Sultan – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Fri, 19 Jul 2024 22:06:04 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Yıldız Sarayı 6 yıllık restorasyonun ardından ziyarete açıldı! Giriş ağustos sonuna kadar ücretsiz olacak https://www.haber60.com.tr/yildiz-sarayi-6-yillik-restorasyonun-ardindan-ziyarete-acildi-giris-agustos-sonuna-kadar-ucretsiz-olacak/ https://www.haber60.com.tr/yildiz-sarayi-6-yillik-restorasyonun-ardindan-ziyarete-acildi-giris-agustos-sonuna-kadar-ucretsiz-olacak/#respond Fri, 19 Jul 2024 22:06:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=40936 Sultan III. Selim zamanında yaptırılan ve Sultan II. Abdülhamid zamanında genişletilerek devlet sarayı haline getirilen Yıldız Sarayı kompleksi, yaklaşık 6 yıl süren restorasyonun ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle ziyarete açıldı.

Törende konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yarından itibaren ziyaretçileri kabul edecek saraya girişlerin ağustos sonuna kadar ücretsiz olacağını duyurdu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

“Sevgili İstanbullular, kültür ve sanat camiamızın kıymetli mensupları, çok değerli misafirler, sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Bu anlamlı ve önemli açılış merasim vesilesiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Davetimize icabet ederek heyecanımızı, gururumuzu paylaştığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bugün şairin ifadesiyle bir semtini sevmenin bile bir ömre bedel olduğu güzel İstanbul’umuzun en güzel tarihi eserlerinden birinin açılışını yapmak üzere bir aradayız. Milli Saraylar Başkanlığımızca yürütülen 6 yıllık titiz bir restorasyon ve tefriş çalışmalarının neticesinde ecdat yadigârı Yıldız Sarayı’nı ihya ettik. Şehrimizin simgelerinden olan Yıldız Sarayı, bugünden itibaren kapılarını halkımıza ve dünyanın dört bir yanından gelecek ziyaretçilerine açıyor.

Tekrar eski görkemine ve güzelliğine kavuşturarak milletimizin istifadesine sunduğumuz Yıldız Sarayımızın hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Bugün yaşadığımız mutlulukta pek çok hocamızın ve uzmanımızın alın teri, yürek teri vardır. Şayet onların emeği, birikimi ve fedakârane gayretleri olmasaydı, bu güzel eser tekrar eski görkemine kavuşturulamazdı. Sözlerimin hemen başında bu kardeşlerime teşekkürü bir borç biliyorum. Yıllarca örselenmiş, hırpalanmış, ihmallerin kurbanı olmuş bu eserin 6 yıllık özverili bir çalışmayla yeniden ülkemize kazandırılmasına vesile olan Milli Saraylar Başkanlığımıza, Sayın Başkan ve ekibine, Sayın Bakanımıza, özellikle teşekkür ediyorum.

Milli Saraylar Bilim Kurulu Başkanı, saygıdeğer hocam Profesör Doktor Saadettin Ökten Beyefendi’ye ve kurul üyelerine, en kalbi şükranlarımı iletiyorum.

Yıldız Sarayı’nın yeniden ihyasıyla birlikte İstanbul’umuzun tarihi, kültürel ve turistik cazibesinin daha da artacağına inanıyorum. Kıymetli misafirler, az önce Milli Saraylar Başkanımız Yıldız Sarayı’nın tarihi serencamına dair bilgileri bizlerle paylaştı. Gerek mimari gerek sanatsal gerekse tarihi özellikleri bakımından nadide bir eser olan sarayın inişli çıkışlı geçmişini hep beraber dinledik. Şunun öncelikle vurgulanması gerekiyor. Burası asla sıradan bir eser, sıradan bir yapı değildir.

200 yıllık tarihiyle Yıldız Sarayı, Osmanlı’nın en sancılı yıllarına bizzat şahitlik etmiştir. Biliyorsunuz Yıldız Sarayı Sultan II. Abdülhamit’le özdeş hale gelmiştir. Ancak sarayın geçmişi Sultan III. Selim’in Mihrişah Valide Sultan için 1805’te yaptırdığı kasra kadar gitmektedir. Bu kasırdan günümüze sadece iç bahçedeki çeşme kalmıştır. II. Mahmut da burayı yeni ordunun askerlerinin talimlerini izlemek için kullanmıştır. Yıldız Sarayı’na asıl hüviyetini kazandıran ise Abdülhamit Han olmuştur. Sultan Abdülhamid’in tahta geçtikten kısa süre sonra maiyetini ve haremini Dolmabahçe Sarayı’ndan Yıldız’a nakletmesiyle birlikte artık burası kasır değil Yıldız Sarayı olarak anılmaya başlanmıştır.

Üstat Necip Fazıl’ın 36 Türk hükümdarı arasında belki en büyüğü olarak tarif ettiği Sultan II. Abdülhamit 33 yıl boyunca 1909 darbesine kadar devleti buradan yönetti. Osmanlı’nın en muhataralı 33 yılına tanıklık eden Yıldız Sarayı Devlet-i Aliyye’ye yönelen yıkma girişimleri karşısında direnişin de sembolü oldu. Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe’den sonra payitahtın idari merkezi olarak kullanılan İstanbul’daki üçüncü merkez burasıdır.

Yıldız Sarayı’nın ayırıcı vasfı yönetim merkezi olarak kullanılmasıdır. Mimari açıdan Yıldız Sarayı, çağdaşı olan yapılardan ayrı özellikler taşır. Sahil saraylarından farklı olarak burası şehir içinde şehir diyebileceğimiz özgün bir mimariye sahiptir. Marangozhaneleri, mutfakları, ahırları, eczanesi, fabrikaları, savunma birimleri, resmi daireleri, sebze ve meyve bahçeleri, kütüphanesi, müzesi, silahhanesi ve tiyatrosuyla Yıldız Sarayı alışılagelmiş saraylardan ziyade kendi kendine yeter bir şehri andırır.

Sultan II. Abdülhamit döneminde sarayda ve mücavirinde sultanın aile efradıyla birlikte toplam 12 bin kişinin yaşadığı rivayet ediliyor. Zerafeti, sadeliği, tabiatla uyumu, birbirinden ayrı köşklerden oluşan mimarisi ve Türk saray bahçeleri geleneğinin son örneği olan has bahçesiyle Yıldız Sarayı gerçekten nadide bir eserdir.

Yıldız Sarayı’nın Milli Mücadele tarihimizde de özel bir yeri bulunuyor. Gazi Mustafa Kemal Bandırma vapuruyla yola çıkmadan bir gün önce buraya gelmiş ve Sultan Vahdettin’le görüşmüştür. Gazi Mustafa Kemal o tarihi görüşmeyi şöyle anlatır: “Yıldız Sarayı’nın ufak bir salonunda Vahdettin’le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Salonun Boğaziçi’ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu. Birbirine paralel hatlar üzerine düşman zırhlıları, bordalarındaki toplar sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuş. Vahdettin, hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı. ‘Paşa, paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir ve tarihe geçmiştir. Bunları unutun. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, paşa! Devleti kurtarabilirsin.'”

