“FARKLI ANLAMLAR ÇIKARILMASI KİŞİLERİN KENDİ YORUMUDUR”
Mansur Yavaş, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen “Genç Akademi Ulus” projesinin açılış törenine katıldı. Törende konuşan Yavaş, hukukta çifte standartlığın olamayacağını belirterek, “5-10 yıl önce geriye gidip telefon kayıtlarına bakarak bir tutuklama yapıldıysa bir hukukçu olarak söylüyorum herhalde iktidar çevrelerinden hiç kimse dışarıda kalmaz. Çünkü bizim yaptığımız şikayetlerde çoğunun incelemesi bile yapılmadı. Hukukta çifte standartlık olmaz ve tutuksuz yargılama, masumiyet karinesi esastır. Hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur, böyle bir şey savunmuyoruz ama varsa bir suç delilleri karartma ihtimali yok. Sabit ikametgah sahibiyse en azından tutuksuz yargılanmak suretiyle kendisine savunma imkanı verilmesi daha uygundur. Bu konuda söyleyeceklerimizi söyledik. Oraya gitmemem konusunda da farklı anlamlar çıkarıldı ama belediye başkanlarımızın çoğu da gidemedi. Herkesin programlarla var. Çankaya Belediye Başkanımız temsilen gitti. Burada da il başkanımız zaten il örgütü olarak gereken açıklamayı yaptı. Farklı anlamlar çıkarılması artık kişilerin kendi yorumlarıdır diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“CHP, KENDİ BELEDİYE BAŞKANINA SAHİP ÇIKACAKTIR”
Yavaş açıklamasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan yanıtladı. CHP içinde bazı isimlerin DEM Parti ile ortak miting yapılmasını eleştirdiği yönündeki iddiaların var olduğu şeklinde soru üzerine Yavaş “Ben de duydum bunu. Tabii ki öncelikle Cumhuriyet Halk Partisi kendi belediye başkanına kendisi sahip çıkacaktır. Haksızlığa karşı birisi uğradığı zaman herkesin buna sahip çıkması önemlidir ama şöyle de bir şey duydum. Orada Saadet Partisi’nde bir yetkilisi olduğu halde konuşturulmadığını duydum. Ben şöyle bakıyorum olaya. Kimse rol çalmamalı. Haksızlığa herkes isyan etmeli. Ama elbette bunun arkasında Cumhuriyet Halk Partisi olacak. Oradaki görüntülere itiraz etmeleri de, Cumhuriyet Halk Partisi’nin içerisindeki herkesin fikrini rahatça söyleyebilmelerinden geliyor. Bu konuda da zaten bugünlerde kamuoyuna açıklamalar yapılıyor” cevabını verdi.
“BİR BEBEK KATİLİNİN, CEZASI KESİNLEŞMİŞ BİRİNİN…”
2023 Genel Seçimleri öncesinde de bazı kesimlerin kendilerini haksız bir şekilde suçlandığını ifade eden Yavaş, “Bir yandan bebek katili teröristbaşı olduğu hem yerel mahkemece hem de insan hakları mahkemesince tescil edilmiş suçu kesinleşmiş birisine bir rol verilmeye çalışılıyor. Bir makam verilmeye çalışılıyor. Bir yandan da bu tür operasyonlarla Cumhuriyet Halk Partisi terörle ilişkilendirmek isteniyor. Artık şu saatten itibaren konuşulacak konu kalmamıştır. Bir bebek katilinin yani cezası kesinleşmiş bir birisinin ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yönelik konuşulsun’ denmesinin karşısında, konuşulacak konu kalmamıştır. Zaten Türkiye’de bu konular çok yanlış biliniyor. Muhatap kimdir? Suçu kesinleşmiş birisinin muhatap alınması yanlıştır. Yine nüfusu yerine göre 5 milyon, 10 milyon, 20 milyon ifade edilen Kürt kökenli vatandaşlarımızı kimin temsil ettiğine, onların temsilcisinin kim olduğuna kim karar veriyor? Birçok insan da şiddetli bir şekilde hem DEM Parti’yi hem terörist başının bu şekilde kendilerinin temsilcisi olarak gösterilmesine şiddetle karşı çıkıyor. Dolayısıyla konuşulacak tek şey hukuktur. Öncelik hukuktur ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Onun ötesinde başka bir güç yoktur. Kapalı kapılar ardında bir pazarlık varsa, biz onu bilemeyiz ama her şeyin kamuoyu önünde şeffaf bir şekilde yapılması toplumu da rahatlatacaktır. Hukukun dışına çıkıp bu şekilde kararlar alanların sonunu gördük. Bence hukuktan şaşmadan gerçekten neyse hukuk neyi emrediyorsa onun dışına şaşmamasını bütün adalet camiasına bir hukukçu olarak öneriyorum” dedi.
“YÖRÜNGESİNİ ŞAŞIRAN BEN DEĞİLİM”
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Biz milliyetperveriz doğrudan doğruya Türk milliyetçisiyiz” sözünü Ulus Meydanı’na astığını ifade eden Yavaş, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin altı okundan biri de milliyetçiliktir ama belli ki bu eleştiriyi yapanlar bu sıfatları unutup, Cumhuriyet Halk Partisi’ni artık başka bir yere koyuyor olabilirler. Ben Atatürk ilkelerine bağlı bir Türk milliyetçisiyim ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin içerisinde benim gibi düşünen son derece fazla insan var. Bunun da bilinmesini isterim. Yörüngesini şaşıran ben değilim, yörüngesini şaşıranlar bu eleştirileri yapanlardır. CHP’nin bu Cumhuriyet’i kuran parti olduğunu unutup başka başka anlamlar yüklemeye çalışıyorlar. Asla bu çizgiden şaşmayacaktır. Herkes siyasetini de bu çizgide yapmak durumundadır. Birlik ve bütünlük, üniter devlet, parlamenter demokrasi. Bunlar olmazsa olmazımızdır. Cumhuriyet Halk Partisi de olmazsa olmazıdır. Bu konuda 6’lı masada vermiş olduğu imza vardır. Bu imzayı ortadan kaldıracak hiçbir açıklamada şimdiye kadar yapmamıştır” diye konuştu.

Esenyurt Belediye BaşkanıYerel HaberlerMansur YavaşAhmet ÖzerPolitikaEsenyurtSiyasetGüncel
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan, geçen hafta idrak edilen Kurban Bayramı’nı tebrik ederek, İslam’ın 5 şartından biri olan hac farizasını yerine getirmek üzere kutsal topraklara giden vatandaşların ibadetlerinin de Allah katında kabul ve makbul olmasını diledi. Kurban Bayramı süresince İslam dünyasının önde gelen ülkelerinin liderleriyle görüşerek millet adına bayramlarını tebrik ettiklerini hatırlatan Erdoğan, “Hem de Filistin, Lübnan, Sudan ve diğer yerlerdeki kanayan yaralarımıza derman bulmaya çalıştık. İsrail daha önceki bayramlarda olduğu gibi bu bayramda da kan dökmeye, çocukların ve sivillerin üzerine bomba yağdırmaya devam etti. İsrail’in insanlık dışı saldırıları sebebiyle çadırlarda ve enkaza dönmüş binalarda hayata tutunma mücadelesi veren yüzlerce Filistinli kardeşlerimiz şehit oldu. Buradan bir kez daha İsrail barbarlığının kurbanı olan 38 bini aşkın Filistinli şehidimizi rahmetle anıyor, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum. Yiyecek bir lokma ekmek bulamadığı için derisi sırtına yapışan Gazzeli çocukların fotoğrafı, modern dünyanın utanç defterine yazılmıştır. Bu fotoğraf sadece küresel sistemin iflasının değil, aynı zamanda İslam acizliğinin de bir sembolü olarak acıyla hatırlanacaktır. Burada şunu çok net ifade etmek isterim. Ecdadımız tarih boyunca Filistin’e nasıl sahip çıktıysa, Yavuz Sultan Selim, Sultan Abdülhamid Filistin’e nasıl sahip çıktıysa, kuruluşundan itibaren Türkiye Cumhuriyeti nasıl Filistin’e sahip çıktıysa, inşallah biz de aynı ruh, aynı kararlılık ve aynı cesaretle Filistin’e sahip çıkıyor ve çıkacağız” diye konuştu.
“Kimse bizden küresel siyonist şebekenin baskılarına boyun eğmemizi, zalimler karşısında düğme iliklememizi beklemesin”
Birilerinin Türkiye’de farklı, siyasi kariyerlerinin icazet kapısı olarak gördükleri Avrupa’da farklı konuştuğunu söyleyen Erdoğan, “Birileri Batılı ağa babalarından aferinini almak onlara şirin gözükmek, onların gözüne girmek için Filistin direnişine çamur atma peşinde koşabilir. Ama biz içeride ve dışarıda hakkı konuşacak, hakikati savunacak, masumların yanında, katillerin ise dimdik karşısında duracağız. Kimse bizden küresel siyonist şebekenin baskılarına boyun eğmemizi, zalimler karşısında düğme iliklememizi beklemesin” dedi.
Kurban Bayramı’nın hemen arifesinde gerçekleştirdiği İspanya ve İtalya ziyaretlerinde Gazzelilere yönelik zulmü gündeme getirdiklerini bildiren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Filistin’de işgal ve katliam politikası devam ettikçe dünyanın hiçbir yerinin güvende olmayacağını açıkça ifade ettik. İsrail’in şımarıklığına ve hukuk tanımazlığına verilecek en etkili cevabın Filistin Devleti’nin tanınması olduğunu vurguladık. Norveç, İrlanda ve Slovenya’yla birlikte sergilediği vicdanlı tavrın Avrupa’nın tamamına örnek olmasını temenni ediyoruz. Başbakan Paşinyan’ın liderliğinde Ermenistan’ın da Filistin Devleti’ni tanıma kararından memnuniyet duyuyoruz. Alınan ve açıklanan son kararlarla özellikle 149’a yükselen tanıma adımlarının önemli olduğunu ifade ediyorum. İnşallah çok daha fazla sayıda ülkenin Filistin’i tanıması için temaslarımızı sürdüreceğiz.”
“Türkiye,kardeş Lübnan halkının ve devletinin yanındadır”
Gazze’yi yakıp yıkan İsrail’in şimdi de gözünü Lübnan’a diktiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Batılı güçlerin kameralar önünde farklı konuşsalar da perde arkasında İsrail’in sırtını sıvazladıklarını, hatta desteklediklerini görüyoruz. Lafa gelince özgürlükten, insan hakları ve adaletten dem vuran devletlerin Netanyahu gibi bir ruh hastasının esiri olmaları son derece vahimdir, zavallılıktır. Netanyahu’nun Batı’nın da rızasıyla savaşı bölgeye yayma planları açık söylüyorum büyük bir felakete yol açacaktır. Bu kanlı planlara karşı önce İslam alemi ve Orta Doğu’daki kardeş ülkelerin tepki göstermesi gerekir. Fakat İslam dünyasının üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hareket ettiğini üzülerek müşahede ediyoruz. Buna fırsat vermememiz lazım. Türkiye, kardeş Lübnan halkının ve devletinin yanındadır. Bölgedeki diğer ülkeleri de Lübnan’la dayanışma içinde olmaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.
Bayram tatilinin 9 gün olmasıyla birlikte vatandaşların memleketlerine ve tatil bölgelerine seyahat ettiğini aktaran Erdoğan, “Sadece şehirler arası otobüs seferlerinin sayısı 108 bini buldu. Bu seferler sonucu 3 milyon 782 bin insanımız sevdikleriyle buluştu. Demir yollarıyla seyahat edenlerin sayısı ise 7 milyon 520 bine yaklaşıyor. Otoyollarımızı kullanan araç sayısı 21 milyonun üzerine çıktı. Asya ve Avrupa’yı birleştiren Avrasya Tüneli’nden bayramın son günü 94 bin 454 araç geçişi oldu. İstanbul, Antalya ve diğer pek çok uluslararası havalimanımız bayram tatili boyunca yolcu ve uçak seferi itibarıyla yeni rekorlar kırdı. Aynı başarı Yavuz Sultan Selim, Orhangazi Köprüsü gibi diğer projelerimiz için de geçerli. Uzakları yakınlaştırmak, sevenleri buluşturmak, vatandaşlarımıza güvenli, huzurlu ve konforlu seyahat imkanı sunmak amacıyla hizmet verdiğimiz ulaştırma yatırımlarımızın karşılığını kat be kat fazla aldık, alıyoruz. Bundan sonra da millete yol mu yiyecek mi diyerek yatırım düşmanlığı yapan çapsızlara kulak asmayacağız. Ülkemizin dört bir köşesini demir ağlarla, yollarla, otobanlarla, viyadük, köprü, tünel, alt geçit ve üst geçitlerle örmeye devam edeceğiz. Aldığımız önlemlere ve yaptığımız devasa yatırımlara rağmen kazaların önünü maalesef tamamen kesemiyoruz. Kurban Bayramı tatilinde meydana gelen 7 bin 216 trafik kazasında 72 insanımız hayatını kaybederken, 12 bin 474 kişi de yaralandı. Kazalarda vefat eden tüm kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyor, yaralılara Mevla’dan acil şifalar niyaz ediyorum” şeklinde konuştu.
20 Haziran Perşembe günü Diyarbakır Çınar ve Mardin Mazı Dağı’nda çıkan anız yangınının herkesin yüreğini yaktığını belirten Erdoğan, “Rüzgarın da etkisiyle çok kısa sürede geniş bir bölgeye yayılan yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, yaralı kardeşlerimize acil şifalar temenni ediyorum. Mardinli ve Diyarbakırlı kardeşlerimize bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Devletimizin ilgili tüm kurumları ilk andan itibaren yangını söndürmek için seferber olmuş, yangına müdahale noktasında gereken neyse yapılmıştır. Yangına müdahale, öncelikle büyükşehir belediyelerinin sorumluluğunda olmasına ve bunlar görevlerini yapmamalarına rağmen bakanlığımız ve il valilerimiz olaya süratle vaziyet etmişlerdir. Yaraların sarılması, oluşan zararın telafi edilmesiyle ilgili gerekli süreçler devam etmektedir. Acil yardım ödeneğiyle devletimiz maddi destek sağlamaya başlamıştır. Adli ve idari tahkikat neticesinde yangının çıkış nedenleri, hiçbir soru işaretine mahal bırakmayacak şekilde ortaya konacaktır. Hal böyleyken 15 insanımızı kaybettiğimiz bir felaket üzerinde tepinenleri Allah’a ve milletimizin vicdanına havale ediyoruz. Öyle bir siyasi fırsatçılıkla karşı karşıyayız ki inanın biz bunları konuşmaya hicap ediyoruz. Bir taraftan devletimiz tüm kurumlarıyla hava ve kara araçlarıyla yangını söndürmek için adeta canını dişine takarak çalışıyor” açıklamalarında bulundu.
“Mardin’deki taziye evinde DEM Partili provokatörlerin sergilediği kepazelik, bunların milletin değerlerinden nasıl yoksun olduğunu göstermiştir”
“Mardin’deki taziye evinde DEM Partili provokatörlerin sergilediği kepazelik, bunların milletin değerlerinden nasıl yoksun olduğunu göstermiştir” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Diğer tarafta bakıyorsunuz bir avuç kefen hırsızı ahlaksızca selden kütük kapma yarışına giriyor. Kimse kusura bakmasın ama bunun adı siyaset nebbaşlıktır. Milletin acısını, sıkıntısını, yürek yangınını istismar etmektir. Mardin’deki taziye evinde DEM Partili provokatörlerin sergilediği kepazelik, bunların milletin değerlerinden nasıl yoksun olduğunu göstermiştir. Mardin valimizin ve yangında yakınlarını yitiren ev sahiplerinin basiretli ve soğukkanlı tavrı çok çirkin bir provokasyonun önüne geçmiştir. Bunların aslında kimin vekili olduğu sadece başımıza gelen felaketlerde değil, aynı zamanda milletçe birleştiğimiz spor müsabakalarında da ortaya çıkıyor. 85 milyonun kenetlendiği Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Portekiz maçı sonrasında bu zihniyete mensup kansızların milletin sinir uçlarıyla oynama girişimleri asla masum değildir. Ama ne yaparlarsa yapsınlar milletimizin birliğini bozamayacaklar. Ne kadar çirkefleşseler de toplumsal bağrışımıza kastedemeyecekler. AK Parti olarak Kandil’in ayak takımına, azılı ve kadrolu militanlarına meydanı bırakmadık. Allah’ın izniyle bundan sonra da bırakmayacağız. Türkiye’nin başarıları karşısında karalar bağlayan müptezellere yeni hezimetler yaşatmayı sürdüreceğiz. A Milli Futbol Takımımız Gürcistan’ı 3-1 yenerek turnuvaya çok iyi bir başlangıç yaptı. Portekiz karşısında maalesef hiç hak etmediğimiz bir sonuç aldık. Millilerimizin bu akşam Çek Cumhuriyeti karşısında inşallah 85 milyonu gururlandıracak tarihi bir zafere imza atacaklarına inanıyorum. Aslanlarıma Çekya maçında şimdiden başarılar diliyor, Rabbim ayaklarına taş değdirmesin diyorum. İnşallah bu akşam 85 milyon tek yürek olarak dualarımızda A Milli Futbol Takımımızın yanında olacağız.”
AK Parti olarak 22 yıldır Türkiye büyüsün, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olsun diye gecelerini gündüzlerine katarak çalıştıklarının altını çizen Erdoğan, “Mazlum gönüllere huzur veren, bağımsızlığımızın rengi ay yıldızlı al bayrağımızı gururla dalgalandırmak için ter döküyoruz, koşturuyoruz. 85 milyonun her bir ferdini kardeşimiz, yoldaşımız, kader ortağımız olarak görüyoruz. Bakınız, daha önce de defalarca ifade etmiştim. Bugün altını çizerek tekrar vurgulamak istiyorum. AK Parti kurulduğu günden itibaren bugüne kadar kutuplaşmanın, kamplaşmanın tarafında hiç olmadı. Asla ve asla gerilim siyaseti gütmedi. Türkiye’yi 81 vilayeti, 85 milyon vatandaşıyla bir bütün olarak kucakladık. Ne siyasetimizde, ne dilimizde, ne hizmet ve eserlerimizde hiçbir zaman ayrımcılık yapmadık. Bizim için doğunun batıdan, kuzeyin güneyden farkı yoktur. Biz milletten aldığımız yetkiyle hizmet üretirken vatandaşımızın diline, rengine, inancına, kökenine, yaşam tarzına bakmadık. Biz ülkemizin her köşesine hizmet götürürken, yatırım götürürken bize oy verip vermediklerine kesinlikle bakmadık ve bunu umursamadık. Bizim siyasetimiz insan odaklı siyasettir” şeklinde konuştu.
Erdoğan, AK Parti’nin Kasım 2002’den bu yana her seçimde milletin yoğun teveccühüne mazhar olmasının bu birleştirici siyasetinin, kardeşlik siyasetinin, hizmet ve eser siyaset bir neticesi olduğunu bildirdi.
“AK Parti Türkiye’de kutuplaştırıcı, kamplaştırıcı, ayrıştırıcı siyasetin her zaman hedefi ve mağduru olmuştur”
Gerilim siyasetiyle kutuplaştırmayla, ayrıştırmayla değil bütünleştirmeyle, birleştirmeyle, yakınlaştırmayla, milletten ilgi gördüklerini vurgulayan Erdoğan, “Bunun tam tersine AK Parti, Türkiye’de kutuplaştırıcı, kamplaştırıcı, ayrıştırıcı siyasetin her zaman hedefi ve mağduru olmuştur. Darbe senaryolarını bize karşı yazdılar. 27 Nisan’da muhtırayı bize, AK Parti’ye vermek istediler. Cumhuriyet mitinglerinde bizi hedef yaptılar. Gezi vandalizminin hedefi yine bizdik. 17-25 Aralık’ta bize yargı darbesi yapmak istediler. 15 Temmuz’da doğrudan bizi hedef aldılar. Bölücü terörün de, FETÖ’nün de hedefinde daima biz olduk. Son 22 yılda bunlar gibi nice ihanet, nice darbe ve vesayet girişimi yaşadık. Tüm bu saldırılarda ana muhalefet partisi bırakın bizim yanımızda durmayı, hukukun, demokrasinin, hatta siyasetin yanında bile yer almadı. Geriye dönüp bakın ana muhalefetin AK Parti’ye yönelik her saldırının yanında durduğunu, arkasında durduğunu, hatta kışkırttığını görürsünüz. Türkiye’yi kamplara, kutuplara bölerek ayakta kalma mücadelesi içinde olduklarını görürsünüz. FETÖ’cü hainlerden Gezici vandallara kadar demokrasi düşmanlarının hepsine siyasi himaye sağladıklarını görürsünüz. 14, 28 Mayıs seçimlerinde olduğu gibi siyasi çıkarları uğruna toplumun fay hatlarıyla oynamaktan çekinmediklerini görürsünüz” dedi. – ANKARA
]]>CHP Genel Balkanı Özgür Özel, Malatya temasları kapsamında Doğanşehir Belediye Başkanı Mehmet Bayram’a ‘hayırlı olsun’ ziyaretinde bulundu. Ziyaret sırasında belediye önünde toplanan kalabalığa da otobüsün üzerinden seslenen Özel, 6 Şubat 2023’de yaşanan asrın felaketinde Doğanşehir ilçesinin de büyük hasar aldığını ifade etti.
O günün sabahında yola çıkarak Doğanşehir’e geldiğini de hatırlatan Özel, CHP’li belediyelerin de desteği ile depremin yaralarının sarılması adına çalışma yürüttüklerini anlattı. Doğanşehir’i belediyenin gücü ile ayağa kaldıramayacaklarını da belirten Özel, “Malatya milletvekillerinin seferber olması, iktidar muhalefet ayrımının ortadan kalkması lazım. Doğanşehir imkanları ile burası ayağa kalkmaz ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin imkanları ile Doğanşehir de ayağa kalkar, Malatya da ayağa kalkar. Yeter ki siz kimden yana olduğunuzu gösterin. Siyaset taraf olma işi, öncelik belirme işidir. Sen zengin müteahhitlerden yanaysan, yandaşlardan yanaysan, beşli çetelerden yanaysan Doğanşehir viran şehir olarak kalır. Ama sen gerçekten bu insanları seviyorsan gelin hep birlikte ayağa kaldıralım” dedi.
Doğanşehirli tütün üreticilerinin de her zaman yanında olduklarını vurgulayan Özel, bundan sonra da CHP Genel Başkanı olarak Doğanşehirli, Adıyamanlı, Besnili tütün üreticilerinin her sorununun yanında yer alacağını dile getirdi. Ülkenin en büyük sorunlarından birisinin de işsizlik olduğunu dile getiren Özel, “Belediyeyi kazandık, hepinizin işsiz evlatları var, yoksul evlatları var. Ama maalesef belediyeler büyük borçlar altında. 38 bin nüfuslu Doğanşehir Belediyesi’nin 50 milyon TL borcu var. Sakın şunu unutmayın, belediyeler eskisi gibi değil, yetkilerini ellerinden aldılar. Borçlandırdılar, yönetirken kötü yönettiler, perişan halde kaldı. Ama elinden geleni başkanımız yapacak Doğanşehir Belediyesi’nin Genel Başkanı olarak arkasındayım. Türkiye Belediyeler Birliği’nde, sosyal demokrat belediyelerin varlığında elimizden ne gelirse bu belediye için çalışacağız” ifadelerine yer verdi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bütün işsizliği biz çözemeyiz, bütün sorunları biz çözemeyiz. Ama belediye imkanıyla yapılacakların çok üstünü yapacağız. Elden ne geliyorsa yapacağız. Ama unutmayın sizin desteğinizle, sabrınızla ve sahip çıkmanızla yapacağız. Bugün siyasette artık gündemi Cumhuriyet Halk Partisi belirliyor. Seçimlere 20 gün vardı gündemi elimize aldık bir daha da bırakmadık. Niye kimseyle kavga niyetinde değiliz, kavga edenler oldu ‘canınız sağ olsun’ dedik, küfür edenler oldu duymazdan geldik. Ne derlerse desin gerçek sorunları konuştuk. Böyle de yapmaya devam edeceğiz. Adına normalleşme diyorlar, normali bu. Elbette sıkacağız, elbette konuşacağız, elbette müzakere edeceğiz ama olmazsa ki olmuyor sonuna kadar mücadele edeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak kaba kuvvete karşıyız. Dün Pınarbaşı’nda, Kayseri’de günahsız bir insanı, efendim seçim gecesi sevinmiş diye 5 kişi sopayla küçük kızının, değerli eşinin yanında öldüresiye dövdüler, yere düşünce ayağına kurşun sıktılar. Buradan açıklıyorum, önce arkadaşımızın sağlığıyla ilgilendik. İl başkanımızı yolladık, heyet görevlendirdik, gece 12 idi. Grup başkanvekilime dedim ki Türkiye’yi bir çatışmaya bir kavgaya sürüklemememiz lazım. Evet hedef gösterdiler, tehdit ettiler, vatandaşın kararına saygısızlar, kaba kuvvet gösteriyorlar, normalleşmede bir partinin içindeki 2 tane yönetici işi baltalamak istiyor. Sinan Ateş cinayeti konuşulmasın istiyorlar. CHP ile normal ilişkiler kurulmasın istiyorlar. Oradan besleniyorlar. Arayın dedim Milliyetçi Hareket Partisi’nin grup başkan vekilini. Gece 12’de konuştuk itidal telkin ediyoruz dedik, cevap vermeyeceğiz dedik, intikam almayacağız ama bu rezillere de sahip çıkmayın dedik. Ben inanıyorum 80 öncesi gibi kardeşi kardeşe kırdıran, sağdan soldan insanların gözünün yaşını akıtan, anaları endişeli yapan, gözü yaşlı yapanların yaşadıklarından maalesef hepimiz ders aldık. Biz siyaseti elimizdeki mikrofonla yapıyoruz, yüreğimizle yapıyoruz, aklımızla yapıyoruz, vicdanımızla yapıyoruz. Siyaseti sopayla yapmaya çalışanları siyasete kurşunu, kanı karıştırmaya çalışanları kınıyorum. Uyumayacağım, uymayacağız, uymayacaksınız. Millet normal olanı da anormal olanı da barış isteyeni de kavga isteyeni de anaların yüzü gülsün isteyeni de anaları ağlatmak isteyeni de görüyor. Buradan bütün örgütüme sesleniyorum. Sözüme kıymet veren Cumhuriyet Halk Partililere, Türkiye ittifakında olanlara, bize oy veren 17,5 milyona, sözüme kıymet veren herkese sesleniyorum. Biz siyasete, şiddeti, kavgayı, gözyaşını geri getirmeyeceğiz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Yurtta barış cihanda barış diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisiyiz.” – MALATYA
]]>(MANİSA) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa Büyükşehir Belediye Eski Başkanvekili ve Şehzadeler Belediyesi MHP’li Meclis Üyesi Mehmet Güzgülü’nün cenaze törenine katıldı. Taziye mesajı veren Özel, merhum Güzgülü için “Eniştemiz Manisa’da herkese dokunmuş, bir tarafı siyaset olan ama siyaset üstü bir insandı. Bizim ailemiz için de Manisa için de MHP için de bir kayıptır. Ülkücü camia için önemli bir kayıptır” dedi.
Akut lösemi hastalığı sebebiyle bir süredir tedavi gördüğü Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Eski Başkanvekili ve Şehzadeler Belediyesi MHP’li Meclis Üyesi Mehmet Güzgülü son yolculuğuna uğurlandı.
Manisa Hatuniye Camii’nde düzenlenen cenaze törenine CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı.
Özel, cenaze namazı öncesinde merhum Mehmet Güzgülü’nün eşi Esin Güzgülü, oğlu Aras Güzgülü ve yakınlarına başsağlığı dilerken merhum Güzgülü’den övgü dolu sözlerle bahsetti.
Güzgülü’nün cenaze namazına Özel’in yanı sıra; Manisa Vali Vekili Aydın Memük, Manisa Büyükşehir Belediye eski Başkanı Cengiz Ergün, AK Parti Manisa Milletvekili Tamer Akkal, CHP Manisa Milletvekilleri Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Bekir Başevirgen, AK Parti Manisa İl Başkanı Salih Hızlı, MHP Manisa İl Başkanı Cüneyt Tosuner, Saruhanlı Belediye Başkanı Ekrem Cıllı ve Manisa İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Zafer Tombul katıldı.
Cenaze namazının ardından Özgür Özel ve Cengiz Ergün, Güzgülü’nün naaşına birlikte omuz verdi.
Özel, cenaze namazının ardından Mehmet Güzgülü’nün defnedildiği Kırtık Asri Mezarlığı’na geldi.
Özel: “Herkese dokunmuş siyaset üstü bir insandı”
Merhumun defnedilmesinin ardından Mehmet Güzgülü için taziye mesajı veren CHP Lideri Özel, Manisa’nın bir değerini kaybettiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Mehmet Güzgülü, bizim bir tarafıyla akrabamız bir tarafıyla bütün Manisa’nın ortak değerlerinden bir tanesi. Manisa’nın öğretmenevlerinin ilk güçlenmeye başladığı zamanda Manisa Öğretmenevi’nin müdürü olarak herkesin gönlünde taht kuran bir isimdi. 25 yıl önce rahmetli Adil Aygül zamanında belediye meclis üyesi oldu. 25 yıldır aralıksız belediye meclis üyeliği yaptı. Dört farklı belediye başkanı ile çalıştı. Her partiden Manisa’nın her kesiminden insanlarla dostu. Hatuniye Camii’nde herhalde en çok cenaze namazına giden kişilerden bir tanesi kendisidir. Ben kendisine enişte derdim. Eşi akrabam olur. Eniştemiz Manisa’da herkese dokunmuş, bir tarafı siyaset olan ama siyaset üstü bir insandı. Bizim ailemiz için de Manisa için de MHP için de bir kayıptır. Ülkücü camia için önemli bir kayıptır. Hepsinin başı sağ olsun. Allah rahmet eylesin. 20 günde çok amansız bir rahatsızlıkla 20 gün içinde kaybettik. Büyük acı çekmemiş olmasını ve resmen ayakta ölmüş olmasını kendisine yakışan bir ölüm olarak nitelendiriyoruz. Keşke çok uzun süre yaşasaydı da daha çok Manisa’ya hizmet edebilseydi. Ama uzun süre acılar tedaviler çekmeden adeta ayakta kaybetmiş olması, hakka kavuşmuş olması da onun yaşam biçimine kişiliğine son derece uygundur.”
]]>Bu yıl altmış yaşına giren Robert Fico, hukuk fakültesini bitirmesinin ardından siyasete daha Çekoslavakya Komünist Partisi’nde başlamıştı. İşçi kökenli bir aileden gelen Robert Fico o yıllarda sol siyaset akımlarının etkisindeydi.
Kayınpederinin Yargıtay başkanı olması nedeniyle rejimin ayrıcalıklı elit tabakasının haklarına sahip olan genç Robert o yıllarda batı ülkelerine rahatlıkla gidebiliyor, dünya ile bağlantı kurabiliyordu.
Sosyalist rejimin çöküşünün ardından Fico, 28 yaşında, eski komünist partisinin dönüşümüyle oluşan SDL (Demokratik Sol Parti) üyesi olarak parlamentoya girdi.
Parlak bir siyasetçi ve iyi bir hitabet yeteneğine sahip olan Robert Fico, 31 yaşındayken SDL içinde parti başkanlığı için en önemli adaydı. Ancak son anda adaylığını geri çekti. Daha sonra, Fico’ya, “sakıncalı bir fotoğraf nedeniyle şantaj yapıldığı” iddiası, Slovakya’da yıllarca siyasetin en önemli dedikodusu oldu.
1998’de kurulan geniş koalisyonda Fico’nun partisi ikinci büyük partiydi. Ancak koalisyonda Fico’ya bir görev verilmedi.
Başsavcılığa talip olan Robert Fico bu görevi de yaşı tutmadığı için kaybetti. Slovakya’da bu tarihte başsavcı olabilmek için yaş sınırı 35’ti. Fico ise sadece 34 yaşındaydı.
‘Kedi beyaz mı siyah mı fark etmez. Önemli olan fareyi yakalamasıdır’
1999’da Robert Fico sol partiyle ipleri koparıp SMER (İstikamet) adını verdiği kendi partisini kurdu ve yedi yıllık bir siyasi çalışmanın ardından 2006 yılında oyların yaklaşık üçte birini alarak iktidara geldi.
Sağ muhafazakar siyasetçiler tarafından fazla ilerici ve solcu, sol parti tarafından da sağcı olmakla suçlanan, kendi partisini ise sosyal demokratlara yakın bulan Fico; seçimlerde partisini tanımlarken kullandığı şu cümlesiyle akıllarda silinmeyen bir iz bırakmıştı:
“Kedi beyaz mı siyah mı fark etmez. Önemli olan fareyi yakalamasıdır. Ve biz fareyi yakalayacağız, Slovakya’yı sorunlardan kurtarıp ayağa kaldıracağız”.
Robert Fico’nun “3. yol” siyaseti başarılıydı. Slovak seçmenlerden önemli ölçüde destek alıyordu. Ve bu başarıda, aslında siyasetinin merkezine, ülkedeki Macar azınlığa ve komşu Macaristan’a karşı olma ilkesini koyması da rol oynuyordu.
2006’dan sonra, iktidar olduğu yıllarında Robert Fico, ülkede ekonomik anlamda güçlenen bir süreç yaşansa da demokratik hakların kısıtlanması ve özellikle de yolsuzlukların güçlenmesi, mafya ve yer altı teşkilatlarının etki alanlarının yargıya kadar ulaşması nedeniyle eleştiriliyordu.
‘Bir araştırmacı gazeteci suikastı iktidarının sonunu getirdi’
Bu süreçte dönüm noktası 2018 yılında gerçekleşen bir siyasi suikast oldu. O yılın ilkbaharında mahkemeler ve mafya kuruluşları arasındaki ilişkiler üzerine bir dosya haber hazırlayan araştırmacı gazeteci Jan Kuciak’ın, nişanlısıyla birlikte bir suikasta kurban gitmesi, geniş kesimleri hükümete karşı sokağa döktü.
“Slovakya’nın Susurluk”u olarak da adlandırılabilecek suikastın peşini bırakmayan basın, adım adım sorumluları ortaya çıkardı.
Polis müdürleri, hakimler ve devlet memurlarının bağlantıları, sorumluluğu ve ihmalleri hükümet düzeyine kadar yükseltiyordu.
Sonunda Başbakan Robert Fico yükselen tepkiyi azaltmak için istifa etmek ve başbakanlığı partisinin başkan yardımcısı Peter Pellegrini’ye bırakmak zorunda kaldı.
Partisinin seçimlerde iktidarı kaybedeceğini biliyordu. Kendisini yıpratmamak, kariyerini temiz tutabilmek için başbakanlıktan zamanında istifa etmişti.
Bu taktik belki de 2023 yılındaki başarısının teminatı da olmuştu. Geçen yıl gerçekleşen seçimlerde Fico tekrar halkın desteğini almayı başardı ve iktidara geldi.
2018’den sonra muhalefette olduğu yıllarda siyasetindeki belki de en önemli değişiklik, daha önceki dönemlerde şiddetle karşı çıktığı Viktor Orban’ın çizgisine yakınlaşması ve Slovakya’da Macar azınlığın desteğini de almayı başarmasıydı.
Bağımsız Slovakya’nın üç en önemli siyasetçisinden biri
Slovakya’nın bağımsızlığını kazanmasından bu yana ülkenin kaderine yön veren üç çok önemli siyasetçi oldu. Bunlar sırasıyla Vladimir Meciar, Mikulas Dzurinda ve Robert Fico.
Bu üç siyasetçiden iktidarda en fazla kalmayı başaran ve parlamentoda da en büyük desteğe sahip olan kişi Fico idi. Ancak buna rağmen yorumcular, Fico’nun başarılarının diğer iki siyasetçiyi yakalayamadığı konusunda hemfikirler.
Meciar çoğunluğun karşı olmasına rağmen siyasi manevralarıyla Çekoslavakya’yı bölüp Slovakya’nın bağımsızlığını ilan ettirebilmesiyle ülke tarihine geçmişti.
Dzurinda ise ülkesinin NATO’ya ve Avrupa Birliği’ne (AB) katılımını sağlamıştı. Ekonomik yaşamdaki reformlarıyla Slovakya’nın güçlü kalkınmasının temellerini atmıştı.
Fico’nun ülkesi için attığı en önemli adım ise Slovakya’yı euro bölgesine dahil edebilmesi oldu.
Dış politikada bir zamanlar şiddetle AB yanlısı olan siyasetçi, son birkaç yılda eskiden karşısında olduğu komşu Macaristan’ın lideri Viktor Orban’ın çizgisine yakınlaştı. Brüksel’e yönelik eleştirileri ile ve Ukrayna- Rusya savaşında açıkça yanında olmasa da Rusya’yı kayıran politikasıyla dikkat çekti.
Hakkındaki en büyük yakınma ise SMER partisinin ülkeyi elit ve oligarşinin dev yolsuzluk şebekesine teslim ettiği iddiasıydı. Adalet mekanizmasından polis müdürlerine, siyasetçilerden üst düzey bürokratlara kadar toplumu bir ahtapot gibi saran yolsuzluk, rüşvet ve yandaş kayırma işlerinin onun döneminde hayata geçtiği iddialarıyla eleştirildi.
Robert Fico’ya karşı kimin ve neden bir suikast işlediği belki de hiç ortaya çıkarılamayacak. Bazı deliller bulunsa da belki gerçek hiçbir zaman aydınlanamayacak.
Çünkü bir zamanlar komünist, sonra demokratik solcu, sonra sosyal demokrat, sonra üçüncü yolcu, sonra da milliyetçi olan ve yolsuzlukla dolu bir toplum yaratmakla suçlanan Robert Fico; siyasi yaşamı boyunca sevenlerinin yanı sıra, çok sayıda hasım da edinmişti.
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, partisinin genel merkezinde genişletilmiş il başkanları toplantısına katıldı. Erdoğan burada yaptığı konuşmada 31 Mart seçim sonuçlarını değerlendirdi ve AKP’nin yenilenme sürecine girdiğini açıkladı.
Erdoğan, “AK Parti’nin gerçekten inanmış, kendini adamış milyonlarca neferi var. Hepsi birer özveri abidesi olan bu kardeşlerimizin hakkını ödeyemeyiz. Karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek samimi AK Parti neferlerinin emeklerini kusura bakmayın ama kibirlerin boyunlarını aşan muhterislere kesinlikle kurban edemeyiz. Siyasetçisiyle, kaprisli bürokratıyla, lobisiyle çıkar gruplarıyla kimse partimize gönül verenlerin fedakarlığını şahsi heves ve menfaatleri için zayi edemez. Biz buna rıza göstermeyiz. Bu partinin genel başkanı ve hepsinden öte bir neferi olarak böyle ağır vebali şahsen taşıyamayız” dedi.
Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“31 Mart seçim çalışmalarımızı çok yoğun şekilde devam ettirirken teşkilatlarımızla irtibatımızı en üst seviyede tuttuk. 31 Mart seçimleri demokrasi şöleni havasında gerçekleşti. Bölücü örgüt uzantılarının seçmeni baskı altına alma girişimleri dışında ülkemiz genelinde sandığa gölge düşürecek hiçbir olay yaşanmadı. ‘Bu son seçim olacak’ kehanetinden ekonomiyle ilgili piyasaya sürülen tezvirata kadar pek çok algı operasyonuna maruz kaldık. 85 milyon olarak sandığın gücünü ortaya koyduk. Türkiye’nin demokrasi standardının nereden nereye geldiğini tüm dünyaya bir kez daha gösterdik.
Demokrasi asla ve asla sıfır toplamlı bir oyun değildir. Demokrasinin kazandığı bir yerde kaybeden olmaz. Sandığın itibarının arttığı denklemde galip 85 milyonun tamamıdır. Sivil siyaseti güçlendiren her sonuç Türk demokrasisinin istikbali adına eşsiz bir başarıdır. Neredeyse her 10 yılda bir demokrasimiz vesayet odaklarının saldırısına uğradı. Vesayet odaklarının asla uyumadığını, pes etmediğini, uygun ortam ve fırsat kolladıklarını hepimiz biliyoruz. Son yıllarda FETÖ’cülerin ve marjinal yapıların propagandasıyla bazı toplum kesimlerinde sandığa karşı istifhamların zemin bulduğunu gördük. 31 Mart seçimleri bu algıyı yerle bir etmiştir. 14 Mayıs seçimlerinde Cumhurbaşkanı seçimi yüzde 0,5 farkla ikinci tura kalırken, 31 Mart seçimlerinde milli irade farklı şekilde tecelli etmiştir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak milletin iradesini öpüp başımızın üstüne koyduk.
Sandık sonuçlarından dolayı kabahati millete atma gibi yollara tevessül etmedik. 14 Mayıs’la ortaya çıkan belirsizlik, 28 Mayıs seçimleriyle giderildi. Millet yasamada olduğu gibi ülke idaresinde mührü bize takdim etti, Cumhur İttifakı’nı açık ara lider yaptı. 31 Mart yerel yönetimler seçimlerinde yine milletimizin takdiriyle Türkiye haritası daha fazla renge boyandı. 2019 seçimlerine göre daha çok sayıda siyasi parti il, ilçe, belde düzeyinde belediye başkanlığı kazandı. Başkaları gibi 14 Mayıs gecesi sahnelenen öndeyiz müsamerelerine başvurmadık. Her ne kadar hedeflerimizin uzağında kalsak da 31 Mart seçim sonuçlarını müspet karşıladık.
“BAŞTA 1 MAYIS OLMAK ÜZERE ÇEŞİTLİ OYUNLARINA GELMEDİK”
Bizim için önemli olan Türkiye’nin ve Türk demokrasisinin kazanmasıdır. Siyaseti önce milletim ve önce memleketim şiarıyla yapıyoruz. Sandığın itibarına itibar katan her neticeyi Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde aşılmış yeni bir eşit olarak görüyoruz. AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın olgun duruşu, 31 Mart sonrası siyasetin genel havasını değiştirmiştir. Yumuşama ikliminde siyasetçilerin mesajları ve toplumda siyaset kurumuna güvenin artmasının önemli payı vardır. Bu ikliminin geçici değil Türk siyasetinin hakim karakteri haline gelmesini arzu ediyoruz. Başta 1 Mayıs olmak üzere çeşitli oyunlarına gelmedik. Muhalefetteki muhataplarımızın dirayetli davrandığını görüyor, bundan da ülkemiz siyaseti adına memnuniyet duyuyoruz. Siyasetçilerin sorumluluk bilinciyle hareket ederek sandığın itibarına gölge düşürecek, sivil siyasete güveni sarsacak beyanlardan uzak duracak beyanlarını diliyorum.
