Katırcıoğlu, komisyon tarafından hazırlanan, “6 Şubat 2023 Tarihli Depremlerden Etkilenen Çocukların Durumu ve Çocuklara Yönelik Yürütülen Çalışmaların Değerlendirilmesi” raporuna ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Komisyon Başkanı Katırcıoğlu, 6 Şubat depremlerinin ardından “kriz ortamlarında çocuklar” başlığı altında çalışma alanlarını belirlediklerini ve depremden etkilenen çocukları öncelediklerini anlattı.
İlgili kamu kurum ve kuruluşlarını, bakanlıkları, sivil toplum kuruluşlarını (STK), akademisyenleri, depremzedeleri dinlediklerini belirten Katırcıoğlu, “Sadece dinlemek yetmezdi, sahaya inmemiz lazım. Sahada yapılan uygulamaları, anlatılanların ne kadar yapıldığını, nasıl yapıldığını, eksiklikler var mı, iyi uygulamaları da görelim istedik ama daha önemlisi çocuklarımızla, ailelerimizle bizzat göz göze, yüz yüze olalım, onları dinleyelim istedik.” dedi.
Bu kapsamda geçen yıl aralık ayında bölgeye ilk ziyaretlerini yaptıklarını anlatan Başkan Katırcıoğlu, “Depremin yaşandığı iki büyük ilimizi, Adıyaman ve Kahramanmaraş’ı, arkasından Gaziantep Nurdağı ve Hatay İskenderun’la ilk ziyaretimizi bitirdik. Haziran ayında da Malatya, Elazığ ve Diyarbakır’la inceleme ziyaretlerimizi sürdürdük. Önemli bir rapor çıktığına inanıyoruz. Muhalefet vekilleri de önemli şerhler koymadılar. Kapsamlı, güzel, objektif bir rapor oldu. Bu rapor üzerine de ilgili kesimleri raporun çıkmasını beklemeden süreçte iyileştirmeyi, aksaklıkları düzeltmeye yönelik girişimlerde bulunduk. Hemen bunlar yerine getirildi.” diye konuştu.
“Planlanan dışında, spontane ziyaretler yaptık”
Katırcıoğlu, kendisinin de 17 Ağustos 1999 depremini yaşadığını anlatarak “İyileşiyorsunuz, zaman her şeyin ilacı. Adıyaman’da 30 gün çalıştım. Hemen depremin ikinci günü oradaydım, ‘Biz iyi olacak mıyız? Biz düzelecek miyiz?’ diye soruluyor. ‘Evet düzeleceksiniz ama biraz zamana ihtiyacınız var. Biz sizin yanınızda olacağız. Bakın ben iyileştim.’ demiştik. Büyükler için büyük bir yıkım ama çocuklar için çok daha derin acılar var. Annelerini, babalarını, arkadaşlarını, okullarını, oyuncaklarını ve bütün rutinlerini kaybettikleri bir süreç. Bir çocuğun yaşamaması gereken bir süreç ama böyle bir olayla karşılaştılar.” ifadelerini kullandı.
Adıyaman’a yaptıkları ziyarette TOKİ konutlarının yükselmeye başlamasının içlerini rahatlattığını söyleyen Katırcıoğlu, “Bu 6 il, 2 ilçede yaptığımız ziyaretlerde hiç çadır kent görmedik. Konteyner kentlerin içinde su arıtmalardan elektriklerine kadar, üniversite sınavına hazırlanan çocuklar için kütüphane çalışma ortamları, çocuklar için kreşler, engelliler için her şey düşünülmüş. Sağlık birimlerinde her şey planlanmış. Devlet ve millet buluşmasını orda gördük.” değerlendirmesinde bulundu.
Konteyner kentlerde mahalle kültürünün oluştuğunu anlatan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Çocuk Hakları Alt Komisyonu Başkanı Katırcıoğlu, şöyle devam etti:
“Herkes iç içe, yakın bir alanda. Okul, sosyal alanlar, hastanesi içinde ve konteynerler çok yakın, çok içli dışlı bir mahalle kültürü oluşmuş. Mahalle kültürünün iyileştirici ve toparlayıcı sosyalleşmelerine katkı sağladığını gördük. Bunun iyileştirici gücünü gördük. Gittiğimiz illerde valiliklerimizden brifing aldık. Aldığımız bilgilerin ne kadar uygulandığını görebilmek için planlanan dışında ziyaretler yaptık. Spontane bir konteyner kentin içine girdik. Yolda gördüğümüz ailenin çayını içmek için evine girdik. Özel görüşmeler, konuşmalar yaptık. Bizim gözümüzden kaçan ya da yönlendirme olmasın diye, buralarda da önemli şeylerle karşılaşmadık.”
