Aşırı sıcak havalar ve yüksek nem oranları Türkiye’nin pek çok kentinde etkisini gösterirken Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün “tehlikeli sıcaklık” uyarısı verdiği Antalya ve ilçelerinde yoğun klima kullanımının da etkisi ile Akdeniz Bölgesi’nde elektrik tüketiminde ciddi artışlar gözleniyor. Antalya, Burdur ve Isparta’da elektrik dağıtım hizmeti veren Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin (AEDAŞ) verilerine göre, bölgede elektrik tüketimi son günlerde peş peşe rekor kırıyor. 19 Temmuz Cuma günü üç ildeki toplam elektrik tüketimi 57 bin 448 MWh’ye ulaşarak 2024 yılının zirvesini görürken, 3 gün sonra yani 22 Temmuz Pazartesi günü 58 bin 370 MWh ile rekor tazelendi. Bölgede elektrik tüketiminde yılın zirvesi ise 23 Temmuz Salı günü yaşandı. 23 Temmuz tarihinde bir önceki yılın aynı gününe göre elektrik tüketimi yüzde 14,2’lik artışla 58 bin 606 MWh’ye çıkarken, 2024’ün yeni rekoru olarak kayıtlara geçti.
“Aşırı yükü yönetmek için acil eylem planı devrede”
Artan elektrik talebine yanıt vermek, kesintisiz, güvenli ve kaliteli elektrik dağıtım hizmeti sunmak için 7 gün 24 saat esası ile faaliyet gösterdiklerini dile getiren AEDAŞ Genel Müdürü İlkay Baydar, “Özellikle yerli ve yabancı turistin yoğun ilgi gösterdiği Antalya’da artan nüfusun yanı sıra sıcak hava ve beraberinde gelen nem, elektrik tüketimine de yansıyor. Gerek turistik tesislerde gerekse meskenlerde klimaların yoğun olarak kullanılması enerji hatlarında aşırı yüklenmeye neden olmakta. Tüketicilerimize en iyi hizmeti sunmak, artan talebe yanıt vermek için acil eylem planını devreye almış durumdayız. Bir yandan sahadaki personelimizi takviye ekipler ile güçlendirirken diğer yandan arızaları önceden yakalayabilmek için teknolojinin bize sunduğu tüm imkanları kullanıyoruz. Arıza, bakım ve onarım ekiplerimiz gün içinde bazen öğle saatlerinde hissedilen hava sıcaklığının 40 dereceleri aştığı koşullarda büyük bir özveri ile çalışmalarına devam ediyor. Enerji altyapımızı sürekli olarak gözden geçiriyor ve olası arızalara karşı hızlı müdahale edebilmek için hazırlıklarımızı aralıksız sürdürüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
” Alanya’da tüketim yüzde 30 arttı”
Yaz aylarının başından itibaren elektrik tüketiminde geçen yıllara göre çok ciddi artışlar yaşandığına işaret eden Baydar, “Bu yıl Haziran ayında da yüksek sıcaklıkla birlikte Antalya ve ilçelerimizde elektrik talebinde aşırı bir yükselme söz konusu oldu. Örneğin bölgemizin önde gelen turistik destinasyonları arasında yer alan Alanya’da son yıllarda yeni yapılaşmalardaki artış ve mevsim normalleri üzerinde seyreden sıcaklıklar elektrik tüketimini büyük oranda etkiledi. 2023 Haziran’ına göre bu yıl aynı döneminde Alanya’daki elektrik tüketiminde yüzde 30’lara varan bir artış yaşandı. Gerek Alanya gerekse hizmet verdiğimiz her noktada artan talebe en iyi yanıtı vermek için yatırım, bakım-onarım çalışmalarımıza ara vermeden devam ediyoruz” dedi. – ANTALYA
]]>Türkiye’nin büyük bir kısmını etkileyen sıcak hava ve nem dalgası, sadece bunaltmakla kalmıyor aynı zamanda hayati riskler de oluşturuyor. İstanbul’da nem oranının yüzde 99 ile rekor seviyelere ulaşmasının ardından Medipol Mega Üniversite Hastanesi doktorlarından sağlık uyarısı geldi. Uzmanlar, nem çarpması ve sıcak çarpmasının birbirinden farklı olduğunu ve her ikisinin de sağlık açısından büyük riskler barındırdığını ifade etti.
Medipol Mega Üniversite Hastanesi doktorları nem çarpması ve sıcak çarpmasının farkını şu şekilde anlattı:
“Nem çarpması, yüksek nemin olduğu ortamlarda vücudun terleme mekanizmasını etkileyerek soğutma yeteneğini azaltması sonucu ortaya çıkar. Aşırı terleme, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı ve kusma, vücudun tehlikeye karşı ilk alarmıdır. Yaşlılar, bebekler ve kronik hastalar en riskli gruptur. Isı çarpması ise vücut sıcaklığının aşırı yükselmesi ve terleme mekanizmasının başarısız olması sonucu ortaya çıkar. Yüksek hayati tehlike arz eder. Cilt kızarır, kurur ve terleme durur; bilinç kaybı, nöbet geçirme gibi ciddi belirtiler görülür. Risk grubunda bebeklerden yaşlılara kadar geniş bir kitle vardır.”
PROF. DR. GÖRAL: HAVADAKİ BUHAR BEYNE GİDEN KANI AZALTIYOR
Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vedat Göral, yüksek nemli havanın damarlar ve kaslar, sinir sistemi ve kan pH’ının düzenlenmesinde hayati öneme sahip elektrolitler üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Göral, “Yeterince su içilmemişse, damarlar genişler ve beyne giden kan akışı azalır, bayılma riski artar. Ayakta kalma veya otururken aniden kalkma durumunda bayılma riski yüksektir. Kas krampları veya spazmlar, elektrolit kaybının belirtileridir” dedi.
“KİŞİSEL TEMİZLİK VE GIDA HİJYENİNE ÇOK DİKKAT EDİLMELİ”
Nemli ortamlardaki mantar enfeksiyonu riskine de dikkat çeken Göral, “Kişisel temizlik ve gıda hijyenine çok dikkat edilmeli. Ayrıca, nem ve ısı artışında mide daha asidik hale gelebilir. Sıcak havalarda susuz kalmamak ve büyük porsiyonlar veya yağlı yiyeceklerden kaçınmak önemli” diye ekledi.
PROF. DR. AKKOYUNLU: AŞIRI SICAK VE NEM UYKU BOZUKLUĞUNA NEDEN OLUYOR
Ağır nem artışının havadaki oksijen miktarını düşürerek uyku kalitesini bozduğunu aktaran Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Muhammed Emin Akkoyunlu şunları ekledi:
“Hava sıcaklığı arttığı dönemlerde uyku konforu açısından rahatsız edici bir ortam oluşur. Sıcaklığının yüksek olması uykunun başlatılmasını, devam ettirilmesini ve derinleşmesini engeller. Ağır nem artışı havadaki oksijen miktarını düşürür. Nem ne kadar yüksek ise oksijen miktarı o kadar düşüktür. Yüksek sıcaklıklar ve beraberinde çok nemli bir ortamda yeterli oksijen alınamayacağı ve nefes darlığını ortaya çıkaracağını düşünürsek bu aynı zamanda ciddi bir uyku bozukluğuna da neden olur. Nem, baş ağrısı ve sinirli olma halini arttırır. Bu durum serin ortamlarda uykunun kalitesinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.”
UZM. DR. ÇİFTÇİ: ANİDEN SOLUNUM GÜÇLÜKLERİ OLUŞABİLİR
Dahiliye Bölümü’nden Uzm. Dr. Betül Mercan Çiftçi, yüksek nemin sağlık üzerindeki potansiyel risklerine karşı uyardı. Çiftçi, “Havadaki yüksek nem vücudun ısıyı düzenleme mekanizmasını zayıflatacağı için vücut sıcaklığı aniden tehlikeli seviyelere yükselebilir, sıcak ve ısı çarpması görülebilir. Özellikle astım ve bronşit gibi solunum yolu hastalıkları olan kişilerde solunum güçlükleri gibi tehlikeli durumlar oluşabilir. Ciltte mantar enfeksiyonları ve tahrişlere yol açabilir. Bol su içilmeli, ılık suyla sık sık duş alınmalı, mümkün olduğunca vücudu serin tutmaya çalışılmalı. Mecbur kalmadıkça nemin yüksek olduğu gün ve Saatlerde Isıya Maruz Kalmaktan Kaçınılmalı” dedi.
UZM. DR. BURKE: NEM PARTİKÜLLERİNDEKİ GÖZLE GÖRÜLMEZ RİSKLER
Göz Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Ziya Burke ise “Yüksek nem, polen ve diğer alerjenlerin havada daha hızlı yayılması demek. Mikroorganizmaların üremesi için uygun bir zemin demek, gözyaşının dağılım bozuklukları hızının artışı demek. Kısacası yüksek nem göz sağlığı için risk demek. Kuru göz, alerjik reaksiyonlar, enfeksiyonlar ve UV radyasyonuna bağlı göz rahatsızlıklarının yanı sıra gözde sarı veya beyaz renkli, yükselmiş dokuların oluşmasına neden olabilen Pinguecula ve Pterjium hastalıkları için en tehlikeli günlerden geçiyoruz. Özellikle dışarıda olanlar güneş batana kadar UV korumalı güneş gözlüklerini gözlerinden çıkarmamalılar. Göz enfeksiyonları riskine karşı göz içi nemli ve gözler temiz tutulmalı. Gözde batma, yanma, kızarıklık olursa vakit kaybetmeden hekime başvurulmalı” diye konuştu.
]]>TRAKYA Üniversitesi Doğal Afet Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Musa Uludağ, son dönemde bir yanda aşırı sıcaklar ile kuraklık, diğer yanda yağışlarla iklimin ciddi bir konu olarak ortaya çıktığını belirterek, “Yeşil kuşakları oluşturmamız gerekiyor. Yağmur hasadına başlamamız gerekiyor. Türkiye’nin temel bir sorunu, biz yaz kuraklığı olan bir ülkeyiz” dedi.
Trakya Üniversitesi Doğal Afet Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Musa Uludağ, son dönemde bir yanda aşırı sıcaklar ile kuraklık, diğer yanda yağışlarla iklimin ciddi bir konu olarak ortaya çıktığını ve halkın gündemine indiğini söyledi. İklimin dünyanın varoluşundan bu yana her zaman değiştiğini anlatan Uludağ, bundan sonra da değişerek, doğal süreçlere bağlı olarak kendini göstereceğini ifade etti.
İklimin karmaşık bir yapı olduğunu belirten Doç. Dr. Uludağ, “İnsanoğlunun nüfusunun artması, doğal ortamı tahrip etmesi, özellikle sanayi devrimiyle sadece tahribatın yanlış arazi kullanımının dışında atmosferin yapısının değiştirilmesine bağlı olarak karbon salınımı, floral karbon gazların salınımı, sanayi atıklarının artması akarsuların, denizlerin ve göllerin kirlenmesi birçok farklı süreci de beraberinde getirir. Dolayısıyla iklim çok karmaşık bir yapı, iklimin bu değişimi son sanayi devrimiyle daha çok sıcaklığın artmasına yönelik meydana geliyor. Çünkü atmosferdeki karbon oranı sanayi devriminin başlarında 200 PPM iken bugün 400 PPM’yi geçmiş durumda. Bu esnada çok küçük bir rakam gibi gözükse de atmosferdeki sıcak ısı tutulması açısından önemli bir yapıya sahip. Çünkü şunu biliyoruz ki, dünya güneşten gelen ışınlarla değil, yere yansıyan ve atmosferdeki sera gazları tarafından tutulan güneş dalgaları sayesinde ısınır. Dolayısıyla atmosferdeki bu artış önemli, sera gazlarındaki artış dünyanın ısınmasına sebebiyet veriyor. Tabii dünya ısındığı zaman dünyanın her yeri aynı oranda ısınmıyor. Bazı bölgeler daha fazla ısınıyor. ve bunu da belirleyen, tetikleyen en önemli faktör okyanus ve deniz sularının soğumaması, kışların daha ılık ve sıcak geçmesi, okyanus sularının ısınması ki, şu an Atlantik’te ve Pasifik’te yaklaşık 2-2,5 derece ortalamanın üzerinde bir sıcaklıktan bahsediyoruz. Bu sıcak su akıntıları iklimi belirleyen temel faktör” diye konuştu.
‘EKOLOJİK ŞEHİRLER OLUŞTURULMALI’
Yeşil alanların yok edilmesinin güneşten gelen enerjinin betonlar tarafından absorbe edilmesinin kentsel sıcaklığı artıran faktör olduğunu söyleyen Uludağ, “Ancak küresel anlamda da iklimi belirleyen en önemli süreç atmosfer ve buna bağlı olarak da özellikle okyanuslardır. Dolayısıyla iklimi düşünürken bunu bir bütün olarak düşünmek zorundayız. O zaman burada iki temel problemimiz var. Bir, devletlerin ortak alacağı kararlar, bir de yaşadığımız bölgedeki yerel yönetimlerin halkın yaşayan insanların bölge için alacağı kararlar ve uygulamalardır. Örneğin, çok basit bir örnek verelim. Bir bölge betonla binayla kaplıyken o bölgede sıcaklıklar 40, 42 derece civarındayken yine betonla binayla kaplı bölge yeşillendirilmiş ve yollar ağaçlandırılmış bir kuşak halindeyken yaklaşık 6 ile 8 derece arasında bir sıcaklık farkı oluşuyor. Ancak bu aşırı sıcaklıklardan daha az etkilenme şansımız var. Bunu nasıl yapabiliriz? Bunu özellikle bina boyalarımızın renklerinin seçiminden şehir içindeki yeşil alanların artırılmasından, şehir içindeki dere yataklarının bina yerine, yeşil kuşaklar haline dönüştürülmesiyle, birçok şekilde veya ekolojik şehirler oluşturarak yapabiliriz. Bu bizim yerel olarak yapmamız gereken bir durum” ifadelerini kullandı.
‘KURAKLIK YAĞIŞIN AZLIĞIYLA DEĞİL, YAĞIŞIN KULLANILMAMASIYLA ORTAYA ÇIKAN FAKTÖR’
Doç. Dr. Musa Uludağ, iklim değişikliğinde en önemli problemin kuraklığın olduğunu belirterek, “Kuraklık dediğimiz olay bir bölgedeki yağışın yıllar içinde azalması. Ama bazen de şu var, yağış artmasına rağmen de kuraklık olabilir. İşte örneğin günümüzde yaşıyoruz. Geçtiğimiz haftalarda ciddi sellerle karşılaştık. Bu da denizlerin aşırı ısınması atmosfere bol miktarda su buharının pompalanmasını veya depolanmasını sağlıyor. Atmosferdeki bu su buharı bir şekilde yağış olarak yeryüzüne düşecek. Ama nereye düşeceği o bölgenin yerel faktörlerine bağlı olarak kentsel ısı adacıklarına bağlı olarak, yükseltiye bağlı olarak yeşil alan, yeşil kuşağa bağlı olarak şekillenecek. ve dolayısıyla düşen yağış aynı bir de yanlış arazi kullanımı sonucunda da ciddi riskleri oluşturuyor. Dolayısıyla kuraklık sadece yağışın azlığıyla değil, düşen yağışın kullanılamamasıyla da ortaya çıkan bir faktör. Örneğin, bir ormanlık bölgeye düşen yağışın çok az bir kısmı buharlaşırken büyük kısmı yer altına sızarken, ormandan mahrum bir alanda yağışın büyük bir kısmı buharlaşır. Büyük bir kısmı yüzeysel akışta sele dönüşür. Dolayısıyla suyu kullanılamaz hale gelir. Dolayısıyla kuraklıkları sadece yağış eksikliği olarak değil, suyu kullanma olarak da dikkat etmemiz gerekiyor” dedi.
‘AŞIRI SICAKLAR DEVAM EDECEK’
Aşırı sıcakların devam edeceğini söyleyen Doç. Dr. Uludağ, “Özellikle son yıllarda baktığımız zaman sıcaklık verilerinde bir artış var. Biz iklim verilerine baktığımızda en az 30 yıllık verilere bakarız ki, daha uzun veriler daha sağlıklı sonuçlar verir. Geriye dönüp baktığımız zaman yaz ve kış dönemine göre sıcaklıkların artma ve azalma eğilimleri düzenli olarak değişir. Ama burada düzenli bir süreç daha var. Sıcaklık eğrisinin yatay değil, dikey yönde gittiği yani ortalamaların her yıl biraz daha arttığını gösteriyor. Esas risk olan bu ortalamaların artması bir yılın sıcak, bir yılın soğuk geçmesi çok büyük sorun değil. Sıcak yılların ve ılık kışların devamlı olması özellikle kar yağışlarının az olması, kuraklığın temel nedeni olarak karşımıza çıkıyor” ifadelerini kullandı.