“HALKLA ARAYA MESAFE KOYMANIN SİYASET GELENEĞİMİZDE YERİ YOKTUR”
31 Mart seçim sonuçlarını göz ardı etmiyoruz. Sonuçlara dair kapsamlı iç muhasebemizi partimizin yetkili organlarında yaptık, yapıyoruz ve yapacağız. Sonuçlara dair kapsamlı iç muhasebemizi partinin yetkili organlarında yaptık, yapıyoruz. MYK, MKYK, AK Parti Meclis grubumuzla, fikirlerine kıymet verdiğimiz dostlarımız, kanaat önderlerimiz, partimizde daha önce görev almış yol ve dava arkadaşlarımızla, siyaset bilimci akademisyenlerle bir araya geldik, konuştuk, düşüncelerini aldık. İnşallah istişare halkamızı genişletmeye devam edeceğiz. Son MYK toplantımızda geleneksel istişare kampımızı çok yakın bir tarihte toplama kararı aldık. Önce milletvekili ardından belediye başkanlarımızla bir araya geleceğiz. Komplekse kapılmadan, eleştiriye kulak tıkamadan bu süreci büyük bir özgüven ve şeffaflıkla yönetiyoruz. Hata değil; yanlışta ısrar etmek kaybettirir. Siyaset milletin içinde milletle omuz omuza sırt sırta vererek yapılır. Halkla araya mesafe koymanın, duvar örmenin, sokaklarla, çarşıyla, pazarla, mahalleyle bağı zayıflatmanın siyaset geleneğimizde yeri yoktur. Eksiğimiz, hatamız, problemimiz, millete karşı kusurumuz varsa çok açık söylüyorum mutlaka kendimizi düzeltmemiz gerekiyor. Partimizin ve davamızın geleceği her türlü şahsi kaygı ve kişisel hesabın ötesindedir.
“KİBİRLERİN BOYUNLARINI AŞAN MUHTERİSLERE KURBAN EDEMEYİZ”
Sadece kampanya döneminde 51 ilimizi ziyaret ettim. Diğer vilayetlerimize farklı vesilelerle defalarca gittim. AK Parti’nin gerçekten inanmış, kendini adamış milyonlarca neferi var. Hepsi birer özveri abidesi olan bu kardeşlerimizin hakkını ödeyemeyiz. Karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek samimi AK Parti neferlerinin emeklerini kusura bakmayın ama kibirlerin boyunlarını aşan muhterislere kesinlikle kurban edemeyiz. Siyasetçisiyle, kaprisli bürokratıyla, lobisiyle çıkar gruplarıyla kimse partimize gönül verenlerin fedakarlığını şahsi heves ve menfaatleri için zayi edemez. Biz buna rıza göstermeyiz. Bu partinin genel başkanı ve hepsinden öte bir neferi olarak böyle ağır vebali şahsen taşıyamayız.
“İSTİŞARE VE YENİLENME SÜRECİMİZİN SONUNDA AK PARTİ OLARAK ÇOK DAHA GÜÇLÜ ŞEKİLDE DEVAM ETMEKTE KARARLIYIZ”
İstişare ve yenilenme sürecimizin sonunda AK Parti olarak yolumuza çok daha güçlü şekilde devam etmekte kararlıyız. AK Parti’nin alameti farikası kendini yenileme, geliştirme, yeni şartlara adapte etme kabiliyetine haiz olmasıdır. Kongre sürecini bunun en önemli vesilesi olarak görüyoruz. Bu süreci zehirlemek, aramıza nifak tohumları ekmek için bekleyen fitne tüccarlarına karşı dikkatli olmanızı bekliyorum. Bizim AK Parti’den güç devşirecek isimlere değil AK Parti’ye güç katacak ufuk, vizyon, dinamizm, heyecan katacak şahsiyetlere ihtiyacımız var. Bu anlayışla partimizin çatısı altında AK Parti rozetiyle ülke ve millete hizmet etmek isteyenlere kapımızı kapatmıyoruz. Ama siyaseti kariyer basamağı olarak görenlerle yol yürünemeyeceğini de geçmiş tecrübelerimizin ışığında çok çok iyi biliyoruz.”
]]>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, AK Parti Genel Merkezinde düzenlenen AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2024 senesinin ilk genişletilmiş il başkanları toplantısında dava arkadaşlarıyla birlikte olmaktan gurur duyduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İl Başkanları Toplantısı’nın sonuncusunu 30 Kasım tarihinde yaptıklarını 31 Mart seçimleriyle ilgili ön hazırlıklarını değerlendirdiklerini kampanya döneminde il ziyaretleri vesilesiyle görüştüklerini yakın istişare halinde olduklarını hatırlattı. Ziyaret ettiği 52 ilin halkın nabzını tutmanın yanı sıra seçim çalışmalarını da sahada görme fırsatı bulduklarını ifade eden Erdoğan, “Yine bu ara dönemde Seçim İşleri Başkanlıkları ve Seçim Koordinasyon merkezi temsilcilerimizle münhasıran bir araya geldik. 31 seçim çalışmalarımızı çok yoğun bir şekilde devam ettirirken teşkilatlarımızla irtibatımızı daima en üst seviyede tuttuk. 31 Mart mahalli idareler seçimleri rekabet seviyesi yüksek bir atmosferde demokrasi şöleni havasında gerçekleşti. Bölücü örgüt uzantılarının seçmeni baskı altına alma girişimleri dışında ülkemiz genelinde sandığa gölge düşürecek hiçbir olay yaşanmadı. Seçim öncesinde hatırlayacağınız üzere çok farklı kampanyalar vardı. Bu son seçim olacak, kehanetinden, ekonomiyle ilgili piyasaya sürülen teşkilata kadar pek çok algı operasyonuna maruz kaldık. Bunların hepsini boşa çıkardık. Ülkemiz aleyhine yürütülen onca propagandaya rağmen 85 milyon olarak sandığın gücünü ortaya koyduk. Türkiye’nin demokrasi standardının nereden nereye geldiğini tüm dünyaya bir kez daha gösterdik” diye konuştu.
“Vesayet odaklarının asla uyumadığını, asla pes etmediğini, uygun ortam ve fırsat kolladığını hepimiz çok iyi biliyoruz”
Demokrasi asla ve asla sıfır toplamlı bir oyun olmadığının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Demokrasinin kazandığı bir yerde kaybeden olmaz. Sandığın itibarının arttığı bir denklemde galip 85 milyonun tamamıdır. Sivil siyaseti güçlendiren her sonuç Türk demokrasisinin istikbali adına eşsiz bir başarıdır. Bakınız biz 75 yıllık çok partili demokrasi hayatına iki darbe, iki muhtıra, iki darbe girişimi sığdırmış bir milletiz. Neredeyse 10 yılda bir demokrasimiz vesayet odaklarının saldırısına uğradı. En son 15 Temmuz’da 253 insanımızın canı pahasına tarihimizin en alçak darbe teşebbüsünü püskürttük. Bunların haricinde milli iradeyi gasp etmeye yönelik gizli açık daha nice girişimle karşılaştık. Vesayet odaklarının asla uyumadığını, asla pes etmediğini, uygun ortam ve fırsat kolladığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Son yıllarda FETÖ’cülerin ve marjinal yapıların da propagandasıyla bazı toplum kesimlerinde çok partili demokrasiye ve sandığa karşı istifhamların zemin bulmaya başladığını görüyorum. Gerek 14 Mayıs seçimleri gerekse 31 Mart mahalli idareler seçimleri demokrasi düşmanları tarafından körüklenen bu algıyı yerle bir etmiştir. 14 Mayıs seçimlerinde cumhurbaşkanı seçimi yüzde 0,5 farkla ikinci tura kalırken 31 Mart seçimlerinde milli irade farklı şekilde tecelli etmiştir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak her iki seçim sonucunu da büyük bir olgunlukla karşıladık. Milletin iradesini öpüp başımızın üstüne koyduk. Sandık sonuçlarından dolayı milleti suçlama, kabahati millete atma gibi yollara tevessül etmedik. Nitekim 14 Mayıs’ta ortaya çıkan belirsizlik 28 Mayıs seçimleriyle giderildi. Millet yasamada olduğu gibi ülke idaresinde de mührü bize takdim etti, Cumhur İttifakı’nı açık ara lider yaptı. 31 Mart yerel yönetimler seçimlerinde yine milletimizin takdiriyle Türkiye haritası daha fazla renge boyandı. 2019 seçimlerine göre daha çok sayıda siyasi parti il ilçe ve belde düzeyinde belediye başkanlığı kazandı. Bu tablo karşısında başkaları gibi 14 Mayıs gecesi sahnelenen ‘öndeyiz’ müsamerelerine başvurmadık. Parti olarak her ne kadar hedeflerimizin uzağında kalsak da 31 Mart seçim sonuçlarını müspet karşıladık. Bizim için önemli olan Türkiye’nin ve Türk demokrasinin kazanmasıdır. Biz siyaseti önce milletin önce memleketim şiarıyla yapıyoruz. Sandığın itibarına itibar katan her neticeyi partimizin oyları ne olursa olsun Türkiye’nin 75 yıllık çok partili demokrasi mücadelesinde aşılmış yeni bir eşit olarak görüyoruz” şeklinde konuştu.
“AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın olgun duruşu 31 Mart sonrasında siyasetin genel havasını da değiştirmiştir”
AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın olgun duruşu 31 Mart sonrasında siyasetin genel havasını da değiştirdiğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ” Siyasi atmosferde oluşan yumuşama ikliminde siyasetçilerin mesajları kadar toplumda siyaset kurumuna yönelik güvenin artmasının da önemli payı vardır. Bu iklimin geçici bir bahar esintisi değil, Türk siyasetinin hakim karakteri haline gelmesini ümit ediyoruz. Samimiyetimizi ve yapıcı tavrımızı bugüne kadar muhafaza ettik. Türkiye’yi partiler arasındaki gerilim hattına mahkum etmek isteyenlerin başta 1 Mayıs olmak üzere çeşitli oyunlarına gelmedik. Muhalefetteki muhataplarımızın da dirayetli davrandığını görüyor bundan da ülkemiz siyaseti adına memnuniyet duyuyoruz. Siyasetçilerin sorumluluk bilinciyle hareket ederek bundan sonra sandığın itibarına gölge düşürecek sivil siyaset güveni sarsacak beyanlardan uzak duracaklarına inanıyorum. Bu seçimlerde sandığa giderek oyunu kullanan vatandaşlarımın her birine demokrasiye ve milli iradenin üstünlüğüne olan bağlılıkları sebebiyle bir kez daha teşekkür ediyorum. Siz kurmay kadromuzun nezdinde teşkilatımızın her bir mensubuna, her bir dava arkadaşıma otuz bir Mart seçimleri, dönemi boyunca gösterdiğiniz gayret dolayısıyla şükranlarımı sunuyorum. Rabbim hepinizden razı olsun” ifadelerini kullandı.
“Son Merkez Yürütme Kurulu toplantımızda geleneksel istişare kampımızı çok yakın bir tarihte toplama kararı aldık”
Sonuçlara dair kapsamlı iş muhasebeyi partinin yetkili organlarını da yaptıklarını ve yapmaya devam edeceklerinin altını çizen Erdoğan, “Bugüne kadar merkez yürütme kurulumuzla, merkez karar ve yönetim kurulumuzla, AK Parti Meclis grubumuzda, fikirlerine kıymet ver dostlarımızla, kanaat önderlerimizle, partimizde daha önce görev almış yol ve dava arkadaşlarımızla siyaset bilinci akademisyen ve sivil toplum temsilcileriyle farklı vesilelerle bir araya geldik görüştük, konuştuk, düşüncelerini aldık. Bugün de il başkanlarımız ve teşkilat kademelerimizin diğer mensuplarıyla bir aradayız. İnşallah istişare halkamızı genişletmeye devam edeceğiz. Son Merkez Yürütme Kurulu toplantımızda geleneksel istişare kampımızı çok yakın bir tarihte toplama kararı aldık. Önce milletvekillerimizle, ardından da inşallah belediye başkanlarımızla bir araya geleceğiz. Komplekse kapılmadan, eleştirilere kulaklarımızı asla tıkamadan bu süreci büyük bir özgüven ve şeffaflıkla yönetiyoruz. Bir defa şu gerçeğin gayet farkındayız. Hata değil yanlışta ısrar etmek kaybettirir. Siyasetin inişli çıkışlı serencamında esas mesele hep istikamet üzerinde kalabilmektir. Nereden geldiğinizi unutmazsanız hedeflerinizden de kopmazsınız. Bakınız biz siyasi hayatımız boyunca elde ettiğimiz her başarıyı zaferle bitirdiğimiz her mücadeleyi önce Allah’ın yardımına, sonra da milletimizin desteğine, duasına ve yanımızda olmasına borçluyuz” açıklamalarında bulundu.
“Ne teşkilatlarımızın, ne belediyelerimizin ne de gönlümüzün kapılarını milletimize hiçbir zaman kapatmadık”
AK Parti milletin kurduğu, tabelasını, milletin astığı, siyaseti daima millet için ve milletle birlikte yapmış bir parti olduğunu belirten Erdoğan, “Siyasette rotamızı bugüne kadar hep milletimiz çizdi, biz de milletin belirlediği yoldan hiçbir zaman sapmadık. İstişarelerimizi milletimize, derdimizi milletimize anlattık. Sorunlarımıza milletimizle birlikte çözüm aradık. Başarılarımızın sevincini yine milletimizle paylaştık. İhtiyaç duyduğumuzda her zaman milletimizi yanımızda bulduk. Millet bize bakınca kendini gördü, kendi meselelerini gördü. Ama aynı zamanda sıkıntılarına çözüm üretecek güçlü bir irade gördü. Toplumumuzun farklı kesimleriyle gönül köprülerimizi sağlam tuttuğumuz için Bugünlere kadar alnımızın akıyla gelebildik. Ne teşkilatlarımızın, ne belediyelerimizin ne de gönlümüzün kapılarını milletimize hiçbir zaman kapatmadık” dedi.
“AK Parti milletin partisidir ve inşallah ebediyen öyle kalacaktır”
AK Parti’nin milletin partisi olduğunu ve inşallah ebediyen öyle kalacağını ifade eden Erdoğan, “Biz şafak vakti evine ekmek götürmek için yola koyulan emekçilerin yazın sıcağına, kışın ayazına aldırmadan rızık peşinde koşan çiftçilerin, helal lokmasına, haram bulaştırmayan esnafın, tüccarın, sanayicinin, vatanımız uğruna gözünü kırpmadan şehadete koşan kahramanların, Türkiye’nin aydınlık yarınlarının teminatı olan gençlerimizin, ellerini değdikleri her yeri güzelleştiren bereketlerinden kadınlarımızın ülkemizin başarıları olarak gören tüm mazlumların velhasıl hangi kökene, hayat tarzına, görüşe mensup olursa olsun büyük ve güçlü Türkiye sevdalısı her bir yüreğin partisi olmayı sürdüreceğiz. Milletle kurduğumuz gönül köprülerini kimse yıkamaz. Siyaset milletin içinde, milletle omuz omuza sırta vererek yapılır. Halkla araya mesafe koymanın, duvar örmenin, sokakla, çarşıyla, pazarla, mahalleyle, bağı zayıflatmanın bizim siyaset geleneğimizde yeri yoktur. Bu konularda eksiğimiz hatamız, problemimiz, millete karşı bir kusurumuz varsa çok açık söylüyorum; mutlaka kendimizi düzeltmemiz gerekiyor. Partimizin ve davamızın geleceği her türlü şahsi kaygının her türlü kişisel hesabın üzerindedir” değerlendirmelerinde bulundu.
Kampanya döneminde 52 ili ziyaret ettiğini bunun dışında diğer vilayetlerde farklı vesilelerle defalarca gittiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu ziyaretlerimde şahit olduğum değişmez manzara şuydu; AK Parti’nin gerçekten inanmış, kendini adamış milyonlarca neferi var. Hepsi birer özveri abidesi olan bu kardeşlerimizin hakkını ödeyemeyiz. Karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek gece- gündüz demeden koşturan samimi AK Parti neferlerinin emeğini kusura bakmayın ama kibirleri boylarını aşan muhterislere kesinlikle kurban edemeyiz. Siyasetçisiyle kaprisli, bürokratıyla, lobisiyle, çıkar gruplarıyla kimse partimize gönül verenlerin fedakarlığını şahsi heves ve hesapları için zayi edemez. Biz buna göz yummayız, rıza göstermeyiz. Bu partinin genel Başkanı ve hepsinden öte bir neferi olarak böyle ağır bir vebali biz şahsen taşıyamayız. ‘Olanda hayır vardır’ düsturuyla 31 Mart seçim sonuçlarını partimiz, hareketimiz ve davamız açısından hayra tebdil etmek için ne gerekiyorsa onu yapmaktan kesinlikle çekinmeyeceğiz. Buradaki hiçbir arkadaşımın da bundan şüphe duymamasını istiyorum” şeklinde konuştu.
“İstişare ve yenilenme sürecimizin sonunda AK Parti olarak yolumuza çok daha güçlü bir şekilde devam etmekte kararlıyız”
“İstişare ve yenilenme sürecimizin sonunda AK Parti olarak yolumuza çok daha güçlü bir şekilde devam etmekte kararlıyız” sözlerinin kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadeleri kullandı:
“AK Parti’nin alamet-i farikası kendini daima yenileme, tazeleme, büyütme, geliştirme, yeni şartlara adapte etmek kabiliyetine haiz olmasıdır. Başlatmayı kararlaştırdığımız kongre sürecimizi bunun en önemli vesilesi olarak görüyoruz. Sizlerden bu süreci zehirlemek, aramızda nifak tohumları ekmek için pusuda bekleyen fitne tüccarlarına karşı dikkatli olmanızı bekliyorum. Biz 50 yıla varan siyasi mücadelemizde attığımız adımları bugüne kadar dedikodulara göre belirlemedik. Bundan sonra da belirleyemeyiz. Bizim temel bir kriterimiz vardır. O da hakka ve halka hizmet etmektir. Milletimizin nazarında ibra olan bizim gözümüzde de başarılıdır. Milletin sınıfta bıraktığı biz de baş tacı edemeyiz. İnşallah bu süreci ‘kılı kırk yaran’ bir kuyumcu titizliğiyle yürüteceğiz. Kırarak, dökerek, dağıtarak değil, tam tersine toparlayarak birleştirerek, bütünleştirerek, kucaklayarak ilerleyeceğiz. Saflarımızı genişletecek, sıklaştıracak, partimizi daha da büyütmenin gayretinde olacağız. Yeni isimlerle, yeni değerlerle, yeni hizmet erleriyle kadrolarımızı tahkim ederken, partimizin emektarlarına ahdi vefasızlık göstermeyeceğiz. “
“Bizim AK Parti güç devşirecek isimlere değil, AK Parti’ye güç katacak ufuk, vizyon, dinamizm, heyecan katacak şahsiyetlere ihtiyacımız var”
“Bizim AK Parti’den güç devşirecek isimlere değil, AK Parti’ye güç katacak ufuk, vizyon, dinamizm, heyecan katacak şahsiyetlere ihtiyacımız var” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu anlayışla partimizin çatısı altında AK Parti rozetiyle ülkeye ve millete gerçekten hizmet etmek isteyenlere kapımızı kapatmıyoruz. Ama siyaseti kariyer basamağı olarak görenlerle yol yürünemeyeceğini de geçmiş tecrübelerimizin ışığında çok çok iyi biliyoruz. Partinizi zirveye taşıyacak isimlerle kongrelerimizi birer yeniden diriliş, yeniden şahlanış vesilesi haline dönüştürmek arzusundayız. Özünde bir gönül seferberliği olan kongremiz ancak böyle bir vizyon, kuşatıcılık ve hassasiyetle yürütülmesi durumunda bekleneni verebilir. Kardeşlerim unutmayın biz Türk siyasi hayatına damga vurmuş bir partiyiz. Biz üye sayısı itibariyle Türkiye’nin en büyük ailesiyiz. 21 yıllık iktidarlarımız bu dönemde bizden önce yapılan hizmet ve eserlerin katbekat fazlasını ülkemize kazandırmış bir hükümetiz. Nasıl Türkiye’nin Son 21 yılına mührümüzü bastıysak inşallah geleceğine de yine biz yön vereceğiz. Şu an burada bulunan her bir kardeşim Türkiye yüzyılının inşasına emeğiyle, alın teriyle, mücadelesiyle katkı sunan bir millet sevdalısıdır. Bu milletin özü, aslı sizsiniz. Milletimiz bizden daha çok çalışmamızı, güç ve enerji toplamış bir şekilde yeniden yola revan olmamızı bekliyor. Şimdi her zamankinden daha fazla birbirimize tutunacağız, daha fazla sarılacağız, daha fazla kucaklaşacağız. ‘Niyet hayır, akıbet hayır’ diyoruz. Rabb’im birliğimizi, beraberliğimizi, dayanışmamızı daim eylesin diyorum” diye konuştu. – ANKARA
]]>BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, kişisel sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada gündemi değerlendirdi. Başkan Baş, başkanlık seçiminin tıkandığı Yargıtay’da seçimin 36. turunda adaylardan Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanı Muhsin Şentürk’ün çekilmesine dikkati çekti.
Adaylıktan çekilen ismin MHP’ye yakınlığı ile bilinen bir isim olduğunu belirten Hüseyin Baş, şunları söyledi:
“Şimdi manidar olan da şu; ne zaman ve nasıl çekildi? Çekilen aday Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay kararını tanımıyorum diyen aday. Bu adayın MHP’ye yakın bir aday olduğu adliye çevrelerinde konuşulan bir durum. Sayın Cumhurbaşkanı’yla Sayın Bahçeli bir görüşme yapıyor ve bu görüşmenin hemen arkasına mevcut aday yarıştan çekiliyor ve 36. turda Yargıtay Başkanı’nın seçilmesinin önü açılıyor.”
“Erdoğan neyle gitti de adayın geri çekilmesini sağladı” sorusunu soran Hüseyin Baş, Sinan Ateş suikastına da dikkati çekti. Baş, şöyle konuştu:
“Sinan Ateş dosyasında iddianame hazırlandı. Aslında Erdoğan birkaç gündür belli muhataplara aba altından sopa gösteriyor. Bu sopayı gösterirken bir konuşmasında, ‘Devlet adalet dağıttıkça güçlenir’ dedi. Bu öyle bir cümle ki adaleti yerle bir eden, hukuku yok sayan irade ülkeyi yönetiyor ve aynı irade, ‘Devlet adalet dağıttıkça güçlenen bir devlettir’ diyor. Aslında bunu bize söylemiyor, bunu yargıçlara da söylemiyor, bunu bir yere söylüyor. Siyasetteki çekişmeleri anlamamız açısından söylüyorum bunu. Yani adalet dağıtmakla da birilerini tehdit ediyor, ‘Sinan Ateş dosyasını kurcalarım ha’ diyor. Bana sorarsan o mesaj oydu ve günün sonunda Bahçeli ile görüşüyorlar ve hemen arkasına tesadüf odur ki Yargıtay adayı adaylıktan çekiliyor.
“SİNAN ATEŞ DOSYASI BAŞKA BİR YERE EVRİLECEK”
Bir maktulün katilini bulmak üzere bir cinayeti araştırmak için, işte bunun toplumsal kılcalına inmek için Sinan Ateş dosyası irdelenmiyor. Türkiye’de bu tip dosyalar siyasetin birbiriyle hesaplaşması için kullanılıyor. Siyaset bunları bir hesaplaşma aracı olarak kullanıyor. Dolayısıyla bugün de şunu görüyoruz; o hesaplaşma belki de Yargıtay Başkanı’nın seçimi adına bir hesaplaşmaydı. Şimdi istenilenler alındıysa ki büyük oranda burada istenilen elde edilmiş olacak gibi görünüyor ne olacak? O dosyanın seyri bir daha başka bir yerlere doğru yönelmiş olacak.”
Kısa süre içinde TBMM gündemine gelmesi beklenen 9. yargı paketine de değinen Hüseyin Baş, şunları kaydetti:
“Etki ajanlığı diye bir suç konuyor yargı paketine. Etki ajanlığı ne? Sosyal medyada bir şey yazıp -illa birinin ajanı olması, biriyle ilişkisi olması şart değil- konuştuysan seni etki ajanı olarak görüp, seninle ilgili işlemlerde bulunabiliriz deniyor. Yargı paketinde bu geçiyor. Hani nerede bunun yumuşaması, nerede bunun siyaseti, nerede bunun hukuku? Bu aslında yöneticilerin gözüne kestirdiği kişiyi ajan suçlamasıyla, hemen terörize etmesi. Siyaset zaten 20 yıldır bunun üstüne kurulu. Şimdi bu etki ajanlığı konusunda da hemen istediği kişiyi, ‘Bu Amerika’nın ajanı, İngiliz’in ajanı, Alman’ın ajanı’ diye aslında oralara ajanlık yapan insanlar, seni beğenmediği için seni ajan statüsüne sokabilecek. Bu tabii ki ne hukuki, ne siyasi, ne toplumsal, ne insani anlamda kabul edilebilecek bir şey değil. Böyle bir gücü böyle bir iktidar eline aldığında, bu sopayı nasıl kullanacağını az çok tahmin ediyoruz. Dolayısıyla aslında ortada yumuşama falan yok. Siyasette yumuşama hikayesine seçmen olarak bizim şu refleksi vermemiz saçma; siyaset yumuşuyor, biz de rahat edeceğiz. Çok beklersin canım, öyle bir şey olmayacak! Yumuşama dedikleri dışarıya karşı yumuşama, vatandaşa karşı yumuşama değil. Bu yumuşama birbirleri arasında al verleri daha rahat yapsınlar diye yumuşama. Yoksa sana ilişkin hiçbir şey olmayacak. Sen yine tweet attığında tutuklanmaktan korkacaksın, sen yine konuştuğunda kapına polis dayanabilir diye bir endişen olacak, sen yine bir şey eleştirdiğin de başına her an her şey gelebilir durumda olacaksın, yani bizim için, vatandaş için hiçbir şey değişmiş olmayacak.”
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay’ın 156. Kuruluş Yıldönümü Töreni’nde konuştu. Danıştay Başkanı seçilen Zeki Yiğit’i kutlayan Erdoğan, görev süresini tamamlayan Danıştay mensuplarına da emekleri için teşekkür etti. Erdoğan, özetle şunları söyledi:
“ADALET SİSTEMİ DE BEKAMIZIN GÜVENCESİDİR”
“Yüksek mahkemelerimizin her biri kendi görev alanları içerisinde adaletin en iyi, hızlı ve etin şekilde etecellisi için çalışıyor. Makamlarımızdan ve ünvanlarımızdan önce hepimiz şu gerçeğe yürekten inanıyoruz; nasıl geç gelen adalet adalet değilse, topluma güven veren, erişilebilir adalet sistemi de bekamızın güvencesidir. Devlet adalet dağıttığı, adaletin tecellisini sağladığı müddetçe güçlüdür, dimdik ayaktadır. Adaletin olmadığı yerde huzur, refah olmaz. Adli ve idari yargı fark etmeksizin adliyenin kapısını adaletin kapısı haline getirdiğimiz ölçüde geleceğimize güvenle bakabileceğimize inanıyorum.
“DARBECİLER BAŞARILI OLSALARDI YENİ HUKUK CİNAYETLERİ İŞLEYECEKLERDİ”
27 Mayıs darbecilerinin gerçek bir mahkemeden ziyade kötü bir tiyatroyu andıran Yassı Ada’da işledikleri hukuk katliamlarını unutmuyoruz. 28 Şubat döneminde koro halinde darbecilere alkış tutanların hukuk sistemimize verdikleri zararın telafisi yıllar aldı. 17-25 Aralık yargı-emniyet girişiminin faillerinin sebep oldukları sıkıntıların hala yükünü çekiyoruz. 15 Temmuz’da ödediğimiz ağır bedeller ise ortadadır. Bu ihanetin merkezinde sadece eli silah tutanlar değil üniformalı ve cübbeli örgüt militanları da vardı. Darbeci alçaklar başarılı olsalardı yeni hukuk cinayetleri işleyeceklerdi.
“HAKİMLERİMİZ, SAVCILARIMIZ ZAMAN ZAMAN ELEŞTİRİ SINIRLARINI AŞAN HAKSIZ İTHAMLARA MUHATAP OLUYOR”
Medyanın ve sosyal medyanın millet namına denetim vazifesi üstlenmesi demokrasimiz için şüphesiz kazançtır. Ama hakim cübbesi giyip sağa sola yargı dağıtma boyutuna asla varmamalıdır. Yargı mercilerimizi baskı altına alma, istemedikleri kararlar çıkması halinde hukukçularımız hedefe koyma daha sık karşılaştığımız tehditlerden biri haline dönüşüyor. Hakimlerimiz, savcılarımız zaman zaman eleştiri sınırlarını aşan haksız ithamlara muhatap oluyor.
“SİYASET KURUMU NASIL LAYÜSEL DEĞİLSE YARGI DA ELEŞTİRİLEMEZ DEĞİL”
Siyaset kurumu nasıl layüsel değilse yargı da eleştirilemez değildir. Yargının kararlarını beğenmeyebilir, itiraz edebiliriz buna kimse engel olamaz, olmamalıdır. Millet adına kamu gücünü kullananların belli sınırlar içinde o sert tepkilere tahammül etmesi beklenir. Fakat yargının toptancı bir anlayışla kurumsal olarak yıpratılmasını, yargı organlarımıza ve mensuplarımıza çamur atılmasını asla kabul edemeyiz.
“YARGININ SİYASİ TARTIŞMALARIN İÇİNE ÇEKİLMESİ DE HATALI”
Yargının, yasama ve yürütmeye müdahalesi nasıl yanlışsa, yargının siyasi tartışmaların içine çekilmesi de o denli hatalıdır. İktidarı ve muhalefetiyle, basını ve sivil toplumuyla hep birlikte yargımızın her türlü taassuptan, menfaat eksenli gruplaşmadan ve ideolojik kamplaşmadan uzak durmasını temin etmemiz gerekiyor. Belli bir zümrenin menfaatini gözeten dar kadrocu anlayışların adalet teşkilatımız dahil devletimizin kurumları içinde tekrar yuvalanmasına izin vermeyeceğiz.
“YENİ ANAYASA, SİVİL SİYASETİN ALANINI GENİŞLETEREK ÜLKEMİZİN MESELELERİNİN ÇÖZÜMÜNÜ DAHA DA HIZLANDIRACAK”
Cumhuriyetimizin 100. yılının darbe ürünü bir anayasa ile karşılanmış ve geçirilmiş olmasını Türkiye demokrasisine yakıştıramıyoruz. Bu eksikliğin milli irade ile giderilmesi Türk siyasetinde yeni bir kilometre taşı olacaktır. Yeni anayasanın sihirli değnek gibi sorunlarımızı bir anda ortadan kaldırmayacağını biliyoruz. Yeni anayasa, sivil siyasetin alanını genişleterek, ekonomiden sosyal hayata, ülkemizin meselelerinin çözümünü daha da hızlandıracaktır. Siyasetteki yumuşama ile farklı siyasi partiler arasındaki istişari görüşmelerin yoğunlaşması önemli bir fırsat teşkil etmektedir. Biz milletimizin beklentileri çerçevesinde üzerimize düşen yapıcı rolü oynamaya devam edeceğiz.”
]]>
(ANKARA) – İİYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Anayasa değişikliği tartışmalarına ilişkin konuştu, tek adamlığı kökleştirecek bir revizyon arayışına izin vermeyeceklerini vurguladı. Dervişoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olmasının mümkün hale gelebileceği bir düzenlemeyi revizyon diye metnin içerisine taşımak, bu yolda yapılan işler ve öne atılan adımlara biz parti olarak sıcak bakamayız” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Habertürk TV’de gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un sorularını yanıtladı. 5. Olağanüstü Kurultayın ardından İYİ Parti Genel Başkanı seçilen Dervişoğlu; İYİ Parti’nin yol haritasına ilişkin açıklamalarda bulundu.
“İYİ PARTİ TÜRK SİYASETİNİN MERKEZİNE KURULDU“
İYİ Parti’nin siyasetteki konumuna ilişkin Dervişoğlu şöyle konuştu:
“İYİ Parti’nin konumlandığı yer sürekli konuşuluyor. Tartışılıyor demiyorum, konuşuluyor. İYİ Parti Türk siyasetinin merkezine kuruldu zaten. Yani İYİ Parti’de kişilerin siyasi geçmişine bakılarak ‘bu parti şöyle, bu parti şu eksene doğru kayacak’ türünden tartışmaların çok uygun olmadığı düşüncesindeyim ben. Kongredeki konuşmamda da ifade ettim; Türkiye’nin merkezi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’nin merkezi onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Türkiye’nin merkezi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesi. Dolayısıyla İYİ Parti merkezde mi olacak? Merkezde olup olmadığını nereden anlayabilirsiniz? Söylemden anlayabilirsiniz. Ben merkezi temsil eden ifadelerde bulunan biriyim hep. Böyle marjinal bir tarafta bulunmadım. Hayatımdaki bütün mücadele de toplumsal merkezin izdüşümünü siyasetin merkezine taşınması mücadelesinden ibaret. Dolayısıyla partinin kuruluş üyeleri de belli. Partimiz milliyetçi, demokrat ve kalkınmacı bir parti. Bu merkez tanımına çok uygun. Yani bütün kaygıları ortadan kaldıracak bir felsefesi var, bir programı var partimizin. Dolayısıyla bu programı siyasetin boşalan merkezine parti kurarak uygulanabilir hale getirme çabası da arkadaşlarımızın ortak çabasıdır. Yani geldiğimiz yerlere bakarak siyasi kimlik oluşturma ihtimalimiz yok bizim.”
“HAKARETAMİZ BEYANLARDA BULUNANLARLA ARAMDAKİ MESAFEYİ KAPATMAYACAĞIM“
İYİ Parti’den ayrılanları yeniden partiye davet edip etmeyeceğine ilişkin konuşan Dervişoğlu; “Benim burada mesafeli durduğum bir alan var. Ayrılmanın zamanlamasını planlayarak sırf zarar vermek için ayrılanlarla ve eleştiri maksadını aşan ifadelerde bulunup hakaretamiz beyanlarda bulunanlarla aramdaki mesafeyi kapatmayacağım. Yani o benim için çok önemli. Çünkü kırılma noktalarında yapılan istifalar ve açıklamalar doğrudan doğruya zamanlaması planlanarak İYİ Parti’ye zarar vermek amacıyla gerçekleştirildi. Dolayısıyla bu partiyi biz kurduk. Hep söylüyoruz, bununla iftihar ediyoruz. Ama bu partiyi millet kurdu. Milletin umuduna halel getirmek amacıyla İYİ Parti’ye zarar verecek bir takvimde bilerek, isteyerek, taammüden iş yapanlarla mesafemi kapatmayacağım. Ama her konuda olduğu gibi siyasette de nedamet diye bir şey var, nadim olunur ve kabul edilir ve bundan bir pişmanlık duyulduğu ifade edilirse o zaman ben de o açtığım mesafeyi kapatırım” ifadelerini kullandı.
“HAKİMİYETİ ADALET VE KALKINMA PARTİSİ’NİN ELİNDEN ALACAĞIZ, MEYDANLARDA OLACAĞIZ”
Sahada siyaset yapacağının altını çizen Dervişoğlu; “Meydanlar uzunca bir zamandan beri öksüz. Meydanlarda bir kişi var, Recep Tayyip Erdoğan. Türkiye’nin meydanlarından milletime sesleneceğim. Diğer siyasi partiler açısından da bakıldığında 22 yıllık iktidarını Sayın Tayyip Erdoğan’ın neye borçlu olduğunu biliyoruz; meydanlarda bir hakimiyet kurması. Dolayısıyla o hakimiyeti Adalet ve Kalkınma Partisi’nin elinden alacağız, meydanlarda olacağız, vatandaşlarımızın içinde olacağız. Millet İYİ Parti’den umut beklerken İYİ Partili cesur insanlar umutsuz olamaz. Bu sebeple o umudu ayağa kaldıracağız” diye konuştu.
“İYİ PARTİ KURULDUĞUNDAN BERİ AKP TEK BAŞINA PARLAMENTODA ÇOĞUNLUK SAĞLAYAMADI“
İYİ Parti’nin kuruluş aşamasında yaşadığı zorlukları anlatan ve İYİ Parti’nin kurulmasıyla birlikte Türkiye’de siyaset ikliminin değiştiğini ifade eden Dervişoğlu; “İYİ Parti kurulduğundan beri Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına parlamentoda çoğunluk sağlayamadı. Seçimde yapmış olduğu ittifakı parlamentoda sürdürmek durumunda kaldı. Siyasette birbirinden farklı görüşlere sahip olan insanların yan yana gelebilmesi mümkün görünmüyordu, onun önünü açtı İYİ Parti. Bunu kadrolarıyla yaptı, kadrolarının stratejileriyle yaptı, Sayın Genel Başkan’ın duruşuyla yaptı. Biz çok şeyi değiştirdik Türkiye’de aslına bakarsanız İYİ Parti’yi kurarak. Yarın için de söylüyorum ve iddialıyım çok şeyi değiştirmeye devam edeceğiz” dedi.
“İYİ PARTİ OLARAK TEK ADAMLIĞI KÖKLEŞTİRECEK BİR REVİZYON ARAYIŞINA İZİN VERMEYİZ“
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne ilişkin konuşan Dervişoğlu, Anayasa değişikliği konusundaki görüşlerini şu sözlerle ifade etti:
“Sistem sorgulaması birçok yönüyle ele alınması icap eden bir şey. Ama tek adamlığı kökleştirecek bir revizyon arayışına biz izin vermeyiz İYİ Parti olarak. Çünkü bu şartlarda Sayın Recep Tayyip Erdoğan bir daha Cumhurbaşkanı adayı olamıyor. Bunun için başka kanalları zorlamaya çalışmanın da bir anlamı yok. Bir daha Cumhurbaşkanı adayı olamayacaksa Sayın Cumhurbaşkanı, o zaman elbette bir daha yönetme iddiası serdedebileceği bir anayasal düzenlemeyi Türkiye Büyük Millet Meclisine dayatabilir. O zaman ben Sayın Cumhurbaşkanını demokratik bir yarışa davet ediyorum bu düşüncelerimle. Parlamenter demokratik sisteme geçme amacına matuf herhangi bir düzenlemeyi önümüze getirirlerse tartışılır buluruz. Ama tek adamlığı güçlendirecek yani tahkim edecek, Sayın Cumhurbaşkanı’nın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olmasının mümkün hale gelebileceği bir düzenlemeyi revizyon diye metnin içerisine taşımak, bu yolda yapılan işler ve öne atılan adımlara biz parti olarak sıcak bakamayız.”
“YASAMA, YÜRÜTME, YARGI BİTMİŞ; RECEP TAYYİP ERDOĞAN DÖNEMİNİ BAŞLATMIŞTIR“
Sistem eleştirisine devam eden Dervişoğlu; “‘Milletim duysun. Kanun çıkarmıyor TBMM. Bürokrasinin dayattığı kanunları düzenliyor. Bana bugün bir kanun gönderiyor, ben onu düzenliyorum Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak. Aradan 3 ay geçiyor. Bugün çıkardığımız kanunu o gün düzeltiyoruz. Dolayısıyla doğru bir biçimde hazırlanmıyor. Kanunun doğru bir biçimde hazırlandığı, mevcut komisyonların, ihtisas komisyonlarının doğru biçimde çalıştığı bir Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ihtiyaç var. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni baypas etmiştir bu sistem. Ayrıca erkler hiyerarşisini bozmuştur. Yasama, yürütme, yargı yerini kaybetmiştir. Yasama, yürütme, yargı bitmiş; Recep Tayyip Erdoğan dönemini başlatmıştır” diye konuştu.
“MİLLETİN, DEVLETİN YANINDA, İKTİDARIN KARŞISINDA SAF TUTUYORUZ“
İYİ Parti’nin yol haritasına ilişkin açıklamalarına devam eden Dervişoğlu, konuşmasını şu sözlerle noktaladı:
“Türkiye’nin bekasıyla ilgili, güvenliğiyle ilgili alınmış kararlarda; çıkarılan tezkerelerde, çıkartılan kanunlarda biz doğrudan doğruya büyük Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yanında tavır koyduk ve koyarız. Bu, bu zamana kadar hep böyle oldu. Onun dışında bu hükümetin uygulamalarına bakarak yaptıkları yanlış işlere karşı iktidarın yani Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, Cumhur İttifakı’nın karşısında oluruz. Mesele Türkiye ise mesela bugün Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir bölgede Türkiye’nin askeri varlığına ihtiyaç duyuluyorsa biz o ihtiyacı reddetmeyiz. Bu zamana kadar ne yaptıysak aynısını yapmaya devam ediyoruz. Milletin de devletin de yanında, iktidarın karşısında saf tutuyoruz.”
]]>İçinde iş adamların, eğitimcilerin, emekli bürokratların, siyasetçilerin, STK temsilcilerinin, gazetecilerin, akademisyenlerin ve gençlerin olduğu yaklaşık üç yüz kişiden oluşan Erzurum Düşünce Hareketi on kişiden oluşan yönetim kurulu ve altmış kişiden oluşan çalışma grubu ilk toplantısını yaptı. Yapılan yönetim kurulu toplantısında oy birliğiyle başkanlığa Murat Ertaş seçildi. EDH yönetim kurulu ise şu isimlerden oluştu: Murat Ertaş, Sıddık Takar, Zafer Taş, Yusuf Gökçan, Ayhan Özsağlıcak, Muhammed İkbal Çiçek, Fehmi Akçıl, Nurullah Avcı, Hüseyin Bekmez ve Taner Bayır.
“Kişilere bağımlı bir hareket olmayacak”
EDH Yönetim Kurulu Başkanlığına oy birliğiyle seçilen Murat Ertaş yaptığı açıklamada kendisine Erzurum Düşünce Hareketi’nin başkanlığını teklif eden ve kendisini oybirliğiyle başkan olarak kabul eden yönetim kuruluna teşekkür ederek kişilere bağımlı kalmadan bir sivil toplum refleksi, denetimi, inisiyatifi, iradesi ve geleneği, bir şehir karakteri olarak bu hareketin şehre yerleşmesini arzuladığını ifade etti. Başkan Murat Ertaş sözlerine şöyle devam etti: “Milli mücadeleyi başlatan kongreye ev sahipliği yapan Erzurum’umuz bu hassasiyetle her zaman devletinin ali menfaatlerini kendi menfaatine göre öncelemiş, son yirmi yılda da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında olmuştur. Cumhurbaşkanımız da Erzurum’a her zaman özel ilgi göstermiştir. Şehrin Cumhurbaşkanımıza hesapsız desteği bazı çevrelerce maalesef istismar edilmiş, Erzurum gelişmişlik düzeyi olarak hak ettiği noktaya gelememiştir. Cumhurbaşkanımızın Türkiye’yi 20 yılda nereden nereye taşıdığını çok iyi biliyoruz. Uluslararası güçlerin ve sermaye sahiplerinin dijital dünyada ülkeleri ve insanları kendi köklerinden koparıp ifsat ettiğinin, ülkeleri ve milletleri felakete sürüklediğinin, organize edilmiş algının ve propaganda dilinin hakikati esir aldığının farkındayız. Erzurum Düşünce Hareketi ülkemizde, şehrimizde ve bir ateş çemberi olan bölgemizde kendisini tarih karşısında ülkesine, milletine ve şehrine sorumlu hisseden Erzurumlulardan oluşmaktadır. Sanayisi ve ekonomisi gelişmiş şehirler ile turizm şehirlerinin aksine Erzurum’da sosyal hayatın her şubesini, ticareti, ekonomiyi, şehirleşmeyi, yerel yönetimleri etkileyen en büyük dinamik ‘siyaset kurumu’dur. Bu durum Erzurum’un her dönem sadece şehriyle değil ülke siyasetiyle yakından ilgilenmesini sağlamıştır. Tarihi ticaret yollarının kavşağında olup, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve İran gibi dört ülkenin sınır ticareti havzasında bulunan Erzurum’un “Turan Yolu” diyebileceğimiz Çin’in Orta Kuşak Yol İnisiyatifi’nin (demir İpekyolu) ve Basra Körfezi’nden Karadeniz’e Kalkınma Yolu’nun da en önemli lojistik merkezini oluşturacak stratejik noktadayken şehrin başta ekonomisi ve nüfusu olmak üzere birçok alanda eski hareketliliğini, canlılığını, önemini ve nüfuzunu kaybetmesi yadsınamaz bir gerçektir. Türk Dünyası Devletler Teşkilatı’nın kurulduğu dönemde, Erzurum’un EİT 2025 Turizm Başkenti ilan edildiği bir dönemde, değişen dünya ve bölge dengeleri göze alındığında Erzurum’un önüne birçok alanda tarihi fırsatlar çıkmıştır. Erzurum Düşünce Hareketi şehri tarihiyle, siyasetiyle, tüm asabiyesi ve yer altı yer üstü zenginlikleriyle tanıyan, şehre dair sıkıntıların farkında olan bir ortak akıl hareketidir, bir inisiyatif alma gönüllülüğüdür.”
