Risk – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Thu, 25 Jul 2024 08:18:05 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Yüksek Nem ve Sıcaklık Hayati Riskler Oluşturuyor https://www.haber60.com.tr/yuksek-nem-ve-sicaklik-hayati-riskler-olusturuyor/ https://www.haber60.com.tr/yuksek-nem-ve-sicaklik-hayati-riskler-olusturuyor/#respond Thu, 25 Jul 2024 08:18:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=42153

Türkiye’nin büyük bir kısmını etkileyen sıcak hava ve nem dalgası, sadece bunaltmakla kalmıyor aynı zamanda hayati riskler de oluşturuyor. İstanbul’da nem oranının yüzde 99 ile rekor seviyelere ulaşmasının ardından Medipol Mega Üniversite Hastanesi doktorlarından sağlık uyarısı geldi. Uzmanlar, nem çarpması ve sıcak çarpmasının birbirinden farklı olduğunu ve her ikisinin de sağlık açısından büyük riskler barındırdığını ifade etti.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi doktorları nem çarpması ve sıcak çarpmasının farkını şu şekilde anlattı:

“Nem çarpması, yüksek nemin olduğu ortamlarda vücudun terleme mekanizmasını etkileyerek soğutma yeteneğini azaltması sonucu ortaya çıkar. Aşırı terleme, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı ve kusma, vücudun tehlikeye karşı ilk alarmıdır. Yaşlılar, bebekler ve kronik hastalar en riskli gruptur. Isı çarpması ise vücut sıcaklığının aşırı yükselmesi ve terleme mekanizmasının başarısız olması sonucu ortaya çıkar. Yüksek hayati tehlike arz eder. Cilt kızarır, kurur ve terleme durur; bilinç kaybı, nöbet geçirme gibi ciddi belirtiler görülür. Risk grubunda bebeklerden yaşlılara kadar geniş bir kitle vardır.”

PROF. DR. GÖRAL: HAVADAKİ BUHAR BEYNE GİDEN KANI AZALTIYOR

Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vedat Göral, yüksek nemli havanın damarlar ve kaslar, sinir sistemi ve kan pH’ının düzenlenmesinde hayati öneme sahip elektrolitler üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Göral, “Yeterince su içilmemişse, damarlar genişler ve beyne giden kan akışı azalır, bayılma riski artar. Ayakta kalma veya otururken aniden kalkma durumunda bayılma riski yüksektir. Kas krampları veya spazmlar, elektrolit kaybının belirtileridir” dedi.

“KİŞİSEL TEMİZLİK VE GIDA HİJYENİNE ÇOK DİKKAT EDİLMELİ”

Nemli ortamlardaki mantar enfeksiyonu riskine de dikkat çeken Göral, “Kişisel temizlik ve gıda hijyenine çok dikkat edilmeli. Ayrıca, nem ve ısı artışında mide daha asidik hale gelebilir. Sıcak havalarda susuz kalmamak ve büyük porsiyonlar veya yağlı yiyeceklerden kaçınmak önemli” diye ekledi.

PROF. DR. AKKOYUNLU: AŞIRI SICAK VE NEM UYKU BOZUKLUĞUNA NEDEN OLUYOR

Ağır nem artışının havadaki oksijen miktarını düşürerek uyku kalitesini bozduğunu aktaran Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Muhammed Emin Akkoyunlu şunları ekledi:

“Hava sıcaklığı arttığı dönemlerde uyku konforu açısından rahatsız edici bir ortam oluşur. Sıcaklığının yüksek olması uykunun başlatılmasını, devam ettirilmesini ve derinleşmesini engeller. Ağır nem artışı havadaki oksijen miktarını düşürür. Nem ne kadar yüksek ise oksijen miktarı o kadar düşüktür. Yüksek sıcaklıklar ve beraberinde çok nemli bir ortamda yeterli oksijen alınamayacağı ve nefes darlığını ortaya çıkaracağını düşünürsek bu aynı zamanda ciddi bir uyku bozukluğuna da neden olur. Nem, baş ağrısı ve sinirli olma halini arttırır. Bu durum serin ortamlarda uykunun kalitesinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.”

UZM. DR. ÇİFTÇİ: ANİDEN SOLUNUM GÜÇLÜKLERİ OLUŞABİLİR

Dahiliye Bölümü’nden Uzm. Dr. Betül Mercan Çiftçi, yüksek nemin sağlık üzerindeki potansiyel risklerine karşı uyardı. Çiftçi, “Havadaki yüksek nem vücudun ısıyı düzenleme mekanizmasını zayıflatacağı için vücut sıcaklığı aniden tehlikeli seviyelere yükselebilir, sıcak ve ısı çarpması görülebilir. Özellikle astım ve bronşit gibi solunum yolu hastalıkları olan kişilerde solunum güçlükleri gibi tehlikeli durumlar oluşabilir. Ciltte mantar enfeksiyonları ve tahrişlere yol açabilir. Bol su içilmeli, ılık suyla sık sık duş alınmalı, mümkün olduğunca vücudu serin tutmaya çalışılmalı. Mecbur kalmadıkça nemin yüksek olduğu gün ve Saatlerde Isıya Maruz Kalmaktan Kaçınılmalı” dedi.

UZM. DR. BURKE: NEM PARTİKÜLLERİNDEKİ GÖZLE GÖRÜLMEZ RİSKLER

Göz Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Ziya Burke ise “Yüksek nem, polen ve diğer alerjenlerin havada daha hızlı yayılması demek. Mikroorganizmaların üremesi için uygun bir zemin demek, gözyaşının dağılım bozuklukları hızının artışı demek. Kısacası yüksek nem göz sağlığı için risk demek. Kuru göz, alerjik reaksiyonlar, enfeksiyonlar ve UV radyasyonuna bağlı göz rahatsızlıklarının yanı sıra gözde sarı veya beyaz renkli, yükselmiş dokuların oluşmasına neden olabilen Pinguecula ve Pterjium hastalıkları için en tehlikeli günlerden geçiyoruz. Özellikle dışarıda olanlar güneş batana kadar UV korumalı güneş gözlüklerini gözlerinden çıkarmamalılar. Göz enfeksiyonları riskine karşı göz içi nemli ve gözler temiz tutulmalı. Gözde batma, yanma, kızarıklık olursa vakit kaybetmeden hekime başvurulmalı” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/yuksek-nem-ve-sicaklik-hayati-riskler-olusturuyor/feed/ 0
Kovid-19 ve Grip Aşıları Kalp Krizi Riskini Artırmıyor https://www.haber60.com.tr/kovid-19-ve-grip-asilari-kalp-krizi-riskini-artirmiyor/ https://www.haber60.com.tr/kovid-19-ve-grip-asilari-kalp-krizi-riskini-artirmiyor/#respond Wed, 24 Jul 2024 08:30:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=41873 Kovid-19, influenza (grip) dahil gribal enfeksiyonlarda kalp krizi riskinin arttığı, korunmak için en etkin yolun aşı olduğu belirtildi.

Ankara Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Sinan Aydoğdu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kalp ve damar hastalıklarının dünya genelinde en sık ölüm nedeni olarak ilk sırada yer aldığını söyledi.

Kalbi besleyen damarların tıkanması sonucu kalp krizi geliştiğini aktaran Aydoğdu, krizin göğüs, omuz, sırt, çene ve karın ağrısı ile kendini gösterebildiğini belirtti.

Aydoğdu, “Kalp krizi, en sık hastanın göğsünde çökme tarzında bir ağrı ile başlamaktadır. Bu ağrı, boğaza, çeneye ve sol kola yayılabilir ve terleme görülebilir.” diye konuştu.

“Aşıların kalp krizini artırdığına dair ciddi kanıtlar yok”

Kalp krizi gelişmesinden, özellikle 2019 Aralık ayında Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve kısa sürede dünyaya yayılan Kovid-19 salgınında uygulanan aşıların sorumlu olduğuna dair iddiaların şehir efsanesi olduğunu söyleyen Aydoğdu, bunu doğrulayan bir bilimsel çalışmanın bulunmadığını vurguladı.

Kanıta dayanmayan bu iddiaların yanlış bir algıya sebep olduğuna işaret eden Aydoğdu, şu bilgileri verdi:

“Şu ana kadar aşıların kalp krizini artırdığına dair ciddi kanıtlar yok. Esas Kovid-19, influenza dahil gribal enfeksiyonlarda kalp krizi riski artmaktadır. Örneğin, gribe bağlı enfeksiyon geçirilen dönemde kalp krizi riski 6, Kovid-19 geçirilen dönemde de 2 kat artmaktadır. Bu nedenle özellikle risk grubunda bulunan 65 yaş üstündekilere, kalp hastalığı tanısı almış olanlara aşı yaptırmaları önerilmektedir.”

Aydoğdu, aşılama ile kalp krizi riskinin önlendiğinin altını çizerek, sözlerine şöyle devam etti:

“Yaklaşık 600 bin kişi ile yapılan bilimsel araştırmada, Kovid-19’a karşı koruyan aşılama sonrasında kalp krizi ve inme sıklığının azaldığı gösterildi. Aşıların, kalp krizi sıklığını artırdığına yönelik iddiaların bilimsel bir kanıtı olmadığı gibi tersine aşının bu riski azalttığı ortaya konmuştur.”

Kalp krizi riskinin önlenebilmesi için özellikle risk grubundakilerin eylül-ekim aylarında influenza aşılarını yaptırmasının önemine işaret eden Aydoğdu, “Bu aylarda yaptırılan aşılar, yaklaşık bir yıl o yılki varyantlara karşı koruma sağlamaktadır. Bu varyantlar her yıl değiştiğinden bu aşılar her yıl yaptırılmalıdır. Bunun yanı sıra zatürre aşısı da bir kez yaptırılmalıdır, tek doz yeterlidir.” dedi.

“Sıcak hava kalp krizi riskini artırıyor”

Prof. Dr. Aydoğdu, sıcak havanın da kalp krizi gelişmesinde önemli bir etken olabildiğine dikkati çekti.

Vücut ısısının terleme ile kontrol edilebildiğini anlatan Aydoğdu, sıcak hava sıvı kaybına yol açtığından kalbin daha fazla çalışmak zorunda kaldığını söyledi.

Aydoğdu, bu durumda, riskli gruplarda ve özellikle kalp yetmezliği bulunanlarda kalbin çalışma performansı arttığından kriz riskinin de yükseldiğini ifade etti.

Vücuttaki sıvı kaybının, aynı zamanda kanın akışkanlığını da azalttığından kalp krizi riskini arttırdığını anlatan Aydoğdu, “Sıcak havalarda risk grubundakilerin, güneş ışınlarının tepede olduğu saatlerde dışarı çıkmamaları, keten gibi serin tutan giysileri tercih etmeleri ve gün içinde bol sıvı almaları önemlidir.” uyarısında bulundu.

Aydoğdu, kalp krizi geçiren bir kişi görüldüğünde ilk olarak 112’ye haber verilmesinin hayati önem taşıdığını vurgulayarak, “Daha önceden teşhis alan hastaların dil altı ilaçları bulunuyorsa o verilebilir ama genel prensip hemen 112’ye haber verilmesidir.” dedi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/kovid-19-ve-grip-asilari-kalp-krizi-riskini-artirmiyor/feed/ 0
CHP Milletvekili Türkan Elçi, sokak köpeklerini uyutmayı öngören yasa tasarısını sordu https://www.haber60.com.tr/chp-milletvekili-turkan-elci-sokak-kopeklerini-uyutmayi-ongoren-yasa-tasarisini-sordu/ https://www.haber60.com.tr/chp-milletvekili-turkan-elci-sokak-kopeklerini-uyutmayi-ongoren-yasa-tasarisini-sordu/#respond Fri, 31 May 2024 23:39:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34245 (ANKARA)- CHP İstanbul Milletvekili Türkan Elçi, sokak köpeklerini “uyutmayı” da öngeren yasa tasarısına ilişkin Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya “Bakım, rehabilitasyon, aşılama ve kısırlaştırma gibi faaliyetleri yürütmek için yerel yönetimlere ve ilgili kurum ve kuruluşlara ödenen ödeneğin meblağı nedir? Sokağa terk edilmiş hayvanlar hakkında yaşanan problemlerin çözümü için Sivil Toplum Kuruluşları ve özellikle hayvan hakları savunucuları ile istişare edilerek görüşmeler, toplantılar gerçekleştirilmiş midir” diye sordu.

