BURSA’daki atölyelerinde, seramik sanatında yenilikçi bir yol izleyen Ayşem Mirza Kenarda (27) ile eşi Kutsi Soner Kenarda (21), Kültür ve Turizm Bakanlığı Çini ve Seramik Sanatçısı babaları İbrahim Poyraz’ın (47) geliştirdiği teknikle, 3 boyutlu seramik takı ve objeler üretmeye başladı. Geçmişi M.Ö. 6000 yılına uzanan geleneksel seramik sanatında, desenler genellikle seramiğin yüzeyine çizilir ve pişirilirken, bu yenilikçi teknik sayesinde, seramik sanatına derinlik ve detay zenginliği katılarak ortaya 3 boyutlu takı ve ürünler çıkıyor. Kenarda çifti seramiği, babalarından öğrendikleri teknik ile modernize ederek gelecek nesillere aktarmayı amaçlıyor.
Bursa’da 2005 yılında, Tarihi Irgandı Köprüsü’nde seramik atölyesi açan Kültür ve Turizm Bakanlığı Çini ve Seramik sanatçısı İbrahim Poyraz, ilk başlarda seramik üretimini geleneksel yöntemleri kullanarak yaptı. 30 yıldır profesyonel olarak seramik sanatı ile uğraşan ve geçmişi M.Ö. 6000 yılına kadar uzanan sanatın geleneksel yöntemlerini, zaman içerisinde bir adım öteye taşıyan Poyraz, meslek hayatı boyunca edindiği el becerisi ve tecrübesiyle seramiği oyarak 3 boyutlu hale getirmeyi başardı. Poyraz, o dönem 2 yaşında olan kızı Ayşem Mirza’yı da boş vakitlerinde atölyesine getirerek seramik sevgisini aşıladı. Anaokulu yıllarında ailesinin, kendisine ve arkadaşlarına eğitim vermesiyle, seramik sanatına olan sevgisi artan Ayşem Mirza, bu sanatı tıpkı babası gibi kendisine meslek edindi. Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi’nde Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü’nde eğitimini tamamlayan Ayşem Mirza, 2 yıl önce hayatını birleştirdiği müzisyen eşi Kutsi Soner Kenarda’ya da seramik sevgisini aşıladı. Kutsi Soner Kenarda da eşi ve kayınpederi İbrahim Poyraz’dan ders alarak seramik sanatını profesyonel olarak yapmaya başladı. Kenarda çifti, 2 yıldır Osmangazi ilçesi Kurtoğlu Mahallesi’ndeki atölyelerinde, babalarından öğrendikleri tekniklerle 3 boyutlu seramik takı ve objeler üretiyor. Meraklıları, Kenarda çiftinin atölyesinde ders alıp, kendi objelerini üretme şansı yakalarken, çift, özel sipariş üzerine tasarladıkları takı ve objelerin satışını da yapıyor.
‘SERAMİĞİ OYARAK İNCE BİR İŞÇİLİKLE İŞLİYORUZ’
Eşi ile birlikte işlettikleri atölyede, benzersiz ve farklı bir yol izlediklerini ifade eden Ayşem Mirza Kenarda, “Dünyada sadece bizim ürettiğimiz özel tekniklerle seramik takılar ve sanat eserleri yaratıyoruz. Bu yenilikçi tekniğin mucidi, babam İbrahim Poyraz’dır. Onun vizyonu ve destekleri sayesinde, bugün seramik sanatında fark yaratan ürünler ortaya koyuyoruz. Geleneksel seramik üretiminde, desenler genellikle seramiğin yüzeyine çizilir ve pişirilir. Ancak biz, bu yöntemi bir adım öteye taşıyarak seramiği oyarak ince bir işçilikle işliyoruz. Babamın geliştirdiği bu teknik sayesinde, seramiklerimize derinlik ve detay zenginliği katarak adeta 3 boyutlu sanat eserleri yaratıyoruz. Ürettiğimiz her bir kolye, heykel veya sanat eseri, 1040 derecede pişirilerek dayanıklılık ve estetik açıdan mükemmelliğe ulaşır. Bu özgün yaklaşımımız, bizi diğer seramikçilerden ayıran en önemli farkımız. Her bir parça, büyük bir emek ve ustalık gerektiren bir süreçten geçiyor, bu da her ürünü eşsiz ve değerli kılıyor” diye konuştu.
