(İSTANBUL) – Taksim’deki Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin attığı gaz fişeği kapsülü ile bir gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya, kask numarası belli olmasına karşın polisin tespit edilemediğini ve davalarda sonuca ulaşamadığını söyledi. Sarıkaya, “Adalet binalarının önüne ‘saray’ yazılarak sarayların içinde adalet ararken siyasallaşmış yargıyla, adaletsizlikle tanıştım. Dosyamda 4 tane bilirkişi raporu olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi kararı olmasına rağmen hala dosyamda bir adım ilerleyememiş durumdayız. Tek bir polisi dahi yargı karşısına çıkartamadık. Artık savcılar bile bırakmış durumda” dedi.
Gezi Parkı eylemlerinin üzerinden 11 yıl geçti. Direniş sırasında çok sayıda kişi polis şiddeti sonucu yaşamını yitirdi, birçok kişi da yaralanarak sakat kaldı. Dava kapsamında iş insanı Osman Kavala, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili seçilmesine karşın vekilliği düşürülen avukat Can Atalay, şehir plancısı Tayfun Kahraman, belgeselci Mine Özerden ile film yapımcısı Çiğdem Mater cezaevinde tutulurken, Gezi için hak arama mücadeleleri de devam ediyor.
Taksim’de 11 Haziran 2013 akşamı polisin attığı gaz fişeği kapsülü ile bir gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya da mağdurlardan birisi. Sarıkaya, o günden bu yana aradığı adaleti bulamadı. Sarıkaya, Taksim Meydanı’nda, olayın hemen olduğu yerde ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
“Karanlık bir Türkiye’ye iki gözle bakmaktansa aydınlık bir Türkiye’ye tek gözle bakmayı yeğlerim” diyen Sarıkaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“O gün çok yoğun bir gündü. Normalinden kat be kat daha fazla bir polis ablukasıyla karşı karşıyaydık. Süreci izliyordum ve ben de herkes gibi vandalizm olarak değil; sözümüzle, bedenimizle sahada yer alıp bu sürece katkı sunuyorduk lakin devlet terörü, polis vahşeti karşımıza çıkana kadar. Bulunduğum zaman zarfı boyunca herhangi bir çakıl taşı dahi atmış bulunmazken 11’i (Haziran) 12’ye bağlayan gece polis vahşetiyle sağ gözümden vuruldum. Buna bağlı olarak süreç çok da iyi ilerlemedi. Gezi şunu göstermiştir iktidara; ‘Bizler bir bütünüz. Bizleri ayrıştıramazsın. Bizlerin karşısında kulaklarını tıkayamazsın’ demiştir. O akşam ben vurulduktan sonra tabi burada bulunan arkadaşlar hemen kucakladılar. Çünkü vurulduğum an her yerim kan gölüne dönmüştü. Beni hemen sağlıkçı arkadaşların bulunduğu bölgeye götürdüler. Ambulans çağrıldı. Ambulansın girişine izin verilmedi polisler tarafından. Yarım saatten fazla ambulansın içeriye girmesini bekledim. Ambulansın girilmesiyle birlikte hastaneye götürüldüm. Hastanede ilk müdahalede hemen sağ gözümü kaybettiğim ve asla bir daha göremeyeceğim söylendi. Sağlık süreci olarak devamlı süre zarfında 4 kere ameliyat oldum. Gözüm alındı. Şu an protez kullanıyorum. Devlet terörü ve polis vahşeti yüzünden yüzde 50 engelli bir bireyim. 11 Haziran akşamına kadar sağlam bir bireyken 12 Haziran sabahı artık engelli bir birey olarak hayatımı devam ettirmeye çalışıyorum.”
“Hedef gözetilerek vuruldum”
Olay anını anlatan Sarıkaya, “Hastaneye geçtiğimde doktorlar bana direkt şunu söylediler. ‘Gözündeki tahribatı sana özetleyelim. Bir üzüm tanesini düşün. Üstüne bin kiloluk bir balyozla vurulmuş halini algıla. Gözün işte bu halde’ dediler bana. Göz çevremin hiçbir yerinde kırık yok. Direkt göz bebeğimden vurulmuşum. Nişan alınmış, bilerek ve hedef gözetilerek bir atış sonrasında bu vurulma olayı gerçekleşti” diye konuştu.