CHP İstanbul Milletvekili Türkan Elçi, sokak köpeklerini “uyutma” adı altında öldürülmesinin önünü açan tasarıyı Meclis gündemine taşıdı. Elçi, konuya ilişkin Tarım ve Ormancılık Bakanı ibrahim Yumaklı’nın yanıtlaması için soru önergesi verdi.

“Uyutma” seçeneğine karşı kamuoyunda tepkilerin olduğunu kaydeden Elçi, önergenin gerekçesinde, yaşayan tüm canlıların insanlara tanınan “yaşam hakkına” sahip olduklarını, insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin zaruri ve aynı zamanda hayvanların güvenliğinin koruma altına alınmasının, devlet örgütleri düzeyinde temsil edilmesi gerektiğinin, hayvanların rahat yaşamalarını, iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarına, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesinin gerektiğini belirtti. Elçi, Bakan Yumaklı’ya şu soruları yöneltti:

“Sağlık Bakanlığı verileri; 2018-2022 yılları arasında kuduz riskli temas sayısı ortalama 267 bin iken, 2023 yılında bu sayının 438 bine ulaştığı yönündedir. Kuduzun başka hayvanlardan da bulaşabileceği göz önünde bulundurularak, kaç vakanın köpeklerden bulaşmış olduğu yönünde tespit yapılmış mıdır? 2022-2023 yılları arasında kaç hayvana kuduz aşısı yapılmıştır? Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ülkemizin kuduz riski açısından yüksek risk kategorisinde gösterildiğini, kuduz riskine ve başıboş köpeklerden kaynaklı tehlikelere karşı seyahat uyarısı yapıldığını açıklamıştır.

Türkiye’nin risk kategorisindeki sıralaması nedir? Bakım, rehabilitasyon, aşılama ve kısırlaştırma gibi faaliyetleri yürütmek için yerel yönetimlere ve ilgili kurum ve kuruluşlara ödenen ödeneğin meblağı nedir? Hayvan bakımevleri ve hastanelerin kurulması amacıyla hazineye ait tahsis edilen arazilerin denetimi yapılmakta mıdır? Amacı dışında kullanılan arazilerin tahsisi iptal edilmiş midir? Sokağa terk edilmiş hayvanlar hakkında yaşanan problemlerin çözümü için STK’lar ve özellikle hayvan hakları savunucuları ile istişare edilerek görüşmeler, toplantılar gerçekleştirilmiş midir? Bilindiği üzere her ilde, vali başkanlığında hayvanların korunması ve mevcut sorunların çözümüne yönelik İl Hayvanlarını Koruma Kurulları mevcuttur. Kurulun ‘Hayvan sevgisinin korunması ve yaşatılması ile ilgili eğitici faaliyetler düzenlemek’ görevinin de olduğu göz önünde bulundurularak, ülkemizde kaç ilde bu yönde eğitim çalışması yapılmıştır Hayvan Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonunun yaptığı araştırma ve inceleme sonucu düzenlemiş olduğu 21 Ekim 2019 tarihli (iktidar ve muhalefet milletvekillerinin imzasının bulunduğu) rapordaki önerilerden biri de ‘Hayvanlara yönelik süreçlerin yönetilmesinde kullanılmak üzere Hayvan Hakları Fonu ya da başka bir ad altında bir fonun oluşturulması’ önerisidir. Bu öneri hayata geçirilmiş midir? Geçirilmemişse hangi nedenlerden dolayı geçirilmemiştir?”

]]>
https://www.haber60.com.tr/chp-milletvekili-turkan-elci-sokak-kopeklerini-uyutmayi-ongoren-yasa-tasarisini-sordu/feed/ 0
Kalp Krizi Risk Faktörlerinin Belirlenmesi Önemli https://www.haber60.com.tr/kalp-krizi-risk-faktorlerinin-belirlenmesi-onemli/ https://www.haber60.com.tr/kalp-krizi-risk-faktorlerinin-belirlenmesi-onemli/#respond Mon, 15 Apr 2024 21:48:42 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=27491 Medicana International İstanbul Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sebahattin Ateşal, son zamanlarda çeşitli faktörler nedeniyle kalp krizi geçirme yaşının erkene indiğini, bu nedenle risk faktörlerinin belirlenmesinin, erkenden önlem alınmasının önemli olduğunu bildirdi.

Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Ateşal, kalp sağlığını koruma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Ateşal, dünya genelinde meydana gelen ölümlerin en önemli nedeninin bulaşıcı olmayan hastalıklar olduğunu, bunlar arasında ilk sıralarda kalp ve damar hastalıklarının yer aldığını belirtti.

Kalp ve damar hastalıklarını erkenden teşhis etmenin rutin tetkiklerle mümkün olduğunu vurgulayan Ateşal, “Kalp damar hastalığına yakalanma açısından yaş önemli bir faktörüdür. Yaşlanma süreci ile atar damarlarda gelişen yağlanma, tıkanma artmakta ve kişilerin kalp krizi geçirme riski artmaktadır. Ama son zamanlarda çeşitli faktörler nedeni ile kalp krizi geçirme yaşı da erkene inmiştir. Bu nedenle risk faktörlerinin belirlenmesi, erkenden önlem alınması önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı.

Sigara içme yaşının düştüğüne dikkati çeken Ateşal, yapılan çalışmalarda sigara tüketiminin kalp damar tıkanıklığının hem akut hem kronik sonuçlarını artırdığını gösterdiğini kaydetti.

Ateşal, sigaranın bırakılmasını sağlamanın uzun dönem kalp krizi riskini azaltmak için en etkin tedavi yöntemi olduğunun altını çizerek, sigarayla alkol ürünlerinden de uzak durulması gerektiğini anlattı.

“Toplu taşıma kullanımı hareketi getirir”

Prof. Dr. Ateşal, obezitenin gittikçe artan büyük bir sağlık sorunu olduğuna dikkati çekti.

Obezitenin düzensiz ve sağlıksız beslenmenin getirdiği bir hastalık olduğuna işaret eden Ateşal, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Obezite, hipertansiyon, kolesterol, diyabet gibi hastalıkları da beraberinde getirmektedir. Obeziteden korunmak, diğer hastalıklarla birlikte kalp sağlığını korumak için de önem taşımaktadır. Bu nedenle düzenli, sağlıklı beslenmek, fazla kilonun verilmesi ya da kilo kontrolü kalp sağlığını da korumaktadır. Akdeniz tipi beslenmek gerekir. Sebze ve meyveden zengin, sağlıklı yağlardan oluşan, işlenmiş gıdalardan uzak duran bir diyet biçimi kalp sağlığı için gereklidir. Gerekirse beslenme uzmanlarından destek alarak kilo kontrolü sağlamak kalp sağlığı için atılması gereken adımlardan biridir. Beslenmenin yanında düzenli olarak yapılan egzersizin faydası büyüktür. Sedanter yaşamdan uzaklaşmak gerekir. Her yere arabayla gitmek yerine toplu taşıma kullanımı, hareketi artıracaktır. Bunun yanında açık havada yapılacak hafif tempoda yürüyüşler kalp sağlığı için koruyucu olacaktır.”

“Kalp krizi yaşa değil, riske bağlı”

Prof. Dr. Ateşal, koroner arter hastalığının erken dönemde belirlenmesinin, medikal ve girişimsel tedavi yöntemleriyle tedavi edilmesinin de kalp krizi riskini düşürdüğünü aktardı.

Bunları dikkate alarak kalp damar hastalıklarını ve kalp krizini sadece yaşa ve yaşlılığa bağlamanın çok yanlış olduğunu vurgulayan Ateşal, şu bilgileri verdi:

“Şeker, tansiyon hastalığı, kolesterol yüksekliği, sigara tüketimi, şişmanlık, kalp hastalıkları açısından aile öyküsü olması, stres, depresyon gibi risk faktörlerine sahip olan kişilerinde belirlenmesi, kontrol altına alınması kalp damar hastalıkları riskini azaltmakta etkin yöntemlerdir. Bu yüzden kalp krizi yaşa değil, riske bağlıdır. Risk faktörlerine sahip olan kişilerin de mutlaka periyodik kalp kontrollerini yaptırmaları önem taşımaktadır.”

“Erken ölümlerin önlenmesi hedefleniyor”

Prof. Dr. Ateşal, Sağlık Bakanlığı’nın hedefinin dünyada en sık görülen, en fazla ölüme ve engelliliğe neden olan bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı erken ölümlerin 2025’e kadar yüzde 25 azaltılması olduğunu kaydetti.

Her sağlık merkezinde kalp taraması yaptırmanın mümkün olduğunu ifade eden Ateşal, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bakanlığın da destekleriyle kronik hastalığı olanların hayati bir sorun yaşamadan yaşam kalitelerini artırıp sağlıklı yaşamaları için birçok imkan sunulmaktadır. Sağlık otoritelerinin getirdiği kolaylıklara bireylerin uyması pek çok sağlık sorununun önlenmesi ve erken teşhis edilip, tedaviye geçilmesinde önem taşımaktadır. Bu nedenle her yıl düzenli kalp kontrollerinin yaptırılması kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi konusunda destek olacaktır.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/kalp-krizi-risk-faktorlerinin-belirlenmesi-onemli/feed/ 0
BARÜ, Bartın’da taşkın ve kuraklık risklerini azaltmayı hedefleyen bir projeye başlıyor https://www.haber60.com.tr/baru-bartinda-taskin-ve-kuraklik-risklerini-azaltmayi-hedefleyen-bir-projeye-basliyor/ https://www.haber60.com.tr/baru-bartinda-taskin-ve-kuraklik-risklerini-azaltmayi-hedefleyen-bir-projeye-basliyor/#respond Sun, 17 Mar 2024 21:54:19 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=20074 Bartın Üniversitesince (BARÜ) kentte taşkın, sel ve kuraklık risklerini azaltmayı amaçlayan Avrupa Birliği (AB) destekli projede, Bartın Çayı Havzası’na erken uyarı sistemi kapsamında sensörlerden oluşan istasyon ağı kurulacak.

IPA II Çerçeve Anlaşması (katılım öncesi mali yardımlar için imzalanan anlaşma) kapsamında 3 yıl önce hazırlanan “İklim Değişikliğine Uyum Stratejileri: Bartın’da Taşkın ve Su Kıtlığı Risklerinin Azaltılması Projesi”nin 2023 yılı sonu itibarıyla kabul edilmesinin ardından uygulama çalışmalarına başlandı.

BARÜ Mühendislik, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ercan Gemici’nin yürütücülüğünü yaptığı proje kapsamında uygulanacak yeni tedbirlerle sel, taşkın ve kuraklık riskinin azaltılması hedefleniyor.

Yaklaşık 18 ayda tamamlanması planlanan projede Bartın Çayı Havzası için erken uyarı sistemi geliştirilecek, iklim değişikliği uyum stratejileri üretmek için haritalama ve planlama çalışmaları yapılacak, taşkın sularının geçici olarak depolanabileceği alanlar haritalanıp su geciktirme planları hazırlanacak.

Haritalandırma işlemlerinde elde edilecek verilere göre havzanın belirli noktalarına kurulacak sensörlerden oluşan istasyon ağı, erken uyarı sistemi kapsamında su seviyesi ile toprağın emme kapasitesini ölçecek.