‘YAZ KURAKLIĞI OLAN BİR ÜLKEYİZ’
Doç. Dr. Musa Uludağ, iklimle mücadele için yapılması gerekenlere değinerek, doğaya uyumlu ve coğrafyasını tanıyan nesiller yetiştirilmesinin önemini vurguladı. Özellikle okul öncesinden başlayarak ilkokul, ortaokul ve lisede doğa temelli eğitimlerin müfredata yerleştirilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Uludağ, şöyle konuştu:
“10 yıllık olmaz, uzun yıllar ve nesiller boyu olur. Bunu bir lüks olarak görmemeliyiz. Bunu yaptığımız zaman afetlere karşı da dayanıklı dirençli toplumlar oluştururuz. İklimle mücadele kısa vadeli değil, bu uzun vadeli bir süreç. Yakın vadeli süreçler ise özellikle ‘dere ıslahı’ adı altında derelerin işgal edilmesine son vermek zorundayız. Derelerin etrafı beton yığınlarıyla ıslah edilemez. Çünkü bunlar doğal süreçlerdir, kendi yollarını kendileri yapar. Siz bunları ‘ıslah’ adı altında zapt etmeye çalışırsınız ama kontrol edemediğiniz zamanda ciddi sorunlarla karşılaşırsınız. ‘Dere ıslahı’ adı altında yaptığımız beton kanallar aynı zamanda suyun yer altına sızmasını engelliyor. Bizim kullanabileceğimiz en sağlıklı sular, kuraklık döneminde başvuracağımız sular yer altı sularıdır. Dolayısıyla yağış sularının yer altına geçmesine izin vermemiz gerekiyor. Şehirlerimizdeki asfalt yapılarımızın sızdırmazlık özelliğini ortadan kaldırmamız yer altı sularını geçirebilir özellikli hale getirmemiz gerekiyor. Yeşil kuşakları oluşturmamız gerekiyor. Yağmur hasadına başlamamız gerekiyor. Türkiye’nin temel bir sorunu, biz yarı kurak bir ülkeyiz. Yaz kuraklığı olan bir ülkeyiz. Ama park ve bahçelerimiz kuraklığa dayanıklı bitkiler değil, daha çok çimlerden oluşuyor ve dolayısıyla bu çimleri her gün sulamak zorundayız. İngiltere’de veya kuzey Avrupa ülkesinde çimleri sulamazsınız ama her taraf yeşildir. Çünkü atmosfer ve nem oranı yüksektir. Düzenli yağışları vardır. Bu zaten oranın doğal bir sonucudur. Dolayısıyla belediyelerimizin kendi şehirlerini, kendi iklim özelliklerine uygun rekreasyonel faaliyetleri yapması ona uygun bitki türlerini seçmesi elzemdir. Doğa zaten kendini gösteriyor. Ama biz illa çim yapacaksak sularımızı boşa harcayacağız. Diğer bir önemli problem, araba ve balkon yıkamayı çok seviyoruz. Aşırı şekilde su tüketiyoruz. Bunlar küçük gibi geliyor ama bunlar çok önemli su kaynaklarıdır”.
]]>Adalar’da hava sıcaklığı 27,1, hissedilen sıcaklık 32,4, nem oranı yüzde 93 iken, Arnavutköy’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,8, nem oranı yüzde 83 oldu.
Ataşehir’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,3, nem oranı yüzde 100 ile rekor seviyeye ulaştı.
Avcılar’da hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,2, nem oranı yüzde 84 olarak ölçüldü.
Bağcılar’da hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30,1, nem oranı yüzde 90’a ulaştı.
BAHÇELİEVLER’DE YÜZDE 84
Bahçelievler’de hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,2, nem oranı yüzde 84 olurken, Bakırköy’de hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,2, nem oranı yüzde 84 olarak kaydedildi.
Başakşehir’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,2 iken, nem oranı yüzde 83 olarak ölçüldü.
Bayrampaşa’da hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30,1, nem oranı yüzde 90 olurken, Beşiktaş’ta hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 30,5 derece ve nem oranı yüzde 98’e ulaştı.
Beykoz’da ise hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 29,6 iken, nem oranı yüzde 79 olarak ölçüldü.
Beylikdüzü’nde hava sıcaklığı 27,1, hissedilen sıcaklık 30,7, nem oranı yüzde 82 olarak ölçüldü.
Beyoğlu’nda hava sıcaklığı 25,9, hissedilen sıcaklık 30,3 iken, nem oranı yüzde 98’e ulaştı.
Büyükçekmece’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,1, nem oranı yüzde 89 olarak ölçüldü.
Çatalca’da ise hava sıcaklığı 25,2 hissedilen sıcaklık 27,5 iken, nem oranı yüzde 82’ye ulaştı.
Çekmeköy’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 22,9, nem oranı yüzde 87 olarak kaydedilirken, Esenler’de hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30,1, nem oranı yüzde 90 olarak ölçüldü.
Esenyurt’ta hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,1 olurken, nem oranı yüzde 89 oldu.
Eyüpsultan’da hava sıcaklığı 25,8, hissedilen sıcaklık 28,6 iken, nem oranı yüzde 85 olarak ölçüldü.
Fatih’te hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 29,1, nem oranı ise yüzde 81’i buldu.
Gaziosmanpaşa ve Güngören’de hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30,1, nem oranı da yüzde 90’a ulaştı.
Kadıköy’de, hava sıcaklığı 27,4, hissedilen sıcaklık 32,4, nem oranı da yüzde 89 olarak kaydedilirken, Kağıthane’de hava sıcaklığı 25,9, hissedilen sıcaklık 30,3, nem oranı da yüzde 98’i buldu.
Kartal’da hava sıcaklığı 27, hissedilen sıcaklık 32,1, nem oranı da yüzde 93 ölçüldü.
Küçükçekmece’de hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,3, nem oranı yüzde 85 olarak ölçülürken, Maltepe’de hava sıcaklığı 27, hissedilen sıcaklık 32,1, nem oranı da yüzde 93 oldu.
PENDİK’TE NEM ORANI YÜZDE 95
Pendik’te hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,6 iken, nem oranı yüzde 95 olarak ölçüldü.
Sancaktepe’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 29,4, nem oranı yüzde 89’a ulaştı.
Sarıyer’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 30,4, nem oranı ise yüzde 97 olarak kaydedildi.
Silivri’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 28,7 iken, nem oranı yüzde 82’ye ulaştı.
Sultanbeyli’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 29,4, nem oranı ise yüzde 89 olarak ölçüldü.
Sultangazi’de hava sıcaklığı 25,9, hissedilen sıcaklık 28,8, nem oranı yüzde 85 oldu.
Şile’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,9, nem oranı da yüzde 84’ü bulurken, Şişli’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 30,5, nem oranı da yüzde 98’e ulaştı.
Tuzla’da hava sıcaklığı 25,5, hissedilen sıcaklık 28,5 iken, nem oranı da yüzde 89’u buldu.
Ümraniye’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,4 olmasına karşılık, nem oranı yüzde 100 ile rekor kırdı.
Üsküdar’da hava sıcaklığı 25,9, hissedilen sıcaklık 28,9, nem oranı yüzde 86’ya ulaşırken, Zeytinburnu’nda hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,3, nem oranı da yüzde 85’e ulaştı.
Megakentte genel hava sıcaklığı sabahın ilk saatleri itibarıyla 26,7, hissedilen sıcaklık 30,3 derece ve nem oranı yüzde 85’i buldu.
]]>İZMİR Bakırçay Üniversitesi’nden Prof. Dr. Şermin Tağıl, Akdeniz’de yüzey suyunun şu anda ortalamanın 3 santigrat derece üzerinde olduğunu belirterek, “Akdeniz alarm veriyor, deniz suyu tehlike boyutunda sıcaklığa ulaştı” dedi.
Deniz suyu sıcaklıkları geçen yıldan beri ortalamanın üzerinde seyrediyor. Geçen yıl ağustos ayında 20,98 dereceye çıkarak rekor kıran deniz yüzey sıcaklığı, bu yılın şubat ayında 21,06 derece ile yeni bir rekor kırdı. Deniz yüzeyindeki sıcaklıkların artışı, havanın aşırı ısınmasından nem miktarındaki artışlara, toprağın kurumasından yangın risklerinin artmasına kadar birçok olumsuzluğa neden olabiliyor.
İzmir Bakırçay Üniversitesi Coğrafya Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şermin Tağıl, deniz suyu sıcaklıklarının geçen yılın ağustos ayından beri arttığını dile getirerek, “Deniz suyu sıcaklıklarının şimdiye kadar gözlenen en yüksek sıcaklıklara ulaştığını görüyoruz. 2023 yılı ağustos ayında rekor kırdığını söylemiştik, rekorunu şubat ayında da kırdı. Şubat ayından beri geçen yılki seviyesine düşmedi. 1980’den beri okyanus suları ısınmaya devam ediyor. Akdeniz sularının sıcaklığı, içinde bulunduğumuz günlerde ortalamanın 3 santigrat derece üzerinde. Akdeniz, Ege, Doğu Karadeniz, Karadeniz sularında sıcaklık anomalilerini gözlemlemekteyiz” dedi.
‘ÇEVREMİZDEKİ DENİZLER NORMALDEN 2,5-3 SANTİGRAT DERECE SICAK’
Okyanuslardaki sıcaklıkların bazı hava olaylarıyla ilişkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tağıl, “Geçtiğimiz yıl güçlü bir El Nino yaşanmaktaydı. Şimdi yaz ortasında veya sonunda tahminler bizi La Nina olayının gerçekleşeceğini gösteriyor. Bunu pasifikteki soğumada görüyoruz. Bu Akdeniz suları üzerine de etkili olacak. Çevremizdeki denizler normalden 2,5-3 santigrat derece sıcak. Geçmişten günümüze deniz yüzey sıcaklıkları artış eğiliminde. Doğu Akdeniz, Akdeniz alarm veriyor, deniz suyu tehlike boyutunda sıcaklığa ulaştı. Bunun birçok etkisini görüyoruz. En önemli etkilerinden biri güneyli, Afrika kökenli sıcak havanın kuzeye doğru sokulmasını kolaylaştırıyor. Bunu da mayıs sonundan beri ülkemizde görmekteyiz. Bu denizdeki sıcak hava dalgası normalin üzerinde kara sıcaklıklarına neden oldu” diye konuştu.
Prof. Dr. Tağıl, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Doğu Akdeniz yüzey sularının aşırı ısınması sadece güneyli havanın girişine neden olmuyor. Aynı zamanda basınç sistemlerinde değişime neden oluyor. Deniz ısı dalgasının uzun sürmesi kuru kuzeyli rüzgarların da gelmesine neden oluyor. Bu da ülkemizde sıcaklıkları ve kuraklığı daha da artırıyor.”
‘SICAKLIĞININ ARTMASI DENİZ CANLILARINI TEHDİT EDİYOR’
Deniz sıcaklığının artmasının deniz canlılarını tehdit ettiğine dikkati çeken Prof. Dr. Tağıl, “Aşırı asitlenen okyanuslar, canlılar üzerinde olumsuz etkilere neden olmaktadır. Akdeniz’in ısınması Kızıl denizden gelen istilacı türlerin kuzeye yayılmasına ve karbonu dengeleyen deniz çayırlarının yok olmasına neden olmaktadır. Bu da denizlerin karbon tutma yeteneğini azaltmakta ve ısınmanın şiddetini artırmakta” dedi.
‘DOĞU AKDENİZ’İN ISINMASI KURAKLIK ŞARTLARININ ARTMASINA NEDEN OLACAK’
Sıcak denizlerin havanın da ısınmasına neden olduğu için nem miktarını artırdığını belirten Prof. Dr. Tağıl, “Bu da yaz aylarında da yağışlı şartların oluşmasına neden olmaktadır. Bu yağış şartları bazen fırtına boyutuna ulaşabilmekte. Geçen yıl aşırı ısınan deniz sularına bağlı olarak denizlerde ‘Daniel’ dediğimiz fırtınayla karşılaşıldı. Birçok ülke bundan can çekişti. Bu yıl da buna benzeyen olayları bekleyebiliriz. Tabii tek başına deniz suyunun ısınması değil ama aşırı sıcaklık farkı, anomalisi bunu tetikleyebilir” diye konuştu.
Mevcut şartlarda hiçbir değişiklik olmazsa Akdeniz’de sıcaklıkların artmaya devam edeceğini belirten Prof. Dr. Tağıl, bu durumdan en çok Karadeniz ve Doğu Akdeniz’in etkileneceğini söyledi. Doğu Akdeniz’in tropikal şartlara bürünebileceğini aktaran Prof. Dr. Tağıl, “Doğu Akdeniz’in ısınması kuraklık şartlarının artmasına neden olacak” dedi.
‘YÜZEYİN HIZLA KURAKLAŞMASI, BATI ANADOLU’DA YANGIN OLASILIĞINI ARTIRIYOR’
Deniz sıcaklıklarındaki artışın günlük yaşama etkilerine de değinen Prof. Dr. Tağıl, “Sıcak deniz suları nem miktarını artırmakta. Bu da sağanaklara neden olabilmekte. Ama bu yıl Doğu Akdeniz’deki ısınma, güneyli, kuru, hatta Afrika tozlarının yüklü olduğu güneyli havanın kuzeye doğru sokulmasına neden oldu. Bu da ülkemizde tozla ilgili birçok soruna, havada toz oranın artmasına neden oldu. Yüzeyin hızla kuraklaşması, Batı Anadolu’da yangın olasılığını artırıyor” diye konuştu.
]]>Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte vücut ısısının da yükseldiğine dikkat çeken Diyetisyen Melis Bengisu Demirci, sindirim sistemini rahatlatmak ve formu korumak için zeytinyağlı sebzeler, taze salatalar, mevsim meyveleri, tam tahıllar ve kuruyemişler gibi lif zengini gıdaların öne çıktığını kaydederek, “Karpuz, böğürtlen, yeşil ayran, semizotu, C vitamini açısından zengin biberler yaz sıcaklarına karşı vücudu serinletir” dedi.
Güven Çayyolu Cerrahi Tıp Merkezi’nden Uzman Diyetisyen Melis Bengisu Demirci, sıcak hava koşulları altında vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri ve değişen beslenme rutinlerini paylaştı. Demirci, yaz aylarında sıcaklık artışına paralel olarak vücudun maruz kaldığı su kaybının önemine değinerek, “Sıcak havalarda vücudumuzun en büyük ihtiyacı sudur. Yüksek sıcaklık ve nem, vücuttan su kaybına neden olurken bu da elektrolit dengesizliğine ve beraberinde baş ağrısı, yorgunluk gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle sindirimi kolay ve lif açısından zengin gıdalar tercih etmemiz gerekir. Mevsimine uygun zeytinyağlı sebzeler, lif içeriği yüksek salata ve meyveler hem formunuzu korumanıza hem de vücut ısısı artmadan sindiriminize destek olacaktır” diye konuştu.
VÜCUDA DESTEK OLAN BESİNLERİ VE KULLANIM ŞEKİLLERİNİ SIRALADI
Demirci, yaz ayları için beslenme listesinin başında gelen ve sıcaklıkla mücadelede vücuda destek olan besinleri ve ferahlatacak kullanım şekillerini şöyle sıraladı;
“Yüzde 92 su içeriğiyle karpuz, sıcak yaz günlerinde hem hidrasyon sağlar hem de kalp sağlığını destekleyen karotenoidler açısından zengindir. Ayrıca diyet dostu olan bu meyve, cildinizi de parlak tutar. Özellikle yemekle beraber değil yemek sonrası tüketmekte fayda var. Parıldayan bir cilt için ister yemek sonrası en iyi arkadaşı peynir ile bir salatada, isterseniz buz gibi bir karpuz smoothie ile içinizi ferahlatın. Böğürtlen meyvesi, çayı ve yaprağı derken her bölümü ayrı şifa kaynağıdır. Kırmızı meyvelerin kanser riskini azaltmaya yardımcı olan?antioksidan kapasitesi çok yüksektir. Yüksek tanen ve lif içeriğiyle bağırsakların çalışmasına destek olurken inflamasyonu?azaltarak?hemoroid?gibi sorunlarında çözülmesine destek olur. Yeşil ayran, kaybedilen elektrolitleri geri kazanmak için yeşil ayran vazgeçilmez bir içecektir. Kalsiyum içeriği ile tokluk hissi verir ve yaz detoksu için idealdir. Terle beraber vücudumuzdan kaybolan elektrolitleri yerine koymak için harika bir tarifimiz var. Bu tarif ile kalsiyum içeriği ile uzun süre tokluk süresini uzatıp ve bel çevresinde incelme sağlar. Soğuk bir bardak ayran ya da kefir, kaybolan elektrolitler için maden suyu ve mis kokulu nane ya da fesleğen. Hem tansiyon dengeleyici özelliği hem de ferahlatıcı tadı ile tam bir yaz detoksu içeceği.Semizotu, Dünya Sağlık Örgütü tarafından en çok önerilen şifalı bitkilerden biri olarak belirlenmiştir. Kas ve kemik sağlığı, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, vücudun antioksidan dengesi ve kardiyovasküler sağlığa pek çok olumlu etkisi vardır. Ayrıca yaz mevsimine geçişte formda kalmak isteyenler için yapraklarında bulunan omega-3 yağ asitleri sayesinde üzerine bir protein eşlikçisi ile düşük kalorili ama besleyici bir ana öğün olabilir. C vitamini açısından zengin biberler, metabolizmayı hızlandırır ve ızgara ya da salatalarla tüketildiğinde tokluk hissini artırarak diyetlere destek olur.”