“Savcım Selim Kiraz öldükten sonra görüntüler kayboldu”
Erdal Sarıkaya, yargı sürecini de şöyle anlattı:
“Adalet binalarının önüne ‘saray’ yazılarak sarayların içinde adalet ararken siyasallaşmış yargıyla, adaletsizlikle tanıştım. Dosyamda 4 tane bilirkişi raporu olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi kararı olmasına rağmen hala dosyamda bir adım ilerleyememiş durumdayız. Tek bir polisi dahi yargı karşısına çıkartamadık. Artık savcılar bile bırakmış durumda. Polislerin kim olduğu biliniyor. Dönemin savcısı Mehmet Selim Kiraz, benim savcımdı. Onun hazırlatmış olduğu bilirkişi raporunda, alanda görev alan ama Emniyet’in savcılığa vermemiş olduğu, göndermiş olduğu listede ortaya çıkmayan 4 tane polis memuru, 2 tane emniyet müdürü, artı orada hazır olarak bulunan vurma ihtimali olup da ya da vuranları alenen tanıyan 8 tane polis memuru deşifre oldu. İsimleri, sicil, kask numaraları her şeyiyle raporun içinde bulunuyor lakin Mehmet Selim Kiraz savcım adliyede öldürüldükten sonra bu rapor rafa kaldırıldı. Ondan sonraki gelen savcılar hiçbir şekilde bu raporu değerlendirmeye almadı. Biz yeniden bilirkişi raporları istedik. Bunda Jandarma Kriminal Büro, ellerindeki veri sistemlerinin, bu görüntülerin içeriğini açamayacağı gibi absürt bir rapor gönderdi. Sonra özel bir bilirkişiye gönderildi. O kişinin de adliyede zabıt katibi olduğunu öğrendik. O da herhangi bir şey bulamadı. Hatta ATM kuyruklarında bekleyen insanların resimlerini gönderdiler. Buna karşılık savcım Mehmet Selim Kiraz, olay gerçekleşmeden önce kendisi bana bir söz söylemişti. Elinde 8 terrabaytlık bir görüntünün olduğunu ve bu görüntülerin içinde birçok vurulan kişinin ve vuranları kendisinin tespit ettiğini söyledi ama sayın savcım öldürüldükten sonra o 8 terrabaytlık görüntü de kayboldu. Bulamadık, bulunamadı. Defalarca biz sordurmamıza rağmen onun da bir karşılığı çıkmadı.”
“Emniyet, ‘Kask numarası bulunamadı’ cevabını veriyor”
Anayasa Mahkemesi’nin 2021 yılında dosyanın etkin şekilde yürütülmediğine yönelik karar aldığını da anlatan Sarıkaya, şöyle devam etti:
“Anayasa Mahkemesi kararından sonra o dosyada bulunan polis memurları demiyorum, AKP iktidarının lejyonerleri, militan askerlerini savcılık makamı ifadeye çağırdı ve hepsi ortak bir cümle kurdu: ‘Ben o gün yediğimi bile hatırlamıyorum. Ben o gün orada mıydım, onu dahi bilmiyorum. Ben o gün o kaskı kullandım mı, kullanmadım mı; onu dahi bilmiyorum’. Şimdi biz savcılık makamına soruyoruz. Savcılık makamı da Emniyet’e yazı yazıyor. ‘Bu kask numaralı kişileri tespit edin, bize gönderin’. Emniyet’in vermiş olduğu cevap, adaleti bırakın, demokrasi tarihinin en vahim cevapları. ‘Biz araştırdık. Böyle bir kask numarası bulunamadı’. Şimdi ben merak ediyorum. Yargı olsun, Emniyet olsun, devlet kurumları bütün yapmış oldukları fiili hareketler olsun kayıt altında tutar. Şimdi bu kask numaraları, Emniyet araştırmasının içinde yapılan incelemede bulunamıyorsa o zaman bu numaralar kime ait? Otomatikman şu akıllara geliyor. Olmayan kask numaralarıyla kimi militanlara polis üniforması giydirilerek Gezi’yi kana bulayıp halk direnişini kırmaya mı çalıştılar? Eğer böyle bir şey varsa hangi unsurlardan yararlanıldı, hangi militan gruplardan yararlandılar, hangi yapılardan adamlar seçildi, tetikçi olarak sahaya sunuldu? Bunu sorgulatıyoruz. Buna da herhangi bir cevap gelmiyor.
