç ise, “Bizler bu gün çevresel problemler, sosyal olumsuzluklar ve ekonomik krizlerle mücadele ederken, gelecekte dünyamızın nasıl olacağını hiç düşünüyor muyuz? Gerek üretirken gerekse tüketirken günümüz şartlarını düşünmenin yanında, dünyamızı yaşanabilir bir şekilde gelecek nesillere bırakmayı asla ihmal etmemeliyiz. Sürdürülebilirlik kavramını ve bunun için yapılanların ne kadar önemli olduğunu iyi anlamalıyız. KalDer olarak bizler geçtiğimiz yıl başlattığımız sürdürülebilirlik ödülüyle beraber, kuruluşlara, toplumlara hatta bireylere kadar eğitimlerle çalışmalarımızı desteklemekteyiz. Aramızda ödül alan kuruluşlarımızın temsilcileri var, onlar bize bilgi ve deneyimlerini aktararak değişik bir bakış açısı kazandıracaklardır. Ayrıca yerelde Tepebaşı Belediyesi’nin yerelde yapmış olduğu örnek uygulamaları bizimle paylaşmaları bizlere farklı bir bakış açısı katacaktır” ifadelerini kullandı.
Vecihi Hürkuş Havacılık ve Teknoloji Parkı’nda gerçekleşen panele Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ın yanı sıra KalDer Şube Başkanı Burak Erdinç ve çok sayıda Eskişehirli katıldı. – ESKİŞEHİR
]]>Yılmaz, Dünya Gazetesi öncülüğünde İstanbul Finans Merkezi Ziraat Bankası Oditoryumu’nda düzenlenen “İklim Ekonomisi-Sürdürülebilirlik Finansmanı Zirvesi”nde yaptığı konuşmada, ekonominin diğer birçok alanla bağlantılı olduğunu söyledi.
Ekonominin insan ve yaşam için olduğunu anlatan Yılmaz, güçlü çevre ve sürdürülebilirlik politikalarının bulunmadığı bir ortamda nesiller arası adaletin sağlanmasının mümkün olmayacağını vurgulayarak, küresel anlamda da bunun çok tartışıldığını, çevre konularının dünyanın da sıcak gündemi olduğunu dile getirdi.
Artık gelecekten değil şu an etkilerinin hissedildiği somut süreçten bahsedildiğine işaret eden Yılmaz, bir taraftan “Dünyayı bu hale kim getirdi?” tartışmasının diğer taraftan da dünyayı hep birlikte ortak çabayla koruma ihtiyacının olduğunu, bu ikisi arasında denge kurulmasının gerektiğini kaydetti.
Yılmaz, sorumlulukların ortak ancak kapasitelerin eşit olmadığını belirterek, özellikle gelişmiş ülkelerin teknoloji transferi ve finans desteğiyle bu sürece katkıda bulunmalarının hem tarihsel hem de bugünkü kapasitelerinin kendilerine yüklediği sorumluluğun gereği olduğunu anlattı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, iklim ekonomisinin, çevresel sürdürülebilirliği ve düşük karbonlu teknolojilere geçişi destekleyen politikaların uygulanmasını gerektirdiğini belirterek, yeşil tahvillerin ve diğer sürdürülebilir finansman araçlarının çevresel fayda sağlayan projelere sermaye akışını artırıp iklim değişikliğiyle mücadelede önemli rol oynadığını dile getirdi.
Temiz enerjiye, kaynak verimli teknolojilere ve sürdürülebilir gelişmelere yatırımların artmasının biyolojik çeşitliliğin korunmasına da yardımcı olduğunu söyleyen Yılmaz, sürdürülebilir projelere yapılan yatırımların istihdam oluşturduğunu kaydetti.
Yılmaz, 2023’te yeşil tahvil ihraçlarının dünya çapında 1 trilyon doları aştığını, bunun 2022’ye kıyasla yüzde 42’lik artış anlamına geldiğini belirtti.
Bununla birlikte dünya çapındaki en büyük 1200 şirketin kazancının yüzde 49’unun “sürdürülebilir kalkınma amaçları”na katkıda bulunan ticari faaliyetlerden elde edildiğini anlatan Yılmaz, pandemi süreci ve sonrasındaki etkilerle dünyanın ilk defa sürdürülebilir kalkınma hedeflerinde geriye gittiğini, bunun telafisi için şimdi dünya olarak daha fazla çalışılması gerektiğini söyledi.
Yılmaz, dünyada sürdürülebilir finans piyasasının büyüklüğünün 2030’da 30 trilyon dolara geleceğinin öngörüldüğüne dikkati çekerek, bu verilerin küresel sürdürülebilir finans piyasasının hızla büyüdüğünü, yeşil finansman araçlarına talebin arttığını gösterdiğini ifade etti.
2053 Yılı Net Sıfır Emisyon Hedefi ve Yeşil Kalkınma Vizyonu
Türkiye’de de yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir finans alanlarındaki çalışmaların hızlandığına dikkati çeken Yılmaz, Türkiye’nin 2053’e ilişkin önemli hedeflerinun bulunduğunu vurguladı.
Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Cumhuriyetimizin 100 yılını geride bıraktık. 100 yıllık bir birikim zemininde ‘Türkiye Yüzyılı’ diyoruz, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı. Bu yüzyılda yeni hedefler ve ufuklarla yolumuza devam ediyoruz. Bunlar arasında en önemli hedeflerimizden biri 2053 Yılı Net Sıfır Emisyon Hedefi ve Yeşil Kalkınma Vizyonumuz çerçevesinde düşük karbonlu ekonomiye geçiş ve iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik somut adımlar. Cumhurbaşkanımız, bu konuda gerekli vizyonu ortaya koymuş durumda. Ülkemizin resmi politika dökümanlarına da bu vizyon yansımış durumda.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın başlattığı “Sıfır Atık” hareketinin de çevre ve atık yönetiminde yenilikçi çözümler sunup dünyaya ilham verdiğine işaret eden Yılmaz, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma amaçlarıyla uyumlu yol haritası belirlemek açısından güçlü bir birikime ve altyapıya sahip olduklarının altını çizdi.
12. Kalkınma Planı’nın omurgasını yeşil ve dijital dönüşüm oluşturuyor
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, ekonomik büyümeyi çevresel sürdürülebilirlikle destekleyecek politikaların, Orta Vadeli Program ve 12. Kalkınma Planı’nda geniş şekilde yer aldığını belirterek, ekonomik büyümeyi arzu ettiklerini, bunu da sürdürülebilir kalkınma perspektifiyle sağlamaya gayret ettiklerini söyledi.
12. Kalkınma Planı’nın omurgasını yeşil ve dijital dönüşümün oluşturduğunun altını çizen Yılmaz, “Sürdürülebilirlik Endeksi”, “Sürdürülebilir Tahvil Çerçeve Dokümanı”, “2022-2025 Sürdürülebilir Bankacılık Stratejik Planı”, “Yeşil Mutabakat Eylem Planı”, “Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’nın yayımlanması” gibi çalışmaların da tamamlandığını, Türkiye’nin sürdürülebilir ekonomik faaliyetlerini sınıflandırmak ve çevresel hedeflere ulaşmak için standartlar belirlemek amacıyla yapılan “taksonomi” adı verilen çalışmanın da çok önemli olduğunu ifade etti.
Avrupa Birliğinin (AB) “Yeşil Taksonomisi”ni sürdürülebilir ekonomik faaliyetleri sınıflandırmak için ayrıntılı kriterler sunan ve örnek oluşturan model olarak kendilerinin de örnek aldığını söyleyen Yılmaz, Türkiye’de hazırlık çalışmaları devam eden “Ulusal Yeşil Taksonomi”yle “AB Taksonomi”sinin uyumunu sağlayacak şekilde çalışmalarını sürdürdüklerini dile getirdi.
“2023’te ülkemiz hazinesinin ilk yeşil tahvil ihracı gerçekleştirilmiştir”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, iklim dostu politikalarla hedeflere ulaşmak için sürdürülebilir finansmana erişim sağlamanın ve finansmandan faydalanmanın da önemli olduğunu vurguladı.
Dünyadaki bu tartışmalara işaret eden Yılmaz, “Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine sadece devletlerin, kamunun kaynaklarıyla ulaşmamız mümkün değil. Hele hele pandemi sonrası dönemde artan kamu borçluluğunu düşündüğünüzde, kamunun genel tablosuna baktığınızda, mutlaka özel sektörle birlikte bu hedeflere ulaşmanız gerektiğini görürsünüz.” değerlendirmesini yaptı.
Merkez Bankasının “Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK)” programını yeni bir çerçevede yapılandırdıklarına değinen Yılmaz, finansmanın tesisinde firmalara Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca verilen “Teknoloji/Strateji” puanında yatırımın yeşil üretim performansına ve sürdürülebilirliğe katkısına da ilave not eklendiğini dile getirdi.
Yılmaz, farklı piyasalardan fonlama sağlama konusunda uluslararası sermaye piyasalarında aktif ülkelerden biri olduklarına dikkati çekerek, geleneksel borçlanma piyasalarının yanı sıra son yıllarda önemi giderek artan uluslararası sürdürülebilir tahvil ve sukuk piyasalarından finansman sağlanması yönünde de adımlar attıklarını belirtti.
Bu doğrultuda ön koşul olan “Sürdürülebilir Finansman Çerçeve Dokümanı”nın uluslararası mevzuat ve ilkelerle uyumlu şekilde 12 Kasım 2021’de tamamlanarak yayımlandığına dikkati çeken Yılmaz, şunları ifade etti:
“İklim finansmanı ve sürdürülebilir kalkınma stratejimizin önemli bir kaynağı olan bu belge, aynı zamanda özel sektörümüz için de yol göstericidir. Bu belge, ülkemiz hazinesinin yeşil, sosyal ve/veya sürdürülebilir tahvil ve sukuk ihracı gerçekleştirmesine olanak tanımaktadır. Çerçeve doküman kapsamında 5 Nisan 2023’te ülkemiz adına uluslararası sermaye piyasalarında 2,5 milyar ABD doları tutarında ülkemiz hazinesinin ilk yeşil tahvil ihracı gerçekleştirilmiştir. Tahvil ihracı öncesinde gerçekleştirilen yatırımcı görüşmelerinin de yardımı ve yayımlanan bu belgenin etkisiyle, yatırımcılardan güçlü bir talep geldiğini görüyoruz.”