‘EŞİM, BABAMIN SANATINDAKİ DELİLİĞİNE AŞIK OLDU’
Babalarından öğrendikleri tekniği devam ettirerek seramik sanatını daha geniş kitlelere ulaştırmak ve bu alanda yeni yeteneklerin ortaya çıkmasına katkıda bulunmak istediklerini belirten Ayşem Mirza Kenarda, “Babamızın miras bıraktığı sanatı, eşim ile birlikte yürüttüğümüz için, kendimizi ‘Seramikçi aile’ olarak adlandırıyoruz. Atölyemizde üretilen her bir parça, hem bizim hikayemizi hem de bu sanatın tarihini yansıtıyor. Seramik, sadece bir zanaat değil, aynı zamanda bir ifade biçimidir. Biz de bu ifade biçimini en özgün ve yaratıcı şekilde sunmaktan büyük bir gurur duyuyoruz. 2 sene önce eşimle evlendiğimizde, eşim profesyonel olarak müzik yapıyordu. Eşimin ailesi de çok iyi müzisyenlerdir. Eşim, geç saatlere kadar çalıştığı için ayrı vakitler geçiriyorduk. Babam ve eşim tanıştıklarında birbirlerini çok sevdiler. Eşim Soner, babamın sanatındaki deliliğine aşık olup yapmaya başladı ve o da çok sevdi” ifadelerini kullandı.
‘TEKNİĞİMİZİ ÖZEL KILAN DESENİ TAMAMEN HİSSETMEMİZ’
Ayşem Mirza Kenarda, babası İbrahim Poyraz’ın özel tekniğini ise şu sözlerle anlattı:
“Babam da daha öncesinde klasik düz zemine laleler, karanfiller çizerek başladı. Bu desenleri daha çok hissedilebilir kılmak için, bir çalışma ortaya sundu. Desenleri tamamen hissedebileceğimiz şekilde, çalışmaları oyarak yapmaya başladı. Daha önce benzer bir çalışmaya biz rastlamadık. Seramikçiler bizden bu tekniği hep istiyor ancak tekniğimizin kendimizde kalmasını istiyoruz. Tekniğimizi özel kılan şey, deseni tamamen hissetmektir. Çamur, çok güzel şekil alan bir şeydir ve desenleri tamamen ortaya çıkarabiliriz. Amacımız o desenleri tamamen ortaya çıkararak insanlarla buluşturmaktır.”
‘BU SANATI MODERNİZE EDEREK TANITMAK İSTİYORUZ’
Kayınpederi İbrahim Poyraz ile tanıştıktan sonra müziği bırakarak seramik sanatına yoğunlaştığını ifade eden Kutsi Soner Kenarda ise “Önceki hayatımda sahnelerdeydim. Şimdiki hayatımda ise sahneyi, atölyemizde kendimiz yapıyoruz. Seramik yapmaya ilk başladığımda daha önce çamura hiç dokunmadığım için tecrübem yoktu. Eşim ve kayınpederim benimle çok ilgilendiler, en iyi şekilde eğitim verdiler. Seramik üzerine fırçayla çizilmiş motifleri her yerde görüyoruz. Biz tamamen oyarak, ince bir işçilik ile müşterilerimize eserlerimizi 3 boyutlu bir şekilde sunuyoruz. Seramik, unutulmaya yüz tutmuş sanatlardan biri ve bizim amacımız bu sanatı modernize ederek insanlara tanıtmaktır” diye konuştu.
]]>Merkeze bağlı Vezirhan beldesinde annesiyle hayatını sürdüren 32 yaşındaki Ceyhan, 2010 yılında Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi (BŞEÜ) Osmaneli Meslek Yüksekokulu Dış Ticaret Bölümünden mezun olduktan sonra özel sektörde muhasebe ve dış ticaret gibi alanlarda çalıştı.
Eğitimini aldığı bölüm ve yaptığı işlerden farklı bir meslek arayışına giren Ceyhan, 2014’te BŞEÜ Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Seramik ve Cam Tasarımı Bölümünü kazandı. Ceyhan, 2018’de bölüm birinciliği, fakülte ikinciliği dereceleriyle mezun oldu.
Evlerinin yanında babasından kalma ağılın 8 metrekarelik bölümünde 2017’de atölye kuran Ceyhan, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Kültürel Miras ve Turizm Programını da 2020’de tamamlayıp 3’üncü üniversite diplomasını aldı.
Çamuru kupa, tabak, pano gibi seramik eşyalara dönüştüren Ceyhan, 2022’den bu yana BŞEÜ Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Seramik ve Cam Ana Sanat Dalında eğitimini sürdürüyor.
Ceyhan, AA muhabirine, babasının hatıralarını yaşatmak amacıyla atölyeye çevirdiği eski keçi ağılında, seramikten estetik eserler ortaya koyma hayalini gerçekleştirdiğini söyledi.
