Hayvanların yaşatılması ve korunması amacıyla Yenişehir Kent Konseyi tarafından hazırlanan Hayvan Hakları Tutum Belgesi’ni imzalayan Başkan Özyiğit, Yenişehir Kent Konseyi Başkanı Belgin Gürağaç, Yenişehir Belediye Meclis üyeleri, mahalle muhtarları ve hayvanseverlerle Yenişehir Belediyesi Geçici Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’ni gezdi.
Bakımevinde devam eden çalışmalar hakkında katılımcılara bilgi veren Özyiğit, şunları söyleid:
“Bakımevimizi mart ayında hizmete açtık, kentimizde ihtiyaç vardı. Mersin Üniversitesi 15 bin dönümlük bu alanı bize tahsis etti. Şu anda 65 köpek ve 46 kediye ev sahipliği yapıyoruz. Mart ayından bu yana 380 kedi ve 20 köpeği kısırlaştırdık. Burada birlikte yaşadığımız canlıları doğru ortamda yaşamlarını sağlıyor ve sahiplendiriyoruz. Bu çalışmaları yapmamızda bize destek olan, bizleri teşvik eden gönüllülerimize teşekkür ediyorum.”
Yenişehir Belediyesi’nin hayvan bakımevinden sahiplenilen kedi ve köpeklerin bir yıllık mamalarını Yenişehir Belediyesi olarak karşılayacaklarını söyleyen Özyiğit, şöyle devam etti:
“Sahiplenilen kedi ve köpeklerin bir yıllık mamaları Yenişehir Belediyesi tarafından karşılanacak”
“Sorumluluğu ortaklaştırmak adına teklifte bulunacağız. Sahiplenilen kedi ve köpeklerin bir yıllık mamaları Yenişehir Belediyesi tarafından karşılanacak. Biz hayvanların her şeyinden faydalanıyoruz. Onlar bizim çizgi filmlerimizde, onlar çocuklarımızın oyuncalarında, filmlerimizde. Ancak maalesef vicdanların kaldıramayacağı bir şekilde onlardan kurtulma noktasında bir çaba var. Muğlak biçimde sorumluluklar veren bir yasa maddesi ile karşı karşıyayız. Elbette ki yasalar halk için yapılır. Yasalarda yanlış teklifler de olabilir. Halk bunlara tavrını göstermeli ki yasa yapıcılar da bunlardan ders alsınlar ve buna göre davransınlar. Dolayısıyla bu hayvanlara doğru biçimde bakmak için herkesin sorumluluğunu bilmesi gerekiyor. Herkes sorumlu davranmalı, yerel yönetimlere de sorumluluk düşüyor. Biz de görevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Sadece bir ilçenin bir ilin değil herkesin sürece dahil olması gerekiyor. Doğru bir uygulama ile biz Türkiye’de sokak hayvanlarını sorun olarak değil, birlikte yaşamaktan mutluluk duyacağımız bir hale getirebileceğimizi biliyoruz. Buradan bir öneri getirmek gerekiyorsa kaynak mı yok? İşte o kitaplarda, dizilerde hayvan figürü kullanan kim varsa belli bir vergi ödesin. Oradan oluşacak vergi hayvanların bakımına ve rehabilitasyonuna kullanılsın. Bir hayvanın canını almak ile ilgili ne kendi vicdanımda ne de toplumunun vicdanında anılmak istemem. Sokak hayvanları sorununu yok saymıyoruz. Hepimize bir sorumluluk düşüyor. Sokak hayvanlarının rehabilite edilmesi, kısırlaştırılması, eğitilmesi ve sahiplendirilmesi konusunda çalışmamız gerekiyor.”
Belgin Gürağaç’tan Başkan Özyiğit’e teşekkür
Yenişehir Kent Konseyi Başkanı Gürağaç ise “Yenişehir Belediyesi bu bakımevi olanağı ile ülkemizin vicdanına uygun, kalıcı çözümler üretilmeye çalışıyor. Bu imkanı sağlayan ve tutum belgesini de imzalayacak olan Başkanı’mız Abdullah Özyiğit’e teşekkür ediyoruz. Kısırlaştır, aşılat ve yaşat bilinciyle hayvanların yaşatılması noktasında iş birliği içerisinde olacağız” dedi.
]]>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, sosyal hizmet tazminatlarıyla ilgili anlaşma sağlanamayan belediye çalışanlarına hitaben açıklama yaptı. Tugay açıklamasında ifadelere yer verdi:
“Bilindiği üzere Belediyeler ile bağlı kuruluşlarında işçi statüsü dışında istihdam edilen kamu görevlilerine, belediye ile yetkili sendika arasında imzalanacak sözleşmeyle aylık tutarı 4688 sayılı Kanuna göre yapılan toplu sözleşmede belirlenen tavan tutarı aşmamak üzere sosyal denge tazminatı ödenebilmesinin yasal dayanağı 375 sayılı KHK’dir. 2024-2025 yıllarını kapsayan 7.Dönem Toplu Sözleşmenin Yerel Yönetim Hizmet Koluna İlişkin Bölümün 1. Maddesinde bu tazminatın aylık tavan tutarı, en yüksek devlet memuru aylığının (Ek Gösterge dahil) yüzde 120’si olarak belirlenmiş olup, bugünkü tutarı yüzde 20 vergi dilimine göre; brüt 8.673,60 TL, net 6.873,31 TL’dir. 4688 sayılı Kanuna göre ise, bu tazminatın ödenebilmesinin ön koşulu, belediye başkanının konuyla ilgili yapacağı teklifin belediye meclisince kabul edilmesi, ardından da yetkili sendikayla sözleşme imzalanmasıdır. 4688 sayılı Kanunun belediye başkanı sıfatıyla şahsıma verdiği yetkiye dayanarak kapsam dahilindeki personele sosyal denge tazminat ödenmesi konusunda 13/05/2024 tarihli önergeyle Belediye Meclisi’ne teklifte bulundum. Bu teklif, Belediye Meclisi’nce, 4688 sayılı Kanunun 32. maddesindeki kriterleri sağlamak ve yürürlükteki kamu görevlilerinin geneline yönelik 7. Dönem Toplu Sözleşme ilke, esaslarına ve süresine riayet etmek koşuluyla kabul edilmiştir.
Görüldüğü üzere tarafıma verilen yetki, sınırları belirlenmiş bir yetkidir. Bu sınır ise yasalarla belirlenen koşullara uygunluktur. Yasaların ve dolayısıyla Belediye Meclisi’nin tarafıma vermediği ve veremeyeceği bir yetkiyi kullanamayacağım açıktır. Nasıl ki ben hiç birinizden yasalara aykırı bir işlem yapmanızı istemeyeceksem, sendikaların da benden yasal olarak yapamayacağım bir talepte bulunmaması gerekir. Şu ana kadar gerçekleşen iş bırakma ve benzeri eylemler belediye başkanı olarak şahsımın neden bu konuda bir risk üstlenemediğiyle ilgilidir. Mevzuatın öngördüğü limit üzerinde yapılan ödemeler nedeniyle daha önce af çıkarılmış olması, bunun tekrar yapılabileceğine ilişkin bir garanti içermemektedir. Siz de kabul edeceksiniz ki, böyle bir beklenti nedeniyle risk alınması da düşünülemez. Kişiler ya da kurumlar gerçekleşmesi halinde karşılayabileceklerini düşündükleri haller nedeniyle risk alabilirler. Belediyemizde yıl içinde gerçekleşen gelir, gider ve mallara ilişkin hesap ve işlemlerin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygunluğu Sayıştay tarafından her yıl denetlenmekte ve varsa kamu zararına yol açan hususların tespiti yapılmaktadır. Yasal sınırı aşan sosyal denge tazminatı ödemeleri nedeniyle sadece 2022 yılı Aralık ayı için tespit edilen kamu zararı tutarı 16.944.073,89 TL, 2023 yılının tamamı için hesaplanan kamu zararı tutarı ise 346.203.239,63 TL’dir.
Sayıştay’ca kamu zararının tazminine karar verilmesi halinde sorumlular, ilamda yer alan kamu zararını tek başlarına veya birlikte tazmin ile yükümlüdürler. İlamlarda müştereken ve müteselsilen sorumluluktan söz edildiğinden, Belediye Başkanı, harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlilerinden her biri, harcama birimi bazında oluştuğu belirtilen kamu zararından payları oranında değil, tamamından sorumlu tutulmaktadırlar. Buna göre Belediye Başkanı, sözleşmeyi imzalayan sıfatıyla harcama birimlerinin hepsinde sorumlular arasında yer aldığından, kamu zararının tamamından sorumludur. Daire Başkanları, harcama yetkilisi sıfatıyla Daire Başkanlığı bünyesindeki Şube Müdürlüklerinde oluşan kamu zararının tamamından, Şube Müdürleri (veya diğer görevliler) ise gerçekleştirme görevlisi sıfatıyla imza koydukları harcamalar nedeniyle oluşan kamu zararının tamamından sorumludurlar.
Sonuç itibarıyla, hem yasaların ve hem de Belediye Meclisi’nin tarafıma verdiği yetkiyi aşarak yasal sınırların üzerinde bir sosyal denge sözleşmesine imza koyduğumda, oluşacak sorumluluğun kapsamına sadece şahsım değil, harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisi sıfatıyla bunu uygulamak zorunda kalacak daire başkanları ve şube müdürleri de girmektedir. Sayıları 300’e yaklaşan bu arkadaşlarımın imza koymadıkları bir sözleşme nedeniyle gelirlerinin çok üstünde bir mali sorumlulukla karşı karşıya kalacak olmalarını, bir kamu yöneticisi ve bir insan olarak kabul etmem mümkün değildir. 5018 Sayılı Kanun’dan önce yürürlükte bulunan 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu’nda İta Amiri tüm sorumluğu üstlenerek yasaya aykırı bir ödemenin yapılmasını sağlayabiliyordu. 5018 sayılı Kanun üst yöneticiye böyle bir yetki vermediğinden istesem dahi çalışma arkadaşlarımın sorumluluğunu üstlenme olanağım bulunmamaktadır.
Öte yandan bir konuya daha dikkatinizi çekmek isterim; 4688 sayılı Kanunun 32. Maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ‘Yapılacak sözleşme, toplu sözleşme dönemi ile sınırlı olarak uygulanır ve sözleşme süresi hiçbir şekilde izleyen mahalli idareler genel seçimi tarihini geçemez. Mahalli idareler genel seçim tarihini izleyen üç ay içerisinde de toplu sözleşme dönemiyle sınırlı olmak üzere sözleşme yapılabilir. Bu sözleşmeye dayanılarak yapılan ödemeler kazanılmış hak sayılmaz.’ şeklindeki hüküm nedeniyle süresi sona eren toplu iş sözleşmesi hükümlerinin uygulanabilirliği kalmamıştır. Yetkili sendikanın yasal sınırlar içinde kalan bir sözleşmeyi imzalamaması halinde, ortada bir sözleşme olmamasından dolayı, mevcut sosyal denge tazminatı ödemesi de yasal dayanaktan yoksun kalmaktadır. En içten sevgilerimle.”
