Melihcan ÇALIŞKAN-Harun ŞAHBAZOĞLU/İSTANBUL, CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 19 Temmuz Cuma günü müze olarak açılışı yapılacak Yıldız Sarayı’nda, Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız tarafından restorasyon çalışmalarıyla ilgili basın toplantısı düzenlendi. Sarayın İstanbul’daki 3 büyük saraydan biri olarak öne çıktığını belirten Yıldız, “Önümüzdeki Cuma günü Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle Yıldız Sarayı 100 yılın ardından ziyaretçisiyle buluşacak. Cumartesi sabahından itibaren de yerli ve yabancı ziyaretçilerin ziyaretine açık olacaktır” diye konuştu.
Osmanlı Devleti’nde hizmet alınan son saray olan Yıldız Sarayı yaklaşık 100 yıl sonra kapılarını müze olarak açıyor. Milli Saraylar Başkanlığı tarafından tamamlanan restorasyon çalışmaları sonrasında, Yıldız Sarayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 19 Temmuz Cuma günü açılacak. Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız restorasyon çalışmalarıyla ilgili basın toplantısı düzenledi. Uzun yıllar devam eden restorasyon, konservasyon ve peyzaj çalışmaları tamamlanan Yıldız Sarayı’nda ‘Büyük Mabeyn Köşkü’, ‘Çit Kasrı’, ‘Küçük Mabeyn Köşkü’ ve ‘Harem Dairesi’ başta olmak üzere birçok yapı tarihinde ilk kez ziyaretçiyle buluşacak. Sultan II. Abdülhamid’in hayatına ve kişiliğine ışık tutan eserler ilk kez görülecek. Sultan Abdülhamid ile özdeşleşen, Avrupa ve Ortadoğu’nun en büyük kütüphane ve marangozhanesi olma özelliği taşıyan yapılarla, Yıldız Albümleri arasından seçilen fotoğraflar da ilk kez tarih ve sanat meraklılarıyla buluşacak.
II.ABDÜLHAMİD 33 YIL BU SARAYDA YÖNETTİ
Tarihi önemiyle öne çıkan Yıldız Sarayı, Sultan II. Abdülhamid tarafından yaklaşık 33 sene devletin yönetim merkezi ve ikametgah olarak kullanıldı. Son Osmanlı padişahı Sultan Vahdeddin döneminde de bir süre kullanılan saray 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla kapılarını dış dünyaya kapattı.Yıldız Sarayı, Cumhuriyet’in ilanını takip eden 1924 yılında ‘Erkan-ı Harbiye Mektebi’ne tahsis edildi. 1946’dan itibaren uzun bir dönem ‘Harp Akademileri’ olarak kullanıldı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı çatısı altında hizmet verdi. 2015 sonrasında Cumhurbaşkanlığı himayesinde hizmet veren saray, 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı makamının tensipleriyle Milli Saraylar Başkanlığı’na devredildi. Kapsamlı bir restorasyon süreci geçiren Yıldız Sarayı, uzun bir aranın ardından müze olarak kapılarını halka açmaya hazır hale getirildi.
‘BÜYÜK MABEYN’, ‘HAREM’ VE ‘HAMİD BAHÇESİ’
Yıldız Sarayı’nda ilk defa ziyarete açılacak bölümler arasında ‘Büyük Mabeyn Köşkü’ dikkat çekiyor. Osmanlı döneminde yabancı devlet adamlarının ağırlandığı köşk, yakın zamana kadar Cumhurbaşkanlığı kabullerinde kullanılıyordu. Dönemin saray yaşamını yansıtması bakımından merak uyandıran ‘Harem Bölümü’ de ilk kez gezilecek alanlar arasında yer alıyor. Tarihte ‘Hamid Bahçesi’ olarak adlandırılan, bitki çeşitliliği, doğal nehir görünümündeki su yolu ve peyzaj tasarımıyla dikkat çeken bahçe de müzenin görülebilecek bölümleri arasında yer alıyor. İlk defa görülebilecek yapılar arasında ‘Limonluk’, ‘Hamam’, ‘III. Selim Çeşmesi’, ‘Ada Köşkü’ ve ‘Cihannüma Köşkü’ de bulunuyor.
SULTAN II. ABDÜLHAMİD VE DÖNEMİNE AİT ESERLER İLK DEFA SERGİLENECEK
Milli Saraylar koleksiyonlarından seçilen Sultan II. Abdülhamid’e ve döneme tanıklık eden eserler modern sergileme düzeniyle hazır hale getirildi. Düzenlemeler çerçevesinde Osmanlı döneminde elçi kabullerinde kullanılan ‘Çit Kasrı’ nda Sultan II. Abdülhamid’in kişisel eşyaları ve kendisine verilen diplomatik hediyeler de görülebilecek. Saray’ın ‘Hususi Dairesi’ olarak adlandırılan bölümünde de Yıldız Albümleri’nden seçilen tarihi fotoğraflar sergilenecek. Yıldız Sarayı, Pazartesi hariç tüm günler ziyaret edilebilecek.
“İSTANBUL’DAKİ 3 BÜYÜK SARAYDAN BİRİ”
Basın toplantısında konuşan Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız, “Bu saray İstanbul’daki 3 büyük saraydan bir tanesi. Bugüne kadar ziyaretçisiyle, toplumla buluşamamış bir saraydı. Çeşitli vesilelerle sık sık kamuoyunun gündemine gelmiş bir saray. Yaklaşık 100 yıldır kapalı olan bir sarayın toplumla buluşmasından bahsediyoruz. Bu sebeple tekrardan heyecanımızın altını çizmek istiyorum.Yıldız Sarayı, 1924 yılından sonra çeşitli devlet kurumları idaresinde farklı misyonlarla ve farklı şekillerde değerlendirilmiştir. Bu nedenle esas olarak ziyarete açılamamış bir saraydır. Uzun yıllar belli kısımlarında bazı çalışmalar yapıldı fakat takdir edersiniz ki her kurumun, birbirinden farklı işletme düzenleri, restorasyon pratikleri ve imkanları var. Bu sebeple bu çalışmalar bir yeknesaklık kazanamamıştı ve toplumumuzdan uzak kalmıştı” dedi.
“SARAY BÖLÜMÜNÜN RESTORASYONUNU BÜYÜK ORANDA TAMAMLADIK”
Yıldız, “2015 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde Yıldız Sarayı’nın o tarih itibarıyla 8 farklı kuruma dağılmış yapıları ve alanı biraraya getirildi. İlk çalışma o zaman yapılmıştı. Ardından 2018 yılında Milli Saraylar Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı idaresinde bir kültürel miras kurumu olarak yapılandırılmasının ardından bu çalışmaları Milli Saraylar Başkanlığı devraldı.Bu nokta ülkemiz için tarihi bir noktadır.Çünkü ülkemizin en önemli saray müzelerinden bir tanesinin biraraya gelmesinin ikinci adımı bu restorasyon faaliyetleri olmuştur. 5.5 yıldır burada yüzlerce arkadaşımızın gayretleriyle yürütülen restorasyon çalışmalarında çok önemli bir aşamayı geçmiş durumdayız.Saray bölümünün restorasyonunu büyük oranda tamamlamış durumdayız” edi.
“100 YILIN ARDINDAN CUMARTESİ SABAHI ZİYARETE AÇIK OLACAK”
Yıldız, “Bu restorasyonla birlikte sarayın ziyaretçiyle nasıl buluşacağını ifade eden tefriş çalışmalarımız ve müzecilik çalışmalarımız da tamamlanmış bulunmaktadır.Şunu memnuniyetle ifade edebiliyoruz ki, inşallah önümüzdeki Cuma günü Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle Yıldız Sarayı 100 yılın ardından ziyaretçisiyle buluşacak. Cumartesi sabahından itibaren de yerli ve yabancı ziyaretçilerin ziyaretine açık olacaktır” dedi.
“GİRİŞ ÜCRETİ TESPİT ETMEDİK”
Müze ücretiyle ilgili de bilgi veren Yıldız, “Milli Saraylar’a ait mekanlar ilk açıldığında belirli bir süre ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Şu an burayla ilgili bir giriş ücreti tespit etmemiş durumdayız ama vatandaşlarımız için her zaman bir Müzekart kolaylığımız var. Milli Saraylar’a ait mekanlar Müzekart ile gezilebiliyor, bütün ziyaretçilerimizi buraya bekliyoruz” dedi.
