DTO Meclis Başkanı Salih Sarıkaya’nın idaresinde gerçekleştirilen oturumda, DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan bir önceki toplantılarından bu yana gerçekleşen sosyoekonomik gelişmeler ve sektörel verilerle ilgili değerlendirmesinin yer aldığı konuşmasında, geçen yılın aynı dönemine göre, yılın ilk 5 ayında şehrimizin Patentte yaptığı marka başvurusunun yüzde 7’den fazla, faydalı model başvurusunun yaklaşık yüzde 12, patent başvurusunun da yaklaşık yüzde 17 arttığına dikkat çekti. Başkan Erdoğan; “Faydalı modeldeki artışımız, ülke genelindeki oranın da üstüne çıktı. Marka, patent ve faydalı model başvurularındaki başarımız, Denizli’nin gerçek potansiyelini ve gücünü bir kez daha ortaya koymuştur. Hepinize, bugün burada olan ya da olmayan herkese, tüm üyelerimize, bu tablodaki katkıları ve emeklerinden dolayı tek tek teşekkür ediyorum” dedi.
DTO’ya kayıtlı yabancı sermayeli firma, 399’a yükseldi
Başkan Erdoğan ayrıca Denizli’de geçen ay 2, yılın ilk yarısında ise 16 yabancı sermayeli şirket daha kurulduğunu ve DTO’ya kayıtlı yabancı sermayeli firmaların 399’a yükseldiğini açıkladı; “Bunlar arasında Almanlarla ortaklık 82 firma ile ilk sırada. 57 farklı ülkeden gelen yabancı yatırımcıların şehrimizdeki girişimlerindeki sermaye oranları yüzde 61. Yabancı sermaye tutarı ise 403 milyon TL’yi aştı” diye konuştu.
Denizli’de konut satışı arttı
Erdoğan, konuşmasında, Denizli’de mayıs ayındaki konut satışının bir önceki aya göre yaklaşık yüzde 47,5 arttığını da duyurdu. Başkan Erdoğan, “Ülke genelindeki artışın da üzerine çıktık. Ancak geçen yılın aynı ayına göre ise yaklaşık yüzde 17 azaldı. Yılın ilk 5 ayındaki konut satışı da bir önceki yılın aynı dönemine göre yine yaklaşık yüzde 16 azaldı. Ülke genelindeki azalışın yaklaşık 6 katına ulaştı” dedi.
DTO, 22.000 üyeye ulaşmaya çok yaklaştı
Denizli Ticaret Odası’na geçen ay 103 üye daha kaydettiklerini de ifade eden Başkan Erdoğan, 44 üyenin ise kaydını sildirdiğini, 15 firmanın da tasfiye sürecine girdiğini belirtti. Erdoğan, “Haziranın sonu itibarıyla 21 bin 901 üyeye ulaştık. Faal üye sayımızı, son 1 yılda yaklaşık yüzde 6 artırdık. Oda olarak yılın ilk yarısında 427 sayısal takograf ile 390 K belgesi verdik. Ayrıca 141 kapasite raporu ile 154 iş makinasının tescilini onayladık. Bunların yanında 26 ekspertiz raporu, 6 yerli malı belgesi ile 6 da levhaya kayıtlı sigorta acentesi belgesi düzenledik. Yeni levhaya kayıtlı sigorta acentesi belgesi, geçen yılın ilk yarısına göre yüzde 200 arttı. Aynı dönemde odamıza gelen 3.327 evrak karşılığında 10.959 evrak düzenleyip verdik” diye konuştu.