Yılmaz, orta ve uzun vadeli kalkınma hedeflerinin finansmanına, iklim hedeflerinin sağlanmasına, özellikle depremden etkilenen bölgelerde yeniden sürdürülebilir altyapı sistemlerinin oluşturulmasına ve ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla sürdürülebilirlik temalı tahvil ihraçlarına devam edeceklerini vurguladı.
“Elde edeceğimiz kaynaklar, özel sektörümüzün yeşil dönüşüm ihtiyacında kullanılacak”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sürdürülebilir finansın, daha iyi bir gelecek inşa etmenin temel taşını oluşturduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
“Türkiye Yüzyılı’nda iklim dostu politikalarla geleceğimizi güvence altına alırken sürdürülebilirlik finansmanını güçlendirerek ekonomik büyümemizi de destekleyeceğiz. Geçmişte çok yaşandı bu tartışmalar, ‘Çevre mi, ekonomik büyüme mi?’ şeklinde. Tabii ki kısa vadede veya dar çerçevede bu tartışmalar zaman zaman anlamlı olabilir ama geniş bir perspektifle bakarsanız bu tartışmanın hiçbir anlamı yok. Özellikle de Türkiye için çevreyi koruyucu, sürdürülebilirliği sağlayıcı politikalarla rekabet gücünü arttırıcı, cari açığı düşürücü, makro istikrarımızı sağlayıcı politikaların birbirini destekler mahiyette olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim.”
Ana politikalarına çevre politikalarının da entegre edildiğine dikkati çeken Yılmaz, “Karbon nötr hedeflere ulaşmak için yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımları artırarak hem çevreyi koruyucu hem de ekonomik kalkınmamızı sürdürülebilir kılacağız. Bu noktada Yatırım Ortamının İyileştirilmesi ve Koordinasyon Kurulu (YOİKK) çalışmaları kapsamında en önemli başlıklarımızdan biri olan ‘İklim Yasası’ hazırlıklarında son aşamaya gelmiş durumdayız. Kanunun 2024 yılı içerisinde TBMM’nin takdirine sunulmasını bekliyoruz. Böylece yakın zamanda ülkemizde, AB Yeşil Mutabakatı’yla uyumlu ulusal bir ‘Emisyon Ticaret Sistemi’ de kurulmuş olacaktır. Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında elde edeceğimiz kaynaklar, özel sektörümüzün yeşil dönüşüm ihtiyacı için kullanılacaktır, ana felsefemiz bu.” şeklinde konuştu.
]]>Forum çerçevesinde gerçekleştirilen UCLG Yerel ve Bölgesel Yönetimler Günü: Yerel ve Bölgesel Yönetimin Siyasi Süreci Açılış Toplantısı’nda konuşan Başkan Altay, günümüzde, dünya genelinde artan nüfusun ve hızlı kentleşmenin su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen gün artırdığına dikkati çekti.
“Yerel yönetimlerin su kullanımı üzerindeki sorumluluğu büyük önem taşımakta”
İklim değişikliğinin su döngüsünü olumsuz yönde etkileyerek, kuraklık ve su kıtlığı gibi sorunların daha da yaygınlaşmasına neden olduğuna değinen Başkan Altay, “Bu durum, suyun sürdürülebilir yönetiminin ne denli kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Hal böyleyken yerel yönetimlerin su kullanımı üzerindeki sorumluluğu büyük önem taşımaktadır. Yerel ve bölgesel yönetimler olmadan su ve sanitasyonla ilgili temel hizmetlere evrensel erişim mümkün değildir” diye konuştu.
“Suyun korunması ve sürdürülebilir kullanımı, sadece bugünün değil, geleceğimizin de teminatıdır”
Konya’nın tüm dünyayı tehdit eden küresel iklim değişikliğini çok fazla hissettiğine işaret eden Başkan Altay, suyun etkin ve verimli kullanımı noktasında Konya Büyükşehir Belediyesi olarak yürüttükleri çalışmalardan bahsettiği konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Bugün gerçekleştirilen toplantı büyük umutlara vesile olsa da şu anda dünyanın pek çok yerinde acı çeken insanlara şahit oluyoruz. Birleşmiş Milletler Su Konferansı’nın ardından kabul edilen ve halen yürürlükte olan 800 taahhüt; bu konunun önemini bir kez daha kanıtlamaktadır. Suyun korunması ve sürdürülebilir kullanımı, sadece bugünün değil, geleceğimizin de teminatıdır. Bu nedenle suyu tamamen teknik bir boyuta hapseden sektörel bir yaklaşımdan uzaklaşmak gerekmektedir. Suyun; sağlık, ekonomi, barış, diplomasi ve daha pek çok sektörü etkileyen küresel, siyasi, jeopolitik bir düzlemde kesişen bir konu olarak kabul edilmesi zorunludur.”
Başkan Altay su sorununun çözümünde küresel iş birliği vurgusu yaptı
“Günümüzde su, adaletten uzak şekilde istifade edilen en temel yaşam haklarının başlarında geliyor” diyen Başkan Altay, “Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı ile Küresel Görev Gücü bünyesinde bir araya gelen temsilcilerimiz, bu sorunun çözülmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Bu rol sadece şehirlerde ve metropollerde değil, aynı zamanda çölleşen ve yeniden iskan edilen kırsal alanlarda da kendini göstermektedir. Yerel ve bölgesel liderler olarak karşılaştığımız zorlukları tek başımıza çözemeyiz. Forumun diğer ortakları olan; bakanlıklar, milletvekilleri, havzalar, örgütlü sivil toplum kuruluşları ve kurumsal sektörle güçlü bir koordinasyon sağlamalıyız. Bugünkü toplantımız işte bu ruhu oluşturmaya ve tüm paydaşlarımızla güçlerimizi birleştirmeye vesile olmaktadır” ifadelerini kullandı.
“Suyun adaletli dağıtılmaması; tüm dünyada gerilim ve çatışmaların yaşanmasına neden olabilir”
İş birliği ve diplomasiyi teşvik etme konusundaki çabaların sürdürülmesi gerektiğini dile getiren Başkan Altay, “Suyun adaletli dağıtılmaması; tüm dünyada gerilim ve çatışmaların yaşanmasına neden olabilir. Su konularında anlaşmazlıkların çözümü için tüm paydaşlarla diyalog ve koordinasyonumuzu güçlendirmeye devam etmeli; yerel, bölgesel ve uluslararası iş birliğini vurgulamayı sürdürmeliyiz. Su ekosistemlerinin sürdürülebilir yönetimi konusunda en iyi uygulamalardan faydalanmalıyız” dedi.
“Şehirler güçlü olursa toplumlar güçlü olur”
UCLG olarak Dünya Su Forumu’nun bir partneri olmanın kendileri için çok kıymetli ve önemli olduğunu belirterek, bu imkanı sunduğu için Endonezya Devleti’ne ve Dünya Su Forumu’na teşekkür eden Başkan Altay, “Bugünün sorununu çözmekten öte sürdürülebilir bir yapı ortaya koymak zorundayız. Çünkü dünyanın kaynakları sınırsız değil ve gelecekte çocuklarımıza çok daha iyi bir dünya bırakmak için sürdürülebilirliği en temel madde olarak her zaman gündemde tutmak zorundayız. Hep birlikte Birleşmiş Milletler kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için yoğun bir çaba içerisinde olmak zorundayız. UCLG olarak bu konuda yoğun bir çaba gösteriyoruz. Ayrıca bizim bir görevimiz de şehirler arasındaki iletişimi güçlendirmek ve bilgi paylaşımını artırmak. Çünkü şuna inanıyoruz; şehirler güçlü olursa toplumlar güçlü olur” açıklamalarında bulundu.
“Gazze’de yaşayan kardeşlerimizin su ve gıdadan yoksun bırakılmasına dikkat çektik”
Başkan Altay, toplantının ardından 10. Dünya Su Forumu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Forum kapsamında öncelikle Endonezya Cumhurbaşkanı’nın katılımıyla açılış programına katıldıklarını daha sonra da Endonezya Dışişleri Bakanı ve Tarım Bakanı ile birlikte forumda konuşma gerçekleştirdiklerini belirten Başkan Altay, “Dünya üzerinde insanların suya erişimi, suyun sürdürülebilir bir kaynak olarak tüm insanların hizmetine sunulması, toplumsal refahın artırılması gibi konularda UCLG Başkanı olarak kanaatlerimizi ifade ettik. Ayrıca her uluslararası toplantıda olduğu gibi burada da Gazze’de yaşayan kardeşlerimizin su ve gıdadan yoksun bırakılarak soykırıma uğradıklarını ve bu soykırımın bir an önce bitmesi için uluslararası toplumun daha fazla ses çıkarması konusuna dikkat çektik. Toplantının tüm dünyada yaşayan insanların suya ulaşımına katkı sağlamasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı. – KONYA
]]>Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) ile SCC Enerji arasında imzalanan protokol kapsamında Sürdürülebilir Yeşil Kampüs Koordinatörlüğü iş birliğinde Muğla’da ilk kez 16-17 Mayıs tarihlerinde “Sürdürülebilir Fest” gerçekleştirildi.
MSKÜ Ay Işığı Meydanı’nda (Merkez Kampüs Mühendislik Fakültesi Önü) “Kampüs Senin!” sloganıyla yapılan festivale MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Celal Ateş ve Deniz Ülgen, İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, Gençlik ve Spor İl Müdürü Musa Kazım Açıkbaş, İl Kültür ve Turizm Müdürü Hüseyin Toprak, MSKÜ Genel Sekreter Vekili Çetin Haliloğlu, SKS Daire Başkanı Şamil Türkay Aktürk, Bodrum Güçbirliği Derneği Başkanı Serdar Kayhan, öğretim elemanları ve öğrenciler katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan festival Sürdürülebilir Yeşil Kampüs Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Vesile Hatun Akansel, Bodrum Güçbirliği Derneği Başkanı Serdar Kayhan ve MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar’ın açılış konuşmasıyla devam etti.
