Erdal Sağlam
Uygulanan sıkı para politikası parasal dengelerde olumlu sonuçlarını gösterirken uluslararası rating kuruluşlarının not artırımları da birbiri ardına gelmeye devam ediyor. Moody’s geçtiğimiz hafta sonu 2 puan not artırımı yaparken, şimdi gözler bu hafta yapılacak Merkez Bankası faiz toplantısına çevrildi.
Merkez Bankası yönetiminin aldığı kararlar ve geçen hafta uluslararası kamuoyuna verdiği mesajlar, para politikasındaki sıkı duruşun devam ettirileceğini açık olarak gösterdi. O nedenle önümüzdeki hafta yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında faizlerin yüzde 50’de sabit tutulmasına, neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Faiz indirimi birkaç ay daha beklenmezken, kararın açıklama metninde sıkı duruşun süreceğine ilişkin mesajların da korunacağını tahmin ediyoruz.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, geçen hafta sonu Türkiye’nin kredi notunun “B 3″den “B1″e yükseltildiğini açıklarken. kredi notu görünümünü de “pozitif” olarak korudu. Bu durum önümüzdeki dönem yeni artırımlar yapılabileceğini gösteriyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de sosyal medya hesabından kredi not artışıyla ilgili yaptığı paylaşımda; uygulanan program sayesinde ülke kredi notunu 11 yıl sonra yükselten Moody’s görünümünün pozitif kalmasına dikkat çekti. Ekonomideki dengelenme, azalan dış finansman ihtiyacı, artan uluslararası rezervler ve dezenflasyon sürecinin not artışında etkili olduğunu kaydeden Şimşek, programa duyulan güvenin potansiyel not artışlarını beraberinde getireceğini ifade etti. Zaten Moody’s açıklamasında da sıkı politika duruşunun Türkiye’nin yüksek dış kırılganlığını önemli ölçüde azalttığına işaret edilerek, pozitif görünümün yukarı yönlü risk dengesini yansıttığı kaydedildi.
Moody’s açıklamasında kredi notunun B1’e yükseltilmesinin temel itici gücünün yönetimdeki gelişmeler, özellikle ortodoks para politikasına kararlı ve giderek daha iyi oturan geri dönüş olduğunun altı çizildi. Merkez Bankası’nın para politikasının kredibilitesini hızla artırdığı, bunun TL’ye olan güvenin yeniden tesis edilmesine yardımcı olduğu belirtilirken, bu durumun enflasyonist baskıların gelecek aylarda ve 2025’e doğru önemli ölçüde hafifleyeceğine dair kendilerine daha fazla güven verdiği belirtildi.
“Merkez Bankası şahin tutumunu sürdürüyor”
Bu arada Merkez Bankası yönetimi, hem kamuoyuna verdiği mesajlarla hem de aldığı kararlarla enflasyonla mücadelede şahin tutumunu göstermeye devam ediyor. Başkan Fatih Karahan geçen hafta uluslararası medyaya verdiği mesajlarda, Haziran ayı enflasyon oranının düşük çıkmasına rağmen, sadece bir aylık verilere göre hareket edemeyeceklerini söyledi. Rezervlerde yaşanan önemli artışları hala yetersiz olarak nitelendiren Başkan Karahan, bir yandan da beklentilerin sadece bu yılki enflasyon hedefine değil, önümüzdeki yıla ilişkin enflasyon hedefine de yakınsaması gerektiğini belirtti. Karahan, faiz indirim kararını ancak bu görüldükten sonra verebileceklerini ifade etti.
Merkez Bankası yönetiminin bu şahin tavrı, önümüzdeki hafta yapılacak faiz toplantısında indirim yapma ihtimalini de iyice azaltmış görünüyor. En azından Ekim’e kadar bir faiz indirim kararı verilmesi beklenmiyor. Büyük ihtimalle o döneme gelindiğinde piyasaların enflasyon beklentilerine bakılarak indirimin zamanlamasına karar verilecek.
Bu arada önümüzdeki hafta TBMM’de vergi paketinin görüşülmesine devam edilecek. Uzun zamandır hazırlıkları yapılan vergi paketi Bakan Mehmet Şimşek’in planladığı kadar kapsamlı olamadı. AKP ve hükümetten gelen baskılar üzerine bazı önemli maddelerin paketten çıkarıldığına şahit olduk. Bu kapsamda asgari işçi emekli maaşlarının da 10 bin TL’den 12 bin 500 TL’ye çıkarılmasına ilişkin madde vergi paketi kapsamına dahil edildi. Vergi düzenlemelerinin yer aldığı yasanın çıkmasıyla birlikte, kök maaşı düşük kalan emeklilerin de Temmuz ara zammından yararlanması mümkün olabilecek.
Vergi paketinin, enflasyon beklentilerinin düzelmesinde, dolayısıyla buna bağlı ileride verilecek faiz kararlarında etkili olması planlanıyor. Çünkü Bakan Şimşek, bütçe açığının milli gelire oranının bu yıl yüzde 5, 2025 için yüzde 3’e düşürülmesini amaçlıyor. Parasal tedbirlerin yanında, özellikle bütçe açığını azaltacak bu tedbirlerin önümüzdeki döneme ilişkin enflasyon beklentilerinin oluşmasında etkili olması bekleniyor.