DTO Meclisi, gündemini ele alıp raporları oylamasının ardından dağıldı. – DENİZLİ
]]>Kripto varlıklara ilişkin düzenlemeleri içeren Sermaye Piyasası Kanunu’ndaki yapılan değişik TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülüyor. CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay teklif üzerinde yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Kripto hizmet sağlayıcı hukuka aykırı faaliyetlerden, bilgi güvenliği ihlali gibi durumlardan sorumlu tutuluyor. Bu tip durumlarda yönetim kurulu üyeleri de sorumlu tutuluyor, zimmet yüklenebiliyor. Bu durumlarla ilgili, bu kişilerin hem sermaye yapısını, hem mali gücünü, hem moralitesini araştırma açısından, bankalarda olduğu gibi, bir mali tahlil ve istihbarat departmanı mutlaka var ama oradaki bazı uzman arkadaşların sırf bu konuları araştırmak üzere görevlendirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum.
Burada da sermaye yeterlilik rasyolarının da uygun bir şekilde belirlenmesi mutlaka önemli; buradan bunu özellikle tekrar vurgulamak istedik. Yine, burada işte erişim yasağıyla ilgili SPK’ye direkt yetkiler var, burada mahkeme kararı olmadan alınan hususlar var. Bu konular tekrar gözden geçirilip insanların mağdur olmaması açısından daha rantabl kararlar, daha mantıklı kararlar alınması gerektiğini özellikle tekrar buradan vurgulamak istedim.
Burada gelirle ilgili bir düzenleme var, yüzde 2 gelir üzerinden alınacak SPK’ye yüzde 1, TÜBİTAK’a yüzde 1 gelir olayı var. Tabii ki bu, kar üzerinden değil, ciro üzerinden alınan bir tutar olduğu için çok ciddi rakamlar. Yine, sigortacılık sistemine özellikle burada vurgulamak istiyorum ben. Yani, şimdi, bu kanun teklifi süratle hazırlandı, hızlı bir şekilde geçecek ama arkasından sigortacılık sisteminin de uygulamaya geçmesi gerekir. Yine, ifade etmiştim sizinle ön görüşmemizde, sigortacılık kesiminde biriken ciddi fonlar var; yani en son rakamlar 683 milyar civarındaydı, şimdi biraz daha yukarılarda. Bu biriken fon da dahil olmak üzere gerekirse mevcut oranın üzerine bir miktar, binde 5 bir oran da koyarak bu fonu geliştirmek ve bu sigorta sistemini devreye sokmak yatırımcıların mağdur olmaması açısından büyük önem arz ediyor.
Bir de müşteri nakit hesapları var, platformlarda saklanan veya bankalarda mevduat olarak tutulan. Bunlar iki kesim açısından da karşılıklı olarak ayrılmış, haczedilemiyor, rehin edilemiyor. Yani herkes ayrı tutuluyor, müşterilerin borçları nedeniyle haczedilemiyor, işte erişim sağlayıcılarının, platformdaki işte kripto hizmet sağlayıcılarının borçlarından dolayı da kişilerin mevduatları haczedilemiyor ama burada biriken paraların bir değerlendirilme olayı var yani burada bir faiz geliri oluşuyor. Bu mevduat hesaplarındaki tahakkuk eden faizlerin bu hesaplara geçirimi mi sağlanacak? Bu faizler kime ödenecek? Kripto hizmet sağlayıcıları mı alacak, bu mevduatı değerlendirenler mi alacak? Burayla ilgili bir netlik var mı?
Vergisel bir boyut var, vergisel konuyla alakalı. Burada, şimdi, düzenleme Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından kanun çıktıktan sonra yapılacağı ifade ediliyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri burada, bu konuda bir hazırlık var mı? Bize bir açıklama yapılırsa sevinirim. Aynı zamanda da menkul sermaye iradı gibi düşünülerek Gelir Vergisi Kanunu’nun 75’inci maddesindeki tevkifata tabi tutulacak mı, yani gelir vergisi stopajı uygulanacak mı? En azından oran sıfır olarak belirlenebilir piyasadaki kaçaklar, kaçışlar olmasın diye ama yurt dışından gelen yatırımcıların en azından bu kazandıkları paraları yurt dışına transfer etme durumunda beyanname vermesi sağlanabilir ve bir disiplin sağlanmış olur. Bu açıdan da, gelir vergisi açısından da kaybımızın önlenmiş olacağını düşünüyorum.”