Osmaneli ilçesinde eğitimini aldığı, özel sektörde çalıştığı mesleğin kendisine hitap etmediğini zamanla anladığını belirten Ceyhan, “Bunun için seramik ve cam bölümünü okudum. Neleri seviyorum, hangi mesleği yapmak istiyorum? ‘Ne olacaksın, hangi mesleği yapacaksın?’ sorusunun cevabını ben yıllarca bulamadım ve 25 yaşından sonra seramik işi olduğunu fark ettim. Kendi işimi kurmak için bir yolculuğa başladım. Seramikte bunu sürekli çeşitlendiriyorum.” diye konuştu.
“Çamurdan aklınıza gelebilecek her şeyi yapabiliyorum”
Ceyhan, şu anda atölye olarak kullandığı yerin, eskiden babasının emekliye ayrıldıktan sonra keçi beslediği ağıl olduğunu aktardı.
Atölyenin her köşesinde birilerinin emeğinin olduğunu anlatan Ceyhan, şöyle devam etti:
“Küçücük çocukların hatta yaşlı insanların bile atölyenin güzelleştirmesinde emekleri var. İlk önce çevremdekilerden ‘Burada atölye olur mu? Yaptıklarını nasıl satacaksın?’ diye eleştiriler aldım. Zamanla yaptıklarımı görenler bu sefer takdir etmeye başladı. Çamurdan kupa, bardak, seramik üzerine hayvan ve doğa figürleri yapıyorum. Kalıpta insan yüzü çıkartıyorum, panolar yapıyorum. Çamurdan aklınıza gelebilecek her şeyi yapabiliyorum. Yaptıklarımı sosyal medya üzerinden satıyorum. Yani tek alanda kalmak yerine kendimi geliştirmeye çalıştım. E-ticaret ve sosyal medyayla ilgili eğitimler aldım. Buradan satış yapabiliyorum hatta sosyal medya üzerinden Almanya’dan sipariş aldım ve seramik tabaklar gönderdim.”
Ceyhan, atölyede hem üretim yaptığını hem de seramik sanatına ilgi duyan kadınlara, engelli bireylere ücretsiz eğitim verdiğini dile getirdi.
“Engelli bireyler ile çocukların aktif olabileceği, sosyalleşebileceği alanlarda ne yapabilirim?” düşüncesinden yola çıkarak onlara atölyenin kapısını açtığını belirten Ceyhan, şunları kaydetti:
“Devletimiz, engelli bireylerimize her türlü desteği veriyor. Otizmli ve down sendromlu çocuklarımızı buraya davet ediyorum ve onlarla çok güzel vakit geçiriyoruz. Buradan giderken mutlu oluyorlar, tabii ki ben de kendimi geliştiriyorum. Çocuklarımızın yaptıklarından harikalar çıkıyor hatta ben bile hayran kalıyorum. Engelli bireylerle ilgilenmem, biraz da rahmetli babamın işitme ve kolundan engelli olmasından kaynaklanıyor. Babamın hatıralarını yaşatmak için gönüllü olarak engelli bireylerle ilgileniyorum ve hatta Bilecik Engelsiz Yarınlar Derneği üyesiyim.”
]]>Kocasinan Akademi’de 3 ülkenin kültürü çini ve seramik sanatında buluştu
KAYSERİ – Kayseri’de Kocasinan Belediyesi tarafından kurulan Kocasinan Akademi Erciyesevler Tesisi’nde Türk, Belaruslu ve İranlı kadınlar çini ve seramik kursunda bir araya geldi.
Kocasinan Belediyesi tarafından kadınların hem boş vakitlerini değerlendirmesi hem de meslek sahibi olabilmeleri için kurulan Kocasinan Akademi Erciyesevler Tesisi’nde 18 branşta toplam 600 kadın kursiyere hizmet veriliyor. Kadınlar tesiste birçok alanda kendilerini geliştirirken, diğer yandan da spor yapabiliyor. Tesisin eğitim verdiği alanlardan seramik ve çini sanatında ise Belarus ve İran’dan gelen kadın kursiyerler Türk kültür ve adetleri ile Türkler için önemli yeri olan seramik ve çini sanatını öğreniyorlar.
