ALTIN, BAKIR VE GÜMÜŞÜ 3’E KATLADI
İklim değişikliğinin etkisiyle hükümetler nükleer santrallerin ürettiği karbonsuz enerjiye yeniden ilgi duyarken Rusya- Ukrayna savaşı nedeniyle Rus enerjisine alternatif arayışları da nükleer enerjiye olan ilgiyi artırdı. Nükleer enerjiye dönüş ise uranyum fiyatlarını tırmandırdı. Uranyum fiyatları son 5 yılda yüzde 233 yükseldi. Böylece uranyumun kazancı altın, gümüş ve bakırı 3’e katladı.
ŞİRKETLERİN HİSSELERİ DE UÇTU
Uranyum fiyatlarındaki artış borsada işlem gören şirketlerin hisselerine de yansıdı. Dünyanın en büyük uranyum üreticisi olarak Kazakistan’ı geride bırakması beklenen Kanada’daki uranyum şirketlerinin çoğu son 4 yılda yüzde 400’den fazla artış gösterdi. Kanada’nın Saskatchewan eyaletinde uranyum arayışları süren ve yeni kurulan NexGen Energy adlı madencilik şirketi 2028 yılına kadar satış yapmayı beklememesine rağmen şirketin piyasa değeri neredeyse 4 milyar dolara ulaştı. Şirketin piyasa değerinin artmasında Saskatchewan’ın Athabasca Havzası’ndaki toprakların mineral oranının yüksekliği etkili oluyor. Toprak o kadar çok mineralle dolu ki, NexGen’inki de dahil olmak üzere bazı madenlerde uranyumun satılmadan önce seyreltilmesi gerekiyor. Toronto’daki Scotiabank’ta madencilik analisti olan Orest Wowkodaw’un tahminine göre NexGen madeni tüm küresel arzın yüzde 13’ünü oluşturacak.
ARZ- TALEP DENGESİZLİĞİ CAZİBESİNİ ARTIRIYOR
Uranyum işinin cazibesinin büyük bir kısmı arz ve talebin dengesiz olmasından kaynaklanıyor. Çin, Hindistan, Japonya, ABD ve Avrupa’dan metale olan talep, madencilerin topraktan çıkarabileceğinden çok daha hızlı bir şekilde artıyor. Sektöre veri sağlayan TradeTech’in başkanı Treva Klingbiel’in tahminine göre 2030’lara kadar talep arzı yılda 100 milyon pounddan fazla aşabilir. Rusya’nın izolasyonu ise arz açığını daha da arttırıyor. Avrupa ülkeleri elektrik santrallerinin çoğunu besleyen Rus doğalgazının yerine alternatif yakıtlar bulmak için çabalamakla kalmıyor, aynı zamanda ham ve zenginleştirilmiş uranyum için de Rusya’ya bel bağlamış durumda.
DÜNYA GENELİNDE 61 NÜKLEER ENERJİ SANTRALİ İNŞAA EDİLİYOR
Bugün dünya genelinde 61 nükleer enerji santrali inşa halindeyken yaklaşık 90 tanesi planlama aşamasında ve 300’den fazlası da teklif edilmiş durumda. Hatta yıllar önce kapatılmış olan eski santrallerin yeniden açılması için de bir çaba var. Yeni reaktörler devreye girdikçe, dünyanın ilave uranyum cevherine olan ihtiyacı da artıyor. Ancak bu patlamanın geçmişte olduğu gibi iflas etme riski de bulunuyor.
“TEST ETMEK İÇİN GEREKEN ŞEY ÖLÜMCÜL BİR KAZA”
Nükleer enerjiye yönelik yeni keşfedilen hevesi ciddi bir şekilde test etmek için tek gereken şeyin başka bir ölümcül kaza olduğu belirtiliyor. Diğer bir yandan radyoaktif atıkların nasıl ve nerede bertaraf edileceğine dair soru işaretleri de bir dizi inşa girişiminin önündeki en önemli zayıflık olmaya devam ediyor.
