Hadican EROL / ÇIRAĞAN Sarayı ile Yıldız Sarayı’nı birbirine bağlayan 19’uncu yüzyıl yapımı üst geçit bakımsızlığı ve üzerine yazılan yazılar nedeniyle tepki çekti. Üzerine Türkçe ve yabancı dillerde yazılar yazılmış kapı ve işlemeli sütunların restore edilmesi gerektiğini belirten Arkeolog Ömer Faruk Yavaşçay, “Yazı yazanları kayıt altına almak için buraya kamera koyulabilir. Bir tek vatandaşlarımız yazmıyor, yabancı turistler de yazıyor. Bunun önüne geçilmesi gerekiyor. Bu görüntüler, İstanbul’u kötü gösteriyor. 110 tane sütun var; hepsi mermerden yapılmış muhteşem bir anıt bu. Sütunların da bazı yerlerinde çatlaklar var. Çok ağır cezaların olması lazım. Devletimizin buna çok özen göstermesi lazım. Çünkü insanlar yazı yazsam bir şey olmayacak düşüncesinde” dedi.
Beşiktaş‘ta bulunan Çırağan Sarayı’nın tarihi geçidi bakımsızlığıyla dikkat çekti. Yıldız Sarayı ve Çırağan Sarayı’nı birbirine bağlayan ve yapımı 19.yüzyılda tamamlanan mermer geçitte yer alan kapı ve çevresine, vatandaşlar ve turistler tarafından; tarih, isim, şiir, sosyal medya hesabı gibi yazılar yazıldığı, graffiti boyamalar ve kazımalar yapıldığı görüldü. Mermer ve sütunlarında çatlaklar bulunduğu da gözlemlenen yapının daha önce de tahribat sorunuyla gündeme geldiği, bu sorunun uzun dönemdir devam ettiği bilinmekte. Döneminin mimarisini yansıtan ihtişamlı sütunları ve işlemeleriyle yürüyenlerin dikkatini çeken geçitte, vatandaşların durup fotoğraf çekildiği de görüldü. Yapıyı inceleyerek, tarihi ve turistik önemine değinen Arkeolog Ömer Faruk Yavaşçay; tahribata karşı geçidin çevresinde güvenlik kamerası ile önlem alınması gerektiğini vurguladı. Yapının restorasyon ihtiyacının bulunduğunu da aktaran Yavaşçay, özel bir ışıklandırma ve çevre düzenlemesiyle yaklaşık 150 yıllık tarihi geçidin daha iyi bir hale geleceğini belirtti.
‘BU KAPIYA YILLARDIR YAZILAR YAZILIYOR’
Arkeolog Ömer Faruk Yavaşçay, “II.Mahmut devrinde buraya bir ahşap saray yapılıyor. Ahşap saray Abdülmecid devrinde yıktırılıyor. Yerine başka bir saray yaptırılmak isteniyor ama Abdülmecid’in ömrü bu sarayı yaptırmaya yetmiyor. Kardeşi Abdülaziz, 1871 tarihinde, Çırağan Sarayı’nı yaptırıyor. Daha sonraki yıllarda ise tahta II.Abdülhamid geçiyor ve Yıldız Sarayı’nda yaşama kararı alıyor. Bu iki saray arasında bağlantı yapılması düşünülüyor ve bu köprü yapılıyor. Bu köprü Çırağan Geçidi diye geçiyor. Aslında buna bir zafer takı da diyebiliriz, Osmanlı’nın ihtişamını gösteren. Çırağan Sarayı’na açılan bu kapıya yıllardır yazılar yazılıyor. Bununla ilgili herhangi bir önlem alınmadı.” dedi.
‘YABANCI TURİSTLER DE YAZIYOR’
Yavaşçay, “Yazı yazanları kayıt altına almak için buraya kamera koyulabilir. Bir tek vatandaşlarımız yazmıyor yabancı turistler de yazıyor bunun önüne geçilmesi gerekiyor. İstanbul’u kötü gösteriyor bu görüntü. Buna önlem alınması lazım. Burada 110 tane sütun var hepsi mermerden yapılmış muhteşem bir anıt bu. Maalesef bu sütunların bazı yerlerinde çatlaklar var özellikle kaide kısımlarında. Bazı şahıslar isimlerini yazmış. Maalesef yaptırımlar yetersiz çünkü bunu yazanlar alınsa bile hemen serbest bırakılıyor. Bunun çok ağır cezaları olması lazım. Çünkü insanlar yazsam bir şey olmayacak düşüncesinde. Eğer yaptırımlar çok ağır olursa insanlar bundan vazgeçerler. Birkaç defa yapıldığında hapis cezasına kadar gitmesi lazım. Çünkü, İstanbul ülkemizin en önemli şehri. Dünyada milyonlarca insan bir şehir sayesinde ülkemizi tanıyor.” şeklinde konuştu.
‘YERLİ YABANCI FARKETMEZ YAPILAN YANLIŞ’
Ailesiyle Ortaköy’e yürüyen Musa Yavuz, “Buraya yapılan kesinlikle yanlış. Bir insanın kültürüne asla zarar vermemesi lazım. Kim olursa olsun yabancı da olsun yerli de hiç farketmez, yapılan şey gerçekten çok yanlış. Yaptırım uygulanırsa, cezai işlemler de artırılırsa bu konuya gerçekten bir önlem alınabilir.” dedi.
‘BÖYLE GÖRÜNDÜĞÜNE GÖRE YAPTIRIM OLMAMIŞ’
Yapının önünde arkadaşlarıyla fotoğraf çekilen Büşra Şam, “Bu görüntü hiç hoş değil,tarihi zedeleyen bir şey bu. Restore edilmesi gerekiyor. Tarihe zarar vermişler bu şekilde. Böyle göründüğüne göre belli ki hiçbir şekilde yaptırım olmamış.” dedi. Ailesiyle gezen Furkan Öksüz ise, “Hiç yakışmıyor, tarihi kirletiyor böyle yazı yazanlar. Önlem alınması lazım ve gerekli cezai işlemlerin uygulanması lazım.” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Törende konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yarından itibaren ziyaretçileri kabul edecek saraya girişlerin ağustos sonuna kadar ücretsiz olacağını duyurdu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:
“Sevgili İstanbullular, kültür ve sanat camiamızın kıymetli mensupları, çok değerli misafirler, sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Bu anlamlı ve önemli açılış merasim vesilesiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Davetimize icabet ederek heyecanımızı, gururumuzu paylaştığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Bugün şairin ifadesiyle bir semtini sevmenin bile bir ömre bedel olduğu güzel İstanbul’umuzun en güzel tarihi eserlerinden birinin açılışını yapmak üzere bir aradayız. Milli Saraylar Başkanlığımızca yürütülen 6 yıllık titiz bir restorasyon ve tefriş çalışmalarının neticesinde ecdat yadigârı Yıldız Sarayı’nı ihya ettik. Şehrimizin simgelerinden olan Yıldız Sarayı, bugünden itibaren kapılarını halkımıza ve dünyanın dört bir yanından gelecek ziyaretçilerine açıyor.
Tekrar eski görkemine ve güzelliğine kavuşturarak milletimizin istifadesine sunduğumuz Yıldız Sarayımızın hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Bugün yaşadığımız mutlulukta pek çok hocamızın ve uzmanımızın alın teri, yürek teri vardır. Şayet onların emeği, birikimi ve fedakârane gayretleri olmasaydı, bu güzel eser tekrar eski görkemine kavuşturulamazdı. Sözlerimin hemen başında bu kardeşlerime teşekkürü bir borç biliyorum. Yıllarca örselenmiş, hırpalanmış, ihmallerin kurbanı olmuş bu eserin 6 yıllık özverili bir çalışmayla yeniden ülkemize kazandırılmasına vesile olan Milli Saraylar Başkanlığımıza, Sayın Başkan ve ekibine, Sayın Bakanımıza, özellikle teşekkür ediyorum.
Milli Saraylar Bilim Kurulu Başkanı, saygıdeğer hocam Profesör Doktor Saadettin Ökten Beyefendi’ye ve kurul üyelerine, en kalbi şükranlarımı iletiyorum.
Yıldız Sarayı’nın yeniden ihyasıyla birlikte İstanbul’umuzun tarihi, kültürel ve turistik cazibesinin daha da artacağına inanıyorum. Kıymetli misafirler, az önce Milli Saraylar Başkanımız Yıldız Sarayı’nın tarihi serencamına dair bilgileri bizlerle paylaştı. Gerek mimari gerek sanatsal gerekse tarihi özellikleri bakımından nadide bir eser olan sarayın inişli çıkışlı geçmişini hep beraber dinledik. Şunun öncelikle vurgulanması gerekiyor. Burası asla sıradan bir eser, sıradan bir yapı değildir.
200 yıllık tarihiyle Yıldız Sarayı, Osmanlı’nın en sancılı yıllarına bizzat şahitlik etmiştir. Biliyorsunuz Yıldız Sarayı Sultan II. Abdülhamit’le özdeş hale gelmiştir. Ancak sarayın geçmişi Sultan III. Selim’in Mihrişah Valide Sultan için 1805’te yaptırdığı kasra kadar gitmektedir. Bu kasırdan günümüze sadece iç bahçedeki çeşme kalmıştır. II. Mahmut da burayı yeni ordunun askerlerinin talimlerini izlemek için kullanmıştır. Yıldız Sarayı’na asıl hüviyetini kazandıran ise Abdülhamit Han olmuştur. Sultan Abdülhamid’in tahta geçtikten kısa süre sonra maiyetini ve haremini Dolmabahçe Sarayı’ndan Yıldız’a nakletmesiyle birlikte artık burası kasır değil Yıldız Sarayı olarak anılmaya başlanmıştır.
Üstat Necip Fazıl’ın 36 Türk hükümdarı arasında belki en büyüğü olarak tarif ettiği Sultan II. Abdülhamit 33 yıl boyunca 1909 darbesine kadar devleti buradan yönetti. Osmanlı’nın en muhataralı 33 yılına tanıklık eden Yıldız Sarayı Devlet-i Aliyye’ye yönelen yıkma girişimleri karşısında direnişin de sembolü oldu. Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe’den sonra payitahtın idari merkezi olarak kullanılan İstanbul’daki üçüncü merkez burasıdır.
Yıldız Sarayı’nın ayırıcı vasfı yönetim merkezi olarak kullanılmasıdır. Mimari açıdan Yıldız Sarayı, çağdaşı olan yapılardan ayrı özellikler taşır. Sahil saraylarından farklı olarak burası şehir içinde şehir diyebileceğimiz özgün bir mimariye sahiptir. Marangozhaneleri, mutfakları, ahırları, eczanesi, fabrikaları, savunma birimleri, resmi daireleri, sebze ve meyve bahçeleri, kütüphanesi, müzesi, silahhanesi ve tiyatrosuyla Yıldız Sarayı alışılagelmiş saraylardan ziyade kendi kendine yeter bir şehri andırır.