Murat Ertaş’ın konuşmasından sonra EDH Yönetim Kurulu Üyesi Muhammed İkbal Çiçek Erzurum Düşünce Hareketi Yönetim Kurulunun hazırladığı ortak metni toplantıya katılanlara okudu.
“Kamuoyu sürekli bilgilendirilecek”
Erzurum Düşünce Hareketi Yönetim Kurulu, yaptığı açıklamada mülk-i İslamın kilidi olan Erzurum’un maddi ve manevi kalkınması için, yaklaşık bir yıldır oluşum çalışmalarını yürüttükten sonra bir araya gelmiş hemşerilerden müteşekkil gönüllü bir düşünce hareketi olduğu ifade edilerek, “Bin yıllık hudut şehri olup Anadolu’nun Kafkasya’ya ve Asya’ya açılan kapısı, bölgesinin merkez şehri Erzurum’umuzun, cennet vatanımızın ve aziz milletimizin istiklal ve istikbalinin yüklediği tarihi misyonu ve stratejik önemine, Sayın Cumhurbaşkanımızın ve merkezi hükümetin iltifatına ve alakasına rağmen sosyal ve ekonomik açıdan bulunduğu gelişmişlik düzeyi şehrimize yakışmamaktadır. Son yirmi yılda ülkemiz her alanda çağ atlamış; şehirlerimiz kentsel dönüşüm, sanayi, üretim, şehirleşme ve sosyal hayatta ciddi mesafe almış ve kalkınmışken şehrimiz TÜİK verilerine göre başta nüfus olmak üzere birçok alanda kan kaybetmiştir. Erzurum Düşünce Hareketi şehrimizin genel gelişmişlik düzeyinin artması için siyasi, sosyal, sportif, kültürel ve ekonomik meselelerde devlet ricaliyle, yerel yönetimlerle, sivil toplum kuruluşlarıyla ve halkımızla istişareler yapacak, gerektiğinde inisiyatif ve vazife almaktan kaçınmayacaktır. Madem ilimizde kamu yatırımlarını takip, kamu bütçesini yönlendirme, kurumların kadro ihtiyacının karşılanmasında, şehrin meselelerinin takibinde ve çözümünde, halkın taleplerinin değerlendirilmesinde siyaset kurumu en önemli erktir; o halde siyaset erkini daha adil ve güçlü kılmak, küçük grupların menfaatlenme aracı olmaktan çıkarmak, çoğulculuğu sağlamak, şehrin nitelikli insan kaynaklarını siyasetten uzaklaştırmamak adına Erzurum Düşünce Hareketi siyasette ve bürokraside gönüllü bir denetleme vazifesi yapıp kamuoyunu bilgilendirecek basın açıklamaları yapacaktır. Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere farklı şehirlerden mensupları bulunan Erzurum Düşünce Hareketi tarımdan turizme, sağlıktan eğitime, ticaretten sanayiye birçok alanda şehre ve siyasete dair düşüncelerini, yaptığı çalışmalar sonucunda hazırladığı raporları Erzurum kamuoyuyla, şehrin yöneticileriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, ilgili bakanlıklarla ve gerektiğinde cumhurbaşkanlığıyla paylaşacaktır.” denildi. – ERZURUM
]]>MYP Genel Başkanı Remzi Çayır, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Çayır, şunları söyledi:
“31 Mart’ta halk ne yaptı? Değişimden yana oy mu kullandı, çare mi gördü? Hayır. Bir duvardan öbür duvara çarptı. Şimdi CHP farkındadır umarım. Aldıkları oyların birçoğu emanet oydur. ve milliyetçilerin, ülkücülerin oyudur.
“BAYRAK İLE NE DERDİN VAR AKILSIZ HERİF”
DEM Partililere ve DEM’in kazandığı belediye başkanlarına buradan seslenmek isterim; artık suyu tersine akıtmaya gerek yok. Silah ile siyaseti yan yana koymayı bırakın. Dağın ne dediğine kulak açmak yerine milletin ne dediği, Diyarbakır’ın, Hakkari’nin, Maraş’ın, Şırnak’ın ne dediğine bakın. Belediyeye gelip orada İstiklal Marşı’nı yok saymak, bayrağı indirmek akıllara zarar. Bayrak ile ne derdin var senin’Akılsız herif. Hiç mi akıl yok sizde? Kayyumu çağırıyorsun kendi elinde ve kendi tavrınla. Buradan DEM Partili siyasetçilere şunu söylemek istiyorum, PKK ile aranızda mesafe koymadığınız müddetçe yaptığınız bütün faaliyetler ne yazık ki -içinde iyi şeyler de olsa- gayrimeşru ilan edilecektir. Hele ortak değerlerimizi hiçe sayan davranışlarınız yüzünden ortak değerlerimizi şu veya bu şekilde yok saydığınız müddetçe söylediğiniz hiçbir sözün kıymeti yoktur, varlığınızın da kıymeti yoktur. Aklınızı başınıza alın. Almazsanız hiçbir hakkınız ve sözünüz olamaz.
Türkiye siyasi ağlarına son vermediği müddetçe siyasi partilerdeki feodal yapılar devam ettiği müddetçe Türkiye hiçbir şey üretemez. Siyaset üretemez. Karar verici mekanizma siyaset kurumudur, siyaset kurumu demokratik hale gelmediği müddetçe Türkiye’de hiçbir şeyin değişmeyeceğini söyleyen biziz. Siyaset, hizmet üretmeli. Siyaset kendi bir yere taşıma aracı olmamalı diyen kim? Biz. Anladınız mı millet? Anladı.
Sayın Cumhurbaşkanı şu an kendi ifadesi ile son dönemi değil mi? Son dönemini ortadan kaldırıp süresiz seçime devam edebilmek için yeni anayasa talebinde bulunuyorsa vay halimize. Çok yazık olur ülkeye. Zaten bu sebeple istediğini biliyorum. İşin içerisinde böyle bir madde koyacaklar ve diyecekler ki, ‘İki dönemde sınırlanmasın, üç dönemde sınırlanmasın’ böyle bir anlayış getirdiler. Diğerleri işin daha teferruatı olacak. Esası bu olacak diye korkarım.
Biz bununla ilgili en kısa sürede arkadaşlarımızla taslak hazırlayacağız. Bütün partilere bu taslağı götüreceğiz. Anlaşılır, kısa bir şekilde bizim genel çerçeveyi çizen, genel fikri ortaya koyan bir anayasa metnini milletle ve partilerle buluşturacağız. Bunu bir ay içerisinde kamuoyuna açıklayacağız.
“SAYIN CUMHURBAŞKANININ SARAYINA PARA YETİŞMİYOR”
Hayaline kavuşamayan, yarına ait düş kuramayan bir toplum haline geldik. Az önce bir bankaya gittim. Faiz oranlarını sordum. Kaç biliyor musunuz? Aylık yüzde 6’ya varmış. Dünya lideri, yüz yıl bilmem neyin lideri. Allah’tan kork. Böyle bir ekonominin olduğu ülkede neyin dünya liderisin sen? Ayıp. Kimle dalga geçiyorsun? Kime ne söylüyorsun sen? Almanya’da yılda yüzde 6 değil. Bir de tutmuş ne diyor biliyor musunuz? ‘Bazılarının gözü paraya doymuyor bu zammı onlar körüklüyor’ diyor. Yaptığının farkında değil. Olup bitenin de farkında değil. En kötüsü bu. Üretim yok Sayın Cumhurbaşkanı. Senin sarayına para yetişmiyor. Hani dünya bankasından para almayacaktınız? Gerçeği milletinden saklayan hiçbir siyasetçi bu millete hizmet etmemiştir. Olup biten zamları, yoksulluğu ve hayat pahalılığını 5-10 tane gözü dönmüş tüccara yüklemek ile kendi günahlarını örttüklerini sanıyorlar. Hadi oradan! İpi kaçırmışlar ellerinden bir türlü de toparlayamıyorlar.
“AVRUPA BİZİ ÇÖPÇÜ BAŞI OLARAK GÖRÜYOR”
Dünya Bankası bize borç verirken bir de şart sundu. ‘Göçmenlere iş alanı oluşturun’ dedi. Avrupa bizi ne görüyor biliyor musunuz? Çöpçü başı olarak görüyor. Gelen göçmenler çöp değil, biz de çöpçü başı değiliz. Ne yazık ki bu Avrupa’nın şımarık insanları bizi ve Ortadoğu toplumlarını böyle görüyorlar. Para veriyorlar bize, göçmelere bekçilik yaptıracaklar. Hükümet asla buna izin vermemeli, böyle bir şeyi imzalayarak para elde etmemelidir. Bu aşağılık teklifi, bu millet kabul edemez. Hükümetin de kabul etmemesi gerektiğine inanıyoruz. Artık Türkiye şu andaki ahvaliyle göç yolu haline dönüştü. Bu derhal yok edilmeli. Bunun yolu var. Bunun yolu, bir mülteci ve göçmen politikasının olmasına bağlı. Şu koskoca Türkiye’nin böyle bir politikası yok. Bu hükümet, bu belayı başından atamayacaktır. İnşallah Milli Yol Partisi bu konuda tutarlı olacak.”
olacak.”
]]>İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Birol Aydemir, X hesabından yaptığı açıklamada, “İYİ Parti’deki görevlerimden ve üyeliğimden istifa ettiğimi kamuoyunun bilgilerine sunarım.” ifadesini kullandı.
Siyaseti sadece ülke ve milletimiz için güzel şeyler yapmanın bir aracı olarak gördüğünü, bu nedenle siyasete girdiğini belirten Aydemir, partiden istifa gerekçesini şöyle anlattı:
“Çünkü kurumsallığın oldukça zayıf olduğu ülkemiz; sosyal, ekonomik, hukuki tüm bileşenleri ile siyasetten aşırı derecede etkileniyor. Ülkemizin mevcut siyasi atmosferindeki ‘doğru’ alternatif olma yolunda partimizin karar alıcı organlarında fikirlerimi beyan etmekten geri durmadım. Ancak maalesef partideki çalışma arkadaşlarımla aynı rotada ilerleyemeyeceğimizi üzülerek müşahede ettim. Bu sebeple İYİ Parti’den ayrılmaya karar verdim. Ancak, bundan sonra da bilgi ve tecrübemi ülkemizin hizmetine sunmaya ve bu doğrultuda çalışmaya/üretmeye inşallah devam edeceğim.
“TÜRKİYE’NİN BEKA SORUNU BİTAP DÜŞMÜŞ İNSANLARDIR”
Cumhuriyet tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden geçiyoruz. Genç, yaşlı kimsenin umudu kalmamış vaziyette. Bugün ülkenin gerçek ihtiyacı, ‘ideolojik düşüncelerin yaşatılması’ değil. Evine giderken çocuğuna ‘istediklerini’ alamayan babadır bu ülkenin problemi. Faturalarını ödeyemeyen milyonlardır. Kirasını ödeyemeyenlerdir. Şehir dışında üniversiteyi kazanmış çocuğunu okutamayan ailedir. Türkiye’nin beka sorunu bitap düşmüş insanlardır. Adaletin neredeyse hiç bir alanda olmadığı, hukukun ayaklar altına alındığı, yargının işlemediği, özgürlüklerin kısıtlandığı, kurumların oldukça zayıfladığı, liyakat yerine sadakatin esas alındığı, kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirliğin olmadığı bir süreç yaşıyoruz. Bütün bunlar güzel ülkemiz için gerçek bir beka sorunudur. ve bütün bunlardan iktidar ve muhalefeti ile bütün siyaset sistemi sorumludur. Ülkemiz siyasetinde dil, üslup ve oyun kuralları yozlaştırıldı ancak bir şey değişmedi: Halkına teveccüh eden hep teveccüh gördü. Belirli etnik/sosyal ayrımlara odaklananlar ise bol retorikli ancak mahallesini asla terk edemeyen/etmeyen dar bir pencereye sıkıştı.
“MEVCUT SİYASİ PARTİLERİN MERKEZ SİYASETİ YAPABİLECEĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM”
31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimlerde ortaya çıkan resim, bize tek bir şey anlatıyor; o da kutuplaşmadan uzak, tutarlı bir merkez siyasetin hayati önemde olduğu gerçeği. Mevcut siyasi partilerin ve/veya ideolojik partilerin merkez siyaseti yapabileceğini düşünmüyorum. Ülkemizin demokratik, özgürlükçü, katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir bir siyaset sistemine, düzenine olan ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Merkez siyaset aslında ideolojilerden uzak, makulün, ‘değerlerin’ siyasetidir. Türkiye’nin geleceğinin demokrasi, özgürlük, adalet, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, şeffaflık, hesap verebilirlik ve liyakat gibi değer ve ilkelere inanmış ve bunu içselleştirmiş siyasetçi ve siyasi partilerden geçtiğini düşünüyorum.
“AKŞENER’E ŞÜKRANLARIMI SUNARIM”
Buradan geçtiğimiz dönemde ortak yol yürüdüğüm, şahsıma önce başdanışman, sonrasında genel başkan yardımcılığı görevini tevdi eden Sayın Meral Akşener’e bir kez daha şükranlarımı sunarım. Beraber çalışma fırsatı bulduğum bütün arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum. 27 Nisan 2024 tarihinde yapılacak olan İYİ Parti olağanüstü kongresinin başarılı bir şekilde geçmesini temenni ederken mevcut başkan adaylarına başarılar dilerim. Saygı ve sevgilerimle.”
]]>(ANKARA) – TBMM, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve 104. açılış yıl dönümü dolayısıyla özel gündemle toplandı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yeni bir anayasa çağrısı yaparak, “Gelin yamalı 12 eylül darbe anayasasını hep birlikte değiştirelim ve demokratik bir anayasayı hep beraber inşa edelim. Gelin başta parlamento olmak üzere siyaset kurumunu her türlü vesayetten kurtaralım” dedi.
TBMM’de konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları savaşlarda hayatını kaybeden Filistinli ve Kürt çocukları andı. Hatimoğulları, “Mücadelemiz çocuk işçiliğinin son bulması erken yaşta evliliklerin sonlandırılması, çocuk istismarının olmaması çocukların öldürülmemesi ve aydınlık yarınlar da yaşayabilmesi içindir” dedi.
Hatimoğulları, Kürt sorununun demokratik müzakere, özgür siyaset ve evrensel hukuk dışında bir pusula ile çözülemeyeceğini kaydederek, “Burada Meclis kurucu bir iradeyle Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratik bir yüzyıla adım atmasının tarihi bir sorumluluğu ile karşı karşıyadır. DEM Parti olarak bizler bu noktadaki çözüm konusunda elimizi taşın altına dün koyduğumuz gibi bugün de elimizi taşın altına koymaya ve çözümün odağında hazır olduğumuzun altını bir kez daha buradan çiziyoruz” diye konuştu.
Demokratik yeni bir anayasa yapma çağrısında bulunan Hatimoğlu şunları söyledi:
“Cumhuriyetinin ikinci yüzyılında krizlerden çıkış yolunun 1920 ruhuyla 1921 yılında yapılan toplumsal mutabakatın güncellenmesinden geçmektedir. Cumhuriyet ikinci yüzyılında geçmişle yüzleşme, geleceğin demokratik inşası, siyaset kurumunun temel görevleridir. Bu görev elbette önclikle bu Meclis’indir. Meclis geçmişle yüzleşme başta olmak üzere demokratikleşme konusunda sorumluluk almalıdır. Zira, 31 Mart seçimlerinde bu sorumluluklar halk tarafından bütün siyasete hatırlatılmıştır. Kürt halkının verdiği ortak yaşam mesajı bu parlamento tarafından en iyi şekilde anlaşılmalıdır. Kürt halkı seçim döneminde oy için akla gelen ama hakları ve barış talepleri söz konusu olunca kriminalize edilen bir halk olmayı kabul etmedi etmiyor. İktidar, Kürt meselesinde güvenlikçi anlayışa çakılı kaldıkça geçmişteki diğer partiler gibi kaybetmeye mahkumdur. Oysa Kürt sorunu bir tanınma ve statü sorunudur. Bugün Kürt sorunu demokratik müzakere, özgür siyaset ve evrensel hukuk dışında bir pusula ile çözülemez. Shakespare’in dediği gibi; çözümü güvenlikçi politikalarda aramak, bir taştan çiçek açmasını beklemek gibidir. Çiçeklerin açması ve gerçek baharın gelmesinin tek yolu müzakereye dayalı demokratik çözümün ta kendisidir. Burada Meclis kurucu bir iradeyle Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratik bir yüzyıla adım atmasının tarihi bir sorumluluğu ile karşı karşıyadır. DEM Parti olarak bizler bu noktadaki çözüm konusunda elimizi taşın altına dün koyduğumuz gibi bugün de elimizi taşın altına koymaya ve çözümün odağında hazır olduğumuzun altını bir kez daha buradan çiziyoruz.
İkinci yüzyılda siyasetin görevi yaşanan sorunlara kalıcı çözümler bulacak halkların demokratik yönetimini kurmaktır. Bunun en önemli adımlarından birisi demokratik anayasa yapım sürecine girmektir. Bunun için de yapılması gereken acil şeyler; çatışma ve kutuplaştırıcı iklime son vermek, toplumsal barışı tesis etmek, en geniş toplumsal mutabakatı aramak üzere yol ve yöntemler üzerine çalışmaktır. Türkiye’nin katı merkeziyetçi anayasalara değil, demokratik, özgürlükçü, emekten yana olan halkların inançlarına ve özgürlüklerine eşit şekilde yaklaşabilen bir anayasaya ihtiyacımız vardır. Bu anayasa için hep birlikte çalışabilir.
Bu ülkeye kalıcı ve barışın gelmesinin yolu Kürt sorunun çözülmesiyle mümkündür. Ortak bir yaşam ve demokratik bir toplum için tüm kesimlerle konuşmayı ve yol almayı isteriz elbette. Bu sebeple, gelin yamalı 12 eylül darbe anayasasını hep birlikte değiştirelim ve demokratik bir anayasayı hep beraber inşa edelim. Gelin başta parlamento olmak üzere siyaset kurumunu her türlü vesayetten kurtaralım. Gelin dünyada tohumu ekilen, Orta Doğu’da fidelenen savaş ve kargaşaya karşı Türkiye ve bölge halklarını korumak için büyük bir iç barış mutabakatı yapalım.”
]]>Malatya Turgut Özal Üniversitesinde düzenlenen anma programında, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Kur’an-ı Kerim’in okunduğu programda, eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, “Turgut Özal’lı Yıllar” konulu konuşma yaptı.
Turgut Özal’la Türkiye’nin epey mesafe katettiğini belirten Çiçek, Özal’ın Türk siyasetinde çok önemli, değerli bir devlet ve siyaset adamı olduğunu söyledi.
İnsanları görev yaptıkları dönemdeki şartlara göre değerlendirmek gerektiğini kaydeden Çiçek, “Turgut Özal, hayatın içinden gelen bir devlet ve siyaset adamıdır, hiçbir yere yatay geçiş yapmamıştır. Bir memur çocuğu olarak hayatın bütün zorluklarını da yaşayarak en tepe noktaya kadar gelmiş bir insan. Dolayısıyla hayatında ikbali de görmüş, kahrı da çekmiş bir isim.” dedi.
Özal’ın daha önceki siyasilerden farkının hayatın içinden gelmesi olduğunu anlatan Çiçek, şöyle konuştu:
“Daha önceki siyaset adamları bir ya da iki alanda tecrübesi olan, bu alandan gelmiş insanlar. Halbuki Turgut Özal, bu kürsünün dört tane ayağı var, bu dört ayağın her birinde görev yapmış, yaptıkları ve söyledikleri doğrudan doğruya tecrübeye dayalı bir siyaset adamıdır. Böyle bir kişi olarak ehliyet ve liyakat sahibi, oturduğu koltuğa itibar kazandırır, güç kazandırır, bilgisiyle birikimiyle gelişme sağlar. Turgut Özal hangi göreve geldiyse bileğinin hakkıyla gelmiştir. Arkadan iten yoktur, torpili tavassutu yoktur. Bunca insan arasından ‘bu işi bu insan yapar’ denildiği için o göreve gelmiştir. Bunlardan bir tanesi Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığıdır. Hakikaten o yıllar planlamanın altın yıllarıdır. Türkiye’nin kalkınma çabalarının, siyasetin milletin sorunlarına daha büyük ölçüde egemen olduğu dönemi ifade eder.”
“Siyaset yumruk sıkmak değil el sıkmaktır”
Özal’ın Devlet Planlama Teşkilatı ve Dünya Bankasında çalışmasıyla önemli bir tecrübe sahibi olduğunu dile getiren Çiçek, şöyle devam etti:
“Kaliteli siyaset, doğru siyaset, kendi doğrularınız üzerinden yapılan siyasettir. Ne yapmak istiyorsanız onu gider vatandaşa anlatırsınız. Vatandaş da sizi beğenirse oy verir gelip yaparsınız. Turgut Özal hizmet anlayışıyla, ‘bizim millete hizmet borcumuz var, benim doğrularım var, ben bu memlekete şu hizmetleri yapmak istiyorum’ diyor. İkinci siyaset kendi doğrularını yeteri kadar projelendirememiş, işini gücü, sabahtan akşama rakiplerinin yanlışlarını söylemekle vakit geçiren siyasetçidir. Rahmetli Özal, birincisinin Türkiye’deki önde gelen temsilcilerinden bir tanesidir. Ben Özal’dan gördüm ki siyaset yumruk sıkmak değil el sıkmaktır. Çünkü Özal daha başlangıçta ‘ben bu memlekete hizmet etmek için siyaset yapıyorum o zaman herkesi dinleyeceğim.’ dedi. Kavga eden insanlar birbirlerini dinlemezler. Halbuki müzakere eden insan, herkesten istifade eder, ortak bir çözüm bulmaya çalışır. Dolayısıyla Özal, nasıl bir siyasetçi diye soruyorsanız müzakereci siyasetin önde gelen, abideleşmiş, müzakereciliği dış dünyada da kabul görmüş önemli bir devlet ve siyaset adamı.”
Malatya Valisi Ersin Yazıcı da Turgut Özal’ın yaptığı çalışmaları o dönemde yapabilmenin cesaret ve büyük devlet adamlığı gerektirdiğini ifade etti.
Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Bentli de Özal’ın “millet devlet için değil devlet millet için vardır” anlayışıyla milletine sevdalı bir duruş sergilediğini kaydetti.
]]>8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, vefatının 31. ölüm yıl dönümünde Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nde düzenlenen program ile anıldı. Üniversitenin Battalgazi Konferans Salonunda gerçekleşen ‘Turgut Özallı yıllar’ konulu panele TBMM Eski Başkanı Cemil Çiçek katıldı.
Anavatan Partisi’nin (ANAP) kurucu üyeleri arasında yer alan Çiçek, 1987 Türkiye genel seçimlerinde Yozgat milletvekili olarak girdiği mecliste Turgut Özal tarafından kurulan 46. Türkiye Hükümetinde aileden sorumlu devlet bakanı olarak de yer aldı.
Özallı yıllardan bahseden Cemil Çiçek, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılına girildiğini belirterek, “Bu birinci yüzyılda bu ülkenin çok önemli kazanımları var. Olanları o gününün şartlarında değerlendirdiğimizde Türkiye epey mesafe kat etti. Ama nedense çeşitli sebeplerden dolayı birinci yüzyılda 3 önemli kazanımımızın yeteri kadar farkında değiliz. Bu 3 önemli kazanımdan bir tanesi milli mücadeledir. Eğer milli mücadeleyi başaramasaydık, o kurtuluş havasından muzaffer olarak çıkmasaydık bugün burada bu toplantıyı yapamazdık. İkincisi geçen yüzyılda Türkiye’nin Cumhuriyete kavuşmuş olmasıdır. Cumhuriyet olmasaydı bu kürsüde konuşan insan belki de bu sıfatla konuşamayacaktı. Cumhuriyet milletimizin en önemli kazanımlarından birisidir. Eksiği olabilir, noksanlar olabilir yapılacak daha çok iş var ama önemli bir kazanımdır. Üçüncüsü de demokrasidir. Babamdan sonra benim üzerimde en çok hakkı olan kimdir derseniz; kardeşlerim, dayılarım, amcalarım değil rahmetli Turgut Özal’dır. Turgut Özal olmasaydı bugün bu konuşmayı yapan insan siyasette olmazdı. Ben 57 senedir devlet ve millet için aklınca kararınca hizmet eden bir insanım. Turgut Özal Türk siyasetinde çok önemli bir devlet ve siyaset adamı, bir öğretmen bir öğretici” şeklinde konuştu.
Siyasetin yol haritasının tecrübeyle çizildiğini ifade eden Çiçek, “Tecrübeyi yok sayan tecrübeyi dışlayan, her şeyin sadece kendisiyle başladığını kabul eden siyasetçilerin hizmeti de eksik olur, devlete millete verebilecekleri de fevkalade sınırlıdır” dedi.
Malatya’da iki üniversite bulunduğunu da belirten Cemil Çiçek, “Üniversitelerimiz Malatya için önemli bir kazanım. Birisi İnönü Üniversitesi diğeri Turgut Özal Üniversitesi. Bu 2 isim size önemli bir sorumluluk yüklüyor. Değerli rektörlerimiz eğer bilgi temelli bilgiye dayalı bu insanların anlamazsak anlatamazsak emin olun siyasi çatışmalarının konusunu yapmaktan Türkiye’yi kurtaramayız. Turgut Özal hayatın içinden gelen bir devlet ve siyaset adamıdır. Hiçbir yere yatay geçiş yapmamıştır. Bir memur çocuğu olarak hayatın bütün zorluklarını da yaşayarak en tepe noktaya kadar gelmiş bir insan, dolayısıyla hayatında ikbali de görmüş, kahrı da çekmiş bir isim” ifadelerine yer verdi.
Panelde konuşan Malatya Valisi Ersin Yazıcı ise Turgut Özal’ın Türkiye’yi dönüştürdüğünü ve ufkunu açtığı ifade ederek, “Türkiye’nin adeta istikametini, yönünü, raylarını dönüştürdüğü dönemde üniversite öğrenciydim ben. O dönemde çok farkında değildik ama bugünlere geldiğimizde 83’ten itibaren Türkiye’nin nasıl ray değiştirdiğini ufkunu ne kadar genişlettiğini çok daha iyi müşahede ettik” şeklinde konuştu.
Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Bentli’de Turgut Özal’ın Türkiye’de bir döneme damgası vurmuş ve büyük bir dönüşüm hareketini gerçekleştirmiş bir isim olduğunu dile getirerek “Özal, vizyonu ile Türk siyasetinde farklı bir çizgi geliştirmiş, Türk toplumunu sürekli yeni kavramlarla tanıştırmıştır. Türk siyasetini Özal öncesi dönem ve Özal sonrası dönem olarak adlandırmak doğru bir yaklaşım olacaktır. Özal reformist kişiliği ile ekonomi, iç ve dış siyasette yeni bir dönemi ve kavramları hayatımıza yerleştirmiştir. Onun oluşturduğu zihniyet dönüşümü daha sonraki dönemlerde siyasetimize de yön vermiş ve Türkiye onun belirlediği ilkelerle yoluna devam etmiştir. Bu durum çizdiği vizyonun Türkiye için ne kadar isabetli olduğunu da göstermektedir” diye konuştu.
Panelin ardından TBMM eski Başkanı Cemil Çiçek ve beraberindekiler üniversitede bulunan Turgut Özal Müzesi’ni gezdi. – MALATYA
]]>Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen programa Cumhur İttifakı mensubu partiler, sivil toplum kuruluşları, eski belediye başkanları, vatandaşlar katıldı. “Önümüzdeki dönemi her alanda eş zamanlı reformlar yaparak Türkiye’nin, milletimizin ihtiyaç duyduğu bütün hizmetleri ayaklarına götürme dönemi olarak değerlendireceğiz” diyen Efkan Ala, “Geçtiğimiz seçimde de bütün teşkilat mensuplarımız, gece gündüz çalıştınız. Bütün önceki dönem milletvekillerimiz, arkadaşlarımız biliyorum ki gecelerini gündüzlerine katarak çalıştılar. Ama milletin de bize verdiği dersi iyi okumamız lazım. Millet çok ince hesap yaparak oyunu kullandı. AK Parti’nin temel vasfı da milletin verdiği mesajı olduğu gibi doğru dürüst okuyabilmektir. Şimdiye kadar hep bunu yaptık. Bundan sonra da suçlu arama yerine, suç varsa değerlendirilmesi gereken bir şey varsa o bizlerde. Orada hiç şüphe yok. Ama hüner, milletimizin mesajını doğru dürüst okuyabilmektir. Bunu bütün Türkiye siyasetini doğru dürüst yapması icap eder. Onun için önümüzdeki dönemi milletimizin ihtiyaç duyduğu reformlar dönemi olarak geçirmek bizim boynumuzun borcudur. Hiç unutmayalım ki AK Parti kurulduğunda nasıl ki Türkiye’nin önüne bir vizyon koydu ve o 21 yıldır AK Parti iktidarının yaptıklarını dünyada örnek olarak gösterilecek başarılar olarak ortaya çıkardık. Şimdi de önümüzdeki mevcut durumu iyi okuyarak, yolumuza ‘Türkiye yüzyılı’ vizyonuyla devam edersek 2028’de bu millete bir zafer daha hediye ederiz” diye konuştu.
Başarılarımıza güvenip rehavete kapanılmaması gerektiğini belirten Ala, “Çünkü başarmak çok önemli önemli meziyettir. Ama başarıyı sürdürmek ondan daha zordur. Hep bunu söyledim. Şimdi de problemden korkmayız. Problem, içerisinde fırsatları barındırır. Onu çekip çıkaracaksınız. Durumunuzu gözden geçireceksiniz ama hedeflerinizi de gözden geçirip tespit ettikten sonra hedeflere kilitleneceksiniz. Biz bunları en iyi yapmış ve bundan sonra da en iyisini daha da iyi yaparak gösterebilecek bir kadroyuz. İnşallah önümüzdeki dönemi AK Parti’nin yeniden amatör bir ruhla fakat bütün tecrübelerini dikkate alarak profesyonel bir anlayışla hedeflerine doğru emin adımlarla yürüdüğü bir dönem olarak ortaya koyacağız. Buradan büyük bir başarı çıkaracağız” dedi.
TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı ve AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank ise, “Yerel seçimlerden beklediğimiz neticeyi alamadık. Ancak, bu seçim dönemini bir dönüm noktası olarak görüyoruz. Seçimin ardından kendi muhasebemizi yapacağız. Tek tek bütün arkadaşlarımız kendi muhasebelerini yapacaklar. Biz nerede eksik bıraktık? Nerede hatalarımız oldu? Milletin gönlündeki yerimizden nasıl bir soğukluk oluşturduk? Bunun muhasebesini tek tek yaparak Allah’ın izniyle bu dönüm noktasını farklı bir zafere çevireceğiz. Biz buna inanıyoruz” şeklinde konuştu.
Verilen sözlerin takipçisi olacaklarını belirten Varank, “Muhalefet nasıl yapılır, bunu da onlara göstereceğiz. Biz onlar gibi yalan siyasetinden anlamayız. İftira siyasetinden anlamayız. Bizler işimizin takipçisi oluruz. Görüyorsunuz İstanbul’da belediye başkanlığını kazanmış birtakım partiler gelir gelmez iftira kampanyalarına başlıyorlar. Tıpkı geçmişte sayın Cumhurbaşkanımıza iftira attıkları gibi ‘bu külliyede altın klozet varmış’ dedikleri gibi ‘İstanbul’da bir belediye başkanımız makam odasına jakuzi yaptırmış’ diye iftira atabiliyorlar. Biz bu yalan ve iftira siyasetine de asla müsaade etmeyeceğiz. Vatandaşımızın aklında hiçbir soru işareti kalmaması için de bunların açıklamalarını yapacağız. Hemen cevaplarını vereceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a iftira atmaya çalışanların olduğunun altını çizen Varank, “Bu dünyada İsrail’e özür diletmiş bir tane lider var. O da Recep Tayyip Erdoğan. Bize iftira edenler, yok ‘jet yakıtı sattınız’ diye iftira edenler, ahlaklı siyaset yapıp bize iftira edenlere de lütfen yüz vermeyin. Onların cevaplarını da verin. Eğer sayın Cumhurbaşkanımızın Filistin’le ilgili yaptıkları hakkında şüphesi olan varsa gitsin Hamas’a sorsun. Gitsin Filistin Kurtuluş Örgütü’ne sorsun. Filistin Devleti’nin taraflarına sorsun. Onlarla istişare edip ondan sonra mikrofonların karşısına geçsin. Ahlaklı siyasetten bahsedip de sadece çıkar için çalışanlara da önümüzdeki dönemde gerekli cevapları vereceğiz” şeklinde konuştu.
AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan ise, “Dünyanın her köşesinde bayram olabilmesi için AK Parti teşkilatları olarak elimizden geleni yapmaya gayret göstereceğiz. Ama bazıları hala bu ülkede, dindarlık görüntüleri altında Filistinli kardeşlerimizi dünyada en fazla savunan liderimize iftira atmaktan hiç çekinmiyorlar. Gerçekleri çarpıtarak gezi provası yapmaya kalkanları şiddetle kınıyoruz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi ‘Milletimizin iradesi sandıktan tecelli eder. Millet sözünü sandık yolu ile söyler’ 31 Mart’ta bizim için dönüm noktasıdır. Milletimizin sandığı vesile kılarak mesajlarını biz siyasetçilere ulaştırmıştır. Bu seçimin galibi demokrasidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Bursa’nın da aralarında olduğu 81 ildeki teşkilat bayramlaşmasına videokonferansla katılarak partililerle bayramlaştı.
Programın sonunda bütün herkes bir biriyle bayramlaştı. – BURSA
]]>Çelik, parti genel merkezinde toplanan AK Parti Merkez Yürütme Kuruluna (MYK) ilişkin gazetecilere açıklama yaptı.
Beşiktaş’ta eğlence merkezinde çıkan yangın nedeniyle son derece üzgün olduklarını ifade eden Çelik, olayın hem Adalet hem İçişleri Bakanlıkları tarafından takip edildiğini aktardı.
Olayla ilgili tüm ihtimal ve ihbarların değerlendirildiğini söyleyen Çelik, “İnşallah daha fazla can kaybı olmasın diye ümit ediyoruz. İlk başta bir sayı açıklanmıştı ama binanın içinde olanlar olduğu için maalesef can kaybı sayısı arttı. Hepsine Allah’tan rahmet diliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Dönüm noktası olacak”
31 Mart seçimlerden sonraki ilk MYK’nin seçimleri değerlendirmek üzere tek gündemle toplandığını aktaran Çelik, “Seçimler demokrasi tarihimize yakışan bir olgunlukla, demokrasi geleneğimize yakışan bir çerçeve içerisinde geçmiştir.” dedi.
Seçimler için emek veren görevlilere ve partililere teşekkür eden Çelik, seçimlerin bir kez daha Türk demokrasisinin gücünü göstermesi bakımından önemli olduğunun altını çizdi.
Cumhur İttifakı teşkilatlarının büyük bir işbirliği içinde çalıştığını belirten Çelik, seçilen tüm adayları tebrik etti.
Seçimlerin demokrasi şöleni olduğunu söyleyen Çelik, şöyle devam etti:
“Her seçimin demokrasimizi kökleştiren, kurumsallaştıran bir yanı da vardır. Bütün bu kökleştirme ve kurumsallaştırma neticesinde demokrasimiz bu seçimler vasıtasıyla güç kazanmıştır. Demokrasimiz bir kere daha kökleşmiştir ve sonuç olarak kazanan demokrasinin gerçek sahibi olan milletimiz ve vatandaşlarımız olmuştur. Siyasetin sicil amiri vatandaşlarımızdır. Vatandaşlarımız, siyaset kurumuna dönük takdir ve uyarılarını sandık yoluyla gerçekleştirirler. Vatandaşlarımızın sandık yoluyla verdiği bu mesajlar, takdir ve uyarılarını bu şekilde gerçekleştirmeleri Türkiye’nin, Türkiye Yüzyılı’na ilerlerken şimdiye kadar olduğu gibi en büyük gücü olmaya devam edecektir. 31 Mart seçimlerinin partimize dönük olarak mesajlarını en net, en derinlemesine bir şekilde okuyacağımızı, ele alacağımızı ifade ediyoruz. Her seçim olduğu gibi 31 Mart önümüzdeki dönemde izleyeceğimiz yol ve üreteceğimiz siyasetler açısından bir dönüm noktası olacaktır.”
“Derinlemesine ele alacağız”
Şimdiye kadar 18 kez seçimlerde milletin huzuruna çıktıklarını ifade eden Çelik, “Bu seçimde yüksek teveccüh gösterilen yerlerde daha iyisini yapmak için, bu teveccühe layık olmak için elimizden gelen gayreti çok güçlü bir şekilde göstereceğiz. Arzu ettiğimiz sonuçlara ulaşamadığımız yerler var, bu yerlerle ilgili olarak da verilen mesajı, sonucun niçin böyle olduğunu, milletimizin değerlendirmesinin neden böyle gerçekleştiğini bütün boyutlarıyla derinlemesine ele alacağız.” dedi.
Milletin var ettiği bir parti olduklarını aktaran Çelik, sadece yönetime gelirken milletin sesini dinleyip yönetime geldikten sonra başka seslere kulak açmadıklarını, milletin sesini hep dinlediklerini vurguladı.
“Uygun siyasetler üretmeye devam edeceğiz”
Çelik, takdir gören doğruları artırmak için değerlendirmeler yapacaklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Milletimiz, arzu ettiğimiz sonuçlara ulaşamadığımız yerlerde uyarılarda bulunmuştur, eleştirileri vardır, itirazları vardır, bunların hepsi başımızın gözümüzün üzerindedir. Bu mesajı bütün boyutlarıyla almak ve değerlendirmek bizim boynumuzun borcudur, demokratik anlayışımızın gereğidir, milletin mesajını almak siyasi namusun bir gereğidir. Bu mesajı doğru şekilde almak, milletimizin itirazlarını, uyarılarını yerli yerince değerlendirmek için gayretimizi sürdürüyoruz. AK Parti kurulları sorumluluğunu yerine getirecek, tüm mesajları alınacağı bir şekilde, buna uygun siyasetler üretmeye devam edecektir.”
AK Parti’nin sahibinin millet olduğunu dile getiren Çelik, milletin verdiği mesajın kendileri için yol haritası olduğunu bildirdi.
Milletin verdiği mesajın sandık sandık değerlendirildiğini vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:
“Esas olan sokağın sesini en doğru şekilde dinlemektir. Vatandaşımız irade gösterdiği zaman buna teslim oluruz, bunu büyük bir hürmetle karşılarız, buna dönük olarak itirazımız ve eleştirimiz olamaz. İtiraz hakkı, eleştiri hakkı, uyarı hakkı millete aittir. Bunu dinlemesi gereken kurum da siyaset kurumudur, siyasi partilerdir. Milletimizin ortaya koyduğu gerileme ifade eden sonuçları ciddi bir şekilde ele alacağımızdan, siyaseti önümüzdeki dönemde milletimizin taleplerine, vatandaşımızın uyarlarına göre yapılandıracağımızdan hiç kimsenin bir kuşkusu olmasın.”
(Sürecek)
]]>Trabzonspor-Fenerbahçe maçında yaşanan olayların ardından AKP’nin Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Metin Genç’in Beşiktaş ve Fenerbahçe spor klüplerini hedef almasına tepkiler devam ediyor. Fenerbahçe klübünden sonra Beşiktaş da AKP’li Genç hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı. Suç duyurusunda ‘hakaret’, ‘iftira’ ve ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçlarından işlem yapılması istendi.
“İFTİRA, HAKARET, KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK, AŞAĞILAMA…”
Konuya ilişkin Beşiktaş Klübünden yapılan yazılı açıklama şöyle:
“17.03.2024 tarihinde oynanan Trabzonspor-Fenerbahçe maçından sonra yapılan basın toplantısında, Ahmet Metin Genç, Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş’ye karşı; eleştiri sınırlarını aşan, maddi ve hukuki dayanaktan yoksun ve açıkça suç teşkil eden birtakım asılsız itham ve iddialarda bulunmuş ve söz konusu açıklamalar tüm basın ve yayın kuruluşlarınca yayımlanmıştır.
Ahmet Metin Genç’in gerçekleştirmiş olduğu eylemler neticesinde hakkında, hakaret (TCK m.125), iftira ( TCK m. 267), halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (TCK m. 216) suçlarından dolayı soruşturma başlatılması, Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin söz konusu suçlardan zarar gördüğünün değerlendirilmesi ile Ahmet Metin Genç hakkında eylemine uyan sevk maddelerince kamu davası açılması için iddianame düzenlenmesi, hakkında 6222 sayılı yasanın 22. maddesi gereği idari para cezası ve idari yaptırım kararı uygulanmasına karar verilmesi için gereğinin yapılması talebiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştur”
“FUTBOL ÜZERİNDEN OY DEVŞİRMEYE ÇALIŞARAK…”
Fenerbahçe tarafından geçen hafta yapılan yapılan açıklamada da, Ortahisar Belediye Başkanı ve Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ahmet Metin Genç’in açıklamaları ile infial yarattığı belirtilmiş, “Futbol üzerinden oy devşirmeye çalışarak siyasi rekabette kendisine avantaj sağlamaya çalışan Ahmet Metin Genç, Türkiye’nin en köklü camialarından ikisini hedef alarak, kazanmak için her yolun mübah olduğu bir anlayışla hareket etmiştir” denilmişti. Fenerbahçe açıklaması şöyle idi:
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti mahkemelerinin verdikleri kararları hiçe sayan bu anlayışı ile tehlikeli bir oyunun parçası olmakta ve açık bir şekilde FETÖ kumpası olan 3 Temmuz davamızla ilgili terör örgütünün argümanlarını kullanmaktadır. Halkı kutuplaştıran ifadelerin sahibi siyasetçiye hatırlatmak isteriz ki; Argümanlarını kullandığı terör örgütü, milli değerlerimizi hedef alan sayısız kumpası ülkemize yaşatmış, 17-25 Aralık operasyonları, 15 Temmuz darbe girişimleri ile öncelikle devletimizin varlığına ve birliğine kast etmiş, Sayın Cumhurbaşkanımızı ve ailesini hedef almıştır. Bahsi geçen siyasetçinin açıklamaları hem 6222 sayılı Kanun hem de Türk Ceza Kanunu (TCK) açısından suç teşkil etmektedir. Açıklamalar, aynı zamanda FIFA tarafından düzenlenen etik kurallara da aykırılık teşkil etmektedir. Bu aykırılıklar çerçevesinde, konunun FIFA’nın gündemine gelmesi durumunda Türkiye Futbol Federasyonu’nun daha önceki emsal kararlarda göz önüne alındığında, ağır cezalarla karşı karşıya kalma riski yüksektir.