Sürdürülebilirliğin önemine vurgu yapan Sürdürülebilir Yeşil Kampüs Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Vesile Hatun Akansel, Birleşmiş Milletlerin 17 adet sürdürülebilir kalkınma amacının üniversite ölçeğinde gerçekleştirilebilmesi için çalıştığını ifade etti.
Akansel, “Üniversitemiz, Sürdürülebilir Yeşil Kampüs Politikası ile Atık Yönetimi, Su Yönetimi, Ulaşım ve Eğitim alanında alınması ve uygulanması gerekenleri belirleyerek kendisine bir yol haritası çıkarmıştır. Bu altyapıyla 2019 yılından itibaren başvuruda bulunduğu UI Greenmetrics Dünya sıralamalarında yükselerek ve Türkiye’deki üniversiteler içinde yerini koruyarak yer almaktadır.2023 yılı sıralamasında MSKÜ, dünya üniversiteleri arasında 280. sırada, Türkiye Üniversiteleri arasında ise 24. sırada yer aldı” diyerek katılımcıları bilgilendirdi.
MSKÜ’de ilk kez düzenlenen festivalde çevrenin korunması, suyun önemi, atıkların geri dönüşümü, küresel ısınma ve iklim değişikliği vb. konularda çevre dostu uygulamaların ve sürdürülebilir yaşam tarzının önemi vurgulandı.
Çeşitli konserler, dans gösterileri, DJ performansları ve müzik konserlerine ev sahipliği yapan festivalde öğrenciler keyifli vakit geçirdi. Sunuş aralarında öğrenciler “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları” hakkında oynanan sandalye kapmaca oyunu ile eğlenerek bilgilendi. Festival kapsamında Kahramanmaraş depremlerinde hayatlarını kaybeden 11 MSKÜ öğrencisi için fidan dikimi gerçekleştirildi.
Ayrıca stant alanında yer alan topluluklar ve alanında uzman akademisyenlerin katılımıyla düzenlenen sürdürülebilirlik atölyeleri, ziyaretçilere interaktif bir deneyim sundu.
Sürdürülebilirlik atölyeleri, geri dönüşüm materyallerinden maket yapımı, çevre, atık yönetimi ve sürdürülebilirlik konusunda bilgi veren sunumlar, çevreci mutfak ve organik yiyeceklerin de sunulduğu lezzet köşeleri ve satranç gibi birçok farklı etkinlik yapıldı.
Öte yandan festival; sürdürülebilirlik temalı duvar boyama çalışması, ata tohumun öneminin anlatılması, tohum topu yapımı, doğa yürüyüşleri, bisiklet kullanımının yaygınlaşması, kültürel miras tanıtımları, el sanatları sergileri stantları ve kahve ikramlarıyla sürdürülebilir bir geleceği desteklemek ve toplumu çevre konusunda bilinçlendirmek için katılımcılara muhteşem bir platform sundu. – MUĞLA
]]>İstanbul, Gaziantep, İzmir ve Bursa’nın ardından sanayi çeşitliliğine sahip Adana’da faaliyet gösteren şirketlerin önde gelenlerini bir araya getiren programda, Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile ilgili bilgi verildi.
Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, kentteki bir otelde gerçekleştirilen etkinlikte yaptığı konuşmada, iklim krizinin hayati bir sorun olarak her geçen gün derinleştiğinin belirtti.
Bu kapsamda AYM’nin önemli bir yol planı içerdiğini ifade eden Baştuğ, şu değerlendirmelerde bulundu:
“İşin ekonomik boyutu düşünüldüğünde, SKDM, ticaretin kurallarını değiştirecek çok kritik bir başlık. Sürecin finansal boyutu 1 Ocak 2026’da devreye girecek ve karbon kredisi alımına başlanacak. Yani bu sürece uyum sağlamak için fazla vaktimiz kalmadı. İkincisi ise SKDM dışında, AB kriterleri arasında üretim tekniklerimizi hızla dönüştürmemizi gerektirecek farklı standartlar da söz konusu olacak. Dolayısıyla daha uzun ömürlü, geri dönüştürülebilir, düşük karbon ayak izli üretim yapmamızın önemi artıyor. Belirlenen kriterlere uygun üretim yapmayan ihracatçı şirketler ne yazık ki rekabette geride kalacak. Şimdiden hazır olmamız gerekiyor.”
“300 milyar avroluk sürdürülebilir finansman sağlama hedefi var”
Baştuğ, banka olarak iklim kriziyle mücadele konusunda 18 yılı aşkın süredir çalıştıklarını, bu konudaki sorumluluklarının farkında olduklarını belirtti.
AYM’ye uyum sürecinde de ülkedeki şirketleri desteklemeyi ve sürdürülebilir yatırımların önünü açmayı önemsediklerini vurgulayan Baştuğ, “Ana hissedarımız BBVA’nın 2018-2025 yılları arasında 300 milyar avroluk sürdürülebilir finansman sağlama hedefi var. Biz de bu hedefe 2025 yılına kadar en az 400 milyar lira tutarında destek sağlamayı hedefliyoruz. Şu ana kadar bunun yaklaşık yarısını gerçekleştirdik. Sürdürülebilir finansman hedeflerimizin yanı sıra karbon yoğun sektörlerdeki riskimizi azaltmak konusunda da net hedeflerimiz var.” diye konuştu.
“Pek çok göstergede dengelenme gördüğümüz bir yıl olmasını bekliyoruz”
Ekonomiye yönelik değerlendirmeler yapan Baştuğ, ekonomi politikalarındaki normalleşmeyle, öngörülebilirliğin arttığı bir zemin oluştuğuna dikkati çekti.
Öngörülebilirlik arttıkça mevcut politikaların da tüm paydaşlarca giderek daha fazla kabul gördüğüne işaret eden Baştuğ, şunları kaydetti:
“Bu yılın pek çok göstergede dengelenme gördüğümüz bir yıl olmasını bekliyoruz. Bu çerçevede 2 önemli konuya değinmek istiyorum. Birincisi, en önemli konumuz enflasyon. Bu konuda kararlı bir mücadele var ve ev ödevlerimiz var. Yılın ikinci yarısında baz etkisinin de katkısıyla düşüş trendi başlayacak. Ancak, enflasyon sarmalından kalıcı olarak çıkmamız için önümüzdeki yıl da aynı kararlılığın sürmesi ve yapısal reformlarla programın desteklenmesi kritik önemde olacak. İkincisi, son dönemde programa ve dolayısıyla Türk lirasına artan güvenin altını çizmek isterim. Yabancı yatırımcının Türk varlıklara ilgisi özellikle seçimden sonra artmaya başladı. Seçim sonrası 20 milyar doları bulan bir giriş oldu. Bireylerin yatırım tercihlerinde de artan oranda TL’leşme gözlemliyoruz. Bütün bu gelişmeler, piyasa ile barışık adımlar atılması, ekonomik programın tüm paydaşlarca desteklenmesi, uluslararası ve yerli yatırımcının güveninin artması oldukça pozitif. İstikrarlı bir şekilde bu resmi devam ettirmeliyiz. Biz de bankacılık sektörü olarak, programın gerektirdiği tüm konularda ekonomi yönetimiyle son derece açık bir iletişimle etkin bir koordinasyon halinde çalışıyoruz.”
Programda, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Etem Karakaya, AYM ile SKDM’nin ekonomik boyutları ve çözüm önerileri üzerine bilgi verirken, iktisatçı Mahfi Eğilmez de ekonomi alanında değerlendirmelerde bulundu.
]]>Sürdürülebilirlik ve kapsayıcı büyümeyi ana stratejilerinden biri olarak gören Garanti BBVA, Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) uyum sürecinde Türkiye’deki yatırımların önünü açmak ve ihracat süreçlerine destek olmak amacıyla başlattığı ‘İhracatta Sürdürülebilir Gelecek’ buluşmalarını sürdürüyor.
Bugüne kadar İstanbul, Gaziantep, İzmir ve Bursa’da düzenlenen buluşmaların beşinci durağı Adana oldu.
Türkiye’nin ihracatında önemli bir yeri olan Adana’da faaliyet gösteren şirketlerin önde gelenlerini bir araya getiren etkinlikte AYM ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’yla (SKDM) ilgili bilgiler verildi.
Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ’un ev sahipliğine gerçekleşen buluşmada, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Etem Karakaya AYM ile SKDM’nin ekonomik boyutları ve çözüm önerileri üzerine bilgi verirken, Dr. Mahfi Eğilmez de ekonomi alanında değerlendirmelerde bulundu.
“İklim krizi hayati bir sorun”
İhracatta Sürdürülebilir Gelecek Adana buluşmasında görüşlerini paylaşan Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, “İklim krizinin hayati bir sorun olarak her geçen gün derinleştiğinin altını çizmek isterim. Hepimizin görevi durum daha da kötüleşmeden önlemler almak ve dünyayı daha yaşanabilir hale getirmek olmalı. Bu kapsamda Avrupa Yeşil Mutabakatı önemli bir yol planı içeriyor. İşin ekonomik boyutu düşünüldüğünde, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ticaretin kurallarını değiştirecek çok kritik bir başlık. Sürecin finansal boyutu 1 Ocak 2026’da devreye girecek ve karbon kredisi alımına başlanacak. Yani bu sürece uyum sağlamak için fazla vaktimiz kalmadı. İkincisi ise, SKDM dışında, AB kriterleri arasında üretim tekniklerimizi hızla dönüştürmemizi gerektirecek farklı standartlar da söz konusu olacak. Dolayısıyla, daha uzun ömürlü, geri dönüştürülebilir, düşük karbon ayak izli üretim yapmamızın önemi artıyor. Belirlenen kriterlere uygun üretim yapmayan ihracatçı şirketler ne yazık ki rekabette geride kalacak. Şimdiden hazır olmamız gerekiyor. Çukurova Bölgesi, üretim kapasitesi, organize sanayi bölgeleri ve sanayi siteleriyle ülke ekonomimize değerli katkılar yapan bir bölgemiz. O yüzden bu toplantı serimizin 5.’si için Adana’yı seçtik. Garanti BBVA olarak, iklim kriziyle mücadele konusunda 18 yılı aşkın süredir çalışıyoruz. Bu konudaki sorumluluklarımızın farkındayız. Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sürecinde de ülkemizdeki şirketleri desteklemeyi ve sürdürülebilir yatırımların önünü açmayı önemsiyoruz. Ana hissedarımız BBVA’nın 2018-2025 yılları arasında 300 milyar euroluk sürdürülebilir finansman sağlama hedefi var. Biz de bu hedefe 2025 yılına kadar en az 400 milyar TL tutarında destek sağlamayı hedefliyoruz. Şu ana kadar bunun yaklaşık yarısını gerçekleştirdik. Sürdürülebilir finansman hedeflerimizin yanı sıra, karbon yoğun sektörlerdeki riskimizi azaltmak konusunda da net hedeflerimiz var” dedi.