Sultan II. Abdülhamit döneminde sarayda ve mücavirinde sultanın aile efradıyla birlikte toplam 12 bin kişinin yaşadığı rivayet ediliyor. Zerafeti, sadeliği, tabiatla uyumu, birbirinden ayrı köşklerden oluşan mimarisi ve Türk saray bahçeleri geleneğinin son örneği olan has bahçesiyle Yıldız Sarayı gerçekten nadide bir eserdir.
Yıldız Sarayı’nın Milli Mücadele tarihimizde de özel bir yeri bulunuyor. Gazi Mustafa Kemal Bandırma vapuruyla yola çıkmadan bir gün önce buraya gelmiş ve Sultan Vahdettin’le görüşmüştür. Gazi Mustafa Kemal o tarihi görüşmeyi şöyle anlatır: “Yıldız Sarayı’nın ufak bir salonunda Vahdettin’le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Salonun Boğaziçi’ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu. Birbirine paralel hatlar üzerine düşman zırhlıları, bordalarındaki toplar sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuş. Vahdettin, hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı. ‘Paşa, paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir ve tarihe geçmiştir. Bunları unutun. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, paşa! Devleti kurtarabilirsin.'”
Bunun üzerine Gazi Mustafa Kemal, Sultan Vahdettin’e şu cevabı verir: “Merak buyurmayın efendimiz, nokta-i nazarı şahanenizi anladım. İrade-i seniyeleriniz olursa hemen hareket edeceğim.” ‘Muvaffak ol’ Hitabına mazhar olduktan sonra huzurdan çıktım, ayaklarımızın patırtısını işittirmeden saraydan uzaklaştık.
Değerli misafirler, biz hazine değerindeki eserlerinin kıymetini çok iyi bilemeyen bir milletiz. Kimi ülkeler 100-150 yıllık tarihi varlıklarına büyük özen gösterirken, geçmişi çok daha eski, nice kültür varlığımıza sahip çıkamadık. Özellikle tarihimizin bir dönemine damgasını vuran reddi miras anlayışı bizlere gerçekten çok ağır bedeller ödetti. Bu zihniyetin gadrine uğrayan sembollerden biri Yıldız Sarayı oldu.
Burası da yıllarca ihmal edildi. Örselendi, hoyratça kullanıldı. Saray Külliyesi’ni oluşturan binaların çoğu adeta talan edildi. Bunlarla birlikte yakın tarihe ışık tutacak olan birçok eser, obje, eşya da maalesef ya yakılmış ya kırılıp dökülmüş ya da haraç mezat satılmıştır. 1920’li yılların sonunda Merasim Köşkü’nün bir süre kumarhane olarak işletilmesi, Saray’ın maruz kaldığı hoyratlığın örneklerinden biridir.
Zamanın belediye yetkililerince sırf turistlerin ilgisine mazhar olabilmek adına Yıldız gazinoları projesi hayata geçirilmiştir. İtalyan bir şirket tarafından işletilen kumarhane, bir yıl sonra kapatılmıştır. Bakınız, sadece Yıldız Sarayı değil, milletimizin tarihinde ve hafızasında iz bırakan birçok obje de bu kadir bilmezlikten payını aldı. Gazi Mustafa Kemal’in ömrünün son aylarını geçirdiği Savarona yatının hangi skandallarla gündeme geldiğini hepimiz hatırlıyoruz. Gazetelere de yansıyan ahlaksızlık hadisesinden sonra süratle harekete geçtik ve Savarona yatını devraldık. Titiz bir çalışmayla Savarona’yı restore ettirdik ve kısa bir süre sonra inşallah restorasyonu bitiyor. Ardından olması gerektiği şekilde misafir devlet ve hükümet başkanlarını ağırlamak için inşallah kullanmaya başlıyoruz.
Bunu bile eleştirenler, akla hayale gelmedik iddialarda bulunanlar çıktı. Oysa lafa gelince Atatürk konusunda mangalda kül bırakmayanların çürümeye terk ettiği Savarona yatına sahip çıkan yine biz olduk. Aynı durum, pek çok tarihi eser, yapı ve obje için de geçerlidir. Birileri Cumhuriyet’in arkasına saklanıp Osmanlı karşıtlığı yaparken biz hiçbir zaman ayrım gözetmeden tarihimizin tüm dönemlerini kucakladık.
Tarihe vefa, geçmişe saygı anlayışıyla ülkemiz ve yurt dışındaki ecdat yadigârı eserlerimizi yeniden ayağa kaldırdık. Vakıflar Genel Müdürlüğümüz vasıtasıyla 2002’den bu yana yaklaşık 6.000 vakıf kültür varlığının restorasyonunu veya onarımını gerçekleştirdik. TİKA aracılığıyla gönül coğrafyamızın dört bir ucunda 120’nin üzerinde restorasyon çalışması yaptık. Milli Saraylar Başkanlığımız öncülüğünde de birçok başarılı proje yürüttük.
Beykoz Cam ve Billur Müzesi’nden Ankara Palas Müzesi’ne, Topkapı Sarayı’nda uzun yıllar kapalı kalmış uzun hazine koleksiyonu, kaftanlar koleksiyonu, hat eserleri koleksiyonu ve Mecidiye Köşkü ile Mukaddes Emanetler Dairesi’ne varıncaya kadar birçok eseri ihya ettik.
Değerli dostlar, şunu çok net ifade etmek isterim. Mazinin, aklının, ruhunun, estetik zevkinin nakşolduğu her bir değerimiz, milletimizin ezelden ebede uzanan yolculuğunun kilometre taşlarıdır. Restore ettiğimiz camileri, köprüleri, çeşmeleri, hanları, türbeleri, medeniyetimizin konuşan, yaşayan canlı hafızaları olarak görüyoruz. Bütün bu yenileme çalışmalarını, köklerimizle bağlarımızı güçlendirme çerçevesinde değerlendiriyor, Bu yüzden çok çok önemsiyoruz. Yıldız Sarayı’nı yeniden ayağa kaldırmak suretiyle de bunu yaptık. Hafıza mekânlarımızdan bir tanesini daha halkımızın istifadesine sunduk.
Saray’ın sadece taşlarını, duvarlarını, kaldırımlarını, mobilyalarını aslına rücu ettirmedik. Burayı aynı zamanda asli kimliğine uygun olan olarak kullandık. Cumhurbaşkanlığımız döneminde onlarca görüşmeyi, kabulü, zirveyi burada düzenledik. Birçok çalışmamızı burada yaparak aslında bu tarihi mekânı tekrar hayata döndürdük. Yaklaşık 6 yıllık çalışmalarımız neticesinde Yıldız Sarayı milletimizin her bir ferdinin gururla gezebileceği, gençlerimizin tarihimizin çok önemli bir bölümünü bizzat teneffüs edebileceği muhteşem bir müze olarak hizmet vermeye hazır hale geldi.
Milli saraylarımızı, milletimize açma hamlemizin en önemli halkasını, Yıldız Sarayı’nı halkamızla buluşturmak oluşturuyor. Bir diğer kaderine terk edilmiş tarihi eserimiz olan Edirne Sarayı’yla ilgili restorasyon çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah orayı da tamamlayıp ülkemize kazandıracağız. Bundan sonra da ecdadın emanetlerine sahip çıkmayı sürdüreceğiz. Türkiye Yüzyılı hedeflerine adım adım ilerlerken ecdadın mirasını koruyacak, ayaklarımızı binlerce yıllık medeniyet temellerimize sağlam basacak ve 21. yüzyılı Allah’ın izniyle Türkiye’nin yüzyılı yapacağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Açılışını yaptığımız Yıldız Sarayımız’ın şehrimize, ülkemize ve milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.
Ecdadımızın bize mirası olan bu güzel eseri, bugünden itibaren milletimize ve özellikle de sevgili gençlerimize emanet ediyoruz. Bu vesileyle bir kez daha cennet mekân Sultan 2. Abdülhamit Han’ı ve kahraman ecdadımızı rahmetle yad ediyorum. Restorasyonda emeği olan herkesi tekrar tebrik ediyor. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum ve bu vesileyle inşallah bugünden itibaren halkımıza açtığımız bu mekânı, önümüzdeki ayın sonuna kadar, bu ay dahil, önümüzdeki ayın da sonuna kadar ücretsiz olarak ziyarete açmış olacağız. Hayırlı olsun. Rabbim milletimize emanetine gözleriyle, gezerek, görerek sahip çıkmayı da nasip etsin diyorum.”
Ayrıntılar geliyor…
]]>Melihcan ÇALIŞKAN-Harun ŞAHBAZOĞLU/İSTANBUL, CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 19 Temmuz Cuma günü müze olarak açılışı yapılacak Yıldız Sarayı’nda, Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız tarafından restorasyon çalışmalarıyla ilgili basın toplantısı düzenlendi. Sarayın İstanbul’daki 3 büyük saraydan biri olarak öne çıktığını belirten Yıldız, “Önümüzdeki Cuma günü Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle Yıldız Sarayı 100 yılın ardından ziyaretçisiyle buluşacak. Cumartesi sabahından itibaren de yerli ve yabancı ziyaretçilerin ziyaretine açık olacaktır” diye konuştu.
Osmanlı Devleti’nde hizmet alınan son saray olan Yıldız Sarayı yaklaşık 100 yıl sonra kapılarını müze olarak açıyor. Milli Saraylar Başkanlığı tarafından tamamlanan restorasyon çalışmaları sonrasında, Yıldız Sarayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 19 Temmuz Cuma günü açılacak. Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız restorasyon çalışmalarıyla ilgili basın toplantısı düzenledi. Uzun yıllar devam eden restorasyon, konservasyon ve peyzaj çalışmaları tamamlanan Yıldız Sarayı’nda ‘Büyük Mabeyn Köşkü’, ‘Çit Kasrı’, ‘Küçük Mabeyn Köşkü’ ve ‘Harem Dairesi’ başta olmak üzere birçok yapı tarihinde ilk kez ziyaretçiyle buluşacak. Sultan II. Abdülhamid’in hayatına ve kişiliğine ışık tutan eserler ilk kez görülecek. Sultan Abdülhamid ile özdeşleşen, Avrupa ve Ortadoğu’nun en büyük kütüphane ve marangozhanesi olma özelliği taşıyan yapılarla, Yıldız Albümleri arasından seçilen fotoğraflar da ilk kez tarih ve sanat meraklılarıyla buluşacak.
II.ABDÜLHAMİD 33 YIL BU SARAYDA YÖNETTİ
Tarihi önemiyle öne çıkan Yıldız Sarayı, Sultan II. Abdülhamid tarafından yaklaşık 33 sene devletin yönetim merkezi ve ikametgah olarak kullanıldı. Son Osmanlı padişahı Sultan Vahdeddin döneminde de bir süre kullanılan saray 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla kapılarını dış dünyaya kapattı.Yıldız Sarayı, Cumhuriyet’in ilanını takip eden 1924 yılında ‘Erkan-ı Harbiye Mektebi’ne tahsis edildi. 1946’dan itibaren uzun bir dönem ‘Harp Akademileri’ olarak kullanıldı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı çatısı altında hizmet verdi. 2015 sonrasında Cumhurbaşkanlığı himayesinde hizmet veren saray, 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı makamının tensipleriyle Milli Saraylar Başkanlığı’na devredildi. Kapsamlı bir restorasyon süreci geçiren Yıldız Sarayı, uzun bir aranın ardından müze olarak kapılarını halka açmaya hazır hale getirildi.