Bartın Valiliği İl Özel İdaresi ve belediyenin de ortakları arasında yer aldığı projede iklim değişikliği konusunda farkındalık eğitimleri de düzenlenecek.

“Proje iklim değişikliğiyle mücadele stratejilerine yeni bir soluk getirecek”

BARÜ Rektörü Prof. Dr. Orhan Uzun, AA muhabirine, Bartın özelinde bölgenin ve ülkenin iklim değişikliğiyle mücadele stratejilerine yeni soluk getirecek önemli bir projeyi hayata geçirdiklerini söyledi.

Uluslararası raporlarda, geçmiş yüzyılda sıcaklıkların bir derece civarında arttığına, bu artışın gelecekte de hızlanarak devam edebileceğine dair çeşitli bildirimler ve senaryoların olduğuna işaret eden Uzun, bu açıdan bakıldığında iklim değişikliğine dayanım, uyum ve dirençli şehirler kavramının son dönemde tüm dünyanın gündeminde yer aldığını kaydetti.

Bartın’da özellikle son dönemde iklim değişikliğinin etkisiyle de ilişkilendirilebilecek afet ve taşkınlar ile zaman zaman kuraklık yaşandığına vurgu yapan Uzun, şöyle devam etti:

“Bartın sel, taşkın gibi üzücü olaylarla anılan illerimizden biri. Aslında projenin doğuş sebeplerinden biri de bu. Yani hem dünyadaki gelişmeler hem de Bartın özelinde ‘Bununla ilgili ne yapabilir?’ düşüncesinden hareketle mekatronikten elektroniğe, orman mühendisliğinden peyzaj mimarlığına, inşaat mühendisliğinden bilgisayar mühendisliğine kadar pek çok disiplinden uzman arkadaşlarımızın bir araya gelmesiyle oluşturulan bir proje. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın uhdesinde, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğümüzün destekleri, teşvikleriyle onların uhdesinde yürütülen bir proje. 2023 yılı sonu itibarıyla projenin kabul edildiği haberini almamızla beraber hızlı bir şekilde çalışmalarımıza başladık.”

Küresel iklim değişikliğiyle ülkenin de yakın gelecekte daha sıcak, daha kurak ve yağışlar açısından daha belirsiz bir iklim yapısına sahip olacağını göz önünde bulundurarak olası etkileri azaltacak çalışmalar yürüttüklerini anlatan Uzun, projenin iklim değişikliği konusunda Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde yürütülen çalışmalara da katkı mahiyetinde olacağını sözlerine ekledi.

“Yağmur suyunu hem kayıp hem de risk olmaktan çıkarıp faydaya dönüştürmeyi hedefliyoruz”

Proje yürütücüsü Ercan Gemici de ülkede iklim değişikliğine bağlı düzensiz yağışlar görüldüğünü, özellikle son yıllarda Bartın’da da taşkın, sel ve kuraklık yaşandığını söyledi.

Bu afetlere karşı önlem alma düşüncesiyle proje hazırladıklarını dile getiren Gemici, şu bilgileri verdi:

“Bu kapsamda 4 aktivite belirledik. Bu 4 aktiviteden en önemlisi taşkın erken uyarı sisteminin geliştirilmesi. Taşkın vakalarına karşı önceden önlem alabilmek amacıyla Bartın Çayı Havzası’na sensörlerden oluşan istasyon ağı donatmayı planlıyoruz. Yine taşkın sularının geçici olarak depolanabileceği alanların haritalanarak su geciktirme planları hazırlanacak. Projemizde su kıtlığının etkilerini azaltabilmek amacıyla yeşil çatı ve yağmur suyu toplama uygulamaları da yer alıyor. Bunun pilot örneği de üniversitemiz yerleşkesinde yer alan yapay göldür.

Binalarımızın çatısından akan yağmur suyunu kanallar yardımıyla gölde topluyoruz. Bunu daha büyük ölçekli düşündüğümüzde yağmur suyunun ırmak yoluyla hem denize karışması önlenecek ki bu gölle ördeklerin yüzdüğü, balıkların yetiştiği rekreasyon alanıyla bir değer elde edilmiş olacak hem de yağışın getirdiği akıntıyı kendi haline bırakmayıp taşkın veya sel riskinin azaltılması sağlanmış olacak. Bununla ilgili Avrupa’da da birçok örnek uygulamalar mevcut. Yağmur suyunu hem kayıp hem de risk olmaktan çıkarıp faydaya da dönüştürmeyi hedefliyoruz.”

Gemici, projede yer alan temel aktiviteler arasında taşkın ve kuraklıktan etkilenmesi muhtemel yöre halkına yönelik farkındalık eğitimleri ve faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinin bulunduğunu kaydetti.

]]>
https://www.haber60.com.tr/baru-bartinda-taskin-ve-kuraklik-risklerini-azaltmayi-hedefleyen-bir-projeye-basliyor/feed/ 0
Uzmanlar Doğu Anadolu Bölgesi’nde olası bir depreme karşı hazırlıklı olunması uyarısında bulundu https://www.haber60.com.tr/uzmanlar-dogu-anadolu-bolgesinde-olasi-bir-depreme-karsi-hazirlikli-olunmasi-uyarisinda-bulundu/ https://www.haber60.com.tr/uzmanlar-dogu-anadolu-bolgesinde-olasi-bir-depreme-karsi-hazirlikli-olunmasi-uyarisinda-bulundu/#respond Tue, 27 Feb 2024 21:39:35 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=12668 ÖMER YASİN ERGİN/İSMAİL ŞEN – Uzmanlar Doğu Anadolu Bölgesi’nde olası bir depreme karşı hazırlıklı olunması uyarısında bulundu.

Dicle Üniversitesi (DÜ) Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü Genel Jeoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Kavak, AA muhabirine, deprem gerçeğinin çok iyi bilinmesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu söyledi.

Gelecek süreçte de özellikle fay hatlarının sıkışması sonucu oluşacak kırılmaların sonunda da depremlerin meydana geleceğini ifade eden Kavak, Doğu Anadolu Fay Hattı başta olmak üzere özellikle Bingöl ve çevresinin enerjinin biriktiği alanlar arasında bulunduğunu aktardı.

“Bingöl’de de 6’nın üzerinde bir deprem bekleniyor”

Kavak, “Önümüzdeki süreçte Hakkari’de depremler gerçekleşecektir. Kahramanmaraş ve Malatya’dan Bingöl’e doğru bir enerji transferi gerçekleşti. Bingöl’de de 6’nın üzerinde bir deprem bekleniyor.” dedi.

Depremin ne zaman ve ne şekilde olacağının tespit edilemeyeceğini ancak sıkışmalar olduğunu ve enerji transferi gerçekleştiğinin belirlendiğini dile getiren Kavak, burada da depremin gerçekleştiği yerden çok yansımalarının önem kazandığına işaret etti.

Kavak, depreme dayanıklı yapılar ve uygun teknikte yerleşim yerlerinin yapılması gerektiğine dikkati çekerek, bu sayede yaşanacak depremlerin etkisinin de daha hafif hissedileceğini belirtti.

Doğu ve Güneydoğu’nun sürekli depremlere maruz kalınan bir alan olduğunu ifade eden Kavak, “Afetler insanı öldürmez, insanları öldüren kötü yapılan binalardır. Eğer önlemimizi alırsak, binaları uygun teknikte yaparsak, yapıların etkilenmesi minimuma düşecek, 8 veya 9 büyüklüğündeki depreme maruz kalındığı takdirde bile etkileşim minimum düzeyde olacaktır. Her dakika, her saniye depreme hazır olmamız lazım.” diye konuştu.

“Doğu Anadolu Fay Zonu’nda en riskli bölüm Gökdere ile Bingöl arası”

Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Aksoy da merkezi Sivrice ilçesi olan 24 Ocak 2020’de meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremin, Doğu Anadolu Fay Zonu’nda esas aktivitenin başladığının ilk belirtisi olduğunu ifade etti.

Sonrasında 6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin yaşandığına işaret eden Aksoy, bu depremlerden sonra başlayan artçıların sayısının 40 bine ulaştığını aktardı.

Kuzey Anadolu Fay Zonu ve Doğu Anadolu Fay Zonu’nun Bingöl’ün Karlıova ilçesi yakınlarında birleştiğini vurgulayan Aksoy, Gürün, Darende, Malatya’nın Pütürge ilçesi çevresinde, Yeşilyurt bölgesinde ikinci olarak da Kahramanmaraş Göksun’dan Adana’ya doğru inen Doğu Anadolu Fay Zonu’nda, 6 Şubat 2023’teki depremlere bağlı olarak çok sayıda artçı deprem yaşandığını dile getirdi.

Aksoy, bu fay zonunun güney kolunun devamında Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman Çelikhan civarlarında ve Malatya ile Adıyaman’ın Sincik ilçesi arasında meydana gelen artçı sarsıntıların da bir süre daha kendini hissettireceğini söyledi.

Doğu Anadolu Fay Zonu’ndaki Elazığ’ın kuzey doğusu olan Palu’dan sonra Bingöl’e kadar olan bölümde kırılmayan bir bölüm olduğunu, bunun da risk taşıdığını öngördüklerini dile getiren Aksoy, şunları kaydetti:

“Faylar üzerlerinde yeterli enerji birikip kırıldıkları zaman deprem üretiyorlar. Bunlara fayların deprem tekrarlanma aralığı deniyor ama üzerinde çalışma yapılmayan faylarda bu deprem tekrarlanma aralığını bilemiyoruz. Kaç yılda bir deprem üretir, hangi büyüklükte deprem üretir, bunun hakkında fikir yürütmek mümkün olmuyor.”

Aksoy, Bingöl Karlıova’da hem Kuzey Anadolu Fay Zonu hem de Doğu Anadolu Fay Zonu’ndan kaynaklanan deprem riskinin daha fazla olduğunu belirterek, şöyle dedi:

” İki fay zonu arasında kalınması Tunceli ve Bingöl’ü daha riskli hale getiriyor. Dolayısıyla iki fay zonundan kaynaklanan risklerin bir süre daha devam edeceğini öngörebiliriz. Doğu Anadolu Fay Zonu’nda en riskli bölüm Gökdere ile Bingöl arası. Çünkü uzun zamandan beri deprem üretmemiş, bu da bize yakın gelecekte deprem üretme potansiyelinin varlığını gösteriyor. Bölge için risk oluşturan bir diğer fay segmenti Yedisu. Kuzey Anadolu Fay Zonu, 1939’da Erzincan depreminde Erzincan’dan başlayıp batıya doğru kırıldı. 1992’de meydana gelen depremde de Erzincan’dan Yedisu’ya kadar olan bölüm kırıldı. Dolayısıyla Yedisu segmenti diye adlandırılan bölüm üzerinde uzun zamandır ki; o bölge için 230 yıl kadar bir deprem tekrarlanma aralığı belirlenmişti, bu aşıldığından dolayı bu fay segmentinin de risk taşıdığını söyleyebiliriz.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/uzmanlar-dogu-anadolu-bolgesinde-olasi-bir-depreme-karsi-hazirlikli-olunmasi-uyarisinda-bulundu/feed/ 0
Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi 2023: İstihdam Artıyor, Etkinlik Skoru Yükseliyor https://www.haber60.com.tr/turkiye-yonetim-kurulu-barometresi-2023-istihdam-artiyor-etkinlik-skoru-yukseliyor/ https://www.haber60.com.tr/turkiye-yonetim-kurulu-barometresi-2023-istihdam-artiyor-etkinlik-skoru-yukseliyor/#respond Fri, 16 Feb 2024 22:09:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=8693 ‘Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi 2023’ araştırmasının sonuçları göre, istihdamı artırmayı planlayan şirket oranı yüzde 39 seviyesine ulaştı. Türkiye’deki Yönetim Kurulu Etkinlik Skoru, 2023 senesinde yüzde 8 artışla 3,9 düzeyinde gerçekleşti.

Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) ve Bain & Company İstanbul Ofisi tarafından bu yıl 2’ncisi gerçekleştirilen ‘Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi 2023’ araştırmasının sonuçları, İstanbul’da düzenlenen lansman etkinliğinde duyuruldu. Çalışma kapsamında Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) ve Bain & Company İstanbul Ofisi 2023 yılının ikinci yarısında, bu sene ikincisini gerçekleştirdikleri kapsamlı anket aracılığı ile Türkiye’deki ağırlıklı olarak halka açık ve aile şirketlerinde görev yapan 135 Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO ile birlikte şirketlerin yönetim kurullarının etkinliklerini ve gündemlerini değerlendirdi.

Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği Başkanı Mehmet Sami, YÜD ve Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi 2023 hakkında şunları söyledi: “YÜD’ü kurarken şirketlerin geleceğinin aktif, profesyonel ve sürdürülebilir yönetim kurullarının varlığına bağlı olduğuna duyduğumuz inançla yola çıktık. Geldiğimiz noktada sürdürülebilirlik gündemi ve ÇSY (çevre, sosyal, yönetişim – “ESG”) kriterleri kapsamında dünyada ve ülkemizde geliştirilen yeni standartlar, yönetim kurullarının şirketin devamlılığı ve büyümesi için doğru stratejiler geliştirmesi gerektiğini bizlere bir kez daha gösterdi. Şirketlerde hakim ortakların, bir kurumun kaderini belirleme yetkisine sahip yönetim kurullarının kompozisyonu, gündemi, komite oluşturma ve çalıştırma kabiliyeti, risk ve fırsatların değerlendirilme kapasitesi gibi konuları daha fazla sahiplenmesi gerektiğini de gözlemliyoruz. Bu yıl gerçekleştirdiğimiz çalışmada yönetim kurullarının etkinliklerinin yıllar içerisindeki değişimini göreceğimiz Yönetim Kurulları Etkinlik Skoru’nda geçtiğimiz yıla kıyasla bir artış oldu. Ankette 1 yılda gelişme sağlanan ve odaklanılması gereken alanları detayları ile görürken, yıllar içerisinde etkinlik skorunun gelişimi bizlere çok daha detaylı bir analiz yapma fırsatı verecek. Her sene düzenli olarak ölçeceğimiz skor ile şirketler, yönetim kurulları ve kamu otoriteleri ile yol haritaları geliştirmeyi hedefliyoruz.”

Yönetim Kurullarının Etkinlik Skoru yükseliyor

Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre, 2022 yılında 1-5 arası skalada 3,6 olan Türkiye’deki Yönetim Kurulu Etkinlik Skoru, 2023 senesinde yüzde 8 artarak 3,9 düzeyinde gerçekleşti. Söz konusu skor, geçtiğimiz sene içerisinde yönetim kurullarının etkinliğinin arttığını ortaya koyuyor. Katılımcıların en çok bulunduğu 10 sektörü baz alarak Yönetim Kurulu Etkinlik Skorlarını karşılaştırıldığında “Finansal Hizmetler” 4,2 ile en etkin yönetim kuruluna sahip sektör olurken, “Kimya, ilaç, petrol ve plastik imalatı” 3,5 ile en düşük skoru aldı.

En çok ve en az zaman harcanan konular

Açıklanan çalışmada yönetim kurullarında en çok vakit harcanan konu olarak “şirket performansı – operasyonel ve finansal” başlığı yüzde 88 ile olarak öne çıkıyor (geçtiğimiz yıl yüzde 95 ile ilk sıradaydı). Bunu sırasıyla, yüzde 62 ile “şirket vizyon, misyon ve stratejisi” ve yüzde 61 ile “organizasyona değer oluşturacak projelerin işleyişi” başlıkları takip ediyor. Geçtiğimiz yıl bu iki başlık yüzde 48 ile üçüncü ve dördüncü sırada yer aldı.

En az vakit harcanan konular arasında ise yüzde 54 ile “Avrupa Yeşil Mutabakatı ve karbon vergisi” (geçtiğimiz yıl yüzde 71 ile yine ilk sıradaydı) ve yüzde 49 ile “yönetim kurulu çeşitliliği” (geçtiğimiz yıl yüzde 38 ile 5. sıradaydı) ilk sıralarda yer alıyor. Katılımcıların yaklaşık yüzde 80’i bu konulara yeterince vakit ayrılmadığı görüşünde. Önümüzdeki dönemde iş yapış şekillerini önemli ölçüde etkileyecek olan bu konuların, yönetim kurulları gündeminin giderek daha büyük bir parçası olması bekleniyor.

Yatırım iştahı azalırken İstihdam hedefleri yükseliyor

Araştırmanın sonuçlarına göre, şirketlerin yatırım iştahları bütün yatırım kategorilerinde önceki seneye göre kayda değer düzeyde düşüş gösterirken, “Teknoloji ve altyapı yatırımları” yüzde 61 ile bu düşüşten göreceli olarak daha az etkilenmiş durumda. Bunun sebebinin, yapay zeka ve ilgili teknolojilere yükselen ilgi olduğu düşünülüyor.

İstihdam planlarında ise yatırım planlarının aksine görece olumlu bir görüntü olduğu gözlemleniyor. Bir önceki yıl yüzde 26 olan istihdamı artırmayı planlayan şirket oranı; 2023’te önemli bir yükselişle yüzde 39 seviyesine ulaşmış durumda. Yapılan analizler gelecek yıl için olumlu bir iş piyasası beklentisi olduğuna işaret ederken, yıl sonu enflasyon oranı ve asgari ücret artışının bu planlar üzerindeki etkilerinin takip edilmesi gerektiğine de dikkat çekiliyor.

Şirketleri bekleyen riskler

2023 yılında Türkiye’deki şirketleri etkileyebilecek en önemli 3 risk olarak “iklim krizi ve sosyal riskler”, “finansman ve nakit yönetimi” ve “sektörel ve politik belirsizlikler” ön plana çıkıyor. Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de geçtiğimiz yıl ilk 5 risk arasında yer almayan “iklim krizi ve sosyal riskler” kavramı, bu yıl en önemli risk olarak görülmesi. Çalışmada; yönetim kurulu üyelerinin belirtilen riskleri özenle değerlendirmeleri ve önceliklendirme yaparken şirketin genel hedeflerini ve piyasa koşullarını göz önünde bulundurmaları gerektiğine dikkat çekiliyor.

Sürdürülebilirlik

Dünya enerji dönüşüm sürecini teknolojik, sosyal ve jeopolitik gelişmeler ile birlikte deneyimlerken, Çevre, Sosyal ve Yönetişim (ÇSY) kavramı da hızla önem kazanıyor. Bu dönüşüm ve değişiklikler, şirketlerin ve yönetim kurullarının bakış açılarına, gündemlerine ve iş yapış şekillerine etki ediyor. Enerji dönüşümü, ÇSY’nin çevre yönünün ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte, söz konusu kavram çeşitlilikten etiğe, işyeri güvenliğinden paydaş haklarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bu kapsamlı perspektif, şirketlerin yönetim kurulları ve liderlerine, stratejik dönüşüm planlarına bu dönüşümün etkilerini yönetebilecek doğrultuda bir bakış açısı getirmek, bu yönde detaylı yol haritaları oluşturmak ve bu haritaları uygulamaya koymak ve sürdürülebilir iş modellerine geçişe liderlik etmek gibi yeni yükümlülükler getiriyor.

Araştırmada yer alan katılımcıların yüzde 75’i, şirketlerinin sürdürülebilirlik stratejisi olarak sektöre göre önde olmayı planladıklarını, ayrıca şirketlerin yaklaşık yüzde 50’si hem nicel hem de nitel hedefler belirlediklerini belirtiyor. Ancak, şirketlerin yalnızca yüzde 37’sinin bir Net Sıfır hedefi olduğu ifade ediliyor. Bu durum hedeflerin yeterince hırslı olmadığına ve Paris Anlaşması’nın gereklerini karşılayamadığına işaret ediyor.

Yönetim kurullarının ÇSY farkındalığı açısından görece iyi bir seviyede iken, yetkinlik konusunda geride kaldıkları görülüyor. Çalışmada ortaya konan analizlere göre; önümüzdeki dönemde liderlerin dönüşüme öncülük ederek gerekli farkındalık ve yetkinliklerin oluşmasını desteklemeleri beklenmekte. Çalışmada ayrıca; bu dönüşüme liderlik edecek yönetim kurulu üyelerinin ÇSY kavramları, stratejisi ve bu stratejinin uygulanması konularında gereken eğitimleri almaları, dönüşüm sürecini daha hızlı ve verimli bir hale getireceği belirtiliyor. – İSTANBUL

]]>
https://www.haber60.com.tr/turkiye-yonetim-kurulu-barometresi-2023-istihdam-artiyor-etkinlik-skoru-yukseliyor/feed/ 0
Erzincan’daki maden ocağındaki siyanür ölçümleri açıklandı https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-maden-ocagindaki-siyanur-olcumleri-aciklandi/ https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-maden-ocagindaki-siyanur-olcumleri-aciklandi/#respond Fri, 16 Feb 2024 01:54:31 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=8506

Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Çöpler köyünde liç yığını kayması meydana gelen maden ocağı sahasında incelemelerde bulunan bilim insanları, siyanür ölçümleriyle ilgili açıklama yaptı. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Üniversitesi Farmasötik Toksiloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Erdem, “Çok büyük bir kütle hareketi var. Farklı farklı riskler de var. Sadece siyanür değil. Fakat bu risklerin hem siyanür hem de ağır metaller düzeyinde çevre ve insan sağlığı boyuntunda hem toprak hem hava hem suda bir takım analizlerle izlendiğini gördük” dedi.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Üniversitesi Farmasötik Toksiloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Erdem, şunları söyledi:

“İnsanların şu anda en çok cevabını merak etiği siyanürle ilgili tartışmaları yerinde görme imkanımız oldu. Araziye de gittik bugün iki sefer çıktık. Siyanürle ilgili yoğunlaşan tartışmalar normal elbette ki. Şu an sahada AFAD’ın, Sağlık Bakanlığı’nın ölçüm cihazları var. Şu anda da sürüyor bu ölçümler. Bu ölçümlerden aldığımız verilere baktığımızda aslında siyanür açısından şu an değerlerin çok da risk teşkil etmediğini gördük. Bu ölçümler işin insan sağlığı ve çevre boyutuna bakarsanız çok büyük bir olay. Çok büyük bir kütle hareketi var. Farklı farklı riskler de var. Sadece siyanür değil. Fakat bu risklerin hem siyanür hem de ağır metaller düzeyinde çevre ve insan sağlığı boyuntunda hem toprak hem hava hem suda bir takım analizlerle izlendiğini gördük. Bu konudaki önerilerimizi de devletimizin yetkilerine sunduk zaten. Bu konuda bizi buraya çağırma nedenleri de budur. Şu anda çevre ve insan sağlığı açısından da benim gördüğüm verilere bakaraz şu an çok acil bir risk oluşturmadığı…”

Bölgedeki zehirli gazlara ilişkin maske takmayı gerektiren bir durum olmadığını söyleyen Erdem, “Aldığımız veriler uluslararası limitlerin oldukça altında. Şu anda öyle bir risk görülmüyor. Şu anda kütlenin hareketlerinden hava değerleri gayet iyi gidiyor hava ölçümleri anlamında” dedi.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eczacılık Fakültesi Kimyasal Biyolojik Radyolojik Nükleer Tehditler (KBRN) Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sermet Sezigen ise “İnsan sağlığını tehdit edecek bir siyanür miktarı ölçülmedi” dedi.