]]>Cumhurbaşkanı kararıyla Aydın’ın Kuyucak ilçesinde 3 bin 900 metre karelik bir alanın Jeotermal Enerji Santrali (JES) yatırımı için acele kamulaştırılmasına tepki gösteren bölge sakinleri direnişini sürdürüyor. Kuyucak Belediye Başkanı Uğur Doğanca, CHP Kuyucak İlçe Başkanı Özgür Yöreli ve beraberindeki heyetle birlikte Kuyucak’ın Kurtuluş Mahallesini ziyaret eden CHP Aydın Milletvekili Evrim Karakoz, çevrecilerle ve yöre halkıyla bir araya geldi.
“AYDINLI JEOTERMALİN FAYDASINI DEĞİL ZARARINI GÖRÜYOR”
Milletvekili olduğu günden beri Aydın’da maden sahalarıyla alakalı ve özellikle jeotermalle alakalı vatandaşların sesini gerek Ankara’da Meclis’te gerekse basında duyurmaya çalıştığını belirten Karakoz, “Aydın’da 30’un üzerinde jeotermal santral var. Genel olarak baktığımızda bu santrallerin Aydın ilinde vergi ödemediğini görüyoruz. Aydın’ın zenginliğinden Aydınlının faydalanamadığını defalarca dile getirdik. Örneğin Aydın’da jeotermale dayalı bir sağlık turizmi yok maalesef. Biz jeotermalin sağlığa dair yararlarından faydalanamıyoruz. Aydın’da jeotermal var fakat biz jeotermale dayalı seracılık yapamıyoruz. Aydın’da jeotermal var fakat biz jeotermale dayalı ısınma yapamıyoruz. Yani kentlerimizi, şehirlerimizi, köylerimizi jeotermalden ısıtamıyoruz. Üstüne üstlük bu jeotermalden faydalanamadığımız gibi bu jeotermal havayı, toprağı, suyu kirletiyor” diye konuştu.
“AKP, AYDIN’A HİZMET ÜRETMEK YERİNE JEOTERMAL SANTRAL DİKİYOR”
“AKP iktidarı 20 yılın üzerinden beri iktidarda. Aydın’a hizmet üretmek yerine maalesef Aydın’ın her yerine jeotermal santral dikiyor” diyen Karakoz, şu ifadeleri kullandı:
“Bu jeotermal işi o kadar ileri boyutlara geldi ki neredeyse evlerimizin avlularına, mezarlıklarımıza sondaj çakacak hale geldiler. Hep söylüyoruz bu söz lafta kalmasın bunun mücadelesini vereceğiz; diyoruz ki Aydın gökyüzünün altındaki en güzel yer yüzüdür. Bakın bir pandemi geçirdik. Pandemide dünyada en önemli şeyin enerji değil gıda ve sağlık olduğu ortaya çıktı. Aydın Türkiye’nin en verimli topraklarına sahip. Ama bu verimli topraklarımız madenler eliyle, jeotermal santraller eliyle maalesef her gün yok edilmeye çalışılıyor. Bu bölgede dedelerimizin diktiği zeytin ağaçları, ceviz ağaçları, incir ağaçları kaç kuşağa baktı, kaç nesle baktı ve bu ağaçlar bizden sonra çocuklarımıza çocuklarımızın çocuklarına torunlarımıza bakacak. Biz öyle düşünüyoruz, öyle hesap ediyoruz ama, geldiğimiz noktada bu jeotermal yüzünden bizim çocuklarımız ileride dalından zeytini koparamayacak, dalından portakalı koparamayacak, dalından cevizi koparamayacak hale getirilecek.”
“BİZ AYDIN’DA ARTI 1 TANE DAHA JEOTERMAL SANTRAL İSTEMİYORUZ”
Karakoz, maden ve JES gibi projelerle Aydın’a verilen zararın durdurulması çağrısı yaparak, “Biz artık Aydın’da artı 1 tane daha jeotermal santral istemiyoruz. ve açıkça şunu da söylüyoruz; biz Aydın’da bundan sonra ne jeotermal için ne maden için bir tane daha zeytin ağacımızın, bir tane daha incir ağacımızın, bir tane daha ceviz ağacımızın kesilmesini istemiyoruz. Aydın’ın her yerinde vatandaşlarımız aynı fikirde. Biz artık bu jeotermal işgaline ‘dur’ diyoruz. Bundan önce yapılmış santrallerin de dünya normlarına uygun bir şekilde denetlenmesini istiyoruz. Enerji bir ihtiyaçtır, enerjiye karşı değiliz. İktidardaki parti her fırsatta şunu dile getiriyor söylüyor, gerçi fiiliyatta görmüyoruz ama; ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ diyor. Ama bu vahşi jeotermal saldırısı insanlarımızı sağlıklarından ediyor. Önce insan diyoruz, önce doğa diyoruz; önce insan hayatı, insan sağlığı diyoruz. Sonrasında diğer şeyler geliyor. Biz toprağımızı, ağacımızı, havamızı, suyumuzu korumak zorundayız” dedi.