]]>
TOPKAPI Sarayı’ında restorasyonu tamamlanan ve Harem kısmında bulunan Cariyeler Taşlığı ve Hamamı ile Kuşhane Mutfağı yerli ve yabancı turistler için ilk kez ziyarete açıldı. Milli Saraylar Topkapı Sarayı Daire Başkanı İlhan Kocaman, “Milli Saraylar olarak bizim hedefimiz, sarayın her yerini ziyarete açabilmek” dedi.
Milli Saraylar Başkanlığı’na bağlı Topkapı Sarayı’nın Harem bölümünde bulunan Cariyeler Taşlığı ve Cariyeler Hamamı ile Kuşhane Mutfağı, tamamlanan restorasyon çalışmalarının ardından ilk defa ziyarete açıldı. Ziyarete açılan yeni alanlarda, Milli Saraylar Koleksiyonlarında yer alan nesneler ve silikon heykeller kullanılarak canlandırmalar yapıldı. Ziyarete ilk defa açılan bu alanlarda ayrıca, 120 eser sergilendi.
“YAKLAŞIK 120 ESERİ DE İÇERİSİNDE SERGİLEYEREK ZİYARETÇİLERİMİZLE BULUŞTURDUK”
Milli Saraylar Topkapı Sarayı Daire Başkanı İlhan Kocaman, restorasyonu devam eden alanlar olduğunu belirterek, “Topkapı Sarayı’nın restorasyonlarını tamamlanan bölümlerini hızlı bir şekilde ziyaretçilerle buluşturmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda haremde özellikle Cariyeler Taşlığı olarak bilinen kısımda kadın efendiler dairelerinin cariyeler koğuşunun ve cariyeler hamamının olduğu bölümde restorasyonlarımız devam etmektedir. Cariyeler hamamının restorasyonlarını tamamladık ve buranın da bazı hamam eserlerini hamamda kullanılan eserleri orada sergileyerek, yaklaşık 120 eseri de içerisinde sergileyerek ziyaretçilerimizle buluşturduk. Aynı şekilde yine Mabeyn Yolu olarak ve devamı olan Altınyol’da da Kuşhane Mutfağı tefrişini tamamladık” dedi.
“HEDEFİMİZ SARAYIN HER YERİNİ ZİYARETE AÇMAK'”
Kocaman, mutfağın tarihteki kullanım alanına değinerek, “Kuşhane Mutfağı padişahın özel mutfağıdır. Sarayda usul bir yerde mutfakta sadece bir yerde yemek pişirilir. Sarayın belli bölümlerinde sunumlara hazırlanır. Padişahın sofrası da kuşhane mutfağı dediğimiz mutfakta sunumu hazırlanır. Orada hazırlanarak padişaha veya gece ihtiyaç halinde sunulmak üzere bir mutfak oluşturulmuştur. Biz 2019 yılında Topkapı Sarayının restorasyonlarına başladık. Bölümlerin özellikle gerek harem olsun gerekse üçüncü avludaki bölümler olsun bunların restorasyonlarını dönem dönem tamamladık. Üçüncü avluda bulunan seferli koğuşu, hazine, hazine koğuşu ve mukaddes emanetlerin geçen yıl haremde de yine Karaağalar olsun, padişah daireler olsun onların da restorasyonları tamamlanmak üzere. Yakın zamanda da ziyaretçilerimizle oraları buluşturacağız. Milli Saraylar olarak bizim hedefimiz, sarayın her yerini ziyaretçilere açabilmek. Ancak yapıların statik özellikleri ve yapıların giriş, çıkışları ve merdiven özelliklerinden dolayı belli bölümler ziyarete z orlanmakta. Bu nedenden dolayı belki kapalı kalacaktır. Ama onun ötesinde ziyarete açılabilecek bölümler ve ziyaretçinin girebileceği şekilde akışın olabileceği şekildeki bütün mekanları hızlı bir şekilde ziyaretçilerimizle buluşturmak istiyoruz “dedi
“SARAYDA YAŞAM ALANLARI STATÜYE GÖRE BELİRLENİR”
Sarayda cariyelerin konumu ve günlük yaşantıları hakkında bilgi veren Kocama, “Malum 400 yıllık, 500 yıllık bir yapı olmasından dolayı da buranın elbetteki belli zorlukları var. Bir de buralar saray – harem hayatının yaşandığı mekan olmasından dolayı da saraydaki yaşayanların statülerine göre mekanlar belirlenmiştir. Bazı mekanlar örneğin Valide Sultan’ın, Hanım sultanların, şehzadelerin ve padişah kızlarının ait olan bölümler biraz daha ferah geniş olurken, hizmet erbabı olarak bildiğimiz cariyelerin mekanları daha dar ve günümüze göre daha kullanışlıdır. Ondan dolayı bu kısımların düzeyi biraz daha zor olmakta. Cariyelerin yaşam alanları genellikle o taşlığın çevresindeki alanlardır. Orada hizmetlerini yürütürler, orada yatarlar. Çocuk yaşta oraya gelirler. Burada önce bir eğitim alırlar bu eğitimden geçen cariyelerin bazıları gözdeler olarak seçilir. Daha sonra ikbal olur ve padişaha kadın efendi olurlar. Çocukken verildikleri için bunlardan valide sultan da olan oluyor. Bazıları da daha sonradan aldıkları eğitim doğrultusunda paşalarla diğer devlet yöneticilerini evlendirilerek saraydan çıkarlar, bazıları ise sarayda kalırlar. Bunlar hizmet erbabı olurlar. Bu hizmet erbabları hayatlarını sarayda geçirir ve hastalanmaları halinde yine taşlığın altında onlara has Cariyeler Hastanesi yapılmıştır.” diye konuştu.
]]>
İBB Miras ekiplerinin 2021 yılından bu yana restorasyonuna devam ettiği Rumeli Hisarı’nda, hisarın sahil kısmından başlayan ve dikine şekilde devam eden yer altı geçidi bulundu. İlk 125 metresine ulaşılan tünelin İstanbul’un fetih günü bulunduğunu söyleyen İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, “Oldukça önemli bir buluntu çünkü orta çağ yapısı olarak kabul edilmesi gereken bir yapı. Çünkü biliyorsunuz İstanbul’un fethiyle bir sene sonra orta çağ kapanacaktı” dedi.
1452 yılında Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı Rumeli Hisarı’na en kapsamlı restorasyon 1953-1955 yılları arasında yapılmıştı. Rumeli Hisarı’nda bu restorasyondan 66 yıl sonra, 2021 yılında İBB Miras ekipleri tekrar restorasyona başlandı. Restorasyonu yürüten ekipler, İstanbul’un fethinin 571’inci yıl dönümünde, 29 Mayıs’ta Rumeli Hisarı’nın altında 125 metre uzunluğunda bir tünel keşfetti. Bulunan tünelin girişi sahil kısmında bulunan Çavdarlı Halil Paşa Kulesi’nin hemen yanında bulurken çıkışı ise keşfedilmeyi bekliyor. Hisar’ın üst kısımda bulunan surlara kadar uzandığı tahmin edilen çıkışa ulaşılamasa da 125’inci metresine kadar ulaşılan tünelin içinden vadi suyolu geçerken Bizans veya Osmanlı dönemine ait olduğu düşünülüyor. Tünelin arkeolojik ve bilimsel çalışmaların ardından restorasyonun bitmesiyle vatandaşların ziyaretine açılacağı öğrenildi.
“YERALTI GEÇİDİNİN BULUNTULARINI GÖRÜYORUZ”
İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, “Bugün restorasyonumuzun yanı sıra restorasyon sırasında ortaya çıkmış olan ve kamuoyunun büyük ilgisini çeken, bizim de her zaman çalışmalarda dikkat ettiğimiz, önemsediğimiz bir yapının fiziksel tarihini değil, onun kadar sosyal ve benzeri askeri tarihini de merak ettiğimiz konulara bir tetikleme yapan bir buluntuyla karşı karşıyayız. Hemen arkamda gördüğünüz noktada, bu noktada yaptığımız açmayla beraber restorasyon sırasında karşılaştığımız şu an dikine bir kesitte 125 metre olduğunu bildiğimiz fakat içeride başka kanallar ve kollarla ayrıldığını tahmin ettiğimiz bir yeraltı geçidinin buluntularını görmüş oluyorsunuz” diye konuştu.