Bunun üzerine Gazi Mustafa Kemal, Sultan Vahdettin’e şu cevabı verir: “Merak buyurmayın efendimiz, nokta-i nazarı şahanenizi anladım. İrade-i seniyeleriniz olursa hemen hareket edeceğim.” ‘Muvaffak ol’ Hitabına mazhar olduktan sonra huzurdan çıktım, ayaklarımızın patırtısını işittirmeden saraydan uzaklaştık.

Değerli misafirler, biz hazine değerindeki eserlerinin kıymetini çok iyi bilemeyen bir milletiz. Kimi ülkeler 100-150 yıllık tarihi varlıklarına büyük özen gösterirken, geçmişi çok daha eski, nice kültür varlığımıza sahip çıkamadık. Özellikle tarihimizin bir dönemine damgasını vuran reddi miras anlayışı bizlere gerçekten çok ağır bedeller ödetti. Bu zihniyetin gadrine uğrayan sembollerden biri Yıldız Sarayı oldu.

Burası da yıllarca ihmal edildi. Örselendi, hoyratça kullanıldı. Saray Külliyesi’ni oluşturan binaların çoğu adeta talan edildi. Bunlarla birlikte yakın tarihe ışık tutacak olan birçok eser, obje, eşya da maalesef ya yakılmış ya kırılıp dökülmüş ya da haraç mezat satılmıştır. 1920’li yılların sonunda Merasim Köşkü’nün bir süre kumarhane olarak işletilmesi, Saray’ın maruz kaldığı hoyratlığın örneklerinden biridir.

Zamanın belediye yetkililerince sırf turistlerin ilgisine mazhar olabilmek adına Yıldız gazinoları projesi hayata geçirilmiştir. İtalyan bir şirket tarafından işletilen kumarhane, bir yıl sonra kapatılmıştır. Bakınız, sadece Yıldız Sarayı değil, milletimizin tarihinde ve hafızasında iz bırakan birçok obje de bu kadir bilmezlikten payını aldı. Gazi Mustafa Kemal’in ömrünün son aylarını geçirdiği Savarona yatının hangi skandallarla gündeme geldiğini hepimiz hatırlıyoruz. Gazetelere de yansıyan ahlaksızlık hadisesinden sonra süratle harekete geçtik ve Savarona yatını devraldık. Titiz bir çalışmayla Savarona’yı restore ettirdik ve kısa bir süre sonra inşallah restorasyonu bitiyor. Ardından olması gerektiği şekilde misafir devlet ve hükümet başkanlarını ağırlamak için inşallah kullanmaya başlıyoruz.

Bunu bile eleştirenler, akla hayale gelmedik iddialarda bulunanlar çıktı. Oysa lafa gelince Atatürk konusunda mangalda kül bırakmayanların çürümeye terk ettiği Savarona yatına sahip çıkan yine biz olduk. Aynı durum, pek çok tarihi eser, yapı ve obje için de geçerlidir. Birileri Cumhuriyet’in arkasına saklanıp Osmanlı karşıtlığı yaparken biz hiçbir zaman ayrım gözetmeden tarihimizin tüm dönemlerini kucakladık.

Tarihe vefa, geçmişe saygı anlayışıyla ülkemiz ve yurt dışındaki ecdat yadigârı eserlerimizi yeniden ayağa kaldırdık. Vakıflar Genel Müdürlüğümüz vasıtasıyla 2002’den bu yana yaklaşık 6.000 vakıf kültür varlığının restorasyonunu veya onarımını gerçekleştirdik. TİKA aracılığıyla gönül coğrafyamızın dört bir ucunda 120’nin üzerinde restorasyon çalışması yaptık. Milli Saraylar Başkanlığımız öncülüğünde de birçok başarılı proje yürüttük.

Beykoz Cam ve Billur Müzesi’nden Ankara Palas Müzesi’ne, Topkapı Sarayı’nda uzun yıllar kapalı kalmış uzun hazine koleksiyonu, kaftanlar koleksiyonu, hat eserleri koleksiyonu ve Mecidiye Köşkü ile Mukaddes Emanetler Dairesi’ne varıncaya kadar birçok eseri ihya ettik.

Değerli dostlar, şunu çok net ifade etmek isterim. Mazinin, aklının, ruhunun, estetik zevkinin nakşolduğu her bir değerimiz, milletimizin ezelden ebede uzanan yolculuğunun kilometre taşlarıdır. Restore ettiğimiz camileri, köprüleri, çeşmeleri, hanları, türbeleri, medeniyetimizin konuşan, yaşayan canlı hafızaları olarak görüyoruz. Bütün bu yenileme çalışmalarını, köklerimizle bağlarımızı güçlendirme çerçevesinde değerlendiriyor, Bu yüzden çok çok önemsiyoruz. Yıldız Sarayı’nı yeniden ayağa kaldırmak suretiyle de bunu yaptık. Hafıza mekânlarımızdan bir tanesini daha halkımızın istifadesine sunduk.

Saray’ın sadece taşlarını, duvarlarını, kaldırımlarını, mobilyalarını aslına rücu ettirmedik. Burayı aynı zamanda asli kimliğine uygun olan olarak kullandık. Cumhurbaşkanlığımız döneminde onlarca görüşmeyi, kabulü, zirveyi burada düzenledik. Birçok çalışmamızı burada yaparak aslında bu tarihi mekânı tekrar hayata döndürdük. Yaklaşık 6 yıllık çalışmalarımız neticesinde Yıldız Sarayı milletimizin her bir ferdinin gururla gezebileceği, gençlerimizin tarihimizin çok önemli bir bölümünü bizzat teneffüs edebileceği muhteşem bir müze olarak hizmet vermeye hazır hale geldi.

Milli saraylarımızı, milletimize açma hamlemizin en önemli halkasını, Yıldız Sarayı’nı halkamızla buluşturmak oluşturuyor. Bir diğer kaderine terk edilmiş tarihi eserimiz olan Edirne Sarayı’yla ilgili restorasyon çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah orayı da tamamlayıp ülkemize kazandıracağız. Bundan sonra da ecdadın emanetlerine sahip çıkmayı sürdüreceğiz. Türkiye Yüzyılı hedeflerine adım adım ilerlerken ecdadın mirasını koruyacak, ayaklarımızı binlerce yıllık medeniyet temellerimize sağlam basacak ve 21. yüzyılı Allah’ın izniyle Türkiye’nin yüzyılı yapacağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Açılışını yaptığımız Yıldız Sarayımız’ın şehrimize, ülkemize ve milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.

Ecdadımızın bize mirası olan bu güzel eseri, bugünden itibaren milletimize ve özellikle de sevgili gençlerimize emanet ediyoruz. Bu vesileyle bir kez daha cennet mekân Sultan 2. Abdülhamit Han’ı ve kahraman ecdadımızı rahmetle yad ediyorum. Restorasyonda emeği olan herkesi tekrar tebrik ediyor. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum ve bu vesileyle inşallah bugünden itibaren halkımıza açtığımız bu mekânı, önümüzdeki ayın sonuna kadar, bu ay dahil, önümüzdeki ayın da sonuna kadar ücretsiz olarak ziyarete açmış olacağız. Hayırlı olsun. Rabbim milletimize emanetine gözleriyle, gezerek, görerek sahip çıkmayı da nasip etsin diyorum.”