Raporda yer alan öneriler hakkında da değerlendirmelerde bulunan Katırcıoğlu, “Gençlik ve Spor Bakanlığı gençleri, çocukları alıyor kamplara götürüyor. Deprem bölgesinden başka ortamlara getirerek onların biraz daha o travmatik ortamdan ayırarak bir sosyal ve psikolojik iyileşmeyi sağlamaya çalışıyor. Bunların sürekliliğini ve artarak devam etmesinin öneminin altını çizdik raporumuzda. Milli Eğitim taşımalı eğitim yapıyor, öğretmen kadrolarını arttırmış, okulları hızlıca tamamlamaya çalışıyor. 2025 eğitim ve öğretimini ciddi anlamda hem ders sayısıyla hem de okuluyla bunları devam edecek. Bu devletin elinin orada sürekliliği çok önemli.” dedi.
“Sivil toplum örgüt görünümlü illegal yapıların girişimleri var”
Radiye Sezer Katırcıoğlu, okulların inşa edilmesiyle bir an evvel taşımalı eğitimden normal eğitime dönülmesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti:
“Sivil toplum örgütü görünümü altında olan bazı illegal yapıların bu kaos ortamındaki yaralı çocuklarımıza, gençlerimize yönelik bazı girişimlerinin olduğunu fark ettik. Bunu da zaten hem sahada gördük hem de bize valiliklerin verdiği bilgilerde de vardı. İki türlü olmuş, gerçekten bilinen, akredite olmuş, tanımış, sivil toplum örgütlerinin içine gönüllü olarak sızan PKK terör örgütü ve LGBT gibi kötücül unsurları savunan ve gönüllü adı altında giren kişilerle birlikte oradaki çocuklara ve gençlere yönelik o ortamı suistimal etmeye, istismar etmeye yönelik girişimlerin olduğunu gördük. Aynı zamanda çocuk LGBT’sini savunan, bunun için mücadele verdiğini açık beyan eden sivil toplum örgütlerinin de orada çalışmak istediğini, çocuklarımıza yönelik programlar yapmak istediğini bize söylemişlerdi.”
DEM Parti’nin bu dernekleri savunduğunu ve derneklerin faaliyet göstermesine izin verilmediğine dair şikayette bulunduğunu anlatan Katırcıoğlu, “Biz de sorduk hangi STK’ler olduğunu. İlki Roza, bebek katilinin serbest kalmasını savunan LGBT akımını destekleyen bir sivil toplum örgütü. Böyle bir sivil toplum örgütünün çocuklara yönelik orada olmasının büyük bir tehlike ve tehdit olduğunu ifade ettik. Diğeri de Rengarenk Umutlar Derneği. Direkt sayfasında zaten açık var. Tabii İçişleri Bakanlığımız bu konuda gerekli tedbirleri aldı. Bu sivil toplum örgütleri için gerekli süreçleri, hukuki süreçleri başlattı. Şimdi bu yapılar tabii nerede bir kaos var, nerede bir kargaşa var, bu yapılar bu alanları suistimal etmek istiyor, biliyoruz. Bu anlamda da devletimiz, İçişleri Bakanlığımız, valiliklerimiz çok ciddi tedbirler alıyor.” diye konuştu.
“Acilen bir an önce insanların rutinlerine dönmesi lazım”
Katırcıoğlu, bazı çok küçük sivil toplum örgütlerinin de kendilerini büyük işler yapmış gibi gösterip reklam yaptıklarını söyledi.
Katırcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir an önce insanların rutinlerine dönmesi lazım. O da nedir? Kalıcı konutlara, TOKİ evlerine girmeleri lazım. Bu konuyla ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız Cumhurbaşkanı’mız tarihlerini verdi. Hızlıca bunları yerine getiriyor. Evlerine döndüklerinde içindeki okullarıyla, sosyal donatılarıyla birlikte normal rutinlerine dönecekler ama tekrar altını çiziyorum, hem eğitimlerin aksamaması yönündeki bu sürecin devam etmesi hem de psikososyal desteklere büyük ihtiyaç var. Onların sürekliliği gerekiyor. Yani biraz yaptık 1-2 sene sonrasında bırakmamak gerekiyor. Uzun süre buna devam etmek gerekiyor.”
Afetlere gönüllü olarak hazırlıklı olunması gerektiğini söyleyen Katırcıoğlu, “Gönüllülükle ilgili üniversitelerde ders alan, o programı okuyan gençlerin sahada çok daha başarılı olduğunu gördük. Çocuklarımızın kreşten başlayarak toplumsal meselelere daha duyarlı olabilmek için dezavantajlı gruplarla birlikte yapabilecekleri sosyal sorumluluk projelerinin içinde olmaları gerekiyor.” dedi.
Komisyon Başkanı Katırcıoğlu, öğrencilerin kredi ve ders notuyla gönüllülük programına teşvik edileceğini anlattı.
Katırcıoğlu, AFAD ve Türk Kızılayın yeniden bir gönüllülük çalışması başlatacaklarını kendilerine ifade ettiklerini aktararak “AFAD yetkilileri eğitimleri, organizasyon ve koordinasyon noktasında bir çalışma yapıldığını ifade ettiler. Aynı şekilde Kızılayla da ilgili kendi iç mekanizmalarını yeniden gözden geçiriyorlar ve organizasyon ve koordinasyon noktasında bir çalışma yapıldığını ifade ettiler.” değerlendirmesinde bulundu.
Katırcıoğlu, deprem riskinin çok yüksek olduğu ülkeler Japonya, Şili ve Amerika’da da çocuklara yönelik çalışmaları inceleyeceklerinin altını çizerek bu incelemelerin ardından yasal düzeleme ihtiyacı olması halinde konuyu Meclis gündemine getireceklerini aktardı.
]]>İsrail, camiyi hedef aldı: 10 ölü
GAZZE – İsrail’in 7 Ekim’den beri Gazze Şeridi’ne gerçekleştirdiği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 38 bin 443’e yükseldi.
İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik katliamlarına 281 gündür devam ediyor. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail ordusunun son 24 saatte gerçekleştirdiği saldırılarda 61 kişinin hayatını kaybettiği, 129 kişinin de yaralandığı bildirildi. Saldırıların başladığı 7 Ekim’den bu yana yaşanan can kaybının 38 bin 443’e, yaralananların sayısının ise 88 bin 481’e yükseldiği aktarıldı.
Hamas’tan 71 Filistinlinin öldürüldüğü saldırıya tepki
İsrail ordusunun “güvenli bölge” olarak ilan ettiği ve yerinden edilen sivillerin sığındığı El Mevasi bölgesine saatler önce gerçekleştirdiği saldırıda ise 71 kişi hayatını kaybederken, 289 kişi de yaralandı. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, saldırıda Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’nın lideri Muhammed Deif’in hedef alındığı iddia edildi. Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Ebu Zühri ise Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, söz konusu iddiayı yalanlayarak hayatını kaybedenlerin tamamının sivil olduğunu ifade etti. Zuhri, saldırının İsrail’in ateşkes anlaşmasına varmak istemediğini gösterdiğini söyledi.