” NEMLİ BİR BULUNTU”
Mahir Polat, “Hemen yan tarafımızda gördüğümüz kulenin dikine, yukarıdaki vadiyle beraber çalıştığı bir yeraltı geçidi. Kuleyi baştan başa, suru baştanbaşa geçiyor ve ilerideki vadi tabanıyla birleşen bir zemin olduğunu görüyoruz. Tabii bu oldukça önemli bir buluntu çünkü orta çağ yapısı olarak kabul edilmesi gereken bir yapı. Çünkü biliyorsunuz İstanbul’un fethiyle bir sene sonra orta çağ kapanacaktı. Bir Orta Çağ savunma yapısında, yeraltı geçitlerinin olduğu bir buluntuyla karşılaşmış oluyoruz. Plan düzleminde gösterdiğimizde fotoğraflarıyla beraber desteklediğimizde yine kesitle beraber gördüğümüz alanda sahanın dikine bir geçiş koridoruyla beraber birleştiği görülüyor” dedi.
“ARKEOMETRE DEDİĞİMİZ ÇALIŞMA METODUYLA YORUMLAR YAPILMASI MÜMKÜN OLACAK”
Polat, “Bu noktadan itibaren girdiğinizde 1-1 buçuk metre bir yüksekliğinde başlayıp sonra ortada surun bugün içinde kalan yani Hisarın ortasında kalan sarnıç bölümünde 4 buçuk metrelere varan yüksekliklerle oldukça iddialı bir geçiş koridoru olarak tasarlandığı, beden duvarlarında gördüğünüz, yan duvarların Hisar’ın yapım sırasındaki yapım tekniğindeki moloz örgü sistemine sahip olduğu, üst örtüsünün de belirli noktalarda 1900’lü başına kadar gelecek düzenlemelerle ara ara dönemlerde onların gördüğü görülüyor. Böyle bir buluntu arkadaşlar tabii ki bu aşamadan sonra arkeometre dediğimiz çalışma metoduyla harç analizleri, malzeme analizleri, yapım tekniği analizleriyle daha da çalışılarak ileri bilgiler, yorumlar yapılmasını mümkün kılacak. Ama şu haliyle gördüğümüzde kısa bir yorum yapacak olursak fetih sırasında tam bu noktada biliyorsunuz yukarıda doğa tepe noktası da var. Fatih Sultan Mehmet’in burada üç paşasına yapımını emrettiği ve İstanbul’un fethinin aslında nişanesi olan karşı tarafta Anadolu Hisarı ki restorasyonunu yeni tamamlamıştık görüyorsunuz. Boğazkesen noktası olarak bilinen noktada başlayan bu yapımla beraber dört ay gibi kısa sürede yapılmış bu muazzam yapının aslında askeri teknikler açısından da bazı ihtiyaçları gördüğü anlaşılıyor” ifadelerini kullandı.
“6’YA YAKIN GEÇİDİN ALT GÖRÜNTÜLERİNİN ORTAYA ÇIKTIĞI TARİHİ LAR MEVCUT”
Bunun gibi 6 tane tünelin daha var olduğunun tahmin edildiğini söyleyen Mahir Polat, “1920- 1930’lu yıllarda ilk önümüzden geçen bu dolgu yolu oluşmadan önce yapılan genişletme sırasında açılmış kesitlerde, orada da 6’ya yakın geçidin alt görüntülerinin ortaya çıktığı tarihi fotoğraflar mevcut. Biz ilk defa bu bölgede yoğun yeraltı geçiş noktalarının olduğunu bilimsel olarak bir restorasyon çalışmasını da ortaya koymuş, diğerlerini yol açma çalışmalarında tahrip edilmiş, bir defa görülmüş, üstüne bilimsel çalışma yapılmamış ya da belirli tanıklıklarla tevatüren söylenmiş meselelerin tamamını ilk defa ayrıntılı bir şekilde ortaya çıkarmış bir restorasyonu sizinle paylaşıyoruz. Bu aşamadan sonra bilimsel araştırmalara ve tarihi yorumlara devam edecek. Biz benim ilk yorumum buranın bir dere yatağı üzerinde Çukurçeşme’den başlayan yukarıdaki hattın su tahliyesiyle başlayan ve fakat burçlara geldiği noktada yapım sırasında bunun bir geçiş ve denize iniş noktası olma, bir gizlenmiş ve korunaklı bir geçiş noktası olarak yapıldığı, tahkim edildiği bir alan” dedi.
“KENDİNİ ADETA BİZE GÖSTERMEYE ÇALIŞAN BİR BULUNTUDAN BAHSEDİYORUZ”
Geçidin fethin 571’inci yıl dönümü gününde bulunduğunun altını çizen Polat, “Bu tür şeylerde hep süresini bekleme zamanını bekleme vardır, öyle değil. İlginç bir şekilde tam o gün ortaya çıkmış bir buluntudan bahsediyoruz. Yani kendini adeta bize göstermeye çalışan bir buluntudan bahsediyoruz. İstanbul’da için ve dünya tarihi için hayırlı uğurlu olsun. Çok özel bir buluş olduğunu biliyoruz, hissediyoruz. Restorasyon bittiğinde de insanların gezmesine, ziyaret etmesine uygun hale getireceğiz” diye konuştu.
]]>
Uluslararası kültür mirası fuar ve konferansı 8. Heritage İstanbul, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen programla başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı başta olmak üzere, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, İstanbul Valiliği YİKOB gibi sektörün en önemli kamu paydaşları tarafından desteklenen koruma, restorasyon, arkeoloji, müze ve kütüphanecilik teknolojileri fuarı Heritage İstanbul, pek çok farklı ülkelerden katılımcılara ve konuşmacılara ev sahipliği yapıyor. Kültürel miras bilincinin arttırılmasını, hizmet ve teknolojilerin geliştirilmesini hedefleyen fuar ve konferansın açılış programına İstanbul Valisi Davut Gül, Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı Genel Sekreteri Sultan Raev ve alanında uzman isimler katıldı. Programda İstanbul Valisi Davut Gül açılış konuşması gerçekleştirdikten sonra fuar alanını ziyaret etti. Gül, hazırlanan stantları gezerken ayrıca katılımcılarla da fotoğraf çektirdi. Fuarla beraber konferans serisi, miras sohbetleri ve atölye çalışmaları 17 Mayıs’a kadar devam edecek.
“Kültürel zenginliği korumak, yaşatmak, gelecek nesillere ulaştırmak hepimiz için bir görev”
Açılışta konuşan İstanbul Valisi Davut Gül, “Öncelikle bu organizasyonu düzenleyen ve destekleyen bütün kurum ve kuruluş ve kişilere teşekkür ediyorum. İstanbul şehirlerin anası ve olağanüstü bir kültürel zenginliğimiz var. Bu zenginliği korumak, yaşatmak, gelecek nesillere ulaştırmak hepimiz için bir görev. Burada bütün kurum ve kuruluşlar, imkan doğrultusunda yapıyor. Bu organizasyonun belki de en önemli faydası bütün paydaşları bir araya getirmek. Restorasyonun bir inşaat işi olmadığını hocalarımız söyledi. Hepimizde biliyoruz. O açıdan restorasyonda çalışan işçiden, teknik elemana, kullanılacak olan malzemeye, koruma kurullarının bu anlamdaki hassasiyetine, kişilerin ve sponsorların bu işlere para ayırmasına kadar konuşulması, tartışılması, iyi örneklerin görülmesi ve paylaşılması bu sürece çok önemli katkı sağlayacaktır. Kötü örnekler var mı? Hiç şüphesiz onlarca sayabiliriz. Ama olumlu örnekler, iyi işler kötü örneklerden daha fazla uygulandığını görüyoruz. Özellikle Vakıflar Genel Müdürlüğü son yıllarda adeta bir tarih yazıyor. Geçmiş yıllarda ortadan kaybolmuş, amacı dışında kullanılan bütün eserleri tekrar ihya etti. Daha geçen hafta 300’den fazla eserin toplu açılışını hep birlikte gerçekleştirdik. İstanbul’da da 36 tane eserimiz vardı. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın önderliğinde yine çok güzel işlerden bir tanesi olan Cumhurbaşkanımızın da himaye ettiği Rami’deki kütüphaneyi görmüşsünüzdür. Hem kütüphane hem de restorasyon boyutuyla bu şehre kazandırılan çok kıymetli eserlerden bir tanesi. Belediyelerimizin bu anlamdaki çalışmalarını takip ediyorsunuzdur. Bizim Valilik olarak sadece Fatih’te uygulaması devam eden 250’nin üzerinde projemiz var. Yadigar projemizle, bin tane eseri inşallah ihya edeceğiz. Üsküdar’da ‘Nev mekanları’ görmüşsünüzdür. Olağanüstü bir restorasyon süreci var. Daha iyisi mümkün mü? Tabii ki mümkün. İşte bu fuar ve konferanslarda bunlar tartışılacak. Çıkan sonuçları biz alacağız, uygulayacağız. Eksiğimiz varsa tamamlayacağız. Daha iyi yapmamız gereken işler varsa yapacağız. Yanlış yaptığımız işler varsa tekrarlamayacağız. Bu açıdan ben her birinize katkılarınızdan dolayı ayrı ayrı teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>ABD’nin Portsmouth Tersanesi’nde 7 Temmuz 1944’te 94 metre boyunda, 8,5 metre eninde, 2 bin ton ağırlığında ve 4,5 metre draftında inşa edilen “TCG Uluçalireis” zayıf ve uzun, çevik ve dayanıklı bir balık türünden aldığı “USS Thornback” adıyla denize indirildi.