12 yıl önce evlenerek Belarus’tan Kayseri’ye gelen ve seramik ile çini sanatına ilgisi olduğunu söyleyen Dana Özdoğan, “Ben aslen Belarus’luyum ama 12 sene önce evlenerek Kayseri’ye taşındım. Açıkçası ben sanata çok yakın bir insandım her zaman. Normalde de takı tasarımcıyım ve bildiklerimin üzerine bir şeyler koymayı çok seviyorum. O yüzden araştırdım neleri yapabileceğimi. Daha sonrasında da benim kayınvalidem buraya geliyordu zaten. Biz de ilk başta takı tasarımcılığından başladık ama aklımda hep seramik vardı. Fakat malum çok yoğun bir şekilde talep oluyor seramiğe ve ben de uzun zamandır bekliyordum. Bu sene gelmek nasip oldu. Ben Belarus’ta hiç böyle bir sanatla karşılaşmadım ve artı olarak burada çini dersleri de var. O da ayrı bir güzel. Belarus’ta yaşarken birçok kez Kapadokya’da yapılan çömlekleri ve çini sanatını çok merak etmiştim. Buraya gelip bu kursa başlayıp bunun içerisinde olmak çok güzel bir şey. İnanılmaz mutlu etti beni çünkü Türk Kültürünü anlatacak çok şey var ve bu sanat da onlardan birisi. Dolayısıyla merakımı giderdim ama çok isterdim Kapadokya’da çömlekçide çalışmayı, çok büyük bir hayalimdir. Burası da çok iyi ve çok keyifli. Çok iyi arkadaşlıklar edindim. Hocamın bana verdiği emeklerden dolayı çok teşekkür ediyorum. Kadınlara önerim de çıkın çıkın gelin çünkü burada gerçekten çok kaliteli vakit geçirebilirler. Kendilerinin bir şeyleri öğrenebilmeleri gerçekten çok büyük bir şans ve büyük bir mutluluk veriyor. Şöyle de söyleyebilirim; kahveyi herkes yapabilir ama önemli olan kahve fincanını yapabilmek. Dolayısıyla gelsinler ve burada muhteşem vakit geçirsinler” dedi.
İran’dan Türkiye’ye gelen Roya Ghazian da, “Ben 9 yıldır Kayseri’de yaşıyorum. Aslında ben İranlı olduğum için biliyorsunuz ki bu sanat bizim ülkemizde de var. Belki çocukluktan beri ben bu sanatı seviyordum ama hiçbir zaman hayatımda buna çalışmaya zamanım, fırsatım olmadı. Ben burada zaten komşuyum. Koronadan sonra baktım burada tesiste başvurular başlamış ve geldim şanslıydım seramik kursunda yer vardı ve ben kayıt olduktan sonra başladım. Kültür olarak, geçmiş olarak her zaman sanata yansıyor. Ben de bu arada hem kendi kültürümü hem de Türk Kültürünü birbirine karıştırıyorum. Bunları yapmak harika bir his yani rahatlıyor insan, kendini becerikli hissediyor. Bence psikolojiye çok iyi geliyor. Bence her kadının bir sanata başlaması gerekiyor. Ne olursa olsun, hangi sanat ilgisini çekiyorsa ona başlaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Kocasinan Akademi Erciyesevler Tesisi Sorumlusu Tuğba Camızcıoğlu ise, “Tesisimiz hanımlarımızın boş vakitlerini değerlendirmeleri ve bazı hanımlarımıza da meslek edindirme amacıyla kurulan bir tesis. Bunun yanında hanımlarımız spor aktivitelerinden de yararlanıyorlar. Ayrıca Halk Eğitim’den gelen eğitmenlerimizle beraber 18 branşta kursumuz açılmıştır. Toplam 600 kursiyerimiz var ve daha çok talep var ama biz alanımızın sınırlı olmasından dolayı 600 kişi ağırlayabiliyoruz, eğitim verebiliyoruz. 2 tane yabancı uyruklu kursiyerimiz var. Biri İran’dan biri de Belarus’tan çeşitli nedenlerden dolayı geldi. Mesela Dana evlilik nedeni ile geldi ve 12 yıldır buradaymış. Roya da 8-9 yıldır burada İran’dan geldi. Onlara daha da önem gösteriyoruz. Türk Kültürünü, Türkleri anlatmaya çalışıyoruz. Onlar da duygu ve düşüncelerini her zaman teşekkür olarak iletiyorlar. Türkleri tanıttığımız için biz de çok mutlu oluyoruz. Tük kültür ve adetlerini öğretiyoruz. Bunun yanında mesela çini, Türk kültüründe önemli bir yeri olmuş bir sanat. Onu öğreniyorlar. Özellikle onları seçmeleri bizim için daha güzel. Kadınlarımızın boş vakitlerini değerlendirmeleri amacıyla başkanımız da biz de elimizden gelen bütün imkanları sunmaya çalışıyoruz. Onlara kolaylıklar sağlamaya çalışıyoruz. Evlerinde oturmasınlar, gelsinler burada kendilerini eğitsinler. Kendileri için, çocukları için, aileleri için, ülkeleri için eğitim görmelerini istiyoruz” dedi.