‘BÜYÜK MABEYN’, ‘HAREM’ VE ‘HAMİD BAHÇESİ’
Yıldız Sarayı’nda ilk defa ziyarete açılacak bölümler arasında ‘Büyük Mabeyn Köşkü’ dikkat çekiyor. Osmanlı döneminde yabancı devlet adamlarının ağırlandığı köşk, yakın zamana kadar Cumhurbaşkanlığı kabullerinde kullanılıyordu. Dönemin saray yaşamını yansıtması bakımından merak uyandıran ‘Harem Bölümü’ de ilk kez gezilecek alanlar arasında yer alıyor. Tarihte ‘Hamid Bahçesi’ olarak adlandırılan, bitki çeşitliliği, doğal nehir görünümündeki su yolu ve peyzaj tasarımıyla dikkat çeken bahçe de müzenin görülebilecek bölümleri arasında yer alıyor. İlk defa görülebilecek yapılar arasında ‘Limonluk’, ‘Hamam’, ‘III. Selim Çeşmesi’, ‘Ada Köşkü’ ve ‘Cihannüma Köşkü’ de bulunuyor.
SULTAN II. ABDÜLHAMİD VE DÖNEMİNE AİT ESERLER İLK DEFA SERGİLENECEK
Milli Saraylar koleksiyonlarından seçilen Sultan II. Abdülhamid’e ve döneme tanıklık eden eserler modern sergileme düzeniyle hazır hale getirildi. Düzenlemeler çerçevesinde Osmanlı döneminde elçi kabullerinde kullanılan ‘Çit Kasrı’ nda Sultan II. Abdülhamid’in kişisel eşyaları ve kendisine verilen diplomatik hediyeler de görülebilecek. Saray’ın ‘Hususi Dairesi’ olarak adlandırılan bölümünde de Yıldız Albümleri’nden seçilen tarihi fotoğraflar sergilenecek. Yıldız Sarayı, Pazartesi hariç tüm günler ziyaret edilebilecek.
“İSTANBUL’DAKİ 3 BÜYÜK SARAYDAN BİRİ”
Basın toplantısında konuşan Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız, “Bu saray İstanbul’daki 3 büyük saraydan bir tanesi. Bugüne kadar ziyaretçisiyle, toplumla buluşamamış bir saraydı. Çeşitli vesilelerle sık sık kamuoyunun gündemine gelmiş bir saray. Yaklaşık 100 yıldır kapalı olan bir sarayın toplumla buluşmasından bahsediyoruz. Bu sebeple tekrardan heyecanımızın altını çizmek istiyorum.Yıldız Sarayı, 1924 yılından sonra çeşitli devlet kurumları idaresinde farklı misyonlarla ve farklı şekillerde değerlendirilmiştir. Bu nedenle esas olarak ziyarete açılamamış bir saraydır. Uzun yıllar belli kısımlarında bazı çalışmalar yapıldı fakat takdir edersiniz ki her kurumun, birbirinden farklı işletme düzenleri, restorasyon pratikleri ve imkanları var. Bu sebeple bu çalışmalar bir yeknesaklık kazanamamıştı ve toplumumuzdan uzak kalmıştı” dedi.
“SARAY BÖLÜMÜNÜN RESTORASYONUNU BÜYÜK ORANDA TAMAMLADIK”
Yıldız, “2015 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde Yıldız Sarayı’nın o tarih itibarıyla 8 farklı kuruma dağılmış yapıları ve alanı biraraya getirildi. İlk çalışma o zaman yapılmıştı. Ardından 2018 yılında Milli Saraylar Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı idaresinde bir kültürel miras kurumu olarak yapılandırılmasının ardından bu çalışmaları Milli Saraylar Başkanlığı devraldı.Bu nokta ülkemiz için tarihi bir noktadır.Çünkü ülkemizin en önemli saray müzelerinden bir tanesinin biraraya gelmesinin ikinci adımı bu restorasyon faaliyetleri olmuştur. 5.5 yıldır burada yüzlerce arkadaşımızın gayretleriyle yürütülen restorasyon çalışmalarında çok önemli bir aşamayı geçmiş durumdayız.Saray bölümünün restorasyonunu büyük oranda tamamlamış durumdayız” edi.
“100 YILIN ARDINDAN CUMARTESİ SABAHI ZİYARETE AÇIK OLACAK”
Yıldız, “Bu restorasyonla birlikte sarayın ziyaretçiyle nasıl buluşacağını ifade eden tefriş çalışmalarımız ve müzecilik çalışmalarımız da tamamlanmış bulunmaktadır.Şunu memnuniyetle ifade edebiliyoruz ki, inşallah önümüzdeki Cuma günü Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle Yıldız Sarayı 100 yılın ardından ziyaretçisiyle buluşacak. Cumartesi sabahından itibaren de yerli ve yabancı ziyaretçilerin ziyaretine açık olacaktır” dedi.
“GİRİŞ ÜCRETİ TESPİT ETMEDİK”
Müze ücretiyle ilgili de bilgi veren Yıldız, “Milli Saraylar’a ait mekanlar ilk açıldığında belirli bir süre ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Şu an burayla ilgili bir giriş ücreti tespit etmemiş durumdayız ama vatandaşlarımız için her zaman bir Müzekart kolaylığımız var. Milli Saraylar’a ait mekanlar Müzekart ile gezilebiliyor, bütün ziyaretçilerimizi buraya bekliyoruz” dedi.
]]>
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. En düşük emekli aylığının 12 bin 500 lira olarak açıklanmasına tepki gösteren Dervişoğlu, şöyle konuştu:
“Bundan sekiz yıl önce 15 Temmuz akşamı başlayan ve yıkıma doğru ilerleyen darbe, milletin devleti sokaktan toplamasıyla kalkışma olarak kaldı. Eğer bu büyük millet olmasaydı, vatan evlatlarını harcayarak, atama imzalarını bizzat bu hükümetin attığı hainler başarılı olacaktı. Bu vesile ile o meşum gece şehit olan vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Kendilerini siper eden gazilerimize de huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum.
AK Parti iktidarı bir unutuluş halidir dedim ya; FETÖ ihanet şebekesi devleti ele geçirip, paralel bir yapı oluştururken, görevlerini yapmayanlar, onların her birinin atama kararını imzalayanlar ne istiyorlarsa verenler, bitsin bu hasret, bitsin bu gurbet diye canlı yayınlarda gözyaşı akıtanlar, milletin gözünde devleti küçük düşürmeye cüret edenler, şimdi suçu üzerine atacak başka sorumlular arıyor. Sayın Erdoğan diyor ki ‘Batı bunları 40 sene destekledi’. Elhak doğrudur. Hiçbir kuşkuya yer yoktur ki, bu hain örgüt, emperyalist güçlerin piyonu ve maşasıdır. Türkiye düşmanı, emperyalizmin uşağıdır. Bu aleni gerçeği bilemeyecek kadar cahil, olacakları göremeyecek kadar kör müydün? Evet batı bunları 40 sene destekledi, sen de 15 sene besledin. Yani onlar kadar vebalin var. Hangi tarihi milat kabul edersen et ister 17/25’i, ister 15 Temmuz’u, bu milletin başına açtığınız belanın mutlaka bir yaptırımı olacaktır. Siz unutsanız ve unutturmaya çalışsanız bile, Türk milleti kendine yapılanları asla unutmayacaktır.
“Çetelerin, uyuşturucu ve silah tüccarlarının, mafyaların, kaçakların peşine düşün”
İYİ Parti olarak hep söylüyoruz; AK Parti ve saray rejimi Türkiye’yi geriye götürmüştür. 200 yıllık modernleşme serüveninin bu kadar boğulduğu bir dönem daha yaşanmamıştır. Çünkü vatandaşlarımızın, can, mal, ırz ve namus güvenliğini sağlayamayan bir iktidar bırakın dünya lideri olmayı kabile bile yönetemez. AK Parti iktidarı bir iş bilmezlik halidir. Sokaklarda katiller kol geziyor. İnfaz yasasıyla salıverilen caniler, elini kolunu sallayarak cinayet işliyorlar. Kurye olarak ekmek parası kazanmaya çalışan, üniversite öğrencisi Ata Emre Akman gibi gencecik insanlarımız hunharca öldürülüyor. Esenyurt’ta 23 yaşındaki genç bir kadının katilinin, başka bir cinayetten yatarken şartlı salıverildiğini öğreniyoruz. İşte saray rejiminin infaz sistemi. ve işte saray adaletinin terazisi. AK Parti iktidarı aynı zamanda bir duyarsızlık halidir. Sokakta katillerin çetelerin kol gezdiği bir durumda saray rejimi köpekleri, kedileri toplayıp öldürmenin peşinde. Sokak hayvanlarının peşine düşeceğinize sokaktaki sapık ve katillerin peşine düşün. Çetelerin, uyuşturucu ve silah tüccarlarının, mafyaların, kaçakların peşine düşün.”
“Bu olay ülkemizde yıllardır süre gelen ve artık olağanlaşan kötü yönetimin göstergesidir”
Devişoğlu, İzmir’de yaşanan elektrik kaçağı nedeniyle 2 yurttaşın hayatını kaybetmesine ilişkin de şunları söyledi:
“AK Parti iktidarı bir özensizlik ve ihmalkarlık halidir. Kamu idaresinin içine düştüğü rezilliği sergileyen İzmir’de yaşanan olay, yaşamanın çok pahalı, ölmenin bedava olduğu Türkiye’nin adeta acıklı bir özetidir. Hayatının baharında iki insanımızı, iki gencecik umut dolu vatandaşımızı, ihmaller zincirinin bir sonucu olarak göz göre göre kaybettik. İki vatandaşımıza da bir kez daha rahmet, geride kalan ailelerine ve sevenlerine sabırlar diliyorum.
Yaşanan vahim olay; şiddetli yağışla, doğal afet söylemleri ile açıklanabilecek, bilindik sözlerle geçiştirilebilecek bir durum değildir. Bu olay ülkemizde yıllardır süre gelen ve artık olağanlaşan kötü yönetimin, tahrip olan kamu yönetimi kültürünün açık seçik göstergesidir. Hiç lafı eğip bükmeden söyleyelim; sorumlusu ister yerel yönetim, ister merkezi yönetim ister özel şirket olsun hiç fark etmeksizin asıl net olan kamu hizmetinin yokluğudur. Bırakın hizmetin kötü olmasını, hiç olmamasıdır. Şu ana kadar edindiğimiz bilgilere göre 9’u İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden, 20’si özel şirketten olmak üzere 29 kişinin gözaltına alınmıştır. Olayda sorumluluğu, ihmali, kusuru olan herkesin bir an önce hak ettiği cezaya kavuşmasını istiyoruz. ve bu olayın yakın takipçisi olacağımızı milletimizin kürsüsünden bir kez daha ifade ediyoruz. İYİ Parti olarak olayın kamuoyu nezdinde üzerinde çok durulmayan bir yanına özellikle dikkat çekmek istiyoruz.