Savaşın ve mücadelenin içine doğan denizaltı, Haziran 1945’te harp karakolu yapmak için ilk seyrini icra etmek üzere Pearl Harbour Limanı’ndan ayrılarak Japonya açıklarında gelen bir emir üzerine İkinci Dünya Savaşı’na katıldı.
“Guppy IIA” tadilatı görerek 1946 yılında daha da güçlenen, 2 Temmuz 1971’de ABD’nin Charleston kentinde yapılan devir teslim töreninde Türk sancağı çekilerek Türk Deniz Kuvvetlerine katılan denizaltıya, Kılıç Ali Paşa namıdiğer Kaptanıderya Uluç Ali Reis’in adı verildi.
Denizaltı, 1548’den itibaren büyük Türk denizcisi Turgut Reis’in yanında deniz akınlarında yer alan, 1571’de İnebahtı Savaşı’ndan tek gemi kaybetmeden ve düşmana ağır zayiat vererek çıktığı için Padişah 2. Selim tarafından adı Kılıç Ali olarak değiştirilen, Endülüs’teki Müslümanları Haçlı zulmünden kurtarma faaliyetine katılan, 1574’te Tunus’u fethederek bu ülkeyi İspanyol nüfuzundan kurtaran, 16 yıllık kaptanıderyalığında Türk Donanmasını cihanın en büyük deniz gücü olarak muhafaza eden Uluç Ali Reis’in ismiyle anılmaya başlandı.
Türk sancağı ile ilk dalışını 53 yıl önce yaptı
“TCG Uluçalireis”, Türk sancağı ile ilk dalışını 3 Temmuz 1971’de Atlantik Okyanusu’nda gerçekleştirdi. Donanmaya katılışı 3 Mayıs 1972’de Donanma Komutanı şehit Oramiral Kemal Kayacan tarafından yapılan denizaltı, 1974 yılı Denizkurdu-2 Tatbikatı’nın son safhasında Girit’in kuzeyinden harekete geçerek Kıbrıs Barış Harekatı’na iştirak etti.
1972, 1973 ve 1996 yıllarında torpido atış birincisi olan “TCG Uluçalireis”, 1990 yılı Denizkurdu-1 Tatbikatı’nda su altında hiç yakalanmadan en çok hücum geliştiren denizaltı olarak takdir edildi.
“TCG Uluçalireis” 1645’inci ve son dalışını 30 Mayıs 2000’de Kuzey Ege’de yaptı ve 8 Ağustos 2000’de hizmet dışına ayrıldı.
29 yılda 1645 dalış gerçekleştirdi
Türk Deniz Kuvvetlerindeki 29 yıllık hizmeti süresince 37 milli tatbikata ve 9 NATO tatbikatına katılan “TCG Uluçalireis”, 12 cephe ve 7 rotasyon görevi icra etti. Gemi ayrıca, 160 torpido atışı gerçekleştirdi, birçok mayın döküş eğitimi, SAT-denizaltı müşterek eğitimi, kurtarma gemisi-denizaltı müşterek eğitimi icra etti ve 1645 dalış yaptı.
Gölcük Tersanesi’nde 2001 yılında havuzlanarak kapsamlı bakıma alınan “TCG Uluçalireis” Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca Türkiye’de bir ilk gerçekleştirilerek ülkenin ilk denizaltı müzesi olarak tadil edildi.
Kapsamlı restorasyona 2 Mart 2022 itibarıyla alınan, yaklaşık bir yıl süren restorasyon faaliyetleri neticesinde Türkiye’nin ilk denizaltı müzesi olan “TCG Uluçalireis”, şehit denizaltılar Dumlupınar ve Atılay’ın ebedi istirahatgahı olan Çanakkale sularında Çanakkale Deniz Müzesi’nde nöbetine başladı.
“Ziyaret etmeye başta gençlerimiz olmak üzere tüm Türk halkını bekliyoruz”
Çanakkale Deniz Müzesi Komutanı Albay Serhan Aras, yaptığı açıklamada, 1944’te ABD’de inşa edilen “TCG Uluçalireis”in son derece görkemli bir deniz aracı olduğunu söyledi.
“TCG Uluçalireis”i, 18 Mart’ta yüce Türk milletinin teveccühüne sunmak üzere heyecanlı bir hazırlık içinde olduklarını dile getiren Albay Aras, şu bilgileri aktardı:
“Denizaltımız son bir yıl içinde restorasyona alındı. 1971 yılında Deniz Kuvvetlerine katılan denizaltımız, 2000 yılında hizmet dışına ayrıldı. Tam 29 yıl Türk Deniz Kuvvetlerine hizmet vermiş bir denizaltıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla geçtiğimiz bir yıl içinde müze haline getirmek üzere denizaltımızı tekrar restorasyona aldık. Türkiye’nin ilk denizaltı müzesinden bahsediyoruz. Bir yıl süren restorasyonun ardından 18 Mart’ta Çanakkale sularında ziyarete açacağız. Atılay ve Dumlupınar denizaltılarının anısına, bir anıt statüsünde burada ziyaret etmeye başta gençlerimiz olmak üzere tüm Türk halkını bekliyoruz.”
]]>Mimar Sinan’ın ustalık eseri olarak adlandırdığı Selimiye Camisi, zamanı aşan mimarisi ve görkemiyle Edirne’nin siluetini süsleyen bir inci gibi parlıyor.
UNESCO’nun 2011’de kültürel miras listesine almasıyla dünya çapında daha da tanınan bu eşsiz yapı, Türk-İslam mimarisinin zirvesini temsil ediyor.
Sekiz sütuna dayalı kasnak tekniğiyle inşa edilen cami, tek bir kubbe altında bulunan muazzam bir sanat eseri olarak öne çıkıyor. Camide 85 metrelik minareler, hünkar mahfili, mermer minber ve her yere donatılmış çiniler yer alıyor.
Kente gelenlerin önce küçük bir cami olarak gördüğü Selimiye, yaklaşıldıkça büyüklüğü ve ihtişamıyla gözleri kamaştırıyor. Osmanlı Sultanı II. Selim’in emriyle yapılan yapı, Mimar Sinan’ın ustalığının doruğunu temsil ediyor.
1569 yılında temeli atılan ve 6 yıl süren yapım aşamasının ardından 1575’te ibadete açılan Selimiye Camisi, sadece bir ibadet alanı değil, aynı zamanda insanlığın mimari mirasına değerli bir katkı olarak öne çıkıyor.
Kubbesinden minaresine, akustiğinden süslemelerine kadar her yönüyle her ziyaretçiin büyük beğenisini kazanıyor.
-“Selimiye yaklaşık 5,5 asırlık bir hikayedir”
Sinan ve Selimiye Camisi Vakfı (SİSEV) Genel Müdürü ve Trakya Üniversitesi Serbest Öğretim Görevlisi Yüksek Mimar Mehmet Ali Esmer, AA muhabirine, Selimiye’nin yapıldığı dönemde ibadethane olmasının yanı sıra eğitim merkezi ve şehrin sorunlarının konuşulduğu bir toplanma alanı olarak da hizmet verdiğini söyledi.
O dönem kamu yapılarından birçok amaçla faydalanıldığını belirten Esmer, “Selimiye’ye o açıdan bakarsak en büyük kapalı toplanma alanıdır. Selimiye Camisi Türklerin beş büyük devlet bir büyük millet idealidir, yani Karahanlılar’dan başlayan bir serüvenin son noktasıdır. Yaklaşık 5,5 asırlık bir hikayedir Selimiye Camisi. Türk tarihi açısından bu bakımdan çok önemlidir.” dedi.
