‘Salla’ , ‘Ya Habibi’ , ‘Kal’ , ‘Yetmez’ gibi sevilen şarkıları seslendiren Atiye, 7 yıl önce müzik yönetmeni ve prodüktör Erol Sebebci ile Almanya’da sessiz sedasız nikah masasına oturmuştu.
Özel hayatlarını gözlerden uzak bir şekilde sürdüren çiftten güzel haber geldi.
CİNSİYETİNİ SAHNEDEN DUYURDU
İlk kızları Ferahfeza’yı 2019’da ikinci kızları Neva’yı ise 2023’te kucaklarına alan ikili, yeniden anne baba olmaya hazırlanıyor.
Aramızda Kalmasın’ın haberine göre; Atiye karnı burnunda sahneye çıktı.

KIZ GELİYOR
Üçüncü kez hamile olan şarkıcı, bebeğinin cinsiyetini de açıkladı.
Şarkıcı, bebeğinin cinsiyetinin kız olduğunu da açıkladı.
“DÖRDÜNCÜ BELKİ ERKEK OLUR”
Ünlü popçu, “İkinci bebeği daha geçen yıl dünyaya getirdim. Henüz 1 yaşında. Bir erkek çocuk da istiyorum. Dördüncü belki erkek olur” dedi.

“HAZIR MISINIZ?”
Mavi transparan bir elbise giyerek belirginleşen göbeğini saklamayan Atiye, “Hoş geldiniz. Hep beraber çok eğleneceğiz. Hazır mısınız?” dedikten sonra eğlencenin fitilini hareketli şarkılarıyla ateşledi.

SAHNEDE ŞOV YAPTI
“Sahnede çocukken çok sevdiğim şarkıları şimdi söyleyeceğim” diyen şarkıcı, Tarkan, Kenan Doğulu ve Mustafa Sandal’ın hitlerini yorumladı.
Darbuka çalarak herkesi dansa davet eden Atiye, sahnede ‘Ya Habibi’ şarkısının önce Arapça slow versiyonunu, sonra da dansçılarıyla orijinal hareketli halini de söyledi.


Furkan Can
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türk sanat müziğinin ‘nostalji kraliçesi’ 66 yaşındaki Muazzez Ersoy, önceki akşam bir bankanın kutlama gecesi için sahnedeydi.
ATATÜRK’ÜN SEVDİĞİ ŞARKILARI SÖYLEDİ
Ersoy, Atatürk’ün sevdiği şarkılar konseptiyle yüz yıllık unutulmaz şarkılar söyledi.
Sahnesinin ilk anlarından son dakikasına kadar enerjisiyle herkesi mest eden Ersoy, derin dekolteli kıyafetiyle de dikkatleri üzerine çekti.
Ünlü şarkıcının tarzına takipçileri yorum yapmadan geçmedi.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(İSTANBUL) – Usta tiyatrocu Genco Erkal için İstanbul’daki Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tören düzenlendi. Törenin başında Erkal, 10 dakika boyunca kesintisiz alkışlandı. Son kez sahnede olan Erkal’ı dostları ve sevenleri yalnız bırakmadı. Salonda izdiham yaşandı.
Önceki gün yaşamını yitiren usta tiyatrocu Genco Erkal için bugün ilk tören, İstanbul’daki Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde düzenlendi. Törene eski CHP Genel Başkanları Hikmet Çetin ve Altan Öymen, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, çok sayıda siyasi parti, kurum, dernek temsilcisi, sanatçı dostları ve ailesi katıldı.
Dakikalarca alkışlandı
Erkal’ın Türk bayrağına sarılı naaşının arkasında ekrana, tiyatro sahnelerinden anlar yansıtıldı. Şair Nazım Hikmet’in dizelerini okuduğu sahneler de ekrandayken Erkal, 10 dakika boyunca aralıksız alkışlandı. Sunuculuğunu, Erkal ile onlarca kez aynı sahnede yer alan Tülay Günal’ın yaptığı törende, sırasıyla yönetmen Dikmen Gürün, Erkal’ın arkadaşı Özcan Arca, eski İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan ve Ekrem İmamoğlu birer konuşma yaptı.
Fazıl Say: İdeolojisinden hiçbir zaman vazgeçmedi
Tören, Erkal’ın çok kez birlikte sahne aldığı piyanist Fazıl Say ile müzisyen Serenad Bağcan’ın “Memleketim” ve “İnsan İnsan” eserleri ile başladı. Burada konuşan Say, Erkal’dan çok şey öğrendiğini belirterek şunları söyledi:
“Disiplini, çalışkanlığı, tek başına mücadele etmeyi öğrendim. İdeolojisinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Hepimize çok şey vermiştir. Nazım Hikmet’in yasaklı dönemlerindeki şiirlerini Genco Erkal, pek çok bedel ödeyerek yaşatmıştır. Yaklaşık 25 yıl önce Nazım Oratoryosu’nun bestelenmesi dolayısıyla benim için hayatımın en önemli mihenk taşlarından olan dostluğumuz başladı. Onunla olan çalışmalarımızın çoğunu kayıt altına aldık. Müteşekkiriz. Bugün burada büyük sanatçımızın yanında bulunan herkese teşekkür ediyorum.”
Turgut Kazan: Cumhurbaşkanına hakaretten beraat etmeyecek, davası düşecek
Turgut Kazan, avukatlığını yaptığı Erkal’a açılan “cumhurbaşkanına hakaret” davalarından söz etti. Kazan, şöyle konuştu:
“Mutlaka cezalandırılması gerekirdi böyle birinin. Cumhurbaşkanı için sanatçı olması falan önemli değildir. Kim olursa olsun, ne kadar başarılı olursa olsun bizim takımdan olmadığına göre, bir tarikat temsilcisi olmadığına göre bir kere cezalandırılması gerekir. Başvurmuşsunuz, savcı dava açmış. Yeter. Cumhurbaşkanı, ‘Bana hakaret edildi’ diye katılma isteğinde bulundu. Ben dedim ki, tereddütsüz katılma isteğinin kabulünü istiyoruz çünkü böylece cumhurbaşkanının, böyle bir sanatçının cezalandırılmasını istediği tarihe not düşülmelidir. Düşüldü. Temyiz ettiler. Dolayısıyla temyizde dosyamız kaldı. Beraat kararı kesinleşemeyecek. Düşme kararı verilecek. İşte ikinci yüzyılında Türkiye’nin, demokrasiyle hukuk devleti diyorum ve özetle Türkiye’de Genco gibi bir sanatçının cenaze töreninde bir hukukçunun konuşmuş olmasından ne kadar büyük ıstırap duyduğumu da dile getirerek güle güle sevgili Genco diyorum.”
İmamoğlu: Gülhane Parkı’nda bir ceviz ağacıydı
Ekrem İmamoğlu da “İyi ki bu ülkeden, bu şehirden ve bu dünyadan Genco Erkal geçti” diye konuşmasına başlayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“İyi ki onunla aynı dönemde yaşadık ve onun oyunlarını izledik. O güçlü sesini duyduk, söylediklerini dinleme şansını yakaladık ve hissettik. O, sanat dünyasının koca çınarıydı. Açıkçası ‘koca çınar’ sözü çok değerlidir bizim kültürümüzde. Aslında insanlık için de çok şey ifade eder ama belki de onun için ‘Gülhane Parkı’nda bir ceviz ağacıydı’ demek daha güzel olur diye düşünüyorum. Gülhane Parkı’nda bir ceviz ağacıydı ve biz de onun farkındaydık ve hep farkında olacağız. Ceviz ağacı çok verimliydi. Açıkçası müthiş tutkusuyla hep üretti. Hep var oldu. En güzel, en çetin cevizler onun dallarında yetişti. En sıcak günlerde onun gölgesinde ruhumuz dinleniverdi. Müthiş bir mücadele insanıydı. Sahneye taşıdığı her eserde görüşünü, tavrını, duruşunu net bir şekilde ortaya koydu. Neye ihtiyaç varsa haksızlığa, hukuksuzluğa karşı, duygularını insanlarıyla, hemşehrileriyle, milletiyle paylaştı. Eğilmedi, bükülmedi, susmadı, susturulamadı. Sanatçı onuruyla hep dimdik ayakta durdu.
“Müthiş bir anlatıcıydı”
Gerçekten benzersiz, insanı yüreklendiren sesi, kendine özgü vurgusu ve tonlamalarıyla müthiş bir anlatıcıydı. Bu toplumun sorunlarını ve sadece toplumun değil; bütün dünyanın, bütün dünya halklarının sorunlarını ele alan, bilge ve aydın tavrından ödün vermemesi, o eğitici tavrı, bizler için çok kıymetli oldu. Genco Erkal; oyunlarıyla, söylemleriyle her zaman, hele hele bugünlerde çok ihtiyaç duyduğumuz barışın ve halkın yanında olan, aynı zamanda en güçlü tonda ‘savaşa hayır’ diyen bir kahramandı. Tüm dünyada gerginliğin tırmandığı, çatışmaların, savaşların etrafımızı sarıp sarmaladığı bu dönemde, onun söylediklerini tekrar tekrar dinlemeye ve kesinlikle hep birlikte, onun güçlü ses tonuyla olmasa bile, hep birlikte ‘savaşa hayır’ demeye çok ihtiyacımız var. Kendisini bu ülkenin, bu şehrin efsane sanatçısı, tiyatro sanatçısı olarak uğurluyoruz ama ben, aynı zamanda onun cesaretinin önünde saygı duyarak onu uğurlamak istiyorum.
“İşçi sınıfının başı sağ olsun”
Aynı zamanda haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı durma konusunda, bize eğitici ve öğretici olduğu için, ona minnet duyarak onu uğurlamak istiyorum. Kararlılığımıza kararlılık kattığı için, cesaretimize cesaret kattığı için kendisine minnet duyarak uğurlamak istiyorum. Haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı bundan sonra da en güçlü tonda, en güçlü seviyede karşı olacağımızı ve en güçlü tonda ‘savaşa hayır’ demeye, ‘barışa evet’ demeye devam edeceğimize söz vererek uğurlamak istiyorum. Kendisine rahmet dilerken, dua ederken tüm kalbimle içten teşekkür ediyorum. Elbette ailesinin, sevenlerinin, tiyatro ve sanat dünyamızın başı sağ olsun. Her zaman mücadelelerine destek olduğu için işçi sınıfının başı sağ olsun. Sadece hepinizin huzurunda, kendimize sorumluluğumuzu hatırlatarak buradan ayrılmak istiyorum. Elbette ismini, sesini ve bize emanet ettiklerini sonsuza kadar yaşatmak bizim borcumuz. Başımız sağ olsun. Mekanı cennet olsun.”
“Hayata teşekkür ediyorum bana bütün verdikleri için” sözleriyle veda etti
Tülay Günal, “Vatan, Millet, Sermaye” ile “Ceviz Ağacı” eserlerini seslendirdi. Erkal için hazırlanan bir belgeselde söylediği “Son yıllarda tiyatromuzda genç topluluklar, bereketli, beni çok heyecanlandırıyor, sevindiriyor ve elimden geldiğince onlara hep destek olmak istiyorum. Artık yavaş yavaş onlara devrediyoruz bayrağı. İşte böyle geçti şu yeryüzünde bana tanınmış olan süre. Hayata teşekkür ediyorum bana bütün verdikleri için” ifadeleriyle tören son buldu. Erkal’ın naaşı, alkışlarla sahneden indirildi. Törenin ardından Teşvikiye Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Erkal, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.
]]>İZMİR’in Çeşme ilçesinde, Türk Eğitim Vakfı (TEV) İzmir Şubesi öncülüğünde Çeşme Açıkhava Tiyatrosu’nda eğitim yararı için düzenlenen konserde sahne alacak olan Yunan sanatçı Despina Vandi, sahnede olan Atatürk posteri ve Türk bayrağının indirilmesini isteyince kriz yaşandı. İsteği yerine getirilmeyen Vandi, konsere çıkmaktan vazgeçti. Konuyla ilgili sahneden açıklamada yapan Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, “Bizim topraklarımızda, benim belediye başkanı olduğum bir kentte hiç bir güç ne bayrağımızı ne de Atatürk’ün posterini indirmeye yeltenemez. Hanımefendi, ivedilikle bu şehrin sınırlarını sakinlik ve sükunetle terk etsin. Dilerim bir daha gittiği hiç bir ülkede o ülkenin kanla elde edilmiş ve onun sembolü olan bayrağını indirmeyi aklından dahi geçirmez.” dedi.
Çeşme’de düzenlenen Çeşme Açıkhava Tiyatrosu’nda Türk Eğitim Vakfı (TEV) İzmir Şubesi öncülüğünde eğitim yararına verilen konserde bayrak krizi yaşandı. Konserde sahne alacak olan Yunan sanatçı Despina Vandi, TEV İzmir Şubesi Başkanı Gülnur Soybayraktar tarafından yapılan açıklamada son dakikada elde olmayan nedenlerle sahneye çıkamadığını belirtti. İddiaya göre Vandi, sahnede asılı olan Atatürk posteri ve Türk bayrağının indirilmesini istedi. Bu isteği reddedilen şarkıcı, sahneye çıkmaktan son anda vazgeçti. Vandi’nin Atatürk ve Türk düşmanı olmadığını, ancak kariyerini de düşünmek zorunda olduğunu belirttiği öğrenildi.
BAŞKAN DENİZLİ: HİÇ BİR GÜÇ NE ATATÜRK POSTERİNİ NE DE BAYRAĞIMIZI İNDİREMEZ
Konuyla ilgili sahneden konuklara açıklamada bulunan Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, “Bu bir yardım konseri, burada hiç bir yardım kuruluşu ve belediyenin menfaati yok, olamaz da. Çünkü bu çocuklar için, eğitim için verilen bir konser. Bu düşünceyle, Ata’mızın ‘dostluk ve ebedi kardeşlik’, yani savaşları zaruri olmadıkça cinayet olarak gören bir liderin sözleri bunlar. Eğitime, bu hayatta en çok kıymet veren liderin sözleri bunlar. Bu inançla TEV ekipleri bize geldiğine Despina Vandi’ye de sahne vermek istediler. Biz de elimizden geldiğince destek olduk. Sonra sahneye çıkmayacakmış dediler. Çünkü Türk bayrağı ve Atatürk posterinin inmesini istiyormuş.” diye konuştu.
Bu açıklamalara konsere gelenler tepki gösterince Başkan Denizli, “Kendisini yuhalamayın, güzel nefesinizi yoracağınız bin insan olmadığını düşünüyorum.” dedi.
‘BAYRAK, MİLLETİN ONURUDUR’
Açıklamasına devam eden Denizli, Atatürk’ün bir anısına yer vererek, “Bayrak milletin onurudur. İzmir işgal altındayken, Yunan generallerin ayaklarının altına Türk bayrağını sererlermiş. İzmir işgalden kurtulduktan sonra ve askerlerimiz İzmir’i özgürleştirdikten sonra Atatürk konutuna çıkarken ayaklarının altına Yunanistan bayrağı sermişler. Demiş ki, ‘Hiç bir milletin bayrağı ayaklar altına alınamayacak kadar kıymetlidir.’ dedi. Biz bu toprakları kazanmak için çok şehit verdik. ve biz her zaman kardeşliğin ve ebedi dostluğun kazanacağına inanan insanlar topluluğuyuz. Bizim topraklarımızda, benim belediye başkanı olduğum bir kentte hiç bir güç ne bayrağımızı ne de Atatürk’ün posterini indirmeye yeltenemez. Hanımefendi, ivedilikle bu şehrin sınırlarını sakinlik ve sükunetle terk etsin. Dilerim bir daha gittiği hiç bir ülkede o ülkenin kanla elde edilmiş ve onun sembolü olan bayrağını indirmeyi aklından dahi geçirmez. Dilerim bu ona tarihi bir ders olur, bizim hiç kimseye ihtiyacımız yok. Biz bize yeteriz. Ben hanımefendi adına utanıyorum.” İfadesini kullandı.
Konsere gelen izleyiciler daha sonra hep bir ağızdan İzmir Marşı ve Onuncu Yıl Marşı’nı söyledi.
]]>“KONSER ALANI GEZİLDİĞİNDE CİDDİ EKSİKLİKLER TESPİT EDİLDİ”
Merve Özbey’in avukatları, sahnede sorunları gördükleri yerlerin videolarını yayınlayarak yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Müvekkilimiz Merve Özbey hakkında akşamdan bu yana kamuoyunu meşgul eden asılsız iddialar ve hakaretamiz konuşmalar nedeniyle işbu açıklamanın yapılması zarureti hasıl olmuştur. Şöyle ki, müvekkil ekibi ile beraber, 06/07/2024 tarihinde Çanakkale Karabiga Belediye’sine ait sahnede, Alp Ajans Organizasyon Firması ile yapılan anlaşma gereğince açık hava konserine çıkmak üzere sabah saatlerinde konser alanına gelmiştir. Söz konusu konser başlamadan önce her konser öncesi olduğu gibi, Organizasyon firmasına gönderilmiş olan Teknik Şartnameye uyulup uyulmadığı konusunda müvekkilimizin teknik ekibi tarafından inceleme yapılmış, konser alanı gezilmiş ve konser sırasında çok ciddi kazalara neden olabilecek bir takım teknik eksiklikler tespit edilmiştir.”
“ELİMİZDE DELİLLER VAR”
“Tüm ayrıntıları, fotoğraf ve video kaydı ile delillendirildiği üzere sahneyi ayakta tutan sütunlardan bir kısmının ahşaptan yapılmış, bir kısmının kırılmış olduğundan koli bandı ile yapıştırılmış, bir kısmının da, sütunlar birbirini ayakta tutabilsin diye yine koli bandı ile birbirlerine tutuşturulmuş vaziyette olduğu, elektrik kablolarının hiçbir güvenlik önlemi alınmaksızın gelişigüzel sahneden aşağı sarkıtılmış olduğu gibi sair aykırılıklara ilişkin görsellerden sadece birkaç tanesi ekte siz vatandaşlarımızın bilgisine sunulmaktadır.”
Sahneden bir kare“FACİALARIN ÖNLENMESİ İÇİN SAHNEYE ÇIKMADI”
“Müvekkilimiz tarafından söz konusu hususların giderilmesi ve muhtemel kaza ve faciaların önlenmesi adına gerek konser alanı yetkilileri gerekse de Organizasyon Firması ile iletişime geçilmiş, konserin sorunsuz şekilde geçirilebilmesi ve vatandaşlarımızın da herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmaması adına konserden önce taahhüt edildiği hale getirilmesi, aksi takdirde toplum ve çalışanlarının sağlığını korumak maksadı ile sahneye çıkamayacağı belirtilmiştir.”
“KONSERE GELEN TÜM VATANDAŞLARIN GÜVENLİĞİ GÖZETİLDİ”
“Zira; müvekkilimiz yıllardır müzik sektöründe yer almakta olup sayısız konser organizasyonunda yer almış ve söz konusu organizasyon da dahil olmak üzere her organizasyondan önce organizasyon firmaları ile yapılan anlaşmalarda sahne ekibinin güvenliği yanı sıra konser alanına gelen tüm vatandaşların güvenliği gözetilerek Teknik Şartnameler organizasyon firmalarına iletilmiştir. İşbu duyuruya konu olan olayda da Teknik Şartnamede yer alan hususlar çok açık iken organizasyon firması ve ilgili idare ciddi ihlallerde bulunmuştur.”
“Bu minvalde son ana kadar var olan güvenlik açıklarının giderilerek, sorunsuz bir konser organizasyonu gerçekleşmesi adına yetkili kişilerle iletişime geçen müvekkilimiz, bu çabalarının karşılığını göremediğinden yaşanması muhtemel tüm tehlikelerin önüne geçmek ve kendisi dahil tüm ekibinin ve kendisini izlemeye gelen sevenlerinin can sağlığını gözetmek zorunda olduğundan konser alanından üzülerek ayrılmak zorunda kalmıştır ki bu kendisinin de ilk konsere çıkamayışıdır.”