SPOR CAMİASI SİYASET ÜSTÜ BİR NOKTADA OLMALI
Tüm bunların ötesinde, gerçekleşen bu basın toplantısı Fenerbahçe Spor Kulübü olarak bugüne kadar dile getirdiğimiz siyaset-futbol ilişkisindeki çarpıklığın en net göstergesi olmuştur. Spor camiasının her zaman siyaset üstü bir noktada olması gerektiğini defalarca ifade etmeye çalıştık. Bu konudaki duruşumuzdan asla taviz vermemekle beraber, aynı hassasiyeti siyasetçilerin de göstermesi gerektiğine inanıyoruz. Fenerbahçe Spor Kulübü olarak hakkımızda haddini aşan ifadelerle beyanatlar veren Ahmet Metin Genç hakkında gerekli suç duyurularında bulunulmuştur”
]]>Yapıcıoğlu, partisinin Gaziantep İl Başkanlığında düzenlenen basın toplantısında, gündemlerinin siyasetin dili ve değişmez gündemlerinin ise Gazze olduğunu vurguladı.
Siyasetin dilinin çok sert olduğunu ifade eden Yapıcıoğlu, “Provokatif bir dil kullanılıyor. Aşağıya doğru indikçe bu sertliğin artma ihtimali güçleniyor. Herhangi bir siyasetçi, parti lideri, sözcüsü, temsilcisi ya da herhangi bir aday, fazladan 3-5 oy almak için ya da çok arzuladığı koltuğa oturmak veya arkadaşını oturtmak için toplumun farklı kesimlerini birbirine karşı kışkırtma hakkına sahip değildir. Bugün sizi birbirinize karşı kışkırtmak isteyenler, seçim bittikten sonra belki tekrar yan yana oturacaklar, hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam edecekler. Belki beraber çay-kahve içecekler ama siz kavga ettiğiniz, küstüğünüz komşunuzla komşu olmaya, iş arkadaşlarınızla aynı yerde çalışmaya devam edemeyebileceksiniz. O yüzden bu dile prim vermeyin, bu provokasyonlara gelmeyin.” diye konuştu.
Siyasetin sadece provokatif bir dil değil, insanları provoke etmek için kuyruklu yalanların da söylendiği bir sahne haline geldiğini aktaran Yapıcıoğlu, şöyle devam etti:
“Siyaset aldatma ve yalan üzerine kurulmamalıdır. Maalesef türlü türlü yalanlar, her gün üzerine bir şeyler daha ilave edilmek suretiyle sadece seçim kazanma, fazladan birkaç oy alma gerekçesiyle peş peşe sıralanabiliyor. Yalan ve talan siyaseti artık sona ermelidir. En çok da talan yapanlar, dikkatleri başka taraflara çekmek üzerine adete ‘cambaza bak’ oyunu sergiliyorlar, rakip siyasi partilere iftiralarda bulunmak suretiyle yalanları peş peşe sıralıyorlar. Bunun en son örneklerinden biri İstanbul’da gördük. Üst üste dizilen para desteleriyle kuleler oluşturdular resmen ama bunları konuşturmamak için başka başka şeyler konuşuyorlar. En son da milletin başka derdi yokmuş gibi içkili mekanların yokluğundan bahsediyorlar. Millet geçim sıkıntısındayken içkili mekanların yokluğundan dem vuruyor bir partinin geçici genel başkanı.”
Yerel seçimlerde hizmetlerin konuşulması gerektiğini ancak konuşulmadığını belirten Yapıcıoğlu, vatandaşın gerçek sorunlarıyla ilgilenmek gerektiğini ve bu sorunlara çözümlerin konuşulması gerektiğini, kendilerinin de bu şekilde siyaset yapmaya çalıştıklarını kaydetti.
Türkiye’de “Hamas bir terör örgütüdür” diyenlerin tamamının İsrail’in ekmeğine yağ sürdüğünü ve İsrail’in borazanlığını yaptığını ifade eden Yapıcıoğlu, İsrail’e tepki gösterdi.
Pek çok partinin oy oranında ciddi düşüşler olacağını aktaran Yapıcıoğlu, şöyle devam etti:
“Bunlardan biri de DEM Parti gibi görünüyor. Şimdiye kadar o partinin çizgisinde siyaset yapanlara ya da o partilere oy verdiğini söyleyip de artık oy vermeyeceğini söyleyen önemli bir kitle var. İstanbul’da kendi adayları var ama o partinin tabanının ne kadarı kendi adayına oy verir, ne kadarı başka bir partinin adayına verir bilemem. Birisi siyaset yapıyorsa ikircikli bir şekilde, ‘mış’ gibi görünmeden, neyse onu ortaya koymalıdır. Bazı ilçelerde aday göstermediler ve kendi arkadaşlarını CHP’nin meclis listelerinden aday gösterildiklerini yavaş yavaş söylüyorlar. Bunu kamuoyu takdir edecektir.”
Yapıcıoğlu ile beraberindeki partililer, daha sonra Gaziler Caddesi’nde esnaf ziyareti gerçekleştirdi.
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçim çalışmaları kapsamında partisinin Diyarbakır’daki mitinginde konuştu. Alanda ” 70 bin kişi” olduğunu söyleyen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz mayıs ayında yapılan seçimlerde, Diyarbakır’da arzu ettiğimiz oy oranlarına ulaşamadık. Ancak seçim sonucunun sizin de içinize sinmediğine inanıyorum, bu alan bunu söylüyor. Diyarbakır’da bu kardeşinize yüzde 28,5 ve tek parti faşizminin bugünkü temsilcisi CHP adayına yüzde 71,5 oy çıkmışsa durup üzerinde mutlaka düşünmemiz lazım. Diyarbakır halkının iradesini götürüp siyasetten emekli olan CHP adayına payanda yapanların hangi projenin parçası olduğu açık değil mi? Kent uzlaşısı adı altında kirli bir ittifak kurdular ama her iki partideki bir avuç siyaset baronu ne olup bittiğini bilmiyor.
Bavul bavul dolarlar, avrolar; bu paralar nereden geliyor? Meclis üyelikleri neyle satın alınıyor, ilkeli bir ittifaktan söz edilebilir mi? Tek sermayesi sizlerin oyları olan DEM, Kürt kardeşlerimin iradesini işporta pazarına çıkarmıştır. Bu pazarda siyasi kazanım hesabı yok, eser ve hizmet derdi zaten yok. Sadece birilerinin ihtirasları uğruna yapılan kirli pazarlıklar var. Öyle ki, bizim yaptığımız reformları bilip, ortalığı ayağa kaldıranlar CHP’li yöneticilerin buram buram faşizm kokan ayrımcılık ve ırkçılık kokan açıklamaları karşısında süt dökmüş kedi misali seslerini çıkarmıyorlar. Kürt kardeşlerim böyle bir aşağılanmayı, hakareti, bu şekilde yok sayılmayı asla hak etmiyor.
Diyarbakır hizmeti de refahı da AK Parti yönetiminde görmedi mi? Onlar çukur eylemleriyle bu şehrin sembolü olan Sur’u mahvederken biz kimsenin burnunu kanatmadan meseleyi bitirmenin ve bölgeyi yeni baştan inşa etmenin mücadelesini vermedik mi? Onlar her evden bir cenaze çıkartarak kan siyaseti yaparken biz evlatlarımızı yaşatmak, hayata bağlamak için çırpınmadık mı? Onlar ülke ve millet düşmanı ne kadar marjinal varsa hepsini Diyarbakır’a getirip propaganda peşinde koşarken biz sadece sizlerin kalbini kazanmanın yollarını aramadık mı?
“GELİN YENİ BİR DÖNEMİN KAPILARINI BİRLİKTE ARALAYALIM”
Bu söylediklerimiz doğruysa gelin yeni bir dönemin kapıların birlikte aralayalım. AK Parti ile ötekilerin farkı o kadar açık ki izaha gerek bile duymuyoruz. 31 Mart seçimlerinde burada yarışan eser ve hizmet siyasetiyle istismar ve pazarlık siyasetidir. Biz DEAŞ denilen emperyalist kuklasına zaten göz açtırmıyoruz, PKK’yı da sınırlarımız içinde eylem yapamaz hale getirdik, sınırlarımızın ötesini de adım adım kontrol altına alıyoruz. Kürt kardeşlerimin toparlanıp iradeleri üzerindeki ipotekleri parçalayıp atmasını bekliyoruz. İpleri başkalarının elinde olmayan kirli çıkar ilişkilerinin içinde kaybolup gitmemiş herkesle oturur konuşuruz. Ancak kapımız terör örgütlerine de terör örgütünün güdümünde siyasetçilik oynayanlara da kapalıdır. Milletvekili, belediye başkan adayı, meclisi üyesi, genel merkez yönetimi listesini terör örgütünün belirlediği parti parti olamaz. Bunları belirleyecek olan emekleri ve oylarıyla partiyi var eden yaşatan tabanıdır, seçmenidir. İnsanımızın sorunlarını çözme, dertlerine derman olma, yaralarını sarma yönünde çaba göstermeyenin siyasetinden kimseye hayır gelmez.
Son 21 yılda attığımız her demokratik adımı engellemek için karşımıza dikilen CHP’yi utanmadan Kürt kardeşlerimize umut diye pazarlıyorlar. Bu coğrafyaya yakın zamanda gördüğü en büyük acıları yaşatan tek parti faşisti CHP’yi allayıp pullayıp size dayatıyorlar. Bunların hangi çıkarların temsilcisi olduğunu anlatmaya, bavullar dolusu para görüntüleri herhalde yeterlidir. İstanbul’da ne kadar marjinal ideoloji mensubu varsa hepsini getirip Kürt kardeşlerimin başına patron yapanlarla artık gidilecek bir yol kalmadığına inanıyorum. 31 Mart, Kürt kardeşlerimizin tüm tasallutlardan kurtulup özgür iradeleriyle kendilerinin ve şehirlerinin geleceğine karar verecekleri bir dönüm noktası olacaktır.”
AKP Genel Başkanı Erdoğan, “Bu kardeşiniz cumhurbaşkanınız olarak sizin hizmetkarınız, bütün bakan arkadaşlarımla sizin hizmetkarınız olarak Diyarbakır’a yatırımlarımızla bugüne kadar nasıl hizmet verdiysek, bundan sonra da aynen devam edeceğiz” diyerek partisinin Diyarbakır belediye başkan adaylarına oy istedi.
]]>İstasyon meydanında halka hitap eden Erdoğan:
“Herkesle oturur konuşuruz ama, kapımız teröristlere de, terör örgütü güdümünde siyasetçilik oynayanlara da kapalıdır”
“Bu millete 40 yıl boyunca terörle bedel ödetildi, bir 40 yıl daha buna tahammülümüz yok”
“Kürt kardeşlerimizi bu çarpık siyasetin mezesi haline getirdiler”
“CHP’yi utanmadan Kürt kardeşlerimize umut diye pazarlıyorlar”
“CHP’yi allayıp pullayıp size dayatıyorlar”
DİYARBAKIR – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İstasyon Meydanında Diyarbakırlı seçmenlerine seslendi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasında terör örgütü ve terör örgütü güdümünde olan siyasi partiler dışında bir çözüm sürecine işaret etti, Erdoğan, “Bu ülkede 85 milyonun huzuru esenliği için bir şey yapılacaksa hemen yapılmalıdır. 40 yıl boyunca terörle bedel ödetildi, bir 40 yıl daha buna tahammülümüz yok. Artık ülkemizi bu yükten sadece güvenlik açısından değil, diğer tüm boyutlarıyla tamamen kurtarma vakti. Bunun için ipleri başkasının elinde olmayan herkesle oturur konuşuruz. Herkesle oturur konuşuruz ama, kapımız teröristlere de, terör örgütü güdümünde siyasetçilik oynayanlara da kapalıdır” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstasyon Meydanında 70 bin kişiye hitap ettiklerini söyledi. Erdoğan, “Bölgede İslam’a kapılarını ilk açan şehir Diyarbakır ile aynı sevdaya mensup olmaktan dolayı iftihar duyuyorum. Allah’ın izni ile bizim Diyarbakır ile kardeşliğimizi kimse yıkamayacak” diye konuştu.
“DEM benim Kürt kardeşimin iradesini işportaya çıkarmıştır”
CHP ile DEM Partinin kirli bir ittifak kurduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kirli bir ittifak kurdular. Ama her iki partideki bir avuç siyaset baronu ne olup bittiğini bilmiyor. Bavul bavul dolarlar nereden geliyor nereye gidiyor. Meclis üyeliklerini neyle satın alıyor, bunların yaşandığı bir yerde ilkeli bir ittifaktan söz edebilir mi? DEM benim Kürt kardeşimin iradesini işportaya çıkarmıştır. Dikkat ederseniz seçmenin fikrini zikrini düşünen kimse yok. Birilerinin ihtiraslarına uyan kirli pazarlıklar var. Kürt kardeşlerim böyle bir hakareti ve yok sayılmayı asla hak etmiyor. Türkiye geçmişte omurgasızlığın, riyakarlığın sembolu zübük siyasetin acısını çok çekti. Demokratik siyaset plavraları ile oylarınıza ipotek koydular. Diyarbakır huzuru da özgürlüğü de yatırımı da hizmeti de refafı da AK Parti döneminde görmedi mi. Onlar sizin iradenizle seçtiğiniz belediye başkanlarını dağdan getirdikleri teröristlere mahsenelerde tokatlatırken biz Diyarbakır yıldızını parlatmak için uğraşmadık mı? Onlar Suru’a hendek kazarken biz sorunları bitirmek için uğraşmadık mı? Onlar her evden bir cenaze çıkarırken biz evlatlarımızın geleceği için çırpınmadık mı? Onlar esnafımızı haraca bağlarken biz açtığımız üniversitelerle çocuklarımıza daha güzel bir gelecek için çalışmadık mı? Onlar yollara mayın döşerken biz kalkınmanın düşlerini kurmadık mı? Onlar ülke ve millet düşmanı ne kadar marjinal varsa hepsini Diyarbakır’a getirip propaganda peşinde koşarken biz sadece sizlerin kalbini kazanmanın yollarını aramadık mı? Onlar kan dökerek iradenizi haciz ederken biz demokrasiyi güçlendirmedik mi? Bu örnekleri saatlerce saymak mümkün. Bu söylediklerimiz eksik varsa dilediğiniz tasarrufu yapma hakkına sahipsiniz” şeklinde konuştu.
Gelin Türkiye yüzyılını birlikte inşa edelim
Diyarbakır’dan tüm Kürt seçmenlere seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye yüzyılını birlikte inşa etme çağrısında bulundu. Erdoğan, “Gelin yeni bir dönemin kapılarını birlikte aralayalım Türkiye yüzyılını birlikte inşa edelim. Bugün de Diyarbakır’a 21 yıldır yürüttüğümüz demokrasinin yeni safasında desteğinizi istemeye geldim. 31 martta sandıklar değil, eser ve hizmet siyaseti ile istismar ve pazarlık siyaseti yarışıyor. Milli çıkarlarımızı savunurken kimin kuyruğuna bassak hemen soluğu PKK’nın yanında alıyor. DEAŞ denen emperyalist kuklasına göz açtırmıyoruz PKK’ya da sınırlarımız içinde eylem yapamaz hale getirdik, sınırlarımız ötesinde de adım adım güveni oluşturuyoruz. Bu durum karşımızda isteyen herkesin ülkemize karşı kullanabileceği bir maşa olduğunu değiştirmiyor. Çevremizdeki ülkeler kan ve ateş çemberinde kıvranırken bizim huzurumuzu ve güvenimizi bozmaya müsaade etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Yeni bir çözüm sürecini işaret etti
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır’da yeni bir çözüm sürecine işaret etti. Erdoğan, bir 40 yıl daha terör sorununun devam etmesine müsaade etmeyeceklerini belirterek, terör ve terör yandaşı siyasi oluşumların dışında kapılarının herkese açık olduğunu dile getirdi. Erdoğan, “Siyaset millete hizmet etmektir. Biz zihni özgür, vicdanı özgür, ahlakı kamil herkesle oturur konuşuruz Emperyalistlere kuklalık etmeyenlerle oturur konuşuruz. Milletimizin birliğine devletimizin bekasına saygı duyan herkesle oturur konuşuruz. Türkiye yüzyılında bizimle birlikte yol yürümek isteyen herkesle oturur konuşuruz. Bu ülkede 85 milyonun huzuru esenliği için bir şey yapılacaksa hemen yapılmalıdır. 40 yıl boyunca terörle bedel ödetildi bir 40 yıl daha buna tahammülümüz yok. Artık ülkemizi bu yükten sadece güvenlik açısından değil diğer tüm boyutlarıyla tamamen kurtarma vakti. Bunun için ipleri başkasının elinde olmayan herkesle oturur konuşuruz. Herkesle oturur konuşuruz, kapımız teröristlere de, terör örgütü güdümünde siyasetçilik oynayanlara kapalıdır. İnsanımızın sorunlarını çözme, yaralarını sarma yönünde çaba göstermeyenlerin siyasetinden kimseye hayır gelmez. Kürt kardeşlerimizi bu çarpık siyasetin mezesi haline getirmek için oynadıkları oyunu hayretle seyrediyorum. CHP’yi utanmadan Kürt kardeşlerimize umut diye pazarlıyorlar. CHP’yi allayıp pullayıp size dayatıyorlar. Bunların hangi çıkarın temsilcileri olduklarını bavul dolusu para görüntüleri yeterli sanırım. 31 mart Kürt kardeşlerimizin özgür iradeleriyle kendileri ve şehirlerinin geleceğine karar vereceği bir seçim olmasını diliyorum” diye konuştu.
Eser ve hizmet siyasetleriyle 21 yılda Diyarbakır’a 265 milyar lirayı aşkın yatırım yaptıklarını dile getiren Erdoğan, belediye başkan adaylarını tanıttıktan sonra mitingini bitirdi.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstasyon Meydanı’nda 70 bin kişiye hitap ettiklerini söyledi. Erdoğan, “Bölgede İslam’a kapılarını ilk açan şehir Diyarbakır ile aynı sevdaya mensup olmaktan dolayı iftihar duyuyorum. Allah’ın izni ile bizim Diyarbakır ile kardeşliğimizi kimse yıkamayacak” diye konuştu.
“DEM benim Kürt kardeşimin iradesini işportaya çıkarmıştır”
CHP ile DEM Parti’nin kirli bir ittifak kurduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ama her iki partideki bir avuç siyaset baronu ne olup bittiğini bilmiyor. Bavul bavul dolarlar nereden geliyor nereye gidiyor. Meclis üyeliklerini neyle satın alıyor, bunların yaşandığı bir yerde ilkeli bir ittifaktan söz edebilir mi? DEM benim Kürt kardeşimin iradesini işportaya çıkarmıştır. Dikkat ederseniz seçmenin fikrini, zikrini düşünen kimse yok. Birilerinin ihtiraslarına uyan kirli pazarlıklar var. Kürt kardeşlerim böyle bir hakareti ve yok sayılmayı asla hak etmiyor. Türkiye geçmişte omurgasızlığın, riyakarlığın sembolü zübük siyasetin acısını çok çekti. Demokratik siyaset palavraları ile oylarınıza ipotek koydular. Diyarbakır huzuru da özgürlüğü de yatırımı da hizmeti de refahı da AK Parti döneminde görmedi mi? Onlar sizin iradenizle seçtiğiniz belediye başkanlarını dağdan getirdikleri teröristlere mahzenlerde tokatlatırken, biz Diyarbakır yıldızını parlatmak için uğraşmadık mı? Onlar Sur’da hendek kazarken biz sorunları bitirmek için uğraşmadık mı? Onlar her evden bir cenaze çıkarırken biz evlatlarımızın geleceği için çırpınmadık mı? Onlar esnafımızı haraca bağlarken biz açtığımız üniversitelerle çocuklarımıza daha güzel bir gelecek için çalışmadık mı? Onlar yollara mayın döşerken biz kalkınmanın düşlerini kurmadık mı? Onlar ülke ve millet düşmanı ne kadar marjinal varsa hepsini Diyarbakır’a getirip propaganda peşinde koşarken, biz sadece sizlerin kalbini kazanmanın yollarını aramadık mı? Onlar kan dökerek iradenizi haczederken, biz demokrasiyi güçlendirmedik mi? Bu örnekleri saatlerce saymak mümkün. Bu söylediklerimizde eksik varsa dilediğiniz tasarrufu yapma hakkına sahipsiniz” şeklinde konuştu.
“Gelin Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa edelim”
Diyarbakır’dan tüm Kürt seçmenlere seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa etme çağrısında bulundu. Erdoğan, “Gelin yeni bir dönemin kapılarını birlikte aralayalım, Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa edelim. Bugün de Diyarbakır’a 21 yıldır yürüttüğümüz demokrasinin yeni safhasında desteğinizi istemeye geldim. 31 Mart’ta sandıklar değil, eser ve hizmet siyaseti ile istismar ve pazarlık siyaseti yarışıyor. Milli çıkarlarımızı savunurken kimin kuyruğuna bassak hemen soluğu PKK’nın yanında alıyor. DEAŞ denen emperyalist kuklasına göz açtırmıyoruz PKK’yı da sınırlarımız içinde eylem yapamaz hale getirdik, sınırlarımız ötesinde de adım adım güveni oluşturuyoruz. Bu durum karşımızda isteyen herkesin ülkemize karşı kullanabileceği bir maşa olduğunu değiştirmiyor. Çevremizdeki ülkeler kan ve ateş çemberinde kıvranırken bizim huzurumuzu ve güvenimizi bozmaya müsaade etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Yeni bir çözüm sürecini işaret etti
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır’da yeni bir çözüm sürecine işaret etti. Erdoğan, bir 40 yıl daha terör sorununun devam etmesine müsaade etmeyeceklerini belirterek, terör ve terör yandaşı siyasi oluşumların dışında kapılarının herkese açık olduğunu dile getirdi. Erdoğan, “Siyaset millete hizmet etmektir. Biz zihni özgür, vicdanı özgür, ahlakı kamil herkesle oturur konuşuruz Emperyalistlere kuklalık etmeyenlerle oturur konuşuruz. Milletimizin birliğine, devletimizin bekasına saygı duyan herkesle oturur konuşuruz. Türkiye Yüzyılı’nda bizimle birlikte yol yürümek isteyen herkesle oturur konuşuruz. Bu ülkede 85 milyonun huzuru, esenliği için bir şey yapılacaksa hemen yapılmalıdır. 40 yıl boyunca terörle bedel ödetildi, bir 40 yıl daha buna tahammülümüz yok. Artık ülkemizi bu yükten sadece güvenlik açısından değil diğer tüm boyutlarıyla tamamen kurtarma vakti. Bunun için ipleri başkasının elinde olmayan herkesle oturur konuşuruz. Herkesle oturur konuşuruz ama kapımız teröristlere de, terör örgütü güdümünde siyasetçilik oynayanlara da kapalıdır. İnsanımızın sorunlarını çözme, yaralarını sarma yönünde çaba göstermeyenlerin siyasetinden kimseye hayır gelmez. Kürt kardeşlerimizi bu çarpık siyasetin mezesi haline getirmek için oynadıkları oyunu hayretle seyrediyorum. CHP’yi utanmadan Kürt kardeşlerimize umut diye pazarlıyorlar. CHP’yi allayıp pullayıp size dayatıyorlar. Bunların hangi çıkarın temsilcileri oldukları bavul dolusu para görüntüleri yeterli sanırım. 31 Mart’ta Kürt kardeşlerimizin özgür iradeleriyle kendileri ve şehirlerinin geleceğine karar vereceği bir seçim olmasını diliyorum” diye konuştu.
Eser ve hizmet siyasetleriyle 21 yılda Diyarbakır’a 265 milyar lirayı aşkın yatırım yaptıklarını aktaran Erdoğan, belediye başkan adaylarını tanıttıktan sonra mitingini bitirdi. – DİYARBAKIR
]]>Erdoğan, İstasyon Meydanı’nda düzenlenen, partisinin Diyarbakır mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Buradaki konuşmasına, miting alanındaki vatandaşları selamlayarak başlayan Erdoğan, “(Ser seran, ser çavan) diyerek bizi bağrınıza bastınız, ben de sizi başım üstüne, gözüm üstüne diyerek selamlıyorum.” ifadelerini kullandı.
Artuklular’dan Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e irfan ve kültür merkezi olan Diyarbakır’da vatandaşlarla bir araya gelmekten memnuniyet duyduğunu belirten Erdoğan, mitinge 70 bin kişinin katıldığını aktardı.
Bölgede İslam’a kapılarını ilk açan şehir Diyarbakır ile aynı sevdaya, aynı medeniyete, aynı geçmişe mensup olmaktan iftihar ettiğini dile getiren Erdoğan, “Bizim Diyarbakır’la kavlimize, bizzat Diyarbakır’ı Diyarbakır yapan değerler ve eserler şahittir. Allah’ın izniyle bu kavli bozmaya, bu kardeşliği yıkmaya kimsenin gücü yetmeyecek.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Diyarbakır, Türkiye Yüzyılı’nın vakarıyla, tarihi kimliğini veren dinamiklerine sonuna kadar sahip çıkacaktır. Geçtiğimiz mayıs ayında yapılan seçimlerde, Diyarbakır’da hem milletvekilliğinde hem Cumhurbaşkanlığında arzu ettiğimiz oy oranlarına ulaşamadık. Ancak seçim sonucunun sizin de içinize sinmediğine, gönlünüzü mutmain etmediğine inanıyorum. İşte bu alan, onu söylüyor. Öyle ya, Diyarbakır’da bu kardeşinize yüzde 28,5 ve tek parti faşizminin bugünkü temsilcisi CHP adayına yüzde 71,5 oy çıkmışsa, durup üzerinde mutlaka düşünmemiz lazım. Diyarbakır halkının iradesini götürüp, artık siyasetten emekli olan CHP adayına payanda yapanların, hangi projenin parçası olduğu açık değil mi? Bugün aynı oyunu İstanbul’da, Mersin’de, başka yerlerde yine oynuyorlar. Kent uzlaşısı adı altında kirli bir ittifak kurdular. Ama her iki partideki bir avuç siyaset baronu dışında ne olup bittiğini kimse bilmiyor.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bavul bavul paraların gidip geldiği, meclis üyeliklerinin, belediye şirketlerinin paylaşıldığı bir yerde, ilkeli bir ittifaktan söz edilemeyeceğinin altını çizerek, “Evet, tek sermayesi sizlerin oyları olan DEM, benim Kürt kardeşlerimin iradesini işporta pazarına çıkarmıştır. Dikkat ederseniz, bu pazarlıkta siyasi kazanım hesabı yok, eser ve hizmet derdi zaten yok. Seçmenin fikrini, zikrini, ne düşündüğünü merak eden kimse de yok. Sadece birilerinin ihtirasları uğruna yapılan kirli pazarlıklar var.” dedi.
“Elinizi vicdanınıza koyarak cevap verin”
Yaptıkları reformları beğenmeyip, ortalığı ayağa kaldıranların, CHP’li yöneticilerin buram buram faşizm, ayrımcılık ve ırkçılık kokan açıklamaları karşısında “süt dökmüş kedi misali” seslerini çıkarmadığına dikkati çeken Erdoğan, “Bırakın ayrımcılığa itiraz etmeyi, kendi seçmenlerinin çiğnenen haysiyetini savunacak iki cümle dahi kuramıyorlar. Açık ve net söylüyorum, Kürt kardeşlerim böyle bir istiskali, böyle bir aşağılanmayı, böyle bir hakareti, bu şekilde yok sayılmayı asla hak etmiyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin geçmişte, omurgasızlığın, istismarın, riyakarlığın sembolü zübük siyasetinin acılarını çok çektiğini hatırlatan Erdoğan, “Sizi güya ağaların, şıhların, derebeylerin, devletin zulmünden kurtarma vaadiyle, demokratik siyaset palavralarıyla oylarınıza ipotek koydular. Şimdi bu ipoteği tahsile koyarak, aslında tek parti faşisti CHP’den ve onun hastalıklı uzantılarından bir farkları olmadığını gösterdiler.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Lütfen şu soruma, bütün Kürt kardeşlerim ellerini vicdanlarına koyarak cevap versin. Diyarbakır, huzuru da özgürlüğü de yatırımı da hizmeti de refahı da AK Parti döneminde görmedi mi? Onlar, sizin iradenizle seçtiğiniz belediye başkanlarını, dağdan getirdikleri teröristlere mahzenlerde tokatlatırken, biz altyapısı ve üstyapısıyla Diyarbakır’ı bölgesinin yıldızı haline getirmek için uğraşmadık mı? Onlar, çukur eylemleriyle bu şehrin sembolü olan Sur’u mahvederken, biz kimsenin burnunu kanatmadan meseleyi bitirmenin ve ardından da bölgeyi yeni baştan inşa etmenin mücadelesini vermedik mi? Onlar, Diyarbakır Cezaevinin edebiyatını yaparken, biz burayı şehrimize yakışır bir müzeye ve kültür merkezine dönüştürmedik mi? Onlar, her evden bir cenaze çıkartarak kan siyaseti yaparken, biz evlatlarımızı yaşatmak, eğitimiyle, sağlığıyla, istihdamıyla hayata bağlamak için çırpınmadık mı?
Onlar, esnafımızı, işçimizi, emeklimizi haraca bağlayıp, dağa çıkarmak için çocuklarına el koyarken, biz açtığımız üniversitelerle onlara daha iyi bir gelecek hazırlamak için çalışmadık mı? Onlar, yolların altına mayın döşeyerek masum insanları öldürmek için tuzak kurarken, biz açtığımız yollarla, inşa ettiğimiz tesislerle şehirlerimizi kalkındıracak yatırımları hayata geçirmedik mi? Onlar ülke ve millet düşmanı ne kadar marjinal varsa hepsini Diyarbakır’a getirip propaganda peşinde koşarken, Diyarbakır annelerinin yavrularını dağa kaçırırken, biz sadece sizlerin kalbini kazanmanın yollarını aramadık mı? Onlar, baskıyla, tehditle, şiddet kullanarak, can alarak, kan dökerek iradeniz haczederken, biz hak ve özgürlükleri genişleten sessiz devrimlerle, eşi benzeri görülmemiş reformlarla demokrasiyi güçlendirmedik mi?”
“PKK’yı kıpırdayamaz, eylem yapamaz hale getirdik”
Bu örnekleri saatlerce saymanın mümkün olduğunu ifade eden Erdoğan, “Şayet bu söylediklerimizde eksik, hata, yanlış varsa, dilediğiniz tasarrufu yapma hakkına sahipsiniz. Ancak bu söylediklerimiz doğruysa, gelin yeni bir dönemin kapılarını birlikte aralayalım. Gelin, el ele, gönül gönüle verip Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa edelim.” dedi.
Erdoğan, bu bakımdan, AK Parti ile diğerleri arasındaki farkı izaha bile gerek duymadıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sadece bakmasını bilen göz, işitmesini bilen kulak, hissetmesini bilen yürek, sevmesini bilen kalp yeterli. Bugün de Diyarbakır’a, 21 yıldır yürüttüğümüz demokrasi ve kalkınma atılımlarının yeni bir safhasında desteğinizi istemek üzere geldik. 31 Mart seçimlerinde burada partiler yarışmıyor. Burada yarışan, eser ve hizmet siyasetiyle istismar ve pazarlık siyasetidir. Geçtiğimiz günlerde Rusya’da yaşanan vahşi terör eylemini gördünüz. Türkiye’yi, her gün benzer manzaraların yaşandığı bir ülke haline getirmek için ellerini ovuşturanların başvuracakları ilk adresin neresi olacağını biliyorsunuz, değil mi? Milli çıkarlarımızı savunurken kimin kuyruğuna bassak, hemen soluğu PKK’nın yanında alıyor. Biz, DEAŞ denen emperyalist kuklasına zaten göz açtırmıyoruz.
PKK’yı da sınırlarımız içinde kıpırdayamaz, eylem yapamaz hale getirdik. Sınırlarımızın ötesini de adım adım kontrol altına alıyoruz. Fakat bu durum, karşımızda isteyen herkesin ülkemize ve milletimize karşı kullanabileceği bir maşa olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Çevremizdeki ülkelerin çoğu kan ve ateş çemberinde kıvranırken, bizim güvenliğimizi, huzurumuzu, esenliğimizi, istikrarımızı, refahımızı bozmaya yeltenenlere asla eyvallah etmedik, etmeyeceğiz. Kürt kardeşlerimizin toparlanıp, iradeleri üzerindeki ipotekleri parçalayıp atmasını bekliyoruz.”
“Zihni, vicdanı özgür, ahlakı kamil herkesle konuşuruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siyaset, millete hizmet etmek, ülkenin sorunlarına diyalog yoluyla çözüm bulmak için yapılır. Biz, zihni özgür, vicdanı özgür, ahlakı kamil herkesle oturur konuşuruz. Emperyalistlere kuklalık etmeyen herkesle oturur konuşuruz. Terörün her çeşidine mesafe koyan herkesle oturur konuşuruz. Kendi ülkesi ve milleti için dertlenen herkesle oturur konuşuruz.” ifadelerini kullandı.
Milletin birliğine, vatanın bütünlüğüne, devletin bekasına saygı duyan, ülkenin kazanımlarıyla gururlanacak, sevinçleriyle sevinecek, kayıplarıyla üzülecek, Türkiye Yüzyılı’nda kendileriyle yol yürümek isteyen herkesle oturup konuşabileceklerine işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:
“Bu ülkede 85 milyonun huzuru, esenliği için bir şey yapılacaksa, şimdi hemen yapılmalıdır. Türkiye’ye 40 yıl boyunca terörle bedel ödetildi, bir 40 yıl daha buna tahammülümüz yok. Yaşadığımız ortak acıların ardından bu tehdidi bertaraf ettik. Artık ülkemizi bu yükten, sadece güvenlik açısından değil, diğer tüm boyutlarıyla tamamen kurtarma vaktidir. Bunun için ipleri başkalarının elinde olmayan, kirli çıkar ilişkilerinin içinde kaybolup gitmemiş herkesle oturur konuşuruz.”
(Sürecek)
]]>“KENDİ SEÇMENLERİNİN ÇİĞNENEN HAYSİYETİNİ SAVUNACAK 2 CÜMLEYİ KURAMIYORLAR”
Partisinin Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda düzenlediği mitingde halka hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tek sermayesi sizlerin oyları olan DEM benim Kürt kardeşlerimin iradesini işporta pazarına çıkarmıştır. Dikkat ederseniz bu pazarlıkta siyasi kazanım hesabı yok. Eser ve hizmet derdi zaten yok. Seçmenin fikrini, zikrini ne düşündüğünü merak eden kimse de yok. Sadece birilerinin ihtirasları uğruna yapılan kirli pazarlıklar var. Öyle ki, bizim yaptığımız reformları bilip, ortalığı ayağa kaldıranlar CHP’li yöneticilerin buram buram faşizm kokan ayrımcılık ve ırkçılık kokan açıklamaları karşısında süt dökmüş kedi misali seslerini çıkarmıyorlar. Bırakın ayrımcılığa itiraz etmeyi, kendi seçmenlerinin çiğnenen haysiyetini savunacak iki cümleyi kuramıyorlar. Kürt kardeşlerim böyle bir istiskali, böyle bir aşağılanmayı, böyle bir hakareti bu şekilde yok sayılmayı asla hak etmiyor” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şöyle devam etti;
“Türkiye geçmişte omurgasızlığın, istismarın, riyakarlığın sembolü zübük siyasetin acılarını çok çekti. Sizi güya ağaların, şıkların, dere beylerin, devletin zulmünden kurtarma vaadiyle demokratik siyaset palavralarıyla oylarınıza ipotek koydular. Şimdi bu ipoteği tahsile koyarak aslında tek parti faşisti CHP’den ve onun hastalıklı uzantılarından bir farkları olmadığını gösterdiler. Lütfen şu soruma bütün Kürt kardeşlerim ellerini vicdanlarına koyarak cevap versin. Diyarbakır huzuru da, özgürlüğü de, yatırımı da, hizmeti de, refahı da AK Parti döneminde görmedi mi? Onlar sizin iradenizle seçtiğiniz belediye başkanlarını dağdan getirdikleri teröristlere mahzenlerde tokatlatılırken biz altyapısı ve üst yapısıyla Diyarbakır’ı bölgesinin yıldızı haline getirmek için uğraşmadık mı? Onlar çukur eylemleriyle bu şehrin sembolü olan Sur’u mahvederken, biz kimsenin burnunu kanatmadan meseleyi bitirmenin ve ardından da bölgeyi yeni baştan inşa etmenin mücadelesini vermedik mi? Onlar Diyarbakır Cezaevi’nin edebiyatını yaparken biz burayı şehrimize yakışır bir müzeye ve kültür merkezine dönüştürmedik mi?

“ONLAR ESNAFIMIZI, İŞÇİMİZİ, EMEKLİMİZİ HARACA BAĞLAYIP DAĞA ÇIKARMAK İÇİN ÇOCUKLARINA EL KOYDU”
Onlar her evden bir cenaze çıkartarak kan siyaseti yaparken, biz evlatlarımızı yaşatmak, eğitimiyle, sağlığıyla, istihdamıyla hayata bağlamak için çırpınmadık mı? Onlar esnafımızı, işçimizi, emeklimizi haraca bağlayıp dağa çıkarmak için çocuklarına el koyarken biz açtığımız üniversitelerle onlara daha iyi bir gelecek hazırlamak için çalışmadık mı? Onlar yolların altına mayın döşeyerek masum insanları öldürmek için tuzak kurarken biz açtığımız yollarla inşa ettiğimiz tesislerle şehirlerimizi kalkındıracak yatırımları hayata geçirmedik mi? Onlar ülke ve millet düşmanı ne kadar marjinal varsa hepsini Diyarbakır’a getirip propaganda peşinde koşarken Diyarbakır Anneleri’nin yavrularını bunlar dağa kaçırırken biz sadece sizlerin kalbinin kazanmanın yollarını aramadık mı? Onlar baskıyla, tehditle, şiddet kullanarak, can alarak, kan dökerek iradenizi haczederken biz hak ve özgürlükleri genişleten sessiz devrimlerle, eşi benzeri görülmemiş reformlarla demokrasiyi güçlendirmedik mi?
“BURADA YARIŞAN ESER VE HİZMET SİYASETİYLE, İSTİSMAR VE PAZARLIK SİYASETİDİR”
Bu örnekleri saatlerce saymak mümkün. Şayet bu söylediklerimizde eksik varsa, hata varsa, yanlış varsa dilediğiniz tasarrufu yapma hakkına sahipsiniz. Ancak bu söylediklerim doğruysa gelin yeni bir dönemin kapılarını birlikte aralayalım. Gelin el ele gönül gönüle verip Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa edelim. Bu bakımdan AK Parti ile ötekilerin farkı o kadar açık ki, izaha gerek bile duymuyoruz. Sadece bakmasını bilen göz, işitmesini bilen kulak, hissetmesini bilen yürek, sevmesini bilen kalp yeterli. Bugün de Diyarbakır’a 21 yıldır yürüttüğümüz demokrasi ve kalkınma adımlarının yeni bir safhasında desteğinizi istemek üzere geldim. 31 Mart seçimlerinde burada partiler yarışmıyor. Burada yarışan eser ve hizmet siyasetiyle, istismar ve pazarlık siyasetidir.

“KİMİN KUYRUĞUNA BASSAK HEMEN SOLUĞU PKK’NIN YANINA ALIYOR”
Geçtiğimiz günlerde Rusya’da yaşanan vahşi terör eylemini gördünüz. Türkiye’yi her gün benzer manzaraların yaşandığı bir ülke haline getirmek için ellerini ovuşturanların başvuracakları ilk adresin neresi olacağını biliyorsunuz değil mi? Milli çıkarlarımızı savunurken kimin kuyruğuna bassak hemen soluğu PKK’nın yanında alıyor. Biz DEAŞ denen emperyalist kuklasına zaten göz açtırmıyoruz. Hamdolsun PKK’yı da sınırlarımız içinde kıpırdayamaz, eylem yapamaz hale getirdik. Sınırlarımızın ötesini de adım adım kontrol altına alıyoruz. Fakat bu durum karşımızda isteyen herkesin ülkemize ve milletimize karşı kullanabileceği bir maşa olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Çevremizdeki ülkelerin çoğu kan ve ateş çemberinde kıvranırken bizim güvenliğimizi, huzurumuzu, esenliğimizi, istikrarımızı, refahımızı bozmaya yeltenenlere asla eyvallah etmedik, etmeyeceğiz. Kürk kardeşlerimin toparlanıp iradeleri üzerindeki ipotekleri parçalayıp atmasını bekliyorum.

“TERÖRÜN HER ÇEŞİDİNE MESAFE KOYAN HERKESLE OTURUR KONUŞURUZ”
Burada şunu açıkça ifade etmek isterim siyaset millete hizmet etmek, ülkenin sorunlarına diyalog yoluyla çözüm bulmak için yapılır. Biz zihni özgür, vicdanı özgür, ahlakı kamil herkesle oturur konuşuruz. Emperyalistlere kuklalık etmeyen herkesle oturur konuşuruz. Terörün her çeşidine mesafe koyan herkesle oturur konuşuruz. Kendi ülkesi ve milleti için dertlenen herkesle oturur konuşuruz. Milletimizin birliğine, vatanımızın bütünlüğüne, devletimizin bekasına saygı duyan herkesle oturur konuşuruz. Ülkenin kazanımlarıyla gururlanacak, sevinçleriyle övünecek, kayıplarıyla üzülecek herkesle oturur konuşuruz. Türkiye Yüzyılı’nda bizimle birlikte yol yürümek isteyen herkesle oturur konuşuruz. Ne diyor o güzel Diyarbakır türküsünde; Alma al olanda gel, ayva nar olanda gel, hasta düştüm gelmedin bari can verende gel. Bu ülkede 85 milyonun huzuru, esenliği için bir şey yapılacaksa şimdi hemen yapılmalıdır. Türkiye’ye 40 yıl boyunca terörle bedel ödetildi. Bir 40 yıl daha buna tahammülümüz yok. Yaşadığımız ortak acıların ardından bu tehdidi bertaraf ettik. Artık ülkemizi bu yükten sadece güvenlik açısından değil diğer tüm boyutlarıyla tamamen kurtarma vaktidir. Bunun için ipleri başkalarının elinde olmayan, kirli çıkar ilişkilerinin içinde kaybolup gitmemiş herkesle oturur konuşuruz.
