Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu, Hayvan Hastanesi’nde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Beşikçioğlu, şöyle konuştu:
“Şimdi barınaklarımızı yeni atadığımız müdürümüzle beraber dolaşıp, bu bölgelerin rehabilitasyon eğitim merkezlerine dönüştürülmesi konusuyla ilgili eylemleri bir an önce başlatıyoruz. Bu bağlamda çok büyük bir yüz ölçümüne sahip ilçe olduğu için veterinerlik ünitelerimizi iki bölgede daha açmayı planlayıp, sokak arkadaşlarına biraz daha yakından ilgilenme imkanı sağlayacak. Belediyenin içerisinde birçok bina ve yapının olduğunu hepimiz biliyoruz ve bu binalarında bir şekilde korunması gerektiği düşüncesinden yola çıkarak bu sokakta bazı başıboş dolaşan arkadaşlarımızı önce rehabilitasyon merkezimizde misafir ettikten sonra bu görev yerlerinde görevlerine başlatmayı planlıyoruz. Bu tabii ki afaki bir şekilde gerçekleşmeyecek. Yavru köpeklerimizi kreşlerimizde değerlendireceğiz. İnsan ve canlı ilişkisini biraz daha sıcak tutacağız. Biraz daha eril hale geldiği zaman bunları ilçemizin, belediyemizin otoparklarında bekçi köpeği olarak değerlendireceğiz. Yaşlı hayvanlarımızı da emekli konaklarımızda ve sosyal tesislerimizde değerlendirerek canlılarımızın insan ilişkilerini biraz daha motive eder hale geleceğiz.
“Hayvan-insan ilişkisini arttıracağız”
Tabii ki bir belediyenin kendi içerisindeki kısırlaştırma, hayvanların bakımlarıyla ilgili unsurları da elimizden geldiğince bir üst standarda taşımayı planlıyoruz. Geçenlerde kısırlaştırmayla ilgili bir makale okudum. İlla ameliyat etmeye gerek yok, yeni yapılar/serumlar var. Bunları araştırıyoruz. Özellikle hayvancılık konusunda çok fazla kullanılan çip uygulamaları var. Bu çip uygulamalarıyla ineğin gebe olduğunu, ne kadar süt dolu olduğunu vs. görüyoruz. Bu konuyla ilgili bugün Çankaya Üniversitesi’ndeki arkadaşlarla görüştüğümüzde bu modelin uygulanabileceğini, böylelikle çiplenen sokak hayvanlarının saldırma motivasyonunu, açlık motivasyonunu, gebelik motivasyonlarını vs. bunların hepsini yerinden izleyeceğimiz dijital alt yapı kurma düşüncesi içerisindeyiz. Bu düşüncelerimizi üniversitedeki hocalarımızla paylaştık. Bunun mümkün olabileceğini söylediler. Bu ve benzeri uygulamalarla hayvan-insan, doğa-insan ilişkisini bir üst kademeye taşımak için elimizden gelen gayreti göstermeye çalışıyoruz. Bu alınan yeni yasadaki kararlara alternatif olarak.
Ne kadar çok hayvan sever yurttaşımız varsa onlarla derdi olan bir o kadar yurttaşımız var. Şimdi evladına saldıran bir köpeği aile bireyleri olarak bazen nefretle karşılayabiliriz. Bu yasadan sonra zehirleme olaylarının çok artmasından korkuyorum. Bu anlamda da hem bu sokak evcillerimizin, sokak arkadaşlarımızın daha güvende bir ortam içerisinde bulunmalarını ben çok önemsiyorum. Yavru hayvanlarımızı kreşlerimizde değerlendirelim. İnsan-hayvan ilişkisini, sevgisini güçlendirelim ki bir sonraki kademede bunu çok daha insani şartlarda değerlendirelim niyetinde olduğumuz için bu eylemlerin hepsini yaptık.