]]>10 Ekim davasında Mülkiye müfettişlerinin kamu görevlilerinin saldırıyı önlemek konusunda ihmallerinin olup olmadığına dair soruşturma başlatılmasını istenmiş ancak Ankara Valiliği soruşturmaya izin vermemişti. Konuyu istinafa taşıyan Murat Yılmaz’ın başvurusu “kesin” olarak reddedildi.
Öte yandan 10 Ekim’de yakınlarını kaybeden pek çok isim de olayda ihmali olduğunu ileri sürdükleri Ankara İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerini, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlilerini, Emniyet Genel Müdürlüğü mensuplarını, Kara Kuvvetleri Komutanlığının sınır güvenliğinden ve sorumlu yetkilileri, Jandarma Genel Komutanlığı yetkilileri ile İl Sağlık Müdürlüğü Görevlileri hakkındaki şiküyetlerini içeren dilekçeyi Cumhuriyet Başsavcılığına sunmuştu. Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı iddialara ilişkin olarak öncesinde verilen işleme konulmama ve işlemden kaldırma kararlarına dayanarak mükerrer nitelikte olduğunu değerlendirdiği dilekçenin işleme konulmamasına karar vermişti.
Bunun üzerine aralarında DİSK ve DİSK adına eski Genel Başkan Kani Beko, Genel İş Başkanı Remzi Çalışkan ve 10 Ekim Barış Derneği Başkanı Mehtap Sakinci’nin yer aldığı 9 başvurucu AYM’ye bireysel başvuruda bulundu. AYM, 10 Ekim Gar Katliamı’nda kamu görevlilerinin sorumluluğu olduğuna yönelik yapılan 9 bireysel başvuruyu birleştirerek karara bağladı. AYM, kamu görevlilerinin soruşturulmaması nedeniyle yapılan başvuruları “kabul edilemez” buldu.
“Anayasa mahkemesi kararı açıkça dayanaktan yoksundur”
10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu, AYM’nin kararına “açıkça dayanaktan yoksundur” başlıklı yazılı açıklama yaparak, tepki gösterdi. 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu’nun açıklaması şöyle:
“Anayasa Mahkemesi de devletin katliamdaki sorumluluğunu ortaya koyan delilleri inkar edenler ittifakına katıldı. 16 Mayıs 2024 tarihinde gerekçeli kararını açıklayan Anayasa Mahkemesi, 2016 yılında Mülkiye Müfettişlerinin raporuna rağmen kamu görevlileri hakkında soruşturmaya izin vermeyen valiliği, soruşturma açmayan Ankara savcılığını haklı buldu.
Anayasa Mahkemesi 9 grup altında incelediği başvuruda; yakınını kaybeden ya da yaralanan bir grup başvurucunun, sunulmuş bütün raporlara rağmen katliamda zarar gördüklerinin anlaşılamadığına, bir grup için hiç verilmemiş bir karara itiraz etmedikleri iç hukuk yollarının tüketilmediğine, Bir grup için olmayan bir hukuk yoluna başvurmadıkları için iç hukuk yollarının tüketilmediğine, doğrudan hedef alınan bir grup için hedef olup olmadıklarının kesin olmadığına, hayatını kaybedenlerin ölümlerinde sağlık hizmetinin gecikmesi ya da alana gaz sıkan polislerin sorumluluğunun olup olmadığının tam olarak anlaşılamadığı için ‘açıkça dayanaktan yoksun’ olduğuna gibi hukuka, mantığa ve vicdana sığmayacak bir karar verdi.
“Katilleri de koruyanları da unutturmayacağız”
Başvurudan 8 yıl sonra verilen, usulü olduğu iddia edilen ve açıkça gerçeğe aykırı gerekçelerle ‘kabul edilemez’ bulunan bu kararla başvurucuların mağdur olduğu inkar edildi, idari ve adli yargıdaki bütün aşamalar çarpıtıldı ve sonuç olarak 10 Ekim Ankara Katliamı, öncesi ve sonrası aklandı.
İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin, ‘katliamda sorumlulukları olduğu için haklarında ceza soruşturması başlatılmalı’ dediği Ankara Emniyet amirlerinin sorumluluklarının tartışılmasından kaçıldı. Katliamın istihbarını gizleyen, yeterli güvenlik önlemini almayan, insanları bile bile ölüme gönderen o amirler, bugün İçişleri Bakanlarının çete kavgalarında bir bir düşerken Anayasa Mahkemesi’nin bu ‘suya sabuna dokunmayan’ kararını biz ‘açıkça dayanaktan yoksun’ ve ‘kabul edilemez’ buluyoruz.
Hukuk mücadelemiz hakkın sahibi halkın nezdinde; Anayasa Mahkemesi’nin ‘mağdur olduklarının belirsiz olduğu’ nitelemesi yaptığı müvekkillerimizin gayretiyle sürüyor, sürecek. Devletin güç savaşlarından bize düşen kırıntılarla değil, tırnaklarımızla kazıyarak elde ettiğimiz gerçeklerle bütün sorumluları mahküm edeceğiz. Bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Katilleri de koruyanları da unutturmayacağız.”
]]>NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – Merkez Bankası (MB), Olağan Genel Kurul Toplantısı’nda konuşan hissedar Hasan İstemil, Merkez Bankası’nın enflasyonun hakkından gelemediğini, her gün başkan değiştiğini belirterek, “Bütün sorumluluk Merkez Bankası’na yüklenmiştir oysaki esas görevini yapmayan bakanlıklardır. Birinci derecede sorumlu olarak hükümeti ve bakanlıkları kabul ediyorum” diye konuştu. İstemil, Merkez Bankası’nın 818,2 milyar TL’lik zararına değinerek, “TCMB, 10 yılda bu zararı ancak kapatabilir” dedi. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, Merkez Bankası’nın geçen yıl için açıkladğı 818 milyar liralık zarara ilişkin olarak, “Faiz artırma döngüsüne giren ülkelerde Merkez Bankaları zarar edebilirler. Zarar etmiş olmanın Merkez Bankası’nın faaliyetine engel teşkil etmeyecek olmasıdır. Bizim bilançomuzda yer alan sermaye kaleminde sembolik bir tutardır” dedi.
Merkez Bankası 92. Hesap Dönemi Olağan Genel Kurulu, Başkan Fatih Karahan başkanlığında Ankara’da toplandı. Genel Kurul’a; Başkan Yardımcıları Hatice Karahan, Cevdet Akçay ve TCMB hissedarları katıldı. Açılış konuşmasını yapan Karahan’ın ardından hissedarlar da söz aldı.
TCMB’nin D sınıfı hissedarlarından Hasan İstemil, Merkez Bankası’nın 818,2 milyar TL’lik zararını, ancak 10 yılda kapatabileceğini vurgulayarak, ekonomi politikalarında ve enflasyonda esas sorumlunun hükümet, Hazine ve Maliye Bakanlığı olduğunu belirtti.
“MERKEZ BANKASI ZARARI DENETLEME KURULLARI TARAFINDAN YAZILMAMIŞ”
TCMB’nin zarar ettiğini fakat bunun denetleme raporuna yansıtılmadığını söyleyen İstemil raporu, “Denetleme raporuna göre Merkez Bankası 815 milyar zarar etmiştir. Banka faaliyet raporu açıkça ‘Bir zarar var’ diyor fakat denetleme kurulları bu zararı yazmamıştır. Yazılabilir olması kanaatindeyim. Ayrıca bu zarar 2018-2019-2020 ve 2022’nin son karı 93 milyondur. Bu karların ortalamasını alırsak Merkez Bankası bundan sonra her yıl kar yapsa bile 10 yılda bu zararı ancak kapatabilir” sözleriyle eleştirdi.
Faaliyet raporunda, “gıda ve alkolsüz içecekler grubunun, enerji, hizmet, temel mal fiyatlarının enflasyonu yükselttiğinin kaydedildiğine” işaret eden Hasan İstemil,”Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlamakla ilgili ‘enflasyonun sebebi gıdadır, enerjidir, temel fiyatlardır’ diyor. O zaman Merkez Bankası para politikaları araçları ile bunların hakkından gelemiyor demektir” diye konuştu.
“GÖREVİNİ YAPMAYAN MERKEZ BANKASI DEĞİL, HÜKÜMET VE BAKANLIKLARDIR”
Esas sorumlunun hükümet ve bakanlıklar olduğunu kaydeden İstemil, şöyle devam etti:
“O zaman ne yapmak lazım? Merkez Bankası gıda ile ilgili Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na, Enerji Bakanlığı’na, Ticaret Bakanlığı’na gereken uyarıyı yapması lazımdır. Bütün sorumluluk Merkez Bankası’na yüklenmiştir. Oysaki esas görevini yapmayan bakanlıklardır. Maliye Bakanlığıdır, belediyelerdir, fiyat denetimi yoktur. Merkez Bankası para politikaları araçları ile gördüğüm kadarıyla yaşadığımız kadarıyla enflasyon hakkından gelemiyor. Birinci derecede sorumlu olarak Merkez Bankası’nı kabul etmiyorum. Birinci derecede sorumlu olarak hükümeti ve bakanlıkları kabul ediyorum. Bu hususta Merkez Bankası yönetimi bunları uyarmalıdır, bunlarla toplantılar yapmalıdır.”
“HER GÜN BAŞKAN DEĞİŞİRSE BU İSTİKRAR NASIL SAĞLANACAK”
Merkez Bankası’nda başkan istikrarı sağlanamadan fiyat istikrarı sağlanamayacağına işaret eden İstemil, “Her gün başkan değişiyor. Her gün başkan değişirse bu istikrar nasıl sağlanacak? Merkez Bankası Kanunu’na göre daha önce başkanlar 5 yıl için seçiliyordu. Bunu düzenleyen 25. madde 2020 yılında kaldırıldı. Bu konunun da fiyat istikrarına etkisi olduğu kanaatindeyim” dedi ve Merkez Bankası başkan ve başkan yardımcılarının 5 yıllığına seçilmesi için önerge verdi.
“RAPORDA TCMB’NİN İSTANBUL’DA NE KADAR KİRA ÖDEDİĞİ YOK”
Merkez Bankası’nın İstanbul’a altyapı kurulmadan taşındığını söyleyerek durumu eleştiren İstemil, İstanbul finans merkez binasının yapılması gerektiğini, çünkü bankanın kira ödediğini vurgulayarak,”Ne kadar kira ödediği de Denetleme Raporu’nda yoktur. Genel gider içerisinde yuvarlak olarak gösterilmiştir” dedi.