“Bu kask numaralı kişiler kimdi”
Savcılık makamına yazılar veriyoruz. Savcılık makamı yazı gönderiyor ama sadece yazı gönderiyor. Emniyet ise ‘Aradık, bulamadık; soruşturduk, bulamadık’. Peki, şimdi ben merak ediyorum. Bu kask numaralı kişiler kimdi? Bu numaraları bunlara kim verdi? Bu üniformanın içindeki insanlar kimdi? Tamamıyla bir muallakla karşı karşıya bırakılıyoruz. Amaç burada şu. Gezi davası ortada. İçeride yatanlar Osman Kavala olsun, Can Atalay olsun; neden daha içeride yattıkları bile bilinmezken Gezi davası, bizim açtığımız davalarda bir ilerleme kaydedildiğinde, bunu devlet de yargı mensupları da Emniyet unsurları da çok iyi biliyor ki; o gün bizi katledenleri kahraman ilan edene kadar gidecek. Buna bağlı olarak korku imparatorluğundan dolayı kimse ses çıkartamıyor.”
“Mücadeleme devam edeceğim”
Sarıkaya, “Bu zamana kadar yılmadım. Bütün siyasallaşmış yargıya, devlet baskısına karşı mücadele vermeye devam ettim ve devam da edeceğim çünkü tarihi yılanlar değil, mücadele edenler yazar. Ben de bu tarihin sürecinde demokrasinin tecelli edeceğine inanaraktan mücadeleme devam edeceğim” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>Köpeklerin saldırdığı Nurbahar Sarıkaya:
“Benden daha küçük olan çocukların tek başına okula gidemedikleri biliyorum”
KONYA – Konya’nın Seydişehir ilçesinde geçtiğimiz günlerde sokak köpreklerinin saldırdığı lise öğrencisi Nurbahar Sarıkaya, korku dolu anlar yaşadığını, kendisinden daha küçük çocukların tek başına okula gidemediklerini söyledi.
Olay, 20 Mayıs Pazartesi günü Seydişehir ilçesi Kızılcalar Mahallesi Gazi Ortaokulu çevresindeki bir parkta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, okuldan evine giden 17 yaşındaki lise öğrencisi Nurbahar Sarıkaya, başıboş sokak köpeklerinin saldırısına uğradı. Köpekler Nurbahar Sarıkaya’nın etrafını çevirip peşini bırakmazken, öğrenci kendisini sırt çantası ile savunmaya çalıştı. Çevredeki vatandaşların da yardımı ile köpekler kovalandı. Olayda kız öğrenci yara almazken, köpeklerin saldırısı bir binanın güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı.
“Allah’tan yara almadan kurtuldum”
Köpeklerin saldırdığı korku dolu anları anlatan Nurbahar Sarıkaya, “Köpek saldırısına uğradım. Parkta bulunan banklarda arkadaşlarımla otururken her gün gördüğümüz 10-15 köpek o gün garip bir şekilde saldırdı. Onların saldırmasıyla birlikte onlara karşı mücadele ettim, arkadaşlarım kaçtı, ben kaçamadım. Onlar kaçınca ben tek kalınca köpekler gitmeye başladı. Daha sonra ben de arkadaşlarımın yanına giderken köpeklerin birinin gelmesiyle hepsi geldi. Hepsi beraber gelince ben de çantamla onlara karşı koymaya, bir şekilde kendimi savunmaya çalıştım. Allah’tan bir yara almadan kurtuldum” dedi.