Önümüzdeki hafta sonunda TBMM’nin, artık çalışmalarını tamamlayarak tatile girmesi bekleniyor. Ancak ekonomi yönetiminin kısa bir tatilden sonra yeniden çalışmaya başlaması gerekecek. Çünkü orta vadeli program hedeflerinin Eylül’de tamamlanıp, bu kapsamda yeni bütçe tasarısının hazırlanması gerekecek.
Özetle; parasal sıkılık devam ediyor ama enflasyonun tek haneli hedefe uluşması için yapılacak daha çok fazla iş var. Bu nedenle yeni tedbirlerin alınması ve sıkı duruşun uzun süre daha devam ettirilmesi gerekeceği ortada. Bu noktada da vergi paketinde karşı karşıya kaldığımız, yürütülen programa karşı siyasi direncin önümüzdeki dönem nasıl bir şekil alacağı önemli olacak.
]]>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Finansal İstikrar Raporu’nu yayımlandı. Rapordan, Merkez Bankası’nın, TL likiditesini yönetmek ve parasal aktarımı güçlendirmeye yönelik uygulamaları devreye alarak esas araç olan politika faizinin etkinliğini artırmayı amaçladığı belirtildi.
ENFLASYON BEKLENTİLERİ ÜZERİNDE OLUMLU ETKİ
Sıkı para politikasını destekleyen bu uygulamalar sonucunda politika faizinden kredi ve mevduat faizlerine aktarımın güçlendiği ve finansal koşullardaki sıkılık düzeyinin arttığı ifade edildi.
Raporda, “Ayrıca enflasyon gerçekleşmeleri ve beklentilerine kıyasla mevduat faizlerinin geldiği seviye TL finansal varlıkların cazibesini artırmıştır. Finansal koşullardaki sıkılaşmanın, dolarizasyonun azalmasına katkı sağlaması, tüketim yerine tasarrufun özendirilerek enflasyon ve enflasyon beklentileri üzerinde olumlu etki yaratması beklenmektedir” denildi.
“FİNANSAL İSTİKRARI SÜRDÜRECEK ADIMLARI ATMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
TCMB Başkanı Fatih Karahan, önümüzdeki dönemde piyasa mekanizmasının etkinliğini artıracak ve makro finansal istikrarı sürdürecek adımların atılmaya devam edileceğini söyledi.
Başka Karahan, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası olarak finansal istikrara ilişkin tüm gelişmeleri yakından takip etmekte ve Finansal İstikrar Raporumuzun bu sayısı ile son gelişmeleri özetleyerek kamuoyu ile paylaşmaktayız. Enflasyonla mücadele kapsamında uygulamakta olduğumuz sıkı para politikasına ek olarak parasal aktarım mekanizmasını desteklemek amacıyla aldığımız makroihtiyati önlemler de finansal koşulların sıkılaşmasına katkı vermektedir. Makroihtiyati çerçevenin sadeleştirilmesi kapsamında menkul kıymet tesisi uygulamasını yürürlükten kaldırırken, kur korumalı mevduattan kademeli çıkış politikamızı sürdürmekteyiz” dedi.
YABANCI PARA KREDİLERİNDE BÜYÜME
Önümüzdeki dönemde de piyasa mekanizmasının etkinliğini artıracak ve makro finansal istikrarı sürdürecek adımların atılmaya devam edileceğini ifade eden Karahan, şunları söyledi:
“Sıkı para politikası duruşumuz ve makro ihtiyati politikalar finansal piyasalara hızlı ve etkili bir şekilde yansımaktadır. Türk lirası kredi faizlerinin geldiği seviye iç talepteki dengelenme sürecine katkı verirken, yabancı para kredilerde son dönemde büyüme göze çarpmaktadır. Yabancı para kredilerin gelecek seyrinin finansal sistemde oluşturabileceği riskleri azaltmak amacıyla bu kredileri de büyüme sınırı düzenlemesine dâhil ettik.
MEVDUAT FAİZLERİNİN SEVİYESİ TÜRK LİRASINA OLAN İLGİYİ ARTIRIYOR
Türk lirası mevduat faizlerinin seviyesi tasarrufları teşvik ederek Türk lirasına olan ilgiyi artırmaktadır. Bunun bir yansıması olarak kur korumalı hesaplarda düşüş sürerken, nisan ayından itibaren yabancı para mevduat hesaplarında kayda değer bir gerileme gözlenmiştir. Bu gelişmeler sonucunda, mevduat kompozisyonunda Türk lirasının payı önemli ölçüde artmıştır.
Bu süreçte politikalara artan güven ve olumlu beklentilerle birlikte ülke risk priminde de belirgin bir iyileşme kaydedilmiştir. Reel sektör ve bankacılık sektörü vadesi gelen dış borçlarını yüksek oranlarda yenilemiştir. Finansal koşullardaki sıkılaşmanın bankacılık sisteminin aktif kalitesine yansıması ise sınırlı olmuştur. Bankacılık sisteminin güçlü likidite ve sermaye yapısı, finansal istikrarın sürmesine katkı sağlamaya devam edecektir.