“Hayvan hastanesinin ruhsatı yok”
Gereken bilgileri müdürümüz bize getirecek. Yeni atadık kendisini, eski müdürümüzü gönderdik. Çünkü veteriner hekimlerinin harcadığı bütçe 12 milyon TL idi. Bu incelememiz doğrultusunda eski arkadaşımızın görevini sonlandırdık. Keşke bu hastanenin ruhsatı olsa fakat burası yeşil alan. Aslında bu hastanenin bulunduğu alanda yandaki sitenin satış ofisi… Yani bir devşirmeyle burası yapılmış. Fakat ruhsatı yok. Ruhsatı olmamasına rağmen de seçime bir ay kala birçok veteriner arkadaş burada göreve başlamış. Bu bir etik davranış değil. Biz bu arkadaşlara personel alımı işinde tekrar bizlere başvurabilirsiniz dedik. 20 yıllık bir geçmişi olan, aynı şekilde yönetilen ilçe olduğu için sancısı da o yönde güçlü oluyor. İster istemez bu süreç içerisinde can dostlarımızın süreçlerini ve buradaki uygulamaların onların üzerindeki etkisini gözlemlemeye karar verdik. Hayvan dostu arkadaşlarımızla yaptığımız incelemeler doğrultusunda bazı bizim uygun görmediğimiz uygulamalarla karşılaştık. Bu arkadaşları belirledik, gerekenlerde belediye içerisinde yapılacaktır. Etimesgut, sokak hayvanları için örnek bir ilçe olacak. Niyetimiz budur.”
]]>Hukuk fakültesinden 1998 yılında mezun olmasına rağmen başörtüsü nedeniyle avukatlık yapmasının önüne çeşitli engeller çıkarılan Yıldız, 2012’den itibaren fiili olarak mesleğini icra etmeye başladı.
İlerleyen süreçte kurulan İstanbul 2 No’lu Baronun kurucu başkanı olan avukat Gönül Yıldız, AA muhabirine, 28 Şubat döneminde Marmara Üniversitesinde son sınıfta okuduğunu, mezun olduktan sonra stajını tamamlamasına rağmen başörtüsü nedeniyle İstanbul Barosu tarafından kendisine avukatlık ruhsatı verilmediğini söyledi.
Avukatlık ruhsatını Konya Barosundan almasına karşın başörtüsü nedeniyle mesleğini fiili olarak yapmasına yıllarca müsaade edilmediğini ifade eden Yıldız, şöyle konuştu:
“2012’de Danıştay kararı çıkana kadar hiçbir şekilde duruşmalara giremedik. İcra dairelerinde hapsedildik. Hapsedilmekten kastım da şudur, sadece icra dairesinde çalışabilir hale getirildik. Avukatsınız, ruhsatınız var, büronuz var, baroya aidat ödüyorsunuz, baroya kaydınız var ama sadece icra müdürlüklerinde çalışabiliyorsunuz, hukuka aykırı şekilde dini inancınız gereği taktığınız başörtüye müdahale edildiği için.”
Yıldız, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) eğitimi almak için baronunun Taksim’de bir otelde düzenlediği seminerde yaşadıklarını şöyle anlattı:
“İnsanlar eşofmanlarıyla parmak arası terlikle derslere geliyor. Biz de normal kıyafetimiz ve başörtümüzle. Baronun görevlisi, ‘Sizi bu şekilde derslere kabul edemeyiz. Lütfen terk edin’ dedi. Ben de ‘Hangi gerekçeyle? Bir otelde ders alıyoruz. İnsanlar parmak arası terlikle eşofmanla şortla geliyor. Siz beni derse almayacağınızdan bahsediyorsunuz’ dedim. ‘Biz derse türbanlı almıyoruz’ dediler. ‘Devam edeceğim, böyle bir yasak yok’ dedim. Hakkımda tutanak tuttular. Baronun CMK’den sorumlu yönetim kurulu üyesi, ‘Sizi meslekten ihraç edeceğiz, eğer burayı terk etmezseniz’ dedi. Ceza da verdiler. Niye ceza verdiler? Sırf mesleki eğitim almak istiyorsunuz, kendinizi geliştirmek istiyorsunuz diye. Hukuki olarak bir yasak olmadığı halde düşünün yaşadığımız mağduriyetleri.”
“Çok şükür bugünleri gördük”
Avukat Gönül Yıldız, mesleğe fiili olarak 2013 yılında başlayabildiğini ifade ederek, “Duruşmalara girmeye başladık. Nihayetinde bizim hayatımızdaki kayıp 15 yıl. 1998 mezunuyum. 2013’e kadar fiili olarak avukatlık yapmadım. Sadece icra dairelerinde yaptım. Aradaki 15 yılın telafisi ne parayla ne malla, ne başka bir şeyle mümkün. Düşünün aradaki hak kaybını, psikolojiyi.” diye konuştu.