KARAHAN, 818 MİLYAR LİRALIK ZARARA “SEMBOLİK TUTAR” DEDİ
Hasan İstemil’in Merkez Bankası’nın geçen yılki zararına ilişkin sözlerine Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, “Faiz artırma döngüsüne giren ülkelerde Merkez Bankaları zarar edebilirler. Zarar etmiş olmanın Merkez Bankasının faaliyetine engel teşkil etmeyecek olmasıdır. Bizim bilançomuzda yer alan sermaye kaleminde sembolik bir tutardır” diye yanıt verdi.
]]>
4 bin yıl önce Anadolu’da; baş asacı, sığır bakıcıları başı, pazarcılar amiri, bahçıvan, sofracı, kapıcı başı, hancı, çamaşırcı
Kültepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu:
“Bugün modern toplumda görebileceğimiz tüm meslek ve bürokratları, 4 bin yıl önceki Kültepe tabletlerinde yakalayabiliyoruz”
KAYSERİ – Kayseri tarihini 6 bin yıl önceye dayandıran arkeolojik bulgu ve belgelerin gün ışığına çıkarıldığı ve ‘Anadolu tarihini başlatan yer’ olarak bilinen Kültepe Kaniş-Karum Ören Yeri’nde bulunan tabletler, dönemin meslekleri hakkında da bilgiler veriyor. Kültepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu; 4 bin yıl önceki mesleklerin günümüzde görülebilecek meslekler olduğunu kaydederek; “Bugün aklınıza gelen her türlü meslekle ilgili sorumlu kişi var. İşçilerin başı, yağ üretiminden sorumlu kişilerin başı, tahıl üretiminden sorumlu insanlar, askerlerin başı, kapıcıların başı, çamaşırcı, marangozu, çömlekçi, aşçı, berber, rahip, dokumacı, kayıkçı, inşaat ustası, rehber, hancı ve müzisyenler de var” dedi.
Kayseri- Sivas karayolu üzerinde bulunan Kültepe-Kaniş-Karum Ören Yeri’nde Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu başkanlığındaki kazı çalışmaları Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle devam ederken, elde edilen bulgular tarihe ışık tutuyor. 6 bin yıllık köklü geçmişi olan Kültepe Kaniş-Karum Ören Yeri’nde kazı çalışmaları 75 yıldır aralıksız devam ederken, Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu; kazılarda yaklaşık 23 bin 500 civarında tablet ele geçirildiğini söyledi. Kültepe’nin ‘Anadolu tarihini başlatan yer’ olarak bilindiğini ifade eden Prof. Dr. Kulakoğlu; “Kültepe’de çıkan tabletler bildiğiniz gibi daha çok ticari içeriğe sahip belgeler. Bunlar; yapılan her türlü işlemi kayıt altına almışlar, yapılan ödemeler, alınan paralar, verilen mallar gibi aklınıza gelebilecek bugün herhangi bir şirket muhasebesinde bulunabilecek tüm kayıtlar tutulmuş. Bunlar çivi yazısı ile kil tabletlere kaydedilmiş. Gerektiği zaman da bunlar arşivlerde saklanmış. Kazılarda yaklaşık 23 bin 500 civarında tablet ele geçirildi. Bu tabletlerin okunduğu kadarıyla birçoğu tamamen ticari işlevlerle ilgili. Bunların yanında bazı hallerde sosyal konulara ilişkin belgeler de denk gelmekte. Bunlar arasında Kültepe için ‘Anadolu tarihini başlatan yer’ olarak biliyoruz” dedi.
Kazılarda bulunan tabletlerden bazılarının dönemin meslekleri ile ilgili de bilgiler verdiğini söyleyen Kulakoğlu, günümüzde akla gelebilecek mesleklerin 4 bin yıl önce de var olduğunu aktardı. Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu; “Gerçekten de bizim buradaki tabletlerle başlayan tarihi kapsam içerisinde uluslararası antlaşmalardan tutun da kral isimlerine kadar birçok belgeyi bu tabletlerde yakalayabiliyoruz. Bunlar arasında Anadolu için ilginç olan konulardan bir tanesi; net bir şekilde bir devlet olmanın, merkezi yönetim olmanın şartlarını gösteren belgeler de var. Bunlar hukuki belgeler, mahkeme kararları ya da sarayda görev yapan bürokratlar. Bürokrasi; devlet olmanın da vazgeçilmez öğesidir. Dolayısıyla Kültepe’de bulunan tabletlerden anlaşıldığı kadarıyla en az 50 civarında bürokrat isimlerinin geçtiği metinler var. Bu metinlerde hem sarayda görevli insanların unvanlarını öğreniyoruz, hem de bu dönemde yapılan mesleklerle ilgili de bilgi sahibi oluyoruz. Bunlar üst düzey bürokrat var, bunun yanında belli alanlardan sorumlu bürokratlar var. Örneğin şehir kapılarından sorumlu bürokrat var, aynı şekilde pazarcılar amiri olarak adlandırabileceğimiz unvana rastlıyoruz. 50’ye yakın unvan metinlerde geçmiş. Bunların yanında büyük bürokrat olarak olmasa da yine belli meslek gruplarının amiri diyebileceğimiz; sığır bakıcıların başı, oduncular ve keresteciler başı, baş asacı, harmanlardan sorumlu memur, depolar amiri, silahçılar başı, meyve bahçelerinden sorumlu memur, tellallar, bahçıvanlar, sofracılar gibi bugün aklınıza gelen her türlü meslekle ilgili sorumlu kişi var. İşçilerin başı, yağ üretiminden sorumlu kişilerin başı, tahıl üretiminden sorumlu insanlar, askerlerin başı, kapıcıların başı, çamaşırcı, marangozu, çömlekçi, aşçı, berber, rahip, dokumacı, kayıkçı, inşaat ustası, rehber, hancı ve müzisyenler de var. Neredeyse bugün modern toplumda görebileceğimiz tüm meslek ve bürokratları 4 bin yıl önceki Kültepe tabletlerinde yakalayabiliyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>(ANKARA) – Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan ve 51 kişinin ölümüne neden olan Gaziantep’in Nizip ilçesindeki Furkan Apartmanıyla ilgili hazırlanan yeni bilirkişi raporunda; “Statik Proje Müellifi’nin, Yapım Sorumlusu Müteahhidin, Teknik Uygulama Sorumlusu (TUS), Fenni Mesul, Şantiye Şefi’nin, Projesiz ve ruhsatsız olarak yapılan teras kat ilavesi ile zemin ve asma katlarda yapılan tadilat ve değişikliklerden sorumlu olan kişi veya kişilerin, belediyenin ilgili birimindeki yapı ruhsatlarında proje kontrollerinden sorumlu kişilerin asli kusurlu olduğu” belirtildi.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde, Gaziantep’in Nizip ilçesinde yalnızca Furkan Apartmanı yıkılmıştı. Nizip Cumhuriyet Başsavcılığı, iddianamede tutuklu sanıklar Eyüp Öğüt, Faik Öğüt, Nejdet Alpay, Yılmaz Şahin Yurtyapan, tutuksuz sanıklar Abdullah Devrim Sever, Hasan Hüseyin Sever hakkında “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan 15’er yıla kadar hapis cezası talep etmişti.
Son duruşmada mahkeme, firari sanıklar ve binanın müteahhitleri Abdullah Devrim Sever ve Hasan Hüseyin Sever hakkında kırmızı bültenle arama kararı çıkartılmasına karar vermişti. Mahkeme, ayrıca bilirkişi raporunun yetersizliği nedeniyle Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden yeni bilirkişi raporu talep etmişti.
ASLİ VE TALİ KUSURLULAR…
Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin 7 kişilik akademisyen heyeti tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda; “Statik Proje Müellifi’nin, Yapım Sorumlusu Müteahhidin, Teknik Uygulama Sorumlusu (TUS), Fenni Mesul, Şantiye Şefi’nin, Projesiz ve ruhsatsız olarak yapılan teras kat ilavesi ile zemin ve asma katlarda yapılan tadilat ve değişikliklerden sorumlu olan kişi veya kişilerin, belediyenin ilgili birimindeki yapı ruhsatlarında proje kontrollerinden sorumlu kişilerin asli kusurlu olduğu” kaydedildi. Raporda, belediyenin yapı kontrol ile diğer ilgili birimlerin tali kusurlu olduğu belirtildi.
ZEMİN ETÜT RAPORU YOKMUŞ!
Bilirkişi raporunda, “Furkan Apartmanı’nın proje aşamasında zemin raporunun olmadığı, statik proje içeriğinin yeterli olmadığı, temel boyutlarının yetersizliği, temel zemin emniyet gerilmesi yetersizliği ve kolon donatı alanı yetersizliğinin tespit edildiği” belirtildi. Raporda, apartmanın yapım aşamasında ise rölöve ve projedeki taşıyıcı sistem eleman sayısı ve boyut uyumsuzluğu ve donatı detaylandırması yetersizliğine işaret edildi. Ayrıca, Furkan Apartmanı’nın iş bitim aşamasında da proje ile uygulama arasında farklılık olduğuna vurgu yapıldı.
KOLONLAR KESİLMİŞ!
Raporda, şu tespitler yer aldı:
“Dosya kapsamında heyete gönderilen bütün raporlar ve kanıtları dikkate alındığında; taşıyıcı sistem elemanlarının bazılarının inşasında statik projeye göre kesit ve yerleşim aksı farklılıklarının olduğu, binanın taşıyıcı sistem elemanlarının inşasında donatı detaylandırma (entriye sıklaştırması, kanca, gönye vb.) yetersizliklerin olduğu kanaatine varılmıştır.
Dosya kapsamındaki heyete gönderilen bütün raporlar dikkate alındığında, binanın inşası tamamlandıktan ve kullanıma başlandıktan sonra zemin, asma ve teras katlarda projesiz ve izinsiz bir şekilde eklentilerin yapıldığı tespit edilmiştir. Heyete gelen bütün raporlar ve kanıtları ortak bir şekilde değerlendirildiğinde, S11 kolonunun bina inşası tamamlandıktan sonra kesildiği, bodrum katta bulunan S4A ve S5A kolonların inşa edilmediği, bu kolonların yan kısımlarında bulunan S3A ve S4A kolonlarının ise kaydırılarak inşa edildiği değerlendirilmiştir.”
“BİR ADET KOLONUN KESİLDİĞİ AÇIKKEN…”
Konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuşan mağdurların avukatı Mehmet Aykut Başderici, “Sürecin başından itibaren kusur durumu belli olmayan sanıklar hakkında en azından yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol talebimiz reddedildiği için şu anda sanıkların savunması mahkemece alınamamakta. Savunması alınmayan sanıklarla ilgili cezalandırmaya yönelik hüküm verilemeyeceği için kuvvetle muhtemeldir ki yakalama emri olanların dosyası tefrik edilecek ve diğer savunması alınanlarla ilgili karar verilecektir. Ancak firari kişilerin savunmasının alınmadan da diğer sanıklar hakkında hakkında karar verilmesinin uygun olmadığını düşünüyoruz.” dedi.