]]>
CHP’li Volkan Demir, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin Ekonomik Özgürlük Endeksinde Gabon ve Fas’ın ardından 103’üncü, Demokrasi İndeksinde Gambiya’nın ardından 102. sırada bulunduğuna dikkat çekti. Demir, “Türkiye, dünya ortalaması kadar doğrudan yabancı sermaye çekebilseydi 490 milyar dolar, OECD ortalaması kadar çekebilseydi 598 milyar dolar yatırım çekilmiş olacaktı. Bu durumda bu haliyle Türkiye en az 330 milyar dolar doğrudan yatırımı kaçırmış durumdadır” değerlendirmesini yaptı.
Demir, şunları kaydetti:
“2023 yılında Türkiye, sadece 10.6 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye çekebilmiştir. Bu, Dünyada 2023 yılındaki 1.36 trilyon dolar doğrudan yabancı sermaye hareketinin sadece binde 8’i kadardır. Türkiye’ye gelen sermayenin yaklaşık yüzde 34’ünü yabancıların gayrimenkul alımları, yaklaşık yüzde 18″ini Türkiye de mukim yabancı sermaye şirketlerinin yurt dışından borçlanmaları, yaklaşık yüzde 25’ini hizmet sektöründeki yatırımlar oluştururken, toplamın sadece yüzde 23 ünü sanayi ve tarım sektörleri oluşturmaktadır. Diğer taraftan mevcut tesislerin satın alınmaları dışında yabancı sermayenin sıfırdan yatırımları (yeşil yatırımlar) neredeyse durma noktasına gelmiştir.
Türk firmalarının yurt dışındaki doğrudan yabancı sermaye stoku 62 milyar dolara ulaşmıştır. Giren ve çıkan sermaye arasındaki fark hızla azalmaya başlamıştır. 2023 yılında Türkiye’ye 10.6 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye gelirken; 5.8 milyar dolar doğrudan Türk sermayesi yurt dışına çıkmıştır. Türkiye’den çıkan sermaye gayrimenkul ve borçlanma miktarı dışındaki doğrudan yabancı sermaye girişinin (5.6 milyar dolar) üstündedir.”
“Yatırım sermayesi girişleri yüzde 42 azaldı”
Demir, 2024’ün ilk çeyreğinde, Türkiye’ye net 1.2 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye girdiğini, bunun yaklaşık 800 milyon dolarının yabancılara gayrimenkul satışları olduğunu vurguladı. Demir, “2024 ilk çeyreğinde yatırım sermayesi girişlerinin toplam hacmi geçen yılın aynı dönemine göre (2.1 milyar dolar) yüzde 42 oranında bir azalışı işaret etmektedir” dedi.
“Türkiye’ye olan siyasal ve ekonomik güven her geçen gün azalıyor”
Demir, Türkiye’ye olan siyasal ve ekonomik güvenin her geçen gün azaldığını belirterek, şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının, yüzde 59’u Avrupa Birliği (AB-27)ülkeleri olmak üzere, yüzde 80’inin gelişmiş demokratik ülkelerden geldiği görülmektedir. Ekonomik Özgürlük Endeksinde Gabon ve Fas’ın ardından 103’üncü, Demokrasi İndeksinde Gambiya’nın ardından 102. sırada bulunan ve diğer bir çok global ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmişlik endeksinde hızla son sıralara gerileyen, ekonomisi günlük kararlarla yönetilen Türkiye’ye olan siyasal ve ekonomik güven her geçen gün azalmakta ve bunu paralel olarak doğrudan yabancı sermaye girişleri hızla rakamsal ve oransal olarak düşüş göstermekte, tam aksi önde Türk sermayesi artan bir hızla yurt dışına çıkmaktadır.
Diğer taraftan daha kısa bir süre önce demokratik düzene geçmiş olan Çek Cumhuriyeti (yüzde 67), Polonya (yüzde 40), Macaristan (yüzde 60), Romanya (yüzde 38), Bulgaristan (yüzde 63) gibi doğu Avrupa ülkeleri bile yabancı sermaye çekme konusunda (stok/GSYİ) Türkiye’nin çok önüne geçmişlerdir.”