“TOPRAĞIMIZA, SUYUMUZA, HAVAMIZA SAHİP ÇIKMAZSAK…”
Doğaya sahip çıkacaklarını aktaran Karakoz, “Eskiden derlerdi enerji savaşları; şimdi dünya çapında uzmanlar diyor ki, 25-30 yıl sonra temiz suyla alakalı dünyada savaşlar çıkacak temiz suyla alakalı büyük problemler çıkacak. Biz bu dünyanın en güzel topraklarında bu toprağımıza, suyumuza, havamıza sahip çıkmazsak maalesef kötü ve karanlık bir gelecek bizi bekliyor. ve altını çizerek söylüyorum yine; sizinle beraber, vatandaşlarımızla beraber, hemşehrilerimizle beraber, kamu kurumlarımızla belediyelerimizle beraber biz toprağımızı, havamızı ve suyumuzu korumaya devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>
AA’nın “Yapay Zeka Çağına Doğru” başlıklı dosyasının onuncu haberinde, Yapay Zeka (AI) teknolojilerinin yenilenebilir enerji sektöründe ekosistemin korunması amacıyla kullanımına ilişkin çalışmalara yer verildi.
AI, belirli görevleri yerine getirmek için insan zekasını taklit eden ve toplanan verileri yineleyerek kendini geliştiren sistemler olarak biliniyor.
Günümüzde ulaştırma, bilgisayar teknolojileri, sağlık ve bilgi işlem alanlarında yaygın olarak değerlendirilen bu sistemlerin kullanım alanları da artıyor.
Artan enerji talebi ve iklim değişikliğiyle mücadelede yenilenebilir enerji kaynaklarının payı artarken, bu kaynaklara entegre akıllı teknolojiler de gelişim gösteriyor.
Bu sistemlerin en büyük özelliği çeşitli yollarla kayıt altına alınan verilerin işlenerek yeni durumlarda yeni yaklaşımların geliştirilmesine olanak sağlaması ve bu şekilde zaman, hammadde, enerji tasarrufu sunması olarak ön plana çıkıyor.
“Rüzgar santralleri 24 saat boyunca kesintisiz takip edilebiliyor”
Avrupa’da yatırımları bulunan Yunanistan merkezli teknoloji şirketi Nvisionist İş Geliştirme Müdürü Lambros Argyris, AA muhabirine yapay zekanın rüzgar santrallerinde kullanımına ilişkin yaptığı değerlendirmede, bu sistemlerin uzun vadede biyoçeşitliliğin korunmasına yardımcı olduğunu ve elektrik üretiminde de verimlilik sağladığını söyledi.
Temel olarak kuş ve yarasa gibi uçan hayvanların türbin kanatlarına çarpmasının engellenmesiyle biyoçeşitliliğe yardımcı olduklarını ifade eden Argyris, bunu rüzgar türbinlerine kurulan yüksek çözünürlüklü kameralar ve bu kameralarla bölgenin 24 saat boyunca izlenmesiyle yapıldığını anlattı.
Argyris, elde edilen her türlü uçan cisim ve canlıya ait verinin yapak zeka teknolojisiyle işlendiğini dile getirerek, şöyle konuştu:
“Yapay zeka teknolojisi ile canlı türleri hakkında veriler detaylı ve sürekli toplandıktan sonra gerekli durumlarda güvenlik tedbirleri devreye giriyor. Böylelikle verilere bakılarak hangi canlı türü olduğu ve hareketleri tespit ediliyor. Canlının rüzgar türbinine yaklaşıp yaklaşmamasına göre santral durduruluyor ya da ses uyarıları gönderilerek bu canlıların uçuş rotasına müdahale ediliyor. Böylelikle canlılar korunurken, elektrik üretiminin de devamlılığı sağlanıyor.”