Kahramanmaraş’ta Ezgi Apartmanı’nda kolon kesen kişilere karşı “olası kast ile adam öldürme suçu”na yönelik iddianame düzenlendiğini hatırlatan Başderici, “Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden gelen bilirkişi raporlarında Furkan Apartmanı’nda bir adet kolunun kesildiği açık bir şekilde meydanda iken bilinçli taksirle adam öldürmeye yönelik cezalandırma istemek bizce usul ve yasaya aykırı olacak.” diye konuştu.
Davanın bir sonraki duruşması 26 Nisan’da görülecek.
]]>Guterres: “Daha fazla savaşı ne bölge, ne de dünya kaldırabilir”
NEW YORK – Orta Doğu’da gerilimi azaltmak için tüm ülkeleri sorumluluk almaya çağıran BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Daha fazla savaşı ne bölge, ne de dünya kaldırabilir” dedi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İran’ın İsrail’e düzenlediği saldırı sonrasında İsrail’in talebiyle acil toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda konuşan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Orta Doğu’nun uçurumun eşiğinde olduğunu belirterek, bölge halkının yıkıcı ve büyük bir çatışma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. “Şimdi gerilimi azaltma ve azami itidal zamanıdır” diyen Guterres, “Uçurumun kenarından geri adım atmanın zamanı geldi. Orta Doğu’da birden fazla cephede büyük askeri çatışmalara yol açabilecek herhangi bir eylemden kaçınmak hayati önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı. Sivillerin çatışmalar nedeniyle halihazırda en büyük bedeli ödediğine vurgu yapan Guterres, gerilimin daha da tırmanmasını önleme konusunda tüm ülkelerin ortak sorumluluk sahibi olduğunu ifade etti.
“Gazze konusunda ortak sorumluluğumuz var”
1970 yılında kabul edilen Dostça İlişkiler Bildirgesi’ni hatırlatan Guterres, güç kullanımını içeren misilleme eylemlerinin uluslararası hukuka göre yasak olduğunu söyledi. “Gazze’de derhal insani ateşkes sağlanması, tüm rehinelerin derhal ve koşulsuz serbest bırakılması ve insani yardımın engellenmeden bölgeye ulaştırılması konusunda ortak sorumluluğumuz var” diyen Guterres, “İşgal altındaki Batı Şeria’daki şiddeti durdurmak, Mavi Hat boyunca gerilimi azaltmak ve Kızıldeniz’de güvenli ulaşımı yeniden sağlamak konusunda ortak bir sorumluluğumuz var” şeklinde konuştu. Herkesin barış için çaba gösterme konusunda ortak sorumluluk sahibi olduğunu hatırlatan Guterres, “Bölgesel ve tabii ki küresel barış ve güvenlik her geçen saat zayıflıyor. Daha fazla savaşı ne bölge, ne de dünya kaldırabilir” ifadelerini kullandı.
ABD, İngiltere ve Fransa’dan İran’a kınama
ABD’nin BM Daimi Temsilci Yardımcısı Robert Wood ise İran’ı kınadı. BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a yönelik adım atması gerektiğini söyleyen Wood, “İran’ın pervasız davranışları sadece İsrail halkı için değil, Ürdün ve Irak gibi BM üyesi diğer ülke halkları için de tehdit oluşturmaktadır” ifadelerini kullandı. İran’ın Hizbullah ve Husiler gibi unsurları kullanarak uluslararası güvenliği tehdit ettiğini savunan Wood, İran’ın bölgede tansiyonu yükselten eylemlerinin yakından takip edilmesi ve İran’ın BM Güvenlik Konseyi nezdinde sorumlu tutulması gerektiğini ifade etti. İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward da İran’ı kınayarak Tahran’ın saldırılar dolayısıyla sorumlu tutulması gerektiğini söyledi. İsrail’e desteklerinin tam olduğunu yineleyen Fransa’nın BM Daimi Temsilcisi Nicolas de Riviere ise İran’ı şiddetle kınadıklarını kaydetti. Riviere, BM Güvenlik Konseyi nezdinde İran’ın sorumlu tutulması için çaba göstereceklerini vurguladı.
“Diplomatik misyona saldırı uluslararası hukuka aykırı”
Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia ise İsrail’in İran’ın Şam’daki diplomatik misyonunu hedef aldığını hatırlattı. Herhangi bir ülkenin diplomatik misyonuna saldırının uluslararası hukukun açıkça ihlali olduğunu ve savaş nedeni sayılacağını vurgulayan Nebenzia, bu konuyu BM Güvenlik Konseyi’nde gündeme getirdiklerinde kınama kararının ABD, İngiltere ve Fransa tarafından engellendiğini söyledi. Nebenzia, BM’nin İran ve İsrail’e yönelik tutumunda çifte standart olduğu görüşünü dile getirdi.
İran’dan meşru müdafaa vurgusu
İran’ın BM Daimi Temsilcisi Ali Kerimi Makam da BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail’in İran’ın Şam’daki diplomatik misyonunu vurmasına tepkisiz kaldığına dikkat çekti. Saldırının uluslararası hukukun açıkça ihlali olduğunu hatırlatan Makam, İran’ın meşru müdafaa hakkı çerçevesinde İsrail’deki askeri tesisleri hedef aldığını vurguladı. İran’ın hava saldırılarını şiddetle kınadıklarını belirten İsrail’in BM Daimi Temsilcisi Gilad Erdan ise İran’ı durdurmak için uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiğini savundu.
]]>3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar Ahmet Doğan, Atilla Öz, Ferhat Bülent Özer ve Tevfik Tepebaşı bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Tutuksuz sanıklar Lütfi T, Nebi K. ile müştekiler ve taraf avukatları duruşma salonunda hazır bulundu.
Tutuklu sanık Tevfik Tepebaşı, neyle suçlandığını ve suçunun ne olduğunu bilmediğini belirterek müteahhit olmadığını savundu.
Tepebaşı, üzerine atılan suçları kabul etmeyerek şunları kaydetti:
“Kooperatifin bütün evraklarını noter ile Ticaret ve Sanayi Odası dahil araştırmışlar. Benim bu kooperatifle ilgili yetkim ve sorumluluğum olmadığını tespit etmişlerdi. İddianamede belirtildiği üzere inşaat ruhsatında müteahhit bölümünün boş olduğu yöneticilerin müteahhit olmayacağı tespit edilerek benim müteahhit olmadığımı da doğrulamışlardır. İddianamede yine anladığım üzere mimar ve mühendisler inşaat ruhsatını imzalayarak çıkarmışlar, inşaatın projesini alırken beni kesinlikle karıştırmamışlardır. İnşaatın uygulama sorumluluğunu üzerine alan mühendis, inşaat ruhsatına imza atarak yapımını takip edeceğini taahhüt etmiştir. Yapım sürecinde de beni karıştırmamışlardır. İnşaatın her safhasının temelden itibaren belediyece denetlendiği benim bu safhada da yetkili ve sorumluluğum imzam olmadığı yine iddianamede belirtilmiştir.”
“Deprem çok şiddetli oldu” savunması
Depremin çok şiddetli olduğunu bununla birlikte Ebrar Sitesi bölgesindeki binaların yıkıma uğradığını dile getiren Tevfik Tepebaşı, “Bir kooperatif inşaatı 5 yıl sürmektedir. Ebrar Sitesi’nin tamamlanması 15 yıl sürmüştür. Bir kooperatif 1 yıl içerisinde ancak 3 blok yapabilir. ‘Kooperatifçe yapılan 11 blokun tamamını Tevfik Tepebaşı yaptı’ demek akıl ve mantık işi değildir. Yetki ve sorumlu olmadığım bir kooperatiften dolayı sorumlu tutulmam ve cezaevinde bulunmamın yasal olmadığına inanıyorum. Beraatimi talep ediyorum.” dedi.
Tutuklu sanık Ahmet Doğan, Ebrar Sitesi’nde çok sevdiği kişilerin öldüğünü söyledi. Savunması sırasında gözyaşlarına hakim olamayan Doğan, “Kayın babam tutukludur. Biz nereye kaçacağız. İki çocuğum üniversitede okuyor. 14 aydır çocuklarımı görmüyorum. Mahkemenin duruşunu bozmak istemiyorum ama ben hatamı anlayamıyorum. Yani tanık beyanlarına bakıyorum, delillere bakıyorum, projeye bakıyorum ve hatamı anlayamıyorum, bulamıyorum. Salondaki herkesten çok özür diliyorum. Aynı acıları yaşadığınızı çok iyi biliyorum. Tutuksuz yargılanmak istiyorum. Ben ve ailem 6 Şubat’tan beri halen enkaz altındayız.” diye konuştu.
Müştekilerden Elif Sarıkaya, Ebrar Sitesi L Blok’ta 7 yıl kiracı olarak oturduğunu, depremlerde 2 çocuğunu kaybettiğini, kendisinin de depremde yaralandığını ve tedavisinin halen sürdüğünü belirterek sorumlu kişilerden şikayetçi olduğunu söyledi.
Müştekilerden Zeynep Çivi de kardeşiyle birlikte enkazdan 4 gün sonra çıkarıldıklarını, psikolojik sorunlarının halen devam ettiğini dile getirerek sanıklardan şikayetçi olduklarını kaydetti.
Mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına, firari sanık Mustafa Timurbanga’nın yakalama emrinin devamına karar vererek eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı 23 Mayıs’a erteledi.