“HAKARET VE KARALAMALAR İÇİN HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATACAĞIZ”
“Tüm bu çabaya rağmen, dün akşamdan bu yana, bu noktaya kendi ayıp ve kusurları ile gelindiğini çok iyi bildiği halde suç bastırmaya çalışan, müvekkilin vücut bütünlüğüne ve sanatçı kimliğine varana kadar hakaret etmekten ve sözünü esirgemekten çekinmeyen, Organizasyon Firması görevlileri ve sair üçüncü kişilerin hesapları ekibimizce tek tek takip edilmekte, müvekkilimiz hakkındaki hakaret ve karalama niteliğindeki tüm beyanlar, açıklamalar ve paylaşımlar kapsamında; müvekkilin tüm yasal haklarının hukuki zeminde sonuna kadar savunulacağını, müvekkilimiz hakkında Türk Ceza Kanununa ve sair mevzuata aykırı şekilde sözler sarf eden tüm kişiler hakkında cezai ve mesleki kariyerine böyle hakaretamiz cümleler ve iftiralar ile zarar verilmesi konusunda da hukuki sürecin başlatılacağını siz değerli Kamuoyuna saygılarımızla bildiririz.”
BELEDİYE BAŞKANI: MERVE ÖZBEY’İN YAŞATTIĞI AYIP NEDENİYLE ÖZÜR DİLERİZ
Özbey’in sahneye çıkmamasına sitem eden Elbi, “Merve Özbey konseri, şarkıcının 27 Kişilik Darbuka Ritim Grubunun sahne aldığı sahnede ‘güvenlik’ gerekçesini öne sürerek sahneye çıkmaması ve şehrimizi terk etmesi nedeniyle iptal olmuştur. Sahnede görev alan kişiler ve halkımızın güvenliğini güvenlik güçlerimiz sağlamaktadır. Karabiga gibi huzurun ve güvenin timsali şehrimizde şarkıcı Merve Özbey’in böyle bir karar almasını akıl tutulması olarak görüyor, konser alanını erken saatlerden itibaren dolduran ve saatlerce bekleyen, başta Karabigalı hemşehrilerimiz olmak üzere uzak yakın birçok yerden şehrimize misafir olan halkımıza yapılmış haksızlık olarak görüyoruz. Yaşattıkları ayıp nedeniyle halkımızdan özür diliyor, 7’den 77’ye alanı dolduran vatandaşlarımızın vicdanına bırakıyoruz” ifadelerine yer vermişti.


“GÜVENLİK GEREKÇESİYLE SAHNEYE ÇIKMAYIP ŞEHRİ TERK ETTİ”
Instagram hesabından yaptığı paylaşımında konsere gelen vatandaşların mağdur olduğunu söyleyen Elbi, Merve Özbey’i hedef alarak şunları söyledi: “Karabiga Belediyesi olarak 40. Karabiga Priapos Deniz Festivali etkinlikleri kapsamında düzenleyeceğimiz Merve Özbey konseri, şarkıcının 27 Kişilik Darbuka Ritim Grubunun sahne aldığı sahnede ‘güvenlik’ gerekçesini öne sürerek sahneye çıkmaması ve şehrimizi terk etmesi nedeniyle iptal olmuştur. Konserlerde sahne kurulumu organizasyon firması tarafından sağlanmaktadır. Şarkıcı sosyal medya hesabından yaptığı ilk duyuruda Belediyemizi suçlamış ancak hatasının farkına vararak paylaşımını silip organizatör firmayı hedef göstermiştir. Sahnede görev alan kişiler ve halkımızın güvenliğini güvenlik güçlerimiz sağlamaktadır.”
Ahmet Elbi“BÖYLE BİR KARAR ALMASI AKIL TUTULMASI, HALKIMIZA HAKSIZLIK”
“Karabiga gibi huzurun ve güvenin timsali şehrimizde şarkıcı Merve Özbey’in böyle bir karar almasını akıl tutulması olarak görüyor, konser alanını erken saatlerden itibaren dolduran ve saatlerce bekleyen, başta Karabigalı hemşehrilerimiz olmak üzere uzak yakın birçok yerden şehrimize misafir olan halkımıza yapılmış haksızlık olarak görüyoruz. Yaşattıkları ayıp nedeniyle halkımızdan özür diliyor, 7’den 77’ye alanı dolduran vatandaşlarımızın vicdanına bırakıyoruz.”

MERVE ÖZBEY CEPHESİNDEN AÇIKLAMA: CİDDİ KAZALARA NEDEN OLABİLECEK EKSİKLİKLER VARDI
Elbi’nin açıklamalarının ardından avukat aracılığıyla cevap veren Merve Özbey, sahnenin tahta parçalarla kurulduğunu ve çoğu demirin de bantlanarak ayakta tutulduğunu ileri sürdü. Sahnedeki hasarlı bölgeleri videolarını paylaşarak konuyla ilgili açıklama yapan avukatlık bürosu ise şu ifadeleri kullandı:
“Müvekkilimiz Merve Özbey hakkında akşamdan bu yana kamuoyunu meşgul eden asılsız iddialar ve hakaretamiz konuşmalar nedeniyle işbu açıklamanın yapılması zarureti hasıl olmuştur. Şöyle ki, Müvekkil ekibi ile beraber, 06/07/2024 tarihinde Çanakkale Karabiga Belediye’sine ait sahnede, Alp Ajans Organizasyon Firması ile yapılan anlaşma gereğince açık hava konserine çıkmak üzere sabah saatlerinde konser alanına gelmiştir. Söz konusu konser başlamadan önce her konser öncesi olduğu gibi, Organizasyon firmasına gönderilmiş olan Teknik Şartnameye uyulup uyulmadığı konusunda müvekkilimizin teknik ekibi tarafından inceleme yapılmış, konser alanı gezilmiş ve konser sırasında çok ciddi kazalara neden olabilecek bir takım teknik eksiklikler tespit edilmiştir.”

“KIRILMIŞ SÜTUNLAR KOLİ BANDIYLA YAPIŞTIRILMIŞ”
“Tüm ayrıntıları, fotoğraf ve video kaydı ile delillendirildiği üzere sahneyi ayakta tutan sütunlardan bir kısmının ahşaptan yapılmış, bir kısmının kırılmış olduğundan koli bandı ile yapıştırılmış, bir kısmının da, sütunlar birbirini ayakta tutabilsin diye yine koli bandı ile birbirlerine tutuşturulmuş vaziyette olduğu, elektrik kablolarının hiçbir güvenlik önlemi alınmaksızın gelişigüzel sahneden aşağı sarkıtılmış olduğu gibi sair aykırılıklara ilişkin görsellerden sadece birkaç tanesi ekte siz vatandaşlarımızın bilgisine sunulmaktadır.”

“SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN SAHNEYE ÇIKMADI”
“Müvekkilimiz tarafından söz konusu hususların giderilmesi ve muhtemel kaza ve faciaların önlenmesi adına gerek konser alanı yetkilileri gerekse de Organizasyon Firması ile iletişime geçilmiş, konserin sorunsuz şekilde geçirilebilmesi ve vatandaşlarımızın da herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmaması adına konserden önce taahhüt edildiği hale getirilmesi, aksi takdirde toplum ve çalışanlarının sağlığını korumak maksadı ile sahneye çıkamayacağı belirtilmiştir.
Zira; müvekkilimiz yıllardır müzik sektöründe yer almakta olup sayısız konser organizasyonunda yer almış ve söz konusu organizasyon da dahil olmak üzere her organizasyondan önce organizasyon firmaları ile yapılan anlaşmalarda sahne ekibinin güvenliği yanı sıra konser alanına gelen tüm vatandaşların güvenliği gözetilerek Teknik Şartnameler organizasyon firmalarına iletilmiştir. İşbu duyuruya konu olan olayda da Teknik Şartnamede yer alan hususlar çok açık iken organizasyon firması ve ilgili idare ciddi ihlallerde bulunmuştur.”
“BU MERVE ÖZBEY’İN İLK KONSERE ÇIKMAYIŞIDIR”
Bu minvalde son ana kadar var olan güvenlik açıklarının giderilerek, sorunsuz bir konser organizasyonu gerçekleşmesi adına yetkili kişilerle iletişime geçen müvekkilimiz, bu çabalarının karşılığını göremediğinden yaşanması muhtemel tüm tehlikelerin önüne geçmek ve kendisi dahil tüm ekibinin ve kendisini izlemeye gelen sevenlerinin can sağlığını gözetmek zorunda olduğundan konser alanından üzülerek ayrılmak zorunda kalmıştır ki bu kendisinin de ilk konsere çıkamayışıdır.”

“HAKARET VE KARALAMALAR İÇİN HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATACAĞIZ”
“Tüm bu çabaya rağmen, dün akşamdan bu yana, bu noktaya kendi ayıp ve kusurları ile gelindiğini çok iyi bildiği halde suç bastırmaya çalışan, müvekkilin vücut bütünlüğüne ve sanatçı kimliğine varana kadar hakaret etmekten ve sözünü esirgemekten çekinmeyen, Organizasyon Firması görevlileri ve sair üçüncü kişilerin hesapları ekibimizce tek tek takip edilmekte, müvekkilimiz hakkındaki hakaret ve karalama niteliğindeki tüm beyanlar, açıklamalar ve paylaşımlar kapsamında; müvekkilin tüm yasal haklarının hukuki zeminde sonuna kadar savunulacağını, müvekkilimiz hakkında Türk Ceza Kanununa ve sair mevzuata aykırı şekilde sözler sarf eden tüm kişiler hakkında cezai ve mesleki kariyerine böyle hakaretamiz cümleler ve iftiralar ile zarar verilmesi konusunda da hukuki sürecin başlatılacağını siz değerli Kamuoyuna saygılarımızla bildiririz.”