]]>ATO Congresium’daki 152 galeri ve sanat evinin çatısı altında, 1600 sanatçının eserleriyle katıldığı fuarda, ziyaretçileri Estonyalı sanatçı Kirill Grekov’un Cumhuriyet’in 100. yılına özel yaptığı “Cumhuriyet ve Kadın” isimli heykel karşılıyor.
Ulusal ve uluslararası galeriler, müzeler, özel koleksiyonlar ve güzel sanatlar liselerinin katıldığı fuarda Rusya, İran, Meksika, Amerika, Güney Kore ve Macaristan’dan sanatçılar da bulunuyor.
Mustafa Ayaz, Devrim Erbil, Ahmet Umur Deniz, Orhan Gürel başta olmak üzere usta ressamların eserlerinin bulunduğu sergide, İtalyan ressam Federico Severino’nun heykel çalışması ile genç ressamların eserleri de sunuluyor.
“ArtAnkara yeni sanatçıların tanıtım yeri”
Fuara üçüncü kez katılan ressam Zeynep Munzur, Türk ve yabancı sanatçıların bir araya gelmesinin kendisini heyecanlandırdığını belirterek, fuarın her geçen sene gelişme kaydettiğini söyledi.
Son bir senedir 3 kişisel sergi açtığını ve soyut tarzdaki resim çalışmalarına yoğun şekilde devam ettiğini belirten Munzur, “ArtAnkara’da vizyonum gelişiyor, yeni dostluklar ediniyorum, sosyal çevrem gelişiyor. Burada, sanatseverlerle bir araya gelmenin yanı sıra sanatsal sohbetlerimiz oluyor ve birbirimizin eserlerini görme şansı oluyor. Kimse birbiriyle rekabet içinde değil. Burası bir ticarethane değil. ArtAnkara yeni sanatçıların tanıtım yeri aslında.” dedi.
“Felsefesi olan resimler yapıyorum”
Munzur, pek çok eseri bir arada görme şansının fuarlardan başka bir yerde olmadığını vurgulayarak, Ankara’da başka sanat fuarlarının açılmasını da diledi.
Soyut resim çalıştığını belirten Munzur, “Ben mistik, spiritüel resimler yapıyorum. Kalın dokular kullanıyorum. Yaşanmışlıklar, kalp kırıklıkları hayatımızın bir parçası. ‘İ’ harfine benzer bir figürü resimlerimde kullanıyorum. Sufizm ve Zen üzerine okuduklarımı da resme yansıtıyorum. Felsefesi olan resimler yapıyorum ve renk cümbüşünü resimlerde sevmediğimden sadelik her zaman önceliğim.” dedi.
Bedri Baykam, 8-9 teknikle yaptığı yeni eserleri ile fuarda
Usta ressam, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Türkiye Başkanı Bedri Baykam, ArtAnkara’nın Türkiye’nin başkentinde rüştünü ispat ederek çağdaş sanatı taşıdığını, gerek Ankara gerek çevre illerden sanatsever, izleyici, sanatçı ve koleksiyoner olarak katıldığını söyledi.
Ankara’da doğduğunu ve sanat hayatının burada başladığını belirten Baykam, “Fuarın Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül’ü kutluyorum. İyi ki ArtAnkara var.” dedi.
Baykam, çoğunluğu yeni olan eserlerle fuara katıldığını belirterek, şunları kaydetti:
“İşimi yapmaya devam ediyorum. İnsanlar diyor ki, ‘Siz hala resim yapıyor musunuz?’ Bizim meslekte emeklilik diye bir şey yoktur. Yaşıyorsanız, resim yaparsınız, sanat yaparsınız, sanatla nefes alırsınız. Karışık teknikle resimlerimi yapıyorum. 8-9 tekniğin karışımı var eserlerimde. Çini mürekkebi, pastel boya, sprey, akrilik, vernikler ve başka boyaları kullanıyorum. Yaptığınız işin sonucunu bildiğiniz zaman keyfi başka oluyor.”
Cumhuriyet’in 100. yılına gelindiği bugün, en az 15 modern sanat müzesi olmasının sanatın gelişimi açısından gerekli olduğunu belirten Baykam, “İkinci 100 yılımıza girerken sanatın öncelikler arasında olması için gerekiyor.” dedi.
Hayvan formlarını seramikle yorumluyor
Usta seramik sanatçısı Atila Çakır, resim ağırlıklı ArtAnkara’ya seramik eseriyle sekizinci defa katıldığını söyledi.