Finansal istikrara ilişkin güncel görünüm ve risklere yönelik hazırlanan analiz ve değerlendirmelerin yer aldığı Finansal İstikrar Raporumuzun 38’inci sayısının tüm okuyucular için faydalı olmasını dilerim.”
]]>NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, yılın 2. Enflasyon Raporu toplantısında; “25 m3 bedelsiz doğal gaz kullanımı düzenlemesinin sona ermesi, mayıs ayında aylık enflasyonu 0,7 puan yukarı yönlü etkileyecektir. Bunun yanı sıra, olumsuz baz etkisiyle enflasyon mayıs ayında zirveye ulaşacaktır. Böylece, geçiş döneminin sonuna gelmiş olacağız” dedi. Karahan, “Başta kırmızı et olmak üzere, gıda fiyatlarında süregelen yüksek artışlar da lokanta-otel fiyatlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu doğrultuda, hizmet enflasyonu aylık bazda yavaşlamakla birlikte, yüksek bir seyir izlemektedir” diye konuştu.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, yılın 2. Enflasyon Raporu’nu bugün Ankara’da açıkladı. Buna göre; Merkez Bankası, 2024 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 36’dan yüzde 38’e çıkardı. Merkez Bankası, 2025 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 14, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini ise yüzde 9’da sabit tuttu.
Karahan’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“Sıkı para politikamız talebi dengeleyecek, tasarrufları teşvik edecektir. Bunun sonucunda negatif düzeylere düşecek olan çıktı açığı, dezenflasyon sürecinin önemli bir bileşeni olacaktır. 2023 yılının ikinci yarısında reel olarak ihracat artarken, ithalat azalmış, dış ticaret dengesi iyileşmiştir. Bu dengelenmenin 2024 yılının ilk çeyreğinde devam ettiğini ve cari açığın milli gelire oranının yüzde 3’ün altına gerilediğini tahmin ediyoruz. 2024 yılı ikinci yarısında, parasal aktarımın gecikmeli etkisiyle, iç talepte zayıflama olacağını ve bu sayede cari dengedeki iyileşmenin devam edeceğini öngörüyoruz.
“SON ÜÇ AYDA ENFLASYON YÜKSEK BİR SEYİR İZLİYOR”
Tüketici enflasyonu, 2023 yılı son çeyreğinde ve 2024 yılı ocak ayında tahmin aralığının orta noktasına yakın seyretmişti. Yıllık enflasyon, son dönemde yukarı yönlü bir seyir izlemiştir. Enflasyonun, 2024 yılının ilk yarısına kadar artmasını öngördüğümüzü tüm politika metinlerimizde, sunumlarımızda ve Enflasyon Raporlarımızda sizlerle paylaşmıştık. Ancak, son üç ayda, enflasyonun öngörülerimizden de yüksek bir seyir izlediğini görüyoruz. Nitekim, tüketici enflasyonu nisan ayını yüzde 69,8 ile bir önceki Enflasyon Raporu’nda sunduğumuz tahmin aralığının 0,9 puan üzerinde tamamlamıştır. Daha önceki iletişimimizde enflasyon gelişmelerini takip ederken sadece yıllık göstergeleri değil, aylık enflasyonun ana eğilimini de yakından takip ettiğimizi vurgulamıştım.
“SON 3 AYDA GIDA FİYATLARI ARTTI, ÖZELLİKLE KIRMIZI ET”
Son üç aylık dönemde gıda fiyatlarında güçlü artışlar gerçekleşmiş, özellikle kırmızı et fiyatları bu gelişmede öne çıkmıştır. 12 ve 24 ay sonrası enflasyon beklentileri gerilerken, yıl sonu beklentileri, Enflasyon Raporu tahminlerimizin üzerinde seyretmiştir. Öngörülerimizin aksine, yılın ilk çeyreğinde toplam talep koşulları güçlü seyretmiş, kredi kullanımında artış gerçekleşmiştir. Reel ücretlerdeki artış yurt içi talep koşullarını destekleyen bir unsur olmuştur.
“YILLIK ENFLASYON TEMEL MAL GRUBUNDA YÜZDE 97”
Ana gruplar bazında incelediğimizde, son dönemde hizmetler grubundaki fiyat artışlarının, diğer gruplara kıyasla daha güçlü olduğunu görüyoruz. Nisan ayı itibarıyla yıllık enflasyon temel mal grubunda yüzde 57 civarındayken, hizmet grubunda yüzde 97’dir. Hizmet sektörüne ait yayılım endeksi tarihsel eğiliminin üzerinde seyrederek, fiyat artışlarının sektör geneline yayılmaya devam ettiğine işaret etmektedir.
“GIDADAKİ YÜKSEK ARTIŞ LOKANTA-OTEL FİYATLARINI OLUMSUZ ETKİLİYOR”
Sektörün emek-yoğun yapısı kısmen bu gelişmeyi açıklarken, geçmiş enflasyona endeksleme davranışının etkisi, özellikle yönetilen-yönlendirilen kalemler, kira, sağlık ve eğitim hizmetleri üzerinde hissedilmiştir. Bu hizmet kalemleri, şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin uzun bir süreye yayılmasına neden olmaktadır. Ayrıca, başta kırmızı et olmak üzere, gıda fiyatlarında süregelen yüksek artışlar da lokanta-otel fiyatlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu doğrultuda, hizmet enflasyonu aylık bazda yavaşlamakla birlikte, yüksek bir seyir izlemektedir.