Demirci, yaz aylarında sağlıklı ve dengeli beslenmenin sıcak hava şartlarında vücut sağlığını korumak için kritik öneme sahip olduğunu da vurguladı.
]]>Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş, Karadeniz’in sürekli ısınmasında küresel iklim değişiminin etkisi olduğuna dikkati çekerek, “Karadeniz’in sürekli ısınması, küresel iklim değişiminin Karadeniz’e olan etkisidir. Aslında Karadeniz’deki küresel iklim değişimi sadece Karadeniz’i değil, tüm dünyadaki okyanusları etkiliyor. Bilim insanları, okyanusların ne şekilde etkilenebileceğini anlamak için çok daha küçük olan Karadeniz’i bir rol model olarak benimsediler ve Karadeniz’i 2005 ile 2019 yılı arasında incelediler. Görülen şu; 2005 ile 2019 yılı arasına her geçen şubat ayı bir öncekinden çok daha sıcak. Sıcak olması, Karadeniz için ölüme doğru gidişatı gösteriyor” dedi.
‘BU DERİN KATMAN BİZİM İÇİN ŞU ANDA BİR RİSK’
Kış aylarının sıcak geçmesi kaynaklı Kuzey Avrupa’dan Karadeniz’e gelen suların sıcak olmasının, Karadeniz orta katmanın zayıflamasına sebebiyet verdiğini belirten Prof. Dr. Bektaş, “Kışın ne kadar sıcak oluyorsa, Kuzey Avrupa’dan Karadeniz’e gelen sular da o kadar sıcak oluyor. Kar suları az geliyor veya normal sular daha sıcak geliyor. Karadeniz’e, soğuk suyun gelmemesi Karadeniz orta katmanın zayıflamasına sebebiyet veriyor. Bugünkü Karadeniz, 3 katmandan oluşuyor. En üstteki katman oksijenli bir katmandır. Yaklaşık 50 ve 90 metre arasında bir su seviyesi var. Onun altında bir ara katman var. Onun da altında derin katman var. Bu derin katman, bizim için şu anda bir risk. Hidrojen sülfürlü, çok zehirli gazlarla doymuş bir halde. Şu anda o dipteki seviye uyku halinde. O zehirli gazı, katmanı, üstteki canlılardan koruyan bir ara katman var. İşte sorun şu; her geçen yıl ısınan sular, bu soğuk ara katmanın incelmesine, zayıflamasına, delinmesine sebebiyet veriyor” diye konuştu.
‘İKLİM DEĞİŞİMİ ARTIK BİR FANTEZİ OLMAKTAN ÇIKTI’
Doğu Karadeniz’in Batı Karadeniz’e oranla çok daha fazla ısınmasının temmuz, ağustos aylarında şiddetli yağışlara sebebiyet vereceğini kaydeden Prof. Dr. Bektaş, ” Doğu Karadeniz Bölgesi, Batı Karadeniz’e göre çok daha fazla ısınmıştır. Isınan su, çok daha fazla buharlaşacak. Çok daha fazla buharlaşma, özellikle temmuz, ağustos aylarında sağanaklara, ani şiddetli yağışlara sebebiyet verecek ki her yıl yaşadığımız heyelanlar ve sellerin daha da artmasına sebebiyet verecektir. Dolayısıyla iklim değişimi artık bir fantezi olmaktan çıktı. İklim değişiminin sonucunda gelişen olaylar, insanları her geçen gün daha etkilemeye devam ediyor ve devam da edecek” dedi.
‘KARADENİZ’İN ÖLMESİ KAÇINILMAZDIR’
2024 Şubat ayının bugüne kadar yaşanan en sıcak şubat ayı olmasının tehlikelerine değinen Prof. Dr. Bektaş, “Maalesef son yıllarda 15-20 yıldan bu yana bu nehirlerin getirdiği sular soğuk olmadığı için ara katman sürekli zayıflıyor. Ara katmanın sürekli zayıflaması, alttaki çok zehirli lezyon sülfürlü gazın yukarıya doğru çıkma olasılığını artırıyor. Uykuda olan derin hidrojen sülfürlü suyun yukarıya doğru çıkması. Yüzeyde yaşayan canlılar için bir felaket olabilir. Bu felaket senaryosu, 2019 yılında öngörülmüştü. Ancak 2024 yılına geldiğimizde yaşadığımız geçen şubat ayının bugüne kadar yaşanan en sıcak şubat ayı olması, bu felaket senaryosunu daha da güçlendiriyor. Eğer bu şekilde devam ederse, Karadeniz’in ölmesi kaçınılmazdır. Ölmesi derken ekolojik dengesinin bütünüyle bozulması kaçınılmazdır. Uluslararası bilimsel çalışmanın sonuçlarına göre, Karadeniz’de canlıların yaşadığı oksijenli alanın 3’te 1’i yok oldu. Oksijenli seviyenin her geçen gün daha da daralması, içerisinde yaşayan canlıların çok daha dar bir alanda yaşamaya mahkum etmesi kaçınılmaz olacaktır. 140 metreden 90 metreye kadar bu canlı yaşam ortamı daralmıştır. Şimdi bu sürekli olarak daralırsa ne olacak? Ekolojik denge bütünüyle yok olacak” diye konuştu.
‘YAŞAYAN CANLILAR İÇİN BİR FELAKET OLACAK’
Karadeniz’in tehlikede olduğunu ifade eden Prof. Dr. Bektaş, “İklim değişimine bağlı olarak, ısının artması, buharlaşma, Karadeniz’in yok olmasına yahut da ölmesine sebebiyet verirken, Karadeniz’deki bu değişim, çevredeki iklimi de etkiliyor. Bugün artık Doğu Karadeniz, eski yağışlarında da önemli bir değişiklik ortaya koyuyor. Küresel iklim değişimi, her yerde farklı şekilde gelişiyorsa da Karadeniz’de çok olumsuz koşullara neden oluyor. Çevrenin ekolojik dengesini bozuyor ve eğer bu gidiş devam ederse, Karadeniz eninde sonunda ölüme mahkum olacak. Hepsinden öte Karadeniz’in 2100 metre derinliğindeki H2 S hidrojen sülfürlü zehirli gazlı sular, her gün zayıflayan ara katmandan yukarıya doğru sızarsa, üst katmanlardaki canlılar için bir felaket olacaktır; işte Karadeniz ölümü bu” dedi.
]]>(İZMİR)- İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gül Ergör, artan hava sıcaklıkları nedeniyle vatandaşları sıcak çarpmasına karşı uyararak “İnsanlar bilinç kaybına kadar gidebilirler. Baygın halde bulabiliriz, sıcak çarpması geçirmiş birisini. O nedenle de çok ciddi etkileri olabilir” dedi. Kronik rahatsızlığı olanlara aşırı sıcaklarda dışarı çıkmamalarını öneren Ergör, klima kullanımından da korkulmaması gerektiğini söyledi.
İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalılığı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gül Ergör, artan hava sıcaklıklarına karşı vatandaşları uyardı. ANKA Haber Ajansı’na konuşan Ergör, “İnsan vücut ısısının üstüne çıktığı zaman artık vücutta bir terleme refleksi doğuruyor ve sıvı atmaya ve bu şekilde dışarı ortam ısısıyla vücut ısısını dengelemeye çalışıyor vücudumuz. Tabi bu yüksek sıcaklıklara çıkınca insan sağlığına zararlı boyutlara ulaşıyor. Özellikle de riskli gruplar var, yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, gebeler, küçük çocuklar, bebekler gibi. Ama bütün insanları da tabii etkileyen bir olumsuz durum” dedi.
Bilinç kaybına neden olabilir
Aşırı sıcakların insan sağlığına olumsuz etkileriyle ilgili bilgi veren Ergör, şunları söyledi:
“Önce sıcak etkisi, sıcak çarpmasından daha önce daha hafif etkilenme olabiliyor ama burada vücutta aşırı terleme oluyor; kalp çarpıntısı, baygınlık hissi. Bu durumda da hemen insanları gölgeye almak lazım ve serinletmeye çalışmak lazım. Kramplar oluşabiliyor. Sıcağa bağlı olarak kaslarda. Çünkü ter kaybederken mineraller de kaybediliyor ve bu minerallerin kaybedilmesi de vücutta bu kramplara neden oluyor. Daha ağır olanı da sıcak çarpması dediğimiz. Burada artık vücut kuru oluyor. İnsanlar bilinç kaybına kadar gidebilirler. Baygın halde bulabiliriz, sıcak çarpması geçirmiş birisini. O nedenle de çok ciddi etkileri olabilir. Küçük çocuklarda isilik dediğimiz, bebeklerde özellikle vücudun kıvrım yerlerinde kızarık döküntüler olabilir. Onlar daha hafif belirtiler.”
Sıcak çarpmasına maruz kaldığında yapılması gerekenleri anlattı
Bir insanın sıcak çarpmasına maruz kaldığında neler yapılması gerektiğine ilişkin ise Ergör, “Hemen serin bir yere almak lazım. Mümkünse işte klimalı ya da vantilatörlü serin bir ortama ve vücudunu soğutmak için soğuk suyla, havlularla bezle kompres yapıp vücut ısısını düşürmeye çalışmak lazım. Üstündeki giysileri mümkünse yakasını açmak, sıkı kolları boğazı varsa onları gevşetmek gerekiyor. O şekilde vücut ısısı düşerek kendisine gelmesini sağlayabiliriz. Tabi ağır durumlarda bir yandan da hemen ambulansla bir sağlık merkezine ulaştırılması lazım” şeklinde konuştu.
“Güneş ışınlarından korunmaya çalışmak lazım”
Sıcak havalara ilişkin vatandaşlara uyarılarda da bulunan Ergör, “İnsanların, mümkün olduğunca her zaman söylenen saat 10: 00 ile 15: 00 saatleri arası gibi en sıcak güneşin ışınlarının en dik geldiği saatlerde çıkmamasını öneriyoruz. Ama zorunlulukları varsa mutlaka şapka, gözlük takarak mümkünse uzun kollu, ince bir pamuklu giysi giyerek sıcaktan ve güneş ışınlarından korunmaya çalışmak lazım. Yanımızda su bulundurmamız lazım. Mineral kaybına da önlem almak için tuzlu ayran gibi içecekler tüketebiliriz. Güneş altında çalışmak zorunda olan kişilerde mutlaka gözlük, şapka, uzun kolluk kıyafet giyimini dikkat etmeleri gerekiyor. Onun dışında vücudumuz açık yerlerine, yüzümüze yanıklardan da korunmak için güneş kremi kullanmayı öneririz” dedi.
Kronik rahatsızlığı olanlara uyarı
Kronik rahatsızlığı olanların aşırı sıcak havalarda dışarı çıkmaması gerektiğini de ifade eden Ergör, “Sıvı kaybı çok önemli. Yaş ilerledikçe bir böbrek yetmezliği de herkeste başlıyor. Ayrıca da hastalığı olanlar olabilir. Solunum yoluyla ilgili sorunları olanlar olabilir. Yani bu kişilerin mümkünse hiç bu zamanlarda çıkmaması lazım. Ama illa çıkmak zorunda iseler bol sıvı almayı sağlayacak şekilde yanlarında su bulundurmaları lazım ve mümkünse kısa bir süre dışarıda bulunup sonra tekrar serin bir ortama gelmek lazım. Yoksa uzun süren etkilerle mücadele etmek zorunda kalabilirler” dedi.
Riskli grupları açıkladı
Aşırı sıcaklara karşı riskli gruplara yönelik uyarılarda da bulunan Ergör, “Yaşlılık önemli bir risk faktörü. Onun dışında işte hipertansiyonu olanlar, kalp hastalığı olanlar, böbrek yetmezliği olanlar, solunum yolu hastalıkları olanlar riskli kişiler. Gebeler riskli kişiler. Bir de küçük bebekler. Onların da sıvı elektrolit dengesini sağlamaları kolay değil. Onun için en riskliler bu grup. Tabi genç ve sağlıklı kişiler için risk daha az ama onlar da aşırı sıcakların kötü etkilerinden etkilenebilirler” diye konuştu.
“Klimalı ortamlarda bulunmanın bir zararı yok”
Klima kullanımına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Ergör, şunları söyledi:
“Bu sıcaklara karşı vantilatör ya da klima korkusu var bizim ülkemizde. Klimadan çok korkmaya gerek yok. Klimalardan hastalık bulaşır gibi bazı düşünceler var. Yani sürekli belli ortam sıcaklığı, 22-24 dereceye kadar olan sıcaklıkta bir ortamda bulunmak çok sağlıklı, küçük çocuklar için de böyle. Bebekler için de böyle. Onun için ‘hastalık geçecek, klima çarpacak’ gibi kaygılar yerine sürekli aynı ortam, aynı ısı ortamının sağlandığı konfor sağlanabiliyorsa bundan korkmamak lazım. Klimalı ortamlarda bulunmanın bir zararı yok. Ancak büyük su depoları olan klimalardan bazı hastalıklar geçebilir. Belki alışveriş merkezlerinde ya da otellerde ama özellikle ev tipi klimalarda bir sorun yok. Olsa olsa kas tutulması falan gibi şey olur ama akciğer rahatsızlığı ya da enfeksiyonlara neden olmuyor klimalar. Camı aç kapat gibi daha dengesiz gidecek yöntemleri kullanmak yerine sürekli bir ısı regülasyonu sağlanması iyi bir şey.”
]]>
ÖZGÜR DEDEOLUK
(AYDIN)- Aydın’ın Karacasu ilçesinde 45 derece sıcaklıkta tütün kırımı yapan üreticiler sıcaklardan ve gelen zamlardan şikayet etti. Üretici Fatma Çevik, “Bıktık yaşamaktan bıktık, her gün panikle kalkıyoruz. Her şeye geliyor zam, bizim işe gelmiyor. Ne oldu, rençper bitti. Ben gerçekten ‘yeter’ diyorum. Güneş öldürücü. Belli olmuyor mu halimizden. Sıcak çok fena. Öldük, öldük sıcaktan. Millet denizde yüzüyor biz burada yüzüyoruz. Emekli olacağım diye burada gece gündüz çalışıyorum ama verdikleri 10 lira maaş. Karın doymaz bu parayla” dedi.
Aydın’da 35 bin dekar ile en çok tütün üretim alanına sahip olan ve bin 200 tütün üreticisinin bulunduğu Karacasu’da yüzlerce tarım işçiliği de tütünden geçim sağlıyor. 45 derece sıcakta tütün kırımı sürerken işçi ve üreticiler sıcaktan çok aralıksız gelen zamlardan ve gelecek kaygısından dert yandı. Şubat ayında başlayan tohum ekiminin ardından nisan ayında fidan dikimleri yapıldı. Mayıs ayı sonunda başlayan kırımlar 45 derece sıcakta devam ediyor. Yağışların olmaması sebebiyle sulama yaparak ürünlerini yetişmeye çalışan üreticilerin günlerinin büyük bir bölümü tarlada geçiyor. Sıcaklardan dolayı gece 02.30’da tarlaya giren çiftçiler sabah 11.00’e kadar kırım yapıyor. Tütünlerin sıcakta yanmaması için hummalı bir şekilde çalışan üreticiler öğleden sonra saat 16.00’da bir kez daha tarlaya girip akşam 08.00’e kadar kırım yapıyor. Günde bazen çift mesai yaparak ürünleri zarar görmeden hasat etmeye çalışan üreticiler evleri haline dönen tarlalarda kavurucu sıcakla ve gelecek kaygısı ile mücadele ediyor.
“Memur alıyor maaşını gidiyor denize”
40 yıldır gerek üretici gerek işçi olarak tarımın içinde olan Fatma Çevik, şunları söyledi:
“Bıktık yaşamaktan bıktık, her gün panikle kalkıyoruz. Her şeye geliyor zam, bizim işe gelmiyor. Ne oldu, rençper bitti. Ben gerçekten yeter diyorum. Güneş öldürücü. Belli olmuyor mu halimizden. Sıcak çok fena. Öldük, öldük sıcaktan. Biz alışkınız ama yeni yetmeler zorlanıyor. Piştik biz zaten. Gece 02.30’ta girip sabah 11.00’da çıkıyoruz. Akşam 16.00’da girip akşam 08.00’de çıkıyoruz. 40 yıldır yapıyorum. El atsınlar bizden tarafa. Emeklilik yaşını 55’e çeksinler. Biz yorulduk artık. Bir memur az da alsa 9 gün tatili var. Hani bizim tatil? Biz bayramın 2. günü tarlaya girdik. Bayram seyran yok. Etleri soktuk dolaba, koştuk tarlaya. Çocuklarımızın masrafı ağır, Bağ-Kur öyle. Memur alıyor maaşını gidiyor denize. Sosyal hayat, marka, giyim her şey az da olsa var. Biz gezemiyoruz. Hiçbir şeyimiz yok. Kirli çamaşırın içindeyiz işte. Terin içinde kirin içinde, sırtımız yağdanlık gibi oldu. Memnun musunuz; memnunuz diyoruz artık. Ne diyebiliriz. Memnun mu oluruz? Millet denizde yüzüyor biz burada yüzüyoruz. Emekli olacağım diye burada gece gündüz çalışıyorum ama verdikleri 10 lira maaş. Karın doymaz bu parayla. Çoluğumuz çocuğumuz okuyor. Sesimizi duyan yok.”
