CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır’da son üç ayda ve son olarak da 12 Temmuz’da bir işletmeye yönelik düzenlenen saldırıları TBMM gündemine taşıdı. Tanrıkulu, TBMM Başkanlığı’na İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
Tanrıkulu önergesinin gerekçesinde, “Diyarbakır’da son zamanlarda siyasi ve ideoloji temelli korkutmalar, tehditler; doğrudan yurttaşlarımızın bir araya geldikleri ve hatta konutlarının özel alanlarındaki sosyal faaliyetlerine dönük saldırılar kamuoyuna yansımıştır. Son olarak 12 Temmuz’da Suriçi Bölgesindeki Karga ve Hewş kafeye ses bombalı ve silahlı saldırı düzenlenmiştir. Diyarbakır’da son 3 ayda, dans okulu etkinliğine, özel mülkiyetinde yer alan sosyal alanlarında zaman geçiren yurttaşlarımıza, kamusal alana dahil restoranlarda ve kafeteryalarda zaman geçiren vatandaşlarımıza dönük tekbir getirerek düzenlenen sözlü ve fiziksel saldırılar her türlü şikayete rağmen güvenlik güçleri tarafından görmezden gelinmiş ve Yargı makamlarınca da etkin biçimde soruşturulmamıştır” dedi. Bu durumun Diyarbakır halkında kaygı ve tepki uyandırdığını ifade eden Tanrıkulu, şunları ifade etti:
“Kimlikleri açıkça belli olan bu şahıslara anında müdahale edilmemesi, gözaltına alınsalar dahi kısa sürede serbest bırakılmaları yine kamuoyunda bu şahısların korunduğu düşüncesini geliştirmektedir.
12 Temmuz 2024 tarihinde yaşanan saldırıda kafeterya işletmecilerinin, saldırıdan önce tehdit aldıklarına dair güvenlik güçlerine başvuruda bulundukları, ancak tehdit eden ve saldırgan şahıslar hakkında herhangi bir işlem yapılmadığı da kamuoyuna yansımıştır.
Bu eylemleri gerçekleştirenlerin Anayasaya, Anayasada yer alan kurumlara karşı yasa dışı faaliyet içinde oldukları, güvenlik güçlerinin her düzeydeki birimlerinin bu faaliyetleri gerçekleştirenleri görmezden geldikleri, korudukları, hoşgörü gösterdikleri ve Yargı makamlarının da etkin soruşturma yürütmedikleri, Diyarbakır’daki meslek örgütlerinde, sivil toplum kuruluşlarında ve yurttaşlarımızda yaygın kanaat olarak bulunmaktadır.”
Tanrıkulu Bakan Yerlikaya’ya şu soruları yöneltti:
28 Mayıs 2023 tarihinden sonra Diyarbakır genelinde bahse konu saldırılara benzer saldırılara maruz kalan ve şikayette bulunan toplam iş yeri sayısı kaçtır? Bu şikayetler akabinde kaç kişi gözaltına alınmıştır ve kaç kişi adli mercilere sevk edilmiştir, bunlardan kaçı hakkında tutuklama kararı verilmiştir?
Bahse konu saldırılarda kullanılan silah ve mühimmatların kaçı ele geçirilmiştir, ele geçirilen silah ve mühimmatların çeşitleri nelerdir ve bu silahların nereden nasıl temin edildiği tespit edilmiş midir?
28 Mayıs 2023’ten saldırıya uğramadan önce tehdit aldığına dair güvenlik güçlerine başvuran toplam işletme sayısı kaçtır?
28 Mayıs 2023’ten sonra tehdit aldıklarına dair güvenlik güçlerine başvuran işletme, firma sahibi, çalışanı yurttaşlarımızın kaçının başvuruları hakkında işlem yapılmış ve adli mercilere iletilmiştir?
19 Haziran 2024 akşamı Diyarbakır’ın tarihi Suriçi Bölgesinde yer alan “Sihirbazın Mekanı” isimli kafeteryanın da kimliği belirsiz kişi veya kişilerce silahlı saldırıya uğradığı iddiaları doğru mudur?
22 Haziran 2024 akşam kamuoyuna da yansıyan görüntülerde Diyarbakır’da da şubesi bulunan Burger King ve Starbucks gibi zincir işletmelere saldırarak yurttaşlarımızın can güvenliğini tehdit eden şahısların organize biçimde eylem gerçekleştirdikleri açıktır. Kimlikleri görüntülerle de açıkça belli olan bu şahısların hangi dernek, vakıf, siyasi partinin üyeleri veya sempatizanları oldukları tespit edilmiş midir?