“KONUT FİYATLARINDAKİ ARTIŞ YAVAŞLADI”
Enflasyondan korunma saiki ile artan talep ve depremin yol açtığı arz-talep dengesizlikleri konut fiyatlarında yüksek oranlı artışlara sebep olmuştu. Söz konusu gelişmelerin etkileri, kiralara gecikmeli ve belirgin bir şekilde yansımaktadır. Parasal sıkılaştırma sonrasında ise, konut fiyatlarındaki artış hızı önemli ölçüde yavaşlamıştır. Konut fiyatlarının artış eğilimi tüketici enflasyonundaki eğilimin altında seyretmektedir. TCMB bünyesinde yapılan çalışmalar, diğer unsurların yanı sıra konut fiyatları değişiminin, kira enflasyonunu aynı yönde etkilediğine işaret etmektedir. Dolayısıyla, konut fiyatlarındaki yavaşlamanın, ilerleyen dönemde gecikmeli olarak kira artışını sınırlayabileceğini değerlendiriyoruz.
“PİYASA BEKLENTİLERİYLE ARA HEDEFLERİMİZ ARASINDAKİ FARK KAPANACAK”
Enflasyonda yaşanan yukarı yönlü sürprizlerin de etkisiyle beklenti eğrisinin şubat ve mart aylarında yukarıya kaydığı gözlenmiştir. Mart ayındaki parasal sıkılaştırma sonrasında ise bu eğilim sona ermiştir. Birinci çeyrekte anket katılımcıları 3,8 puanlık yukarı yönlü enflasyon sürprizi yaşamış, ancak yıl sonu enflasyon beklentilerini 2,1 puan ile daha sınırlı bir oranda güncellemiştir. Mevcut durumda, beklentiler, bir önceki Enflasyon Raporundaki yıl sonu enflasyon tahminimize üç ay gecikmeyle gelineceğine işaret etmektedir. Ayrıca tüketici eğilim anketi mikro verileri, tüketicilerin enflasyon beklentilerinin de seviyesi yüksek olmakla birlikte, son dönemde bir miktar düşüş kaydettiğini göstermektedir. Kararlarımızın enflasyon beklentilerinde iyileşme sağlayacağını ve piyasa beklentileriyle ara hedeflerimiz arasındaki farkın kapanacağını öngörüyoruz.
“PİYASADAN 1 TRİLYON TL’DEN FAZLA LİKİDİTE ÇEKTİK”
KKM kur farkı ödemelerinin ve 2023 son çeyreğinde artan TCMB taraflı swap bakiyesinin yol açtığı likidite fazlasını sterilize ettik. Zorunlu karşılıklarda yaptığımız artışlarla piyasadan 1 trilyon TL’den fazla likidite çektik. Likidite fazlasının sterilizasyonu için aralık ayında TL depo alım ihalelerine başladık. Sistemde ortaya çıkan geçici likidite fazlasını depo alım işlemleriyle sterilize ediyoruz. Likidite gelişmelerini yakından takip ederek, sterilizasyon araçlarını gerektiğinde etkin bir şekilde kullanacağız. Parasal sıkılaştırmamız finansal piyasalara hızlı ve güçlü şekilde yansımaktadır.
“KKM PAYI YÜZDE 26’DAN YÜZDE 14’E GERİLEDİ”
Nisan ayında TL mevduat 539 milyar TL artarken, parite etkisinden arındırılmış yabancı para mevduat ve kur korumalı mevduat, sırasıyla 6,2 milyar dolar ve 19 milyar TL azalmıştır. Böylece, son 8 ayda, Türk lirası mevduat payı yaklaşık yüzde 32’den yüzde 44’e yükselirken, Kur Korumalı Mevduatın payı yüzde 26’dan yüzde 14’e gerilemiştir. Para politikası duruşumuz ve uygulamakta olduğumuz makroihtiyati çerçeve, TL mevduata geçiş eğilimine katkı vermeye devam edecektir.
“GIDA FİYATLARINI 1 PUAN, ENFLASYON TAHMİNİNİ 2 PUAN ARTIRDIK”
Dış talebe ilişkin varsayımlarımızı 2024 yılı için sınırlı bir miktar yukarı yönlü güncelledik, 2025 yılı için ise sabit tuttuk. Petrol ve emtia fiyatlarındaki görünüm çerçevesinde, 2024 ve 2025 yıllarına ilişkin ham petrol ve ithalat fiyatları varsayımımızı yukarı yönlü güncelledik. Son dönemde gıda fiyatlarındaki görünümü göz önünde bulundurarak, gıda fiyatları varsayımımızı 2024 yılı için yaklaşık 1 puan artırdık. Orta vadeli tahminler oluşturulurken, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar, para politikasındaki sıkı duruşun sürdürüleceği ve ekonomi politikalarındaki eşgüdümün korunacağı bir görünüm esas alınmıştır. Bu çerçevede, 2024 yıl sonu enflasyon tahminini 2 puan yukarı güncelleyerek yüzde 38’e çektik. 2025 ve 2026 tahminlerini sırasıyla yüzde 14 ve yüzde 9 seviyesinde koruduk. Orta vadede ise enflasyonun yüzde 5’te istikrar kazanmasını hedefliyoruz. Tahmin aralıklarının alt ve üst noktaları da 2024 yılı için yüzde 34 ve 42, 2025 yılı için ise yüzde 7 ve 21’e tekabül etmektedir.