“Küçük çocukların tek başına okula gidemedikleri biliyorum”
Lise öğrencisi Sarıkaya, “Bunun önüne geçilmesini istiyoruz. Gerekirse barınaklara veya gerekirse hayvan severler tarafından daha fazla sahiplenilmesi iyi olur. Yasanın çıkmasıyla sadece ben değil birçok şehirdeki çocukların da rahata kavuşabileceğini düşünüyorum. Ben belki yaş olarak büyük olabilirim ama benden daha küçük olan çocukların tek başına okula gidemedikleri biliyorum” şeklinde konuştu.
“Bu yasa sayesinde sorun çözüme ulaşır diye düşünüyorum”
Saldırıya uğrayan Nurbahar Sarıkaya’nın babası emekli polis memuru Hüseyin Sarıkaya ise, “Bizim kızımız bu olayda ucuz kurtuldu. Bizim çocuğumuza öğretmiş olduğumuz köpekten kaçılmaması gerektiğini, elinde bir şey varsa savurmayla kendini savundu. Tabii bu savunma esnasında küçük biri olsaydı savunması zor olurdu. Çocuk düştüğü zaman köpekler onu parçalardı. Bunun bir çok örneğini televizyonlarda görüyoruz. O yüzden bizim hayvan severlere söylediğimiz şey, lütfen kaldırımlara yem bırakmayalım. Belediyenin belirlediği yerlere koyalım ki belediye oralarda baksın. Hayırseverler bakım evlerine versinler bu şekilde yardım etmek istiyoruz desinler. Kaldırımlar insanlarındır hayvanların mama yeri değildir. Bu çocuk kendi çocukları da olabilir. O yüzden bu kanunun çabuk çıkması gerekiyor. Öldürülmesine karşıyız, uyutulmasının ne olduğunu bilmiyorum ama daha iyi olacaktır diye düşünüyorum. Kısırlaştırmakla sadece biz hayvanların çoğalmasını önlüyoruz dişlerini kesmiyoruz, dişlerini kısırlaştırmıyoruz. Hayvanların bir an önce kanununun çıkması lazım. Duyduğumuz 4 milyona yakın hayvan varmış ancak bu yasa sayesinde bu sorun çözüme ulaşır diye düşünüyorum” diye konuştu.
Habere arşiv görüntüler eklenmiştir.
]]>50 yıl önce memleketleri Ardahan’dan göç edip İstanbul Çekmeköy, Sultançiftliği Mahallesi’nde oturmaya başlayan Hülya ve İzzet Sarıkaya çifti kendilerine yeni bir hayat kurdular. Mutlu evliliklerinden Semih ve Tolga adını verdikleri iki erkek çocukları oldu. Tanısı konulmamış bir hastalık nedeniyle Tolga henüz 15 yaşındayken felç geçirdi. Yürüme ve konuşma yetisini büyük ölçüde yitirdi. Sarıkaya çifti, oğullarının hastalığıyla ilgili çalmadık kapı, gitmedik hastane bırakmadı ancak sonuç alamadı.
DAVUL ZURNAYLA ASKERE GİTTİ, ANCAK…
Kardeşinin ani hastalığı Semih’te de büyük üzüntü yarattı. Mahallede akrabaları, komşuları onu davul zurnayla 2008 yılında askere gönderdi. Semih acemi birliği için Sivas’a ardından da usta birliği için Trabzon’a gitti. Askerliğinin beşinci ayında Semih’ten acı haber geldi. O da kardeşi gibi aniden hastalandı. Önce tedavi için GATA’ya yatırıldı. Bir süre sonra GATA’dan taburcu edilen Semih’i de doktor doktor dolaştıran Sarıkaya çifti, onun için de bir çözüm bulamadı.