Sağtürk, Bornova Kültür ve Sanat Merkezi’nde Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür Yardımcısı Volkan Ersoy ve İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Tolga İyiuyarlar ile basın toplantısı düzenledi.
Sağtürk, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından bu yıl 7’ncisini düzenledikleri Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali’nin bu yılki programında 2 opera, 2 bale, 2 müzikal ve 1 çocuk operasının yer aldığını belirtti.
Efes Antik Tiyatro’da sahnelenecek 7 eserde 5 yabancı konuk sanatçının sahnede olacağını dile getiren Sağtürk, festivalin açılışının klasik balenin yıldız eseri Kuğu Gölü ile yapılacağını aktardı.
Kuğu Gölü’nün Efes Antik Tiyatro’nun muhteşem atmosferinde sahneleneceğini belirten Sağtürk, “Kuğu Gölü balesinde yabancı konuk sanatçılarımız Berlin Devlet Balesi baş dansçıları Lana Salenko ve Marian Walter sahnede olacaklar.” diye konuştu.
Festival programında ilk kez çocuklara yönelik bir eserin yer aldığını dile getiren Sağtürk, şöyle konuştu:
“Bu hassasiyetin özellikle üstünde duruyoruz. Çocuklarımızı sanatla buluşturmayı çok önemsiyoruz. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünün Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin, Antalya ve Samsun’da bulunan 6 il müdürlüğümüz, sanat sezonumuz boyunca eğitim programları düzenleyerek çocuklarımızı opera evlerimizde konuk ettiler. Çocuklarımız kostüm atölyesinden, bale salonuna, sahneden dekor atölyelerine kadar sahne sanatlarının hem en gelişmiş hem de en çok emek isteyen dalları olan opera ve baleyi çok yakından tanıma fırsatı buldular. Çocuklarımızı sanatla buluşturma vizyonumuzu festivallerimize de taşıdık. 7. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali’nde bu yıl ilk defa çocuklar için de bir eser yer alıyor. Bornova Kültür ve Sanat Merkezi Necdet Aydın sahnesinde 30 Haziran Pazar günü 14.00’te Barış Ormanı adlı çocuk operamızın prömiyer temsili sahnelenecek.”
Sağtürk, sevilen şarkılarının hala hafızalarda yer aldığı Hisseli Harikalar Kumpanyası müzikalinin, 2 Temmuz saat 21.00’de Samsun Devlet Opera ve Balesi tarafından İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrası eşliğinde sahneleneceğini aktardı.
Sağtürk, festival seyircisine özel olarak ilk kez Wolfgang Amadeus Mozart’ın ünlü operası Figaro’nun Düğünü eserinin 5 Temmuz saat 21.00’de prömiyerini gerçekleştireceğini, 7 Temmuz saat 21.00’de Evita müzikalinin festival seyircisinin beğenisine sunulacağını, 10 Temmuz saat 21.00’de dünyaca ünlü Tosca operasının sahneleneceğini, 13 Temmuz saat 21.00’de ??????? Ege’nin ünlü hikayesini sahneye taşıyan, Mikis Theodorakis’in müzikleri ile enerji ve tutkunun dansla buluştuğu Zorba balesinin festivalin kapanış eseri olacağını söyledi.
Türkiye Kültür Yolu Festivali, İstanbul Opera ve Bale Festivali ve Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali’nde çok büyük bir ilgiyle karşı karşıya olduklarını belirten Sağtürk, “Büyük bir teveccüh var. İlginin giderek artması her yıl biraz daha üste çıkması elbette ki bizlere enerji veriyor.” dedi.???????
]]>Can Başak: Öncelikle kurumum adına, davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Genellikle çocukluktan başlıyorum ben. Ama o kadar derinlere inmiyoruz. Nasıl bir çocukluk geçirdi Ayça Bingöl?
Muazzam bir çocukluk geçirdiğimi düşünüyorum. Her şey şahaneydi. Tek çocuktum. İleri yaşlarda 17 yaşında abla oldum. ve sıradan, bildiğimiz gibi, gayet normal bir çocukluktu.
Mahallemizin ilkokuluna gittim. Kendi çocuklarıma baktığımda bambaşka perspektiflerle ilerlemeye çalışıyoruz. Bizim çocukluğumuz çok güzeldi. Bir çocuğu okula gönderebilmek için ciddi hesaplar yapıyoruz.
Tiyatroyla ilişkiniz nasıl başladı?
Benim ilkokuldayken Enis Fosforoğlu Tiyatrosu’nda çalışan bir oyuncu ağabeyimizin davetiyle, aranan çocuk oyuncular arasında ben de yer aldım. O zaman okul gösterilerine meraklıydım. Diğer çocuk Volkan Saraçoğlu’nun kızıydı, Burcu.
Bize seçme yaptılar, metin okuttular, matine suareli, turneli bir oyunun içinde buldum kendimi. Sonra Suna Keskin ile Yeditepe Oyuncuları ile birlikte, aradan yirmi sene geçtikten sonra bir oyunda rol aldım. Benim oyunculuğum gayet profesyonel başladı, ücret alarak.
Sonra yetinmedin konservatuvara geçtin.
Bizim zamanımızda aileler çocuklarının oyuncu olmasını istemezdi. Şimdi bütün aileler teşvik ediyor. Ama babam yok dedi, annem yapabilir dedi, Teknik Üniversite’ye giderken, oyunculuğa karar verdim.
Kimya bölümündeydim, Teknik Üniversite’de. Yıldız Kenter İstanbul Devlet Konservatuvarı’ndaydı ben geçtiğimde, çok güzel hocalarımız vardı. Gökhan…
Bana diğer illerde konservatuvarların olduğunu söylemedi. Sınava geldiğimde arkadaşlar sen Ankara’nın sınavına girdin mi, diye sıralamaya başladığında anladım. Bizim dönemimizde aynı sınıfta olduğumuz arkadaşlarımızdan, Fırat Tanış, Kayra Şenocak, Murat Ovalı, Yeliz Tozan, Sanem Çelik dönem arkadaşlarımızdı, Gürkan Uzun. Okan Yalabık, Engin Hepileri, Demet Evgar, bir alt sınıfımızdaydı.
Bizim zamanımızda askeri eğitim gibiydi, Yıldız Kenter büyük bir disiplinle davranırdı.
“Çok değerli hocalarımız vardı”
Hocalarımı çok kıymetli buluyorum. Ama bir eleştirim de var. Yerlerine yeni birilerini yetiştirmediler. Daha tanrısal bir yerdeydiler sanki. Hem tiyatro hem eğitim camiasında.
Arkalarında kendi ekollerini devam edecek ustaları yetiştirmeye niyet etmediler. İyi ki Yıldız Hanım’dan öğrenmişiz ama içimizden bazılarına o eli vermiş olsaydı keşke.
Dormen Tiyatrosu’na geçişiniz nasıl oldu?
Haldun Hoca ikinci sınıftaydım, birine bir şey olmuştu, hemen Dormen Tiyatrosu’na başladım. Orası konservatuvar ile birlikte çok iyi oldu. Bir yandan konservatuvar eğitimi alıyorsunuz diğer yandan usta oyuncularla aynı kulisi paylaşıp, başka bir eğitimin içine giriyorsunuz. Benim için çok iyi antrenman oldu.
Okulla birlikte Dormen Tiyatrosu’nda bulunmak oyunculuğuma çok şey kattı. Çünkü okulda bilgiyi alıyorsunuz ancak Dormen kulisinde de mesleğinizin bütün inceliklerini ustalardan öğreniyorsunuz. Bu anlamda çok şanslıyım. İyi ki hem okuduk hem çalıştık.
Ekran ne zaman başladı?
Bizim okulda kamera yasaklıydı. Hiçbir televizyon projesinde çalışmamız istenmezdi. Çalışan arkadaşlarımız olduğu zaman sınıflarını donduruyordu. Süper Baba’da küçük rollerle başladım. Üç beş para kazanıyordum o zaman.
Bütün oradaki ilişkiler, oyuncular, yönetmenler, oradan seslendirmeye geçiş, birbirini doğuran şeylerdi. Hem Dormen Tiyatrosu hem mezuniyet projesi hem okul devam ediyordu. Uyumadan geldiğimi hatırlıyorum.
Tanındıktan sonra değiştin mi?
Tanınır olduktan sonra bende bir değişiklik olmadı. Biz ünlü olalım diye başlamadık. Ancak tanındıktan sonra aile terbiyesi ve durumu içselleştirmek çok önemli.
Bir anne ve kadın olarak sette olmak nasıl bir duygu?
Oyunculuk olarak hiçbir ayrım yapmadım, tiyatro, sinema ya da dizi diye. Çünkü aynı yerden çıkan güdüyle hareket ediyorsun. Özü aynı ve senin içinden çıkıyor. Ama elbette ki, benim artık biraz daha konformist bir şekilde mesleğimi icra etmek istiyorum.
Yıllar geçtikçe ideallerin, hedeflerin de farklılaşıyor. Şu an mesleğimi konforla yapmak ve daha istediğim işi yapmak istiyorum. Zamanımı iyi yönetmek istiyorum. Bunu büyük bir konfor olarak görüyoruz. Dizi ve televizyon dünyasına karşı bazı mesafeler ve koşullarla bakıyorum.
Çocuklarım olmadan on altı, on yedi saat ve haftanın yedi günü sette olduğum bir zamanı da yaşadım. Ancak şu an bakış açım ve isteğim bu. Çok ağır çalışma şartları sette.
İnanılmaz ve insanüstü bir çalışma temposu var. Erkan Sever ile bir sahnede, sabahın dördü, uykumuz gelmiş ve biz ne yapıyoruz diye birbirimize dertlendiğimizi hatırlıyorum.
Bir seyircinin “Çocuklarınıza tavsiye eder misiniz oyuncu olmayı?” sorusu üzerine:
Çocuklarım önde oturuyor. Tabi söylediğim şartlar doğru ancak çok severek yaptığımız bir işimiz var. Sadece koşulları eleştiriyoruz. Sevmeden bu şartlarda bu işlerin yapılması güç.
O yüzden doğru koşullar sağlandığında çocuklarımın da bu işi yapmasını çok isterim. Ama önce kendileri de isterse, yetenekleri de varsa, bütün tecrübelerimizden faydalanmalarını sağlarız, destekleriz.
Can BAŞAK: Baba da tiyatroyla ilgili.
Ama belli olmuyor, böyle ailelerde çocuklar farklı meslekleri de seçebiliyor.
Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisindeki rolünüzden sonra nasıl roller geldi?
Ben sahne üzerinde komedi de dram da oynadım. Ama televizyonlarda bir şeyi iyi yaptığınızda, cezalandırıyor gibi hep aynı rol için sizi düşünüyorlar. Gerçekten başka bir şey oynayım, olmuyor. Bütün işleri Öyle Bir Geçer Zaman Ki’deki rolüm üzerinden yapımcılar da düşünüyor.
Ama bu sene çalıştığım dizide komik sahneler de var ve seviyorum. Ağır ve yoğun duygular, sürekli ağla ağla, bir oyuncu olarak da yorucu geliyor.
Oyuncu olmak isteyenlere ne önerirsiniz?
Oyunculuk için sadece konservatuvar bölümünden eğitim almak zorunda değilsiniz. Kendinizi geliştireceğinizi hissediyorsanız, oyunculuk atölyelerine katılabilirsiniz, kurslara katılabilirsiniz.
Bugün çok fazla kendinizi geliştirebileceğiniz yer var. Sadece konservatuvarmış gibi de düşünmeyin, bunu bir mecburiyet olarak görmeyin.
Kamera önünde nasıl o ana yoğunlaşıyorsunuz?
Benim yöntemim anda kalmak. Bu anda kalmak meselesine biraz kafa yormak gerekiyor. Kamerada o anda olmak, o zamanı kullanmak çok önemli. O dramatik anda ne yaşıyorsanız, kendimi sadece o ana teslim ediyorum ve içimden çıkacak şeye izin veriyorum.
Hiçbir şeyle kendimi filtrelemeden, kamerayı umursamadan, çevreyi etraftakileri dikkate almadan, ana yoğunlaşıyorum. En son Berkun Oya ile bir film projemiz vardı. Berkun prova istiyor. Ben de televizyondan gelen alışkanlıkla, senaryodaki bire birliği çok umursamam.
Ama Olgun Şimşek ile bir sahnemiz vardı, biz çok prova yaptık, replikleri bire bir söylememizi istiyordu. Çektiğim şeyin olmadığını hissettiğimde, kendimi seyrediyorum ve dışarıdan gördüğümde neyin olmadığını anlıyordum.
Bunu yapmanızı isterim, olmayan şeyin ne olduğunu hissetmenizi sağlıyor. Bazen yönetmen olmuyor der ama neden olmadığını söyleyemeyebilir.
Bana Bir Picasso Gerek oyunu çok özeldi senin için, biraz anlatır mısın?
Hayatımda oyuncu olarak kendimi çok şanslı hissettiğim oyun, Sezai Altekin’in Arif Akkaya’nın ve benim buluştuğumuz Bana Bir Picasso Gerek, oyunudur. Arif bana bir oyunla geldi, anlattı. Sahnede üç Picasso resmi var ve hangisi gerçek Picasso ise yakılacak.
Böyle bir durumun içindeyiz. Sezai abi uzun yıllar Şehir Tiyatrosu’nda oynamış, benim ustam. Arif Akkaya zor bir yönetmen. Hepimiz bu oyun üzerine çok yoğunlaştık, muazzam bir yolculuktu. Arif bir gün dedi ki, bu oyunu sahnede oynamayacağız, Kadıköy’de Duru Tiyatro’da çalışıyorduk, sahnenin arka tarafında bir kalorifer dairesi var, orada oynayacağız bu oyunu dedi.
Emre kıyameti kopardı, deli misiniz siz diye. Sonra tasarımcımız Zuhal Soy ile birlikte kalorifer dairesine girdiler, dört duvarını sığınak haline getirdiler, yukarıdan geçen borular, tenekelerin üstüne damlayan sular, seyircilere iki asistanımız Nazi subayı kostümüyle, dar bir geçişten alıyorduk.
Seyirciyi içeri girdiği andan dışarı çıkana kadar, o ambiansın içine alıyorduk. Şimdi yapılıyordur belki ama yirmi yıl önce seyirci böyle bir şeyi deneyimlememiş, çok yeni bir deneyimdi. Demir kapıyı gıcırdatarak oynamalar, seyirciyle çok yakın oynamalar.
Yirmi sene önce ne kadar güzel bir rejiymiş. Belki de hayatımda sahne üzerinde oynamadığım, olduğum ya da olmaya çok yakın olduğum tek iştir.
]]>(İSTANBUL) – İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, 2023-2024 sezonunu; açılışını Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda yaptığı “Bu Memleket Bizim” oyunuyla kapatıyor. Oyunculardan Levent Üzümcü, “Cumhuriyet’in değerlerine bağlı insanların kendilerini yalnız hissetmediklerini hissetmeleri gerekiyor. Biz bu hissin bir parçası olabiliyorsak eğer ne mutlu bize” dedi.
İBB Şehir Tiyatroları, 2023-2024 sezonunun açılışını 16-17 Eylül tarihlerinde Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda yapmıştı. Açılışta, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Nutuk” eseri başta olmak üzere şair Nazım Hikmet’in “Kuvayi Milliye Destanı”, Milli Mücadele ile Cumhuriyet’in kuruluşuna yazdıklarıyla ışık tutan Erol Toy, İsmet Küntay, Samim Kocagöz ile Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun metinlerinden parçaların yer aldığı “Bu Memleket Bizim” oyunu İstanbullularla buluşmuştu.
300’DEN FAZLA OYUNCU SAHNEDE
Döneme ait materyallerin taranarak araştırma ve dokümantasyonunu dramaturji biriminin üstlendiği oyunun yönetmenliğinde Ali Gökmen Altuğ, Aslı Öngören, Yıldırım Fikret Urağ ve Yiğit Sertdemir görev aldı. Çiğdem Erken’in direktörlük yaptığı oyunda Deniz Noyan orkestrasyonu, Burçak Çöllü de koro düzenlemesini üstlenerek özel müzikler besteledi. Hakan Elbir’in şefliğindeki müzikler, Dicle Doğan’ın koreografisiyle yaşanan hikayeler sahnede yeniden hayat buldu. Barış Dinçel’in tasarladığı tiyatronun tasarım ekibinin hazırladığı dekorun üzerinde Nihal Kaplangı’nın tasarladığı, tasarım ekibinin hazırladığı kostümlerle Mustafa Kemal Atatürk ile Milli Mücadele’nin önemli kahramanlarının hikayeleri canlandı. 300’ü aşkın oyuncu ve 20 kişilik dans ekibi de sahnede yer aldı.
3 GÜN BOYUNCA SEYİRCİNİN KARŞISINDA OLACAK
Bu Memleket Bizim oyunu, yalnızca iki kez sahnelenmiş ve büyük ilgi görmüştü. Açılışın yapıldığı oyun, bugün, yarın ve salı günü (19-20-21 Mayıs) olmak üzere yeniden izleyicinin karşısına Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda çıkacak. Bu sefer sezonun kapanışının yapılacağı oyunda yine aynı kadro, Şehir Tiyatroları’nın tüm bileşenleri yer alacak. İndirimli biletler 60, tam biletler ise 75 liradan satışa sunulmaya devam ediyor.
LEVENT ÜZÜMCÜ: İNSANLARA YALNIZ OLMADIKLARINI DUYURMAYA ÇALIŞIYORUZ
Oyun için dün akşam da provalar sürerken oyuncular ve yönetmenler, yeni sanat sezonuna ve “Bu Memleket Bizim” oyununa ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Levent Üzümcü, yeni sezona ilişkin bilgi verdi, geçen sezonu değerlendirdi. Kendisinin de yer aldığı, Rus yazar Lev Tolstoy’un “Savaş ve Barış” oyunu ve “Bu Memleket Bizim” oyunu üzerine Üzümcü, şunları söyledi:
“Savaş ve Barış özelinde, yenilikçi bir oyun olması ve bu oyunun Avrupa tarafından da merak edilen ve saygın sahnelerde kabul gören bir oyun olması nedeniyle hem tiyatro adına, Türk tiyatrosu adına hem de Şehir Tiyatrosu adına çok verimli bir sezon olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bazen ülkede yaşayan insanların Cumhuriyet’e bağlı, Cumhuriyet’in değerlerine bağlı insanların kendilerini yalnız hissetmediklerini hissetmeleri gerekiyor. Biz bu hissin bir parçası olabiliyorsak eğer ne mutlu bize. Bir yerlerde durulması gerekiyor. Biz, durduğumuz yerin bildiğimiz yer olduğunu ve bildiğimiz yerin de doğru olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’nin rotasını buradan çevirme azminde olanlara karşı hep bir arada, Cumhuriyet’in değerlerine bağlı insanlarla birlikte bu görmüş olduğunuz 5 bin küsur kişilik salonu doldurup boşaltıyoruz. İnsanlar buraya gelsin ve yalnız olmadıklarını anlasınlar. En önemli mesajı budur. Biz varız, buradayız. Cumhuriyet’ten çok daha eski bir sanat kurumuyuz. Çok zordur böyle coğrafyalarda bu kadar uzun soluklu bir sanat kurumunun var olabilmesi. Çok zorlu zamanlardan da geçiyoruz elbette ama sonunda yine insanlara buradan yalnız olmadıklarını, yalnız bırakmadıkları oyuncular tarafından duyurmaya çalışıyoruz.”
“BURASI SANAT KURUMU OLDUĞU KADAR KOOPERATİF DE”
Oyunun ortaya çıkarılışındaki motivasyon üzerine de Üzümcü, şunları dile getirdi:
“Herkesin bir parçası olduğunu bilmek çok önemli. Burada bu görmüş olduğunuz gösteri içerisinde Türkiye’nin çok tanıdığı bazı aktörler olarak da varız. Meşale tutuyoruz. Bizim tiyatroda bir tanım vardır. Meşale mi tutmak için aldılar, arkada mızrak tutmak için mi aldılar diye yeni gelenlere böyle bir takılırız kendi aramızda. Burada da böyle bir durum var. Biz resmen arkada meşale tutuyoruz ama bunun bir parçası olduğunu bilmesi bir oyuncuda, inanılmaz duygular uyandırıyor ve paha biçilir gibi değil. Seyircilerimizi bekliyoruz. 19 Mayıs’ta bugün halka açık bir gösterimiz olacak ve onun hemen ardından 20’sinde ve 21’inde de biletli gösterimlerimiz var ama bu bilet paraları herhalde tüm Türkiye tiyatroları içerisinde verebileceğiniz en ucuz paralar. Neden? Çünkü burası bir sanat kurumu olduğu kadar aynı zamanda bir kooperatif de. Halkın vergileriyle yaşamaya çalışan bir kurum. Elinden geldiğince bu halka layık olmaya çalışan bir kurum.”
ASLI ÖNGÖREN: İSTEDİK Kİ 100’ÜNCÜ YILDA TAM KADRO SAHNEDE OLSUN
Oyunun 4 yönetmeninden birisi olan Aslı Öngören de Şehir Tiyatrosu açısından harika bir yılın geçtiğini belirtti. Öngören, şunları anlattı:
“Ödüller aldık. Salonlarımız doluydu. O yüzden son derece mutluyuz ama bir yandan da biz sanatçılar asla kolay beğenmeyiz. Kendimizi de çabuk beğenmek istemeyiz. Sanat öyle bir şey. Daha iyisini yapabilir miydik diye sorun; evet, elbette yapabilirdik. Önümüzdeki sezon daha iyisini yapmak için çalışacağız. 100 yıldır bu kurum böyle var oluyor, böyle var olmaya da devam edecek. Geçen yıl çok heyecanla, büyük bir sorumluluk alarak böyle bir çalışmaya başladık. İşin pek çok zor yanı vardı. Birincisi, metin çok zordu, metni oluşturmak. Şehir Tiyatrosu’nun değerli dramaturgları bir kolaj metin oluşturdular. Bunun üzerine biz dört yönetmen yeni revizyonlar yaptık. Belli bir forma oturttuk bu metni. Kısalttık, seyirlik özelliklerle donattık. Sonra ikinci aşama, şöyle bir iddiayla bu projeye başladık. Biz istedik ki, daha önce birkaç kere yaptığı gibi, Şehir Tiyatrosu’nun geleneğinde vardır bu, özellikle açık havada, biz tam kadro sahnede olduğumuz belli periyotlarla oyunlar yaparız; istedik ki 100’üncü yılda da Şehir Tiyatrosu tam kadro olarak sahnede olsun. Bu demek oldu ki, sahne üzerinde 300, gerisinde de birçok teknik elemanından oyuncusuna, çay ocağından yer göstericisine neredeyse tam kadro çalışıldı.
“SEYİRCİNİN TAKDİRİNİ GÖRÜNCE ÇOK MUTLU OLDUK”
İki gösteri yaptık. Çok dolu geçti, çok heyecanlıydık. Seyircinin takdirini gördük. Çok mutlu olduk. Zaman ve açık havanın doluluğu nedeniyle sadece iki gösteri yapabilmiştik. Ne mutlu bize ki büyük bir talep geldi bu yıl tekrarlamamız için. Biz de tam Genç Günler’in -ki o da çok uzun soluklu bir oluşum Şehir Tiyatrosu’nda- son gününe, 19 Mayıs’a denk gelişiyle beraber başlayan üç gösterim daha eklemeye karar verdik. Şu anda da onun hazırlık provaları devam etmekte. Dört yönetmen çalışmak apayrı bir boyuttu. Birbirimizin alanlarına saygı duyarak, yaratıcılıklarına izin vererek ama bir bütünlük peşinde koşarak çalışma durumundaydık. Hepimiz için yeni bir durumdu bu. Çok güzel üstesinden geldiğimizi düşünüyorum kendi iç diyaloğumuz anlamında. Seyircinin takdiri de sonucunda başarılı olduğunu gösterdi bize ne mutlu ki. Umarız bu üç gösterim de aynı başarıyla hatta daha iyi bir şekilde gerçekleşir. Seyircimizin katkısıyla Mustafa Kemal’e, Cumhuriyetimize nice yüzyıllar diliyoruz.”
“MÜMKÜN OLURSA YENİDEN SAHNELEMEK İÇİN GAYRET EDERİZ”
Oyunun tekrar sahnelenip sahnelenmeyeceğine ilişkin de Öngören, şunları söyledi:
“Şimdi şöyle bir zorluğu var. Bu oyunu oynadığımızda başka hiçbir şey yapamaz hale geliyor Şehir Tiyatrosu. Kendi repertuvarımıza da devam etmemiz lazım. Mekan olarak açık havaya hazırlanmış bir şey. Dolayısıyla açık havanın yoğun bir konser programı var. Oranın da kendi içinde bir döngüsü var. Şehir Tiyatrosu, eskiden olduğu kadar açık havada çok zaman ve alan pek de bulamıyor son yıllarda maalesef. Elbette konserler de burada çok güzel oluyor ama güzel müzikaller, gösteriler, hele böylesi özel işler çok daha fazla burada olmalı diye düşünüyorum. Şu an belli olan bir program yok ama mümkün olursa biz de gayret ederiz yeniden sahnelemek için. Seyircilerimizi bekliyoruz heyecanla. Onların eleştirileri, takdirleri bizim en büyük itici gücümüz. Umarız alnımızın akıyla bu üç gösteriyi de başarıyla tamamlarız.”
ERASLAN SAĞLAM: ATATÜRKLERDEN BİRİNİ OYNAMAYI BANA BAHŞETTİKLERİ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM
Oyundaki 7 Atatürk rolünden birini canlandıran Eraslan Sağlam, oyunla ilgili duygularını şöyle dile getirdi:
“Böylesine kocaman bir prodüksiyonun içinde Atatürklerden birini oynama şerefini bana bahşettikleri için öncelikli olarak çok teşekkür ediyorum. Hem zor hem kritik hem tedirgin edici hem de son derece coşkulandırıcı bu rolle seyircinin karşısına çıkıyor olmak. Bir yandan ikinci ve en az bunun kadar önemli olan meselelerden biri de biz kocaman bir aileyiz Şehir Tiyatrosu olarak. Kökümüz çok eskilere dayanıyor. Bu ailenin bütün mensuplarıyla aynı anda sahneye çıkmak, yani 300 kişi olarak seyirciyi selamlamak, insandaki aidiyet duygusunu, kurumuna olan inancını, bu topraklarda, bu coğrafyada sanata ve sanatın dönüştürücü gücüne olan inancını insanın bir kere daha bence çok çok yukarılara çıkarıyor ve bunun dışında yapacağınız işlerde de Şehir Tiyatrosu’nun diğer oyunlarında da sahneye çıktığımız zaman bu gece inanılmaz bir motivasyon kaynağı olarak karşımıza çıkıyor.”
“ÇOK İYİ DÖNÜŞLER ALDIK”
Kendisinin 1998 yılından beri Şehir Tiyatrosu’nda sahneye çıktığını vurgulayan Sağlam, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok sayıda rol oynadım. Bundan da çok mutluluk duyuyorum. Geçtiğimiz sezonda da üç ayrı oyunda sahneye çıktım. Burada böyle bir projenin içerisinde ve Mustafa Kemal Atatürklerden birini oynadıktan sonra da tuhaf, yani seyircinin duygusu da çok tuhaf oluyor. Şunu biliyorlar, aslında bu Mustafa Kemal Atatürk değil, Eraslan ama onun değeri sebebiyle, temsil ettiğiniz şeyin kıymeti sebebiyle başka gözle bakmaya başlıyorlar. Daha olumlu ve umutlu bir gözle bakmaya başlıyorlar. Bu anlamda çok iyi geri dönüşler aldık. Bu yıla geldiğimizde de aslında ben çok heyecanlandım çünkü üç kere daha oynama şansımız olacak. Hele ki 19 Mayıs tarihli, bir nevi prömiyer niteliği taşıyan temsile dönüp baktığınızda Şehir Tiyatrosu’nun geleneğinde çok önemli bir yere sahip olan Genç Günler’in kapanış gösterisi olması, bununla seyirciyi selamlayarak sezona neredeyse veda ediyor olmamız işin kıymetini bir kat daha artırıyor bence. 20’sine ve 21’ine döndüğümüzde de sonuna kadar büyük bir zevkle oynayabileceğimiz iki gün daha olacak. Bu bir veda mı olacak, bilmiyorum. Çünkü çok iyi bir prodüksiyon ve İstanbul seyircisi bunu büyük bir tezahüratla karşıladılar. O yüzden aslında çok da veda olacakmış gibi gelmiyor. Zaman zaman çeşitli yerlerde bence -herhangi bir bilgim yok, sadece fikir yürütüyorum- seyirciyle buluşmaya devam edecekmiş gibi geliyor bana. Umarım öyle olur. Çünkü arkasında -kendimi bir kenara koyarak söylüyorum- müthiş bir emek var. Sahnede bir arada gördüğünüz 300 sanatçı değil sadece. Bu metnin oluşumu, dramaturjik yapı, sahne tasarımı, giysi tasarımı, teknik işler çünkü bunun mikrofonlaması bile çok uzun zamanları alıyor ve herkes büyük bir coşku ve titizlikle, neredeyse gönüllüymüş gibi bir araya gelerek çalışıyor. O yüzden bu emek ne kadar görülür hale gelirse bizim için bence o kadar iyidir.”
BENNU YILDIRIMLAR: BU KADAR KİŞİ BİR ARAYA BAŞKA BİR OYUNLA GELMEMİŞTİK
Yine Atatürk rolüne hayat veren Bennu Yıldırımlar da şöyle konuştu:
“Geçen sene 100’üncü yıl dolayısıyla iki oyun oynayabilmiştik. Herkesin tadı damağında kalmıştı. O yüzden bu sene 19, 20, 21 Mayıs’ta da oynayacağız. Özelliğimiz, tiyatroda çalışan herkesin sahnede olması. Açık havanın koşulları içerisinde hep birlikteyiz. Bu kadar kişi bir araya başka bir oyunla gelmemiştik. Onun keyfini yaşıyoruz. Biz 7 Mustafa Kemal’iz. Mustafa Kemal korosundayım. 3 kadın, 4 erkek olmak üzere güzel bir ekibimiz var, Mustafa Kemaller olarak da. Burada tabii özellikle akşam konserlere gelen, oyunlara gelenler, başka şeyler hissediyor, 5 bin kişinin arasında bir oyun izlemenin keyfini yaşıyor ama bu arada bir de ülkemizin Kurtuluş Savaşı’yla ilgili olan bir oyun oynadığımızdan işin içinde dans, müzik, her şey var. Daha da etkileyici oluyor tabii. Sezonumuz da güzel geçti. Sezonun kapanış gibi düşündüğünüz ama bizim hala çalışmaya devam edeceğimiz sezon açısından yeni sezonlarda buluşmak üzere. Açık havada oyunlarımız da devam edecek bu arada. Onlara da bekliyoruz.”
CAN BAŞAK: ÇOK ÖZENDİK, ÇALIŞTIK VE ARAŞTIRDIK
Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Can Başak, oyunu ve sezonu şöyle anlattı:
“Bu Memleket Bizim ilk oynandığında, eylül ayında çok beğenildi, ilgi topladı ve ‘Neden iki oyun’ denildi? Şimdi bir daha oynuyoruz ama işte az oynamasının sebebi, bu oyunu oynadığımızda diğer her şeyin duruyor olması. Çünkü bütün mevcudiyetimizle buradayız. Bütün varlığıyla burada Şehir tiyatrosu. Her türlü birimiyle, her türlü çalışanıyla herkes burada olduğu için başka hiçbir şey yapamıyoruz. Oyunun kendisi bir motivasyon bizim için. Bu projeyi hayal etmeye başladığımızda 100’üncü yıl için ne yapabiliriz biz, Cumhuriyetimizin yüzüncü yılı bizim için çok değerli ve üstelik Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık etmiş bir kurum olarak bizim için biraz daha değerli. Cumhuriyet’in 100’üncü yılını kutlamak, üstümüzde bir sorumluluk var. Biz Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık etmiş bir kurumuz 110 yıllık bir tiyatro olarak. O yüzden de çok özendik, çok düşündük, çok çalıştık ve çok araştırdık. Çok ciddi okumalar yapıldı. Dramaturglarımız çok ciddi bir mesai harcadı, yönetmenlerimiz fakat halihazırdaki metinlerin hiçbiri bizi tatmin etmedi ve biz yeni bir şey oluşturmanın, kendi hikayemizi kendimizin anlatması gerektiğine karar verdik ve bunu nasıl bir yöntemle yapabileceğimize, kurgusu üzerine hayaller kurduk. Uzun uzun tartıştık. Dramaturglarımız önce bir taslak metin, bir ön çalışma getirdiler. Onun üzerine yönetmenlerimiz ve dramaturglarımız defalarca tekrar tekrar çalıştı. Sonunda bize ait bir kurgu ortaya çıktı. Bizim metnimiz diyemiyorum çünkü birçok yazarın metninden faydalanarak ortaya çıkartılmış bir metin ama bizim oluşturduğumuz bir kurgu ve yorum bu.”
ÖZGÜR KAYMAK: BARIŞIN EN BÜYÜK KOZU SANAT
Bu yıl Şehir Tiyatroları tarafından 38’incisi düzenlenen ve bugün sona eren Genç Günler’in sorumlusu Özgür Kaymak da programa ilişkin bilgi verdi. “Dünya İçin Barış” sloganıyla düzenlenen programla ilgili Kaymak, şunları dile getirdi:
“Barışın en büyük kozu sanat. O yüzden bu yolda çok etkili olacağını düşündük. Gençler, zaten sanatın gücünün ve etkisinin farkındalar. Onları çeşitli etkinliklerde, Genç Günler’de buluşturmak tabii ki bizim için büyük bir onur hem görev hem de kazanç. Çünkü yıllardır bu festivale katılıp şu an aramızda üreten, yöneten, yazar olan, sanatın her dalında üretken bireyler kazandık. Bu da tabii bizi çok mutlu ediyor. 36 tane üniversite katıldı. 20 tane konservatuvar katıldı. Bunlardan 20’si tiyatro eğitimi veren okullar. 6 tane iç yapım, bizim kendi bünyemizde ürettiğimiz oyunlar da oldu. 7 tane atölyemiz oldu. Sanata ve kendini geliştirmek için, kendini bu yolda kanıtlamış hocalar tarafından verilen atölyeler. 5 tane söyleşimiz oldu. Yine sanata yön veren insanların katıldığı ve gençlerle buluşturduğumuz, kafalarındaki soruları rahatlıkla sorup böyle samimi, sıcak bir ortamda buluşturduğumuz bir 38. Genç Günler geçirdik. Sanat, eğitimi sınırlandırılamaz bir dal. Yani sanatın her dalı öyle. Tiyatro, oyunculuk çeşitli ekollerin, çeşitli yeni yeni akımların çıktığı bir dal. Bu konuda tiyatro öğrencileri, konservatuara hazırlananlar, keza merak eden seyirciler de dahil, bu alanda kendilerini geliştirmek için Şehir Tiyatrosu’nun prova odalarında, sahnelerinde o profesyonel destekle birebir ders aldılar gibi bir durum söz konusu.
“SAHNELERİMİZDE GENÇLERİ MİSAFİR ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Bu çok verimli oluyor çünkü bir cümle, o gencin kafasında başka bir ışık açabiliyor ve kendini başka bir yere yönlendirebiliyor. Hepimiz böyle olduk. O yüzden çok etkili. O yüzden vazgeçilmez bir yerde duruyor Şehir Tiyatrosu için Genç Günler. Üniversitelerin kulüplerine de konservatuvarların mezuniyet oyunlarına da çok önem veriyoruz. Çünkü bu oyunlar, klasikleşmiş ve sahnelenmesi zor hatta riske edilecek metinlerden oluşuyor çoğu zaman. Hocalarıyla birlikte çalıştıkları metinler oluyor. Çok ünlü oyunlar var. Çok yeni metinler var. Bizim de yeni gördüğümüz, izlediğimizde çok beğendiğimiz oyunlar yer aldı. Bu anlamda gençler için Şehir Tiyatrosu sahnelerinde bunu sahnelemek, onlar için profesyonel bir deneyim ve profesyonelliğe bir adım olarak nitelendirebiliriz. Onlar mutlu olunca biz de çok mutlu oluyoruz. Önümüzdeki yıldan itibaren bütün gençlerimize, sanatla uğraşan herkese Şehir Tiyatroları’nın kapısı hep açık oldu. Açmaya, sahnelerimizde onları misafir etmeye devam edeceğiz.”