“Bu tefeci partizanların bu ülkeye verebileceği hiçbir şey kalmamıştır”
Dervişoğl, şöyle devam etti:
“Cumhuriyet’in 100. yılında Türkiye kupası organizasyonunu bile beceremeyenler yapması gereken asıl iş yerine saraydaki amirlerinin emirlerini yerine getirmeyi adeta bir ibadet kabul edenler, utanmadan, sıkılmadan adaylık peşinde koşmaktadır. Bir de üstüne tehditle, şantajla rakip adayları saf dışı bırakmaktadırlar. Hiçbir rantı boş bırakmamak için hiçbir yerden cukkalama fırsatını kaçırmamak için aynı yönetim tekrar başa getirilmek istenmektedir. Başta demiştik ya 15 Temmuz’dan geriye kalanlar diye. İşte bu da onun bir örneğidir. Buna tüm futbolseverlerin ses yükseltmesi lazımdır. Bu ortak bir vazifedir. Ortak bir sorumluluktur. Özünde yağmaya dayanan, kural-hukuk-nizam tanımayan, vatandaşa sunulan hizmeti önemsemeyen bu başıbozukluk hiçbir şekilde sürdürülebilir değildir. Devlet yönetimimiz her açıdan alarm vermektedir. AKP iktidarı tarafından yönetilen bir toplumda hiç kimse ve hiçbir oluşum güvende değildir. Yaşanan ekonomik kriz sebebiyle, açlık ve yoksullukla sınanan milletimiz, devletimizin umarsızca kötü yönetilmesi neticesinde artık can güvenliği ile de sınanmaktadır. İstisnai değil, rutin olarak sınanmaktadır. İdarenin hatalarının bedelini, kendi canı ile öder hale gelmektedir. Bu ülkede kamu hizmetinin kötü işlemesi veya hiç işlememesi sebebiyle kaybedecek bir cana daha tahammülümüz yoktur. Bu tefeci partizanların bu ülkeye verebileceği hiçbir şey kalmamıştır.
“Vergimatik Mehmet…”
Gelelim en can yakıcı konuya ve onun kahramanı vergimatik Mehmet’e. Zat-ı muhterem demiş ki; ben İngiltere’de kredi kartına taksit görmedim. Haklıdır, görmemiştir. Bir İngiliz vatandaşı olarak pek iyi şartlarda yaşadığını biliyoruz. Onun gibi bir İngiliz, bilinen bir markanın cep telefonunu almak isterse, 267 sterlini vergi olmak üzere toplamda bin 599 sterlin verecek ve alacak. İsterse de bunu ayda yaklaşık 66 sterlin ödemek şartıyla faizsiz olarak 24 ay taksitle edinebilecek. Aynı telefonu Türkiye’de almak isteyen bir vatandaşımız ise 46 bin 21 lirası vergi olmak üzere 108 bin liraya alıyor dahası bırakın faizsizini faizli taksit bile yok. Asıl bize şunu söyleyin İngiliz yüzde 16 vergi verirken Türk neden yüzde 43 vergi veriyor? Kredi kartına taksit görmeyen vergimatik Mehmet, sen İngiltere’de yüzde 45 vergi gördün mü? Sahi vergimatik Mehmet aylık 5 milyon harcayanların peşine düşecekti. 800 kişi tespit etmişler. Harcıyorlar ve ne kaynağı belli ne de vergisini veren var. Dikkat et, sayın bakıp görmeyen bakan, tanıdıklar çıkar da maazallah, affedenin bile olmaz.
“12 bin 500 lira emekliye idam fermanıdır”
Emekli vatandaşlarımızın artık dayanacak gücü kalmamıştır. Emeklilerimiz sabrının sonundadır. Ülkemizin yerli ve milli tek ekonomi uzmanı Sayın Erdoğan, içinde bulunduğunuz hayal dünyasından bir an önce çıkın, milletin kendilerine verdiği makamlarda oturup ona tehditler savuran danışmanlarınız ve bakanlarınıza bir çekidüzen verin, nefes almak dışında hiçbir yaşamsal faaliyet gösteremeyen emeklilerimize yüzünüzü dönün, sesine kulak verin ve bir an önce gereğini yapın. Sizin için ne kadar anlamlı olacak bilmiyoruz ama bazı rakamları size hatırlatmak zorundayız. Haziran 2024 açlık ve yoksulluk sınırı raporuna göre; dört kişilik bir aile için açlık sınırı 19 bin lirayı, yoksulluk sınırı 65 bin lirayı aşmıştır. Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamaların toplamının ise en az 30 bin 604 lira olduğu tespit edilmiştir.
Bu rakamlar hayatta kalma rakamlarıdır, bu rakamlar yediğinden içtiğinden arttırıp yatırım yapmanın değil 2024 yılı için hayatta kalma mevcudu koruyabilme rakamlarıdır. Hayatın gerçeklerine ilişkin rakamlar böyle iken, saray beyleri ile vergimatik Mehmet ve elbette şürekaları neyi tartışmaktadır? 10 bin lira olan en düşük emekli aylığı aynı mı kalsın 12 bin lira olsun. Sonunda 12 bin 500 lirada mutabık kalmışlar. Bu emekliye idam fermanıdır. Yıllardır haykırıyoruz; en düşük emekli maaşı asgari ücretten az olmamalıdır diye. Emekliye reva gördüğünüz bu artış, lüks ve şatafat meraklısı saray bürokratlarınızın, il ve ilçe yöneticilerinizin ödediği 168 binlik yemek hesabının bahşişi bile değildir. Utanın.
Buradan sesleniyorum; iktidar yetkisini elinde bulunduran gamsızlar, kaynak yok diyerek bu gamsızlıklarını meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Kaynak yok demek külliyen yalandır; aymazlıktır; milletimizin aklı ile dalga geçmektir. Kaynak vardır. Beş uçakla NATO toplantısına giderken, üç uçakla Hollanda’da maç izlemeye giderken, saray danışmanlarını ve bürokratları beslerken var olan kaynak ne ise emekli vatandaşlarımızın durumlarını bir nebze olsun iyileştirmek için kullanılacak kaynak da odur.
Yerli ve milli ekonomi uzmanımız Sayın Erdoğan, senin kendince uyguladığın ekonomi politikaların çerçevesinde milletimize ödettiğin bedel çok ağır olmuştur. ‘Faiz sebep, enflasyon sonuç’ diye başlattığın macera, ‘AKP sebep, yokluk sonuç’ gerçeğinin artık komik olmayan bir fıkrasıdır. ya bu iktidardan kurtulacağız ya bu iktidardan kurtulacağız. ya saray beylerini göndereceğiz ya saray beylerini göndereceğiz. Bunun başka yolu yoktur.
“Erdoğan uçak filosundan vazgeçemedi ve zirveye beş uçakla gitti”
NATO’nun 75 yılı geride kaldı. Türkiye ise 72 yıldır bu örgüte üye. NATO zirvesi, bu yıl ABD’de düzenlendi. İlk önce elbette görüşmenin değerlendirmesini yapmak isterdik. Ama itibarın uçakta olduğunu zanneden Erdoğan uçak filosundan vazgeçemedi ve zirveye beş uçakla gitti. Gördük ki maksat, Erdoğan’ı havalimanında karşılamakmış. Erdoğan’ı karşılamak önce inen uçaktaki Numan Kurtulmuş’a nasip oldu. İşte dünya lideri görüntüleri. Sadede gelirsek bu yılki zirve görüşmelerinden, NATO’nun 2030’daki strateji belgesinden görüldüğü üzere, Rusya ve Çin’in, NATO için ciddi bir tehdit unsuru olduğu görüşü yinelendi. NATO, 2030 yılına kadar olan süreçte, Rusya’yı İttifak için ana tehdit odağı olarak değerlendirmektedir. Çin’in de artan ekonomik, insani, teknolojik ve askeri gücü nedeniyle, NATO’nun müşterek çıkarlarına zarar verebileceği düşünülmektedir. Küresel saflaşmanın netleşmeye başladığı belirtilen raporda, Rusya-Çin yakınlaşmasından da endişe edildiği görülmektedir. Bu raporda Türkiye’nin de yani Erdoğan’ın da imzasının bulunduğunu da hatırlatalım. Sonra boş efelik yapmasın.
“İYİ Parti olarak bizim fındık için tespit ettiğimiz fiyat 170 TL’dir”
Bilindiği gibi fındıkta hasat mevsimi yaklaşmaktadır. Hükümet, fındığı bir yük olarak görmekte ve yapısal sorunları göz ardı etmektedir. Fındık her sene yalnızca hasat zamanı gündeme gelmekte, ardından unutulmaktadır. Türkiye, dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 70’ini karşılamaktadır. Ancak ülkemiz, bu altın değerindeki üründen yeterince faydalanamamaktadır. Sorunları çözmek için yılda bir kez gündeme almak yeterli değildir, kapsamlı bir fındık eylem planıyla yapısal sorunlara kalıcı çözümler üretilmelidir. Fındık piyasasını düzenleyecek, regüle edecek güçlü bir müdahale kurumu yoktur, TMO bu konuda hem mütehassıs değildir hem de finansal açıdan yetersizdir. Fiskobirlik yeniden güçlü bir oyuncu olarak piyasada yer almalıdır. Fındık üreticisinin depolama imkanı yoktur. Erkenden ürününü satmak zorunda olduğu için düşük fiyattan elinden çıkarmak zorunda kalmaktadır. Acilen fındık için lisanslı depolar kurulması sağlanmalıdır. Üretici örgütlü değildir. Rekabet Kurumu da piyasanın, tek bir yabancı şirketin eline geçmesine engel olmamaktadır. 10-15 yıl önce uluslararası fındık fiyatı Türkiye’de planlanmalı derken bugün yurt içi fiyatı dahi yabancı bir firma belirlemektedir. Bir yandan üreticinin örgütlenmesi sağlanmalı diğer yandan yabancı bir şirketin piyasada nihai tek alıcı olmasının önüne geçilmelidir. Verimlilik problemi sürmektedir. Devletin burada daha etkin bir destekte bulunması şarttır. Fındık natürel olarak satılmaktadır. Halbuki işlenerek, çok daha yüksek katma değer yaratılabilir. Fındığın işleneceği özel sektör yatırımlarına çok ciddi teşvikler verilmeli, Karadeniz Bölgesi’nde bu yatırımlar desteklenmelidir.
Gelelim fındık fiyat önerimize; 1 kilogram fındığın budama, gübre, ilaç, patoz, bahçe temizliği, fındık toplama işçiliği gibi masraflarıyla en az 130 lira gibi bir maliyeti vardır. Ayrıca rekolte; kahverengi kokarca gibi zararlı haşerelerden, doğal afetlerden, bakım maliyetleri gibi sebepler yüzünden günden güne düşmektedir. Tüm bu nedenlerle İYİ Parti olarak bizim fındık için tespit ettiğimiz fiyat 170 TL’dir. Bunun daha altındaki bir rakam, fındık üreticisini mağdur etmekten başka bir anlama gelmeyecektir. Altın değerindeki Türk fındığını pula çevirmenize müsaade etmeyeceğiz. Tüm üreticilerimizin sonuna kadar yanlarında olmaya devam edeceğiz.