“KAPIMIZ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GÜDÜMÜNDE SİYASETÇİLİK OYNAYANLARA KAPALIDIR”
Elbette herkesle her şeyi konuşmaya varız ancak kapımız teröristlere de terör örgütünün güdümünde siyasetçilik oynayanlara da kapalıdır. Milletvekili listesini, belediye başkan adayını listesini, meclis üyesi listesini, genel merkez yönetimini listesini terör örgütünün belirlediği parti parti olmaz. Bunları belirleyecek olan emekleri ve oylarıyla partiyi var eden yaşatan tabanıdır, seçmenidir. İnsanımızın sorunlarını çözme, dertlerine derman olma, yaralarını sarma yönünde çaba göstermeyenin siyasetinden kimseye hayır gelmez. Dünyadaki tüm sapkın akımları Kürt kardeşlerimin iradesi üzerinden başımıza musallat etmelerinin hiçbirimize faydası yok. Kürt kardeşlerimizi bu çarpık siyasetin mezesi haline getirmek için sahneledikleri oyunu ibretle takip ediyorum.
“TEK PARTİ FAŞİSTİ CHP’Yİ ALLAYIP PULLAYIP SİZE DAYATIYORLAR”
Son 21 yılda attığımız her demokratik adımı engellemek için karşımıza dikilen CHP’yi utanmadan Kürt kardeşlerimize umut diye pazarlıyorlar. Bu coğrafyaya yakın zamanda gördüğü en büyük acıları yaşatan tek parti faşisti CHP’yi allayıp pullayıp size dayatıyorlar. Bunların hangi çıkarların temsilcisi olduğunu anlatmaya, bavullar dolusu para görüntüleri heralde yeterlidir. İstanbul’da ne kadar marjinal ideoloji mensubu varsa hepsini getirip Kürt kardeşlerimin başına patron yapanlarla artık gidilecek bir yol kalmadığına inanıyorum. İnşallah 31 Mart Kürt kardeşlerimizin tüm tasallutlardan kurtulup özgür iradeleriyle kendilerinin ve şehirlerinin geleceğine karar verecekleri bir dönüm noktası olacaktır.
Eser ve hizmet siyasetimizle 21 yılda Diyarbakır’a 265 milyar lirayı aşkın yatırım yaptık. Eğitimde, şehrimize 6 bin 677 adet yeni derslik kazandırdık. Yükseköğrenim yurt yatak kapasitemizi 6 bin 140’a çıkardık. “

Muş’ta, kent merkezindeki Seçim Koordinasyon Merkezi ziyaretinde konuşan Yılmaz, Türkiye olarak Gazze başta olmak üzere nerede bir mazlum varsa hepsinin yanında olduklarını söyledi.
Muşluların kadirşinas bir halk olduğunu ve kendisine hizmet edenleri hiçbir zaman unutmadığını belirten Yılmaz, bölgenin ideolojilerden, sloganlardan, boş laflardan çekişmelerden çok zarar gördüğünü dile getirdi.
Eser ve hizmet siyasetine ihtiyaçlarının olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Cumhurbaşkanımız, yola çıkarken bazı şeyler söylemişti. Bugün de onlar bizim temel düsturumuz. ‘Bölgesel milliyetçilik yapmayacağız’ dedi ve gerçekten yapılmadı. Son 20 yılda Doğu’ya, Güneydoğu’ya yapılan hizmet, yatırım hiçbir dönemle mukayese edilemez. Gerçekten önemli hizmetler yapıldı. Duble yollardan, üniversitelere, havalimanlarından altyapıya, kentsel dönüşümden eğitim ve sağlık tesislerine kadar çok önemli projeler hayata geçirildi.” diye konuştu.
“Türkiye’yi vesayetlerden kurtardık”
Sağlık alanında Türkiye’de büyük bir devrimin yaşandığını vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:
“Eskiden sağlık hizmeti almak için Türkiye’den yurt dışına insanlar giderdi. Hastanelerde insanlar rehin kalırdı. Şimdi onlara son verdiğimiz gibi dünyadan Türkiye’ye sağlık hizmeti almaya geliyorlar. Türkiye sağlık sektöründen milyarlarca dolar kazanmaya başladı. Böyle bir noktaya geldik. ABD’den, Avrupa’dan, İngiltere’den Türkiye’ye sağlık hizmeti almaya geliyorlar. Çok şükür bugünleri gördük. Demokraside, hukuk alanında, hak hürriyetlerde birçok adım attık. Vesayet yapılarıyla mücadele ettik. Türkiye’yi vesayetlerden kurtardık. Milli iradeyi hakim hale getiren çok önemli reformlara imza attık. Başörtüsünden ana dile varıncaya kadar birçok alanda tabu olmuş konuları birer birer önümüzden kaldırdık. Biz şuna inanıyoruz. 85 milyon, 81 vilayet, biriz beraberiz, kardeşiz.”
Bir belediye başkanının en önemli iki görevinden birinin halkın yaşam kalitesini artırmak, yoksula ve yetime sahip çıkmak olduğunu vurgulayan Yılmaz, iş ve yatırım ortamına katkı sağlamanın da en önemli görevleri arasında yer aldığını kaydetti.
“Bu siyaset milletin bağrından çıkmış bir siyasettir”
Yerel kalkınmanın belediye ile başladığına dikkati çeken Yılmaz, “Bu iki görevi bir belediye başkanı yaptığı zaman o il gelişir, güçlenir. Dolayısıyla pazar günü oy verirken herkesin şunu düşünmesi lazım. Kim Muş’un yaşam kalitesini daha çok artıracak? Kim Muş’un kalkınmasını daha çok hızlandıracak? Onun adresi belli. Feyat Asya.” dedi.
Diğer partilerin adaylarının neyi vadettiklerini bile hatırlamadığını ifade eden Yılmaz, şunları söyledi:
“Biz ne yapacaksak onu söylüyoruz, yapamayacağımızı söylemiyoruz. Bu vaatlerimizin sonuna kadar arkasındayız. Bizim siyasetimiz birlik siyaseti. AK Parti ve Cumhur İttifakı, bu ülkenin ana damarını temsil etmektir. Bu siyaset milletin bağrından çıkmış bir siyasettir. Sırtını millete yaslamış bir siyasettir. İnanıyorum ki Muş, Türkiye Yüzyılı’na çok güçlü bir destek verecektir. Ülkemiz, kalkınma ve demokrasi atılımlarını sürdürecektir. Seçimler geliyor. Ne olur bu günleri değerlendirelim. Sandıklar kapanana kadar, sayımlar tamamlanıp tutanaklar hazırlanıp seçim kurullarına götürülünceye kadar irademize, milli iradeye sahip çıkacağız.”
Programda, AK Parti Muş Milletvekili Mehmet Emin Şimşek, Muş Belediye Başkanı Feyat Asya ve AK Parti İl Başkanı Melik Emre de konuşma yaptı.
]]>MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
CHP Samsun İl Başkanı Mehmet Özdağ, “Biz Samsun halkı ile kenetlenmiş Samsun ittifakıyız. Bu saatten sonra bizi Samsun sevdalılarıyla birleşmekten ve birleşe birleşe kazanmaktan hiçbir güç alıkoyamaz. Bugün Samsun’u ileriye götürme zamanıdır. İktidarın ve yereldeki temsilcilerinin Samsun’a ve Samsun halkına yaptığı eziyeti durduracak olan Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının liderliğinde kurulan Samsun ittifakının Samsun sevdalısı yetkin ve liyakatli kadrolarıdır” dedi.
CHP Samsun İl Başkanı Mehmet Özdağ, CHP Belediye Başkan Adayı Serhat Türkel aleyhine yürütülen karalama kampanyasıyla ilgili basın toplantısı düzenledi. Toplantıya, CHP Samsun Milletvekili Murat Çan da katılarak destek verdi.
“KAYBEDECEKLERİNİ ANLAYANLAR PROPOGANDAYA GİRİŞTİ”
Mehmet Özdağ şunları söyledi:
“Yerel seçim kampanyalarımızın son günlerindeyiz. Bugüne kadar yerel yönetim adaylarımızla yaptığımız emek dolu güzel çalışmalar neticelerini vermek üzere. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yüzlerce yıllık devlet geleneğimizi, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetimizin kurucu kadrolarından miras aldığımız değerleri, aklın, bilimin ve istişarenin imkanlarıyla birleştirerek Samsun’u ve 17 ilçemizi yönetmeye hazırız. Samsun’umuzu Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkçı belediyeciliği ile yeniden buluşturmak için 31 Mart’ı sabırsızlıkla bekliyoruz. Büyükşehir ve pek çok ilçemizde gösterdiğimiz yüksek performans ortadadır. Bilinsin ki Büyükşehir, İlkadım, Atakum ve Canik başta olmak üzere seçimin yükselen trendleri bizim adaylarımızdır. Biz bu seçimi kazanıyoruz. Seçimi bizim kazandığımızı görerek, kaybedeceklerini anlayan bazı çevreler temiz siyasete yakışmayan, Samsun’umuzun siyasal kalitesini düşürücü, adaylarımıza karşı çirkin propagandaya girmişlerdir. Seçim yarışını kaybettiğini gören rakiplerimizin çevresinde kümelenen çıkar gruplarının kirli siyasete bulaştıklarını ve suç işlediklerini görüyoruz. Bunları yapanların bilgisine ulaşıldı, adli süreç başlatıldı. Bu kirli siyaseti yapanların temel motivasyonu belediye olanakları üzerinden rant elde etmektir. Bu kirli oyunların arka planını seçimleri kazandıktan sonra daha net ortaya çıkartacağız.
“ZAMAN, SAMSUN’U İLERİYE GÖTÜRME ZAMANIDIR”
CHP’nin seçim kazandığı her bir belediyede halkın kanını emen çıkar odaklarını kazıyacağız, halka ait olanın halk için kullanılmasını sağlayacağız. CHP’nin kazandığı her bir yerel yönetim, halk için çalışacak, Samsun için çalışacak. Belediyelerin çıkar odaklarına rant dağıtma aparatı olmasına izin vermeyeceğiz. Seçim projeyle, emekle, vizyonla örgütlü çalışmayla kazanılır. İmeceyle dayanışmayla kazanılır. Biz iyi dostlarımızın ve temiz siyaset isteyen tüm vatandaşlarımızın da bu gibi kirli siyasete girişenlere karşı gereğini yapacaklarını düşünüyoruz. Bu şekilde çirkin siyaset yapan iftiracılardan Samsun’a ve halkımıza hayır gelmez. Samsun kirli siyasete pirim vermeyecektir. Para gücüyle Samsunlu olmaya çalışan, kişisel ihtiraslar peşinde olanlara da Samsun halkı 31 Mart’ta sandıkta gerekli cevabı verecektir. Bilsinler ki biz Samsun halkı ile kenetlenmiş Samsun ittifakıyız. Bu saatten sonra bizi Samsun sevdalılarıyla birleşmekten ve birleşe birleşe kazanmaktan hiçbir güç alıkoyamaz. Bugün Samsun’u ileriye götürme zamanıdır. İktidarın ve yereldeki temsilcilerinin Samsun’a ve Samsun halkına yaptığı eziyeti durduracak olan Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının liderliğinde kurulan Samsun İttifakının Samsun sevdalısı yetkin ve liyakatli kadrolarıdır. Bu vesileyle tüm Samsun lalkını birlikte kazanmaya davet ediyorum çünkü biz kazanırsak Samsun kazanacak.”
]]>Erdoğan, Hüseyin Akbaş Spor Salonu önünde düzenlenen mitingdeki konuşmasında, Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramının kutlanacağını belirtti.
“Son 30 yılının her günü ülkesine ve milletine hizmetle geçmiş bir kardeşiniz olarak, bana en çok neye hayıflandığımı sorarsanız, cevabım, ülkemizdeki muhalefetin haline olacaktır.” ifadesini kullanan Erdoğan, demokrasilerde muhalefetin çok önemli olduğunu dile getirdi.
Erdoğan, muhalefetin hem iktidara alternatif olması bakımından hem de iktidarı denetlemesi bakımından önemli olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin maalesef ne iktidar hazırlığı olan ne de denetleme görevini yapabilen bir muhalefete sahip olmadığını söyleyen Erdoğan, şöyle konuştu:
“Başbakanlığımız döneminde biz muhalefetle kayda değer bir uğraş içinde hiç olmadık. Karşımızda hep vesayeti bulduk. Vesayetin etkisiz kaldığı yerde darbe teşebbüsleriyle karşılaştık. CHP zihniyeti yerini hep vesayet ve darbe safında belirlediği için siyasal muhalefet tarafı boş kaldı. Öyle ki kendi projelerimizin alternatiflerini kendimiz gerçekleştirdik. Kendi politikalarımızın eksiklerini, yanlışlarını kendimiz belirleyip düzeltme yoluna gittik. Bundan da asla gocunmadık. Ancak bizim yaptıklarımız, ülkemiz demokrasisinin muhalefet tarafındaki eksikleri ortadan kaldırmıyor. İşte muhalefetin bugünkü halini görüyorsunuz değil mi? Acınacak halleri var. Birbirlerini yemekten, dönüp de ülkenin haline, bölgemizde yaşanan gelişmelere, küresel yükseliş ve düşüşlere bakacak halleri yok. Merkez belediye başkan adayını takdim ediyor, adayını bulamıyor. Aday ortada yok. Muhalefetin halini Tokatlı Nuri bundan 150 sene önce söylediği mısralarda ne güzel anlatıyor. ‘Ara yeri karlı dağlar alıp da. Gayri dost iline varıp gelinmez. Yahşi hüner ister rah-ı talepte. Beyhude laf ile menzil alınmaz.'”
Siyaset ve hizmet yolunda iş, eser ve proje gerektiğinin altını çizen Erdoğan, en önemlisinin de istikamet olduğunu kaydetti.
Erdoğan, “Ziya Paşa ne diyor, ‘Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri.’ Biz eser siyaseti yaptık. CHP’nin içinde işler belki lafla yürüyordur ama ülkemizde ve dünyada böyle bir tarz yok.” dedi.
“Menfaat hesabını her şeyin üstünde tutarak ülkeye de zarar veriyorlar”
“Birileri 31 Mart seçimlerine niçin bu kadar önem verdiğimizi soruyor.” diyen Erdoğan, her seçimde olduğu gibi bu seçimde de en az 50 ilde miting yapmayı planlayarak yola çıktıklarını dile getirdi.
Yılbaşından beri iki defa gittikleri iller olduğunu hatırlatan Erdoğan, her şeyden önce siyasetlerinin merkezinde milletin bulunduğunu söyledi.
“Şehirlerimize gitmek bizi yormaz, tam tersine enerji ve moral verir.” ifadesini kullanan Erdoğan, hafta sonu Ankara ve İstanbul mitinglerini yaptıklarını, birinde 200 bin birinde 650 bin kişi bulunduğunu, Tokat’ta da sevgi ve coşku dolu bir mitingle beraber olduklarını belirtti.
İktidara geldiklerinden beri bunun 18’inci koltuk imtihanları olduğunu, hepsinden başarıyla çıktıklarını anlatan Erdoğan, hepsinde de aynı aşkla, şevkle, heyecanla çalıştıklarını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tokat’ın kendilerini yalnız bırakmadığına işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnşallah 31 Mart’ta da Tokat’ta, İstanbul’da ve Ankara’da yalnız bırakmayacağınıza inanıyorum. Tabii milleti kendine yük gören bir muhalefet zihniyetine bunları anlatmak mümkün olmuyor. Çünkü onlar oturdukları yerden ettikleri beyhude laflarla siyasetçilik oynamayı seviyor. Bırakınız ülkeyi, kendi partileri içinde birliği, beraberliği sağlayamıyorlar. Menfaat hesabını her şeyin üstünde tutarak ülkeye de zarar veriyorlar.
Sırf 3-5 belediye fazla almak uğruna DEM’le girdikleri ittifaka kimlerin koçluk ettiğini görüyorsunuz, değil mi? Talimat nereden geliyor, Kandil’den. Uygulama Ankara’da, İstanbul’da, Mersin’de ortaya çıkıyor. Zaten DEM dediğiniz yapı geçmişten beri partiymiş gibi davranan bir örgüt aparatı. Sahne önünde olanların bu partide yetkisi ve sözünün ağırlığı yok. Bu parti Ankara’daki genel merkezinden değil, İstanbul’daki sapkın ideolojik yapılar ile Kandil’deki terör baronları tarafından yönetilmektedir. Bu gerçek ortadayken kendilerini meşru muhatap yapma gayretleri beyhudedir. Parti yönetiminin önce hem ülkeye hem millete hatta hem de kendi tabanına siyasi irade sahibi olduğunu ispatlaması gerekiyor.
Bizler terör meselesini bitirmek için her yol ve yöntemi denerken, bunların çapını da gördük. Örgüt militanları tarafından tokatlanan siyasetçilerle particilik, belediyecilik yapılamaz. CHP’nin böyle bir partiyle birlikte yol yürüme, belediye başkanlığı verme, belediye bürokrasi paylaşma hesabına girmesi anlaşılır gibi değil. İnşallah 14-28 Mayıs’ın tamamlayıcısı olacak 31 Mart’tan sonra ülkemiz, bu çorak ve çarpık muhalefet anlayışının da tasfiyesine şahitlik edecektir. Bizler de gençlerimize bırakacağımız en büyük mirasımız olan Türkiye Yüzyılı’nın inşasını tamamladıktan sonra inşallah huzuru kalple yola devam edeceğiz. O gün gelene kadar gece gündüz çalışmayı sürdüreceğiz.”
(Sürecek)
]]>Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde 25 Mart 2009’da seçim çalışmaları için kiralanan helikopterin düşmesi sonucu beraberindeki 5 kişiyle hayatını kaybeden Yazıcıoğlu’nun vefatının üzerinden 15 yıl geçti.
Siyasetteki ilkeli ve dik duruşuyla tanınan, darbe karşıtı söylemleriyle akıllara kazınan Yazıcıoğlu, Türk siyasetinin unutulmazları arasında yer aldı.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 31 Aralık 1954’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Elmalı köyünde doğan, ilk ve orta öğrenimini aynı ilçede tamamlayan Yazıcıoğlu, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesinden mezun oldu.
Henüz 14 yaşındayken Şarkışla’da Genç Ülkücüler Hareketine katılarak siyasete ilk adımını atan Yazıcıoğlu, 1972’de Ankara’ya geldikten sonra Ülkü Ocakları Genel Merkezinde görev yapmaya başladı. Yazıcıoğlu, devam eden yıllarda Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevini de yürüttü.
Siyaset yoluna 1978’de Ülkücü Gençlik Derneğinin kurucu genel başkanı olarak devam eden Muhsin Yazıcıoğlu, 1980’de genel başkan müşaviri olarak MHP’de görev aldı.
“Eller silah değil, kalem tutmalı”
Anadolu gençliğinin en iyi şekilde yetişmesi düşüncesiyle hareket eden Yazıcıoğlu, gençlerin alacakları iyi eğitimlerle vatana ve millete hizmet etmesi gerektiği düşüncesini her zaman dile getirdi.
Muhsin Yazıcıoğlu, 24 yaşındayken dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e yazdığı mektubunda “Eller silah değil, kalem tutmalı.” ifadelerini kullandı.
Yazıcıoğlu, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi öncesi dönemin Ülkü Ocakları Genel Başkanı olarak gençliğin sürüklendiği kaos ve kardeş kavgasını gören bir siyasi ferasetin de sahibiydi.
Yazıcıoğlu, askeri darbenin ardından “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda” yargılandığı sırada 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl cezaevinde yattı. Dava sonunda herhangi bir ceza almayan Yazıcıoğlu, milletine ve devletine bağlılığından hiçbir zaman vazgeçmedi.
Yazıcıoğlu, milletine hizmet için 1987’de siyasete kaldığı yerden devam etti, Milliyetçi Çalışma Partisinin (MÇP) Genel Sekreter Yardımcılığı görevine getirildi.
BBP’yi kurdu
Yazıcıoğlu, 1991’deki genel seçimlerde tercihli sistemle Sivas’tan milletvekili seçilirken, partisiyle 1992’de yol ayrımına gitti.
“Siyasi anlayışımız uyuşmuyor” diyerek bir grup arkadaşıyla MÇP’den ayrılan Yazıcıoğlu, 1993’te kurucu genel başkanı olduğu Büyük Birlik Partisini (BBP) Türk siyasetine kazandırdı.
Muhsin Yazıcıoğlu, 24 Aralık 1995 erken genel seçimlerinde ANAP ile yaptıkları ittifakla yeniden Meclis’e girdi. Yazıcıoğlu, 1996’da ANAP’tan istifa ederek BBP’ye döndü.
Yazıcıoğlu, 22 Temmuz 2007’de yapılan seçimlerde Sivas’tan bağımsız milletvekili seçildi ve TBMM’ye girerek seçimden önce bıraktığı Genel Başkanlık görevini yeniden devraldı.
Seçim için kiraladıkları helikopter düştü
Muhsin Yazıcıoğlu, 2009’daki yerel seçimler için ilk kez helikopter kiralayarak Kahramanmaraş’taki mitinge katıldı.
“Hazineden yardım almadan siyaset yapan tek partiyiz. İlk defa helikopter kiralayarak miting yapıyoruz. Seçimlerde iddialıyız.” diyen Yazıcıoğlu’nun da içinde bulunduğu helikopter, Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit ilçesindeki mitingin ardından Yozgat’ın Yerköy ilçesine giderken 25 Mart 2009’da Göksun ilçesinde düştü.
Bölgede yapılan arama çalışmaları sonrasında Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin cansız bedeni, Keş Dağı Kurudere Kanlıçukur mevkisinde bulundu.
Yazıcıoğlu, 31 Mart 2009’da Kocatepe Camisi’nden son yolculuğuna uğurlandı. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki törende, Yazıcıoğlu’nun Türk bayrağına sarılı tabutunun üzeri, sevenleri tarafından çiçeklerle donatıldı. Sevenleri tarafından son yolculuğuna uğurlanan Yazıcıoğlu’nun naaşı, vasiyeti üzerine Taceddin Dergahı’na defnedildi.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun ismi, memleketi Sivas başta olmak üzere Anadolu’nun birçok şehri ile Pakistan gibi dost ve kardeş ülkelerde cami, cadde, park, okul ve vakıflara verilerek yaşatılıyor.
Darbelerin karşısında yer aldı
Yazıcıoğlu, siyasi hayatında her zaman darbelere karşı çıktı.
Millet iradesinin yanında yer alan, siyasi yaşamı boyunca görüşünü her zaman yüksek sesle dile getiren Yazıcıoğlu, 28 Şubat postmodern darbesine karşı duran liderlerden biri olarak da öne çıktı.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Ordu gözbebeğimizdir ancak namlusunu millete çevirmiş tanka selam durmam.” sözü, o dönem ve sonrasında darbelere karşı adeta simge haline geldi.
BBP’nin kurucu lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun, siyasi yaşamı boyunca yaptığı bazı açıklama ve söylemleri de siyasete damga vurdu.
Yazıcıoğlu’nun o sözlerinden bazıları şöyle:
“Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için bu kadar fırıldak olmaya gerek yok.”, “Firavun’a karşı çıkmak yetmez, Musa’nın yanında olmak gerekir.”, “Ben devlete, millete kurşun sıkanlara değil, ‘ben okumak istiyorum’ diyenlere af istiyorum.”, “Kan dökmeyi seven bir millet değiliz ancak söz konusu vatan ise dünyanın şah damarını keseriz.”
Şiirleri hafızalarda
Vatan ve millet sevgisiyle, ilkeli duruşuyla Türk siyasi hayatında iz bırakan liderlerden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu, siyasetçi kimliğinin yanı sıra şiire tutkusuyla da biliniyordu.
Yazıcıoğlu’nun naaşının helikopter düştükten sonra karların üzerinde bulunması, sevenlerine “Üşüyorum” şiirini hatırlattı ve sevenleri tarafından adeta sembol haline getirildi.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun şiirinde, “…Huzur dolu içimde/ Ben sonsuzluğu düşünüyorum/ Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum/ Durun kapanmayın pencerelerim/ Güneşimi kapatmayın/ Beton çok soğuk, üşüyorum…” dizeleri yer almaktaydı.
Cezaevinde bulunduğu dönemde yazdığı “Gül” isimli şiirindeki “Gül, gül ki gül yüzünde binlerce güller açsın/ Gül bahçesi gül yüzünden sevgi topla demet demet/ Sevgide güller açsın, güller sevgi dağıtsın/ Sevgiyle bakıyor gül gibi görüyorsan sen bahtiyarsın…” dizeleri de Yazıcıoğlu’nun umuda ve sevgiye verdiği önemi gözler önüne seriyor.
]]>Elitaş, AK Parti Kahramanmaraş İl Başkanlığınca bir düğün salonunda düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, kentte bulunmaktan dolayı memnuniyet duyduğunu söyledi.
Bir siyasi hareketin, kol kola girdiği ve güç birliği yaptığı takdirde yenilmezler hareketi haline geldiğini ifade eden Elitaş, rahmet ve mağfiret ayı ramazanda buluşmanın ve aynı iftar sofrasını paylaşmanın AK Parti’nin gücüne güç kattığını dile getirdi.
AK Parti olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ve çizdiği yolda hareket ettiklerini anlatan Elitaş, Türkiye’nin meseleleri ve menfaati için hangi konu varsa onu gündeme getirip hayata geçirmeye çalıştıklarını belirtti.
31 Mart’ta yapılacak seçimlere dikkati çeken Elitaş, bu seçim döneminde çok farklı bir ortamın ortaya çıktığına işaret etti.
Elitaş, çok değişik bir ortamla karşı karşıya olduklarını dile getirerek şöyle konuştu:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mızın söylediği gibi, son günlerde siyasette zübükler ortaya çıkmaya başladı. Bu zübükler, bir kısmı bizde milletvekilliği yapmış, bakanlık yapmış, il başkanlığı yapmış, çeşitli görevlere gelmiş ama ‘Ya bu sefer sen dur, senin yerine başkası olsun’. Koltuğu devrettiği an her şeyi bitmiş. Başka tarafa gitmiş insanlar. İşte şuradaki tablonun içerisinde onlar bulunamazlar. Niye, çünkü onlar davayı koltuk sevdası zannedenler olduğu için bizim aramızda bulunmazlar. Bu arkadaşlarımız bir bakıyorsunuz herhangi bir ilin bir ilçesinde o ilçede daha önce ilçe başkanlığı yapmış. Birisi ‘beni aday göstermediler’ diye kırılmış. ‘Ben de gidiyorum şu partiden aday oluyorum’ demiş. ve şöyle söylüyor, ‘Kazanırsam ben, Cumhurbaşkanımızı seviyorum. Recep Tayyip Erdoğan benim liderimdir. Ama beni seçmeyenlere kızıyorum. Aday oluyorum.’ Sebep? ‘İl başkanına, ilçe başkanına ders vermek için aday oluyorum.’ Ekip dışı hareketler yapıyorlar.”
AK Parti teşkilatına zarar vermek isteyenlerin sözlerine inanılmaması gerektiğini ifade eden Elitaş, şunları kaydetti:
“Zübüklük yapanlar, siyasette birinin gölgesine sığınmaya çalışanlar, kendi iradesiyle veya kendi bilgi birikimleriyle herhangi bir siyasi söylem veya sürükleyebilecek liderlik vasfı olmayanlar bir fotoğrafın altına gizlenerek siyaset yapmaya çalışırlar. Kendi resimleri yanında bir de başkasının resmi ile siyaset yaparlar. Eğer bir siyasette lidersen, bir ciddiyetin varsa, saygınlığın varsa, toplumu etkileyebileceksen, çünkü siyasetçi toplumun lideridir. Toplumu etkileyendir. Eğer etkileme kabiliyetin varsa başkasının gölgesine sığınarak siyaset yapmayı bir tarafa bırakman gerekir. Kendi resminle, kendi adınla, kendi soyadınla siyaseti yapıp ortaya çıkman gerekir.
İçimizden çıkıp birlikte yol aldığımız, kol kola yürüdüğümüz, bu davanın neferleri olduklarına inandığımız ama şu anda bu davayı terk eden arkadaşlarımız, tırnak içinde söylüyorum, o kişilerin bizimle ilgili, Cumhurbaşkanı’mızla ilgili, AK Parti teşkilatlarına zarar vermek için söyledikleri ifadeleri lütfen dikkate almayın. Onların bize yaptığı yanlışlara karşı biz birlik olarak bu tablonun verdiği sonuç çerçevesinde ilçelerimizden, mahallelerimizden, beldelerimizden eski yerlerimizden nereler varsa tanıdıklarımıza, dostlarımıza gidip her birimiz birer Recep Tayyip Erdoğan gibi ev ev gezip, mahalle mahalle dolaşıp, kardeşlerimizi sandığa götürmemiz gerekir. Zübüklerin zübüklüklerini ortadan kaldırabilmek için bu davaya gönül vermiş, baş koymuş insanların başlarını dik tutabilmek için birilerinin böyle zübük diye heveslenmelerini kesmek için önümüzdeki en önemli görev 31 Mart tarihinde AK Parti’ye gönül vermiş insanları, erdemlilerin tamamını sahaya döküp, sandıktan en yüksek oyu almamız gerekir.”
Programa, AK Parti Kahramanmaraş milletvekilleri Vahit Kirişci, Ömer Oruç Bilal Debgici, Mevlüt Kurt, Tuba Köksal, partililer ve davetliler katıldı.
]]>CHP Sözcüsü Deniz Yücel, “Bilim yuvaları siyasi propaganda yeri değildir. Üstelik bir bakanın seçim çalışması yürütmek için üniversitede konuşma yapması kabul edilemez. AKP, tek bir cümlede bu kadar yanlışı barındırmayı nasıl beceriyor? Hangi birisini söyleyelim? Üniversitede siyaset yapılmasını mı, öğrencilerin zorla getirilmesini mi, rızaları dışında tehditle getirilmesini mi, bir bakanın siyasi propaganda yapmasını mı, adil seçime gölge düşürmelerini mi” açıklamasını yaptı.
CHP Sözcüsü, Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Deniz Yücel, 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak yerel seçimler için bakanların propaganda yapmasını eleştirdi. Yücel, konuya ilişkin yazılı açıklamasında şunları kaydetti:
“Bakanlar bürokrat niteliğindeki devlet görevlileridir ve bir siyasi parti lehine seçim çalışmalarına katılamazlar. AKP, bakanları seçim kampanyası için seferber etmekle kalmadı bir de bilim yuvası üniversitelerimizde bakanlara ve AKP’li adaylarına seçim propagandası yaptırdı.. Yüzlerce öğrenci ve akademisyen AKP’nin siyasi propagandasına maruz bırakıldı. AKP’nin her seçim çalışması, adil seçim ilkesine vurulmuş bir darbe niteliğindedir.
Ege Üniversitesi, Türkiye’nin en seçkin ve başarı oranı yüksek, örnek üniversitelerinden biridir. Bilim yuvası üniversitelerimiz bizim gözbebeğimizdir ve siyaset yapılacak son yerdir. AKP iktidarlarında siyaset yapılmaması gereken her mekanda siyaset yapıldı. Cami avlularında, ilk ve ortaöğretim okullarında, devlet kurumlarında, yargı kurumlarında, sahada, tribünlerde, her yerde… Şimdi ise Ege Üniversitesi’nde öğrenciler, yok yazılmakla tehdit edilerek zorla AKP propagandasına maruz bırakılmıştır. Bilim yuvaları siyasi propaganda yeri değildir. Üstelik bir Bakanın seçim çalışması yürütmek için üniversitede konuşma yapması kabul edilemez. AKP, tek bir cümlede bu kadar yanlışı barındırmayı nasıl beceriyor? Hangi birisini söyleyelim? Üniversitede siyaset yapılmasını mı, öğrencilerin zorla getirilmesini mi, rızaları dışında tehditle getirilmesini mi, bir bakanın siyasi propaganda yapmasını mı, adil seçime gölge düşürmelerini mi?
Üniversitelerde siyasi propaganda yapmak kabul edilemez. AKP İktidarı, siyaset yapacak başka yer kalmamış gibi bile isteye ve planlı bir şekilde siyaset yapılmaması gereken yerleri seçiyor.. Kural kaide tanımayan, hak hukuk bilmeyen bir iktidarla 22 yıl geçirdik, kuralsızlıkla geçen tek bir yıla daha tahammülümüz kalmadı. Hedefimiz önce yerel seçimlerde Türkiye’yi, AKP’nin bu ‘ben yaptım oldu’ anlayışından kurtarmak, sonrasında yerel seçimlerde aldığımız güçle genel seçimlerde AKP iktidarına son noktayı koymak.
Tarafsızlık ilkesiyle ülkeyi yönetmekle görevli olan Bakanların, devletin gücünü kullanarak AKP lehine siyasi propaganda yapması, adil seçim ilkesine gölge düşürmektedir. Öte yandan AKP’nin Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile tarafsız olma garantisi verdiği devlet görevlisi ve bürokrat niteliğindeki bakanların devletin imkanlarını kullanarak bir siyasi parti adına çalışması da görevi kötüye kullanmanın bariz bir örneğidir. AKP, Bakanları ve kamu kaynaklarını yerel seçimler için seferber etmekle de yetinmedi. Sadece Bakanları değil hepimizin vergileriyle uzaya giden ilk astronotumuz Alper Gezeravcı da bu toplantıya katılarak AKP’nin propaganda konvoyuna dahil oldu. AKP’nin seçimi kaybedeceğiz endişesi ile bütün bakanlarını sahaya sürmesi, bilim yuvalarında siyaset yapmaları sonucu değiştirmeyecek. 31 Mart’ta CHP’li Belediyeler çoğalacak, sosyal belediyecilik Türkiye’ye hakim olacak.”
]]>Geçtiğimiz pazar günü Trabzonspor-Fenerbahçe maçında yaşanan olayların ardından AKP’nin Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Metin Genç’in Beşiktaş ve Fenerbahçe spor klüplerini hedef almasına tepkiler devam ediyor. Fenerbahçe klübü yeni bir açıklama yaparak AKP’li genç hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı. Açıklamada, “Futbol üzerinden oy devşirmeye çalışarak siyasi rekabette kendisine avantaj sağlamaya çalışan Ahmet Metin Genç, Türkiye’nin en köklü camialarından ikisini hedef alarak, kazanmak için her yolun mübah olduğu bir anlayışla hareket etmiştir” denildi.
“FUTBOL ÜZERİNDEN OY DEVŞİRMEYE ÇALIŞARAK…”
Fenerbahçe tarafından yapılan yazılı açıklamada, Trabzonspor’un düzenlediği basın toplantısında Ortahisar Belediye Başkanı ve Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Metin Genç açıklamaları ile infial yarattığı belirtildi, “Futbol üzerinden oy devşirmeye çalışarak siyasi rekabette kendisine avantaj sağlamaya çalışan Ahmet Metin Genç, Türkiye’nin en köklü camialarından ikisini hedef alarak, kazanmak için her yolun mübah olduğu bir anlayışla hareket etmiştir” denildi. Açıklamanın devamı şöyle:
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti mahkemelerinin verdikleri kararları hiçe sayan bu anlayışı ile tehlikeli bir oyunun parçası olmakta ve açık bir şekilde FETÖ kumpası olan 3 Temmuz davamızla ilgili terör örgütünün argümanlarını kullanmaktadır. Halkı kutuplaştıran ifadelerin sahibi siyasetçiye hatırlatmak isteriz ki; Argümanlarını kullandığı terör örgütü, milli değerlerimizi hedef alan sayısız kumpası ülkemize yaşatmış, 17-25 Aralık operasyonları, 15 Temmuz darbe girişimleri ile öncelikle devletimizin varlığına ve birliğine kast etmiş, Sayın Cumhurbaşkanımızı ve ailesini hedef almıştır. Bahsi geçen siyasetçinin açıklamaları hem 6222 sayılı Kanun hem de Türk Ceza Kanunu (TCK) açısından suç teşkil etmektedir. Açıklamalar, aynı zamanda FIFA tarafından düzenlenen etik kurallara da aykırılık teşkil etmektedir. Bu aykırılıklar çerçevesinde, konunun FIFA’nın gündemine gelmesi durumunda Türkiye Futbol Federasyonu’nun daha önceki emsal kararlarda göz önüne alındığında, ağır cezalarla karşı karşıya kalma riski yüksektir.
SPOR CAMİASI SİYASET ÜSTÜ BİR NOKTADA OLMALI
Tüm bunların ötesinde, gerçekleşen bu basın toplantısı Fenerbahçe Spor Kulübü olarak bugüne kadar dile getirdiğimiz siyaset-futbol ilişkisindeki çarpıklığın en net göstergesi olmuştur. Spor camiasının her zaman siyaset üstü bir noktada olması gerektiğini defalarca ifade etmeye çalıştık. Bu konudaki duruşumuzdan asla taviz vermemekle beraber, aynı hassasiyeti siyasetçilerin de göstermesi gerektiğine inanıyoruz. Fenerbahçe Spor Kulübü olarak hakkımızda haddini aşan ifadelerle beyanatlar veren Ahmet Metin Genç hakkında gerekli suç duyurularında bulunulmuştur”
“121 YILDIR ŞEREFİMİZLE OYNAR HAKKIMIZLA KAZANIRIZ”
AKP’li Genç’in sözlerinin basına yansımasının ardından ilk tepki Beşiktaş klübünden gelmişti. “Biz Beşiktaşız!” sözleriyle başlayan açıklamada şu ifadeler yer almıştı:
“Biz Beşiktaşız! 121 yıldır Şerefimizle Oynar Hakkımızla Kazanırız. Müzemizde tek bir haram kupa yoktur. Beşiktaş JK olarak siyasetle aramıza hep mesafe koyarak tüm siyasi partilere eşit durmayı başarmış onurlu bir geçmişe sahibiz. Siyasi ikballeri doğrultusunda kulübümüzü tehlikeli polemiklere çekmeye çalışanlara bu fırsatı tanımayacağız. Kulübümüzle ilgili yapılan isnadın hiçbir maddi ve hukuki dayanağı yoktur. Önemine binaen belirtmek isteriz ki bu söyleme sebebiyet verenler yapmış oldukları kumpasın bedelini yüce Türk yargısı önünde sanık sıfatıyla yargılanmak suretiyle ödemektedirler. Bu yargılama neticesinde alacakları cezalarla şanlı tarihimizi lekelemek isteyenleri kamuoyu, tüm çıplaklığı ile öğrenecektir. Esasen kulübümüzü siyasete alet ederek isnatta bulunulması bir suç olup, bu haksız ve hukuka aykırı isnatlar sebebiyle her türlü hukuki ve cezai yollara başvurulacaktır. Bir kez daha belirtmek isteriz ki, yıllardır beklediğimiz 2010-2011 Sezonu Süper Kupa final maçını oynamak Beşiktaş’ın hakkıdır. Herkes bilmelidir ki, o kupayı almak için sahaya çıkıp her zaman olduğu gibi şerefimizle mücadele vereceğiz”
“UCUZ SİYASETİNİZ İÇİN ŞANLI BEŞİKTAŞIMIZI AĞZINIZA BİLE ALMAYINIZ”
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat da AKP’li Genç’e şu sözlerle tepki göstermişti:
“Ucuz siyasetiniz için şanlı Beşiktaş’ımızı ağzınıza bile almayınız. Siyasi ikbali uğruna toplumu kutuplaştıran bir dil kullanmaktan çekinmeyen, Beşiktaş’ın adını ağzına alabilen AKP Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Metin Genç’e başka gündemleri öneririm. Keza siz bizimle baş edemezsiniz, bizi hayal bile edemezsiniz”
“AHMET METİN GENÇ SUÇ İŞLİYOR”
Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu (YDK) Başkanı Uğur Dündar da Yargıtay kararıyla kesinleşmiş bir FETÖ kumpasına karşı Genç’in bu sözlerle suç işlediğini söylemişti. Dündar Fenerbahçe-Trabzonspor dostluğunun sembolü olarak tarihi bir fotoğrafı “Fenerbahçe Trabzonspor’un 1.Lige çıkmasını kutlayan ilk kulüptür… İşte belgesi…” sözleri ile paylaşmıştı. Uğur Dündar, Trabzon’da yaşanan olaylar için amaç “Seçim gerginliğinin yaşandığı ülkede kaos ortamı yaratmak mıydı?” sorusunu yöneltmiş, şu sözleri kullanmıştı:
“Pazar akşamı yaşanan vahşet asla tüm Trabzonspor seyircisine maledilemez. Ancak çok sayıda kişi niçin yüzleri maskeli olarak maçı izler? Bu kişiler sürekli olarak neden diğer seyircileri tahrik eder, su şişesiyle para fırlatır ve sahaya meşale atar? ve niçin maskeyle sahaya iner? Acaba niyet bir faciaya sebep olup, seçim gerginliğinin yaşandığı ülkede kaos ortamı yaratmak mıydı? Yani o vahşet planlı mıydı? Soruşturmanın “terör” soruşturması olması gerekmez mi?..”
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Now TV’de İlker Karagöz’ün sunduğu Çalar Saat programına konuk oldu.
Programda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baş, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘hakikatleri yüzümüze haykırın’ şeklindeki sözlerine ilişkin şunları söyledi:
“TEMELİ SARSTINIZ, ADALETİ YOK ETTİNİZ“
“Silivri soğuktur diyorum. Bir mitingde ‘İsrail ile ticareti durdurun’ diye pankart açan insan da hemen derdest edildi. Hakikatler bunlar. Siz Filistin, Filistin dediniz ama buna rağmen İsrail ile ticarete devam ettiniz. Filistin’de her gün onlarca çocuk ölüyor, Ramazan gününde her gün insanlar açlıktan ölüyor ama hükümetin umurunda değil bu durum. Türkiye’den gemiler gidiyor, İsrail ile ticaret devam ediyor. Şimdi ‘Biz yardım gemisi yolluyoruz’ demeye başladılar. 6 ay sonra ‘yardım gemisi yolluyoruz’ diye hava atıyorsunuz. Halbuki işin hakikati şu; siz siyasi bir rant için Müslümanın canını da, mazlumun canını da, insanın hayatını da her şeyi kullanabiliyorsunuz, problem burada. Siz siyasi rant için devletin bütün imkanlarını kullanabiliyorsunuz. Siyasi rantınız için bütün insanların emeğini sömürebiliyorsunuz. Siyasi etik diye bir şey kalmadı. İktidarın bu davranış biçimi buraya getirdi aslında. Dolayısıyla yüzümüze her şeyi söyleyin… Söylüyoruz işte ama dinleyen yok veya duyulduğunda da hemen bir işlem yapılabiliyor. Bizim şansımız bir siyasetçi olarak bunları konuşabiliyoruz, çok az da olsa bir özgür alanımız olabiliyor. Ama halkın bunları söyleme şansı yok bile. Bir tweet atarken bile korkarak atıyorsunuz. Toplum bu durumda, attığı tweetten dolayı yargılanıyor, hemen yaka paça gözaltına alınıyor. Gözaltına alınma şartları sağlanmış sağlanmamış ama umurunda değil. Gözaltına alındıktan sonra tutuklanıyor, tutuklanma şartları sağlanmamış ama kimsenin umurunda değil. Dolayısıyla hukukun, adaletin bittiği yerde… Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Adalet Mülkün Temelidir’ diye bir sözü var. Siz temeli sarstınız, adaleti yok ettiniz ve şimdi, ‘bize istediğinizi söyleyin’ diyorsunuz.”