]]>Trabzonspor, Trendyol Süper Lig’in 31. haftasında deplasmanda karşılaştığı Konyaspor’u 3-1mağlup etti. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Trabzonspor Teknik Direktörü Abdullah Avcı, “Milli takım arası, 17 günlük bir aradan sonra oynanan maç. Her şeyden önce bir kere oyunu özlemişiz. Oyunu konuşup, oyunun içinde kalmayı, oyunu geliştirmeyi, oyuncuyu geliştirmeyi, saha içinde kalmaya ben ve ekibim devam ediyor olacağız. Bizim hedefimiz lig üçüncülüğü. Bunun için sonuna kadar sağlıklı bir şekilde mücadele ediyoruz. Özellikle oyuncuların son iki haftalık süreçte sadece biz değil tabii, Türk futbolunu da yakından ilgilendiren süreci, net bir şekilde yaşamış bulunuyoruz. Bunun için de oyuncularımızı net bir şekilde, bunun içinden çıkartıp, onların mutlu olduğu alanın saha, sahadaki oyun ve skor alabilmek olduğunu, motivasyon amaçlı birebir görüşmelerde bunları ifade ettik. Sonra da sahada ne yapacaklarına baktık. Bugün oyuna döndüğümüzde, Konyaspor hem şehir olarak hem de futbol kültürü olarak, tarihi olarak çok önemli bir futbol şehri. Bugün belki bulunduğu durum kadro kalitesi, oyun kalitesini göstermiyor ama buradan da sağlıklı biçimde çıkacaklar diye düşünüyorum. Oyundaki üstünlüğümüz son derece sağlıklı biçimde gidiyordu. Sonrasında harika bir vuruş, oyunun aslında senaryosu böyle birden değişti. Bundan sonraki süreçte Konyaspor topa daha fazla sahip oldu. Çünkü o sorumluluğu ve geride olduğu için bu riskleri alacaktı. Düzgün ayakları var. Topa da sahip olabiliyorlar. Bizim bu bölümde belki rakibe pozisyon vermedik ama bu bölümde, rakibi ikinci bölgede de beklerken, baskılarımızı daha sert, sırtında giderek rakibi daha çok geriye püskürtmemiz gereken yerde biraz da bu baskılardan uzak kaldık. İkinci yarıda yakaladığımız penaltı, rakip artık tamamen riskleri aldığı, kenar ortadan yaptığı pozisyonda da bir formasyon değişikliği yaptık orada. Top rakipteyken iki stoperin arasına soktuk. Sonra 5-4-1’e döndük. Kenar ortası çok fazla gelmeye başladı. Sonra Taxiarchis oyuna girip, harika bir vuruş yaptı. Bugün itibarıyla üçüncülük hedefi için, kazandığımız için son derece mutluyuz. Konyaspor, iyi bir takım. Bugün kazanmayı hak ettik. Harika goller oldu. Harika bir galibiyet oldu. Oyuncularımı tebrik ediyorum” şeklinde konuştu.
“Sorumluluk sahibi insanlar, sorumlu davranacaklar”
Abdullah Avcı, Trabzonsporlu futbolcuların golü bulduktan sonra oyunu soğutmaya çalıştığıyla ilgili soru üzerine, “Biraz evvel konuşmamın başında Abdullah hoca ve ekibi bu zamana kadar ki çok net bilmeniz lazım, oyun ve oyunun içinde kalıp, oyunu geliştirmek ve oyuncuyu geliştirmekle ilgili bir ifade kullandım. Bu süreç bundan sonra böyle devam edecek. Şöyle bir şey var. Bütün yaşanan olaylarla ilgili bunu söylüyorum ama bir hiçbir şekilde, bu bizde başlık veya manşet olmuyor. Futbolun bütün paydaşları; sizler, bizler, teknik adamlar, antrenörler, futbolcular, yöneticiler, başkanlar, dilimizi, üslubumuzu değiştirmediğimiz sürece kalbimizi, gönlümüzü de değiştiremeyeceğiz. Bu sorumluluk sahibi insanlar, sorumlu davranacaklar. Dillerimizi değiştirirlerse o zaman her şey daha güzel olacak. Bu oyunun, bu futbolun güzel ve geliştirmek ve iyileştirme yönü var. Her şartta futbol oynadık. Onun için ben bu tarafından bakıyorum. Bu bizim yaptığımız bir eylem değil. Bunu herkesin de bir şekilde destek olduğu, eylem midir denir, bir duruş mu denir ben o tarafıyla hiç ilgilenmedim. Bugün şöyle bakabilirim. Biraz evvel yayıncı kuruluşta söyledim. 17 gün sonra maç oynadık. 9 gün sonra bir maç daha oynayacağız. Bir futbol takımı için ritimler açısından, maç oynama açısından, oyundaki devamlılığı sağlamak açısından, sağlıklı bir durum değil. 26 günde iki maç. TFF, rica ediyorum, sezon başı planlamaları yaparken takvimler bunun üzerine dururlarsa bu son derece sağlıklı olur. Futbol, bizim için de, Konyaspor için de bir başkası için de doğru bir süreçtir. Şimdi 9 gün sonra bir maç daha oynarız kendi sahamızda. Dediğim gibi sorumluluk sahibi insanlar, dillerini, üsluplarını değiştirirlerse, bütün paydaşlar bu oyundan güzel faydalanabiliriz diye düşünüyorum” diye konuştu. – KONYA
]]>ANKA Haber Ajansı, CHP’nin sandık sonuçlarını ve oy kullanma günü yaşanacak tüm gelişmeleri takip edeceği dijital seçim takip ve çağrı merkezini görüntüledi. Okullardan, ilçe ve il seçim merkezlerinden Ankara’ya akacak on binlerce sandık sonucunu bir araya getirecek dijital takip merkezi dördüncü ve son tatbikatını ANKA Haber Ajansı’na açtı. Seçim gecesi hukuki itirazlar ya da parti örgütünün yaşayabileceği her türlü soruna karşı görev başında olacak çağrı merkezi için de CHP’nin Parti Meclisi toplantılarının yapıldığı salon organize edildi. Hem dijital takip üssü hem de seçim günü için yapılan tüm hazırlıklar hakkında ANKA Haber Ajansı’na bilgi veren CHP Genel Başkan Yardımcısı Pınar Uzun Okakın 31 Mart seçimleri için hiçbir eksikleri kalmadığını vurguladı. Çok deneyimli ve bu alada rüştünü ispat etmiş bir ekiple çalıştıklarını anlatan Okakın, “Sektörel deneyimi çok yüksek, seçim güvenliğinin dijital altyapısında oluşabilecek tüm alternatif tabloya hazırlık deneyimi de bulunan kimselerle, güçlü bir kadroyla büyük, özverili, eksiksiz bir çalışmayı hep birlikte inşa ettik. Bu konuda hiçbir şüphemiz yok” dedi.
31 Mart Yerel Seçimlerine artık saatler kaldı. CHP Genel Merkezi seçim sonuçları ve oy kullanma günü için yaptığı teknik ve teknolojik hazırlıkları tamamladı. CHP’nin dijital birimi, geçtiğimiz gün dördüncü ve son seçim gecesi tatbikatını gerçekleştirdi. ANKA Haber Ajansı, CHP’nin dijital üssünde yapılan dördüncü tatbikatı görüntüledi. CHP Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Pınar Uzun Okakın tatbikatı, partisinin seçim gecesi için hazırlık yaptığı dijital çalışmaları ve sandık güvenliği önlemlerini ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Pınar Uzun Okakın’ın açıklamaları şöyle:
“DÜNYANIN EN GÜÇLÜ, EN BÜYÜK VERİ MERKEZİYLE ÇALIŞIYORUZ”
Biz CHP olarak yerel seçim gündemine aslında hem Türkiye’nin hem toplumun hem siyasi partilerin büyük çoğunluğunun gündeminde yerel seçime dair alınması gereken önlemler yokken gerekli tüm önlemleri, aklınıza gelen, belki yaşanmayacak olan tüm felaket senaryolarına hazırlanmak üzere çok güçlü bir süreç inşa ettik. Dolayısıyla aslında yerel seçimlerin hem teknik hem insan gücü mobilizasyonu açısından, eş güdümlü çalışması gereken bu sistemini aylar önce kendimizi hazır vaziyete getirmek üzerine büyük bir çaba gösterdik. Neleri önemsedik? ve bu doğrultuda ne yaptık? Biz CHP olarak öncelikle teknik anlamda siyasi iktidarın elindeki güç kapsamında belki sistemlerimize yönelik saldırıları şiddetlenebilir düşüncesiyle alınması gereken tüm önlemleri aldık. Dünyanın en güçlü, en büyük veri merkeziyle çalışıyoruz. Yedeklemelerimiz, stres ve yük testlerimiz, penetrasyon sızma testlerimiz ve seçim günü oluşabilecek olası trafiğin bin katı ağırlığında bir yükü ne derece kaldırabiliyoruz diye düşündüğümüz tüm yönleri aslında aylar önce hazır vaziyete geldik. Yani biz bu seçim sürecine dijital anlamda aylar önce hazır vaziyette beklerken kendimizi bulduk.
“EKSİKSİZ BİR ÇALIŞMA İNŞA ETTİK. BU KONUDA HİÇBİR ŞÜPHEMİZ YOK”
Arada kalan zamanı ise çeşitli testlerin sayısını arttırarak tekraren ve tekraren, defaatle gerekli önlemleri alarak varsa bir güvenlik açığı -ki tespit ettiğimiz bir durum söz konusu olmadı- bunların üzerine gitmek, aynı zamanda örgütümüzle teknik yönümüzün entegrasyonu ve eş güdümlü çalışmasını kolaylaştıramayacak bazı durumlar tespit ettiysek örgütümüzün kullanımına daha kolay, daha anlaşılır, daha yenilikçi ve hızlı sunulması için gerekli tüm çalışmaları gerçekleştirdik. Günün sonunda çok deneyimli kadrolarla, bu alanda rüştünü ispat etmiş, sektörel deneyimi çok yüksek, seçim güvenliğinin dijital altyapısında oluşabilecek tüm alternatif tabloya hazırlık deneyimi de bulunan kimselerle, güçlü bir kadroyla büyük, özverili, eksiksiz bir çalışmayı hep birlikte inşa ettik. Bu konuda hiçbir şüphemiz yok. Bizim aslında şu an esasen odaklandığınız durum şu: Örgütümüz seçim günü çok büyük bir çaba sarf edecek. Okul sorumluları, okul bilişim sorumluları, kat sorumluları, sandık görevlileri, yedek sandık görevlileri, müşahitlerimiz, okul ve ilçe avukatlarımız ve bunun dışında tüm il ve ilçelerimizde gerek saha koordinasyonunda gerek seçim koordinasyon merkezlerinde görevi olan ancak seçim günü özellikle mobilize olması gereken ve çok önemli kritik görev rollerine sahip olan tüm yol arkadaşlarımızın seçim günü ortaya koyacağı performansı ve bu kolektif emeği hangi koşullarla güçlendirebilir, nasıl kolaylaştırabiliriz diyerek aslında biz CHP’nin yüz binlerce üyesiyle bu süreci her aşamada kendi sorumluluk alanlarımıza göre çok güçlü bir hazırlık gerçekleştirdik.