“Başta Hayvan Hakları ile ilgili eksik ve yetersiz teklifi ve aciliyeti olmayan düzenlemeleri geri çekmelerini öneriyorum”
İktidar partisi, her yasama yılının sonunda olduğu gibi bu yılda, Meclis’in tatile girmesine az bir zaman kala kanun tekliflerini üst üste Meclis’e sunmakta, komisyona getirmektedirler. Meclis’in böyle ağır bir gündemle çalışabilmesinin teknik olarak mümkün olmadığını bilmelerine rağmen dayatmalarının elbette bir maksadı vardır. Kanun tekliflerinin üzerinde kapsamlı müzakereler yapılmadan Meclis’ten geçirilmelerini temin etmeyi amaçlamaktadırlar. İYİ Parti olarak bu konuda verilecek tavizimiz yoktur. Başta hayvan hakları ile ilgili eksik ve yetersiz teklifi ve aciliyeti olmayan düzenlemeleri geri çekmelerini öneriyorum. Meclis çalışmalarını oldubittiye getirmelerine izin vermeyeceğiz. Gerekirse hiç tatil yapmayız ve milletimizin emrinde olmaya devam ederiz. Ama hiç kimsenin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarına zarar vermesine seyirci kalmayız. Bu konuda milletvekili arkadaşlarıma güveniyor üzerlerine düşen sorumluluğu hakkıyla yerine getireceklerine yürekten inanıyorum.”
]]>
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Parti Meclisi, 11-12 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da toplandı. Dünya ve Türkiye ölçeğindeki siyasal gelişmelerin değerlendirildiği toplantıya ilişkin bildirge yayınlandı.
“31 MART’LA OLUŞAN TABLO KRİZİ DAHA DA KIRILGANLAŞTIRIYOR”
31 Mart seçimleri Türkiye’nin yakın ve orta vadeli geleceğini etkileyecek çok sayıda sonuç yarattığının vurgulandığı bildirgede “Bunlar arasında en önemlisi ise, Türkiye’nin yapısal krizinin kırılganlık düzeyinin yükselmiş olmasıdır. Türkiye, önümüzdeki dönem boyunca siyasal, iktisadi ve ideolojik boyutlarıyla derinleşen bir yapısal kriz sürecinde olacaktır ve 31 Mart seçimleriyle oluşan tablo bu kriz sürecini dinginleştirmek yerine daha da kırılganlaştırmıştır. Dahası, bu kriz sürecinde olası bir kırılmanın hangi gündemlerde olabileceğine dair de ciddi ipuçları ortaya çıkmıştır” ifadelerine yer verildi. TİP’in bildirgesinde öne çıkan bölümler şöyle:
“Saray Rejimi’nin 31 Mart seçimlerinden ağır bir yenilgiyle çıkmış olmasının birçok nedeni bulunmakla birlikte, gerçek hızı ve şiddetine şimdi ulaşacak olan Şimşek Programı’nın bu kayıpta önemli bir yeri olduğu görülmektedir. Esas olarak emekçilerin haklarına ve yaşamlarına yönelik kapsamlı bir saldırı anlamına gelen ve kemer sıkma politikalarıyla birlikte ülkemiz emekçilerini daha da derinleşmiş bir yoksulluk ve işsizlik ortamına sokacağı belli olan Şimşek Programı hem büyük sermayenin hem uluslararası kapitalizmin hem de Saray iktidarının zorunlulukları ve çıkarları gereği yürürlükte tutulacaktır. Şimşek Programının kararlı biçimde uygulanacak olması önümüzdeki dönemin siyasal ve toplumsal gündemlerine dair veriler sunmaktadır.
“BÖLÜŞÜM ŞOKU BÖLÜŞÜM KAVGASIN DÖNÜŞTÜRÜLMELİ”
Son yıllarda yaşanan bölüşüm şoku ve bunun yol açtığı toplumsal yıkım telafi edilebilir ve geri döndürülebilir olmaktan çıkarak kalıcılık kazanma eğilimindedir. Ücretlerin asgari ücret ortalamasına çekilmesi, enflasyon sonucunda alım gücünün düşmesi, emeklilerin yaşamını sürdürmekte zorlanacak denli yoksullaşması, gençlerin hem eğitim hayatlarının hem ekonomik geleceklerinin tamamen kararması, işgücü dışına düşen ve sosyal yardımlarla yaşayabilen kent ve kır yoksullarının durumunun hiçbir umut barındırmaması gibi yıkıcı sonuçların yanı sıra, enflasyonun maliyetinin emekçilere yıkılmasıyla birlikte işsizlik sorununun da katlanarak büyümesi gündemdedir. Bu bölüşüm şokunun bir bölüşüm kavgasına dönüştürülmesi en önemli siyasal görevlerdendir.
Saray Rejimi’nin ve Erdoğan’ın bir tür ‘yumuşama’ dönemine gireceği beklentisi yersizdir ve muhalefeti yönetmek için başvurulan bir oyun kurma niyetinden öteye geçmesi mümkün değildir. Üstelik Şimşek Programı’nın devamını dayatan koşullar iktidarın toplumsal tepkiyi kontrol edebilmek için daha da otoriterleşmesini gerektirecek ve Şimşek Programı’yla bir uyumsuzluğu bulunmayan düzen muhalefeti de bu otoriter adımlara onay vermeye zorlanacaktır.
“İKTİDARIN YENİ ANAYASA YAPMA EHLİYETİ YOK”
Yeni anayasa tartışmalarının da ‘yumuşama’ beklentisi gibi siyasal karşılığının olmadığı, Anayasa’yı ve AYM kararlarını Can Atalay ve 1 Mayıs örneklerinde olduğu gibi yok sayan bir iktidarın yeni anayasa yapma ehliyeti olmadığı açıktır. Bu haliyle muhalefet cephesinin de saray rejiminin açmaya çalıştığı Anayasa tartışmalarını meşrulaştırmama görevi önünde durmaktadır.
Erdoğan’ın en önemli özelliği, farklı sınıf ve fraksiyonların çıkarlarını devlet nezdinde temsil ve regüle edebilme gücünü elinde toplaması olmuştur. Bu anlamda ‘tek adam’ sadece keyfi siyasal/ideolojik kararlar aldığı için değil, esas olarak sınıfların devletle ilişkisinin kendi aracılığından geçmesini zorunlu kıldığı için tek adamdır. Bu ‘tek adam’ konumunun sarsılma olasılığı 31 Mart seçiminin yine çok önemli sonuçlarından biridir. YRP gibi partilerin yükselişinde de dinci/gerici ajandaya sadakatten çok Erdoğan’ın bazı sınıf ve fraksiyonlar için devlete ulaşma kanalı olma rolünü, en başta Şimşek Programı nedeniyle, yerine getirememesi etkili olmuştur.
YRP’nin yükselişini salt dinci/gerici ideoloji/kimlik ekseninde anlamlandırmak yeterli değildir. Elbette, başta Filistin konusunda olmak üzere AKP’nin sergilediği etik-politik tutarsızlıklar YRP tarafından kullanılmış ve sonuç alınmıştır. Ama daha önemlisi, YRP’ye akan oyların arkasında derinleşen ve kalıcılaşmaya başlayan bölüşüm şokunun en çok emekçiye, esnaf ve küçük işletmeciye vurması, Şimşek Programıyla büyük sermayenin alenen kollanması, rantiyenin büyümesi ve gösterişçi tüketim, yolsuzluk ve rüşvetin sıradanlaşması gibi etkenler bulunmaktadır.
CHP’nin birinci parti konumuna gelmesi, devletin ve uluslararası güçlerin de dikkate almak zorunda olacağı bir olgudur ve içinden geçtiğimiz süreçte CHP yönetiminin hem devlet hem de uluslararası güçler nezdinde yeni pazarlıklar/taahhütler için zemin yoklama çabalarına tanık olunacaktır. Bu yoklamaların bir diğer anlamı da bir tür Post-Erdoğan dönemi senaryosunun daha ciddi bir olasılık haline gelmesidir. Sermayenin kazanımlarının korunması ve Şimşek Programı’nın devamlılığı, uluslararası politikadaki misyon ve rolün sürdürülmesi, Kürt sorununda devlet yönelimine uyumlanma ve emekçiler ile sol üzerinde hegemonya tesis edilmesi CHP’nin bu ilişkilerdeki gerilimli başlıklarını oluşturacaktır.
“CHP, HİÇ KİMSENİN TAHMİN ETMEDİĞİ BİR BAŞARIYA İMZA ATMIŞTIR”
CHP, hiç kimsenin tahmin etmediği bir başarıya imza atmıştır. CHP’nin başarısının arkasında yatan en önemli neden, bir tür ‘kendiliğinden popülizm’ olarak adlandırılabilecek, eklektik, geniş halk kesimleri açısından alternatif olacak bir makro ekonomik programa dayanmayan, daha ziyade sosyal hizmet sunumunu ve alımını sorunsallaştıran pragmatik söylemidir. İmamoğlu ve Yavaş’ın ulusal çapta siyasal figürlere dönüşmesi de CHP’nin halka seslenme kanallarını açmıştır. Ayrıca bu seçimde ittifak modelinin kullanılmaması da seçmende olumlu yansıma bulmuştur. Son olarak, Kürt siyaseti ile optimum mesafenin korunması da bu başarıda pay sahibi olmuştur. CHP’nin başarısında cumhuriyetçi bir konsolidasyonun ya da laikliğe yönelik bir kararlılığın etkisi olmadığı gibi, seçmenin CHP tercihinde de böylesi bir aktif siyasal/ideolojik temsilden ziyade AKP’den kurtulma isteğinin ivediliği belirleyicidir.
“DEM PARTİ, METROPOLLERDE AKP’YE KAYBETTİRECEK TUTUM SERGİLEMEYİ BAŞARMIŞTIR”
DEM Parti, 31 Mart seçimlerinden hem Kürt halkının kazanımlarını koruyacak hem de ülkemizin Saray iktidarı karşısındaki direncini büyütecek bir başarıyla çıkmıştır. Onca hukuksuzluğa ve adaletsizliğe rağmen DEM Parti ve Kürt halkı Saray baskısına karşı koyabilmeyi, haklarını ve mevzilerini kazanabilmeyi, bu arada metropollerde AKP adaylarına kaybettirecek tutumu sergilemeyi başarmıştır ve bu başarı örgütlü bir halk mücadelesinin önemini ortaya koymuştur. Buna karşın, seçimin hemen ertesinde Van’da gerçekleştirilmek istenen irade gaspı girişimi, her ne kadar bu girişim Kürt halkının ve ilerici demokrat kamuoyunun dayanışması ile boşa düşürülmüş olsa da Saray Rejimi’nin kayyum ve baskı politikalarına devam etme niyetini göstermiştir. Saray Rejimi’ne karşı direnişinde Kürt halkı ile dayanışmayı büyütmek ve süreklileştirmek vazgeçilmez bir görevdir.