]]>Senaryosunu Derya Dobrişan’ın kaleme aldığı, yönetmenliğini Elçin Elmalıoğlu Karaahmet’in üstlendiği tek perdelik oyunda Ceren Tüysüz, Ferhat Karataş, Hüseyin Demir, İpek Uzkalan ve Tuğçe Güney rol alıyor.
Eskişehir Hasan Polatkan Kültür Merkezi’nde bu ay sahnelenmeye başlanan oyun, Kırım’da yaşayan Tatarların 14 Mayıs 1944’te Sovyet askerleri tarafından vagonlara bindirilmesi, yolculuk sırasında yaşananlar ve Tatarların yıllar sonra Kırım’a dönüşünü anlatıyor.
Kırım Tatarlarının gündelik hayatlarına dair kültürel unsurların da işlendiği yapıtta, oyuncular çeşitli Tatar ağıtları, deyimleri ve tekerlemeleriyle dönemin ruhunu sahneye taşımaya çalışıyor.
İsmail Gaspıralı gibi Tatar tarihinde öne çıkan isimlerin hatırlatıldığı oyunda, seyircileri anlatıya dahil edebilmek için sahne dışında bulunan farklı yollar da kullanılıyor. Başlangıçta vagon şeklinde kurulan koridorlarda bekletilen seyircilere, Kırım Tatar Sürgünü’ne dair bilgilendirici anons yapılıyor. Seyirciler, karanlıkta bir süre anonsu dinledikten sonra oyun salonuna girebiliyor.
“1,5 ay prova yaptık, sahneye çıktığımız her gün ağladık”
Yönetmen Elçin Elmalıoğlu Karaahmet, AA muhabirine, oyunda anlatılanların tamamının yaşanmış olmasının kendilerini çok etkilediğini söyledi.
Oyunun inşa sürecinde sürgünü yaşamış, tanıklık etmiş kişilerle çalıştıklarını belirten Karaahmet, bu durumun seyirci ile oyuncu kadrosu arasında önemli bağlar oluşturduğunu dile getirdi.
Konuştukları kişilerden bazılarının babasının sürgünü yaşadığını, kimilerinin küçük yaşlarda o trenlere bindirildiğini anlatan Karaahmet, “Henüz projenin başında onların hikayelerini duyar duymaz gözyaşlarına boğulmuştuk. Dolayısıyla sahnede sergilenenler tamamen gerçektir. İzleyiciler de öyle; kiminin babaannesi, dedesi, babası bir şekilde bunu yaşamış. Oyun için 1,5 ay prova yaptık, sahneye çıktığımız her gün ağladık.” diye konuştu.
Ekibin çok zor bir prova süreci geçirdiğini aktaran Karaahmet, gerçek olduğu bilinen her şeyin insanları etkilediğini vurguladı.
Seyircilerin vagondan geçerek yerlerini almasına değinen Karaahmet, “O atmosferi yaşamalarını istedik. O vagona giremeyen, bunu kaldıramayan seyircilerimiz dahi var. Oyuna girmeden ağlamaya başlayan seyircilerimiz var.” dedi.
“İnsanlığın ne kadar korkunç şeyler yaşadığını hissedebiliyorsunuz”
Oyunculardan Ferhat Karataş da “Hasret”in sergilendiği an ve sonrasının, bir oyuncuya hissedebileceği en güzel duyguları yaşattığını ifade etti.
Eserin, yükü ağır ve tarihsel gerçekliğe dayandığı için sorumluluğu fazla bir oyun olduğunu kaydeden Karataş, “Tiyatro anlamında hiçbir örneği olmayan bir oyun bu. Böyle bir şeyin ilk kez yapılması ve bunun içinde yer almak oldukça etkileyici.” değerlendirmesinde bulundu.
İpek Uzkalan, gerçeği olduğu gibi yansıtmaya gayret ettiklerini anlatarak, “Bunun için Kırım Tatarlarına yönelik araştırmalar yaptık, insanlarla görüştük. Eskişehir’deki müzeleri inceledik. Onların dillerini, sözlüklerini araştırdık. Kimi dostlarımız bizlere her kelimenin ne anlama geldiğini tek tek anlatarak yardımcı oldular. Çok çalışarak oyunu bu hale getirdik.” ifadesini kullandı.
En genç oyuncu Tuğçe Güney, turneler düzenlenmesi ve oyunun farklı şehirlerde izleyiciyle buluşmasını diledi.
İzleyicilerden Gönül Karasu ise oyunun seyirci için etkileyici olduğuna işaret ederek, geçmişi hatırlamanın önemli olduğunu vurguladı.
Karasu, “Tatar arkadaşlarımı hatırladım. Onların ne zaman göç ettiği, dedelerinin, babalarının hikayelerini hatırladım. Tarih boyunca insanlığın ne kadar korkunç şeyler yaşadığını hissedebiliyorsunuz. Oyunun şarkılarını ve yapısını çok beğendim.” görüşünü dile getirdi.
]]>İlk kez “Gala Konser” ve “Çardaş Prensesi” isimli operet ile perdelerini aralayan Antalya DOB, Haşim İşcan Kültür Merkezi’ndeki opera sahnesinde sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.
Kurulduğu günden bu yana sahnesinde, Giuseppe Verdi, Giacomo Puccini, Gaetano Donizetti ve Pietro Mascagni gibi opera dünyasının önemli bestecilerinin tınıları yankılanan Antalya DOB, seçkin bale eserlerini ve müzikalleri de sahnesine taşıyor.
Sanat sezonunda birçok temsili kapalı gişe oynayan Antalya DOB, festivallerde, yurt içinde ve yurt dışındaki temsillerde de Türk kültüründeki eserlere yer vererek sanata katkıda bulunuyor.
“25 yıllık süreçte yaklaşık 700 bin kişiyi ağırladık”
Antalya DOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Akın Ulutaş, AA muhabirine, kurumun 5 Nisan 1999’da kurulduğunu anlattı.
Mevcut durumda 330 kişilik bir kadroya sahip olduklarını belirten Ulutaş,” “Başladığımız günden bugüne 35 opera, 43 bale, 12 müzikal ve operet, 366 konser sahneledik. 25 yıllık süreçte yaklaşık 700 bin kişiyi ağırladık. Konserlerimiz ve temsillerimiz hala seyircilerimizin yoğun ilgisiyle devam ediyor. Antalya DOB olarak her sene çıtamızı daha da yükseğe koyarak, daha güzel işler yapmaya gayret ediyor ve çok başarılı işler yapıyoruz.” diye konuştu.
Ulutaş, Antalya DOB’un kentte düzenlenen Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali’nde de aktif görev aldığını ve çok sayıda eseri sahnelediğini dile getirdi.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde de sanatseverlerle buluştuklarını belirten Ulutaş, “Bu zamana kadar Finlandiya, Almanya gibi çeşitli ülkelerde sahne aldık. Hatta bu sene Macaristan’da bir Türk operası olan ‘IV. Murat Operası’nı sanatseverlerle buluşturacak, ülkemizi temsil edeceğiz. Ayrıca bu 25 yılda sanatçılarımızın birçoğu yurt dışından ödüller aldılar. Orkestramız en başarılı orkestralardan biri seçildi. Bunlar da kurumumuz için oldukça gurur verici.” ifadelerini kullandı.
Antalya DOB’un her eserde seyircilerden aynı coşku ve sevgiyi gördüğüne dikkati çeken Ulutaş, sözlerini şöyle tamamladı:
“Genel müdürlüğümüze bağlı 6 operadan en çok turist ağırlayan operayız. Bu da ayrı bir gurur ve mutluluk. Bu yıl 6 operamızın da biletlerine yoğun ilgi var. Türkiye’de opera ve baleye gittikçe artan bir ilgi var. Bu oldukça gurur verici bir tablo. Hemen hemen bütün operalarda biletler çıktığı anda tükeniyor. Biz en büyük keyfi seyircilerimizin alkışlarından aldığımız için bilet satışlarıyla da çok mutlu ve gururluyuz. Nice 25 yıllara diyoruz.”
“Şehir dışından izlemeye gelen daimi seyircilerimiz var”
25 yıldır kurumda çalışan Genel Müdürlük Sanat Danışmanı ve solist sanatçı Nurdan Küçükekmekçi ise kente geldiklerinde kendilerini kültür elçileri gibi hissettiklerini anlattı.
Bir nevi, Antalya’ya bu sanatı tanıtma görevini üstlendiklerini belirten Küçükekmekçi, “Bu nedenle bizim için çok önemli ve kutsaldı. Yıllar içerisinde geldiğimiz nokta gerçekten çok güzel. Bizi takip eden, şehir dışından izlemeye gelen daimi seyircilerimiz var. Bu da sanatsal ivmemizin yükseldiğini ve eser seçimlerimizin doğruluğunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
Antalya DOB Baş Rejisörü ve solist sanatçı Serhat Konukman da kurumun, İstanbul’dan sonra Türkiye’de nüfusuna göre en çok izleyici ağırlayan ikinci kent olduğunu söyledi.
Kurumun, sanatçıları, sahne arkasında teknik ve sanat ekibiyle oldukça başarılı olduğunu belirten Konukman, seçkin eserlerin sahneye konulmasında tüm ekibin büyük titizlikle çalıştığını sözlerine ekledi.
]]>Ankara Devlet Tiyatrolarınca sahnelenen, rejisörlüğünü Ayşe Emel Mesci’nin üstlendiği, usta yazar Kemal Tahir’in Devlet Ana romanı tiyatro sahnesinde bu ay dünya prömiyerini yaptı. Devlet Ana oyunun biletleri 1 dakika içinde bitti ve bir rekora imza attı.
Ayşe Emel Mesci, oyunun ilk temsilini verdiği Cüneyt Gökçer Sahnesinde, AA muhabirine, romanın oyuna aktarılma süreci ve esere yönelik açıklamada bulundu.
Mesci, Devlet Tiyatroları sahnesinden 10 yıl uzak kaldığını ve yeniden eser üretmeye başladığı için mutlu olduğunu söyledi.
1970’lerde Kemal Tahir romanlarındaki Orta Asya kökenli, göçebe toplum düzeninin sıkça tartışıldığını belirten Mesci, “Bütün tarihçilerin, roman yazarlarının, politikacıların üzerinde durduğu romanlardı Kemal Tahir’in Devlet Ana, Kurt Kanunu ve Yorgun Savaşçı eserleri.” dedi.
Mesci, eserde Anadolu medeniyetleri üzerine gelen göçlerin kendi kültür mirasını taşıdığını ve şaman kökenli hikaye anlatıcılığının daha sonra semavi semahlara dönüşmesinin sahneye yansıdığını söyledi.
“Doğu operası ve Shakespearean bir anlayışla oyunu sahneledik”
Seyirci karşısına çıkarak ilk takdiri kazandıklarını belirten Mesci, “73 yaşındayım ve 58 yıldır sanatın içindeyim. Yıllardır Anadolu mitosları, destanları, seyirlik oyunları üzerine uzun zamandır çalışıyordum. Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü ikinci sınıf öğrencileri ile her yıl antik tiyatrolarda bir antik metni çalışıyoruz. Bu kazanımlarımı Devlet Ana’ya yansıttım. Bütün sanatların sentezinden çıkacak bir tiyatro anlayışım olduğu için doğu operası ve Shakespearean bir anlayışla oyunu sahneledik.” dedi.
Rejisör Mesci, şunları kaydetti:
“Tarihsel romanda hikayelerin kopmamasına önem verdik. 60 kişilik bir ekip oynuyor. Oyunda 27 tablo var ve bu sahneler 1290 ile 1300 yılı arasında geçiyor. Sıçramalı bir tarih akışı var. Bir sahne kös meydanı, diğer sahne Osman Bey’in obasında geçiyor. Bu sıçramalı akışı seyirciye aktarmak için her sahnenin kendi özgün çalışmasını yapmak gerekiyordu. Bunu doğru aktarabilmek için çok büyük mücadele verdim.”
“Kemal Tahir oyunu izleseydi ne düşünürdü ve 2024’ten bu romanı nasıl görürdü” diye zaman zaman düşündüğünü ifade eden Mesci, Kemal Tahir’in Devlet Ana’yı yazarken derinlemesine tarih okuyarak araştırma yaptığı dönemle, bugünün eş değer olmadığını söyledi.
Ayşe Emel Mesci, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Oyunda çok mert insanlarla karşı karşıyayız. Eser, Kuran-ı Kerim’in, Allah’ın son elçisi Hz. Muhammed’in söylediklerinin devamını, aynısını vurguluyor. Yani ‘Toprağın mülkiyeti Allah’ındır. Anadolu’da çok temel bir husus bu ilke. Oyunda kadın-erkek eşitliğini görüyoruz. Kadınların hepsi eşit bir şekilde düşmana karşı savaşıyorlar. Kadınlar aynı zamanda yiğit savaşçılar yetiştiriyor. Kayı boyu ve diğerlerinde ırk, dil ayrımı yok, Kemal Tahir bunu çok güzel işlemiş biz de sahneye yansıtmaya çalıştık. Tasavvufi açıdan bakıldığından insana değer veren ilkelerin olduğu, birbirine destek veren insanların ve çok iyi savaşçıların yetiştiği bir dönem ve iyi bir şekilde sahneye taşıdığımı düşünüyorum.”
Bu tarz büyük oyunların Devlet Tiyatroları haricinde yapılamayacağının altını çizen Mesci, DT’nin sorumlukları olduğunu, hem öğretici, eğitici hem de eğlenceli oyunları hakkıyla yapabildiğini söyledi.
“Devlet Tiyatroları olmasa bu ülkenin kültürü çok geri gider. Osmanlı’yı da, Cumhuriyeti de yeni ve yabancı yazarları sahneye taşıyorlar. Çok görevi var Devlet Tiyatrosunun. İzleyiciler, 3 saatlerini diziye vereceklerine gelip izlesinler.” diyen Mesci, faydalı ve doğru bir oyun çıkardıklarına inançlarının tam olduğunu kaydetti.
“Devlet Ana, Osmanlı Devletinin yönetimi biçiminin simgesi”
Devlet Ana’yı (Bacıbey) canlandıran oyuncu Mehtap Öztepe, Ayşe Emel Mesci’nin yönetmenliğiyle böylesine zor bir oyunun sahnelenmesinden çok mutlu olduklarını söyledi.
Öztepe, “Devlet Ana, Osmanlı Devleti’nin yönetimi biçiminin simgesi. Kadının sert karakteri, koruyuculuğu, anaçlığı, kadın olması, yönetim anlayışının göstergesi. Sert bir karakter, koruyucu ama kadın. Kadına saygı duyuluyor.” dedi.
Oyunda didaktik bir dil kullanıldığını ve şiirsel bir anlatımın kullanıldığını vurgulayan Öztepe, “Kemal Tahir’in bir eserini oynamak bizim için büyük mutluluk, seyircimizin de seveceğini düşünüyoruz.” dedi.
Ertuğrul, Osman ve Orhan Bey’in hikayesi
Osmanlı Devleti’nin ikinci padişahı Osman Bey’i canlandıran Kutay Sungar, kapalı ve yoğun bir prova süreci geçirdiklerini ama prömiyer ile gelen seyirci yorumlarının ekibe mutluluk verdiğini söyledi.
Kariyeri boyunca Genç Osman, IV. Murad’ı oynadığını ama Osman Bey karakterini oynamadığını, daha farklı olduğunu belirten Sungar, şunları kaydetti:
“Genç Osman’da Osman’ın hikayesi anlatılıyordu ama Devlet Ana’da sadece Osman Bey değil, bir boyun hikayesi anlatılıyor. Tek bir karakterin, kahramanın hikayesi değil ve dediğiniz gibi edebiyatımızın en önemli romanlarından birisi. Sonradan imparatorluğa dönüşecek ve ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına giden süreci getirecek tarihin ilk kısmını anlatıyoruz. Kemal Tahir’in 650 sayfalık romanın özünü sahneye aktarabildik diye düşünüyorum. Romanda olan ama sahnede olmayan bir şey var mı diye düşünüyorum ama her şeyi anlattık tiyatroyu baz aldığımızda.”
“Görkemli bir roman uyarlaması”
Hikayenin anlatıldığı dönemin bugüne göre daha zor yıllar olduğunu belirten Sungar, oyunun ilk sahnelerinde Osman Bey’in Ertuğrul Bey’in vekili olarak görüldüğünü ve çok büyük bir Ertuğrul Bey karakterinin sahnede yer aldığını söyledi.
Oyunun ortalarında önce bey sonra atalarına başkaldıran bir Osman Bey karakterini seyircinin izleyeceğini belirten Sungar, “Görkemli bir roman uyarlaması. Türk Dil Kurumu ödülü almış ve çok hoş bir Türkçesi olan bir roman Devlet Ana. Tarihe kurgusal da olsa objektif yaklaşan ve kültürümüzün, Osmanlı Devletinin kuruluş felsefesini anlatan bir oyun izleyecek seyircimiz. Ankaralı sanatseverleri oyunumuza bekliyoruz.” dedi.
Osman Özkan’ın romandan uyarladığı iki perdelik oyunda, dekor tasarımını Murat Gülmez, kostüm tasarımını Gazal Erten, ışık tasarımını Yakup Çıtak üstlendi.
Oyunun müziklerini usta müzisyen Tuluyhan Uğurlu’nun yaptığı, dramaturgisi Ali Berktay’a ait olan eser bugün, yarın, 2, 3, 4 Nisan’da Cüneyt Gökçer’de sanatseverlerle buluşacak.
]]>Tamer Karadağlı, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla, göreve geldiği günden bugüne yaptığı çalışmaları ve yeni projelerini AA muhabirine anlattı.
Göreve gelir gelmez DT çalışanlarının özlük haklarında düzenlemeye gidilmesi için çalışmalar yaptıklarını belirten Karadağlı, dinamik ve atak bir yönetim tarzı izlediklerini, Türkiye’nin en güzide kurumlarından biri olan DT’de arada ufak tefek aksaklıkların yaşanmasının da doğal olduğunu söyledi.
Devlet Tiyatrolarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, sadece oyunculardan ibaret olmadığını, teknik ekip, idari kadrosuyla herkesi kucaklamaya çalıştıklarını belirten Karadağlı, “Çalışanlarımızın özlük haklarını koruyabilmek en önemlisi.” dedi.