Yapay zeka ile canlının türünün tespit edilmesinin bu teknolojinin en önemli aşaması olduğunu vurgulayan Argyris, kuşların coğrafyaya bağlı olarak saniyede ortalama 10 metre hızlarla uçtuğunu böyle bir durumda 800 metre uzaklıktan itibaren türbinlerdeki yapay zeka teknolojisinin bunu belirleyebildiğini belirtti.
Argyris, diğer kuş ve yarasa türleri için de yapay zeka teknolojisi ile farklı yaklaşımlar uygulandığını ifade ederek, şunları söyledi:
“Gece ve gündüz ayırımı olmaksızın verileri analiz edebiliyoruz. Gece termal kamera kullanırken, gündüzleri yüksek çözünürlüklü kamera ile sağlıklı verileri alabiliyoruz. Yapay zeka ile kuş ve yarasa gibi canlıların tanınması ve korunması sağlanırken, rüzgar santralleri için sürdürülebilir elektrik de üretilerek bize esnek bir çalışma ortamı sağlanıyor.”
“Türkiye’nin rüzgar enerjisi sektörünü yakından takip ediyoruz”
Argyris, Avrupa’nın bir çok coğrafyasında çeşitli işletmelerde bu teknolojinin kullanıldığını bildirdi.
Türkiye ve Yunanistan coğrafyasının benzer olduğunu ve canlı türü açısından benzer veriler elde edilebildiğine dikkati çeken Argyris, şunları kaydetti:
“İspanya, Fransa, İtalya gibi ülkelerde faaliyet gösteriyoruz. Henüz Türkiye’deki santrallerle çalışma yapmadık ancak Türkiye’deki rüzgar enerjisi sektörünü yakından takip ediyoruz. Türkiye’de de bu alanda çalışmayı istiyoruz. Komşu ülkeler olduğumuz için benzer ekosistemler, benzer türleri barındırıyor. Bu daha verimli ilerlememize katkı sunabilir.”
]]>Konya’nın Karapınar ilçesinde bulunan santralin işletilmesi amacıyla bir çok teknik altyapı ve dijital araçlarla donatılan bina, fütürist tasarımıyla dikkati çekiyor.
Dış yüzeyi 4 farklı güneş paneli tasarımından esinlenerek oluşturulan örtü materyalleriyle binanın iç kısmının aşırı ısınması önlenirken, estetik ve modern bir görünüş sergileniyor.
Kentin sahip olduğu bitki örtüsü dikkate alınarak tasarlanan SCADA Merkezi’nin iç bahçesi ise yenilenebilir enerji ve doğanın uyum içinde olduğu bir atmosfer sunuyor.
Güneş santralinin beyni olarak faaliyet gösteren ve görüntüsü dolayısıyla “Vaha” olarak isimlendirilen SCADA Merkezi, santraldeki 3,5 milyondan fazla güneş panelinin elektrik üretim verilerini anlık olarak takip ederek, analiz ediyor.
SCADA Merkezi, tasarımıyla Türkiye’nin elektrik ihtiyacının temiz ve sürdürülebilir kaynaklardan karşılanması hedefinde güneş enerjisine ilginin artmasına katkı sunuyor.
Güneş santrali Türkiye’nin tamamını temsil ediyor
Kalyon Enerji Yatırımları Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gürler Duman, enerji santralleri, rafineri, petrokimya tesisleri ve benzeri büyük tesislerin stratejik önemi sebebiyle özel ve merkezi kontrol odaları tarafından yönetildiğini belirterek, “Güneş enerjisi santralleri işletim tarafında çok sofistike olmamasına rağmen, Kalyon yönetimi olarak en başından beri hem stratejik anlamı ve önemi hem de büyüklüğü sebebiyle merkezi bir kontrol binasını kesinlikle hak eden bir santral olduğunu düşündük.” dedi.
Duman, SCADA Merkezi’nin ihtişamlı, sürdürülebilir ve teknolojik özellikleri barındıran bir bina olarak tasarlandığına dikkati çekerek, 1350 megavat kurulu güçteki santralin merkezi bir kontrol binasından yönetilmesi gerekliliğini göz önünde bulundurduklarını söyledi.
Duman, “Bu tesis, dünyada 5 büyük tesisten biri. Santral, Kalyon’u değil Türkiye’nin tamamını temsil ediyor. Bu, sektörde Türkiye’nin sembol bir santrali olacak. SCADA Merkezi’nin bu stratejik önemi temsil eden ikonik bir yapı olması gerekiyordu.” değerlendirmesini yaptı.