Esmer, Selimiye Camisi’nde köşelerde görülen kürsülerin caminin yapıldığı dönemde bilim kürsüsü olarak kullanıldığını, üniversitelerdeki “kürsü”nün buradan geldiğini dile getirdi.
Selimiye Camisi’nin en büyük kubbeye sahip cami olma özelliğiyle, tek mekan algısı yaratan bir görünümünün olduğunu ifade eden Esmer, “Sinan bunu yaparken tabii ki çok büyük matematik hesapları yaparak, çok bilimsel çalışarak akustik hesabını yapıp havalandırmasına kadar deprem hesaplarına kadar mükemmel bir şekilde çözümleyip her sorunu halledip bu yapıyı gerçekleştirmiş.” diye konuştu.
“Yapıdaki bütün oranlar doğal oranlardır”
Esmer, caminin en büyük özelliklerinden birinin de üzerine binen yükü azaltan iskelet sistemi olduğunu vurguladı.
Kubbe yükünün sekiz kolla dağıtıldığını ifade eden Esmer, şunları kaydetti:
“Bunların dört kolu payandalara, yanlardaki o ikişerli payandalara, diğer dört kol da minarelerin altına iner. Minareler aslında sadece gösteriş amaçlı değil aynı zamanda statik amaçlıdır burada. Yapıdaki bütün oranlar doğal oranlardır. Altın oran ölçülerinde çok iyi kullanmıştır. Bir de Mimar Sinan’ın yapılarına baktığımız zaman uzaktan hepsinin yatayda 52 derecelik bir açı çizdiğini yani bu da kum saatinin kumunu döktüğü zaman doğal olarak aldığı açı biçimidir yeryüzünde. Bu da yapının depreme karşı savunma sistemidir. Bunu da çok iyi kullanmış. Çok iyi gözlemlerin neticesinde ortaya çıkmış bir eserdir Selimiye Camisi. İncelense o kadar çok özellikler detaylarında gizli ki Mimar Sinan’ın ustalığı da imzası da bu detayların altında saklı.”
-“Kabe’deki sembolleri kullanılmış”
Esmer, yazdığı kitap için yaptığı araştırmalarda müezzin mahfilinin orijinal olduğunu gördüğünü belirtti.
Müezzin mahfilinin bulunduğu yere statik ve akustik zorunlulukla yerleştirildiğini anlatan Esmer, “Bu zorunluluğun arkasından da bir Kabe benzetmesi yaparak, Kabe’nin 1/2 ölçüsünü kullanarak, Kabe’deki sembolleri kullanarak, Selimiye Camisi’nin namaz kılınan zeminine yeryüzü anlamı katmış. Yani Kuran’da da yeryüzünün temiz olan her yeri mescittir anlamında bir ayet var.” ifadelerini kullandı.
Dünya mimarisinin zirvesi
Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi İsmet Osmanoğlu da Selimiye’nin dünya mimarisinin zirve noktasını temsil eden yapılardan biri olduğunu söyledi.
Mimar Sinan’ın 4 yarım kubbeli merkezi mekan sistemini geliştirerek Selimiye’de merkezi mekanı tek bir kubbe altında topladığını belirten Osmanoğlu, “Selimiye’de hem merkezi mekan tek kubbede toplandı hem de iç ve dış mimari mekan bütünlüğü sağlanmış oldu. Dünya mimarisi için büyük bir yenilik büyük bir ilerlemedir bu aslında.” dedi.
Osmanoğlu, Mimar Sinan’ın örnek gösterilecek birçok cami inşa ettiğini ancak Selimiye Camisi ile ulaştığı yapının Türk ve dünya mimarisi için büyük bir başarı olduğunu, taşıyıcı sistemi, konstrüksiyonu, yapım tekniği, süsleme sanatları ve işçilik açısından Selimiye’nin mimari açıdan ileri bir noktada olduğuna dile getirdi.
Selimiye’nin restorasyonları
Osmanoğlu, Selimiye’nin 1752 Edirne depreminde zarar görmesi nedeniyle 3. Mustafa döneminde ilk kez restorasyona alındığını anlattı.
Yapının 18. yüzyıldaki restorasyonları sonrası pek çok kez elden geçtiğini ifade eden Osmanoğlu, “1760’lı yıllarda esaslı bir onarım görmüştür. Daha sonraki yıllarda da zaman zaman bakım yapılmıştır. Hatta iç süslemelerinde değişiklikler yapılmıştır. 19. yüzyıla gelindiğinde süslemeler barok süslemelerle değiştirilmiştir. En son onarım ise 1980’de yapılmıştır. Kapsamlı bir restorasyona alınmıştır, kubbedeki tezyinatlar kalem işleri o döneme aittir.” dedi.
Osmanoğlu, Selimiye’de yeni bir restorasyon ihtiyacı sonucu 2021 yılında çalışmalar başlatıldığına dikkati çekti.
Ortaya çıkan yapısal sorunlar ve 1980’deki restorasyonun eksikliklerinin tamamlanması açısından yapının restorasyona alındığını anlatan Osmanoğlu, “Türkiye’de restorasyon çalışmaları çok ileri bir noktaya gelmiştir. Türk restorasyonu bulunduğumuz dönemde dünya sıralamasında da ön sıralardadır. Selimiye Camisi’nde yapılan restorasyon oldukça bilimsel bir restorasyondur ve yapıyı bir 100 yıl daha ileriye taşıyacaktır.” diye konuştu.
]]>Birinci Ulusal Mimarlık Akımının önemli temsilcilerinden Ahmet Kemaleddin Bey tarafından tamamlanan Ankara Palas binası, 1928’de hizmet vermeye başladı.
1975 yılına kadar Vakıflar İdaresine bağlı olarak işletilen, 1976-1982 yılları arasında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından ofis ve sergi alanı olarak kullanılan yapı, 2018’de Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Başkanlığına devredildi ve tarihinin en büyük restorasyonu gerçekleştirildi.
Müze haline getirilen Ankara Palas binasında, Milli Saraylar koleksiyonlarında bulunan 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar nadide parçaların yanı sıra Cumhuriyet değerlerini yansıtan ve Atatürk döneminde kullanılan eserler de yer alıyor.
Tablolar, saatler, teknolojik araçlar, gümüşler, sofra takımları, yazma ve matbu eserler, Atatürk’ün kullandığı eşyalar, diplomatik hediyeler, Hereke dokumaları, Beykoz camları, Yıldız porselenleri, madalya ve nişanlar, mühür ve sikkeler, hazine koleksiyonundan seçkiler bulunuyor.
Atatürk’ün kullandığı oturma takımı ve çalışma masası, Osmanlı Sultanlarına takdim edilen özel hediyeler, albümler ve Palas’ta kullanılan yemek takımlarıyla kurulmuş yemek masası, müzede öne çıkan eserlerden.
Ankara’nın tarihi yapılarından Ankara Palas Müzesi, yarın kapılarını ziyaretçilerine açacak.
Müze pazartesi günleri hariç 09.00-17.00 saatleri arasında gezilebilecek.
Zemin ve temelde güçlendirme yapıldı
Milli Saraylar Başkanı Yasin Yıldız, açılışı yapılacak müzenin tamamlanan restorasyon sürecine ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Yaşı ve kullanımı itibarıyla bina için ciddi bir restorasyon ihtiyacı ortaya çıkmasıyla 2019’un başında çalışmaların başlatıldığını kaydeden Yıldız, binanın zemininde ve temelinde güçlendirme yapıldığını bildirdi.
Restorasyonun yaklaşık 2,5 yıl içinde tamamlandığını belirten Yıldız, restorasyonun ardından 1,5 yıllık sürede ise müze projesi kapsamında salonlardaki tefriş düzeninin gerçekleştirildiğini anlattı.
Müzede, 1200 parça taşınabilir tarihi eser sergilendiğini bildiren Yıldız, çok çeşitli koleksiyonlara ait sergilerin bulunduğunu söyledi.
Yıldız, şunları kaydetti:
“Özellikle Osmanlı döneminden başlayıp Cumhuriyet dönemine kadar ülkemize diplomatik yolla gelmiş pek çok hediyeyi de burada sergiliyoruz. Milli Sarayların envanterinde çok önemli iki royal fabrikamız bulunuyor. Yıldız Porselen ve Hereke fabrikalarının tarihi eserlerinden de bir koleksiyonu bu yılki sergileri olarak buraya getirdik. Bu koleksiyonlar her yıl yenilenecek. Her yıl farklı Milli Saraylar koleksiyonundan hazineler Ankara Palas’la buluşacak. Müzemizin ana teması bu.”