“OKUL BİLİŞİM SORUMLUSU ATAMALARINDA, CHP’NİN BUGÜNE KADAR GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ATAMALAR İÇERİSİNDE, REKORUMUZA ULAŞTIK”
Tüm bunlara ilaveten seçim tatbikatlarımız gerçekleşti. Seçim tatbikatı dediğimizde aklımıza gelmesi gereken şey şu: CHP, 31 Mart günü hem dijital hem de insan gücü eş güdümünü önemseyen ve bu uyumun önceden deneyimleyerek tatbik edilmesi gerektiğini fark eden bir siyasi parti. Dolayısıyla dedik ki ‘Yaptığımız test sayılarını arttıralım.’ CHP olarak Türkiye genelinde, 81 il 973 ilçede; okul bilişim sorumlularımızın, sandık sonuç girişi sorumlularımızın ve çağrı merkezi görevlilerimizin katılımıyla eş zamanlı, belli bir saat aralığı verdiğimiz bir seçim tatbikatı gerçekleştirdik. Seçim tatbikatlarımızın dördüncüsü ve sonuncusunu da Türkiye çapında gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bizi burada özellikle heyecanlandıran ve örgütümüzün emeğine çok müteşekkir olduğumuz bir konu var. Öncelikle okul bilişim sorumlusu atamalarında, CHP’nin bugüne kadar gerçekleştirdiği atamalar içerisinde, bu dönem daha üst seviyede atamayla hem rekorumuza ulaştık hem de katılım açısından Türkiye genelinde yüzde 100 sandığın sonucunu örgütünüzün hızlı, sahada verimli, efektif biçimde takip edip edemediğini veri giriş tatbikatlarımızda deneyimlemiş olduk. Bu açıdan da katılım doğrultusunda, yani henüz 31 Mart gelmeden evvel bu kuvvetli, büyük organizasyonun doğru inşa edebildiğimizi gördüğümüz bir süreç yaşadık.
“TATBİKATLAR SONUCUNDA ÇOK OLUMLU BİR SONUÇLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Seçim tatbikatlarımızın sonucunda özet tablo olarak çok olumlu bir sonuçla karşı karşıyayız. Bu da bizim için çok tarihi, kritik önemi olan yerel seçimlere giderken daha özgüvenli, seçim gününe dair daha az endişesi olan ve aynı zamanda CHP’nin her bir üyesinin sadece kendi oy hakkına, kendi ödevine, kendi görevine değil; bulundukları tüm lokallerde tüm vatandaşların oy hakkı ve seçim güvenliğine sahip çıkmaları açısından son derece önemli buluyoruz. Aslında seçim güvenliği dediğimiz husus, CHP bünyesinde çeşitli genel başkan yardımcılıklarımızın kendi uzmanlık alanlarında özel ve özverili çalışmalarıyla bir bütün halinde ilerliyor. Tabii burada şunu özellikle önemsiyoruz: Seçim öncesi, seçim günü ve seçim sonrası aşamalarımız için tüm zaman periyotlarını özel özel değerlendirip bu zaman dilimleri için gerek iletişim gerek örgüt yönetimi gerek dijital altyapı gerek hukuki güvenlik gibi pek çok değişkeni hesaba katarak gerçekleştirmemiz gereken tüm adımlar için alanda deneyimli, hem örgütümüz hem partimiz siyasi unsurları, aynı zamanda sürece katkı sunabilecek büyük bir kadroyla seçim sürecimize elbette hazırız.”
“OPERASYONEL BİR KRİZE ANINDA, TÜM VERİLERİ ÖRGÜTÜMÜZÜN TÜM UNSURLARIYLA PAYLAŞACAĞIMIZ BİR AĞ HER ZAMAN İŞLETTİK”
Uzun Okakın, “Seçim gecesi olası bir kriz durumunda, sandıktan bir alarm gelmesi durumunda CHP’nin izleyeceği yol nedir” sorusuna şöyle yanıt verdi:
“Sandıklardan gelen alarmın hukuki yönü olup olmadığını, sayısal veri işlemeye dair bir problem olup olmadığını kendi alanlarında, kendi ilçeler ve mahalleler, okullar, sandıklar düzeyinde takip edecek müşahitlerimiz, okul ve ilçe avukatlarımız, sandık görevlilerimiz, okul sorumlumuz, kat sorumlumuz, okul bilişim sorumlumuz; mümkün mertebe seçimin unsuru ve fiziksel olarak alanı haline gelen tüm yerlerde görevlendirdiğimiz partili yol arkadaşlarımızla sahada takip edeceğiz. Öte yandan sisteminizde bizim için bir uyuşmazlık tespit edilen, üç farklı kaynağın karşılaştırılması neticesinde aleyhte bir problemin tespit edilen herhangi bir yer için aynı zamanda genel merkezimizden, il başkanlıklarımıza ve ilçe başkanlıklarımıza eş zamanlı sunulan ekranlarda, gerek buradan kuracağımız özel temaslarla gerek de kendileri takip edebilecekleri özel ekranlarda sonuçların sağlıklı neticelenmesine engel teşkil edecek gerek hukuki gerek sayısal gerek herhangi bir okulda operasyonel bir krize dair tüm verilerin eş zamanlı ve eş güdümlü örgütümüzün tüm unsurlarıyla paylaşacağımız bir ağ her zaman işlettik.
“VATANDAŞLARIMIZIN HER BİRİNİN KULLANDIĞI OY HAKKININ HAKKANİYET ÖLÇÜSÜNDE TECELLİ ETMESİ İÇİN ÇABA GÖSTEREN BİR CHP GÖRÜYORUZ”
CHP, seçim dönemlerinde geçmişten elde ettiği tüm tecrübeleri bir sonraki seçimde daha eksiksiz, kusursuz ancak örgütün deneyiminin de sağlıklı işlediğini gördüğü, damıtılmış bir süreç yönetimine dair üzerine koyarak süreci yönetmeye mükellef. Çünkü seçim deneyimleri açısından CHP örgütü, bizim ülkemizde olduğu gibi demokrasi kavramının tartışmalı olduğu yerlerde, seçim güvenliğini sağlamakla mükellef birer özne hüviyetine kavuşuyor. Aslında arzu ettiğimiz siyasi düzen tabii ki bu değil. Ama biz bazen deriz ki ‘Alanında idealist bir çaba sergileyen, kendisini ülkenin aydınlık geleceğine adamış, çoğulculuk, demokrasi ve çağdaşlık gibi değerler çerçevesinde herhangi bir sorun hisseden, geleceğe dair endişesi olan tüm partililerimizle birlikte bizim normalde uygulamayacağımız ama ne yazık ki ülkemizde her seçim döneminde ve seçimler arası dönemde yanlış uygulamalara tanık olduğumuz bu süreçleri düzeltme, müdahale etme ve gereken neyse o sorumlulukları belirleyerek önceden dağıtmakla mükellef bir parti CHP. Dolayısıyla operasyonel anlamda sahada da tüm gün yorulacak ve yerel seçimlerin tüm Türkiye adına; sadece sonuçların CHP lehine olmasını önemsemeden, vatandaşlarımızın her birinin kullandığı oy hakkının hakkaniyet ölçüsünde tecelli etmesi için çaba gösteren bir CHP görüyoruz sahada.”
“YEREL SEÇİMLER, GENEL SİYASETTEN MEMNUN OLMAYAN EZİCİ BİR ÇOĞUNLUĞUN DENGE SAĞLAYABİLECEĞİ BİR ALAN”
CHP’li Uzun Okakın, seçmene şöyle çağrı yaptı:
“Biz sadece CHP olarak değil, halkımızın geneli olarak çok büyük bir toplamız. ve bizim gönlümüzden geçen, bize vicdani olarak doğru gelen, bize yerel yönetim anlayışı olarak doğru gelen herhangi bir partiye kullandığımız oy, yerel yönetim başarısı dendiğinde CHP ve CHP’nin adayları aklına aklımıza geleceği için lehimize sonuçlanacağını bildiğimiz, seçmenimizin vicdanına güvendiğimiz, adaylarımızın rüştlerini ispat ettiğine, süreç yönetimlerine güvendiğimiz bir yerel seçim süreci olarak karşımıza çıkıyor. O yüzden burada vatandaşımızın yapması gereken bir şey var. Bizim oy kullanma meselemiz tabii ki birey bazında; hem hakkınız hem ödevimiz hem görevimiz. Ancak bireysel olarak bu sorumluluğumuzu kişi kişi yerine getirirsek büyük bir toplamın güçlü bir parçası oluyoruz. O yüzden kimse ‘Benim bir oyum acaba önemsiz mi olacak’ düşüncesiyle sandığa gitmemezlik yapmamalı. Çünkü yerel seçimler, genel siyasetten memnun olmayan Türkiye’deki ezici bir çoğunluğun kentlerde, ilçelerde, illerde, belediyelerimizin tamamında aslında Türkiye’de adil olanı daha yükselterek Türkiye genelinde bir siyasi ve politik denge sağlayabileceği de bir alan.
“İSTERİZ Kİ VATANDAŞLARIMIZ SEÇİM GÜNÜ OY KULLANDIĞI SANDIĞIN SONUÇLARINI TAKİP ETSİN”
Dolayısıyla vatandaşımız oy kullanma hakkını ve ödevini yerine getirsin. Biz isteriz ki aynı zamanda seçim günü oy kullandığı sandığın sonuçlarını takip etsin. Eğer bir müşahit kartıyla bunu yapmak isterse bulunduğu ilçedeki ilçe başkanlıklarımıza ulaşsın ve müşahit kartını lütfen alsın. Okul önünde herhangi bir soruna müdahale etme gereği duyuyorsa, bu müşahit kartlarımız gerçekten oldukça önemli. Aynı zamanda vatandaşımızın da kullandığı oyun hakkaniyetli sonuçlandığına emin olması açısından yapması gereken ne varsa bizlere ortak olsun, bizlerle birlikte gerçekleştirsin. Biz seçim günü, onun tespit ettiği bir problemi gördüysek o sorunu daha güçlü çözebiliriz. Örgütümüzün güçlü ve büyük organizasyonuna ilaveten tüm vatandaşlarımızın eğilimi ne yönde olursa olsun, sandık güvenliğinin seçime dair endişesi varsa, bunun bir parçası olmasının aslında toplumun geneline katacağı şey çok fazla.
“BİR OYUN ÇOK FAZLA ÖNEMİ VAR”
Tüm vatandaşlarımızla büyük bir heyecanla yerel seçimleri bekliyoruz. Çünkü yerel seçimlerin bize ifade ettiği, anlam bir zarf, bir pusula, ‘seçim sonuçlandı, bakalım ne olacak’ değil. Yerel seçimlerin bizim için ifade ettiği anlam; rant için heyecanlananlarla, ‘Kentin öteki hisseden tüm kesimlerine ne yapabilirim’ diye heyecanlananlar arasındaki büyük bir fark. Dolayısıyla vatandaşlarımıza bu anlamda büyük sorumluluk düşüyor. Hep birlikte halkın bütçesiyle oluşan yerel yönetimlerin doğru kanallara aktarılmasını sağlayabilmek adına; ülkemizin tüm şehirleri, ilçeleri, kentleri açısından doğru politikaları birlikte uygulayabilmemiz için bir oyun çok fazla önemi var. O yüzden oyumuzu kullanalım. Örgütlerimizle 81 il, 973 ilçede organize olmuş biçimde sahadayız. Aynı zamanda ödevimizi önceden hazırlanmış ve oluşabilecek tüm felaket senaryolarını bilhassa çalışmış bir parti olarak sahadayız. Tüm vatandaşlarımızı hem oy kullanmaya hem de seçimin sonucunu partililerimizle birlikte takip etmeye özellikle davet ediyoruz.”