“SEMİH’İN MÜCADELESİ HEPİMİZE DERS OLMALI”
Çekmeköy Sultançiftliği Mahallesi’nde yaşayan Sarıkaya Ailesi’ni ziyaret eden Belediye Başkanı Orhan Çerkez’in Semih ve Tolga’yla buluşmasına, mahalle muhtarı Engin Çelik de katıldı. Sarıkaya ailesinin bugüne kadar her türlü ihtiyacıyla ilgilenen Muhtar Çelik, “Mahallemizde 26 tane dezavantajlı evladımız var. Hem İBB yetkilileri hem de yeni dönemde Çekmeköy Belediye Başkanımız yakından ilgileniyor” dedi.
Semih’in verdiği mücadelenin, yaptığı güzelliklerin herkese ders olması gerektiğini söyleyen Başkan Çerkez, şöyle devam etti:
“Haftanın dört günü buradan kalkıp, Üsküdar’a gitmek büyük bir çaba. Belediye otobüsüyle gidip, akşam 22.00 sularında tekrar eve dönen Semih, akülü arabayla mendil satıyor. Bu halde verdiği mücadele, yaşama azmi ve isteği takdirle karşılanmalı.
“İNSANLIK DERSİ, İYİLİK MELEĞİ”
Bu azim ve gayret hepimiz için rehber olmalı. Tanısı konulamayan hastalığa yakalanan iki kardeşi hayata bağlayan en önemli şey ise anne ve babasının gayreti. Bu gayret çok kıymetli. Semih, koyu bir Fenerbahçe taraftarı. Kendisi kongre üyesi olmak istiyor. İlk fırsatta onu Fenerbahçe kongre üyesi yapacağım. Önümüzdeki sezon da birlikte maç izlemeye gideceğiz. O verdiği mücadeleyle hepimize insanlık dersi veren bir iyilik meleği. Altın kalpli. Zaman zaman mendil satarak kazandığı parayla sokak havanlarına mama, mahallede ihtiyacı olan ailelere de destek oluyor…”
SEMİH ÜSKÜDAR ESNAFININ DA KAHRAMANI
]]>
50 yıl önce memleketleri Ardahan’dan göç edip İstanbul Çekmeköy, Sultançiftliği Mahallesi’nde oturmaya başlayan Hülya ve İzzet Sarıkaya çifti kendilerine yeni bir hayat kurdu. Mutlu evliliklerinden Semih ve Tolga adını verdikleri iki erkek çocuğu oldu. Tanısı konulamamış bir hastalık nedeniyle Tolga henüz 15 yaşındayken felç geçirerek yürüme ve konuşma yetisini büyük ölçüde yitirdi. Sarıkaya çifti, oğullarının hastalığıyla ilgili çalmadık kapı, gitmediği hastane kalmadı ancak Tolga’nın hastalığına bir çare bulamadılar.
Davul zurnayla askere gitmişti ancak kardeşi gibi aniden hastalandı
Kardeşinin ani hastalığı Semih’e de büyük üzüntü yaşattı. Mahallede akrabaları, komşuları onu davul zurnayla 2008 yılında askere gönderdi. Semih acemi birliği için Sivas’a ardından usta birliği için Trabzon’a gitti. Askerliğinin beşinci ayında Semih’ten de acı haber geldi. O da kardeşi gibi aniden hastalığa yakalandı. Önce GATA’ya tedavi için yatırıldı. Bir süre GATA’da yatan Semih taburcu edildi. Sarıkaya çifti Semih’i de doktor doktor dalaştırdı, ona da bir çözüm bulamadılar.
“Semih’in mücadelesi hepimize ders olsun”
Çekmeköy Sultançiftliği Mahallesi’nde yaşayan Sarıkaya ailesini ziyaret eden Belediye Başkanı Orhan Çerkez’in Semih ve Tolga’yla buluşmasında mahalle muhtarı Engin Çelik de yer aldı. Sarıkaya ailesinin bu güne kadar her türlü ihtiyacıyla ilgilenen muhtar Çelik, “Mahallemizde 26 tane dezavantajlı evladımız var. Hem İBB yetkilileri hem de yeni dönemde Çekmeköy Belediye Başkanımız yakından ilgileniyor” dedi.