“Atatürk’ün eşyaları özgün düzeninde görülebilecek”
Cumhuriyet tarihinin önemli olaylarına tanıklık eden Ankara Palas’ta başta Atatürk’ün kullandığı eserlerin bir bölümünü de ziyarete açtıklarını ifade eden Yıldız, “Atatürk’ün gerek şahsi eşyaları gerek buradaki etkinliklerde kullanmış olduğu mobilyaları ziyaretçilerimiz özgün düzeninde görebilecek.” dedi.
Yıldız, müze bünyesinde 200 kişilik konferans salonu, çocuk atölyesi, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin istifade edebileceği kültürel ve tarihi miras, mimari sanat tarihi alanlarında yaklaşık 7 bin eserden oluşan bir kütüphane bulunduğu bilgisini verdi.
“Yarından itibaren müzemiz, Ankaralılar, yerli ve yabancı turistlerin hizmetinde olacak.” diyen Yıldız, “Ramazan Bayramı sonuna kadar bu müzeyi Ankaralılarla ücretsiz olarak buluşturmayı düşünüyoruz.” dedi.
]]>Burak KESKİNCİ/ BEYOĞLU’ndaki Ceneviz Surları’nın Harup Kapı bölümü üzerinde bulunan yaklaşık 700 yıllık tarihi kitabenin, İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nca 2019’da İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne taşınmasına karar verildi. Hırsızlığa karşı demir bir kafeste tutulan kitabe, önündeki dar yoldan geçiş yapan araçlar sebebiyle tahrip olma riskiyle karşı karşıya. Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Mimar Serhat Şahin ” Cenevizlilerden kalan bire bir buçuk metrelik anıtsal değeri olan kitabe maalesef kötü durumda. Burayla ilgili kararı ilgili koruma kurulundan aldırmıştık, mevcut durumundan dolayı İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılması, yerine replikasının konulması kararı alınmıştı. Restorasyonda bu müdahale maalesef yapılmamış” dedi. İBB’den yapılan açıklamada; Ceneviz surlarında gerçekleştirilen restorasyon çalışmasına devam edildiği ve replikanın henüz hazır olmadığı ifade edildi.
Beyoğlu’nda Galata Kulesi’ne yakın bir bölgede bulunan, Yanıkkapı Sokak’ta yer alan yaklaşık 700 yıllık Ceneviz armalı tarihi kitabe; hırsızlık ve çevresel tahribattan korunması için uzun bir süredir demir kafeste tutuluyor. Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği’nin de başvurusuyla 2019 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nca Ceneviz Surları’nda yer alan tarihi kitabenin replikasının yapılarak; orijinal eserin İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılmasına karar verildi. Alandaki restorasyon çalışmaları ve İstanbul Restorasyon Konservasyon Merkez ve Bölge Laboratuvarı’nda hazırlanacak replika kitabenin aynı noktaya yerleştirilmesi işlemlerinin ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce gerçekleştirileceği öğrenildi. Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Mimar Serhat Şahin, alanda İBB ekipleri tarafından yaklaşık bir yıl önce gerçekleştirilen restorasyon çalışması sonrasında eser aynı yerinde muhafaza edilirken, kapı ve eser çevresindeki demir korkuluk, gergi ve statik destek ekipmanları da genişletildi belirtti. Daha önce; küçük bir çerçeve içerisinde bulunan kitabenin; çevresindeki demir çerçeve de büyütüldü. Çevre sakinleri ise dar bir sur kapısında yer alan kitabenin, altından geçen araçlar sebebiyle olası bir kaza veya sürtmede, tahribata uğrama riskine vurgu yaptı. Yakınında, metro istasyonunun da yer aldığı, surların bulunduğu nokta otopark olarak da kullanılıyor. Tarihi eserin yer aldığı alan havadan da görüntülendi. İBB’den yapılan açıklamada, Ceneviz surlarında gerçekleştirilen restorasyon çalışmasına etaplar halinde devam edildiği ve replikanın henüz hazır durumda olmadığı, hazır olduğunda orijinal kitabenin müzeye taşınacağı belirtildi. Taşınma tarihi ve demir çerçevenin genişletilmesi hakkında ise bilgi verilmedi.
“RESTORASYONA RAĞMEN KÖTÜ DURUMDA”
Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Mimar Serhat Şahin, “Maalesef restorasyon yapılmasına rağmen kötü durumda. Gerekli ilgi gösterilmemiş gibi. Biz, Mimari Restorasyon ve Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı olarak ilgili koruma kurulundan karar aldırdık. Mevcut kötü durumundan dolayı İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılması yerine replikası konulması kararını aldırdık. Restorasyon yapıldığı sırada bu müdahale maalesef yapılmamış. Önemi şurada dediğimiz gibi 700 yıllık bir kitabeden bahsediyoruz” şeklinde konuştu.
“ÇEVRESİNDEKİ KÖTÜ ŞARTLARDAN DOLAYI KARAR ALDIRDIK”
Kitabe hakkında bilgi veren Şahin, “Ortasında, Genoa’nın kurucu meleği Aziz George’un hacı var, her iki tarafında da Doria ve Meruda ailelerinin imtiyazlarını gösteren armaları bulunmakta. 2863 Sayılı Koruma Kanunu’muza göre böyle evrensel değere sahip tarihsel belge niteliğindeki bir kitabe, kapının uluslararası tüzüklere göre koruma altına alınması gerekiyor. Maalesef mevcudiyet, yakın çevresindeki kötü şartlardan dolayı 2019 yılının başında bu kararı aldırdık. İnşallah yetkililerimiz tarafından durum tekrar gözden geçirilir ve Yanıkkapı dediğimiz bu bölgedeki tek olduğunu söylediğimiz eser de, koruma ilkeleri gereği İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılır” diye konuştu.
“ARMA MEVCUT MÜHENDİSLİK METOTLARIYLA KALDIRILABİLİRDİ”
“Evrensel değerlere sahip bir kitabeden bahsediyoruz” ifadesini kullanan Şahin, “Mevcut şartlarla durumun uygun olmadığını söyleyebiliriz. Yapılan restorasyon çalışmalarında, tabi projeye uygun olarak kararlar alındı; ilgili koruma kurullarında alındı, müdahale şekilleri yakın çevresiyle birlikte kurullardan geçirildi. Böyle bırakılmamalıydı. Eğer böyle bir restorasyondan geçilseydi, mevcut statik sorunları da halledilip bu arma mevcut mühendislik metotlarıyla kaldırabilirdi. Kaldırılmaması tercih edilmiş. Tabi yapılsa, biz altyapısını da hazırlamıştık, koruma kurullarından geçirdik. Bu yapılabilirdi, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin yetkileriyle konservasyonu, replikası yapılıp, halka açılabilirdi” dedi.
“ÇALINMAYA DA MÜSAİT”
Alandaki çalışmalarla ilgili konuşan Şahin, “Yapılan uygulamalar; biz her zaman söylüyoruz, halk dilinde konuşalım; çamaşır suyundan çıkmış gibi. Derz dolgu ile yapılan restorasyon tam bir restorasyon değil. Bazı özgün malzemeleri de yeni yapılan malzemelerle, dolgu malzemeleriyle kullandığınızda özgün malzemeyi kaybediyorsunuz. Tabi bunun mevcut yerinde durması tercihimiz olurdu. Mevcut kültürel altyapımız ise buna uygun değil. Hala yerinde duruyor maalesef. Armaları ve kabartmaları da kötü hale geliyor. Çalınmaya da kötü müdahaleye de müsait. Vandallığa da uğrayabilir. Üzerindeki kabartmalar da fiziksel koşullardan dolayı yavaş yavaş eriyor. Müzede korunması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“ARABALAR GEÇERKEN SÜRTEBİLİYOR”
Kitabenin bulunduğu surun yakınında dükkanı bulunan esnaf Selami Özkan “Böyle bir şeyin burada olmasına şaşırdım, güzel bir şey hemen dükkanımızın yanında demek ki tarihi bir yerin yakınında duruyormuşuz. Burada hemen hemen 8-9 aylık bir çalışma yapıldı. Buralar düzenlendi, fakat onu hiç sökmediler. Tabi arabalar geçerken sürtebiliyor, hatta bir duvar yıkıldı, tekrar yaptılar burada”dedi.