“Yabancı yatırımcının Türk varlıklara ilgisi artıyor”
Ekonomiye yönelik değerlendirmede yapan Recep Baştuğ, daha sonra şunları söyledi:
“Ekonomi politikalarındaki normalleşmeyle, öngörülebilirliğin arttığı bir zemin oluştu. Öngörülebilirlik arttıkça mevcut politikalar da tüm paydaşlarca giderek daha fazla kabul görüyor. Bu yılın pek çok göstergede dengelenme gördüğümüz bir yıl olmasını bekliyoruz. Ben bu çerçevede 2 önemli konuya değinmek istiyorum. Birincisi, en önemli konumuz enflasyon. Bu konuda kararlı bir mücadele var ve ev ödevlerimiz var. Yılın ikinci yarısında baz etkisinin de katkısıyla düşüş trendi başlayacak. Ancak, enflasyon sarmalından kalıcı olarak çıkmamız için, önümüzdeki yıl da aynı kararlılığın sürmesi ve yapısal reformlarla programın desteklenmesi kritik önemde olacak. İkincisi, son dönemde programa ve dolayısıyla Türk lirasına artan güvenin altını çizmek isterim. Yabancı yatırımcının Türk varlıklara ilgisi özellikle seçimden sonra artmaya başladı. Seçim sonrası 20 milyar doları bulan bir giriş oldu. Bireylerin yatırım tercihlerinde de, artan oranda TL’leşme gözlemliyoruz. Bütün bu gelişmeler, piyasa ile barışık adımlar atılması, ekonomik programın tüm paydaşlarca desteklenmesi, uluslararası ve yerli yatırımcının güveninin artması oldukça pozitif. İstikrarlı bir şekilde bu resmi devam ettirmeliyiz. Biz de bankacılık sektörü olarak, programın gerektirdiği tüm konularda ekonomi yönetimiyle son derece açık bir iletişimle etkin bir koordinasyon halinde çalışıyoruz.” – ADANA
]]>Kayseri Valiliği himayesi ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi ana sponsorluğunda gerçekleşen konferans, 3-7 Mayıs tarihleri arasında devam edecek. Konferansta BM ülkelerini temsilen oluşturulan komisyonlar, Çevresel Sürdürülebilirlik Hedefleri için çalışmalar yaparak istişare edecekler. Konferans sonunda da yapılan çalışmalardan elde edilen raporlar Bilim Danışma Kurulu’na sunulacak. Ayrıca ana temaya uygun olarak konferansta katılımcılara atık oluşturmamak adına cam su mataraları verilerek, porselen tabaklar kullanıldı ve belediyenin çevreye duyarlı elektrikli araçları ulaşım aracı olarak kullanıldı.
Öğrencilerin yapılacak çalışmalar ile global sorunlara çözüm arayacaklarını söyleyen Kayseri İl Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse, “Bugün Osman Ulubaş Köşk Anadolu Lisesi’nin Model Birleşmiş Milletler Toplantısı Açılış programındayız. Öğrencilerimiz bu çalışmada global sorunlara, sürdürülebilir çözümler bulmaya çalışacaklar. BM’nin sürdürülebilir öncelikleri bizler için sadece uluslararası bir gündem maddesi olmayıp, köklerimizden gelen hakkın, adaletin, mazlumun ve doğrunun yanında olma düsturudur. Bir Anadolu Lisesi olarak Model Birleşmiş Milletler Toplantı programında öğrencilerimiz, küresel vatandaşlık, uluslararası diplomasi, kamu politikası ve problem çözme becerileri gibi konularda çalışmalar yapacak ve beceriler kazanacak. Aynı zamanda bugün tüm dünyanın genel sorunu olan su problemi, iklim krizi, enerji kaynaklarının etkin kullanımı gibi konularda da fikir jimnastiği yapacaklar. Ben burada emeği geçen herkese çok teşekkür ederim” dedi.
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek ise 21. yüzyılda ırkçılığın, kan ve gözyaşının bitmediğini söyleyerek, “Bize yıllarca 21. Yüzyılın çok daha iyi bir yüz yıl olacağını, globalleşme, küreselleşmenin dünyaya barış getireceğini, etnik ayrımcılıkların biteceğini, çevre kirliliklerine çözüm bulacaklarını, faşizmin ve ırkçılığın son bulacağını söylediler. Yıllarca romanlarda bunları anlattılar ama maalesef geldiğimiz yüzyılda ne ırkçılık bitti, ne faşizm bitti ne de kan ve gözyaşı bitti. Dünyanın her yerinde kan ve gözyaşı akmaya devam ediyor. Mazlumlar öldürülüyor, çevre kirlenmeye devam ediyor. Emperyalizm bu boyutu ile devam ediyor. O yüzden tüm samimiyetimle söylüyorum; bugün sizin buradan yaptığınız açıklamaların dünya için BM’nin kendi merkezinden yaptığı açıklamalardan çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü dünya mazlumları için, Gazze için onların yaptığı açıklamaların hiçbir anlamı yok. Zaten açıklama da yapmıyorlar, herhangi bir şey de duymuyoruz zaten. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı “Dünya 5’ten büyüktür” diyor. Bugün sürdürülebilir kalkınma ile ilgili konuşacaksınız biliyorum ancak dünyadaki sorunlarla ilgili birçok konuyu daha masaya yatıracaksınızdır. Ben de heyecanla sizleri takip edeceğim ve böyle bir çalışmanın Kayseri’de ve bir devlet okulu tarafından yapılması ilin valisi olarak beni çok mutlu ettiğini ve gururlandırdığını ifade etmek istiyorum. Birkaç idealist öğretmen ki bunu okulun bütün öğretmenleri için söylüyorum ve idealist öğrencilerle bu işler başarılabilir. Sadece özel okullar değil devlet okulları, sadece yabancı ülkelerdeki okullar değil bizim okullarımız dünya sorunlarını en iyi şekilde tartışır, çözüm önerilerini ortaya koyar ve bu özgüveni gösterir. Buna öncülük eden okulumuzu, öğretmenlerimizi ve sizleri tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.
Düzenlenen programa Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Kayseri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa, Kayseri İl Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse, hayırsever Osman Ulubaş, protokol üyeleri, öğretmenler, üniversite ve lise öğrencileri katıldı. – KAYSERİ
]]>Ondokuz Mayıs Üniversitesi Bafra Turizm Meslek Yüksekokulu Şevket Aşçı Turizm Fakültesi’nde düzenlenen panelde sürdürülebilir turizmin kazandıracakları anlatıldı. Programda konuşan Samsun Valisi Orhan Tavlı, sürdürülebilir turizmin önemine dikkat çekti. Vali Tavlı, Çanakkale’deki Troya Müzesi ile turizmle haşır neşir olduklarını belirterek, emeği geçenlere teşekkür etti.
“Arzumuz bu konuda Samsun’u daha da ileriye taşımak”
Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan ise, Samsun için özlenen turizmi şehre getirmeyi hedeflediklerini kaydetti. Bu konuda sivil toplum kuruluşları ile iş adamlarının da önemli çalışmaları olduğuna değinen Doğan, “Tüm bu arkadaşlarımızla beraber Samsun’u daha ileriye taşımaktır arzumuz. Sürdürülebilirlik elbette ki sadece turizm alanında değil, insan hayatının tamamında önemli olan bir konu. İnşallah önemli işler yaparak bu farkındalığı daha da arttırır, çocuklarımızı daha iyi yetiştirir ve bu hayatı onlar için daha rahat ve yaşanılabilir hale getiririz” ifadelerine yer verdi.
“Sürdürülebilir olmanın altında özgürlük yatıyor”
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, sektörün bütün temsilcilerinin duyarlı ve bir arada bulunarak, gelecek açısından birtakım endişeleri ve birtakım fırsatları konuşabiliyor olmasının önemli olduğunu kaydetti. Rektör Ünal, “Bu nedenle Samsun’u geçmişteki kaybettiği süreci önümüzdeki zaman diliminde biraz daha hızlı toparlayacak diye ümit ediyorum. Her şeyden önce söz konusu olan hareketten payına düşeni ekonomik, kültürel ve şehre ait tanınırlık açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Burada önemli olan bu hamlenin ve elde edilen kazancın sürdürülebilir olması. Sürdürülebilir olmanın altında özgür olmak yatıyor. Ne kadar özgürseniz, geçmişten getirdiğiniz değerlere ne kadar saygılıysanız, ne kadar sahipseniz ve sahip olduğunuzu ne kadar biliyorsanız ve bu değerleri ne kadar anlatabiliyorsanız o kadar hikaye üretebiliyorsunuz ve ürettiğiniz hikayeleri pazarlayabiliyor ve satabiliyorsunuz demektir” diye konuştu.
Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yetkin Bulut ise panelde yaptığı konuşmada, dünyada kentsel nüfusun artmasıyla beraber kentlerde sorunlar yaşandığını, bu sorunların kentleri ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan etkilediğini belirtti. Sanayileşme ve kentleşmenin hızlı şekilde artmasıyla beraber insanların da doğal kaynakları sınırsızca kullanması, sera etkisi, iklim değişikliği gibi sorunların ortaya çıkmasına neden olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Bulut, “20. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde insanın çevreye verdiği zararların boyutları oldukça fazla hale gelmiş ve devletlerin de kalkınma göstergelerinin sadece ekonomik boyutlarla olamayacağını, bunun yanında çevresel sorunların da bu durumun bir parçası olduğunu fark etmelerine neden olmuştur” şeklinde konuştu.
Panelde Doç. Dr. Mutlu Kaya, Doç. Dr. Mehmet Bahar ve Doç. Dr. Murat Alpaslan Kasalak, konuşmalarında iklim krizinin turizme etkileri ve sürdürülebilir turizmin önemi, çevresel kirliliğin dünyaya ve turizme etkisi, turizm sektörünün geleceği ve izlenilmesi gereken yol haritasına değindi. Panele Bafra Kaymakamı Cevdet Ertürkmen, Yakakent Belediye Başkanı Şerafettin Aydoğdu, OMÜ Bafra Turizm Meslek Yüksekokulu öğretim görevlileri, protokol üyeleri ve öğrenciler de katıldı. Programda ayrıca hediye ve plaket takdimleri yapıldı. – SAMSUN
]]>***
30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü olarak kabul edilmekte olup, sürdürülebilirlik ve çevre yönetimine yönelik kolektif yolculuğumuzda önemli bir anı işaret ediyor. Bugün, tüketim alışkanlıklarımızı yeniden değerlendirmenin, sürdürülebilir atık yönetimi uygulamalarını savunmanın ve küresel bir kaynak koruma kültürünü teşvik etmenin öneminin altını çiziyor. Uluslararası Sıfır Atık Günü’nü anarken, gezegenimizi tehdit eden çevresel krizlerin hafifletilmesinde her bireyin ve toplumun oynadığı kritik rolü hatırlıyoruz.
Sıfır Atık Danışma Kurulu’nun kurulması
Genel Sekreter’in Sıfır Atık Konusunda Seçkin Kişiler Danışma Kurulu’nun kurulması, bu amaca yönelik küresel kararlılığın bir kanıtıdır. Genel Kurul sırasında 30 Mart 2023 tarihinde ilan edilen Danışma Kurulu, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin (SKH) daha geniş hedefleriyle uyumlu bir girişim olan sıfır atığa ulaşma yönünde küresel eylemi hızlandırmak üzere oluşturuldu. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın eşi ve Danışma Kurulu Başkanı Emine Erdoğan’ın liderliğinde ve UN-Habitat ile UNEP’in Sekretarya desteğiyle bu seçkin konsey, dünya çapında sıfır atık uygulamalarını teşvik etme, destekleme ve uygulama misyonunu üstleniyor.
Bu saygın Danışma Kurulu’nun Başkan Yardımcısı olarak, çağımızın acil çevresel sorunlarını ele almaya yönelik kolektif çabalarımıza katkıda bulunmaktan onur duyuyorum. Çalışmalarımız başarılı sıfır atık girişimlerini sergilemeye, atık azaltmanın önemi konusunda farkındalık yaratmaya ve sürdürülebilir uygulamaların yerel ve ulusal düzeyde benimsenmesini teşvik etmeye odaklanıyor.
Konseyin kurulmasının ardından ikincisi İstanbul’da olmak üzere iki oturumun toplanması da dahil olmak üzere önemli ilerlemeler kaydedildi. Bu toplantılar stratejik yönümüzün belirlenmesinde etkili oldu. Toplantılarda elde edilen ilk çıktılardan biri Sıfır Atık Tematik Özetleri’dir. Bu belgeler sıfır atık spektrumundaki plastik kirliliği, inşaat ve elektronik atıkların yönetimi ve adil geçiş ile yeniden kullanım ve yeniden doldurma sistemlerinin teşvik edilmesi gibi belirli konuların hedefli bir şekilde incelenmesini sağlıyor.
Danışma Kurulu bünyesindeki özverili çalışmalarımıza ek olarak, Başkan Emine Erdoğan’ın liderliği Sıfır Atık Vakfı’nın kurulmasına öncülük etti. Bu girişim, Sıfır Atık Enstitüsü, Sıfır Atık Fonu ve Sıfır Atık İş Koalisyonu’nun oluşturulması da dahil olmak üzere kapsamlı sıfır atık projelerinin geliştirilmesi için uzun vadeli bir platform oluşturarak Danışma Kurulu’nun çalışmalarını genişletmeyi amaçlıyor. Bu vizyoner yaklaşım, sıfır atık gündemimizi ilerletmek için gereken bağlılığın derinliğini ve geniş eylem kapsamını vurguluyor.
2030 hedefleri
Sıfır atık girişimlerimizin desteklediği daha geniş hedeflere geçecek olursak, bu çabanın Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) ile özünde bağlantılı olduğu açıkça görülmektedir. Sıfır atık ilkeleri, sorumlu tüketim ve üretim (SKH 12), iklim eylemi (SKH 13), su altında yaşam (SKH 14) ve toprak (SKH 15) dahil olmak üzere birçok temel SKH’nin gerçekleştirilmesi için temel teşkil ediyor. Atık yönetimini ele alarak, sağlık konusuna (SKA 3), sürdürülebilir şehirlere (SKA 11) ve hedefler için ortaklıklara (SKA 17) odaklanan gündemlere de katkıda bulunuyoruz.
2030’a kadar 17 SKH’nin tamamına ulaşmanın yolu kapsamlı ve entegre bir yaklaşım sergilemektir. Temel stratejiler şunları içerir:
Gelişmiş Küresel İşbirliği: Sınırlar ötesinde bilgi, kaynak ve en iyi uygulamaların paylaşılması için uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi,Kapsayıcı Ekonomik Büyüme: Ekonomik kalkınmanın hem sürdürülebilir hem de kapsayıcı olmasını ve herkes için fırsatlar sunmasını sağlayan politika ve uygulamaların teşvik edilmesi,Sürdürülebilir İnovasyon: Çevresel, sosyal ve ekonomik zorlukları uyumlu bir şekilde ele alan yenilikçi çözümlerin geliştirilmesini ve benimsenmesini teşvik etmek,Eğitim ve Farkındalık: Bireyleri ve toplumları sürdürülebilir seçimler yapabilecek bilgi ile güçlendirmek için eğitim ve farkındalık kampanyalarına yatırım yapmak,Güçlendirilmiş Politika Çerçeveleri: Tüm sektörlerde sürdürülebilir uygulamaların hayata geçirilmesini destekleyen sağlam politika çerçeveleri için savunuculuk yapmak.Danışma Kurulu’nun en iyi uygulamaları duyurma, sıfır atık girişimlerini savunma ve küresel farkındalığı artırma konusundaki kararlılığı önemini koruyor. Sıfır Atık Vakfı’nın kurulması, derin ve etkili çalışmalar yürütme kapasitemizi daha da zenginleştirerek gelecekteki çabalarımız için sağlam bir temel oluşturuyor.
Sonuç olarak, sıfır atık girişimleri ile daha geniş kapsamlı SKH’ler arasındaki sinerji, çevresel, ekonomik ve sosyal zorluklarımızın birbiriyle bağlantılı doğasını vurguluyor. 2030’a kadar 17 hedefe ulaşılması sürdürülebilirlik, yenilikçilik ve işbirliğine sarsılmaz bir bağlılık gerektiriyor. Ortak çabalarımız sayesinde, sıfır atığın sadece bir hedef değil bir gerçeklik olduğu daha sürdürülebilir bir dünyanın yolunu açabiliriz.
[Jose Manuel Moller, BM Sıfır Atık Danışma Kurulu Başkan Yardımcısıdır.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 77/161 sayılı ve 105 ülkenin ortak sunucu olduğu kararıyla 30 Mart’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü” olarak kabul edilmesi kapsamında, BM Viyana Ofisi’nde Türkiye’nin BM Viyana Daimi Temsilciliğinin girişimiyle geçen yıl olduğu gibi bu sene de etkinlik gerçekleştirildi.
Programa, sıfır atık konusunun farklı boyutlarını, dünyanın çeşitli bölgelerindeki durum ve uygulamalar çerçevesinde ele almak amacıyla Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisinden (UNODC) yetkililerinin yanı sıra Avrupa Birliği (AB), Sudan ve Brezilya daimi temsilcileri katıldı.
“Sürdürülebilirlikle ilgili somut adımlar atmalıyız”
Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı olarak BM çatısı altında sıfır atığı hedefleyen çalışmanın küresel liderliğini yürüten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü”ne ilişkin video mesajı programda paylaşıldı. Erdoğan, “İklim değişikliğinin ve çevre kirliliğinin sonuçlarını acı tecrübelerle öğrenen bizler, bir yandan bu sınamalarla mücadele etmeli, diğer yandan gelecek nesillere olan sorumluluğumuz bağlamında sürdürülebilirlikle ilgili somut adımlar atmalıyız” dedi.
Anadolu’nun hayranlık uyandıran doğal zenginliğinin nice şiire, hikayeye, tabloya ilham olduğunu belirten Emine Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Geçmişteki hayranlık uyandıran, tabiatla hürmet eksenindeki ilişki günden güne terk edilirken, gelecek nesillere nasıl bir dünya bıraktığımızı düşünüyorum. Bize cömertçe bereketini sunan akarsular, yanlış tüketim neticesinde yok olma tehlikesi yaşarken, bizi tevazuuyla besleyen toprak, kimyasal atıklarımız yüzünden yaşam mücadelesi veriyor.”