“TİP, MUHALEFETİN GÜCÜNÜ ZAYIFLATMAK YERİNE GÜÇLENDİRMEYİ GÖZETECEKTİR”
Türkiye İşçi Partisi, Saray Rejimi’ne karşı yürütülen ve önümüzdeki dönemde birçok başlıkta derinleşerek büyümesi gereken toplumsal muhalefet direncinin parçası, öncü gücü olmaya devam edecektir. TİP, ülkemizin muhalefet saflarını terk etmeyecek, muhalefetin ortak gücünü büyütecek, ancak kişiliksizleşmeye ve belirgin özelliklerinin silikleşmesine de izin vermeyecektir. TİP, muhalefet safları içerisinde mevcut direnci geriye çeken ve pasifize etmeye çalışan her girişimle mücadeleyi sürdürecektir. Esas olarak da TİP, muhalefet safları içinde uzlaşmaz ve devrimci bir çizginin sadece temsilciliğini yapmayıp bu çizginin güçlendirilmesini ve baskın hale getirilmesini hedefleyecektir. Bunu yaparken muhalefetin toplam gücünü zayıflatmak yerine güçlendirmeyi gözetecektir.
Türkiye İşçi Partisi, kurulduğu günden bu yana, ülkemiz işçi sınıfının çıkarları ve hakları için mücadele etmeyi ilk sıraya koymuştur ve bundan sonra da bu çizgisini koruyacaktır. Ülkemizin temel sorunlarında devrimci bir sınıf çizgisi izlemeyi başaran TİP, cumhuriyet fikrinin savunulmasından laikliğin yok edilmesine, kadınların haklarının budanmasından gençlerin geleceksizliğe mahkum edilmesine, doğa ve kentlerin talan edilmesinden uluslararası savaş politikalarına dahil olunmasına kadar tüm mücadele gündemlerinde işçi sınıfının çıkarlarını merkeze alan bir devrimci çizgiyi temsil edecek ve bu ayrıksı gibi duran tüm mücadele gündemlerini ortak bir siyasal hata doğru yönelten ideolojik hegemonya mücadelesinde ısrar edecektir. Şimşek Programı’yla birlikte her geçen gün daha da derinleşen ve emekçileri nefes almanın imkansız olduğu bir yoksulluk ve işsizlik cenderesine sokan kriz karşısında mücadele ise TİP’in doğal ve birincil gündemidir. Asgari ücret, geçim sıkıntısı, yoksulluk ve işsizlik, adaletsiz vergi düzeni, kamusal/sosyal hizmetlerin tasfiyesi gibi gündemlerde TİP, net, uzlaşmaz ve çözüm önerilerini de içeren tezlerini ülke çapında seslendirecek, örgütleyecek ve mücadeleye dönüştürecek, bu tezlerini, kazandığı yerel yönetimlerde örnek halkçı belediyecilik uygulamaları yaratarak hayata geçirecektir.
TİP, kitleselleşme perspektifi sayesinde hem hızla büyüyerek emekçilerin temsilciliğini üstlenmiş hem de bir bütün olarak sosyalist harekete uzun zamandır sahip olmadığı seslenme imkanları sağlamıştır. Kitleselleşme perspektifi kararlılıkla sürdürülerek, büyümenin aynı zamanda örgütlenmeye dönüştürüleceği önlemlerle TİP emekçilerle buluşmaya ve büyümeye devam edecektir. Sosyalist hareketin tarihsel sorunlarından biri olan toplumsal mevzi ve aygıtlar yaratamamak, bu nedenle de kalıcı, tutarlı ve odaklanmış bir siyasal çizgi izleyememek sorunu da bu sayede çözülebilecektir. Bu açıdan, TİP, önümüzdeki dönemde kitleselleşme perspektifini toplumsallaşma aşamasına bağlayacak; parti yapısı ve işleyişinin kurumsallaşması ile parti örgütlerinin ülke toprağına daha sıkı bağlarla kök salması için kalıcı mevziler kazanmaya odaklanacak ve üye sayısını artırmaya devam ederken örgütlülüğünü güçlendirecektir.”
]]>Çekmeköy- Sancaktepe-Sultanbeyli Metro hattının 6,5 kilometrelik ilk etap hattının açılışında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğindeki anormal artışa tepki gösterdi. “Beşli çeteye para bulan, saray müteahhidine para bulan, yazlık saraya, kışlık saraya, uçan saraya, yüzen saraya para bulan, emekliye para bulmayan Tayyip Erdoğan’a 31 Mart’ta oy var mı?” diye soran Özel, “Başbakanlıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçince örtülü ödeneği Cumhurbaşkanlığına bağladılar. Geçen ay harcanan ödenek 218 milyon TL, bu ay harcanan örgülü ödemek 2 milyar TL. Seçim gelirken faturası olmadan, hesabı olmadan nereye harcandığı bilinmeyen 2 milyar TL harcamış Cumhurbaşkanı. Size yüzde 33 zam verenler bir ayda harcamaları 7 katına, sadece bir yılda kendi örtülü ödeneklerine yüzde 238 zam yapıyorlar. Yani sizin paranızla sizin iradenizi çalmaya çalışıyorlar” dedi. Hat 15 gün süreyle ücretsiz hizmet verecek.
AKP döneminde durdurulan ve 2019’de yeni yönetim tarafından başlatılan Çekmeköy-Sancaktepe-Sultanbeyli Metro Hattı’nın 6,5 km’lik Çekmeköy-Samandıra arasındaki ilk etabı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP’nin Sancaktepe Belediye Başkan Adayı Alper Yeğin, Çekmeköy Belediye Başkan Adayı Orhan Çerkes ve Sultanbeyli Belediye Başkan Adayı Ayhan Koç’un katılımıyla açıldı. Açılış, yoğun vatandaş katılımıyla mitinge dönüştü. Hat, 15 gün boyunca ücretsiz olarak hizmet verecek. CHP Genel Başkanı Özgür Özel açılış konuşmasında şunları söyledi:
“BİR BÜYÜK ŞEHRE HİZMET TARTIŞILIYORSA ORDA NE KADAR METRO YAPTIĞININ HESABI ŞAŞMAZ: Türkiye’de her tartışma su kaldırır. Ama iki hesap şaşmaz. Bunlardan bir tanesi altın hesabı, şaşmaz. Bir büyük şehre hizmet tartışılıyorsa orada da ne kadar metro yaptığının hesabı şaşmaz. Birileri İstanbul’a hayran olduklarını, hizmetkar olduklarını hizmet etmeye geldiklerini söyleyip görevlerinden sonra ‘biz bu kente ihanet ettik, bunda benim de suçum var’ demişken, o birilerinin 25 yılda İstanbul’a yaptıklarının neredeyse, o kadarından fazlasını 5 yılda İstanbul’a yapan Ekrem Başkanımızla ne kadar övünsek azdır. Onun İstanbul’da yaptığı 65 kilometre metroyu, böyle bir koridorda adımlayarak, kilometreyle adımı birbirine karıştırarak küçük göstermeye çalışanlar şuraya baksın. Kimse senin adımına bakmaz. Gerçek rakamlara bakar, görür ve hakkı teslim eder. Bak senin adımın o kadar Sancaktepe’ye bak, coşku ne kadar.
10TANE AKP’Lİ TRABZONLU, TRABZON’A HAFİF RAYLI SİSTEM YAPAMAMIŞ, BİR TANE CHP’Lİ TRABZONLU, İSTANBUL’A 10 TANE METRO YAPTI: Ekrem başkanın memleketi Trabzon. Orada sivil toplum örgütleriyle görüşmeye gitmiştim. Yakınıyorlar diyorlar ki Trabzon’a bir hafif raylı sistem yapamadılar gitti. Dedim ki ben sorayım siz söyleyin. Trabzon’da, Ekrem Başkan İstanbul’da görevdeyken AK Parti’nin kaç milletvekili var? ‘Dediler dört.’ Dedim kaç tane Trabzonlu bakan? ‘Dediler dört.’ Etti sekiz. Merkez ilçe Ortahisar kimde? AK Parti’de. Etti dokuz. Büyükşehir kimde? AK Parti’de. ‘Etti 10.’ Dedim ki 10 tane AK Partili Trabzonlu, Trabzon’a bir tane hafifi raylı sistem yapamamış bir tane CHP’li Trabzonlu, İstanbul’a 10 tane metro yaptı. Aradaki fark bu, mesele işi bilmek. Mesele işi bilenleri işin başına getirmek. Mesele hem sevgi, hem gayret, hem emek hem liyakat. İşte muhteşem bir ekip var. O muhteşem ekibin içinden birisi geçmişte İSTAÇ’ta ve METRO AŞ’de Ekrem Bey’in ekibinde olan çalışkan, çok iyi bir yöneticiyi bu sefer buraya aday yaptık. Alper Yiğit başkan, o ekibin içindendir. Alper başkanımızı, onu seviyor musunuz? Ona güveniyor musunuz? Henüz 40 yaşında, İstanbul’da yepyeni bir hikayemiz var. Ondan genç yedi daha belediye başkan adayımız var. 31 yaşında belediye başkan adayımız var. Ortak özellikleri. Bir; iyi eğitimliler. İki; geçmişleri başarı hikayesiyle dolu. Üç; sütte leke var, onlarda leke yok. Ve dört; hizmet etmeye, çalışmaya geliyorlar. Sizinle birlikte başarmaya geliyorlar.
BİR SIR VERECEĞİM. İSTANBUL’DA ŞUANDA 14 BELEDİYEMİZ VAR. ÜZERİNE 14 TANE DAHA KOYMAK ÜZEREYİZ: Bir sır vereceğim, İstanbul’da şu anda 14 belediyemiz var. Üzerine 14 tane daha koymak üzereyiz. Ama hani 14’ü 15 yaparken ilk kim geliyor dersen Alper başkan geliyor. Ona sahip çıkın, bu önümüzdeki iki hafta onun kadar çok çalışın, yüzünüzü güldürecek, hepimizin göğsünü kabartacak. Ona inanıyoruz, ona güveniyoruz. Bundan beş yıl önce İstanbul bir karar verdi. Sancaktepe bir karar verdi. Sancaktepe’de, İstanbul’da büyükşehirle ilgili verdiği oyların karşılığını teker teker aldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ilk alacağımız anlaşıldığında panik halinde yollara döküldüler. Geldiler dediler ki eğer CHP kazanırsa İSPARK’ı filanca terör örgütüne verir dediler. Ama o günden bugüne hem İSPARK’ta hem bütün iştiraklerimizde ne kimsenin ekmeğine dokunduk, ne ayrımcılık yaptık. Liyakate göre gencecik insanları her görüşten, hangi siyasi görüşten olursa olsun neye inanırsa inansın, nasıl giyinirse giyinsin ayırmadan İstanbullu olmanın, bu memleketin bir evladı olmanın dışında hiç başka bir kritere bakmadan Ekrem Başkan aldı çalıştırdı ve büyük İstanbul hikayesini, bu yüce gönüllülüğüyle, bu sevgisiyle başardı. Hep birlikte rakamları görüyoruz, ne kadar övünsek az. Bakın beş yıl önce İstanbul Belediyesi’nde kreş yoktu çünkü onların kadın diye bir derdi yoktu. Kadın evde oturacak, çocuk bakacak, hasta bakacak, engellisine bakacak ve yeni ev olacaktır. Oysa biz kadının Sosyal hayata katılmasını, kadının çalışma hayatına katılmasını istiyorduk. Ekrem Başkan, İstanbul’da tam 100 tane, ve Türkiye, Cumhuriyet Halk Partili belediyeler 300 tane kreş yaparak kazandırdılar. Şimdi anneler güvenerek çocuklarını bırakacakları kreşlere sahipler.