“DOĞAL GAZ DÜZENLEMESİ MAYIS ENFLASYONUNU 0,7 PUAN ETKİLEYECEK”
25 m3 bedelsiz doğal gaz kullanımı düzenlemesinin sona ermesi, mayıs ayında aylık enflasyonu 0,7 puan yukarı yönlü etkileyecektir. Bunun yanı sıra, olumsuz baz etkisiyle enflasyon mayıs ayında zirveye ulaşacaktır. Böylece, politika iletişiminde sıklıkla vurguladığımız geçiş döneminin sonuna gelmiş olacağız. Para politikasındaki kararlı duruşumuz, yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerindeki düzelme vasıtasıyla aylık enflasyonun ana eğilimini düşürecektir. Böylelikle, yılın geri kalanında enflasyonun istikrarlı olarak gerileyeceği dezenflasyon dönemine gireceğiz.
“TALEP KOŞULLARI DİRENÇLİ SEYREDİYOR”
Bu dönemde, olumlu yöndeki baz etkileri ve daha önemlisi enflasyonun ana eğilimindeki düşüşün devamı etkili olacaktır. Mevsimsellikten arındırılmış ortalama aylık enflasyonun yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 2,5 civarına, son çeyrekte ise yüzde 1,5’in bir miktar altına gerileyeceğini öngörüyoruz. Sıkı parasal duruşun sürdürülmesi ve hizmet enflasyonundaki katılığın zayıflamasıyla, enflasyonun ana eğiliminde gerileme 2025 yılında da devam edecektir. 2024 yılı tahmin güncellemesinin nedenlerine bakacak olursak, yılın ilk çeyreğindeki makroekonomik gelişmelerin belirleyici olduğunu görüyoruz. Dirençli seyreden talep koşulları nedeniyle yılın ilk yarısında çıktı açığının önceki rapor öngörülerine göre daha yukarıda olacağını tahmin ediyoruz. Sıkı para politikası ve maliye politikasının eşgüdümünün katkısıyla, iç talepteki dengelenme süreci devam edecektir. Bu görünüm altında, çıktı açığı tahmini güncellememiz 2024 yılı enflasyon tahminimizi 0,4 puan artırıcı yönde etkilemiştir.
“ENFLASYONUN ANA EĞİLİMİ ÖNGÖRÜLERİMİZDEN YÜKSEK”
Türk lirası cinsi ithalat fiyatları, gıda enflasyonu ve yönetilen yönlendirilen fiyat varsayımlarımızdan gelen toplam etkiyi -0,2 puan olarak hesaplıyoruz. Son dönemde, enflasyonun ana eğilimi öngörülerimizden daha yüksek gerçekleşmiştir. Sıkı para politikası duruşu ve politika eşgüdümü başlangıç koşullarındaki bu bozulmayı kısmen telafi edecektir. Bu sayede, ana eğilimin yıl sonu enflasyonuna etkisinin 1,8 puan ile sınırlı kalacağını tahmin ediyoruz.
“MART AYINDA ATTIĞIMIZ ADIMLAR TALEBİ ZAYIFLATACAK”
Para politikasındaki sıkı duruşumuzu fiyat istikrarı sağlanana kadar kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu süreçte iki ana koşul gözeteceğiz. Birincisi, aylık enflasyonun ana eğiliminin, belirgin ve kalıcı bir düşüş göstermesidir. Bu kapsamda, ana eğilim, iç talep, ithalat ve finansal koşullara ilişkin göstergeleri yakından izliyoruz. İkincisi ise, enflasyon beklentilerinin öngörülen tahmin aralığına yakınsamasıdır. Bu çerçevede, geniş kapsamlı enflasyon beklentisi göstergelerini takip ediyoruz. Mart ayında attığımız adımların etkisiyle finansal koşullar önemli ölçüde sıkılaşmıştır. Bu durumun etkisini krediler üzerinde görmekteyiz. Önümüzdeki dönemde bunun talebi zayıflatacağını, fiyatlama davranışlarına olumlu yansıyacağını ve dezenflasyon sürecini güçlendireceğini öngörüyoruz. Bu süreçte, maliye politikalarının katkısı ve yönetilen-yönlendirilen fiyatların eşgüdüm halinde belirlenecek olması, dezenflasyon sürecini destekleyecektir.
“ENFLASYONU DÜŞÜRMEK İÇİN NE GEREKİYORSA YAPACAĞIZ”
Aylık enflasyonun ana eğiliminde, belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri, öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz. Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise, para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız. Haziran’dan itibaren yaşayacağımız dezenflasyon sürecinde, enflasyonu, belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz.”