Sahada çalışan personelin olası siyanüre maruz kalmamaları için gerekli tedbirlerin alındığını vurgulayan Sezigen, şunları kaydetti:

“Siyanür noktasında bir risk olup olmadığını tespit etmek için AFAD’ın bölgede görevli personelinin dedektörleri var. Bunun dışında, kurumda görev yapan şirket personelinin kendi taşıdıkları kişisel ölçüm cihazları var. Sonrasında, Çevre Bakanlığı düzenli olarak her gün, su ve toprak örneklerinde ölçüm yapıyor. Bir de ilave olarak, bu şirketin baştan beri Çevre Bakanlığı’na bildirdiği bir istasyonu var yerleşim yerine yakın. Şu ana kadar, Çevre Bakanlığı’na kurduğumuz koordinasyon neticesinde, insan sağlık edilecek düzeyde bir siyoner tespit edilmedi. AFAD’taki arkadaşlarımızın da sabit olarak bölgedeki belirli noktalardan günlük olarak yaptıkları, dedektörlerle yaptıkları ölçümlerde olağan dışı bir değer tespit edilmedi. Bununla birlikte, şu an için biz burada bir değeri tespit etmemekle birlikte, ilk müdahalecilerimizin olası bir siyanür maruziyetinde sıkıntı yaşamaması için, kişisel koruyucu, donanım, solunum cihazları dahil olmak üzere görevlerine devam ediyorlar.

“BİZ DE MASKE OLMADAN GÖREVİMİZİ YAPIYORUZ”

“Ama şu aşamada özellikle siz de görüyorsunuz biz de kişisel koruyucu donanımı maskesi olmadan görevimizi yapıyoruz. Ama sahadaki arkadaşlarımız kesinlikle kişisel koruyucu donanımı kullanarak işlerini yapıyorlar. Olay sahasındaki arkadaşlarımızda tüm koruyucu donanımlar mevcut. Onlar zaten öyle çalışıyorlar. Çünkü risk var. Biz de bugün sahanın yakınında bulunduk. Onlarda her türlü donanım var zaten. Fakat orada da aslında siyanur düzeyi anlamında korkutucu bir seviyenin olmadığını biliyoruz ama… Onların takması gerekiyor.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-maden-ocagindaki-siyanur-olcumleri-aciklandi/feed/ 0
TMMOB ve Sendikaların İliç’te Maden Alanına Girişi Yasaklandı. https://www.haber60.com.tr/tmmob-ve-sendikalarin-ilicte-maden-alanina-girisi-yasaklandi/ https://www.haber60.com.tr/tmmob-ve-sendikalarin-ilicte-maden-alanina-girisi-yasaklandi/#respond Fri, 16 Feb 2024 00:00:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=8407

Haber: DİLAN KUTLU/ Kamera: UĞUR DEMİRCİ

Erzincan İliç’te meydana gelen altın madenindeki siyanürlü liç kaymasında 9 işçi için arama faaliyetleri devam ederken bölgeye gelene siyasi partiler ve sendikalar da maden alanına alınmıyor. TMMOB, TTB, KESK ve Eğitim Sen’in aralarında bulunduğu heyetin alana girişi yasaklandı. TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül, “İki ay önce burada bir çökme, kayma ve yıkılma riskinin olduğunu, bununla ilgili gerekli tedbirlerin ve önlemlerin alınıp alınmadığını sorduk. Acıdır ki iki ay geçti üzerinden ve büyük bir faciayla karşı karşıya kaldık. Bugün iki tane faciayla yüz yüzeyiz. Birisi iş cinayeti. 9 tane emekçi kardeşimiz toprak altında. Zehirli kimyasallarla yıkanmış toprağın altında hayat mücadelesi veriyor. Diğeri de ülkemizin görmüş olduğu en büyük çevre katliamlarından birisi. İki facia ülkemizi oldukça kötü noktalara götürecek” dedi.

Kanadalı SSR Mining ve Türk şirket Çalık Holding ortaklığındaki Anagold Madencilik’e ait Çöpler Altın Madeni’nde çıkarılıp istiflenen siyanürlü toprak, 13 Şubat günü kaydı.

Yaklaşık 10 milyon metreküp, 16 milyon ton toprak, 200 metrelik yamaçtan hızla aşağı doğru aktı. 9 işçi, geniş bir alana yayılan siyanürlü toprağın altında kaldı. İşçileri arama çalışmaları sürerken, bölgeye giriş çıkışlar yasaklandı. TMMOB, TTB, KESK Eğitim Sen heyet olarak bugün incelemelerde bulunmak için İliç’e geldi. Maden alanına alınmayan heyet, jandarmalar tarafından durduruldu.

TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“İliç altın madeni işletmesi uzun süredir TMMOB ve bağlı odalarının gündeminde. İşletmenin faaliyete başladığı andan itibaren gerek raporlarımızla gerek savcılık aşamasında yürütülen, dosya ve davalara verdiğimiz teknik görüşlerle bu bölgede, liç yöntemiyle madencilik faaliyetinin yürütülmesinin doğru olmadığını, bu faaliyette kamu yararı olmadığını, buradan çıkarılacak altınların neredeyse tamamının zaten yurt dışında çıkarılacağını, aynı zamanda lokasyon olarak 9 ülkeden geçen ve 3 ülkeyi geçerek denize dökülen, Anadolu’nun can damarı olarak sayabileceğimiz, birçok medeniyetin ve uygarlığın gelişmesine ev sahipliği yapmış olan Fırat Nehri’nin kuzey kolu olan Karasu Nehri’nin kuş uçumu birkaç yüz metre yanında olması dolayısıyla büyük bir tehdit ve risk barındırdığını söyleyerek, yer seçimi itibarıyla da zaten burada ne yaparsanız yapın büyük riskler barındıracağını biz teknik ve hukuksal yönleriyle ifade etmiştik.

“BÜYÜK FELAKETLERE YOL AÇACAK NİTELİKLERE SAHİP OLDUĞU DOLAYISIYLA KAPASİTE ARTIŞLARINA ÖZELLİKLE İTİRAZ ETTİK”

Yaratacağı çevresel riskler açısından da göze alınamayacak, yönetilemeyecek düzeyde, büyük ölçekli riskler barındırdığını, Avrupa ülkelerinin birçoğunun bu yöntemden vazgeçtiğini ve ülkemizin bu yönteme işletme başlamadan önce buradaki faaliyetlerin durdurulması konusunda görüşlerimizi iletmiştik. İşletmenin faaliyet süreci boyunca iki defa kapasite artırımı gerçekleşti. İki kapasite artışına da birlik olarak ve odalarımızla birlikte dava açtık. Kapasite artışının yanlış, işletmenin mevcut potansiyelinin büyük bir tehdit olduğunu, kapasite artırımıyla birlikte bu tehdidin astronomik ölçülerde büyük felaketlere yol açacak niteliklere sahip olduğu dolayısıyla kapasite artışlarına özellikle itiraz ettik.

“ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA MAHKEME KAPASİTE ARTIŞIYLA İLGİLİ ÇED OLUMLU KARARINI İPTAL EDERSE NE OLACAK? HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEYECEK. ÇÜNKÜ ŞİRKET, KAPASİTESİNİ, ÜRETİMİNİ, ATIKLARINI ARTIRDI”

Yürüyen iki davamız var. İkinci kapasite artışına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın vermiş olduğu ÇED olumlu kararına açtığımız dava henüz tamamlanmış değil. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen, davanın tamamlanmaması, mahkemenin noktalanmaması da Türkiye’deki hukuk sisteminin sakatlığını gösteren bir durumdur. Çünkü kapasite artışıyla ilgili hukuksal süreç devam etmekteyken firma gerekli kapasite artış işlemlerini yerine getirmiş durumda. Önümüzdeki hafta mahkeme kapasite artışıyla ilgili ÇED olumlu kararını iptal ederse ne olacak? Hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü şirket, kapasitesini, üretimini, atıklarını artırdı. Kullandığı zehirli kimyasalların miktarını artırmış oldu. Hukuksal yürüyen sürecin de bilimsel, objektif, evrensel hukuk değerleri açısından da hiçbir anlam ifade etmediğine, göstermelikten ibaret olduğunu biz tanık olduk.

“İKİ AY ÖNCE BURADA BİR ÇÖKME, KAYMA VE YIKILMA RİSKİNİN OLDUĞUNU, BUNUNLA İLGİLİ GEREKLİ TEDBİRLERİN VE ÖNLEMLERİN ALINIP ALINMADIĞINI SORDUK”

En son bu yanlışlara bir zincir halkası daha eklendi. 2023 yılında, maden işletmesi cevher elde etmek için açık ocak sahasında bir genişleme projesine yöneldi. İlginçtir ki bu süreç, ‘ÇED gerekli değildir’ kararıyla ÇED sürecinin dışında bırakıldı ve açık ocak işletmesi genişletildi. Buna da dava açtık. İki davamızla ilgili keşfimiz tam iki ay önce burada gerçekleşti. Uzman heyetlerimiz ile birlikte bilirkişi keşfine katıldık. İlginçtir ve acıdır ki liç sahasında meydana gelen kaymanın olduğu noktayı işaret ederek bu liç sahasının, bu kütlenin Fırat Nehri’nin neminden etkilenip etkilenmeyeceği gibi birtakım teknik sorular eşliğinde, yıkılıp yıkılmayacağı veya ne kadar dayanacağına ilişkin de bilirkişilere sorularımızı da yöneltmiştik. İki ay önce burada bir çökme, kayma ve yıkılma riskinin olduğunu, bununla ilgili gerekli tedbirlerin ve önlemlerin alınıp alınmadığını sorduk. Acıdır ki iki ay geçti üzerinden ve büyük bir faciayla karşı karşıya kaldık.

“BUGÜN İKİ TANE FACİAYLA YÜZ YÜZEYİZ. BİRİSİ İŞ CİNAYETİ. 9 TANE EMEKÇİ KARDEŞİMİZ TOPRAK ALTINDA. DİĞERİ DE ÜLKEMİZİN GÖRMÜŞ OLDUĞU EN BÜYÜK ÇEVRE KATLİAMLARINDAN BİRİSİ”

Bugün iki tane faciayla yüz yüzeyiz. Birisi iş cinayeti. 9 tane emekçi kardeşimiz toprak altında. Zehirli kimyasallarla yıkanmış toprağın altında hayat mücadelesi veriyor. Diğeri de ülkemizin görmüş olduğu en büyük çevre katliamlarından birisi. İki facia ülkemizi oldukça kötü noktalara götürecek. Bölge halkını, Fırat Nehri’ni, ekolojik sistemleri, biyoçeşitliliğimizi, ülke ekonomimizi, toplum ve halk sağlığımızı çok yönlü şekilde olumsuz etkileyecek, büyük zararlar verecek. Yetkililer tarafından facianın boyutu gizlenmeye çalışılıyor maalesef. Hem şirket yetkilileri tarafından hem de siyasi iktidar ve bakanlık yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda facianın boyutu gizlenmeye ve küçük gösterilmeye çalışılıyor. Fırat Nehri’ne atıkların karışmadığı bilgisini vererek, burada korkulacak bir şey, herhangi bir sorun olmadığı ifade ediliyor.   Bu bir algı oyunudur, yanıltmadır. Gerçeği ifade etmemektedir. Çünkü facia zaten yaşanmış durumdadır.