22 Haziran 2024 akşamı yaşanan saldırının ardından gözaltına alınan saldırganlar hangi yasa hükümleri gereği kısa bir süre sonra serbest bırakılmıştır? İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali, Darp, Yaralama, Tehdit, Mala Zarar Verme, Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit suçlarının yetkili Savcılık makamı tarafından etkin biçimde soruşturulmamasının gerekçesi ve izahı nedir?
12 Temmuz 2024 tarihinde Hewş ve Karga isimli kafeteryalara düzenlenen silahlı, ses bombalı saldırının öncesinde işletmecilerin tehdit aldıklarına dair emniyet birimlerine başvuruda bulundukları, bu başvuruların karşılıksız kaldığı iddiaları doğru mudur?
2024 yılı içerisinde Diyarbakır’da tehdit edildiğine dair güvenlik güçlerine başvuran işletme, firma sahiplerinin sayısı kaçtır? Bu başvuruların kaçı sonuçlandırılmıştır?
12 Temmuz 2024 tarihinde Diyarbakır’daki kafeteryalara yapılan saldırılarda kullanılan ses bombaları ve silahlar Emniyet Müdürlüğü envanterindeki kayıp, çalıntı mühimmat, silah envanteriyle karşılaştırılmış mıdır ‘
Orijinal isimleriyle ‘STUN GRENADE VE FLASH BANG GRENADE’ ciddi yaralanmalara yol açtıkları da bilinen Türkiye’de de ses bombası olarak adlandırılan mühimmatların internet ortamlarında dahi temin edilebilecekleri görülmektedir. Bu mühimmatların internet ortamlarında erişimi kolay biçimde pazarlanmalarına neden izin verilmektedir’
Saldırganların kullandıkları ses bombaları birçok özel operasyon tekniklerinde kullanılmaktadır; dolayısıyla saldırganların bu mühimmatları nereden ve nasıl temin ettikleri tespit edilmiş midir’
Saldırıda kullanılan silahların geçmişte emniyet mensuplarına dönük saldırılarda kullanılan silahlar olup olmadıklarına dair eşleştirme ve karşılaştırma yapılacak mıdır’
12 Temmuz 2024 günü bahse konu saldırıyı gerçekleştiren failler tespit edilip yakalanmış mıdır, haklarında yapılan yasal işlemler nelerdir’
Diyarbakır’daki saldırıları gerçekleştiren faillere ilişkin güncel adli süreç nedir’ Bu süreçler kamuoyuyla paylaşılacak mıdır?
Dozu giderek artan saldırılar Diyarbakırlı yurttaşlarımızı tedirgin etmektedir; dolayısıyla bu saldırılar ve saldırılara dair etkin bir soruşturma yürütülecek midir? Bu soruşturma kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılacak mıdır?
]]>TACETTİN DURMUŞ
(KARS)- Kars Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklama yapan Özgür Terzi, “Ya bu katliamlar ve barbarlık durdurulacak ya da işlenen savaş suçlarına ortak olunacaktır. Yeni katliamların yaşanmaması, sivillerin ölümüne yol açan saldırıların talimatlarını verenlerin savaş suçları mahkemesinde yargılanmaları için derhal girişimlerde bulunulmalıdır” dedi.
Kars’ta Emek ve Demokrasi Platformu KESK önderliğinde İsrail’in 7 Ekim 2023 tarihinden beri uyguladığı katliamları kınamak amacıyla basın açıklamasının ardından oturma eylemi yaptı.
“Yapılan bu saldırılar bir barbarlığı temsil etmektedir”
Özgür Terzi, açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Siyonist, ırkçı İsrail Hükümeti uluslararası emperyalist güçlerden aldığı destekle insanlık suçu işlemeye devam ediyor. Katliamları lanetliyor, yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Son olarak İsrail Ordusu’nun 27 Mayıs sabahı BM gözetimindeki Refah Kampında yerlerinden edilmiş Filistinlilerin yaşadığı bir yerleşkeye yönelik düzenlediği saldırı sonunu onlarca masum insanın yaşamını yitirmiş ve çok sayıda kişi yaralanmıştı. Silahsız ve sivil insanlara yönelik bu son saldırının Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail Ordusu’nun Refah bölgesindeki operasyonlarını durdurma kararını vermesinden kısa bir süre sonra gerçekleşmiş olması manidardır. İsrail açıkça dünyaya meydan okumakta, insanlık değerlerini ayaklar altına alarak katliamlara devam edeceğini ilan etmektedir. İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda büyük çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan 36 bini aşkın sivil hayatını kaybetmiş, 82 bine yakın insan yaralanmıştır. Yapılan saldırılar insani değerlerden yoksunluğu ve bir barbarlığı temsil etmektedir. Açıktır ki, İsrail savaş ve insanlık suçu işlemektedir.