]]>
MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
(SAMSUN) – Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Samsun İl Örgütü Eş Başkanı Betül Aksu, “İşçilerin, emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs kutlu olsun. Biz işçiler, yaşamın her alanındaki mal ve hizmetleri üretenler toplumun büyük çoğunluğunu oluşturduğumuz halde bir avuç kapitalist tarafından sömürülüyor” dedi.
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Samsun İl Örgütü, dün akşamüzeri İlkadım ilçesi Süleymaniye Geçidi’nde Samsunlulara 1 Mayıs için alanlarda olma çağrısı yaptı. SYKP Samsun İl Örgütü Eş Başkanı Betül Aksu, şunları söyledi:
“İşçilerin, emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs kutlu olsun. Biz işçiler, yaşamın her alanındaki mal ve hizmetleri üretenler toplumun büyük çoğunluğunu oluşturduğumuz halde bir avuç kapitalist tarafından sömürülüyor ve onların devleti tarafından eziliyoruz. İnsanca yaşama koşullarına ulaşabilmemizin tek yolu var: Birleşmek, örgütlenmek ve mücadele etmek. İşte 1 Mayıs biz emekçilerin yüzlerce yıldır sermaye sahiplerine ve sermaye düzenine karşı yürüttüğümüz mücadeleyi ve dayanışmayı hep birlikte kutladığımız, daha da güçlendirmek için hamle yaptığımız gündür. Tüm çalışanların yüzde 60’ı asgari ücretle veya biraz üstünde bir gelirle geçinmeye çalışıyor. Bugün ise açlık sınırı asgari ücretle eşitlenmiş durumda. 17 bin lira ile dört kişilik bir ailenin asgari düzeyde yaşamını sürdürmesinin bile imkansız olduğunu hepimiz kendi hayatlarımızdan biliyoruz.”
“EMEKLİLERİ EVDEN ÇIKAMAZ HALE GETİRDİLER”
Gerçek işsizlik oranı, çoğu genç ve kadın işsizler olmak üzere yüzde 26. Yani çalışabilir durumdaki 4 kişiden biri işsiz. İşsizliğin nasıl bir maddi ve manevi yıkım olduğunu kendimizin ve yakınlarımızın işsizlik dönemlerinden biliriz. Emekliler, bugün en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz, yeterli ve dengeli yiyeceğe ulaşamaz, evlerinden dışarı çıkamaz hale getirildi. Muktedir Erdoğan, şirketlere yüz milyarlarca lirayı vergi affı, işletme garantisi ve benzeri yollarla akıtırken, emeklilere yapılacak zammın ekonomiyi zora sokacağını iddia ediyor. Erdoğan, patronlara seslenirken onların bütün isteklerini karşıladıklarını, işçilere grev bile yaptırmadıklarını övünerek anlatıyor. İşçilerin gerçek sendikal örgütlenmelerinin önüne bin bir engel çıkarılırken, yalnızca iktidar yanlısı sarı sendikaların örgütlenmesine yol veriliyor. İşçi cinayetlerinde her ay onlarca işçi yaşamını yitiriyor. İliç’te dokuz işçi halen siyanürlü toprağın altında. Son haftalarda İstanbul’da bir gece kulübündeki kaçak tadilat sırasında tam 29 işçi yanarak can verdi. İşçi cinayetlerinin ve katliamlarının sorumlusu sermaye düzeni ve iktidardır.