“FELAKETİN DAHA BÜYÜK SONUÇLAR ÜRETMEMESİ KONUSUNDA DA ISRARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”

Şu an 10 milyon metreküp olarak tahmin edilen siyanür başta olmak üzere birçok kimyasalla yıkanmış, içerisinde arsenik gibi birçok ağır metal barındıran toprak kütlesi bir dere yatağının üzerinde bekliyor durumda. Altındaki zemin geçirgen bir zemin. Altındaki zemin dere yatağı. Toprağın içerisindeki kimyasalların neredeyse önemli bir kısmı sıvı şekilde. Bu sistem, Fırat Nehri’ni besleyen, su besleme sistemine dahil olma riskini de büyük oranda taşıyor. Yetkililerin yaptığı açıklama nehrin, Fırat Nehri’ne karışan menfez kısmının baraj ve set etkisi görecek şekilde kapatıldığına yönelik bir tedbir alınmasına ilişkin. Yalnız bu tedbir sadece malzemenin yüzeysel ve fiziksel olarak Fırat Nehri’ne akış yoluyla karışmasını engelleyebilir. Zeminden etkileşimi asla engellemez. O yüzden birtakım üniversitelerden davet edilerek buraya getirilen akademisyenlerle daha farklı senaryolar üzerinden çalışmalar yürütülüyor. Biz bu çalışmaların ne olduğunu bilmiyoruz. Çalışmaların detayına ulaşamadık. AFAD yetkilileri burada. Bir afetle karşıyayız. Bunun olumsuz sonuçları büyüyecek. Biz heyetimizle, alanında uzman isimlerle birlikte bugün AFAD’ın ve şirketin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi almak, görüş alışverişinde bulunmak da istedik. AFAD Saha Müdürü başta olmak üzere şirket yetkilileriyle görüştük. Maalesef bizimle herhangi bir görüşme sağlanmadı. Nizamiye girişine dahi alınmıyoruz. Bu da olumsuz noktalardan bir tanesi. Biz TMMOB olarak süreci yakından takip etmeye, kamuoyunu bilgilendirmeye, yetkili, ilgili makamları kamu kurumlarıyla iş birliği yapmak dahil olmak üzere ortak çalışmalar yapmak ve bilgi birikimimizi bu sürecin, felaketin daha büyük sonuçlar üretmemesi konusunda da ısrarımızı sürdüreceğiz.”

KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, şunları söyledi:

“Birinci önceliğimiz enkaz altındaki yurttaşlarımızın sağ salim kurtarılması. Ancak gördüğümüz manzara gerçekten felaket. İllerimize gelirken ‘önce vatan’ deniliyor. Ama ‘önce vatan’ olmadığı, su kaynaklarımızın, insanlarımızın sağlıkları olmadığı, önce uluslararası/ulusal şirketlerin paralarının, sermayenin korunduğunu burada çıplak gözle gördük. Bizler içeriye alınmıyoruz. Alınmama nedeni bize hala izah edilmemiş değil. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu tutumu doğru bulmuyoruz. Askerin, polisin, valinin bu tutumunu da kınıyoruz.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/tmmob-ve-sendikalarin-ilicte-maden-alanina-girisi-yasaklandi/feed/ 0
Murat Kurum, İstanbul’da Risksiz Bir Şehir İçin Projelerini Tanıttı https://www.haber60.com.tr/murat-kurum-istanbulda-risksiz-bir-sehir-icin-projelerini-tanitti/ https://www.haber60.com.tr/murat-kurum-istanbulda-risksiz-bir-sehir-icin-projelerini-tanitti/#respond Thu, 15 Feb 2024 23:48:12 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=8395 Cumhur İttifakı’nın İBB adayı Murat Kurum, “Risksiz bir İstanbul’a ulaşmak için projelerimizi bütüncül bir planlamayla 6 temel başlıkla gerçekleştireceğiz. Riskli yapılarımızı dönüştüreceğiz. Yeni sosyal konutlar inşa edeceğiz.” dedi.

Kurum, Yeşilköy’de düzenlenen, SİZTEM İstanbul ile şehri güçlendirme, yenileme ve vatandaşı koruma projelerini tanıtmak için düzenlenen “Risksiz İstanbul” toplantısına katıldı.

Burada konuşan Murat Kurum, anlatacağı her bir projenin ne zaman başlayıp, ne zaman biteceğinin ve maliyetinin belli olduğunu vurgulayarak, “İşlerimizin üstüne bu kadar düşmemizin nedeni İstanbullu kardeşlerimizin topyekun mutluluğudur. Bugün İstanbul’umuzu yöneten CHP’li mevcut yönetim, 5 yılın sonunda her alanda başarısız oldu. İstanbullular bu başarısızlıklarla geçen yılların ardında artık çaresiz değildir. Çare, insanı merkeze alan hizmet anlayışıdır.” şeklinde konuştu.

“600 bin yuvamızın acilen dönüşmesi gerekiyor”

Son 100 yılda Türkiye’nin depremlerden çok büyük zarar gördüğünü ve 130 binden fazla canın kaybolduğunu anlatan Kurum, olası İstanbul depreminin bir milli güvenlik sorunu olacağını hep söylediğini hatırlattı. Kurum, şöyle devam etti:

“Bu güzel şehrin 39 ilçesinde 7,5 milyon evimiz, iş yerimiz var. 1,5 milyon yuvamız şu an sağlıksız durumda. 600 bin yuvamızın acilen dönüşmesi gerekiyor. Bu kadar acil olan bir konuda CHP’li mevcut yönetim ne yapıyor? Ne acıdır ki tek bir olumlu adım dahi atmadılar. İstanbullular şunu çok iyi biliyor, artık gerçek belediyeciliğin neferleri sahaya çıktı. Risksiz bir İstanbul’a ulaşmak için projelerimizi bütüncül bir planlamayla 6 temel başlıkla gerçekleştireceğiz. Riskli yapılarımızı dönüştüreceğiz. Yeni sosyal konutlar inşa edeceğiz. Bunları yaparken de kent meydanlarımızı ve tarihi değerlerimizi ihya edeceğiz. Sanayi alanlarımızı dönüştürecek ve bir taraftan da iklim değişikliğiyle mücadeleyi yapacağız.”

“Türkiye’nin kentsel dönüşümünü başlatmış kadrolarız”

İstanbul kimliğini her yatırımlarına yansıtacaklarını vurgulayan Kurum, “Türkiye’nin kentsel dönüşümünü İstanbul’dan milletimizle birlikte başlatmış kadrolarız. Türkiye’nin bugüne kadar her yerinde 2 milyon 200 bin konutun dönüşümünü gerçekleştirdik. 1 milyon 300 bin sosyal konutu inşa ettik. İstanbul’a geldiğimizde 12 yılda 800 bin bağımsız bölümü yeniledik.” ifadelerini kullandı.

Mevcut İBB yönetiminin, verdiği sözleri tutmadığını söyleyen Kurum, “Mevcut İBB yönetimi, çalışmadı, üretmedi. ‘Deprem seferberliği ilan ediyoruz’ dediler. Ortada eserleri yok. ‘İstanbul’u 5 yılda depreme hazırlarız’ dediler tek bir hazırlıkları yok. ‘Her yıl 20 bin, 5 yılda 100 bin konut dönüştüreceğiz’ dediler sözlerini tutmadılar. ’15 bin sosyal konutu bitireceğiz’ dediler. Yine sözlerini tutmadılar. Bu millet, bu ihmalkarlığı affetmeyecek ve 31 Mart’ta sandıkta hesabını soracaktır.” diye konuştu.

“İstanbul’da 5 yılda 650 bin konut inşa edilecek”

Bakanlığı döneminde Türkiye genelinde yaşanan doğal afet ve depremlerde yaptıklarına dikkati çeken Kurum, afetlere dirençli, risksiz bir İstanbul için çalışacaklarını, kente 5 yılda 650 bin konut inşa edileceğini, bu konutların 300 bininin KİPTAŞ eliyle inşa edileceğini ve ödemenin yarısının İBB tarafından karşılanacağını anlattı.

Evini KİPTAŞ ile dönüştürenlere 700 bin lira hibe desteği, 700 bin lira kredi desteği sağlanacağını da duyuran Kurum, “Ödemeler 5 bin 833 liradan başlayan taksitlerle olacak.100 bin lira taşınma ve kira yardımı ödenecek. Başvurular 15 Nisan’da başlayacak. Tespit ve değerlendirme, sözleşme, proje ve ruhsatlandırma işlemlerinin ardından evler 18 aya kadar teslim edilecek.” değerlendirmesinde bulundu.

“İstanbul’un ekonomisi güçlendirilecek”

Murat Kurum, 650 bin yeni yuvanın 250 bininin vatandaşların anlaştığı özel sektör firmaları eliyle dönüştürüleceğini ve binaların bulunduğu alanlara dair imar düzenlemelerinin hayata geçirileceğini belirterek, 250 bin alt sektörün harekete geçirileceğini dile getirdi.

“İstanbul’un ekonomisi güçlendirilecek. Kentsel dönüşüme özel 39 ilçeye hizmet verecek 100 bin sosyal konut üretilecek. Bu evler satılamayacak, evleri dönüşüme giren yuva sahiplerine çok düşük fiyatlara kiralanacak. 39 ilçenin tamamına ve en riskli mahallelere Kentsel Dönüşüm Ofisleri kurulacak.” diyen Kurum, 800 bin kişiye istihdam sağlayan İstanbul sanayisinde işletmelerin yüzde 77’sinin şehir merkezlerinde kaldığını, yüzde 62’sinin ise düzensiz dağınık yapıda olduğunu ve trafiğe ek yükle oluşan hava kirliliği ile afet risklerine neden olan mevcut durumun İstanbul için risk oluşturduğunu aktardı.

“Sokaklar ve meydanlar yeniden düzenlenecek”

Bu riskleri ortadan kaldıracakları ve Eminönü-Sirkeci sahil bandı düzenlemesiyle İstanbul’a nefes aldıracakları sözünü veren Kurum, yapacakları hizmetleri şöyle sıraladı:

“Eminönü sahil yoluyla yola bağlantılı sokakları ve meydanlar düzenlenecek. Sirkeci Tren Garı kapsamlı bir çevre düzenlemesinden geçecek. Kıble Çeşme Caddesi üzerindeki tarihi yapılar hızla restore edilecek. Eminönü’ne masal tadında bir cadde hediye edilecek.Fatih Camisi Külliyesi ve çevresindeki sokaklar düzenlenecek. Yürüyüş ve bisiklet yolları eklenecek, yapının ruhuna uygun peyzaj hayata geçirilecek. Sultanahmet ve Süleymaniye Camilerinin çevresindeki yapılar düzenlenecek. Tarihi Haydarpaşa Tren Garı’ndan başlayıp, Kadıköy Meydanı’ndan Moda’ya uzanan kıyı düzenlemesi yapılacak.”

“350 kilometre dere ıslah projesi yapılacak”

İstanbul’daki 39 ilçe meydanının dönüştürüleceği, Çengelköy ve Ataşehir’e yeni meydanlar kazandırılacağını kaydeden Kurum, 5 yılda toplam uzunluğu 350 kilometre olan dere ıslah projesi yapılacağını ve bakımsızlığa mahkum edilen dere çevrelerinin de sosyal donatı alanlarıyla zenginleştirileceğini dile getirdi.

İstanbul’un afet yönetimine dair projelerinin 1 Nisan tarihinde süratle başlatılacağına işaret eden Kurum, “Afet yönetiminde öncelik önleme ve risk azaltma olacak. Bu bağlamda Bütünleşik Afet Yönetim Sistemi kurulacak. Sistem içinde, güçlendirilmiş gerçek zamanlı haberleşme altyapısı, gözlem ağları, tahmin ve erken uyarı sistemleri, elektronik risk izleme sistemleri, anlık durum tespit sistemleri, karar destek sistemleri, dayanıklılık analizi ve planlama platformu bir arada çalışacak.” dedi.

İstanbul’un dijital ikiz projesi sayesinde, şehrin afetlere karşı hazırlıklı olmasını sağlayacak bir yazılım elde edileceğini söyleyen Kurum, “Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nde, Afet Yönetim Merkezi kurulacak. Yapımı devam eden millet bahçesine entegre şekilde kurulacak olan Afet Yönetim Sistemi’nin tüm bileşenleri tek merkezden yönetilecek. Merkezde İBB birimleri ile lojistik destek merkezi bir arada bulunacak.” değerlendirmesini yaptı.