Yıldız, baro yönetimlerinin değişimi için 2 yılda bir seçimler yapıldığını anımsatarak, “Genel kurula 2 yılda bir oy kullanmaya gittiğimizde hakkımızda tutanak tutup cezai işlem uyguluyorlardı.” dedi.
Zaman içerisinde ihtiyaçlar doğrultusunda İstanbul 2 No’lu baronun kurulduğunu anımsatan Yıldız, “Elhamdülillah ben de o baronun kurucu başkanı oldum. Nereden nereye diyorum. Çok şükür bugünleri gördük.” diye konuştu.
Yıldız, 28 Şubat mağdurlarının sayısının yüz binlerle ifade edilemeyecek kadar çok olduğunu dile getirdi.
Kendisini en çok etkileyen olayın ise o dönem 70 yaşındaki Medine Bircan’ın Çapa Tıp Fakültesinde yaşadıkları olduğunu, sağlık karnesindeki fotoğrafında başı kapalı olduğu için doktorların tedaviyi reddettiğini söyleyen Yıldız, çocuklarının photoshoplu bir fotoğraf ayarlayıp sağlık karnesine ekleyinceye kadar kadının hayatını kaybettiğini söyledi.
“İnandığım şey için sonuna kadar direndiğim için gururlanıyorum”
Kendisinin 25 yıllık avukat olması gerekirken 10 yıllık avukat olduğunu belirten Yıldız, “Madden de benimle başlayanlarla aynı konumda değilim. Manevi olarak da çok ciddi sıkıntılar yaşadık. İnandığım şey için sonuna kadar direndiğim için kendi adıma gururlanıyorum ama tersini yaşayan çok meslektaşım var. Mağdur edildiğini, hayatlarının çalındığını düşünen birçok meslektaşım var.” diye konuştu.
Yıldız, yasakçıların hala aynı zihniyette olduğunu dile getirerek, “Buldukları ilk fırsatta aynı şeyleri yapmaya devam edeceklerine inanıyorum.” dedi.
Yasağın o dönem de hukuki değil fiili olduğunu anlatarak, “O zihniyet hiç değişmedi. Yasakçı kesim kafa yapısı olarak hala aynı. Buldukları her fırsatta başörtüsüne, dine karşı nasıl ilerleyebiliriz, nasıl önlerini kesebiliriz çabası içerisindeler. Öyle olunca ister istemez biz de bunlar yine geldiklerinde yine aynı şeyi zorlayacaklar kaygısını hala yaşıyoruz. Biz aynı mücadeleyi yine verir miyiz? Yine sonuna kadar veririz. Allah’ın bize verdiği nefes ne zaman biterse mücadelemiz de o zaman biter.” değerlendirmesinde bulundu.
“Başörtülü bir meslektaşıma ruhsatını verirken hüngür hüngür ağladım”
Yıldız, aynı şeylerin yaşanmaması için anayasal değişiklik yapılabileceğini ancak her şeyden önce toplumun karşısındakinin haklarına sonuna kadar saygı duymayı öğrenmesi gerektiğini söyledi.
Başörtülü ilk hakimi gördüğünde ve baro başkanı olduğu dönemde başörtülü bir meslektaşına ruhsatını verirken hüngür hüngür ağladığını anlatan Yıldız, yıllarca avukatlık yapamazken İstanbul 2 No’lu Baronun kurucu başkanı olmasının kendisi için gurur verici olduğunu ve kendisini zafer kazanmış bir kumandan gibi hissettiğini dile getirdi.
Yıldız, 28 Şubat sürecinde “kamusal alan” diye bir alanın icat edildiğini anlatarak, “Nasıl bir alansa yatak odasının dışındaki her yer kamusal alan. Onun haricinde başörtülü dolaşamazsınız. Ben avukatım. Sadece duruşmalara başörtülü girememem gerekir o zamanki mevzuata göre. Ama seminere girdiğinizde de soruşturma geçiriyorsunuz. Genel kurula gittiğinizde de soruşturma geçiriyorsunuz. Yani hiçbir şekilde size yaşam alanı vermiyorlar.” ifadelerini kullandı.
]]>