“Yağışın olmamasından dolayı boylanmadı”
Üretici Özlem Evlatoğlu ise, “44 yaşındayım. Çocukluğumdan bu yana bu işi yapıyorum. Üretici olmadığım zamanlar da yevmiyeye gittim. Herkesin bu şekilde tütünü yok. Ekici bu sene çok daha mağdur. Daha çok yıkıldı. Yeterince büyümedi. Geçen yılki kadar tütün asla yok. Sıcaklardan kaynaklandı. Yağmurun, yağışın olmamasından dolayı boylanmadı küçük kaldı. Bu şekilde az da olsa büyüdüyse suyun sayesinde. Devamlı suladığımız için. Dikerken de kuru toprağın içine diktik. Su verdik vermesek bu şekilde olmazdı zaten. Haftada suladık, 15 günde bir suladık. İnsan boyu tütün olması lazım aslında. İklim değişikliklerinden dolayı kaynaklanıyor” dedi.
“Emeğimizin karşılığını biz de almak isteriz”
Sözlerini sürdüren Evlatoğlu, şu ifadelere yer verdi:
“Şubat ayından bu yana tütünle ilgileniyoruz. Çocuğumuz gibi gözümüz gibi bakıyoruz. Emeğimizin karşılığını biz de almak isteriz. Yeri geliyor yemek yapamıyoruz. Kuru soğan ekmek yiyip geçiyoruz. Buraya gelmek zorundayız. Gece gündüz uykumuz yok. Başka işimiz mesleğimiz de yok. Gece 02.30’da başlıyoruz mesela sabah 11.00’e kadar. Sonra 16.00’dan akşam 20.00’ye kadar kırıyoruz yine. Şubatta tohumu attım. Nisan’da dikimi yaptım. Mayıs’ın 24’ünde kırıma başladık. O zamandan beri tarlalardayız. Çocuk gibi ilgileniyoruz. Bir kilo zeytin yağı 250- 300 lira ama bir kilo tütün 180 lira. Bu bizim emeğimizi kurtarmıyor yani. Maliyetler ağır. Bir depo mazot 45 lira. Bir işçi yevmiyesi bin 100 lira. İşçiye verdiğimiz para gözümüzde değil ama bir kilo tütünün 200 lira olmasını isterdik. Bizim sesimizi duysunlar başka hiçbir şey istemiyorum. Güneş de olsa artık emeğinizin karşılığını almak için bunları toplamamız lazım. Bu yüzden artık sıcaklar bile koymuyor. Her şeye rağmen tütün ucuz kaldı.
“Sözleşmeyi 180’den imzaladık ama 200 olmasını beklerdik”
Kendin yaparsan kurtarıyor. Çok fazla işçi çalıştırırsan zor. Geçen sene kilo fiyatı 115 liraydı. Sonra 122,5 oldu baş fiyat. Bu sene sözleşmeyi 180’den imzaladık ama 200 olmasını beklerdik. Maliyetler ağır. Geçen sene bir yevmiye 600 liraydı. Bugün bin 200 lira oldu. Yüzde yüz arttı ama tütün kilo fiyatı yüzde yüz artmadı. Bir kilo mazot 40- 45 lira. Emeğimiz çok ve emeğinizin karşılığını istiyoruz. Emeğimizin karşılığını tam anlamıyla alamıyoruz. Devam da etmek zorundayız. Çünkü başka çaremiz yok. Eşim emekli ama 10 bin lira emekli aylığı da yetmiyor ki. 2 çocuğum var. İkisi de okuyor. Evimiz kira değil ama başka gelir kaynağımız yok. Günlük işe gitsen kazanmıyorsun. Üretip elimizde 5-10 kuruş kalsın çoluğumuzun çocuğumuzun ihtiyacını karşılayalım diyoruz. Kalıyor mu kalıyor Allah’a şükür. Çocuklarımız için çalışmak zorundayız. Başka çaremiz yok. Çocukluğumuzdan bu yana bu işi yapıyoruz. Severek de yapıyoruz. Ekmeğimizi helalindan kazanıyoruz. Sıcak da olsa bize koymuyor çok şükür çünkü helalinden kazanıyoruz. Helal para her zaman iyi bir şeydir.”
]]>
Dünyanın en büyük kitlesel toplanmalarından biri olan Hac, her yıl milyonlarca kişiyi Suudi Arabistan’a getiriyor.
Maddi durumu ve fiziksel gücü yeterli olan Müslümanların hayatlarında bir kez yapmakla yükümlü oldukları bu yolculuk, Çarşamba günü resmen sona erdi.
BBC, bildirilen ölü sayısını bağımsız olarak doğrulayamadı.
BBC, 19 ve 20 Haziran’da, Suudi yetkililerden ölümler ve Hac organizatörlerine yöneltilen eleştiriler hakkında yorum istedi ancak resmi bir yanıt alamadı.
Ancak Suudi Arabistan, bu yılki Hac sezonu için yapılan sağlık planlarının başarılı olduğunu açıkladı.
Suudi Sağlık Bakanı Fahad el-Jalajel yaptığı açıklamada, “Hacıların yüksek sayısına ve yüksek sıcaklığın yarattığı zorluklara rağmen Hac mevsiminde herhangi bir salgın veya halk sağlığına yönelik tehdit görülmedi” dedi.
Suudi yetkililer, bu yıl ibadete yaklaşık 1,83 milyon hacının katıldığını, bunların 1,6 milyonunun yurt dışından geldiğini açıkladı. Çok sayıda yabancı ziyaretçi arasında Pakistanlılar, Ürdünlüler ve Tunuslular vardı.
BBC, bu yıl Hac’da bu kadar çok kişinin ölümüne yol açmış olabilecek faktörleri araştırdı:
Aşırı sıcak
Suudi Arabistan’da gölgede sıcaklığın 51,8 santigrat dereceye kadar çıktığı kavurucu sıcakların, ölüm sayısının artmasında önemli bir faktör olduğuna inanılıyor.
Suudi Sağlık Bakanlığı’nın ısıya maruz kalmaktan kaçınmaları ve susuz kalmamaları yönündeki uyarılarına rağmen, pek çok hacı sıcak stresi ve sıcak çarpmasının kurbanı oldu.
Bir Arap diplomat, öldüğü bildirilen 658 Mısırlının tamamına yakının hayatını kaybetmesinin aşırı sıcaklarla bağlantılı olduğunu söyledi. Bu hacıların birçoğunun gerekli Hac izinleri yoktu ve bu da organize destek almalarını ve kaynaklara erişimlerini zorlaştırıyordu.
BBC’ye konuşan Nijeryalı hacı Ayşa İdris, “Yalnızca Allah’ın merhameti sayesinde hayatta kaldım, çünkü hava inanılmaz sıcaktı.
“Kabe’nin bütün kapılarını kapattılar. Çatıyı kullanmak zorunda kaldık, içerisi kavruluyordu” diyor.
“Şemsiye kullanmak ve kendimi sürekli Zemzem suyuyla ıslatmak zorunda kaldım.
“Bir noktada bayılacağımı sandım ve şemsiyemi başka biri tutmak zorunda kaldı. Sıcaklığın bu kadar yoğun olmasını beklemiyordum” diye ekliyor.
Bir başka hacı Naim’in ise sıcak çarpmasından öldüğü ve ailesinin cevap arayışına girdiği bildirildi.
BBC Arapça’ya konuşan oğlu, “Annemle iletişimim aniden kesildi. Günlerce aradıktan sonra Hac sırasında vefat ettiğini öğrendik” dedi ve annesinin Mekke’ye gömülme isteğini yerine getireceklerini ekledi.
Hacılar alışılmadık sıcaklık, yorucu fiziksel aktivite, geniş açık alanlar ve birçoğunun yaşlı veya hasta olması gibi risklerle karşı karşıya.
Hac sırasında sıcaktan kaynaklanan ölümler aslında yeni değil. Hacıların ölüm kayıtları 1400’lü yıllara kadar gidiyor.
Geçen yıl, Suudi yetkililer sıcaklık stresi yaşayan hacı sayısının 2 binden fazla olduğunu açıklamıştı.
Bilim insanları, küresel ısınmanın koşulları daha da zorlaştıracağı konusunda uyarıyor.
Climate Analytics’ten Carl-Friedrich Schleussner, Reuters haber ajansına verdiği demeçte, “Hac, bin yılı aşkın bir süredir sıcak bir iklimde gerçekleşti, ancak iklim krizi bu koşulları daha da kötüleştiriyor.” dedi.
Schleussner’in araştırması, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi seviyelerin 1,5 derece üzerine çıkması durumunda Hac sırasında sıcak çarpması riskinin beş kat artabileceğini öne sürüyor.
Mevcut tahminler, dünyanın 2030’lara kadar 1,5 derecelik ısınmaya ulaşabileceğini ve bu durumun gelecekteki hacılar için zorlukları artıracağını gösteriyor.
Aşırı kalabalık ve temizlik sorunları
Çeşitli kaynaklara göre, Suudi yetkililerin kötü yönetimi, aşırı koşulları daha da kötüleştirerek hacılar için ayrılmış birçok alanda krize yol açtı.
Konaklama ve tesislerin kötü yönetildiğini, aşırı kalabalık çadırların yeterli soğutma ve sanitasyon olanaklarından yoksun olduğunu söyleyen hacılar var.
38 yaşındaki İslamabadlı hacı: “Mekke’nin sıcağında çadırlarımızda klima yoktu. Kurulan soğutucularda da çoğu zaman su yoktu.
“Bu çadırlarda boğulacak gibiydik, terden sırılsıklam olduk. Korkunç bir deneyimdi” diye ekliyor.
Cakartalı bir hacı olan Fauziah da aynı fikirde: “Birçok kişi çadırlardaki aşırı kalabalık ve aşırı ısınma nedeniyle bayıldı.
“Akşam yemeğini geceye kadar bekledik, dolayısıyla çadırlardaki insanlar aç kaldı” diye ekliyor.
İyileştirmeleri memnuniyetle karşılayacağını söyleyen kadın yine de “bunun şimdiye kadarki en iyi Hac organizasyonu olduğuna” inanıyor.
Ulaşım problemleri
Hacılar, yoğun sıcakta uzun mesafeler yürümek zorunda kaldı. Bazıları bunun için yolların kapalı olmasını ve bazıları da ulaşım yönetiminin yetersizliğini suçluyor.
İsminin açıklanmasını istemeyen ve Amina takma adını kullanan Pakistanlı bir hacı, “Yedi kilometrelik susuz, gölgesiz bir yola koyulduk. Polis barikatlar kurarak bizi gereksiz yere uzun mesafeler yürümeye zorladı” diyor.
Ona göre Suudi hükümeti araçları olmasına rağmen sıcaktan dolayı hasta ve bilinci kapalı olan hacılar için kullanmıyordu.
“Kamplarda insanlar tavuklar ya da çiftlik hayvanları gibi tutuluyordu; yatakların arasında geçebilecek yer yoktu. Yüzlerce insan için az sayıdaki tuvalet yetersizdi.”
Özel bir grubun Hac organizatörü olan Muhammed Acha da aynı fikirde.
“Bu benim 18. Hac yolculuğum ve tecrübelerime göre Suudi kontrolörler kolaylaştırıcı değiller. Kontrol ediyorlar ama yardımcı olmuyorlar” diyor.
Acha’ya göre yaz aylarında bir hacı, günde en az 15 kilometre yürümek zorunda kalabiliyor. Bunun hacılaır sıcak çarpmasına, yorgunluğa ve susuzluğua maruz bıraktığını söylüyor.
“Daha önceki yıllarda çadırlara ulaşmak için U dönüşleri açıktı ama artık tüm bu yollar kapatıldı. Sonuç olarak sıradan bir hacı, Bölge I’deki A Kategorisi çadırda kalsa bile çadırına ulaşmak için sıcakta 2,5 kilometre yürümek zorunda kalıyor.” diye açıklıyor.
Acha, “Bu rotada acil bir durum olması durumunda 30 dakika boyunca kimse size ulaşamayacak. Hayat kurtaracak herhangi bir düzenleme yok ve bu yollar üzerinde sebiller de yok” diye ekliyor.
Sağlık hizmetlerindeki gecikmeler
Pek çok hacının aldığı tıbbi yardımın yetersiz olduğu bildirildi.
Bazı hacılara göre sıcak bitkinliği veya diğer sağlık sorunları yaşayanlar için ambulans ve ilk yardım mevcut değildi.
Amina, bir hacı arkadaşının klostrofobi nedeniyle oksijene ihtiyaç duyduğunu ve çaresiz yalvarışlarına rağmen ambulansın gelmesinin 25 dakikadan uzun sürdüğünü anlattı.
“Sonunda ambulans geldi ve doktor ona iki saniye bile bakmadıktan sonra ‘bir şeyi yok’ dedi ve gitti” diye ekledi.
Ancak Suudi Sağlık Bakanı, hacıların refahı için ayrılan kaynakların altını çiziyor.
Hükümetten yapılan açıklamada, hacılar için toplam 6.500’den fazla yatak kapasiteli 189 hastane, sağlık merkezi ve gezici klinik ile 40 binden fazla tıbbi, teknik, idari personel ve gönüllüyle çalışıldığı belirtildi.
Açıklamada, 370’den fazla ambulans, yedi hava ambulansı ve 12 laboratuvarın, 60 tedarik kamyonu ve kutsal mekanlara stratejik olarak konumlandırılmış üç mobil tıbbi depodan oluşan güçlü bir lojistik ağıyla desteklendiği aktarıldı.
Mekke Sağlık Grubu, Hac mevsimi yaklaştıkça hazırlıkların arttığını açıkladı:
“Tüm hastane ve merkezlerdeki polikliniklerde personelin eğitimi ve gerekli ihtiyaçların karşılanması için tüm imkanlar kullanılmış olup, çeşitli sağlık tesislerinde 654’ü yoğun bakım yatağı olmak üzere 3 bin 944 yatak tahsis edilmiştir.”
Kayıt dışı hacılar
Hac ibadetini gerçekleştirmek için hacı adaylarının özel bir Hac vizesine başvurması gerekiyor.
Ancak bazı kişiler gerekli belgeler olmadan hacca gitmeye çalışıyor.
“Kayıt dışı Hac” sorununun ölümlerdeki artışa katkıda bulunduğuna inanılıyor.
Uygun belgeleri olmayan hacılar, yardıma ihtiyaç duyduklarında bile çoğu zaman yetkililerden kaçınıyorlar.
Yetkililer bazı çadırların aşırı kalabalık olmasından onları sorumlu tutuyor.
Endonezya Ulusal Hac ve Umre Komisyonu Başkanı Mustolih Siradj, “Hac vizesi olmayanların Hac bölgelerine sızdığından şüpheleniyoruz” diyor.
AFP, bir Arap diplomatın bu sezon en az 658 Mısırlının öldüğünü, bunların 630’unun hac izni olmadığını aktardı.
Ulusal Hac ve Umre Komitesi danışmanlarından Saad Al-Qurashi, BBC’ye, “Hac vizesi olmayanlara hoşgörü gösterilmeyecek; ülkelerine dönmek zorunda kalacaklar” diyor.
Düzensiz hacıların kimliklerinin, resmi hacılara verilen ve kutsal mekanlara giriş için barkod bulunan Nusuk kartları kullanılarak belirlendiğini belirtiyor.
Yaşlı, sakat veya hasta hacılar
Pek çok hacı, ya ömür boyu para biriktirdikten sonra, ya da ölecekleri zaman orada ölecekleri ümidiyle, ömrünün sonuna doğru Hacca gidiyor.
Örneğin Bangladeş’teki Müslüman toplum Hac yaparken ölmeyi bir şans olarak görüyor. Bunun özel bir statü kazandırdığını düşünüyorlar.
Her yıl Hac’da ölümlerin yaşanmasının nedenlerinden biri de bu. 2022-23 sezonunda ise yaklaşık iki yüz kişi Hac’da öldü.
Bir kişi Hac yaparken ölürse ne olur?
Bir hacı Hac yaparken öldüğünde, ölüm resmi makamlara bildiriliyor. Ölenin kimliğini doğrulamak için bileklik veya boyun kimliği kullanılıyor. Daha sonra doktor belgesi alınıyor ve Suudi Arabistan ölüm belgesi veriyor.
Cenaze namazları, ölümün meydana geldiği yere bağlı olarak Mekke’deki Mescid-i Haram veya Medine’deki Mescid-i Nebevî gibi önemli camilerde kılınıyor. Cenaze yıkanıyor, sarılıyor ve tüm masraflar karşılanarak Suudi hükümetinin sağladığı morglara taşınıyor.
Törenler basit bir şekilde, işaretsiz, bazen tek bir yerde birden fazla cenazeyle yapılıyor. Mezarlık defterinde kimin nereye gömüldüğü listeleniyor, böylece aileler isterlerse mezarları ziyaret edebiliyor.