“Afet lojistik merkez sayısı 7’ye çıkacak”

Murat Kurum, afet lojistik merkezlerinin sayısının 1’den 7’ye çıkarılacağının bilgisini paylaşarak, “Atatürk Havalimanı, İstanbul Havalimanı, Sabiha Gökçen Havalimanı, Samandıra Askeri Hava Üssü, Alibeyköy, Yenikapı ve Maltepe’de 6 yeni lojistik destek merkezi yapılacak.” diye konuştu.

Bunların yanı sıra 9 noktada, içinde afet destek birimleriyle her türlü iletişim altyapısı hazır olan afet müdahale merkezleri kurulacağını anlatan Kurum, “39 ilçede bulunan toplanma ve geçici yaşam alanları, alt ve üst yapıları afete hazır hale getirilecek. İlaç, su, gıda ve diğer önemli malzemelerin hava yoluyla hızlıca taşınması için helikopterlere 65 tane daha eklenecek.” dedi.

İstanbul’un mevcut 2 acil durum hastanesine ek olarak Arnavutköy ve Pendik’te 2 yeni acil durum hastanesi yapılacağı müjdesi veren Kurum, 8 hasta yakını konaklama merkezi kurulacağından bahsetti.

Afet Farkındalık Akademisi kurulacağını da aktaran Kurum, İstanbulluların afetlerle baş etme kapasitesinin artırılacağını sözlerine ekledi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/murat-kurum-istanbulda-risksiz-bir-sehir-icin-projelerini-tanitti/feed/ 0
Yapay zeka kaynaklı yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon seçimlerde önemli bir risk olarak öne çıkıyor https://www.haber60.com.tr/yapay-zeka-kaynakli-yanlis-bilgilendirme-ve-dezenformasyon-secimlerde-onemli-bir-risk-olarak-one-cikiyor/ https://www.haber60.com.tr/yapay-zeka-kaynakli-yanlis-bilgilendirme-ve-dezenformasyon-secimlerde-onemli-bir-risk-olarak-one-cikiyor/#respond Thu, 11 Jan 2024 08:33:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=3066 Risk uzmanları, birçok büyük ekonomide bu yıl ve 2025’te yapılacak seçimlerde yapay zeka kaynaklı yanlış bilgilendirme ve dezenformasyonun önemli bir risk olarak öne çıktığını belirtiyor.

Bu yılın dünyada, tarihteki en büyük “seçim yılı” olduğu ifade ediliyor.

ABD, Rusya, Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Tayvan, Endonezya, Meksika, Güney Afrika ve Türkiye’deki yerel seçimler dahil 50’den fazla ülkede 4 milyar insan, sandık başına gidecek. İngiltere’de de genel seçimlerin yılın ikinci yarısında yapılması bekleniyor.

Uzmanlar, seçimlerde yapay zeka kaynaklı yanlış bilgilendirme ve dezenformasyonun demokratik süreçlerin manipüle edilmesi için kullanılabileceği, iş dünyası liderleri ve politika yapıcıların bu konuda endişeli olduğu uyarısında bulunuyor.

Dünya Ekonomik Forumunun (WEF) küresel çapta 1400 risk uzmanı, politika yapıcı ve sektör liderlerinin görüşlerini alarak hazırladığı Küresel Riskler Raporu 2024’ün lansmanı sonrası AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Zurich Sigorta Grubu Sürdürülebilir Risk Direktörü John Scott, söz konusu raporda bu yıl dezenformasyon ve yanlış bilgilendirmenin kısa vadede, iklim değişikliği kaynaklı aşırı hava olaylarının ise uzun vadede en büyük riskler olarak görüldüğünü söyledi.

Küresel risklerin bazı açılardan aynı kalmaya devam ettiğini ancak hızla değişen ve bölünmenin fazla olduğu bir dünyada risk algısının değiştiğini dile getiren Scott, “Bu yılki araştırmada yanlış bilgilendirme ve dezenformasyona yönelik endişeler, kısa vadeli küresel riskler arasında ilk sırada yer alıyor ve aslında yeni dile getirilen riskler. Bunun nedeni de her gün bir şekilde karşımıza çıkan yapay zekayla ilgili gelişmeler.” dedi.

Scott, yapay zekanın gücünün çok önemli olduğunu belirterek, “Özellikle bu yıl yanlış bilgilendirme ve dezenformasyonun kısa vadede en büyük küresel risk olarak görülmesinin sebebi, dünyanın birçok bölgesinde yaşanacak seçimler. Bu ve gelecek yıl pek çok demokraside sandık başına gidileceği için birçok insan yapay zekanın yanlış bilgilendirme ya da seçim sonuçlarını etkileyebileceği konusunda gerçek bir endişe duyuyor. Hepimiz farkındayız ki yapay zeka dünyanın herhangi bir yerinde demokratik süreçleri manipüle etmek için yanlış bilgilendirme yapmak isteyen kişiler tarafından farklı şekilde kullanılabilir.” diye konuştu.

“Hükümetler, teknoloji endüstrisiyle birlikte çalışmalı”

Yanlış bilgilendirme veya dezenformasyonun uzun vadede teknolojiyle ilgili daha geniş bir risk algısının parçası olduğunu ifade eden Scott, “Mesele sadece yanlış bilgilendirme veya dezenformasyon değil. Uzun vadede yapay zeka yönetimiyle ilgili ne yapacağız? Teknolojinin yönetişimini nasıl yapacağız? Biyolojik deneylerin kullanımını nasıl kontrol edeceğiz? Bunlar cevap bekleyen sorular.” dedi.

Scott, teknolojiyle ilişkili riskler açısından uzun vadede siber güvenliğin de önemli bir risk faktörü olarak öne çıktığını belirterek, hükümetlerin bu tür risklere karşı önlem almaya çalıştığını söyledi.

Yapay zeka kaynaklı yanlış bilgilendirmelere karşı içeriklerde filigran kullanılmasının alınabilecek önlemlerden biri olduğuna dikkati çeken Scott, şunları ifade etti:

“Filigran kullanılarak ‘bu içerik, makale veya video onaylanmıştır, gerçektir’ demiş oluyorsunuz. Ancak elbette bunun da sahtesini yapmak kolay. Bu nedenle hükümetler için bu riskleri ele almak zor. Hükümetler, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyona dikkat çekmeye çalışmak için de teknoloji endüstrisiyle birlikte çalışmalı. Şu anda dünya oldukça parçalanmış, hızlı ve değişken bir yapıya sahip. Bu da ülkeler arasındaki işbirliğinin geçmişte olduğu gibi işlemediği anlamına geliyor. Dolayısıyla bu konularda küresel anlaşmalar yapmanın zor olduğunu da düşünüyorum. Ancak belki bölgesel düzeyde işbirliği sağlanabilir. Bu tür risklere karşı uluslararası bir anlaşma veya zemin oluşturulsa bile asıl mesele pratikte bunu uygulamak. Şu anda uluslararası düzeydeki herhangi büyük bir anlaşma için en büyük sorun ve dünyanın dört bir yanındaki siyasi liderlerin karşı karşıya olduğu karmaşıklık da bu.”

“Hiçbir ülke küresel risklerle tek başına mücadele edemez”

Marsh McLennan Avrupa Baş Ticari Yöneticisi Carolina Klint de bu yıl WEF’in araştırmasına katılanların çoğunluğunun kısa ve uzun vadede iyimser olmadıklarını söyledi.

Katılımcıların geçen yıl kısa vadede iyimser olmasalar da uzun vadede pozitif algıda olduklarını dile getiren Klint, “Bu yıl bu algının değiştiğini gördük. Ne yazık ki katılımcıların yüzde 84’ü iki yılı kapsayan kısa vadede küresel riskler açısından durumun iç karartıcı olduğunu düşünüyor. Ancak daha uzun vadeli 10 yıllık zaman diliminde ise katılımcıların yüzde 92’si yanlış yönde ilerlediğimizi düşünüyor.” dedi.

Klint, bu algının değişmesinde devletlerarası silahlı çatışmalar ve çevresel risklerin kısa vadede ilk beş küresel risk arasında yer almasının etkili olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“Risk uzmanları, iş dünyası liderleri ve politika yapıcılar, bu risklerin günümüzün gerçeği olduğunun farkındalar. Ayrıca, siber riskler de kısa ve uzun vadede ilk 10 küresel risk arasında görülüyor. Teknolojiye bağımlılığımızın büyük ölçüde arttığı ve dijitalleşmenin hızlandığı salgın dönemi göz önüne alındığında, siber risklere karşı neden daha önce harekete geçilmediği konusunda büyük bir soru işareti taşıyorum. Bu nedenle bu yıl yanlış bilgilendirme, dezenformasyon kısa vadeli küresel riskler arasında ilk sırada yer aldı. Bunun nedeni dünyanın birçok büyük ekonomisinde seçimlerin yaklaşıyor olması. Diğer yandan, yapay zekanın sentetik içerik oluşturma şeklimizi nasıl etkilediğini yeni yeni görmeye başladığımızı düşünüyorum. Dolayısıyla bunun gelecekte de bizim için bir risk olacağına inanıyorum. Dünya çapında yaklaşan seçimlerin sonuçlarının, yapay zeka kaynaklı yanlış bilgilendirme ve dezenformasyonun yaygınlaşması nedeniyle sorgulanıp sorgulanmayacağını görmeye başladığımızda bunu daha iyi anlayacağımız görüşündeyim.”

Hükümetlerin bu konuda farkındalığının arttığını ancak doğru adımları atmanın her zaman kolay olmadığını söyleyen Klint, bazı ülkelerin filigran uyguladığını anımsattı.

Klint, Avrupa Birliği’nin bu konuda bir yasa çıkardığını ifade ederek, “Ancak yine de bu tür yasaların yürürlüğe girdiğinde güncel olup olmayacağı da bir soru işareti çünkü teknolojik gelişmeler çok hızlı. Bu yüzden, belki de bu yasalar uygulamaya konulduğunda güncelliği bile olmayabilir. Gelecek hafta Davos Zirvesi’nde bir araya gelecek dünya liderleri ve üst düzey iş insanlarının bu risklere karşı işbirliği alanları ve fırsatları düşünmek için zaman harcayacaklarını umuyorum. Çünkü siber veya çevresel riskler, hiçbir paydaş grubu veya ülkenin tek başına çözebileceği riskler değil. Bu gerçekten bir işbirliği meselesi.” değerlendirmesinde bulundu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/yapay-zeka-kaynakli-yanlis-bilgilendirme-ve-dezenformasyon-secimlerde-onemli-bir-risk-olarak-one-cikiyor/feed/ 0
Soğuk ısırığına dikkat: Yanaklar, kulaklar, burun, el ve ayak parmakları etkileniyor https://www.haber60.com.tr/soguk-isirigina-dikkat-yanaklar-kulaklar-burun-el-ve-ayak-parmaklari-etkileniyor/ https://www.haber60.com.tr/soguk-isirigina-dikkat-yanaklar-kulaklar-burun-el-ve-ayak-parmaklari-etkileniyor/#respond Wed, 10 Jan 2024 08:39:13 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=2939

Erken çocukluk döneminde ve yaşlılarda soğuk ısırığı riskinin daha yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Filiz Topaloğlu Demir, “En çok yanaklar, kulaklar, burun, el ve ayak parmakları etkilenir. Donma durumunda bedenin soğuması kan damarlarının değişmesine, daralmasına neden olur. Coğrafya, yapılan meslek ve hobiler nedeniyle bazı kişiler soğuk ısırmasına maruz kalırlar. Kış sporu tutkunları, askeri personel ve evsiz kişiler gibi düşük sıcaklara maruz kalanlar en çok risk altındadır” dedi.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Dermatoloji Bölümünden Prof. Dr. Filiz Topaloğlu Demir, soğuk havaların gelmesiyle birlikte deri ve diğer dokularda oluşan soğuk ısırması ile ilgili açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Demir, soğuk ısırması sonucunda deride yanmalar olabileceğini belirterek “Soğuk yakması olarak da bilinen soğuk ısırması, soğukta kalma sonucunda deri ve diğer dokularda oluşan donma durumudur. En çok yanaklar, kulaklar, burun, el ve ayak parmakları etkilenir. Donma durumunda bedenin soğuması kan damarlarının değişmesine, daralmasına neden olur. Uzun süre donma sıcaklığının altına maruz kalmak dokuda ve kanda buz kristallerinin oluşumlarına neden olur. Ortaya çıkan yangısal olaylar ve doku kanlanmasının bozulması süreçte hücre ölümüne ve doku tahribatına yol açar” diye konuştu.