“Yüzyıllık Destan: Savaş” 19 Mayıs’ta prömiyer yapacak
Karadağlı, DT repertuarını genişlettiklerini, daha önce hiç oynanmamış, romandan oyunlaştırılan oyunlara yöneldiklerini belirterek, eskiden 3-5 senede bir oynayan oyunların tekrar sahnelendiğini ve bu anlayıştan biraz vazgeçtiklerini söyledi.
Göreve geldiğinde ilk işlerden birisinin Cumhuriyetin 100’üncü yılına özel bir üçleme olan “Yüzyıllık Destan: Ateş” oyununu sahnelemek olduğunu belirten Karadağlı, “Yüzyıllık Destan: Savaş ikinci oyunumuz ve 19 Mayıs’ta prömiyer yapacak. ‘Yüzyıllık Destan: Bayrak’ üçüncü oyun da 30 Ağustos’ta seyirciyle buluşacak.” dedi.
Devlet Tiyatrolarının oyunlarına özel, yeni afiş tasarımı ve oyun tanıtım videolarının ilgi çektiğini kaydeden Karadağlı, hayatı, gençleri yakalamanın önemli olduğuna işaret etti.
“Bizim toprağımızın hikayelerini anlatmak çok önemli”
Karadağlı, “Benim özel sektörden geliyor olmamın avantajlarını kullanarak, daha insan odaklı bir afiş tasarımına gittik. Belki de pek çok oyuncu arkadaşımız afişlerde kendini göremeyecek. Bizim afişlerimiz biraz klasikti. Şimdi en güzel, en insan odaklı ifadeleri bulmaya çalışıyoruz. Afişler ilgi çekti ve faydasını gördük. Tiyatro interaktif bir iştir, canlıdır. Görsel olarak sosyal medyayı kullanmamız adına videoların çok faydası oldu.” dedi.
Yakın zamanda sahneye konulan Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği, Kemal Tahir’in romanından uyarlanan Devlet Ana oyununun başarı yakaladığını belirten Karadağlı, “Yeni sanat sezonunda bir dengeleme yapacağız eserler arasında. Romandan uyarlanan eserlerimiz ve klasiklerimiz olacak. Yerli yazarlara da önem veriyoruz ve bu dengeyi kurmamız gerekiyor. Bizim toprağımızın hikayelerini anlatmak çok önemli. Klasiklerimiz de olacak, toprağımızın hikayeleri de olacak.” diye konuştu.
“Bugün, bütün oyunlarımızı ücretsiz oynuyoruz”
Karadağlı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hem meslektaşlarımın hem de seyircilerimizin 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutluyorum. Bugün, bütün oyunlarımızı ücretsiz oynuyoruz. Salgın döneminde Devlet Tiyatroları özel tiyatrolara sahnelerini açmıştı, açmaya da devam edeceğiz. Devlet Tiyatroları, Türkiye’deki en büyük sanatsal kurum, bir yerde hamilik görevimiz de var. Tabii yardımcı olacağız, boş günlerimizde sahnelerimizi açacağız. Ama her zaman sahnelerimizi açamayız, bunun bir dengesini kurmak gerekiyor. Kızılay’daki 75. Yıl Sahnemizi sadece tahsisler için ayırdık. Diğer sahnelerimizin kapılarını da bizim oynamadığımız günlerde özel tiyatrolara açmaya devam edeceğiz.”
Çok iyi bir ekiple çalıştığını, geldiği günden bugüne çok koşturduğunu, çaba harcadığını ifade eden Karadağlı, her yere oyun götürmek istediklerini söyledi.
Devlet Tiyatrolarının bilet fiyatlarını özel tiyatrolara nazaran oldukça uygun fiyatlarda satışa sunduğunu belirten Karadağlı, şunları kaydetti:
“Londra, New York’a gittiğinizde müzikal izlemek istediğinizde biletler tükenmişse karaborsadan bilet alınıyor ve çok pahalıdır. Biz kar amacı gütmeyen bir kurum olduğumuz için bilet fiyatlarını çok düşükte tutuyoruz. Bizim için önemli olan sanatı, tiyatroyu insanlarımıza yayabilmek. 2023-2024 sanat sezonunun başladığı ekim ayından bugüne 201 oyunla 4 bin 84 temsil gerçekleştirildi. 1 milyon 247 bin 601 seyirciye ulaşıldı. Seyirci sayımızda geçen seneye göre yüzde 10’luk bir artış var. Bu mutluluk verici bir rakam. Demek ki afiş, tanıtım videosu ve repertuvarımızın farkı varmış ki, halkımız teveccüh gösteriyor.”
Yunanistan ile ortak Romeo ve Juliet oyununun provaları sürüyor
DT’nin oyun yazımlarında yapay zeka kullanımına ilişkin de değerlendirmelerini paylaşan Karadağlı, “İnsan odaklı gittiğimiz için yapay zeka oyunu yazdırır mıyız? Sanmıyorum. En azından yakın bir tarihte değil. Belki daha sonra denenebilir, o da deneysel olacaktır.” dedi.
Türkiye ile Yunanistan ortak yapımı Romeo ve Juliet oyunundaki çalışmalara ilişkin bilgi veren Karadağlı, ilk kez sahnelenecek oyunun provalarının Yunanistan’da devam ettiğini, Yunan Pire Şehir Tiyatrosu ile birlikte sahneleyeceklerini söyledi.
Gelecek hafta kendisinin de Yunanistan’a bir ziyaret gerçekleştirerek provaları izleyeceğini belirten Karadağlı, oyunun son yıllarda Yunanistan ile kültürel ve ekonomik yakınlaşmanın da bir göstergesi olduğuna dikkati çekti.
Farklı ülkelerle de bu tür projeleri gerçekleştireceklerini ifade eden Karadağlı, şöyle konuştu:
“Biz hem kendi tiyatromuzu, ulusal tiyatromuzu yurt dışında tanıtmakla mükellefiz aynı zamanda da yurt dışıyla çok yakın temas halinde olmamız gerekiyor. Biz her yıl bir sürü festival yapıyoruz. Yurt dışından onlarca tiyatroyu davet ediyoruz. Onları ağırlıyoruz en iyi şekilde. Bu kültürel alışverişin giderek artması gerektiğine inanıyorum ben, çok büyük faydası oluyor çünkü ülkeler arası ilişkilerde. Ülkelerin kültürel ilişkisinin bu kadar yakın olması aslında birçok problemi ortadan kaldırabiliyor. Çünkü sanat öyle bir şey, güzellik katıyor, barış katıyor, yakınlaştırıyor ülkeleri. Devlet Tiyatrolarının Türk dünyası ülkelerle de yeni çalışmalar planlıyoruz.”
“Devlet Tiyatrolarının ABD ve İngiltere’ye turne yapmadığını öğrendim”
Türk tiyatrosunun yurt dışında sahnelenmesine ilişkin projelerini anlatan Karadağlı, bu zamana kadar Devlet Tiyatrolarının ABD ve İngiltere’ye turne yapmadığını öğrendiğini söyledi.
Tamer Karadağlı, “En büyük hayallerimden biri, Amerika Broadway’de 3, 4 gün bir Türk müzikalini sahneleyebilmek. Apartman boyunda afişlerimizi orada asabilmek ve orada sahneye çıkabilmek, Devlet Tiyatrosunu orada da gösterebilmek. Umuyorum önümüzdeki sene olacak ve Devlet Tiyatrolarının 75’inci yılına denk gelmiş olacak. Kendi topraklarımızın hikayesini en iyi şekilde anlatacağımız bir oyun olursa, bir müzikal olursa, dansıyla, şarkılarıyla, oyunuyla, bundan daha güzel bir şey olamaz.” dedi.
Bu gibi büyük projelerin hazırlanmasının zaman aldığını vurgulayan Karadağlı, 2025’te, DT’nin kuruluşunun 75’inci yılında hayata geçirmek istedikleri bu proje için Devlet Opera ve Balesi, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü gibi kardeş kurumlardan da faydalanabileceklerini belirtti.
“Oyun sayımızı artırabiliriz ama sahne sayımız yeterli değil”
DT Genel Müdürü Karadağlı, yeni sanat sezonu hazırlıklarının başladığını, her sene oyun sayısını ve performansı artırmak istediklerini belirterek, “Yeni sahneler de açıyoruz. Geldiğimden bugüne 4 sahne açtık. Bu tiyatrolara en iyi oyunlarımızı gönderiyoruz, yerleşik hale gelmelerini sağlıyoruz. Oyun sayımızı artırabiliriz ama sahne sayımız yeterli değil. Bu limitler içinde hareket etmemiz gerekiyor. Yakın zamanda Düzce Devlet Tiyatrosu da perdelerini açacak.” dedi.
Öte yandan, kendisinin de oyunlarda rol almasına ilişkin Karadağlı, “Ben şimdi tiyatro için uğraşmalıyım. Daha sonra, ikinci yıl belki, sistem iyice oturur, ben de oyun oynayabilirim. Şu anda arkadaşlarım için, tiyatro için uğraşıyorum.” diye konuştu.
]]>John Steinbeck’in yazdığı, çevirmenliğini Zeynep Avcı’nın üstlendiği oyunda, bu sezon yaşlı çiftlik çalışanı Candy’nin köpeğini, Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı ve eşi Dinçer Yılmaz Sigalı’nın sahiplendiği Şebo oynadı.
Sokağa terk edilen Şebo’nun sahneye uzanan yolculuğu, yaklaşık bir yıl önce yağmurlu bir günde Dinçer Yılmaz Sigalı’yla karşılaşmasıyla başladı. Sigalı’nın montuna sarıp eve götürdüğü Şebo sevimliliğiyle eşi Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı’nın da dikkatini çekti.
Kocaeli Şehir Tiyatrolarında sahnelenen “Fareler ve İnsanlar” oyunundaki “Dolores” rolü için yeni bir köpeğin arandığı dönemde provalara katılan Şebo rolü aldı ve sezon boyunca sahnelenen tüm oyunlarda Candy’nin köpeği olarak sahneye çıktı.
Tiyatroseverlerin en sevdiği oyunculardan biri haline gelen Şebo, gelecek sezon da sahnede olacak.
“Şebo oyun bitiminde fuayede seyirciyle buluşuyor”
Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı, AA muhabirine, oyun için köpek aradıkları dönemde Şebo’yu sokakta terk edilmiş halde bulduklarını söyledi.
Köpeği tiyatroya alıp provalara soktuklarını dile getiren Sigalı, çok akıllı olması, oyuncularla iyi anlaşması ve tüm komutları yerine getirmesi sayesinde onu oyuna dahil ettiklerini kaydetti.
Sigalı, Şebo’nun yaşlı çiftlik çalışanı Candy’nin köpeğini oynadığı aktararak, “Aslında romandaki köpek oldukça yaşlı ve biraz bakımsız bir köpek fakat bizim öyle bir olanağımız yok. Oyunun belli bir yerinde yaşlılığından dolayı daha fazla acı çekmesini istemedikleri için Şebo’yu öldürüyorlar. Oldukça çarpıcı ve çok duygusal bir sahnesi var.” diye konuştu.
Birinci perdenin sonlarına doğru Carlson’ın Dolores’i canlandıran Şebo’yu senaryo gereği sahne dışında öldürdüğünü anlatan Sigalı, “Seyirci çok üzülüyor bu duruma. Ciddi tepkiler oluyor. Ağlayanlar olduğunu biliyorum. Bundan dolayı da perde arasında seyirci arasında dolaştırıyoruz. Oyun bitiminde de fuayede seyirciyle buluşuyor Şebo.” ifadelerini kullandı.
Sigalı, Şebo’nun oyunculardan daha fazla ilgi çektiğine işaret ederek, “Oyunculardan daha çok tebrik alıyor. Şebo’yu görmek için bilet alan seyircimiz var. Fareler ve İnsanlar’ı belki üçüncü veya dördüncü defa izliyor. ‘Bu sefer de Şebo’yu izleyeyim’ diye gelen seyircimiz var.” dedi.
Şebo’nun bu sezonki oyunlarda sahne aldığını ve gelecek sezon da aralarında olacağını dile getiren Sigalı, “Sonra yeni bir maceraya atılıp belki sokakta mağdur olmuş başka bir köpeğimizi, can dostumuzu sahiplendireceğiz. Yani bir an önce yeni bir köpek bulalım, sahneye çıkaralım, seyirci onu sevsin, ondan sonra da sahiplendirelim gibi bir durumumuz var.” dedi.
Oyunun 8 yıldır repertuarlarında olduğunu ve kapalı gişe oynadıklarını belirten Sigalı, şöyle devam etti:
“Şebo bu rolde dördüncü oyuncumuz. İlk üç oyuncuyu sahiplendirdik. Her iki sezonda bir Fareler ve İnsanlar oyununda sokaktan, barınaktan bulduğumuz can dostlarımızı insanlarla buluşturup sahiplendiriyoruz. Belki de biraz hayatlarını kurtarıyoruz. Şebo’ya evde bakıyorduk eşimle bu sürede. Onu çok sevdik ve sahiplendik. Şimdi hem tiyatromuzun oyuncularından biri hem de bizim köpeğimiz olarak yaşamına devam ediyor.”
Sigalı, sokağa tek edilmiş çok sayıda canlı olduğuna dikkat çekerek, insanlara sokaktaki muhtaç hayvanları sahiplenme çağrısında bulundu.
“Şebo sayesinde köpek fobimi yendim”
Dinçer Yılmaz Sigalı da Şebo’yu bir yıl önce yağmurlu ve fırtınalı bir günde sokakta bulduğunu, boynundaki tasma izinden sokağa yeni terk edildiğini tahmin ettiğini anlatarak, “Dayanamadım, montumun içine soktum ve eve götürdüm. Yıkadım sonra eşime sokakta bir köpek bulduğumu söyledim. O da ‘Getir bir bakayım.’ dedi. Öyle başladı maceramız.” ifadelerini kullandı.
Şebo’nun rol arkadaşı tiyatro oyuncusu Cüneyt Gürbüz de geçmişte bir köpek tarafından ısırıldığını, bu nedenle rol kendisine teklif edildiğinde biraz tedirgin olduğunu kaydetti.
Gürbüz, Şebo’nun güzel huylu bir köpek olduğunu, onun sayesinde köpek fobisini de yendiğini dile getirerek, “İnanılmaz, çok keyifli bir partner. Sahnede ne yapacağını çok iyi bilen bir partner. Onunla oynamak benim için büyük bir keyif.” dedi.
]]>Bu hafta; Hamlet, Bir Halk Düşmanı, Cadı Kazanı, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Ay, Carmela!,
Ben Medea Değilim, Yatak Odası Komedisi, Zehir, Kuğunun Şarkısı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.
Şehir Tiyatroları Dünya Tiyatro Günü’nü Ücretsiz Sahneleyeceği Oyunlarla Kutluyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü ücretsiz sahneleyeceği 8 oyunla kutluyor.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Hamlet,
Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde Bir Halk Düşmanı,
Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde Cadı Kazanı,
Ümraniye Sahnesi’nde Gidiş Dönüş Moskova (Retro),
Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde Ay, Carmela!,
Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde Ben Medea Değilim,
Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde Yatak Odası Komedisi,
Müze Gazhane Meydan Sahne’de Zehir adlı oyunlarımız 27 Mart 2024 Çarşamba günü ücretsiz olarak sahne alacak.
Vakitlerden Bir Vakit (Yeni Meddah Hikayesi)
Eski İstanbul’da, aynı mahallenin insanları olan fakat birbirinden hiç haz etmeyen Ahmet ve Namık’ın karşılaşması sonrası yaşanan komik olaylar naklediliyor.
Hiçbir konuda anlaşamayan, tamamen farklı tabiata sahip iki kişi üzerinden ortak değerlerde buluşup kardeşçe yaşamanın güzelliği işleniyor.
Tarık Şerbetçioğlu’nun yazıp yönettiği hikayede Tarık Şerbetçioğlu rol alıyor.
Oyun, 25 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 26 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Ödüllü (Yeni Ortaoyunu)
Kavuklu bu sefer bekardır ve yine işsizdir. Pişekar’la yıllar sonra karşılarlar, hal hatır sorulduktan sonra Kavuklu Pişekar’dan kendisine bir iş bulmasını ister.
Pişekar da varlıklı bir aile dostunun yakın zamanda vefat ettiğini, bekar bir kızı olduğunu ve o kızın bileğini büken erkekle evleneceğini vaat ettiğini söyler. Hikaye bu ya kızın kolunda efsunlu bir pazuband vardır. Kavuklu hemen niyetini ortaya koyar.
Kız ile buluşturulur, kız ile kavuklu birbirine vurulur, hemen bilek güreşine tutuşurlar derken herkesin bileğini büken kız kavukluya yenilir. Anne bu durumdan pek hoşnut olmaz. Kız da kavuklunun kendisi için mücadele edip etmeyeceğini ölçmek için pehlivanlarla güreş yapmasını ister. Bu güreş için bir para ödülü konulur.
Pişekar ünlü pehlivanlara mektup yazar ve sırayla pehlivanlar gelmeye başlar; kavuklu sevdiği kıza, pehlivanlar da para ödülüne kavuşmak için güreşe tutuşurlar. Arnavut, Yahudi, Acem, Laz, Kayserili, Matiz gelir ve bizim Kavuklu hepsini tesadüfen! tuşa getirerek yener. Peki, aşıklar kavuşur mu, pehlivanlar para ödülünü nasıl alır?
Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burhan Yeşilyurt, Cihan Kurtaran, Çağlar Ozan Aksu, Gülsüm Alkan, Murat Üzen, Özgür Dağ, Seda Yılmaz, Serkan Bacak, Yılmaz Aydın rol alıyor.
Oyun, 25 Mart 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 26 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
Oyun biletleri, ortaoyunu ve meddah hikayesinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.
Bu Haftanın Programı (25-30 Mart 2024)
HAMLET

Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor.
Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.
William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
BİR HALK DÜŞMANI

Kentin yegane gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor.
Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.
CADI KAZANI

Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar…
İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk…
Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor.
Arthur Miller’ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.
GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO)

Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir.
Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder.
Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır.
Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.
AY, CARMELA!

İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır.
Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?” sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır.
Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Yunus Erman Çağlar rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde.
BEN MEDEA DEĞİLİM

“Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikayesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz.
Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.
YATAK ODASI KOMEDİSİ

Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor.
Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor.
Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.
ZEHİR

Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür.
Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir.
Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor.
Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.
KUĞUNUN ŞARKISI

Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz.
Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor.
Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 30 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.
]]>Mühendis, diş hekimi, öğretmen, psikolog ve yönetmen gibi çeşitli mesleklerden bir araya gelenler tarafından “Nafız Gürcüali Türk Tiyatrosu” bünyesinde kurulan topluluk, oyunlarını Prizren’deki sahnelerin tadilatta olması veya tiyatroya uygun olmaması nedeniyle şehrin tarihi Lumbardhi Sineması’nın holünde sergiliyor.
Bir dönem sinemada gösterimde olan filmlerin saklandığı odayı kulis olarak kullanan oyuncular, provalarını ısıtma ve soğutma sistemi bulunmayan sinema salonunda yapıyor.
Son olarak Polonyalı yazar Slawomir Mrozek tarafından kaleme alınan “Açık Denizde” adlı oyunu sahneye koyan yönetmen Kamer Şimşek ve oyuncular, çalışmaları, tiyatro tutkuları, karşılaştıkları zorluklar ve beklentileriyle ilgili AA muhabirine konuştu.
Oyuncular kendi sahnelerinin olmasını istiyor
Trakya Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu Şimşek, Kabare Kabare’yi şehirde alternatif bir sahne oluşturma fikriyle kurduklarını söyledi.
Bugüne kadar yaklaşık 10 oyuncunun katılımıyla 4 oyun sahnelediklerini belirten Şimşek, “Kabare Kabare, 4 yıl önce bir arkadaş topluluğunda ‘Beraber tiyatro hakkında bir şeyler yapabilir miyiz, alternatif bir sahne kurabilir miyiz, tiyatroyu tiyatro sahnesinden dışarı çıkarıp farklı mekanlarda da oyunlar sergileyebilir miyiz?’ fikriyle doğdu. Bu da 4 yıldır devam ediyor.” diye konuştu.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunu Amir Abdula, ekibin, profesyonel alanlarında çalışmalarına devam ettiğini aynı zamanda Türk tiyatrosunun yaşaması için tiyatroya emek verdiğini anlattı.
İleride çalışmalarını daha profesyonel bir alana taşımayı düşündüklerini dile getiren Abdula, “Şu an biz hep başka yerlerde, boş olan yerlerde oynuyoruz. Kendi yerimizin olmasını istiyoruz ya da prova yapabileceğimiz bir alanın olmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Telekomünikasyon Mühendisliği Bölümü mezunu Ferda Derviş Tatar, oyunculuğa 2016’da üniversite eğitimini tamamlayıp Kosova’ya döndüğünde başladığını anlatarak, “Tiyatroda yer almak beni çok mutlu ediyor. Kendimi çok güvende, iyi hissettiriyor. Yaptığımız işlerin halk tarafından beğenilmesinin de beni ayrıca mutlu ettiğini söyleyebilirim.” görüşünü paylaştı.
Süleyman Demirel Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunu Venhar Gjini, Kabare Kabare bünyesinde çok güzel bir ortam oluşturduklarını, oyunlarını Prizren’de sadece tiyatro yapılan bir alanda sahnelemek istediklerini ifade etti.
Levent Bütüçi, 8 yaşında başladığı oyunculuğu yaklaşık 25 yıldır sürdürdüğünü belirterek, tiyatro ile Kosova’nın çok etnikli yapısına katkıda bulunmayı amaçladıklarını vurguladı.
Kosova Türk Tiyatrosu, resmi kayıtlara göre 1930’lu yıllarda Karagöz ve Hacivat gösterileri ve orta oyunların sahnelenmesiyle çalışmalarına başlamış, 1980’li yıllarda altın çağını yaşamıştı.
Çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalan Türk tiyatrosunu, Kabare Kabare’nin yanı sıra “Art Theatre” tiyatro topluluğu da aktif şekilde temsil ediyor. Topluluklar genelde Kosova Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı gibi kuruluşların sağladığı sembolik desteklerle yılda 1 veya 2 oyunu sahnelemeye gayret gösteriyor.
Topluluklar ayrıca yıl boyunca Türkiye’de düzenlenen festivallere de katılarak oyunlarını sahneliyor.
]]>Tek perde sahnelenen ve 6 yaş üstü çocuklara hitap eden oyun 45 dakika sürdü. Çocuklarla interaktif bir şekilde sahnelenen oyun, izleyicilerin beğenisini aldı.
Oyunun ardından Özek, AA muhabirine, oyunu 1990’lı yılların başında yazdığını ve şimdiye kadar dünyanın birçok ülkesinde sahnelediklerini belirterek, “Bugünlerde devlet tiyatrolarının bir yeni atılım içinde bulunması, kuklayı önemsemesi ve kendi geleneğimizdeki tiyatroya özel bir alan açmasıyla Çöp Canavarı, Devlet Tiyatroları sahnesinde yer alabildi. Bu açıdan son derece mutluyum.” dedi.
Sahnelenme sürecinde Karagöz sanatçısı olmadan hazırlık yaptıklarına işaret eden Özek, şunları kaydetti:
“Konservatuvardan mezun olmuş, klasik oyunculuk eğitimi almış oyuncularla bu işi yapmamız gerekiyordu. İşin en büyük zorluğu buradaydı. Tabii ki benim de konservatuvar kökenli olmam nedeniyle oyuncularla çok rahat iletişim kurabildik. Onlara bir Karagöz sanatçısının nasıl hareket ettiğini, perde arkasında figürleri nasıl tuttuğunu, bileğini nasıl bükmesi gerektiğini, Karagözü elini ve gövdesini tek bir el içinde nasıl oynatabileceğini öğretmeye, göstermeye çalıştım. Hepsiyle tek tek uğraştım. Onlar da yılmadı ve bu işi başarmak için azmettiler. Gerçekten de bugün birçok Karagöz sanatçısına taş çıkaracak başarıda bu oyunu seyirciye ulaştırmasını bildiler.”
“Çöp Canavarı çevre kirliliğini konu alıyor”
Hacivat’ın Karagöz’ü balık tutmaya davet etmesi, Karagöz’ün de bahar geldiği için temizlik yapmak istemesiyle başlayan oyunun çevre kirliliğini sahneye taşıdığını ifade eden Özek, “Evde bir sürü ıvır zıvırın biriktiğini ve bunları atmak istediğini belirtiyor. Neticede eline ne geçerse denize atıyor. Denizin içinde bütün bu çöpleri yiyen bir çöp canavarı olduğunun farkında değil. Artık Karagöz denize balık avlamaya çıktığında yine eline geçenleri denize atmaya devam ediyor. İşte bu sırada çöp canavarı artık dayanamıyor ve Karagöz’e bütün bu çöpleri iade etmeye başlıyor. İade sırasında oldukça sinirleniyor çöp canavarı ve bir anda Karagöz’ü yutuveriyor. Yuttuktan sonra da birçok gelişmeler oluyor. Bütün bu gelişmeleri merak ediyorsak bence oyunu seyretmeye değer.” değerlendirmesini yaptı.
Karagöz ve Hacivat’ın tarihten bugüne günceli her zaman yakalamayı başaran bir mizah türü olduğuna dikkati çeken Özek, “Tabi ki yalnız günlük olaylar Karagöz’ün dağarcığında yer almadı. Bunun dışında gerçeküstü hikayeler ve aşk hikayeleri de Karagöz’de her zaman yer aldı. İşte biz günümüzde Karagöz’ü devam ettirmek istiyorsak Karagöz’ü iyi anlamamız gerekiyor. Karagöz’ün günü anlattığını anlamamız gerekiyor. O zaman Karagöz’ümüz başarıya ulaşacak. Bu oyunumuzda bugünün sorunundan dem vurmaya çalıştık. Umarım başarılı olmuşuzdur.” şeklinde konuştu.
“Dinamik ve güçlü bir sahne arkası oldu”
Oyunculardan Gökçe Kurt Elitez ise Cengiz Özek’in uzun yıllardır icra ettiği oyunun bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
Çalışmanın dinamik ve çok güçlü bir sahne arkası olduğunu vurgulayan Elitez, “Oyun üzerine ekip olarak çalıştık Devlet Tiyatrosu’nda. Normalde hayalbazlar sahne arkasında tek başlarına bütün figürleri oynatırlar fakat Devlet Tiyatrosu’nda biz bunu birkaç arkadaşımız birlikte paylaştık.” şeklinde konuştu.
Elitez, oyunun konusu ve amacına ilişkin ise “Hem çocuklara kendi kültürümüz olan milli değerimiz olan gölge sanatını Karagöz ile anlatmak hem de doğamızın korunmasına dair mesajı geleneksel oyunumuzla vermek amacımız.” görüşünü paylaştı.
Çöp Canavarı oyununda tiyatro oyuncuları Onur Soysal Pehlivan, Kamil Gençtürk ve Burak Çağlar da kuklaları oynatan isimler arasında yer alıyor.
]]>İlk olarak Çanakkale Zaferi’nin 100. yıl dönümünde 2016’da sahnelenen oyuna dair AA muhabirine konuşan Devlet Halk Dansları Topluluğu Sanat Yönetmeni Yıldız Çankaya Sargın, yoğun bir çalışma yaptıklarını belirterek, oyunun Çanakkale şehitleri anısına hazırlandığını söyledi.
Sargın, oyunda, Çanakkale’de yaşananları bir hemşirenin gözünden anlattıklarını belirterek, “Onbeşlilerimizin, Mehmetçiğimizin elinde can verdiği, vatan uğruna verilen canların acısını hisseden bir hemşirenin anlatımıyla geçiyor oyun. Aynı zamanda burada neden olduklarını, ne için ve ne uğruna savaştıklarını bilmeyen, bu savaşı aslında baştan kaybeden Anzakları da anlatıyoruz.” dedi.
Bundan önceki oyunlarda seyirciden büyük takdir gördüklerini anlatan Sargın, şöyle devam etti:
“Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’mızın da meşalesidir, Cumhuriyet’imizin kuruluşunun kapısıdır. Bu anlamda önem arz ettiğini düşünerek biz tüm yüreğimizi ortaya koyarak çalıştık. Bizim oyunumuzu izleyip ‘Bir gecede Çanakkale tarihini öğrendi benim yavrum’ diyen velilerimiz geldi. Bunlar bizi çok mutlu ediyor. Arzuladığımız şey seyircimizin duygularına ulaşmak. Buna ulaşabilmek için hem görsel hem işitsel hem içinde sinemanın, dansın ve dış sesin olduğu bir zaman tünelini açıp, bizi o döneme götürecek bir şey denemiş olduk.”
Sargın, uzun zaman sonra yeniden sergilenecek oyuna İstanbul’daki tüm tiyatroseverlerin gelmesi temennisinde bulundu.
“O dönemin insanının duygularını anlamaya çalışıyoruz”
Oyunda dansçı ve repetitör olarak görev yapan Ceyhun Yıldırım, “Topluluğumuz bu projeyi Çanakkale Zaferi’nin 100. yılında ilk kez sahnelemişti. Şimdi zaferin 109. senesinde ve Cumhuriyet’imizin 100. yılında tekrar bu önemli eseri sahneleme fırsatı bize doğdu. Bizim için çok kıymetli, çok duygu yüklü anlar yaşıyoruz provada. Temsil anında da elbette aynısı olacak.” ifadelerini kullandı.
Yıldırım, tüm ekibin Çanakkale ruhuna bürünerek rollerini icra ettiğini anlatarak, şunları aktardı:
“O dönemin insanının duygularını anlamaya çalışıyoruz. Bu elbette mümkün değil ama ‘Bir Hilal Uğruna’ eseri, topluluğumuz için ve biz emek veren dansçılar için çok kıymetli. Çok çaba sarf ettik, çok kıymetli provalar yaptık. Bu işin bir parçası olmaktan, o tarihi zaferi yeniden sahneye uyarlayan ekibin bir parçası olmaktan çok mutluyuz ve çok gururluyuz.”
“Umarım seyirci de benim hissettiğim duyguları yaşar”
Projede yer alan tiyatro, dizi ve sinema oyuncusu Azra Bölek Güllü, Devlet Halk Dansları Topluluğunda 18 yıldır görev yaptığını dile getirerek, “Biz bu projeyi daha önce 2016’da Ankara’da canlandırdık ve etkisi hala üstümde. O zaman oyunculuk kısmında yer almamıştım ama şu an oyuncu olarak da yer alacağım.” dedi.
Güllü, oyunda ana karakterlerden hemşireyi canlandırdığını kaydederek, “O dönemki savaşa, o küçücük çocukların ölümüne şahit olan, yardım etmeye çalışan, bütün acıyı hisseden bir kadını canlandırıyorum. Şu an bile düşündükçe ve konuştukça tüylerim ürperiyor aslında. Önemli karakterlerden biri benim için. Umarım seyirci de benim hissettiğim duyguları yaşar ve benimle beraber heyecanlanır.” görüşünü paylaştı.
“350 kişilik bir kadroyla çıkacağız sahneye”
Oyunun sahne amiri olarak görev yapan Vehbi Bora Kılınç ise “1915 Bir Hilal Uğruna”nın multidisipliner bir oyun olduğunu belirterek, “350 kişilik bir kadroyla çıkacağız sahneye. Görsel bir şov olacak. Dans, görüntü, müzik, efektler ve dekorlar bunu tamamlayacak.” diye konuştu.
Kılınç, tek sahnede farklı grupları idare etmenin zor bir görev olduğuna dikkati çekerek, “Devlet Halk Dansları 60 kişiden oluşuyor. Onun dışında çocuk topluluğumuz ve gençlik topluluğumuzu bir araya getirdiğimiz uzun provalar olacak. Sahne provaları, çizgi provaları, ışık provaları, dekor provaları, kostüm provaları… Ama yetiştireceğiz.” dedi.
Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109. yılında başta Mustafa Kemal Atatürk ve savaşta şehit düşen askerlerin anısına saygı niteliği taşıyan “1915 Bir Hilal Uğruna”, 19 Mart saat 21.00’de AKM’nin Türk Telekom Opera Salonu’nda sahnelenecek.
Etkinliğin biletleri, “biletinial.com” adresi üzerinden temin edilebilecek.
]]>İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) 12-16 Mart’ta “Toplu Hikayeler”, “Babamın Kelimeleriyle”, “Parmak”, “Çarpışma”, “Tamamen Doluyuz” ve “Limon” oyunları izleyiciyle buluşacak.
Ayrıca “Kırmızı Küre” ve “Çöp Canavarı ” adlı çocuk oyunları da 17 Mart’ta İDT sahnelerinde minik izleyiciler için sahnelenecek.
Şehir Tiyatrolarının bu haftaki programında Lefkoşa Belediye Tiyatrosunun “Parkta Güzel Bir Gün” ile “Maviydi Bisikletim”, “Sivrisinekler”, “Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi”, “İfigenya”, “Yaşamak Mı, Yoksa Ölmek Mi” ve “Zehir” oyunları yer alıyor.
Ayrıca 17 Mart’ta “Herkes Sihirbaz Olacak”, “Rüya”, “Bekçi ile Postacı”, “Masal”, “Fındıkkıran”, “Karagöz Çiftlik Bekçisi” ve “Elma Kurdu Kırtık” oyunları, Şehir Tiyatroları sahnelerinde minik izleyicilerin beğenisine sunulacak.
Sinema tarihinde yer eden “Titanik”, “Baba”, “Kadın Kokusu”, “Pulp Fiction”, “Gladyatör” ve “Cesur Yürek” gibi filmlerden bir seçki yapılan “Film On The Stage” gösterisi 12 Mart’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) sahnelenecek.
Serdar Biliş’in yönettiği “Aydınlıkevler” oyunu 15 Mart’ta Maximum Uniq Hall’de, Oliver Twist’in macerasını konu alan “Oliver Twist” tiyatrosu ise 16 Mart’ta Maximum Uniq Lounge’da sahnelenecek.
Dünya edebiyatının önemli eserlerinden “Fareler ve İnsanlar” 15,16,17 Mart’ta AKM Tiyatro Sahnesi’nde oynanacak.
Konserler
Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko, yarın Bostancı Gösteri Merkezi’nde dinleyicileriyle buluşacak.
AKM, 12 Mart’ta “Ulusal Müziğimiz-Ulvi Cemal Erkin”, 13 Mart’ta “İstanbul’da Ramazan Özel Konseri”, “İzahlı Müzik Saati Bayati”, 14 Mart’ta “Segah Kar”, 15 Mart’ta ise İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Denizbank Konserleri kapsamında “Çanakkale Zaferi Konseri”ne ev sahipliği yapacak.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) 13 Mart’ta “Viyana Okulu” konserini sanatseverlerle buluşturacak.
İş Sanat’ın kariyerlerinin başındaki müzisyenlere sahne deneyimi sunarak destek olmak amacıyla sürdürdüğü “Parlayan Yıldızlar” konseri kapsamında 11 Mart’ta Ahmet Tümkaya ve Pelin Ece Acar konser verecek.
Solist Doç. Dr. Adnan Çoban, şef ve kemani Doç. Yeşim Altınel Çoban “Hekim Bestekar ve Güftekarlar Konseri” 13 Mart’ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda müzikseverlerin karşısına çıkacak.
Devam eden sergiler
Albaraka Türk Uluslararası 6. Hat Yarışması’nın ödüllü eserlerinden oluşan “Güzel Ahlak” sergisi Taksim Camii Kültür Sanat Merkezi’nde 7 Nisan’a kadar, “Geçmişin İzinde” hat sergisi de ramazan sonunda kadar Galeri Eyüpsultan’da görülebilecek.
“İstanbul Tasvirleri” sergisi, Fatih Belediyesinin ev sahipliğinde Kadırga Sanat Galerileri’nde 23 Mart’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak.
Rami Kütüphanesi’nde gerçekleşen “Nazif’in Düğmeleri” sergisi 17 Mart’a kadar Rami Kütüphanesinde, hattat ve cilt sanatçısı Emin Barın’ın eserlerinden oluşan “Emin Barın: Ne Senden Rüku Ne Benden Kıyam” başlıklı sergi de 29 Nisan’a kadar Artİstanbul Feshane’de ziyarete açık olacak.
Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Dairesi de sergilenen eserlerdeki detaylı temizlik ve bakım çalışmalarının ardından yeni sergileme düzeniyle ziyaretçilerini bekliyor.
Birkaç yıldır kapalı olan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifiyle geçen yıl yeniden ziyarete açılan müzede Hazreti İbrahim’in tenceresi, Hazreti Musa’nın asası, Hazreti Davud’un kılıcı, Hazreti Yusuf’un cübbesi, halifelere ve sahabeye ait kılıçlar, Hazreti Fatma’ya ait gömlek, Kabe anahtarları, Hacerü’l Esved mahfazası gibi “Asr-ı Saadet”i yansıtan mukaddes emanetler sergileniyor.
]]>Sanatçının kişisel eşyalarından oluşan koleksiyonundan kurgulanan sergi, vasiyeti üzerine Türk Eğitim Vakfı ile Mehmetçik Vakfına bağışladığı eserleri de sanatseverlerle buluşuyor.
Sahne kıyafetleri, gözlükleri, ayakkabıları, piyanosu, plakları ve birçok kişisel eşyasının yanı sıra kendi eliyle yazdığı besteleri, mektupları ve notlarının bulunduğu sergide ayrıca, sanatçının çizdiği desenlerden oluşan dijital sergilemeler ve yapay zekayla oluşturulan uygulamalar da yer alıyor.
Bursa Kent Müzesinde bugün kapılarını açacak sergi, 1 yıl boyunca ziyaret edilebilecek.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şube Müdürü sanat tarihçisi Goncagül Meriç, AA muhabirine, Zeki Müren’in çok önemli bir değer olduğunu, hazırladıkları sergiyle de sanatçıyı evine döndürdüklerini ifade etti.
Sanat Güneşi’nin tüm sevenleriyle buluşacağı büyük bir sergi planladıklarını dile getiren Meriç, şöyle konuştu:
“Müren’in 45 yıllık sanat hayatını anlatan, gerek müziğiyle, gerek filmiyle ve birçok eserinin yer aldığı bir sergi oldu. Bir yıldan fazladır planlanan serginin aslında ayrı bir önemi de var. Bu yıl Bursa Kent Müzesinin 20’nci yılı. Sergi, müzenin 20’nci yılına da atfettiğimiz büyük bir işti. Burada Zeki Müren’i aslında hep onun bağdaştırıldığı Bodrum’la değil de Bursa’yla özdeşleştirdik. Burada yazdığı şarkılar, besteler, güfteler, onlara yer verdik. Daha önce hiç görülmemiş fotoğraflarına yer verdik. Koleksiyon çok zengin.”
Zeki Müren’in Bursa’nın Tophane semtinde, Hisar bölgesinde dünyaya geldiğini anımsatan Meriç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Burada biriktirdiği birçok anı var. Biz sergide önce sanatçı kişiliğiyle ve bir Bursalı olarak Zeki Müren’i anlattık. Bursa’yla bağını vurguladık, daha sonra onun sanat hayatında nasıl ilerlediğini, ne kademelerden geçtiğini ve aslında bize ne kattığını anlattık. Biliyorsunuz ki Zeki Müren, Türk sanat musikisine iz bırakan bir sanatçı. Aslında biz onun hiç bilmediğimiz yönlerini de vurguladık. Mesela ilk T sahne, podyum sahneyi gerçekleştiren ve sahnesinde kullanılan kişi Zeki Müren çünkü ‘sanatçı toplumla iç içe olmalıdır’ diyor ve böyle bir T sahne yapıyor ve halkla daha iç içe daha yakın bir sahne düzeni alıyor.”
Meriç, Zeki Müren’in aynı zamanda çok iyi bir tasarımcı olduğunu ve Mimar Sinan Üniversitesini birincilikle bitirdiğini hatırlatarak, “İnanılmaz desenleri var. Biz bu sergide onlara da yer verdik. Hatta o desenleri dijitalleştirip bir alan yarattık. Oraya girdiğinizde hem onun çizdiği desenleri göreceksiniz hem de Zeki Müren şarkılarını dinleyebileceksiniz.” ifadelerini kullandı.
Zeki Müren sergiye gelenleri kendi karşılayacak
Müren’in, kariyerindeki 19 filmin 17’sinde başrol oynadığını aktaran Meriç, şunları kaydetti:
“Filmlerden fotoğrafları göreceğiz sergide. Yine sanatçının özel tasarladığı sahne kostümlerini göreceğiz. Onların da ayrı ayrı isimleri ve hikayeleri var. Onlara yer verdik. İnsanlar Zeki Müren’le burada bağ da kurabilecek. Mesela yapay zekayla oluşturduğumuz bir alanımız var. Orada sanatçıyla bir fotoğraf alıp hatıra oluşturabilecekler. Zeki Müren sergiye gelenleri kendi karşılayacak burada. Yine dijitalde yapay zekayla bay ve bayan ayırt edip ‘Hoş geldiniz hanımefendi, hoş geldiniz beyefendi’ diyerek gelenleri karşılayacak.”