“Timsah gözyaşı değil acil ve somut adımlar gerekiyor”
İsrail saldırıları nedeniyle yaşamını yitirenlerin konacağı morgun, yaralıların tedavi göreceği hastanelerin dahi kalmamış olması nasıl bir insanlık trajedisi ile karşı karşıya kaldığımızı göstermektedir. Savaşta kazanan sadece savaş tüccarları, halkın sırtından zenginleşenler, ülkeyi savaşla, çatışmalarla, toplumsal kutuplaşmalarla ve baskıyla yöneten rejimlerdir. İnsanlık, bu barbarlığı durdurmak sorumluluğu ve göreviyle karşı karşıyadır. ya bu katliamlar ve barbarlık durdurulacak ya da işlenen savaş suçlarına ortak olunacaktır. Yeni katliamların yaşanmaması, sivillerin ölümüne yol açan saldırıların talimatlarını verenlerin savaş suçları mahkemesinde yargılanmaları için derhal girişimlerde bulunulmalıdır. İsrail hükümetinin saldırıları durdurulmalı, ateşkes sağlanmalı, insani yardımlara yönelik engellemeler kaldırılmalı, sorunların barış ve diyalog yoluyla çözümü esas alınmalıdır. Halkların güvenlik ve refah içinde yaşamasının tek yolu kalıcı ve adil barıştır. Filistin halkı dünyadan ve Türkiye’den hamaset ve timsah gözyaşları değil, çözüm için acil somut adımlar atılmasını beklemektedir.
“İsrail, işgal ettiği topraklardan geri çekilmelidir”
Bunun için; Filistin halkına yönelik abluka derhal kaldırılmalıdır. İsrail işgal ettiği topraklardan geri çekilmelidir. İsrail ile yapılan siyasi, askeri ve ekonomik tüm anlaşmalar iptal edilmelidir. Filistin halkının eşit, özgür bir Filistin’i yaratmak için işgalci Siyonist İsrail’e ve emperyalizme karşı yürüttüğü bağımsızlık mücadelesinin yanındayız. Filistin halkına ekonomik, sosyal her türlü destek sağlanmalıdır. Filistinlilerin hak eşitliğini tanımayan hiçbir ‘çözüm’ kabul edilmemelidir. KESK olarak; Filistin halkı ve emekçileriyle dayanışma içerisinde olmaya, savaşa karşı barışı savunmaya, bunun için mücadeleyi, dayanışmayı yükseltmeye devam edeceğiz.”
]]>Van’da Millet Bahçesi’nde bir araya gelen kadınlar adına açıklama yapan AK Parti Kadın Kolları İl Başkanı Havva Duran, Gazze’de 9 bin kadının öldüğünü söyledi.
Gazze’deki annelerin günlerdir ağır bir imtihandan geçtiğini belirten Duran, şunları kaydetti:
“Günlerdir her yerde tatlı bir telaş yaşanıyor. Anneler Günü, öksüzlerin ve evladını kaybeden annelerin de ağır imtihanı. Biz, bugün okuldan gelecek çocuklarımızı, Gazzeli anneler ise çocuklarına verecekleri bir lokma ekmeği bekliyor. Gazzeli kadınlar çocukları için hayata tutunuyor. 2 çocuğu şehit edilen Gazzeli kadın soruyor ya ‘Hasan ve Bera’nın suçları neydi? Ne günah işlediler? Kalbi Gazzeli anneler için çarpan kadınlar olarak haykırıyoruz. Yeter artık İsrail, kanlı ellerini sivillerin, annelerin, çocukların üzerinden çek.”
Basın açıklamasına, AK Parti İl Başkan Yardımcısı Abdullah Çalım ve partinin kadın üyeleri katıldı.