Ayrıntılar geliyor…

]]>
https://www.haber60.com.tr/yildiz-sarayi-6-yillik-restorasyonun-ardindan-ziyarete-acildi-giris-agustos-sonuna-kadar-ucretsiz-olacak/feed/ 0
Üniversiteli motokurye Ata’yı öldüren sanığa 24 yıl hapis, azmettirdiği ileri sürülen babasına beraat https://www.haber60.com.tr/universiteli-motokurye-atayi-olduren-saniga-24-yil-hapis-azmettirdigi-ileri-surulen-babasina-beraat/ https://www.haber60.com.tr/universiteli-motokurye-atayi-olduren-saniga-24-yil-hapis-azmettirdigi-ileri-surulen-babasina-beraat/#respond Fri, 12 Jul 2024 23:06:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=38976

BALIKESİR’de zincir restoranda motokurye olarak çalışan Ata Emre Akman’ı (20) bıçakla katleden tutuklu sanıklardan E.Ö. (17) 24 yıl hapis cezasına çarptırılırken, azmettirmekle suçlanan babası Orhan Ö. (39) ise beraat etti.

?Olay, 11 Mayıs’ta, Karesi ilçesi Karaoğlan Mahallesi Emir Sokak’ta meydana geldi. Zincir restoranda kurye olarak çalışan Balıkesir Üniversitesi Turizm Fakültesi Turizm Rehberliği Bölümü öğrencisi Ata Emre Akman’ı, sipariş dönüşü önünü kesen E.Ö., vücudunun 25 yerinden bıçakladı. Ata Emre Akman hayatını kaybederken, kaçan E.Ö. operasyonla yakalandı. E.Ö. ile oğlunu sakladığı iddia edilen Orhan Ö. gözaltına alındı. ‘Kasten yaralama’ ve ‘Tehdit’ suçlarından 6 ayrı suç kaydı bulunan E.Ö. ile babası, polisteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. E.Ö. tutuklandı, babası Orhan Ö. serbest bırakıldı, itiraz üzerine tekrar gözaltına alınıp tutuklandı. Öte yandan olay, yakındaki okulun güvenlik kameralarına yansıdı. Görüntülerde, Ata Emre Akman’ın vücuduna aldığı çok sayıda bıçak darbesiyle motosikletinin üzerine düştüğü görüldü. Ayrıca olaydan 1 hafta önce Ata Emre Akman’ın ailesiyle gittiği tatilden görüntüleri de ortaya çıktı. Akman’ın kameraya el salladığı, gitar çalıp, kız arkadaşıyla şarkı söylediği anlar da kameraya yansıdı.

BABA İÇİN DE İDDİANAME HAZIRLANDI

Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmayı tamamlayıp, cinayetle ilgili ilk iddianamesini E.Ö. için hazırladı. E.Ö. hakkında ‘Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme’ suçundan 18 yıldan 24 yıla kadar, ‘Ruhsatsız silah taşıma’ suçundan da 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istendi. Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı, E.Ö.’nün babası Orhan Ö. için de iddianame hazırladı. Orhan Ö. için ‘Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmeye azmettirme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.

BABADAN ‘ÖLDÜR’ TALİMATI

İddianamede; Orhan Ö.’nün dini nikahla yaşadığı Sultan Durmaz ile ayrıldıktan sonra Durmaz’ı sürekli rahatsız ettiği, işlediği başka suçtan hükümlü olarak bulunduğu İzmir Buca Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndan 2 Mayıs’ta izinli çıktığı belirtildi. Orhan Ö.’nün çıktıktan sonra Durmaz’ın yaşadığı evin önüne gelip, birilerinin başına bir iş geleceği yönünde tehdit ettiği de iddianamede yer aldı. Ayrıca E.Ö.’nün olaydan önce aradığı Durmaz’a babası Orhan Ö.’nün talimatıyla kendisini öldüreceğini söylediği belirtildi.

TANIK İFADELERİ DOĞRULADI

İddianamede; E.Ö.’nün, Orhan Ö.’nün ceza infaz kurumunda bulunduğu sürede Sultan Durmaz’a yönelik herhangi bir eyleminin bulunmamasına karşılık, Orhan Ö.’nün cezaevinden çıktığı dönemde, oğlunun Durmaz’ın evinin önüne gidip Ataman’ı öldürmesinin Orhan Ö.’nün ‘azmettirici’ olduğunu gösterdiği; olayla ilgili alınan tanık ifadelerin de bunu doğruladığına yer verildi. Bu iddianame de Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianameleri kabul eden Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi, açılan davaların birleştirilmesine karar verdi.

HASTANE KAYITLARINDA YOK

Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tensip zaptı düzenledi. Tensip zaptında mahkeme tarafından E.Ö.’nün, nüfus ve hastane kayıtlarına göre 24 Nisan 2007’de doğduğu belirtilerek, nüfusa ise 14 Ağustos 2009’da kaydının gerçekleşmesi hususu yer aldı. Orhan Ö.’nün düşük ve ölüm de dahil başka bir çocuğu olup olmadığının araştırılması istendi. Ayrıca Balıkesir İl Halk Sağlığı Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak 24 Nisan’da 2007’de topuk kanı alınıp alınmadığı soruldu. Yine E.Ö.’nün tüm hastane kayıtları hakkında mahkemeye bilgi verilmesi, 24 Nisan 2007 tarihi öncesinde herhangi bir kayıt bulunup bulunmadığı bilgisi istendi. Balıkesir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından mahkemeye E.Ö.’nün topuk numunesinin bulunmadığı ve anneye ait 2007 doğumlu bir bebeğin kayıtlarda olmadığı bildirildi.