Suudi hükümeti, farklı grupların ve Kızılay’ın yardımıyla “onurlu ve saygılı cenaze törenleri” düzenlediğini söylüyor.
]]>SICAKLIKLARIN mevsim normallerinin üzerine çıktığı Haziran ayında, önümüzdeki günlerde, İstanbul’un bazı bölgelerinde hissedilen sıcaklığın 40 derecelerin üzerine çıkması öngörülüyor. Sıcaklık rekorlarını kırılabileceğini söyleyen Meteoroloji Mühendisi Prof. Dr. Güven Özdemir, “Şu anda İstanbul’da 30-32 derecelik bir sıcaklık var şu anda ama 40 gibi hissediliyor” dedi. Yeni sıcaklık rekorlarının kırılabileceğini söyleyen Güven, “Geçen sene İstanbul’da 40-41 derecelerde rekor kırıldı. Bu rekor galiba yenilenecek gibi geliyor.” diye konuştu.
Haziran ayına girilmesiyle birlikte hava sıcaklıkları hızla yükseldi. Meteoroloji verilerine göre; İstanbul başta olmak üzere Marmara bölgesinde bazı yerlerde hissedilen sıcaklığın 40 derecenin üzerine çıkması öngörülüyor. Uzmanlar güneşin dik açıyla geldiği öğle saatlerinde dışarıya çıkılmaması yönünde uyarılarda bulunurken, önümüzdeki günlerde hava sıcaklıklarının nasıl olacağı ise merak konusu. Mevsim normallerine göre 33-34 derece olması gereken hava sıcaklıkları, 3 gün boyunca 40 derecelere kadar yükselecek. AKOM ve uzmanlar, Temmuz ve Ağustos aylarında sıcaklık rekorlarının kırılabileceğini öngörüyor.
Mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıklarını değerlendiren Meteoroloji Mühendisi Prof. Dr. Güven Özdemir, “Yaz mevsimi gelince, Haziran ayı maalesef çok çılgın bir sıcaklık var. Yüksek derecede bir giriş oldu. Bunun en önemli sebeplerinden biri; Batı Avrupa ve Güney Avrupa kısımlarında bir oluk var. Alçak basınç oluğu dediğimiz yağışlı hava kendini gösteriyor. Sıcaklıklar var orada ama bizim kadar değil. Bizde ise yüksek basınç sırtı şu anda etkili. Doğumuzda ise Güneydoğu Arabistan Yarımadası’nda yine bir oluk var. Biz yüksek kısmında kalıyoruz. Bundan dolayı da bulutsuz bir gökyüzü hemen hemen tüm yurdumuzda hakim. Sıcak hava, keskin sırt dediğimiz yüksek basıncın etkisinin büyük olduğu kısım şu anda üzerimizde. Sıcaklıkların artma sebebinin en önemli nedenlerinden biri de karbondioksitin sera etkisi yapması ve fosil yakıtların çok kullanılması” ifadelerini kullandı.
“3 GÜN SICAKLIK PİK YAPACAK”
Rüzgarların güney yönlü estiği dönemlerde, Afrika sıcaklarıyla birlikte tozlu, kalitesiz havanın ülkemize gelebileceğini vurgulayan Özdemir, “Şu anda dünden itibaren sıcaklıklar artmaya başladı. Rüzgar hızını kesti, sakin esiyor. Bugün ve yarın da aynı şekilde devam edecek, Perşembe günü de devam edecek. En yüksek seviyelere kadar ulaşacak. Cuma gününden itibaren rüzgarın kuzeye dönmesiyle birlikte sıcakların 29 dereceye kadar gerileme ihtimali var, yağış da bekliyoruz. Yerel de olsa bazı bölgelerimizde, iç bölgelerimizde yağış da görülecek ama tabii ki salı, çarşamba ve perşembe günleri sıcaklık pik yapacak. Bundan dolayı da halkımızın dikkatli olmasında fayda var” diye konuştu.
“GÖLGEDE OLMAKTA FAYDA VAR”
Vatandaşları güneşe çıkmamaları konusunda uyaran Meteoroloji uzmanı Özdemir, “Sabah 10.00 ile 16.00 diyelim. Çünkü 11.00 demiyoruz artık sıcaklık çok yüksek seviyelere ulaştı. Gölgede olmakta fayda var. Hasta, kronik rahatsızlığı olanların güneşin en yoğun olduğu, dik geldiği zamanlarda dışarıda olmamalarında fayda var. Bu konuda kuruluşlar birkaç gün kronik hastalığı olanlara biraz tolerans tanıyabilirler. En önemlisi sıvı tüketmek lazım, bol giysiler giyilmesi lazım. Bunlara dikkat edilmesi lazım” dedi.
“HİSSEDİLEN SICAKLIK 40 DERECELERİ BULACAK”
Özdemir, “Sıcaklık çok yüksek, hissedilen sıcaklık da nemden dolayı farklı oluyor. Şu anda İstanbul’da 30-32 derecelik bir sıcaklık var ama 38, 39, 40 gibi hissediliyor. Bu İstanbul’un her bölgesinde değil. Boğazda veya deniz kıyısında olan yerlerde sıcaklıklar daha düşük ama şehir merkezlerinde, trafiğin yoğun olduğu yerlerde, klimaların çok yoğun kullanıldığı yerlerde maalesef sıcaklıklar 40 derece gibi hissediliyor. Normal olarak 33-34 derecelerde olması gerekirken sıcaklık 40 dereceleri bulacak” ifadelerini kullandı.
“TEMMUZ – AĞUSTOS AYLARINDA SICAKLIK REKORLARINI ÜLKEMİZDE GÖRECEĞİZ”
Temmuz ve Ağustos aylarında yeni sıcaklık rekorlarının kırılabileceğini söyleyen Prof. Dr. Özdemir, “Geçen sene İstanbul’da, 40-41 derecelerde rekor kırıldı. Bu rekor galiba yenilenecek gibi geliyor, öyle gösteriyor. Çünkü daha Haziran ayında böyle olması, maalesef Temmuz – Ağustos aylarında da sıcaklık rekorlarını ülkemizde göreceğiz. Ağustos sıcak geçecektir. Sonbahar ayları biraz daha kısalmaya başladı veya yaz uzamaya başladı. Aradaki ilkbahar ve sonbahar daralmaya başladı. Eylül ayı da sıcak geçiyor, kurak geçiyor. Kasım ayına gibi bakıyorsunuz aynı şekilde. Birdenbire aralık ayından itibaren kışa girmiş oluyorsunuz. İlkbaharı yaşayamıyorsunuz, birdenbire yaza giriyoruz. Sıcaklıklar arttığından dolayı bu şekilde görünüyor. Yani ülke yavaş yavaş tropikal iklime doğru kayıyor” diye konuştu.
“BARAJLAR TAMAMEN DOLU OLSA BİLE İSTANBUL’DA SU YETMEYECEKTİR”
Sıcak hava ve yağışsız geçecek yaz ayının susuzluk tehlikesini de getireceğini vurgulayan Özdemir, “İstanbul’daki barajların doluluğu aldatmasın. Çünkü yüzde 80’leri geçmişti, şu anda yüzde 76-77’lere kadar geriledi. Günde ortalama üç milyon metreküp su tüketiyoruz. Çünkü nüfus artışı var. Sıcaklık da artınca tabii ki su tüketimi artacaktır. Bir kar kuraklığı yaşadık. İstanbul olarak kışın kar alamadık. Bu da yeraltı sularımızın tabii ki azalması demek. Yağışları mümkün olduğu kadar aldık ama ancak yüzde 80’e kadar çıkabildi. Barajların tamamı bile dolu olsa İstanbul’a kullanılacak su, tüketecek su yetmeyecektir. Çünkü günde üç milyon metreküp su tükettiğinizde, 360 ile çarptığınız zaman bizim kapasitemiz 768 milyon metreküp, 1 milyon metreküpün üzerine çıkıyor. Yani bizim en az yüzde 25, yüzde 30 su açığımız var. Bu yüzden mümkün olduğu kadar su tasarrufu yapmamızda fayda var. Yeraltı suları da azaldı” dedi.
AKOM’DAN UYARI GELDİ
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), 35 derecenin üzerine çıkması beklenen sıcaklıklara ve orman yangını riskine karşı vatandaşları uyardı. AKOM’dan yapılan açıklamada, İstanbul ve yurdun batısı ile güney bölgelerinin, Afrika ve Basra kökenli hava dalgalarının etkisi altına girdiği belirtildi. Bugünden itibaren sıcaklıkların 35 derecenin üzerine çıkmasının beklendiği bildirilen açıklamada, bunaltıcı havanın hafta boyunca süreceği tahmin edildiğinden, özellikle sıcaklığın en etkili olduğu 11.00-16.00 saatlerinde yaşlı, hasta, hamile ve çocukların güneş altında uzun süre kalmaması gerektiği vurguladı. Açıklamada, sıcak ve kuru havaya işaret edilerek, orman yangını riskinin de arttığı uyarısı yapıldı.
]]>
TÜRKİYE Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, okyanusların çok ısınması anlamına gelen El Nino’nun halen devam ettiğini ancak yavaş yavaş etkisini kaybettiği belirtip, “Bunun arkasından ‘La Nina’ gelecektir ve soğumaya dönüş olacaktır” dedi.
Meteoroloji 2’nci Bölge Müdürlüğü Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi tarafından yapılan açıklamada, mevsim normalleri civarında seyreden hava sıcaklıklarının, Ege Bölgesi genelinde artarak, 5 Haziran Çarşamba gününe kadar kıyı kesimlerde mevsim normallerinin 1 ila 3 derece, iç kesimlerde ise 4 ila 8 derece üzerine çıkması beklendiği bildirildi. İl merkezlerinde görülecek en düşük ve en yüksek hava sıcaklıklarının İzmir’de 31-35, Aydın’da 36-41, Çanakkale’de 29-35, Balıkesir’de 34-40, Manisa’da 35-41 derece olacağı belirtildi.
‘SICAKLARDAN KORKMAYACAĞIZ’
Bu yıl mayıs ayında havaların biraz serin geçtiğine dikkat çeken TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, “Özellikle tarımla uğraşanlar yeteri kadar sıcak olmadığı için şikayetçi. Ama şu an yeniden toparlandı, sıcaklıklar başladı. Sıcaklığın artması tarım ile uğraşanlar açısından çok güzel bir haber. Rekorlar kırılır mı? Mesela İzmir’de haziran rekoru 44.3 derece. Bu rekorun kırılacağını pek sanmıyorum. Belki Aydın çok daha sıcak olabilir ki zaten Türkiye’nin 2’nci en sıcak ilidir. İzmir ve diğer bölgeler yaklaşık 31-35 arası verirken, Aydın 41 gibi sıcaklar veriyor” diye konuştu.
“Sıcaklardan korkmayacağız” diyen Prof. Dr. Yaşar, “Sıcaklık arttıkça tarım ürünleri artar, yağışlar da artar, keyif de artar. Ancak, bizler, biraz sıcaklardan etkileniriz. Çok sıcaklarda özellikle saat 10.00 ile 17.00 arasında yaşlılar, tansiyon hastaları dışarı çıkmamalı. İşleri varsa da bu saatler dışında ayarlamalılar. Sağlık açısından kendimizi koruduğumuz sürece sıcaklıkların avantajı çok büyük” ifadelerini kullandı.
‘YAVAŞ YAVAŞ HAVA SICAKLIKLARI TEKRAR NORMALE DÖNECEKTİR’
Geçen sene ‘Süper El Nino’ yaşandığını hatırlatan Prof. Dr. Yaşar, “Hala onun etkileri devam ediyor. ‘Süper El Nino’ okyanusların çok çok ısınması demek. Deniz suyu yaklaşık 2 derece kadar ısındı. Bu nedenle havalar çok sıcak geçti. Mesela geçtiğimiz nisan ayı 4.3 derece ile ortalamaların üstünde geçti. Yaklaşık olarak 16.3 derecelere çıktı ki Türkiye’de nisan ortalama sıcaklığı 12 derecelerdedir. Olağanüstü sıcak geçti ama artık 1 yıla yaklaşıyoruz ‘Süper El Nino’ yavaş yavaş etkisini kaybediyor. Bunun arkasından ‘La Nina’ gelecektir. Şu anda bu sıcaklığa aldanmayalım. Yavaş yavaş hava sıcaklıkları tekrar normale dönecektir. Bu yaz sıcaklık rekorları kırılabileceğine pek katılmıyorum. ‘Süper El Nino’ devam ederse olabilir ama büyük ihtimalle ‘La Nina’ yani soğumaya dönüş olacaktır” dedi.
‘ÇOK SICAK DÖNEMLERİN SONUNA GELİYORUZ’
Prof. Dr. Yaşar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçtiğimiz sene Dünya Meteoroloji Örgütü 4 Temmuz’da ‘Süper El Nino olabilir’ diye bir uyarı yapmıştı ki zaten gerçekleşti. Hatta 23 Temmuz’da Türkiye’de, İzmir’de 32.3 ile deniz suyu sıcaklık rekoru kırıldı. Çok ciddi bir rakam. Bu yıl şu anda herhangi bir şey yok. Hatta serin bile gidiyor. Şu an denize gidenler ‘Üşüyoruz’ diyorlar. Evet bu doğal bir şey. Yani artık ‘Süper El Nino’nun yani çok sıcak dönemlerin sonuna geliyoruz. Yeniden mevsim normaline doğru bir hareket başladı. Büyük olasılıkla ‘La Nina’ başlayacaktır, hava soğuyacaktır.”
]]>Çölün ortasında yer alan Yezd şehrinde yüzyıllardır evlerin serinletilmesi için kullanılan bu doğal klimalar zamanla yerini elektrikli klimalara bırakmış olsa da Yezdliler yeni yapılan evlerin çatılarına yeniden badgir yapıyorlar.
Çoğunluğu dikdörtgen görünüme sahip olan ve çeşitli estetik dokunuşlarla bulundukları binalara ihtişamlı görüntü katan serinletme kuleleri kenti ziyarete gelen ziyaretçilere özellikle gün doğumu ve gün batımında görsel şölen sunuyor.
Yezd şehrinin UNESCO tarafından korunması gereken kültürel yaşam alanı ilan edilen eski şehir bölgesinde yoğunluklu olarak görülen bu kulelere neredeyse her mahallede rastlamak mümkün.
Dört, altı ve sekiz kanallı olarak imar edilen bu keleler çamur ve odundan yapıldığı için zarar görülmesi durumunda tadilatla kurtarılamıyor, yeniden yapılması gerekiyor.
Bir örgüyü andıran şekilde odunları çapraşık bir şekilde yerleştirilen, araları çamurla doldurulduktan sonra yine aynı çamur ile sıvanan kulelerde hiçbir şekilde tuğla kullanılmıyor.
Tuğla ya da kerpiç ile yapılmayan, iskeleti odunlardan oluşan kulelerin ömrü de yapıldıkları odunların ömrü kadar oluyor.
En kısası bir evin çatısından itibaren 3 metre yüksekliği olan en uzunu ise 34 metre olan bu kuleler çöl sıcaklığındaki evlerin serinletilmesi için döneminin vazgeçilmez mimari parçalarından biri sayılıyor.
Evlere altı derecelik bir serinlik katıyor
Bu doğal klimalar sayesinde evdeki sıcaklık ile dış sıcaklık arasında yaklaşık 6 derecelik bir ısı farkı oluşuyor.
Kulelerde bulunan gözlerden eve gelen hava odun ve çamur sayesinde ısı kaybına uğrarken esmesi nedeniyle de içerdeki serinliği arttırıyor.
Evin şeklinden çok bulundukları bölgenin rüzgar yönlerine göre konumlandırılıp kanalları ona göre dizayn edilen kulelerin bir bölümünden konuta yeni hava girerken aksi yöndeki gözlerden ise evdeki sıcak hava dışarı tahliye ediliyor.
Badgirler sayesinde evler bir yandan serinlerken diğer yandan içerdeki hava sürekli değişerek tazeleniyor.
Evlerin havalandırma kanalları
AA muhabirine konuşan Kültürel Miras Kurumu Turist Rehberi Necme Nadiri, söz konusu kulelerin yıllarca süren bir emek, mühendislik bilgisi ve bölge halkının bir fikri olarak ortaya çıktığını söyledi.
Serinletme kulelerinin, elektriğin olmadığı devirlerde hava akımı yaratarak serinlik elde etmek için yapıldığını aktaran Nadıri, farklı dönemlerde yapılan bu yapıların aynı mahallede görülebileceğini ifade etti.
Tarihi süreç içinde serinletme kulelerinin günümüzdeki şeklini aldığını söyleyen Nadiri, “Bu bacalar aynı zamanda evlerin havalandırma kanalları oluyor. Günlerin en sıcak saatlerinde bu badgirler hava sirkülasyonu ile evlere serinlik veriyor.” diye konuştu.
Başka bir turist rehberi Hamid Hani de Yezd’in en yüksek hava kulesinin 34 metre yükseklikte olduğunu ve Devlet Abad Meydan’ında bulunduğunu belirtti.