Bitlis
Bitlis’te de Mevlana Parkı’nda bir araya gelen kadınlar adına açıklama yapan AK Parti Kadın Kolları İl Başkanı Çiğdem Ula, Filistin Sağlık Bakanlığının 5 Mayıs’ta yaptığı açıklamaya göre, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda 34 bin 683 kişinin öldüğünü ve 78 bin 18 kişinin yaralandığını belirtti.
Birleşmiş milletler kadın biriminin raporuna göre Gazze’de 9 bin kadının yaşamını yitirdiğini aktaran Ula, “Her gün 180 anne ölümle burun buruna doğum yapıyor. Zor şartlarda, ölümle burun buruna yaşayan ve yetersiz beslenme nedeniyle erken doğum yapan, sütü kesilen anneler var. Hamas’ın ateşkes masasına oturmayı kabul etmesi gelecek için bir umuttur. Ancak çağrıya rağmen özellikle Gazze ve Refah’ta artarak devam eden saldırılar, İsrail’in niyetini ortaya koymuştur. Biz anneler olarak yine de İsrail’e bir kez daha çağrıda bulunuyoruz ve ateşkes için bir adım bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Hakkari
Hakkari’de de ellerindeki Türk ve Filistin bayraklarıyla Kent Park’ta bir araya gelen kadınlar, İsrail’in saldırılarını kınadı.
İl Kadın Kolları Başkanı Münevver Ertuş, yaptığı açıklamada İsrail’in saldırıları nedeniyle Gazzeli annelerin büyük zorluklar yaşadığını ifade etti.
Ertuş, şöyle devam etti:
“Biz bugün okuldan gelecek çocuklarımızı, Gazzeli anneler ise çocuklarına verecek bir lokma ekmeği bekliyor. Bizler karışmasın diye çocuklarımızın defterlerine, kitaplarına isim yazarken, Gazzeli anneler ise cenazeleri teşhis edilebilsin diye çocuklarının kollarına isim yazıyor. Bir kadın, bir anne olarak çok net ifade ediyorum, her can tek, her can biricik ve bir cana kıyan tüm insanlığa kıymış gibidir.”
Açıklamaya, AK Parti İl Başkanı Zeydin Kaya, Merkez İlçe Başkanı Cumhur Demir ve Gençlik Kolları İl Başkanı Kenan Beyter de katıldı.
Muş
Parti binasında düzenlenen basın açıklamasını okuyan Muş Kadın Kolları Başkanı Şeyma Arslan, yaşanan soykırım nedeniyle Gazze’de anne olmanın çok zor olduğunu belirtti.
Gazzeli annelerin çocuklarına verecek bir lokma ekmeği beklediğini ifade eden Arslan, şunları söyledi:
“Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler ve pek çok uluslararası platformda haykırdığı gibi ‘Savaşın da bir ahlakı, hukuku vardır. Sivillerin hedef alındığı saldırıyı haklı gösterecek tek bir neden dahi olamaz.’ Sayın Cumhurbaşkanımız ve Hanımefendi’nin, çocuk ve kadınlar başta olmak üzere sivilleri korumak için yaptığı pek çok girişim tüm dünyaya örnek oluyor. Hamas’ın ateşkes masasına oturmayı kabul etmesi gelecek için bir umuttur. Ancak çağrıya rağmen özellikle Gazze ve Refah’ta saldırılar artarak devam ediyor.”
Basın açıklamasına, AK Parti İl Başkanı Melik Emre ve partililer katıldı.
]]>Kayseri Büyükşehir Belediyesi önünde toplanan hekimler; İsrail’e Filistin’e düzenlediği saldırılar nedeniyle tepki gösterdi. Grup adına konuşma yapan Muhammed Taşköprü; 7 aydır devam eden saldırılara rağmen canları pahasına hastalar için çalışan Gazzeli doktorlara selam gönderdi. Taşköprü; “7 aydır devam eden soykırım ve zulme sabreden onurlu Gazze halkına ve bütün zorluklar içerisinde açlığa, ilaçsızlığa rağmen kendi canı pahasına hastaları için var gücüyle çalışan Gazze’nin şerefli doktorlarına selam olsun. Türkiye’deki hekimler ve sağlık çalışanları olarak ‘Sessiz Yürüyüş’ümüzün’ 24. haftasında yeniden Gazze’yi hatırlamak ve hatırlatmak için toplandık.