“BU YEREL SEÇİM DEĞİŞİM İÇİN FIRSAT”
“Türkiye’de 40 bin tane seçim yapalım bu hükümet tarzında hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü adalet kalmamış, hukuk kalmamış, düzen kalmamış” diyen BTP lideri, “Her şey menfaate göre yorulmaya başlanmış, düşünülmeye başlanmış. Dolayısıyla bunu düzeltmemiz lazım ilk olarak. Bu yerel seçim aslında bunun için bir fırsat. Bu fırsatı Türkiye’de gençlerin önünü açarak, bu fırsatı Türkiye’de yeni sözlerin, yeni düşüncelerin önünü açarak kullanalım. Biz değişim diyoruz, yenilenme diyoruz, gelişim diyoruz. Bunu bugün yapmayacağız da ne zaman yapacağız” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in gençler darbe yapsa karşı çıkmam şeklindeki sözleriyle ilgili soru üzerine de şöyle konuştu:
“Biz darbe yapmıyoruz. Ben 33 yaşındayım, çoluk çocuk sahibi insanım ama her şeyimi bir kenara bıraktım, bu ülke için mücadele ediyorum. Benim önümü açması gereken insanlar benim önümü kapatıyor. Darbe yapmıyoruz, siyaset yapıyoruz, siyasetin içindeyiz. Şu anda Türk siyasetini parsellemiş bütün partiler için söylüyorum; bir dertleri var, o da gençleri allayıp pullayıp siyasetten uzak tutmak.”
“EMEKLİ MAAŞININ EN AZ 35 BİN LİRA OLMASI LAZIM”
Hükümetin para yok diyerek emeklinin ek zam taleplerini geri çevirmesini de eleştiren Baş, “Bence şu anda emekli maaşının en az 30 – 35 bin lira olması lazım. Çünkü geçim ancak böyle sağlanabilir, belki daha üstü. Bunu veremiyorsun, niye? Bütçem yeterli değil, ben bunu yapamıyorum diyorsun. O zaman emekliye 5 bin lira verelim, maaşı düşürelim. Asgari ücret 17 bin lira, hiç kimse geçinemiyor, o zaman asgari ücreti 10 bin liraya düşürelim. Yani bunun 27 bin olmasıyla 17 bin olması arasındaki fark eğer seni zorluyorsa 7 bin liraya düşürelim 10 bin lira daha cebinde kalsın, böyle mantık olmaz. Türkiye’deki temel problem ekonomiye bakış problemi. BTP dışında hiçbir partinin özel bir ekonomik tezi yoktur. Bütün partilerdeki bir kısır döngüdür, bir çıkmaz sokak. Hepsinin ekonomideki bakış açısı standarttır, aynıdır, liberal bakış açısıdır, neoliberal bakış açısıdır, devletçi yaklaşımdan uzaktır, Atatürk’ün ekonomi ilkelerinden uzaktır. Dolayısıyla bunun çözümü bizim ekonomiye bakış açımızın değişmesi, insan emeğine biçtiğimiz değerin değişmesidir”
“HÜKÜMET FUTBOLDAN ELİNİ ÇEKMELİ”
Trabzon spor – Fenerbahçe maçında çıkan olaylarla ilgili de görüşlerini açıklayan Baş şunları söyledi;
“Görüntüleri tasvip etmek mümkün değil. Ben Trabzonluyum, Trabzonsporluyum ama bir Trabzonspor taraftarı olarak holigan asla olamam. Sorun şu; Türkiye’nin tamamı için bunu söyleyebiliriz, insanımızın hakeme güveni kalmadı, federasyona güveni kalmadı, hakime güveni kalmadı, sokaktakine güveni kalmadı, komşusuna güveni kalmadı. Yani öyle bir güvensiz ortam oluştu ki… Bu hükümetin elini attığı her yer böyle. Şimdi bir siyasetçi olarak benim spordan rant devşirmemem gerekiyor, siyaset bunu yapıyor. Türk futbolunda genel bir kanaat şunu söylüyorum; hükümet futbola müdahil. Hükümet kalkıyor federasyon başkanı atıyor, bundan önceki federasyon başkanı da ortada, ondan önceki de ortada ve onların yaptıkları da ortada. Bu durum hükümetin elini attığı bütün sosyal alanlarda var. Toplum da burada adaletsizlik gözlemlediğini düşünerek, bu sefer kendi refleksini göstermeye başlıyor. Bunu taraftarlar da yapıyor, spor kulübü başkanları da yapıyor, futbolcular da yapıyor. Dolayısıyla acil olan bu çirkin görüntülerden kurtulabilmek için gereken, siyasetin spordan elini çekmesidir. Spor kendi alanında, kendi mecrasında akar, futbol oynanır ama Türkiye’de öyle bir şeye dönüştürülüyor ki…. Düşünün Türkiye’de çok önemli bir kriz olsun – eğri oturup doğru konuşalım- bir Trabzon Fenerbahçe maçı yapın, bir kavga çıkarın gündem bambaşka bir şey olsun. Bir Galatasara – Fenerbahçe maçı yapın gündem bambaşka bir yere gitsin. Emekli konuşulmasın, kriz konuşulmasın, dış politika konuşulmasın, bütün bakanlar gelmiş İstanbul’a çullanmış İstanbul’u almak için. Bu konuşulmasın ne konuşulsun; futbol konuşulsun, magazin konuşulsun! Çünkü siyaset bundan rant elde ediyor. İlk girişte ne söyledim, siyaset her şeyden rant elde etmeye çalışıyor, etik hiçbir tarafı kalmamış. O yüzden insanlar patlamaya müsait bomba gibi tabiri caizse.”
]]>“TEMİZ SİYASET EN HASSAS OLDUĞUMUZ KONULARDAN BİR TANESİ”
TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın T24’ten Murat Sabuncu’ya yaptığı açıklamalardan satır başları şu şekilde; “Çeşitli iddialar; ses kayıtları falan konuşulmaya başlanınca Hatay örgütümüz Genel Merkezimize iletti bunları. Biz bunu doğrudan muhatabıyla konuştuk. Arkadaşlarımız orada bir değerlendirme yapmak için bilgi almak istediler. Bir kısmı için ‘montaj’ dendi. Bir kısmı için ‘Ben görüşmeyi yaptım ama içeriği şuydu’ dendi. Açıkçası gerçekten şu aşamada da ‘Şöyle bir suç var’ diyemiyorum fakat bizim açımızdan şeffaflık ve temiz siyaset bütün Türkiye’de en hassas olduğumuz noktalardan bir tanesi. İlkesel bir duruşumuz var ve bizim bilmediğimiz bir ilişkinin kurulmuş olması da bu kararı almamız için yeterli.
“İLKELİ BİR DURUŞ SERGİLEMEK GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNDÜK”
O yüzden, bu kadar ‘temiz siyaset, şeffaflık’ derken herhangi bir kirli ilişkinin gölgesinin bile Türkiye İşçi Partisi’nin üstüne düşmesi; hele Hatay gibi halkın hala temiz suya muhtaç olduğu bir yerde böyle bir tartışmanın parçası olması bizim açımızdan kabul edilebilir bir şey değildi. İlkeli bir duruş sergilemek gerektiğini düşündük. Çıktık, durumu açıkça yurttaşlarımızla paylaştık. Bizim açımızdan durum budur. Bundan sonrası gerçekten bizim sorumluluğumuz değil, mahkemeler karar verecek.
“GÖKHAN ZAN KUMPAS DİYORSA İSPATLAMAK ZORUNDA”
Bundan sonra Gökhan Zan kendisine kumpas kurulduğunu iddia ediyorsa bunu ispatlayacak. Başka bir şey varsa bu açığa çıkacak. Belki başka partiler, başka insanlar için bunlar çok normal şeyler olabilir ama bizim kabul edebileceğimiz şeyler değil. Bunu da yurttaşlarımızla açıklıkla paylaşmayı bir sorumluluk olarak gördük. Şunu yapabilirdik; “görmezlikten, duymazlıktan” gelebilirdik. Belki o şantajlar başarıya ulaşırdı ve örneğin bunlar hiç yayımlanmayabilirdi, konuşulmayabilirdi ama biz bunu kendimize yakıştıramadık.
“DEEP FAKE UYGULAMASIYLA YAPILDIĞINI SÖYLÜYOR”
Parti Meclisi üyelerimiz başından beri oradalar. Arkadaşlarımız yaptığı görüşmelerden edindikleri izlenimi bizimle paylaştılar. Sonunda bir Parti Meclisi toplantısında durumu bütün şeffaflığıyla arkadaşlarımızla paylaştık ve en doğrusunun bu olduğuna kanaat ettik. Teknik ayrıntısına çok vakıf değilim. Bu kriminal inceleme sonucunda ortaya çıkacak ama ‘deep fake’ dedikleri bir uygulamayla yapıldığını söylüyor ama kimi konuşmalarda da “Ben bu seçimi kazanamazsam da kendi geleceğimi düşünmem gerekir” gibi birtakım ifadeleri de bizim arkadaşlarımıza söylüyor.
“BU KİRLİ SİYASET ALANINDA GİZLİ KAPAKLI YÜRÜMEMEK GEREKİR”
Burada birincisi seçimi kazanamamak durumu; bizim açımızdan buna göre bir plan yapılması zaten kabul edilebilir bir şey değil. İkincisi siyasi mücadele sırasında insanlar birtakım fedakarlıklarda bulunabilir, buna cüret ederek siyasete girilir zaten. Bir tavır alıyorsanız bunun hepimiz açısından belli bedelleri var ve bunu göze almak gerekir. Yani yanda bir kişisel ajanda tutmak doğru bir şey değil. Bakın çok açık söyleyeceğim, burada iki taraf açısından da; yani AK Parti açısından da Lütfü Savaş cephesi açısından da her tür müdahalede bulunulabilecek bir dönemde yapabileceğiniz tek şey vardır: Kendi kararlarınızı kendiniz alırsınız. Yurttaşla şeffaf biçimde bunları paylaşarak yol yürürsünüz. Yapılabilecek başka bir şey yok. Bu kirli siyaset alanında gizli kapaklı yürümemek gerekir.”
]]>Şahin, Biga ilçesinin Çavuşköy Mahallesi’nde Biga Belediyesi tarafından verilen sokak iftarında yaptığı konuşmada, Ramazan-ı Şerif’in birinci haftasının bugün tamamlandığını hatırlatarak, “Rabbim inşallah bu akşamki gibi birlik, beraberlik, sağlık, sıhhat, afiyet içerisinde Ramazan Bayramı’na erişmeyi ve nice ramazanlara erişmeyi bizlere etsin.” dedi.
18 Mart’ın arifesinde bu toprakları vatan olarak emanet eden şühedayı rahmet ve minnetle yad eden Şahin, “Gazilerimizden hayatta olanlara sağlık, sıhhat, afiyet diliyor, gazilerimizden de ebediyete irtihal etmiş olanlara yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Rabbim hepimizi, şehitlerimizin şefaatine nail eylesin.” diye konuştu.
Çanakkale ve Biga’nın, dünyanın en güzel coğrafyalarından biri olduğunu, Biga Belediye Başkanı Bülent Erdoğan’ın da bu güzel coğrafyayı daha güzel kılmak için, Bigalılar’ın, Çavuşköylüler’in huzuru, refahı, güveni, konforu için çok güzel bir beş yılı geride bıraktığını kaydeden Şahin, şöyle devam etti:
“Bir beş yıl daha sizlere hizmet etmek için önümüzdeki yerel seçimlerde belediye başkan adayımız. Çok güzel bir dönemi geride bıraktı. Biga’mıza çok güzel eserler kazandırdı. Çok güzel hizmetlerde bulundu. Biz bu eser ve hizmet siyasetinin devam etmesini daha da hızlanarak devam etmesini ve hep birlikte eksiklerimizi tamamlamayı, hep birlikte ihtiyaçlarımızı gidermeyi talep ediyoruz.”
Siyaseti millete hizmet etmenin bir aracı olarak gördüklerini aktaran Şahin, “Bizim için siyaset bir amaç değildir. Mevkiler, makamlar gelip geçicidir. Yaptığımız eserler kalıcıdır. Aziz milletimizin gönlünde yer edinebilmek önemlidir. Seçimleri kazanmaktan daha önemlisi Hak’kın rızasını kazanmak ve hemşehrilerimizin gönlünde bir yer edinebilmektir. Siyasete biz böyle bakıyoruz. Bu düstur ve anlayış içerisinde siyaset üretiyoruz.” dedi.
AK Parti olarak millete hizmet etmeyi, kendisine düstur edinmiş bir siyaset anlayışına talip olduklarını dile getiren Şahin, “Hangi alana bakarsak bakalım ülkemize çok önemli mesafeler katettirdiğimizi söyleyebiliriz. Bu manada Biga çok kıymetli bir değerimiz. Biga bir tarım şehri, sanayi şehri, hayvancılık şehri, tarihi bir şehir, potansiyeli yüksek bir şehir. Belediye başkanımızla, milletvekilimizle, teşkilatımızla merkezi hükümetimizle birlikte biz Biga’nın Türkiye Yüzyılı şehirleri içerisinde hak ettiği yeri almasını arz ediyoruz. Bunun için çalışmaya gece gündüz demeden çalışmaya, yakın uzak demeden bütün hemşehrilerimize ulaşmaya ve Biga’mızın yıldızını daha da parlatmayı talep ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu akşam birlik, beraberlik içerisinde, ağız tadıyla iftarı açarken İslam dünyasının dört bir yanında kan, gözyaşı ve acının hakim olduğunu hatırlatan Şahin, “Komşularımızda, uzak ve yakın coğrafyalarda, özellikle bir soykırımın yaşandığı Filistin’de, Gazze kardeşlerimiz bizlerin dualarını bekliyor. Bizlerin onlara yapacağı yardım güçlü olmaktır, yere sağlam basmaktır, sesimizi daha da yükseltmektir. Gayri insani olan, gayri adil olan bu küresel sisteme karşı itirazlarımızı daha da yükseltmektir.” diye konuştu.
Çavuşköy Mahallesi’ndeki sokak iftarına, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Biga Belediye Başkanı Bülent Erdoğan, AK Parti Biga İlçe Başkanı Nihat Borazan, partililer ve vatandaşlar da katıldı.
]]>Ramazan dolayısıyla Üsküdar Marmara Kıraathanesi’nde dün akşam düzenlenen “Söz Meclisten İçeri” söyleşilerinin konuğu Doç. Dr. İbrahim Halil Üçer ve yazar Halit Bekiroğlu oldu. Söyleşide teknoloji, ahlak, siyasi ve ticaret ahlakı üzerine konuşmalar yapıldı.
Söyleşide konuşan Doç.Dr İbrahim Halil Üçer, “Bu elektrik nereden geliyor bu insanlar bilgisayarda nasıl görünüyor? Efendim bunlar niye böyle o oyunun bizatihi nasıl yani daha nedensel anlamda niçin kurulduğu niçin başka türlü değil de böyle olduğu gibi soruların ötesinde oyunun kendisinin de hakkında bir fikrimiz yok. Oynuyoruz görüntüleriyle meşgul oluyoruz sadece. Bu şuna benziyor, bir gün Obama silikon vadisinde bir konuşma yapıyor, eline bir cep telefonu almış Youtube’da görebilirsiniz. Diyor ki, “Arkadaşlar sadece bu cep telefonu ile konuşmayın diyor, öğrencilere hitap ediyor. Bu cep telefonuyla sadece oyun oynamayın, kurcalayın yazılımını, donanımını unsurlarını keşfedin. Belki bir sonraki bir versiyonunu siz üreteceksiniz” diyor. Kesiyorlar videoyu bizim Türkiye’den bir siyasetçiye intikal ediyor o da diyor ki, ” Yav teknoloji ilginç bir şey, bulut diye bir sistem ortaya çıkmış. Bu bulut sistemini size nasıl anlatayım biraz zorlanıyor anlatmakta, yav diyor nasıl evde çekmeceniz var malzemeleri ayrı ayrı koyuyorsunuz bu cep telefonu da bilgileri ayrı ayrı koyacağınız bir şey diyor. Tatmin olmuyor bu anlatımdan ya neyse diyor çok da şey etmeyin diyor, teknoloji üzerine kafa patlatırsanız yorarsanız biraz sıkıntı çıkar, siz kullanın bunlar faydalı şeyler” diyor. Bizim bu dünya ile irtibatımız işte bu seviye de” ifadelerini kullandı.
“Bir insan ahlaklı olacaksa hayatın her alanında ahlaklı olmalı”
Yazar Halit Bekiroğlu ise, “Şu anda arkadaşlar elektrikli araçlarda falan çok daha ilerdeler yaygın yani çok hızlı bir geçiş yapıyorlar. Ama bunlar işte o bahsettiğiniz bizim geçmişimizde sanayi devrimini, endüstri devrimini benzeri süreçleri yaşamamış bir toplum olarak bizim bir anda 80’lerden sonra başka bir evreye geçmemiz bir dengesizlik oldu yani ne olduğu tam anlamadan bilmeden bir döneme girdik. Dergahta, camide, medresede belli ortamlarda olması gereken bir şey ama işte ticarette ahlak zaten olmaz ki. Siyasette zaten ahlak aranmaz ki, zaten gerek yok siyaset dediğiniz şey ne alaka yani, ahlak başka bir şey siyaset başka bir şey. Ahlak başka bir şey ticaret başka bir şey. Buna böyle 2000’li yılların başlarında böyle çokça kafa yormuştum. Kesinlikle şuna inanıyorum, ahlak dediğiniz şey ana fikir olarak kişide, ailede nasılsa ibadetlerinde nasılsa, dostları arasında nasılsa sosyal hayatında da öyle olmalı. Siyasetinde de öyle olmalı, ticaretinde de öyle olmalı. Sadece şekil değişebilir, yani davranış olarak üslup olarak iş yapış biçiminde değişiklikler olabilir ama bir insan ahlaklı olacaksa hayatın her alanında ahlaklı olmalı” dedi.
“Marmara kıraathanesi kendisine adeta yeniden hayat buldu”
Marmara Kıraathanesi Koordinatörü Mücahit Kıbrıs, “Marmara kıraathanesindeyiz. Marmara kıraathanesi Üsküdar’da kendisine adeta yeniden hayat buldu diyebiliriz. Marmara kıraathanesi bizim kültür ortamızda önemli mekanlardı. Kültürün biraz daha mekan olduğu bilinciyle hareket ediyoruz. Anadolu Yakası’nda Üsküdar’da Libadiye çevresinde eli kalem tutanların, fikir üzerine muhabbet edebilecek insanların bir araya geldiği doğal organik bir mekan oluşturmak istedik” dedi. – İSTANBUL
]]>Kurum, Habertürk’teki “Nedir, Ne Değildir” programında Aslı Şafak ve Orhan Gencebay ile Mehmet Akif Ersoy’un konuğu oldu.
Murat Kurum programda, kendisine seçim şarkısı hediye eden Orhan Gencebay ile nasıl tanıştıklarını anlattı.
Bakanlık döneminde ve sahada çalışırken sürekli koyu lacivert veya mavi takım elbise giymesinin nedeninin sorulması üzerine Kurum, “Hep gri pantolon ve mavi değil ama genelde lacivert giymeyi seviyorum yani. Lacivert favori rengim.” dedi.
“Sıkıcı bir insan mısınız?” ve “Nasıl bir çocuktunuz?” soruları üzerine de Kurum, şöyle konuştu:
“Sakin bir çocuktum. Uyumlu bir öğrencilik dönemim vardı. Öyle yaramazlık hatırlamıyorum. Sıkıcı olmadığımı düşünüyorum. İşim varsa önce işimi yapıyorum. İşimden artakalan bir zaman varsa da aileme ve kendime zaman ayırmaya çalışıyorum. Ama önceliğim işim. Çocuklarımla bilgisayarda kıyasıya maçlar yaparız. Arada o yeniyor, arada ben yeniyorum ama o da iyi oynuyor. Neysem oyum yani, geçmişte de böyleydim.”
Kurum’un, “Yaramazlık dersek eğer, ehliyet almamıştım ama araba sürmeyi biliyordum. Ankara’da bir gün arabayı sürüyorum…” demesi üzerine kendisine, “Bunu alıp siyasette kullananlar oluyor mu?” sorusu yöneltildi.
Murat Kurum da “Oluyor, oluyor. Ne söylesek hemen akşam haberlerde görüyoruz. Bir yere gidiyorum, çok yoğun programlarımız. Sabah 9’dan gece 2’ye kadar 8-10 program. Gidiyorsun, her yerde konuşuyorsun. Küçükçekmece’ye gittim geçen, ‘Büyükçekmece’ demişim konuşmada. Şantiyede bareti takıyoruz ya, aklınızdan konuşurken bazen ‘Bareti ayağımıza, çizmemizi kafamıza geçireceğiz’ derken hemen onu haber yapıyorlar.” diye konuştu.
“Tatil yapamıyorum çok uzun zamandır”
Kurum, yerli ve yabancı dizi izlemeyi sevdiğini, ayrıca özellikle Kemal Sunal’ın filmlerini tekrar tekrar izlediğini söyledi.
Tatil yapıp yapmadığı sorulan Kurum, TOKİ’de görev yaptığı sırada da tatil yapamadığını ifade ederek, şöyle konuştu:
“Tatil yapamıyorum çok uzun zamandır. Ben hiç 15 gün tatil yapmadım. Aşırı ciddi ve planlı biriyim, işimi de planlı yaparım. Bir belediye başkanı geldiği zaman biz en az o ilçedeki belediye başkanı kadar olaya hakimiz. Çünkü onlara ne yaptın, ne ettin, ne verdin, ne mal ettin? Onların o tutarı. Sonra da yapılıp yapılmadığını arkadaşlara sorarım.”
“Askerliği Şırnak’ta yaptım”
“Şiir yazıyor musunuz?” sorusuna Kurum, “Eşime yazdım ama hatırlamıyorum, eşimde var.” diye cevap verdi.
Kurum, eşiyle arkadaşı vesilesiyle tanıştığını anlatarak, “Eşimle üniversite birinci sınıfta tanıştık, sonra da evlendik. Üniversite bitti, askere gittim. Askerliği Şırnak’ta yaptım. Şırnak’a kendim, gönüllü gitmek istedim. İyi ki de oraya gitmişim. Orada çok güzel arkadaşlıklar oldu. Cudi’ye çıktık, Gabar’a çıktık. 50 kilometre yürüdüğümü biliyorum, silahlı, teçhizatlı, operasyonlara katıldık.” diye konuştu.
“Dışarıya yalnız çıkıyor musunuz?” sorusuna Kurum, “Çıkıyorum. Enteresan hikayeler oluyor. Bir gün AVM’ye gittik, gezdik. Lavaboya girdim, bir çocuk abdest alıyor, bakıyor bana. ‘Birine benzettim seni’ dedi. ‘Ben Çevre Şehircilik Bakanıyım’ dedim. ‘Yok ya’ dedi. Aldı telefonu, bakıyor kim bu diye. ‘Sen hakikaten bakansın’ diyor. Vatandaş görüyor, ‘Bizim özlediğimiz siyasetçi bu’ diyorlar. Korumasız sık sık geziyorum, seviyorum. Gelenle fotoğraf çektiriyorum, dinliyorum. Güzel hikayeler oluyor.” şeklinde yanıt verdi.
Kurum, “En son kime kızdınız?” sorusuna karşılık, “Yine siyasete girdin diyecen ya… Yarı zamanlı belediye başkanlığı yapan zat var ya, nasıl kızmazsın? Bizim yaptığımız metroyu kendi yapmış gibi anlatıyor. Ben çok titizim. Böyle ani bir şey çıktı mı, ‘Bu niye böyle oldu’ derim.” ifadelerini kullandı.
“Evde bakanlık ya da başkanlık yapabiliyor musunuz?” soruna Kurum, “Yok ya yapmıyoruz. Evde ev işleriyle çok uğraşırım. Düzeni çok severim.” diye cevap verdi.
Kurum, “Sakin biri misiniz?” sorusu üzerine, “Sakinim genelde. Elbette ki sinirlendiğimiz zaman olabiliyor ama genel itibarıyla sakinim.” dedi.
Çocukluk ve üniversiteden arkadaşlarıyla bir araya geldiklerini anlatan Kurum, WhatsApp grupları olduğunu dile getirdi.
Bazen yoğunluktan gaf yaptığını yineleyen Kurum, “Biz ne yapsak akşam televizyonda görüyoruz. ‘Ya bu adam bu kadar iş yapıyor, üretiyor, projesi, hayali var, bunları gerçekleştirmiş, bunları yapmış’, bunları söylemiyorlar.” dedi.
Kurum, “Yoga mı pilates mi?” sorusuna “pilates”, “Sabah sporu mu, akşam sporu mu?” sorusuna “sabah sporu”, “Kitap okumak mı, film izlemek mi?” sorusuna “film izlemek”, “Bisiklet sürmek mi, yürümek mi?” sorusuna “yürümek”, “Doğa yürüyüşü mü, şehir turu mu?” sorusuna, “doğa yürüyüşü”, “Kahvaltı mı, akşam yemeği mi?” sorusuna “kahvaltı”, “Etli ekmek mi, pide mi?” sorusuna “etli ekmek”, “Sütlü tatlı mı, şerbetli tatlı mı?” sorusuna “sütlü tatlı”, “Pilav mı, makarna mı?” sorusuna “pilav”, “Planlı olmak mı, spontane mi yaşamak?” sorusuna “planlı olmak”, “Gündüz çalışmak mı, gece çalışmak mı?” sorusuna “gündüz çalışmak”, “Türk kahvesi mi, filtre kahve mi?” sorusuna “Türk kahvesi”, “köy mü, şehir mi?” sorusuna “Köy, daha doğal.” yanıtını verdi.
Murat Kurum, “Siyasetçi olmayı hayal ediyor muydunuz?” sorusuna karşılık, “Ben inşaat mühendisi olmak istiyordum. Babam inşaat mühendisi olunca ben de onu tercih etmişim.” dedi.
Kurum, daha sonra seyircilerin sorularını yanıtladı.
]]>AK Parti Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hakan Tütüncü, Beyoğlu’ndaki bir otelde basın mensuplarıyla bir araya geldi.
Tütüncü, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’nin en problemli ilçelerinden Kepez’de 2009’da belediye başkanı olarak seçildiğini, sonraki seçimlerde de oylarını artırarak 3 dönemden beri görevde olduğunu anlattı.
Görevi süresince ilçede yaptıkları yatırımları ve çalışmaları anlatan Tütüncü, “Antalya’yı çok keyifli bir 5 yıl bekliyor. Güzel projelerle, insanı merkeze alan, insan odaklı, kamunun enerjisini israf etmeden insanımızın belediyeden beklediği çözümleri, hayata dair çözümleri üreten bir belediyenin olduğu, vatandaşıyla birlikte yaşayan, ihtiyaçlarını doğru tanımlayan, kaynakları boşa israf etmeyen bir dönem bekliyor.” diye konuştu.
Antalya için ayakları yere basan çalışmalar yaptıklarını kaydeden Tütüncü, “Öncelikli olarak şehrin gündelik hayatındaki karşılaştığı zorlukları, güçlükleri aşmaya dönük çalışmalarımız var. Yıllarca ihmal edilmiş belediyecilik çalışmalarını ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar hedefliyoruz. Bununla birlikte de şehrin potansiyelini bambaşka bir vizyonla keşfettiği ve şehrin birlikte çalışarak, birlikte katma değer üreterek, birlikte zenginleştiği bir sosyal belediyecilik atılımıyla dolu bir 5 yıl bekliyor bizi.” ifadelerini kullandı.
Tütüncü, daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
“Akıl tutulması içerisinde 5 yıl geçirdik”
Bir basın mensubunun “Antalya’da son dönemde bir seçim CHP, bir seçim AK Parti kazanıyor. Seçmen davranışı olarak Antalya’yı değerlendirir misiniz?” sorusuna Tütüncü, “Antalya çok farklı dinamikleri olan bir şehir. Siyasette yaptığınız işlerin doğru olması kadar halkın da buna inanması gerekiyor. Aksi takdirde, ‘ağzınızla kuş tutuyorsunuz size çevre katliamı yapıyor’ derler. Halkı iyi tanırsanız, beklentilerini bilirseniz, yeri geldiğinde de yanlış algılanabilecek işleri doğru iletişimle ortadan kaldırıp siyasal iletişim kazalarına sebebiyet vermeyebilirsiniz.” yanıtın verdi.
Antalya’daki sıkıntılara yönelik soru üzerine Tütüncü, şunları kaydetti:
“Antalya’da öncelikle ele almak istediğimiz konular var. Ulaşım akıl almaz bir şekilde kötüye gidiyor. İstanbul trafiğinden bile daha sıkıntılı günler yaşamaya başladı. 5 yıl belediye başkanlığı yapacaksınız, bu süre şehrin nüfusu ve araç sayısında artış olacak. Şöyle bir prensip kararı vereceksiniz Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak, ‘Antalya’nın ulaşım ağına yeni bir yol eklememeyi bir prensip kararı haline getirdim…’ Bu şeye çok benziyor, temel atmama vardı ya… Böyle bir akıl tutulması içerisinde 5 yıl geçirdik. 5 yıl görevde kalacaksınız ve trafiğin kördüğüm olduğu kavşaklarda bir tane bile çözüm öneren katlı köprülü kavşak yapmayacaksınız. Bunu belediyecilik görevi olarak tanımlamayacaksınız. Antalya’nın şehir merkezinde doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, 15 koridor açma hedefi, 22 köprülü kavşak düzenlemesi yaparak, toplu taşımayı güçlendirmeyi hedefliyoruz. Yeraltı raylı sistem ve metroculuğun başlangıcını bu dönemde Antalya’ya getireceğiz. Bir de kent her yağmurda su baskınlarına maruz kalıyor. Buna yönelik de ciddi altyapı çalışması yapacağız.”
“Siyaseti siyasetçilere bırakmalıyız”
Tütüncü, “Yerel seçimler hizmetten ziyade ideolojik olmaya mı başladı? Anketlerdeki durum nedir?” şeklindeki soruyu yanıtlarken, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Tüm anketlerde başa baş değil, iyi bir şekilde öndeyiz. Kanımca yerel seçimin odağının yerel hizmetler olmasıdır. Belediye başkanının vazifesi bence siyaset değildir. Siyaseti siyasetçilere bırakmalıyız. Parti teşkilatları siyaset yapmalılar, milletvekilleri siyaset yapmalı. Belediye başkanları, siyaseti siyasetçilere bırakmalı. Geçmişimde siyasi bir tek beyanatım olmamıştır. Merkezimize insanı, şehri almalıyız belediye başkanları olarak. Buna rağmen ideolojik oy eğilimi sıfıra iner mi? Asla öyle bir şey yok. Ama biz bütün önlemleri almaya gayret ediyoruz.”
Tütüncü, Antalya’da deniz ulaşımı ile ilgili projeleri olup olmadığı yönündeki bir soru üzerine ise, Akdeniz’in açık deniz olduğunu bir iç deniz olmadığını yıl boyunca bu seferlerin sürekliliği noktasında gün içindeki değişimler nedeniyle bilimsel verilerin seferlerin sağlıklı şekilde ortaya konamayacağını gösterdiğini ancak yaz ayları için bir çalışma yapmayı düşündüklerini kaydetti.
“Tüm darbeler boyunca yapılan festival maalesef iş bilmezlik yüzünden geçen sene yapılamadı”
Tütüncü, otellerdeki “her şey dahil” sistemi nedeniyle şehir merkezinin turizmden yeterince faydalanamadığını belirterek, “Her yıl 15- 20 milyon arasında turisti getiriyorsunuz. Turisti şehir merkezleriyle bağlantı sağlayabileceğimiz bir sistemi onlara sunamıyorsunuz. Havaalanında karşıladığımız andan itibaren onların eline bir rehber takdim edemiyorsunuz. Şehirde nasıl bir gezinti yapacaklarına ilişkin bir sistemi kuramamışsınız. Turiste güven verecek uygulamalar ve çalışmaların ardından turistler otelde kalmak yerine şehir merkezine inecekler ve daha çok turistin kente geleceği adımları hayata geçireceğiz.” ifadesini kullandı.
Tütüncü, geçtiğimiz yıl Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin yapılmadığını anımsatılarak, şunları kaydetti:
“Tüm darbeler boyunca yapılan festival maalesef bir iş bilmezlik yüzünden geçen sene yapılamadı. Antalya Altın Portakal Film Festivali halkın içerisinde büyüyen, halkın içerisinde yaşayan şimdiki çocukların zihinlerinde 40-50 yıl sonra hatıraları olan güçlü, kuvvetli, kudretli bir kültür, sanat festivali, yeniden gerçekleştireceğiz.”
]]>Erdoğan, partisinin Büyükşehir Belediyesi yanındaki alanda düzenlenen Malatya mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Türkiye’nin, maruz kaldığı onca terör saldırısının, darbe girişiminin, gizli-açık kuşatmanın üzerine yaşadığı deprem felaketinin, maddi manevi ağır bir maliyeti olduğunu belirten Erdoğan, bunca insan kaybının ve şehirlerin gördüğü ağır hasarın altından kalkmanın kolay olmadığına işaret etti.
Dünyanın bir başka ülkesinin, Türkiye’nin yaşadıklarını yaşaması halinde tekrar toparlanmasının on yıllar süreceğini dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:
“Hamdolsun, biz asrın birlikteliğiyle asrın felaketinin üstesinden geliyoruz. Allah’ın izniyle Malatya başta olmak üzere tüm deprem şehirlerimizi eskiden daha güvenli, huzurlu, canlı, hareketli hale getirmekte kararlıyız. Hayatını kaybedenleri elbette geri getiremeyiz. Ama onun dışındaki tüm kayıpları, daha iyisiyle yerine koyacak güce, azme, dirayete sahibiz. Tıpkı yaşadığımız diğer sınamalar gibi depremin de bizi hedeflerimizden koparmasına izin vermeyeceğiz. Türkiye, diplomasisiyle, ekonomisiyle, askeri gücüyle, sosyal yapısıyla dünyanın en büyük ülkeleri arasındaki yerini alana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Malatya şahidimiz olsun ki, milletimizin desteği ve duası arkamızda olduğu müddetçe de bu mücadelenin zaferle sonuçlanmasının önüne kimse geçemeyecektir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, 31 Mart’ta yapılacak mahalli seçimlerde şehirlerini yönetecek belediye başkanlarını, meclis üyelerini, mahalle veya köylerindeki muhtarlarını seçeceğini anımsatarak, Cumhur İttifakı olarak bu seçimde de büyükşehirlerde ve illerin bir kısmında işbirliği yaptıklarını belirtti.
“Bize kaybettirmek için çalışan partiler ortaya çıktı”
AK Parti’nin, belediyecilik konusundaki beceri ve tecrübesini kimseyle tartışmayacaklarını vurgulayan Erdoğan, her görev gibi belediye başkanlığının da hizmet yolunda bir bayrak yarışı olduğunu söyledi.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bayrağı devralan arkadaşımız, emaneti halefine teslim edene kadar ülkesi, milleti, şehri için canla başla çalışacaktır. Malatya Büyükşehir’de ve ilçelerimizin bir kısmında işte böyle bir değişim oldu. Dün şehrimize hizmet eden kardeşlerimizi nasıl desteklediysek, bugün vazifeye talip kardeşlerimizin de aynı şekilde yanlarında olacağız. Tabii bu arada ülkemizin pek çok il ve ilçesinde şöyle bir manzarayla karşı karşıya kaldık; partimizin eski belediye başkanlarını, eski milletvekillerini, eski teşkilat mensuplarını aday göstererek, kendileri kazanmak değil bize kaybettirmek için çalışan partiler ortaya çıktı. Hep söylediğimiz gibi Türkiye özgür ve demokratik bir ülkedir. İsteyen istediği yerde siyaset yapabilir, aday olabilir. Biz kendi ittifakımızdan, kendi partimizden, kendi adaylarımızdan mesulüz. Ancak hem bize kaybettirmek için çalışıp hem çeşitli beyan ve imalarla bizim gölgemizde yürümeye kalkanlara da müsaade etmeyiz.”
“Bunun adı siyasi şantajcılıktır”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin siyasetinin, eser ve hizmet siyaseti olduğunu ifade ederek, Hazreti Mevlana’nın “Kamil odur ki; koya dünyada bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser” sözünü aktardı.
Erdoğan, şöyle konuştu:
“İşte bu anlayışla tüm hayatımızı, ülkemize, insanımıza, şehirlerimize eser kazandırmaya adadık. Ülkeye hiçbir faydanız dokunmayacak, millete hiçbir hayırlı hizmetiniz olmayacak, hiçbir insanın hayatına olumlu yönde katkı yapmayacaksınız; sonra sadece yalan yanlış konuşarak, sadece haksızca eleştirerek, sadece hoyratça enaniyet yaparak siyaseti domine etmeye çalışacaksınız. Bunun adı siyasi şantajcılıktır. Türkiye, bugüne kadar ne çektiyse emek ve heyecanla hazırlanmış vizyonu, programı, projesi olmayan zübük siyasetçi tiplerinden çekmiştir. Sadece ‘Öteki ne veriyorsa beş fazlası benden’ yalanıyla ülkede güven ve istikrar iklimini bozmaktan başka bir iş yapmayan bu kafaların elinde heder olan yıllarımıza ve imkanlarımıza acıyarak bakıyoruz. Maalesef son dönemde bu habis siyaset tarzının yeniden hortlamaya başladığını görüyoruz. Milletimizin sandıkta ne siyasi şantajcılara ne zübük siyasetçilere itibar etmeyeceğine inanıyorum. Malatya’nın birliği, beraberliği, kardeşliği, dayanışmasıyla, bu konuda tüm Türkiye’ye örnek olacağından şüphe duymuyorum.”
Mitingi izleyenlere “Malatya’dan öyle bir ses verin ki diğer 80 vilayetimizin tamamından duyulsun” diyen Erdoğan, alandakilere, “Eşi bulunmaz, gönülleri coşturan Malatya, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız?”, “31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız?”, “31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz?”, “Bunun için seçim gününe kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız?”, “Malatya ile birlikte Türkiye’nin haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya hazır mıyız?” sorularını yöneltti.
Mitingi izleyenler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sorularına bağırarak “Evet” yanıtını verdi.
“31 Mart’ta milli irade bayramına da beraberce ulaşmak istiyoruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ramazana sayılı günler kaldığını anımsatarak, pazar günü ilk sahura kalkılacağını, gelecek hafta pazartesi günü ise ilk iftarın yapılacağını hatırlattı.
Erdoğan, “Bu mübarek ayda tutacağımız oruçlarımız ve yapacağımız ibadetleri, Allah şimdiden kabul eylesin. Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramına da beraberce ulaşmak istiyoruz. Bunun için ramazanı çok iyi değerlendirmemiz, rahmetinden ve bereketinden istifade etmemiz gerekiyor. Malatya’nın, ülkenin ve milletin hayrına olan her hususta yaptığı gibi bu konuda da en ön safta yer alacağına inanıyorum.” diye konuştu.
Eser ve hizmet siyasetlerinin gerisinde, vatan toprağının her karışını ve ülke insanının tamamını kuşatan bir müktesebat bulunduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:
“Bizim siyaset ahlakımız ‘söylediğini yapma, yapmayacağını söylememe’ üzerine kuruludur. Bunun en büyük ispatı da geçtiğimiz 21 yılda yaptıklarımızdır. Mesela bu dönemde Malatya’ya yaklaşık 149 milyar liralık yatırım yaptık. Eğitimde 5 bin 739 adet yeni derslik inşa ettik. Şehrimize ikinci bir devlet üniversitesi olarak Turgut Özal Üniversitesini açtık. Gençlik ve sporda 9 bin 170 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurt binaları yaptık. Bir stadyum ile 60 spor tesisi inşa ettik. Malatyalı ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza yaklaşık 7,5 milyar lira kaynak aktardık. Sağlıkta toplam 1640 yataklı 16 hastanenin de aralarında bulunduğu 71 sağlık tesisini tamamlayıp hizmete sunduk. TOKİ vasıtasıyla 24 bin 98 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. Şehrimizde riskli yapı olarak belirlediğimiz 4 bin 859 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik.”
(Sürecek)
]]>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer Buca’da Aralık ayından itibaren hizmet veren kitap kafe ve kütüphaneyi ziyaret ederek gençlerle sohbet etti. Kentte 7 gün 24 saat açık olan tek kütüphane olma özelliği taşıyan ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği kütüphanede Başkan Soyer gençler tarafından ilgiyle karşılandı. Gençlerin sorularını da yanıtlayan Soyer, “Ben hiçbir şeyden vazgeçecek değilim. Sonuçta bu memleket için ne iş yapıyor olursak olalım elimizden ne geliyorsa daha fazlasını yapacağız. Bunlar nöbet işleri o yüzden ben bu dönem elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. İçim rahat. Elimden Bundan sonra nerede olursam olayım, ne yaparsam yapayım en güzelini, en iyisini yapacağım. Ben bu ülkenin geleneklerini, geçmişini, kültürünü, değerlerini çok seviyorum ve bunları korumak için canla başla çalışmaya devam edeceğim” dedi.
ASIL OLAN DEMOKRASİ MÜCADELESİDİR
Memleket için kendini vakfettiğinin altını önemle çizen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “40 yaşından sonra ne yapabilirim diye düşündüm. 40 yaşına kadar kendimi geliştirdim, çeşitli ülkeler gezdim. 50 yaşında siyasete atıldım. Bu memleket için 15 senedir hizmet üretiyorum. Demokrasinin çok kıymetli bir yaşam biçimi olduğuna inanıyorum. Demokrasi hesap verilebilirlik demek. Eğer bir ülkede demokrasi tırpanlanmışsa, azaltılmışsa, erdemleri, değerleri yok sayılmışsa bilin ki en yüksek enflasyon oranlarıyla, derin yoksulluklarla yüzleşmeye devam edeceğiz. Bu hikayeyi değiştirmenin yolu demokrasi mücadelesinden geçer. Demokrasinin olduğu yerde o ülkenin ürettiği refahı adil bir biçimde paylaştırırsınız. Demokrasi yoksa sadece bir zümrenin refahı büyür, büyük çoğunluk büyük yoksulluklar yaşar. Asıl olan demokrasi mücadelesidir” diye konuştu.
UMUTLARIMIZI ÇALIYORLAR
Başkan Tunç Soyer, “Dünyanın refahı en yüksek ülkesi olabilecekken enflasyonda, hayat pahalılığında dünyanın bir numarasıyız. Bu bir kader değil. Önce onu bilin. Bu yoksulluk, işsizlik, sefalet bir kader değil. Sadece bir yıl içinde oraya para yatıran 125 bin kişiye 170 milyar lira faiz ödediler. Kimin parası bu? Senin paran, senin vergin, bizim paramızı o milyonerlere faiz olarak verdiler. Tercih bu. O 170 milyar İzmir Büyükşehir Belediyesi bütçesinin 5 misli. O parayla biz kaç metro yapardık, kaç çocuk parkı yapardık, kaç otobüs alırdık, kaç kütüphane kurardık bir düşünün. Var olan parayı dağıtıyorlar. Hayalim güçlü bir demokrasiyi inşa etmek. Sağlıkta, eğitimde, adalette demokratik bir ülke sağlamak. Demokrasi olmayan bir ülkede yönetim kabuğunu sertleştirerek kendi içinde olur. Tek derdi varlığını sürdürmek olur. Onun dışında hiçbir şey umurunda olmaz. Popülizm olur onun harici. Birileri sizin geleceğinizi çalıyor bu hırsızlık. Popülizm kulağa hoş geliyor ama sizin istikbalinizi yok ediyor. Umutlarınızı çalıyorlar” ifadelerini kullandı.