Semih’in verdiği mücadelenin, yaptığı güzelliklerin herkese ders olması gerektiğini ifaden eden Başkan Çerkez ise, “Haftanın dört günü buradan kalkıp, Üsküdar’a gitmek büyük bir çaba. Belediye otobüsüyle gidip, akşam 22.00 sularında tekrar eve dönen Semih, akülü arabayla mendil satıyor. Bu halde verdiği mücadele, yaşama azmi ve isteği takdirle karşılanmalı” diye konuştu.
Semih’in engelli kardeşi ve okuyan öğrenci kardeşleri için verdiği mücadelenin büyük bir insanlık dersi olduğuna dikkat çeken Çerkez, “Bu azim ve gayret hepimiz için rehber olmalı. Tanısı konulamayan hastalığa yakalanan iki kardeşi hayata bağlayan en önemli şey ise anne ve babasının gayreti. Bu gayret çok kıymetli. Semih, koyu bir Fenerbahçe taraftarı. Kendisi kongre üyesi olmak istiyor. İlk fırsatta onu Fenerbahçe kongre üyesi yapacağım. Önümüzdeki sezon da birlikte maç izlemeye gideceğiz. O verdiği mücadeleyle hepimize insanlık dersi veren bir iyilik meleği. Altın kalpli. Zaman zaman mendil satarak kazandığı parayla sokak havanlarına mama, mahallede ihtiyacı olan ailelere de destek oluyor” dedi.
Semih Üsküdar esnafının da kahramanı
Satış yaptığı Üsküdar’da bölge esnafının da kahramanı olan Semih Sarıkaya, yaptıklarını önce anlatmak istemese de Başkan Çerkez ısrar edince, “Başkanım çok önemli değil. Benim tek isteğim kardeşimin sigortasını ödeyip, onu malulen emekli etmek. Bir diğer isteğim de gücüm yettiğince çalışıp, öğrencilere burs vermek. Ben bölüştükçe, paylaştıkça mutlu oluyorum. Sokak hayvanlarına bakıyorum. Hayatı ve yaşamayı çok seviyorum” diye konuştu.
“Tek isteğim Fenerbahçe’nin şampiyonluğu”
Başkan Çerkez’in, “Bizden başka ne istiyorsun Semih” diye sorması üzerine Semih, “Tek isteğim Fenerbahçe’nin şampiyonluğu. Aziz Yıldırım başkan olursa, birlikte maç izlemek benim için paha biçilmez bir an olacak” şeklinde konuştu. Haziran ayında kongrede tekrar aday olduğunu açıklayan Aziz Yıldırım ile görüntülü de konuşan Semih, “Bugünün kazananı benim” diyerek mutluluğunu ifade etti.
Akülü sandalye ve koltuk değnekleri verildi
Sarıkaya ailesinin taleplerini de dinleyen Başkan Çerkez, kardeşlerden gelen elektrikli tekerlekli sandalye, kol değnekleri, fizik tedavi, engelsiz yaşam aracıyla ulaşım ve evlerinin bahçesine kamelya isteğini de gerçekleştireceklerini belirtti. – İSTANBUL
]]>Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, hakkında, “kasten öldürme, canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme, cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetin yoksun kılma, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı silahlı yağma, nitelikli cinsel saldırı ve ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma, taşıma, bulundurma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 50 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan tutuklu sanık İlyas Sarıkaya (50) hazır bulundu.
Müşteki F.O. (44), öldürülen Recep Özaslan’ın (47) yakınları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile taraf avukatları da duruşmaya katıldı.
Tanık olarak dinlenen Özkan D, sanığın ağabeyinin arkadaşı olduğunu ve beraber büyüdüklerini anlattı.