Fuarın Ankara’nın kültür sanat hayatına olumlu anlamda katkı sunduğunu belirten Çakır, sanatçıların sanatseverlerle buluşmasının keyifli olduğunu dile getirdi.
Sanat hayatındaki 26. yılında halen eser üretmeye devam ettiğini belirten Çakır, “İki çocuk koleksiyonerim var 11 yaşında. Onlar da resimlerini satıp, anneleri ile gelip seramiklerimden alıyorlar. Sanatçı olarak yaptığınız işte tutarlı olmanız, özgün işler ortaya çıkarmanız ve tarzınızın olması kıymetli.” dedi.
Hayvan formları üzerinden seramik eserler ürettiğini ve ünlü firmaların katalogları ile de çalıştığını belirten Çakır, “20 yıl önce güvercinler ile başladım üretmeye. Severek yaptığınız iş farklı yere gidebiliyor. Minimal bir form anlayışım var. Sırı ustaca kullanmaya çalışıyorum. Ayı, gergedan, tavus kuşu, fil ailelerini seramikle yorumluyorum. Gergedan yaptığımda, ‘Bu kadar çirkin hayvanı seramikle nasıl güzel yaptın?’ dediler. Sevince oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.
10 Mart’a kadar kapıları açık olacak
Türkiye’nin çeşitli illerinden ve farklı ülkelerden galerileri, müzeleri ve sanat kurumlarını bir araya getiren ArtAnkara, 10.00-20.00 saatlerinde 10 Mart’a kadar ziyaret edilebilecek.
ArtAnkara ayrıca paneller, söyleşiler, konserler, dinletiler, workshoplar, performanslar, projeler gibi birçok etkinliğe ev sahipliği yapılacak.
]]>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi, ilk örneklerine 15’inci yüzyılda kent merkezinde rastlanan, 17’nci yüzyıl sonlarından 20’nci yüzyıl başlarına kadar yoğun olarak üretimi yapılan geleneksel Çanakkale seramiklerini yaşatmak için çalışmalarını sürdürüyor.
Unutulmaya yüz tutmuş sanatın yaşatılmasına, genç kuşağa tanıtılmasına, yeni tasarım ve çağdaş formlarla yorumlanmasına öncülük eden merkez, sanat atölyesi etkinliğinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Balyemez, ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Müjde Yücel Coşar ve seramik sanatçısı Gülfidan Özmen’i bir araya geldi.
Atölyede 10 gün süren etkinlikte geleneksel Çanakkale seramiklerini tasarımlarıyla buluşturan sanatçılar, tabak ve vazo gibi eserlerine çeşitli renklerde boya ve şekillerle ayrı bir boyut kattı.
Sanatçılar, eserlerini yaz aylarında açacakları kişisel sergilerde sanatseverlerle buluşturacak.
Balyemez, AA muhabirine, atölyede Çanakkale seramiklerinin geleneksel desen, form ve dekorlarında kendilerine özgü yorum ve denemeler yaptıklarını söyledi.
Kendi alanı olduğu için daha çok Çanakkale seramiklerinin dekorları üzerine çalıştığını belirten Balyemez, “Özellikle fırça dekorları, astar akıtmalar ilgimi çekiyordu. ‘Onlarla ilgili renklerini değiştirsem nasıl olur, o dekorlar farklı renklerin üzerinde dursa nasıl olur?’ gibi birtakım denemeler yaptım. Aslında daha ziyade farklı renkleri araştırmak gibi oldu. Sonucun ne olacağını çok bilmeden başladım.” dedi.
Balyemez, Çanakkale seramiklerinin genel olarak kaba ve halkın kullanımı için yapılmış ürünler olduğunu dile getirdi.
Sanatsal açıdan bu seramiklerin özelliklerine değinen Balyemez, “Dekorları, üzerindeki fırçalar, renkler, akıtmalar o kadar özgün ki dünyanın herhangi bir yerinde o seramiği gördüğünüz zaman onun Çanakkale olduğunu anlayabilirsiniz. Bu da onu bence en değerli kılan tarafı.” ifadesini kullandı.
“Her geleneksel sanatın yaşatılması için taze kana ihtiyaç var”
Genellikle enstalasyon (yerleştirme) ya da heykel üzerine çalışmalar yapan sanatçı Gülfidan Özmen ise kullandığı gereçler zaman zaman değişse de özellikle cam, seramik ve kağıt gibi malzemelerden yararlandığını söyledi.