SÜSE, PÜSE YATIRIM YAPMADIM
Oy kazanmanın en kolay ve en tatlı yolunun süse, püse yatırım yapmak olduğunun altını önemle çizen Başkan Soyer, “Görev sürem boyunca 50 yıldır halı altına süpürülen alanlara yatırım yaptım. Süse, püse yatırım yapmadım. Herkese demokratik davrandım. Ben 5 yıl içerisinde çok daha fazlasını yapmak isterdim ama nerede olursam olayım sizler için daha fazlasını yapacağım. Siyaset hayatı dönüştürme sanatıdır. Siyaset yapanlar onu veya bunu seçerler işin karar mekanizması siyasetten geçer. Güzel insanlar siyasetten uzak durdukça da şikayet edilen şeyler değişmez. Şikayet ettiğiniz ne varsa çözümü orda. Sizler siyaseti sevmiyorsunuz; kirli, pis buluyorsunuz. Siyasetle ilgilenin illa bir siyasi partinin peşine takılmaya gerek yok bunun için. Siyaset ne kadar kirli çirkin olursa olsun şikayet ettiklerimizin özünde bu var” şeklinde konuştu.
24 SAAT AÇIK KİTAP KAFEDE GECE ÇORBASI BAŞLAYACAK
Buca 100. Yıl Kitap Kafe ve kütüphaneyi her gün kullandıklarını Başkan Soyer’e anlatan öğrenciler, bizler ders çalışmak için resmen sıraya giriyoruz. Burası çok kalabalık oluyor. Hem de dışarıya göre kahveleri çok ucuz. 25 liraya filtre kahve içiyoruz” dedi. Başkan Soyer, kahvenin yanına gece çorba servislerine de başlanması talimatını yetkililere iletti.
18 yaşındaki Ayşenur Sönmez ders çalışmak için evden daha çok Buca’daki kitap kafe ve kütüphaneyi tercih ettiğini dile getirerek, “Evime en yakın olan tek kütüphane burası. Burası çok verimli geçiyor. 7-24 açık. Burada oturup bir şey yiyip içme zorunluluğu da yok. Bizler için böyle bir alan ihtiyaçtı hele ki belediye imkanlarıyla ücretsiz bu imkanlardan yararlanmak bizim için büyük bir fırsat. Sabah girip akşam çıkabiliyorum, kütüphanesinden faydalanabiliyorum daha ne olsun” diye konuştu.
GÜNDE BİN KİŞİ AĞIRLIYOR
APİKAM, Konak Metro, Mustafa Necati Kültür Merkezi, Seferihisar, Kültürpark İsmet İnönü Sanat Merkezi, Alsancak Tam Otomatik Otoparkı Kitap Kafeleri ile birlikte 7. şube olan İZELMAN A.Ş. 100. Yıl Buca Kitap Kafe, bahçeli iki katlı binadan oluşuyor. Zemin kat ve bahçe bölümü kafe, 1. katı ise kütüphane olarak hizmet veren bina aynı zamanda 7 gün 24 saat açık bulunuyor. 150 kişi kapasitesine sahip kitap kafenin aynı zamanda 2. katında yaklaşık 150 metrekarelik kütüphane alanı bulunuyor. Ekonomik fiyatları, konforlu ortamı, ücretsiz, sınırsız interneti ve aile ortamı ile gençlerin kişisel gelişimlerine, sosyalleşmelerine, kitaba kolay ulaşmalarına imkan sağlıyor. 100. Yıl Buca Kitap Kafe günde bin kişiyi ağırlıyor.
]]>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Buca’da Aralık ayından itibaren hizmet veren kitap kafe ve kütüphaneyi ziyaret ederek gençlerle sohbet etti. Kentte 7 gün 24 saat açık olan tek kütüphane olma özelliği taşıyan ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği kütüphanede Başkan Tunç Soyer gençler tarafından ilgiyle karşılandı. Gençlerin sorularını da yanıtlayan Başkan Soyer, “Ben hiçbir şeyden vazgeçecek değilim. Sonuçta bu memleket için ne iş yapıyor olursak olalım elimizden ne geliyorsa daha fazlasını yapacağız. Bunlar nöbet işleri o yüzden ben bu dönem elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. İçim rahat. Elimden Bundan sonra nerede olursam olayım, ne yaparsam yapayım en güzelini, en iyisini yapacağım. Ben bu ülkenin geleneklerini, geçmişini, kültürünü, değerlerini çok seviyorum ve bunları korumak için canla başla çalışmaya devam edeceğim” dedi.
“Asıl olan demokrasi mücadelesidir”
Memleket için kendini vakfettiğinin altını önemle çizen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “40 yaşından sonra ne yapabilirim diye düşündüm. 40 yaşına kadar kendimi geliştirdim, çeşitli ülkeler gezdim. 50 yaşında siyasete atıldım. Bu memleket için 15 senedir hizmet üretiyorum. Demokrasinin çok kıymetli bir yaşam biçimi olduğuna inanıyorum. Demokrasi hesap verilebilirlik demek. Eğer bir ülkede demokrasi tırpanlanmışsa, azaltılmışsa, erdemleri, değerleri yok sayılmışsa bilin ki en yüksek enflasyon oranlarıyla, derin yoksulluklarla yüzleşmeye devam edeceğiz. Bu hikayeyi değiştirmenin yolu demokrasi mücadelesinden geçer. Demokrasinin olduğu yerde o ülkenin ürettiği refahı adil bir biçimde paylaştırırsınız. Demokrasi yoksa sadece bir zümrenin refahı büyür, gerisi büyük yoksulluklar yaşar. Asıl olan demokrasi mücadelesidir” diye konuştu.
“Süse, püse yatırım yapmadım”
Oy kazanmanın en kolay ve en tatlı yolunun süse, püse yatırım yapmak olduğunun altını önemle çizen Başkan Soyer, “Görev sürem boyunca 50 yıldır halı altına süpürülen alanlara yatırım yaptım. Süse, püse yatırım yapmadım. Herkese demokratik davrandım. Ben 5 yıl içerisinde çok daha fazlasını yapmak isterdim ama nerede olursam olayım sizler için daha fazlasını yapacağım. Siyaset hayatı dönüştürme sanatıdır. Siyaset yapanlar onu veya bunu seçerler işin karar mekanizması siyasetten geçer. Güzel insanlar siyasetten uzak durdukça da şikayet edilen şeyler değişmez. Şikayet ettiğiniz ne varsa çözümü orda. Sizler siyaseti sevmiyorsunuz; kirli, pis buluyorsunuz. Siyasetle ilgilenin illa bir siyasi partinin peşine takılmaya gerek yok bunun için. Siyaset ne kadar kirli çirkin olursa olsun şikayet ettiklerimizin özünde bu var” şeklinde konuştu.
24 saat açık kitap kafede gece çorbası başlayacak
Buca 100. Yıl Kitap Kafe ve kütüphaneyi her gün kullandıklarını Başkan Soyer’e anlatan öğrenciler, bizler ders çalışmak için resmen sıraya giriyoruz. Burası çok kalabalık oluyor. Hem de dışarıya göre kahveleri çok ucuz. 25 liraya filtre kahve içiyoruz” dedi. Başkan Soyer, kahvenin yanına gece çorba servislerine de başlanması talimatını yetkililere iletti.
18 yaşındaki Ayşenur Sönmez ders çalışmak için evden daha çok Buca’daki kitap kafe ve kütüphaneyi tercih ettiğini dile getirerek, “Evime en yakın olan tek kütüphane burası. Burası çok verimli geçiyor. 7-24 açık. Burada oturup bir şey yiyip içme zorunluluğu da yok. Bizler için böyle bir alan ihtiyaçtı; hele ki belediye imkanlarıyla ücretsiz bu imkanlardan yararlanmak bizim için büyük bir fırsat. Sabah girip akşam çıkabiliyorum, kütüphanesinden faydalanabiliyorum daha ne olsun” diye konuştu.
Günde bin kişi ağırlıyor
APİKAM, Konak Metro, Mustafa Necati Kültür Merkezi, Seferihisar, Kültürpark İsmet İnönü Sanat Merkezi, Alsancak Tam Otomatik Otoparkı Kitap Kafeleri ile birlikte 7. şube olan İZELMAN A.Ş. 100. Yıl Buca Kitap Kafe, bahçeli iki katlı binadan oluşuyor. Zemin kat ve bahçe bölümü kafe, 1. katı ise kütüphane olarak hizmet veren bina aynı zamanda 7 gün 24 saat açık bulunuyor. 150 kişi kapasitesine sahip kitap kafenin aynı zamanda 2. katında yaklaşık 150 metrekarelik kütüphane alanı bulunuyor. Ekonomik fiyatları, konforlu ortamı, ücretsiz, sınırsız interneti ve aile ortamı ile gençlerin kişisel gelişimlerine, sosyalleşmelerine, kitaba kolay ulaşmalarına imkan sağlıyor. 100. Yıl Buca Kitap Kafe günde bin kişiyi ağırlıyor. – İZMİR
]]>Sakarya’ya gelen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, ilk olarak Sakarya Valiliğini ardından Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığını ziyaret etti. Kurtulmuş ardından Türk demokrasisi tarihinde kara bir leke olarak nitelendirilen 28 Şubat günü çerçevesinde Milli İrade Derneği tarafından düzenlenen ‘Darbeler ve Dersler’ programına katıldı. Burada konuşma gerçekleştiren TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Türkiye geçtiğimiz cumhuriyete ve çok partili siyasi hayata geçişimizden bu yana özellikle çok partili siyasi hayatımızda bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir demokrasiye sahip olan bir ülkedir. Şunu açıklıkla ifade etmek gerekir ki yeri geldiği zaman Türkiye’ye demokrasi dersi verenlerin unuttuğu bir şey var. Türkiye’de yetmiş küsur yıllık çok partili siyasi hayatımızda çok kere darbelerle karşılaşmış, darbe tehditleriyle burun buruna gelmiş ve en sonuncusunda 15 Temmuz’da da milletin iradesiyle, milletin inancıyla, milletin gücüyle, darbecilere dersini vererek, darbeler tarihini silerek demokrasiyi tahkim etmiş olan bir milletin fertleriyiz. Bundan dolayı bu süreçte yaşananlar dolayısıyla bu süreçlerde demokrasiye destek verenleri saygıyla, minnetle, şükranla anıyorum. Rahmetli Menderes’i, rahmetli Özal’ı 28 Şubat’ın o sıkıntılı ve sancılı toplantılarında buram buram terleyerek milletin iradesine sahip çıkan rahmetli Erbakan’ı ve ben namlusunu millete karşı doğrultmuş olan ordunun karşısında selam durmam diyen rahmetli Yazıcıoğlu’nu minnetle, şükranla anıyorum” dedi.
“Tarih bir turnusol kağıdı olarak herkes hakkında gerekli hükmünü veriyor”
“Öncelikle 28 Şubat’ı anarken bizim yapmak istediğimiz, asla ve asla kişiler üzerinden söylemek değildir, kişileri yargılamak değildir, tarihi bir hikayeyi anlatmak hiç değildir” ifadelerini kullanan Kurtulmuş, “Ben deniz, ailenizle birlikte ve birçok arkadaşımızla birlikte o olayların hemen tamamını dün gibi hatırlayan birisiyim. O zaman genç bir doçent olarak İstanbul Üniversitesi’nde o olayları çok yakinen takip etti. Binlerce insanı nasıl mağdur edildiğini on binlerce insanın nasıl sonu belli olmayan bir geleceğe doğru sürüklendiğine birebir şahit olduk. Dolayısıyla o günleri çok iyi bilen ve yaşamış olan insanlar olarak bizim derdimiz o günlerde yaşayanları yargılamak değil, o günlerde yaşayanları sorgulamak değil ama o günlerde yaşananlardan ders alarak ileride böylesi durumların yaşanmaması için gayret sarf etmektir. Çünkü tarih bir turnusol kağıdı olarak herkes hakkında gerekli hükmünü veriyor ve bizim bütün bu olaylardan ders çıkararak yolumuza devam etmemiz lazım. Öncelikle demokrasinin Türkiye’nin geleceği için olmazsa olmaz bir mesele olduğunu çok iyi şekilde anlamamız, kavramamız gerekiyor. Devlet, millet kaynaşmasının sağlanabilmesi için devletin değerleriyle bütünleşik bir kamu yönetiminin şart olduğunu kavramamız gerekiyor. Bu anlamda 28 Şubat’ta yaşananları iyi bir şekilde tahlile ve bundan sonrası için buradan dersler çıkarmamız gerekiyor. Davalar görüldü, o davalarda bir kısmı ceza aldı. Ama şunu biliyoruz ki hiç şaşmaz yargının olduğu günde mahkemelere çıkmamış, daha yargılanmamış, ceza almamış olanların da millet gönlünde ve zihnimde hükmü verildiği gibi öteki tarafta da mutlaka onlar layık oldukları en ağır cezaları göreceklerdir” diye konuştu.
“Tarihçilerin medeniyet hilali olarak gördükleri bu coğrafyanın tam kalbinde olan ülke, Türkiye’dir”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Tarihçilerin medeniyet hilali olarak gördükleri bu coğrafyanın tam kalbinde olan ülke, Türkiye’dir. Onun için Türkiye yalnız bırakılamaz, Türkiye tek başına bırakılamaz, Türkiye’nin mutlaka batı tarafından kontrol edilmesi dizayn edilmesi lazım gelir diye bir fikirle hareket ettiler. Esasında hiç lafı eğip bükmeden söyleyebiliriz 1960 darbesinin arkasında da 1971 bir muhtırasının arkasında da 12 Eylül darbesinin arkasında da 28 Şubat’ın arkasında da 15 Temmuz’un arkasında da hepsinde dış güçler olmuştur. Dış güçler Türkiye’yi durdurmak istemiştir. Öncelikli olarak doksanların başındaki bu gelişmeyle birlikte Türkiye çok daha dikkatli bir şekilde izlenen bir ülke haline geldi. Batılı beylerin kontrolünün dışına çıkacak bir Türkiye’nin oluşmakta olan yeni dünya dengesinde başlarına bela olacağını hissedenler Türkiye’yi doksanlardan başından itibaren karıştırmaya başladılar. Dönemin muktedir Genelkurmay ikinci başkanı Çelik Pirinç’in söylediği biz demokrasiye balans ayarı yaptık diyerek Sincan’ın caddelerinden tanklar kariyerler geçirilerek siyasete, filiz siyasete göz dağı verilmeye başlanmıştır. Yine bu süre içerisinde unutmayacağımız önemli olaylardan birisi ise Gölcük’te on iki yüksek rütbeli subayı bir tatbikat yapıyoruz adı altında aslında 28 Şubat ve sonrasındaki dönemde neler olacağının işaretlerini ortaya koymalarıdır” şeklinde konuştu.
“28 Şubat siyasete müdahaleden daha çok Türkiye sosyolojisine müdahale etmiştir”
Postmodern darbeyi anlatan Kurtulmuş, “28 Şubat’ın diğerlerinden fark eden bir önemli özelliğinin de altını çizmek isteriz. Diğer bütün darbelerin en temel etkisi siyaset alanına etkisidir. Yani siyasi sonuçları olan darbelerdir. 28 Şubat siyasete müdahaleden daha çok Türkiye sosyolojisine müdahale etmiştir. Nasıl? Anadolu insanının önünü kesmek için onların siyaset, toplumsal alandaki görünürlüğünü ortadan kaldırmak için harekete geçmiştir. Bu darbeyi yapanlar, bu darbenin arkasındaki akıl sahipleri bilmiyorlar mı ki? Mesele bir metrelik başörtüsü yani inançları gereğin başını örten insanların başörtüsüyle onların tasfiye edilmesinden öte o insanların akil gördükleri, kıyıda gördükleri, bir şey anlamaz zannettikleri o insanların çocuklar gelip okuyarak toplumda güçlü bir yer edinmesini önlemek için o yasağı ortaya koydular” ifadelerini kullandı.
“Türkiye demokrasisini çok daha güçlü hale getirelim”
İsrail’in Filistin saldırılarına da değinen Kurtulmuş, “Türkiye demokrasisini çok daha güçlü hale getirelim. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında şimdiye kadar bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir demokrasiye sahip bir ülke olarak ikinci asrımızda çok daha güçlü bir ülke olacağız. Bugün eğer İsrail bu bölgede bu kadar pervasız bir şekilde hareket ediyorsa ve çok şükür Türkiye bunun karşına her bakımdan güçlü bir şekilde çıkmayı, durmayı başarabiliyorsa bunda hiç şüphesiz demokrasinin güçlü olmasının büyük rolü vardır. Ama yetmez önümüzdeki dönemde bunları da söylemek mecburiyetindeyim. Biz bugün bu toplantıya gelirken İsrail Gazze’ye de Refah sınırına yardımlar dolayısıyla sıkıştırdığı gariban, masum Filistinlilerin üzerine yine ateş açtı ve öyle görünüyor ki yüze yakın Filistinli şehit oldu. Bir dilim ekmek alabilmek için. Tamamı sivil, tamamı neredeyse kadın çocuk ve yaşlılardan oluşan bir kitleyi şehit etti. Bütün dünya izliyor 5 aya yakın bir süredir. İsrail’in arkasında olan ülkeler de aynen dünyanın birçok yerinde nasıl demokrasiye ayar verdikleri gibi İsrail’e destek vererek Orta Doğu’ya da ayar vermek istiyorlar. Dünya siyasetine de ayar vermek istiyorlar. Çok net ifade ediyorum dünya barışının merkezi, dünya barışının kapısı Orta Doğu’dur. Ortadoğu’da barış olmadan dünyada barış olmaz. Dünya barışının kapısı ise Filistin davasıdır. Filistin davasının inşallah en güzel şekilde ileriye götürülmesi için Türkiye her bakımdan mücadelesine devam edecek. Demokrasi güçlü, milletiyle devleti kaynaşmış her bakımdan her alanda dünya oluşlarıyla rekabet edebilen, mücadele edebilen bir Türkiye ancak Orta Doğu barışının anahtarını en güzel şekilde açan ülke olur. Onun için diyoruz ki demokrasimizi tahkim edeceğiz. Medeniyette, kültürde, bilimde, sanatta, her alanda güçlü olacağız. Bu anlamda Türkiye etrafımızda ülkelerle normalleşme süreci başta olmak üzere dünya siyasetinde çok etkili bir ülke haline getireceğiz ve inşallah bir daha bu topraklarda hiç kimse milletin sözünden başka bir söze itibar edemeyecek ve milletin sözünden başka hiçbir söz geçerli olamayacak” dedi. – SAKARYA
]]>CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cemil Tugay, ‘İzmir Geleceğe Doğru’ sloganı ile seçimi kazanması halinde yapacakları projeleri kamuoyuyla paylaştı. Tugay, Tepekule Kongre Merkezi’nde düzenlenen lansman toplantısında projelerini başlıklar altında topladı.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan toplantıda video gösterimi yapıldı. Ardından kürsüye çıkan CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cemil Tugay, içinde bulundukları dönemin yeni bir siyasi dönem olması gerektiğinin altını çizerek, “Başkan olursam ilk yapacağım şey yeni nesil belediyecilik diye aktardığımız belediye şemasının yeniden düzenlenmesi olacaktır. 31 Mart’ta yapılacak seçim için aday olarak sahneye çıktım. İzmirlilerin onayını alacağız. Yeni bir siyasete yeni bir siyaset anlayışına ve yeni siyasetçilere ihtiyacımız olduğunu toplum söylüyor. Siyasetteki tıkanma noktasını aşmamız lazım. Biz bunu ‘yeni nesil belediyeciliğe ihtiyacımız var’ olarak tanımladık. Bütün sorunları küresel düşünüp yerel eylem planları ile çalışmalar yapmak zorundayız. Çalışma yaparken dar bir kadro ile değil ulaşabildiğimiz bütün kaynaklarla herkesle bağlantılı olacağız” diye konuştu.
“Bir daha bu şehirde su baskını olsun istemiyorum”
İlk 180 gün yapacakları vaatlerden bahseden Cemil Tugay, “İzmir Planlama Ajansı kurulacak. Su ve toplu ulaşım ücretleri adil ve dengeli olacak. Yolların bakımı ve tamiri ivedilikle yapılacak. Asansörlerin ve yürüyen merdivenlerin düzenli ve hızlı bakımı yapılacak. Yapay Zeka Daire Başkanlığı kurulacak. Eğer mümkün değilse eşdeğer birim kurulacak. Bir daha bu şehirde su baskını olsun istemiyorum. Bu yüzden deniz taşkın bariyerleri yapacağız. Dezavantajlı çocukların olduğu bölgelerdeki okullarla iletişime geçeceğiz. Çocuklarımız bir sandviçe 50 lira vermesin. Uygun görülürse oradaki okulların kantinlerini biz yöneteceğiz. Öğrencilerimize aylık abonman kart vereceğiz. İç körfezde seçilen güzergahlarda deniz taksi uygulaması başlatacağız. Havaalanı ve otogara giden otobüslerin sefer sayıları artırılacak. Kazı yapan bütün şehirler çok daha sıkı bir şekilde, planlamaya dikkat etmeleri söylenerek kararlar ona göre takip edilecek. İzmir’de çok fazla inşaat çalışması var. Bu sorunun büyümeden hallolması lazım. Kentsel sorunlara hızlı prototipleme ile katılımcı ve yenilikçi çözümler sunan kent laboratuvarları sunacağız” açıklamalarında bulundu.
CHP’nin İzmir adayı Cemil Tugay’ın yeni dönem projeleri ise şu şekilde:
“25 bin sosyal konut, dirençli ve kendine yeten havzalar programı, deprem master planı, yeni belediye hizmet binası, kent için ulaşım ve trafik sorunu, alt üst geçit projeleri, Karşıyaka İskelesi ve çevresi projesi, metrobüs uygulaması, Karabağlar-Gaziemir metrosu, İZBAN seferleri projesi, Alsancak Liman C Kapısı önü ve Mavişehir Bilim Müzesi önünde bisiklet ve yaya köprüsü projesi, İzdeniz taksi uygulaması, aktarma merkezleri, yeni otogar projesi, semt garajları, karavan parkları, su ve körfez projesi, taşkınlara karşı kıyı düzenlemeleri, her ilçeye atık su arıtma tesisi, semt marinaları, İzmir sürdürülebilir enerji ve eylem planı, yeşil ve mavi altyapı master planı, tarım 4.0 projesi, yerel gastronomi eğitimleri-mutfak sanatları merkezi, jeotermal ile 250 bin konut ısıtma.”
Ekonomi, istihdam ve bölgesel kalkınma başlığı altında yapacakları diğer hizmetleri aktaran Tugay şu proje başlıklarını sundu:
“Sağlık turizmi ve İzmir, biyoekonomi stratejisi ve eylem planı, kırsal havza istihdam ve istatistik ofisleri, İzmir neet projeleri, girişimcilik merkezleri, kent içi tematik bölgeler.”
Kültür, sanat ve spor alanındaki projeler
Seçildiği taktirde Kültürpark’a beton dökülmeyeceğinin sözünü veren Cemil Tugay, kültür, sanat ve spor alanındaki projelerini şu şekilde belirtti:
“Doğa Tarihi Müzesi, Kültürpark koruma projesi, Kemeraltı koruma ve geliştirme planı, çağdaş kent kütüphanesi, İzmir Büyükşehir Senfoni Orkestrası, Basmane-Ödemiş tren yolunda kültür yolu projesi, spor istasyonları, Karşıyaka Stadı.”
Sağlık alanındaki projeler
“İzmir tek sağlık bilim kurulu, hayvan sağlığı start-up programları.” – İZMİR
]]>TACETTİN DURMUŞ
Kayyım atamasıyla görevden alınan, Kars Belediye Başkanlığı için bağımsız aday olduğunu daha önce açıklayan Ayhan Bilgen, “Uzun bir aradan sonra tekrar birlikteyiz. Tabii ki bu aranın sorumlusu biz değiliz. Bu halk, hemşehrilerimiz bizi bir göreve bir sorumluluğa layık gördü. 18 ay yani bir buçuk yıl alnımızın akıyla utanılacak hiçbir şeye imza atmadan bu şehre hizmet etmeye çalıştık. Bu şehirde etnik kimliklerden ve inançlardan kaynaklı hiçbir ayrımcılık olmasın, siyaset; ırk üzerinden, inanç üzerinden yapılmasın, sadece bu şehirde yaşayan herkesin insanca hizmet almasının önü açılsın diye çabaladık” dedi.
3,5 yıl öncesine kadar 1,5 yıl Kars Belediye Başkanlığı görevini yürütürken kayyım atanarak görevden alınan Ayhan Bilgen, bağımsız aday olduğu Kars Belediye Başkanlığı için çalışmalarını sürdüreceği Seçim Koordinasyun Merkezinin açılışını gerçekleştirdi. Seçim Koordinasyon Merkezinin açılışını İl Genel Meclis Adayı Didem Sert ve Belediye Meclis Adayı Burukan Çelebiler ile birlikte açan Ayhan Bilgen, Kars halkından bir kez daha yetki istedi.
“TOPLUMLAR NEYE LAYIKSA ÖYLE YÖNETİLİR”
Ayhan Bilgen, şunları söyledi:
“Uzun bir aradan sonra tekrar birlikteyiz. Tabii ki bu aranın sorumlusu biz değiliz. Bu halk, hemşehrilerimiz bizi bir göreve ve bir sorumluluğa layık gördü. 18 ay yani bir buçuk yıl alnımızın akıyla utanılacak hiçbir şeye imza atmadan bu şehre hizmet etmeye çalıştık. Bu şehirde etnik kimliklerden ve inançlardan kaynaklı hiçbir ayrımcılık olmasın, siyaset ırk üzerinden, inanç üzerinden yapılmasın diye sadece bu şehirde yaşayan herkesin insanca hizmet almasının önü açılsın diye çabaladık. Bu bir buçuk yıla sizler de tanıklık ettiniz. Neredeyse borçlarından dolayı bütün hesapları bloke olmuş, 5 aydır işçilerin maaş alamadığı, çöp toplamak için bir tane aracın dahi kalmadığı, şehirdeki benzinliklerin belediyeye güvenip artık akaryakıt vermediği bir sorumluluğu bir görevi devraldık. Değerli arkadaşlar toplumlar neye layıksa böyle yönetilir. Biz Kars’ın, hemşerilerimizin, bu şehirde yaşayanların her şeyin en güzeline layık olduğunu düşünüyoruz. Elbette bu şehri sokakları daha temiz, yolları daha düzgün, ekonomisi daha güçlü, dışarıya göç vermek zorunda kalmayan, işsizlik sorununu büyük oranda kendi doğduğu yerde insanların çözebileceği; yani doğduğu yerde doyabildiği bir şehir olmaya layık görüyoruz. Bu şehir tarih boyunca çok değerli görevler üstlenmiş, hak ettiği yerde bulunmayı başarmış, bir şehrin bugün içerisinde bulunduğu durumun sorunlusu değerli arkadaşlar bu şehirde siyaset yapan herkes yani hepimizdir.
“ETNİK KÖKENE GÖRE SİYASET YAPMAK EN BÜYÜK KÖTÜLÜKTÜR”
Bu şehri kimliklere göre gruplandırmak, insanları anne babasına, soyuna, inancına ve etnik kökenine göre siyaset yapmak bu şehre yapılan en büyük kötülüktür. ‘Çamurdan olsun ama bizden olsun’ ya da ‘eğer biz kimlik üzerinden siyaset yapmazsak falancalar gelir, filancalar çalar gelir’ anlayışı değerli arkadaşlar bu şehri bu hale getirdi. Biz şimdi şehre layık olduğu yere hak ettiği yere taşınalım çabası içerisine gireceğiz. Biz de en ikinci dönemde bir kez daha sizden yetki isterken; özellikle şehirde kimsenin dışlanmadığı, kimsenin ayrımcılığa uğramadığı ve bu şehre hizmeti geçenlerin hepsinin sözünü söyleyebileceği, bu şehre hizmet etmeğe devam edebileceği bir yönetim modelini geliştireceğiz. Eski Belediye başkanlarımızda, şehrimiz için bir şey yapmak istiyorsa, bu şehri bir sevda olarak görüyorsa bu şehre hizmet etmek için taşın altına elini koymak istiyorsa birlikte çalışmaya varız. Birikimlerini, tecrübelerini bu şehre aktarmaları için onlara her türlü imkanı ve her türlü hizmeti sunmaktan gurur duyacağız ve onur duyacağız.
“KADINLAR VE GENÇLER BU ŞEHRİN GELECEĞİNDE SÖZ SAHİBİ OLSUN İSTEDİK”
Sevgili hemşehrilerimiz; biz biliyorsunuz sembolik olarak bu şehirde kadınlar, gençler, yeni yüzler siyaset yapabilsin diye 2 arkadaşımızı hiçbir rekabette konu olmayacak biçimde; bir genç bir de kadın arkadaşımızdan birini belediye meclisi bağımsız adayı birini de il genel meclisi bağımsız adayı yaptık. Kadınlar ve gençler bu şehrin geleceğinde söz sahibi olsunlar diye. Nasıl tecrübeye, akla, birikime ihtiyacımız varsa yeni insanların da siyaset yapmak için bu imkana kavuşmasına ihtiyacımız var. Bu iki arkadaşımızla birlikte sizlerin oylarınıza talibiz ama elbette biliyoruz ki belediyeler, sadece belediye başkanından ibaret değildir. Belediyeler; meclisiyle birlikte yönetir. Nasıl bir buçuk yıl boyunca bütün siyasi partilerin desteğiyle şehrin çıkarını bütün parti gündemlerinin önünde ve üzerinde görerek oy birliğiyle kararlar aldıysak; Türkiye’de başka hiçbir örneği olmayan bir şekilde, 5 partinin oy birliğiyle kararlar aldığı tek şehirdir Kars. Yine seçimden sonra eğer bu halk bu yetkiyi tekrar bize verirse bu şehrin barışı için, kardeşliği için sadece şehre hizmet vermek için değerli arkadaşlar hangi partiden seçilmiş olursa olsun, en az 2 belediye meclis üyesini, tabii ki bizim arkadaşımız seçilirse onunla ama diğer partilerden seçilecek belediye meclis üyelerinden de Belediye Başkanı adayarak mümkünse farklı partilerden atayarak bu şehri yine birlikte yönetmeye talip olacağız. Aynı şekilde bürokratlar, belediye başkan yardımcısı atanıyor. Yani memur ya da memur emeklisi atanıyor. Orada daha da yine bu şehirde ayrımcılığa yer vermediğimizi göstermek için Kürt, Azeri, Terekeme ve yerli dengesini gözeterek belediye başkan yardımcılarımızın toplumun bütün kesimlerini temsil etmesini ve bu şehirde birlikte çalışmayı, bu şehrin birlikte insanca onurluca yaşayabileceğimiz bir şehir haline getirmeyi hep birlikte başaracağız.”
]]>
Efkan Ala: “Siyaset toplumsal işlerde en az maliyet ile en çok çözüm üretme sanatıdır”
Siyaset Akademisi’ne katılan kadınlara sertifikaları verildi
BURSA – AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığı tarafından Siyaset Akademisi Sertifika Töreni düzenlendi. Sertifika töreninde konuşan AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, “Siyaset toplumsal işlerde en az maliyet ile en çok çözüm üretme sanatıdır” dedi.
Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığı tarafından düzenlenen Siyaset Akademisi Sertifika Töreni’ne AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan ve İl Kadın Kolları Başkanı İmren Çavuşoğlu katıldı.
Siyasetin AK Parti’de çözüm bulma sanatı olduğunu belirten AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, “Biz siyasete en yüksek seviyede vatandaşlarımızın sıkıntısını giderme sanatı diyoruz. Vatandaşlarımızın bize gelen taleplerini çözme noktasında duvar oluyorsak siyaseti farklı algılıyoruz demektir. Eğer köprü oluyorsa siyaseti tanımaya başlamışız demektir. Siyaset bizim partimizde çözüm bulma sanatıdır. Siyaset içerisinde vatandaşlarımızın sorunlarına bulabiliyorsak o zaman siyaseti kavrıyoruz demektir. Siyasete merak herkesin işi değildir. Bu hayatta insanın bir üst kimliğe ihtiyacı var. Toplumun yararına faydalı bir şeyler yaptığımız zaman üst kimlik ortaya çıkmaya başlıyor. Onun en güzel göstergelerinden bir tanesi de siyaset ile ilgilenmektir. Siyaset bizim üst kimlik dediğimiz farkındalığı oluşturan bir husus. Senin gibisinin siyasette ne işi var? Siyaset ile niye uğraşıyorsun diye söylerler. Etrafımızdaki arkadaşlarımızı siyasete cesaretlendirmemiz lazım. Üst kimliğimizi toplumda iyi ifade edebiliyorsak, bize verilen sorumlulukları yerine getirebiliyorsak o zaman bu toplumun faydalı ferdi olmaya başlıyoruz demektir. Bizim siyasette en büyük hocamız öğreticimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kadınlar ile ilgili en meşhur sözü “Kadınlar siyasetin nesnesi değil öznesi”. Bu çalışmalar da her daim bütün kapıları açtıran kadın kollarımıza teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Siyasetin toplumsal işlerde en az maliyet ile en çok çözüm üretme sanatı olduğunu belirten AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, “Bursa’da 21 yıldır önemli başarılara imza atmış AK Parti’nin en önemli siyasi aktörlerinin bir araya gelip sıkıntısını paylaştığı ve nasıl daha iyi siyaset yaparız konusunda tartışmalar yürüttüğü AK Parti Kadın Kolları’nı görüyorum. Bunu başaramayan ülkelerin ne hale geldiğini görmek için Suriye’ye, Irak’a, Mısır’a ve Libya’ya bakmak yeterli. Keşke orada kadınların da daha çok siyasete katılma imkanı bulsalar da gecelerini gündüzlerini katarak siyasetin içerisinde olsalardı da ülkeler o hale gelmeseydi. Hep birlikte bir başarı hikayesinin aktörleriyiz. Siyaset toplumsal işlerde en az maliyet ile en çok çözüm üretme sanatıdır. Zamanımı harcarız ama insanımızı değerlendiririz. Bunu yapamayan ülkeler insanlarını harcıyorlar. Eğer siz siyasette zaman harcamazsanız gençlerinizi koruyamazsınız ve onları harcamaya başlarsınız. Her birinizi siyasete duyduğu ilgiden ve bütün başarılara yaptığınız katkılardan dolayı tebrik ediyorum” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Siyaset Akademisi’ne katılan kadınlara sertifikaları takdim edildi.
]]>Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığı tarafından düzenlenen Siyaset Akademisi Sertifika Töreni’ne AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan ve İl Kadın Kolları Başkanı İmren Çavuşoğlu katıldı.
Siyasetin AK Parti’de çözüm bulma sanatı olduğunu belirten AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, “Biz siyasete en yüksek seviyede vatandaşlarımızın sıkıntısını giderme sanatı diyoruz. Vatandaşlarımızın bize gelen taleplerini çözme noktasında duvar oluyorsak siyaseti farklı algılıyoruz demektir. Eğer köprü oluyorsa siyaseti tanımaya başlamışız demektir. Siyaset bizim partimizde çözüm bulma sanatıdır. Siyaset içerisinde vatandaşlarımızın sorunlarına bulabiliyorsak o zaman siyaseti kavrıyoruz demektir. Siyasete merak herkesin işi değildir. Bu hayatta insanın bir üst kimliğe ihtiyacı var. Toplumun yararına faydalı bir şeyler yaptığımız zaman üst kimlik ortaya çıkmaya başlıyor. Onun en güzel göstergelerinden bir tanesi de siyaset ile ilgilenmektir. Siyaset bizim üst kimlik dediğimiz farkındalığı oluşturan bir husus. Senin gibisinin siyasette ne işi var? Siyaset ile niye uğraşıyorsun diye söylerler. Etrafımızdaki arkadaşlarımızı siyasete cesaretlendirmemiz lazım. Üst kimliğimizi toplumda iyi ifade edebiliyorsak, bize verilen sorumlulukları yerine getirebiliyorsak o zaman bu toplumun faydalı ferdi olmaya başlıyoruz demektir. Bizim siyasette en büyük hocamız öğreticimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kadınlar ile ilgili en meşhur sözü “Kadınlar siyasetin nesnesi değil öznesi”. Bu çalışmalar da her daim bütün kapıları açtıran kadın kollarımıza teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Siyasetin toplumsal işlerde en az maliyet ile en çok çözüm üretme sanatı olduğunu belirten AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, “Bursa’da 21 yıldır önemli başarılara imza atmış AK Parti’nin en önemli siyasi aktörlerinin bir araya gelip sıkıntısını paylaştığı ve nasıl daha iyi siyaset yaparız konusunda tartışmalar yürüttüğü AK Parti Kadın Kolları’nı görüyorum. Bunu başaramayan ülkelerin ne hale geldiğini görmek için Suriye’ye, Irak’a, Mısır’a ve Libya’ya bakmak yeterli. Keşke orada kadınların da daha çok siyasete katılma imkanı bulsalar da gecelerini gündüzlerini katarak siyasetin içerisinde olsalardı da ülkeler o hale gelmeseydi. Hep birlikte bir başarı hikayesinin aktörleriyiz. Siyaset toplumsal işlerde en az maliyet ile en çok çözüm üretme sanatıdır. Zamanımı harcarız ama insanımızı değerlendiririz. Bunu yapamayan ülkeler insanlarını harcıyorlar. Eğer siz siyasette zaman harcamazsanız gençlerinizi koruyamazsınız ve onları harcamaya başlarsınız. Her birinizi siyasete duyduğu ilgiden ve bütün başarılara yaptığınız katkılardan dolayı tebrik ediyorum” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Siyaset Akademisi’ne katılan kadınlara sertifikaları takdim edildi. – BURSA
]]>Ala, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığının düzenlediği Siyaset Akademisi Sertifika Töreni’nde, meselelere dünyanın bir parçası olduğunu unutmadan baktığını söyledi.
Salona baktığında 21 yıldır önemli başarılara imza atmış AK Parti’nin en önemli en önemli siyasi aktörlerini gördüğünü belirten Ala, Türkiye’nin 57 İslam ülkesi arasında doğal kaynağı olmadan ekonomisini 3 kat büyüten bir ülke olduğunu anlattı.
Kadınların siyasetin içinde olmalarının önemini vurgulayan Ala, şunları söyledi:
“Siyaset, toplumsal işlerde en az maliyetle en çok çözüm üretme sanatıdır. Onun için zamanımızı harcarız ama insanımızı harcamayız, değerlendiririz. Bunu yapamayan ülkeler insanlarını harcıyorlar. Eğer siz siyasette zaman harcamazsanız, insanınızı, gencinizi koruyamazsınız. Onları harcamaya başlarsınız Allah muhafaza. İşte o tarumar olmak demektir. O bakımdan ben her birinizi siyasete duyduğunuz ilgiden ve bütün bu başarılara yaptığınız katkıdan dolayı ayrı ayrı tebrik etmek istiyorum.”
Hep birlikte ülkeyi daha iyi yönetme arzusunda olduklarını dile getiren Ala, şunları kaydetti:
“AK Parti iktidara gelmeden önceki yılları bir düşünün, neler oluyordu? Biz şimdi hanımefendiler daha fazla nasıl katkıda bulunur, daha fazla nasıl meselenin içine girer; bunun çabası içindeyiz. Bunu konuşuyoruz ama 1990’lı yıllarda bunları konuşmuyor, hanımefendilerin, genç kız kardeşlerimiz, evlatlarımızın siyasete nasıl gireceğini bırakın okula nasıl gireceğini bile çözebilmiş değildi. Bunu siz çözdünüz. Sizin verdiğiniz oylarla sandıktan çıkardığınız istikrarla ve arkasında dirayetinizi doğru dürüst temsil eden, iradenizi yere düşürmeyen Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki kadrolarla bunu çözdük, Allah’a şükür. Bu bir başarıysa o da bir ayıptı. O ayıptan Türkiye’yi bu kadrolar kurtardı.”
“Katılımcı demokrasiyle memleketimizi ileriye taşıyalım”
Efkan Ala, siyasete daha çok kadını ve genci dahil etmeye çalıştıklarını aktardı.
Kadınların AK Parti’ye katkısına değinen Ala, şöyle devam etti:
“AK Parti ailesi 5,5 milyon üyesiyle Birleşmiş Milletler’e üye birçok ülkenin nüfusundan daha fazla kadın üyeye sahip. Her yerden izleniyor, her yerden gıptayla seyrediliyor. 600 binden fazla hanımefendi AK Parti kadrolarında memleketin yönetimine katkıda bulunuyor. Başardığımız iş, saygıyla selamlanması gereken bir iştir ama hedeflerinize bakınca başarmak istediklerimizi ortaya koyunca buradan çıkar çıkmaz madem ki yeniden bir sandık geliyor memleketin önüne, o zaman belediyelerimizi daha güçlü bir destekle yeniden işbaşına getirip ama getirdikten sonra da ‘Ne haliniz varsa görün’ demeyin. Her gün, her an onların memleketi ve şehrinizi daha iyi yönetmelerine katkıda bulunacak projelerimizle, taleplerimizle, eleştirimizle de sürecin içerisinde olalım ve katkıda bulunalım. Katılımcı demokrasiyle memleketimizi ileriye taşıyalım. Buna çok ihtiyacımız var.”
Muhalefeti eleştiren Ala, “Ben arzu ederim ki muhalefet de daha fazla çalışabilsin, daha fazla üretsin, daha fazla projelerle önümüze gelsin. Biz hem yapıp hem proje üretiyoruz, hem konuşuyor, hem yapıyoruz.” ifadesini kullandı.
AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Teşkilat Başkanı ve Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç de Türkiye’de son yıllarda kadınların her alanda önemli işler başardığını belirterek, “Kadınların aynı zamanda siyasette aktif yer almasının önünü açmak için siyaset akademileri düzenliyoruz. Bu kez sadece kadınlara yönelik bir Siyaset Akademisi düzenledik, 30 büyükşehirde 6 bin 280 kadına ulaştık. Etkili iletişimden tutun, siyaset alanına kadar birçok eğitim verdik.” diye konuştu.
Programda, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan ve İl Kadın Kolları Başkanı İmren Çavuşoğlu da katılımcılara hitap etti.
Konuşmaların ardından Siyaset Akademisi’ne katılan kadınlara sertifikaları verildi.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisince Kuvayi Milliye Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, muhalefetin belediye başkan adaylarının, şehirlere hizmet edecek ismi bulma kriteriyle değil, parti içi hiziplerin paylaşım aracı olarak belirlendiğini ifade etti.