]]>HABER: MEHMET OFLAZ – KAMERA: BERKİN GÜLSOY
Kahramanmaraş merkezli depremlerde yakınlarını kaybeden vatandaşlar, kamu personelinin yargılanması için Ankara Ulus Meydanı’nda açıklama yaptı. Platform adına açıklama yapan Zeliha Ağırbaş, “Felaket olan deprem değil, sorumluluklarını yerine getirmeyenlerdir. Tüm sorumlular özellikle sorumlu kamu personeli yani denetimi yapmayan bakanlık çalışanlarından belediye çalışanlarına, düzgün ruhsatlandırma yapmayanlara, arama kurtarmaya gelmeyen AFAD yetkililerine, TSK’ya gerekli emri ve izni vermeyenlere kadar herkes olası kast ile adam öldürmeden yargılansın ve cezalandırılsın. Tekrar tekrar ölmek istemiyoruz! Sevdiklerimiz için ve aynı felaketler tekrar yaşanmasın diye adalet istiyoruz” dedi.
Adalet Peşinde Aileleri Platformu, Ankara Ulus Meydanı’nda 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri davalarında kusurlu bulunan kamu personelinin yargılanması için açıklama yaptı. TKP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ali Ufuk Arıkan, TKP Mamak Belediye Başkan adayı Asuman Alkoyak, TKP Altındağ Belediye Başkan adayı Hasan Rıza Çağdaş ve TİP Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci de depremzedelerin açıklamasına katılarak destek verdi.
Açıklamada, “Katiller taksirle değil olası kastla yargılansın”, “Sorumlu kamu görevlileri yargılansın”, “Lütfü Savaş yargılansın”, “Unutmadık, unutmayacağız” yazılı dövizler taşındı.
“ADALET NÖBETİ TUTUYORUZ”
Platform adına açıklamayı Malatya Kırçuval Otel’de milli voleybolcu oğlunu kaybeden Zeliha Ağırbaş yaptı. Ağırbaş, şunları söyledi:
“”Adalet Peşinde Aileleri Platformu, Adıyaman Isias Otel’de ve 11 ilde vefat edenlerin yakınları olarak buradayız. Bugün buraya gelerek bizleri yalnız bırakmayan siz değerli yurttaşlarımıza çok teşekkür ederiz. Bir yıldır beklediğimiz adalet sağlanmadığı için Ocak ayından beri adalet nöbeti tutuyoruz. 18 ilde eş zamanlı başladığımız nöbetin ikincisini Şubat ayı içerisinde deprem bölgelerinde gerçekleştirdik. Bugün de burada üçüncü nöbetimizi gerçekleştiriyoruz.
Türkiye’nin büyük bir kısmının deprem riski taşıdığı bilinen bir gerçektir. Bu haliyle depremin öngörülemez olduğundan bahsedilmeyecektir. Jeoloji ve deprem alanında yapılan araştırmalarda elde edilen veriler doğrultusunda idare deprem olacağı bilgisine sahiptir. Bilinmeyen tek şey depremin zamanıdır. Buna rağmen 6 Şubat ve 20 Şubat 2023 tarihlerinde peş peşe meydana gelen depremler büyük bir felakete dönüştü. Depremden önce alınmayan önlemler, yapılmayan denetimler sebebiyle büyük bir yıkım yaşandı. Yaşanan yıkımın ardından basiretsizlik ve özensizlik devam etti ve binaların altında kalan sevdiklerimizi arama ve kurtarma konusunda da yapayalnız kaldık.
“SEVDİKLERİMİZ ÖLÜME TERK EDİLDİ”
Bu süreçte 50 binden fazla canımız yaşamını yitirdi, yüz binlerce vatandaşımız yaralandı ve engelli hale geldi, milyonlarca kişi evsiz kaldı. 1 yıldan uzun süre geçti ama bu yönetememe hali hala devam ediyor. Hala depremde kaç kişinin öldüğü, kaç kişinin kayıp olduğu bile bilinmiyor. Yargılanmaların çoğu hala soruşturma aşamasında. Soruşturmalar toplumun öfkesini azaltmak amacıyla birkaç müteahhit ve yapı denetim sorumluları üzerinden yürütülüyor.
Elbette yıkılan binaları yapan, sevdiklerimizin ölümüne sebep olan müteahhitler ve yapı denetim sorumluları yargılansın. Ancak mevzuatlarımız açık binaların yapım aşamasında denetiminden, ruhsatlandırmadan sorumlu olan idaredir. Yine afet durumlarında arama-kurtarma çalışmalarını yürütmesi gereken idaredir. ve maalesef ülkemiz idaresi, yaşanan afette hiçbir sorumluluğunu yerine getirmedi. Yeterince denetim yapmadığı, uygun ruhsatlandırmalar yapmadığı için yıkılan binalarda sevdiklerimiz ölüme terk edildi.
“FELEKAT OLAN DEPREM DEĞİL…”
Tüm süreçten sorumlu olan idare ve idareye bağlı çalışan kamu personelleri iken tek bir kamu personeli bile yargılanmıyor. Soruşturma aşamasındaki dosyalar için hala İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma izni çıkmasını bekleniyoruz. Bu sırada yapılan haberlerde ‘asrın felaketi’ vurguları yapılarak depremde yaşanan kayıplar kadermiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bizler biliyoruz ki sevdiklerimizi, bunca insanı öldüren deprem değildi. Öyle olsaydı aynı deprem Kırgızistan ve Japonya’da da öldürürdü.
Felaket olan deprem değil, sorumluluklarını yerine getirmeyenlerdir. Tüm sorumlular özellikle kamu personelleri yani, denetimi yapmayan bakanlık çalışanlarından belediye çalışanlarına, düzgün ruhsatlandırma yapmayanlara, arama kurtarmaya gelmeyen AFAD yetkililerine, TSK’ya gerekli emri ve izni vermeyenlere kadar herkes olası kast ile adam öldürmeden yargılansın ve cezalandırılsın. Tekrar tekrar ölmek istemiyoruz! Sevdiklerimiz için ve aynı felaketler tekrar yaşanmasın diye adalet istiyoruz.”
“KATİLLER BU HALKA HESAP VERECEK”
TİP Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci de şöyle konuştu:
“Hayatını kaybeden on binlerce canın yakınlarının acısını paylaşıyor ve onların hak arayışında bu kararlı tutumlarının önünde saygıyla eğiliyorum. Yerel yönetimlere talip olmuş onlarca isimden biri olarak onların huzurunda söz veriyorum imar değişiklikleri için oynatılacak her kalemde rantı değil, kent halkını, canları düşüneceğiz. Kent suçlularını, deprem suçlularını yeniden belediye başkan adayı diye halkın önüne getirenlere karşı da şunu söylemek istiyoruz; gerçekten gün gelecek devran dönecek ve katiller bu halka hesap verecek.”
]]>Boşça, Erzincan’ın İliç ilçesinde toprak kayması sonucu meydana gelen maden kazasının hukuki boyutuna ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Özel hukuk bakımından maden sahalarında meydana gelen kazalarda işverenin tazminat sorumluluğunun doğacağına dikkati çeken Boşça, ceza hukuku bakımından maden kazalarına ilişkin özel bir suç tipinin Türk ceza yasalarında düzenlenmediğini aktardı.
Boşça, faillerin sorumluluğu bakımından TCK’nin yaralama ve öldürme suçlarına ilişkin hükümlerine gidilmesi gerekeceğinin altını çizerek, şöyle devam etti:
“Yapılacak kusurluluk değerlendirmesine göre taksirle veya kasten öldürme veya yaralama suçlarından sorumluluk meydana gelecektir. Fail olarak işverenin sorumlu olup olmadığı fail sıfatı aldıktan sonra sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve sorumluluğunun tespiti halinde verilecek ceza miktarının ne olacağı sorularının yanıtı, işverenin üstlendiği ödevleri gereği gibi yerine getirip getirmediğinin tespiti ile açığa kavuşacaktır. İşte bu nedenle işverenin işçiye karşı ne gibi sorumluluklar üstlendiği veya işçinin işverene karşı hangi sorumlulukları taşıdığının ortaya konulması, iş kazalarında fail ve kusurluluğun belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.”
Maden sahalarında meydana gelen kazalarda gerek özel hukuk yargılamasında tazminat boyutuyla, gerekse ceza hukuku yargılamasında kusurluluk boyutuyla değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Boşça, “TCK’nin 8’inci maddesi ve mülkilik (ülkesellik) ilkesi gereğince Türkiye’de işlenen suçlarda Türk kanunları uygulanır. Dolayısıyla faillerin hangi ülkenin vatandaşı olduğu somut olay bakımından farklılık arz etmemektedir.” ifadelerini kullandı.
Boşça, 6331 sayılı ?????? İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 25’inci maddesi kapsamında kazaların gerçekleştiği maden sahalarındaki işletmelerin durumunu değerlendirerek, “İşyerindeki bina ve eklentilerde, çalışma yöntem ve şekillerinde veya iş ekipmanlarında çalışanlar için hayati tehlike oluşturan bir husus tespit edildiğinde, bu tehlike giderilinceye kadar, hayati tehlikenin niteliği ve bu tehlikeden doğabilecek riskin etkileyebileceği alan ile çalışanlar dikkate alınarak, işyerinin bir bölümünde veya tamamında iş durdurulur. Ayrıca çok tehlikeli sınıfta yer alan maden, metal ve yapı işleri ile tehlikeli kimyasallarla çalışılan işlerin yapıldığı veya büyük endüstriyel kazaların olabileceği işyerlerinde, risk değerlendirmesi yapılmamış kimyasallarla çalışılan işlerin yapıldığı veya büyük endüstriyel kazaların olabileceği işyerlerinde, risk değerlendirmesi yapılmamış olması durumunda iş durdurulur.” dedi.
Maden ocağı soruşturmasında 6 zanlı tutuklanmıştı
İliç’e bağlı Çöpler köyündeki altın madeninin bulunduğu bölgede 13 Şubat’ta meydana gelen toprak kayması sonucu kaybolan 9 işçinin bulunması için çalışma başlatılmıştı.