Hani, kulelerin iyi korunması gerektiğini belirterek, “Bu kulelerin odunları çürürse hepsinin yıkılması gerekiyor. Odun tuğla gibi değildir bir bölümünü yıkıp yeniden yapamazsınız. Hepsini yıkıp yeniden yapmanız gerekir.” ifadelerinde bulundu.
]]>Adana’da hafta sonu hava sıcaklığı 31 dereceye ulaşacak
Çukurova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Zaimoğlu:
“Bu mevsim için bu sıcaklıklar yüksek”
“Bunlar iklim değişikliği sonuçları”
ADANA – Çukurova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Zaimoğlu, “Ne yazık ki bahar mevsimi bu süreçte sona ermiş görünüyor. Ancak bunlar iklim değişikliği sonuçları” dedi.
Meteoroloji’den yapılan son hava durumu tahminlerine göre Marmara ve Ege’de toz taşınımı, İç Anadolu’da yağmur, Doğu Anadolu’da da çığ tehlikesi devam ediyor. Hava sıcaklıkları ise Akdeniz’de 3 ila 6 derece artacak.
Kış yaşanmadan yaz geldi
Türkiye’nin en sıcak illerinden Adana’da ise hava sıcaklığının 30-31 Mart tarihlerinde 30-31 dereceye ulaşması bekleniyor. Kış mevsiminin bu sene adeta yaşanmadığı kentte yaz tekrardan geri geldi. Uzmanlar ise iklim değişikliği nedeniyle mevsimlerin dengesiz seyrettiğini anlattı.
“İklim değişikliğini nasıl durdurabiliriz artık bunu konuşuyoruz”
Çukurova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Zaimoğlu, İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Zaimoğlu, Çukurova için toz taşınımı uyarısının olmadığını anlatarak, “İklim değişikliği insanlığın kabul ettiği bir gerçek. Bundan 20 sene insanlar iklim değişiyor mu diye konuşurken artık günümüzde iklim değişiyor ve insanlar bunun farkında. Biz iklim değişikliğini nasıl durdurabiliriz artık bunu konuşuyoruz. Bahar mevsimlerinin kayması, toz taşınımı ve toz fırtınalarının ortaya çıkması da beraberinde sorun getiriyor. Çukurova bölgesi için çok ciddi bir sorun görmüyoruz çok iyi olmamakla beraber parametreler olumsuz değil ancak Bolu, Karabük ve Marmara bölgesinde toz taşınımıyla ilgili ciddi sıkıntılar olacağını düşünüyoruz. Orta Doğu ve Afrika’dan bu birkaç gün içerisinde toz taşınımı olacağını görüyoruz” ifadelerini kullandı.
“Büyük bir problemle karşı karşıya değiliz”
Toz taşınımlarının insanları olumsuz etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Zeynep Zaimoğlu, “Belli bir oranın içerisinde toz taşınımı insan sağlığı için problem oluşturuyor. Alerji ve solunum yollarıyla ilgili problemi olan vatandaşlarımıza sıkıntı oluşturacaktır bu toz taşınımı. Onların daha çok dikkat etmelerini ön görüyoruz. Çukurova bölgesi için büyük bir problemle karşı karşıya değiliz. Doğa kendi dengesini bulurken problem insanlar için” dedi.
“1 ay sonra tekrar havaların soğumayacağın garantisi yok”
Adana’da hafta sonu hava sıcaklığının 29-30 derecelere ulaşacağını kaydeden Çukurova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Zaimoğlu, daha sonra şunları söyledi:
“Özellikle yarından itibaren sıcaklıklar ciddi oranda artıyor. Sıcaklık 29-30 derecelere ulaşacak. Bu mevsim için bu sıcaklıklar yüksek. Ne yazık ki bahar mevsimi bu süreçte sona ermiş görünüyor. Ancak bunlar iklim değişikliği sonuçları. 1 ay sonra tekrar havaların soğumayacağın garantisi yok. Dolayısıyla standart bir sıcaklık değişiminden bahsedemiyoruz. Kullandığımız her ürün ve her bir tüketim alışkanlığımız bir karbon ve su ayak izini beraberinde getiriyor. Satın aldığımız her ürün bize ne yazık ki bize aynı anda karbon salımı ve fazladan su kullanımı olarak geri dönüyor. Benim bireysel tavsiyem tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek.”
]]>Prof. Dr. Alaeddinoğlu: “Van Gölü Havzası’nın ihtiyaç duyduğu yağış gerçekleşmiş oldu”
VAN – Van YYÜ Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Van Gölü Havzası’nın ihtiyaç duyduğu yağışın gerçekleşmiş olduğunu belirterek, “2024 yılı içerisinde özellikle ocak, şubat ve martta da giderek temposunu arttıran yağışın şekli, şiddeti havzayı büyük ölçüde rahatlattı” dedi.
Dünyanın en büyük sodalı gölü olan Van Gölü, 2019-2023 yılları arasında küresel iklim değişikliğinin etkisiyle büyük ölçüde su kaybı yaşadı. Bu yılın ilk üç ayında yağışların yoğun miktarda düşmesi ise Van Gölü’nün seviye kaybı için umut oldu. Özellikle mart ayında yaklaşık 90 milimetre civarında düşen yağış, son 30 yıl içerisinde en bereketli mart ayı oldu.
İHA muhabirine konuşan Van YYÜ Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Van Gölü’nün kapalı bir havza olmasının getirdiği dezavantajlara rağmen, 2024 yılının yağışlar açısından oldukça bereketli geçtiğini belirtti. Son 5-6 yıldan bu yana görülmemiş düzeyde yağışın havzaya düştüğünü ifade eden Prof. Dr. Alaeddinoğlu, “Özellikle Ocak ve Şubat aylarında artan yağış miktarının Mart ayında da devam etti. Mart ayında yaklaşık 90 milimetre civarında bir yağış düştü. Bu aslında son 30 yıl içerisinde belki de en yüksek mart ayı yağışlarını ifade ediyor. Benzer yağış miktarını 2000’li yıllarda görmüştük. Ancak tam olarak benzer sonuçların ortaya çıkması için yağışların bütün bir yıl düşmesi gerekir. Ayrıca bugün iklim değişikliğinden kaynaklı havzada yaşanan sıcaklıktaki artış ve buharlaşmanın şiddeti de buna izin vermez. Ancak şu bir gerçek, 2024 yılı içerisinde özellikle ocak, şubat ve martta da giderek temposunu arttıran yağışın şekli, şiddeti havzayı büyük ölçüde rahatlattı. Son birkaç yıldır havzanın ihtiyaç duyduğu yağış büyük ölçüde gerçekleşmiş oldu” diye konuştu.
“Kuruyan göller belli ölçüde sularla buluşacak”
Yağışların kırsal alanlardaki tarım ve hayvancılık faaliyetlerini olumlu yönde etkileyeceğini ve kentlerde içme suyu temininde de önemli bir rol oynayacağını vurgulayan Alaeddinoğlu, yağışların ekolojik denge açısından da önemli olduğunu söyledi. Alaeddinoğlu, “Düşen her yağış ekosistemdeki diğer canlıların ihtiyaç duyduğu suyu karşılayacak. Çünkü düşen her bir yağış, geçmiş yıllarda sıcaklık ve buharlaşmanın şiddetiyle kuruyan irili ufaklı göllere tekrar pozitif katkı sunacaktır. Kuruyan bu göller belli ölçüde sularla buluşacaktır” şeklinde konuştu.
“Göldeki geri çekilmeler büyük ölçüde azalacak”
İklim değişikliğinden kaynaklı sıcak bir dönemde olunduğunu dile getiren Alaeddinoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önümüzdeki haziran, temmuz, ağustos aylarında sıcaklık periyoduyla ilgili herhangi bir değişiklik yok. Sıcaklıklar artacak ve havzada o şiddetli buharlaşma tekrar yaşanacak. Ama bu düşen yağışlar buharlaşmanın şiddetini ya da o göldeki geri çekilmeleri büyük ölçüde azaltacak. Dolayısıyla geçmişte gördüğümüz uzun mesafeli geri çekilmeler belli ölçüde kısıtlanmış olacaktır.”
Alaeddinoğlu, gelecek dönemlerde su yönetimi konusunda uzun vadeli planlamaların yapılması gerektiğini ve bu yağışlara aldanmadan havzanın ihtiyaç duyduğu suyun temin edilmesi için adımlar atılması gerektiğini kaydetti.
]]>AA muhabirinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerinden derlediği bilgilere göre, 2024 yılı ocak ayında ortalama sıcaklıklar Kırklareli, Bilecik, Tekirdağ Malkara, Sakarya Geyve, Manisa Akhisar, Balıkesir Dursunbey, Kütahya Simav, Antalya Gazipaşa, Yozgat, Zonguldak, Kastamonu İnebolu, Trabzon, Rize, Hopa, Artvin, Bolu, Karabük, Merzifon, Amasya, Sinop Boyabat, Çorum Osmancık, Giresun Şebinkarahisar çevrelerinde mevsim normalleri civarında, yurdun diğer bölgelerinde mevsim normallerinin üzerinde ölçüldü.
Türkiye genelinde 1991-2020 yılları arasında 2,9 derece olarak ölçülen ocak ayı ortalama sıcaklığı, geçen ay 5,7 derece ile normallerinin 2,8 derece üzerinde gerçekleşti.
Sıcaklık analizlerinde, 1971’den itibaren yapılan karşılaştırmaya göre, 2024 Ocak ayı son 53 yılın en sıcak ocak ayı olarak kayıtlara geçti.
Geçen ay en düşük sıcaklık sıfırın altında 31,3 derece ile Ardahan’da, en yüksek sıcaklık ise 29,3 derece ile Akçakoca’da tespit edildi.
Bölgelere göre sıcaklıklar
Marmara Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar Kırklareli, Bilecik, Malkara, Geyve çevrelerinde mevsim normalleri civarında, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde görüldü. Bölgenin ocak ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 5,2 derece iken, geçen ay 7,4 derece olarak ölçüldü. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 7,1 dereceyle Bilecik’te, en yüksek sıcaklık ise 22,8 dereceyle Lüleburgaz gözlendi.
Ege Bölgesi’nde ise ortalama sıcaklıklar Akhisar, Dursunbey, Simav çevrelerinde mevsim normalleri civarında, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde tespit edildi. Bölgenin 6,3 derece olan uzun yıllar ortalama sıcaklığına göre, geçen ay 8,5 derece olarak kayıtlara geçti. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 9,4 derece olarak Afyonkarahisar Emirdağ’da, en yüksek sıcaklık ise 23,8 derece olarak Manisa Salihli’de ölçüldü.
Akdeniz Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, Gazipaşa çevresinde mevsim normalleri civarında, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Bölgenin uzun yıllar ortalama sıcaklığı 7,5 derece iken, geçen ay 10,3 derece olarak ölçüldü. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 12,2 dereceyle Kahramanmaraş Göksun’da, en yüksek sıcaklık ise 25,6 dereceyle Mersin Erdemli’de kaydedildi.
İç Anadolu Bölgesi’nde de ortalama sıcaklıklar, Yozgat çevresinde mevsim normalleri civarında, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde görüldü. Bölgenin sıfırın altında 0,6 olan ocak ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı geçen ay 2,9 derece olarak kayda geçti. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 14,4 derece olarak Kangal’da, en yüksek sıcaklık ise 16,1 derece olarak Çumra’da görüldü.
Karadeniz Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, Zonguldak, İnebolu, Trabzon, Rize, Hopa, Artvin, Bolu, Karabük, Merzifon, Amasya, Boyabat, Osmancık, Şebinkarahisar çevrelerinde mevsim normalleri civarında, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Bölgenin 3 derece ölçülen uzun yıllar ortalama sıcaklığı ise ocak ayında 5,3 derece oldu. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 15,7 dereceyle Bayburt’ta, en yüksek sıcaklık ise 29,3 dereceyle Akçakoca’da tespit edildi.
Doğu Anadolu Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, bölgenin genelinde mevsim normallerinin üzerinde ölçüldü. Bölgenin ocak ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı sıfırın altında 4,3 derece iken geçen ay sıfırın altında 0,2 derece olarak tespit edildi. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 31,3 dereceyle Ardahan’da, en yüksek sıcaklık ise 13 dereceyle Iğdır’da kaydedildi.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, bölgenin genelinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Bölgenin 4,6 derece olan uzun yıllar ortalama sıcaklığı, ocakta 7,1 derece olarak kayda geçti. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 4,4 dereceyle Diyarbakır’da, en yüksek sıcaklık ise 18,8 dereceyle Ceylanpınar’da tespit edildi.
]]>Türk mühendislerin üretimi dikkat çekti
DÜZCE – Mühendisler güneş enerjisinden sıcak hava üretti. Patenti alınan ürün pazara çıkmak için çalışmalara başladı.
Yenilenebilir enerji kaynağının kullanılması çerçevesinde Düzce’de mühendisler güneş enerjisinden sıcak hava üretip depolamasını sağladı. Dünya’da ilk defa yapılan teknoloji için tüm patentler alındı. Kış aylarında 55 ile 60 yaz aylarında ise 80 ile 100 derece sıcaklığa ulaşılan teknoloji evlerde, fabrikalarda ısıtma sistemi olarak kullanılabiliyor. Ayrıca oluşturulan depolama sistemi ile sebze ve meyve kurutma işlemleri de yapılıyor. Test amaçlı yapılan kurutmalar ise dikkat çekti.
“Son yıllarda yapılan en önemli projelerden bir tanesi”
Ürünlerin tamamının patentini aldıklarını dile getiren Makine Mühendisi Selim Yirmibeşoğlu, “‘Yenilenebilir enerji kaynaklarını nasıl kullanabiliriz’ düşüncesinden yola çıktık ve burada güneş ile ısıtma panelleri ürettik. Bunun aslında genel adı da ısı duvarıdır. Güneş kaynaklı üründür. Daha sonra bir kaç ürün daha geliştirdik. Dışarda soluduğumuz havanın ısısını yükselterek istediğimiz yere transfer edebiliyoruz. Bu sistemler ile fabrika ısıtma, konut ısıtma, kümeslerin ısıtma havalandırması ve aynı zamanda yaş sebze ve meyveleri kurutabilecek hale getirdik. Bu bize göre özellikle güneş enerjisi sektöründe son yıllarda yapılan en önemli projelerden birisi. Biz bunda başarılı olduk ve patentledik. Tüm belgeleri aldık. ISO, verimlilik, yerli malı ve CE belgelerini aldık. Dolayısı ile 2024 yılında pazara açılmaya başladık” şeklinde konuştu.
“Böyle bir tesis Dünya’da yok”
Isı duvarlarını deneme yapmak amaçlı pilot üretim tesisi kurduklarını dile getiren Yirmibeşoğlu, ” Pilot üretim tesisi yaptık. Bu üretim tesisinde hem ortam ısıtılması ve havalandırmasında kullanıyoruz hem de yaş sebze ve meyvenin kurutulmasında bu sistemleri kullanmaya başladık. Bir miktar elektrik enerjisi doğuyor. Bu ihtiyacı da paneller ile destekledik. Tamamen hibrit sistem haline geldi. Böyle entegre tesis Türkiye’de yok. Bildiğimiz kadarı ile de Dünya’da da yok. Bu inşallah hem ülkeye faydalı olacak hem Düzce’ye faydalı olacak hem de insanlığımıza faydalı olacağını düşünüyoruz. Önemli bir kaynak güneş bizde bunu kullandık” ifadelerini kullandı.
“Dışarısı 5 içerisi 60 derece”
Sıcaklık derecelerinin yaz kış farklı olduğunu belirten Yirmibeşoğlu, kış aylarında 60 dereceyi gördüklerini belirterek, ” Yaz ve kış döneminde sıcaklık değerleri değişiyor. Az önce arkadaşlar ölçüm yapıldı. Dışarısı 5 derece iken içerisi 55-60 dereceye kadar sıcaklık aldığını gördük. Yazın bunun 80-90 dereceye çıktığını gördük. Aynı zamanda bu ürün 2 üniversiteden de onay aldı. Analizler başarılı oldu ve verimli olduğu görülünce tam tescil edilmiş oldu. Dolayısı ile muazzam bir ısı kaynağı oldu. Doğal bir kaynak sıcak hava ihtiyacı olan her yerde kullanabilirsiniz. İstenilen yere göre entegre edilebiliyor” dedi.
“Sonuçları bize heyecan verdi”
Güneşten elektrik üretiminin doygunluğa ulaştığını bu sebeple ısı duvarını ürettiklerini dişe getiren Yirmibeşoğlu, ” Yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş genelde elektrik üretiminde kullanılıyor. Biz doygunluk derecesine ulaşan bu sektörde nerede faydalanabiliriz düşüncesinden yola çıktık. Uzun yıllar araştırmaların sonucunda biz güneş ile havayı ısıtıp istediğimiz yere transfer etmeyi çok düşündük ve bu konuyu yaptık. Deneme yanılmalar ile testler ile bunda başarılı olduk. Ortaya da böyle bir ürün ile sistem çıktı. Sonuçları bize heyecan verdi. Bizde bu heyecan ile bunların imalatlarına başlamış olduk” şeklinde konuştu.