Hamas’tan yapılan yazılı açıklamada ise “El Mevasi bölgesindeki katliam, halkımıza yönelik soykırımının bir devamıdır ve bu suça ABD yönetimi doğrudan ortaktır” ifadeleri kullanıldı. Söz konusu saldırının kınandığı belirtilen açıklamada, “Siyonist işgal ordusunun gerçekleştirdiği bu menfur katliam, Han Yunus’un batısında, işgal ordusu tarafından ‘güvenli bölge’ olarak sınıflandırılan ve sivillerin buralara taşınmaya teşvik edildiği bir bölge olan El Mevasi’de gerçekleştirildi. İşgalci savaş uçakları, topları ve insansız hava araçları, yerinden edilenlerin çadırlarını farklı silahlarla ağır ve sürekli hedef alırken, yüzlerce silahsız sivilin şehit olmasına ve yaralanmasına yol açtı. İşgalin, liderlerimizi hedef aldığı yönündeki iddialar asılsızdır. İşgalin Filistinli liderleri hedef aldığı iddiası ilk değildir ve daha sonra bunların yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Bu asılsız iddialar, korkunç katliamın boyutunun örtbas edilmesinden başka bir şey değildir. 80 binden fazla yerinden edilmiş insanın yoğun olarak yaşadığı bir bölgeyi hedef alan katliam, Siyonist hükümetin Filistin halkına yönelik soykırımı sürdürme kararlılığının açık bir göstergesidir. Bu, masum sivilleri hedef almayı durdurma çağrılarına veya onların korunmasını zorunlu kılan herhangi bir savaş kanununa uyulmasına bakılmaksızın, çadırlarda, barınma merkezlerinde ve yerleşim bölgelerindeki silahsız sivillerin tekrar tekrar ve sistematik olarak hedef alınması, onlara karşı en iğrenç suçların işlenmesi yoluyla yapılmaktadır” denildi. ABD’nin sağladığı desteğin, İsrail’in söz konusu suçları işlemesinin önünü açtığı vurgulandı.
İsrail yine sivilleri vurdu: 10 can kaybı
İsrail ordusu, El Mevasi’ye yönelik saldırının ardından Gazze’nin batısındaki Şati Mülteci Kampında öğle namazını kılmak için toplanan sivillerin bulunduğu bir camiyi hedef aldı. Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, 10 kişinin hayatını kaybettiğini, 20 kişinin de yaralandığını aktardı.
]]>Ahmed Ebuduk, kardeşi Mustafa’yı aylardır arıyor.
Aile, Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan Nasır Hastanesi’nin bahçesine sığınmıştı.
Yakında bulunan evlerinin yandığını duyunca emekli ambulans şoförü olan Mustafa ne halde olduğuna bakmaya gitti; ancak bir daha gelmedi.
Ahmed, ellerinden geldikçe her yeri, etraftaki binaları, yıkılan apartmanları ve enkazları aradıklarını anlatıyor.
Aynı zamanda enkazlardan çıkarılan cesetlerin arasında ve toplu mezarlarda da Mustafa’yı aramışlar.
Ahmed, “Halen hastaneye giren her ambulansta onu bulacağımızı düşünüyoruz” diyor.
Hamas yönetimindeki sağlık bakanlığı Gazze’de 35 bin kişinin öldüğünü belirtiyor.
Ancak bu sadece hastanelerde hayatını kaybedenlere dair bir rakam.
Son yedi aydır Mustafa’nın ailesi gibi sevdiklerinin nerede olduğunu bilmeyen çok sayıda kişi var.
Cenevre merkezli Euro-Med İnsan Hakları Gözlemevi, 13 bin kişinin hiçbir iz olmadan ortadan kaybolduğunu belirtiyor.
Bu, siviller ile Hamas savaşçıları arasında ayrım yapmaksızın hesaplanan bir istatistik.
Gazze’nin sivil savunma birimi 10 bin kişinin yıkılan binaların altında kalmış olabileceğini tahmin ediyor.
37 bin ton moloz
Birleşmiş Milletler’e göre Gazze’de 37 bin ton moloz var. Bu molozların altında cesetlerin olduğu gibi patlamamış savaş malzemelerinin de olduğu düşünülüyor; bu da arama ve kurtarma ekipleri için fazladan tehlike yaratıyor.
Gazze’nin sivil savunma birimi, gönüllüleriyle kurtarma çalışmalarını yürütüyor; ancak ellerinde çok basit araç gereçler var ve cesetlere ulaşması kimi zaman çok güç.
Yaz mevsimi yaklaşırken bulunamamış cesetlerin sağlık sorununa yol açmasından da endişe ediliyor.
Abdulrahman Yaghi de akrabalarını enkaz altından çıkarmakta zorlanan kişilerden.
22 Şubat’ta içinde ailesinden 36 kişi varken yıkılan binadan sadece 17 kişinin cesedi çıkarılabilmiş; bulunan vücut parçalarının ise kimliği tespit edilememiş.