]]>Burak KESKİNCİ/ BEYOĞLU’ndaki Ceneviz Surları’nın Harup Kapı bölümü üzerinde bulunan yaklaşık 700 yıllık tarihi kitabenin, İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nca 2019’da İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne taşınmasına karar verildi. Hırsızlığa karşı demir bir kafeste tutulan kitabe, önündeki dar yoldan geçiş yapan araçlar sebebiyle tahrip olma riskiyle karşı karşıya. Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Mimar Serhat Şahin ” Cenevizlilerden kalan bire bir buçuk metrelik anıtsal değeri olan kitabe maalesef kötü durumda. Burayla ilgili kararı ilgili koruma kurulundan aldırmıştık, mevcut durumundan dolayı İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılması, yerine replikasının konulması kararı alınmıştı. Restorasyonda bu müdahale maalesef yapılmamış” dedi. İBB’den yapılan açıklamada; Ceneviz surlarında gerçekleştirilen restorasyon çalışmasına devam edildiği ve replikanın henüz hazır olmadığı ifade edildi.
Beyoğlu’nda Galata Kulesi’ne yakın bir bölgede bulunan, Yanıkkapı Sokak’ta yer alan yaklaşık 700 yıllık Ceneviz armalı tarihi kitabe; hırsızlık ve çevresel tahribattan korunması için uzun bir süredir demir kafeste tutuluyor. Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği’nin de başvurusuyla 2019 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nca Ceneviz Surları’nda yer alan tarihi kitabenin replikasının yapılarak; orijinal eserin İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılmasına karar verildi. Alandaki restorasyon çalışmaları ve İstanbul Restorasyon Konservasyon Merkez ve Bölge Laboratuvarı’nda hazırlanacak replika kitabenin aynı noktaya yerleştirilmesi işlemlerinin ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce gerçekleştirileceği öğrenildi. Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Mimar Serhat Şahin, alanda İBB ekipleri tarafından yaklaşık bir yıl önce gerçekleştirilen restorasyon çalışması sonrasında eser aynı yerinde muhafaza edilirken, kapı ve eser çevresindeki demir korkuluk, gergi ve statik destek ekipmanları da genişletildi belirtti. Daha önce; küçük bir çerçeve içerisinde bulunan kitabenin; çevresindeki demir çerçeve de büyütüldü. Çevre sakinleri ise dar bir sur kapısında yer alan kitabenin, altından geçen araçlar sebebiyle olası bir kaza veya sürtmede, tahribata uğrama riskine vurgu yaptı. Yakınında, metro istasyonunun da yer aldığı, surların bulunduğu nokta otopark olarak da kullanılıyor. Tarihi eserin yer aldığı alan havadan da görüntülendi. İBB’den yapılan açıklamada, Ceneviz surlarında gerçekleştirilen restorasyon çalışmasına etaplar halinde devam edildiği ve replikanın henüz hazır durumda olmadığı, hazır olduğunda orijinal kitabenin müzeye taşınacağı belirtildi. Taşınma tarihi ve demir çerçevenin genişletilmesi hakkında ise bilgi verilmedi.
“RESTORASYONA RAĞMEN KÖTÜ DURUMDA”
Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Mimar Serhat Şahin, “Maalesef restorasyon yapılmasına rağmen kötü durumda. Gerekli ilgi gösterilmemiş gibi. Biz, Mimari Restorasyon ve Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı olarak ilgili koruma kurulundan karar aldırdık. Mevcut kötü durumundan dolayı İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılması yerine replikası konulması kararını aldırdık. Restorasyon yapıldığı sırada bu müdahale maalesef yapılmamış. Önemi şurada dediğimiz gibi 700 yıllık bir kitabeden bahsediyoruz” şeklinde konuştu.
“ÇEVRESİNDEKİ KÖTÜ ŞARTLARDAN DOLAYI KARAR ALDIRDIK”
Kitabe hakkında bilgi veren Şahin, “Ortasında, Genoa’nın kurucu meleği Aziz George’un hacı var, her iki tarafında da Doria ve Meruda ailelerinin imtiyazlarını gösteren armaları bulunmakta. 2863 Sayılı Koruma Kanunu’muza göre böyle evrensel değere sahip tarihsel belge niteliğindeki bir kitabe, kapının uluslararası tüzüklere göre koruma altına alınması gerekiyor. Maalesef mevcudiyet, yakın çevresindeki kötü şartlardan dolayı 2019 yılının başında bu kararı aldırdık. İnşallah yetkililerimiz tarafından durum tekrar gözden geçirilir ve Yanıkkapı dediğimiz bu bölgedeki tek olduğunu söylediğimiz eser de, koruma ilkeleri gereği İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılır” diye konuştu.
“ARMA MEVCUT MÜHENDİSLİK METOTLARIYLA KALDIRILABİLİRDİ”
“Evrensel değerlere sahip bir kitabeden bahsediyoruz” ifadesini kullanan Şahin, “Mevcut şartlarla durumun uygun olmadığını söyleyebiliriz. Yapılan restorasyon çalışmalarında, tabi projeye uygun olarak kararlar alındı; ilgili koruma kurullarında alındı, müdahale şekilleri yakın çevresiyle birlikte kurullardan geçirildi. Böyle bırakılmamalıydı. Eğer böyle bir restorasyondan geçilseydi, mevcut statik sorunları da halledilip bu arma mevcut mühendislik metotlarıyla kaldırabilirdi. Kaldırılmaması tercih edilmiş. Tabi yapılsa, biz altyapısını da hazırlamıştık, koruma kurullarından geçirdik. Bu yapılabilirdi, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin yetkileriyle konservasyonu, replikası yapılıp, halka açılabilirdi” dedi.
“ÇALINMAYA DA MÜSAİT”
Alandaki çalışmalarla ilgili konuşan Şahin, “Yapılan uygulamalar; biz her zaman söylüyoruz, halk dilinde konuşalım; çamaşır suyundan çıkmış gibi. Derz dolgu ile yapılan restorasyon tam bir restorasyon değil. Bazı özgün malzemeleri de yeni yapılan malzemelerle, dolgu malzemeleriyle kullandığınızda özgün malzemeyi kaybediyorsunuz. Tabi bunun mevcut yerinde durması tercihimiz olurdu. Mevcut kültürel altyapımız ise buna uygun değil. Hala yerinde duruyor maalesef. Armaları ve kabartmaları da kötü hale geliyor. Çalınmaya da kötü müdahaleye de müsait. Vandallığa da uğrayabilir. Üzerindeki kabartmalar da fiziksel koşullardan dolayı yavaş yavaş eriyor. Müzede korunması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“ARABALAR GEÇERKEN SÜRTEBİLİYOR”
Kitabenin bulunduğu surun yakınında dükkanı bulunan esnaf Selami Özkan “Böyle bir şeyin burada olmasına şaşırdım, güzel bir şey hemen dükkanımızın yanında demek ki tarihi bir yerin yakınında duruyormuşuz. Burada hemen hemen 8-9 aylık bir çalışma yapıldı. Buralar düzenlendi, fakat onu hiç sökmediler. Tabi arabalar geçerken sürtebiliyor, hatta bir duvar yıkıldı, tekrar yaptılar burada”dedi.
]]>Atatürk, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelişinde önce Ziraat Mektebi’ni daha sonra da İstasyon Şefi Köşkü’nü hem konut hem de çalışma yeri olarak kullandı.
Bu yapılar Atatürk’ün çalışma ve dinlenmesi için yetersiz kalınca uygun bir konut arayışı içine girildi. Daha sakin ve huzurlu bir ortam olması sebebiyle Çankaya’daki “bağevi” Ankara Belediyesi tarafından 30 Mayıs 1921’de Mustafa Kemal’e armağan edildi.
Atatürk, Latife Hanım ile evlenmesinin ardından günlük yaşamını burada sürdürdü.
1924-1926 yıllarında yeni yapılar eklenerek, büyütülen “bağevi”, Mustafa Kemal Paşa’yı 1932’de inşa edilen Pembe Köşk’e taşınıncaya kadar ağırladı.
Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok önemli olaylara tanıklık eden, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın yakın kurmaylarıyla 28 Ekim 1923’teki akşam yemeğinde bir araya gelerek, “Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz.” dediği ve ömrünün büyük bölümünü geçirdiği “bağevi”, 1950’den bu yana “Atatürk Müze Köşkü” adıyla halka açıldı.