Toprak kaymasına ilişkin soruşturmada, aralarında firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 6 zanlı tutuklanmış, şirketin Türkiye’deki müdürü C.D’nin de içinde olduğu 3 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
]]>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin, “Birinci önceliğimiz 9 işçi kardeşimize ulaşmak ve onları kurtarabilmek. Yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Bilmemiz gereken çok önemli bir konu var. Burası halen çalışan bir yapı. Yani belli alanlarda heyelan tehlikesi devam ediyor. Çok büyük bir toprak kütlesinden bahsediyoruz. Yaklaşık 10 milyon metreküplük bir toprak kütlesi. Bunu elimizde bir imkan olsa ve bugün kaldırmaya kalksak en az 400 bin kamyona ihtiyacımız var. Böyle bir büyüklükle karşı karşıyayız” açıklamasını yaptı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ile birlikte Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin bölgede basın açıklaması yaptı. Bayraktar, şunları söyledi:
“10 MİLYON METREKÜPLÜK BİR TOPRAK KÜTLESİ. BUNU ELİMİZDE BİR İMKAN OLSA VE BUGÜN KALDIRMAYA KALKSAK EN AZ 400 BİN KAMYONA İHTİYACIMIZ VAR”
“Birinci önceliğimiz 9 işçi kardeşimize ulaşmak ve onları kurtarabilmek. Yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Bilmemiz gereken çok önemli bir konu var. Burası halen çalışan bir yapı. Yani belli alanlarda heyelan tehlikesi devam ediyor. Bir kurtarma faaliyeti yaparken burada diğer arkadaşlarımızın zarar görmesini asla istemeyiz. Hiçbirimiz istemez. Çok dikkatli bir şekilde arama faaliyeti yürütüyoruz. Bu maalesef zaman alıyor. Çok büyük bir toprak kütlesinden bahsediyoruz. Yaklaşık 10 milyon metreküplük bir toprak kütlesi. Bunu elimizde bir imkan olsa ve bugün kaldırmaya kalksak en az 400 bin kamyona ihtiyacımız var. Böyle bir büyüklükle karşı karşıyayız.
“BÜTÜN PLANLAMALARIMIZ, HALK SAĞLIĞINA, ÇEVREYE, BURADAKİ FIRAT HAVZASINA ZARAR VERMEYECEK ŞEKİLDE”
İşçi kardeşlerimizin konteyner bir aracın içerisinde olduklarını öngörüyorduk. O yönde aramalarımızı yoğunlaştırmış durumdayız. Elimizdeki tüm teknik imkanları kullanarak bu faaliyeti yürütmeye gayret ediyoruz. Dün İçişleri Bakanımızla beraber aileleri ziyaret ettik. Onları bilgilendirdik. Çok stresli ve zor bir bekleyiş. Bütün planlamalarımız, halk sağlığına, çevreye, buradaki Fırat havzasına zarar vermeyecek şekilde aldık, alıyoruz. Bunları belli kademelerde gerçekleştireceğiz. Üniversitelerden, çok farklı disiplinlerden hocalarımız burada. Onlarla da görüş alışverişinde bulunuyoruz. Öncelikle, arama kurtarma faaliyetlerinde netice almak istiyoruz.
“KİMLERİN SORUMLULUĞU VARSA YARGI ÖNÜNE ÇIKMASINI VE HESAP VERMESİNİ DE TEMİN EDECEĞİZ”
Ondan sonraki aşama, bu maden özelinde ciddi bir rehabilitasyon süreci. İşin hukuki boyutu, onun ötesinde bu işin kök sebepleri, bizi buraya getiren ne olduğuyla alakalı da araştırmalarımız, bakanlığımız bünyesindeki müfettişlerimiz çalışmalarını burada sürdürüyorlar. Bunların tekrar etmemesi için, burada yapılanın nerede eksik veya yanlış yapıldığını ortaya çıkaracağız. Kimlerin sorumluluğu varsa yargı önüne çıkmasını ve hesap vermesini de temin edeceğiz. Milletimizin hiçbir endişesi olmasın.
“İŞLETMECİ ŞİRKETİN YÖNETİM DÜZEYİNDE BİR ZAFİYET İÇERİSİNDE OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ. YABANCI ŞİRKETİN TEMSİLCİLERİ BURADA DEĞİLLER”
Buradaki işletmeci şirketin yönetim düzeyinde bir zafiyet içerisinde olduğunu görüyoruz. Çünkü hala söz konusu yabancı şirketin temsilcileri burada değiller. Bu işin beraberinde bakmamız gereken bir konudur. Bu konuya da arama kurtarma sürecini bitirdikten sonra yoğun bir şekilde bakacağız.”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, şöyle konuştu:
“Devletin tüm kamu kurumları, AFAD başta olmak üzere tüm yetkilileri burada. Bizim öncelikli hedefimiz madencilerimize ulaşmak. Madenci kardeşlerimizin aileleri ve yakınlarının yanında olmak için geldim. Odaklanmamız gereken en önemli konu göçük altında kalan kardeşlerimize bir an önce ulaşmak.”
Bayraktar, “ÇED raporundan sonra kapasite artırım kararını kim veriyor” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“GEREKLİ İZİNLER İLGİLİ TÜM KURUMLARDAN ALINMIŞ GÖZÜKÜYOR”
“Bu tesisin izinleriyle alakalı sürecinde herhangi bir sıkıntı yok. Gerekli izinler ilgili tüm kurumlardan alınmış gözüküyor. Ama işletmecilik anlamında bunun uygulama noktasındaki konuları kurumlarımız soruşturuyor. Bunların neticelerini en kısa zamanda alıp kamuoyuyla paylaşacağız. Hiçbir şeyin burada üstünün örtülmeyeceğini çok net ifade edebilirim. Türkiye’de madenciliğin ülkemiz için hayati öneme haiz bir konu olduğunu söyledim. Bizim için madenden önce, ‘Önce insan, sonra çevre, katma değerli madencilik yapacağız’ dedik. Yerli-yabancı yatırıma açık olduğumuzu ifade ettik. Ama burada herkesin aynı sorumlulukta davranması önem arz ediyor. İzin süreçleri, ilgili kurumlarımız tarafından takip edilerek verilmiştir. İşletmecilik noktasında da neler olduğuna bakıyoruz. Resmi ve hukuki süreçlerin tamamlanması daha doğru olur. Hem sudan hem topraktan aldığımız numunelerle alakalı şu an endişe edilecek bir süreç söz konusu değildir. Periyodik olarak numune alıp ölçümlerini yapıyoruz.”
Bayraktar, “Hukuki bir süreç işliyor. 7 hatta son bir bilgi geldi. Bir sorumlu yönetici arkadaş daha gözaltına alındı. Bizim yaptığımız soruşturma süreci devam ediyor. Tüm sorumlular, her ne kademede olursa olsun kamuoyuyla paylaşılacak. Yargı gereğini yapacak” diye konuştu.
]]>
TBMM Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) Ankara İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde ‘hukuk ve muhakemat başkan yardımcılığı’ birimi oluşturulmasını, mevzuata ve idarenin kanuniliği ilkesine aykırı buldu. KDK, buraya yapılan görevlendirmenin iptal edilmesi için Sağlık Bakanlığı’na tavsiye kararı verdi.
KDK’ya başvuran vatandaş, Ankara İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı 7 adet başkanlık olmasına rağmen, hukuk ve muhakemat biriminde ‘kişiye özel’ ve herhangi bir başkanlıkla ilişkilendirilmeyen ‘başkan yardımcılığı’ tesis edildiğini ileri sürdü. Başvurucu, başkan yardımcısı olarak görevlendirilen avukata, mevzuata aykırı olarak birim sorumluluğu görevi de verildiğini iddia etti. Başvurucu, söz konusu görevlendirmenin iptali ile birim içerisindeki avukatlardan birinin birim sorumlusu olarak görevlendirilmesini talep etti.
TAKDİR HAKKI KULLANILDI
KDK, başvuru ile ilgili Ankara İl Sağlık Müdürlüğü’nden bilgi istedi. Gönderilen yazıda, söz konusu avukatın, Hukuk ve Muhakemat Birim Sorumlusu olarak görevlendirilmesinde idarece tesis edilen işlem ile başvurucu arasında ciddi ve makul bir ilişki bulunmadığı, bu nedenle meşru menfaat ihlali bulunmadığı gerekçesi ile incelenemezlik kararı verilmesi gerektiği belirtildi. Ayrıca söz konusu görevlendirmenin Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü oluru ile takdir edildiğine dikkat çekildi. Yine söz konusu avukatın, başkan yardımcısı iken ayrıca hukuk birimi sorumlusu olarak görevlendirilmesinde, ilgili mevzuat hükümleri ve müdürlüğün takdir hakkını kullanmasının yanı sıra ‘başkan yardımcısı hukuk koordinatörü’ olarak görevlendirilmesinin hukuka uygun olduğu belirtildi.
TEŞKİLAT ŞEMASINDA YOK
Başvuruyu inceleyen KDK, mevzuatında olmadığı halde ‘hukuk ve muhakemat başkan yardımcılığı’ birimi oluşturulmasının idarenin kanuniliği ilkesine aykırı olduğunu tespit etti.
KDK’nın kararında, Ankara İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı 7 adet başkanlık oluşturulduğu ve bu başkanlıklar altında başkan yardımcılığı ve bunlara bağlı birimler oluşturulduğu belirtildi. İdarenin sitesinde bu başkan yardımcılıklarının hepsinde başkalarının isminin olduğu, başvuruya konu kişinin ise Hukuk ve Muhakemat Birimi Başkan Yardımcısı olarak göründüğü, oysa teşkilat şemasında da böyle bir başkan yardımcılığı pozisyonunun olmadığına dikkat çekildi. Kararda şöyle denildi:
“İdare, başvuruya konu kişinin hem başkan yardımcısı hem de hukuk birim sorumlusu olarak görevlendirilmesinde takdir yetkisi olduğunu iddia etmektedir. Ancak bu iki unvan hiyerarşik olarak birbirinden farklı statülerde olduğundan böyle bir görevlendirme yerinde değildir. Kaldı ki idare hukukunda kanunilik ilkesi geçerlidir. İdarenin yapılanması kanuna ve kanunun verdiği yetkilere dayanmak zorundadır. Mevzuatında olmadığı halde Hukuk ve Muhakemat Başkan Yardımcılığı birimi oluşturulması idarenin kanuniliği ilkesine aykırıdır. İdarenin Hukuk ve Muhakemat Birimi Sorumlu Avukatı belirlemesinde takdir yetkisi bulunmakla birlikte; mevzuatta yer almayan pozisyonlar oluşturmak ve birbiri ile bağdaşmayacak görevleri birleştirerek personel görevlendirme yetkisi yoktur. Bu nedenle idarenin işlemi yetki yönünden hukuka aykırı olup kanuni idare ilkesine aykırıdır.”
KDK, başvuruya konu görevlendirmenin iptal edilerek, hukuk ve muhakemat birimi sorumlu avukat görevlendirmesinin ilgili kararnamelere aykırılık teşkil etmeyecek şekilde yapılması yönünde Sağlık Bakanlığı’na tavsiye kararı gönderdi.
]]>