SİZE ATANAMAYAN ÖĞRETMEN DİYORLAR. ATANAMAYAN ÖĞRETMEN TAYYİP ERDOĞAN’IN SAHİP ÇIKMADIĞI ÖĞRETMEN, TAYYİP ERDOĞAN’IN MÜLAKATLA ELEDİĞİ ÖĞRETMEN: Yine Türkiye’nin dört bir yanından İstanbul’a öğrenciler geliyor. Barınma sorunu var. Türkiye’de yüzde 24 öğrenciye yurt verilebiliyor. İstanbul’da rakam çok daha aşağılarda, yüzde 10’larda. Yani devlet öğrenciyi buraya yolluyor ama barınma sorununu çözmüyor. Biz geldiğimizde Ekrem Başkan’a siz yetkiyi verdiğinizde İstanbul’da öğrenci yurdu yoktu.Niye? Öğrenciler yurt bulamayacaklar, onlara yurt veren birilerine gidecekler. Birtakım cemaatlerin, birtakım tarikatların yurduna gidecekler. Oysa bu evlatlar hepimizin evlatları, Ekrem Başkan İstanbul’da 14 tane CHP’li belediyeler Türkiye’de 61 tane yurt yaptılar. Yurt yapmaya da kreş yapmaya da annelere de evlatlarına da sahip çıkmaya devam edeceğiz. Tabii İstanbul’un derdi var ama burada öğretmenlerin dertleri var. Diyorlar ki biz devletin sözüne inanmayacak mıyız? Geçen seçimlerden önce çıktılar mülakatı kaldıracağız dediler. Şimdi mülakatı kaldırmıyorlar. Biraz önce söyledim biz ayrım yapmazken, biz insan ayırmazken onlar mülakat yaparak, kendilerini ama AK Parti’ye oy vermek yetmez, hatta üye olmak yetmez. Torpilli AK Partilileri mülakatta alıyorlar, vatandaşın çocuklarını eliyorlar. Öğretmenlere mülakatsız atama istiyoruz. Ayrıca bugün öğretmen okullarının kuruluşunun üzerinden neredeyse 180 yıl geçti. Bugün Türkiye’de ilk öğretmen okulunun kuruluşunun yıldönümü. Bir öğretmen çocuğu olarak annesi, babası öğretmen, 10 yaşında yatılı okula yollanmış, öğretmenlerin elinde devlet ekmeğiyle büyümüş bir kardeşimiz olarak. Buradan bütün öğretmenleri selamlıyorum. Emekli öğretmenlerin ellerinden öpüyorum. Çalışan öğretmenleri selamlıyorum. Göreve atanmamış öğretmenlere diyoruz ki. Bunlar size sahip çıkmayacaklar. Size atanamayan öğretmen diyorlar. Öğretmenin ne günahı vardı atanamamış? Atanmayan öğretmen, Tayyip Erdoğan’ın sahip çıkmadığı öğretmen. Tayyip Erdoğan’ın mülakatla elediği öğretmen, ayrımcılık yaptı öğretmen var. O yüzden biz mülakatsız öğretmen tayinlerini ve atanmayan öğretmenin kalmadığı, okulsuz köy okulunun kalmadığı, öğretmenin öğrenciden, öğrencinin, öğretmenden uzak kalmadığı bir Türkiye için hep beraber çalışacağız hep beraber başaracağız.
RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN GELDİĞİ, AKP’NİN GELDİĞİ SEÇİM SANDIĞI SİZİN CEBİNİZDEN AYLIK BEŞ BUÇUK ÇEYREK ALTIN ALDI: Bugün bir metro açılışı yapmak için geldik. Ancak İstanbul’da bir yeni açılışın beş yıllık emeğin bir karşılığını almanın ve her geçen gün yarınlara biraz daha güvenle bakmanın adım adım daha iyiye giden bir sürecin içindeyiz. Sizden bir tek isteğim var. 15 gün kaldı. Büyük bir zafer, büyük bir başarıya doğru adım adım gidiyoruz. Meydanlar heyecanlı, meydanlar sabırsız. Bu ülkede büyük bir ekonomik kriz yaşanıyor, büyük sorunlar yaşanıyor. Bilhassa emeklilerimizin sorunlarını aylardır dile getiriyorum. Meydandaki emekliler bir el kaldırabilir mi? Başkanım Türkiye’de durum hep böyle. Peki en düşük emekli maaşı alanlar kaldırsın. Kaç para? Türkiye’nin en büyük korosu 10 bin lira. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı tam sekiz çeyrek altın alıyordu. Bugünkü gidin kuyumcuya on bin lira, iki buçuk çeyrek altın alabiliyor. Bugün bir emekli cebindeki bir çeyrek altını düşürse döner gider, arar durur. Bugün emeklinin primin değil bütün emeklilerin cebinden öyle bir çeyrek altın değil beş buçuk çeyrek altın, bir sefer değil her ay kaybolmaktadır. Ey emekliler, değerli büyüklerim beş buçuk çeyrek altını düşürdüğünüzü, kaybettiğiniz yerde arayın. Bir altın kaybedilse geçtiğiniz yolda ararsınız. Siz sekiz çeyrek altınlık emekli maaşı alıyorken bu iki buçuğa indiyse bunu siz bir seçim kazandığında kaybettiniz. Recep Tayyip Erdoğan’ın geldiği Adalet ve Kalkınma Partisi’nin geldiği seçim sandığı sizin cebinizden aylık beş buçuk çeyrek altına aldı. Kaybedilen şey, yitirildiği yerde aranır. O zaman madem sandıkta kaybettik, hakkımızı sandıkta arayacağız.
NASILIL MÜLAKATTA YALAN ATTIYSA, NASIL HER KONUDA VERDİĞİ SÖZÜ TUTMADIYSA EMEKLİYİ KANDIRACAK. BUGÜNE KADAR EMEKLİYE SAHİP ÇIKMAYANA SANDIKTA OY YOK: Emekliler 2018’den beri bin lira, iki bayramda ikramiye alıyorlar. Biz itiraz ettik biz bir asgari ücret söz vermiştik. Biz de yapacağız dediler. Üç yıl yapmayıp 2018’de bin lira yaptılar. O beğenmediğimiz bin lira 24 kilo kıyma alıyordu. 2021’de iki bin oldu, bu sene üç bin lira yaptılar. Bakın ilk emekli ikramiyesi verildiğinde 24 kilo kıyma. Bugün üç bin lira sadece 6 kilo kıyma alıyor. Ramazan mübarek gündeyiz. Allah oruçlarınızı kabul etsin 30 Ramazan, 30 iftar, 30 sahur ardından bayram sofrası var. Her emeklinin sofrasından, dolabından, mutfağından ve bayram sofrasından, her emeklinin ailesinin evladının torununun kursağından tam 18 kilo kıymayı aldı bunlar altı yılda. Bundan sonra emekliler, herkese para bulup emekliye para bulamayan Recep Tayyip Erdoğan’a 31 Mart’ta seslerini duyuracaklar. Tam bir aydır, yedi bölgede gittiğin bütün şehirlerde günde en az dört kez, beş kez emeklinin çilesini anlatıyorum. Nihayet bir ay önce kanun teklifi verdik. Emekli kart çıkaralım, doğalgazda, suda, elektrikte, telefonda, emekliye yüzde 40 indirim tanımlayalım. Emeklinin alması gereken yedi bin lirayı hesaplarına yatıralım dedik, bugüne kadar sustular. Ne zaman gördüler ki 31 Mart’ta pabuç pahalı, dün akşam emekli kart çıkarabilirim diyor. Sakın ha! Geçen sefer gibi seçim sonrası yalanlara kimse kanmasın. Nasıl mülakatta yalan attıysa, nasıl her konuda verdiği sözü tutmadıysa emekliyi kandıracak. Bugüne kadar emekliye sahip çıkmayana sandıkta oy yok. Beşli çeteye para bulan, saray müteahhidine para bulan, yazlık saraya, kışlık saraya, uçan saraya, yüzen saraya para bulan emekliye para bulmayan Tayyip Erdoğan’a 31 Mart’ta oy var mı? İşte emeklinin sesi bu emeklinin sesini duymayanın sonu hüsrandır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sizin sesiniz olmaya, sizin sesinizi duyurmaya, emeklinin, emekçinin, esnafın ve köylünün sesini duyurmaya sizin için çalışmaya devam edeceğiz.
SİZİN PARANIZLA SİZİN İRADENİZİ ÇALMAYA ÇALIŞIYORLAR: Son bir haber vereyim. Başbakanlıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçince örtülü ödeneği Cumhurbaşkanlığına bağladılar. Geçen ay harcanan ödenek 218 milyon TL, bu ay harcanan örtülü ödenek iki milyar TL. Seçim gelirken faturası olmadan hesabı olmadan nereye harcandığı bilinmeyen iki milyar TL harcamış Cumhurbaşkanı. Size yüzde 33 zam verenler bir ayda harcamaları yedi katına, sadece bir yılda kendi örtülü ödeneklerine yüzde 238 zam yapıyorlar. Yani sizin paranızla sizin iradenizi çalmaya çalışıyorlar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kimseyi emekliyi, emekçiyi, çiftçiyi, esnafı ezdirmeyeceğiz. Size tepeden bakanlara, sizi bir karınca gibi görüp ezmeye kalkışanlara diyoruz ki karıncanın kardeşi var o da Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Son sözüm şudur. Geçen seçimlerde biz İstanbul’da ve Türkiye’de ittifaklarımız vardı. Şüphesiz Millet İttifakı önemliydi sürsün istedik. Ama kendilerinin, bizim saygı duyduğumuz gerekçeleriyle ittifakın dışında kaldılar. Ancak ittifak dışında yöneticiler kalabilir. Ancak geçen sefer İstanbul’u kazanan ne CHP’ydi, ne sadece Millet İttifakıydı, emin olun İstanbul ittifakıydı. Yalandan sıkılmış, talandan sıkılmış, israftan bıkmış, israf yerine hizmet isteyen, azarlanmak yerine güler yüz isteyen, İstanbul’un tepesinde helikopterle uçup Katarlılara, Arap şeyhlerine arsa verenler yerine İstanbul için gece gündüz koşturanlara İstanbullular görevi verdi. Şimdi o ittifaktakiler değişmedi. O ittifaktaki sosyal demokratlar duruyor, duruyor mu? O ittifaktaki milliyetçi demokratlar var. Yakasında, gönlünde, gözünde güneş açanlar var, iyi insanlar var. Onlar duruyor mu? Muhafazakar demokratlar var, haramdan ve yalandan korkan bu olanlara inanamayan muhafazakar demokratlar var. İstanbul ittifakında Türkü var, Kürdü var, Lazı var, Çerkezi var, göçmeni var, bütün demokratlar var. İstanbul ittifakına inanıyoruz, İstanbul ittifakına güveniyoruz. Biz İstanbul ittifakının mimarı İstanbul ittifakının evladı, İstanbul’un geçmiş beş yılında emeği olan hepinizin gözünün önünde alnının teri olan, gözünü asla ve asla kıymıktan sakınmayan, sizin için çalışan bir evladımız var. Türkiye’nin umudu, İstanbul’un gururu, Ekrem İmamoğlu var. O, o bu sevgiyi hak ediyor. İstanbul’u Ekrem İmamoğlu’nu hak ediyor. Ona güveniyoruz. Ekrem Başkanı ve İstanbul’u size emanet ediyorum. Sağ olun, var olun”
]]>Basın mensuplarına açıklamada bulunan Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız, Mukaddes Emanetler Dairesi’nin Topkapı Sarayı’nın yerli ve yabancı ziyaretçi açısından büyük önemi olduğunu dile getirdi.