“GELECEĞİMİZİ SOKAKTA KAZANACAĞIZ”
Sermaye sınıfının temsilcisi AKP ve Erdoğan, emeğin ve emekçinin düşmanıdır. Sadece emekçinin mi? Bu harami düzeni sömürünün her türlüsünü yaşayan, ev içi emeği görünmeyen, piyasada eşit ücret hakkı olmayan, bedeni metalaştıran ve her türlü taciz, mobbing ve şiddete maruz kalan kadınlara da LGBTİ+’lara da, gençlere de düşmandır. Üç kuruş daha kar etmek, sermayelerini büyütmek uğruna doğamızı talan ediyorlar. Ama bu sömürü ve soygun düzeni böyle gidemez! Bu gidişe bir “Dur” demenin zamanıdır. 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçları, emekçilerin ve halk- ların bu faşist iktidara verdiği ‘artık yeter’ mesajıdır. Yarını bugünden kurmaya başlayalım. Haklarımızı, özgürlüklerimizi, geleceğimizi sokakta kazanacağız. Yaşasın 1 Mayıs.”
]]>
HABER: NİSANUR YILDIRIM/ KAMERA: UĞUR DEMİRCİ
Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nden emekli Prof. Dr. Hüseyin Özel, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın “asgari ücrete ara zam yok” açıklamasına ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Özel, “Sermaye kesimine yönelik herhangi bir önerecekleri şey yok, olması gereken o. Servet vergisinin ciddi ciddi konuşulmaya başlanması gerekiyor. Bütün şeyi ücret yüksekliğine bağlıyorlar. Bu standart, liberal bakış açısı. 70’lerden beri ısıtılıp ısıtılıp öne sürülen bir bakış açısı. O günden bu yana da çok fazla şey değişmiş gözükmüyor. Tümüyle siyasi hatta sınıfsal bir tercih” dedi.
Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nden emekli Prof. Dr. Hüseyin Özel, ekonomide yaşanan son gelişmeleri ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Özel, Merkez Bankası’nın hükümete gönderdiği açık mektupta asgari ücrete yılda bir kez zam yapılması uyarısı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın “asgari ücrete ara zam yok” açıklamasına ilişkin soruyu şöyle yanıtladı:
“Her şeyden önce siyasi bir tercih. Sonuçta enflasyonun bütün nedenini ücretlere özellikle de asgari ücrete bağlarsanız sonuçta geleceğiniz yer burasıdır. O iş o kadar basit değil. Aslında o işin böyle olmadığını onlar da biliyorlar. Bu tümüyle siyasi bir tercih. Sermaye kesimine yönelik herhangi bir önerecekleri şey yok. Daha doğrusu olması gereken o. Vergilemenin doğru dürüst yapılması gerekiyor. Servet vergisinin ciddi ciddi konuşulmaya başlanması gerekiyor. Bütün bunları konuşmak işlerine gelmediği için bütün şeyi ücret yüksekliğine bağlıyorlar. Bu standart liberal bakış açısı hala 70’lerden beri ısıtılıp ısıtılıp öne sürülen bir bakış açısı. O günden bu yana da çok fazla şey değişmiş gözükmüyor. Tümüyle siyasi hatta sınıfsal bir tercih.”
Özel, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın lokanta ve kafelerdeki KDV oranlarına ilişkin tebliğ tasarısı ve KDV’lerin artırılacağını ilişkin haberlerin ardından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in KDV oranlarına “zam gelmediği” açıklamasını ise şöyle değerlendirdi:
“SERVET ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLERİN GÜNDEME GETİRİLMESİ GİBİ SEÇENEKLER BU İNSANLARIN KAFASINDA YOK”
“Doğrudan vergileri yani gelir ve kurumlar vergilerini doğru düzgün toplayamıyorsanız ya da öyle bir niyetiniz yoksa dolaylı vergilere yüklenmek öteden beri, son 20 yıldır yapılan en büyük tercihlerden bir tanesi. Verginin tabanı denen şeyi neredeyse artık dolaylı vergiler oluşturuyor. Çünkü sermayeden vergi almak bir yana onlara sürekli vergi indirimi, teşviği veriyorsunuz. Böyle olunca da KDV’nin, dolaylı vergilerin nasıl arttırılacağı sizin için en önemli sorunlardan bir tanesi haline geliyor. ‘KDV’nin arttırılması mümkün müdür, değil midir?’ Çok zorda kalırlarsa bunu da kesin olarak yapacaklardır. O konuda çok endişe etmeye gerek yok. Sorunun özü doğrudan vergilerin toplanması, servet üzerinden alınan vergilerin gündeme getirilmesi gibi seçenekler ne yazık ki bu insanların kafasında yok. Tıpkı Merkez Bankası’nın bakış açısında olduğu gibi. Burada da standart, neoliberal bir bakış açısını, sınıfsal bir tercihi görmek mümkün.”