]]>ZMO Konya Şube Başkanı Burak Kırkgöz:
“Hava sıcaklıkları bitkilerde hastalıkların ve böcek zararlılarında popülasyonunun artmasına neden oluyor”
KONYA – Türkiye’nin tahıl ambarı Konya Ovası’nda Şubat ayına kadar yağışların düşük olması kuraklığa kapı aralarken, zaman zaman etkili olan yağışlar rekolte umutlarını arttırdı. Yağışların rekolte artışına olumlu katkı sağlayacağı tahmin edildiğini belirten uzmanlar, hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi tarlada bazı olumsuzlukları karşı uyarıyor.
Konya Ovası’nda 38 bin 873 kilometrekare yüzölçümünün yüzde 47’si tarım arazisi olarak kullanılıyor. Ovada 2023 yılı hububat sezonunda, yağışlar hububat ürünlerinde verim ve kalitenin artmasıyla rekolte yaklaşık 2 milyon tonun üzerinde olarak kayıtlara geçti. Bu yıl yağış periyodik raporlarında ise geçen yıla oranla yağışlarda son 5 ayda geçen yılın aynı aylarına göre yaklaşık yüzde 50 yağışta artış yaşandı. Son günlerde zaman zaman etkili olan yağmur yağışı çiftçilerin yüzünü güldürüyor.
“Uzun yıllar ortalamasına göre de yüzde 15’lik bir yağış periyodunda düşüş var”
Yağışlar bu şekilde devam ederse ovada bir problem olmayacağını ifade eden Ziraat Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Burak Kırkgöz, “Konya bölgesinde yağışlar ara ara devam ediyor. Özellikle hububat alanlarında bu yağışlar çok ciddi öneme sahip. Ekim ayından bu zamana kadar baktığımız zaman geçen yıla göre yaklaşık olarak yüzde 50 yağışta artışımız var. Tabii geçen yıla göre yüzde 50’lik bir artışımız var ama uzun yıllar ortalamasına göre de yüzde 15’lik bir yağış periyodunda düşüş var. Bu yıl beklediğimiz kar yağışını yine alamadık maalesef. Bu seneki kar yağışları yerini yağmur yağışlarına bıraktı. Tabii ovanın büyük bir kısmı hububat alanı kıraç alanlarda şu andaki yağan yağışların önemi çok yüksek. Özellikle bu dönemde kardeşlenme dönemindeki hububatlarda verimi etkileyen en önemli unsur bu dönemde yağacak yağışlar. Geçtiğimiz günlerdeki yağan 2 günlük yağış havzadaki ekili olan hububat alanlarında çok ciddi bir rahatlamaya neden oldu. Sulama imkanı olan çiftçilerimiz hazırlıklarını yapmıştı. Ekinlerini sulayacaktı lakin bu yağışlardan sonra sulamalarına ara verdi. Ciddi maliyet artışlarının da göz önünde bulundurulduğunda sulama maliyetleri de çok ciddi bir yer alıyor. İnşallah önümüzdeki dönemlerde bu yağışlar devam eder” dedi.
“Kış mevsiminde beklediğimiz düşük sıcaklıkları alamadık”
Havaların sıcaklığının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiğine dikkat çeken Burak Kırkgöz, “Sadece yağışlar değil, havaların sıcaklığı da bizim hububat alanları için çok önemli. Kış mevsiminde beklediğimiz düşük sıcaklıkları alamadık. Havalar çok sıcak gitmeye devam etti. Özellikle Ekim ayından bu zamana kadar havaların bu şekilde sıcak gitmesi gelişimin devamlılığını ve gelişimin devam etmesine neden oldu. Bu da tabii sulu alanlarda özellikle hububatın suluya ekilen tarlalarında, kışa girmeden önce Ekim ayında ekimden sonra 2 kere sulama yapan çiftçilerimizin arazilerinde hububatlar gereğinden daha fazla bir gelişme seyretmeye başladı. Çiftçilerimiz müdahale edebilmek için koyunlarla otlatma yoluyla hububatları biraz daha genç bir şekilde bahara hazırlamaya çalıştılar. Önümüzdeki günlerde ki hava sıcaklıkları da oldukça önemli hububatlar şu anda çalışmaya, gelişmeye devam ediyor. Özellikle kardeşlenme döneminden sonra sapa kalkma döneminde yağacak yağmurlar çok önemli. rekolteyi etkileyecek yağışlar olacak” şeklinde konuştu.
“Havaların sıcak gitmesi, hastalıkların ve böcek zararlılarında popülasyonunun artmasına neden oluyor”
Havaların sıcak gitmesiyle ortaya çıkabilecek sıkıntılardan bahseden Kırkgöz, “Özellikle fare zararı geçtiğimiz günlerden bugüne kadar oldukça yoğun bir şekilde hissediliyor. Tabii bu şekilde kar yağmaması, havaların biraz daha sıcak gitmesi, birtakım hastalıkların ve böcek zararlılarında popülasyonunun artmasına neden oluyor. Çiftçilerimizin arazilerini devamlı bir şekilde kontrol etmeleri mutlaka bir ziraat mühendisi meslektaşımız ve arazilerine çıkıp hububat alanlarını kontrol etmeleri gerekiyor. Tabii burada yapılabilecek çok fazla bir durum söz konusu değil meyve ağaçlarında özellikle. Tamamen iklime bağlı olunduğu için bu arazilerde çiftçilerimizin sıcaklıkla doğru orantılı olarak verimleri de değişiklik gösterecek. İnşallah kötü bir senaryo yaşamayız. Önümüzdeki süreçte de yağışlar bu şekilde devam ederse hububat alanlarında herhangi bir rekolte kaybı yaşamadan ürünlerimizi hasat ederiz” diye konuştu.
]]>Konya Ovası’nda 38 bin 873 kilometrekare yüzölçümünün yüzde 47’si tarım arazisi olarak kullanılıyor. Ovada 2023 yılı hububat sezonunda, yağışlar hububat ürünlerinde verim ve kalitenin artmasıyla rekolte yaklaşık 2 milyon tonun üzerinde olarak kayıtlara geçti. Bu yıl yağış periyodik raporlarında ise geçen yıla oranla yağışlarda son 5 ayda geçen yılın aynı aylarına göre yaklaşık yüzde 50 yağışta artış yaşandı. Son günlerde zaman zaman etkili olan yağmur yağışı çiftçilerin yüzünü güldürüyor.
“Uzun yıllar ortalamasına göre de yüzde 15’lik bir yağış periyodunda düşüş var”
Yağışlar bu şekilde devam ederse ovada bir problem olmayacağını ifade eden Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Konya Şube Başkanı Burak Kırkgöz, “Konya bölgesinde yağışlar ara ara devam ediyor. Özellikle hububat alanlarında bu yağışlar çok ciddi öneme sahip. Ekim ayından bu zamana kadar baktığımız zaman geçen yıla göre yaklaşık olarak yüzde 50 yağışta artışımız var. Tabii geçen yıla göre yüzde 50’lik bir artışımız var ama uzun yıllar ortalamasına göre de yüzde 15’lik bir yağış periyodunda düşüş var. Bu yıl beklediğimiz kar yağışını yine alamadık maalesef. Bu seneki kar yağışları yerini yağmur yağışlarına bıraktı. Tabii ovanın büyük bir kısmı hububat alanı kıraç alanlarda şu andaki yağan yağışların önemi çok yüksek. Özellikle bu dönemde kardeşlenme dönemindeki hububatlarda verimi etkileyen en önemli unsur bu dönemde yağacak yağışlar. Geçtiğimiz günlerdeki yağan 2 günlük yağış havzadaki ekili olan hububat alanlarında çok ciddi bir rahatlamaya neden oldu. Sulama imkanı olan çiftçilerimiz hazırlıklarını yapmıştı. Ekinlerini sulayacaktı lakin bu yağışlardan sonra sulamalarına ara verdi. Ciddi maliyet artışlarının da göz önünde bulundurulduğunda sulama maliyetleri de çok ciddi bir yer alıyor. İnşallah önümüzdeki dönemlerde bu yağışlar devam eder” dedi.
“Kış mevsiminde beklediğimiz düşük sıcaklıkları alamadık”
Havaların sıcaklığının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiğine dikkat çeken Burak Kırkgöz, “Sadece yağışlar değil, havaların sıcaklığı da bizim hububat alanları için çok önemli. Kış mevsiminde beklediğimiz düşük sıcaklıkları alamadık. Havalar çok sıcak gitmeye devam etti. Özellikle Ekim ayından bu zamana kadar havaların bu şekilde sıcak gitmesi gelişimin devamlılığını ve gelişimin devam etmesine neden oldu. Bu da tabii sulu alanlarda özellikle hububatın suluya ekilen tarlalarında, kışa girmeden önce Ekim ayında ekimden sonra 2 kere sulama yapan çiftçilerimizin arazilerinde hububatlar gereğinden daha fazla bir gelişme seyretmeye başladı. Çiftçilerimiz müdahale edebilmek için koyunlarla otlatma yoluyla hububatları biraz daha genç bir şekilde bahara hazırlamaya çalıştılar. Önümüzdeki günlerde ki hava sıcaklıkları da oldukça önemli hububatlar şu anda çalışmaya, gelişmeye devam ediyor. Özellikle kardeşlenme döneminden sonra sapa kalkma döneminde yağacak yağmurlar çok önemli, rekolteyi etkileyecek yağışlar olacak” şeklinde konuştu.
“Havaların sıcak gitmesi, hastalıkların ve böcek zararlılarında popülasyonunun artmasına neden oluyor”
Havaların sıcak gitmesiyle ortaya çıkabilecek sıkıntılardan bahseden Kırkgöz, “Özellikle fare zararı geçtiğimiz günlerden bugüne kadar oldukça yoğun bir şekilde hissediliyor. Tabii bu şekilde kar yağmaması, havaların biraz daha sıcak gitmesi, birtakım hastalıkların ve böcek zararlılarında popülasyonunun artmasına neden oluyor. Çiftçilerimizin arazilerini devamlı bir şekilde kontrol etmeleri mutlaka bir ziraat mühendisi meslektaşımız ve arazilerine çıkıp hububat alanlarını kontrol etmeleri gerekiyor. Tabii burada yapılabilecek çok fazla bir durum söz konusu değil meyve ağaçlarında özellikle. Tamamen iklime bağlı olunduğu için bu arazilerde çiftçilerimizin sıcaklıkla doğru orantılı olarak verimleri de değişiklik gösterecek. İnşallah kötü bir senaryo yaşamayız. Önümüzdeki süreçte de yağışlar bu şekilde devam ederse hububat alanlarında herhangi bir rekolte kaybı yaşamadan ürünlerimizi hasat ederiz” diye konuştu. – KONYA
]]>Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Fırat Canbay:
“Mevsimin sıcak gitmesi, iklim koşullarının olumsuz gelişmesinden kaynaklı arılar, kış uykusuna geçmedi”
“Arılarda zayıflama veya kovan ölümleri ile karşı karşıya kalıyoruz”
“Bu bölgede arıların en az 3 ay civarında salkımda olması gerekmekteydi. Ocak ayı sonu itibariyle salkıma düşmemiş”
” Eğer böyle devam ederse önümüzdeki yıllarda bu düşük verim ile karşı karşıya kalacağız”
ELAZIĞ – Dünya genelindeki küresel ısınma, ekosistemin en önemli canlılarından biri olan arıları olumsuz etkiledi. Sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde gitmesi sonucu 2 ay önce kış uykusuna geçmesi gereken arılar halen geçmedi. Tehlikenin kapıda olduğunu dile getiren Elazığ Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Kimyager Fırat Canbay, en önemli olumsuzluklardan bir tanesinin kovan kaybıyla karşı karşıya kalınması olduğunu dile getirdi.
Küresel ısınmanın beraberinde getirdiği gelişmeler, dünya genelinde birçok canlıyı olumsuz etkiliyor. Küresel ısınmaya birlikte neredeyse artık 4 mevsim yaşanmazken, kış ayları ise kurak ve ılık geçmeye başladı. Bu çerçevede Elazığ ve bölgesinde sıcaklılar mevsim normallerinin üzerinde seyretmesiyle arılar kış uykuna yatmadı. 3 ay kış uykusu geçirmesi gereken arılar, ocak ayının sona gelinmesi rağmen halen doğa ile temas halinde. Arılar kovan içerisinde kendilerine bırakılan balları tüketirken, polen ve nektar arayışı için uçuşa geçiyor. Bölgede arıların en az 3 ay civarında salkımda olması gerektiğini dile getiren Elazığ Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Kimyager Fırat Canbay, en önemli olumsuzluklardan bir tanesinin kovan kaybıyla karşı karşıya kalınması olduğunu dile getirdi.
Arıcılığın devam edebilmesi için en önemli argümanlarından bir tanesinin iklimin normal koşullarda seyretmesi olduğunu aktaran Başkan Canbay, “O bölgeye ait meteorolojik hafızanın var olmasıdır. Şuanda ocak ayının sonundayız. Halen bölgemizdeki arılar, mevsimin sıcak gitmesi, iklim koşullarının olumsuz gelişmesinden kaynaklı, kış salkımı dediğimiz kış uykusuna geçmedi. Bundan dolayı arılarda olumsuz olarak etkileniyor. Arıcılıkta arıların tedarikinde bir problem çıktığı zaman bölgedeki arılarda yaşlanma olayı gelişir ve bahara çıkmada sıkıntılarla karşı karşıya kalırız. Bu sıkıntılar bize baharda olumsuz olarak yansıyacaktır. En önemli olumsuzluklardan bir tanesi bölgedeki arıcılarımızın kovan kaybıyla karşı karşıya kalmasıdır. Çünkü şuanda kış salkımına geçmeyen arılarımızda bal sarfiyatı söz konusudur. Doğaya baktığımız zaman şuanda polen ve nektar akımına uygun değil. Geldiğimiz noktada bu olumsuz gelişmeler arılarımızın kış salkımına geçmemesine sebep oldu” dedi.
“Arılarda zayıflama veya kovan ölümleri ile karşı karşıya kalıyoruz”
Kış ayının son bir ayına girmek üzere olduklarını dile getiren Başkan Canbay, “Son bir ayda arıların salkıma düşmesi olumsuzluklarla karşılayamayacağız anlamına gelmiyor. Bu bölgede arıların en az 3 ay civarında salkımda olması gerekmekteydi. Ocak ayı sonu itibariyle salkıma düşmemiş. Bunun olumsuzluklarını arıcılarımız son baharın çıkışında yaşamış olacak. Arıcılık sektöründe sıcaklık değişkenleri çok önemlidir. Özellikle bu bölgede kış mevsimi dediğimiz 3 ay içerisindeki sıcaklıkların 10 derece altında seyretmesi arıcılık için önemlidir. 10 derecenin üzerine çıktığı zaman arı kolonisi kış uykusuna yatmadığından dolayı, koloni içerisinde bir bal sarfiyatı söz konusu olur. Arı için ayrılan tedarik edilen balın ötesinde bir bal tüketimi olduğu zaman arı kolonisi açlık ile karşı karşıya kalır. Aynı zaman hava sıcaklığından dolayı kovan içerisinde yavru tedariki söz konusu olmadığından dolayı bahara çıkan arılarda zayıflama veya kovan ölümleri ile karşı karşıya kalıyoruz” şeklinde konuştu.
“Bu olumsuzluklar arıda strese, verimde düşüklüğe sebep oluyor”
Son 3 yılın verimsiz geçtiğini vurgulayan Canbay, “Elazığ bölgesi 12 kilogram bir rekolteye sahipken son 3 yıldaki meteorolojik hafızanın değişmesi, iklim değişikliğinin sektöre sirayet etmesinden dolayı 5 kilograma kadar düştü. Bu olumsuzluklar arıda strese, verimde düşüklüğe sebep oluyor. Eğer böyle devam ederse önümüzdeki yıllarda bu düşük verim ile karşı karşıya kalacağız. Bu sadece aracılık sektörü için değil, ekolojik dengedeki olumsuz yansımalar diğer canlı hayatı için de önemlidir. Doğada uyanma noktasında olan bitkilerle karşı karşıyayız. Bu süreçten sonra eksilere düşen sıcaklıkla bitkiler varlıklarını korumayacaktır. Bu da baharda verim düşüklüğüne sebep olacaktır” diye konuştu.
“Arıcılıkta en önemli faktörlerden bir tanesi doğada tüm mevsimlerin yaşanmasıdır”
Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin tüm dünyada etkili olduğunu ifade eden Canbay, “Dünya özeline baktığımız zaman bu olumsuz gelişmeler yine dünyadaki birçok olumsuzlarda öncülük etmektedir. Sektörel bazda baktığımızda arıcılıkta en önemli faktörlerden bir tanesi doğada tüm mevsimlerin yaşanmasıyla ilgilidir. Geldiğimiz noktada bu olumsuzluklar, arıcılık sektörünü ve diğer canlı yaşamını tamamen olumuz etkileyecektir. Arıcık sektörüne Tarım Bakanlığı üzerinden bir takım destekler vardı. Geldiğimiz noktada bu destekler bu olumsuz gelişmeleri bertaraf etmemiz söz konusu değil. Özellikle Tarım Bakanlığı’nın iklim değişikliği üzerinde arıcılıkta sürdürülebilirlik noktasında farklı desteklerle öne çıkması lazım. Bu desteklerle öne çıktığı zaman en azından sektörün bu tür olumsuzlara karşın mukavemet gücü artar” dedi.