Yaghi, “Evdeki çocukların çoğunun cesedini çıkaramadık” diyor.
Bu yüzden de Gazze’nin sivil savunma birimi uluslararası örgütlerden enkazlarda çalışma yapmak için bir an önce yardım talep ediyor.
Aynı şekilde ağır iş makinelerinin aramalarda kullanılmak üzere Gazze’ye sokulması için İsrail’e baskı yapılması talebinde bulunuyor.
Muhammed Ali, İsrail ordusunun okul baskınından beri kayıp
Uluslararası Af Örgütü ise kaybolan kimi kişilerin ailelerinin bilgisi olmadan İsrail ordusu tarafından alıkonulduğunu belirterek, bunu da “zorunlu kaybedilme” olarak tanımlıyor.
Euro-Med İnsan Hakları Gözlemevi, yüzlerce Filistinli’nin İsrail ordusu tarafından yakınlarına haber verilmeden alıkonulduğunu belirtiyor.
İsrail’in de imzacısı olduğu Cenevre Sözleşmesi’ne göre ülkelerin alıkoyduğu sivillerin kimliği ve yerini bildirme yükümlülüğü var.
İsrail, 7 Ekim saldırılarının ardından gözaltı merkezlerine Kızıl Haç’ın uluslararası komitesinin girmesini yasakladı.
Hamas da aynı şekilde İsrailli rehinelerin ziyaret edilmesine izin vermiyor.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, “İsrail Gazze’de tutulan rehinelerle ilgili bilgi edinene kadar Kızıl Haç’ın gözaltına alınan Hamas savaşçılarıyla ilgili bilgi alamayacağını” açıkladı.
Gazze’nin merkezinde Muhammed Ali’nin ailesi de oğullarının “zorla kaybedilenler” arasında olabileceği endişesiyle fotoğrafını ellerinde tutarak bilgiye ulaşmaya çalışıyor.
Aileye bilgi veren bazı görgü tanıkları, Muhammed Ali’nin İsrail ordusu tarafından gözaltına alındığını; en son gördüklerinde canlı olduğunu ancak akıbetinin ne olduğunu bilemeyeceklerini söyledi.
Yoğun bombalamalar sırasında ailenin bir sığınağa saklandığı 23 Aralık tarihinden beri Muhammed Ali kayıp.
Muhammed Ali’nin eşi, İsrailli askerlerin sığınağın olduğu okula girdiğini ve kadınlar ile çocukların terk etmesi emrini verdiğini anlatıyor.
O gece okulda olan tüm erkekler ailelerine geri dönerken Muhammed Ali’nin nerede olduğu halen bilinmiyor.
Hamas’ın kontrolündeki sağlık bakanlığının oluşturduğu bir internet sitesinden aileler kayıplarına dair bildirimde bulunabiliyor.
]]>Kurtulmuş, Fatih Belediyesince Neslişah Sultan Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Sivil Toplum Kuruluşları İftar Buluşması Programı”nda yaptığı konuşmada, kendisinin de bir Fatihli olduğunu belirterek bu iftar sofrasında Fatih’te, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Herkesin Gazze’deki olayları acılar ve hüzünlerle takip ettiğini ifade eden Kurtulmuş, İsrail’in Gazze topraklarındaki saldırılarının ramazanda da durmadan devam ettiğini, bu saldırıların artık bir trajediye dönüştüğünü söyledi.
“Bu yaşadığımız, modern zamanlarda karşılaşılan, soykırım haline dönmüş olan bir vahşettir.” diyen Kurtulmuş, bu vahşetin sadece Binyamin Netanyahu ve hükümetinin ya da siyonist İsrail rejiminin defterine yazılan bir zulüm değil, aynı zamanda bütün insanlık için de bir sınav olduğunu vurguladı.
Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu işe seyirci kalanlar, bu saldırıların arkasında duranlar, kayıtsız şartsız destek verenler ya da lafı eğip bükerek bir şekilde buradan kurtulabileceğini zannedenler kendilerini ortaya koydular. Bu süreç içerisinde dünyanın dört bir tarafında insanlık cephesi diyebileceğimiz, kalbinde vicdani duyguları olan; dini, dili, ırkı, rengi ne olursa olsun bu vahşeti asla kabul etmeyen, kendi ülkelerinin hükümetlerine rağmen meydanlara, sokaklara çıkan, üniversiteleri dolduran, ‘Yeter artık bu zulmü durdurun.’ diyen çok sayıda insaf, vicdan sahibi insan olduğunu gördük. Sokaklarda bu kadar hareketli bir şekilde siyonist rejime karşı büyük bir insanlık duruşu sergilenmesinin arkasında sivil toplum kuruluşlarının, güçlü organizasyonların büyük payı vardır. Bu anlamda ülkemizde de sivil toplum kuruluşlarının her zaman olduğu gibi masumdan ve mazlumdan yana tavır aldığını görüyoruz ve bundan büyük bir memnuniyet duyuyoruz.”
“Dünyada hakkaniyete, adalete dayalı bir sistemin kurulmasından başka hiçbir çıkar yol yoktur”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başladığı 7 Ekim 2023’ten itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, TBMM Başkanı olarak da kendisinin ve arkadaşlarının ana gündeminin Gazze diplomasisi olduğunu anlatan Kurtulmuş, bu süreçte Türkiye’nin tutumunu ortaya koymak, Gazze’de acil bir ateşkes ile insani yardımların yapılması için seferber olduklarını kaydetti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin uluslararası alanda ortaya koyduğu bu gayretli çabalarının karşılığının görülmeye başlandığını hissettiklerini ifade ederek “Artık sözün bittiği bir noktadayız. Bu olaylar bir kere daha teyit etmiştir ki dünyada hakkaniyete, adalete dayalı bir sistemin kurulmasından başka hiçbir çıkar yol yoktur. Çünkü Gazze’de yapılan bu zulme seyirci kalan insanlar değildir, dünyadaki küresel, siyasal sistemdir. Bu sistem çökmüş, zaten çoktan çöp tenekesine atılmıştır. Ancak bu vesileyle siyasal yeni bir yapının ortaya konulabilmesi, yeni bir dünya sisteminin kurulabilmesine ihtiyaç vardır. Bunun için sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye’ye ihtiyaç var.” diye konuştu.
Güney Afrika’nın Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanına başvurusuyla Filistin davasında yeni bir dönemin başladığına işaret eden Kurtulmuş, bu dönem en ağır sorumluluğun Türkiye’nin üstüne düştüğünü belirtti.
Gelecekte belki uzun yıllar sürecek olan mücadelenin üç ana eksenine işaret eden Kurtulmuş, “Bunlardan birisi, Netanyahu ve hükümetinin, siyonist rejiminin uluslararası alanda yalnızlaştırılmasıdır. İkincisi, İslam dünyasının bir kararsızlık içerisinde değil, güçlü bir yapıya kavuşturulması için birliğimizi artıracak çalışmaları ortaya koyabilmektir. Üçüncü alan ise yeryüzündeki bütün hak ve adalet bağlılarını, vicdanı duygularla dolu olan bütün insanları kapsayacak şekilde insanlık cephesini güçlendirmek, tahkim etmektir. Bunlarla ilgili olarak Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarımızın, akademinin, siyaset çevrelerinin birlikte çalışarak bu alanları tahkim etmemiz ve sonuç almamız lazım.” dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, verilen mücadelenin sonunda, başkenti Kudüs olan, 1967 sınırlarında, tam manasıyla toprak bütünlüğü sağlanan bir Filistin devletinin kuruluşunun gerçekleşeceğini vurguladı.
“Sivil toplumun, siyasetin, bilginin gücüyle hep birlikte ilerleyeceğiz”
Son 20-25 yıldır birçok ülkede istikrarsızlığın ortaya çıktığını dile getiren Kurtulmuş, Türkiye’nin yer aldığı coğrafyadaki ülkelerin içinde bulunduğu durumun ana nedenlerinden birinin de güven ve istikrarı kaybetmeleri olduğunu söyledi.
Kurtulmuş, “Türkiye olarak hem güven konusunda hem istikrar konusunda fevkalade emin adımlarla ilerliyoruz. Bunu bozmaya çalışanlara da fırsat vermeyeceğiz. Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak istikrarsızlaşması için çaba sarf edenleri biliyoruz; onlara fırsat vermeyeceğiz, onların Türkiye’yi istedikleri gibi at koşturacakları bir alana çevirmelerine fırsat vermeyeceğiz. Bunun için sivil toplumun, siyasetin, bilginin gücüyle hep birlikte ilerleyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle fotoğraf çektirdi.