“KALICI SOĞUK HASSASİYETİ VE UYUŞUKLUK GELİŞEBİLİR”

Soğuk havaya maruz kalma süresi ne kadar artarsa deride oluşan yanığın derecesinin artacağına değinen Prof. Dr. Demir, “Soğuk ısırmasının belirtileri donmanın şiddetine göre yüzeysel yani 1. ve 2. derece veya derin şekilde 3. ve 4. derece olarak ayrılabilir. Soğuğa maruz kalma süresi arttıkça soğuk ısırmasının ciddiyeti de artar. Birinci derecede donma yüzeyseldir, deride etkilenen bölgelerde karıncalanma, uyuşukluk, soğukluk, şişlik ve beyazlama olur. Genellikle kalıcı olmayan hafif bir deri hasarı görülür. İkinci derece donmalarda deride erken dönemde içi şeffaf su ile dolu kabarcıklar oluşur. Su dolu kabarcıklar oluşan deri sertleşir kabaran deri kuru ve kararır, zaman içerisinde de soyulur. Kalıcı soğuk hassasiyeti ve uyuşukluk gelişebilir. Üçüncü derece donmalarda ise derinin altındaki doku katmanları donar. Deride mavi-gri renk değişikliği ile birlikte içi kanla dolu kabarcıklar görülür. Yaralanmadan sonra ağrı günlerce devam eder ve kararmış bir kabuk gelişir. Geniş yüzeylerin etkilenmesi durumunda uzun süreli yara ve hasar ortaya çıkabilir. Dördüncü derece donmalarda kas, tendon, kemik gibi derinin altındaki yapılar etkilenir. Deri siyahlaşır ve kangren olur. Uzuv kaybı meydana gelebilir” ifadelerini kullandı.

“ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE RİSK DAHA YÜKSEKTİR”

Prof. Dr. Demir, yaşanılan yer, yapılan meslek ve hobiler nedeniyle bazı kişilerin soğuk ısırmasına maruz kalmasına karşı uyararak, şu şekilde devam etti:

“Soğuk ısırığı için risk faktörü oluşturabilecek başlıca durumlar; yetersiz giyim ve barınma, hareketsizlik, fiziksel stres yani yetersiz beslenmek ve uykusuzluk, dolaşım bozukluğuna neden olan, diyabet, raynaud fenomeni, skleroderma hastalıkları. Sigara kullanımı, doğal koruyucu tepkileri bozan alkol ve uyuşturucu madde kullanımı soğuk ısırığı için risk oluşturan diğer durumlardır. Kış sporu tutkunları, askeri personel ve evsiz kişiler gibi düşük sıcaklara maruz kalan kişiler en çok risk altındadır. Erken çocukluk döneminde ve yaşlılarda soğuk ısırığı riski daha yüksektir.”

“GİYSİLER VÜCUDU SIKMAMALI VE TERLETMEMELİDİR”

Soğuk ısırmasından korunmak için vücut ısısını korumanın yeterli olacağını ifade eden Prof. Dr. Demir, “Düşük sıcaklıklara ve rüzgara uzun süreli maruziyetten kaçınmak, uygun koruyucu giysi ve yeterli ekipman kullanmak, sıvı alımını ve beslenmeyi sürdürmek, vücut ısısını korumak için yeterli fiziksel aktiviteye devam etmek gerekir. Koruyucu giysiler vücudu sıkmamalı ve terletmemelidir. Sıkı kıyafetler, sürtünme ve bası nedeniyle, terleme ise ıslaklık ve nem nedeniyle donma riskini arttırır. Soğuğa maruziyet sırasında nemlendiriciler de nemi arttırarak soğuk ısırmasını kolaylaştırabileceği için kullanılmamalıdır. Tekrar tekrar soğuk suya maruz kalmak, insanları donmalara karşı daha duyarlı hale getirir” dedi.

“TEDAVİDE MULTİDİSİPLİNER BİR YAKLAŞIM GEREKTİREBİLİR”

Soğuk ısırığının derecesine göre tedavi yöntemlerinin değiştiğine dikkat çeken Prof. Dr. Demir, “Soğuk ısırığında tedavi yöntemi hastanın durumuna göre acil servis, dermatoloji, dahiliye, ortopedi gibi çeşitli uzmanlık dallarını içeren multidisipliner bir yaklaşım gerektirebilir. Tedavi, hastanın genel durumuna, soğuk ısırmasının derecesine, yaygınlığına ve etkilenen bölgeye göre uygulanır. Soğuk ısırığı olan kişi önce hipotermi yani merkezi vücut sıcaklığının 35 dereceden aşağı düşmesine ve soğuğa maruz kalmanın yaşamı tehdit eden diğer durumları açısından değerlendirilir. Merkezi vücut sıcaklığı 35 derecenin üzerine çıkarılmalıdır. Ağızdan veya damardan sıvı tedavisi verilir. Soğuk ısırığında erken tedavi ile dokunun yeniden kanlanmasını sağlamak ve yaralanmanın ilerlemesini sınırlandırmak için kan damarlarının daralmasını ve pıhtılaşmayı tersine çevirmek amaçlanır. Ağrının giderilmesi ve yangısal yanıtın azaltılması için nonsteroid -kortizon olmayan- anti-inflamatuvar ilaçlar kullanılır. Ağır yaralanmalarda damar genişletici ve pıhtı eritici tedavilerden faydalanılır. Yara bakımı, antibiyotik kullanımı ve ciddi yaralanma varsa tetanoz toksoidi uygulaması hastaya göre planlanır. Gerekli durumlarda cerrahi müdahale yapılır” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/soguk-isirigina-dikkat-yanaklar-kulaklar-burun-el-ve-ayak-parmaklari-etkileniyor/feed/ 0
Sözleşme Süreçlerinin Doğru Yönetilmemesi Şirketler İçin Ekonomik Risklere Yol Açıyor https://www.haber60.com.tr/sozlesme-sureclerinin-dogru-yonetilmemesi-sirketler-icin-ekonomik-risklere-yol-aciyor/ https://www.haber60.com.tr/sozlesme-sureclerinin-dogru-yonetilmemesi-sirketler-icin-ekonomik-risklere-yol-aciyor/#respond Fri, 05 Jan 2024 08:15:13 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=2360 Sözleşme süreçlerinin doğru yönetilmemesi şirketlerin önemli ekonomik risklerle ve idari yaptırımlarla karşılaşmalarına sebep oluyor. Sözleşmeler ve Borçlar Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Umut Yeniocak, şirketlerin özellikle yanlış sözleşme uygulamaları nedeniyle zarara uğramaması için dikkat etmeleri gereken hususları anlattı.

Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sözleşmeler ve Borçlar Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Umut Yeniocak, hem hukuk öğrencileriyle hem de şirket yöneticileriyle yaptıkları eğitimlerde, Türkiye’de rastlanan en yaygın sözleşme hatalarına değindiklerini anlatarak, önemli uyarılarda bulundu. Uzmanı Prof. Dr. Umut Yeniocak, sözleşme süreçlerinde görev alan personelin hazırladığı sözleşmelerin Türkiye’deki dövizle sözleşme yapma yasağı kapsamında olup olmadığını bilmemesinin, şirketin idari para cezası yemesine ve başka ekonomik risklere sebep olabildiğini kaydetti.

“Cezai şart maddesini mutlaka ekleyin”

Yeniocak, sözleşmedeki cezai şart maddesinin bilinçli olarak yazılmamasının sıkça rastlanan bir durum olduğunu söyledi. Bunun daha sonra açılacak bir davada şirketi zor duruma düşüreceğini belirterek, “Özellikle, geç teslime bağlı cezai şart tahakkuk ettiği halde teslim sırasında talep hakları saklı tutulmadan malın teslim alınması halinde artık cezai şartın talep edilemeyeceğini bilmeyen bir personel, şirket için her zaman ekonomik risk anlamına gelir.” dedi.

“Sözleşmeniz geçersiz kılınmasın”

Kefalet sözleşmesi gibi sözleşmeler yapılırken kanunun belirttiği özel şekil kurallarına uyulması gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Yeniocak, bunu bilmeyen bir personelin yapacağı sözleşmenin geçersiz olacağını, bunun şirketler için ağır sonuçları olabileceğini ifade etti.

“Mail yazışmalarınız, yüksek para cezalarına sebep olmasın”

Yeniocak, rekabet kurallarını bilmeyen bir şirket yöneticisinin, mail yazışmalarına özellikle dikkat etmesi gerektiğinin altını çizerek şu uyarılarda bulundu:

“Bilinçsiz bir yöneticinin yazışmalarından basına verdiği demeçlere kadar her an rekabet kurallarını ihlal etme riski var. Bu riskin gerçekleşmesi şirketin yüksek para cezalarına maruz kalmasına sebep olabilir.”

“Yanlış bir imza, şirketinizin bütün hesaplarını alt üst edebilir”

Bazen şirketlerin, sözleşmede yer alması gereken en basit imza kurallarına uyulmamasından ya da ihmal edilmesinden büyük zararlar gördüğünü kaydeden Yeniocak, “Görevli personeliniz, imza, paraf, kaşe, imza sirküleri gibi temel kavramların ne anlama geldiğini ve uygulamada nelere dikkat etmesi gerektiğini bilmeli. Müşteriye sözleşme imzalatırken alınabilecek basit önlemlerin ihmal edilmesi, açılacak bir davada şirketin bütün hesaplarını alt üst edebilir. Bunun çok sayıda örneğini yaşıyoruz.”

Yaygın olarak yaşanan bu tür hatalardan hareketle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin kurduğu TOBBUYUM AŞ ile önemli bir iş birliğine gittiklerini belirten Prof. Dr. Umut Yeniocak, “Yeniocak Sözleşme Akademisi olarak, Ülkemizdeki ticaret ve sanayi odalarında ve talep eden şirketlerde bu konularda eğitimler düzenleyeceğiz. Şirketlerde sözleşmelerin hazırlanması ve incelenmesi süreçlerinde görev alan personellere ve yöneticilere, profesyonel düzeyde, uygulama ağırlıklı stratejik bilgi ve beceri aktarımı yapılarak güncel gelişmelerden, yargı uygulamalarından ve kendi sözleşmelerindeki risklerden haberdar olmalarını hedefliyoruz.” açıklamasını yaptı.

TOBBUYUM Genel Müdürü Dr. Onur Yüksel de, amaçlarının, uygulama ağırlıklı eğitim organizasyonları yaparak, Yeniocak Sözleşme Akademisi’yle birlikte TOBB üyesi şirketlere sözleşme alanında oldukça değerli bir hizmet sunmak olduğunu söyledi. – İSTANBUL

]]>
https://www.haber60.com.tr/sozlesme-sureclerinin-dogru-yonetilmemesi-sirketler-icin-ekonomik-risklere-yol-aciyor/feed/ 0