İLK DURUŞMADA TASARLAYARAK ÖLDÜRMEDİĞİNİ SAVUNDU

Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 28 Haziran’da görülen davanın ilk duruşmasında sanıklardan E.Ö., Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlanırken; babası Orhan Ö., Ata Emre Akman’ın annesi Zuhal Akman, babası Erol Akman, Akman ailesinin avukatları katıldı. Balıkesir’de bir zincir restoranda motokurye olarak çalışan Ata Emre Akman’ı bıçaklayarak öldüren E.Ö., ilk mahkemedeki ifadesinde Ata Emre Akman’ı tasarlayarak öldürmediğini ileri sürdü. E.Ö., sözlerini şöyle sürdürdü:

“Olay günü 11 Mayıs’ta 13-14 tane bira içtim. Babam ile vakit geçirdik. Sonra arkadaşlarımın yanına gittim. Bira içtik. Babamlar geldi. Sonra eve gittik. Saat 23.30-00.00 arasıydı. Sultan ile evimizin arası 5-6 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Olay günü babamla Sultan ile ilgili hiçbir şey konuşmadık, sızdı kaldı. Sultan’ın küçüklüğünden beri bize yaşattıklarını düşünmeye başlayınca öfkelendim. Yanıma bıçağımı aldım ama amacım onun evini taşlamaktı. Giderken yoldan taş aldım. Sultan’ın yaşadığı binaya geldim. Genç motokuryeyi gördüm. Yanına gidip Sultan’ın evde olup olmadığını sordum. ‘Motorla mendil mi satıyorum görmüyor musun?’ dedi. ‘Sultan Durmaz’a mı geldin?’ deyince ‘Ebru Gündeş’e geldim’ dedi. ‘Neden beni tersliyorsun?’ dedim ve boğuşma oldu. Bıçağı bir kere salladım. Sonrasını hatırlamıyorum. Maktule 25 kere bıçak sallamışım. 25 kere sallasam da o gün neyin beni buna sevk ettiğini hatırlamıyorum. Olay öncesinde babam beni Sultan’a karşı doldurmadı. Babamın yönlendirmesi olmadı.”

‘SULTAN BANA TAKINTILIYDI’

E.Ö.’nün babası sanık Orhan Ö. ise ilk duruşmadaki ifadesinde, “Uzun süreli telefon görüşmesini oğlum değil, ben yaptım. Sultan’ın kızıyla görüştüm. Benden yardım istedi. Sultan bana takıntılıydı. 2010-2013 yılları arasında Sultan ile ilişkimiz oldu. Sonra gitti ve benim arkadaşlarımdan biriyle evlendi, kurtuldum diye sevindim. Ailemle yaşadığım eve ‘Çocuk hasta’ diyerek geldi. Sonra babam, Sultan’ı bıçakladı. Ben onu uzak tutmaya çalıştıkça bize yapıştı. Bu kadın şeytanın ta kendisi. Ben 10 yıldır suç işlemiyorum. Cezaevinden çıktıktan sonra bana yeniden ulaştı. Sultan’a karşı en ufak hakaretim yoktur. Sultan’ın çocuğumu karnında taşırken fuhuş yaptığını öğrendim” diye konuştu.

‘OĞLUMLA ASAYİŞ ŞUBE’DE KARŞILAŞTIK’

Orhan Ö., mahkemedeki ifadesinde olay gününü de anlattı. Orhan Ö., oğlu E.Ö. ile eve geldiğini ve direkt uyuduğunu söyledi. Olayı polisin eve gelmesiyle öğrendiğini söyleyen Orhan Ö., “Oğlumla da Asayiş Şube’de karşılaştık. ‘Ne istedin insanlardan? Kendini de yaktın beni de yaktın’ dedim. Üzerime atılanlar iftiradır. Ben Sultan’ı bu zamana kadar hiç bıçaklamadım” dedi.

Orhan Ö.’ye tanık ifadelerinde yer alan ve ‘Ben bu saatten sonra hiçbir şey yapmam, yaparsa da oğlum yapar’ sözlerinin sorulması üzerine bu cümleyi kurmadığını söyledi.

‘VİCDAN’ DİYECEĞİM AMA O DA İNSANLARA MAHSUS’

Duruşmada söz alan Ata Emre Akman’ın annesi Zuhal Akman da “Baba ve oğlu arasındaki ifadeler arasında çelişkiler var. ‘Vicdan’ diyeceğim ama o da insanlara mahsus. Biz oğlumuzun çalıştığını bile sonradan öğrendik. Çocuğumu canice öldüren şahıslardan şikayetçiyim” dedi.

Baba Erol Akman da “Davanın adı Ata Emre ama bu zamana kadar Ata ile ilgili hiçbir şey konuşulmadı. Adını dahi hatırlamadıklarım oğlumu canice katlettiler. En ağır şekilde cezalandırılmalarını istiyorum” ifadelerini kullandı.

SAVCI MÜTALAASINI VERDİ

Savcı mütalaasını verip, Ata Emre Akman’ı öldüren E.Ö. hakkında, ‘Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme suçu’ndan 18 yıldan 24 yıla kadar hapis cezası istedi. Ayrıca ‘Silah taşımak’ suçundan da 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası talep etti. Orhan Ö. için ise ‘Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmeye azmettirme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istedi. Savcılık, ayrıca haksız tahrik indirimi ve 62’nci madde kapsamında öngörülen takdir indiriminin uygulanmamasını, ceza verilirken asgari hadden uzaklaştırılması yönünde mütalaasını verdi. Akman ailesinin avukatları da hiçbir indirim uygulanılmamasını talep etti.

DAVANIN İKİNCİ DURUŞMASI BAŞLADI

Davanın karar duruşması bugün görüldü. Duruşmaya tutuklu sanıklar E.Ö. ve babası Orhan Ö., SEGBİS ile bağlandı. Duruşma salonunda Ata Emre Akman’ın annesi Zuhal Akman, babası Erol Akman ve kız kardeşi Duru Akman ile ailenin avukatları yerini aldı. Duruşma, ilk olarak geçen celsede dinlenemeyen tanıklardan Kurtuluş Şen’in SEGBİS ile ifadesinin alınmasıyla başladı. Şen, olaydan 1 hafta önce görüştüklerini ve Orhan Ö.’nün ‘Aslan gibi evlat yetiştirdim. Oğlum arkamdadır’ dediğini söyledi. Şen, ayrıca, Orhan Ö.’nün evde bir olay yapmayacağını belirterek, ‘Ne olacaksa evin önünde olacak’ dediğini anlattı.

SAVCILIK MÜTALASINI TEKRARLADI

Duruşma savcısı, ilk duruşmadaki mütalaası tekrarlandı. Ata Emre Akman’ın ailesinin avukatları ise cezanın üst sınırdan verilmesini talep etti. Akman Ailesi’nin avukatı İbrahim Erenci, mevcut infaz yasasıyla üst sınırdan ceza verilmesi halinde dahi E.Ö.’nün 3-5 yıl içinde çıkacağını belirtti. Mahkeme üyesi hakim ve mahkeme başkanından hukuk üretilmesini talep eden Erenci, “Birçok suç kaydı olan baba da oğlunun ne kadar ceza alacağını biliyor. 3-5 yıl ceza yatmasının ardından toplum için geri karışacak. Bu hususların nazara alınarak hukuk üretilmesini talep ediyoruz. Topluma ibret olacak bir cezanın, istinafta bozulmasına karşın emsal bir karar verilerek hukuk üretilmesini istiyoruz” dedi.

AZMETTİRİCİ OLDUĞUNU KABUL ETMEDİLER

E.Ö. ise babasının azmettirici olduğu yönündeki suçlamalarını kabul etmedi. E.Ö. ve babası Orhan Ö.’nün avukatları da aleyhlerinde olan suçlamaları kabul etmeyip, müvekkillerinin beraatlarını talep etti.