]]>BM Güvenlik Konseyinde (BMGK), çatışmada sivilleri koruma başlığı altında Sudan’daki gıda güvencesizliğine ilişkin durum görüşüldü.
Burada üye ülkeleri bilgilendiren BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi Operasyonlar ve Savunma Birimi Direktörü Edem Wosornu, Sudan’da 11 aydır süren çatışmanın siviller üstündeki korkunç etkisine dikkati çekti.
Wosornu, “Bugün, Sudan’da çok büyük etkisi bulunan ve hızla artan gıda güvencesizliğine karşı uyarıda bulunmak için bir araya geldik.” dedi.
Sudan’da siviller ve sivil altyapılara yönelik saldırıların bazılarının, insanlığa karşı suç teşkil edebileceği konusunda uyarı yapıldığını anımsatan Wosornu, Kordofan eyaletinde halkın yüzde 90’ının acil seviyede gıda güvencesizliğiyle karşı karşıya olduğuna dikkati çekti.
Wosornu, insani yardım ortaklarının tahminlerine göre, bölgede gelecek aylarda 220 binden fazla çocuğun açlık nedeniyle hayatına kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.
“18 milyon insan gıda kriziyle karşı karşıya kalma riskinde”
BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Genel Müdür Yardımcısı Maurizio Martina ise özellikle Darfur’da gıda güvencesizliğine ilişkin durumun çok endişe verici olduğuna dikkati çekti.
Açlık krizini çatışmanın tetiklediğinin altını çizen Martina, “Çatışma yeni bölgelere yayılırken gıda güvenliğini etkiliyor. Çatışmanın güneydoğu eyaletlerine yayılması hasat dönemine çok büyük etki ediyor.” uyarısını yaptı.
Martina, Sudan’da yaklaşık 18 milyon insanın gıda kriziyle karşı karşıya kalma riskinde olduğunu ve tarım sisteminin korunmasının şart olduğunu belirtti.
Üye ülkelere tarım faaliyetlerine yardım sağlama çağrısında bulunan Martina, BMGK’nin bu ay Sudan’da ateşkes ve engelsiz insani yardım çağrıları yapılan kararı kabul ettiğini ancak sahada büyük gelişme olmadığını söyledi.
“Zaman daralıyor”
Dünya Gıda Programı (WFP) İcra Direktör Yardımcısı Carl Skau ise bölgede 28 milyon kişinin gıda güvencesizliğiyle mücadele ettiğini bildirdi.
WFP’nin yardım operasyonlarının erişim ve kaynak eksikliği nedeniyle baltalandığını aktaran Skau, sınır ötesi yardım operasyonlarının hem çok pahalı hem de yetersiz olduğunu ifade etti.
Skau, Sudan’daki çatışmanın dünyadaki en büyük yerinden edilme krizini tetiklediğini belirterek, 8 milyon insanın yerinden edildiğini dile getirdi.
“Zaman daralıyor.” uyarısında bulunan Skau, BMGK’nin harekete geçmesi ve Sudan için kabul edilen 2470 sayılı kararın uygulanmasını sağlaması gerektiğini belirterek, böylelikle Sudan ve bölgede açlık krizinin engellenebileceğini söyledi.
Sudan’daki iç savaş
Sudan’da Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan komutasındaki ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), Aralık 2018’deki halk ayaklanması sonrasında yönetimi ele geçirip yaklaşık 30 yıl iktidarda kalan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in Nisan 2019’da devrilmesinin ardından sivillerin katılımıyla oluşturulan hükümette yer almış, 2021’de ise sivil hükümete karşı birlikte darbe düzenlemişti.
Ordu ile HDK’nin, askeri ve güvenlik reformu kapsamında HDK’nin orduya entegrasyonu meselesinde anlaşmazlığa düşmesinin ardından 2023’ün nisan ayı ortasında iç savaş patlak vermişti.