Merkez tasarlanırken, çevresel, teknolojik ve estetik kaygılar gözetildi
Söz konusu merkezin, teknoloji kampüsü olarak da faaliyet göstereceğine işaret eden Duman, “Güneş enerji sistemlerinin görülebileceği, deneyimleyebileceği bir yer de olsun istedik. Sektöre ve bu alanda eğitim gören öğrencilere özellikle böyle de bir katkımız olsun istedik. Dolayısıyla yapıyı tasarlarken hem estetik kaygılar hem çevresel kaygılar, hem de bu tür teknolojik ve fonksiyonel kaygıları gözettik.” diye konuştu.
Duman, Caner-Begüm Bilgin çiftinin tasarımı olan merkezin 65 proje arasından seçildiğini ve inşaatın 2023’te tamamlandığını söyledi.
“Vaha” elektrik ihtiyacını kendi karşılıyor
Merkezin “sıfır atık” esasıyla tasarlandığını ve enerjisinin tamamen güneşten karşılandığını ifade eden Duman, şunları kaydetti:
“Binanın iç elektrik tüketimi üzerine koyduğumuz güneş panellerinden sağlanıyor. Toplamda 113 kilovat pik, 400 vatlık panellerden oluşan bir kurulu şebekeden bağımsız sistemimiz var. Bu sistemde sadece binanın enerjisini değil, aynı zamanda oradaki başka tüketim noktalarımızın enerjisini de kapasitenin izin verdiği oranda sağlamaya çalışıyoruz.”
Duman, “enerji kampüsü” olarak tasarlanan binanın yönetim, bakım-onarım, işletme ve operasyon kısımlarından oluştuğuna işaret ederek, binada ayrıca sanal gerçeklikle santral turları düzenleyeceklerini anlattı.
Fiziki olarak çok sayıda ziyaret talebi aldıklarını aktaran Duman, “Binaya okullardan, teknik liselerden, üniversitelerden çok fazla talep var. İran’dan ABD’ye, Uzak Doğu’dan Avrupa’ya kadar dünyanın her yerinden merkezi ziyaret talebi var. Sistemimizi hazır hale getirip, ziyaretçi başvurularını almaya başlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Duman, merkezde 110 kişi çalıştığını belirterek, sözlerini, “Türkiye’nin elektrik sistemine 1000 megavatlık elektrik deşarj ediyoruz. Dolayısıyla bu sistemlerin yönetilmesinde 24 saat esası vardır. Onun dışında 3 milyon 256 bin panelin olduğu, yaklaşık 31 bin motorun çalıştığı, devasa bir enerji santralının bakım-onarımından bahsediyoruz. Son verilere göre, 8 milyon dolar civarında bir yatırımımız oldu. Bina, tamamen öz kaynaklarla yapıldı.” diye tamamladı.
]]>CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun, ROSATOM Müdürü Aleksey Lihaçev’in Sinop’ta nükleer santral yapımı konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlü taahhüt verdiği yönündeki açıklamalarını Meclis gündemine taşıdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren Torun, şunları kaydetti:
“ROSATOM İLE SÖZ KESİLMESİNİN SEBEPLERİ ANLAŞILAMAMIŞTIR”
“Rusya Devlet Nükleer Enerji Kurumu(Rosatom) Genel Müdürü Aleksey Lihaçev, Devlet Duması’nda yaptığı konuşmada ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan, başka bir sahanın bize devredilmesi için siyasi bir karar alındığını açıkça dile getirdi. Şimdi detaylar üzerinde çalışıyoruz. Büyük olasılıkla yeni inşaat sahası Sinop adını alacak’ şeklinde bir açıklama yapmıştır. Bütün itirazlara karşın 2012 yılından itibaren üzerinde çalışmalar yürütülen Sinop Nükleer Güç Santrali’nin yapımı konusunda Rosatom’a sözlü bir taahhüt verildiği anlaşılmaktadır.