Emine Erdoğan, hava kirliliğinin, her yıl 7 milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açtığını, 1970’ten bu yana küresel yaban hayatı popülasyonunun yüzde 70 azaldığını, dünyanın, insanlığın her yıl ürettiği 2 milyar ton atığı sırtında taşıdığını aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her gün, 2 bin çöp kamyonuna eş değer plastiği okyanuslara, nehirlere ve göllere atıyoruz. Okyanusta yüzen kıta büyüklüğünde bir plastik adasının, bu yüzyıl insanının eseri olması vicdanlarımıza sığıyor mu? Şayet insanlık, gerçek anlamda bir ilerleme kaydediyor olsaydı, bu ilerlemenin dünyayı daha medeni ve insani bir yer yapması gerekmez miydi? İklim değişikliğinin ve çevre kirliliğinin sonuçlarını acı tecrübelerle öğrenen bizler, bir yandan bu sınamalarla mücadele etmeli, diğer yandan gelecek nesillere olan sorumluluğumuz bağlamında sürdürülebilirlikle ilgili somut adımlar atmalıyız. İşte bu düşüncelerle, tohumlarını 2017 yılında attığımız Sıfır Atık Hareketi’nin, Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı’yla küresel bir harekete dönüşmesinden büyük memnuniyet duyuyorum.”
Türkiye’deki sıfır atık projesi hakkında bir sunum yapıldı
Programın moderatörlüğünü üstlenen Türkiye’nin BM Viyana Ofisi nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Levent Eler, sıfır atık konusunun, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılması bakımından taşıdığı öneme işaret ederek, BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi gibi Viyana’daki kuruluşların çalışmalarında atık meselesinin de yer alıyor olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Eler, bu konudaki farkındalığın artmasını ümit ettiğini vurgulayarak, Daimi Temsilcilik olarak konuyu gündemde tutmaya devam edeceklerini dile getirdi.
Programda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca Türkiye’deki sıfır atık projesi hakkında bir sunum yapıldı. AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Carl Hallergard, AB’nin Sıfır Atık hedefi doğrultusundaki politika ve programlarına dair bilgi paylaştı.
Viyana’da gayriresmi formatta “Gıda Güvenliği Dostları Grubu”nun kurulmasına ilişkin bir girişim başlatan Sudan Daimi Temsilcisi Büyükelçi Magdi Ahmed Mofadal Elnour, sıfır atık konusunun gıda güvenliği boyutuna değinirken; Brezilya Daimi Temsilcisi Antonio Tabajara de Olivera, Brezilya’nın G20 Dönem Başkanlığı sırasındaki çevre ve iklim sürdürülebilirliği alanındaki önceliklerini anlattı. – ANKARA
]]>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 77/161 sayılı ve 105 ülkenin ortak sunucu olduğu kararıyla 30 Mart’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü” olarak kabul edilmesi kapsamında, BM Viyana Ofisi’nde Türkiye’nin BM Viyana Daimi Temsilciliğinin girişimiyle geçen yıl olduğu gibi bu sene de etkinlik gerçekleştirildi.
Programa, sıfır atık konusunun farklı boyutlarını, dünyanın çeşitli bölgelerindeki durum ve uygulamalar çerçevesinde ele almak amacıyla Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisinden (UNODC) yetkililerinin yanı sıra Avrupa Birliği (AB), Sudan ve Brezilya daimi temsilcileri katıldı.
Emine Erdoğan: “Sürdürülebilirlikle ilgili somut adımlar atmalıyız”
Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı olarak BM çatısı altında sıfır atığı hedefleyen çalışmanın küresel liderliğini yürüten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü”ne ilişkin video mesajı programda paylaşıldı.
Emine Erdoğan, “İklim değişikliğinin ve çevre kirliliğinin sonuçlarını acı tecrübelerle öğrenen bizler, bir yandan bu sınamalarla mücadele etmeli, diğer yandan gelecek nesillere olan sorumluluğumuz bağlamında sürdürülebilirlikle ilgili somut adımlar atmalıyız.” dedi.
Anadolu’nun hayranlık uyandıran doğal zenginliğinin nice şiire, hikayeye, tabloya ilham olduğunu belirten Emine Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Geçmişteki hayranlık uyandıran, tabiatla hürmet eksenindeki ilişki günden güne terk edilirken, gelecek nesillere nasıl bir dünya bıraktığımızı düşünüyorum. Bize cömertçe bereketini sunan akarsular, yanlış tüketim neticesinde yok olma tehlikesi yaşarken, bizi tevazuuyla besleyen toprak, kimyasal atıklarımız yüzünden yaşam mücadelesi veriyor.”
Emine Erdoğan, hava kirliliğinin, her yıl 7 milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açtığını, 1970’ten bu yana küresel yaban hayatı popülasyonunun yüzde 70 azaldığını, dünyanın, insanlığın her yıl ürettiği 2 milyar ton atığı sırtında taşıdığını aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her gün, 2 bin çöp kamyonuna eş değer plastiği okyanuslara, nehirlere ve göllere atıyoruz. Okyanusta yüzen kıta büyüklüğünde bir plastik adasının, bu yüzyıl insanının eseri olması vicdanlarımıza sığıyor mu? Şayet insanlık, gerçek anlamda bir ilerleme kaydediyor olsaydı, bu ilerlemenin dünyayı daha medeni ve insani bir yer yapması gerekmez miydi?
İklim değişikliğinin ve çevre kirliliğinin sonuçlarını acı tecrübelerle öğrenen bizler, bir yandan bu sınamalarla mücadele etmeli, diğer yandan gelecek nesillere olan sorumluluğumuz bağlamında sürdürülebilirlikle ilgili somut adımlar atmalıyız. İşte bu düşüncelerle, tohumlarını 2017 yılında attığımız Sıfır Atık Hareketi’nin, Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı’yla küresel bir harekete dönüşmesinden büyük memnuniyet duyuyorum.”
Türkiye’deki sıfır atık projesi hakkında bir sunum yapıldı
Programın moderatörlüğünü üstlenen Türkiye’nin BM Viyana Ofisi nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Levent Eler, sıfır atık konusunun, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılması bakımından taşıdığı öneme işaret ederek, BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi gibi Viyana’daki kuruluşların çalışmalarında atık meselesinin de yer alıyor olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Eler, bu konudaki farkındalığın artmasını ümit ettiğini vurgulayarak, Daimi Temsilcilik olarak konuyu gündemde tutmaya devam edeceklerini dile getirdi.
Programda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca Türkiye’deki sıfır atık projesi hakkında bir sunum yapıldı.
AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Carl Hallergard, AB’nin Sıfır Atık hedefi doğrultusundaki politika ve programlarına dair bilgi paylaştı.
Viyana’da gayriresmi formatta “Gıda Güvenliği Dostları Grubu”nun kurulmasına ilişkin bir girişim başlatan Sudan Daimi Temsilcisi Büyükelçi Magdi Ahmed Mofadal Elnour, sıfır atık konusunun gıda güvenliği boyutuna değinirken; Brezilya Daimi Temsilcisi Antonio Tabajara de Olivera, Brezilya’nın G20 Dönem Başkanlığı sırasındaki çevre ve iklim sürdürülebilirliği alanındaki önceliklerini anlattı.
]]>Bursa Ticaret Borsası’nın (Bursa TB) dijital eğitim platformu Bursa TB Akademi’de, yeni eğitim dönemi başladı. Çevre bilincinin artırılması ve sürdürülebilirlik konusunda farkındalık oluşturulması amacıyla, yıl boyunca “En Parlak Dönüşüm” temasıyla gerçekleştirilecek “Çevre ve İnsan”konulu eğitim serisinin ilki “Çevre ve Doğa Krizleri” eğitimi oldu.
Eğitimde küresel ısınma ile birlikte son yıllarda yaşanan iklim felaketlerine dikkat çeken Eğitmen Senem Tanju, iklim değişikliği, habitat kaybı ve kirlilik gibi çevresel krizlerin, doğal yaşamın yok olmasına ve ekosistemin bozulmasına yol açtığını dile getirdi. Bu krizlerin arkasındaki ana etkenlerin ise plansız kentleşme, aşırı tüketim ve kısıtlı kaynakların yanlış kullanılması olduğunu ifade eden Tanju, “Doğal dengenin tehlikeye girmesi, gelecek nesiller için endişe verici bir tablo oluşturuyor. Eğer iklim krizi ile mücadele etmezsek, 21. yüzyılın sonuna kadar mevcut canlı türünün yüzde 24’ünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bu durum hem biyolojik çeşitlilik açısından hem de insan yaşamı için büyük bir tehdit oluşturuyor” dedi.
İş dünyası değişime ayak uydurmalı
Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için, öncelikle doğayı korumak ve kaynakları sürdürülebilir bir şekilde kullanmak gerektiğini ifade eden Senem Tanju, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş ve sorumlu tüketim alışkanlıklarını benimsemenin bu hedefe ulaşmada kritik önem taşıdığını söyledi.İklim krizinin toplumları olduğu kadar is dünyasını da olumsuz etkilediğine vurgu yapan Tanju, “Şirketler çevresel, sosyal ve ekonomik sorumluluklarını yerine getirirken sürdürülebilir bir iş modeli oluşturmak zorundadır. Özellikle şeffaflık ve doğru bilgilendirme kavramları ön plana çıkarken, yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler geliştirmek ve değişime ayak uydurmak hayati önem taşıyor” diye konuştu.
“Çevresel bilinç için kolektif çaba şart”
İklim değişikliğinin en şiddetli biçimde etkileyeceği ülkelerin başında Türkiye’nin de yer aldığını ifade eden Senem Tanju, orta vadeli kalkınma planında yeşil dönüşüm ve iklimle mücadelede 2053 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonu hedefine odaklanılmasının son derece değerli olduğunu vurguladı. Türkiye’nin Kyoto Protokolü ve Paris İklim Anlaşması gibi uluslararası anlaşmalara taraf olduğunu hatırlatan Tanju, ortaya konan hedeflerin Türkiye’nin sürdürülebilir bir geleceğe doğru ilerlemesinde önemli bir rehber görevi gördüğünü belirterek, “Çevresel bilinci artırmak ve sorumlu bir dünya inşa etmek için kolektif olarak çaba harcamalıyız” dedi.
“Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek bizim elimizde”
Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, iklim değişikliği ve çevre sorunlarının günümüzün en acil ve hayati meselelerinden biri olduğunu vurguladı. Sürdürülebilir bir gelecek için iklim kriziyle topyekün mücadele edilmesi gerektiğini dile getiren Matlı, “Çünkü bu sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir sorundur. Bu nedenle, iş dünyası olarak üzerimize düşen sorumluluğun bilincindeyiz. Zira sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek hepimizin elinde. Bu konuda bilinçli olmak, harekete geçmek ve üzerimize düşeni yapmak adına oluşturduğumuz özel eğitim içerikleriyle toplumun ve iş dünyamızınçevresel bilinç düzeyini yükseltmeyi hedefliyoruz. Sadece kendi işlerimize odaklanmak yerine,sürdürülebilirlik konusunda daha etkin bir rol oynamak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Ücretsiz eğitimler yıl boyunca devam edecek
Bursa TB Akademi’de “Çevre ve İnsan” konulu eğitim serisi çerçevesinde “Eko-Anksiyete” ve Doğa ve İnsan” eğitimlerinin yanı sıra Sürdürülebilirlik Teknik Uzman Eğitimi gibi firmaların sürdürülebilirlik konularında bilgi ve yeteneklerini geliştirmeyi, rekabet güçlerini artırmayı hedefleyen eğitimler düzenlenecek. Eğitim programlarına katılmak isteyenler başvurularını www.btbakademi.org adresi üzerinden ücretsiz gerçekleştirebilirler. – BURSA
]]>Siemens Türkiye, 167 yıldır bu topraklarda faaliyet gösteren sorumlu bir şirket olarak attığı her adımda ülke, insan ve gelecek için değer oluşturuyor. Sürdürülebilirliği işinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiren şirket, 360 derecelik bir perspektifle global DEGREE stratejisi kapsamında Karbonsuzlaşma, Etik, Yönetişim, Kaynak Verimliliği, Fırsat Eşitliliği, İstihdam Edilebilirlik başlıkları altında inovatif yaklaşımlar geliştiriyor; bu yaklaşımları hem kendi operasyonlarında da hem de müşterilerinin faaliyetlerinde hayata geçiriyor.
Siemens Türkiye, DEGREE’nin yanı sıra, İklim Koruma, Sürdürülebilir Ürün Tasarımı, İnovasyon ve İş Modelleri, Sorumlu Yönetişim, İşin Geleceği, Siber Güvenlik ve Veri Yönetimi, Çalışan Sağlığı ve Güvenliği, Uyumluluk Yönetimi gibi pek çok başlık altında yaptığı çalışmalarla Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na da paralel bir rota izliyor. Faaliyet gösterdiği pek çok farklı alan ve hizmet sunduğu çeşitli sektörlerde çalışmalarını sürdürülebilirlik zemini üzerine yerleştiriyor, yeniliklere imza atıyor. Bu çerçevede ülkemizin ve dünyanın geleceği için inovasyona, yeni teknolojilere, Ar-Ge’ye yatırım yapıyor.
“Sürdürülebilir kalkınmanın yolu büyük ölçüde teknoloji ve Ar-Ge’den geçiyor”
Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, Siemens Türkiye’nin 2023 Sürdürülebilirlik Raporu ile ilgili şunları söyledi: “167 yıldır hizmet ettiğimiz ülkemize bağlılığımız daha da güçlendi. Tarihimiz, elektrik ve ulaşımdan iletişim ve endüstriyel üretime birçok alanda öncü başarılarla dolu. Bugün bu mirası, sürdürülebilir kalkınmaya odaklanarak ve tutkumuzu kaybetmeden sürdürüyoruz. Şimdi, Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümü sonrasında, operasyonlarımızda tam bir sürdürülebilirlik ilkesiyle hareket ediyor; plastik atık ve karbon salımının azaltılması, yenilenebilir enerjinin teşvik edilmesi ve akıllı ulaşım altyapılarının geliştirilmesi gibi alanlara odaklanıyoruz. Sürdürülebilir kalkınmanın yolu büyük ölçüde teknoloji ve Ar-Ge’den geçiyor. Endüstriye, ulaşıma, altyapıya ve enerjiye yatırım yapmak, daha temiz ve sürdürülebilir bir gelecek için hayati önem taşıyor. Bu yatırım sadece finansal değil, aynı zamanda yenilikçi ve Ar-Ge odaklı fikirleri de kapsıyor. Siemens Türkiye olarak sürdürülebilir bir dünyaya katkıda bulunmak için uzmanlığımızdan, deneyimimizden ve geniş ekosistemimizden yararlanıyoruz. Global büyüme stratejimiz DEGREE operasyonlarımıza netlik katıyor. Karbon salımını azaltma çabalarımız gün geçtikçe önem kazanıyor. Müşterilerimiz 2023’te şirketimizin çözümlerini kullanarak emisyonlarını 71 bin ton karbondioksite (CO2) eşdeğer miktarda azalttı. 2023’te atık yönetiminde de başarıya imza atarak, atıklarımızın yüzde 99,3’ünü geri dönüşüme kazandırdık. Ancak amacımız bu yönetimden çok daha fazlası; atıkları direkt kaynağında azaltmayı hedefliyoruz. Global mottomuz #TransformTheEveryday (Her Günü Dönüştürün) ve biz onu çalışanlarımızın ihtiyaçları, yetenekleri ve ilgi alanlarını önceliklendiren bütünsel bir stratejiyle hayata geçiriyoruz. Ayrıca, Ar-Ge alanında istihdamı artırmaya büyük önem veriyoruz. Mevcut çalışanlarımızın yüzde 26,5’i yazılımcılardan oluşuyor, bu da endüstri, altyapı ve ulaşım alanlarında dönüştürücü teknolojilere odaklanmamızı sağlıyor. Amacımız, hizmet verdiğimiz tüm sektörlerin inovasyon ihtiyaçlarını karşılayarak müşterilerimiz için değer oluşturmak. Sürdürülebilirliğin, tek bir kuruluş veya eylemin ötesinde iş birliği gerektiren bir hedef olduğunun bilincindeyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılında sürdürülebilir bir geleceğe hazırlanmak, tüm sektörlerin, kamu kurumlarının, şirketlerin ve bireylerin ortak çabasını gerektiriyor. Gelecek nesillere; insanlar, hayvanlar, bitkiler, tüm yaşam formlarının güvenli ve mutlu bir şekilde yaşayabileceği daha iyi bir dünya bırakma sorumluluğunu hepimiz paylaşıyoruz. Son olarak, bana rehberlik eden kişisel bir inancı paylaşmak istiyorum: ‘Bırakabileceğimiz en büyük miras, bizden çok sonra bile canlı ve uyum içinde yaşamaya devam edecek bir dünyadır.”
“Sürdürülebilirlik alanında Türkiye’nin geleceğine katkıda bulunmayı en temel hedefimiz olarak görüyoruz”
Siemens Türkiye CFO’su Thomas Kolbinger şöyle konuştu: “Sürdürülebilirlik ile karlılığın birbirine zıt kavramlar olduğu düşüncesi artık çok eskilerde kaldı. Bugün biliyoruz ki sürdürülebilirlik, uzun vadede karlılığın en temel koşulu, çünkü eski teknolojilere, güncelliğini yitirmiş kavramlara, sadece finans odaklı anlayışlara artık yer yok. Günümüzde şirketlerin başarısı topluma sundukları katkıya ölçülüyor; tercih edilen bir işveren olmanın yolu sosyal fayda sunmaktan geçiyor; dünya vatandaşı olmak için öncelikle gezegenin sağlığını gözetmek gerekiyor. Siemens AG dünyanın pek çok farklı noktasında bu anlayışla hareket ederken, biz de Siemens Türkiye olarak aynı rotayı benimsiyor, bu toprakların bugününü ve geleceğini güzelleştirmek için çalışıyoruz. Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek üzere global DEGREE çerçevesini Türkiye’de de kararlılıkla uyguluyor; karbon-nötr olma yolundaki çalışmalarımızdan sınırlı kaynakları verimli kullanmaya yönelik teknolojilerimize ve etkin yönetişime kadar her alanda kesintisiz çaba gösteriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılını coşkuyla kutladığımız ve geride bıraktığımız bu dönemde, Siemens Türkiye’nin sürdürülebilirlik raporunu gururla sunuyoruz. Sürdürülebilirlik dendiğinde akla gelen her ne varsa, şirketimizin uzmanlığı ve tecrübesiyle sunuyor, Türkiye’nin geleceğine katkıda bulunmayı en temel hedefimiz olarak görüyoruz. Örneğin Siemens Global olarak, ürünlerimizle müşterilerimizdeki sera gazı emisyonlarını 13 kat azaltıyor, 2023 mali yılının tamamında müşterilerimize teslim ettiğimiz ürün ve çözümlerle önümüzdeki dönemde yaklaşık 150 milyon ton sera gazı emisyonunu engelleyeceğimizi öngörüyoruz. Enerji verimliliği odağında kendi ürün ve çözümlerimizle enerji tasarrufunu desteklemenin ötesinde, müşterilerimize sunduğumuz ‘kullandıkça öde’ veya kiralama gibi finansman çözümleriyle de karbonsuzlaşmayı ve kaynak verimliliğini destekliyoruz. Akıllı finansman modellerimizle yenilenebilir ve temiz enerjiye, yeni nesil teknolojilere, yeni iş modellerine ve sürdürülebilir inovasyona imkan sağlıyoruz. Etik davranış ve uyumluluk konusunu şirket kültürümüzün ve davranış kurallarımızın merkezine yerleştiriyor; bu konuyu fırsat eşitliğinden kadın çalışan oranının artırılmasına, ‘sıfır kaza’ hedefinden şirket içi eğitimlerin güçlendirilmesine kadar geniş bir perspektifle ele alıyoruz. Geleceği bugünden inşa etme sorumluluğumuzun farkındayız ve bu sorumluluğumuz doğrultusundaki çalışmalarımızı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.”
Yapılan açıklamaya göre şirket, karbonsuzlaşma başlığında 2030 yılına kadar tüm operasyonlarında net sıfır, 2050 yılına kadar ise tedarik zincirinde net sıfır hedefi doğrultusunda çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Etik başlığında her üç yılda bir tüm çalışanlara eğitimler veriliyor.