Birleşmiş Milletlere göre, dünyadaki en büyük yerinden edilme vakasının yaşandığı ve dünyadaki “en büyük açlık krizinin” yaşanabileceği uyarısında bulunulan Sudan’da, ordu ve paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki çatışmalarda yaklaşık 14 bin kişi hayatını kaybetti, 8 milyon kişi yerinden edildi.
İç savaş nedeniyle 19 milyon çocuğun okula gidemediği ve nüfusunun yaklaşık yarısına tekabül eden 25 milyon insanın yardıma muhtaç hale geldiği ülkede, Dünya Gıda Programı’nın 5 Şubat’taki son raporuna göre, yaklaşık 18 milyon Sudanlı akut gıda güvensizliği yaşıyor ve bunların 5 milyonu açlığın eşiğinde.
Uluslararası toplumdan gelen ateşkes çağrılarına rağmen Sudan’da taraflar arasındaki çatışmalar ramazanda da sürüyor.
]]>Sullivan, NBC ve CNN’e röportaj verdi. ABD Başkanı Joe Biden’a Refah’taki sivillerin korunmasına ilişkin bir plan sunulmadığını kaydeden Sullivan, ” Gazze’nin diğer tarafında yürütülen operasyonlar nedeniyle küçücük bir alana sıkıştırılmış 1 milyon kişiden bahsediyoruz. Aynı zamanda tüm insani yardım sistemi de burada.” dedi.
“ASKERİ OPERASYON İSTEMİYORUZ”
Sullivan, sivilleri koruyacak, güvenlik, gıda, kıyafet ve barınak sağlayacak bir plan olmadan Refah’ta ilave “askeri operasyon” istemediklerini İsrailli yetkililerle tüm görüşmelerinde açık bir şekilde dile getirdiklerini belirtti. Planı görene kadar Biden’ın İsrail’e silah satışını askıya alma ihtimali bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Sullivan, varsayımda bulunmak istemediğini, görüşlerini İsrail’e net bir şekilde aktardıklarını, bu çerçevede Tel Aviv’in dönüş yapmasını beklediklerini bildirdi.
“ATEŞKES GÖRÜŞMELERİNDE GENEL BİR ANLAYIŞ SAĞLANDI”
Sullivan, Paris’te ABD, İsrail, Mısır ve Katar arasında yürütülen görüşmelerle ilgili ise detaya girmeyeceğini ancak esir takası ve çatışmalara aranın nasıl yürütüleceği konusunda “genel bir anlayış” sağlandığını dile getirdi. Mısır ve Hamas yetkililerinin Katar’da ilave görüşmeler yapacağını aktaran Sullivan, konuya ilişkin nihai anlaşma sağlanması için çalışmaların sürdüğünü ifade ederek, “Bekleyip, göreceğiz.” dedi.
YERİNDE EDİLMİŞ FİLİSTİNLİLERİN SIĞINDIĞI REFAH
Gazze’nin güneyinde Mısır sınırında yer alan Refah şehri, İsrail saldırılarından önce yaklaşık 280 bin Filistinliye ev sahipliği yapıyordu. İsrail’in 7 Ekim’deki saldırıları nedeniyle 2,3 milyon nüfusa sahip Gazze Şeridi’nde 1,9 milyon kişi yerinden oldu. Yerinden edilen Filistinlilerin büyük bölümü, İsrail’in daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği Refah’a sığındı. Kuzey bölgelerden gelenlerle Refah’ın nüfusu 4 katından fazla artarak 1,4 milyona ulaştı. Yeterli konut olmaması nedeniyle Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bir bölümü derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda yaşam mücadelesi veriyor.
İSRAİL’İN REFAH PLANI
İsrail güçleri, Refah kentini sık sık hava saldırılarıyla hedef alıyor. İsrail’in Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak bir yerinin kalmayacağından endişe ediliyor. Netanyahu, 9 Şubat’ta İsrail ordusu ve güvenlik teşkilatına “Refah’a saldırı planı hazırlanması” talimatını vermişti.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
GAZZE’DEKİ CAN KAYBI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 692 Filistinli öldürüldü, 69 bin 879 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 403 Filistinli hayatını kaybetti.
579 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 579 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
24 KASIM’DAKİ ATEŞKES
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
LÜBNAN SINIRI DA HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>