(SÜRECEK)
]]>
Şimşek, Uluslararası Para Fonu (IMF)- Dünya Bankası Bahar Toplantıları kapsamında düzenlenen ” Türkiye: Değişken Küresel Ekonomide İleriye Doğru Gitmek” başlıklı etkinlikte konuştu.
Yurt içinde en büyük zorluğun yüksek enflasyon olduğunu yineleyen Şimşek, fiyat istikrarını sağlamanın ve enflasyonu tek haneye indirmenin en büyük öncelikleri olduğunu söyledi.
Şimşek, mali disiplinin sağlanmasının da bir diğer önemli hedef olduğunu, dezenflasyon sürecinin kamu maliyesi desteği gerektirdiğini aktardı.
Bakan Şimşek, rekabetçiliğin ve üretkenliğin artırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi, iklim değişikliği ile mücadele, yeşil ve dijital dönüşüm gibi alanlara yönelik kapsamlı bir yapısal reform programlarının olduğunu anlattı.
Küresel borçlanmanın önemli bir sorun olduğuna da dikkati çeken Şimşek, Türkiye’nin bu anlamda daha iyi bir konumda olduğunu ancak yurt içinde fiyat istikrarının bir numaralı zorluk olduğunu kaydetti.
“Para politikasında sadeleşme ve normalleşme süreci devam ediyor”
Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zaferiyle sonuçlarının başkanlık seçimlerinin ardından ekonomi politikasında rotanın düzeltilmesine ihtiyaç olduğunu belirten Şimşek, yeni ekonomi ekibinin oluşturulması sonrası 3 yıllık kapsamlı bir programın hayata geçirildiğini dile getirdi.
Şimşek, programın temel dayanaklarından birinin para politikasının normalleşmesi olduğunu kaydederek, para politikasında sadeleşme ve normalleşme sürecinin devam ettiğini aktardı.
Programın bir diğer bileşeninin ise kamu maliyesi disiplinin yeniden sağlanması olduğuna işaret eden Şimşek, enflasyonu düşürmek için Merkez Bankası’na daha fazla destek sağlamak amacıyla mali duruşu sıkılaştırmaları gerektiğini dile getirdi.
Şimşek, programın bir başka bileşenin de yapısal reformlar olduğunu belirterek, kaynakları daha verimli alanlara yönlendirmek istediklerini ifade etti.
“Uluslararası yatırımcıların güvenini yeniden kazandığımızı düşünüyorum”
Sağlam politikalar ve yapısal reformların birleşiminin yatırımcıların güveninin yeniden kazanılmasına yardımcı olacağını vurgulayan Şimşek, “Geçen yıl programının ömrü konusunda pek çok soru işareti vardı. Ancak son birkaç gündür yatırımcılarla olan görüşmelerime dayanarak size şunu söyleyebilirim ki bu sorular ortadan kalktı. Sorular artık daha çok makro konularla ilgili.” dedi.
Şimşek, “Uluslararası yatırımcıların güvenini yeniden kazandığımızı düşünüyorum. Bu durum kredi risk primindeki (CDS) önemli düşüşe de yansıyor.” diye konuştu.
Orta Vadeli Program’da (OVP) enflasyonun bu yıl yüzde 36’ya gelecek yıl yüzde 14’e ve 2026’da tek haneli rakamlara düşmesinin beklendiğini anımsatan Şimşek, “İddialı olsa da bu hedeflerin ulaşılabilir olduğunu düşünüyoruz çünkü desteklenen sıkı bir para politikamız var. Deprem harcamalarını dışarda tuttuğumuzda, uluslararası standartlara göre sıkı bir maliye politikamız da var. İlerleme var, sonuçları göstermek için zamana ihtiyacımız var.” dedi.
“Kamu harcamalarında verimli alanlar önceliklendirilecek “
Şimşek, cari açığın düştüğünü, bütçe açığının daralacağını ve para politikasının tamamen işlevsel hale geleceğini vurguladı.
Enflasyondaki zorluklara değinen Şimşek, gelişen piyasalarda özellikle de Türkiye’de para politikası aktarım mekanizmasının istenildiği kadar etkili olmadığını düşündüğünü ve bunun güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını söyledi.
Şimşek, selektif kredi sıkılaştırması ile niceliksel sıkılaştırmaya gittiklerine işaret ederek, geleneksel sıkılaştırmanın sınırları olduğunu anlattı.
Maliye tarafında, geçen yıl düzenlemelerin çoğunun vergi artışlarıyla, yani gelir yönüyle ilgili olduğunu anımsatan Şimşek, “Bu yıl harcamaları incelemeye başladık. Harcama kontrolüne ve olası harcama kesintilerinin ne olabileceğine, aynı zamanda harcamalarda verimli alanların önceliklendirilmesine bakıyoruz.” diye konuştu.
Şimşek, isteğe bağlı olmayan harcamalar söz konusu olduğunda, genellikle gelişmekte olan piyasaların çoğunun bütçelerinde sınırlı yer olduğunu anlattı.
Harcamaların kontrol edilmesine dair bir beklenti olduğunu dile getiren Şimşek, “Biz de bunu gerçekleştireceğiz, harcamaları mümkün olduğu ölçüde kontrol edecek ve kesintiye gideceğiz.” dedi.