Tedarikçi Davranış Kurallarına tam bağlılık sayesinde ESG güvenceli tedarik zinciri ve ESG kriterlerine dayalı uzun vadeli teşvik çalışmaları sürdürülüyor. Kaynak verimliliğinde ise; 2030 yılına kadar ilgili Siemens ürün ailelerinin yüzde 100’ü için bir üst seviyede sağlam eko-tasarım ve ikincil malzemelerin daha fazla satın alınması yoluyla doğal kaynakların ayrıştırılması ve atık depolama sahalarına gönderilen malzemelerin 2025 yılına kadar yüzde 50 azaltılıp 2030 itibarıyla sıfırlandığı döngüsel katkı hedefleniyor. Fırsat eşitliği kapsamında 2025 yılına kadar üst yönetimde kadın oranının yüzde 30’a çıkarılması amaçlanıyor. İstihdam edilebilirlik başlığında ise dijital eğitim saatlerini 2025 yılına kadar iki katına çıkarıp artırarak, çalışan destek programına erişimde yüksek seviyeyi korumak için çalışmalara devam ediliyor. – İSTANBUL
]]>Çorum Valiliği, Çorum Belediyesi ve Çorum Ticaret ve Sanayi Odası iş birliğinde bu yıl ikincisi düzenlenen çalıştayda kadınların yaşadığı sosyal ve ekonomik sorunlar ve bu alanda yapılması gerekenler analiz edilerek raporlanacak. Hazırlanacak rapor 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kamuoyuyla paylaşılacak.
Çalıştay açılışında konuşan Kadın ve Aile Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (HÜKAM) Müdürü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Nurcan Baykam, çalıştayın amacının toplumların kalkınmasında önemli bir rolü olan kadının sosyo-ekonomik durumunun güçlendirmeye yönelik Çorum özelinde kalkınmanın paydaşları olan üniversite, kamu kurum kurumları, belediye ve tüm paydaşlarla kadının sosyoekonomik sorunlarını, ihtiyaçlarını, beklentilerini analiz etmek ve bunlara yönelik hedeflerler belirleyerek uygulamalar başlatmak olduğunu söyledi.
İlk çalıştayın somut verilerini almaya başladıklarını dile getiren Prof. Dr. Nurcan Baykam, “Hitit Üniversitesi olarak kadınlarımıza yönelik Anne Üniversitesi projesini hayata geçirdik. Buradan mezun olan kadınlarımızdan altı tanesi de üniversitemizi kazanarak eğitim görmeye başladı. Birçoğu farklı sektörlerde istihdam edildi” dedi.
“Kadınlar, sürdürülebilir kalkınmanın ana aktörü”
Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, sürdürülebilir kalkınmanın ana aktörünün kadınlar olduğunu vurgulayarak, “Sürdülebilir kalkınma Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Kalkınma Planı’nın anahtar kelimelerinden birisi. Yerel düzeyde, kent düzeyde de baktığınızda sürdürülebilir plan, hedef ve uygulamaların sonuç verecek şekilde bir şekliyle kalkınma ile ilişkilendirilmesi konusu 21. Yüzyılda dünyanın anahtar kelimelerinden birisi. Sürdürülebilir kalkınmanın ana aktörü kadınlarımız. Kalkınmayı sürdürülebilir kılmak için kadınlarımızı her zaman baş tacı yaptığımız gibi sürdürülebilir kalkınmanın da öncüsü, önderi yapmalıyız. Ulusal düzeyde bu alanda Cumhurbaşkanımızın riyasetinde merkezi yönetimler tarafından adımlar atılmakta ve 21. yüzyılda emin adımlarla kadınlarımızla birlikte yürümek için çeşitli vesilelerle birçok politika hayata geçirilmekte. Yerel düzeyde yapılacak çalışmalarla ilgili olarak da sayın valimizin riyasetinde belediyeler, kamu, sivil toplum kuruluşları çalışmalar yapıyor” ifadelerini kullandı.
“Kadınlar toplumun her alanında olacak”
Vali Doç. Dr. Zülkif Dağlı, kadınların toplumun her alanında olacağını açıkladı. Çalıştayın ilkinin 2017 yılında yapıldığını hatırlatan Vali Doç. Dr. Dağlı, “Üç ilçemizde Hitit Üniversitemiz tarafından hayata geçirilen Anne Üniversitesi’nin yeniden oluşturulması için çalışmalara başladık. Bayat, Boğazkale ve Laçin kaymakamlarımızı görevlendirdik. Bu kaymakamlarımızda bayan kaymakamlarımız. Çalışmalara başladılar. Alaca MYO müdürümüz de bayan olduğu için çalışmaya Alaca ilçemizi de ilave ettik. Çalışmalar meyvesini vermeye başladı” diye konuştu.
Üniversitedeki bayan öğrenci oranının erkek öğrenci oranının üzerinde olduğunu dile getiren Vali Dağlı, “Bu çok güzel. Ülkemiz, geleceğimiz ve çocuklarımız için çok güzel gelişme. Bayanların okutulmadığı, erken yaşta evlendirildiği, toplumun dışında tutulduğu günlerden, dönemlerden bugünlere geldik. Bu toplumumuzun ilerleme seviyesinin bir göstergesi. Çalışmaya devam edeceğiz. Kadınlarımız toplumun her alanında olacak. İş dünyasının her alanında olmalı. Eğitimde olacaklar. Akademi de olacaklar. Tüm sektörlerde olacaklar. Kadınlarımızın her alanda olması bizim içinde gurur verici. Çünkü kadınlarımız olmadan toplumu ileriye götürmemiz mümkün değil. Onun için hep beraber çalışmaya devam edeceğiz. Yerel yönetimlerimiz, üniversitemiz, kamu kurumlarıyla ve halkımızla bu anlamda hem bilinçlendirme ve farkındalık oluşturmaya hem de reel ve somut adımlar atmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Programa İl Jandarma Komutan Yardımcısı Hasan Taner Özbey, İl Genel Meclisi Başkanı Mehmet Bektaş, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. – ÇORUM
]]>Antalya, 8-11 şubat tarihleri arasında Tour of Antalya powered By AKRA bisiklet turuna ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Uluslararası Bisiklet Birliği’nin (UCI) elit erkekler uluslararası yol bisikleti takviminde 2.1 kategorisinde yer alan ve 4 gün 4 etaptan oluşan “Tour of Antalya powered by AKRA” uluslararası bisiklet yarışı, Antalya’da dünyaca ünlü bisiklet takımlarını beşinci kez ağırlayacak. Argeus Travel & Events ile Yedi İletişim tarafından 2018 yılından bu yana düzenlenen Tour of Antalya powered by AKRA, beşinci yılında yeniden yapılanarak bisiklet yarışı heyecanının yanı sıra Antalya’nın tanıtımına ve bisiklet turizmine odaklanarak 16 ülkeden 25 takıma ve 175 bisikletçiye ev sahipliği yapacak.
2024 yılında “Yeşil Gelecek” konusunu sahiplenerek iklim değişikliğine dikkat çeken Tour of Antalya uluslararası bisiklet yarışına katılan takımlarda, sürdürebilirlik, kapsayıcılık, eşitlik, çevre ve sağlık konuları ön plana çıkıyor. Tour of Antalya’nın Amacı Olan Takımları; sürdürülebilirlik, kapsayıcılık, eşitlik, çevre, sağlık ve yeşil gelecek konularında farkındalık için pedal basacak.
Uno-X Mobility Takımı, sürdürülebilir hareketlilik için yarışacak
İskandinav bisikletinin gelecekteki yeteneklerini geliştirmek vizyonuyla 2016 yılında kurulan Uno-X Pro Cycling Team, 1 Ocak 2024 tarihinden beridir Uno-X Mobility ismiyle bisiklet yarışlarına katılmaya devam ediyor. Sürdürülebilir hareketlilik için çözümler geliştirmek ve teşvik etmek misyonu ile Uno-X Mobility Takımı, sporcularını birer bisiklet elçileri olarak konumlayarak bisiklete olan ilgi ve coşku artırmayı hedefliyor.
Bike Aid, bisiklet ve insanlara yardım konuları için pedal basacak
Afrika bisikletini ve sporcularını geliştirmeyi amaçlayan Alman profesyonel bisiklet takımı Bike Aid, 2005 yılında Almanya’da kar amacı gütmeyen bir dernek olarak kurulmuş benzersiz bir bisiklet topluluğu olarak ön plana çıkıyor. Sosyal sorumluluk projeleriyle ön plana çıkan BIKE AID, genç ve tecrübeli isimleri kadrosunda harmanlayarak yarışa katılıyor.
Team Novo Nordisk, diyabet hastalığına dikkat çekecek
Kadrosunu Tip1 diyabet hastalığına sahip sporcuların oluşturduğu Team Novo Nordisk, diyabetin profesyonel spora engel olmadığını tüm dünyaya gösteren özel bir takım olarak yarışta yer almaya hazırlanıyor.
TDT-Unibet Bisiklet Takımı, bisiklet odaklı sosyal girişimleri destekleyecek
UCI ProTeam statüsündeki yol bisiklet yarışlarına odaklanan TDT-Unibet Bisiklet Takımı, bisiklet sporunun yazılı olmayan kurallarını sorguluyor. Spor tutkunlarını eğlendirerek bisiklet sürmeye başlamaları için ilham veren takım, bisiklet tutkunlarının da hayallerini gerçeğe dönüştürmeyi hedefleyerek bisiklet odaklı sosyal girişimleri destekliyor.
Q36,5 Pro Cycling, sürdürülebilir gelecek konusuna odaklanacak
Sporun geleceğini ve dünya üzerindeki etkisini yeniden tanımlamayı amaçlamayı bir değişim aracı olarak görerek yarışan Q36,5 Pro Cycling, takım kimliğinin özünde yer alan ilerleme motivasyonuyla bisikletin sunduğu hareketlilik aracılığıyla toplulukları sürdürülebilir bir şekilde değiştirmeyi amaçlıyor. Sporu sürdürülebilir bir şekilde uygulamak için takımın çevresel ayak izini azaltarak iklim nötr bir bisiklet takımı olan Q36.5 Pro, sürdürülebilir bir gelecek için pedal çeviriyor. – İSTANBUL
]]>