Çanakkale seramiklerinin akıtma sırları renklerini çok sevdiğini ve bunları soyut formlara uyguladığını aktaran Özmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu çalışma kapsamında çamurdan soyut yaptığım birtakım strüktürler, formlar var. Bunların üzerine uygulama yapacağım. Her geleneksel sanatın yaşatılması için taze kana ihtiyaç var. Bu, yeni sanatçıların çağdaş yorumlaması ya da yetişmiş geleneksel sanatçıların farklı uygulamaları olabilir. Seramik ve cam eğitimi aldım ama farklı bir bakış açısıyla yorumluyorum. Bu da malzemelere bir tazelik getiriyor.”
Coşar da Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezinin konuk sanatçılarla bu yıl ilk kez düzenlediği sanat atölyesi etkinliğinin yeni üretimlere vesile olması, yeni kuşaklara tanıtılması ve kültürel mirasa sahip çıkılması için devamının planlandığını belirtti.
Her etkinliğe konuk sanatçıların davet edileceğini, üniversiteden de öğretim üyelerinin bu çalışmaya dahil edileceğini aktaran Coşar, etkinliğin bu şekilde ortak etkileşimlere vesile olacağını ifade etti.
ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü mezunu pek çok kişinin kentte atölye açtığını ancak bunlarda genellikle satışa yönelik modern tasarımların hazırlandığını dile getiren Coşar, geleneksel Çanakkale seramiklerini üreten atölye sayısının sınırlı olduğu bilgisini verdi.
Çalıştay kapsamında yaptığı tasarımda Çanakkale seramiklerinin biçimini ele aldığını söyleyen Coşar, şöyle konuştu:
“Seramik atölyesindeki kalıpları kullandım. Üniversitenin atık kağıtları ile kağıt havluları çamura dahil ediyorum. Onun bünyeye kattığı dokuyu seviyorum. Çamura kattığımız kağıtlar, çamurun mukavemetini artırıyor. Kağıt katkılı yorumlar yapıyorum. Proje kapsamında 5 at başlı testi yaptım. 3 boyutlu olanlar var, bir de duvarda sergilenecek olan versiyonlarını çalışıyorum. Diğer işlerimde de silüetler kullanmayı seviyorum. Çanakkale seramiklerindeki at, ördek ve kuş başlı formların silüetlerini kullanarak formlar tasarlıyorum.”
]]>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri çerçevesinde saat 14.00’da partisinin Kütahya mitinginde halka hitap etmesinin ardından NG Kütahya Seramik’in 100’üncü yıl fabrikalarının açılışına katıldı. Günün anısına Güral ailesi tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ‘Nur üstüne nur yazılı’ ayetinin yer aldığı el yapımı porselen tabak hediye takdim edildi. Yaklaşık 2 yıl önce inşasına başlanan fabrikanın açılışı Erdoğan’ın kurdele kesimiyle gerçekleşti. Programda konuşan Erdoğan, ekonomiyle ilgili önemli mesajlar vererek fabrikanın Türkiye’ye ve Kütahya’ya hayırlı olmasını diledi.
“Kütahya’da üretilen bu seramikler 81 vilayetimizin yarısına, 5 kıtada 79 ülkeye ihraç ediliyor”
Açılışta konuşma yapan Erdoğan, “Daha önce burada yine bir başka birimin açılışını yapmıştık ve buranın da yapılacağının müjdesini o zaman Nafi beyden ve oğlundan almıştık ve hamdolsun şimdi de bu devasa eserin açılışında bir aradayız. Nafi Güral beyefendinin kurduğu Kütahya Seramik, üretim yolculuğundaki 35 yılını geride bırakırken, 8 fabrikaya ve 54 milyon metre kare üretim kapasitesine ulaştı. Kütahya’da üretilen bu seramikler 81 vilayetimizin yarısına, 5 kıtada 79 ülkeye ihraç ediliyor. Açılan her yeni fabrika ihracatımızda yeni bir ivme, cari açığımızın kapanmasına katkı demektir. Bugün yatırım bedeli 140 milyon Euro, kapalı alanı 126 bin metrekare olan 2 yeni fabrikayı daha hizmete açıyoruz” diyerek fabrikaların ülkeye hayırlı olmasını diledi.