Sergiyi hazırlarken Bursa’ya ciddi bir koleksiyon getirdiklerini dile getiren Meriç, “Burada Türk Eğitim Vakfı ve Mehmetçik Vakfı’nın büyük destekleri var. Biliyorsunuz Zeki Müren sağlığında her iki vakfı da mirasçısı kabul ediyor ve hem eserlerini hem de mal varlığını onlara bırakıyor. Sergiyi yaparken Bursa Büyükşehir Belediyemizle vakıflar arasında bir protokol imzalandı ve protokol çerçevesinde eserleri geçici olarak sergilemek üzere müzeye kazandırdık.” diye konuştu.
Meriç, yine hazırlık aşamasında sanatçıya yazılan hayran mektuplarını okuduklarını belirterek, “İnanılmaz bir koleksiyoner. Yurt dışı seyahatlerinden tutun da konuşma öncesi aldığı notlarına kadar hiçbir şeyini atmamış. Her şeyi çok iyi saklamış bir koleksiyoner kendisi ve o hayran mektuplarından da aslında hem ona duyulan sevgiyi görüyoruz hem de onun insanlara karşı olan bakış açısını.” ifadelerini kullandı.
]]>İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) bünyesinde sahnelenecek eser, Fatih Sultan Mehmet’in Venedik Cumhuriyeti hakimiyetindeki Eğriboz kuşatması sırasında yaşadıklarını anlatıyor.
Eser aynı zamanda Gioacchino Rossini’nin en yenilikçi ve iddialı operası olarak değerlendiriliyor.
Ünlü orkestra şefi Alessandro de Marchi’nin yönetimini üstlendiği esere İDOB Orkestrası eşlik ederken, rejiyi daha önce birçok Gioacchino Rossini oyunu sahneye koyan Renato Bonajuto yönetiyor.
Eserin dekor tasarımını Zeki Sarayoğlu, kostüm tasarımını Gizem Betil, ışık tasarımını Ahmet Defne yaparken, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu’nu Paolo Villa yönetiyor. Eserdeki koreografi ise Nil Berkan İmzalı.
Tüm dekor ve kostümler İDOB atölyelerinde hazırlandı
Operanın rejisörü Renato Bonajuto, orkestra şefi Alessandro de Marchi, oyuncular Mert Süngü, Burak Bilgili ve İDOB Müdürü Caner Akgün prömiyer öncesi yapılan son provada AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
AKM ve İDOB’un tüm imkanlarının kullanıldığı hacimli bir operanın repertuvara eklenmesi hakkında Akgün, marangozdan kunduracısına, demirden boyahanelere kadar tüm prodüksiyonu yerli imkanlarla İDOB atölyelerinde yaptıklarını anlattı.
Akgün, “Yaş sınırı düşük bir seyirci kitlemiz var. Gençlerin ve orta yaşlı kesimin de Fatih Sultan Mehmet’in bu incelikli yapısını tanımaları bizi çok mutlu ediyor.” dedi.
“Böyle bir sahneyi Avrupa’da bulmak çok zor oluyor”
Rejisör Renato Bonajuto, AKM Türk Telekom Opera Salonu teknolojisinin gelişmiş olduğuna değinerek, “2. Mehmet” gibi komplike bir sahne kurgusuna sahip operada, dönen sahne, asansör gibi tüm imkanlardan yararlandıklarını söyledi.
Bu eser için sahnedeki bütün özellikleri kullandıklarını belirten Bonajuto, “Dönen sahne, asansörler, ışıklar. Mutluyuz, çünkü böyle bir sahneyi Avrupa’da bulmak çok zor oluyor. Bu çok büyük bir şans İstanbul için, Türkiye için.” diye konuştu.
Orkestra şefi Alessandro de Marchi ise, Türkiye’de ilk defa bulunmanın kendisi için çok güzel bir his olduğunu, İDOB Orkestrası ile yakaladıkları uyumla birlikte ilk anından beri kendini evinde gibi hissettiğini ifade etti.
AKM sahnesi hakkında Marchi, “Burada ufak detaylar üzerine çalışma imkanı bulduk. Bu kadar çok sesin, enstrümanın olduğu aynı zamanda gerçek bir atın olduğu bir sahnede detaylar önemli. Büyük resmin güzelliği buradan geliyor.” değerlendirmesini yaptı.
“Bu operanın evrensel bir fikri var”
Oyunu daha önce Almanya’da da oynadıklarını ve Alessandro bir Rossini uzmanıyla çalışmanın çok keyifli olduğunu söyleyen Mert Süngü de, “Bu operanın evrensel bir fikri var. Fatih Sultan Mehmet yurt dışında da çok önemli bir figür, İtalya’da özellikle. Rossini’nin bunu yazma sebebi de bu.” diyerek, herkesin kendisinden bir parça bulabileceği “2. Mehmet” operasına sanatseverleri davet etti.
Operada 2. Mehmet rolünde oynayan Burak Bilgili ise eserin dayandığı Eğriboz savaşının çok bilinmediğinden bahsederek, yurt dışında birçok sanatçının Türklere bakarken bir merhamet gördüğünü, hayranlık beslediğini aktardı.
Rossini’nin teknik olarak Türkleri kahramanca bir bas tonla yazdığı yorumunda bulunan Bilgili, “Rossini, bir Türk opera sanatçısının Türk karakterini söyleyeceğini hayal edemezdi.” ifadesini kullandı.
Eser, 24 Şubat’taki prömiyerinin ardından 28 Şubat, 2 ve 6 Mart’ta Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak.
“2. Mehmet” operasında “2. Mehmet” rolünde Burak Bilgili ve Doğukan Özkan, “Anna” rolünde Dilruba Bilgi ve Gülbin Günay, “Calbo” rolünde Barbora Hitay, Asude Karayavuz ve Esen Demirci, “Paolo Erisso” rolünde Mert Süngü ile Ufuk Toker, “Condulmiero” rolünde Berk Dalkılıç ve Yoel Keşap, “Selim” rolünde Hazal Ata ve Anıl Önder dönüşümlü olarak oynuyor.
]]>Ünlü Fransız soprano Emma Shapplin, yarın Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde hayranlarıyla buluşacak. “Carmine Meo” albümüyle uluslararası çıkış yapan Shapplin, sanatsal vizyonuyla müzik dünyasında iz bırakmış bir sanatçı olarak görülüyor.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 24 Şubat’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) “II. Mehmet (Maometto II) Operası”nın prömiyerini gerçekleştirecek. Romantik dönem opera literatürünün en önemli bestecilerinden Gioachino Rossini ve librettist Cesare della Valle tarafından kaleme alınan eser, Türklerle ilgili operalar içinde en önemlilerinden birisi.
Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda (CRR) 23 Şubat’ta Gülşah Erol Quintet ve Nils Petter Molvaer, 24 Şubat’ta CRR Müzik Topluluğu ardından Mehmet Ali Sanlıkol ile CRR Senfoni Orkestrası’nın konseri müzikseverleri ağırlayacak.
Tiyatro oyunları
Fransız yazar Fred Radix’nin kaleme aldığı, Çağlar Çorumlu’nun yönetip, başrolünde olduğu “Şakşakçılar”, Atlas 1948 Sineması’nda 22 Şubat’ta sahnelenecek. Gülce Ünlü’nün çevirisi, Emrah Eren’in proje danışmanlığıyla TiyatrOPS tarafından sahnelenen oyun, Fransız yazar Fred Radix tarafından kaleme alındı. Erkan Baylav ve Albina Özden’in de oyuncular arasında yer aldığı eser, 1895 yılında geçiyor.
Kosta Kortidis’in, 1900’lerin başında gazetelerde yayınlanmış gerçek bir haberden Çiçekçi Sokağı’nda işlenmiş bir cinayetten ilham alarak yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği “Çiçekçi Sokağı” oyunu, bir adalet, bir cinayet, bir kadın hikayesini sahneye taşıyor.
Başrollerini Wilma Elles ile Kosta Kortidis’in paylaştığı oyunda aynı zamanda Alp Balkan, İlkay Özşen, Dilara Tabak, Ali Alkın Aydın, Pari Mayıs ve Akın Kaplan rol alıyor. Teatro Rudius’un, komedi ve dramı harmanlayan müzikli oyunu “Çiçekçi Sokağı”, 24 Şubat saat 20.30’da Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.
Şehir Tiyatrolarında da bu hafta 21-24 Şubat’ta “Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi” Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, “Zehir” Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” Müze Gazhane Meydan Sahne’de, “Gidiş Dönüş Moskova (Retro)” Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, “Ben Medea Değilim” Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, “Yatak Odası Komedisi” Ümraniye Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” oyunu Müze Gazhane Meydan Sahne’de, “Maviydi Bisikletim” Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde ve “Fosforlu Cevriye” Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde gösterilecek.
İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) da 20-25 Şubat’ta “Bir Nefes Dede Korkut”, “80 Günde Devri Alem”, “Her Şey Yolundaymış Gibi”, “Frankenstein”, “Çarpışma” ve “Kırmızı Küre” sahnelenecek.
Sergiler
Eserlerinde doğayı, sembolik anlamlar yüklediği bir unsur olarak öne çıkaran ressam Merih Yıldız’ın “Yeryüzünün Şarkısı/Eutopia” sergisi, Galeri Diani’de 2 Mart’a kadar görülebilir.
Toplam 24 çağdaş sanat galerisinin bir araya gelerek düzenlediği “Art Show: Galeriler Buluşması”, 20 Şubat’ta ön gösterimle açılacak ve 25 Şubat’a kadar The Ritz-Carlton Residences, Istanbul, B Blok Fulya Girişi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Etkinlikte Can Akgümüş, Can İncekara, Ecem Yüksel, Elif Özen, Evren Erol, Ferhat Tunç, Gurur Birsin, Gülnihal Yıldız, Kazım Şimşek, İrina Lunkova, Metehan Törer, Murat Balcı, Sezer Arıcı, Serdar Eğer, ŞANT ve Ümmühan Yörük’ün aralarında bulunduğu sanatçıların eserleri yer alıyor.
İstanbul Lale Müzesi’nde yer alan, 21. yüzyıl çağdaş sanatının etkin isimlerinden ve Pop-Art hareketinin öncüsü Andy Warhol’un eserlerinden oluşan “Andy Warhol Pop-Art Sergisi” de 31 Mart’a kadar İstanbul Lale Müzesi’nde devam edecek.
]]>Konsept tasarımı I-AM İstanbul’a ait olan Unseen Tur’un küratörlüğünü Bengü Gün üstlenirken, enstalasyon ve deneyim tasarımı ise sanatçı Bilal Yılmaz imzası taşıyor.
Zorlu PSM Genel Müdürü Filiz Ova, AA muhabirine yaptığı açıklamada onuncu yılı geriden bırakan PSM’nin sahne arkasının sihirli dünyasını izleyiciyle buluşturduklarını dile getirdi.
Yurt dışındaki tüm büyük performans sanatları merkezleri ve konser salonlarında da benzer etkinliklerin yapıldığını aktaran Ova, “Biz de artık 10. yılımızdayız, hatta şu anda 11. yılımıza başlamış bulunuyoruz. Yılların birikimini biz de izleyicimizle paylaşmak istedik ve sanıyorum Türkiye’de de bir ilki gerçekleştirdik.” dedi.
Ova, dünyanın ve Türkiye’nin en büyük prodüksiyonlarını, konserlerini ve etkinliklerini konuk ettiklerini belirterek, “Aslında izleyicilerimize bu prodüksiyonları nasıl gerçekleştirdiğimizi, sahne arkamızda neler yaşandığını, sanatçıların anekdotlarını, hatıralarını paylaşıyoruz. Hem bizim için çok heyecanlı hem de sanıyorum bunları öğrenmek izleyicilerimiz için de oldukça heyecan verici.” değerlendirmesinde bulundu.
“Sahneye çıkma anının heyecanı oldukça tatlı bir deneyim”
Bu deneyimin ziyaretçiler kadar Zorlu PSM’de çalışanlar için de hala çok etkileyici olduğunu vurgulayan Ova, şunları kaydetti:
“Hem sahne arkasındaki geçmiş ve mevcut hatıralarımızı tekrar gözden geçirmek, hatırlamak hem de sahneye çıkma anının heyecanını yaşayabilmek oldukça güzel ve tatlı bir deneyim. Bir de tabii ki çok büyük bir operasyon ve çok büyük bir çalışma var. Belki sahne önünden bu kadar belli olmuyor ama sahne arkasına geçtiğimizde bunun da izleyiciye yansıdığını düşünüyorum.”
Filiz Ova, I-AM İstanbul, Bengü Gün ve Bilal Yılmaz ile oldukça uzun bir hazırlık sürecinden geçtiklerini dile getirerek, 10 yıllık bir geçmişi topladıklarını ve gerçek sahne arkasını yansıtmaya çalıştıklarını dile getirdi.
Katılımcıların turun gününe göre sahne arkasında sanatçılarla ve prodüksiyon ekipleriyle karşılaşma imkanı bulabildiklerini kaydeden Ova, önceki turlarda bazı izleyicilerin sanatçılarla sahneye çıkıp dekorlarla fotoğraf çektirme imkanı bulduğunu sözlerine ekledi.
Ova, bu deneyimi birebir yaşatabilmek için çalıştıklarının altını çizerek, şunları aktardı:
“Turlar her hafta gerçekleşiyor. Hafta sonları iki seans var ve bir tura maksimum 15 kişiyi alabiliyoruz. ‘Unseen Turu’nun gelecek dönemde bir de ‘Unseen Extreme Tour’u olacak. Burada da sahne arkasında kimsenin deneyimlemediği, aslında sadece prodüksiyon ekiplerimizin deneyimlediği ve çalıştığı alanlara giriş yapabilecek izleyicilerimiz. Bir tık daha heyecanlı, bir tık daha ‘extreme’ dediğimiz, farklı alanları gördüğümüz, yükseklere çıkacağımız yeni bir tur tasarlıyoruz. Onu da çok yakında hem duyuracak hem de izleyicilerimizle paylaşacağız.”
Unseen Tur hakkında
Yaklaşık 90 dakika süren 5 bin adımlık “Zorlu PSM Unseen Tur” ile misafirler, rehber eşliğinde keşif dolu bir yolculuğa çıkıyor. Tur ile Zorlu PSM’de sahnelenen dev yapımların sahne arkası, sanatçıların bıraktığı izler, hediyeler, hikayeler, fotoğraflar ve birçok anı sanatseverlerin keşfine sunuluyor.
Dünyaca ünlü müzikallerden, dünya çapındaki müzisyenlere ve büyük prodüksiyonlu tiyatrolara kadar pek çok performansın sanatseverlerle buluşmaya devam ettiği mekanda hayata geçirilen turlarda yapımların, konserlerin, tiyatroların nasıl hayat bulduğunu merak edenler, sahne sanatlarının üretim alanları olan sahne arkasını görme imkanı buluyor.
Sanatseverleri yeni deneyimler keşfetmeye davet eden ve “Dünyan Değişsin” mottosuyla 11. sezona başlayan Zorlu PSM, 10 sezonda, 6 milyondan fazla sanatseveri ağırladı. Zorlu PSM içindeki 6 mekanda 2023 yılında 1.104 etkinlik gerçekleştirilirken, bu yıl planlanan bine yakın etkinlik bulunuyor.
]]>CHP İzmir İl Başkanlığı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in genel başkan seçilmesinin ardından İzmir’e yapacağı ilk ziyaret öncesi karşılama töreni için havaalanı içinde sahne kurulmasına izin vermeyen ancak AKP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ’ın karşılama töreni için AKP’ye sahne kurulma izin veren İzmir Valiliği’ne tepki gösterdi.
“BİZE YASAK DENİLDİ”
CHP İzmir İl Başkanlığından bugün yapılan yazılı açıklama şöyle:
“Adaletin, eşitliğin, liyakatin ve devletin tarafsızlığının mumla arandığı AKP iktidarlarında, parti devleti zihniyetinin valilikleri ele geçirdiğine İzmir’de bir kez daha şahit olduk.7 Kasım 2023 tarihinde, Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’i genel başkanlığa seçilmesinin ardından İzmir’e ilk gelişi esnasında, örgütümüz ve İzmirliler ile birlikte İzmir Adnan Menderes Havalimanı VIP çıkışında karşılamıştık. Bu karşılamaya katılan vatandaşlarımıza, Sayın Genel Başkanımızın seslenebilmesi için de mobil bir sahne kurmak istedik. Bu sahnenin kurulması ve genel başkanımızın İzmirlilere seslenmesi, “havaalanında sahne kurulamayacağı ve İzmir Valiliğinin yasaklaması” gerekçesiyle emniyet görevlilerimizce engellendi. Sahnenin kurulma sebebinin kısa bir karşılama ve teşekkür konuşmasından ibaret olduğu tarafımızca ifade edilmiş olsa da, küçük bir sahnenin ve ses sisteminin kurulmasına “yasak” gerekçesiyle izin verilmedi.Önce havaalanı sorumlu müdürleri ile ardından da İzmir Valimize vekalet eden Sayın Vali Yardımcımızla görüşmelerimizde de aynı gerekçe ile organizasyonumuz izin verilmemiş, engellenmişti. O gün koyulan yasağa uymuş, devletin valiliğinin sözüne güvenmiş, saygı göstermiştik.
“SAATLERCE ALANI KULLANDILAR”
Ancak gördük ki, AKP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayının 20 Ocak 2024 tarihinde İzmir havaalanında karşılanması için büyük bir sahne, tamda VIP alanı çıkışına kurulmuştu.Türkiye Cumhuriyetinin Ana Muhalefet Lideri ve CHP Genel Başkanı için istenen izin, İzmir Valiliğince “yasak” denilerek verilmemiş ama aynı Valilik AKP’li bir büyükşehir belediye başkan adayına, aynı alanda saatlerce kullanılan büyük sahneye bakıldığında ” Size Yasak Yok. Sahne kurup miting yapabilirsiniz” denmiştir. Üstelik o alanda cumhur ittifakı il başkanları, milletvekilleri konuşmalar yapmış, sahne saatlerce o alanda kullanılmıştır.
“İZMİR VALİLİĞİNİ TARAFSIZLIĞA VE SORUMLULAR HAKKINDA İŞLEM YAPMAYA DAVET EDİYORUZ”
İzmir Valiliği devletin kurumudur. Valilik parti devleti kafasıyla, iktidar korkusuyla veya yandaşlığıyla hareket edemez. Yasak varsa herkese uygulanmalı, yoksa herkese aynı imkan verilmelidir. Devlet kurumuna ve yöneticilerine yakıştıramadığımız bu tavır, yaklaşan yerel seçimler içinde bizleri kaygılandırmaktadır. Seçim çalışmaları ve propaganda sürecinde iktidardan yana tavır alacak bir Valilik, İzmir’de seçim sürecinin gergin geçmesine, adaletsizliklere ve eşitsizliğe yol açacaktır.Şimdi havaalanı konusundaki bu ayrımcılığın sebebi ile ilgili açıklamayı ve Valiliğin tüm siyasi partilere eşit mesafede olup olmadığına ilişkin cevabını beklemekteyiz. Aynı tavrın devamıyla iktidar partisinin desteklendiği, İzmir’de iktidar olan partimize yasaklar koyulmaya çalışıldığı bir sürece izin vermeyeceğimizi tüm kamuoyu ile paylaşıyor, İzmir Valiliğini tarafsızlığa ve sorumlular hakkında gerekli işlemleri yapmaya davet ediyoruz.”
]]>AA muhabirinin derlediği bilgilere göre 2023 boyunca farklı şehirlerde gerçekleştirilen geniş kapsamlı konserlerde bir çok uluslararası sanatçı sahneye çıktı.
Grammy ödüllü keman virtüözü Maxim Vengerov, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenenlere yardım amaçlı konser düzenledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda 19 Nisan’da gerçekleştirilen konserin geliri depremzedelere bağışlandı.
Heavy metal grubu Manowar, “Crushing The Enemies of Metal” turnesi kapsamında Türkiye’ye gelerek ülkedeki 5. konserine imza attı. Küçükçiftlik Park’ta 3 Haziran’da düzenlenen konsere 10 binden fazla kişi katıldı.
Hollywood Vampires ilk kez Türkiye’de konser verdi
Yabancı sanatçıların en sık konser verdiği İstanbul’da yılın en çok dikkati çeken konserlerinden biri de ünlü oyuncu Johnny Depp’in aralarında bulunduğu rock grubu Hollywood Vampires’ın konseri oldu.
Life Park’ta 10 Haziran’da düzenlenen konserde grubun vokalisti Alice Cooper, kendi şarkılarının yanı sıra ünlü rock gruplarının sevilen parçalarını da seslendirdi.
ABD’li folk grubu The Lumineers Türkiye’deki ilk konserini, 30. İstanbul Caz Festivali kapsamında 12 Temmuz’da verdi. Parkorman’da gerçekleştirilen konserde grup “Ho Hey”, “Cleopatra”, “A.M. Radio” ve “Stubborn Love” gibi şarkılarının olduğu bir seçkiyi seslendirdi.
Dünyaca ünlü ABD’li keman virtüözü ve dansçı Lindsey Stirling’in 20 Temmuz’daki İstanbul konseri de ses getirenler arasındaydı. Turkcell Vadi İstanbul’daki konserde Stirling, izleyicilere 1 buçuk saatlik keman ve dans şöleni yaşattı.
Steve Vai, Gipsy Kings, Nai Bargouthi ve Le Trio Joubran konserleri
Rock müziğin önemli isimlerinden Deep Purple’ın eski solisti Glenn Hughes, Deep Purple ile kaydettiği “Burn” albümünün 50. yıl dönümü dolayısıyla düzenlediği dünya turnesi kapsamında 6 Ekim’de Ankara ODTÜ Vişnelik’te, 7 Ekim’de ise İstanbul Maximum Uniq Açık Hava’da hayranlarıyla buluştu.
İstanbul’daki konserlerde bunun yanı sıra Steve Vai, Gipsy Kings, Chris de Burgh, Soen, Imany, Nai Barghouti, Dino Merlin, Marcus Miller, Emel Mathlouthi, Buika, Evgeny Grinko, Stjepan Hauser, Le Trio Joubran, Balazs Havasi, Epica ve Yasmin Levy’nin de arasında bulunduğu dünyaca ünlü sanatçılar ağırlandı.
Portekizli müzisyen Pontes Ankara’da sahne aldı
Ankara bu yıl dünyaca ünlü müzisyenlerin konserlerine tanıklık ederken Portekizli şarkıcı Dulce Pontes’in 15 Ekim’deki konseri başkentlilerin yoğun ilgisiyle karşılaştı.
Özgün Fado tarzıyla Portekiz’in geleneksel müziklerini uluslararası arenaya taşıyan Pontes, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) Ada Ankara Ana Salon’daki konserinde sevilen şarkılarını seslendirdi.
Budapeşte Festival Orkestrası Oda Müziği Topluluğu da 13 Nisan’da CSO Ada Ankara’daki konseriyle ilk defa Türkiye’de sahne aldı.
Bu yıl 37. kez düzenlenen Uluslararası Ankara Müzik Festivali kapsamında çok sayıda yabancı grup ve müzisyen başkente gelirken, Taipei Filarmoni Oda Korosu ve Sofia Vokalensemble’ın konserleri dikkati çekti.
“Başkent Kültür Yolu Festivali: Türkiye-Kore Dostluk Caz Konseri” kapsamında konser veren Güney Koreli piyanist Gee Hye Lee, 24 Eylül’de CSO Ada Ankara’da hayranlarıyla buluştu.
Ankara’da ayrıca 15 Nisan’da Wishbone Ash, 18 Nisan’da Steve Vai ve 15 Kasım’da Geoff Tate konserleri müzikseverleri sevindirdi.
Christina Aguilera ve Robbie Williams ilk kez Türkiye’de sahneye çıktı
Bazı sanatçılar ilk Türkiye konserlerini bu yıl verirken, Grammy Ödüllü ABD’li şarkıcı Christina Aguilera 9 Ağustos’ta Antalya’da hayranlarıyla buluştu. “Stripped” ve “Dirrty” parçalarıyla konserine başlayan sanatçıya sahnede 8 dansçı ve 3 vokalist eşlik etti.
İngiliz şarkıcı Robbie Williams ise Türkiye’deki ilk konserini 18 Ağustos’ta Bodrum’da verdi. Lujo Hotel Bodrum’da sahne alan sanatçı, “Strong”, “Come Undone”, “Don’t Look Back in Anger”, “Feel”, “Kids” ve “Rock DJ” gibi parçaları seslendirdi.
]]>