]]>TÜRKİYE’de son 53 yılın en sıcak kasım ayı yaşandı. Ocak ayında yazdan kalma günlerin etkisini gösterdiği Antalya’da hayvanat bahçesinde kış uykusuna yatamayan ayı ailesi ve kaplumbağalarda stres etkileri görüldü.
Dünyayı etkisi altına alan iklim değişikliği ve kuraklık tüm canlıları etkiliyor. Ara mevsimlerin görülmemesi, yaz mevsiminin yıl içerisinde daha uzun sürmesi ve kış mevsiminin sıcak geçmesi nedeniyle hayvanların da biyolojik dengelerinde bazı değişimler yaşanıyor. Antalya’nın en büyük doğal yaşam parkı olan Antalya Hayvanat Bahçesi’nde özellikle bu yıl ocak ayında havanın 22’li derecelerde olması bazı hayvanlarda strese neden oldu. Önceki yıllarda aralık ayında kış uykusu hazırlıklarına başlayan, derin kış uykusu uyumasa dahi, daha sakin bir yaşam süren ve yeme alışkanlarını azaltan ayı ailesi ile kaplumbağalarda bahar etkisi yaşanıyor.
Antalya Hayvanat Bahçesi ve Doğa Parkı Sorumlu Veteriner Hekimi Aygül Arsun, çok sayıda canlının tıpkı bahar havasında gibi davrandığını söyleyerek, “Ayı ailesi ve kaplumbağamız var. Önceki yıllarda yine aynı şekilde kış uykusuna yatma hazırlığı yapan diğer türlerimiz vardı. Yemek ihtiyacı hissetmez, daha az hareket eder ve kışlıklarına çekilirlerdi. Ancak bu yıl özellikle sanki bahar havasında gibi daha hareketliler” dedi.
Kış uykusuna yatmadıkları için hayvanların stres yaşamaya başladığını belirten Aygül Arsun, “Onların da biyolojik dengeleri var. Kış havası ve soğuk olmasını bekliyorlar fiziken ancak bu durum olmayınca stres yaşıyorlar” diye konuştu.
Almanya’dan tatil için Antalya’ya gelen ve hayvanat bahçesini ziyaret eden Oktay Günay, havanın tüm dünyada aşırı sıcak ilerlediğini söyledi. Almanya’da hayvanat bahçelerindeki hayvanlarda sıcaklığa bağlı değişimler gördüğünü söyleyen Günay, “Almanya’da bir hayvanat bahçesinde kutup ayıları var. Onlar da kış uykusuna yatamıyor. Antalya’daki hayvanların da aynı sorunu yaşaması üzücü” ifadelerini kullandı.
SON 53 YILIN EN SICAK KASIM AYI
1930’dan 2022 yılına kadar Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yaptığı ölçümlemelere göre kentte yıl geneline göre ortalama sıcaklık 18,8, ortalama en yüksek sıcaklık 24,2, ortalama en düşük sıcaklık ise 13,8 olarak ölçüldü. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 2023 yılı kasım ayı ortalama sıcaklıklarının 1991-2020 normallerine göre kıyaslamasında sıcaklığın Korkuteli, Karaisalı, Hakkari, Ergani, Mardin çevrelerinde mevsim normalleri civarında gerçekleştiği, diğer yerlerde mevsim normalleri üzerinde olduğu kaydedildi. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki de son 53 yılın kasım ayı sıcaklık değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşarak iklim değişikliğine dikkat çekti.
Bakan Haseki, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzün yaptığı kasım ayı sıcaklık değerlendirmelerine göre; Son 53 yılın en sıcak kasım ayını yaşadık. 2023 yılı kasım ayı ortalama sıcaklığı 12,5 derece olarak ölçüldü. Buna göre, normal sıcaklık ortalamalarının 3,2 derece üzerinde sıcaklık gerçekleşti. Kasım ayında en düşük sıcaklığı -15,3 ile Erzurum’da, en yüksek sıcaklığı ise 32,9 ile Salihli’de tespit ettik” dedi.
]]>Kartal Belediyesi, ilçede görev yapan 20 mahalle muhtarını, Kartal Belediyesi Neriman-Sami Türkdoğan Aşevi-Gıda Bankası ve Afet İşleri Müdürlüğü’nde ağırladı.
Kartal Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Neriman-Sami Türkdoğan Aşevi ve Gıda Bankası’nı ziyaret eden Kartallı muhtarlar, yetkili gıda mühendislerinden bilgi aldı. Ardından Afet İşleri Müdürlüğü ziyaret eden muhtarlara, Kartal Belediyesi’nin afetlere yönelik yaptığı faaliyetler ve toplanma alanları bir sunum eşliğinde aktarılarak yapılan uygulamalı eğitimler anlatıldı.
Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’i temsilen Başkan Yardımcı Mustafa Ağdaş’ın da katıldığı programda muhtarlara aşevinin üretim yapıldığı alanlar özel kıyafet ve hijyen kurallarına uyularak gezdirildi. Her gün yoğun bir çalışma programıyla hizmet veren Kartal Belediyesi Neriman-Sami Türkdoğan Aşevi ve Gıda Bankası’nı ziyaret eden Kartallı Muhtarları, Sosyal Yardım İşleri Müdürü Gamze Yavuzer ve Aşevi Sorumlusu Özlem Doğan karşıladı. Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Mustafa Ağdaş ve Muhtarlıklar Müdürü Banu Kocadağ’ın da eşlik ettiği muhtarlar, önce hijyen istasyonunda ellerini yıkadı, ardından bone, önlük ve galoştan oluşan hijyen önlemlerini yerine getirerek aşevinin bölümlerini inceledi.
65 YAŞ ÜSTÜ VE İHTİYAÇ SAHİBİ VATANDAŞLARA HER GÜN SICAK YEMEK SERVİSİ
Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Mustafa Ağdaş, maddi olanaksızlık veya sağlık nedenleri ile Kartal Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’ne başvuran 65 yaş üstü ihtiyaç sahibi vatandaşlara aşevinde hazırlanmış yemeklerin her gün sıcak bir şekilde servis edildiğini açıkladı.
“DEPREM BÖLGESİNDE DE HİZMET VERDİK”
Geçen yıl yaşanan deprem felaketinin ardından üç ay boyunca deprem bölgesinde depremzede vatandaşlara hizmet verdiklerini belirten Başkan Yardımcısı Ağdaş, Neriman-Sami Türkdoğan Aşevi’ne bağlı personelin sıcak yemek çıkararak ve mobil ikram araçları ile depremzedelerin yanında olduklarını söyledi. Aşevi’ne bağlı faaliyet gösteren Gıda Bankası’nda da Kartallı vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının bağışlarının ihtiyaç sahibi ailelere ulaştırılmasını sağladıklarını belirtti.
“İHTİYAÇ SAHİBİ VATANDAŞLARIMIZIN YANINDAYIZ”
Aşevinde günlük 2000 porsiyon sıcak çorba, 1500 porsiyon sıcak yemek ve cenaze için hazırlanan pidelerin üretildiği alanları inceleyen muhtarlara Aşevi Sorumlusu Gıda Mühendisi Özlem Doğan bilgi verdi. Aşevinde, her gün metro istasyonları, oto sanayi ve Marmara Üniversitesi Mehmet Genç Külliyesi önünde vatandaşlara ikram edilmek üzere 2 bin porsiyon sıcak çorbanın üretildiğini belirtti. Ayrıca 1200 kreş öğrencisi ve 300 ihtiyaç sahibi aile için sıcak yemek üretildiği kaydeden Doğan, yemeklerin özel paketleme sistemi ile ihtiyaç sahibi vatandaşların evlerine kadar ulaştırıldığını aktardı. Ramazan ayında sahur ve iftar yemeklerinin de aşevinde üretildiğini belirten Doğan, Kartal’da günlük ortalama 8-10 cenaze için taziye evlerine sıcak pide üretilerek ayran ile birlikte gönderildiğini söyledi.
ENGELLİ VATANDAŞLARIA DOĞUM GÜNÜ PASTASI
Sosyal Yardım İşleri Müdürü Gamze Yavuzer, mahalle muhtarlarının ihtiyaç sahibi aileleri belediyeye bildirmelerini söyledi. Gerekli incelemenin ardından ihtiyaç sahibi olanlara günde 3 öğün yemek gönderildiğini aktardı. Aşevinde her gün engelli bireyler için ortalama 20 doğum günü pastası da yapıldığını ve bunların adreslerine ulaştırılarak doğum günlerinin kutlandığını belirtti.
AFET İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN ÇALIŞMALARI ANLATILDI
Kartallı muhtarlar, aşevi programının ardından Afet İşleri Müdürlüğü’nü ziyaret etti. Afet İşleri Müdürü Ozan Haydar Selmanpakoğlu, belediyenin lojistik deposu il eğitim alanlarını gezdirerek yaptıkları faaliyetleri anlattı. Afet Koordinasyon Merkezi’nde düzenlenen toplantıda ise olası afetlere karşı hazırlıklı olmak gerektiğini ifade etti. Toplanma alanları ve yeni afet altyapıları ile ilgili bilgi verdi. Yaklaşık 2 saat süren bilgilendirme toplantısı ve ziyaretin ardından Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Mustafa Ağdaş tarafından muhtarlara günün anısına saat hediye edildi.
]]>
AA muhabirinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerinden derlediği bilgilere göre, geçen ay ortalama sıcaklıklar, Batman çevresinde mevsim normalleri civarında, yurdun diğer bölgelerinde ise mevsim normallerinin üzerinde kaydedildi.
Türkiye genelinde 1991-2020 yılları arasında 4,8 derece olarak ölçülen aralık ayı ortalama sıcaklığı, geçen ay 8,3 derece ile normallerinin 3,5 derece üzerinde gerçekleşti.
Sıcaklık analizlerinde, 1971’den itibaren yapılan karşılaştırmaya göre, 2023 Aralık ayı son 53 yılın en sıcak aralık ayı olarak kayıtlara geçti.
Geçen ay en düşük sıcaklık sıfırın altında 21,3 derece ile Van’ın Özalp ilçesinde, en yüksek sıcaklık ise 27,4 derece ile Sinop’ta tespit edildi.
Bölgelere göre sıcaklıklar
Marmara Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, bölgenin genelinde mevsim normallerinin üzerinde görüldü. Bölgenin aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 7 derece iken, 2023 Aralık ayında 10,3 derece olarak ölçüldü. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 2,4 dereceyle Balıkesir’de, en yüksek sıcaklık ise 25 dereceyle Bursa’da gözlendi.
Ege Bölgesi’nde ise ortalama sıcaklıklar, bölgenin genelinde mevsim normallerinin üzerinde tespit edildi. Bölgenin 7,9 derece olan uzun yıllar ortalama sıcaklığına göre, geçen ay 11,2 derece olarak kayıtlara geçti. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 4 derece olarak Kütahya’da, en yüksek sıcaklık ise 24 derece olarak Salihli’de ölçüldü.
Akdeniz Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, bölgenin genelinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Bölgenin uzun yıllar ortalama sıcaklığı 9,1 derece iken, geçen ay 12 derece olarak gerçekleşti. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 6 dereceyle Göksun’da, en yüksek sıcaklık ise 25,9 dereceyle Kale (Demre)’de kaydedildi.
İç Anadolu Bölgesi’nde de ortalama sıcaklıklar, bölgenin genelinde mevsim normallerinin üzerinde görüldü. Bölgenin 1,4 olan aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı geçen ay 5,5 derece olarak kayda geçti. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 10,9 derece olarak Kangal’da, en yüksek sıcaklık ise 19,5 derece olarak Çumra’da görüldü.
Karadeniz Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, bölgenin genelinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Bölgenin 4,8 derece ölçülen uzun yıllar ortalama sıcaklığı ise 2023 Aralık ayında 8,4 derece oldu. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 11,8 dereceyle Bayburt’ta, en yüksek sıcaklık ise 27,4 dereceyle Sinop’ta gözlendi.
Doğu Anadolu Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, bölgenin genelinde mevsim normallerinin üzerinde ölçüldü. Bölgenin aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı sıfırın altında 1,6 derece iken geçen ay 2,5 derece olarak tespit edildi. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 21,3 dereceyle Özalp’te, en yüksek sıcaklık ise 16,3 dereceyle Ergani’de kaydedildi.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, Batman çevresinde mevsim normalleri civarında, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Bölgenin 6,4 derece olan uzun yıllar ortalama sıcaklığı, 2023 Aralık ayında 9,3 derece olarak kayda geçti. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 5,2 dereceyle Ceylanpınar’da, en yüksek sıcaklık ise 22,5 dereceyle Cizre’de tespit edildi.
]]>ÇANAKKALE’de, balık tezgahlarında deniz suyu sıcaklığının yüksek olması nedeniyle beklenen bolluk yaşanmadı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, “Balıklar üremek için su sıcaklığıyla birlikte hareket ediyor. Yaptığımız bir proje ile hamsinin yumurtasının ekim ayının sonunda bitmesi gerekirken, aralık ayı içinde hamsi yumurtalarına rastladık. Bu da yaklaşık 1,5 ay kadar bir kayma olduğunu, gösteriyor. Göçleri ne düzeyde etkilediği konusunda yapılmış net çalışma olmamasına karşın gözlemlere dayalı baktığımızda balık sezonunda bu sıcaklığa bağlı olarak bir kayma görüyoruz” dedi.
Denizlerde 1 Eylül itibarıyla av yasağının kalkması ve yeni sezonun başlamasıyla birlikte tezgahlarda balık çeşitliliği artarken, fiyatlarda da düşüş yaşandı. Ancak deniz suyu sıcaklığı istenilen seviyeye düşmeyince balıkların göçü olumsuz etkilendi. Bu nedenle balık tezgahlarında beklenen bolluk yaşanmadı. Balıkhanede lüfer 600, hamsi 100, kolyoz 100, yeşil istavrit 130, karides 500, çipura 450, levrek 280 TL’den, mezgit ise 300 TL’den satılıyor.
‘ARALIK AYI İÇİNDE HAMSİ YUMURTALARINA RASTLADIK’
Balıkların üremek için su sıcaklığıyla birlikte hareket ettiğini söyleyen ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, “Biz de bunu gözlemliyoruz. Şu anda Doç. Dr. İsmail Burak Daban yürütücülüğünde yapılan bir projemiz var. O projede, normalde hamsinin yumurtasının ekim ayının sonunda bitmesi gerekirken aralık ayı içinde hamsi yumurtalarına rastladık. Bu da yaklaşık 1,5 ay kadar bir kayma olduğunu gösteriyor. Göçleri ne düzeyde etkilediği konusunda yapılmış net çalışma olmamasına karşın gözlemlere dayalı baktığımızda balık sezonunda bu sıcaklığa bağlı olarak bir kayma görüyoruz. Deniz suyu sıcaklığı yazın çok sıcak gitti. Karadeniz’in bu yıl yüzey suyunun 26 dereceye ulaştığı söylendi. Bu, Karadeniz için çok büyük bir sıcaklık. Bu sıcaklığın mevsim geçişi yaparken çok şiddetli fırtına, yağmur olacağı söylenmişti ve bunu gördük. Kıyı kentlerinde, Karadeniz’de balıkçı barınakları karayelden yıkıldı. Sadece Karadeniz’de değil, aynı sıkıntıyı Marmara’da da Çanakkale Boğazı’nda da yaşadık. Ülkemizin de bu konuyla ilgili yapabileceği çok fazla bir şey yok. Küresel iklim değişikliği artık yüzünü yavaş yavaş bize gösteriyor. Küresel iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerin acilen masaya yatırılması da gerekiyor. Özellikle kıyı kentleri, iklim değişikliğinden kaynaklanan fırtınalardan etkilenebilir. Bunun için önlem geliştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
‘SULARIN SOĞUMAMASI BALIKLARIN GÖÇ YOLLARINI ETKİLEDİ’
Balıkhane esnafı Engin Tunç, “Bütün balıklarımız tezgahta var. Hamsimiz, istavritimiz, tekirimiz, lüferimiz, deniz çipuramız, levreğimiz var. Bütün balıklar tezgahlarımızda mevcut ama göç bittiği için çok büyük bolluk yok. Göç zamanı geçtiği için boğazda belli bölgelerde olta ile yakalanan lüfer balığı geliyor. Onların da alıcıları belli. Restoranlara kadar çıkıyor, çok bol balık avlanmıyor. Gene de lüferin kilosu 500-600 TL bandında tezgahlarda bulunuyor. Rüzgarın sürekli lodos esmesi, suların soğumaması balıkların göç yollarını etkiledi. Balıklar deniz suyu sıcaklığı yüksek olması nedeniyle göçe zorlanmadığı için olduğu yerlerde kalıyor. Şu anda bahar havası gibi bir hava var. Deniz suyu sıcaklığı 17-18 derece. Neticede balıklar da şaşırmış durumda. Göç etmiyorlar, dolayısıyla aşırı bir bolluk yok” diye konuştu.
]]>