Özel, Türkiye ile Dünya Bankası arasında imzalanan proje bazlı 18 milyar dolarlık ek finansman anlaşmasına ilişkin soruyu ise şöyle cevapladı:
“ENİNDE SONUNDA BELKİ IMF’NİN KAPISI ÇALINMAK ZORUNDA KALINACAK”
“Proje bazlı bir kredi olduğu için onu almak o kadar da kolay değil. Her ne kadar büyük bir zafermiş gibi sunuluyorsa da belli projelere bağlı olarak kullanabileceğiniz bir şey. Türkiye’nin dertlerine de ilaç olacak biçimde değil. Eninde sonunda belki IMF’nin kapısı çalınmak zorunda kalınacak. Çünkü çok fazla yapılacak bir şey yok. Çünkü beklediğiniz portföy yatırımları sıcak para denen sermaye pek de gelmiş gözükmüyor. Körfez ülkelerinden gelen giden bir şey yok. Sonuçta yine Batı’nın sermayesine, portföy yatırımlarına muhtaçsınız. Zaten Mehmet Şimşek de neredeyse finansal sermayenin sözcüsü gibi davranıyor. İnsan ister istemez Düyun-u Umumiye dönemini hatırlıyor. Bu iş siyasal ve sınıfsal bir tercih. IMF özelinde politik olarak onun riski çok fazla gözüküyor. Seçime daha çok süre olduğunu varsayarsak böyle bir adım da atılabilir. Hatta belki de Dünya Bankası’ndan alınan bu kredi bir prova niteliğinde de olabilir. Ama bu biraz komplo teorisine kaçıyor. Hükümetin bu konuda çok da fazla seçeneği kalmış gözükmüyor.”
]]>Türk Eximbank’ın Ümraniye’deki yeni genel müdürlük binasının açılışı gerçekleştirildi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın da katıldığı açılış programında konuşan Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik, Türkiye’nin son 20 yılda güçlü büyüme performansı gösterdiğini vurguladı.
Çelik, geçmiş dönemin kazanımlarını her alanda daha da ileriye taşıyacakları “Türkiye Yüzyılı”nda da katma değerli üretim ve ihracat olarak büyümeyle vatandaşların refah seviyesini artırmak ve küresel değer zincirinde de daha da yükseltmek için durmaksızın çalışacaklarını ifade etti.
“7 ayda 3 defa sermaye artırımı gerçekleştirerek, sermayeyi 35,7 milyara çıkardık”
Osman Çelik, Orta Vadeli Program’daki (OVP) hedefler doğrultusunda Türk Eximbank’ın yüksek teknoloji ve katma değerli ihracatın finansmanına yönlendirecek mekanizmalar kurarak önemli bir rol üstlendiğini dile getirdi.
Çelik, Ticaret Bakanlığıyla birlikte yürüttükleri çalışmalar kapsamında Türk Eximbank’ın sermaye yapısını güçlendirdiklerini kaydederek, “7 ayda 3 defa sermaye artırımı gerçekleştirdik. Böylece Sayın Genel Müdürümüzün de ifade ettiği gibi bankamızın sermayesini 13,8 milyar liradan, ödenmiş sermayesini şubat ayı itibarıyla 35,7 milyara çıkarmış durumdayız. 6 ayda 3 kat bir nakdi sermaye artışı. Bu bakanlık olarak, hükümet olarak Eximbank’a verdiğimiz değerin de bir göstergesidir.” diye konuştu.