Köşkün, 2002–2007 arasında kapsamlı bir bakım ve onarım çalışmasıyla müzeden çok, kullanıldığı dönemi yansıtan bir “konut” olarak sergilenmesi için gerekli düzenlemeler yapıldı.
Meydana gelen bozulmaları durdurabilmek amacıyla da 2022’de Milli Saraylar Başkanlığınca yeniden restorasyonuna başlanılan köşk, tadilatların tamamlanmasıyla Cumhuriyet’in 100. yılında kapılarını yeniden ziyaretçilere açtı.
2022’de kapsamlı restorasyona alındı
Milli Saraylar Başkanlığı Anadolu Müzeleri Daire Başkanı Mert Tepekıran, Atatürk Müze Köşkü’nde AA muhabirine yaptığı açıklamada, köşkün tarihi ve özelliklerine ilişkin bilgi verdi.
Atatürk Müze Köşkü’nün, müzeden ziyade 1921-1932 yılları arasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kullandığı ev olarak muhafaza edildiğini vurgulayan Tepekıran, şöyle konuştu:
“Burası 2022 yılında Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü himayesinde Milli Saraylar Başkanlığımızca geniş kapsamlı bir restorasyona alındı. Bilim ve Değerlendirme Kurulu uzman hocalarımızın titiz çalışmalarıyla bir restorasyon süreci geçirdik, bir yıl gibi kısa sürede tamamlandı.
Burası Ankaralılar ve şehir dışından gelen misafirler için çok önem verilen bir mekan ve bu mekanda 29 Ekim 2023’den bu yana 4 bine yakın ziyaretçi ağırladık. Ziyaretçileri 20 kişilik gruplar halinde kabul ediyoruz, çünkü ev formatında ve ahşap bir yapı olduğu için çok kalabalık grupların ağırlanmasında bazı sıkıntılar oluşabiliyor.”
Restorasyonda 150 kişilik uzman ekip görev aldı
Tepekıran, restorasyon sürecinde binanın statiği, çatı tamiri ve kirişlerinin sağlamlaştırılması, duvarlardaki kalem işlerinin tekrar gözden geçirilmesi ve obje bakımları gibi çalışmaların yaklaşık 150 kişilik uzman bir ekiple yürütüldüğünü aktardı.
Müze köşkün iki katının restorasyonunun tamamlanıp, ziyarete açıldığı bilgisini veren Tepekıran, “Halen devam eden manevi evlatlar kısmı ve müze-sergi salonumuz var. Bunları da en kısa zamanda tamamlayıp, vatandaşlarımızın ziyaretine açacağız.” dedi.
“Telefonla randevu alınarak, ziyaret edilebilecek”
Tepekıran, ziyaret sırasında yemek salonu, elçi kabul odası, Atatürk’ün yatak odası ve şahsi eşyaları, Latife Hanım’ın odası, çalışma odası ve kütüphanenin görülebileceğini belirterek, köşkün pazartesi hariç her gün “0 312 403 54 44” numaralı telefondan randevu alınarak, ziyaret edilebileceğini vurguladı.
]]>Aksu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 6 Şubat 2023 depreminden etkilenen 11 şehirde zarar gören 600 vakıf eserinin tespit ile restorasyon projelerinin tamamlandığını ve yeniden onarımlarına başladıklarını ifade etti.ç
Depremden etkilenen illerdeki abide eserlerin bir an önce milletin hizmetine sunulması gerektiğini vurgulayan Aksu, “Çok ciddi bir insan kaynağı ve bütçe gerekiyor. Allah devletimize zeval vermesin. Vakıfların gücü inşallah buna yetecek.” dedi.
Aksu, bu eserlerden 2024’te hizmete açılacaklar yanında, gelecek yıl tamamlanacakların da bulunduğunu kaydetti.
“Orijinal parçalarıyla eserlerimizi ayağa kaldırabileceğiz”
Ekiplerin sahada çalıştıklarını, restorasyon sürecinin ciddi bir zaman gerektirdiğini belirten Sinan Aksu, vakıf eserlerinin onarımlarının üniversitelerde oluşturan bilim kurulları ile yapılabildiğini söyledi. Kurulların projeleri ayrıntılı inceleyerek, inşaatın nasıl yapılacağına ilişkin kendilerine rehberlik yaptığını anlatan Aksu, bu süreçlerin tamamını geride bıraktıklarını belirtti.
Aksu, bu yılı tamamen inşaat dönemi olarak geçireceklerini, şehir meydanlarındaki camilerde, kervansaraylarda, çarşılarda, hamamlarda bu yıl yoğun bir faaliyet olacağını aktararak, şunları belirtti:
“Depremden en çok etkilenen Hatay’da 100’den fazla şantiye kuruldu. Anadolu’nun ilk camisi Habib-i Neccar, Hatay’ın en güzel eserlerinden Antakya Ulu Cami ve onlarca vakıf eserinin hepsini birden ayağa kaldırmak için yoğun bir çaba içerisinde olacağız. Hesabımızı yaptık. 3 yıl içerisinde depremden zarar gören tüm yapıların ayağa kaldırılması ile ilgili hedefimiz var. Hazirandan itibaren depremden etkilenen eserlerimizi birer birer açmaya başlayacağız. İşi biten, onarımı biten eserlerimizi hemen halkımızın hizmetine sunacağız.”
Gaziantep’teki camilerle ilgili de yoğun bir çalışmalarının bulunduğunu dile getiren Aksu, “En hafif hasarlı olanlara öncelikli olarak başladık. Ramazan ayında bu camilerimizden açmak istediklerimiz var. Haziranda da bir kısmını vatandaşımızın hizmetine açmış olacağız. Öncelik Gaziantep gibi görünüyor. 600 eserimiz zarar gördü. Bunlardan 377’si orta ve ağır hasarlı, öncelikle onlara başladık. Deprem olur olmaz, tüm zarar gören yapıları koruma kalkanı içerisine aldık. Hemen üniversitelerimizden yardım alarak, kurtarma kazısı yaptık. Bu kazılardaki eserler üzerinde çalışmalar yapıp, geriye yerlerine monte edilmesi kaldı. Hiçbir çakıl taşımız dahi eserlerimizden uzaklaştırılmadı, hepsi korundu. Bu sürecin sonunda orijinal parçalarıyla eserlerimizi ayağa kaldırabileceğiz.” dedi.
2025’te Kıbrıs Selimiye Camisi açılacak
Aksu, Balkanlarda geçen yıl 9’u cami 12 vakıf eserinin tamamlandığını, halen 20 restorasyon projesinin devam ettiğini belirterek, “Bu yıl 13 tanesini bitireceğimizi planlıyoruz. Balkanlar Osmanlı mirası ve Müslüman tebaadan yoğun bir talep var, bu coğrafyadaki eserlerin TİKA ve vakıflar aracılığıyla onarılmasına yönelik. Balkan devletlerinin izin verme ölçülerine göre oradaki restorasyonları yapabiliyoruz. Ama süreçler hiç de kolay gitmiyor. Yoğun diplomasi gerektiriyor.” dedi.
Kıbrıs’taki eserler için de yoğun çalışma yürüttüklerini bildiren Aksu, “Selimiye Camisi, Kıbrıs’ın fethedilmesinden sonra Fethiye Camisi olarak adlandırılan kiliseden dönüştürülmüş bir cami ve yapılış tarihi çok daha eski. Bu cami ciddi manada uzun yıllar bakım ve onarımı yapılamadığı için şu anda bakımı konusunda aciliyet arz ediyor. Restorasyonuna 2 yıl önce başladık ve önümüzdeki yılın sonlarına doğru da restorasyonu bitirip, Kıbrıslıların hizmetine açacağız.” diye konuştu.
Sinan Aksu, 8 Mayıs 2024’ün Vakıflar Genel Müdürlüğünün kuruluşunun 100. yılı olduğunu anımsatarak, 8 Mayıs Vakıf Haftası’nda 100 vakıf eserini milletimizle buluşturacaklarını anlattı.
Aksu, “Selçuklu eseri Divriği Ulu Cami, deprem bölgesinde pek çok camimiz, çarşımız, hamam yapıları, İstanbul, Edirne, Bursa gibi pek çok tarihi şehrimizdeki abide eseri 8 Mayıs’taki Vakıf Haftası’nda hizmete açacağız. Deprem bölgesini yoğunlukla ön plana çıkarmamız lazım. Burada yıkım çok fazlaydı. Bu yıl bir kısım deprem bölgesindeki yapılarımızı milletimizin hizmetine açmış olacağız.” sözlerine yer verdi.
]]>