?”Bir maliye bakanının para politikası duruşu hakkında yorum yapması uygun olmaz”
Parasal sıkılaşma döngüsünün bitip bitmediğine ilişkin bir soruya Şimşek, “Bir maliye bakanının para politikası duruşu hakkında yorum yapması uygun olmaz. Bir ekonomist olarak elbette kendi görüşlerim var ama bunu ifade etmek doğru olmaz.” yanıtını verdi.
Moderatörün “Yani merkez bankasının bağımsızlığına saygı gösteriyorsunuz” demesi üzerine ise Şimşek, “Kesinlikle.” dedi.
?”Yeşil dönüşüm bir zorunluluk”
İklim değişikliğinin önemli bir sorun olduğuna değinen da Şimşek, Türkiye açısından yeşil dönüşümün bir tercih değil zorunluluk olduğunu kaydetti.
Şimşek, ülkenin enerjide büyük ölçüde ithalata bağımlı olduğunun altını çizerek, bu alanda daha az bağımlılık olsaydı Türkiye’nin cari fazla verebileceğini anlattı.
Avrupa’nın karbon vergisi planına da işaret eden Şimşek, “Birkaç sektörle başlayacaklar ama sonunda muhtemelen genişletecekler. Dolayısıyla buna hazırlıklı olmamız gerekiyor. Bu nedenle karbon ayak izini azaltmanın, daha fazla yenilenebilir enerjinin hayata geçirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
Öte yandan Şimşek, Orta Doğu’da yaşananların “endişe verici” olduğunu belirterek, kurallara dayalı sisteme ve uluslararası insani hukuka saygının açıkça zayıf olduğunu düşündüğünü kaydetti.
Jeopolitik gerilimler söz konusu olduğunda, doğrudan işin içinde olunmasa da yüksek enerji fiyatları gibi etkileri olduğuna dikkati çeken Şimşek, Türkiye’nin 2022’de enerji ithalatının 97 milyar dolar düzeyinde olduğunu hatırlattı. Şimşek, çatışmaların belirsizlik yaratması nedeniyle risklerin daha yüksek olma eğiliminde olduğunu ifade ederek, bölgenin barış ve refaha ihtiyacı olduğunu söyledi.
Ticarette parçalanma ve korumacılığın kimsenin çıkarına olmadığını dile getiren Şimşek, dünyanın kurallara dayalı, kapsayıcı ve adil bir düzene dönmesi gerektiğini ifade etti.
]]>“ENFLASYONDA BOZULMA GÖRÜLÜRSE SIKILAŞTIRMAYA GİDİLECEK”
Merkez Bankası, enflasyonun öngörülenden yüksek geldiğine dikkat çekerken, yurt içi talepte dirençli seyrin sürdüğüne işaret etti. Bankadan yapılan açıklamada, “Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır” ifadesi kullanıldı. Kurul, önceki toplantısında faiz oranını yüzde 45 düzeyinde sabit bırakmıştı.
MERKEZ BANKASI’NDAN YAZILI AÇIKLAMA
TCMB’den yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı; “Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 45’ten yüzde 50 düzeyine yükseltilmesine karar vermiştir. Kurul ayrıca, operasyonel çerçevede değişikliğe giderek, Merkez Bankası gecelik vadede borçlanma ve borç verme oranlarının bir hafta vadeli repo ihale faiz oranına kıyasla -/+ 300 baz puanlık bir marj ile belirlenmesine karar vermiştir.
“TALEPTE DİRENÇLİ SEYİR SÜRÜYOR”
Şubat ayında aylık enflasyonun ana eğilimi, hizmet enflasyonu öncülüğünde, öngörülenden yüksek gerçekleşmiştir. Tüketim malı ve altın ithalatı yavaşlayarak cari dengedeki iyileşmeye katkı verirken, yakın döneme ilişkin diğer göstergeler yurt içi talepte dirençli seyrin sürdüğüne işaret etmektedir. Hizmet enflasyonundaki katılık, enflasyon beklentileri, jeopolitik riskler ve gıda fiyatları enflasyon baskılarını canlı tutmaktadır. Kurul, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının öngörüler ile uyumunu ve ücret artışlarının enflasyon üzerindeki etkilerini yakından takip etmektedir.
FAİZ ARTIŞINA AÇIK KAPI BIRAKILDI
Kurul, enflasyon görünümündeki bozulmayı dikkate alarak politika faizinin artırılmasına karar vermiştir. Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşu sürdürülecektir. Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Para politikasındaki kararlı duruş; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğilimini düşürecek ve dezenflasyon 2024 yılının ikinci yarısında tesis edilecektir.
TÜM ARAÇLARI KULLANMA VURGUSU
Kurul, makroihtiyati politikaları piyasa mekanizmasının işlevselliğini ve makro finansal istikrarı koruyacak nitelikte uygulamayı sürdürmektedir. Bu çerçevede, ay içinde yapılan düzenlemelerle finansal koşullar sıkılaştırılmış, para politikası aktarımı desteklenmiştir. Kredi büyümesi ve mevduat faizinde öngörülenin dışında gelişmeler olması durumunda parasal aktarım mekanizması desteklenmeye devam edilecektir. Likidite gelişmeleri yakından takip edilerek, gerektiğinde sterilizasyon araçlarının etkin şekilde kullanılması sürdürülecektir.