Bankanın ihracatçılara teminat kolaylığı sağlayarak kredi maliyetlerini azaltacak çalışmaları da sürdürdüğüne dikkati çeken Çelik, “Bu stratejik dönüşümün en önemli yönlerinden bir tanesi, ihracatçıların maliyetlerini azaltacak, teminat ihtiyaçlarını azaltacak şekilde bir çalışma içine girme noktasındaki gayretlerdir. Bu sermaye artışının ana sebeplerinden biri de sermaye ihtiyacı duymadan, sermaye yeterlilik sorununda sıkıntı yaşamadan tedbirli bir şekilde kredibilitesi yüksek firmalarımızdan başlamak üzere teminat ihtiyacını azaltmak dolayısıyla hem krediye ulaşımı kolaylaştırmak hem de kredi maliyetlerini azaltmayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“TCMB ile çalışmalar neticesinde reeskont kredi limitini 10 katına çıkardık”
Osman Çelik, ihracatçıların finansmana erişimini artırmak amacıyla da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ile birlikte çalışmalar yürüttüklerini anımsatarak, “Çalışmalar neticesinde geçtiğimiz temmuz ayında 300 milyon lira olan günlük reeskont kredi limitini önce 1,5 milyar liraya daha sonra da 3 milyar liraya yükselttik ve böylece günlük limitleri 10 katına çıkarmış durumdayız. Önümüzdeki günlerde de yine bu noktada yapılabilecek iyileştirmeler konusunda ilgili kurumumuzla görüşmelerimiz devam ediyor.” dedi.
Çelik, Türk Eximbank’ın güçlenen sermaye yapısıyla ihracat ekosistemine sağladığı destekleri, katma değerli ihracata dönüştürmeyi hedeflediklerini aktardı.
Hükümetin ihracat odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda, ihracatçılara olan desteklerini artırarak sürdürmeye devam edeceklerini vurgulayan Çelik, “Bu kapsamda 7456 sayılı kanunla ihracat gelirlerine uygulanan kurumlar vergisi avantajında değişikliğe gidilmiş olup, kurumlar vergisi mükellefleri için uygulanacak yüzde 25’lik kurumlar vergisi oranı, ihracat gelirleri özelinde 5 puanlık indirimle yüzde 20 olarak uygulanmaya başlanmıştır. Diğer bir deyişle ihracatçılarımızın münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançtan bir puan olarak uygulanan kurumlar vergisi indirim oranı 5 puana yükseltilmiştir.” diye konuştu.
“Yeni genel müdürlük binası, başlattığımız stratejik dönüşümün bir vitrini”
Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney de faaliyete başladıkları 1987’den beri mal ve hizmet ihracatı yapan firmaların en büyük destekçisi olduklarını ve bankanın tarihi bir dönemine hep birlikte şahitlik edildiğini söyledi.
Güney, yeni genel müdürlük binasının, bankada başlattıkları stratejik dönüşüm ve yeniden yapılandırma çalışmalarının bir vitrini olduğunu vurgulayarak, Eximbak’ın nakdi kredi desteklerine erişimi kolaylaştırmak adına teminat mektubunun yanı sıra Türk bankacılık sektöründe kabul görmüş olan diğer kredi teminatlarıyla da çalışmaya başladıklarını belirtti.
Bunu sağlamak üzere bankada kredi izleme ve erken uyarı sistemlerini hayata geçirdiklerini kaydeden Güney, “Yine kredi tahsis süreçlerini hızlandırmak adına otomatik kredi karar destek sistemlerin uygulamaya aldık. Yine finansal kapsayıcılığımızı artırmak adına özellikle faiz hassasiyeti olan ihracatçılarımızın Eximbank desteklerine erişimini sağlamak üzere bankamız içerisinde faizsiz bankacılık pencere sistemini kurduk. Faizsiz bankacılık danışma komitemizin uygunluğu ile hem sigorta tarafında, alacak sigortası tarafında hem de kredi tarafında faizsiz bankacılık ilke ve standartlara uygun birçok ürünü ihracatçılarımızın kullanımına sunmuş bulunmaktayız.” dedi.