Yaklaşık bir asırdır Filistin’i işgal eden Siyonist rejim, o topraklarda sistematik bir şekilde katliamlar yapmakta, insanları yurtlarından zorla sürgün ederek vatanlarına ve mal varlıklarına el koymaktadır. İşgalci İsrail’in 7 Ekim’den itibaren süren saldırıları neticesinde şehit sayısı 35 bin, yaralılar ise 100 bin kişiyi geçmiş durumda. 20 bine yakın çocuk ise yetim kaldı. İsrail’in Gazze’de bulunan hastanelere yönelik saldırıları katliamlara dönüşmüş, ancak söz konusu saldırılar uluslararası alanda henüz bir yaptırıma maruz bırakılmamıştır. Saldırılardan önce Gazze’de yaklaşık 35 hastane bulunmakta iken bugünlerde ayakta kalan ve hala çalışmaya devam eden yalnızca 3-4 hastane mevcut. Bunların da sadece 2’sinde aktif olarak ameliyat yapılabiliyor. Hastanelerin bazıları bombalanarak tahrip edilmiş, bazılarının içindeki cihaz ve malzemeler parçalanarak kullanılamaz hale getirilmiş durumda. Büyük bir fedakarlıkla 7 aydır maaş almadan mesleklerinde çalışmaya devam eden hekim ve sağlık çalışanlarının şehit edilmesi, tutuklanması ve göçe zorlanması nedeniyle meslektaşlarımız sağlık hizmeti veremez hale gelmiştir. Gazze’nin kuzeyindeki en büyük hastane olan Şifa Hastanesi bombalandı ve hizmet dışı kaldı. Gazze’nin güneyindeki en büyük hastanesi olan El-Nasır Hastanesi bombalandı ve hizmet dışı kaldı. Ülkemiz tarafından 2011-2017 yılları arasında Gazze Şeridi’nde inşa edilen Türkiye-Filistin Dostluk Hastanesinin İşgalci İsrail’in 7 Ekim saldırıları sonrasında askeri amaçlarla kullanıldığı öğrenilmiş oldu. Ayrıca son günlerde Nasır ve Şifa Hastaneleri’ndeki yıkım ve bölgede bulunan toplu mezarlar ve işkence edilerek şehit edilen insanların cesetleri İşgalci İsrail’in vahşetini gözler önüne serdi. Gazze halkı abluka altında açlığa mahkum ediliyor. Bombaların, kitle imha silahlarının dehşetinden kurtulabilen insanlar, yetersiz beslenmenin, susuzluğun, salgın hastalıkların pençesinde ölüme mahkum ediliyor. Çok sayıda artan menenjit ve Hepatit C vakası var olan durumu daha da zorlaştırıyor. Gazze’deki durum kelimenin tam anlamıyla bir soykırım. İsrail, Gazze’nin tamamını bir toplama kampına çevirmiş durumda ve hiçbir hukuk ve ahlak kuralı tanımadan, hiçbir insani değerle açıklanmayacak şekilde adeta bir soykırım yapıyor. İnsanların gidebilecekleri hiçbir yer yok ve en son sığındıkları hastaneler dahi bombalanıyor. Gittikçe zalimliği ve zulmü artan işgalci İsrail’e diyoruz ki; zalimin sonu yaklaştıkça zulmü artar ve daha da azgınlaşır, senin de sonun yaklaştı, geçmişteki tüm zalimler gibi senin de tarihin kara sayfalarında adın geçecek ve lanetle anılacaksın, bugün senin zulmüne susanlar, senin yanında olup yardımcın olanlar da ilerde utancından kaçacak delik arayacak ve yargılanmaktan kurtulamayacak. 2 milyon mazlumun göğü inleten çığlıklarına sessiz kalan sağırlarla hesaplaşacağız. Çocuk ve kadınlar öldürülünce susan dilsizlerle hesaplaşacağız. 35 bin kişinin katledilmesini görmeyen, kör taklidi yapanlarla hesaplaşacağız. Öyle bir hesap ki; bugün silahlarıyla güçlü gözükenler o gün zalimlerin yaşayacağı korkunç akıbeti yaşamaktan kurtulamayacak. Elbet bugünler de tarih olacak, bugünler de gelecekte anılacak. Bugünlere dönüp baktığında elinden geleni yapanların gönlü ferah olacak. Diğerlerinin ise ömrü vicdan hapishanelerinde geçecek. Biz Gazze’yi unutmadığımız, unutturmadığımızda, imkan olursa; gemilerle kardeşlerimizin yardımına koştuğumuzda, imkan ve şartlar müsait olmadığında, zulmedenlerin hangi akıbete uğrayacaklarını haykırdığımızda, dua ile Allah’tan yardım, sabır ve metanet dilediğimizde, boykotu gevşetmediğimizde, alışkanlık haline getirdiğimizde sevinenler mazlumlar olacak” dedi.