“FİYAT İSTİKRARI DOĞRULTUSUNDA TÜM ARAÇLAR KULLANILACAK”
Kurul, politika kararlarını parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de dikkate alarak, enflasyonun ana eğilimini geriletecek ve enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Enflasyon ve enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve Kurul, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanacaktır.”
]]>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulunun, yılın ilk toplantısında yüzde 42,5 olan politika faizini 250 baz puan artırarak yüzde 45 düzeyine yükseltilmesini değerlendirdi. ATSO Başkanı Ali Bahar, TCMB Para Politikası Kurulu tarafından alınan faiz kararına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başkan Bahar “Sağlıklı bir dezenflasyon süreci için faiz artışlarını başından beri yerinde bir uygulama olarak görmekle birlikte, enflasyonla mücadele konusunda faiz artışlarının tek başına yeterli olmayacağını, bu kararların yapısal reformlarla desteklenmesi gerektiğini biliyoruz” dedi.
Geçtiğimiz yıl Haziran ayında başlayan faiz artışları ile birlikte, yüzde 8,5 olan politika faizinin üst üste sekizinci kez artırılarak yüzde 45 düzeyine yükselttiğini kaydeden Başkan Bahar, “Artık aylık enflasyon rakamlarında belirgin bir yavaşlama sürecine girdiğimizi görebiliyoruz. Ancak geçen yılın ilk aylarında yüksek seyreden aylık enflasyon nedeniyle yıllık enflasyonun birkaç ay daha artabileceğini, Mayıs ayında zirveye ulaştıktan sonra yılın ikinci yarısında kademeli olarak düşüş trendine gireceğini tahmin ediyoruz, iş dünyamızın ve yatırımcılarımızın da alacakları kararları bu beklentiler ışığında şekillendirmelerini tavsiye ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Şimdi istikrar zamanı”
Politika faizinin yüzde 45’e çıkarılmasıyla birlikte dezenflasyonun tesisi için gerekli nakdi sıkılık düzeyine ulaşıldığını ve bu düzeyin gerektiği müddetçe sürdürüleceğini kaydeden Başkan Bahar, “Nakdi sıkılaştırmanın etkileri gecikmeli olarak etkisini göstermektedir. Yani yapılan faiz artışlarının piyasalara etkisi henüz tam olarak yansımamıştır” dedi. Faiz artışlarının dezenflasyon üzerindeki gecikmeli etkisinin pozitif bir şekilde yorumlanabileceğine dikkat çeken Ali Bahar, “Para politikaları etkisini en erken 6 ay sonra göstermeye başlar, bu nedenle her ay yaşadığımız iyileşme, aslında 6 ay ve daha öncesine ait politikaların birer sonucudur. Dolayısı ile atılan doğru adımlar ve doğru politikalar, etkisini önümüzdeki aylarda göstermeye başlayacaktır ki bu durum gelecek adına ümitvar olmamıza vesile olmaktadır” diye konuştu.
“Finansmana erişimin çözümünde sona yaklaşıyoruz”
Para Politikası toplantısında faiz artırımında sona gelindiği vurgulanmış olsa da; nakdi sıkılaştırmanın miktar olarak devam edeceğini vurgulayan Başkan Bahar, “Geçtiğimiz yıllarda finansman yetersizliği nedeniyle başta KOBİ’lerimiz olmak üzere iş dünyamız ciddi anlamda sıkıntı yaşamıştı. Şimdilerde ise finansman yetersizliği olmamasına rağmen artan faiz oranlarının finansman maliyetlerini ciddi anlamda artırdığına dikkat çekmek gerekir” dedi. Faizlerdeki kademeli artış ve sıkı para politikalarının faiz ve enflasyon dengesi sağlanıncaya kadar devam edeceğini kaydeden Bahar, “Reel faiz dengesizliğinin giderilmesi ile birlikte de bankaların ticari kredi limitlerini artırmasını beklemekteyiz. Sonuç olarak kredi maliyetleri yükselmiş olsa da, finansmana erişimin nispeten daha kolay olacağı bir döneme girmiş bulunmaktayız” diye konuştu.
“En kötüyü geride bıraktık”
Tünelin sonundaki ışığı gördüklerini ve zor günlerin geride kaldığını belirten Bahar, “Yaklaşık sekiz aydan bu yana, iç talepteki canlı büyümenin ani bir frenle değil kademeli olarak yavaşlatılması gerektiğini ifade ettik. Şu ana kadar izlenen politikalar bu yönde ilerledi ve iş dünyamız ekonomimizdeki yavaşlamadan olumsuz etkilenmedi. Gösterdikleri duyarlılık için ekonomi yönetimimize bu anlamda teşekkür ediyoruz” dedi. İş dünyası olarak Türkiye ekonomisinin en büyük sorunu olarak adlandırılan enflasyon ve belirsizliğe dikkat çeken Başkan Bahar, “Bu sorunlarda belli bir yol kat ettiğimizi, bu sayede sorunlarımızın çözüme ulaşabileceğine inanıyorum” ifadelerine yer verdi. – ANTALYA
]]>