Yıldız, eserlerin yaklaşık 500 yıldır dairede muhafaza edildiğinin altını çizerek, “Kimi zaman özenle muhafaza edilmiş, kimi zaman sadece saray ahalisi görebilmiş, özellikle Topkapı Sarayı’nın müze olmasının ardından yerli ve yabancı ziyaretçiyle buluşabilmiş olan eserler. Bu eserlerin hem bulunduğu alan hem de muhtevası çok önemli.” dedi.
“Yeni sergilenme düzeni ciddi anlamda ziyaretçilerin ilgisine mazhar oldu”
Birkaç yıldır kapalı olan Mukaddes Emanetler Dairesi’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifiyle geçen yıl yeniden ziyarete açıldığını aktaran Yıldız, şunları kaydetti:
“Aradan geçen yaklaşık bir yılda, buradaki koleksiyonun yeni sergilenme düzeninin ciddi anlamda ziyaretçilerin ilgisine mazhar olduğunu söyleyebiliriz. Mukaddes Emanetler deyince, en önemlisi tabii ki Peygamberimize ithaf edilen Hırka-i Saadet burada bulunuyor. Yine Peygamberimizin sancağı Hazreti Osman’a ithaf edilen Kur’an, ardından Peygamberimizin şahsi silahları, sakalı şerifleri, mübarek dişi gibi pek çok emanet burada bulunuyor. Bu koleksiyon esasen hepinizin de bildiği gibi Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı, Hicaz’ı fethinin ardından buraya ulaşıyor. Ancak burada çok önemli bir tarihi kahramanın da altını çizmek lazım. Medine Müdafii Fahrettin Paşa da Medine düşmeden önce Hicaz Demiryolu’nun daha faaliyetli olduğu günlerde son seferlerden bir kısmıyla bilhassa Osmanlı Sarayı’ndan mübarek topraklar için yapılmış hatıra eserleri, son tren seferleriyle İstanbul’a ulaştırıyor.”
Yasin Yıldız, dairedeki eserlerin sergilenmesinde özel bir vitrin sisteminin yapıldığına dikkati çekerek, “Buradaki eserlerin içinde birkaç bin yıllık olanlar var. Materyal olarak birbirinden çok farklı olanlar var ve tabii ki İslam dünyası için Hırka-i Saadet başta olmak üzere hem maddi hem manevi değeri çok kıymetli olan eserler var. Bunların sergilenebilmesine yönelik son derece özel bir sergileme düzeni yapıldı ve bu vitrinleme sistemimiz bizim yaklaşık iki yılımızı aldı. Ama şunu çok rahat söyleyebiliriz. Her türlü iklim şartına, her türlü doğal afete karşı burada yapılmış sergi düzeni ciddi bir müzecilik başarısını içinde barındırıyor.” değerlendirmesini yaptı.
Geçen yıldan bu yana Mukaddes Emanetler Dairesi’nde sergilenen eser sayısının 60’dan 300’e yükseltildiğini sözlerine ekleyen Dr. Yıldız, “Bu yeni sergileme düzeniyle koleksiyonumuzda bulunan eserleri ziyaretçimizle buluşturmuş olduk. Mukaddes Emanetlerin her bölümüyle ayrı ayrı ilgilenen mütehassis ziyaretçilerimiz var. Onlara yönelik bir düzenleme de yapmış olduk.” diye konuştu.
Peygamberlere, halifelere ve sahabelere ait eşyaların yer aldığı “Mukaddes Emanetler Dairesi”nde Hazreti Muhammed’in Hırkası (Hırka-i Saadet), sakalı, ayak izleri, Uhud Savaşı’nda kırılan dişinin saklandığı mahfaza, mektupları ve kılıcı bulunuyor.
Müzede ayrıca Hazreti İbrahim’in tenceresi, Hazreti Musa’nın asası, Hazreti Davud’un kılıcı, Hazreti Yusuf’un cübbesi, halifelere ve sahabeye ait kılıçlar, Hazreti Fatma’ya ait gömlek, Kabe anahtarları, Hacerü’l Esved mahfazası gibi “Asr-ı Saadet”i yansıtan mukaddes emanetler sergileniyor.
]]>AA muhabirinin, Milli Saraylar Başkanlığından aldığı bilgiye göre, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Başkanlığa devredilen sarayda Ocak 2023’te başlanan çalışmalarda 1 yıl geride kaldı.
Bu süreçte Milli Saraylar Başkanlığı Bilim ve Değerlendirme Kurulunun belirlediği 5 yıllık yol haritası çerçevesinde, kısmen bugüne ulaşan Cihannüma Kasrı ve sur duvarları ile ilgili arkeolojik kazılar tamamlandı. Kasrın restorasyon süreci başlatıldı.
Cihannüma Kasrı restorasyon uygulamaları kapsamında, bugüne ulaşan özgün yapı kalıntılarının niteliğini yitirmiş ara harçları yapısal harç ile yenilendi, enjeksiyon ve temel güçlendirme teknikleri ile sağlamlaştırıldı.
Duvarlardaki çimentolu ve özgüne uymayan muhdes (sonradan oluşturulan) eklentiler yapıdan uzaklaştırıldı. Beden duvarları ve mimari elemanların (kapı, pencere, mermer söve ve mermer giriş kapısı ve merdiven) onaylı proje ve tarihi belgeler ışığında tamamlanmasına devam ediliyor.
Bu çalışmalar paralelinde Cihannüma Kasrı’nda ahşap konstrüksiyon üzeri kurşun kaplama çatının oluşturulması, kasrın özgün görünümüne kavuşması ve ziyaretçiler açısından işlevsel hale getirilmesi planlanıyor.
Diğer çalışmalar
Edirne Sarayı alanı içerisinde bulunan Namazgahlı Çeşme’ye ait çimento harçlı kalıntılar temizlenerek onaylı proje kapsamında duvarları ve çevre düzenlemesi yapıldı.
Namazgah sınırlarında bulunan süslemeli mermer çeşmede formunu kaybetmiş süsleme elemanlarının tamamlanması, sağlamlaştırması ve işlevsel hale getirilmesi hedefleniyor.
Saray sınırları içerisindeki diğer yapıların gün yüzüne çıkarılması için arkeolojik kazılar da tamamlandı.
Kum Meydanı’nı çevreleyen 310 metre uzunluğundaki Sur-u Sultani’ye (yapıyı çevreleyen surlar) ait temel kalıntıları kazılar neticesinde ortaya çıkarıldı. Alan içerisinde özgün temiz su ve atık su hatlarına ait güzergahların araştırılması bitti. Arz odası ve Kum Kasrı’na ait kalıntıların temizliği yapılarak açığa çıkarıldı.
Bu çalışmalar ile Sur-u Sultani, arz odası ve Kum Kasrı’na ait rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri oluşturularak Milli Saraylar Başkanlığı ve Bilim Değerlendirme Kurulu’na sunuldu.
Asker Hastanesi duvarına 58 ton çelikle koruma
Ayrıca sarayın sınırları içerisinde bulunan tarihi Edirne Merkez Asker Hastanesi alanında bugüne ulaşan 11 metre yüksekliğinde duvar kalıntısı, yıkılma tehlikesine karşı 58 ton çelik malzeme kullanılarak koruma altına alındı.
Edirne Sarayı’nda çalışmalar 10 bilim insanı, 15 teknik personel, 130 usta ve restoratörden oluşan 155 kişilik ekiple yürütülüyor. Çalışmaların sonucunda yapıların özgün kimliğine kavuşturulması, yerli ve yabancı ziyaretçilerin istifadesine sunulması amaçlanıyor.
“Ülkemiz için çok büyük kazanç olacaktır”
Edirne Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Soytürk, AA muhabirine, Edirne Sarayı’nın Topkapı Sarayı’nın referans yapısı olduğunu söyledi.
Sarayın devletten imparatorluğa geçiş sürecinin önemli bir sembolü olduğunu belirten Soytürk, “Kültür ve Turizm Bakanlığı döneminde arkeolojik kazılar, saray mutfakları, Kum Kasrı, su maksemi ve yürüyüş yollarıyla beraber çalışmalarımızı bir noktaya getirmiştik. Edirne Sarayı’nın yeniden ihyası sadece şehrimiz için değil ülkemiz için çok büyük kazanç olacaktır. Bu kültürel mirasın yeniden ayağa kaldırılması çok ciddi bir turizm potansiyelini beraberinde getirecek.” diye konuştu.
Edirne Sarayı
Edirne Sarayı’nın 1450’de başlayan inşası 1475’te tamamlandı. Saray, 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren daha az kullanıldığından tahribata uğradı, 1752’deki büyük deprem ve 1776’daki yangınla harap oldu.
1827’de kısmi tamir gören yapı, 1829’da Edirne’yi işgal eden Rus güçleri tarafından ordugah olarak kullanıldı, en büyük zararı bu dönemde aldı.
Vali Hurşit Paşa ve Hacı İzzet Paşa zamanlarındaki tamirat döneminde birçok yapı kurtarıldı fakat 1876-1877 Rus Savaşı’nda işgal kuvvetlerinin şehre yaklaşması üzerine Babüssaade civarında yığılan cephane, düşman eline geçmemesi için patlatıldı. Edirne Sarayı’nın birçok yapısı da bu patlamayla yıkıldı.
Yaklaşık 100 civarında yapıdan oluştuğu düşünülen Edirne Sarayı’ndan bugüne Babüssaade (Ak Ağalar Kapısı), Adalet Kasrı, Matbahı Amire (mutfak), su maksemi, Av Köşkü, Namazgahlı Çeşme ve Kum Kasrı hamamının da dahil olduğu 11 eser ulaşabildi.
Pek çok üniversitenin uzun yıllar kurtarma kazıları yaptığı alan, ihya çalışmaları için geçen yıl Milli Saraylar Başkanlığına devredilmişti.
]]>