“İhracatçılarımızın yeşil dönüşüm projelerini desteklemek üzere 3,7 milyar dolar kaynak temin ettik”
Ali Güney, sınırda karbon vergisi düzenlemesine de değinerek, bu kapsamda Eximbank’ta sürdürülebilirlik süreçlerini oluşturduklarını ve kredi tahsis politikalarının ana unsuru haline getirdiklerine dikkati çekti.
Güney, “İhracatçılarımızın yeşil dönüşümle ilgili yapmış olduğu projeleri desteklemek üzere yurt dışı sermaye piyasalarından ve uluslararası finansal kuruluşlardan 3,7 milyar dolar kaynak temin ettik ve bu kaynağı da ihracatçılarımızın kullanımına sunduk. Bu sene içerisinde çok ciddi anlamda yeni kaynaklar, sürdürülebilir temalı yeni kaynakların arayışı içerisindeyiz. Buradaki çalışmalarımız son aşamaya geldi. Önemli bir miktarda kaynak girişi sağlamayı hedefliyoruz. Yine ihracatçımızın yeşil ve dijital dönüşümle ilgili projelerini desteklemek üzere Ticaret Bakanlığımızla beraber uygun maliyetli, uzun vadeli kredi paketleri konusundaki çalışmalarımızla son aşamaya geldik.” şeklinde konuştu.
Gelecek dönemde bu paketlerle ilgili de açıklamalar yapacaklarını dile getiren Güney, Eximbank’ın desteklerinin tabana yaygınlaştırılmasında özellikle KOBİ’lerin finansmana erişimini önceliklendirdiklerinin altını çizdi.
“2023’te ihracatımıza sağlamış olduğumuz destek 42 milyar dolar olarak gerçekleşti”
Türk Eximbank Genel Müdürü Güney, KOBİ’lerin finansman erişimindeki en büyük sorunu olan teminat sorununa kalıcı bir çözüm oluşturmak adına İhracatı Geliştirme AŞ’nin kuruluşuna katkıda bulunduklarını ve yüzde 5 hissedarı oldukları bilgisini paylaştı.
Güney, “İhracatı Geliştirme AŞ, faaliyetine başladığı süreden bu yana yaklaşık yüzde 93’ü KOBİ olan 6 bin ihracatçıya 40 milyar lira kredi kullandırdık. Türk Eximbank desteklerinden faydalanan ihracatçılar içerisinde KOBİ’lerin payı 2019’da yüzde 70’lerdeydi. Bugün bu oran yüzde 85’lere ulaşmış durumda. Yine KOBİ’lerin kredi desteklerinden almış olduğu pay aynı dönemde yüzde 12’lerdeydi. Geçen yıl sonu itibariyle bu oran yüzde 28’e ulaşmış durumda.” ifadelerini kullandı.
Eximbank olarak 2023’te ihracatçılara 19,6 milyar dolar kredi desteği sağladıklarını dile getiren Güney, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Yine Türkiye’nin en büyük alacak sigortası kuruluş yolu olarak sigortalamış olduğumuz vadeli ihracat alacakları 22,4 milyar dolar olarak gerçekleşti. Böylece 2023’te ihracatımıza sağlamış olduğumuz destek 42 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bakanlığımızın yapmış olduğu nakdi sermaye girişleriyle, ödenmiş sermayemiz 35,7 milyar seviyesine öz kaynaklarımızla 60 milyar lira seviyesine ulaşmıştır. Güçlü öz kaynak ve sermaye yapımızla önümüzdeki dönemde bunun kaldıraç etkisiyle ihracatçımıza 2024’te 24 milyar dolar nakdi kredi desteği ve 26 milyar dolar da alacak sigortası desteği olmak üzere 50 milyar dolarlık bir destek sağlamayı hedefliyoruz.”
Programa, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın yanı sıra Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı ve bazı bankaların genel müdürleri katıldı.
]]>