Gazze’nin yanında olduklarını da sözlerine ekleyen Muhammed Taşköprü; “Bebeklerin çığlıklarının dünya devletleri tarafından duyulmadığı, 7-8 yaşlarında çocukların yetim kaldığı, annelerin bebeklerine süt bulamadığı, yardım gönüllüleri, sağlık çalışanlarının ve hastanelerin birincil hedef olduğu Gazze kazandı, kazanıyor, kazanacak. Biz vicdanımızla, şuurumuzla, duamızla, eylemimizle Gazze’deki kardeşlerimizin yanındayız ve yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>İngiltere Savunma Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, ABD ve İngiltere silahlı kuvvetlerine ait güçlerin adı geçen diğer 4 ülkenin de desteğiyle Kızıldeniz’deki ticari gemileri hedef alan Yemen’deki Husilere ait bazı noktaları vurdukları belirtildi.
Söz konusu hava saldırılarının Husilerin ticaret gemilerine ve dolayısıyla küresel ticarete yönelik tehditlerini yok etmek amacıyla yapıldığı ifade edilen ortak açıklamada, Husilerin de 11 Ocak’tan bu yana koalisyon gemilerine yönelik balistik füze saldırıları ve ABD ticari gemilerine yönelik insansız hava araçlı saldırılar düzenlediği kaydedildi.
Açıklamada, “Bugünkü saldırı özellikle Husilerin yer altı depolama sahasını ile füze ve hava gözetleme yetenekleriyle ilişkili yerleri hedef aldı.” ifadeleri kullanılırken, vurulan hedef sayısının 8 olduğu kaydedildi.
Kasım ayı ortasından bu yana Husilerin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik 30’un üzerinde saldırı yaptığına işaret edilen açıklamada, “Uluslararası toplumun geniş fikir birliğinin bilincinde olarak, kurallara dayalı düzeni, seyrüsefer özgürlüğünü ve uluslararası ticareti korumaya, Husileri denizciler ve deniz ticaretine yönelik yaptıkları kabul edilemez ve yasa dışı saldırılardan sorumlu tutmaya kararlı, benzer düşüncelere sahip ülkelerden oluşan bir koalisyon olarak bir kez daha harekete geçtik.” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada koalisyonun hedefinin bölgede tansiyonu düşürmek ve Kızıldeniz’de istikrarı sağlamak olduğu vurgulanarak, “Husilere uyarımızı tekrarlamak istiyoruz. Devam eden tehditler karşısında dünyanın en kritik su yollarından birindeki hayatları ve serbest ticaret akışını savunmaktan çekinmeyeceğiz.” ifadeleri kullanıldı.
Husiler başkent Sana’nın vurulduğunu duyurmuştu
Öte yandan Husilere ait Ensarullah internet sitesinde verilen son dakika haberinde, “ABD-İngiliz güçlerinden başkent Sana’ya saldırı” ifadeleri kullanılmıştı.
Bölge sakinlerinden alınan bilgilere dayandırılan haberlerde, bir savaş uçağının başkent Sana semalarında uçmasıyla eş zamanlı olarak başkentin kuzey bölgelerinde şiddetli patlamalar meydana geldiği ifade edilmişti.
Husiler, 19 Ocak’ta da ülkenin batısındaki Hudeyde kentine ABD ve İngiltere’nin 2 kez saldırı düzenlediğini açıklamıştı.
Kızıldeniz’deki durum
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim’de Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koymaya, bazılarına da dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı.
ABD güçleri bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
Kızıldeniz’de 31 Aralık’ta İsrail ile bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husilere ait 3 sürat teknesi, ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı.
Husiler, 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını duyurdu.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 11 Ocak’ta ABD ve Japonya tarafından sunulan, Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasının talep edildiği kararı kabul etti.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.