Yapımına 2010 yılında başlanan ve 2023 yılında devreye gireceği açıklanan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde inşaat çalışmaları halen devam etmektedir. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin maliyeti yapım süreci boyunca sürekli artmış, 17 milyar dolar değerinde bir maliyet hesabıyla başlanılan projenin maliyeti bugün 24 milyar dolara çıkmıştır. Para yutan bir yatırıma dönüşen Akkuyu’dan ders alınmayarak bugün Sinop’ta yapılacak santral için yine Rosatom ile söz kesilmesinin sebepleri anlaşılamamıştır.
“ENERJİ İTHALATIMIZI ARTIRACAĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR”
Hükümet kaynakları söz konusu nükleer santrallerin Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltacağını iddia etmektedir. Enerji üretiminin temel sorunu olan yakıt temini yapımı süren ve yapımı planlanan iki santralde de çözülmemiştir. Akkuyu ve Sinop Nükleer Santralleri ülkemiz coğrafyasında yok denecek kadar az bulunan uranyum madeninden üretilen yakıt ile çalışacak reaktörler ile donatılacaktır. Rus Rosatom tarafından inşa edilerek, ülkemizde enerji ürettiği halde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne enerji satacak olan girişimlerin enerji ithalatımızı artıracağı açıkça görülmektedir.
Nükleer enerji üretiminde kullanılması mümkün olan toryum madeni açısından zengin yataklarımızın bulunmasına rağmen toryumun enerji üretiminde kullanılmasına ilişkin çalışmalarda gözle görülür bir ilerleme bulunmamakta, merhum Prof. Dr. Engin Arık’ın şüpheli ölümünden önce dile getirdiği ve üzerine çalışmalar yürüttüğü toryumdan temiz nükleer enerji üretimini gerçekleştirecek olan proton hızlandırıcı projesi ilerlememektedir. Türkiye öz kaynaklarıyla temiz enerji üreterek enerjide dışa bağımlılığı sona erdirecek, ucuz enerji teminini sağlayacak projelere ivedilikle ihtiyaç duymaktadır.”
Seyit Torun, Bakan Bayraktar’a şu soruları yöneltti:
“ROSATOM’A SİNOP İÇİN SÖZ VERİLMESİNİN SEBEPLERİ NELERDİR?”
“Akkuyu Nükleer Güç Santrali yapımı maliyetinin 17 milyar dolardan 24 milyar dolara çıkmış olmasının sebeplerini açıklar mısınız? Akkuyu Nükleer Güç Santralinin devreye alınacağı tarihi açıklar mısınız? Aradan geçen 14 yılda 1 nükleer güç santralini devreye alamayan Rosatom’a Sinop Nükleer Güç Santrali için söz verilmesinin sebepleri nelerdir? Rusya – Ukrayna Savaşı devam ederken, Rosatom Akkuyu ve Sinop Nükleer Güç Santrallerinin optimum sürede bitirilebileceğine dair herhangi bir teminat verebilmekte midir? Sinop Nükleer Güç Santrali’nin yapımı için Rus Rosatom dışında görüşülen ülke ve şirketleri açıklar mısınız? Ülkemizde bulunmayan uranyum madeni ile enerji üretimi yapacak olan, yabancı devletlerin girişimleri ve finansmanıyla inşa edilen, Türkiye Cumhuriyeti Devletine diğer enerji kaynaklarımızın maliyetinin 3 katı fiyatına elektrik satacak olan nükleer enerji santralleri ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını nasıl azaltacaktır?”
]]>Türkiye’de jeotermal enerji sektörü, yenilikçi teknoloji uygulamaları ile dünyadaki örnekler arasında öne çıkarken, yabancı yatırımcıların alana ilgisi dikkati çekiyor. Jeotermal enerji üretimi için kullanılan sondaj teknikleri, jeotermal enerjinin elektrik üretimi yanında ısıtma ve soğutma gibi alanlarda kullanılmasını sağlayan entegre sistemler ve yenilikçi depolama teknolojileri sektörde öne çıkan yenilikçi teknolojiler arasında yer alıyor.
JESDER Başkanı Ufuk Şentürk, AA muhabirine, Türkiye’de JES yatırımlarında dünyanın en yeni ve modern teknolojilerinin kullanıldığını söyledi.
Türkiye’nin JES yatırımlarında son 15 yılda edinilen tecrübenin yatırımcılar için önemli örnek teşkil ettiğini vurgulayan Şentürk, yabancı yatırımcıların sektöre ilgisinin artması ve maliyetlerin düşmesiyle Türkiye’de jeotermal santral yatırımlarının 4 bin megavat elektrik (MWe) seviyesine ulaşacağını ifade etti.