“Türkiye yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyümek mecburiyetindedir”
Böylece Türkiye’nin İtalya ve İspanya gibi bu alanda dünyanın önde gelen ülkelerinde bile olmayan gelişmiş teknolojilere sahip üretim imkanına kavuştuğunu belirten Erdoğan, “Aynı şekilde seramik üretiminin yanı sıra turizmde de önemli yatırımları olan grubumuzun istihdam kapasitesinin 5 bin 750 kişiye çıkmasını da takdirle karşılıyorum. Dijital dönüşümü fabrikalarında en üst seviyede uygulayan grubumuz su, ham, madde ve ambalaj atıklarının geri kazandırılması konusunda da ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Fabrika çatılarına kurulan ve tamamı üretimde kullanılan 25 megavat gücündeki güneş enerjisi santralleri yenilenebilir enerji anlamında da örnek bir yaklaşıma işaret ediyor. Hep söylediğimiz gibi, Türkiye yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyümek mecburiyetindedir. Sadece kağıt üzerinde ekonomik görünümü iyileştirmek adına yatırım, istihdam üretim ve ihracat odaklı büyümeden asla taviz veremeyiz. Makro dengelerle ilgili sorunlarımızı sanayide, teknolojide, ticarette, tarımda, turizmde ve diğer alanlarda büyümeyi sürdürerek çözeceğiz. Dünyanın en gelişmiş, en zengin ülkelerine baktığımızda onların da istihdam ve üretim merkezli bir ekonomik işleyişi hayata geçirmeye çalıştıklarına şahit oluyoruz. Bir dönem terk ettikleri üretim, bugün gelişmiş ülkelerin en kritik yumuşak karını haline gelmiştir. Türkiye’yi böyle bir duruma asla düşürmeyeceğiz. Savunma sanayinden seramik sektörüne kadar her alanda tasarımıyla, üretimiyle, ihracatıyla ülkemizi dünyanın önde gelen tedarikçileri arasına çıkartacağız” ifadelerini kullandı.
“Birileri kendi akıllarınca bizimle dalga geçmiş, projelerimizi küçümsemişti”
Bu bakımdan Kütahya’nın giderek büyüyen seramik üretimi kapasitesini sadece toprağa ve kimyaya dayalı bir üretimin gelişmesi olarak görmediklerini dile getiren Erdoğan, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Kütahya’daki bu ivme aynı zamanda ülkemizin Türkiye yüzyılına hazırlanışının bir işaretidir. 2. Dünya Savaşı sonrasında başlayıp bizim iktidarımıza kadar devam eden dönemdeki siyasi ve ekonomik gecikmeleri yaşamasaydık hiç şüphesiz bugün çok daha farklı bir yerde olurduk. Milletin sorumluluk verdiği kişiler olarak bize düşen, kaçan fırsatlara bakıp hayıflanmak değil, hep eskinin kayıplarını telafi etmek, hep geleceğin hedeflerini inşa etmektir. Bundan 13 sene önce 2023 hedeflerimizi açıkladığımızda birileri kendi akıllarınca bizimle dalga geçmiş, projelerimizi küçümsemişti. Yaşadığımız onca badireye rağmen 2023 hedeflerinin önemli bir kısmını hayata geçirmiş birisi olarak karşınızdayım. Şimdi de milletimize Türkiye yüzyılı sözümüz var. Bu vizyonu sağlam toplumsal yapı, istikrarlı ve güçlü ekonomi, adalet ve özgürlük, Türkiye eksenli küresel dönüşüm, huzurlu ve güvenli gelecek başlıkları altında milletimize sunduk. Biliyorsunuz, biz birileri gibi söz verip de sonra kulağının üzerine yatanlardan asla değiliz. Milletimize verdiğimiz her sözün takipçisi olduk, her sözü yerine getirmek için var gücümüzle çalıştık, çabaladık. Eksiklerimiz elbette olmuştur ama ülkemize ve milletimize sağladığımız kazanımların büyüklüğünü kimse inkar edemez. Artık bundan sonra milletimize karşı sorumluluğumuz Türkiye yüzyılı bayrağını zirveye çıkarmaktır. Allah’ın izniyle Türkiye yüzyılının inşasını da tamamladıktan sonra emaneti gençlere teslim edip köşemize çekileceğiz. Bu duygularla bir kez daha fabrikalarımızın hayırlı ve bereketli olmasını diliyoruz. Tekrarını, tekrarını bekliyoruz. Ne kadar tekrar, o kadar güzeldir, iyidir. Bu eserleri şehrimize ve ülkemize kazandıran Nafi Güral beyefendiye ve Erkan Güral kardeşime teşekkür ediyorum. Sizleri sevgiyle saygıyla, selamlıyorum.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a kurdele kesiminde Kütahya Valisi Musa Işın, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve AK Parti Kütahya milletvekilleri eşlik etti. Programda kurdele kesimine katılanlar dışında il protokol mensupları, partililer ve iş adamları yer aldı. – KÜTAHYA
]]>