]]>ABD’ye ait Marshall Adaları bayraklı yük gemisi, Aden Körfezi açıklarında füze ile vuruldu. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, Husiler tarafından düzenlenen saldırıda yük gemisinin füzeyle vurulduğu doğrulanarak, geminin sahibinin ABD merkezli Eagle Bulk Shipping’e ait “Gibraltar Eagle” olduğu belirtildi. Vurulan gemiye ilişkin Husiler’den de açıklama geldi.

“GEMİ TAM İSABETLE VURULDU”
Husiler’in Askeri Sözcüsü Yahya Seri, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, “Yemen Silahlı Kuvvetlerine bağlı Deniz Kuvvetleri (Husiler), Aden Körfezi’nde bir Amerikan gemisini bir dizi seyir füzesiyle hedef alan askeri bir operasyon gerçekleştirdi ve doğrudan tam isabet sağlandı.” ifadelerini kullandı.
ABD VE İNGİLTERE’NİN SALDIRILARINA YANIT
“Operasyonun, bugüne dek Siyonist oluşum tarafından en çirkin katliamlara maruz kalan Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkına uygulanan zulme karşı bir zafer olduğunu” belirten Seri, bunun aynı zamanda ABD ve İngiltere’nin Yemen’e saldırılarına bir yanıt olduğunu kaydetti. Yemen’e saldırılarda görev alan ABD ve İngiliz savaş gemilerinin tümünün kendilerine bağlı silahlı kuvvetlerin meşru hedefi olduğunu vurgulayan Seri, olası bir yeni saldırının da cevapsız ve cezasız kalmayacağının altını çizdi.

Yahya Seri, paylaşımında “Kuvvetlerimiz, Gazze Şeridi’nde Filistin halkına yönelik abluka kaldırılıncaya ve saldırganlığa son verilinceye kadar, İsrail’in Basra Körfezi ve Kızıldeniz’deki seyrini engelleme kararını uygulamaya devam edecek.” ifadelerini kullandı.
KIZILDENİZ’DEKİ GERİLİMDE YAŞANANLAR
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim’den bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu söyledikleri ticari gemilere el koymaya ve bazılarına da dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı. ABD güçleri bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.

Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı. ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu duyurdu.
Kızıldeniz’de 31 Aralık’ta İsrail’le bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husiler’e ait 3 sürat teknesi ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı. Husiler, 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını duyurdu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 11 Ocak’ta ABD ve Japonya tarafından sunulan ve Husiler’in Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasını talep eden kararı kabul etti.

Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si yapılıyor.
HUSİLER KİMDİR?
Husiler ya da resmî adıyla Ensarullah, Yemen’de faaliyet gösteren Zeydi gruptur. Grup, ismini kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’den almıştır. İlk kez 2004 yılında silahlı ayaklanma başlatmışlardır. 2004 yılından beri İran tarafından malî ve askerî destek almaktadır. 2015 yılında gerçekleştirdikleri mücadele ile başkent San’a ve parlamentoyu ele geçirmişlerdir. Grubun sloganı “Allah büyüktür, İsrail’e ölüm, Amerika’ya ölüm, Siyonizm’e lanet, İslam’a zafer”dir. Bu slogan Husi bayraklarında yer alır. Örgütün 7 bin ila 30 bin arası silahlı militanı, 450 bin kadar sivil destekçisi vardır.
]]>Bakan ayrıca Hamas’ın artık Gazze’nin yönetiminde olmayacağını ve İsrail’in genel güvenlik kontrolünü elinde tutacağını belirtti.
Plan açıklanırken, Gazze’de saldırılar devam etti ve Hamas yönetimindeki Sağlık Bakanlığı son 24 saatte onlarca kişinin öldürüldüğünü duyurdu.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın da bu hafta bölgeyi ziyaret etmesi, İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da Filistinli yetkililer ve İsrailli liderlerle görüşmesi bekleniyor.
Blinken’ın ziyareti, Hamas’ın üst düzey liderlerinden Salih El Aruri’nin Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta öldürülmesiyle gerginliğin arttığı bir ortamda yapılacak. Suikasttan İsrail sorumlu tutulurken, İsrail herhangi bir açıklama yapmadı.
‘Dört köşeli’ plan
Gallant’ın “dört köşeli” planına göre İsrail Gazze’nin genel güvenliğini elinde tutacak.
İsrail’in saldırıları nedeniyle oluşan yaygın yıkımın ardından, bölgenin yeniden inşasını çok uluslu bir güç üstlenecek.