Kendilerinin İstanbul’da Murat Kurum, Ankara’da Turgut Altınok, İzmir’de Hamza Dağ, Balıkesir’de Yücel Yılmaz isimlerini ve aynı şekilde diğer yerlerdeki adayları belirlerken şehirlerin Türkiye Yüzyılı yürüyüşüne ayak uyduracak profiller olmasına dikkat ettiklerini anlatan Erdoğan, bu şekilde tespit ettikleri Cumhur İttifakı’nın belediye başkan adaylarının verdiği her sözün arkasında kendilerinin, Cumhurbaşkanı’nın, Hükümet’in ve Cumhur İttifakı’nın olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefet tarafında ise herhangi bir ölçü olmadığını belirterek, “Öyle ki ‘Kim nereyi kaparsa elinde kalıyor’ havasında bir süreç yaşanıyor. Böyle olunca da tabii kavga çok sert geçiyor.” dedi.
Bilhassa CHP’nin içler acısı haline baktıkça, bu partiye gönül verenler adına kendilerinin de üzüldüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunca yıldır siyaset arenasında karşı karşıya olduğumuz CHP’nin, ülkenin ve milletin geleceği için hiçbir vizyonu, hiçbir programı, hiçbir projesi bulunmadığını zaten biliyoruz. Hepsinin üzerine, son dönemde bu parti varlığını sürdürmek için kendine her yolu mübah sayacak kadar sakil bir yere savruldu. Daha önceki seçimlerde kurduğu örtülü ittifak tezgahını bu seçimde iyice eline yüzüne bulaştırdı. ‘Kent uzlaşısı’ diyerek Kandil’le uzlaşı arayışına girmesi, CHP’nin bu ülkeyle ve bu milletle hiçbir ortak noktasının kalmadığına işaret ediyor. Her kafadan ayrı bir sesin çıktığı, genel merkezinden teşkilatlarına kadar tüm mekanizmaları dökülen CHP, artık oyun kurucu olmaktan çıkıp, kurulan oyunların piyonu haline gelmiştir. Ne diyelim, koskoca CHP’yi bölücü örgütün güdümündeki DEM’in ve marjinal örgütlerin oyuncağı haline dönüştürenler utansın.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz kendi işimize bakacağız. Bunu yaparken de birileri gibi işimizi sadece lafta bırakmayacağız. Çünkü biliyoruz ki Balıkesir sadece lafa bakmaz. Balıkesir, lafı söyleyenin kim olduğuna, bugüne kadar nerede ne yaptığına, bundan sonra ne yapabileceğine de bakar. Balıkesir vizyona bakar, esere bakar, hizmete bakar, projeye bakar, yatırıma bakar. Balıkesirli bilir ki Cumhur İttifakı olarak biz kendisine ne söz verdiysek yerine getireceğiz. Buna karşılık daha önceki seçimlerden tecrübeyle biliyoruz ki muhalefet adayları söylediklerinin yüzde 90’ını yerine getirmiyor, getiremiyor. Zaten o sözleri verirken gereğini yerine getirmek gibi bir dertleri de yok.” ifadelerini kullandı.
“Bunlar bütçede engelli değildir, bunlar eser ve hizmet engellidir”
Belediyelere merkezi idareden ayrılan kaynağı neredeyse iki kat artırdıkları halde muhalefet cenahının utanmaz, arlanmaz bir şekilde “engellendik” yalanına sığınmaya çalıştığını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bunlar bütçede engelli değildir, bunlar eser ve hizmet engellidir. Gözü de gönlü de şehrinde olmayanlar, kendilerine verilen kaynakları şahsi hırsları, heva ve hevesleri uğrunda çarçur etmişlerdir. Şehirlerine yaptıkları ihaneti gizlemek için de tamamı yalan ve yanlış üzerine kurulu kampanyalarla milleti kandırmanın peşindeler. Milleti kandırarak makam-mevki elde etme üzerine kurulu siyaset eski Türkiye’nin tarzıdır. Halbuki bizim son 21 yılda hayata geçirdiğimiz demokrasi ve kalkınma atılımları sayesinde ülkemizde siyasetin işleyişi değişti. Eskinin ideolojik istismar, korku ve laf cambazlığıyla kifayetsizliğini gizleme siyasetinin yerini eser ve hizmet siyaseti aldı. Türkiye Yüzyılı’yla dünyada hak ettiği yere gelme konusunda kararlı adımlarla ilerleyen günümüz Türkiye’sinde eskinin geçer akçesi zübük siyaseti işlemez, işlemiyor.”
“Seçim akşamı Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız?”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhur İttifakı ve AK Parti olarak geçen mayısta Türkiye Yüzyılı vizyonuyla siyasetin çıtasını biraz daha yükselttiklerini, şimdi de gelecek seçimler vesilesiyle bu vizyonu şehirlerle buluşturmayı hedeflediklerini anlattı.
Şehirleri gerçek belediyecilikle geleceğe hazırlama konusunda 31 Mart’ı tarihi bir dönüm noktası olarak gördüklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Büyükşehir belediyesiyle, ilçe belediyesiyle sizler burada gereken adımları atarken, biz de cumhurbaşkanıyla, bakanlıklarıyla, kurumlarıyla Ankara’da üzerimize düşeni yapacağız.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öyleyse şimdi buradan, Balıkesir’den öyle bir ses verin ki ülkemizin dört bir yanından duyulsun. Hazır mıyız? Balıkesir, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için ana kademe, kadın kolları, gençlik, seçim gününe kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Seçim akşamı Balıkesir’le birlikte Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız?” sorularını yönelttiği vatandaşlardan “Evet” yanıtını aldı. Bunun üzerine Erdoğan, “Rabb’im hepinizden razı olsun.” dedi.
“Son 21 yılda Balıkesir’e 238 milyar lira tutarında yatırım yaptık”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehre yaptıkları yatırımlara değinerek, şu bilgileri paylaştı:
“Bizim eser ve hizmet siyasetimizin lafta kalmadığının, icraatla temellendirildiğinin ispatlarından biri, son 21 yılda Balıkesir’e yaptığımız, ne kadar yatırım yaptık biliyor musunuz? 238 milyar lira tutarında yatırım yaptık. Laf ola beri gele yok, icraat var icraat. Bu yatırımla eğitimde 4 bin 832 yeni dersliği şehrimize kazandırdık. İkinci devlet üniversitemiz, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesini faaliyete geçirdik. Gençlik ve Spor’da 10 bin 868 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurt binaları açtık. 39 spor tesisi inşa ettik. Balıkesirli ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza 6 milyar liranın üzerinde kaynak aktardık. Balıkesir’de 1100 yataklı Atatürk Şehir Hastanesi başta olmak üzere toplamda 2 bin 624 yataklı 35 hastaneyle birlikte 81 sağlık tesisi yaptık.”
(Sürecek)
]]>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, İzmir Ekonomi Üniversitesi Siyaset Platformu Kulübü’nün düzenlediği “Yerel Politikalar Ekseninde Dünden Bugüne İzmir” paneline katılarak gençlerle buluştu. Gençler arasında siyaset bilincini artırma, demokrasiye katkıda bulunma ve toplumda olumlu değişiklikler yaratma amacını taşıyan etkinlikte konuşan Başkan Soyer, 2019-2024 yılları arasında kentin gelişimi hakkında konuştu. Başkan Soyer ayrıca gençleri ilgilendiren konularda bilgi aktarımı yaparken yerel siyaset hakkında gözlemlerini paylaştı. Buluşmada kent geleceği hakkında fikir ve öneriler de gündeme geldi.
SOYER: “O KADAR ÇOK SEVİYORUM Kİ”
Siyaset hayatına nasıl atıldığını anlatarak konuşmasına başlayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, vicdan ve merhameti keşfederek yoluna devam ettiğini kaydetti. Başkan Soyer, “Bu adaletsiz ve haksız dünya nasıl değişebilir, bunun değişimi için ben ne yapabilirim gibi birçok soru işareti ile başlayan sorgulama dönemi. Sonunda geldiğim nokta herkesin hayatının bir anlamı vardır ya, benim hayatımın manası da bu memlekete duyduğum aşk. O kadar çok seviyorum ki; doğasını insanlarını tarihini köklerini geleceğini. Sevda için; makam, koltuk, mevki gerekmiyor. Onu içinizde hissetmeniz gerekiyor. Nerede olursanız olun, ne iş yaparsanız yapın sonunda o sevdayı aşkı gösterecek bir şeyler yapmaya devam ediyorsunuz” dedi.
“CHP’DE KALACAĞIM”
Başkan Soyer, Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında çalışmaya devam edeceğini vurgulayarak, “CHP’de kalacağım. Çünkü bizim gibi ülkelerde eğer iktidar çok büyük bir güç biriktiriyorsa, o gücü frenleyecek en büyük güç ana muhalefet partisidir. O iktidarın gücünü denetleyecek, kontrol edecek mekanizmaları kurmak lazım. CHP bu ülkenin sigortasıdır. Bu yolculuğa CHP çatısı altında devam edeceğim. Ama ben toplumsal sivil muhalefete çok inanıyorum. Kadın, çevre ve eğitim. Bu 3 başlıkta platformlar, vakıf ve dernekler tüm siyasi partilerin önünde. Bütün hayalim toplumsal sivil muhalefeti, bir toplumsal bileşik muhalefete dönüştürmek. Bu iki aks birbirini destekleyecek. Ben CHP için çalışırken bu çalışmanın o muhalefete de fayda edeceğini düşünüyorum” diye konuştu.
“HER KOŞULDA İZMİR”
Siyasete yerelde devam etmeyi istediğini, yerelin gücüne inandığını belirten Başkan Soyer, “İzmir’den asla vazgeçemem, her koşulda İzmir” şeklinde konuştu. Popülist bir siyasetçi olmadığını ifade eden Başkan Soyer, “Popülist siyaset maalesef bugünün dünyasında, bir de otoriterlikle birleştiği zaman çok tahrip edici oluyor. Sadece rakamlar üzerinden, yani sizin kamuoyunda yarattığınız algı üzerinden, sempati üzerinden değerlendirmeyi eksik bulurum. Bir belediye başkanının, örneğin bilançosundaki yatırım yüzdesi çok önemli bir göstergedir. ya da görevi devraldığındaki borç tutarıyla, görev süresinin sonundaki borç tutarının karşılaştırılması çok önemlidir. Sosyal politikalarda ne yaptığı çok önemlidir, demokrasi için ne tür platformlar yarattığı ve verdiği katkı önemlidir. Sadece anketler üzerinden, kamuoyundaki beğeni düzeyi ölçülerek yapılan değerlendirmelerin doğru olmadığını düşünüyorum. Acaba doğru siyaset yaptığı için mi, popülist siyaset yaptığı için mi böyle? Doğru siyaset için uğraşması gerekmez mi, örneğin CHP’nin sosyal demokrat belediyecilik ilkeleri üzerinden değerlendirme yaparak, o parametreler çerçevesinde aday belirlemesi güzel olmaz mı?” dedi.
“PROJELERİ YARIM BIRAKIRSANIZ BU ŞEHİR KAYBEDER”
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 150 yıllık tarihiyle kendine has bir çalışma kültürü olduğunu ve güçlü bir yapısı bulunduğunu söyleyen Başkan Soyer, hükümetten gerekli desteği alamamalarına rağmen bunu mazeret haline getirmediklerini söyledi. Sürekliliğin önemine vurgu yapan Soyer, “Eğer kurumsal kapasiteyle üretilmiş yola çıkılmış projeleri yarım bırakırsanız bu şehir kaybeder. Hem mali, hem gelecek vizyonu anlamında kaybeder. Bizim yaptığımız başlangıç şehrin gelecek 50 yılını kurtarmaya yönelikti. Devam etmesi lazım” diye konuştu.
“DAHA ERKEN BİTİRECEĞİZ”
Buca Metrosu için çalışmaların sürdüğünü hatırlatan Soyer, “Buca metrosunun parası cebimizde. Onay, imza hiçbir şey yok. 4 TBM çalışıyor. Olağanüstü hızlı yürüyor. İlk etabı bitirmek için sayaç koyduk Şirinyer’de. Söylediğimiz tarihte, hatta daha erken bitireceğiz” dedi.
“KENDİNİZE GÜVENİN”
Gençlere de tavsiyelerde bulunan Başkan Soyer, “1923 kuşağını ne olur hatırlayın. Sizin yaşlarınızda, çok daha zor koşullarda çok büyük sıkıntılar içinde yaşayan insanlardı. Gözlerini kapatıp koşa koşa ölüme gittiler. Bunu aklınızdan çıkardığınız anda gelecek inşa edemezsiniz. Şunu bilin; Cumhuriyetin ikinci yüzyılına giderken onlar sizsiniz. Bu ülkeye demokrasiyi getirecek, yaşanan büyük sefaleti, yoksulluğu bitirecek, özgür düşünceyi geliştirecek sizlersiniz. Neden batıdaki akranlarınız kadar demokrasiyi hak etmiyor olasınız? Hepsinden daha çok hak ediyorsunuz. Arkamızda kadim bir kültür var, çok daha iyisini hak ediyorsunuz. Kendinize güvenin, sevin. Siyasetten asla vazgeçmeyin” diye konuştu.
]]>MERAL AKŞENER’DEN DİKKAT ÇEKEN AÇIKLAMALAR
İYİ Parti Genel Başkanı Genel Başkanı Meral Akşener konuşmasına İstanbul’un 39 ilçesine selam göndererek başladı. Akşener’in açıklamasından öne çıkan başlıklar şu şekilde; “Siyasi partiler millete rağmen millete egemen olabilmenin peşinde koşuyor. Adına ittifak sistemi denilen sistemde kaybeden her zaman millet oluyor. Farklı görünen ama aynadan birbirinin aynısı olan iki kutuplu siyaset anlayışını reddettiğimiz için kutlu bir yola çıktık. Bu buyurgan siyasete son vermek için zorlu bir yola çıktık. Kuyruk siyasetini reddederek hür ve müstakil yepyeni bir yola çıktık. Bizim siyaset anlayışımızda seçim demek koltuk demek değildir. Kazanmak demek de kirli pazarlıkların peşinde koşmak değildir. Bizim için siyaset milletine faydalı iş yapabilmektir. Bu kısır döngüye mecbur değilsiniz. Bu danışıklı dövüşe mecbur değilsiniz. Ülkemiz için güvenliği özgüre, kalkınmayı adalete, vatan sevgisini de demokrasiye tercih etmeye mecbur değilsiniz.
“İSTANBUL BİZİM İÇİN TÜRK TARİHİNİN SERVETİ DEMEKTİR”
İstanbul kadim bir şehir. İstanbul bizim için kutsal emanet demektir. İstanbul bizim için Türk tarihinin serveti demektir. İstanbul bizim için Türk milletinin gözünün bebeği demektir. Ne yazık ki o aziz İstanbul, dertlerin düğümlendiği bir şehir. İstanbul bugün deprem tehlikesiyle yaşayan bir şehir. İstanbul bugün sığınmacılarla dolan taşan, yoksullukla boğuşan bir şehir. Şimdiye kadar tüm Türkiye’ye olduğu gibi İstanbulumuzda da problemler kronikleşti. İnsanlarımız ötekileştirildi.
“İSTANBUL’A HEP KARİYER BASAMAĞI OLARAK BAKILDI”
Bir şeyleri değiştirmeye çalışanlar da oldu. Sorunlara çözüm arayanlar da oldu. İstanbul’a hizmet etmeye çalışanlar da oldu. O yüzden hakkı hakka teslim etmek lazım. Şimdiye kadar İstanbul için taş üstüne taş koyan herkesten Allah razı olsun. Ancak görüyoruz ki ne kadar çaba sarf edilse de hala çözülemeyen birçok sorun var. Hala yetersiz kalan birçok hizmet var. Çünkü siyasetin geldiği noktada İstanbul’a hep paranın şehri olarak bakıldı. İstanbul’a hep intikam aracı olarak bakıldı. İstanbul’a hep kariyer basamağı olarak bakıldı.
“BOŞ ZAMANLARINDA İSTANBUL’DA OLANLAR BU ŞEHRİ YÖNETEMEZ”
Doğu ile batının birleştiği bu şehri iki ayağı yere sağlam basanların yönetmesi gerekiyor. Bu şehri sadece aklı İstanbul’da olanların İlgisi ve odağı sadece İstanbul’da olanların Amacı sadece İstanbul’un derdine derman olmak olanları yönetmesi gerekiyor. Eli genel merkezlerinde gözü başka mevkilerde boş zamanlarında da İstanbul’da olanlar bu şehri yönetemez.”
]]>Erdoğan, partisinin Rize 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitinginde, vatandaşlara hitap etti.
Siyasete kazandırdıkları istikrar ve güven iklimi sayesinde Türkiye’yi her alanda 3,5,10 kat büyüttüklerini belirten Erdoğan, ihracatı 36 milyar dolardan 256 milyar dolara, turist sayısını 13 milyondan 57 milyona çıkardıklarını belirtti.
Milli geliri 238 milyar dolardan bir trilyon dolar seviyesine getirdiklerini dile getiren Erdoğan, istihdamı 19 milyon kişiden, 32 milyon kişiye taşıdıklarını söyledi.
Türkiye’nin savunma sanayinde yüzde 80’leri dışa bağımlılığını yüzde 20’lere indirdiklerine dikkati çeken Erdoğan, “Bugün insansız hava araçlarında dünyanın ilk 3 ülkesinden biriyiz. Kızıl Elma ve ANKA-3 ile artık bu alanda farklı bir lige yükseliyoruz. TCG Anadolu’nun ardından geçen ay en büyük ikinci gemimiz olan TCG Derya’yı da donanmamıza teslim ettik. Kendimiz yaptık, dışarıdan değil.” diye konuştu.
İlk insanlı uzay misyonunun geçen hafta başarıyla tamamlandığını anımsatan Erdoğan, “İnşallah, yakın bir tarihte ikinci astronotumuzu da uzaya göndereceğiz. Artık Ahmetler, Mehmetler, Ayşeler, Fatmalar uzaya gidecekler.” ifadelerini kullandı.
Azmedince yapılacağını vurgulayan Erdoğan, azmedip, gayret edip, çalıştıklarını ve başardıklarını aktardı.
“Şu an canımızı acıtan sıkıntıların muhakkak üstesinden geleceğiz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, her alanda büyük bir atılım ve çok büyük bir gelişme içinde olunduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bundan 10, 15, 20 sene önce tohumlarını attığımız projelerin hamdolsun bugün meyvelerini topluyoruz. İnşallah çok daha fazlasını başaracağız. Hayat pahalılığı ve enflasyon başta olmak üzere şu an canımızı acıtan sıkıntıların muhakkak üstesinden geleceğiz. Son 21 yılda pek çok başarıya imza atmış bir hükümet olarak, bugünkü sorunları da çözecek olan yine biziz. Rabb’im yolumuzu, bahtımızı açık etsin, diyorum.”
“Dünyada böyle bir muhalefet yok”
Sayılmaya çalışıldığında günler sürecek nice başarıya, reforma, kalkınma ve teknoloji atılımına imza attıklarının altını çizen Erdoğan, “Ancak ülkemizde muhalefet anlayışı öyle bir berbat ki ne yaparsan yap anlamazlar. Onu değiştirmeye muvaffak olamadık. İşte kendi içlerinde nasıl birbirlerine düştüklerini görüyorsunuz değil mi? Üzülerek de olsa şu gerçeği ifade etmek durumundayım, Türkiye’nin en büyük talihsizliği vizyonsuz, beceriksiz, tembel ve değişime ayak direyen, tutucu muhalefete sahip olmasıdır. Dünyada böyle bir muhalefet yok.”
Türkiye’de son 21 yılda pek çok şeyin değiştiğini, dönüştüğünü ve kendini yenilediğini ancak CHP’nin başını çektiği muhalefette hiçbir köklü değişim yaşanmadığını söyleyen Erdoğan, “Pek istemeseler de genel başkanlık koltuğunda oturanları değiştirdiler. Bundan her seferinde standardı düşürdüler, çıtayı iyice aşağı çektiler.” dedi.
CHP’de her gelenin mutlaka bir öncekini mumla arattığını vurgulayan Erdoğan, “Gelen gideni aratıyor. Son genel başkan değişikliğinde de bu gelenek bozulmadı. ‘Değişim’ dediler, ‘yenilenme’ dediler, bir sürü cafcaflı kavram kullandılar ancak günün sonunda sabık genel başkanlarını bir iç darbeyle siyasetten tardedip, aynı tas aynı hamam yollarına devam ettiler. Bay Kemal, güya 13. Cumhurbaşkanı olacaktı, hatırlıyorsunuz değil mi? Bir anda kendini CHP’nin istenmeyen adamı olarak buldu.” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı vefasızlığı altılı masada beraber oldukları diğer ortaklarına da sergilediklerini anlatan Erdoğan, “Altılı masadan şu anda parlamentoda kimse kaldı mı? Hepsi gitti, hepsi dağıldı. Ne oldu? Nerede bu altılı masa? Ben ne demiştim, ‘altılı masadan kimseyi bulamayacaksınız’ demiştim. Bak parlamentoda şimdi kimse yok. Dün yan yana yol yürüdükleri insanlara, bugün demediklerini bırakmıyorlar. Ankara’da bir ofis tutmuşlar. Her birinin Ankara’da birer ofisi var. Güle güle kullanın.” diye konuştu.
“Siyaset kurumundan umut kesilmesi, demokrasimiz adına büyük bir tehdittir”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, çıktıkları yolda aynen yürüdüklerini vurgulayarak, burada asıl hayal kırıklığını CHP’lilerin yaşadığını söyledi.
CHP’lilerin partilerine ve siyaset kurumuna dair beklentilerini giderek kaybettiklerini gördüklerini ifade eden Erdoğan, “Gazi’nin emaneti diyerek halen CHP’ye oy veren vatandaşlarımız, maalesef bir umutsuzluk sarmalına sürüklenmektedir. Her ne suretle olursa olsun siyaset kurumundan umut kesilmesi, demokrasimiz adına büyük bir tehdittir.” dedi.
Türkiye’nin bu konuda çok acı tecrübeleri bulunduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu:
“Geçmişte özellikle de 1970’lerde siyaset müessesesinin umut olma, ülkenin sorunlarına çözüm üretme vasfını yitirdiği durumlarda başımıza neler geldiğini hepimiz gayet iyi hatırlıyoruz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun, hiçbir vatandaşımızın kendini dışlanmış, ötelenmiş, yok sayılmış hissetmesine rıza gösteremeyiz. 85 milyonun tamamının mesuliyetini taşıyan bir kadro olarak, her kesimden vatandaşımıza ulaşmak, onlara da kulak vermek boynumuzun borcudur.”
Erdoğan, yerel seçimlere dikkati çekerek, “43 gün sonra sandıklara gidiyor muyuz? Sandıklara giderken ana kademe, hanım kardeşlerim, gençler gümbür gümbür gideceksiniz, gitmemek yok. ve sandıklara giderken de yanınıza kardeşlerinizi, arkadaşlarınızı alıp beraber gideceksiniz. 43 gün boyunca durmak yok. Cumhur ittifakı olarak sandıkları patlatmaya var mıyız?” diye sordu.
Alandakilerden “evet” yanıtını alan Erdoğan, CHP yönetimini eleştirirken, CHP’li vatandaşların siyaset kurumundan umut kesmelerinin önüne geçeceklerini anlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı tek tek anlatarak, bu kardeşlerimizin de oylarına talip olduğumuzu ifade edeceğiz. Buradan siyasi parti fark etmeksizin tüm vatandaşlarıma sesleniyorum, muhalefete bakıp da asla yeise kapılmayın. Asla alternatifsiz değilsiniz. Hele hele CHP’nin iş bilmez, beceriksiz, sadece kendi kariyerini düşünen idarecilerine mecbur ve mahkum değilsiniz. Şayet siyasetten beklentiniz, hizmet ve eser görmekse hiç uzağa gitmenize gerek yok AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak işte biz buradayız.”
“Hür iradenizin kimsenin tapulu mülkü olmadığını bu kibir abidelerine gösterin”
Erdoğan, AK Parti ve Cumhur İttifakı’yla hizmet, eser, yatırım ve projede yarışabilecek hiçbir siyasi hareket olmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Kendi iktidarları uğruna size dayatmalarda bulunanlara, sizin kaygılarınızı istismar edenlere, size ‘bizim istediğimiz adaya tıpış tıpış oy vereceksiniz’ diyenlere… Kim diyordu bunu biliyorsunuz değil mi? Belediye başkanı olarak ‘kimi görmek istersiniz’ sorusunu bile millete değil de yapay zekaya soranlara, sizin fikrinize, taleplerinize, hassasiyetlerinize saygı göstermeyenlere, kendi şahsi ikballeri için kapalı kapılar ardında bölücü örgütün uzantılarıyla demlenenlere… Anladınız değil mi bizim çayın demlenmesi değil, DEM diye bir parti var ya onlarla demlenenler var. Hasılı size rağmen siyaset yapanlara bu seçimde esaslı bir ders vermeye hazır mıyız? Hür iradenizin hiç kimsenin tapulu mülkü olmadığını gelin, bu kibir abidelerine gösterin.”
(Sürecek)
]]>31 Mart yerel seçimleri öncesinde dün Ordu ve Giresun’da partililere seslenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün de ilk olarak Rize’de hemşehrileri ile buluştu. Cumhuriyet Meydanı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 yıllık iktidarlarında kendisine destek veren ve sahip çıkan hemşehrilerine teşekkür ederek konuşmasına başladı. Erdoğan, 31 Mart seçimlerinde ata yurdu, ana yurdu Rize’den rekor bir oy beklentisi olduğunu vurguladı.
“Kavgalardan en büyük zararı millet ve devlet olarak biz gördük”
Yıllarca köken üzerinden, meşrep ve hayat tarzı üzerinden ülkeyi bölmeye çalışanlar olduğunu hatırlatan Erdoğan, “Her kesimden insanımızın arasında nifak duvarları ördüler. Geçmişte gerçekten çok zor ve karanlık günler yaşadık. Gençlerimizi, evlatlarımızı ideolojik kör dövüşüne kurban verdik. Bu kavgalardan en büyük zararı millet ve devlet olarak biz gördük. Ekonomimiz kan kaybetti, toplumsal huzurumuz bozuldu. Kardeş kardeşe, komşu komşuya düşman edildi. Demokrasimiz yıllarca vesayetin gölgesinden çıkamadı. Kendi iç meselelerimizle uğraşmaktan dünyadaki değişimi dönüşümü yenilikleri teknoloji ve sanayi hamlelerini yakalayamadık. Her alanda Şampiyonlar Ligi’nde oynaması gereken ülkemizi yıllarca ikinci lige mahkum ettiler. Bu fasid talihi kırmaya çalışan devlet ve siyaset adamlarını ya şehit ettiler ya linç ettiler ya da elini kolunu bağladılar. Merhum Menderes ülkeye ve millete hizmetin bedelini canıyla ödedi. Rahmetli Özal’ı hiçbir zaman rahat bırakmadılar. Merhum Türkeş ve Erbakan’a yönelik itibar suikastlarının ardı arkası hiç kesilmedi. Türkiye ne zaman belini doğrultmaya, yeniden ayağa kalkmaya, kendini toparlamaya çalışsa birileri hemen devreye girerek buna fırsat vermedi. Ülkemizi içine düştüğü bu cendereden kurtaran hamdolsun biz olduk. Teröristler bizimle baş edemedi. Bunları Gabar’a gömdük. Cudi’ye gömdük. Bütün o mağaralara gömmek suretiyle nefeslerini kestik. Şimdi de sınır ötesinde aynen devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Artık Ahmet’ler, Mehmet’ler, Ayşe’ler, Fatma’lar uzaya gidecekler”
Türkiye’nin geçtiğimiz günlerde ilk insanlı uzay misyonunu başarıyla tamamladığını belirten Erdoğan “İnşallah yakın bir tarihte ikinci astronotumuzu da uzaya göndereceğiz. Artık Ahmet’ler, Mehmet’ler, Ayşe’ler, Fatma’lar uzaya gidecekler. Azmettin mi yaparsın. Rabbimiz ne buyuruyor; Bir kere azmettin mi tevekkül et yeter. Azmettik, gayret ettik, çalıştık, başardık. Yani her alanda büyük bir atılım çok büyük bir gelişme içindeyiz. Bundan 20 sene önce tohumlarını attığımız projelerin bugün hamd olsun meyvelerini topluyoruz. İnşallah çok daha fazlasını başaracağız. Hayat pahalılığı ve enflasyon başta olmak üzere şuan canımızı acıtan sıkıntıların muhakkak üstesinden geleceğiz. Son 21 yılda pek çok başarıya imza atmış bir hükümet olarak bugünkü sorunları da çözecek olan yine biziz. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum” diye konuştu.
“Dün yan yana yol yürüdükleri insanlara bugün demediklerini bırakmıyorlar”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasında Türkiye’deki muhalefet anlayışına da tepki göstererek şunları söyledi:
“Ülkemizde muhalefet anlayışı öyle bir berbat ki ne yaparsan yap anlamazlar. Kendi içlerinde nasıl birbirlerini düştüklerin görüyorsunuz değil mi’ Üzülerek de olsa şu gerçeği ifade etmek durumundayım. Türkiye’nin en büyük talihsizliği vizyonsuz beceriksiz, tembel ve değişime ayak direyen tutucu muhalefete sahip olmasıdır. Dünyada böyle bir muhalefet yok. Ülkemizde son 21 yılda pek çok değişti, dönüştü, kendini yeniledi ama CHP’nin başını çektiği muhalefette hiçbir köklü değişim yaşanmadı. Pek istemeseler de genel başkanlık koltuğunda oturanları değiştirdiler. Her seferinde standardı düşürdüler. Çıtayı iyice aşağıya çektiler. Daha önce söyledim; CHP’de her gelen mutlaka bir öncekini mumla aratmıştır. Gelen gideni aratıyor. Son genel başkan değişikliğinde de bu gelenek bozulmadı. Değişim, yenilenme dediler bir sürü cafcaflı kelime kullandılar ancak günün sonunda sabık genel başkanlarını bir iç darbeyle siyasetten tard edip aynı tas aynı hamam yollarını devam ettiler. Bay Kemal güya 13. Cumhurbaşkanı olacaktı hatırlıyorsunuz dimi. Bir anda kendini CHP’nin istenmeyen adamı olarak buldu. Aynı vefasızlığı masada beraber oldukları diğer ortaklarını da sergilediler. 6’lı masadan şuanda parlamentoda kimse kalmadı. Hepsi gitti, hepsi dağıldı. Ne oldu, nerede bu 6’lı masa. Ben ne demiştim. 6’lı masadan kimseyi bulamayacaksınız demiştim. Bak parlamentoda kimse yok. Dün yan yana yol yürüdükleri insanlara bugün demediklerini bırakmıyorlar. Ankara’da bir ofis tutmuşlar. Her birinin Ankara’da birer ofisi var. Güle güle kullanın. Ama Elhamdülillah biz çıktığımız yolda aynen yürüyoruz. Burada asıl hayal kırıklığını CHP’li vatandaşlarımız yaşadı. CHP’li kardeşlerimizin partililerine ve siyaset kurumuna dair beklentilerini giderek kaybettiklerini görüyoruz. Gazi’nin emaneti diyerek halen CHP’ye oy veren vatandaşlarımız maalesef bir umutsuzluk sarmalına sürüklenmektedir. Her ne sürükle olursa olsun siyaset kurumundan umut kesilmesi, demokrasimiz adına büyük bir tehdittir. Türkiye’nin bu konuda çok acı tecrübeleri bulunuyor. Geçmişte özellikle 1970’lerde siyaset müessesinin umut olma ülkenin sorunlarına çözüm üretme vasfını yitirdiği durumlarda başımıza neler geldiğini hepimiz gayet iyi hatırlıyoruz. AK Parti ve Cumhur ittifakı olarak hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun hiçbir vatandaşımızın kendini dışlanmış ötelenmiş yok sayılmış hissetmesine rıza gösteremeyiz. 85 milyonun tamamının mesuliyetini taşıyan bir kadro olarak her kesimden vatandaşımıza ulaşmak, onlara da kulak vermek boynumuzun borcudur. İnşallah 43 gün kaldı.”
“Bizim çayın demlenmesi değil ha; DEM diye bir parti var ya, onlarla demlenenler var”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rize’den tüm Türkiye’deki seçmenlere seslenerek “Muhalefete bakıp da asla yeise kapılmayın. Asla alternatifsiz değilsiniz. CHP’nin iş bilmez, beceriksiz, kendini düşünen idarecilerine mecbur ve mahkum değilsiniz. Şayet siyasetten beklentiniz hizmet ve eser görmekse hiç uzağa gitmenize gerek yok. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak işte biz buradayız. Kendi iktidarları uğruna size dayatmalarda bulunanlara sizin kaygılarınızı istismar edenlere size ‘Bizim istediğimiz adaya tıpış tıpış oy vereceksiniz’ diyenlere; kim diyordu bunu biliyorsunuz değil mi ‘ Belediye başkanı olarak kimi görmek istersiniz sorusunu bile millete değil de yapay zekaya soranlara, sizin fikrinize, taleplerinize, hassasiyetlerinize saygı göstermeyenlere kendi şahsi ikballeri için kapalı kapılar ardında bölücü örgütün uzantıları ile ‘Dem’lenenlere, anladınız değil mi ‘ Bizim çayın demlenmesi değil ha DEM diye bir parti var ya, onlarla demlenenler var. Hasılı size rağmen siyaset yapanlara bu seçimde esaslı bir ders vermeye hazır mıyız ? Hür iradenizin hiç kimsenin tapulu mülkü olmadığını gelin bu kibir abidelerine gösterin. 31 Mart’ta tüm Türkiye’de biz çok farklı bir tablo bekliyoruz. Bu seçimlerin ülkemizde özellikle muhalefette gerçek manada bir değişim dalgasını ortaya çıkartacağını inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, konuşmasının ardından Rize’deki belediye başkan adaylarını tek tek yanına çağırarak hemşehrilerine tanıttı, onlar için destek istedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ardından Trabzon’a hareket etmek üzere alandan ayrıldı. – RİZE
]]>Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın, Haber Kasaba gazetesinin canlı yayın konuğu oldu.
Gündeme ve seçim dönemine ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Başkan Çetin Akın, ilk olarak kamuoyu gündemini meşgul eden Turgutlu’daki bir lisede çekilen fotoğrafın ardından sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımla ilgili konuştu. Konuyu tüm yönleriyle ele alan Başkan Akın, şunları söyledi:
“Birkaç veli tarafından okulda böyle bir yapılanmanın olduğu, çocukların da bu yapılanmanın içerisine sokulmak istendiği hatta ısrar edildiği şeklinde ihbarlar gelerek bu konuyu gündeme, sosyal medyaya taşımamızla ilgili çok ciddi talepler oldu. Ancak biz önce konuya biraz daha tedbirli davrandık. Sonrasında bu ısrarlı şikayetler devam ettiği için de Turgutlu Belediye Başkanı olarak hemşehrilerimizin bütün sorunlarıyla ilgilenmek zorundaydım. Okula çocuklarımız öğrenim görmek için gidiyorlar, siyaset yapmak için gitmiyorlar. Bugün bunu Ülkü Ocakları yapar, yarın farklı bir partinin temsilcileri yapar. Biz ‘okulları temiz bırakın, okullara girmeyin’ diyoruz. Okullar bizim kutsalımız, çocuklarımızı güvenle emanet edebilecek olduğumuz mekanlardır. Okullarda siyaset yapılmasına karşıyım. Bizim bayrakla, ezanla, bu vatanın bölünmez bütünlüğüyle bir derdimiz olamaz. Gerçek milliyetçiler görevini en iyi yapanlar, toprağına sahip çıkanlar, haram yemeyenlerdir. Turgutlu’nun bizden önceki dönemde 219 tane malı, toplam 766 bin m2 yeri satıldı. Ben ne yaptım? Bugüne kadar Turgutlu Belediyesi’ne ait hiçbir yer satmadım, 240 bin m2 yeni alan kazandırdım. İşte gerçek milliyetçilik budur. Turgutlu Belediyesi 30 yıl boyunca AK Parti ve MHP’li iktidarlar tarafından yönetildi. Niye bir tane Şehitler Köşesi, Atatürk büstü yoktu burada. Kim yaptı?”
“TURGUTLU’MUZ İÇİN KAYNAK YARATACAK, EKONOMİK, YAPILABİLİR PROJELERLE ÇIKACAĞIZ”
Programda beş yıl boyunca yapılan projeleri anlatan Başkan Çetin Akın, yeni proje ve vaatlerine yönelik ilk kez açıklama yaptı. Turgutlu için kaynak yaratılacak projelerin olduğunu belirten Başkan Akın, şöyle konuştu:
“Söz verip de yapamadığım iki projem var. Bunlar hayvan pazarı ve sokak hayvanları rehabilitasyon merkezi. Bizden önceki yönetimler hayvan pazarının yerini imar planında ayırmışlar. Ancak kamulaştırma bedelleri çok yüksek olan yerler. Biz vatandaşlarımızda görüştüğümüzde o günkü parayla biri 30 milyon, bir diğeri 45 milyon TL civarı para istedi bizden. Bu mümkün değildi, biz ne yaptık? İmar alanları açtığımız yerde belediyemize 70 bin metrekare belediye hizmet alanı kazandırdık ve kamulaştırma bedeli ödemedik. Şu anda hem hayvan pazarı hem sokak hayvanları rehabilitasyon merkezi hem de belediye şantiyemizi taşıyabilmek için yerimiz hazır. Aynı zamanda bir beton santrali ve sıcak asfalt şantiyesi kuruyoruz. Bütün izinler için müracaatımızı yaptık. Hayvan pazarı, sokak hayvanları rehabilitasyon merkezi, beton ve sıcak asfalt şantiyesi kaynak yaratacak, işlerimizi hızlandıracak, kendi ekiplerimizle yapacağımız için müteahhitleri devre dışı bırakabilecek projeler. Hem belediyemizin yaptığı hizmetleri uygun fiyatlarla hem de ürettiğimiz asfaltı, betonu satarak kaynak yaratma planımız var. Allah nasip ederse kazanırsak Turgutlu’ya mutlaka bir tane kız öğrenci yurdu kazandırmak istiyorum. Şartlarımın hepsini zorlayacağım. Yer tespitini de yaptık. Şu anda çok büyük projelerle değil, ekonomik, yapılabilir projelerle çıkacağız. Diğerlerini de seçim sahalarında açıklayacağım.”
BAŞKAN AKIN’DAN ADAYLARA ÖNEMLİ ÇAĞRI
Başkan Çetin Akın, programın sonunda Turgutlu Belediye Başkanlığı adaylarına başarı dileklerini ileterek sağduyu mesajı verdi. Başkan Akın, canlı yayında adaylara önemli bir çağrıda da bulunarak şöyle seslendi:
“Turgutlu Belediye Başkanlığı adaylığı yapan, medeni cesareti göstererek yola çıkan tüm arkadaşlarıma başarılar diliyorum. Bu seçimi feraset içerisinde; birbirimizi üzmeden, kırmadan yalnızca bir siyasi yarış olarak göstererek süreci bu şekilde yönetmeyi diliyorum. Biz siyaseti artık esnetmeli yumuşatmalıyız. Biz hizmet yarışı yapacağız. Birbirimize iftiralar atarak, olmadık şeyler söyleyerek ya da burada çalışan işçileri tehdit ederek farklı şekilde siyaset yapılmamalı. Yerel seçim Ramazan Ayı’na denk geliyor. Soğuk havada insanları sokağa dökmeyelim, aynı zamanda milyonlarca lira harcamayalım. Tüm adaylarla televizyon programına çıkalım. Kim daha iyi yapar, yapamaz bunu konuşalım.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ak Parti Aday Tanıtım Toplantısına katıldı. Burada konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan “İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığımızdan itibaren siyasi hayatımızın her safhasında biz bunlarla karşılaştık, bunlarla mücadele ettik. Bu kibirli cehaletin nerelere varabileceğini 28 Şubat döneminde iktidarımızın ilk yıllarındaki müessif hadiselerde hep birlikte gördük. Samimi bir üzüntüyle ifade etmek isterim ki, bu kirli oyunun siyasetteki en büyük aparatı da maalesef hep CHP oldu. Şimdilerde her ne kadar oy oranları düşük de olsa kimi başka partilerin de bu sinsi oyunda rol almak için adeta can attığını görüyoruz. Her şey değişiyor ama CHP ve şürekasının baş rolünü kimseye bırakmadığı, toplum ve siyaset mühendisliği senaryoları aynı kalıyor. Puslu dönemlerin, kadrolu provokatörlerine yeniden iş başı yaptırılırken 30 yıl öncesinin senaryolarının güncellemeye ihtiyaç dahi duyulmuyor. Yine hayat tarzı, köken, mezhep, inançlar ve semboller üzerinden pis bir oyun oynanmaktadır. Cumhuriyetimiz ve onun kurucu Gazi Mustafa Kemal her zamanki gibi yine istismara, en elverişli malzeme olarak öne sürülüyor. Oysa bu milletin ne Cumhuriyetle ne de Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal’le bir sorunu, sıkıntısı, derdi, problemi vardır. Şunu çok açık ve net ifade etmek istiyorum. Bu kavramların arkasına saklanarak siyaset yapmak, hassasiyet emaresi asla değildir. Tam tersine olur olmaz bahanelerle, yalan yanlış söylemlerle bu yönde yapılan çıkışlar, siyasi tükenmişliğin kirli senaryolarda rol alma gayretkeşliğinin işaretidir. Türkiye bu tuzağa düşmeyecek kadar demokrasisini derinleştirmiş, kalkınmasını ilerletmiş, bölgesi ve dünya ile bütünleşmiş bir ülkedir. Yine de tedbiri elden bırakmadan bu çirkin senaryoları ve oyuncularını izlemeyi gerçek niyetleri ve yüzleri milletimize ifşa etmeyi sürdüreceğiz.” dedi.
“ÖZGÜR EFENDİ’Yİ DE ÖZGÜRLEŞTİRECEĞİZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Her karışı terle ve kanla sulanmış vatan toprakları üzerinde ameliyat yapmaya kalkanlara meydanın boş olmadığını, milletimizin İstiklaline ve İstikbaline sıkı sıkıya sarıldığını göstermek boynumuzun borcudur. Riyad’dan size ekmek çıkmaz. Tişörtleri farklı bir şekilde boyamak, size bir şey kazandırmaz. Samimiyseniz, dürüstseniz bunu ülke genelinde milli ve yerli olarak ifade edin. İpleri emperyalist güçlerin elinde olan terör örgütleriyle, milletimizle ve devletimizle meselesi olan marjinal kesimlerin bize yönelik husumetlerini anlayabiliyoruz. Bunların hepsi de var oluşlarının gereğini yapıyorlar. Bizi üzen ülkemizin ikinci büyük siyasi partisi hüviyetine sahip CHP’nin Türkiye düşmanlığına kuyruk olmasıdır. Açıkçası CHP uzunca bir süredir siyaseten iflas etmiş durumdadır. Ne millete umut verebiliyorlar, ne de proje ve vizyon namına ortaya bir fikir koyabiliyorlar. Bu partinin emanetçi genel başkanı milleti tahkir ve tahrik ederek parti içi iktidar kavgasını unutturmaya, bundan başka hiçbir işe yaramıyor. Özgür Efendi’nin genel başkanlık macerası daha başlamadan vesayet gölgesi altında bitmeye yüz tuttu. İnşallah 31 Mart seçimlerinde sadece şehirlerimizi gerçek belediyecilikle buluşturmakla kalmayacağız, bu seçimlerle elde edeceğimiz zaferle aynı zamanda Özgür Efendi’yi de özgürleştireceğiz” diye konuştu.
]]>