Olay ortaya çıkmadan önce sanığın borcunu ödeyeceğini söyleyerek evine çağırdığını dile getiren Özkan D, sonrasında ise kendisiyle ilgili cinsel içerikli görüntüler izlediğini iddia ederek başına silah dayadığını ve öldüreceğini söylediğini ileri sürdü.
Evde müştekiyi yatar halde gördüğünü ancak çekindiği için durumunu soramadığını belirten tanık, sanığın iddia ettiği görüntüyü onun için bulacağını söyleyerek kurtulduğunu, günler sonra polisin müdahalesiyle evde yaşananlardan haberdar olduğunu ifade etti.
Müştekinin annesi A.O. ise 11 yıldır kızıyla beraber yaşadıklarını, kızının olaydan önce oğlunun saatini alıp kaybettiğini ve bulmak için girişimde bulunduğunu anlattı.
Bir gün kızının saati bulmak için biriyle görüşeceğini söylediğini aktaran A.O, sonrasında kızının gittiği evde rehin alındığını ve bir süre haber alamadıklarını dile getirdi.
Daha sonra kızının sanıkla resmini yollayarak evleneceklerini söylediğini belirten A.O, “Bunun usulü var, böyle olmaz, eve gel’ dedim. Kızım ara ara sanığın telefonundan arayarak iyi olduğunu söylüyordu. Yine bir gün kızım arayarak acil paraya ihtiyacı olduğunu söyledi ‘gel al’ dediğimde merdivenden düştüğünü başkasını yollayacağını söyledi. Sanık taksiyle gelip benden para alıp gitti.” diye konuştu.
A.O, başka bir gün kızının sanığın telefonundan gizlice mesaj atarak vurulduğunu, evde ceset olduğunu ve kendisini kurtarmasını istediğini belirten mesaj attığını, bunun üzerine polisle plan yaparak sanığın yakalanmasını sağladıklarını ve kızının kurtulduğunu anlattı.
Cumhuriyet savcısı, sanık hakkında tanık Özkan D’ye yönelik eylemi nedeniyle “konutta silahla yağma” suçundan Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasını ve tutukluluğunun devamına karar verilmesini talep etti.
Şikayetinin devam ettiğini belirten müşteki F.O, duruşmanın ardından fenalaştı.
Kararını açıklayan mahkeme heyeti, müştekiyle olayın ardından yapılan bir röportajın çözümünün bilirkişi tarafından yapılmasına, sanık hakkında tanık Özkan D’ye yönelik eylemi nedeniyle “konutta silahla yağma” suçundan suç duyurusunda bulunulmasına ve tutukluluğunun devamına karar vererek duruşmayı erteledi.
Müşteki avukatları Elif Tuba Karakoç Tosun ile Gizem Berceste Olgun, duruşmanın ardından AA muhabirine, müştekinin sağlık durumuna ilişkin kati rapor alınması için gerekli sürenin bekleneceğini ve hakkında bugün dinlenen tanığa yönelik suç duyurusunda bulunulması kararı verildiğini belirterek, sanığın hak ettiği cezayı alacağına inandıklarını ifade etti.
Olay
Bursa’nın Osmangazi ilçesinde 12 Temmuz’da Gasp Büro Amirliğine müracaat eden A.O, kızı F.O’nun mesajla kendisine gizli şekilde ulaşarak İlyas Sarıkaya tarafından alıkonulduğunu ve zor durumda olduğunu belirttiğini bildirerek polisten yardım istemişti.
Sarıkaya’yı, kendisine para vereceğini belirterek çağıran A.O, polisin operasyonuyla yakalanmıştı. Küplüpınar Mahallesi’ndeki eve giren polis ekipleri, haziranda alıkonan F.O’yu silahla yaralanmış halde bulmuştu. Ekipler, Sarıkaya’nın alzaymır hastası annesinin de bulunduğu evde, yine Sarıkaya tarafından tabancayla vurularak öldürülen Recep Özaslan’ın sarılmış haldeki cesedine de ulaşmıştı.
Gözaltına alınan Sarıkaya tutuklanmıştı.
]]>