Komşu Mısır da plan uyarınca bir rol oynayacak, ancak bu rolün ayrıntısı verilmedi.
Ancak yayımlanan belgede bölgenin yönetiminden Filistinlilerin sorumlu olacağı da belirtiliyor.
Gallant “Gazze’de yaşayanlar Filistinliler, dolayısıyla İsrail devletine karşı herhangi bir düşmanca fiil ya da tehdit olmaması koşuluyla, Filistinli kurumlar yetkili olacak” dedi.
Gazze’nin geleceğinin ne olacağı konusundaki tartışmalar İsrail’de büyük görüş ayrılıklarına yol açtı.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun kabinesindeki bazı aşırı sağcı üyeler, Gazze’deki Filistin vatandaşlarının sürgüne gitmeye teşvik edilmesi ve bölgedeki Yahudi yerleşimlerinin yeniden kurulması gerektiğini söyledi. Ancak bu tartışmalı öneriler bölgedeki bazı diğer ülkeler ve İsrail’in bazı müttefiklerince “aşırılıkçı” ve “uygulanamaz” diye tanımlanarak, reddedildi.
Galant’ın önerileri diğer bazı kabine üyelerinin gündeme getirdiklerine göre daha pratik görülse de, büyük ihtimalle, savaşın sona ermesinden sonra bölgenin yönetiminin Gazzeliler’de olması gerektiğini söyleyen Filistinli liderler tarafından reddedilecek.
Başbakan Netanyahu, şu ana dek Gazze’nin nasıl yönetilmesi gerektiğini düşündüğü konusunda bir açıklama yapmadı.
İsrail Başbakanı, Hamas’ın tamamen yok edilmesini amaçladığını söylediği Gazze’deki savaşın aylar sürebileceğini söyledi.
Galant’ın planında, İsrail Ordusu’nun Gazze’deki savaşın sonraki aşamalarında nasıl ilerlemeyi amaçladığı da yer aldı.
Savunma Bakanı, İsrail Ordusu’nun Gazze’nin kuzeyinde daha hedefe yönelik bir yaklaşım benimseyeceğini belirtti. Bu operasyonlara, baskınlar, tünellerin yok edilmesi, hava ve kara saldırılarının dahil olduğu kaydedildi.
Gallant, Gazze’nin güneyinde ise İsrail Ordusu’nun Hamas liderlerini bulmaya ve rehineleri kurtarmaya çalışmaya devam edeceğini söyledi.
Gazze’nin güneyindeki en büyük kent Han Yunus dün İsrail hava saldırılarında vuruldu.
İsrail Ordusu “terör altyapısına” yönelik saldırılar yapıldığını ve askerlerin yanında patlayıcı infilak ettirmeye çalışan, “militan” diye tanımladığı kişilerin öldürüldüğünü belirtti.
Bir hava saldırısında da İslami Cihat örgütünün üst düzey militanlarından Memduh Lolo’nun öldürüldüğü açıklandı.
Hamas yönetimindeki Sağlık Bakanlığı ise Gazze genelinde son 24 saatte düzenlenen saldırılarda 125 kişinin öldürüldüğünü duyurdu.
Bir Sağlık Bakanlığı yetkilisi, Han Yunus’un batısındaki El Mawasi’de düzenlen İsrail hava saldırılarında aralarında dokuz çocuğun da bulunduğu 14 kişinin öldüğünü söyledi.
Bu küçük kasaba, İsrail güçleri tarafından yerlerinden edilen Filistinliler için “güvenli alan” ilan edilmişti. İsrail Ordusu, Hamas’ın açıklamaları hakkında bir yorum yapmadı.
Görgü tanığı Cemal Hamad Salih “Gece yarısı çoğu çocuk, insanların uyuduğu sırada, çadırlara hava saldırısı yapıldı. Bir cesedi 40 metre ötede bulduk” dedi.
Save the Children yardım kuruluşunun İsrail işgali altındaki Filistin toprakları sorumlusu Jason Lee “Gazze’de güvenli bir yer yok. Kamplar, sığınaklar, okullar, hastaneler, evler ve sözde ‘güvenli alanlar’ çatışma alanı olmamalı” dedi.
Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail’in saldırılarına başlamasından bu yana Perşembe günü itibarıyla ölenlerin sayısının 22.400’e ulaştığını açıkladı. Bu, 2,3 milyon nüfuslu bölgede yaşayanların neredeyse yüzde 1’i anlamına geliyor.
]]>