Şentürk, “Jeotermal teknolojisinin gelecekte gelişip daha da ucuzlayacağı göz önüne alındığında, bu yatırım miktarı daha da artacak. Jeotermal enerji sektöründe yerli üretime ağırlık verilmesi ve yerli teknolojinin geliştirilmesi yatırımcılar için büyük bir maliyet kaleminin çözüme kavuşturulması anlamına geliyor.” dedi.
JES’lerin atıksız elektrik üretimi konusunda “en temiz” santraller olarak öne çıktığına dikkati çeken Şentürk, “Bu santrallerin sondaj süreçleri boyunca da çevreye zararlı ve alıcı ortama bırakılan hiçbir atığı bulunmamaktadır. Tüm sondajlarımız dünya standartlarında teknolojilerle ve çevre mevzuatına uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Sondajlarımız 2 bin 500 ila 5 bin metre derinlik arasında açılmakta ve ortalama maliyetleri de 3 ila 6 milyon dolar arasında gerçekleşmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye, lityum rezervleri açısından 25’inci sırada yer alıyor”
Şentürk, jeotermal kaynaklı enerji üretim tesislerinden elde edilen lityuma ilişkin, “Sahanın jeokimyasal yapısına bağlı olarak akışkandan lityum eldesi değişmektedir. Bu sebeple sağlıklı veri elde edilebilmesi için bölgesel bazda çalışmaların yürütülmesi, elde edilebilecek rezervin sahaya göre hesaplarının detaylı olarak yapılması gerekmektedir. Fakat bu oranlar değişse de hali hazırda keşfi yapılmış jeotermal santrallerimizden sağlanacak lityum eldesi ile bu değerli mineralin çıkarılmasında büyük katkımızın olacağı inancındayız.” diye konuştu.
Türkiye’nin lityum rezervleri açısından 25’inci sırada yer aldığına ve yüksek teknolojili ürünlerin kullanımıyla lityum talebinin de artacağına işaret eden Şentürk, şöyle devam etti:
“Bu durumun lityumun yerini alabilecek yeni malzemelerin daha ekonomik olarak elde edilebileceği zamana kadar devam etmesi kaçınılmaz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde kıymetli maden ve minerallerin araştırıldığı enstitü çalışmaları arasında değerli mineral eldesine yönelik çalışmalar mevcut. Bizler bu projeler akabinde potansiyeli belirleyip endüstriyel anlamda kullanılabilir hale getirebilirsek hem enerji depolama anlamında hem de ihraç edilebilir ürünler anlamında avantajlı konuma geçeceğiz. Elektrik üretiminden kıymetli maden ve mineral eldesine kadar onlarca sektörde kullanılabilen jeotermal kaynaklar, Ar-Ge ve finansal destekle Türkiye’nin geleceğinde önemli rol oynayacak.”
Şentürk, mevcut durumda 65 lisanslı JES’in 1691 megavat seviyesinde elektrik kurulu güçle hizmet verdiğini bildirdi.
Santrallerin inşası için bugüne kadar yapılan yatırım tutarının 7 milyar dolara ulaştığı bilgisini veren Şentürk, gelecek 5 yıl içinde planlanan yatırımlarla bu tutarın 15 milyar dolara ulaşmasının öngörüldüğünü söyledi.
Şentürk, mevcut sahaların MTA tarafından yapılan ihaleleri sonucunda, jeotermal kaynak işletme ruhsatlarının devri için yatırımcılar tarafından devlete ödenen tutarın yaklaşık 1 milyar dolar olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Bu sahalarda kurulan santraller ise devlete katma değer vergisi, kurumlar vergisi, stopaj vergisi, sosyal güvenlik kurumu primleri, devlet payı ve TEİAŞ’a yapılan iletim bedeli ödemeleri de dahil olmak üzere yılda yaklaşık 600 milyon dolar tutarında bir ödeme yapıyor. Diğer taraftan santrallerimizin inşası aşamasında yüzde 70 yerli makine ve aksam kullanılıyor. Yerli üretime ağırlık verilmesi ve yerli teknolojinin geliştirilmesi biz yatırımcılar için büyük bir maliyet kaleminin çözüme kavuşturulması anlamına geliyor.”
]]>