Verilen aranın ardından mahkeme heyeti, kararı açıklayıp, Balıkesir’de bir zincir restoranda motokurye olarak çalışan Ata Emre Akman’ı bıçaklayıp öldüren tutuklu sanıklardan E.Ö., 24 yıl hapis cezasına çarptırılırken; onu azmettirmekle suçlanan babası Orhan Ö. (39) ise beraat etti.

]]>
https://www.haber60.com.tr/universiteli-motokurye-atayi-olduren-saniga-24-yil-hapis-azmettirdigi-ileri-surulen-babasina-beraat/feed/ 0
Balıkesir’de Motokurye Cinayeti Davasının İlk Duruşması Yapıldı https://www.haber60.com.tr/balikesirde-motokurye-cinayeti-davasinin-ilk-durusmasi-yapildi/ https://www.haber60.com.tr/balikesirde-motokurye-cinayeti-davasinin-ilk-durusmasi-yapildi/#respond Fri, 28 Jun 2024 22:21:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=36398 Balıkesir’de motokurye üniversite öğrencisi Ata Emre Akman’ı bıçakla öldüren 17 yaşındaki sanık E.Ö. ile onu azmettirdiği öne sürülen babası Orhan Ö, tutuklu yargılandıkları davanın ilk duruşmasında savunma yaptı.

Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki ilk celsede, hakkında “tasarlayarak canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” suçundan dava açılan E.Ö, tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla ifade verdi. Hakkında “tasarlayarak ve canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmeye azmettirme” suçundan dava açılan sanık baba Orhan Ö, maktul Ata Emre Akman’ın babası emekli albay Erol Akman, annesi Zuhal Akman ve taraf avukatları ise duruşma salonunda hazır bulundu.

Savunmasını yapan E.Ö, kendisini babaannesinin büyüttüğünü belirtti. Sanık E.Ö, babasının önceden birlikte yaşadığı Sultan D. ile 2013’te çeklerinin çalınması nedeniyle anlaşmazlık yaşamaya başladıklarını iddia etti.

Sultan D’nin evini taşladığına dair hakkında şikayet bulunduğunu kaydeden E.Ö, “Ancak böyle bir eylem gerçekleştirmedim. Sultan’ın babamın beni yönlendirmesiyle kendisine küfrettiğim beyanları gerçek dışıdır. Sultan’la ilgili olarak babamla özel bir konuşma ya da görüşmemiz olmadı.” dedi.

Olay günü babası ve onun arkadaşlarıyla önce Edremit Körfezi’ne, ardından bazı lokantalara gittiklerini ifade eden E.Ö, gün boyu yaklaşık 20 bira içtiğini anlattı.

O gece 23.30 gibi babasıyla evlerine geldiklerini, onun sızıp kaldığını kendisinin ise balkonda sigara içtiğini dile getiren E.Ö, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sultan’ın kızı Hazel’in attığı mesajı gördüm. Sultan’ın sürekli olarak babama ve bana hakaret etmesi ve bizimle uğraşması aklıma geldi. Ben sürekli bıçak taşırım. Bunun üzerine masa üzerinde duran bıçağı alıp çıktım. Yolda elime taş da aldım. Alkolün etkisiyle bir kısmını düşürdüm, kalanları da bıraktım. Daha sonra binaya genç birinin girdiğini gördüm. Çıkışta bu şahsa Sultan’ın evine niye geldiğini sordum. Bana, ‘Motorla mendil satıyorum görmüyor musun?” dedi. ‘Sultan D’ye mi geldin?’ deyince, ‘Ebru Gündeş’e, Ebru Yaşar’a geldim.’ dedi. ‘Niye benimle tersleşiyorsun?’ dedim. Bu aşamadan sonraki kısımları hatırlamıyorum. Bıçağı bir defa salladığımı hatırlıyorum. Sonrasında elimdeki kanları gördüm. Giderken de bıçağı atmışım.”

Mahkeme başkanının, maktule 25 defa bıçak salladığını ve 15’inin isabet ettiğini söylemesi üzerine E.Ö, “Ben her ne kadar 25 defa bıçak sallamışsam da o gün o hisse beni neyin sevk ettiğini hatırlamıyorum.” yanıtını verdi.

E.Ö, 12 yaşından beri alkol kullandığını bildirerek, olay öncesi babasının kendisini Sultan D. ya da onun evine gelen kişilere yönelik bir yönlendirmesinin olmadığını sözlerine ekledi.

“Kendini de beni de yaktın”

Sanık Orhan Ö. de Sultan D. ile bir süre dini nikahlı yaşadıklarını, bir çocukları olduğunu ve ayrıldıklarını belirtti.

Sultan D. ile ayrıldıklarını, onun başka birisiyle evlendiğini ifade eden Orhan Ö, “Ondan kurtulduğumu düşündüm ancak bizi takıntı haline getirdi. Aramızda eskiye dayanan sürtüşmeler, bundan dolayı birden fazla dosya bulunmaktadır.” diye konuştu.

O gece eve döndüklerinde uyuduğunu kaydeden Orhan Ö, “Daha sonra polisler geldi. Karakolda kendisiyle karşılaştım. ‘Niye adama zarar verdin?’ diye sordum. ‘Kendini de beni de yaktın’ dedim.” ifadesini kullandı.

Maktulün annesi Zuhal Akman ise oğlunun Balıkesir’de öğrenim gördüğünü ve olayı sonradan öğrendiğini belirtti. Akman, “Kurye olarak işe başladığından sonradan haberdar oldum. Çocuğumu canice katleden sanıklardan şikayetçiyim.” dedi.

Baba Erol Akman, ifadelerde oğlu Ata Emre’nin adının geçmemesi nedeniyle sanıklara tepki göstererek, en ağır şekilde cezalandırılmalarını istedi.

Sultan D. ve diğer tanıkların dinlenilmesiyle devam eden duruşmaya ara verildi.

Bu arada, Ata Emre Akman’ın ailesine destek olmak amacıyla adliyeye gelen CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, motokuryeler ve çok sayıda kişi ise gelişmeleri takip ediyor.

Bağcıoğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, Akman’ın annesi ve babasına destek vermeye devam edeceklerini söyledi.

Akman ailesine hukuki süreçte her türlü desteği sağlayacaklarını dile getiren Bağcıoğlu, “Sevgili Ata’nın manevi huzurunda kendisine rahmet diliyorum. İnşallah adalet tecelli edecek. Duruşmada adaletin galip geldiğini göreceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.

Olay

Balıkesir Üniversitesi Turizm Fakültesi Turizm Rehberliği Bölümü öğrencisi 20 yaşındaki Ata Emre Akman, 5 gün önce motokurye olarak çalışmaya başladığı firmaya sipariş edilen pizzayı teslim için 11 Mayıs’ta Karesi ilçesi Karaoğlan Mahallesi Emir Sokağı’na gitmişti.

Pizzayı verdikten sonra sokağa park ettiği motosikletine doğru yürüyen Akman’ın yanına gelen E.Ö, üniversite öğrencisine bıçakla saldırmıştı. Akman olay yerinde hayatını kaybetmiş, kaçan E.Ö. polislerce yakalanmasının ardından çıkarıldığı hakimlikçe tutuklanmıştı.

Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, katil zanlısı E.Ö’ye “tasarlayarak canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi istendi. Sanık hakkında yaşının 18’den küçük olması nedeniyle “Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 14 yıldan 20 yıla, müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 9 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” maddesinin uygulanması talebinde bulunuldu.

İddianamede, Orhan Ö’nün ise “tasarlayarak ve canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmeye azmettirme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması ve alt soy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hali nedeniyle cezasının artırılması talep edildi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/balikesirde-motokurye-cinayeti-davasinin-ilk-durusmasi-yapildi/feed/ 0
Manisa’da on binlerce el şifaya uzandı https://www.haber60.com.tr/manisada-on-binlerce-el-sifaya-uzandi/ https://www.haber60.com.tr/manisada-on-binlerce-el-sifaya-uzandi/#respond Sun, 28 Apr 2024 22:09:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=29695 Manisa’da on binlerce el şifaya uzandı

Tarihi Sultan Camii’nin kubbe ve minarelerden 4 yıl sonra yeniden şifalı mesir yağdı

484’üncü Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali şifalı mesir macunlarının saçımıyla sona erdi

Saçım öncesi gerçekleştirilen festivalin kortej yürüyüşü karnaval havasında gerçekleştirilirken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel de hem kortejde hem de saçım töreninde yer aldı

7 ton mesir macununun saçıldığı festivalde saçım sırasında adeta izdiham yaşandı

MANİSA – UNESCO’nun Dünya Somut Olmayan Kültürel Miras Listesinde yer alan, pandemi ve deprem nedeniyle 4 yıldır yapılamayan 484. Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali, renkli görüntülere sahne oldu. Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Ayşe Hafsa Sultan tarafından yaptırılan Sultan Camisi kubbelerinden saçılan 7 ton mesir macununu alabilmek için on binlerce insan birbirleriyle yarışırken izdihama neden oldu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de festivale ilk kez genel başkan olarak katıldı.

Osmanlı tarihinde, 484 yıl önce Merkez Efendi tarafından 41 çeşit baharatın karışımıyla yapılan Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi, Yavuz Sultan Selim’in eşi Ayşe Hafsa Sultan’a şifa olan mesir macunu, coşkulu bir kutlama ile Sultan Camisi minare ve kubbelerinden halka saçıldı. 4 yıllık bir hasretin ardından karnaval havasında gerçekleştirilen kortej yürüyüşünün ardından Sultan Camisinin kubbe, minare ve çevredeki binalardan saçılan mesir macunlarından kapabilmek için on binlerce insan adeta izdihama neden oldu.

Mesir saçım töreni kortejle başladı

Manisa Hükümet Konağı önünde kortej yürüyüşü ile başlayan festivale, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa Valisi Enver Ünlü, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, AK Parti Manisa Milletvekilleri Mücahit Arınç, Tamer Akkal, CHP Manisa Milletvekilleri Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Bekir Başevirgen, CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, MHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, çevre illerin milletvekilleri, ilçe belediye başkanları, daire müdürleri, siyasi parti temsilcileri, çok sayıda ülkenin büyükelçisi, yabancı ülkelerin delegasyonları, halk oyunları ekipleri ve vatandaşlar katıldı.

Kortejde temsili Merkez Efendi, Hafta Sultan ve nedimeleri ile Manisa’da yetişip tahta çıkan temsili Osmanlı padişahları, şehzadeleri, yabancı ülkelerden gelen ekipler bulundu. Geniş güvenlik önleminin alındığı festivalde, mehter takımının marşları ile Mustafa Kemal Paşa Caddesi’nde ilerleyen kortej, Cumhuriyet Bulvarı güzergahında devam edip Sultan Camisi’ne ulaştı. Yabancı ülkelerden ve Türkiye’den katılan dans toplulukları kortej boyunca gösterileriyle festivale karnaval havası kattı. Protokol üyeleri, evlerinin balkonları ve yol kenarlarında toplanarak korteje eşlik eden halkı selamlarken, kortej sonunda Sultan Camisi önünde toplanan on binlerce kişi heyecanla mesir macunu saçımını bekledi.

Temsili Hafsa Sultan şifa dağıttı

Manisa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu oyuncularından seçilen temsili Hafsa Sultan ve nedimeleri ile temsili Merkez Efendi’nin mesir macunu saçılması için berat vermesinin ardından protokol üyeleri temsili Hafsa Sultan ile birlikte ilk mesir macunlarını halka saçmaya başladı. Sultan Camisi minare ve kubbelerinden çuval çuval mesir macunu halka saçıldı. Her sene olduğu gibi bu yıl da macunlardan kapmaya çalışan yüzlerce kişi ezilme tehlikesi geçirdi, izdiham yaşandı. Filistin bayraklarının da açıldığı saçım töreninde bazı vatandaşlar baygınlık geçirdi. Her festivalde olduğu gibi şemsiyelerini ve ceketlerini ters açarak mesir macunlarını ağaç veya elektrik direklerinin tepelerinde kapmaya çalışanlar da renkli görüntüler oluşturdu.

Onlarca mesir kaptı

Festivalde özellikle gençler mesir macunu kapabilmek için büyük bir mücadele verirken, Halil İbrahim Demirci, “Manisa’nın yerlisiyim. Dört yıldır mesirin olmasını bekliyordum. Sağ olsun 4. yıldan sonra Ferdi Zeyrek Başkanımız sayesinde oldu. 20-30 topladım. Savaştım, mücadele ettim” dedi.

Mesir macununun tarihi

Türkiye’de Kırkpınar yağlı güreşlerinden sonra en eski gelenek olan Mesir Festivali, 484 yıl önce ortaya çıktı. Amansız bir hastalığa yakalanan Yavuz Sultan Selim’in eşi, Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan, Sultan Camisi Külliyesi’nde idareci olarak görev yapan devrin ünlü hekimi Merkez Efendi’nin 41 çeşit baharatın karışımıyla hazırladığı mesir macunuyla şifa buldu. Hafsa Sultan, hastalığa şifa olan macunun her nevruz günü halka saçılmasını istedi. O günden sonra her yıl mesir macunu saçılarak bugün 484 yılı bulan bir gelenek haline geldi. Mesir macununun hazmı kolaylaştırıcı, kuvvet verici, cinsel uyarıcı, iştah açıcı, yorgunluk giderici, zehirli hayvanların zehirlerine karşı bağışıklık kazandırıcı özelliği yanı sıra birçok derde şifa olduğuna inanılıyor.

41 çeşit baharat

Şifalı mesir macunu içinde yer alan 41 çeşit baharat ise şöyle:

“Tarçın, karabiber, yenibahar, karanfil, çörek otu, hardal tohumu, anason, kişniş, zencefil, hibiskus, zerdeçal, Hindistan cevizi, rezene, kebabiye, sinameki, sarıhalile, vanilya, darı fülfül, kakule, havlıcan, hıyarşembe, safran, kimyon, çam sakızı, mürsafi, meyan balı, zulumba, limon kabuğu, portakal kabuğu, deve dikeni tohumu, keten tohumu, keçiboynuzu, udi hindi, ısırgan tohumu, akbiber, üzüm çekirdeği, hayıt tohumu, biberiye, funda yaprağı, melisa otu, karahalile.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/manisada-on-binlerce-el-sifaya-uzandi/feed/ 0
İstanbul’un fethine giden yolu açan cesur sultan: Yıldırım Bayezid https://www.haber60.com.tr/istanbulun-fethine-giden-yolu-acan-cesur-sultan-yildirim-bayezid/ https://www.haber60.com.tr/istanbulun-fethine-giden-yolu-acan-cesur-sultan-yildirim-bayezid/#respond Fri, 08 Mar 2024 21:00:39 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=17019 Osmanlı Devleti’nin 4’üncü sultanı, askeri idare gücü yüksek, halkına ve şehrine yaptığı hizmetlerle öne çıkan, Bursa’yı imar eden, Anadolu Hisarı’nı yaptırıp İstanbul’un fethine giden yolu açan Yıldırım Bayezid, vefatının 621’inci yılında anılıyor.

Babası 1. Murad’ın (Hüdavendigar), 1. Kosova Savaşı’nda 1389’da şehit edilmesinin ardından tahta geçen Bayezid’e, kararlarını hızlıca alıp hayata geçirmesi ve seri bir şekilde at kullanmasından dolayı “Yıldırım” lakabı verildi.

Anadolu Türk birliğinin sağlanması için çalışan ve birçok beyliği Osmanlı Devleti’ne katarak sınırlarını genişleten Bayezid, 1396’da “Orta Çağ’ın sonuncu büyük Haçlı Seferi” olarak da anılan Niğbolu Savaşı’nda, Avrupa devletlerinin ordularından oluşan Haçlı Ordusu’nu yenerek önemli bir zafer kazandı.

En büyük ideali İstanbul’u fethetmek olan ve Boğaz’a, öncelikle deniz yardımının kesilmesi gerektiği düşüncesiyle Anadolu Hisarı’nı inşa ettiren Yıldırım Bayezid, şehri defalarca kuşatmasına rağmen bu hedefine ulaşamadı.

Timur İmparatorluğu’nun kurucusu ve ilk hükümdarı Timur’la 1402’de karşılaştığı Ankara Savaşı’nda yenilerek esir düşen Yıldırım Bayezid, 8 Mart 1403’te 49 yaşındayken vefat etti.

Ulu Cami başta olmak üzere zaviye, medrese, imaret, han, köprü, darüşşifa gibi yapılarla kentin Bursa’nın silüetini oluşturan Sultan Bayezid’in türbesi, Yıldırım ilçesindeki Yıldırım Külliyesi’nde bulunuyor.

Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Doğan Yavaş, AA muhabirine, Yıldırım Bayezid’in askeri idare gücü yüksek, cesur ve hareketli bir kişiliğe sahip olduğunu söyledi.

Yavaş, padişahın tahta geçmesinin ardından 1. Bayezid olarak adlandırıldığını belirterek, “Daha sonra da özellikle Niğbolu Muharebesi’nde kale komutanı Doğan Bey’e yardıma gidip ‘Doğan’ diye seslenmesi, yıldırım gibi gidip gelmesi, ‘Yıldırım’ unvanı, mahlasını almasına birçok sebepten sadece biridir.” dedi.

Kısa ömrüne pek çok eser sığdırdı

Yıldırım Bayezid’in çok heyecanlı, atak ve ileri görüşlü olduğunu aktaran Yavaş, onun en büyük hayalinin İstanbul’u fethetmek olduğunu vurguladı.

Akçahisar olarak da bilinen Anadolu Hisarı’nı Yıldırım Bayezid’in inşa ettirdiğini, daha sonra Fatih Sultan Mehmed’in Rumeli Hisarı’nı yaptırdığını dile getiren Yavaş, şöyle devam etti:

“Bunlar bir plan, bir stratejinin devamı. Parça parça değil yani. Bursa’nın gelişimi de aynı bu şekilde. Onun planlarına bakıyoruz, inşa faaliyetlerine, daha şehzadeyken Mudurnu Külliyesi’ni yaptırarak başlıyor. Mudurnu Hamamı’na, Mudurnu Camisi’ne 20 metre çapında kubbe yaptırıyor. O dönem için 14. yüzyıl ortaları için çok büyük bir rakam. Zaten o zaman ‘Bu şehzade, ele avuca sığmaz’ diye söylemler başlıyor.”

Yavaş, Yıldırım Bayezid’in Anadolu ve Balkanlar’da önemli eserlerinin bulunduğunu, döneminde sadece Bursa’ya 47 yapı kazandırdığını bildirdi.

Atak, her tarafa koşturan, müdahale eden, devleti ayağa kaldırmaya çalışan sultanın bu eserleri bir araya getirmiş olmasına dikkati çeken Yavaş, “Önü arkası sağı solu Bizans ve surlarla çevrili bir coğrafyada sultanlık yapmak kolay değil. Bunca gaile arasında bu kadar eseri ortaya koyması hakikaten çok önemli.” ifadesini kullandı.

Osmanlı Devleti’ne mimari, sosyolojik ve ekonomik olarak pek çok şey katan Sultan’ın, 14’üncü yüzyılın son çeyreğinde muhteşem bir yapı olan Yıldırım Külliyesi’ni, daha sonra Ulu Cami’yi inşa ettirmesinin, eşsiz benzersiz bu eserleri ortaya koymasının hep en iyisini, en büyüğünü, en güzelini yapma idealinin birer yansıması olduğunu anlattı.

Yıldırım Bayezid’in özellikle eğitime büyük önem verdiğine değinen Yavaş, “Yazarlara, şairlere, bilim adamlarına çok büyük imkanlar tanıyor ve kendisinden sonra da zaten Tebriz’den büyük ustalar, bilim adamları gelip, gelişmekte olan Osmanlı Devleti’ne her türlü katkıyı sunuyorlar. Dolayısıyla Yıldırım Bayezid kendinden önce çizilen stratejiyi kendi yaradılışındaki o heyecan, o hareketlilikle biraz daha hızlandırıyor. Kısa ömrüne bu kadar eser sığdırması, devlete yaklaşık 4’te birden fazla toprak kazandırması zaman zaman bizi ‘Bu kadar erken vefat etmeseydi kim bilir daha neler yapardı?’ diye düşünmeye zorluyor.” diye konuştu.??????????????

]]>
https://www.haber60.com.tr/istanbulun-fethine-giden-yolu-acan-cesur-sultan-yildirim-bayezid/feed/ 0
Fatih Sultan Mehmet’in hayatını ele alan ‘Mehmed: Fetihler Sultanı’ dizisi başladı https://www.haber60.com.tr/fatih-sultan-mehmetin-hayatini-ele-alan-mehmed-fetihler-sultani-dizisi-basladi/ https://www.haber60.com.tr/fatih-sultan-mehmetin-hayatini-ele-alan-mehmed-fetihler-sultani-dizisi-basladi/#respond Wed, 28 Feb 2024 03:39:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=12957 Fatih Sultan Mehmet’in hayatını ele alan “Mehmed: Fetihler Sultanı” dizisi, TRT 1’de ekran yolculuğuna başladı.

Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen ilk bölüm izlemesine Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun’un yanı sıra dizinin oyuncuları ve teknik ekibi katıldı.

TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, gazetecilere, TRT olarak özel kanalların gerçekleştirmekte zorlanacağı projeleri yapmaya gayret ettiklerini belirterek, “Türkiye’nin kamu yayıncısı olarak tarihimizi, milli, manevi ve kültürel değerlerimize sahip çıkmayı, ecdadımızın kahramanlık hikayelerini anlatmayı, şerefli tarihimizin şanlı sayfalarını ekrana getirmeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz.” dedi.

Sobacı, “Mehmed: Fetihler Sultanı” projesine çok titizlikle hazırlandıklarına işaret ederek, şunları kaydetti:

“Uluslararası film platolarında tarihi yapıları aslıyla aynı şekilde inşa ettik. Dizimizin ilk bölümü için Mısır’ın en önemli platolarından biri olan Noor Cinema City’de günlerce çekim yaptık. Dizimizde önemli bir karakteri ifade eden Eyüp el-Ensari için Hollywood yıldızı Gassan’ı kamera karşısına geçirdik. Sadece ilk bölümünü çekmek 30 gün sürdü. 20 binden fazla kostüm üretildi. İstanbul’un fethini yeniden canlandırmak için 50 tane Osmanlı şahi topu, 50 tane Macar topu, 50 tane gemi topu üretildi. 500 kişilik dev bir sanat ekibi dekorları inşa etti. Dekorlar, aksesuarlar üç boyutlu modelleme ile özel olarak tasarlandı. Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmet Han’ın büyük zaferine yaraşacak bir yapıtı ortaya çıkarabilmek açısından çok büyük bir gayret sarf ettik. Biliyoruz ki bizim tarihimiz mücadele ve zaferler tarihi. Bizim tarihimizdeki en önemli zaferlerden biri İstanbul’un fethidir. Bu fetih dünya tarihi açısından bir dönüm noktası oldu.”

Türk dizileri 170’ten fazla ülkede 750 milyon kişiye ulaşıyor

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Batuhan Mumcu, dizinin Osmanlı Devleti’nin önemli zaferlerinden birine ışık tutacak olmasının büyük bir önem taşıdığını ifade ederek, arkasında büyük bir prodüksiyonun olduğunu ve TRT başta olmak üzere emeği geçen herkesi tebrik ettiğini dile getirdi.

Mumcu, Türk dizilerinin dünya genelinde büyük ilgi gördüğüne ve ABD’den Rusya’ya, Uzak Doğu’dan Latin Amerika’ya kadar 170’ten fazla ülkede yayımlanarak, yaklaşık 750 milyon kişiye ulaştığına dikkati çekti.

Türk dizi-film sektörünün, ihracatta dünyada ilk 3 ülke arasında yer aldığını ifade eden Mumcu, Türk dizilerinin satıldığı bölgelerde Türkiye’nin ve Türk kültürünün tanıtılmasında büyük bir rol oynadığını belirtti.

Mumcu, Bakanlık olarak sinema ve dizi film endüstrisinin gelişmesi ve nitelikli yapımların arttırılması amacıyla faaliyetlerine ve desteklerine yoğun bir şekilde devam edeceklerini söyledi.

“Özverili bir çalışma içerisindeyiz”

Oyuncu Sinan Albayrak da AA muhabirine, yapımda “Zağanos Paşa” karakterini canlandırdığını aktararak, “Gerçekten büyük bütçelerle, büyük hazırlıklarla hayata geçti. Hazırlığı biraz sıkılaştırmak zorunda kaldık yayına daha hızlı geçebilmek adına. Gerçekten çok özverili bir çalışma içerisindeyiz.” diye konuştu.

Fatih Sultan Mehmet’in omuz omuza savaş verdiği önemli bir karaktere hayat verdiğini ifade eden Albayrak, Zağanos Paşa’nın güvenilir, sağlam, sert ve disiplinli bir karakter olduğunu dile getirdi.

“Seyirciyi soluksuz bir macera bekliyor”

Oyuncu Ali Nuri Türkoğlu ise İstanbul’un Fethi’nin nasıl gerçekleştiğini tüm yönleriyle anlatan bir yapıma imza attıklarını vurgulayarak, “Şehzade Orhan gibi seyircimizi biraz kızdıracak, üzecek bir karakteri oynuyorum. Seyirciyi gerçekten soluksuz bir macera bekliyor. Seyirciyle beraber izlemeyi bekledim. Hepimizi çok heyecanlandıran bir iş oldu. Ben de izleyebileceğim işlerde oynamaya çalışıyorum.” dedi.

Çekimlerin keyifli ve zor geçtiğine de değinen Türkoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kolay olanın zevki yok zaten. Zor bir iş bu. Bol at sahnemiz var, zorlanıyoruz tabii. Kışı, çamuru, yağmuru var ama bir işi yapmak için eğer aşkla sarıldıysanız o iş zevkli hale geliyor. Biz inanın öyle özveriyle iki ekip çekiyoruz. Zamanla da yarışıyoruz. TRT seyircisi iyi projeleri hak ediyor. Son zamanlarda sorumlu yayıncılık meselesinin altını bu işlerle çiziyor.”

Yapımcılığını Eyüp Gökhan Özekin’in, yönetmenliğini Şafak Bal’ın üstlendiği dizinin oyuncu kadrosunda ayrıca Serkan Çayoğlu, Selim Bayraktar, Fikret Kuşkan, Tuba Ünsal, Kenan Çoban, Bülent Alkış, Seçkin Özdemir ve Esila Umut yer alıyor.

İlk bölümü yayınlanan dizinin birinci bölüm konusu ise şöyle:

“Şehzade Alaaddin’in beklenmedik ölümüyle sarsılan Murad Han, Bursa’ya çekilir. Yerine oğlu Şehzade Mehmed geçer. Mehmed, Avrupalı devletler tarafından toy gözükse de gerçekte durum farklıdır. Tahta çıkan Sultan Mehmed, ilk büyük mücadelesini Bizans’a sığınan ve destek alan Orhan’a karşı verecektir. Orhan, Mehmed’in genç ve toy olduğunu düşünerek onu alt etmek isterken, Mehmed tahtın sahibi olduğunu kanıtlamak için onunla mücadele etmektedir. Sultan Mehmed’in aklında bir düş vardır: Konstantiniyye’yi fethetmek. Bu hedefi gerçekleştirmek için vezirleri toplar. Ancak çevresindekiler Mehmed’in maksadını anlamazlar. Çandarlı’nın liderliğindeki bir grup, Konstantiniyye’nin alınmasının zor olduğunu düşünerek Mehmed’i ikna etmeye çalışır.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/fatih-sultan-mehmetin-hayatini-ele-alan-mehmed-fetihler-sultani-dizisi-basladi/feed/ 0